Rehabilitation
207 theses under this subject heading
El rehabilitasyonunda oyun kumandası özelliğine sahip egzersiz aracı tasarım ve geliştirilmesi
İnsan vücudunun kompleks ve çok yönlü bir parçasını oluşturan el, herhangi bir deformite sonucunda kişinin aktif iş hayatını ve günlük yaşam aktivitelerini etkilemektedir. Aktif iş hayatına dönmek için gerekli rehabilitasyon süreci uzun süreli ve düzenli katılım gerektirmekle birlikte, hastalar tarafından ilgi çekici bulunmamaktadır. Süreç içerisinde reçete edilen egzersiz programlarının klinik olarak kanıtlanmış terapötik faydalarına rağmen, hastaların çoğunluğu tarafından uygulanmamaktadır. Bu durum egzersiz programlarının iyileşmeye olan katkısını sınırlamaktadır. Hastaların egzersiz programlarına düzenli katılımlarını sağlamak için motivasyona ihtiyaçları vardır. Bu çalışmada terapötik egzersizlerin video oyun kumandası özelliği olan egzersiz aleti ile gerçekleştirilmesinin hastaların egzersiz programlarına katılımına etkisi araştırılmıştır. Bu amaçla çok sayıda 2 boyutlu (2B) oyunu kumanda edebilecek bir çift oyun kumandası geliştirilerek hastaların kullanımına sunulmuş ve deneyimleri hakkında görüşleri alınmıştır. Katılımcıların aktivite sırasındaki motivasyon değerleri ortalamanın üstünde çıkmış, katılımcılara reçete edilen egzersiz programlarını uyulmadığı tespit edilmiş ve beyan ettikleri egzersiz miktarı ile kayıt altına alınan egzersiz miktarlarının birbiri ile uyumlu olmadığı görülmüştür. Çalışmanın en büyük sınırlılığı, kullanıcı araştırmasının COVID-19 pandemi sürecinde tamamlanması sebebiyle katılımcı sayısının düşük kalmasıdır.
An evaluation of conservation and rehabilitation studies in historical areaswithin the scope of resilience: Case of Hamamönü area in Ankara
In today's developing and globalizing world, cities and societies encounter unexpectedly variable problems such as energy problems, sudden migrations, epidemics and pandemics, global and local economic crises, and ecological change. One of the most current and fundamental concepts that have been developed against these problems in the modern era is 'resilience.' The concept of resilience, in general, is the holistic evaluation of a system and its layers in the idea beyond sustainability. When multi-layer urban systems are considered as chain systems consisting of different sub-units, the whole system is in a strong position as the rings' weakest link in its sub-units. A disregarded vulnerable link can cause the collapse of the entire system, and the same resilience principles apply to multilayered cities. Resilience is a holistic evaluation of the multilayered system parameters such as demographic, economic, ecological, infrastructural, and structural. Against this variety of threats, it is nearly impossible to protect each layer and functional elements separately. At this point, resilience comes into play as an integrated protection and maintenance mechanism. Many approaches have been developed on resilience in the studies on the holistic protection and maintenance of the system. RELi and CRI, two of the most comprehensive of these will be discussed in this study to examine resilience assessments in the historical areas through the case of Hamamönü in Ankara. In Turkey, the concept of resilience is comparatively new that is considered within sustainability. The case of Ankara, which is envisaged to be handled within the scope of this study, is a notable example of examining heritage conservation and heritage tourism within the framework of resilience. Ankara is not only the capital of the Turkish Republic and the first witness of the emerging democracy as it began here, but it also hosted and contains the heritage of the ancient cultures of mainly the Hittite, Phrygian, Roman, Byzantine, Seljuk, and Ottoman civilizations to the present. It is aimed to study the resilience of the historical areas in the case of the Ulus region in Ankara, where multiple cultural layers exist together. Several issues have been seen such as over-population, traffic, developments in the economic and ecological lives brought by the capital identity in Ankara. Hamamönü neighborhood, chosen as the thesis area, is an important cultural point in the old city center. After the rehabilitation interventions carried out in the Hamamönü region in 2009, large-scale economic, demographic, structural and infrastructural changes occurred in the region. In order to understand the resilience capacity of the Hamamönü sample, the economic, structural, historical, demographic and infrastructural, administrative layers of the region were examined, and data were collected through site analyses, oral surveys through in-person interviews and GIS measurements. The collected data were evaluated in the context of the CRI and RELi 2.0 resilience scales and various suggestions are developed. It is believed to be critical in creating a roadmap for what can be done in the future related to the protection of cultural heritage in Ankara. This thesis titled 'An Evaluation of Conservation and Rehabilitation Works in Historical Areas in the Scope of Resilience: The Case of Ankara Hamamönü' aims to examine the resilience levels of the conservation sites that are planned to be protected against unexpected crises and related changes after their rehabilitation.
Zihinsel yetersizliği olan öğrencilerin öğretim süreçlerinin incelenmesi: Öğretmen ve veli görüşleri
Bu araştırmanın temel amacı zihinsel yetersizliği olan öğrencilerin rehabilitasyon merkezlerindeki öğretim süreçlerini, öğretmenlerinin ve velilerin görüşlerine başvurarak incelemektir. Olgubilim deseninin kullanıldığı araştırmanın çalışma grubunu Siirt ilinde bulunan rehabilitasyon merkezlerinde zihinsel yetersizliği olan öğrencilere ders veren 20 öğretmen ve 20 veli oluşturmaktadır. Amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu katılımcı gruba uygulanmıştır. Görüşme formu öğretmen ve veliler için ayrı ayrı hazırlanmıştır. Buradan elde edilen veriler içerik analizine tabi tutulmuştur. Araştırma sonucunda; öğretmenlerin daha çok günlük yaşam becerilerine öncelik verdikleri, gösterip yaptırmaya yönelik etkinlik ve çalışmalar yaptığı, rehabilitasyon merkezlerinin öğrencilere katkı sağladığı, öğrencilerin engel durumundan ve velilerin tutumundan kaynaklı problemler yaşadığı görülmüştür. Öğretmenler yaşadıkları problemleri aileden destek almaya çalışarak çözmeye çalıştıkları ve öğrencilere farklı olarak sosyal toplumsal becerilere yönelik eğitimlerin verilmesini istemişlerdir. Velilerin görüşlerine göre ise rehabilitasyon merkezlerinde daha çok öğrenmeye destek eğitimleri verildiği, bu merkezlerin çocuklarına katkı sağladığı, öğrencilerin engel durumundan kaynaklı problemler yaşadığı ve bu durumun sosyal hayatlarını olumsuz etkilediği görülmüştür. Veliler, yaşadıkları problemlere çocuklarının duygularını anlamaya çalışarak çözmeye ve çocuklarının öğretim sürecine iletişim, etkileşim, psikomotor, algı ve bellek becerilerine yönelik katkılar sağlamaya çalışmışlardır. Ayrıca veliler farklı olarak çocuklarına toplumsal yaşam becerilerine yönelik eğitimlerin verilmesini istedikleri sonuçlarına ulaşılmıştır.
Serebral palsili çocukların ebeveynlerinin hastalık, fizyoterapi ve rehabilitasyon hakkındaki farkındalık durumlarının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı Serebral Palsi'li (SP) çocuklara primer bakım veren ebeveynlerin hastalık, fizyoterapi ve rehabilitasyon hakkındaki farkındalık durumlarını incelemekti. Çalışmaya 4-18 yaş arası SP'li çocuğu olan 78 ebeveyn dâhil edildi. Farkındalık düzeyinin belirlenmesinde Serebral Palsi Hastalık, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Farkındalık Değerlendirme Formu kullanıldı. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS 24 paket programı kullanıldı. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında ki kare testi kullanıldı. Yapılan analizler sonucunda katılımcıları büyük oranda annelerin oluşturduğu bulundu (%85,9). Anket sonuçlarına göre ebeveynlerin genel farkındalık düzeyleri düşük (%5,17), orta (%56,41) ve yüksek (%38,46) düzeyde bulundu. Ebeveynlerin eğitim düzeyi ve ekonomik durumuna göre katılımcıların farkındalık düzeyleri benzer bulundu (p>0,05). Ayrıca SP'li çocukların cerrahi geçirme durumu, yaş dağılımı ve kaba motor fonksiyon seviyelerine göre de katılımcıların farkındalık düzeyleri arasınds fark bulunmadı (p>0,05). Sonuç olarak SP'li çocukları olan ebeveynlerin hastalık, fizyoterapi ve rehabilitasyon hakkındaki farkındalık düzeylerinin genel olarak orta ve yüksek farkındalık düzeyinde olduğu saptandı.
Parkinson hastalarında sensoriomotor eğitimin üst ekstremite fonksiyonları, aktivite ve katılımı üzerine etkisinin incelenmesi
Parkinson Hastalığı (PH) üst ekstremitede ilerleyici limitasyonlara neden olan bir hareket bozukluğu hastalığıdır. Servikal bölge yoğun proprioseptif afferent içermesi nedeniyle sensorimotor kontrolde önemli rol oynar. Çalışmamızın amacı PH'de servikal sensorimotor eğitimin (S-SME) İşlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması (ICF) çerçevesinde üst ekstremite fonksiyonu üzerine etkisini incelemekti. Tek kör randomize kontrollü çalışmaya 27 PH hastası (11 kadın, 16 erkek, ortalama yaş 63,4±8,74) dahil edildi. Bireyler kontrol grubu (KG, n=12) ve S-SME grubu (n=15) olarak ikiye ayrıldı. KG üst ekstremiye yönelik iyi yapılandırılmış fizyoterapi alırken, S-SME grubuna ek olarak S-SME verildi. Her iki grup 8 hafta süresince haftada 3 gün toplam 24 seans fizyoterapi programına alındı. Vücut yapı ve fonksiyonları; Birleşik PH Değerlendirme Ölçeği (BPHDÖ) I-III-Toplam, Fahn Tolesa Marin klinik tremor derecelendirme ölçeği, parmak vurma testi, New York postür analizi, Parkinson yorgunluk ölçeği, el ve parmak kavrama kuvvetleri, Kraniyoservikal Fleksiyon Testi (KSFT), servikal kasların endurans testleri, eklem pozisyon hatası, hareketli iki nokta ayrım testi, Semmes Weistein Monofilament Testi, vizuel analog skala ve ağrı basınç eşiği ile aktivite ve katılım; BPHDÖ II, Purdue Pegboard Testi (PPT), PPT'ye ek kognitif ve motor çift görev performansları, Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi ve Parkinson Hastalığı Anketi (PDQ-39) ile çevresel faktörler ise araştırmacılar tarafından yapılandırılmış sorularla değerlendirildi. S-SME'nin üst ekstremite ile ilişkilendirilen parametrelerde gelişim sağladığı tespit edildi (p<0,05). Vücut yapı ve fonksiyonlarında servikal ve üst ekstremite propriosepsiyonu ile KSFT'de S-SME lehine anlamlı gelişme görüldü (p<0,05). Aktivite ve katılımda PDQ-39 GYA alt ölçek skorunda KG lehine anlamlı gelişme vardı (p<0,05). S-SME programı özellikle derin servikal kasların kuvvet ve enduransını, servikal propriosepsiyonu ve üst ekstremitede tüm eklemlerin propriosepsiyonunu artırmak için daha etkili görünmektedir. Çok eklemli üst ekstremite hareketlerinin kontrolünde bozukluklar görülen PH'de tüm eklemlerin propriosepsiyonundaki artış motor kontrolü artırmak için önemli olabilir. S-SME programı hafif ve orta evre PH'de üst ekstemite bozukluklarını azaltmak ve aktivite ile katılımı artırmak için etkili bir eğitim programı olarak önerilebilir. Anahtar Kelimeler: ICF, propriosepsiyon, sensorimotor eğitim, rehabilitasyon, üst ekstremite.
Unilateral serebral palsili çocuklarda eylem gözlem terapisi ve ayna terapisinin üst ekstremite fonksiyonları üzerine etkileri: 1 ay takipli randomize kontrollü çalışma
Bu çalışmada unilateral serebral palsi (SP)'li çocuklara uygulanan Eylem Gözlem Terapisi (EGT) ve Ayna Terapisi (AT) müdahalelerinin çocukların üst ekstremite fonksiyonları üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlandı. Araştırmaya 6-12 yaşları arasında 24 unilateral SP'li çocuk dahil edildi. Çocuklar basit rastgele yöntemle 12 çocuk EGT ve 12 çocuk AT grubuna olacak şekilde ikiye ayrıldı. Çocukların üst ekstremite becerilerine yönelik aktivite tercihlerini belirlemek için Kanada Okupasyonel Performans Ölçeği, aktivitelere yönelik hedefleri belirlemek için Hedefe Ulaşma Ölçeği, üst ekstremite fonksiyonlarını değerlendirmek için Shriners Hastanesi Üst Ekstremite Değerlendirmesi, Melbourne Unilateral Üst Ekstremite Fonksiyon Değerlendirme Testi ve ABILHAND Çocuk-Elle İlgili Beceri Anketleri uygulandı. İlk değerlendirmelerin ardından her iki gruba da günde 1 saat, haftada 3 gün toplam 6 hafta olmak üzere 18 seans müdahale yapıldı. EGT grubuna 30 dk Bilateral Aktivite Eğitimi (BAE) ve 30 dk EGT uygulaması, AT grubuna ise 30 dk BAE ve 30 dk AT uygulaması şeklinde her bir gruba toplam 60 dk müdahale yapıldı. 6 haftalık müdahalenin ardından ve 1 aylık takip sürecinin ardından aynı standardize değerlendirmeler her iki gruba tekrar uygulandı. Çalışmanın sonunda, her iki grubun okupasyonel performans ve memnuniyetlerinde, aktivite hedeflerine ulaşmada ve üst ekstremite fonksiyonel becerilerinde istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar elde edildi (p<0,05). Okupasyonel memnuniyet ve üst ekstremite bilateral el kullanımı becerilerinde EGT gurubu etki büyüklüğü açısından daha büyük etki gösterirken; okupasyonel performansta, aktivite hedeflerine ulaşmada ve üst ekstremite fonksiyonel becerilerinde AT grubu daha büyük etki sonuçlarını gösterdi. Bu araştırmada BAE ile uygulanan hem EGT hem de AT müdahalelerinin unilateral SP'li çocukların üst ekstremiteye yönelik becerilerini geliştirmede etkili olduğu görüldü. Bu bağlamda terapistlerin rutin müdahale programlarına ek olarak EGT ve AT gibi müdahaleleri kliniklerde destekleyici birer müdahale yöntemi olarak uygulamaları tedavi hedeflerine ulaşmayı daha çok destekleyecektir. Anahtar Kelimeler: Unilateral serebral palsi, eylem gözlem terapisi, ayna terapisi, üst ekstremite fonksiyonu.
Total diz artroplastili bireylerde iki farklı telerehabilitasyon uygulamasının etkinliğinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, total diz artroplastisi uygulanan primer diz osteoartritli bireylerde standart telerehabilitasyon (STR) ve dijital içerikli telerehabilitasyonun (DİTR) ağrı, eklem hareket açıklığı (EHA), eklem pozisyon hissi (EPH), Kuadriseps kas kuvveti, diz fonksiyonu ve fonksiyonel performans, yapay eklemi unutma becerisi, kinezyofobi ve egzersiz uyumuna etkisinin karşılaştırılmasıydı. Bununla birlikte DİTR grubundaki bireylerin telerehabilitasyon memnuniyetlerinin belirlenmesi amaçlandı. Çalışmaya yaş ortalamaları 68,94±8,66 yıl olan 36 birey dahil edildi. Bireyler basit rastgele randomizasyon yöntemiyle DİTR grubu (n=18, ortalama yaş: 67,33±9,62 yıl) ve STR grubu (n=18, ortalama yaş: 70,56±7,52 yıl) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Her iki gruptaki bireylere 8 haftalık standart ev egzersizlerini günde 3 defa 10 tekrarlı olacak şekilde yapmaları önerildi. STR grubundaki bireyler egzersizlerini kâğıt broşürler aracılığıyla aldı ve haftada 3 defa sesli arama ile takip edildi. DİTR grubundaki bireyler ise egzersizlerini dijital broşürler ve asenkron videolar aracılığıyla aldı ve haftada 3 defa sesli arama, mesajlaşma ve görüntülü görüşmeler ile takip edildi. İstirahat, aktivite ve gece ağrısı Görsel Analog Skalası (GAS) ile; EHA ve EPH dijital gonyometre ile; kas kuvveti el dinamometresi ile; diz fonksiyonu Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC) ve Diz İncinme ve Osteoartrit Sonuç Skoru Fiziksel Fonksiyon Kısa Formu (Knee Injury and Osteoarthritis Outcome Score, KOOS-PS) ile; fonksiyonel performans 5 Tekrarlı Otur Kalk Testi (5TOTK) ile; yapay eklemi unutma becerisi Unutulan Eklem Skoru-12 (UES-12) ile; kinezyofobi Kısa Kinezyofobi Ölçeği (KKÖ) ile; egzersiz uyumu "Egzersize Uyum Derecelendirme Ölçeği" (EUDÖ) ile; telerehabilitasyon memnuniyetleri Teletıp Memnuniyet ve Yararlılık Anketi (TMYA) ile değerlendirildi. Taburculuk gününde bireylerin ağrıları, EHA ve EPH, diz fonksiyonu ve fonksiyonel performansları ve kinezyofobileri değerlendirilirken; 4. hafta ve 8. haftada tüm değerlendirmelere ek olarak EUDÖ, UES-12 ve kas kuvveti değerlendirildi. Dördüncü haftanın sonunda ağrı (p<0,005), opere taraf EHA (p<0,05), 5TOTK (p=0,029), diz fonksiyonu (p<0,001), Kuadriseps kas kuvveti (p=0,006), KKÖ (p<0,001), UES-12 (p<0,001) ve EUDÖ (p<0,005) açısından iki grup arasında anlamlı fark bulunurken; EPH açısından gruplar benzerdi (p>0,05). Sekizinci hafta sonunda ağrı (p<0,001), opere taraf EHA (p<0,05), Kuadriseps kas kuvveti (p<0,001), diz fonksiyonu (p<0,05), 5TOTK (p<0,05), UES-12 (p<0,001) ve EUDÖ (p<0,005) açısından DİTR grubunun lehine anlamlı fark bulunurken; EPH, gruplar arasında benzerdi (p>0,05). DİTR grubundaki TMYA skorları hem 4.haftada (min-maks 101,00-105,00) hem de 8.haftada (min-maks 103,50-105,00) yüksekti. Sonuç olarak, total diz artroplastili bireylerde standart ev egzersizlerine ek olarak verilen telerehabilitasyon uygulamalarının kullanımı, hem 4. haftada hem de 8. haftada ağrı, EHA, kas kuvveti, diz fonksiyonu ve fonksiyonel performans, yapay eklemi unutma becerisi, kinezyofobi ve egzersiz uyumu açısından standart ev egzersizlerinden daha iyi bulunduğundan klinikte uygulanması önerilir.
Akciğer kanserli hastalarda ikili görev performansı ve solunum kas enduransının değerlendirilmesi
Kanser ve kanser tedavilerinin sonucunda, ciddi semptom ve yan etkiler ortaya çıkmaktadır. Çalışmamızda amacımız, akciğer kanserli hastalarda ikili görev performansı, solunum kas kuvveti ve enduransı, interkostal kas oksijenizasyonu, yorgunluğu, kognitif durumu, dispne ve fiziksel aktivite seviyelerini değerlendirmektir. Çalışmaya 25 akciğer kanserli hasta (64.00 yıl (58.50-64.00)) ve 25 kontrol grubu birey (60.00 yıl (55.00-63.00)) dahil edildi. Bireylerin değerlendirmesinde solunum kas kuvveti testi, solunum kas enduransı testi ve ikili görev performansı testi uygulandı. Kas oksijenizasyonu yakın kızılötesi spektroskopi (NIRS) cihazı ile değerlendirildi. Kognitif durum Montreal Bilişsel Değerlendirme (MOBİD) Ölçeği, fiziksel aktivite seviyesi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ), yorgunluk şiddeti Yorgunluk Şiddet Ölçeği, dispne Modifiye Medical Research Council (MMRC) Dispne Skalası ve yaşam kalitesi Avrupa Kanser Araştırmaları ve Tedavileri Organizasyonu (EORTC) QLQ-C30 Anketi ile değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda akciğer kanserli bireylerin solunum kas kuvvet ile endurası değerleri ve ikili görevin bilişsel parametresi kontrol grubu bireylere göre düşüktü (p<0,05). Kas oksijenizasyonu değerlerinden test boyunca total hemoglobin değişimi arasında anlamlı fark vardı (p<0,05). Akciğer kanserli bireylerin MMRC dispne skalası puanları daha yüksekti (p<0,001). MOBİD, yorgunluk şiddet ölçeği skorları ve IPAQ toplam puanı arasında fark yoktu (p>0,05). IPAQ yürüme puanı ve QLQ-C30 anketinin semptom skorlarında kontrol grubu lehine anlamlı fark vardı (p<0,05). Akciğer kanserli bireylerin bilişsel görev performansları, solunum kas kuvvetleri ile enduransları, yaşam kaliteleri ve dispne seviyeleri olumsuz etkilenmiştir. Akciğer kanserli bireylerin rehabilitasyonunda bu parametrelerin rehabilitasyon programına eklenmesi akılda tutulmalıdır.
Üst ekstremite yanık hastalarında proprioseptif nöromusküler fasilitasyon ve ayna tedavisinin eklem hareket açıklığı, ağrı, fonksiyonellik, kinezyofobi ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışma akut üst ekstremite yanıklarına uygulanan Standart tedavi(ST) ve Proprioseptif Nöromuskuler Fasilitasyon (Standart+PNF) ve ayna terapisinin (Standart+AT) eklem hareket açıklığı (EHA), ağrı, fonksiyonellik, kinezyofobi ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisini araştırmak amacı ile yapıldı. ST, PNF ve AT grubu olmak üzere 3 grup ve toplam 48 birey çalışmaya dahil edildi. Bireylerin demografik bilgileri ve yanığa özgü değerlendirmeleri yapıldı. Egzersiz eğitimi 6 hafta süreyle haftada 5 gün olarak uygulandı. Egzersiz eğitimi öncesi ve sonrasında gonyometrik ölçüm, Görsel Analog Skalası, Kol, Omuz ve El Sorunları Hızlı Anketi (QuickDASH), Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) ve Yanığa Özgü Sağlık Skalası ile değerlendirme yapıldı. ST, PNF ve AT gruplarında yaş ortalaması sırasıyla 38,44±7,62 yıl, 43,38±11,27 yıl ve 40,00±13,51 yıldı. Grupların demografik özellikleri arasında fark yoktu (p>0,05). Tedavi öncesi ve sonrası EHA değişim yüzdesi, ağrı , QuickDASH, TKÖ skorları ve Yaşam kalitesi ölçeği skorları açısından gruplar benzerdi (p>0,05). Bununla birlikte her üç grupta da tedavi öncesi ve sonrası ağrı skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edildi(p<0,05). Tedavi öncesi ve sonrası farklarda ağrı ve fonksiyonellik açısından AT grubunun; kinezyofobi skorunda PNF grubunun; yaşam kalitesi ölçeğinde ise ST grubunun lehine sonuçlar elde edildi. Sonuç olarak, üst ekstremite yanıklarında uygulanan standart tedavi, PNF ve AT'nin EHA, ağrı, fonksiyonellik, kinezyofobi ve yaşam kalitesi üzerinde olumlu etkileri olduğu gösterildi. Bu çalışma üst ekstremite yanıklarında rehabilitasyon hedeflerine ulaşılması amacıyla akut dönemde bireyselleştirilmiş farklı tedavi yaklaşımlarının egzersiz yöntemleri ile birlikte uygulanabilmesine ilişkin kanıtlar sunmaktadır. Klinik ve akademik çalışmalarda yol gösterici olacaktır.
İnternet bazlı gonyometre ile ölçülen el bileği ve el eklem hareket açıklığı ölçümlerinin geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması
Çalışmanın amacı, internet bazlı gonyometre ile ölçülen el bileği ve el eklem hareket açıklığı ölçümlerinin geçerlik ve güvenirliğini araştırmaktı. Çalışmaya 19-57 yaşları arasında 26 sağlıklı yetişkin birey dahil edilmiş ve 49 el üzerinden ölçüm yapılmıştır. Geçerlik için internet bazlı gonyometrik ölçüm ile universal gonyometre ölçüm sonuçları arasındaki uyum incelenmiştir. Deneyimli değerlendirici ölçümleri ve universal gonyometrik ölçüm arasında pozitif yönde orta ile çok yüksek arasında ilişki (r=0,522-964; p<0,001) saptanmıştır. Deneyimli değerlendirici ve universal gonyometrik test arasındaki uyum güçlü bulunmuştur (ICC=0,686-982). İnternet bazlı gonyometre ve universal gonyometrik ölçüm arasında, önkol supinasyon; başparmak MKF ekstansiyon; 4. Parmak MKF fleksiyon, ekstansiyon, PİF fleksiyon ve DİF fleksiyon; 5. Parmak DİF fleksiyon ölçümlerinde istatistiksel olarak fark kaydedilmiştir. Değerlendirmeler arasındaki farklar Bland-Altman grafikleri ile incelendiğinde tüm eklem hareketleri için değerlerin iki uyum sınırları içinde olduğu kaydedilmiştir. İnternet bazlı gonyometre için değerlendiriciler içi (ICC=0,797 - 0,997) ve değerlendiriciler arası (ICC=0,764-0,989) güvenirlik güçlü bulunmuştur. Eklem hareket ölçüm hatalarının küçük olduğu (1,445-4,158) ve minimal değişimin 4,005-11,524 aralığında olduğu kaydedilmiştir. İnternet bazlı gonyometre el ve el bileği normal eklem hareketlerini ölçmede geçerli ve güvenilir bir yöntemdir. Çalışmamızda geliştirilen dijital standardize ölçüm yöntemi fizyoterapistlere teleizlem uygulamalarında katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: telerehabilitasyon; teleizlem; el rehabilitasyonu; protractor; değerlendirme; ekran görüntüsü; fotoğraflama
Medial patellofemoral ligament rekonstrüksiyonu sonrası kalça abdüktör kas kuvvetlendirme eğitiminin diz kas kuvveti ve fonksiyonel performans üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, medial patellofemoral ligament (MPFL) rekonstrüksiyonu sonrası standart rehabilitasyon programı ve standart rehabilitasyon programına ek olarak uygulanan kalça abdüktör kas kuvvetlendirme egzersiz eğitimlerinin diz kas kuvvet gelişimi ve fonksiyonel performans üzerine etkisini araştırmaktı. Çalışmaya 18-45 yaş arası MPFL rekonstrüksiyonu geçirmiş 30 hasta (ort. yaş: 22,18±4,4 yıl; ort. VKİ: 25,92±4,29 kg/m2) dahil edildi. Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı. Her iki gruba postoperatif 12 hafta soğuk uygulama, manuel terapi ve egzersizlerden oluşan rehabilitasyon programı uygulandı. SRG olarak adlandırılan gruba (n=15; ort. yaş: 20.75 (3,69) yıl; VKİ: 28,32 (5,96) kg/m2) standart rehabilitasyon program egzersizleri, KAEG olarak adlandırılan gruba ise (n=15; ort. yaş: 23 (4,78) yıl; VKİ: 24,55 (2,27) kg/m2) ise bu programa ek olarak kalça abdüktör kas kuvvetlendirme egzersizleri verildi. Hastaların eğitim öncesi-sonrası Kujala, International Knee Documentation Committee (IKDC) Subjektif Diz Değerlendirme Formu, Tegner ve Lysholm skorları ile diz fonksiyon düzeyleri değerlendirildi. Tüm hastaların cerrahi sonrası 6. ayda kuadriseps, hamstring, kalça abdüktör ve addüktör kas kuvveti, fonksiyonel performansları (tek bacak öne sıçrama testi, üç adım sıçrama testi), dinamik dengeleri (y denge testi) değerlendirildi. İstatistiksel analizde, hastaların diz fonksiyon skorlarının zamana göre değişimi için tekrarlı ölçümler ANOVA analizi değerlendirme parametrelerinin gruplar arası karşılaştırmalarında bağımsız gruplar için t-testi kullanıldı. Kuadriseps hamstring ve kalça abdüktör /addüktör izokinetik kas kuvvet ölçümlerinde opere ekstremite için tüm paramatrelerde kalça abdüktör egzersiz grubunda daha yüksek değerler elde edildi (p<0,05). Tek bacak öne sıçrama mesafesi ve bacak simetri indeksi, üç adım sıçrama mesafesi ve bacak simetri değerlerinde sırasıyla kalça abdüktör egzersiz grubunda daha iyiydi (p=0,02, p=0,05, p=0,02, p=0,05). Kalça abdüktör egzersiz grubu fonksiyonel testler ve subjektif ölçeklerin sonuçlarına bakıldığında (Y denge Testi, Kujala, IKDC Subjektif Diz Değerlendirme Formu, Tegner ve Lysholm) daha yüksek değerler elde etti(p<0,05). Çalışmamızın sonucunda kalça abdüktör kas kuvvetlendirme eğitimlerinin MPFL rekonstrüksiyonu sonrasında hastalarda diz kas kuvvetinin ve fonksiyonel performansın artırılmasında daha etkili olduğu bulundu. Kalça abdüktör kas kuvvetlendirme eğitimlerinin MPFL rekonstrüksiyonu sonrası rehabilitasyonda kullanılabilecek alternatif bir yöntem olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: patellar dislokasyon, egzersiz, rehabilitasyon, egzersiz terapi
Diplejik serebral palsili çocuklarda telerehabilitasyon ile uygulanan ince motor beceri eğitiminin yazı yazma ve el becerilerine etkisi
Serebral palsili çocuklarda objeleri manipüle etme becerisindeki kısıtlılık, günlük yaşam aktivitelerinde ve katılımdaki kısıtlılığın en önemli belirleyicilerinden biridir. İnce motor beceri değerlendirme ve müdahalesi, pediatrik ergoterapi uygulamalarının başlıca komponentlerinden biridir. Amerikan Ergoterapi Derneği, sağlık mesleği uygulayıcıları için telerehabilitasyon teknolojilerinin kullanımını kabul edilebilir bir hizmet sağlama yöntemi olarak tanımaktadır. Çalışmanın amacı, diplejik serebral palsili çocukların yazı yazma performanslarında, günlük yaşam aktivitelerinde, ince motor ve el becerilerinde yaşadıkları sorunları belirlemek; uygulanan ergoterapi müdahalesinin çocukların bu alanlarda performansları üzerine etkisini göstermektir. Çalışmaya 7-12 yaş arası, diplejik serebral palsi tanısı olan, El Becerileri Sınıflandırma Sistemi'nde I-III arası seviyede olan, videolu görüşme için gerekli altyapıya sahip 40 çocuk dahil edilmiştir .Çalışmaya onam vermeyen veya ek bir nörolojik/psikiyatrik tanısı olan çocuklar çalışmaya dahil edilmemiştir.Çalışmaya, Biruni Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü duyu bütünleme ünitesinden hizmet alan çocuklar dahil edilmiştir. Çalışmaya alınacak çocuklar randomizasyon ile müdahale (n:20) ve kontrol (n:20) grubu olarak ikiye ayrılmıştır. Her iki gruptaki çocuklara müdahale hedeflerine yönelik ergoterapi ev programı verilmiştir. Ek olarak, müdahale grubundaki çocuklara haftada 3 gün, günde 45 dakika toplam 8 hafta telerehabilitasyon ile ince motor beceri eğitimi verilmiştir. Değerlendirmede ilk aşamada ebeveynden çocuğun demografik bilgileri alınmış, ebeveyn ile Çocuk El Beceri Anketi doldurulmuştur.İkinci aşamada çocukla videolu görüşme üzerinden Kanada Aktivite Performans Ölçeği, Çocuk El Beceri Değerlendirmesi, Minnesota Yazı Yazma Testi, Shriners Hastanesi Üst Ekstremite Değerlendirmesi ve Bruininks-Oseretsky Motor yeterlik testi 2- Kısa Form değerlendirmeleri uygulanmıştır. Her iki grup için de sekizinci haftanın sonunda değerlendirmeler tekrarlanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 22.0 programı kullanılmıştır. Değişkenler gruplarda ortalama +/- standart sapma olarak belirtilmiş, nominal değişkenler yüzde değeri ile ifade edilmiştir. İkinci değerlendirme sonunda grup içi ve gruplar arası veriler karşılaştırılmıştır. Tüm testlerde p değeri <0.05 alınmıştır. Çalışmamızda, değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro-Wilk testi ile belirlenmiştir. Parametrik değişkenlerde grup içi analizler için "paired samples t-test", gruplar arası analizler için "independent samples t-test" kullanılmıştır. Non-parametrik değişkenlerde ise, grup içi analizler için Wilcoxon işaretli sıralar testi, gruplar arası analizler için Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda, müdahale grubunda ilk değerlendirmelere göre KAPÖ performans puanında, Minnessota El Yazısı Testi ölçü ve aralık puanlarında, Çocuk El Beceri Değerlendirmesi puanlarında, Shriners Hastanesi Üst Ekstremite Değerlendirmesi Spontan Fonksiyonel Analiz ve Dinamik Pozisyonel Analiz puanlarında ve ve Bruininks-Oseretsky Motor yeterlik testi 2- Kısa Form "Dominant el ile çember içine nokta koyma" puanlarında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür(p<.0.05). Kontrol grubunda yalnızca KAPÖ performans puanında iyileşme görülmüştür (p<.0.05). Sonuç olarak, bilateral serebral palsili çocuklarda telerehabilitasyon, yazı yazma performansını, ince motor becerileri, okupasyonel performansı ve el becerilerini iyileştirmede etkili bir yöntemdir. Telerehabilitasyon programlarının etkinliğini inceleyen daha geniş ölçekli çalışmalar yapılmalıdır.
Ev programı nitelik değerlendirme ölçeğinin geliştirilmesi ve geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesi
Bu çalışma, Ev Programı Nitelik Değerlendirme Ölçeği'ni (EPNÖ) geliştirmek ve psikometrik özelliklerini incelemek amacıyla planlandı. Formlar, terapist (Terapist Formu) ve danışan/bakım veren (Danışan/bakım veren formu) olmak üzere iki grubun yanıtlayacağı şekilde hazırlandı. Ölçek formlarını geliştirmek için madde havuzları oluşturuldu. Kapsam geçerliliği, uzman görüş formlarından alınan yanıtlarla hesaplandı (Terapist Formu KGİ=0,9921; Danışan/bakım veren formu KGİ=0,9974). Buna göre formların son hali verildi. Formlar, terapist (n=179) ve danışan/bakım veren (n=185) grubuna uygulandı. Ölçeğin yapı geçerliliğini incelemek için Açımlayıcı ve Doğrulayıcı Faktör Analizleri her bir grup için ayrı ayrı yapıldı. Başlangıçta her iki form için de 38 olarak belirlenen madde sayısı, yapılan analizler sonucunda, Terapist Formu için 11'e, Danışan/Bakım veren Formu için 8'e indi. EPNÖ Terapist Formu toplam varyansın %44,792'sini açıklarken Danışan/bakım veren formu %69,793'ünü açıklamaktaydı. EPNÖ Terapist Formu için elde edilen uyum değerleri χ2/df= 2,664, RMSEA= 0,097, SRMR= 0,06, TLI=0,886, GFI= 0,909, CFI= 0,913 ve IFI= 0,914 olarak bulundu. SRMR, GFI, CFI, IFI indeksleri kabul edilebilir uyum; χ2/df mükemmel uyum değerlerine sahip olduğunu gösterdi. EPNÖ Danışan/bakım veren formu için uyum indeksleri χ2/df= 3,370, RMSEA= 0,113, SRMR= 0,027, TLI=0,950, GFI= 0,929, CFI= 0,968 ve IFI= 0,968 olarak bulundu. χ2/df, GFI, TLI indeksleri kabul edilebilir uyum; SRMR indeksi mükemmel uyum değerlerine sahip olduğunu göstermektedir. Ölçeğin güvenilirlik analizinde Terapist Formu için ICC=0,998 ve Cronbach alfa=0,868; Danışan/bakım veren formu için ICC=0,990 ve Cronbach alfa=0,932 olarak hesaplandı. Test-tekrar test sonucunda istatistiksel anlamda pozitif ve anlamlı bir ilişki bulundu. Her iki ölçümden elde edilen sonuçlar, ölçeğin tutarlı ölçüm yaptığını ve güvenilir sonuç verdiğini göstermektedir. Çalışmamızın sonucunda ölçeğin, ev programlarının niteliğini ölçmede geçerli ve güvenilir bir yapıda olduğu tespit edildi.
Patellofemoral ağrı sendromu tanılı kişilerde mental imgeleme yeteneğinin değerlendirilmesi ve kinezyofobiyle olan ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı patellofemoral ağrı sendromlu (PFAS) kişilerde imgeleme yeteneğini değerlendirmek ve kinezyofobi ile olan ilişkini incelemekti. Çalışmaya, dahil edilme kriterlerini karşılayan, patellofemoral ağrı sendromu tanısı almış 25 birey (Ort±SS, yaş= 30.3±5.49 yıl) ile, asemptomatik 25 birey (Ort±SS, yaş= 27.4±2.73 yıl) katıldı. Kişilerin bilişsel fonksiyonlarını ölçmek için Montreal Bilişsel Değerlendirme (MoCA) testi uygulandı. Katılımcıların imgeleme yetenekleri Hareket İmgeleme Anketi-3 (HİA-3) ve Mental Kronometre Testi (MKT) ile ölçüldü. Her iki gruba kinezyofobi düzeylerini değerlendiren Tampa Kinezyofobi Anketi (TKA), fonksiyonel düzeylerini belirlemek adına Kujala Patellofemoral Skorlama Anketi (KPSA), ağrı seviyelerini ve felaketleştirme düzeylerini belirlemek adına da Görsel Analog Ağrı Skalası (GAS) ve Ağrı Felaketleştirme Ölçeği (AFÖ) testleri uygulandı. HİA-3 testinin içsel, dışsal ve zihinsel imgeleme alt parametlerinde PFAS grubu diğer gruba göre daha yüksek, MKT'den ise daha düşük puanlar aldı. HİA-3'ün tüm alt paramareleri, MKT, KPSA, AFÖ, GAS skorlarında iki grup arasında anlamlı fark bulundu (p<0.05). PFAS grubunda TKÖ sonuçları ile HİA-3'ün tüm alt paramatreleri sonuçları arasında orta ve kuvvetli seviye arasında değişen negatif yönde (p<0.05, r:-0.433-0.710), MKT sonuçları ile orta seviye pozitif korelasyon vardı (p<0.05, r:0.519). Benzer şekilde, aynı grupta imgeleme yeteneklerini ölçen HİA-3 alt paramatreleri ve MKT ile KPSA, GAS ve AFÖ sonuçları arasında orta ve yükek seviye arasında değişen korelasyon belirlendi (p<0.05, r: 0,451-0,856). PFAS'lı hastalarda imgeleme yeteneği seviyesinin daha düşük olduğu ve kinezyofobiyle olan ilişkisi göz önünde bulunduruluğunda bu paramatrenin değerlendirilip, rehabilitasyon protokolününe dahil edilmesinin tedavi etkinliğine pozitif etki sağlayabileceği düşüncesindeyiz.
İnme geçiren hastalarda travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin fiziksel bağımlılık, travma ile başa çıkabilme algısı ve algılanan sosyal destek ile ilişkisinin incelenmesi
İnmenin yol açtığı psikososyal ve psikiyatrik tablolara yönelik literatür incelendiğinde, çalışmalarda depresyona odaklanıldığı görülse de inme gibi ani gelişen klinik tabloların travma sonrası stres bozukluğuna yol açtığı bilinmektedir. Bu çalışmada inme geçiren bireylerde travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin; sosyodemografik ve tıbbi veriler, bağımlılık düzeyi, travma ile başa çıkabilme algısı ve algılanan sosyal destek faktörleri ile ilişkisi incelenmiştir. Araştırma, Ankara ilindeki Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi'ne tanı ve tedavi için başvuran inme hastaları (n=218) üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türdedir. Araştırmada kullanılan ölçüm araçları; Sosyodemografik ve Tıbbi Özellikler Formu, Posttravmatik Stres Bozukluğu-Kısa Ölçek, Modifiye Barthel İndeksi, Travma ile Başa Çıkabilme Algısı Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'dir. Ölçeklerden elde edilen puanlar, yaş ve inme sonrası geçen süre değişkenleri arasındaki ilişki, Pearson Sıra Korelasyon Katsayısı ile incelenmiştir. Çalışmada kullanılan tüm ölçeklerin skor puanları ve yaş, cinsiyet, inme sonrası geçen süre ve psikolojik destek ihtiyacı duyma değişkenlerinin Posttravmatik Stres Bozukluğu-Kısa Ölçek üzerindeki yordayıcılığı ise Çoklu Regresyon Analizi ile değerlendirilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre inme geçiren hastaların %63,3'ü Posttravmatik Stres Bozukluğu-Kısa Ölçeği'nden kesim noktasının üzerinde puan almıştır. Yapılan regresyon analizi sonucuna göre ise çok boyutlu algılanan sosyal destekte aile alt faktörü, travma ile başa çıkabilme algısında travma alt faktörü, cinsiyet ve psikolojik destek ihtiyacı duyma durumu değişkenleri; travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin %46,8'ini açıklamaktadır. İnme vakalarında travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin taranması, riskli grupların göz önünde bulundurulması önerilmektedir.
Göreceli hareket ortezi'nin (relative motion ortez) 3 boyutlu yazıcı ile üretimi ve hasta memnuniyeti açısından değerlendirilmesi
Göreceli hareket ortezi (GHO) Quadriga etkisi sayesinde farklı el yaralanmalarında sıklıkla tercih edilen bir tedavi yöntemidir. Ortezin üretimi genellikle termoplastik kumaş malzeme ile yapılmaktadır. 3 boyutlu (3B) yazıcı teknolojisinin kullanımı herhangi bir kalıp ihtiyacı olmaması ve seri üretime kıyasla maliyetin düşük olması nedeniyle rehabilitasyon alanında hızla yaygınlaşmaktadır. Bugüne kadar 3B yazıcı ile birçok farklı tür ortez ve yardımcı cihaz üretimi gerçekleştirilmiştir. Bu tez çalışmasının amacı evrensel tasarıma sahip GHO tasarlayıp, 3B yazıcı ile üretimini gerçekleştirerek alternatif bir üretim metodu geliştirmek ve hasta memnuniyeti açısından termoplastik kumaş malzeme ile üretilen geleneksel GHO ile kıyaslamaktır. Ortezin üretimi; fikir aşaması, bilgisayar ortamında tasarlanma aşaması, üretim aşaması, değerlendirilme aşaması ve hasta üzerinde uygulanma aşaması olmak üzere 5 aşamada gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya dahil edilen boutonniere tanılı hastaların 11'i 3B yazıcı ile üretilen, 20'si ise geleneksel yöntemle üretilen GHO kullanmış ve iki grup memnuniyet açısından Ortez Protez Kullanıcı Anketi memnuniyet modülü ile kıyaslanmıştır. 3B yazıcı ile üretilen GHO verilen hastaların memnuniyet puanı ortalaması 90.27 iken geleneksel yöntemlerle termoplastik kumaştan üretilen GHO kullanan hastaların memnuniyet puanı ortalaması 89.05 olarak bulunmuştur. 3B yazıcı ile üretilen evrensel tasarımdaki GHO'nun üretimi yaklaşık olarak 20 Türk lirasına mal edilmiştir. İki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır (p=0,82). Araştırmamız neticesinde GHO için uygun maliyetli geleneksel üretim yöntemine alternatif olarak kullanılabilecek bir üretim metodu geliştirilmiştir.
Baş dönmesi olan hastaların vestibüler rehabilitasyonunda aktivite eğitiminin etkisi
Bu çalışma kronik baş dönmesi olan hastalarda, aktivite eğitim programının baş dönmesi, denge problemleri ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlık düzeyi üzerine etkilerini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya 18-65 yaş arası, kronik periferik vestibüler bozukluğu olan ve vestibüler rehabilitasyon endikasyonu bulunan 75 birey dahil edildi. Hastalardan aktivite grubu, egzersiz grubu ve kontrol grubu olmak üzere rastgele yöntemle 25'er kişilik 3 grup oluşturuldu. Her üç gruba eğitim programı verildi. Aktivite grubuna ek olarak aktivite programı, egzersiz grubuna ise ek olarak Cawthorne-Cooksey egzersiz programı verildi. Terapiler ev programı şeklinde verildi ve hastalardan programlarını 4 hafta boyunca, her gün ve günde bir kez uygulamaları istendi. Çalışmaya katılan bireylerin demografik bilgileri alındıktan sonra, değerlendirmeler tedavi programına başlamadan ve tedavi programı sonunda (4 hafta sonra) uygulandı. Baş dönmesi şiddeti; Vizüel Analog Skalası (VAS) ile günlük yaşam aktiviteleri Vestibüler Bozukluklarda Günlük Yaşam Aktiviteleri Değerlendirme Ölçeğiyle (VGYA) ve denge; Duyu Organizasyon Testi (DOT) ile değerlendirildi. Aktivite ve egzersiz grubunun kontrol grubuna göre VAS, VBGYA toplam ölçek puanı ile fonksiyonel ve enstrümental alt ölçek puanlarında ve DOT puanlarında (DOT 5, DOT 6 ve DOT birleşik) iyileşme olduğu bulundu (p<0,05). DOT 5, DOT 6 ve DOT (birleşik) skorları açısından aktivite grubunda egzersiz grubuna göre artış olduğu görüldü (p<0,05). Çalışmanın sonuçları standart aktivite temelli ev rehabilitayon programının kronik periferal vestibüler bozukluğu olan hastalarda standart egzersiz temelli ev rehabilitasyon programına göre ev yönetimi aktivitelerinde, mesleki aktivitelerde ve dengeyi düzeltmede daha etkin olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Baş dönmesi, kronik periferal vestibüler bozukluklar, ergoterapi, aktivite temelli vestibüler rehabilitasyon terapisi
The effects of the rehabilitation centers on the children in conflict with the law in Burundi: Case study of the Rumonge Rehabilitation Center
The phenomenon of children in conflict with the law is a problem that has affected the justice systems of different countries in the world for centuries. This confusing phenomenon has not spared African countries in general and the Republic of Burundi in particular. Indeed, the management of children in conflict with the law has become a complex problem in Burundi for several decades because Burundi has not included the juvenile justice system in its justice system, children accused of crimes punishable by the law were housed in adult prisons. It was not until April 2015 that Burundi opened its first-ever rehabilitation center for children in contact with the justice system as part of a community reintegration mission for children who infringe the law. The primary objective of this study was to evaluate the social policy of rehabilitation centers for children in conflict with the law in Burundi in the perspective of child rights. A qualitative research design was adopted which included the usage of semi - structured interview guide form with a total of 18 participants, 15 children in conflict with the law and 3 staff members of the Rumonge rehabilitation center for child offenders. The analysıs of these participants findings was carried out with Maxqda 2018 software using thematic coding and data analysis. This study supplies hopeful results to this topic as the policy of rehabilitating children in conflict with the law in Burundi is still a recent experience. The results from the analysis are satisfactory from the point of view of respect for the rights of the child, since the implementation of community reintegration of child offenders through reeducation centers, Burundi children in contact with the justice benefit from moral education, vocational training, and psycho-social treatment. Key Words: Child Offenders, Rehabilitation, Child Rights, Child Welfare.
Serebral palsili çocuklarda botulinum toksin enjeksiyonu sonrası fizyoterapi ve rehabilitasyon programının vücut fonksiyonları, aktivite ve katılım üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; Serebral Palsi'li (SP) çocuklarda Botulinum Toksin-A (BoNT-A) enjeksiyonu sonrası çocuğa ve aileye özel hedefe yönelik aktivite tabanlı fizyoterapi ve rehabilitasyon programının, vücut fonksiyonları, aktivite ve katılım üzerine etkilerini araştırmaktı. Bu çalışmaya yaşları 3-10 yıl arasında değişen, kaba motor fonksiyon seviyesine göre seviye II ve III olan, haftada iki kez özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde "Geleneksel Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Programı" (G-FTR) alan 24 spastik diplejik SP'li çocuk dahil edildi. Çocuklar çalışma (n=12) ve kontrol grubu (n=12) olarak iki gruba ayrıldı. Çalışma grubuna, sekiz hafta, haftada iki gün, günde bir saat aile ve çocuğa özel, hedefe yönelik, aktivite tabanlı; "Yapılandırılmış Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Programı" (Y-FTR) uygulandı. Kontrol grubu G-FTR'na devam etti. Çalışma grubunda her çocuk için aktivite ve katılım ile ilgili hedefler aile, çocuk ve fizyoterapist tarafından oluşturularak Hedefe Ulaşma Ölçeği'ne (GAS) göre değerlendirildi. Program öncesi ve sonrası çocukların aktivite ve katılım durumları (Pediatrik Özürlülük Değerlendirme Envanteri-PEDI), motor fonksiyonları (Kaba Motor Fonksiyon Ölçütünün ayakta durma ile yürüme, koşma ve zıplama alt bölümleri - GMFM D ve E), yürüyüş performansları (Gilette Fonksiyonel Yürüyüş Değerlendirme Anketi), denge (Pediatrik Denge Ölçeği), kas tonusları (Modifiye Ashworth Skalası ve Modifiye Tardieu Skalası), kas kuvvetleri (el dinamometresi), selektif motor kontrol becerileri (Alt Ekstremite Selektif Motor Kontrol Değerlendirmesi-SCALE), yürüyüş sırasında ekstremite pozisyonları (Gözlemsel Yürüyüş Skalası), yürüyüşün zaman-mesafe karakteristikleri (GaitTrainer Biodex II) değerlendirildi. Ailelerin endişe ve memnuniyet durumları ve çocuklarının programa uyumları sorgulandı. Sonuç olarak; program sonrası çalışma grubunda, aktiviteyi ve hayata katılımı geliştirmeyi hedefleyen GAS puanlarında istatistiksel olarak anlamlı gelişmeler elde edildi (p<0,05). Çalışma grubunun yürüyüş performansında, GMFM'nin ayakta durma bölümünde ve PEDI'nin mobilite bölümünde kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı artış oldu (p<0,05). Program sonrası çalışma grubunun ayak bileği ve parmakların selektivite puanı ve yürüme hızındaki artış kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı oranda fazlaydı (p<0,05). Her iki grupta da alt ekstremite kaslarının tonusu azalmakla birlikte çalışma grubunda kontrol grubuna göre adduktor, hamstring ve gastroknemius kaslarının tonusundaki azalma istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Çalışma grubunun gövde ve alt ekstremite kas kuvveti arttı ve kontrol grubuna göre kalça ekstansor ve fleksor kas kuvvetindeki artış istatistiksel olarak anlamlı oranda fazlaydı (p<0,05). Çalışma grubunda ailelerin programdan memnuniyetleri ve programa uyumları daha fazlaydı (p<0,05). Sonuç olarak; çok seviyeli BoNT-A enjeksiyonu sonrası Y-FTR programı G-FTR programına göre kas tonusu, kas kuvveti ve alt ekstremite selektivitesini daha çok etkileyerek çocukların motor fonksiyonlarına, yürüyüş kalitelerine, günlük yaşam aktivitelerine ve hayata katılımlarına olumlu katkılar sağladı.
Diz üstü amputasyonu olan bireylerde ikili görev denge eğitiminin etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı transfemoral amputasyonu olan bireylerde ikili görev denge eğitiminin statik ve dinamik denge, fonksiyonel mobilite, yürüyüş parametreleri, kognitif düzey, denge güveni, depresyon, uyku kalitesi, yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini incelemektir. Çalışmaya dahil edilen 20 transfemoral ampute iki gruba ayrıldı. Bir gruba tek görev yürüyüş ve denge eğitimi uygulanırken, diğer gruba ikili görev yürüyüş ve denge eğitimi uygulandı. Bireyler 4 hafta, haftada 3 gün tedaviye alındı. Tedavi öncesi ve sonrasında değerlendirme yapıldı. Bireylerin demografik ve klinik özellikleri kaydedildikten sonra tek ayak üzeri durma süresi, dört kare adım testi, zamanlı kalk ve yürü testi, 10 metre yürüme testi, ayak izi yöntemiyle yürüyüş analizi tek görev, kognitif ikinci görevle birlikte ve motor ikinci görevle birlikte uygulandı. Ayrıca Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği, Aktiviteye özel denge güven ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Pittsburg uyku Kalitesi İndeksi, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Modülü uygulandı. İki grubun demografik ve klinik özellikleri benzerdi (p>0,05). Her iki grupta da denge ve mobilite gelişmekle birlikte ikili görev denge performansının tedavi sonrası ikili görev eğitim grubunda daha çok geliştiği görüldü. İkili görev fonksiyonel mobilite ve yürüyüş hızının ikili görev grubunda daha fazla arttığı görüldü. Düz olmayan zeminde yürüyüş hızının ikili görev grubunda daha fazla geliştiği bulundu. Tek görev ve kognitif ikili görevle birlikte yürüyüşte adım genişliğindeki azalmanın ve ikili görevle birlikte kadanstaki artışın ikili görev eğitim grubunda daha fazla olduğu tespit edildi. Egzersizlerin ikili görev şeklinde yapılmasının kognitif düzeyi olumlu etkilediği görüldü (p <0,05). Bu çalışmanın sonucunda her iki egzersiz yaklaşımının olumlu etkisi bulunmakla birlikte, ikili görev eğitiminin ampute rehabilitasyon programı içerisinde yer almasının önemli olduğu görüldü. Rehabilitasyon programına ikili görev egzersizlerinin eklenmesinin görev otomatikliğinin artmasından dolayı alanda çalışan profesyonellere farklı bir bakış açısı sunacağı düşünülmektedir.
Sanal gerçeklik (VR/ vırtual realıty) oyun sistemlerinin hareket hastalığında (hh/ motıon sıckness) vestibüler rehabilitasyon etkinliğinin değerlendirilmesi
Giriş: Hareket Hastalığının temel nedeni, görsel ve vestibüler afferent girdilerinin uyuşmazlığıdır. Hareket hastalığı için spesifik ve sistematik bir rehabilitasyon yöntemi yoktur. Geleneksel vestibüler rehabilitasyonun uzun süreli, maliyetli ve egzersizlerin uygulanabilirliğindeki hastaya bağlı yaşanan zorluklar rehabilitasyonun başarısını düşürmektedir. Günümüz Endüstriyel 4.0 teknolojilerinden "Sanal Gerçeklik Uygulamaları", sanal ortamda gerçek yaşam ortamlarına eşdeğer ve daha etkin vizüel ve vestibüler girdiler oluşturmaktadır. Geleneksel vestibüler rehabilitasyon dezavantajları sanal sistemler ile eğlenceli , düşük maliyete ve daha etkin bir rehabilitasyona dönüşebilir. Bu çalışmanın amacı, sanal gerçeklik oyun sistemlerinin vestibüler sistem üzerindeki etkisini değerlendirmek ve hareket hastalığı olan bireylerin rehabilitasyonunda uygulanabilirliğini araştırmaktır. Yöntem: Çalışma grubu 18-40 yaşları arasında hareket hastalığı olan 19 bireyden (12 kadın, 7 erkek), kontrol grubu 18-40 yaşları arasında hareket hastalığı olmayan 20 kişiden (10 kadın, 10 erkek) oluşturulmuştur. Hareket hastalığında en sık rastlanan 12 semptomunun varlığı ve şiddetini sorgulayan bir anamnez formu hazırlanmıştır. Çalışmaya dahil edilecek hastaları seçmek için bu form ve ayrıca Hareket Hastalığı Duyarlılık Anketi-Kısa Formu kullanılmıştır. Tüm katılımcılar işitsel ve vestibüler testler ile değerlendirilmiştir. Çalışma grubundaki ve kontrol grubundaki katılımcılar Play Station sanal gerçeklik sisteminde, "Roller Coaster Dreams" adlı sanal gerçeklik oyunu içerisinde tarafımızdan vestibüler rehabilitasyon için tasarlanmış sanal ortam ile rehabilite edilmişlerdir. Pre-provokasyon (pre-rehabilitasyon) ve Post-provokasyon 3. ve 6. rehabilitasyon oturumlarının bitiminde Bilgisayarlı Dinamik Postürografi ile objektif değerlendirilmişlerdir. Bulgular: Çalışma grubundaki katılımcıların çalışma öncesinde belirttiği tüm semptomların şiddeti rehabilitasyondan sonra azalmıştır (p <0.001). Rehabilitasyon (6. rehabilitasyon seansının ardından) sonrası Postürografi DOT birleşik denge skorlarında, provokasyon (rehabilitasyon) öncesi elde edilen puanlara göre anlamlı bir artış (p: 0.001) elde edilmiştir. Pre-rehabilitasyon ve post-rehabilitasyon DOT Duyusal Analiz Sonuçları karşılaştırıldığında, visüel ve vestibüler duyusal sistem fonksiyonları anlamlı derecede artış istatistiksel olarak elde edilmiştir (p <0.001; p <0.005). Sonuç : Sanal gerçeklik oyun sistemlerinin hareket hastalığı rehabilitasyonu için anlamlı derecede etkin olduğu ve rehabilitasyon için kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Ayrıca, sanal gerçeklik oyun sistemleriyle rehabilitasyon eğlenceli hale geldiği için rehabilitasyon süreci hızlanmaktadır. Böylece hastanın egzersizlere uyum potansiyelinin arttığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sanal Gerçeklik, Vestibüler Rehabilitasyon, Hareket Hastalığı
Koroner arter bypass greft ameliyatı sonrası işe dönüş ve hasta üzerine etkilerinin incelenmesi
Amaç: Araştırma, koroner arter bypass greft ameliyatı hastalarının, ameliyat sonrası iş yaşamlarına dönüşleri ve karşılaştıkları durumların incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Araştırma Sağlık Bakanlığına bağlı bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Ocak 2021 ve Ocak 2022 tarihleri arasında koroner arter bypass greft ameliyatı olan hastalara Şubat 2022-Nisan 2022 tarihleri arasında telefon yolu ile ulaşılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Ocak 2021 ve Ocak 2022 tarihleri arasında koroner arter bypass greft ameliyatı olan 55 yaşın altındaki 203 erkek hasta oluşturmuştur. Evrene dahil olan bu hastaların 133 tanesi telefon numaralarının yanlış ya da ulaşılabilir olmaması, 2'si yaşamını yitirmesi, 3'ü emekli olması ve 5'i araştırmaya katılmak istememesi nedenleriyle çalışma dışında bırakılmıştır. Araştırma 60 hasta ile tamamlanmıştır. Araştırma verilerinin toplanması amacıyla Sosyodemografik Veri formu ve CABG hastalarının ameliyat sonrası işe dönüş durumları ve ilişkili faktörlerin sorgulandığı İşe Dönüş Anketi kullanılmıştır. Toplanan verilerin analizinde SPSS 25,0 paket programı kullanılmıştır Kolmogorov Smirnov testi ile normallik varsayımları incelenmiş, tanımlayıcı veriler Ort±SS ve N (%) şeklinde verilmiştir. Değişkenlerin karşılaştırılmasında Ki-kare testi ya Fisher's Exact testi, Mann Whitney U ve Kruskall Wallis H testi kullanılmıştır. Bulgular: Hastaların ameliyat sonrası ortalama yatış süresinin 6,78 ± 2,40 gün, işe dönüş sürelerinin ise 4,10 ± 3,93 ay olduğu belirlendi. Hastaların yaşı ile CABG ameliyatı sonrası hastanede kalış süresi (r=0,091 p=0.491) ve ameliyat sonrası işe dönüş süresi (ay) (r=0,169 p=0.197) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı belirlendi. Ayrıca CABG ameliyatı sonrası hastanede kalış süresi ile ameliyat sonrası işe dönüş süresi (ay) arasında da istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı ii belirlendi (r=0,045 p=0.734). Hastaların ameliyat öncesinde fiziksel güç gerektiren bir meslek yapıp yapmadığı, ekonomik durumu, kronik hastalık varlığı, işe dönüş öncesi verilen istirahat süresinin yeterli bulup bulmaması, ameliyat sonrası komplikasyonlar yaşaması ve bu süreçte aile desteğinin bulunup bulunmamasının işe dönüş süresini istatistiksel olarak anlamlı derecede etkilemediği belirlendi (p>0.05) Sonuç ve Öneriler: Çalışmamızda CAGB'den sonra işe dönüş sürelerinde etkisi olan ve olmayan birçok faktörün bulunduğu saptanmıştır. İş ile ilgili strese neden olan olumsuz kronik durumların belirlenmesi, bireysel işe dönüş eğitimi, işverenle işe dönüş stratejisinin görüşülmesi ve tartışılması, Fiziksel güç gerektiren işlerde çalışan hastaların CABG'den sonra işe dönüş süreçlerinde aile, arkadaş, işveren desteklerinin geliştirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: CABG, İşe dönüş, Kardiak rehabilitasyon, Psikososyal faktörler
Bağımlılığın psikososyal rehabilitasyon sürecine maneviyat boyutunun dahil edilmesine yönelik uzman görüşlerinin incelenmesi
Bu çalışmada bağımlılığın psikososyal iyileşmesinde hizmet veren ruh sağlığı uzmanlarının, bağımlılık hastalığının psikososyal rehabilitasyon sürecine maneviyat boyutunun dahil edilmesine yönelik nasıl düşündüklerini kavramak amaçlanmıştır. Bu amaca yönelik olarak, nitel araştırma yöntemi tercih edilmiş olup fenomenoloji deseni uygulanmıştır. Araştırma süresince yarı yapılandırılmış soru formu eşliğinde derinlemesine mülakat tekniği kullanılarak veriler toplanmıştır. Bağımlılık alanında en az 12 aylık süre ile hizmet veren uzman/klinik psikologlar ve sosyal hizmet uzmanlarından 23 ruh sağlığı uzmanı ile yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiş, bunlardan 2 pilot görüşmenin verileri hariç 21 görüşme analize tabi tutulmuştur. Araştırmaya katılım gösteren katılımcılara ait veriler bilgisayar ortamında yazıya aktarılmış ve araştırmanın amacına uygun olacak şekilde betimsel analiz yapılarak, araştırmacının yorumlarıyla birlikte bulgularda ortaya koyulmuştur. Araştırma sonucunda elde edilen veriler eşliğinde bağımlılık ve maneviyat ilişkisi; bağımlılık tedavisinde maneviyatın rolü, bağımlılık ve maneviyat ilişkisinde aile ve maneviyatın bağımlılık tedavisine entegre edilmesi olmak üzere 3 ana tema etrafında sunulmuştur. Bağımlılık ve maneviyat ilişkisi incelendiğinde bağımlı bireylerin; bağımlılık döngüsündeki sürecine, iyileşme sürecine maneviyatın olumlu katkı sağlaması veya olumsuz anlamda etki etmesine ve maneviyat türlerine göre bağımlılık tedavisinde çeşitli manevi kaynakları kullandıkları görülmüştür. Bağımlılık ve aile ilişkisi incelendiğinde aile sistemi içerisinde bağımlı bireyin bulunmasının anlamlandırılmasından, tedavi sürecinin yönetilmesine ve ailenin bağımlılık hastalığı ile baş etmede bir kaynak olarak maneviyat kavramını kullandığı durumlarının tedaviyi nasıl şekillendirdiği tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda ortaya koyulan bağımlılık ve maneviyat ilişkisi ve buna yönelik paylaşılan tespitler neticesinde bağımlılık tedavisine maneviyatın entegrasyonuna dair ruh sağlığı uzmanlarının eğitim, deneyim ve bireysel süreçlerinden temel alarak oluşturdukları perspektifler sunulmuştur. Elde edilen bulgulardan hareketle, bağımlı birey ve sosyal çevresinin iyileşme sürecine olumlu katkı sunabilecek manevi kaynak ve ihtiyaçlarının bulunduğu, ruh sağlığı uzmanlarının bu kaynakları ve ihtiyaçları tespit ederek iyileşme sürecinin faydasına olacak şekilde kullanılmasını gerekli gördüğü ve bu alanda ruh sağlığı uzmanları tarafından geliştirilmiş, bilimsel temelli, kanıta dayalı ve yapılandırılmış çalışma programlarına ihtiyaç olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Bağımlılık, Maneviyat, Bağımlılık Tedavisi, Entegrasyon, Ruh Sağlığı
Afet sonrası kullanılan geçici barınak modellerinin incelenmesi ve acil durumlarda kullanılabilir geçici barınak modeli önerisi
Afetler, meydana geldiği andan itibaren insan hayatında çok sayıda olumsuz etki yaratan, toplumları mal ve/veya can kaybı ile etkileyen olaylardır. Olaya maruz kalan kişiler afetzede olarak tanımlanmaktadır. Felaketin ardından afetzedelerin temel ihtiyaçlarının karşılanması büyük önem taşımaktadır. Bu temel ihtiyaçların başında barınma ihtiyacı gelmektedir. Olay anının ardından barınma ihtiyacı ilk olarak çadır ve türevleri ile karşılanmaya çalışılmaktadır. Çadırlar, çevre ve hava koşullarından doğrudan etkilenmeleri nedeniyle afetzedelere güven ortamı sunamamaktadırlar. Geçici konutlar bu noktada büyük öneme sahiptir. Kalıcı konutlarda barınma imkanı sağlanana dek afetzedelere güven ve yuva ortamı sunarak iyileşme sürecini en az sorunla atlatmalarını sağlamaktadır. Geçmişten günümüze birçok geçici afet konutu tasarlanmış, bir kısmı da hayata geçirilmiştir. Geçici konut tasarımı yapılırken farklı coğrafyaların ihtiyaçlarının ve çevre faktörlerinin farklı olduğu göz önünde bulundurulmalı, üretilebilirlik noktasında gerçeklikten uzaklaşılmamalıdır. Yapılacak tasarım, afetzedeleri dış etkilerden korumalı, dayanıklı ve temel gereksinimlerine cevap verir nitelikte olmalıdır. Bu çalışmada: afet yönetim aşamaları ve yönetim aşamalarında yürütülmesi gereken çalışmalar ve bu süreçteki barınma sorunları incelenmiştir. Bu sorunlar doğrultusunda uluslararası kuruluş ve ajansların belirlemiş olduğu standartlara uygun biçimde tasarlanan geçici konut modelleri ele alınmıştır; afet sonrası geçici barınak modeli önerilmiştir. Bu model, geleneksel yerinde üretim prensipleri ile inşa edilmesi ve döneminin güncel teknolojisi ile üretilebilmesi gibi avantajlara sahiptir. Ayrıca mevcut olarak kullanılan geçici konut modellerinin karşılayamadığı güven ve mahremiyet ihtiyacını karşılamak ve nakliye ve stok maliyetlerinin en aza indirilmesini sağlamak amaçlarıyla tasarlanmıştır.