Hearing loss
132 theses under this subject heading
Yenidoğan işitme tarama sonrası tanı, cihazlandırma ve aile eğitim programlarına yönlendirilme sürecinin incelenmesi
Durum çalışması olarak desenlenen bu araştırmanın amacı, bir ileri tanı merkezinde yenidoğan işitme taramasından eğitime yönlendirmeye kadar olan süreci incelemek, bu sürece ilişkin hem sağlık çalışanlarının hem de ailelerin görüşlerini, karşılaştıkları zorlukları, sundukları çözüm önerilerini belirlemek ve işitme kayıplı çocukların yönlendirildikleri eğitim programlarını araştırmaktır. Bu araştırmaya, ileri tanı merkezinden dört odyometrist, bir uzman odyolog, bir kulak burun boğaz hekimi ve çocuğu bu ileri tanı merkezinde tanılanan yedi aile katılmıştır. Bu araştırmanın verileri; aile ve sağlık çalışanları ile yapılan görüşmelerle, ilgili merkezde yapılan gözlemlerle, belgelerle, süreç ürünleriyle ve araştırma günlüğü yoluyla toplanmıştır. Toplanan verilerin tümevarımsal analizinden elde edilenler her bir araştırma sorusunu cevaplayacak şekilde raporlaştırılmıştır. Araştırma sonucunda, ileri tanı merkezlerinin ve işitme kayıplı çocuklar için eğitim veren devlet kurumlarının arttırılmasına ihtiyaç duyulduğu belirlenmiştir. Ailelerin ise süreçte psikolojik ve ekonomik olarak desteklenmeye ihtiyaç duyduğu ortaya çıkmıştır. Sürecin daha etkin bir şekilde işlemesi için, sağlık çalışanlarına geri bildirim veren bir takip sistemine ve işitme kayıplı çocukların eğitiminde uzman kişilerin sağlık çalışanları ile işbirliğinin arttırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Yapılan bu araştırma; sağlık çalışanlarının, ailelerin neler yaşadığını daha iyi anlamalarına ve eğitimcilerin işitme kayıplı çocukların tanılanma süreci hakkında daha detaylı bilgi sahibi olmalarına katkı sağladığı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: İşitme kayıplı çocuk, Yenidoğan işitme taraması, Erken müdahale, Aile Katılımı, Takip Sistemi.
Kaynaştırma uygulamaları yürütülen okul öncesi sınıflarda işitme yetersizliği olan ve normal işiten öğrencilerin sosyal beceri düzeylerinin incelenmesi
Araştırmanın amacı okul öncesi dönemde kaynaştırma uygulamalarında eğitim alan işitme yetersizliği olan ve normal işiten öğrencilerin hem öğretmenleri hem de ebeveynleri tarafından değerlendirilen sosyal beceri düzeylerinin incelenmesidir. Araştırmanın katılımcıları, Ankara, Adana, Samsun, İzmir, Uşak, Trabzon, İzmit ve Eskişehir illerindeki kaynaştırma uygulamalarında eğitim alan 55 işitme yetersizliği olan ve 99 normal işiten öğrencinin öğretmenleri ve ebeveynleri olmak üzere 308 kişidir. Araştırmada işitme yetersizliği olan ve normal işiten öğrencilerin sosyal beceri düzeylerini belirlemek amacıyla Okul Öncesi Sosyal Beceri Değerlendirme Ölçeği (OSBED) Öğretmen ve Anne- Baba Formları kullanılmıştır. Amaç doğrultusunda araştırma nicel araştırma yaklaşımı ile yürütülmüş, araştırma soruları doğrultusunda nedensel karşılaştırmalı ve bağıntısal araştırma modeli benimsenmiştir. Verilerin analizinde istatistiksel yazılım programı olan IBM SPSS 22.0 kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgularda işitme yetersizliği olan ve normal işiten öğrencilerin sosyal beceri puanları üzerinde işitme durumunun etkili olduğu, öğretmen ve ebeveynlerin puanlamalarının da bu duruma göre farklılık gösterdiği bulunmuştur. İşitme yetersizliği olan öğrencilerin sosyal beceri puanları cinsiyet, anne ve babanın eğitim düzeyi ve öğretmenin branşına göre farklılaşmaktadır. Ayrıca işitme yetersizliği olan öğrencilerin takvim yaşı, tanı yaşı ve ilk cihaz takma yaşı sosyal beceri puanları arasında ilişki olduğu, takvim yaşı ve cihaz kullanmaya başlama yaşı değişkenlerinin bu puanları açıklamaya farklı derecelerde anlamlı katkısı olduğu bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda kaynaştırma uygulamalarında eğitim alan işitme yetersizliği olan çocukların sosyal becerilerinin gelişimlerini destekleyecek uyarlamaların yapılması gerektiği belirtilmiştir. Son olarak ileri araştırmalara yönelik olarak işitme yetersizliği olan çocukların sosyal becerilerinin nasıl desteklenebileceğine ilişkin ev ve kurum merkezli uygulamalara dayalı araştırmaların gerçekleştirilmesi gerektiği önerilmiştir. Anahtar Sözcükler: Okul öncesi dönem, Kaynaştırma, İşitme yetersizliği olan öğrenciler, İşitme engeli, İşitme kaybı, Sosyal beceri.
Okul öncesi dönemdeki işitme kayıplı bir çocuğun gelişen okuryazarlık yaşantılarının incelenmesi
Araştırmanın amacı, okul öncesi dönemdeki işitme kayıplı bir çocuğun evinde ve yakın çevresinde gerçekleşen erken okuma yazma yaşantılarını ve gelişen okuryazarlığını incelemektir. Durum çalışması olarak desenlenen araştırmanın katılımcıları; takvim yaşı 5 yaş 1 aylık olan işitme kayıplı bir erkek çocuk ve ailesidir. Araştırmanın verileri; katılımcı gözlemler, yarı yapılandırılmış ve yapılandırılmamış görüşmeler, ürünler, belgeler ve araştırma günlüğü yoluyla toplanmıştır. Toplanan veriler, araştırma süreci içinde ve sonunda gerektiğinde betimsel, gerektiğinde tümevarımsal olarak analiz edilmiştir. Ayrıca işitme kayıplı çocuğun gelişen okuryazarlık becerileri, Gelişen Okuryazarlık Kontrol Beceri Listesi yardımıyla değerlendirilmiştir. Araştırmanın bulguları, işitme kayıplı çocuğun günlük rutinleri içinde ev ortamında ve yakın çevresinde akademik ve işlevsel okuryazarlık yaşantılarının olduğunu göstermiştir. Bu yaşantılarda çevresindeki yetişkinlerin işitme kayıplı çocuğa model olduğu ve etkileşimli olarak gerçekleşen yaşantılarda işitme kayıplı çocuğun sözlü ve yazılı dil becerilerini gelişen okuryazarlık ilkeleriyle uyumlu olarak desteklediği görülmüştür. Ayrıca, çocuğun bazı okuma yazma yaşantılarının ailenin okuma yazma geçmişinden etkilendiği bulgusu elde edilmiştir. Araştırmanın sonucunda, erken dönemde nitelikli okuma yazma yaşantıları olan işitme kayıplı çocuğun, işiten yaşıtlarına benzer okuryazar davranışları gösterdiği söylenebilir. Anahtar Sözcükler: Gelişen okuryazarlık, İşitme kayıplı çocuklar, Erken okuma yazma, Aile okuryazarlığı.
Farklı duyguları tanımada ciddi serbest zamana katılımın ve işitme engelinin rolü (kişilik ve duygusal zeka boyutlarıyla)
Bu çalışmanın amacı; serbest zamana ciddi olarak katılan işitme engelli milli sporcularla (amatör); spor yapmayan engelli bireyler (halk), profesyonel engelsiz bireyler (profesyonel) ve spor yapmayan engelsiz bireyler (halk) ile kişilik ve duygusal zeka boyutları açısından duygu tanımlamaları arasında bir ilişkinin olup olmadığını ortaya koymaktır. Çalışmanın örneklem grubunu; 18-24 Temmuz 2016 tarihinde Samsun ilinde düzenlenen İşitme Engelliler Dünya Şampiyonasına katılmış olan ve dövüş sporlarında mücadele eden toplam 64 milli sporcu (Xyaş=26,15+/-2,86), İzmir Karşıyaka İşitme Engelliler Dayanışma Derneğine üye olan 55 sedanter işitme engelli birey (Xyaş=28,76+/-4,23), Kütahya-Afyon-Eskişehir ve İzmir illerinde ikamet eden ve dövüş sporlarında en az 2 yıl milli düzeyde mücadele etmiş 60 milli sporcu (Xyaş=24,25+/-1,24) oluşturmuştur. Son olarak sedanter normal bireylerin örneklem grubunu da son 2 yıldır düzenli olarak spor yapmayan 52 birey oluşturmuştur (Xyaş=21,36+/-2,12). Seçilen tüm örneklem kolayda örnekleme yöntemine göre seçilmiştir. Çalışmada Somer, Tatar ve Korkmaz (2001) tarafından geliştirilmiş ve Tatar (2005) tarafından kısa formunun geçerliği ve güvenirliliği yapılmış olan 5 Faktör Kişilik Envanteri, Schutte ve arkadaşları (1998) tarafından geliştirilen ve Tatar ve arkadaşları (2011) tarafından Türkçe'ye uyarlanan Schutte Duygusal Zeka Ölçeği ve SuberLap 5 ile dizayn edilen POFA testi ölçme aracı olarak kullanılmıştır (177, 169, 191). Veriler Windows Excel'de düzenlenmiş ve SPSS 22.0 programı yardımıyla analiz edilmiştir. Yapılan araştırma sonucunda ciddi serbest zamana katılan engelli milli sporcuların normal engellilere ve normal işiten sedanterlere oranla duyguları tanıma noktasında daha başarılı olduklarını, engelli milli sporcuların duyguları tanıyarak tepki verme hızlarının engelli sedanterlere göre oldukça yüksek olduğunu, profesyonel sporun duyguları tanıma noktasında önemli bir değişken olduğunu, duyguların tanımlanması noktasında farklı gruplarda bireylerin kişilik ve duygusal zeka boyutlarından etkilendiğini, farklı duyguların farklı gruplarda tanınması noktasında duygusal zekanın ve kişilik özelliklerinin rolünü ve farklı duyguların benzer duygularla karıştırıldığı bulgularına ulaşılmıştır. Araştırmanın sonuçları, bize engellilerin spor ortamındaki yetilerini spor yapan engelliler vasıtasıyla göstermiştir. Duyguları tanıyarak renkli tuşlar yoluyla bu duyguları hatırlamak engellilerin görsel hafızalarının yüksek olduğunun da bir göstergesidir. İşitme engellilerin katılmış oldukları rekreatif faaliyetler; sağlıklı bireylerin sahip olduğu kişilik özelliklerine, duygusal zeka düzeyine ve onun paralelinde ki bazı kazanımların sağlanmasına neden olmuştur. Engellilerin sağlıklı sedanter bireylerden bile daha başarılı bir şekilde duyguları tanımlamış olmaları onların bu yetilerini spor ortamında daha geniş çaplı kullanmalarının yolunu açabilir.
Sporun işitme engellilerin sosyalleşmesi üzerine etkisi
Yapılan bu araştırmanın amacı, sporun, işitme engelli öğrencilerin sosyalleşmesi üzerinde etkisinin ne yönde olduğunu ortaya koymaktır.İşitme engellilik ve bu kişilerin sosyalleşme süreçleri, günümüzde oldukça ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle yapılan bu araştırmada, spor yapan ve spor yapmayan işitme engellilerin sosyalleşme düzeyleri incelenerek, sporun işitme engelli kişilerin sosyalleşmesi üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırma kapsamında, Afyon Karahisar İşitme Engelliler İlköğretim Okulu (n=30), Kütahya İşitme Engelliler İlköğretim Okulu (n=30) ve Eskişehir Ahmet Yesevi İşitme Engelliler İlköğretim Okulunda (n=40) okuyan, yaşları 10 ila 17 arasında değişen, 47'si spor yapan ve 53'ü spor yapmayan olmak üzere toplam (n=100) işitme engelli öğrenci üzerinde anket yapıldı.Anket verilerine, SPSS 17.0 for Windows paket programı ile frekans, crosstabulation ve ? =0.05 anlamlılık düzeyinde Ki-kare analizi uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre spor yapan işitme engelli öğrencilerle spor yapmayan işitme engelli öğrencilerin sosyalleşme düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0.05). Yine araştırma sonuçlarına göre spor yapan işitme engelli öğrencilerle spor yapmayan işitme engelli öğrencilerin sporla sosyalleşme düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0.05). Araştırma sonuçlarına göre işitme engelli kişilerin sosyalleşmesinde spor etkili bir sosyalleşme aracı olarak kullanılabilir.
Koklear implantta erken fittingin uygulanabilirliğinin araştırılması ve klasik fitting yöntemi ile karşılaştırılması
Bu çalışmada ileri derecede sensörinöral işitme kaybı nedeniyle Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda koklear implantasyon yapılan 70 hasta değerlendirildi. Hastalar iki gruba ayrılarak, çalışma grubunda ameliyattan sonraki 1. günde ses işlemcisi aktive edildi ve fitting yapıldı. Kontrol grubuna ise klasik olarak ameliyattan 4 hafta sonra fitting yapıldı. Çalışmada erken fittingin güvenilirliği ve uygulanabilirliği araştırıldı ve kontrol grubuyla elektrofizyolojik yönden karşılaştırılması hedeflendi. Çalışmada her iki grupta ses işlemcisinin aktive edilmesinden sonraki en sık yan etkiler ağrı, kızarıklık ve ödem gibi minör yan etkiler olup istatiksel olarak anlamlı farklılık yoktu. Elektriksel empedansın karşılaştırılmasında erken fitting grubunda 1. günve 7. günölçülen değerler kontrol fitting grubunun ilk ölçümü olan 1. aydaki değere göre istatiksel olarak anlamlı derecede daha düşüktü. (p<0,005) 1. aydan sonra yapılan ölçümlerde erken fitting grubunun empedans değerleri de yükselerek kontrol grubuna yaklaştı ve istatiksel olarak anlamlı fark kalmadı. Her iki grupta da empedans değeri 1. ayda en yüksek seviyede olup 1. aydan sonra daha stabil bir seyir izlemeye başladı. MCL seviyeleri erken fitting grubunda ilk ölçümde daha düşük olup istatiksel olarak anlamlı farklılık vardı. Daha sonraki ölçümlerde MCL seviyeleri de kontrol grubuna yakın seyretti ve istatiksel olarak anlamlı fark yoktu. Bu bulgular koklear implantasyondan sonra erken fittingin güvenilir ve uygulanabilir bir modalite olduğunu ve tedavi prosedürünün maliyetini azaltabileceğini düşündürdü. Ayrıca erken fittingin uzun süreli takiplerde elektrofizyolojik testler üzerine anlamlı derecede etkisinin olmadığı gözlendi
Konjenital işitme kayıplarında genetik tarama
Bu çalışma nonsendromik kalıtsal işitme kaybı olan hastalarda işitme kaybına en sık neden olan Cx26 ve Cx30 proteinlerini kodlayan genlerde genetik mutasyon olup olmadığını saptamak amacıyla yapılmıştır.Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda teşhis edilip Halil Avcı İşitme Engelliler Merkezi'nde eğitim alan konjenital, nonsendromik bilateral çok ileri derecede sensörinöral işitme kaybı olan 65 hasta seçildi.Çalışmaya dahil edilen hastalardan 37'sinin (%56,9) anne ve babası arasında akraba evliliği, 27'sinde ( %41,5) ise ailede işitme kaybı bulunan birey olduğu saptandı.Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı'nda gerçekleştirilen laboratuar çalışmasında mutasyonların değerlendirmesinde Pronto ® Konnexin kiti kullanılarak ELİSA prosedürü ile genotiplendirme yapıldı.Çalışma sonucunda toplam 65 hastada yapılan genetik taramada 11 hastada( %16,9) Cx26 geninde en sık rastlanan mutasyon olan 35 delG mutasyonu saptandı. Saptanan mutasyonların 9 tanesinin homozigot (%13,8), 2 tanesinin heterozigot (%3,07) mutasyonlar olduğu tespit edildi.Çalışmamızda Cx26 geninde görülebilen bir diğer mutasyon olan 167delT ve Cx30 geninde en sık görülen mutasyon olan del(GJB6-D13S1830) mutasyonuna rastlanmadı.Sonuç olarak konjenital nonsendromik işitme kayıplarında en sık görülen mutasyonun Cx26 geninde görülen 35delG mutasyonu olduğu saptanmıştır. Bu çalışma Çukurova Bölgesi'ne ait mutasyon oranlarını göstermektedir. İşitme kayıplı ailelerde yapılacak genetik değerlendirme ile gelecek nesillere işitme kaybının aktarılma riski konusunda genetik danışmanlık yapılması mümkün olacak, işitme kayıplı bireylerin erken saptanması ile daha başarılı tedavi şansı doğacaktır.Anahtar sözcükler: Konjenital işitme kaybı, konneksin 26, 35 delG
Konjenital işitme kaybı olan hastalarda GJB2 gen mutasyonlarının araştırılması
İşitme kaybı bireyin konuşma, ifade etme, algılama ve sosyal hayatın gelişiminde ciddi aksaklıklara neden olabilen en yaygın algılama bozukluklarından biridir. Yaklaşık 1000 doğumda 1 gözlenip bu vakaların %50'sinde genetik diğer %50'sinde ise çevresel faktörler etkili olmaktadır. GJB2 (Konneksin26, Cx26) geninde meydana gelen mutasyonlar sendromik olmayan, otozomal resesif geçiş gösteren işitme kaybı bulunan vakaların yaklaşık %70'inde gözlenmiştir. Vaka rapor çalışmamıza Adana ilinin Kozan ilçesinde yaşayan ve konjenital işitme kaybı gözlenen 2 farklı aile dahil edildi. İşitme kaybı olan bireylerin yanı sıra herhangi bir mutasyon ya da polimorfzim söz konusu olduğunda hastalığa ne kadar etkisi olduğunu daha net anlayabilmek için işitme kaybı gözlenmeyen kardeşler ve ebeveynler de kontrol olarak ele alındı. 1. ailemizde 5 hasta ve 2 kontrol, 2. ailemizde ise 4 hasta ve 5 kontrol olmak üzere toplam 16 birey araştırıldı. Toplanan kanlardan tuzla çöktürme yöntemi ile DNA'lar izole edilip ve PZR yöntemi kullanılarak GJB2 geninin tüm bölgeleri çoğaltılıp, sekanslama yöntemi ile tüm nükleotid dizisi belirlenerek mutasyonlar ve polimorfizmler tespit edildi. Çalışmamız sonuçlarına göre bulduğumuz mutasyonların ve polimorfizmlerin bazılarının işitme kaybı şiddetine bazılarının ise hastalığın oluşumuna dolaylı yoldan etki ettiği düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: GJB2, işitme kaybı, mutasyon, polimorfizm, PZR
Kemiğe implante işitme cihazı kullanan hastalarda yaşam kalitesi ve işitme sonuçlarımız
ÖZET Kemiğe İmplante İşitme Cihazı Kullanan Hastalarda Yaşam Kalitesi ve İşitme Sonuçlarımız Amaç: İletim tipi işitme kaybı hem erişkin, hem de pediatrik hasta grubunda yaşam kalitesini önemli ölçüde düşüren ve sık görülen bir problemdir. Bu hastaların işitme rehabilitasyonunda konvansiyonel işitme cihazları, orta kulak operasyonları ve kemiğe implante işitme cihazları (KİİC) gibi yöntemler kullanılmaktadır. Bu çalışmada, uzun yıllardır güvenli ve etkin bir şekilde yapılan kemiğe implante işitme cihazı ve softbandın yaşam kalitesi üzerine etkisi, odyolojik sonuçları, oluşan komplikasyonların sıklığı, türleri ve bu komplikasyonlara yaklaşım yöntemlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Çukurova Üniversitesi, Kulak-Burun-Boğaz Anabilim Dalı bünyesinde Ocak 2005 ve Eylül 2013 arasında iletim veya miks tip işitme kaybı sebebiyle KİİC tatbik edilen veya softband cihaz kullanan hastalar araştırmaya alındı. Çalışmada herhangi bir çıkarma kriteri kullanılmadı. Hastaların odyolojik sonuçları KİİC ve softband uygulamasından önce saf ses odyometri ile sonrasında ise serbest alan odyometri ile belirlendi. Hastaların fonksiyonel kazançları cihaz öncesi hava yolu işitme eşiklerinden, cihazlı işitme eşiklerinin çıkarılması ile hesaplandı. Hasta memnuniyetini ölçmek amacıyla Uluslararası İşitme Cihazları Değerlendirme Envanteri Türkçe Versiyonu (IOI-HA-TR) ve Glasgow Erişkin ve Çocuk Değerlendirme Testleri (GDT) yapılıp, sonuçları istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Toplam hasta sayısı 34 olarak saptandı. Bu hastaların 23 tanesinde KİİC tatbiki yapılırken, kalan 11 hastada softband cihaz kullanıldı. Kemiğe implante işitme cihazı kullanan hastaların fonksiyonel kazançları 500 Hz'de 31,3 dB, 1000 Hz'de 45,5 dB, 2000 Hz'de 44,5 dB, 4000 Hz'de preop 44,3 dB olarak bulunmuştur. KİİC kullanan erişkin hastaların GDT skorları toplamda 27,6 olarak bulundu. GDT alt ölçeklerinden genel sağlıkta 35,8, sosyal sağlıkta 39,8, fiziksel sağlıkta 34,2 sonuçları elde edildi. Pediatrik grupta ise toplamda 41,6, alt ölçeklerden emosyonel alt ölçekte 51,4, sosyal alt ölçekte 30,0, eğitsel alt ölçekte 47,1, vital alt ölçekte 32,0 sonuçları elde edildi. IOI-HA-TR skorları ise KİİC kullanan hastalarda 25,22, softband kullananlarda ise 26,45 olarak bulundu. Komplikasyon olarak, KİİC kullanan 2 hastada (% 8,7) osseointegrasyon problemi görülürken, 11 hastada (% 47,8) hafif-orta derecede cilt reaksiyonları gözlendi. Sonuç: Kemiğe implante işitme cihazı, iletim tipi işitme kaybında düşük komplikasyon oranları ile güvenilir ve etkin bir terapi yöntemidir. Odyolojik başarısı yanında, yaşam kalitesine de olumlu katkısı mevcuttur. Cihazların tam etkinliklerinin anlaşılabilmesi amacıyla daha uzun süreli ve daha geniş hasta içeren çalışmalara da ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: İşitme Cihazı; Softband; Osseointegrasyon; Yaşam Kalitesi
İşitme rekonstrüksiyonu'nda glass ionomer cement kullanımının fonksiyonel sonuçları
Amaç: Çalışmamızda işitme rekonstrüksiyonu'nda glass ionomer cement (GIC) kullanılan hastalardaki fonksiyonel sonuçların değerlendirilmesi amaçlandı. Materyal ve method: Çalışmamıza geriye dönük olarak iletim tipi ve mixt tip işitme kaybı nedeniyle 01.01.2009 ile 31.12.2013 tarihleri arasında başvuran hastalar dahil edildi. Standart hasta veri giriş formu oluşturuldu. Hastaların dosyaları, ameliyat notları ve odyolojik tetkik sonuçları incelendi. Hastaların yaş, cinsiyet, preoperatif muayene bulguları, preoperatif odyolojik tetkik değerleri, orta kulak risk indeksi skoru, ameliyat tipi, greft tipi, glass ionomer cementi uygulanan yer, postoperatif muayene bulguları, postoperatif odyolojik tetkik değerleri, takip süresi elde edilerek istatistiksel analizi yapıldı. Hava kemik aralığı (HKA) değerleri 20 dB'den küçük olan vakalar fonksiyonel olarak başarılı kabul edildi. Bulgular: Çalışmamıza alınan toplam 45 hastanın ortalama yaşının 28,7 ± 13,1 yıl olduğu, çoğunluğunun kadın (% 62,2) cinsiyette olduğu, en sık timpanoplasti (% 66,7) ile kapalı teknik timpanomastoidektomi (% 31,1) operasyonları yapıldığı, glass ionomer cementin en sık inkus - stapes arasına (% 82,2) uygulandığı, en sık temporal adele fasya grefti (%68,9) kullanıldığı belirlendi. Ortalama postoperatif HKA değerlerinin 500, 1000, 2000, 4000 frekanslarda preoperatif döneme göre istatistiksel olarak anlamlı (p < 0,05) derecede iyileşme gösterdiği gözlendi. Preoperatif HKA değeri ortalaması 33,1 ± 8,8 iken, postoperatif HKA değeri ortalaması 24,8 ± 9,8 idi. Ancak hastaların sadece % 31,1'inde 20 dB altı postoperatif hava kemik aralığı değerleri olduğu saptandı. Çalışmamıza alınan hastaların ortalama takip süresinin 8,5 ± 8,8 ay (3-36 ay aralığında) olduğu ve % 46,7 hastanın takip süresinin 3-6 ay arasında olduğu belirlendi. Sonuç: GIC ile osiküloplastide istatistiksel olarak anlamlı düzelme elde edilebilir. Endikasyonların sınırlandırılması ve uzun takip süresi bu maddenin etkinliğini belirlemek için gereklidir.
Gürültüye bağlı işitme kaybında astaksantinin koruyucu rolü
Gürültü, kalıcı tip işitme kaybına yol açan en önemli edinsel işitme kaybı nedenidir. Konuyla ilgili literatür incelendiğinde GBİK'nin mekanizmasının anlaşılması ve iç kulağı gürültüden koruyabilecek ajanların belirlenmesi konularında yoğun araştırmalar olsa da, literatürde henüz verimliliği yüksek veya ortak kabul görmüş bir yönteme rastlanmamaktadır. Bu araştırmanın amacı, wistar rat modelinde GBİK'ye karşı astaksantinin koruyucu etkinliğini araştırmaktır. 21 albino wistar rat gürültü verilmeyen ve gürültü verilen gruplar olmak üzere iki kategoriye ayrıldı. Gürültü verilmeyen gruplar; intraperitoneal (İP) yoldan 50 mg/kg serum fizyolojik (SF) ile gürültüye maruz kalan, İP yoldan 50 mg/kg SF ve oral gavaj yoluyla astaksantin uygulanan gruplar olmak üzere 3 grup oluşturuldu. Gürültü verilen gruptaki 14 rata, 120 dB SPL şiddetinde, 4 kHz oktav bantta 4 saat gürültü verildi. İşitme düzeyleri 4 ve 8 kHz'de frekans işitsel uyarılmış beyinsapı potansiyelleri (İUBP) ve distorsiyon ürünü otoakustik emisyon (DPOAE) testi ile değerlendirildi. İUBP testleri gürültü sonrasında 1 ve 7. günlerde gerçekleştirildi. Son İUBP testi sonrasında tüm ratlar sakrifiye edildi. İUBP testi sonuçları tüm frekanslarında astaksantin grubunda gürültü verilen diğer gruplara kıyasla daha iyi işitme eşikleri olduğunu gösterdi. Bu bulgular istatistiksel olarak da anlamlı görüldü (p<0,05). Elde edilen bulgulara göre astaksantin GBİK'de koruyucu olarak kullanılabilecek yararlı bir antioksidan olabilir.
Gürültüye bağlı işitme kaybında carbon monoxide releasıng molecule-3 (CORM-3) koruyucu rolü
GİRİŞ: Gürültü, kalıcı tipte işitme kaybına yol açabilen önemli bir edinsel işitme kaybı sebebidir. Gürültü kaynaklı işitme kaybı en sık rastlanan önlenebilir işitme kaybı nedenlerinden biridir. Gürültünün kaynağının azaltılması veya kişisel korunma ekipmanları kullanılması gibi gürültüye bağlı işitme kaybını azaltmaya yönelik yöntemler bulunmasına rağmen; başarısı kanıtlanmış kabul edilen ortak bir tedavi protokolü henüz tanımlanmamıştır. Bu deneysel çalışmanın amacı, gürültüye maruziyet sonrası Carbon Monoxide Releasing Molecule-3 (CORM-3)'ün işitme sistemine olan olası koruyucu etkilerinin elektrofizyolojik ölçümler ve histopatolojik yöntemlerle gösterilmesidir. GEREÇ VE YÖNTEM: Yirmi dört adet albino wistar erkek rat eşit şekilde 3 gruba ayrıldı. Gürültü verilmeyen gruba; 7 gün sürecinde intraperitoneal serum fizyolojik uygulandı. Diğer 2 gruptaki 16 rat, 120 dB SPL şiddetinde, 4 kHz oktav bantta 4 saat gürültüye maruz bırakıldı. Gürültü alan bir gruba intraperitoneal serum fizyolojik, diğerine ise intraperitoneal yoldan 10 mg/kg CORM-3 7 gün boyunca uygulandı. İşitme düzeyleri, başlangıç, 1. ve 7. günlerde, distorsiyon ürünü otoakustik emisyon ve 4, 6 ve 8 kHz'de işitsel uyarılmış beyinsapı potansiyelleri ile ölçüldü. Son test sonrasında tüm ratların iç kulak yapıları diseke edilerek, koklea yapıları ışık mikroskobisi ile değerlendirildi. BULGULAR: İşitsel uyarılmış beyinsapı potansiyel test sonuçları tüm frekanslarında CORM-3 grubunda gürültü verilen diğer gruba kıyasla daha iyi işitme eşikleri olduğunu gösterdi. Bu bulgular istatistiksel olarak da anlamlı tespit edildi (p<0,05). Gürültü sonrasında distorsiyon ürünü otoakustik emisyon yanıtları kayboldu. Histopatolojik değerlendirmede ise gürültünün kokleada yarattığı hücresel hasar gösterildi. SONUÇ: Elde edilen verilere göre CORM-3, gürültüye bağlı işitme kaybında koruyucu ve tedavi edici ajan olarak kullanılabilecek faydalı bir molekül olabilir. Ancak bu koruyucu etkinin kanıtlanmasına yönelik ek araştırmalara gereksinim bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Akustik travma, antioksidan, Carbon Monoxide Releasing Molecule-3, gürültüye bağlı işitme kaybı, sensörinöral işitme kaybı
Yenidoğan işitme kaybının erken teşhisi ve rehabilitasyonunda otoakustik emisifikasyon tekniğinin tanıda etkinliği, işitme kaybı etyolojisinin araştırılması
Amaç: Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde Yenidoğan işitme tarama programı uygulanarak sonuçların değerlendirilmesi, saptanan işitme kaybı insidansının ve risk faktörlerinin belirlenmesi, kullanılan tarama protokolünün etkinliğinin değerlendirilmesiMetod: 30 Nisan 2009- 30 Nisan 2010 tarihleri arasında yenidoğan servisi ve yenidoğan yoğun bakım ünitesi'nde yatan 691 bebeğe geçici otoakustik emisyon ölçümü (transient evoked otoacoustic emissions, TEOAE) ile protokolün ilk basamağını oluşturacak şekilde ilk 24 saatte işitme taraması yapıldı. TEOAE uygulanan bebekler yeterli yanıt alındığında ?geçti?, yeterli yanıt yok ise ?refere et?, prob tıkanıklığı, aşırı gürültü veya prob yerleştirme hatası gibi nedenlerin varlığında ?test geçersiz? sonuçlarından biri ile değerlendirildi. Refere edilen bebeklere 15 gün sonra ikinci TEOAE uygulandı. Her iki kulakta TEOAE testine yanıt alınması ?geçti? olarak değerlendirildi. İkinci basamaktaki TEOAE testi ile ?refere et? yanıtı alınan yenidoğanlara ABR testi randevusu 30 gün içinde verildi. ABR sonucunda işitme kaybı saptanan olgular takibe alındı. Çalışmamızda hiperbilirubinemi, ÇDDA, prematürite, akraba evliliği, birinci ve beşinci dakika Apgar skoru <7, mekanik ventilatöre maruziyet, diüretik tedavi, eşlik eden sendrom varlığı, ailede işitme kaybı, aminoglikozid kullanımı, eşlik eden kraniyofasiyal anomali ve annede gebelik sırasında ateşli hastalık geçirme öyküsü gibi risk faktörleri değerlendirildi.Bulgular: Tarama programına katılan 691 bebeğin 666(%96,3)'sı iki basamaklı TEOAE sonucunda ?geçti? sonucu alındı. Birinci tarama testi sonucunda 103(%14,9) bebek ?refere et? sonucu alarak ikinci taramaya çağrıldı. İki basamaklı TEOAE protokolü sonucunda 25(%3,6) bebekte ?refere et? sonucu alındı. 6 (%0,86) bebekte işitme kaybı saptandı. 3 bebekte bilateral ileri düzeyde işitme kaybı, 1 bebekte orta düzeyde bilateral, 2 bebekte tek taraflı ileri düzeyde işitme kaybı saptandı. Takip sırasında ve tedavi sonrasında 19 bebek normal işitme sınırları içerisinde tespit edildi. İşitme kaybı saptanan 6 bebeğe işitme cihazı ile amplifikasyon yapıldı.Sonuç: Bu çalışma, her canlı yenidoğan ve yoğun bakım ünitesinde yatan tüm bebeklerde işitmenin değerlendirilmesi gerekliliğini vurgulamaktadır. Yenidoğan işitme tarama programı ile işitme kaybının erken tanı ve altı aydan önce tedavisi planlanmalıdır. Çalışmamızda kraniyofasiyal anomali birlikteliği ve ailede işitme kaybı öyküsü gibi risk faktörleri işitme kaybı varlığı ile ilişkili bulunmuştur. Taranan populasyonda prematürite risk faktörü olarak bulunmamıştır
Sensörinöral işitme kayıpları ile connexin 26 35 delG mutasyonu arasındaki ilişki
İşitme kaybı, en sık görülen duyu bozukluklarından biri olup, insidansı yaklaşık 1/1000'dir. Prevelansı yaşa bağlı olarak artmaktadır ve yaşlılıkta en sık görülen duyu bozukluğudur. Non sendromik işitme kaybına neden olan genler içinde en önemli yeri, otozomal resesif kalıtılan (DFNB) DFNB 1 lokusunda sorumlu gen olan Connexin 26 (GJB2 / Cx26) tutmaktadır. Beyaz ırkta Cx26 geninde en sık görülen mutasyon 35delG'dir. Yaşlılık tipi işitme kaybı, diğer adıyla presbiakuzi, en sık simetrik, bilateral ve yüksek frekanslarda daha belirgin olarak seyreder. Prevelansı 61- 70 yaş arasında %37 iken 71- 80 yaş arasında %60'dır. YTİK'in etiyolojisinde genetik ve çevresel faktörler yer almaktadır. Biz çalışmamızda sensörinöral işitme kaybı, özellikle da YTİK ile Connexin 26 35delG mutasyonu arasındaki ilişkiyi araştırdık.Bu çalışma kapsamında, yaşlılık tipi işitme kaybı tespit ettiğimiz 34 hasta, bilateral sensörinöral işitme kaybı tesbit edilmiş 45 yaş altında olan 35 hasta, tek taraflı sensörinöral işitme kaybı tesbit edilmiş 17 hasta ve 34 sağlıklı birey, Cx26 geninde görülen 35delG mutasyonu açısından incelenmiştir. Hastalardan alınan tam kan örneklerinden HighPure PCR Template Preparation Kit (Cat. No: 11796828001, Roche Diagnostic, Germany) kullanılarak DNA izolasyonu yapıldı. Realtime polimeraz zincir reaksiyonu(PCR) primerleri; PCR-primer forward: AGTCTCCCTGTTCTGTCCTAGCT ve PCR-primer reversed: CTTTCCAATGCTGGTGGAGTG ve Florasan Labeled probe: TTCACACCCCCCAG, Anchor Probe: TCGTCTGCAGCGTGCCCCAAATCCATCTTCT olarak TIB MOLBIOL GmbH (Eresburgstraße 22-23 D-12103 Berlin) firmasına yaptırıldı.İstatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 17.0 programı kullanıldı. Çalışma verileri tablo ile özetlendi. Niteliksel olan Connexin 26 35 delG mutasyonu dağılımının karşılaştırmasında Chi-Square testi kullanıldı.Hasta grubunda Connexin 26 35 delG mutasyonu olan 1 (%2,9) olgu var iken , kontrol grubunda Connexin 26 35 delG mutasyonu olan hiçbir olguya rastlanmamış olup, bu dağılım istatistiksel açıdan değerlendirildiğinde hasta ve kontrol grubundaki Connexin 26 35 delG mutasyonu dağılımları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptayamadık.
Erken ve geç dönemde koklear implant uygulanan çocukların genel gelişim profili, sosyal-duygusal uyum becerileri ve alıcı dil becerilerinin incelenmesi
Pediatrik koklear implant (Kİ) uygulamasında, dil gelişimine etki eden en önemli faktörlerden birinin uygulamanın yapıldığı yaş olduğu ve Kİ uygulama yaşının hem bilişsel hem sosyal-duygusal gelişimi de etkilediği bilinmektedir. Bu nedenle geç dönem pediatrik Kİ kullanıcılarının, gelişim performanslarında gecikmeler görülebileceği düşünülmektedir. Bu amaçla çalışmamızda; Kİ kullanıcıları, implantasyon yaşına göre erken (≤24 ay) ve geç (>24 ay) dönem olarak iki gruba ayrılmıştır. Kİ uygulama yaşı ile birlikte işitme kaybı tanısının konulma zamanı, Kİ kullanım süresi ve aldıkları toplam eğitim süresi değişkenlerinin; çocukların gelişim düzeyleri, alıcı dil ve sosyal uyum becerileri üzerine etkisi incelenmiştir. Çalışmaya; Gaziantep Üniversitesi KBB Anabilim Dalı tarafından Kİ ameliyatı gerçekleştirilen ve odyolojik takibi yapılan 31 çocuk dahil edilmiş olup çocuğa ve ailesine ait bilgilerin yer aldığı Genel Bilgi Formu doldurulduktan sonra veri toplama araçları olarak Ankara Gelişim Tarama Envanteri (AGTE), Peabody Resim Kelime Testi (PRKT) ve Marmara Sosyal-Duygusal Uyum Ölçeği (MASDU) kullanılmıştır. Çalışma sonucunda iki gruptaki çocukların AGTE, PRKT ve MASDU puanları arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Ayrıca çocukların AGTE, PRKT ve MASDU puanları ile işitme kaybı tanısının konulma zamanı, Kİ uygulama yaşı, Kİ kullanım süresi ve alınan eğitim süresi ile arasında korelasyon bulunmuştur. Sonuç olarak; işitme kaybı tanısının konulma zamanı, Kİ uygulama yaşı, Kİ kullanım süresi ve alınan eğitim süresi; çocuğun genel gelişim düzeyi, dil becerileri ve sosyal-duygusal uyum düzeyi üzerine anlamlı olarak etki etmektedir. Bu nedenle erken yaşlarda yapılan implant uygulamaları, çocukların gösterdikleri performanslarda daha başarılı olmalarını sağlamaktadır. Anahtar Sözcükler: Dil gelişimi, Gelişim değerlendirmesi, İşitme kaybı, Koklear implant, Sosyal-duygusal uyum
İletim tipi işitme kayıplı hastaların gürültüde konuşmayı anlama becerilerinin değerlendirilmesi
İletim tipi işitme kaybı (İTİK) iç kulağa iletilen sesin dış ya da orta kulakta bir problemden dolayı engellenmesinden kaynaklanmaktadır. İTİK olan bireylerin gürültülü ortamlarda konuşmayı anlama ile ilgili sorunları bulunmaktadır. Rutin olarak kullanılan konuşma testleri gürültüde konuşmayı anlamayı ölçmezler. Bu testler sessiz kabinlerde, tek veya üç heceli kelimeler kullanılarak uygulanmakta ve günlük yaşam koşullarını yansıtmamaktadırlar. Cümle ile yapılan konuşma testleri günlük iletişim koşullarına daha yakın ve kelime testlerinden daha güvenilirdirler. Gürültüde konuşmayı anlama testi HINT fonksiyonel işitmeyi cümle ile konuşmayı anlama testi (KAEc) kullanarak sessiz ve gürültünün olduğu durumlarda ölçmektedir. Çalışmamızın amacı; bilateral İTİK olan yetişkin bireylerin gürültüde konuşmayı anlama becerilerini Türkçe HINT (THINT) ile değerlendirmektir. Bilateral hafif-orta derecede İTİK'lı bireylerden oluşan çalışma grubunda ve normal işiten kontrol grubunda 15 kadın 15 erkek toplam 30 birey bulunmaktadır. Çalışma grubunun yaş ortalaması 30.27±7.5 kontrol grubunun ise 29.97±6.9'dur. Her iki grubunda KAEc'leri sessiz konumda, gürültü önde, gürültü sağda, gürültü solda olarak kulaklıklarla ölçülmüştür. Kontrol grubunun HINT skorları; sessiz durumda 18,90±1.92 dB, gürültü önde - 3.07±0.69 dB SGO, gürültü sağda -11,07±0.91 dB SGO, gürültü solda - 11.37±1.03 dB SGO'dur. Çalışma grubunun HINT skorları; sessiz durumda 50.93±7.44 dB, gürültü önde-0,67±1.09 dB SGO, gürültü sağda -2.57±2.3 Db SGO, gürültü solda -2,97±2.14 dB SGO'dur. Tüm HINT koşullarında her iki grup arasında belirgin farklılıklar bulunmuştur. Sonuç olarak çalışmamız İTİK olan yetişkin bireylerin gürültüde konuşmayı anlamak için normal işiten yetişkinlere göre daha yüksek sinyal gürültü oranına ihtiyaç duyduklarını göstermiştir.Anahtar kelimeler: T-HINT, İletim tipi işitme kaybı, gürültü, orta kulak.
Presbiakuzili hastaların gürültüde konuşmayı anlama becerilerinin değerlendirilmesi
İletişim insanoğlunun yaşamında çok önemli yer tutmakla beraber yaş ile birlikte iletişim becerilerinde birtakım bozulmalar başlar. Presbiakuzi, yaşla birlikte görülen sensörinöral tipte bir işitme kaybıdır. Presbiakuzisi olan bireylerin arka plan gürültünün olduğu durumlarda gürültüde konuşmayı anlama şikayetleri olmaktadır. İşitme testlerinde rutin olarak kullanılan konuşma testleri gürültüde konuşmayı anlamayı ölçmezler. Tek heceli ve üç heceli kelimeler genellikle sessiz koşullarda uygulanmakta olup gerçek yaşam koşullarını yansıtmazlar. Cümlelerle konuşmayı anlama (KAEc) testleri gerçek yaşam koşullarına daha yakın ve güvenilirdir. Gürültüde konuşmayı anlama testi HINT fonksiyonel işitmeyi KAEc ile sessiz ve arka plan gürültünün olduğu durumlarda ölçer. Çalışmamızın amacı yaş ve presbiakuzinin gürültüde konuşmayı anlama üzerine etkisini Türkçe HINT ile araştırmaktır. Çalışmamızda hem presbiakuzisi olan grupta; hem de normal işiten grupta 15 kadın, 15 erkek, 30 birey bulunmaktadır. Hasta grubunun yaş ortalaması 64.50±9.2, kontrol grubunun yaş ortalaması 59.57±7.9'dur. Her iki grubun da KAEc eşikleri sessiz konumda, gürültü önde, gürültü sağda, ve gürültü solda, kulaklıklarla ölçülmüştür. Kontrol grubu HINT sonuçları; sessiz konumda KAEc 26.23 dB, gürültü önde -0.70 dB sinyal gürültü oranı (SGO), gürültü solda -8 dB SGO, gürültü sağda -7.43 dB SGO'dur. Çalışma grubu HINT sonuçları; sessiz konumda KAEc 45.60 dB, gürültü önde 1.17 dB SGO, gürültü sağda -3.17 dB SGO, gürültü solda -3.33 dB SGO'dur. Tüm HINT koşullarında gruplar arası belirgin farklılıklar vardır. Elde ettiğimiz bulgulara göre presbiakuzisi olan bireyler normal işiten akranlarından daha fazla SGO'ya ihtiyaç duymaktadırlar. Kontrol grubu, çalışma grubundan daha iyi sonuçlar almasına rağmen normal işiten genç bireylerden daha fazla SGO'ya ihtiyaç duydukları gözlenmiştir. Sonuç olarak çalışmamız gösterdi ki; arka plan gürültü varlığında konuşmayı anlama, yaş ve yaşa bağlı işitme kaybı presbiakuziden etkilenmektedir.
Psoriazisli hastalarda işitmenin normal populasyonla karşılaştırılması
Giriş-Amaç: Otoimmün ve kronik enflamatuvar seyir gösteren hastalıklara eşlik eden çeşitli odyovestibüler patolojiler bildirilmiştir. Biz de çalışmamızda psoriazisli hastaların işitmesinde normal popülasyona göre bir kayıp olup olmadığını araştırmayı amaçladık.Gereç-Yöntemler: Tüm olgulara tam bir kulak burun boğaz muayenesi yapıldı. Çalışmaya anamnezinde ototoksik ilaç kullanımı, gürültüye maruz kalma, vertigo, rekürren otitis media ve fizik muayenesinde patolojik bulgu saptananlar alınmadı.Tüm olgulara ses izolasyonu sağlanmış KBB odyoloji laboratuvarlarında pure-tone odyometri uygulandı. Ölçümler Interacoustics-Clinical Audiometer AC40 cihazı ile TDH-39P Telephonic HB-7 kulaklık ve Radioear E71 kemik vibratörü kullanılarak gerçekleştirildi. Psoriazisli ve kontrol gruplarının hava yolu işitme düzeylerine 125, 250, 500, 1000, 2000, 4000 ve 8000 Hz'de, kemik yoluna ise 500, 1000, 2000 ve 4000 Hz'de bakıldı.Grupların tüm istatiksel analizi PASW Statistics (eski adıyla SPSS) versiyon 18.0.0 istatistik paket programında yapıldı. Sayısal veriler ortalama ± SS (standart sapma), kalitatif veriler ise sıklık (%) olarak ifade edildi. P<0,05 ise istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.Bulgular: Psoriatik hastalarda kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, yüksek frekanslarda istatistiksel olarak anlamlı sensörinöral tipte işitme kaybı saptanırken, ileti tipi işitme kaybı saptanmadı.Sonuçlar: Psoriazise eşlik edebilecek morbiditelerden birinin de sensörinöral tip işitme kaybı olabileceğini, bu nedenle hastaların odyometrik olarak değerlendirilip risk grupları belirlenerek bu açıdan takip edilmesinin uygun olacağını düşünmekteyiz.
Tam implante edilebilen aktif orta kulak işitme cihazlarının (carina) klinik ve odyolojik sonuçları
Tam İmplante Edilebilen Aktif Orta Kulak İşitme Cihazlarının(Carina) Klinik Ve Odyolojik Sonuçlarıİşitme cihazları, işitme kaybı SNİK olan hastaların işitsel rehabilitasyonunda kullanılan ana materyallerdir. İşitme cihazları aynı zamanda, medikal ve cerrahi tedaviye uygun olmayan patolojiler sonucunda gelişen iletim tipi işitme kayıplarının düzeltilmesinde de rol oynarlar. Geleneksel işitme cihazlarının kullanımında hasta ve cihaz kaynaklı problemler nedeniyle sınırlamalar mevcuttur. Bu sınırlamaları gidermek amacıyla implante edilebilen işitme cihazları geliştirilmiştir. Bu implante edilebilen cihazlar ise parsiyel ya da tam implante edilebilenler olmak üzere ikiye ayrılırlar. Bu tez çalışmasında tam implante edilebilen aktif orta kulak işitme cihazı olan Carina'nın 9 hastadaki klinik ve odyolojik sonuçlarını tespit edebilmek için, hastaların preoperatif ve postoperatif odyogramları karşılaştırabilmek için rutin odyogram uygulanmış, ayrıca postoperatif yapılan yaşam kalitesi anketi(Glasgow Benefit Inventory) uygulanarak implantın klinik açıdan avantajları değerlendirilmiştir.Elde edilen veriler neticesinde, odyolojik açıdan Carina'nın hastaların mevcut işitmesine bir zarar vermediği, mevcut işitmeyi anlamlı şekilde arttırdığı ancak daha önceden kullanılan işitme cihazları ile arasında işitme kazancı açısından herhangi bir fark bulunmadığı tespit edilmiştir. Klinik açıdan ise Carina'nın işitme cihazına göre daha faydalı olduğu tespit edilmiştir.Anahtar kelimeler: İşitme kaybı, Carina, tam implante edilebilen işitme cihazı.
Kemiğe implante edilebilir işitme cihazı uygulamalarının klinik ve odyolojik sonuçlarının araştırılması
Çift taraflı iletim tipi ve/veya mikst tip işitme kaybına sahip hastalar, odyolojik açıdan uygun amplifikasyon yönteminin belirlenmesi ve gerekli fonksiyonel kazancın sağlanabilmesi açısından oldukça zor vakalardır. Bu hastaların konuşmayı ayırt etme fonksiyonları da önemli ölçüde etkilenmektedir. Konvansiyonel işitme cihazlarından yeteri kadar yararlanamayan iletim tipi ve/veya mikst tip işitme kayıplı hastalara kemik iletimine yönelik bir takım amplifikasyon sistemleri uygulanmaktadır.Kemiğe implante edilebilir işitme cihazı (BAHA) iletim tipi ve/veya mikst tip işitme kayıplı hastalara uygulanan en başarılı yöntemlerden biri olarak kabul edilmektedir. Titanyum implantlar kafatası kemiğine implante edilerek, kulak arkası kemik iletim cihazlarına nazaran daha iyi sonuçlar alınmaktadır. Bu çalışmanın amacı, BAHA uygulamasının klinik ve odyolojik sonuçlarının araştırılmasıdır.Bu çalışma klinik ve odyolojik açıdan BAHA uygulamasına karar verilmiş 16 hastadan oluşmaktadır. Çalışmada, ameliyat öncesinde ve sonrasında hava yolu ve kemik yolu eşiklerinde anlamlı farklılık olmadığı görülmüştür. Serbest sahada cihazsız ve BAHA'lı olarak yapılan odyometrik tetkikler sonucunda ise anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Serbest sahada ve BAHA'lı iken, sessiz ortamda ve S/G oranının 10 dB olduğu ortamda konuşmayı ayırt etme fonksiyonunda da istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmüş olup, BAHA uygulamasının fonksiyonel kazancı olumlu yönde etkilediği belirlenmiştir. Aynı zamanda, BAHA uygulaması yapılan hastaların cihaza yönelik memnuniyet düzeyi oranının %93.7 olduğu görülmüştür. Sonuç olarak BAHA'nın iletim ve/veya mikst tip işitme kaybına sahip hastalarda, odyolojik açıdan fonksiyonel kazançlarının ameliyat öncesine göre daha iyi olduğu düşünülmektedir. Ameliyat öncesinde ve sonrasında konuşmayı ayırt etme fonksiyonlarında anlamlı farklılık gözlenmesi nedeniyle BAHA'nın başarılı bir uygulama olduğu düşünülmektedir.
Postlingual koklear implant hastalarının yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Koklear implant post-lingual işitme kayıplı erişkinlerde ve konjenital işitme kayıplı çocuklarda önemli tedavi seçeneklerinden biridir. Performansı son yıllardaki gelişmelerle birlikte daha da artmıştır. Koklear implantın başarısında odyolojik faktörlerle birlikte psikososyal faktörler de değerlendirilmelidir.Hastanın işitme performansı ile birlikte günlük aktiviteleri, sosyal hayatı ve kendine güveninde oluşan değişiklerde oldukça önemlidir. Hayat kalitesi;kültür ve değer sistemlerine göre bulunduğu pozisyonunu algılama şeklidir. Kişinin amaçları,ilgileri, beklentileri ve standartları bu kavramın içerisindedir.Bireylerin fiziksel durumları,bağımsızlıkları, sosyal ilişkileri ve psikolojik durumları hayat kalitesi anlayışını etkilemektedir1.Bu nedenle çalışmamızda amacımız koklear implantın işitsel katkısı ile beraber cihaz kullanım süresince hastaların öznel fikirlerinden yola çıkarak, hastaların cihazdan memnuniyetlerini, yaşam kalitesini ve psikososyal durumunu araştırmaktır.Kliniğimizde postlingual koklear implant olmuş 30 hastaya,implant kullanmaya başladıktan en az 1 ay sonra,1.ay ila 2.yıl takip süreçlerinde öncelikle demografik bilgilerin oluştuğu bir form doldurularak sonrasında jenerik bir yaşam kalitesi ölçeği olan WOQOLbref yaşam kalitesi kısaltılmış ölçeği,hastaların mevcut anksiyete ve depresyon derecelerini değerlendirmek amacıyla Beck anksiyete ve Beck depresyon ölçekleri,kullanılan koklear implant cihazından algılanan faydayı değerlendirmek için cihaz memnuniyeti envanteri olan IO-IHA uygulanmıştır.Anahtar Kelimeler: Postlingual, Koklear İmplant, Yaşam Kalitesi
İşitme engelli elit erkek sporcuların statik denge değerlerinin karşılaştırılması
Bu araştırmaya; Türkiye işitme engelli olimpiyatlara hazırlanan basketbol erkek milli takımından 11, taekwondo takımından 11 ile Ankara Kemal Yurtbilir Özel Eğitim Meslek Lisesinden 10 erkek sedanterden oluşan, İşitme engelli milli taekwondocuların, Y , ? = 24,64 ± 6,407, İşitme engelli milli basketbolcuların, Y, ?= 22,36 ± 3,722, ve sedanterlerin Y, ?= 18,00 ± 0,66 olan toplamda 32 erkek gönüllü katılmıştır. Araştırmamızda denekler arasındaki esneklik ölçümü otur uzan testi, çeviklik özelliğinin (yeteneğinin) belirlenmesi amacıyla İllinois Çeviklik Testi (IÇT) uygulanarak yapılmıştır. Statik Postural denge testi ise, Biodex Stability System cihazında yapılan testler ile değerlendirildi. Statik denge testinde test günü herhangi bir rahatsızlıklarının, antrenman yorgunluklarının olmamasına (48 saat önce antrenman yapmış olmalarına) ve dinlenik durumda olmalarına dikkat edildi. Analizler SPSS 19 paket programında yapılmıştır. İstatiksel anlamlılık düzeyi olarak 0.05 kabul edilmiştir. Çalışmaya katılan deneklere ait veriler, gruplara göre normal dağılım ve varyans homojenliği göstermemiş, bu yüzden nonparametrik test yöntemleri kullanılmıştır. Gruplar arası karşılaştırmalar Kruskal-Wallis test yöntemi ile yapılmış, anlamlı sonuçlar Mann Whitney-U testi ile ikili olarak karşılaştırılmıştır. Sağ sol ayak denge değerleri yine nonparametrik Mann Whitney-U testi ile yapılmıştır. Sonuç olarak; incelenen diğer çalışmalarla, yapılan çalışmada elde edilen değerler bir paralellik göstermektedir. Bu bağlamda uzun süreli yapılan düzenli egzersizler işitme engellilerde sedanterlere göre denge kontrolünün olumlu yönde gelişmesine katkı sağladığı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: İşitme engelli, statik denge, taekwondo, basketbol
Riluzol tedavisinin sisplatine bağlı olarak gelişen ototoksisiteden korunmadaki rolü
Bu çalışma, riluzol tedavisinin sisplatine bağlı olarak gelişen ototoksisiteden korunmadaki rolünü ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Kobaylar 8?erli 3 gruba ayrıldı ve tüm kobayların her iki kulağındaki işitsel beyin sapı cevap (İBC) eşikleri ilaç uygulama öncesinde tespit edildi. Tüm gruplara 3 gün süre ile 5 mg/kg sisplatin uygulandı. Sisplatin verilmeden 30 dk önce birinci gruba 2 cc serum fizyolojik, ikinci gruba ve üçüncü gruba sırasıyla 6 mg/ kg ve 8 mg/ kg riluzol hidroklorid, serum fizyolojik içinde 2cc?lik çözelti halinde uygulandı. Son ilaç uygulamasından 24 saat sonra kobayların İBC eşikleri tekrar değerlendirildi. Derin anestezi altında intrakardiyak kan alımını takiben bilateral temporal kemikler sakrifiye edildi. Sağ temporal kemikler transmisyon elektromikroskopik inceleme için ayrılırken, sol kohlea içi mebranöz labirent kısım ise biyokimyasal inceleme için saklandı. Tone burst 8 kHz uyaranda her iki kulakta ve sol kulakta click uyaranda riluzol hidroklorid verilen grupta, serum fizyolojik verilen gruba göre İBC eşiklerinde anlamlı düşüklük gözlendi. Tone burst 8 kHz uyaranda riluzol verilmeyen grupta istatiksel olarak anlamlı İBC eşik değişimleri görüldü. Transmisyon elektromikroskopik incelemede tüylü hücrelerde ve stria vaskülariste riluzol alan gruplarda, riluzol kullanılmayan gruba göre daha az dejeneratif bulgular gözlendi. İlaç öncesi ve ilaç sonrası İBC eşikleri açısından ikinci ve üçüncü grup arasında fark saptanmazken, üçüncü grupta hücreler belirgin olarak normale yakındı. İşitsel sinir liflerindeki dejeneratif bulgular üç grupta belirgin farklılık göstermedi. Malandialdehid (MDA) düzeyleri beklenilenilen aksine riluzol verilen grupta istatiksel açıdan yüksek saptandı ve bu durum çalışma için anlamlı bulunmadı. Sonuç olarak riluzolun sisplatin ototoksisitesinde özellikle 8 kHz?da İBC eşikleri ve tüylü hücreler ve stria vaskülaris dejenerasyonu üzerinde koruyucu etkisi olduğu gözlendi. Ancak riluzolun oksidatif mekanizma üzerindeki etkileri, saptanan MDA değerleri ile desteklenemedi. Anahtar kelimeler: Riluzol, ototoksisite, sisplatin
İşitme cihazı kullananlarda, işitme cihazı memnuniyet anketi`APHAB'ın klinik uygunluğunun değerlendirilmesi
?`Abbreviated Profile of Hearing Aid Benefit' (APHAB)? anketi; hastaların, çeşitli gündelik durumlarda işitme ile ilgili yaşadıkları sorunları ifade ettikleri, işitme kaybıyla ortaya çıkan sorunları ve bu sorunların işitme cihazıyla ne ölçüde azaltılabildiği belirlemek için kullanılabilen değerlendirme ölçeğidir. İşitme kaybının telafi edilmesi, işitme cihazlarının etkin kullanımı ve işitme cihazı ile ilgili sorunların azalması için etkili değerlendirme anketlerine ihtiyaç bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı ?APHAB-TR? işitme cihazı değerlendirme anketinin Türkçe uyarlanması ile geçerlilik-güvenilirliğini belirlemektir. İlk olarak ölçeğin Türkçe uyarlama çalışması yapılmıştır. Birinci aşamada dil uyarlaması uygulanmıştır. Dil uyarlaması için ölçek, 3 uzman tarafından İngilizce'den Türkçe'ye ve Türkçe'den İngilizce'ye çevrilerek karşılıklı doğrulaması yapılmıştır. İkinci aşamada ölçeğin geçerlik ve güvenirliğini test etmeye yönelik veriler toplanmıştır. Ankete katılan 290 kişinin işitme cihazı olmadan ve işitme cihazlı durumlara verdikleri yanıtların güvenilirlik analizleri yapıldı. İşitme cihazsız durumlara verilen yanıtların ?Cronbach's Alpha? değeri, 0,88 olarak bulunmuştur. İşitme cihazlı durumları değerlendirmesinde, ?Cronbach's Alpha? değeri; 0,93 olarak bulunmuştur. Bu sonuçlar ile ankete katılan hastaların, hem işitme cihazlı durumlara hem de İşitme cihazsız durumlara verdikleri yanıtlarda ölçeğimizin ileri düzeyde güvenilir olduğu saptanmıştır.Sonuç olarak; ?APHAB-TR? güvenilir bir ölçek olduğu ve farklı kişilerde ve koşullarda uygulanabilir olduğu, işitme cihazından elde edilen faydayı (memnuniyeti) değerlendirebildiği gözlenmiştir.Anahtar kelimeler: İşitme cihazı, Değerlendirme Anketi, Faydalanma