Respiration
132 theses under this subject heading
Pron pozisyonda düşük ve yüksek akımlı anestezinin solunum mekanikleri üzerine olan etkileri
Amaç: Çalışmamızda pron pozisyonda yapılan cerrahi işlemlerde düşük akımlı anestezinin solunum mekanikleri üzerine olan etkilerini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Elektif şartlarda genel anestezi altında pron pozisyonda lomber vertebra cerrahisi uygulanacak 84 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar düşük akımlı anestezi ve yüksek akımlı anestezi grubu olarak ikiye ayrıldı. Hastaların demografik verileri, hemodinamik parametreleri değerlendirildi. Her iki grubun pron pozisyondaki havayolu tepe basıncı, havayolu plato basıncı ve kompliyans parametreleri karşılaştırıldı. Bulgular: Hastaların demografik verileri, hemodinamik parametreleri açısından iki grup arasında fark tespit edilmedi. Düşük akım grubunda havayolu tepe basıncı ile havayolu plato basıncı artışı yüksek akım grubundan daha az artış gösterdi, kompliyans değerindeki azalma ise düşük akımlı grupta yüksek akımlı gruptan daha az azalma gösterdi. Sonuç: Pron pozisyonda gerçekleştirilen düşük akımlı anestezi uygulamaları, tepe ve ortalama hava yolu basınçlarında meydana gelen yükselmeyi ve kompliyansta meydana gelen düşmeyi anlamlı şekilde azaltmaktadır.
Sporcuların ve üflemeli çalgı çalan müzisyenlerin bazı solunum parametrelerinin incelenmesi
Yapılan bu çalışmada üflemeli çalgı çalan müzisyenlerin ve farklı branşlar da spor yapan bireylerin bazı solunum parametrelerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda çalışmaya tamamı Hitit üniversitesi öğrencisi olacak şekilde; Spor Bilimleri Fakültesi ve Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Müzik Bölümü öğrencileri ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma 3 farklı grupta sınıflandırılmıştır. Çalışmaya yaş aralığı 18-35 olan Spor Bilimleri Fakültesinden aktif spor yapan 15 kız 5 erkek olmak üzere toplam 20 kişi, Müzik Bölümü yan flüt ve klarnet çalan 15 kız 5 erkek olmak üzere toplam 20 kişi ve kontrol grubu içinde sedanter 15 kız 5 erkek olmak üzere toplam 20 kişi olacak şekilde, 60 gönüllü öğrenci dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan katılımcıların tanımlayıcı bilgilerini elde etmek için cinsiyet, yaş, sigara kullanımı, alkol kullanımı, kronik/akut hastalığı, covid hastalığı ve aşı durumu gibi sorular sorulmuştur. Solunum fonksiyon testleri Spirometre (FEV1, FEV1/FVC, FVC, PEF Max.), maksimal inspiratuar (MIP) ve ekspiratuar basınç (MEP) Powerbreathe K5 cihazı, kullanılarak ölçümler alınmıştır. Çalışma sonunda elde edilen verilerin normal dağılıma sahip verilerden oluştuğu Shapiro-Wilk testi ile tespit edilmiştir. Yapılan analizlerde, çoklu grup karşılaştırmasında, oneway anova testi, ikili karşılaştırmalarda ise t-testi kullanılmıştır. Her üç grubun s-ındex, pıf ve volume değerlerinin karşılaştırılması sonucunda, en yüksek değerlerin spor yapan grupta olmasına karşın gruplarlar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık çıkmamıştır. Ayrıca elde edilen sonuçlara baktığımızda sigara ve alkol kullanımı, covid 19 geçirmiş ve covid aşısı olma durumlarınında solunum kas paremetrelerinde gruplar arasında anlamlı bir farklılık oluşturmadığı tespit edilmiştir (p> 0,05). Sonuç olarak hem spor yapmanın hemde üflemeli çalgı çalmanın kişilerin solunum kas parametlerini olumlu yönde etkilediğini bu bağlamda solunum kas kuvvetlerini geliştirecek solunum antrenmanlarına yer verilmesi konusunda öneride bulunabiliriz.
Solunum teknikleri eğitiminin travay süresi ve anksiyete düzeyi üzerine etkisi
Araştırma, gebelere verilen solunum teknikleri eğitiminin gebelerin anksiyete düzeyi ve travay süresi üzerine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmanın verileri 19.03.2016-29.11.2016 tarihleri arasında, Dumlupınar Üniversitesi Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Doğumhane servisinde toplanmıştır. Araştırmaya deney grubuna 35, kontrol grubuna 35 olmak üzere toplam 70 nullipar gebe alınmıştır. Araştırmada veri toplamak amacıyla Kişisel Bilgi Formu, travay süresini belirlemek için Doğum Eylemi İzlem Formu, gebelerin anksiyete düzeylerini ölçmek için ise Spielberger ve diğerleri tarafından geliştirilmiş olan Durumluk Anksiyete Ölçeği kullanılmıştır. Deney grubunda bulunan gebelere doğum eyleminin latent fazında solunum teknikleri eğitimi verilmiş ve her fazda uygun solunum teknikleri uygulanmıştır. Kontrol grubunda yer alan gebelere ise rutin hastane uygulamaları dışında hiçbir müdahalede bulunulmamıştır. Deney ve kontrol grubunda bulunan gebelerin anksiyete düzeyleri latent fazın başında, latent fazın sonunda ve aktif fazın sonunda olmak üzere toplam üç kez değerlendirilmiştir. Doğum eyleminin evrelerinin süresi ise Doğum Eylemi İzlem Formuna kaydedilmiştir. Araştırmanın verileri SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 20.0 veri analizi paket programı kullanılarak bir uzman yardımıyla değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonucunda deney ve kontrol grubundaki gebelerin kontrol değişkenleri arasında fark olmadığı ve her iki grubun benzer olduğu saptanmıştır. Solunum teknikleri eğitimi verildikten sonra latent fazın sonunda deney grubunda bulunan gebelerin durumluk anksiyete ölçeği puan ortalamaları, kontrol grubunda bulunan gebelerden daha düşük olmasına rağmen, aradaki farkın anlamsız olduğu görülmüştür (p>0.05). Aktif fazın sonunda ölçülen durumluk anksiyete ölçeği puan ortalaması, deney grubunda bulunan gebelerde, anlamlı derecede daha düşük olduğu görülmüştür (p<0.001). Doğumun birinci evresinin ortalama süresi bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmış ve deney grubunun birinci evresinin süresinin, kontrol grubuna göre daha kısa olduğu bulunmuştur (p<0.001). Doğum eyleminin birinci evresinin süre ortalamaları fazlara göre karşılaştırıldığında; deney grubunda bulunan gebelerde, doğumun latent ve aktif faz süre ortalamasının anlamlı derecede daha kısa olduğu saptanmıştır (p<0.05). Geçiş fazının süresi bakımından ise gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Doğum eyleminin 2. evresi süre ortalaması bakımından da gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, solunum teknikleri doğru bir şekilde uygulandığında gebelerin anksiyete düzeylerini azaltmada ve travay süresini kısaltmada etkili olduğu görülmüştür. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda doğumhanede çalışan ebe/hemşirelerin doğum eyleminin olumlu bir şekilde sonuçlanması için gebelere solunum tekniklerini öğretme ve uygulamaları konusunda destek olması önerilmiştir.
İnspiratuar kas ısınma protokolünün dinamik ve statik denge performansına akut etkileri
Bu çalışmanın amacı inspiratuar ısınma protokolünün dinamik ve statik denge performansına olan akut etkilerini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda yaşları 20-26 arasında değişen 17 sedanter gönüllü birey yer almıştır. Deneklere farklı günlerde randomize olarak kontrol, plasebo ve deney uygulamalarının her biri ardından sağ-statik, sol-statik, sağ-dinamik ve sol-dinamik olmak üzere denge testi uygulaması yapılmıştır. İnspiratuar ısınması sırasında Powerbreathe marka inspiratuar antrenman aleti kullanılırken ölçüm sırasında Biodex Balance SD izokinetik denge test mekanizması kullanılmıştır. Test sonucunda elde edilen veriler SPSS paket programı sürüm 22.0 kullanılarak incelenmiştir. Elde edilen veriler Genel denge, Anterior-Posterior (A-P) denge ve Medial-Lateral (M-L) denge grupları için ayrı ayrı incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre inspiratuar ısınma protokolü bazı denge gruplarında pozitif yönde anlamlı düzeyde farklılık oluştururken bazı denge gruplarında ise anlamlı bir etki oluşturmamıştır. Dolayısıyla inspiratuar ısınma protokolünün bazı denge parametrelerini etkilediği ancak bu etkinin performansa direkt olarak fayda sağlayabilecek düzeyde olmadığı söylenebilir.
Laparaskopik sleeve gastrektomi ameliyatında recruitment manevrasının solunum mekanikleri üzerine etkisi
Giriş-Amaç: Obezitenin en etkili tedavi yöntemlerinden birisi bariyatrik cerrahidir. Laparoskopik Sleeve Gastrektomi (LSG) morbid obezitenin cerrahi tedavisinde yeni bir yaklaşımdır. Obezite ve anestezi birbirlerinden bağımsız olarak, fonksiyonel rezidüel kapasitenin azalması ve atelektaziye yatkınlık oluşturur. Laparoskopik cerrahilerde uygulanan pnömoperitonyum da akciğer kompliyansında azalma ve atelektazi ile ilişkilidir. Obez hastalarda anestezi yönetiminin en önemli amaçlarından biri, obezite ve pnömoperitonyuma karşı havayolu ve alveolleri açık tutmaktır. Alveolar ''recruitment'' manevrası havayolu basınçlarını yüksek tutarak kapanmış alveolleri açar ve arteriyal oksijenizasyonu artırır. Çalışmamızın amacı, morbid obez hastalarda uygulanan, LSG ameliyatında, yapılan "Recruitment'' manevrasının solunum mekanikleri ve arteriyal kan gazları üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza, elektif LSG ameliyatı planlanan 18-65 yaş arası, ASA II-III, vücut kitle indeksi 40-55 arasında olan toplam 60 hasta dahil edildi. Tüm hastalarımıza standart anestezi indüksiyonu ve idamesi uygulandı. Hastalar kura yöntemiyle iki gruba ayrıldı. Tüm hastalara düzeltilmiş kilo hesabına göre tidal volüm 6 mL.kg-1, 8 cmH2O pozitif ekspirasyon-sonu basınç (PEEP), inspire edilen oksijen (FiO2) %40, taze gaz akımı 4 L.dk-1 ve end-tidal karbondioksit (EtCO2) 30-35 mmHg arasında olacak şekilde solunum frekansı ayarlandıktan sonra mekanik ventilasyon uygulandı. Recruitment grubundaki (n=30) hastalara desuflasyondan 5 dk sonra %100 oksijen altında, 40 cmH2O basınçla, 40 sn süreyle, manuel olarak "recruitment" manevrası uygulandı. Kontrol grubunda (n=30) ise mekanik ventilasyona ek bir işlem uygulanmadı. İki grubun operasyon sırasında solunum mekanikleri (kompliyans ve havayolu basınçları) ve arteriyal kan gazı değerlendirmeleri indüksiyon sonrası 10.dk, insuflasyon sonrası 10.dk, desuflasyondan sonra 5.dk, desuflasyondan sonra 15.dk'da yapıldı. Ayrıca derlenme ünitesinde ameliyat sonrası 30. dk arteriyal kan gazı değerlendirmesi yapıldı. Bulgular: Çalışmamızda; recruitment grubunda, recruitment uyguladıktan sonra grup içerisinde oksijenizasyonun anlamlı olarak arttığı gösterildi. Ameliyat sonrası 30.dk 1 değerlerinde; recruitment grubunda, parsiyel oksijen basıncı (PaO2 ) değerleri kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek ve parsiyel karbondioksit basıncı (PaCO2) değerleri kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük (normal sınırlar içinde) bulunmuştur. Kompliyansın her iki grupta da pnömoperitonyumla birlikte azaldığı ve desuflasyon sonrasında başlangıç değerlerinin üzerinde olduğu saptandı. Desuflasyon sonrası 15. dk ölçümünde kompliyansın recruitment grubunda daha yüksek olduğu belirlendi. Her iki grupta da pnömoperitonyumla birlikte PIP değerlerinde artış olduğu ve desuflasyon sonrasında pnömoperitonyum öncesindeki seviyelere döndüğü saptandı. Ameliyat sırası ve sonrası dönemde hastalarda recruitment manevrasına bağlı hemodinamik açıdan herhangi bir değişiklik, beklenmeyen etki veya komplikasyon belirlenmedi. Sonuç:LSG ameliyatı uygulanan morbid obez hastalarda, PEEP uygulamasına ''recruitment'' manevrasının eklenmesi, solunum mekaniği ve arteryel kan gazı değerlerinin iyileştirilmesinde daha etkili bir yöntem olarak güvenle kullanılabilir.
Katılma nöbeti olan hastalarda oksidatif durum ve dna hasarı araştırılması
Oksidatif stres reaktif oksijen türevleri ile antioksidan sistem arasında oluşan dengesizliktir. Bu dengesizlik hücre kompartımanlarında geri dönüşümsüz hasara neden olabilir. Katılma nöbeti olan hastalarda oksidatif stresin arttığı gösterilmiştir. Bu çalışmada artan oksidatif stresin DNA hasarına yol açabileceği düşünülerek katılma nöbeti olan hastalarda serum demir, folik asit ve vitamin B12 düzeyleri ile total oksidan seviye (TOS), total antioksidan seviye (TAS) ve mononükleer lökosit DNA hasarını belirlemeyi amaçladık. Yaş, cinsiyet bakımından birbirine benzer 40 katılma nöbeti olgusu ve 30 kontrol grubu çalışmaya dahil edildi. Plazma TAS, TOS, vitamin B12, folik asit ve demir seviyeleri ticari kit kullanılarak kolorimetrik yöntemle, periferal mononükleer lökosit DNA hasarı alkalen tekli hücre elektroforez yöntemi (comet assay) ile analiz edildi. Oksidatif stres indeksi (OSİ) hesapla bulundu. Katılma grubunda TOS, OSİ ve mononükleer lökosit DNA hasar seviyeleri kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek (p <0.05), TAS düzeyi ise anlamlı derecede düşük bulundu (p <0.05). Katılma grubunda TOS ile DNA hasarı arasında anlamlı derecede pozitif korelasyon tespit edildi (r=0,287, p <0.05). Katılma nöbeti grubu ile kontrol grubu arasında demir, vitamin B12 ve folik asit eksiklikleri açısından istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p >0.05). Bu çalışmada sonuç olarak katılma nöbeti vakalarında oksidatif stres ve DNA hasarı artmış, antioksidan kapasite azalmış olarak bulunmuştur. Artan oksidatif stres ve DNA hasarının sonuçları bakımından yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.
Kistik fibrozisli çocuklarda inspiratuar kas eğitiminin postüral stabilite, denge, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisi
Kistik fibrozis (KF), salgı bezlerinin yoğun olarak bulunduğu, başta akciğerler olmak üzere pankreas, karaciğer, gastrointestinal sistem ve üreme sistemi gibi birçok organ ve sistemi etkileyebilen genetik bir hastalıktır. Akciğer kaynaklı problemler bu hastalarda en önemli morbidite ve mortalite nedenidir. Tedavi kılavuzlarında havayolu temizliğini geliştirmeye yönelik fizyoterapi yaklaşımlarının bu hastaların rutin tedavisinde yer alması gerektiği belirtilmektedir. Ancak, çeşitli kardiyopulmoner hastalıklarda yaygın olarak kullanılan inspiratuar kas eğitiminin (IMT) KF'li hastalarda kullanımına dair literatür tartışmalıdır. Ayrıca, kronik akciğer hastalıklarında akciğer dışı bir semptom olarak postural stabilite ve dengenin etkilenimi üzerine yapılan çalışmaların sayısı giderek artmaktadır ve respiratuar ve periferik kas güçsüzlüğü, istirahat solunum yükünün artması ve hiperinflasyon gibi nedenlerle hastalarda postural stabilitenin etkilenebileceği bildirilmektedir. Ancak, KF'li hastalarda postural stabilitenin etkilenimini ve ilişkili olan mekanizmaları araştıran çalışmaların sayısı oldukça azdır. Bu çalışma ile KF'li hastalarda postural stabilite ve denge ile ilişkili olan faktörleri analiz etmek ve kapsamlı bir göğüs fizyoterapisi programına ek olarak verilen IMT'nin postural stabilite, denge, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerindeki etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında yaşları 8-18 yıl aralığında olan KF tanısı almış 32 çocuk hasta randomize şekilde deney ve kontrol gruplarına ayrıldı. Tüm hastalara vücut kompozisyonu analizi, solunum fonksiyon testi (SFT), respiratuar ve periferik kas gücü ölçümü, 6 dk yürüme testi (6DYT) ve Biodex Balance System® cihazı ile postural stabilite, stabilite limitleri ve dengenin duysal entegrasyonu testleri uygulandı. Kontrol grubuna 8 hafta boyunca, haftanın her günü, günde 2 kez uygulanmak üzere torakal ekspansiyon egzersizleri, insentif spirometre ve osilatuar pozitif basınçlı cihazlar ile egzersizler, postural drenaj, öksürüğü geliştirme teknikleri ve fiziksel aktivite önerilerini içeren kapsamlı bir göğüs fizyoterapi programı verildi. Deney grubuna ise kapsamlı göğüs fizyoterapi programına ek olarak günde 2 kez 15'er dk uygulanmak üzere Threshold IMT® cihazı ile maksimum inspiratuar basıncın (MIP) %30'u şiddette IMT verildi. Sekiz haftanın sonunda değerlendirmeler tekrarlandı. Veri analizi için SPSS v.20 programı kullanıldı. Solunum parametreleri arasından dengenin bağımsız belirleyicilerinin tespit edilebilmesi için 32 olgu üzerinde lineer regresyon analizi uygulandı. Verilerin dağılım özelliklerine göre de grup içi karşılaştırmalarda Paired Sample T-test ya da Wilcoxon testi; gruplar arası karşılaştırmalarda ise Independent Samples T-test ya da Mann Whitney U testi kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Regresyon analizi sonucunda maksimum ekspiratuar basınç (MEP) değerinin stabilite limitleri testinin ortalama skorunun bağımsız belirleyicisi olduğu saptandı. MEP değeri yüksek olanların stabilite limitleri testi ortalama skoru da yüksekti (R=0,514; R2=0,264; p=0,003). Sekiz haftalık tedavi sonrasında ise her 2 grupta da zorlu vital kapasite, zorlu ekspiratuar volüm 1. saniye, tepe ekspiratuar akım hızı, MIP, MEP, 6DYT mesafesi, M. Quadriceps kuvveti ve stabilite limitleri testinin ortalama skorunda anlamlı gelişmeler elde edildi (p<0,01). Deney grubunda, kontrol grubuna kıyasla MIP değerinde meydana gelen artış daha yüksekti (p<0,001); SFT, MEP değeri, fonksiyonel kapasite ve stabilite limitleri testi ortalama skorunda elde edilen gelişmeler açısından gruplar arasında anlamlı fark yoktu (p<0,05). Çalışmamızın sonucunda, KF'li çocuklarda abdominal kas kuvvetini yansıtan 'MEP' değerinin 'dinamik denge'yi değerlendiren bir test olan 'Stabilite Limitleri' testi ortalama skorunun bağımsız belirleyicisi olduğu saptandı ve tedavi ile MEP değerinde meydana gelen gelişme, hastaların dinamik denge skorlarına da yansıdı. Literatürde hem sağlıklı hem de kronik akciğer hastalıklarına sahip popülasyonlarda abdominal kas kuvvetinin dinamik dengeyi sağlayabilme yeteneği ile yakından ilişkili olduğu bildirilmektedir. Çalışmamızın sonuçlarına göre KF'li çocuklar için de benzer bir ilişkinin mevcut olabileceği düşünülebilir. Literatür ve çalışmamızın sonuçları göz önünde bulundurulduğunda, IMT'nin belirgin solunum kas güçsüzlüğü olan KF'li hastalara selektif şekilde uygulanabileceği ancak tüm KF'li hastalarda rutin olarak uygulanmasını destekleyen yeterli kanıtın mevcut olmadığı sonucuna varıldı. Ayrıca, çalışmamızda kapsamlı bir göğüs fizyoterapi programı ile havayolu temizliğini geliştirmenin ötesinde solunum fonksiyonu, solunum kas kuvveti ve fonksiyonel kapasite de gelişmeler sağlanmış olması, literatür ile uyumlu şekilde göğüs fizyoterapisinin KF'li hastaların rutin tedavisine dahil edilmesinin önemini vurgulamaktadır.
Bariatrik cerrahi geçiren hastalarda postoperatif inspiratuar kas eğitimi ve dirençli egzersiz eğitiminin fonksiyonel kapasite, solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti ve enduransı üzerine etkisi
Bu çalışmada obezite tedavisinde büyük bir rol oynayan egzersizin, bariatrik cerrahi sonrasında da solunum fonksiyonları, solunum kas gücü, solunum kas enduransı, 8 major kas grubunun kas gücü, periferik kas gücü, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi gibi parametrelere olan etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya dahil edilen 30 hasta; Grup 1, Grup 2 ve Grup 3 (kontrol grubu) olmak üzere 3 gruba randomize edildi ve her grupta 10'ar hasta yer aldı. Grup 1'deki hastalara 8 hafta boyunca, 8 majör kas grubuna yönelik dirençli egzersizler verildi. Her hastaya uygun ağırlık, 'De Lorme Watkins' yönteminden yararlanılarak belirlendi. Dirençli egzersizler her hafta 3 seans birimimizde 1 saat boyunca fizyoterapist tarafından gözetimli olarak gerçekleştirildi. Hastalardan, seansa gelmedikleri günlerde de haftalık toplam 150 dakika olacak şekilde yürüyüş yapmaları istendi. Grup 2'deki hastalara ise dirençli egzersizlere ek olarak 8 hafta boyunca, haftanın 3 günü fizyoterapist gözetiminde, haftanın 2 günü ev egzersizi olacak şekilde toplam 5 gün boyunca günde 20 dk uygulanmak üzere Threshold IMT® (PhilipsRespironics, Birleşik Krallık) cihazı ile inspiratuar kas eğitimi verildi. Başlangıç eğitim şiddeti, hastanın ilk değerlendirmesinde ölçülen MIP değerinin %30'u olarak ayarlandı. Her hafta, hasta gözetimli dirençli egzersizlerini gerçekleştirmek için birimimize geldiğinde MİP değeri tekrardan ölçüldü ve eğitim şiddeti ölçülen MİP değerinin %30'u olarak ayarlandı. Hastalardan, seansa gelmedikleri günlerde de haftalık toplam 150 dakika olacak şekilde yürüyüş yapmaları istendi. Grup 3'deki (Kontrol) hastalar, 8 hafta boyunca haftada toplam 150 dakika olacak şekilde yürüyüş yaptı. Sonuç olarak; bariatrik cerrahi sonrası uygulanan dirençli egzersiz ve IMT + dirençli egzersizlerin solunum parametreleri, dinamik ve statik kas gücü, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi üzerine olumlu etkilerinin olduğunu gözlemledik. Çalışmamızın bulguları doğrultusunda bariatrik cerrahi sonrası hastaların fizyoterapi ve rehabilitasyonu açısından daha etkili sonuçları olduğu için öncelikli olarak IMT + dirençli egzersizleri, daha sonra da dirençli egzersizlerin oldukça etkin bir yöntem xiv olduğunu kullanımının yaygınlaştırılmasının bu hasta grubunda yararlı olacağını bildirmek isteriz. Anahtar kelimeler: bariatrik cerrahi, dirençli egzersizler, inspiratuar kas eğitimi, solunum fonksiyon testi, solunum kas kuvveti, solunum kas enduransı, periferik kas kuvveti.
Hemiplejik hastalarda solunum fonksiyon testi ve ultrasonografik diyafram ölçümlerinin korelasyonu ile solunum egzersizlerinin bu parametrelere etkilerinin araştırılması
Amaç: Hemiplejik hastalarda diyafram ultrasonunun solunum fonksiyon testi ile korelasyonu ve pulmoner rehabilitasyonun bu parametrelere olan etkilerini araştırmaktır. Bu amaçla hemiplejik hastalarda diyafram ultrasonu (DUS) ölçümleri ile solunum fonksiyon testi (SFT) korelasyonu ve pulmoner rehabilitasyonun bu parametrelere olan etkisi araştırıldı. Gereç ve yöntem: Çalışma için Bezmialem Vakıf Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik kurulundan onam alındı. Tek kör randomize, prospektif planlanan çalışmamızda kliniğimiz polikliniklerine başvuran ilk inmeye bağlı hemipleji gelişmiş, 18-80 yaş aralığında, kardiyak ve/veya pulmoner hastalıkları olmayan, mini mental skoru (MMT) 24'ün üzerinde, alt ekstremite Brunnstrom değeri evre 3'ün üstünde olan 59 hasta tarandı. Bu hastalardan dokuzu çalışmanın dahil edilme kriterlerini karşılamadığı, 5 hasta da çalışmaya katılmayı reddettiği için çalışma dışı bırakıldı, toplam 45 hasta çalışma için randomize edildi. Çalışmaya dahil edilen tüm hastalara çalışmanın amacı detaylı bir şekilde anlatılarak yazılı onam alındı. Klinik değerlendirmede; Brunnstrom evrelemesi, kognitif değerlendirme için mini mental durum testi (MMT) ve Fonksiyonel Ambulasyon Skalası (FAS) ve Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçütü (FBÖ) kullanıldı. Tüm hastalara DUS ölçümleri yapıldı. Etkilenen taraf ve sağlam taraf inspirasyon sonu ve ekspirasyon sonunda 3 kez ölçüm yapıldı ve bu ölçümlerin ortalaması alındı. Hastalara DUS ölçümü sonrası aynı gün SFT ölçümü yapıldı. Tedavi grubuna nörolojik rehabilitasyon ve pulmoner rehabilitasyon programı uygulandı. Kontrol grubuna ise sadece nörolojik rehabilitasyon programı uygulandı. Rehabilitasyon programı 6 hafta boyunca haftanın 5 günü olmak üzere 30 seans şeklinde uygulandı. Takipleri sırasında 4 hasta çalışmadan ayrıldı, tedavi grubunda 1 hasta çalışmadan kendi isteğiyle, 1 hastada yoğun bakım ihtiyacı geliştiği için çalışmadan ayrıldı. Kontrol grubunda ise 1 hasta kendi isteğiyle, 1 hastada düşme sonrası kalça fraktürü gelişmesi nedeniyle ayrıldı. Altı haftalık takip sonunda 41 hasta çalışmayı tamamladı. Ölçüm parametreleri olarak FVC, FEV1, inspirasyon sonu diyafram kalınlığı ölçümü, ekspirasyon sonu diyafram kalınlığı ölçümü, diyafram kalınlaşma kesiri (ΔKdi) kullanıldı. Tüm hastalar tedavi öncesi ve tedavi sonrası değerlendirildi. Bulgular: Sonuçlar hem grup içi hem de gruplar arası karşılaştırıldı. Çalışmamızda DUS ile ölçülen, etkilenen taraf inspirasyon sonu (p<0,01), sağlam taraf inspirasyon sonu (p<0,01), etkilenen taraf ekspirasyon sonu (p<0,01), sağlam taraf ekspirasyon sonu (p<0,01), etkilenen taraf diyafram kalınlaşma kesiri (ΔKdi) (p<0,01), sağlam taraf ΔKdi değeri (p =0,01) tedavi grubunda kontrol grubuna göre tedavi sonrasında tedavi öncesine göre iyiydi (p<0,05). Benzer şekilde SFT parametrelerinde; FVC (p < 0,01), FVC(%) (p < 0,01), FEV1(p = 0,03), FEV1(%) (p=0,02), FEV1/FVC (p=0,04), tedavi grubunda kontrol grubuna göre tedavi sonrasında tedavi öncesine göre iyiydi (p<0,05). Ayrıca DUS etkilenen taraf diyafram inspirasyon sonu ölçümü SFT parametresi FVC ile tedavi öncesi (r=0,38, p=0,03) ve tedavi sonrası (r=0,460 p=0,02) pozitif koreleydi.(p<0,05). DUS etkilenen taraf diyafram inspirasyon sonu ölçümü ile SFT parametresi FEV1 ile tedavi öncesi (r=0,35, p=0,02) ve tedavi sonrası (r=0,39, p=0,03) pozitif koreleydi. DUS etkilenen taraf ΔKdi değeri ile SFT parametresi FVC tedavi öncesi (r=0,484, p=0,01) ve tedavi sonrası (r=0,32, p=0,04) pozitif koreleydi. DUS etkilenen taraf ΔKdi değeri ile SFT parametresi FEV1 tedavi öncesi (r=0,51, p=0,01) ve tedavi sonrası (r=0,40, p=0,03) pozitif koreleydi. Sonuç: Bu hastalarda DUS ölçümlerinin inme hastalarında solunum problemlerinin değerlendirilmesinde kullanılabileceği düşünülmektedir. Bunun yanı sıra inmeli hastalarda pulmoner rehabilitasyonun bu parametreleri iyileştirdiği ve bunun takibinde DUS ile yapılabileceği gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hemipleji, Diyafram Ultrasonu, Solunum Fonksiyon Testi, Solunum Egzersizleri.
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) olan hastalarda yaratıcı dans temelli egzersiz eğitiminin solunum, denge ve kognitif fonksiyonlar, solunum ve periferik kas kuvveti ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisi
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH); tüm dünyada yüksek mortalite ve morbiditenin başlıca nedenlerinden biri olan; ilerleyici ve geri dönüşümsüz hava akımı kısıtlanması ile karakterize yaygın, tedavi edilebilir ve önlenebilir ve solunum sistemi etkilenimi dışında sistemik etkilere de sahip bir hastalıktır. Hastalarda artan solunum iş yükü ve azalan solunum fonksiyonları, solunum ve periferik kas kuvveti ve fonksiyonel kapasite egzersiz intolerasına neden olan önemli faktörlerdir. Ayrıca; KOAH'lı hastalarda görülen akciğer dışı diğer problemler dengenin ve kognitif fonksiyonların etkilenmesidir. Kılavuzlarda; hastalığın yönetimi için multidisipliner pulmoner rehabilitasyon (PR) programlarının önemi vurgulanmaktadır ve bireyselleştirilmiş egzersiz eğitimi bu programların temel bir bileşenidir. Literatürde; KOAH'lı hastalarda geleneksel egzersiz eğitim programlarının yararlı etkilerini gösteren birçok çalışma bulunmasına rağmen hastaların bu programlara katılım ve devamlılık oranlarının düşük olduğu bildirilmektedir. Hastaların egzersiz programına uyumunu ve motivasyonunu artırmak için alternatif ve yenilikçi bir yaklaşım olan yaratıcı dans temelli egzersiz eğitiminin potansiyel yararları literatürde gösterilmiş olmasına rağmen KOAH'lı hastalarda egzersiz eğitim yöntemi olarak yaratıcı dansın kullanıldığı herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu nedenle; yaratıcı dans temelli egzersiz eğitiminin solunum, denge ve kognitif fonksiyonlar, solunum ve periferik kas kuvveti ve fonksiyonel kapasite üzerine etkilerini araştırmak amacıyla bu çalışmayı planladık. Çalışmamıza, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı'nda KOAH tanısı ile takip edilen, dahil edilme kriterlerine uyan ve gönüllülük esası ile çalışmaya katılmayı kabul eden 24 hasta dahil edildi. Hastalar deney ve kontrol olarak iki gruba randomize edildi. Tüm hastaların vücut kompozisyonu, solunum fonksiyon testi , "Modifiye Medical Research Council" Dispne Skalası, KOAH Değerlendirme Testi (CAT), BODE indeksi, "Biodex Balance System®" (BBS) cihazı ile postural stabilite, stabilite limitleri ve dengenin duyusal entegrasyonu testleri, Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MoCA), solunum kas kuvveti, altı dakika yürüme testi (6DYT) ve periferik kas gücü ölçümleri yapıldı. Deney ve kontrol grubundaki tüm hastalara 8 hafta boyunca, haftada 5 gün, günde 2 kere olacak şekilde diyafragmatik, göğüs ve bilateral segmental solunum egzersizleri, insentif spirometre (Triflo®), solunum kontrolü, gevşeme pozisyonları ve etkili öksürük tekniklerinin öğretildiği ve fiziksel aktivite önerilerini içeren ev temelli göğüs fizyoterapisi programı verildi. Deney grubundaki hastalara bu programa ek olarak Pulmoner Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Laboratuvarı'mızda gözetimli olarak 8 hafta, haftada 2 gün yaratıcı dans eğitmenlik eğitimi alan fizyoterapist eşliğinde yaratıcı dans temelli egzersiz eğitim programı uygulandı. Tüm değerlendirmeler sekiz haftanın sonunda tekrar edildi. Veri analizi için SPSS v.26 programı kullanıldı. Shapiro-Wilk testi verilerin normal dağılım gösterip göstermediğini analiz etmek için kullanıldı. χ2-testi ile niteliksel değişkenlerin analizi yorumlandı. Normal dağılım gösteren sayısal verilerde grup içi karşılaştırmalarda: Paired Sample T-test, gruplar arası karşılaştırmalarda Independent Samples T-test kullanıldı. Normal dağılım göstermeyen veya ordinal verilerde grup içi karşılaştırmalarda Wilcoxon testi; gruplar arası karşılaştırmalarda Mann Whitney U testi kullanıldı. Tüm analizler için istatistiksel olarak anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Sekiz haftalık eğitim sonrasında deney grubunda; CAT, BODE indeks ve MoCA skorlarında, solunum fonksiyon testinin tüm hem ölçülen değerlerinde hem de beklenen değerlerin yüzdesinde, maksimum inspiratuar ve ekspiratuar basınç (MIP-MEP) ölçümlerinde, sağ ve sol taraf M. Quadriceps ve M. Biceps kas kuvvetinde ve dominant ve non-dominant taraf kavrama kuvvetinde, 6DYT mesafesinde, BBS'nin postural stabilite, stabilite limitleri ve dengenin duyusal entegrasyonu testlerinin tüm parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı gelişme elde edildi. Kontrol grubunda ise; CAT, BODE indeks ve MoCA skorlarında, MIP ve MEP ölçümlerinde, 6DYT mesafesinde, BBS cihazının postüral stabilite testinin sadece "medial/lateral" değerinde ve stabilite limitleri testinin sadece "geriye/sola" değerinde istatistiksel olarak anlamlı gelişme elde edildi. Testlerin gruplar arası karşılaştırmalarında; deney grubunda CAT ve MoCA test skorunda, solunum fonksiyonunun değerlendirildiği tüm parametrelerde, MEP değerinde, periferik kas kuvvetinin değerlendirildiği tüm parametrelerde, 6DYT mesafesinde, BBS cihazının postüral stabilite ve dengenin duyusal entegrasyonu testlerinin tüm parametrelerinde, stabilite limitleri testinin ise sağa, öne/sola ve geriye/sola değerleri dışındaki tüm parametlerinde deney grubunda kontrol grubuna kıyasla meydana gelen artış daha yüksek bulundu. Sonuç olarak; KOAH hastalarında uygulanan yaratıcı dans temelli egzersiz eğitiminin, motivasyonu ve katılım oranını artıran eğlenceli ve ilgi çekici bir yaklaşım olmasından dolayı geleneksel egzersiz eğitimine alternatif olarak seçilebileceğini düşünüyoruz. Ek olarak egzersiz çeşitliliğine sahip olması ve ekipman gerektirmemesi yaratıcı dans temelli egzersiz eğitiminin bir aerobik egzersiz eğitim yöntemi olarak tercih edilebilir olduğunu göstermektedir.
Toraks cerrahisi geçiren hastalarda dijital fizyoterapi uygulamalarının solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti, fonksiyonel kapasite, üst ekstremite periferik kas kuvveti ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Toraks cerrahisi akciğer, plevra, göğüs duvarı ve mediastinal hastalıkların tedavisinde kullanılan birincil müdahaledir ve cerrahi sonrası hem prosedüre hem de hastaya bağlı akciğer fonksiyonlarında ve klinik belirtilerde değişiklikler meydana gelir. Toraks cerrahisi sonrası hastaların egzersiz toleransı azalır, solunum fonksiyonlarında bozulmalar görülür ve hastaların günlük yaşam aktivitelerine katılımı, fonksiyonel düzeyleri ve yaşam kaliteleri olumsuz etkilenir. Açık torakotomilerde insizyon yeri ağrısı, kesilen kaslar ve insizyonun büyüklüğüne bağlı üst ekstremite fonksiyonlarında ve gövdede etkilenim olur. Literatüre bakıldığında toraks cerrahisi geçiren hastalara preoperatif ve erken postoperatif fizyoterapi programı uygulanmıştır ancak taburculuk sonrası uzun dönem fizyoterapinin etkinliğine bakan çalışmaların sayısı az ve tedavi süreleri kısadır. Hastalara fizyoterapi programı sunma yöntemlerinden biri de dijital fizyoterapidir. Dijital fizyoterapi dijital iletişim ve cihazlar aracılığıyla uzaktan sağlanan sağlık hizmetleri için kullanılan güncel bir terimdir. Çalışmamızda dijital yöntemlerle uygulanan fizyoterapinin toraks cerrahisi geçiren hastalarda solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti, fonksiyonel kapasite, üst ekstremite kas kuvveti ve yaşam kalitesine etkilerini araştırmayı amaçladık. Çalışmamıza, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı'nda açık torakotomi ile toraks cerrahisi geçiren ve dahil edilme kriterlerimize uygun 26 hasta dahil edildi. Hastalar eğitim ve kontrol grubu olarak iki gruba randomize edildi. Tüm hastalara solunum fonksiyon testi, solunum kas gücü ölçümü, 6 dakika yürüme testi (6 DYT), gövde lateral fleksiyonu değerlendirmesi, omuz fleksiyon ve abdüksiyon eklem hareket açıklığı ve kas gücü ölçümleri, Omuz Ağrı ve Disabilite İndeksi (OADİ) ile omuz fonksiyonları değerlendirmesi, göğüs ekspansiyonu ölçümü, uyku ve yaşam kalitesi değerlendirmeleri yapıldı. Kontrol grubuna taburculuk sonrası genel eğitim verildi. Eğitim grubuyla 12 hafta boyunca dijital araçlar aracılığıyla haftada iki kez egzersiz seansı uygulandı. Eğitim grubundaki hastalardan haftada en az 5 kez günlük 30 dakikalık yürüyüş yapmaları istendi. 12 hafta sonunda tüm hastalar tekrar değerlendirildi. Veri analizi için SPSS v.30 programı kullanıldı ve tüm analizlerde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. 12 haftanın sonunda eğitim grubunda tedavi öncesine göre solunum fonksiyonları parametrelerinden FEV1/FVC ve FVC (lt) hariç diğer tüm değerlerde, solunum kas kuvveti değerlerinde, 6 DYT mesafesinde, UŞİ skorunda, OADİ skorunda, üst ekstremite sol abdüksiyon EHA ve sağ abdüksiyon kas kuvveti haricindeki diğer tüm parametrelerde, sağ ve sol gövde lateral fleksiyonları değerlerinde, aksillar ve xiphoid göğüs ekspansiyonu ölçümü değerlerinde ve St. George solunum anketi total skoru değerinde istatistiksel olarak anlamlı gelişmeler elde edildi (p<0,05). Kontrol grubunda ise solunum fonksiyonları parametrelerinden FVC (lt), FEV1 (lt) ve FEV1(%) değerlerinde, OADİ skorunda, üst ekstremite sağ fleksiyon ve sol abdüksiyon EHA değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı gelişmeler saptanırken, subkostal göğüs ekspansiyonu değerinde ise istatistiksel olarak anlamlı düşüş saptandı (p<0,05). Ayrıca gruplar arası karşılaştırmalarda; eğitim grubunda kontrol grubuna kıyasla solunum fonksiyon parametrelerinden PEF değerinde, solunum kas kuvveti parametrelerinden MEP değerinde, sol üst ekstremite fleksiyon ve abdüksiyon kas kuvveti değerlerinde, sağ ve sol gövde lateral fleksiyon değerlerinde, tüm göğüs ekspansiyonu değerlerinde elde edilen gelişmeler istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Sonuç olarak toraks cerrahisi geçiren hastaların klinik semptomları ve problemleri taburculuktan sonra da devam etmektedir. Taburculuk sonrası ev temelli planlanan dijital fizyoterapi programının hastaların solunum fonksiyonlarında, omuz dizabilitesinde ve yaşam kalitesinin arttırılmasında etkin bir yöntem olduğu ve bu hastaların klinik durumunda düzelme sağladığı gösterilmiştir. Toraks cerrahisi geçiren hastalarda dijital yöntemlerle ev temelli uygulanan fizyoterapi programı rutin bakıma kıyasla çok daha etkilidir. Anahtar Kelimeler: toraks cerrahisi, fizyoterapi, dijital fizyoterapi, solunum fonksiyonları, fonksiyonel kapasite, üst ekstremite fonksiyonları, yaşam kalitesi
Farklı aktivite düzeylerine sahip olan allerjik astımlı çocukların solunum ve egzersiz kapasitelerinin değerlendirilmesi
6.TURKÇE ÖZET : Çalışmada, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Pediatrik Allerji Bilim Dalı Polikliniğinde allerjik astım tanısı konan çocuklar kullanılmıştır. Çocuklar şu kriterlere göre seçilmiştir: Ayda 2 nöbetin altında nöbet geçiren, allerjik astım dışında başka bir kronik akciğer hastalığı olmayan ve tedavi altında bulunan sedanter durumdaki allerjik astımlı çocuklardan seçilmiştir. Bu çocuklar 5 gruba ayrılmıştır : Yaş ortalamaları (11. 44+1. 68), boy ortalamaları (1.45+0.09) ve kilo ortalamaları (36.98+9. 34)olarak çalışmaya alınmıştır. İlk 3 çalışma grubu (A,B,C grupları) 35 (A), 35 (B) ve 27 (C) kişiden oluşan allerjik astımlı çocuktan, diğer 2 grup: D ve E çalışma grubu ise 25' er kişilik normal kontrol grubundan oluşmuştur. İstatistiksel analizler, Çukurova Üniversitesi Bilgi İşlem Merkezi'nde IBM bilgisayarında SPSSX Paket Programında TTesti Groups (Gruplar arası TTest) ve Statistics All yöntemleri ile yapılmıştır. Yakın zamana kadar, astmatik çocukların fiziksel aktivite yapmaları konusunda kaygı duyuluyordu. 1980 den sonra bazı çalışmalarda fiziksel aktivite programlarının, hastaların fiziksel uygunluklarını geliştirmede tavsiye edilen unsurlar arasına girdi. Fiziksel aktiviteler ve egzersiz antrenmanlarının, hiç bir komplikasyona neden olmadan astmatik çocukların normal kardiopulmoner dayanıklılıklarını ve fiziksel uygunluklarını geliştirdiği yapılan araştırmalarda gözlenmiştir (29). Bu çalışmada, farklı aktivite düzeylerine sahip astımlı çocukların solunum ve egzersiz kapasiteleri, bisiklet ergometresi (814 kefeli tipi Monark Ergometrik Bisiklet) testi (PWC 170; fiziksel çalışma kapasitesi) ve flowmate (Flowmateplus) marka 2500 model spirometre aleti ile ölçülmüştür. Astımlı çocuklar ile normal kontrol grubu arasında solunum fonksiyon testleri, fiziksel çalışma kapasiteleri açısından anlamlı bir farklılık söz konusudur. Allerjik astımlı olup, fiziksel aktivite yapan çocuklar ile sedanter astımlı çocuklar arasında da PWC170 (fiziksel çalışma kapasitesi) testi, FEV1 (Zorlu ekspiratuvar volüm), VC (Vital kapasite), MVV (Maximum volünter ventilasyon) 79anlamlı bir farkın olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, Allerjik astımlı çocukların aktivitelerinin kısıtlanmaması, medikal tedavi ile birlikte astımlı çocuklara uygun egzersiz programlarının da uygulanması gerektiğini vurgulamaktayız. 7. İNGİLİZCE ÖZET (ABSTRACT) : Children at the Allergy Policlinic Unit, Department of Medicine, Çukurova University who had allergic asthma were the subjects of this study. The children were selected according to the following criteria : sedantary children under treatment who had no more than two asthma crisis per month and who had only allergic asthma as a chronical lung disease. The children were divided into five groups, and were categorized according to their age (11.44+1.68), height (1.45+0.09) and weight average (36.98+9.34). The first 3 groups (A,B,C) consisted of 35 (A), 35 (B) and 27 (C) subjects, who had allergic asthma. The other two groups D and E (control groups) consisted of 50 subjects; 25 in group D, and 25 in group E. For the statistical analysis, SPSSX Package Programs TTest Groups (T-test between groups) and Statistics All Method were used. Until recently, physical activity for asthmatic children has been generally discouraged. Since 1980, some studies have recommended physical activity programs for improving fitness in such patients. Research has shown that physical activity and exercise training normalize cardio-pulmonary endurance and improve physical fitness without causing any complication in asthmatic children (29). In this study, the pulmoner and exercise capacity of asthmatic children with different degrees of activity were measured. For the measurement of pulmoner and exercise capacity of this children, 814 monark cycle ergometer test (PWCi7o= Physical Working Gapasity) and flowmateplus model spirometer were used. Significant differences were found between the astmatic children's groups and the control groups in respect to pulmoner function test and physical working capacity: mean of the control 80
Çocukların havayolu yönetiminde laringeal mask airway, cobra perilaringeal aırway ve yüz maskesinin karşılaştırılması
Amaç: Çalısmamız elektif inguinal bölge cerrahisi uygulanan pediatrik olgulardahavayolu açıklığı sağlamak için kullanılan laringeal maske (LMA), Cobra perilaringealairway (Cobra PLA) ve yüz maskesinin (YM) spontan ventilasyon sırasında etkilerininkarsılastırılması amacıyla planlandı.Gereç ve yöntem: Fakülte etik kurulu ve ebeveyn onayları alınarak, elektifinguinal cerrahi uygulanacak ASA I-II grubu, yasları 1-14 arasında 90 olgu çalısmakapsamına alındı. Olgular rastgele seçimle 3 gruba ayrıldı. Grup I LMA, Grup II CobraPLA, grup III ise YM grubu olarak belirlendi. Ebeveynleriyle ameliyat odasına alınanhastalara anestezi indüksiyonu, uygun yüz maskesi kullanılarak, % 6-8 sevofluran, % 50azot protoksit ve % 50 oksijen karısımı ile sağlandı. Hastalara intravenöz yol açıldıktansonra yeterli anestezi derinliği sağlanarak Grup 1 ve 2'ye çocukların ağırlığına uygunsupraglottik havayolu gereçleri yerlestirildi. Her iki grupta da anesteziyoloğun güvenlihava yolu sağlamak için geçirdiği süre ve kaçıncı denemede basarılı olduğu kaydedildi.Olguların, sistolik ve diyastolik kan basıncı, kalp hızı ve periferik arteriyel oksijensatürasyonu preoperatif, indüksiyon sonrası, enstrümantasyon sonrası, peroperatif 5-10-15. ve 30. dk'da kaydedildi. Hastaların inhale ettikleri sevofluran konsantrasyonu, endtidal sevofluran konsantrasyonu, tidal volüm, plato basıncı, pik inspiratuar basınç,pozitif end ekspiratuar basınç ve end tidal karbondioksit değerleri indüksiyon sonrası,enstrümantasyon sonrası, peroperatif 5-10-15. ve 30. dk'da kaydedildi.Tüm olgularda olusan komplikasyonlar kaydedildi.Bulgular: Yapılan ölçümlerde hemodinamik parametreler arasında istatikselaçıdan fark saptanmadı (p>0.05). Olguların sevofluran ve end tidal sevoflurankonsantrasyonları tüm gruplarda benzer olarak saptandı (p>0.05). Enstrümantasyonsüresinin Grup 2'de istatistiksel olarak daha kısa olduğu kaydedildi (p<0.05). ?lkdenemede enstrümantasyon basarısı Grup 1'de % 63,3 iken Grup 2'de %83,3 olarakbelirlenirken istatistiksel fark saptanmadı (p>0.05). Tidal volüm ölçümleri arasındaistatistiksel fark saptanmadı (p>0.05). Grup 2'de pozitif end ekspiratuar, plato ve pikinspiryum basınçlarının Grup1 ve Grup 3'e göre istatistiksel olarak düsük olduğusaptandı (p<0.05). ETCO2 değerinin grup 2'de daha yüksek olduğu saptandı (p<0.05).Komplikasyonlar değerlendirildiğinde üç grup arasında anlamlı farklılık saptanmadı(p>0.05).Sonuç: Sonuç olarak hava yolu güvenliği ve olusabilecek komplikasyonlaraçısından LMA ve Cobra'nın yüz maskesine alternatif olabileceği; Cobra PLA'nınLMA'ya göre daha hızlı ve kolay bir sekilde yerlestirilerek daha düsük hava yolubasınçları sağlayacağı kanısına varıldı.Anahtar kelimeler: Cobra perilaringeal airway, hava yolu güvenliği, Laringealmask airway
Ultrasonografi ile inferior vena cava çapı ölçümü ile santral venöz basınç ölçümü arasındaki ilişkinin saptanması
Amaç: Acil servise başvuran hastalar için intravasküler volüm durumunun tespiti çok önemlidir. Biz çalışmamızda USG (ultrasonografi) cihazı yardımıyla noninvaziv olarak ölçülen vena kava inferior çapı (VCI) çapı ile santral venöz basınç (CVP) arasındaki ilişkinin saptanması ve hastanın volüm durumunun değerlendirilmesinde vena kava inferior çapını yol gösterici bir metod olarak sunmayı amaçladık.Materyal ve Metod: Çalışmamız Ocak 2011-Eylül 2011 tarihleri arasında Acil Tıp Anabilim dalında subclavian vene veya internal juguler vene santral venöz katater takılmış olan 18 yaş üzeri 45 hasta üzerinde yapıldı. Vena kava inferior çapı ultrasonografi cihazı hem inspirasyon hem de ekspirasyon fazında ölçülerek milimetre cinsinde kaydedildi. Santral venöz basınç ölçümü monitorda izlendi ve mmHg olarak kaydedildi.Bulgular: Hastaların 24'ü erkek (% 53,3), 21'i kadındı (% 46,7). Yaş ortalaması 58,3±17,43 yıl olarak hesaplandı. Spontan solunuma sahip hastalarda ekspiriumda ultrasonografi ile ölçülen vena kava inferior çapı ve ekspiriumda ölçülen santral venöz basınç arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edildi. Mekanik ventilatör ile solunum yapan hastalarda ekspiriumda ultrasonografi ile ölçülen vena kava inferior çapı ile ekspiriumda ölçülen santral venöz basınç arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edildi.Sonuç: Spontan solunuma sahip hastalarda ekspiriumda ultrasonografi ile ölçülen vena kava inferior çapı çapının volüm durumunun tespiti için kullanılabileceği tespit edildi.
The comparison of breathing and body composition of children with smoker family and children with non-smoker family parameters of children of smoking and nonsmoking parents
The aim of the study is to figure out the effects of passive smoking on children by comparing the parameters of body and some respiration figures of children with smoking and non-smoking parents. 200 students have taken part in this study: 100 of them are students who have not been exposed to smoke and 100 of them are students who have been exposed to smoke. Waist-thigh ratio, body mass index, hypodermic fat density and respiration functions of participants have been measured. In terms of respiration parameters, the figures of forced vital capacity (FVC), maximum voluntary ventilation (MVV) and vital capacity have been evaluated. In the analysis of data 't' test has been used. Significant variations have been found between male and female participants in terms of age, height, waist-thigh ratio, body fat ratio and respiration parameters (p<0.05).And no significant variation has been found between the passive smokers and non-passive smokers in terms of age, height, waist-thigh and body fat ratio parameters (p>0.05). Whereas no differences were found in respiration parameters of passive smokers and non-passive smokers in terms of FVC and MVV figures (p>0.05) , significant difference was found in the figures of VC (p<0.05).. As a result, it has been established that children who are exposed to smoke suffer in respiration fuction of VC. Parents' changing their smoking habits will contribute to life quality of children who are exposed to smoke.
Yoğun bakım hemşirelerinde göğüs fizyoterapisi uygulamalarının değerlendirilmesi
Bu çalışma yoğun bakımda çalışan hemşirelerin göğüs fizyoterapisi (GFT) hakkındaki bilgi durumlarını ve uygulamalarını belirlemek, GFT'ye yönelik verilecek bir eğitimle mevcut bilgilerine katkı sağlamak ve farkındalıklarını arttırmak amacıyla, kendisi kontrollü çalışma niteliğinde yapıldı. Etik kurul onayı ve başhekimlikten yazılı izin alındıktan sonra Mart-Mayıs 2016 tarihlerinde gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerin tümü, örneklemini ise 62 hemşire oluşturdu. Eğitimden önce hemşirelere, tanıtıcı özelliklerini ve GFT ile ilgili parametreleri içeren bir anket uygulandı. Daha sonra hemşirelere birebir ve uygun bir ortamda, literatür taranarak ve uzman görüşü ile oluşturulmuş, 15 dakika kadar süren GFT yöntemlerinin gösterildiği bir video sunumu ile görsel eğitim ve GFT'nin tanımı, amaçları, değerlendirme parametreleri ve yöntemlerini içeren bir eğitim rehberi ile eğitim verildi. Eğitimden üç ay sonra anketin GFT ile ilgili kısmı tekrar uygulandı. Veriler Shaphiro wilk, eşleştirilmiş t ve Mc Nemar testi ile değerlendirildi. Çalışmaya katılan hemşirelerin %30,6'sı hemşirelik eğitiminde, %6,5'i hizmet içi eğitimde GFT ile ilgili eğitim aldığını, %59,7'si hastaya GFT'ye yönelik eğitim verdiğini, %95,2'si ünitelerinde kullandıkları GFT ile ilgili rehber bulunmadığını, %80,6'sı çalıştıkları yoğun bakımda GFT uyguladığını, %83.9'u GFT'nin etkinliğini değerlendirdiğini ifade etti. Hemşirelerin havayolu sekresyonlarını kontrol etmek ve uzaklaştırmak dışında GFT'nin yapılma amacını, öksürme egzersizleri dışında GFT değerlendirme parametrelerini, postüral drenajın kontrendikasyonlarını, aspirasyon işlemi sırasında sekresyon koyu ise sıvı alımının arttırılması, aspirasyon işlemi sırası, öncesi ve sonrasında FiO2'nin arttırılması ve aspirasyon işleminin 10 saniyeden fazla sürdürülmemesi gerektiğini, kontrollü öksürme, perküsyon ve diyafragmatik solunum tekniklerini ve hipoksi ve oksijen saturasyonu (SaO2)'nun tanımı ile arteriyel kan gazı (AKG)'nı daha doğru ifade ettiği belirlendi (p<0.05). Sonuç olarak hemşirelerin GFT uygulamalarına ilişkin yeterli eğitim almadıkları ve bu konuda verilen eğitimin katkı sağladığı tespit edildi. Bu sonuçlar doğrultusunda; hemşireler için GFT ile ilgili güncel rehber oluşturulması, uygulamaların gösterildiği videolarla ve eğitimlerle bilgilerinin güncellenmesi, bilgilerini günlük uygulamalarında kanıta dayalı olarak kullanmaları önerilebilir. Anahtar kelimeler: Pulmoner Rehabilitasyon, Göğüs fizyoterapisi, Solunum Fizyoterapisi, Hemşirelik uygulamaları.
Wingate anaerobik güç testinde farklı yüklerin sedanter erkeklerde solunum fonksiyonlarına akut etkileri
Bu çalışmanın amacı, farklı yükler ile uygulanan Wingate anaerobik güç testinde solunum fonksiyonlarının değişiminin incelenmesidir. Çalışmaya 18-24 yaşları arasında toplam 16 sedanter erkek denek (n: 16, yaş: 23.81 ± 1.22) gönüllü olarak katıldı. Deney dizaynı olarak randomize plasebo-kontrollü ve tek körlü çapraz deney tasarımı kullanıldı. Deneklere Wingate anaerobik güç testi prosedürü gereğince vücut ağırlıklarının %2.50, %5.00, %7.50 ve %10.00 olarak farklı yükler ile 4 akut egzersiz uygulaması yapıldı. Deneklerin farklı yüklerdeki egzersizlere, hangi yüke tabii olacağını bilmeden, randomize olarak katılmaları sağlandı. Akut egzersiz uygulamaları arasında 24 saatlik dinlenme verildi. Her akut egzersiz uygulaması öncesinde ve sonrasında solunum fonksiyon testleri yapıldı. Bu testler ile FVC, FEV1, FEV1/FVC, PEF, FEF%25, FEF%50, FEF%75, FEF%25-75, PIF, MVV, ERV, IRV, TV, VCIN ve VCEX özellikleri elde edildi. Her yükün öncesinde ve sonrasında ölçülen değerlerin karşılaştırılması için bağımlı T testi kullanıldı. Uygulamalarda elde edilen yüzdesel değişimlerin uygulamalar arasında karşılaştırılması için tekrarlı ölçümlerde tek yönlü varyans analizi ve LSD testi uygulandı. %2.50 yük uygulamasında solunum fonksiyonlarında anlamlı bir değişim görülmedi (p>0.05). Özellikle %10.00 yük uygulamasında tüm solunum fonksiyonlarında anlamlı farklılıklar gözlendi (p<0.05). Uygulamalar karşılaştırıldığında, %10.00 ve %7.50 yükler ile uygulanan Wingate anaerobik güç testlerinin solunum fonksiyonlarını %5.00 ve %2.50 yükleri kullanılan uygulamalardan daha fazla etkilediği belirlendi. Sonuç olarak, Wingate anaerobik güç testi ağır yükler ile uygulandığında solunum fonksiyonlarını önemli ölçüde etkilediği söylenebilir.
Dudak damak yarıklı bireylerde faringeal hava yolu hacminin karşılaştırmalı değerlendirilmesi: KHBT çalışması
Bu çalışmanın amacı, dudak damak yarığına (DDY) sahip bireylerde faringeal hava yolu hacmini üç boyutlu olarak incelemek ve DDY bulunmayan bireylerin ölçümleri ile karşılaştırarak olası farklılıkları saptamaktır. Bu geriye dönük arşiv çalışmasına, 15 -25 yaş aralığında bulunan, DDY'ye sahip 40 birey (yaş ort: 18,1±2,9) ile DDY bulunmayan 40 bireye (yaş ort: 18,9±3,4) ait toplam 80 adet KHBT görüntüsü dahil edilmiştir. Her iki gruba ait nazal hava yolu, üst faringeal hava yolu, orta faringeal hava yolu ve alt faringeal hava yolu ile toplam hava yolu hacimleri "Simplant O&O v3.0.0.59 (Materialise, Belgium)" programı kullanılarak ölçülmüştür. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS 17.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Sonuç olarak, DDY grubunda kontrol grubuna göre nazal hava yolu hacminin daha dar (26148,5 mm3-36409,8 mm3), orta faringeal hava yolu hacminin ise daha geniş (16677,6 mm3-11083,6 mm3) olduğu tespit edilmiştir (P≤0.0001). Gruplar arasında; üst, alt ve toplam hava yolu hacimlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Ayrıca, cinsiyet ve DDY tipleri arasındaki hava yolu hacimlerinde istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Bu sonuçlara göre, DDY'li bireylerde nazal hava yolu ve toplam hava yolu hacminin azalmış olduğu dikkate alınmalı ve bu hastalarda, hava yolunu olumlu yönde etkileyecek en uygun tedavi seçenekleri düşünülmelidir.
Yüzme egzersizinin genç erkeklerde solunum fonksiyonları ve solunum kaslarına akut, kronik ve kombine etkileri
Yapmış olduğumuz bu çalışmada amaç, yüzme egzersizinin solunum fonksiyonlarına ve solunum kaslarına akut, kronik ve kombine etkilerini belirlemektir. Bu amaç ile 30 genç erkek (15 deney grubu, 15 kontrol grubu) çalışmaya dahil edilmiş ve deney grubuna 8 hafta süre ile yüzme egzersizi uygulanmıştır. Deney grubu 8 haftalık periyottan bir gün önce ve bir gün sonra 100m serbest stil yüzme performansı sergilemiştir. Deney grubunun yüzme performansından hemen önce ve hemen sonra, kontrol grubunun ise 8 haftanın başında ve sonunda solunum fonksiyonları ve solunum kas kuvvetleri ölçülmüştür. Elde edilen veriler Repeated Measures One Way ANOVA, LSD, Independent Sample T test ve Paired Sample T testleri ile analiz edilmiştir. Yüzme egzersizinin akut olarak solunum kas kuvvetini ve solunum fonksiyonlarını olumsuz etkilediği (p<0.05), kronik olarak ise olumlu etkileri olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Kombine etkiye bakıldığında ise kronik adaptasyonun akut etkinin olumsuz çıktılarını azalttığı görülmüştür (p<0.05). Sonuç olarak yüzme egzersizi solunum kas kuvveti ve solunum fonksiyonlarını akut olarak olumsuz, kronik ve kombine olarak da olumlu etkilediği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Yüzme, Antrenman, Solunum
İnspiratuar kas antrenmanının Down sendromlu bireylerde solunum fonksiyonları ve solunum kas kuvvetine etkisi
Bu çalışmanın amacı inspiratuar kas antrenmanının down sendromlu bireylerde solunum fonksiyonları ve solunum kas kuvvetine etkisinin incelenmesidir. Bu amaçla 9 deney, 7 kontrol grubu olmak üzere 16 down sendromlu birey çalışmaya katılmıştır. Deney grubuna 4 hafta ve haftada 5 gün inspiratuar kas antrenman cihazı ile solunum kası antrenmanı yaptırılmıştır. Her iki gruba da 4 haftalık periyotun öncesinde ve sonrasında solunum kas kuvveti (maksimal inspiratuar basınç, MIP) ve solunum fonksiyon testleri uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22.0 programında analiz edilmiştir. Ortalamalar 2x2 mixed faktör ANOVA ve LSD düzeltme testleri ile yüzdesel değişim ortalamaları Mann Whitney U testi ile incelenmiştir. İstatistiksel analiz sonucunda solunum kas kuvvetinde ve solunum fonksiyonlarında 4 hafta sonunda deney grubunda anlamlı bir değişim görülmüş ve bu değişim kontrol grubuna göre yüzdesel olarak da farklı bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak inspiratuar kas antrenmanının down sendromlu bireylerde solunum kas kuvveti ve solunum fonksiyonlarını olumlu yönde etkilediği söylenebilir. Anahtar sözcükler: Down sendromu, solunum, inspiratuar, antrenman, kuvvet
12-14 yaş grubu bayan yüzücülerde 8 haftalık aerobik antrenman programının solunum ve dolaşım parametrelerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, 12-14 yaş bayan yüzücülerde 8 haftalık aerobik antrenman programının solunum ve dolaşım parametrelerine etkisini incelemektir. Çalışmaya, Gaziantep ilinde ulusal müsabakalara katılmış 12-14 yaş arasında toplam 22 bayan yüzücü gönüllü olarak katıldı. Denekler randomize yöntem ile deney grubu (n=11, yaş: 13.12±0.69) ve kontrol grubu (n=11, yaş: 12.56±0.53) olarak iki farklı gruba ayrıldı. Deney grubuna 8 hafta boyunca haftada 3 gün aerobik antrenman programı uygulandı. Her iki grup da normal yüzme antrenmanlarına devam etti. Deneklere antrenmana başlamadan önce ve antrenman bittikten sonra, dolaşım parametreleri olarak, istirahat kalp atım sayısı (İKAS), sistolik kan basıncı (SKB), diastolik kan basıncı (DKB) ölçümleri yapıldı. Bu değerler Omron M6 Comfort cihazı ile ölçüldü. Solunum parametreleri olarak vital kapasite (VC), zorlu vital kapasite (FVC), zorlu ekpirasyon volümü (FEV1) ve zorlu ekspirasyon oranı (FEV1/FVC) ölçümleri yapıldı. Bu değerler M.E.C. Pocket Spiro USB-100 cihazı ile ölçüldü.Verilerin istatistiksel analizi için grup içi karşılaştırmalarda Paired Sample t test, gruplar arası karşılaştırmalar için Independent Sample t testi kullanıldı. Anlamlılık seviyesi p<0.05 olarak belirlendi. Yaptığımız çalışmada deney grubuna uygulanan aerobik antrenman programı sonrasında İKAS, SKB, DKB, VC, FVC, FEV1 ve FEV1/FVC değerlerinde anlamlılık bulundu (p<0.05). Kontrol grubunun dolaşım parametrelerinde İKAS değerinde p<0.05 düzeyinde anlamlılık bulundu. SKB ve DKB değerlerinde anlamlılık bulunmadı (p>0.05). Kontrol grubunun solunum parametrelerinde FVC ve FEV1 değerlerinde anlamlılık bulundu (p<0.05). VC ve FEV1/FVC değerinde ise anlamlılık bulunmadı (p>0.05). Sonuç olarak yüzücülerde aerobik antrenmanların solunum ve dolaşım parametreleri üzerinde olumlu etkisi olduğu düşünülmektedir. Düzenli olarak yapılan aerobik antrenmanların solunum ve dolaşım parametrelerini geliştirdiği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Aerobik Antrenman, Solunum Parametreleri, Yüzme.
Göğüs tüpü olan hastalarda düzenli solunum-öksürük egzersizi ve insentif spirometre-öksürük egzersizi uygulamasının solunum fonksiyon testlerine etkisi
Bu araştırma, göğüs tüpü uygulanan hastalarda, solunum-öksürük egzersizi veya insentif spirometre-öksürük egzersizi uygulaması yaptırmanın solunum fonksiyon testlerine etkisinin belirlenmesi amacıyla randomize kontrollü deneysel bir araştırma olarak yapılmıştır. Araştırmanın uygulaması,10 Mayıs 2017-6 Mart 2019 tarihleri arasında Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinin, Göğüs Cerrahisi kliniğinde yatan hastalar üzerinde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 18 yaşından büyük, planlı olarak göğüs tüpü uygulanan 60 hasta oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında hastalara ait tanıtıcı özellikler formu, hasta izlem formu ve solunum fonksiyon testi izlem formu kullanılmıştır. Araştırmanın gerçekleştirilebilmesi için Kırıkkale Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan ve araştırmanın yapıldığı kurumdanyazılı izin alınmıştır. Ayrıca çalışmaya katılan hastalardan aydınlatılmış onam alınmıştır. Dahil edilme kriterlerine uyan hastalar üç gruba ayrılmıştır. Birinci grup solunum-öksürük egzersiz grubunu, ikinci grup insentif spirometre-öksürük egzersiz grubunu, üçüncü grup ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Hastalar basit rastgele yöntemle gruplanarak randomizasyon sağlanmıştır. Araştırmacı tarafından, her iki grupta yer alan hastalara, postoperatif 4 gün boyunca solunum öksürük-egzersizi/ insentif spirometre-öksürük egzersizi protokollerine uygun olarak saat başı 10 kez yaptırılmıştır. Hastaların solunum fonksiyon testleri ameliyat öncesi günde, postoperatif 2.günde ve postoperatif 4.günde değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, Kruskal Wallis Varyans Analizi, Pearson Exact Ki-kare Test, Tek Yönlü Varyans Analizi, Mann-Whitney U testi ve Bağımsız Örneklem t Testi kullanılmıştır. Hastaların preoperatif ve postoperatif 2. gün FVC, FEV1, FEV1-FVC, FEF25-75 ve PEF değeri ortalamaları arasında gruplara göre istatistiksel bir fark olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Solunum-öksürük egzersizi grubundaki hastaların postoperatif 4.gün FEV1 ve PEF değeri ortalamaları diğer gruplara göre yüksek bulunmuş olup, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0,05). İnsentif spirometre-öksürük egzersizi grubundaki hastaların postoperatif 4.gün FVC değeri ortalaması diğer gruplara göre yüksek bulunmuş olup, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0,05). Hastaların ameliyat şekline göre solunum fonksiyon testlerine bakıldığında, insentif spirometre grubunda postoperatif 2. ve 4. gün FVC, FEV1, FEF25-75 ve PEF değerleri diğer gruplara göre yüksek bulunmuş olup, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0,05). Sonuç olarak göğüs tüpü uygulanan hastalarda düzenli olarak solunum-öksürük/insentif spirometre-öksürük egzersizlerinin solunum fonksiyon testleri değerlerini olumlu yönde etkilediği bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda; solunum-öksürük egzersizi/insentif spirometre-öksürük egzersizinin kliniklerde protokoller doğrultusunda, hemşireler tarafından düzenli olarak uygulanmasının yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: göğüs tüpü, insentif spirometre, derin solunum-öksürük egzersizi, solunum fonksiyon testleri, hemşirelik
Orofaringeal hava yolu ölçümünde kullanılan farklı alt referans düzlemlerin tekrar edilebilirliğinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı KHBT üzerinden hacimsel hava yolu ölçümünde kullanılan farklı alt referans düzlemlerin gözlemciler arası ve gözlemci içi güvenilirliğinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmamızda 35 iskeletsel Sınıf I bireye ait (ortalama yaş: 18,9±3,4 yıl) Konik Hüzmeli Bilgisayarlı Tomografi (KHBT) görüntüleri kullanılmıştır. Hacimsel hava yolu ölçümleri Dolphin 3D (Dolphin Imaging and Management Solutions, Chatsworth, California) programı kullanılarak yapılmıştır. Her grafiye ait ölçümler farklı tecrübe düzeylerinde olan üç gözlemci tarafından yapılmış ve iki hafta ara ile ikinci kez tekrarlanmıştır. Orofaringeal hava yolu hacim ölçümünde etki edebilecek diğer tüm değişkenler sabit tutularak ölçümler ikinci servikal vertebranın en alt ve ön noktası(CV2ai), üçüncü servikal vertebranın en alt ve ön noktası(CV3ai), epiglottisin ucu(EP) ve yumuşak damağın en uç noktası (SP) alt sınırları ile tekrarlanmıştır. Gözlemciler arası ve gözlemci içi uyuma sınıf içi korelasyon testi (SKK) ile bakılmıştır. Her dört parametre için tekrarlanabilirlik katsayıları (TEK), tekrarlayan ölçüm tasarımında gözlemci içi, gözlemciler arası ve toplam varyans bileşenleri kullanılarak hesaplanmıştır. İstatistiksel analiz sonucunda tüm ölçülen değişkenler için güvenilirlik mükemmel (ICC ≥ 0.9) bulunmuştur. Gözlemci içi ve gözlemciler arası en dar güven aralığı ve en yüksek tekrar edilebilirlik CV2, CV3, SP ve EP sırası ile bulunmuştur. Çalışmamızın bulgularına göre incelenen referans düzlemlerin güvenilirliği konusunda herhangi bir fark bulunmamasına karşın, kemiksel referans düzlemler, yumuşak doku referans düzlemlerine kıyasla daha yüksek tekrarlanabilirliğe sahiptir. Havayolu çalışmalarının veri standardizasyonunu sağlayabilmek için, kullanılacak alt referans düzleminin belirlenmesi konusunda görüş birliğine varılması önemlidir. Anahtar Kelimeler: : KHBT, Orofaringeal Havayolu, Güvenilirlik
Aminofilin veya kafein kullanımının prematüre bebeklerde uzun dönem solunum fonksiyonları üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı prematüre doğum nedeniyle tedavi görüp apne tedavisi için aminofilin veya kafein kullanılan olguların 4-6 yaş döneminde solunum fonksiyonlarını ve atopi durumlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Çukurova Tıp Fakültesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerinde Ocak 2012-Haziran 2015 yılları arasında prematürite nedeniyle tedavi görmüş 4-6 yaş arası 66 olgu ile aynı yaş grubunda bilinen bir hastalığı olmayan sağlıklı 30 olgu alındı. Prematüre bebeklerin 35'i aminofilin tedavisi, 31'i kafein tedavisi almıştı. Tüm olguların atopik hastalık yönünden fx5, phadiotop, total IgE düzeylerine bakıldı, deri testi yapıldı. Solunum fonksiyon testi yapabilen olgulara solunum fonksiyon testi ve reverzibilite testi uygulandı. Bulgular: Aminofilin tedavisi almış olguların yaş ortalaması 60,2±6,3 (47-72) ay, kafein tedavisi almış olguların yaş ortalaması 55,7±5,9 (48-72) ay, sağlıklı grubun yaş ortalaması 61,0±7,4 (48-72) aydı. Tüm grupların fx5, phadiotop, total IgE düzeyleri ve deri testi sonuçları arasında istatistiksel anlamlı farklılık yoktu (p>0,05). Solunum fonksiyon testlerinde FVC, aminofilin tedavisi almış olgularda ortalama 77,2±14,4 (64-123) litre, kafein tedavisi almış olgularda ortalama 74,6±9,6 (65-97) litre, sağlıklı grupta ortalama 80,4±7,6 (68-104) litreydi. Kafein tedavisi almış olguların ortalama FVC'si en düşükken, sağlıklı gruptaki olguların ortalama FVC'si en yüksek değerde saptandı (p=0,046). Olguların solunum fonksiyon testlerindeki FEV1, FEV1/FVC, PEF, MEF75, MEF50, MEF25 ve MEF25-75 değerlerinde üç grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Reverzibilite testindeki FEV1, FVC, FEV1/FVC, PEF, MEF75, MEF50, MEF25 ve MEF25-75 değerlerinde üç grup arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Prematüre doğmuş BPD geçiren olgular ile prematüre doğmuş BPD geçirmemiş olguların solunum fonksiyon testleri karşılaştırıldığında FEV1, BPD geçirmiş olgularda daha yüksek saptanmışken (p=0,02), FVC, FEV1/FVC, PEF, MEF75, MEF50, MEF25 ve MEF25-75 değerlerinde gruplar arasında istatistiksek anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Sonuç: Olgularımızın ortalama FVC değeri en yüksek sağlıklı gruptayken, en düşük kafein tedavisi almış grupta saptanmıştır. Diğer solunum fonksiyon testi parametrelerinde 3 grup arasında istatististiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. Bu bulgular prematüre bebeklerin uzun dönem izleminde solunum fonksiyonlarının olumsuz etkilenebileceğini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Aminofilin, Kafein, Prematürite, Solunum fonksiyon testi