Güvenlikleştirme

Bu konu başlığı altında 68 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Göçün güvenlikleştirilmesi: Almanya'da AFD'nin yükselişi ve Suriyeli mülteci krizi

Bu çalışmada Almanya'da 2013 yılında kurulan Almanya için Alternatif (Alternative für Deutschland- AfD) adlı aşırı sağ partinin 2015 yılı itibariyle kendi politik gündeminde Suriyeli göçmenleri ve Müslüman azınlıkları bir güvenlik meselesi olarak söylem düzeyinde nasıl inşa ettiği ele alınmıştır. Bu noktada partinin 2015 yılı itibariyle kuruluş çizgisindeki neoliberal, Avrupa şüpheci parti kimliğinden çıkarak milliyetçi ve göçmen karşıtı çizgiye taşındığı süreç tartışılmıştır. Bu çalışma partinin kadrosunda ve politik kimliğinde meydana gelen bu dönüşümün AfD'nin politik meşruiyeti ve başarısını pekiştirmede mülteci krizini bir güvenlik meselesi olarak kodlaması ve onu politik araç haline getirmesi konusuna odaklanmaktadır. AfD'nin göçmenleri ve Müslümanları bir tehdit olgusu olarak işaret etmesi, partinin kitleleri örgütlemede ve kendi politik iktidarını güçlendirmede önemli bir enstrüman olmuştur. Öyle ki, bu durum eyalet parlamentolarındaki seçim başarılarıyla başlayarak 2017 ulusal parlamento seçimlerinde Federal Meclis'e girebilmesiyle de doğrulanmıştır. Partinin göçmen karşıtı söylemi, onun artan siyasal başarısının ve meşruiyetinin temel itici gücünü oluşturmuştur. Anahtar Kelimeler: Almanya, AfD, Suriyeli Mülteci Krizi, Göçün Güvenlikleştirilmesi.

AlmanyaGöçmenlerGüvenlikleştirme+4
Sabiha Nur Meç
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Başarılı güvenlikleştirmeden başarısız güvenlik-dışılaştırmaya: 2001-2017 yılları arasında ABD yönetimlerinin İran nükleer programı'na yönelik politikası

Bu tez 2001-2017 yılları arasında ABD Yönetimi'nin İran Nükleer Programı'na yönelik güvenlikleştirme politikasını söylem analizi ve süreç takibi yöntemleriyle kapsamlı şekilde analiz etmeyi hedeflemiştir. Bu amaçla; öncelikle Bush ve Obama başkanlıklarındaki sekizer yıllık dönemlerde İran Nükleer Programı'na yönelik baskın politikanın ne olduğu, ardından güvenlikleştirmenin veya güvenlik-dışılaştırmanın kim tarafından, ne amaçla, hangi koşullar altında, nasıl ve hangi sonuçlarla gerçekleştirildiği sorularına cevap aranmıştır. Kopenhag Okulu'nun ortaya attığı Güvenlikleştirme Teorisi'ni ve bu teoriye sonradan yapılan katkıları dikkate alarak yürütülen analiz sonucunda Bush döneminde güvenlikleştirme hamlesinin iç hedef kitleye yönelik başarılı ve dış hedef kitleye yönelik kısmen başarılı şekilde sonuçlandırıldığı tespit edilmiştir. 2013 yılında hem ABD hem İran tarafında yaşanan önemli değişimler nedeniyle Obama'nın birinci ve ikinci dönemleri ayrı ayrı incelenmiştir. Birinci dönemde Obama Yönetimi'nin Bush Yönetimi'nden devraldığı güvenlikleştirmeyi başarılı şekilde sürdürdüğü ve uluslararası desteğini artırdığı görülmüştür. İkinci dönemde Obama Yönetimi politikasını tersine çevirmiş ve İran'la diplomatik bir çözüme ulaşabilmek için hedef kitlesi ABD Kongresi olan bir güvenlik-dışılaştırma hamlesi başlatmıştır. Varılan nükleer anlaşmaya rağmen ABD Kongresi İran'ı nükleer bir tehdit olarak görmeye devam etmiş ve güvenlik-dışılaştırma hamlesi başarısız olmuştur.

Amerika Birleşik DevletleriGüvenlikleştirmeNükleer güç+6
Şeyda Güney Kayım
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yirmi birinci yüzyılda deniz güvenliği kavramının Kopenhag Okulu Güvenlikleştirme yaklaşımı çerçevesinde analizi

Bu çalışmada, Uluslararası İlişkiler ve Güvenlik Çalışmaları yazınında sıklıkla dile getirilen, ancak tanımı üzerinde henüz bir konsensüs bulunmayan "Deniz Güvenliği" kavramı, Kopenhag Okulu tarafından ortaya konulan "Güvenlikleştirme" yaklaşımı çerçevesinde analiz edilmektedir. Çalışmada "güvenlikleştirme kuramı kimler tarafından deniz güvenliğine nasıl uygulanmıştır?" araştırma sorusuna odaklanılmıştır. Bu kapsamda, ilk olarak; deniz güvenliği terimi ve tehdit algıları tanımlanmıştır. Ardından 1995 yılında Ole Weaver tarafından ortaya konulan "güvenlikleştirme" kavramı incelenmiş ve analiz için bir çerçeve belirlenmiştir. Son olarak ise güvenlikleştirme yaklaşımının deniz güvenliğine hangi güvenlikleşitirici aktörler tarafından nasıl uygulandığı analiz edilmiştir.

21. yüzyılDeniz güvenliğiGüvenlik+5
Sait Irkörücü
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aşağıdan yukarıya güvenlik baskısı: Türkiye'de Suriyelilerin Twitter üzerinden güvenlik çerçevelemesi analizi

Türkiye zaman içerisinde göç veren ülke konumundan göç alan ülke konumuna gelmiştir. Bunun en güncel örneği ise 2011 yılında Suriye'deki iç savaş sonrasında Türkiye'ye doğru yaşanan Suriyeli göçüdür. Her ne kadar Türkiye'deki hükümet yetkilileri krizin başından itibaren Suriyelilere karşı insani boyutu ön plana çıkarsa da ev sahibi topluluğun algısı, büyük oranda farklılaşmıştır. Suriye ile olan sınır bölgesinde güvenlik tehdidi algısı ile hareket etme politikası benimsenmesine karşın Suriyelilerin devlet tarafından güvenlik alanına alınmadığının tercih edildiği görülmüştür. Bu tez çalışmasında, toplumsal düzeyde bakıldığında, Suriyelilerin bir güvenlik tehdidi olarak inşa edilmesinin analizi için Güvenlikleştirme Teorisi'nin kullanılması uygun bulunmuştur. Güvenlik inşasının Türkiye'de yalnızca elit söylemleri ile değil halk tarafından desteklendiğini analiz etmek adına, insanların düşüncelerini ifade etmek için kullanabilecekleri bir sosyal medya platformu olan Twitter seçilmiştir. Twitter üzerinden yapılan analiz için Ocak 2011 ile Aralık 2022 yılları arasında "Suriyeli" veya "Suriyeliler" kelimeleri geçen veriler toplanmıştır. Yapılan literatür taraması sonucunda elde edilen ortak boyutlar ve kavramsallaştırmalar ile analiz edilen Tweetlerde toplumsal boyut, suç boyutu, ekonomik boyut ve siyasal boyutlar üzerinde inşa edilen güvenlik tehdidi algılarına yönelik nicel ve nitel bulgular paylaşılmıştır.

Algılanan tehditGöçmenlerGüvenlik+7
Hasret Elif Mahiroğlu
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The role of external actors in the securitisation of asylum and migration in the EU and their impacts on the EU's normative power

The European Union's prominence in international relations with its unique structure has been associated with the concept of normative power. This thesis examines the change in a normative power of the EU by focusing on the policies of securitization of migration and externalization of migration management within the scope of cooperation with third countries. Thesis presents three different case studies by examining normativity through the Mobility Partnership between the EU and Morocco, the Memorandum of Understanding between Italy and Libya, and the readmission agreement and statement between Turkey and the EU. These cases are analyzed with the explaining outcome process-tracing method, one of the qualitative research methods. This study shows that the EU's securitization and externalization policies give third countries bargaining power and political maneuverability, and as a result, the EU takes more protective border measures in migration management with third countries and underestimates the human rights dimension of migration, thus a cyclical securitization is formed by moving away from its normative power. Keywords: European Union, Normative Power, Securitization, Externalization, Migration Management

European UnionExternalizingMigration management+6
Ali Can Özkan
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Türk TV suç dizilerindeki antagonist karakterler aracılığıyla güvenlikleştirmenin Gramscian analizi: İz peşinde, Yılan Hikâyesi, Arka Sokaklar, Behzat Ç., İsimsizler ve Börü

The relationship between popular culture and politics has started to attract more attention with the spread of mass media and today's world becoming a visual and auditory showground; in other words, popular culture has become more important than ever in conveying the ideology of the ruling class. Popular culture products are instrumental in the reproduction and maintenance of economic, political, and cultural values in motion. The role of TV is still important in this context, given its prevalence and broad audience. In this thesis, it is examined how securitization practices play a role in the reproduction and maintenance of common sense in the Gramscian sense, in the context of six crime series broadcast on Turkish TV. For this purpose, the criminal profiles in the TV series İz Peşinde, Yılan Hikâyesi, Behzat Ç., Arka Sokaklar, İsimsizler, and Börü were categorized with the help of content analysis based on their names, nicknames, genders, professions, family backgrounds, educational backgrounds and the nature of the crimes they committed, and accordingly, certain stereotypes were determined. In the research, it was concluded that the criminals in the selected TV series were exposed to visual securitization through these stereotypes. In addition, it has been determined that these securitization practices are in parallel with the socio-political conjuncture of the period and reproduce common sense by repeating the dominant discourses. Keywords: Popular Culture, Common Sense, Securitization, Crime, TV series

AntogonisticSequencesGramsci, Antonio+6
Emine Tuğçe Sarı
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa'da radikal sağ partiler ve göç karşıtlığı; Güvenlik ekseninde Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) ve Hollanda Özgürlük Partisi (PVV) incelemesi

Avrupalı devletlerin güvenlik algılamaları zaman içerisinde bazı değişim ve dönüşümler geçirmiştir. Günümüz itibariyle açıkça belirtilmemekle birlikte göçmen olgusu güvenlikleştirmenin merkezinde yer almaktadır. Güvenlikleştirme sürecinde aktör olarak devlet, herhangi bir sorunu tehdit olarak algıladığında o soruna öncelik verir. Sorun olarak tanımlanan "nesne" özel olarak ulusal güvenlik meselesi olarak kabul edilirse devletler bununla baş etmek için de özel haklara sahip olduğunu iddia eder. Soğuk Savaş sonrasında Avrupalı devletlerin güvenlik anlayışında göçmenler aleyhine değişim olmuştur. Aşırı sağ düşüncesi ile hareket eden ve göçmen karşıtı tutum gösteren siyasal partiler yükselişe geçmiştir. Bu çalışmada güvenlikleştirme kavramları ve Avrupa Birliği'nde göçün güvenlikleştirilmesi incelenmiştir. Daha sonra Avrupa'da göçmen karşıtlığı üzerinden siyaset yapan Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) ile Hollanda Özgürlük Partisi (PVV), durum çalışması modeline göre incelenmiştir. Bu seçimin nedeni ise her iki partinin göçmen karşıtlığında son yıllarda dikkat çeken faaliyetlerinin olmasıdır. Ayrıca FPÖ ve PVV'nin ırkçılık ve yabancı düşmanlığı ile birlikte Avroseptizm konusunda ortak söylemlerinin olmasıdır. Çalışmanın sonucunda, Avrupa genelinde göçmenlere yönelik ötekileştirici bir anlayışın güçlenmeye başladığı ve bunun da aşırı sağcı siyasi gruplar tarafından istismar edildiği tespit edilmiştir.

Avrupa BirliğiAvusturyaGöçmen karşıtı+7
Selin Balıkoğlu
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye siyasetinde devlet ve borçla yönetmek, 2002-2020

Bu tez bağlantılı iki soruya cevap aramaktadır. Birinci soru şu şekildedir: küresel siyasette ve Türkiye'de 2000'li yılların yaklaşık ilk iki onyılında devlet ve borçla yönetme dispositifleri ekseninde iktidarın üretimi ve yeniden üretimi nasıl gerçekleşti? Bu soruyu cevaplandırmak amacıyla devlet ve borçla yönetme dispositiflerinin gelişim sürecine ve AKP hükümetlerinin politik ekonomiyi ve iktidar ilişkilerini nasıl dönüştürdüğüne ışık tutulmaktadır. Borçla yönetme dispositifinin iktidar üretiminde nasıl işlevli hale geldiğini anlamak amacıyla finansallaşma süreçleri ve borçlandırmayla ilgili veriler analiz edilmektedir. Burada finansallaşan ekonominin borçlu insanın imalinde önemli bir zemin oluşturduğu ve borçlu insanın imalinin egemenle olan tahakküm ve tabiiyet ilişkilerini derinleştirdiği iddia edilmektedir. Bu çalışmanın cevabını aradığı ikinci soru ise küresel siyasetteki bu durumun Türkiye siyasetine aktarımı ve aldığı özgül biçimlere dairdir. Bu çerçevede, 2002-2020 yılları arasında devlet dispositifinin güvenlik devleti olarak yeniden yapılandırılması süreci yasal ve kurumsal düzenlemeler üzerinden ele alınmaktadır. 2000'li yıllardan itibaren egemen toplum-birey ilişkisinde iktidar üretiminde devlet ve borcun daha faal hale geldiği ve bu iki dispositifin bazı durumlarda birbirlerinin yeniden üretimine katkı sağladığı vurgulanmaktadır. 2016 yılı itibariyle Türkiye politik ekonomisinde köklü değişimlerin gerçekleşmeye başladığı gözleminden hareketle ve küresel gelişmelerin de etkisiyle borçla yönetmenin sınırlarına ulaşarak borçla yaşama evresine geçildiği iddiası bir dizi veri temelinde öne sürülmektedir. Bu tez, bahsi geçen dönemi güvenlik devletinden post-güvenlik devletine geçiş olarak karakterize etmektedir. Bu tezin mevcut literatüre özgün katkısı çağdaş Türkiye siyasetinin dispositif kavramı ve küresel siyasetle ilişkili bir şekilde incelemesinde yatmaktadır.

BorçlanmaBorçlarDevlet idaresi+6
Hasan Kılıç
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kopenhag okulu teorik yaklaşımları çerçevesinde Arap Baharı olaylarının Orta Doğu güvenliğine etkisi

Tarih sahnesinde siyasal ve sosyal yapıların inşasında toplumsal hareketlerin rolü oldukça büyüktür. Özellikle egemen güçler toplumu baskı altına almaya çalıştığında, toplum içindeki belli kesimlerin ötekileştirilmeye çalışılmasında, özgürlüklerin baskı altına alındığı anti demokratik durumlarda bu kitle hareketleri daha bir önemli hale geldiği söylemek yanlış olmayacaktır. 2010 yılında önce Tunus ardından Mısır'da başlayan Arap Baharı olarak adlandırılan süreç de toplumsal bir hareket olarak doğmuştur. Ortadoğu halkları yıllarca diktatörler tarafından yönetilmiş, baskı ve sömürüye kalmış, insan haklarından mahrum bırakılmış, yolsuzluk eşitsizlik gibi sebeplerle çağdaş bir yaşamdan uzak bir yaşam sürdürmüşlerdir. Böyle şartlarda uzun yıllar yaşamış bir halk kitlesinin böylesi bir isyana kalkışıp diktatör rejimleri yıkması büyük bir tarihsel olay olarak kayıtlara geçiştir. Ancak bir bahar havası yaratmış olmasına rağmen sonuçları bakımından bölge halkı için çok da iç açıcı sonuçlar doğurmamıştır. Arap Baharı öncesi ve sonrası Ortadoğu güvenliği Kopenhag Okulu teorisi çerçevesinde analiz edilecektir. Böylece isyanların bölgede oluşturduğu insani yıkım boyutuyla beraber güvenlik sorunları da analiz edilmiş olunacaktır. Anahtar Kelimeler: Kopenhag Okulu Yaklaşımları, Sektörel Analiz, Güvenlikleştirme, Bölgesel Güvenlik Kompleksi, Ortadoğu Arap Baharı Olayları

Arap BaharıGüvenlikGüvenlik politikaları+5
Veysi Dilek
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye ve İran arasındaki düzensiz göç sorunu ve sınır güvenliği

Türkiye'de yıllık olarak yakalanan düzensiz göçmenlerin yaklaşık %80'i İran topraklarını kullanarak Türkiye'ye gelen göçmenlerden oluşmaktadır. Bu durum İran'ı, Türkiye'nin göç probleminde önemli bir ülke konumuna yükseltmektedir. Hatta İran'ın 1979'dan beri düzenli olarak yaklaşık 3 milyon Afgan göçmene ev sahipliği yaptığı düşünüldüğünde, İran sadece transit bir ülke değil, Türkiye için kaynak bir ülke konumunu da taşımaktadır. Ancak Türkiye'de düzensiz göç konusunda yapılan akademik tartışma ve çalışmalarda İran'ın bu önemli konumu göz ardı edilmekte, daha çok kaynak ülkelere odaklanılmaktadır. Bu bağlamda özellikle Afgan göçmenlerin neden Türkiye'ye göç ettikleri sorusu sadece Afganistan'da değil İran'da da aranmalıdır. İran'ın 1980'lerde Afgan göçmenlere yönelik yürüttüğü ensar-muhacir politikasından vazgeçip, son dönemde göç politikalarını güvenlikleştirmesi, Afgan göçünün önemli bir sebebini oluşturmaktadır. Dolayısıyla bu çalışma Türkiye'de İran'ın göç politikalarını ele almada görülen literatür eksikliğini gidermeyi amaçlamakta, İran'ın göç politikalarının Türkiye'nin göç problemindeki önem derecesinin ortaya konulmasına odaklanmaktadır. Çalışmanın temel hipotezi: "İran'ın göç konusunu güvenlikleştirmesi, hem İran'da yaşayan hem de İran'ı transit ülke olarak kullanan Afgan göçmenlerin, Türkiye ve Avrupa'ya yönelmelerine sebep olmaktadır" savıdır. Çalışmada ulaşılan sonuç, hipotez ile aynı yönde olmuş, Türkiye'nin düzensiz göç problemini çözmede İran ile işbirliği anlamında yapabileceği bazı öneriler sunulmuştur.

AfganlılarDüzensiz göçGöçler+6
İsmail Hakkı Elçi
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The role of security perceptions in the development of Turkey's migration policy and legal framework: The example of Turkey-EU relations

The purpose of this thesis is to examine Turkey's migration policy and its legal framework with regards to the perceptions of security originating from the EU. This thesis analyzes how and to what extent EU's migration policies affect the development of Turkey's migration policy. In recent years, the EU has encouraged Turkey to build its approach to migration issues upon a systematic basis. In the EU, there is a deep-rooted perception of security regarding migrants that has developed after the 1970s with the incoming migrants. In this context, the important point for the EU has been the prevention of large migration flows and the protection of external borders. Accordingly, the EU has exported its perceptions of security in order to ensure security within its borders, aiming at the establishment of these security-oriented migration policies and perceptions in third countries such as Turkey. Harmonization of the migration-related legislation and legal infrastructure of the candidate countries, including Turkey with the EU acquis is one step that is taken to that end. This thesis aims to investigate whether the securitization of migration in the EU affects the migration policies of Turkey directly. The main assumption of the present thesis is that the issue of migration is securitized in the EU. In the literature, migration and migration-related concepts are generally associated with political preferences and analyses have been made on the concepts of migration and security to fill the gap. In this context, with the Helsinki Summit, Turkey has been encouraged and suggested to develop an EU-oriented perspective on migration policies. For this reason, it is seen that simple and conventional security theories are not sufficient to explain the migration phenomenon. In this context, the theory of securitization of the Copenhagen School, which forms the theoretical basis of the thesis, and the multi-sector security approach, also known as the multiple approach to security, are elaborated.

European UnionIrregular immigrationMigration policies+6
Emre Tan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The process of securitization of the Turkish minority in Bulgaria by the Bulgarian Communist Party: The case of the revival process in the era of late socialism

The image of the "other" and the process of the threat construction in Bulgarian politics in the Communist period with a focus on the Bulgarian Turks were analyzed in the thesis via using the Copenhagen school's concept of Securitization. As this approach was constructed based on the Western political reality, the Communist Party in Bulgaria, stepping on the constructed by the pre-Communist period perception of "us" – the ethnic Bulgarians, and "them" – the ethnic Turks, conducted the Securitization process. Even though the Communist regime tried to construct supra-ethnic Bulgarian national identity and unite all of the ethnic groups without bearing ethnic features. Initially, the Bulgarian state was considering that its Muslim population is going to emigrate eventually to the Ottoman Empire and in the future to the Republic of Turkey. The policy undertaken by the Bulgarian Communist government tried to integrate/assimilate its minorities by enhancing their educational level and modernization. However, in the first years of the Communist period, the Bulgarian Turkish identity got enhanced rapidly especially through their significantly increased educational level and economic status. Considering the international developments in Cyprus and the Islamic Revolution in Iran made the Bulgarian Communist party reconsider its national security strategy. The Securitization of the ethnic Turks via imposing the perception that there were people among the Bulgarian Turks that were Turkish state's agents constructed the perception of the threat among the Bulgarian Society and due to the closed character of the Bulgarian Political reality during the Socialist period the Party-State was the only securitizing actor which was able to construct with the perception of threat among the Bulgarian state and society. That undertaken policy made Sofia isolated and paved the way towards the post-Communist transitional period and put the country on the verge of an ethnic conflict.

BulgariaBulgarian TurksSecuritization+3
Ivo Kırılov Ivanov
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Siber güvenlik ve Türkiye: Örgütsel yapı, uygulamalar ve gelecek

Bu tezin ana amacı ülkemizdeki siber güvenlik uygulamaları ve örgütsel yapısının gelecekteki olası ulusal, bölgesel ya da küresel siber güvenlik krizlerinin yönetimi çerçevesinde analizinin gerçekleştirilmesidir. Bu amaca ulaşmak için tez çalışması beş ana bölümden oluşturulmuştur. Birinci bölümde araştırmanın amacı, konusu ve kapsamı, ikinci bölümde araştırmada kullanılan metod ve araştırma verilerinin nasıl analiz edildiği açıklanmıştır. Araştırmanın üçüncü bölümümde araştırmada yer alan temel kavramlar ve kuramsal çerçeve ortaya konmuştur. Araştırmanın dördüncü bölümünde tarihsel süreç içerisinde siber güvenlik kavramının nasıl genişlediği ve günümüzdeki durumu analiz edilmiştir. Araştırma bulgularının açıklandığı beşinci bölümde siber güvenlik krizleri ve Türkiye konusu tartışılmıştır. Araştırmamız, araştırma sonuçlarının ve geleceğe ilişkin değerlendirmelerin yer aldığı sonuç ve değerlendirme kısmı ile tamamlanmıştır. Bu tez çalışması ile şu sonuçlara ulaşılmıştır; ülkemizde siber güvenliğe olan yaklaşımın ülkemizin genel güvenlik algısından etkilendiği, ülkemizdeki siber güvenlik uygulamaları ve örgütsel yapısının siber olay yönetimi seviyesinde gelişme gösterdiği, ancak kapsamlı güvenlik krizlerinin çözümüne yönelik gerekli olgunluk seviyesinde olmadığı tespit edilmiştir. Araştırma bulguları neticesinde gelecekteki siber güvenlik uygulamaları içerisinde; insan gücünün yetiştirilmesi, siber uzayın yeni durumuna uygun gerekli hukuki düzenlemelerin gerçekleştirilmesi konularına daha fazla yer verilmesinin, gelecekteki olası siber tehdit ve risklere karşı olan dayanıklılık seviyesinin artırılmasını sağlayacağı değerlendirilmiştir. Ülkemizdeki siber güvenlik örgütsel yapılanmasının yönetiminin; gerekli hukuki yaptırım gücüne sahip, bağımsız denetim fonksiyonu ile donatılmış bir siber güvenlik otoritesi tarafından gerçekleştirilmesi sonucuna ulaşılmıştır.

GüvenlikleştirmeKriz yönetimiSiber güvenlik+2
İbrahim Akdağ
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güvenlikleştirme teorisinde propaganda: ABD'nin 2003 Irak savaşı örneği

Bu çalışma, güvenlikleştirme teorisinde propagandanın rolünü, Amerika Birleşik Devletleri'nin 11 Eylül 2001 Saldırıları sonrasında Irak'ı güvenlikleştirme işlemi üzerinden incelemektedir. Literatürde Amerika'nın Irak'ı güvenlikleştirmesi ve 2003 Irak Savaşı'na giden süreçteki propaganda kullanımına dair çalışmalar bulunmasına karşın, propaganda kullanımının güvenlikleştirme üzerindeki etkisine odaklanan çalışmalar konusunda eksiklik mevcuttur. Bu çalışmanın amacı, propagandanın; güvenlikleştirme işleminin başarısına olan etkisini analiz etmektir. Araştırma kalitatif modelde gerçekleştirilecektir. Güvenlikleştirme işleminin en önemli adımlarından birisi, kitlelerin varoluşsal bir tehdidin mevcudiyetine ve acil bir istisnai müdahalenin gerekliliğine ikna edilmesidir. Bu bağlamda propaganda, hedef kitlelerin duygu, tutum ve davranışlarının şekillendirilmesini içeren bir kavram olarak güvenlikleştirme işleminin kritik bir değişkenidir. Araştırmanın bulgularına göre Irak'ı güvenlikleştirme işlemi genel anlamda başarıyla sonuçlansa da farklı kitleler bağlamında analiz edildiğinde sonucun değiştiği görülmektedir. Bu çalışma; propagandanın, güvenlikleştirme işleminin başarısında belirleyici bir rol oynadığını iddia etmektedir.

Amerika Birleşik DevletleriGüvenlikleştirmeIrak+3
Mustafa Özveren
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası göç hareketleri karşısında ulus devletin korunma stratejileri: Türkiye örneği

İnsanların mekânsal hareketliliği olarak ifade edebileceğimiz göç olgusu ulus devlet düzeniyle birlikte yeni bir anlam kazanmıştır. Göçün tarihsel olarak bu yeni formunun özü insanoğlunun sınırlar arası hareketliliğine dayanmaktadır. Ulus devlet düzeninin yaygınlaşmasıyla birlikte sosyolojik bir olgu olarak göç uluslararasılaşmıştır. Uluslararası göç olgusu ulus devlet düzeni tarafından şekillendirilmiştir. Bu bakımdan modernizmin bir ürünü olarak adlandırabileceğimiz uluslararası göç olgusu modern dünyanın şekillenmesinde de belirleyici bir etken olmuştur. Göçü etkileyen pek çok konjonktürel faktör bulunmaktadır. Göçün temelinde coğrafi, fiziki ve demografik hareketlerden oluştuğu kanaati olsa da sonuçları gereği sınır aşan bir yapıda olduğunu söylemek mümkündür. Meydana gelen küresel ölçekteki göç hareketleri ulus devletlerin varlıkları açısından ciddi güvenlik tehditlerini de beraberinde getirmeye başlamaktadır. Bu tehditler karşısında ulus devletlerin mevcudiyetlerini korumaya yönelik aldığı tedbirler ve geliştirdikleri uygulamalar varlıkları açısından hayati bir öneme sahip olmaktadır. Bu bağlamda çalışma, uzun yıllar boyunca göç alan bir ülke olan Türkiye'nin özellikle 2011'den itibaren artarak devam eden göç hareketleri karşısında geliştirdiği iç ve dış politikalarını, yasal düzenlemelerini, uluslararası iş birliklerini metin analizi yöntemi ile incelemeyi hedeflemektedir.

Düzensiz göçGöçlerGüvenlik+6
Özge Savacı
Balıkesir University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Peru'da terörle mücadele ve GEIN İstihbarat Servisi

Bu tez, Peru Cumhuriyeti tarihindeki en önemli anlardan birini kapsayacaktır. 1980'lerin başında Aydınlık Yol'un silahlı mücadelesinin terörizme dönüşmesi, Peru Devleti'nin şiddet yoluyla iktidarı ele geçirmeye çalışan yeni bir iç tehditle karşı karşıya kalabilme kapasitesinin olmadığını ortaya çıkardı ve bu duruma bir son vermek için yeni bir sert önlemler formülasyonun meydana gelmesini sağladı. Araştırmamız, bu grubun silahlı mücadelesinin başlangıcından bu örgütün dağıldığı döneme kadar ülkedeki devlet politikalarını analiz eden Peru Özel İstihbarat Grubu'nun (GEIN) oluşumu gibi Aydınlık Yol (PCP-SL) terör örgütünün eylemlerine karşı uygulanan başarılı vizyon ve politikaları analiz edecektir.

Aydınlık YolDevlet politikalarıGüvenlikleştirme+7
Gıanfranco Ivano Guerra Padılla
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Bush ve Obama yönetimlerinin "Teröre karşı savaş" söylemleri: Güvenlikleştirme kuramı çerçevesinde bir analiz

Bu çalışma, Ulusal Güvenlik Stratejileri ve kamuya açık konuşmaları üzerinden 'Referans Nesne(lerini)' ve 'Varoluşsal Tehdit(leri)' – güvenlikleştirme kuramının en önemli iki yönü – keşfetmek amacıyla ABD Başkanları George W. Bush ve Barack Obama'nın teröre karşı savaş politikalarını incelemektedir. Bu kuramın temel içeriğiyle tutarlı olarak referans nesneleri kavramlarının ve bunların varoluşlarına yönelik tehditlerin her zaman güvenlikleştirici aktörlerin söylemsel pratikleri aracılığıyla gerçekleştirildiğini iddia etmektedir. Referans nesneleri, korumaya ve muhafaza etmeye çalışmamız gereken kişiler, nesneler veya kişisel olmayan nesnelerdir. Bu referans nesnelerini korumak için gereken her şeyi kullanmak meşrudur ve bunun için hemen harekete geçmek önemlidir. Öte yandan, varoluşsal tehdit, gelişimini engellemek için derhal harekete geçilmesi gerekilen benzeri görülmemiş bir tehlike olarak görülen kavramdır. Güvenlikleştirme kuramı, bir konuyu güvenlikleştirmek için bir tehdidin var olması gerektiğini ve referans nesnesinin varlığını devam ettirmek için bu tehdidin ortadan kaldırılması gerektiğini ifade eden 'güvenlikleştirme' sürecini ortaya koymaktadır. Güvenlikleştirme teorisinin tüm koşulları göz önünde bulundurulduğunda, mevcut çalışma, Başkan Bush'un referans nesnesini korumak amacıyla dramatik bir şekilde varoluşsal tehditler sunan bir güvenlikleştirici aktör olduğunu öne sürmektedir. Öte yandan, Başkan Obama'nın konuşmaları ise onu güvenlikleştirici bir aktör olmadığını göstermektedir. Güvenlik tehditlerinin belirlenmesinin daha çok söylem yoluyla gerçekleştiği dikkate alındığında, özellikle her dönemin güvenlikleştirme siyasetini analiz ederken, söz konusu dönemin ulusal güvenlik stratejileri (2002, 2006, 2010 ve 2015 yıllarda yayınlanan) incelenmektedir. Başkanların önemli söylemleriyle birlikte onlara yakın olan idarecilerin söylemleri de ele alınmıştır. Başkan Bush'un çeşitli bireyleri, grupları ve meseleleri güçlü bir şekilde güvenlikleştirdiği ve bu bireylere, gruplara ve meselelere karşı kamuoyu oluşturduğu tespit edilirken, Başkan Obama'nın konuşmalarının bunun tam tersi bir durum yarattığı ortaya konulmuştur. Obama'nın söylemlerinde, belirli bir bireyin, grubun veya konunun bu kadar güçlü bir şekilde güvenlikleştirilmediği, ancak bazen önceki rejim tarafından güvenlikleştirilmiş olan görece daha az korkutucu bir konuyu güvenlik dışılaştırmaya çalışıldığı keşfedilmiştir.

Amerika Birleşik DevletleriBush, GeorgeGüvenlik stratejileri+7
Md Mahmudur Rahman
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güvenlikleştirme kuramı perspektifinden antropojenik iklim değişikliği: Amerika Birleşik Devletleri iklim güvenliği söylemi (2009-2022)

21. yüzyılda yeryüzünün karşı karşıya kaldığı en büyük tehditlerden biri iklim değişikliğidir. İklim değişikliğinin çeşitli unsurlar üzerindeki olumsuz etkileri, sınırları aşmakta ve çok boyutlu güvenlik tehditlerini de beraberinde getirmektedir. Bu durum değişen iklim sorununun, genişletilmiş güvenlik anlayışı çerçevesinde analiz edilmesini gerektirmektedir. Güvenliğin askeri olmayan bir yönüne işaret eden iklim değişikliği, ulus-devlet bekasının öncelendiği nesnelci bir yaklaşım dahilinde ele alınamamaktadır. Kopenhag Okulu'nun çıkış noktasını oluşturan bu durum, iklim değişikliği ve küresel ısınma gibi çevre sorunlarının sektörel bir analiz yoluyla değerlendirilmesini mümkün kılmaktadır. Esas itibariyle çevresel sektöre ilişkin temel argümanlar, iklim değişikliği ve güvenlik ilişkisine de ışık tutmaktadır. Tüm ulusların değişen iklimle mücadele amacıyla yerel ve küresel ölçekte gerçekleştirilen eylemlere katkıda bulunması elzemdir. Küresel bir güç ve sera gazı emisyonlarındaki tarihsel sorumluluğu nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) iklimle mücadeledeki çabalara öncülük etmesi kritik bir önem taşımaktadır. ABD'nin iklim değişikliğiyle mücadeledeki yerel çabaları ve uluslararası konumu, esas itibariyle ABD başkanlarının iklim değişikliğine yönelik tutumları tarafından yönlendirilmektedir. Kopenhag Okulu tarafından geliştirilen güvenlikleştirme teorisi, ABD başkanlarının iklim değişikliğini aciliyete sahip bir güvenlik tehdidi olarak inşa edilmesine yönelik tercihleri bakımından kuramsal bir çerçeve sunmaktadır. Öznel bir yaklaşıma dayanan bu süreç, güvenlikleştirici aktörün söz edimiyle açığa çıkmakta; linguistiğin söylemsel unsurlarını içermektedir. Bu çalışmanın amacı, 2009-2022 yılları arasında ABD başkanları tarafından iklim değişikliğinin güvenlikleştirilmesine yönelik hamlelerin teorik olarak analiz edilmesi ve iklim güvenliği söylemindeki benzerlik ve farklılıkların saptanmasıdır. Aynı zamanda çalışmanın, değişen iklim ve güvenlik ilişkisinin detaylandırılması ve ABD başkanları nezdinde iklim güvenliği söyleminin tarihsel gelişimine yönelik bir görünüm oluşturulması açısından faydalı olacağı düşünülmektedir.

Amerika Birleşik DevletleriAntropojenikGüvenlikleştirme+2
Hatice Ceren Çatay
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni güvenlik anlayışı kapsamında hibrit savaşlar ve kamu diplomasisinin çözüm yollarındaki etkisi

Hibrit savaş konsepti; insani, siyasi, ekonomik birçok etkenin zayiatını azaltmayı amaçlayan ve uluslararası alanda tepki çekmeden ulaşılmak istenen amaca yönelik gerçekleştirilen stratejik bir kavramı ifade etmektedir. 21. yüzyılda ortaya çıkan bu terimin teknolojik ve bilimsel genişleme ile ortaya çıkması, tehdit ve hamlelerin de seyrini değiştirmiştir. Her alanı değişime zorlayan bu itici gücün güvenlik alanındaki tasavvuru da tasarruf gücü elinde olanları harekete geçirmeye sevk etmektedir. Askeri unsurların yanında bilgi savaşı, ekonomik savaş, psikolojik savaş, siber savaş, vekalet savaşı gibi kavramların devreye girmesi; savaş unsurunda çok yönlü pragmatik bir oluşumun belirdiğini göstermektedir. Bu tespitlerin yapılmasıyla birlikte konvansiyonel güç unsurlarından ziyade, kamu diplomasisi ile gerçekleştirilen amaca varış sürecindeki sancısız yöntemin cazibesi daha fazla artmıştır. Çalışmanın hipotezini oluşturan bu düşünce ile "kamu diplomasisinin" "akıllı güç" kavramı ile eşdeğerliğine vurgu yapılmıştır. Bu sebeple cephesel savaşların zihinsel savaşlara yenik düştüğü teknoloji çağında savaşın unsurlarındaki değişmeye öncelik tanınmış, bu çerçevede çözüm önerileri sunulmuştur. Savaş ve kriz yönetimindeki operasyonel eylemlerin stratejik yöntemlerle kullanıldığı yöntemsel bir bakış açısını ifade eden çalışmada; proaktif sürecin güçlü tutulmasına öncelik verilmiş, hibrit savaşın kamu diplomasisi öğesine istinaden bütüncül bir yaklaşım sunulmuştur. Böylelikle 21. yüzyıl hibrit savaş ortamında barışçıl ve zayiatsız bir yöntemin ön plana çıkarılması amaçlanmıştır. Çalışmada tarihsel, betimsel ve karşılaştırmalı yöntemler kullanılarak, söz konusu amaç doğrulanmaya çalışılmıştır.

Dördüncü nesil savaşGüvenlikGüvenlik politikaları+5
Birsen Polat
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Göçün güvenlikleştirilmesi: Suriye krizi ve Avrupa Birliği

Göç ve güvenlik, Soğuk Savaş sonrası dönemde uluslararası sistemde yaşanan değişimlerin etkilediği en önemli alanlar arasında yer almaktadır. Özellikle 1990 sonrası dönemde derinleşen-genişleyen boyutlara ulaşan güvenlik ve iç savaşlar sonucu yaşanan yoğun göç akışı bu iki konuyu ön plana çıkarmıştır. Bu tez çalışması da bu iki alanı Avrupa Birliği (AB) kapsamında ele almaktadır. Çalışmanın amacı, temel olarak AB kurumlarının göç yaklaşımlarının güvenlik ile ilişkisini incelemektir. Bu kapsamdaki çalışma, Kopenhag Okulu kuramı ile AB tarafından "mülteci krizi" olarak ele alınan dönem olan 2011 Suriye krizi çerçevesinde AB kurumlarının göç yaklaşım benzerliklerini ve farklılıklarını incelemektedir. Dolayısıyla çalışma, Birliğin ortak göç politikasını tanıtırken Avrupa Komisyonu, Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu'nun göç söylem haritasını çizmektedir. Çalışmada ele alınan Suriye krizi, 2011 yılı öncesi 22 milyona sahip nüfusundan yaklaşık olarak 12 milyon kişinin ülke içinde ve dışında yerinden edilmesine neden olan bir vakadır. Aynı zamanda mülteci krizi dönemi, göçün AB'nin gündemine yoğun bir şekilde yerleşmesi açısından önemlidir. Böylece bu örneklem, AB kurumlarının Avrupa'ya yönelen yoğun göç akışı karşında göçü nasıl ele aldığını araştırma imkanı sağlamaktadır. Bu kapsamdaki çalışma, AB kurumlarının göçü güvenlikleştirdiğini ve bu kurumların söylemlerinde ekonomik, kültürel ve iç güvenlik temaları kapsamında benzeşen ve farklılıklaşan yaklaşımların bulunduğunu savunmaktadır. Anahtar kelimeler: AB, AB kurumları, ortak göç politikası, mülteci krizi, güvenlikleştirme

Avrupa BirliğiGöçlerGüvenlik+6
Özge Çetiner
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir güvenlikleştirme konusu olarak düzensiz göç ve Avrupa Birliği

Tarih boyunca insanlar yaşadıkları toplumlardan zorunlu ya da daha iyi şartlarda yaşamak için gönüllü olarak göç etmişlerdir. Büyük kitle hareketlerinin altında doğal afetler, savaşlar, salgın hastalıklar, kıtlık gibi farklı sebepler yatmaktadır. Bu çalışmada öncelikle Arap Baharı sonrası, Suriye'de yaşanan iç savaştan kaçan insanların, göç literatürüne etkileri ve literatüre kattıkları kavramlardan bahsedilecektir. Özellikle düzensiz göç kavramının üzerinde durulacak olup, uluslararası düzenlemelerde sığınmacı ve mülteci haklarına bakılacaktır. Devletlerin ve uluslararası kuruluşların bu düzenlemelere uyumluluğu tartışılacaktır. Avrupa, kıtada 20'nci yüzyılın ikinci yarısından sonra başlayan entegrasyon hareketi ve buna bağlı olarak geliştirilen Avrupa Serbest Bölgesi yaklaşımı ile dünyanın diğer bölgelerinden ayrılmaktadır. Büyük çapta bir serbest dolaşım bölgesinin oluşturulması sonucu, göç politikaları dış sınırların korunmasına yönelik gerçekleşmiş ve sınır duvarlarının yükselmesine yol açmıştır. Temelinde güvenlik odaklı çalışan bu politikalar, düzensiz göçe karşı 'Kale Avrupası' söylemlerini artırmıştır. Böylelikle Avrupa Birliği göç kontrolünde birtakım ikilemler ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan ikilemlerin bir tarafını insan hakları ve demokratik unsurlar oluştururken diğer tarafını ise egemenlik, güvenlik ve ekonomi gibi unsurlar oluşturmaktadır. 11 Eylül saldırısı sonrası artan terör olayları, aşırı sağ partilerin popülist söylemleri sonrası göçmen algısı değişmeye başlamıştır. Bu gelişmeler, AB'nin sınırlarını iyice yükseltmesine ve dikenli teller ile örtmesine yol açmıştır. Bu durum, göç olgusunun öncelikle güvenlik boyutu açısından değerlendirilmesine dikkat çekmiştir. Çalışmanın temel çerçevesini oluşturacak göçün güvenlik açısından incelenmesi, Kopenhag Okulu'nun güvenlikleştirme teorisi ışığında değerlendirilecektir. Kopenhag Okulu'nun yanında Paris Okulu'nun da geleneksel güvenlik algısını değiştiren güvenlikleştirme teorisine kattıkları analizlerle değerlendirilecek olup, bu ekollerin karşılaştırmalı analizleri çalışmamıza ışık tutacaktır. Ardından tarihsel süreç içerisinde, Avrupa'da yükselen yabancı düşmanlığı ve aşırı sağ söylemlerin Avrupa siyasetinde etkili olmasıyla birlikte, Birliğin göçü güvenlikleştirme ve dışsallaştırma politikaları ele alınacaktır. Birlik, göçün güvenlikleştirme aşamalarını uyguladığı mekanizmalar aracılığıyla sistemleştirmiştir. Birliğin uyguladığı sistemler ve politikalar, göç sorununa dışarıdan bakmakta olup bu sorunu Avrupa dışına itmektedir. Özellikle uyguladığı geri kabul anlaşmaları yoluyla düzensiz göçü kontrol altına almaya çalışmış ve toprakları dışında üçüncü ülkelere yıkmıştır. Hedef, kaynak ve transit ülke olarak düzensiz göç konusunda herkes üzerine düşen sorumluluğu almakta mıdır? Peki AB göç politikalarının, ortak göç politikaları adı altında aldığı göçmen sorunları ve insan hakları boyutundaki söylemler uygulamada faaliyete geçirilmiş midir?

Avrupa BirliğiDüzensiz göçGüvenlikleştirme+2
Fatih Çalışır
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İklim değişikliği politikalarının çevresel güvenlik bağlamında değerlendirilmesi: Türkiye örneği

Çevre ve güvenlik arasındaki ilişki 1960'ların sonlarından itibaren hem akademisyenlerin hem de politika yapıcıların dikkatini çekmeye başlamıştır. Uluslararası İlişkiler disiplininde, özelikle Soğuk Savaş sonrası dönemde güvenlik kavramındaki gelişme ve genişlemelerle birlikte ortaya çıkan farklı güvenlik yaklaşımları arasında çevresel güvenlik kavramı da önem kazanmaya başlamıştır. Günümüzün ön plana çıkan çevresel sorunlarından bir tanesi neden olduğu etki ve şiddetindeki artıştan dolayı iklim değişikliğidir. İklim değişikliği sınır aşan ve sınır ötesi etkilerini hissettirmeye başlamasıyla birlikte uluslarararası ölçekte mücadele edilmesi gereken bir çevresel sorun olarak değerlendirilmiş, bu çerçevede uluslararası diplomasi süreci başlamıştır. Bu çerçevede, çalışmanın amacı, genelde çevre sorunlarının özelde ise iklim değişikliğinin Türkiye'deki siyasi ve toplumsal aktörler tarafından nasıl algılandığını değerlendirmektir. Bu kapsamda çalışma iklim değişikliğinden en çok etkilenmesi beklenen bölgelerden birisi olan Akdeniz Havzası'nda yer alan Türkiye'nin 2000'li yıllarda hem tek parti hükümetinin hem de toplumun iklim değişikliği ve çevresel sorunlar konusundaki söylemlerini Kopenhag Okulu kuramı ile incelemektedir. Bu çerçevede çalışma Türkiye'nin iklim değişikliğini bir sorun olarak algıladığını ve bu sorunu siyasallaştırdığını, öte yandan Türk toplumunun çevresel sorunları kendisine karşı ekonomik ve çevresel tehdit olarak değerlendirdiğini ve toplumun çevresel tehdit söylemine karşı hükümetin toplum söylemlerini siyaset dışı alanda değerlendirdiğini savunmaktadır. Anahtar Kelime: Çevresel Güvenlik, İklim Değişikliği, Türkiye, Siyasallaştırma

GüvenlikleştirmeSiyasallaşmaTürkiye+5
Sezen Kaya
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güvensizlik katmanı, güvenlik çarpanı: Mülteci akımının ve yasadışı göçün Türk-Yunan ilişkilerine etkileri

Bu çalışmada ilk olarak Türk- Yunan ilişkilerine etki eden etmenler tarihsel süreç içerisinde incelenmiştir. İki ülke ilişkilerinin şekillenmesinde mülteci ve yasadışı göçmenlerin etkisi detaylı olarak irdelenmiş, aynı zamanda Suriye'de yaşanan iç savaş sonrası mülteci akımının Türk-Yunan ilişkilerine olumlu ve olumsuz etkileri değerlendirilmiştir. İkinci bölüm yasadışı göçlerin önlenmesine yönelik yapılan çalışmaları ele almıştır. Bu konu üzerine Avrupa Birliği ile Türkiye arasında yapılan Geri Kabul Anlaşmanın Türk-Yunan karasuları ve hudut hatlarında yaşanan sorunlara etkisi değerlendirilmiştir. Söz konusu bölümde her iki ülkenin ayrı ayrı mülteci ve yasadışı göçmenler hakkındaki argümanlarına değinilmiştir. Nihayetinde üçüncü bölümde ikili ilişkilerin yapılandırılmasında göç gibi yumuşak güvenlik sorunlarının nasıl şekillendiği incelenmiş, tartışmanın temelini oluşturan ve sonucunu şekillendiren güvensizlik katmanı ve güvenlik çarpanı kavramları literatüre kazandırılmıştır. Karasuları ve hudut hatları çerçevesinde yaşanan sorunlara mülteci ve yasadışı göçmenlerin de dâhil olmasının ikili ilişkileri hangi yönde etkilediğine dair tespitleryapılmıştır. Nihayetinde söz konusu göç olgusunun güvenlik veya güvenliksizleştirme istikametinde bir araç olarak ortaya çıktığı vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Mülteci ve Yasadışı Göçmenler, Güvenliksizleştirme,Güvensizlik Katmanı, Güvenlik Çarpanı, Göçün Güvenlikleştirilmesi.

GöçlerGöçmenlerGüvenlikleştirme+7
Esma Yavuz Kaplanduran
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Securitization of migration in Turkey since 1980: Cases of Kurds of Iraq and Turks of Bulgaria

Turkey has always been an important part of the migratory movements in its region either as sending, or receiving and transit country. This study deals with the immigration aspect of those movements especially after 1980s, defined as a landmark Turkey's migration history. Two initial mass migration events after this period were placed in the heart of this thesis, and separately at the first stage and then comparatively analyzed. Firstly, the Kurds of Iraq flow from then authoritarian repressive regime occurred in 1988, was examined, and secondly – akin to the first case- the Turks of Bulgaria who escaped from the assimilationist communist regime in the country in 1989. Though those events were consecutively experienced, the reception of the migrants in Turkey and the policies regarding them show some noteworthy differences and such differences mirror the level and extent of the securitization in the both cases. Since the main goal of this study is to put forth securitization of two migration group with its actors, sectors and levels, the Securitization Theory of the Copenhagen School is employed in this study. In the light of this theory, the official statements and news pieces from top newspapers are collected and analyzed through the discourse analysis method, thus the securitization which is a form of speech-act is comprehensively elaborated. In the end, the variations in securitizations of two events are comparatively analyzed and finding are evaluated in depth. I believe and hope that this study handling the early immigration movements and benefitting from archive resource, will contribute to better understand and further study the contemporary mass migratory movements towards Turkey such as Syrians in recent years on the grounds of Securitization Theory. Key Words: Securitization Theory, Iraqi Kurds, Bulgarian Turks, securitization, migration, securitization of migration

After 1980Balkan TurkishBulgarian Turks+4
Yasemin Kaymaz
Ankara Social Science University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00

İlgili konular