Sosyal sorunlar
Bu konu başlığı altında 127 tez
Türkiye'de çalışma ekonomisi ve endüstri ilişkileri öğrencilerinin sosyal sorunlara bakış açıları
Küreselleşmenin yarattığı baş döndürücü hız sosyal sorunları bir yanıyla kadimleştirirken, diğer yanıyla da yeni sosyal sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Sosyal sorunlar karşısında dezavantajlı kesimlerin giderek artan kayıpları, sosyal sorunların saptanması ve bu sorunlara yönelik bakış açısının ortaya konması da yaşamsal bir öneme taşımaktadır. Sosyal sorunların belirlenmesi ve çözüm sunulması bağlamında sosyal politika anahtar roldedir. Sosyal sorunlara çözüm arayarak refahın sağlanmasını hedef alan sosyal politikanın anlamı ve geleceği yalnız uygulamalar değil, akademik çalışmalarla da yeniden ve yeniden sürekli olarak oluşturulmaktadır. Böyle düşünüldüğünde, sosyal politika çalışanlar sosyal sorunlara nasıl bir anlam vermekte ve nasıl yapılandırmakta sorusu daha da önemli hale gelmektedir.Sosyal politika geleneğinin ülkemizdeki temsilcileri olan Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri (ÇEEİ) bölümü öğrencileri sosyal sorunların tanımlanmasında özel önem taşımaktadır. Çünkü; ÇEEİ bölümü ile sosyal sorunlar, hem disiplinler arası yaklaşım hem de sosyal politika eğitimi temelinde bağdaşmaktadır. Bu nedenle bu çalışmada; ÇEEİ eğitiminin mevcut durumu incelenerek, sosyal politika eğitimi alan ÇEEİ öğrencilerinin hem sosyal politikanın konu alanları içerisinde yer alan sosyal sorunlara bakışının hem de bölüme yönelik algılarının incelenmesi ile birlikte ÇEEİ'nin sosyal politika geleneğinden uzaklaşıp uzaklaşmadığı tartışmasına katkı sunmak amaçlanmıştır. Nicel çalışma yöntemlerinden anket yönteminin kullanıldığı bu çalışmanın örneklemini ÇEEİ bölümü dördüncü sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Bu araştırmada veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından geliştirilen "Sosyal Sorunlara Bakış Ölçeği" kullanılmıştır. Bu araştırma sonucunda; ÇEEİ öğrencilerinin sosyal sorunlar karşısında sosyal politika yanlı yanıtlar verdiği görülmüştür. Bununla birlikte alan içinde tartışılan "sosyal politika geleneğinden" uzaklaşma konusunda sosyal sorunlara bakış bağlamında bir uzaklaşma olmadığı görülmüştür. ÇEEİ öğrencilerinin sosyal sorunlara bakışına etki eden değişkenleri analiz edildiğinde, cinsiyete, yaşam idamesi durumuna, barınma durumu, kardeş sayısına, baba istihdam durumuna, ailedeki engelli birey varlığına, ailedeki sendikal katılıma ve not ortalamalarına göre sosyal sorunlara bakışın değişmediği görülmüştür. Diğer yandan sosyal sorunlara bakışın yaş grupları, ebeveyn medeni hali, ebeveynlerin eğitim durumu, gelir yeterliliği, gelir durumu, anne istihdam durumu, ebeveynlerin gelir durumu, eğitim gördükleri üniversite ve bölüme yönelik algılarına bağlı anlamlı değişiklik göstermektedir.
Yabancı uyruklu ilkokul öğrencilerinin eğitim-öğretiminde yaşanan sorunlara ilişkin öğretmen ve öğrenci görüşleri
Bu araştırmanın amacı, Eskişehir ili ilkokullarında öğrenim gören yabancı uyruklu ilkokul öğrencilerinin eğitim-öğretiminde yaşadıkları sorunları, bu sorunların kaynaklarını ve sorunlara yönelik çözüm önerilerini öğretmen ve öğrenci görüşleri doğrultusunda ortaya koymaktır. Nitel bir araştırma olan çalışmadaki veriler, Eskişehir il merkezinde bulunan sekiz ilköğretim okulunda toplam yirmi bir sınıf öğretmeni ve yirmi dört yabancı uyruklu öğrenci ile yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerden elde edilmiştir. Araştırma verileri, içerik analizi tekniği kullanılarak çözümlenmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda araştırmada şu sonuçlara ulaşılmıştır: •Yabancı uyruklu öğrencilerin yaşadıkları genel sorunlar ana teması altında, "Dışlanma", "Dil ve Kültür Farklıkları", "Uyum", "Çevreyle İlişkiler", "Ekonomik Sorunlar" ve "Politik Sorunlar" alt temaları belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre öğrencilerin; Türk örf- adetlerine ve okul kurallarına uyum sağlamadıkları ve Türkiye'yi kabullenemedikleri, yeni hayatlarına uyum sağlayamadıkları, kendi yakınları ile gruplaştıkları ve kapalı bir biçimde yaşadıkları, öğretmen ve akranları ile iletişim kuramadıkları, ten renkleri ve uyrukları nedeniyle zaman zaman yabancı görülüp, dışlandıkları ve öğrencilerin özgüven sorunları yaşadıkları ve yalnızlaştıkları tespit edilmiştir. •Yabancı uyruklu öğrencilerin eğitim-öğretim sürecinde yaşanan sorunlar ana temasında, "Dil ve kültür farklılığı", "Temel dil becerileri", "Anlama", "İfade etme ve yorum yapma", "Programın gerisinde kalma" ve "Akademik başarısızlık" alt temaları belirlenmiştir. Elde edilen verilerden hareketle öğrencilerin, öğretmenini, arkadaşlarını ve çevresindekileri anlamadıkları, iletişim kuramadıkları, kendi duygu ve düşüncelerini ifade edemedikleri ve derslere katılamadıkları, derslerde programın gerisinde kaldıkları ve çoğunlukla öğrencilerin başarısız oldukları sonuçlarına ulaşılmıştır. •Eğitim-öğretim sürecinde yaşanan sorunların kaynakları ana temasında; "Öğrenciden kaynaklanan sorunlar", "Öğretmenden kaynaklanan sorunlar", "Aileden kaynaklanan sorunlar" ve "MEB ve devletten kaynaklanan sorunlar" temalarına ulaşılmıştır. •Öğrenciden kaynaklanan sorunlar ise; "Dil bilmeden eğitim sistemine dâhil olma", "Ara sınıflarda eğitime başlama" "Uyum sorunları yaşama", "Derslere ilgisizlik", "Algıda gerilik" ve "Disiplini bozma" olarak belirlenmiştir. •Öğretmenlerden kaynaklanan sorunlar; "Öğrenci ve aileleri ile iletişimsizlik", "Öğretim teknikleri ve mesleki yeterlilik", "Ölçme-değerlendirme", "Sorunlara çözüm üretmeme" ve "Evrensel bir dil bilmeme" olarak ortaya çıkmıştır. •Aileden kaynaklanan sorunların; "Ailenin maddi durumu", "Ailenin eğitim durumu", "Okul idaresi ve öğretmenler ile iletişimsizlik", "Çocuğa gereken ilgiyi göstermeme" ve "Eğitim ve gelecek planı eksikliği" olduğu belirlenmiştir. •MEB ve devletten kaynaklanan sorunlar ise; "Politik kaynaklı sorunlar", "Eğitim sistemi kaynaklı sorunlar", "Program kaynaklı sorunlar" ve "Türkçe kurs ve materyal eksikliği" olarak tespit edilmiştir. •Yabancı uyruklu öğrencilerin eğitim-öğretiminde yaşadıkları sorunların çözümüne yönelik ortaya konan öneriler, "Öğrencilere", "Öğretmenlere ve Okullara", "Ailelere" ve "MEB'e ve devlete" yönelik öneriler olmak üzere dört tema altında toplanmış ve bu temaların oluşturduğu alt temalar ayrıntılı biçimde açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Dil, Yabancı Uyruklu Öğrenciler, Eğitim-Öğretim Süreci, Eğitimde Yaşanan Sorunlar
Sosyal bilgiler dersinde güncel olaylardan yararlanmanın öğrencilerin sosyal problemlere duyarlılıklarına etkisi
Günümüzde eğitim kurumları sadece bilgi veren kurumlar olmaktan çıkmış, toplumun farkında olan, toplumsal problemlere karşı farkındalık geliştiren ve içinde yaşadıkları topluma ne tür katkılar yapabilecekleri üzerinde düşünen bireyler olarak yetiştirme amacına da yönelmişlerdir. Bu amaca ulaşmada Sosyal Bilgiler dersi önemli bir rol oynamaktadır. Öğrencinin Sosyal Bilgiler dersinde sosyal hayatında karşılaşabileceği durum ve sorunları nasıl çözebileceği konusunda bilgi sahibi olurken aynı zamanda sosyal problemlere karşı daha duyarlı hale gelmesi beklenmektedir. Sosyal Bilgiler öğretmenleri sosyal problemlere duyarlılık kazandırmak için derslerinde kaynak olarak güncel olayları kullanabilirler. Bu yolla öğrenciler edindikleri kuramsal bilgiyi uygulamaya dönüştürme fırsatı yakalarlar. Bu bağlamda öğrencilerin sosyal problemlere karşı duyarlı hale gelmeleri için Sosyal Bilgiler dersinde güncel olaylara yer vermenin yararlı olacağı söylenebilir. Bu araştırmanın amacı, 6. Sınıf Sosyal Bilgiler dersinde güncel olaylardan yararlanmanın öğrencilerin sosyal problemlere duyarlılıklarına etkisinin araştırılmasıdır. Araştırma karma yöntem desenlerinden gömülü deneysel desene göre gerçekleştirilmiştir. Araştırmada nicel veriler deneme modellerinden ön-test son-test kontrol gruplu modele ile nitel veriler ise yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile toplanmıştır. Ayrıca araştırmada, kontrol grubunda güncel olaylardan yararlanmada işe koşulabilecek yöntem, teknik ve etkinliklerin kullanılıp kullanılmadığını görmek amacıyla yapılandırılmış gözlem yapılmıştır. Araştırmanın katılımcıları 2013-2014 eğitim öğretim yılının 2. döneminde Fahri Günay Ortaokulu'nun 5B ve 5D sınıflarında öğrenim gören öğrencilerdir. Araştırmada veri toplama aracı olarak Öcal, Demirkaya ve Altınok (2013) tarafından geliştirilen "Sosyal Problemlere Duyarlılık Ölçeği", kişisel bilgi formu, yarı yapılandırılmış görüşme formu ve yapılandırılmış gözlem formu kullanılmıştır. Ayrıca deneysel işlem süresince araştırmacı tarafından hazırlanan ders planları ve öğretim materyalleri kullanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen nicel verilen analizinde Statistical Package for the Social Sciences 21.0 (SPSS) paket programından yararlanılmıştır. Kontrol ve deney grubu öntest puanları arasındaki analiz için ilişkisiz (bağımsız) örneklemler T Testi, kontrol grubunun öntest ve sontest puanları arasındaki analiz için ilişkili (bağımlı) örneklemler T Testi, deney grubunun öntest ve sontest puanları arasındaki analiz için ilişkili (bağımlı) örneklemler T Testi ve kontrol ve deney gruplarının sontest puanları arasındaki analiz için ilişkisiz (bağımsız) örneklemler T Testi uygulanmıştır. Araştırmanın nitel verilerinin analizinde ise içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, Sosyal Bilgiler dersinde güncel olaylardan yararlanılarak öğretim yapılan deney grubundaki öğrenciler ile güncel olaylardan yararlanılmadan öğretim yapılan kontrol grubundaki öğrencilerin sosyal problemlere duyarlılık ölçeğinden elde edilen sontest puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmüştür. Ayrıca deney grubundaki öğrencilerin öntest ve sontest puanları arasında da istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olduğu, diğer yandan kontrol grubundaki öğrencilerin öntest ve sontest puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olmadığı görülmüştür. Dolayısıyla deneysel işlemin hem grup faktörü hem de zaman faktörü üzerinde olumlu bir etkisi olduğu görülmüştür. Tüm bunların yanında deney grubundaki öğrenciler ile gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşmelerde, öğrencilerin güncel olaylardan yararlanılarak gerçekleştirilen Sosyal Bilgiler dersi için olumlu görüşe sahip oldukları görülmüştür. Aynı zamanda öğrenciler sosyal problemlere ilişkin bir farkındalık kazandıklarını, güncel olaylardan yararlanılarak gerçekleştirilen öğretimin kendilerinde bir takım davranış değişikliği yarattığını ve bilinç oluşturduğunu ifade etmişlerdir. Araştırma sonuçlarından hareketle Sosyal Bilgiler öğretmenlerine öğrencilerin sosyal problemlere duyarlılıklarını arttırmak için güncel olaylardan yararlanmaları önerilmektedir. Ayrıca araştırmacılar için güncel olayların farklı bağımlı değişkenlere, farklı bağımsız değişkenlerin sosyal problemlere duyarlılığa etkisinin araştırılması ve Sosyal Bilgiler ve sosyal problemleri kapsayan farklı desenlerde çalışmaların yapılması önerilmektedir.
Klinik olmayan ergen örnekleminde depresif belirtilerin bilişsel yatkınlık faktörleri ve sosyal-çevresel yatkınlık faktörleri açısından incelenmesi
Bu çalışmada depresyon için yatkınlık/risk oluşturan fonksiyonel olmayan tutumlar, bilişsel esneklik, sosyal sorun çözme becerisi, otobiyografik bellek tarzı, algılanan sosyal destek ve olumsuz yaşam olayları değişkenlerinin depresif belirtiler ile ilişkilerinin incelenmesi, bu ilişkilerin cinsiyet açısından karşılaştırılması ve diyatez-stres modelinin test edilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Aydın ilinin Efeler ilçesine bağlı devlet liselerinde eğitim gören 706 öğrenci oluşturmaktadır. Veriler, Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği (ÇDÖ), Olumsuz Yaşam Olayları Listesi (OYO), Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ASDÖ), Fonksiyonel Olmayan Tutumlar Ölçeği'nin Kısa Formu (FOTÖ), Gözden Geçirilmiş Sosyal Sorun Çözme Envanteri (SSÇE), Bilişsel Esneklik Envanteri (BEE) ve Minimum Yönergeli Otobiyografik Bellek Testi (OBT) ölçekleri ile toplanmıştır. Yapılan analiz sonuçlarına göre, ÇDÖ ile OYO, FOTÖ ve genellenmiş otobiyografik bellek pozitif; ASDÖ, SSÇE ve BEE negatif ilişkili bulunmuştur. Depresif belirtilerin toplam varyansının kadınlarda sırasıyla SSÇE, ASDÖ, FOTÖ, OYO ve BEE tarafından açıklandığı; erkeklerde ise, sırasıyla SSÇE, ASDÖ, FOTÖ, Genellenmiş OBT ve BEE tarafından açıklandığı bulgulanmıştır. OYO'nun stres; diğer değişkenlerin yatkınlık faktörü olarak Pearson ki-kare testiyle incelenmesi sonucunda; kadınlarda olumsuz yaşam olayının fazla olduğu koşullara düşük düzeyde sorun çözme becerisi, sosyal destek ve bilişsel esneklik ile yüksek düzeyde fonksiyonel olmayan tutumların eşlik etmesi depresyon riskini arttırmaktadır. Erkeklerde ise, yoğun olumsuz yaşam olaylarına eşlik eden düşük düzeydeki sosyal destek, sorun çözme becerisi ve bilişsel esneklik faktörlerinin depresyon riskini arttırdığı tespit edilmiştir. Bulgular alanyazın ışığında ve sınırlılıkları göz önünde bulundurularak tartışılmıştır.
Engelli çocuklara sahip ailelerin sosyal dışlanma problemi üzerine bir araştırma: Çorum örneği
Bu çalışmada, engelli çocuklara sahip olan ailelerin toplumsal yaşama katılımlarını etkileyen ve/veya engelleyen sosyal dışlanma problemi başta olmak üzere sorunlarını tespit etmek, ayrıca engel tipinin engelli ailesinin sosyal yaşam üzerindeki etkisini ve engel tipleri arasında ailelerin toplumsal yaşama katılımları açısından farklılık olup olmadığını araştırmak amaçlanmıştır. Aynı zamanda çalışmada, engelli bireylere sahip olan ailelerin kurumsal, sosyo-ekonomik ve psikososyal açıdan yaşadıkları sosyal dışlanma ve toplumda var olagelmiş bu dışlanmanın zaman içindeki değişimi ve ailelerin geleceğe yönelik beklentileri de incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümde kavramsal çerçevede engellilik olgusu, engellilik türleri ve sosyal dışlanma kavramları üzerinde durulmuş olup, ikinci bölümde ise engelli birey ve ailelerin içinde bulundukları durumu anlamlandırmada toplumsal bilinç ve eğitimin rolü üzerinde çalışılmıştır. Üçüncü bölümde çalışmanın yöntemi hakkında bilgi verilmiş olup, dördüncü bölüm bulgular kısmından oluşmaktadır. Çalışma, Çorum il merkezinde bulunan İlk Arzum Özel Eğitim Ve Rehabilitasyon Merkezinde eğitimine devam eden engelli öğrencilerin ebeveynleri ile yapılmıştır. Araştırmada veriler derinlemesine görüşme formu uygulanarak toplanmıştır. Yapılan görüşmeler neticesinde engelli bireylerin ve ailelerinin toplumsal yaşama katılımlarında değişik biçimlerde sosyal dışlanmaya maruz kaldıkları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Engellilik, Engelli Birey ve Aile, Sosyal Dışlanma
Sosyal inovasyonun etkinliğinin ölçülmesi
Toplumsal problemlerin ortadan kalkması için teknolojik inovasyonların tek başlarına yetersiz oldukları, bu sorunların çözülmesi için sosyal inovasyonların desteklenmesi gerektiği fikri savunulmaktadır. Toplumsal problemlerin giderilebilmesi için bu problemlerin çözümünü amaçlayan sosyal inovasyonlara ihtiyaç duyulmaktadır. AB'de uygulanan sosyal inovasyon projeleri incelendiğinde; sosyal inovasyonun AB ülkelerindeki toplumsal problemlerin ve eşitsizliklerin giderilmesinde etkili oldukları sonucuna varılabilir. Eğer bir ülke sosyal inovasyonda başarılıysa o ülkede toplumsal sorunların daha az olacağına ya da daha hızlı çözümleneceğine inanılmaktadır. Literatürde sosyal inovasyonları ölçen çalışma sayısı oldukça sınırlıdır. Ayrıca sosyal inovasyonların göstergeleri de netlik kazanmamıştır. Bu yüzden bu çalışmada çeşitli göstergeler belirlenerek 2016 ve 2017 Eurostat verilerini kullanarak 27 Avrupa Birliği ülkesi ve İsviçre, İzlanda, Norveç, Birleşik Krallık ülkeleri için veri zarflama analiziyle sosyal inovasyonun etkinliğini ölçmek amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda oluşturulan 4 model temelinde, 2016 ve 2017 yıllarında etkin ve etkin olmayan ülkeler belirlenmiştir. Küresel İnovasyon Endeksi (GII) ve oluşturulan Sosyal İnovasyon Endeksi (SII) karşılaştırılmıştır. Ayrıca bu çalışma kapsamında oluşturulan Sosyal İnovasyon Endeksi (SII) sonuçlarına göre bu ülkeler arasında sıralama yapılmaktadır.
18 yaş altında Türkiye'ye sığınan Suriyeli çocukların deneyimlediği sorunlar ve olanaklar: Çankırı ili örneği
Orta Doğu ülkelerinde meydana gelen "Arap Baharı" hareketinin 2011 yılında Suriye'ye de sıçraması ile ülkede meydana gelen iç karışıklıklar, yerini vatandaşların can ve mal güvenliğini tehdit eden iç savaşa bırakmıştır. Bu iç savaş ülkede itici bir neden haline gelip Suriyeli vatandaşları göç etmek zorunda bırakmıştır. Bu göç hem Suriye içi (iç göç) hem de Suriye dışı (dış göç) yönünde gerçekleşmiştir. Suriye dışı göçlerden etkilenen ve göç alan ülkeler arasında Türkiye başta gelmiştir. Türkiye uyguladığı "Açık Kapı Politikası" söylemiyle göçmenlere geçici koruma statüsü vermiştir. Kontrolsüz bir şekilde ilerleyen hareketlilik Türkiye'de toplumsal, siyasal ve ekonomik sorunlara neden olduğu gibi yerli vatandaşlar ile göçmenler arasında gerilimlere ve çatışmalara da neden olmuştur. Bu çalışmada, bu çatışmalar nedeniyle 18 yaş altındayken Türkiye'ye sığınan Suriyeli çocukların deneyimlediği sorunlar ve olanaklar Çankırı ili örneği üzerinden sorgulanmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda öncelikle ilgili alan yazın taranmıştır. Sonrasında konuya uygun, yarı yapılandırılmış soru kâğıdı üzerinden nitel araştırma yöntemi kapsamında derinlemesine görüşme tekniğiyle veriler, saha çalışmasında toplanmaya çalışılmıştır. Görüşmeler 18 yaş altında Türkiye'ye sığınan Suriyeli çocukların üzerinden yürütülmüştür. Saha çalışması, Türkiye'de bulunma sürecinde Türkçe konuşabilen katılımcılarla yürütülmüştür. Çalışmada katılımcıların genelinin ekonomik alanda zorlanmalar yaşadığı ve bu zorlanmalara karşı geri gönderilme korkusunun da etkisiyle direnmek için çaba sarf ettikleri görülmüştür.
Problem çözme terapisine dayalı beceri geliştirme grubunun üniversite öğrencilerinin sosyal problem çözme becerileri, öfkeyle ilgili davranış ve düşünceler ile sürekli kaygı düzeylerine etkisi
Bu araştırmada sosyal problem çözme beceri eğitiminin üniversite öğrencilerinin sosyal problem çözme, öfkeyle ilişkili davranışlar ve düşünceler ile sürekli kaygı düzeylerine etkisi incelenmiştir.Araştırma, 2008-2009 öğretim yılında Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği, Okul Öncesi Öğretmenliği ve Psikolojik Danışma ve Rehberlik Ana Bilim Dalında öğrenimlerine devam eden ikinci ve üçüncü sınıf öğrencilerinden araştırmaya katılmaya gönüllü bir grup öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir.Araştırma yarı-deneysel desen türündedir. Deney grubunda 17 ve kontrol grubunda 17 olmak üzere toplam 34 öğrenci araştırmaya katılmıştır. Deney ve kontrol gruplarına deneklerin seçiminde araştırmaya katılmaya gönüllü ve aynı zamanda sosyal problem çözme becerisi normalin altında olan öğrenciler dikkate alınmıştır. Gruplara deneklerin atanması ise grupların eşitlenmesi işlemine dayalı olarak gerçekleştirilmiştir.Araştırmada deney grubuna Problem Çözme Terapisi (D' Zurilla ve Nezu, 2007; Nezu, Nezu ve D' Zurilla, 2007) temel alınarak oluşturulan sekiz oturumluk psiko-eğitimsel içerikli bir program uygulanırken kontrol grubuna herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Deney grubuna uygulanan müdahale programı haftada bir gün olmak üzere ortalama 2 - 2,5 saatlik oturumlardan oluşmuştur. Deney grubuna uygulanan sosyal problem çözme beceri eğitimi beceri geliştirme amaçlı, ağırlıklı olarak eğitimsel içeriğe sahip, çok sayıda çeşitli egzersizlerin yer aldığı, Bilişsel-Davranışçı Terapilerin çeşitli teknik ve yöntemlerinin kullanıldığı, yapılandırılmış oturumlardan oluşan ve aynı zamanda yaşantısal-etkileşimsel süreci de içeren bir psiko-eğitimsel grup müdahalesidir.Araştırmanın verileri, nicel ve nitel yöntemler kullanılarak elde edilmiştir. Nicel verilerin elde edilmesinde deney ve kontrol grubundaki öğrencilere veri toplama aracı olarak bu araştırma kapsamında Türkçe' ye uyarlaması yapılan Sosyal Problem Çözme Envanteri ?Kısa Formu, Çok Boyutlu Öfke Ölçeği (Balkaya, 2001)' nin Öfkeyle İlişkili Davranışlar ve Öfkeyle İlişkili Düşünceler Alt Ölçekleri ile Durumluk ?Sürekli Kaygı Ölçeği (Öner ve LeCompte, 1985)' nin Sürekli Kaygı Alt Ölçeği uygulanmıştır. Söz konusu ölçekler deney ve kontrol grubuna öntest ve sontest ölçümleri olarak uygulanırken kontrol grubundaki öğrencilere ulaşılamadığından izleme ölçümleri sadece deney grubundaki öğrencilerden elde edilmiştir. Araştırmanın nicel verilerinin analizinde Kovaryans Analizi, Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi, Mann Whitney U Testi ve İlişkili Örneklemler için t Testi istatistiksel tekniklerinden yararlanılmıştır. Araştırmanın nitel verileri ise deney grubundan araştırmacı tarafından oluşturulan yarı yapılandırılmış soru formları yoluyla elde edilmiştir. Söz konusu dokümanlar deney grubundaki öğrencilerin uygulanan müdahale programından elde ettikleri kazanımlara ilişkin kişisel değerlendirmelerini almak üzere deneysel işlemin bitiminden sonra ve izleme ölçümlerinde olmak üzere iki kez verilmiştir. Nitel verilerin analizi doküman incelemesi yöntemiyle yapılmıştır.Araştırmadan elde edilen bulgular incelendiğinde, uygulanan sosyal problem çözme beceri eğitiminin ?sosyal problem çözme becerileri? ve ?dünyaya yönelik öfke düşünceleri? değişkenleri üzerinde olumlu yönde etkide bulunduğu ve bu etkinin uzun süreli kalıcı olduğu görülmüştür. Araştırmanın bulgularından elde edilen bir başka sonuca göre uygulanan deneysel müdahale programı, deneklerin öfkeyle ilişkili davranışlar: saldırgan davranışlar, sakin davranışlar, kaygılı davranışlar boyutlarında ve öfkeyle ilişkili düşünceler: öfkesine yönelik, diğerlerine yönelik, kendisine yönelik öfke düşünceleri boyutlarında herhangi anlamlı bir farklılık yaratmamıştır. Araştırmadaki bir başka değişken olan sürekli kaygı değişkeni bakımından ise hem deney hem de kontrol grubunda son test ölçümlerinde olumlu bir değişimin olduğu görülmüştür. Ancak deney grubundan elde edilen izleme ölçümlerinde sürekli kaygı puanlarının sontest puanlarından daha düşük olduğu saptanmıştır. Elde edilen bu bulgu deneysel işleme bağlı olmaksızın her iki gruptaki öğrencilerin değişim yaşadıklarını düşündürmektedir. Araştırmadan elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda sosyal problem çözme beceri eğitiminin üniversite öğrencilerinin sosyal problem çözme becerilerini geliştirmede etkili olduğu söylenebilir.
Tıp fakültesi öğrencilerinin sosyal sorunlarını çözme yaklaşım ve tarzlarının belirlenmesi ve yöneldikleri davranışlarla ilişkisi
Amaç: Tıp öğrencilerinin sorun çözme yaklaşımlarının, sorun çözme tarzlarının ve bir sorunla karşılaştıklarında yöneldikleri aktivitelerin saptanmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışma grubunu, 2013-2014 öğretim yılında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin, 1. , 4. ve 6. sınıflarında öğrenim gören 495 (%76,1) öğrenci oluşturdu. Tarafımızdan oluşturulan bir anket ile Sosyal Sorun Çözme Envanteri-Kısa Formu kullanıldı. Alt ölçeklerden Soruna Olumlu Yaklaşım ve Rasyonel Sorun Çözme sosyal problem çözmede işlevsel yaklaşımı; Soruna Olumsuz Yaklaşım, Dikkatsiz/Dürtüsel Tarz ve Kaçınan Tarz ise işlevsel olmayan yaklaşımı temsil etmektedir. Bulgular: Yaş ortalaması 20,8±3,1 (16-46) olan öğrencilerin % 53,9'u erkekti. Sorun çözme becerileri orta düzey puan ortalaması 62,4±11,9 olarak değerlendirildi. Alt ölçeklerden Soruna Olumlu Yaklaşım, Dürtüsel ve Kaçıngan Tarz puan ortalamalarının erkeklerde daha yüksek olduğu (p<0,05); yaş ve sınıf arttıkça dürtüsel ve kaçıngan eğilimin anlamlı olarak azaldığı saptandı (p<0,05). Öğrencilerin bir sorunla karşılaştıklarında genellikle tercih ettikleri aktiviteler; arkadaşlarla (% 57), özel kişilerle (% 54,1) ve aileyle (% 53,6) görüşme, uyuma (% 53,5) ve yemek yeme (% 52,8) olarak belirlendi. Bazı öğrencilerin, sigara (%10,3), alkollü içki (% 6,4) ve madde kullanmak (% 1,0) gibi davranışlara yöneldikleri saptandı. İnternette amaçsızca gezinme, saldırganlık ve şiddet içeren davranışlarda bulunma, odaya/eve kapanma, kişisel hata ve başarısızlıkları sürekli düşünme, şans oyunları oynama, tırnak yeme, saç yolma gibi davranışlarda bulunma aktivitelerini tercih edenlerin toplam puanlarının anlamlı olarak düşük olduğu saptandı (p<0,05). Sonuç: Bulgularımızın, geleceğin hekimleri ve rol-modelleri olan tıp öğrencilerinin sorun çözme becerilerinin orta düzeyden, iyi veya çok iyi düzeye çıkarılabilmesi açısından yol gösterici olacaktır. Anahtar kelimeler: Tıp, Öğrenci, Sosyal Sorun Çözme
Aile hekimliği asistanlarının stres algıları, tükenmişlik düzeyleri ve sağlık davranışları: Bir eğitim programının etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, stres yönetimi ve sosyal sorun çözmeyle ilgili yapılandırılmış bir eğitim programının, aile hekimliği asistanlarının stres algıları, tükenmişlik düzeyleri ve sağlık davranışlarına etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı asistanlarına (n=26), sekiz hafta boyunca, haftada bir saat stres yönetimi ve sosyal sorun çözmeyle ilgili psikoeğitim verildi. Başlangıçta, eğitimin bitiminde (ikinci ay) ve izlem döneminde (altıncı ay) olmak üzere toplam üç kez 1) Algılanan Stres Ölçeği, 2) Maslach Tükenmişlik Envanteri (duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarı), 3) Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği- II (beslenme, fiziksel aktivite, stres yönetimi, kişilerarası ilişkiler, tinsellik, sağlık sorumluluğu) ve 4) Sosyal Sorun Çözme Envanteri (yönelim, çözüm, toplam) uygulandı. Bulgular: Yaş ortalaması 29,81±3,09 olan katılımcıların %65,4'ü kadındı. Eğitim sonrası (ikinci ay) algılanan stres, duygusal tükenme ve duyarsızlaşma ölçek puanları dışındaki tüm ölçek puan ortalamalarının anlamlı değişim gösterdiği bulundu (p<0,05). İzlemde (altıncı ay), beslenme, stres yönetimi, kişilerarası ilişkiler, tinsellik, yönelim, sağlıklı yaşam davranışları toplam ve sorun çözme toplam puanlarındaki değişimin anlamlı farklılığının devam ettiği saptandı. Katılımcılar eğitim programının genel olarak yararlı olduğunu (4,58±0,57), bu eğitimin asistan eğitim programında yer alması gerektiğini (4,85±0,36) bildirdiler ve eğitimin daha sık, daha uzun süreli, öğle arası yerine daha geniş zaman dilimlerinde yapılmasını önerdiler. Sonuç: Stres yönetimi ve sosyal sorun çözmeyle ilgili bir psikoeğitim programının, aile hekimliği asistanlarının stres algıları, tükenmişlik düzeyleri ve sağlık davranışlarını kısa ve uzun dönemde olumlu etkilediği gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Aile hekimliği, asistan, stres, sosya problem çözme, sağlık davranışları
Kronik hastalığı olan bireylerin sosyal sorun çözme becerilerinin yaşam kalitesi ve klinik sonuçlara etkisi
Amaç: Kronik hastalığı olan bireylerin sosyal sorun çözme becerilerinin değerlendirilmesi ve bunun yaşam kaliteleri ile klinik sonuçlara etkisinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Primer Hipertansiyon (n=90) ve Tip 2 Diabetes Mellitus (n=90) tanılı hastalar ile kronik hastalığı olmayan 90 birey (kontrol grubu) alındı. Sosyodemografik anket formu, Sosyal Sorun Çözme Envanteri Kısa Formu, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Anketi Kısa Formu uygulandı. Klinik parametre olarak son HbA1c değerleri ve bir haftalık tansiyon ölçümlerinin ortalaması kullanıldı. Bulgular: Sosyal sorun çözme becerilerinin, diyabetlilerde cinsiyet, çalışma durumu, komplikasyon varlığı, hastalıkla ilgili eğitim alma durumu, kullandığı ilaç türü ve alkol tüketiminden; hipertansiflerde ise yaş, kullandığı ilaç türü, aile hekimine gitme sıklığı, eğitim ve ekonomik düzeyden etkilendiği bulundu (p<0,05). Yaşam kalitesi değerlendirildiğinde; diyabetlilerde yaş, cinsiyet, eğitim durumu, ekonomik düzey, egzersiz ve diyet yapma durumu; hipertansiflerde ise ekonomik durum, komplikasyon varlığı, aile hekimine gitme sıklığı, ek hastalık varlığı, egzersiz yapma durumu açısından gruplar arasında anlamlı farklılık saptandı (p<0,05). Diyabet ve hipertansiyon gruplarının kontrol grubuna göre daha sık aile hekimlerine başvurduğu (p=0,000) bulundu. Gruplar arasında yaşam kalitesi-fiziksel sağlık dışındaki ölçek puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu. Sosyal sorun çözme, yaşam kalitesi ve klinik parametreler arasındaki korelasyon analizlerinde; işlevsel sorun çözme tarzlarına sahip diyabetiklerin ve hipertansiflerin yaşam kaliteleri ile klinik parametrelerinin olumlu yönde etkilendiği saptandı. Sonuç: Kronik hastalığı olan bireylerin sosyal sorun çözme becerileri, yaşam kaliteleri ve klinik sonuçları ile ilişkili bulunmuştur. Kronik hastalıkları olan bireylerin aile hekimlerine daha sık başvurdukları bulgusu gözönüne alındığında aile hekimlerinin bu konudaki bilgi, beceri ve tutumlarını değerlendirmeleri ve geliştirmeleri önerilebilir. Anahtar kelimeler: Diyabet, hipertansiyon, kronik hastalık, sosyal sorun çözme, yaşam kalitesi
Erken çocukluk döneminde aile işlevselliğinin, bilişsel gelişim ve duygusal gelişimin bir işlevi olarak sosyal problem çözme becerileri: Yapısal Denklem Modellemesi
Bu araştırmanın amacı, farklı Sosyokültürel özelliklere ve düşük ekonomik yaşam şartlarına sahip 48–66 ay arası çocukların sosyal problem çözme becerileri temelinde aile işlevselliği; bilişsel gelişim boyutunda yürütücü fonksiyonlar (bellek, bilişsel esneklik ve ket vurma) ve dil becerileri; duygusal gelişim boyutunda ise empatinin bileşenleri; algısal,bilişsel ve duygusal bakış açısı alma arasındaki ilişkileri yapısal denklem modeli kullanarak ortaya koymak ve geliştirilen modeli (ABDS modeli) yaş, bağlanma türleri, sosyal referans alma becerilerine, benlik algısına göre incelemektir. Araştırmanın modeli ilişkisel tarama modeli olarak planlanmıştır.Araştırmada aile işlevselliğinin, bilişsel gelişimin ve duygusal gelişimin bir işlevi olarak erken çocukluk döneminde sosyal problem çözme becerileri incelenirken yapısal denklem modeli kullanılarak test edilmiştir. Araştırmanın evrenini Adana ili Seyhan, Çukurova, Yüreğir,Sarıçam merkez ilçelerinde okul öncesi eğitim kurumuna devam eden 48–66 ay arası çocuklar oluşturmuştur. Araştırmanın amacına uygun olarak istenilen örnekleme ulaşabilmek için sırası ile seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden amaçsal benzeşik örnekleme yöntemi, amaçsal uygun örnekleme yöntemi ve tabakalı amaçlı örnekleme olmak üzere üç farklı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden amaçsal benzeşik örnekleme yöntemi kullanılarak Seyhan, Çukurova, Yüreğir, Sarıçam Kaymakamlıkları Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından elde edilen bilgiler doğrultusunda belirlenen (en çok ayni ve nakdi yardım alan mahalleler) ve içerisinde bağımsız anaokulu bulunan mahallerden benzeşik bir küme oluşturulmuştur. Oluşturulan küme içerisinden, amaçsal uygun örnekleme yöntemi ile araştırmaya dahil edilecek çocukların yaşadığı mahalleler seçilmiştir. Seçilen bu mahalleler, ulaşım koşulları ve zaman göz önünde bulundurularak belirlenmiştir. Son olarak tabakalı amaçsal örnekleme yöntemi ile 48-66 ay arası çocuklar örneklem içerisinde 48-54, 54-60 ve 60-66 ay arası olmak üzere üç yaş grubundan da eşit oranda temsil edilmiştir. Araştırmaya 48-54 ay (27 kız; 25 erkek), 54-60 ay (26 kız; 26 erkek), ve 60-66 ay (27 kız; 25 erkek) aralıklarında her ayda 52 çocuk olmak üzere 156 çocuk, 139 anne ve 17 baba katılmıştır. Araştırmada çocukların sosyal problem çözme becerileri ölçmek için Wally Sosyal Problem Çözme Testi; bilişsel gelişim boyutunda yürütücü fonksiyonları ölçmek için İşler Bellek Ölçüm Aracı/The Map Task (ileri ve geri yönlü bellek için), Deve-Cüce Oyunu (ket vurma için),Londra Kulesi Testi (bilişsel esneklik için) ve dil becerilerini ölçmek için Ortalama Sözce Uzunluğu; duygusal gelişim boyutunda empati için Üç Dağ Deneyi (algısal bakış açısı alma için),Beklenmedik Yer Değişikliği Testi ve Beklenmedik Durum/İçerik Testi (bilişsel bakış alma için),Duygusal Bakış Açısı Alma Testi (duygusal bakış açısı alma için); moderatör olan değişkenler bağlanma türlerini belirlemek için Bağlanma Stilleri Öykü Tamamlama Testi, sosyal referans alma için Sosyal Referanslama Testi ve benlik algısını ölçmek için Cassidy Kukla Görüşme Formu ölçme aracı olarak kullanılmıştır. Ayrıca araştırmaya katılacak olan çocukların ebeveynleri ile görüşmeler yapılarak Kişisel Bilgi Formu ve aile işlevselliğini ölçmek için Aile Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmanın verileri 30 Nisan 2015- 15 Ocak 2016 tarihleri arasında araştırmacı tarafından toplanmıştır. Araştırmacı tarafından her çocuk ile farklı günlerde üç oturum olmak üzere 156 çocuk ile yapılan 458 oturumda araştırmanın verileri toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler, araştırmanın genel hipotezi ve alt hipotezleri doğrultusunda AMOS ve SPSS paket programları kullanılarak analiz edilmiştir. Her çocuk için SPSS programına girilen veriler alan yazına dayanarak geliştirilen ABDS modeli (aile işlevselliği, bilişsel gelişim, duygusal gelişim, sosyal problem çözme modeli) için yapısal denklem modeli kullanılarak AMOS 22 programında test edilmiştir. İlk modelin test edilmesi ile elde edilen uyum değerleri incelenmiş ve veri setinin test edilen model ile iyi uyum göstermediği anlaşılmıştır.Elde edilen bulgular doğrultusunda ilk ABDS modelinde modifikasyonlar yapılmıştır. Modifikasyon ile geliştirilen ABDS modelinin test edilmesi ile elde edilen uyum değerleri incelenmiş ve veri setinin, test edilen model ile iyi uyum gösterdiği anlaşılmıştır. Geliştirilen ABDS modelinde, ailenin işlevselliği ile çocukların duygusal gelişimi ve bilişsel gelişimi onların sosyal problem çözme becerilerindeki değişimin %98'ini açıklamıştır.Geliştirilen ABDS modelinde, çocukların yaşadığı ailenin aile işlevselliği onların sosyal problem çözme becerilerini hem doğrudan hem de duygusal gelişim düzeylerine ve bilişsel gelişim düzeylerine etkileri aracılığıyla dolaylı olarak etkilemiştir. Geliştirilen ABDS modeli sırayla yaş, bağlanma, sosyal referans alma ve benlik algısına göre incelenmiştir.Bütün moderatör değişkenler için veri setinin test edilen model ile kabul edilebilir düzeyde uyum gösterdiği anlaşılmıştır.Çocukların bilişsel gelişim düzeylerinin ve duygusal gelişim düzeylerinin aile işlevselliğinin, sosyal problem çözme becerileri üzerindeki etkisinde kısmen aracılık rolüne sahip olduğu görülmüştür. Araştırmanın bulguları, Sosyal-Bilgi İşleme Modeline duygusal süreçlerin bütünleştirilmiş hali ve Sosyokültürel Tarihsel Kuram çerçevesinde tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler; Sosyal problem çözme becerileri, aile işlevselliği, bilişsel gelişim, duygusal gelişim, erken çocukluk dönemi, yapısal denklem modeli (yapısal eşitlik modeli).
48-66 ay arası çocukların sosyal problem çözme becerileri ve yaratıcılıklarının yaşadıkları bağlam (Kentte ve kırsal bölgede) açısından incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, kentte ve kırsal bölgede yaşayan 48-66 ay arası çocukların sosyal problem çözme becerileri ve yaratıcılıklarını çeşitli değişkenlere göre incelemektir. Bu araştırma nedensel karşılaştırma modelinde düzenlenmiştir. Araştırmanın evrenini Adana ili Çukurova merkez ilçesinde yaşayan ve Ceyhan ilçesine bağlı (Büyük Mangıt, Küçük Mangıt, Mercimek mahalleleri) kırsal bölgede yaşayan çocuklar oluşturmuştur. Kırsal bölge tanımına giren Ceyhan ilçesi mahalleleri seçkisiz örnekleme yöntemiyle belirlenmiştir. Araştırmanın örneklemi tabakalı amaçsal örnekleme yöntemiyle belirlenen Adana il merkezinde yaşayan 40 (20 kız, 20 erkek), kırsal bölgede yaşayan 40 (20 kız, 20 erkek) olmak üzere 80 çocuktan oluşmaktadır. Bu araştırmada veri toplama aracı olarak; demografik bilgi formu, Alternatif Kullanımlar Testi ve Wally Sosyal Problem Çözme Beceri Ölçeği kullanılmıştır. 2015-2016 bahar eğitim-öğretim dönemi nisan, mayıs ayları içinde toplanan araştırma verilerinin analizinde frekans ve yüzdeler, aritmetik ortalamalar, bağımsız gruplar t testi, Mann Whitney U, tek yönlü varyans analizi ve Kruskal Wallis testi teknikleri kullanılmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda kentte yaşayan çocukların sosyal problem çözme becerilerinin kırsalda yaşayan çocuklardan daha iyi olduğu ve sosyal problem çözme becerilerinin cinsiyete göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Çalışma grubunun yaratıcılık becerileri bağlam açısından orijinallik ve ayrıntıcılık alt boyutlarında farlılık göstermezken, esneklik ve akıcılık alt boyutlarında kırsalda yaşayan çocukların yaratıcılık becerilerinin kentte yaşayan çocuklardan daha iyi olduğu tespit edilmiştir. Cinsiyete göre yaratıcılık becerilerinin orijinallik ve ayrıntıcılık alt boyutlarında farklılaşmadığı, akıcılık ve esneklik alt boyutlarında ise; erkek çocukların yaratıcılık becerilerinin kız çocuklarınkinden daha yüksek olduğu sonucu bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar Ekolojik kuramın temel kavramlarına göre tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal problem çözme becerisi, yaratıcılık, ekolojik kuram, kent ve kırsal bölge
Çift kariyerli ailelerde yaşanan sorunlar
Çift kariyerli ailelerin kariyer planlaması ve bu kariyer planlamasını yaparken yaşamış oldukları sorunlar nelerdir. Yaşanan sorunların hangi alanlarda olduğu, karşılaşılan zorluklar gibi konular incelenmiştir. Çift kariyerli aile bireylerinin, aile içerisindeki yaşadıkları zorluklar, büyük ebeveynler ile yaşadıkları zorluklar, sosyal anlamda karşılaştıkları zorluklar gibi ana konular araştırılarak ele alınmıştır. Bu alanda farklı meslek gruplarında ve aynı alanda çalışan çiftlerle bire bir sohbet ortamında soru formatındaki görüşme formu ile karşılıklı soru cevap şeklinde konuşarak veriler toplanmıştır. Elde edilen veriler, görüşmecilerin vermiş oldukları cevaplardan analiz edilerek sunulmuştur. Görüşme yapılan çiftlerin meslek grupları, çocuk sayıları ve aile yapıları belirtilecek şekilde hazırlanmıştır. Bu çalışmada günümüzde çok fazla dile getirilmeyen veya toplumda çok söz edilmeyen çift kariyerli ailelerin büyük sıkıntılar yaşadığı, aile içerisinde ciddi çatışmalar yaşandığına, çocuk bakımında yaşanan sorunlara, sosyal anlamda yaşanan sorunlara, aile ziyaretleri ve günlük yaşamda birçok problemler yaşandığına rastlanmıştır. Anahtar kelimeler: Çift kariyerli aileler, kariyer planlaması, yaşadıkları sorunlar, sosyal ve ekonomik yaşam.
Balıkesir il merkezinde yaşayan yaşlıların tıbbi ve sosyal sorunları, yaşam kalitesi düzeyi ve etkileyen faktörler
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Balıkesir ilk merkezinde yaşayan yaşlıların tıbbi ve sosyal sorunlarını ortaya çıkarmak, yaşam kalitesi düzeylerini saptamak ve bireylerin yaşam kalitelerine etki eden faktörleri ortaya çıkarmaktır. Gereç-Yöntem: Bu çalışma toplum tabanlı kesitsel bir çalışmadır. Çalışma evrenini Balıkesir'in il merkezinde yer alan iki ilçeden birisi olan Altıeylül 'de ikamet eden 65 yaş ve üzeri 14.137 yaşlı birey oluşturmaktadır. %20.6'lık prevalans, %4 düzeyinde sapma, 1.4'lük desen etkisi ve %5 hata payı ile minimum 535 yaşlı bireye ulaşılması hedeflenmiştir. Çalışmada çok aşamalı olasılıklı örnekleme kullanılmıştır. Veriler anket aracılığı ile yz yüze görüşülerek elde edilmiştir. Ankette, yaşlılara yönelik sosyodemografik bilgiler, sağlık durumları ve sağlık hizmet kullanımları, alışkanlıklar, ilişkiler ve şiddet görme durumları, geriatrik sendromlar ve yaşam kalitesi değişkenleri yer almıştır. Yaşam kalitesini ölçmek için WHOQOL-AGE ölçeği kullanılmıştır. Çalışmanın bağımlı değişkenleri yaşam kalitesi toplam puanı ve iki alt boyutudur. Tek değişkenli analizlerde Ki-kare testi, çok değişkenli analizlerde lojistik regresyon kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılan bireylerin yaş ortalaması 71.57±6.02 olup %51.4'ü kadındır. Katılımcıların %25.9'u örgün eğitim görmemiş olmakla birlikte %17.6'sı gelirinin giderinden az olduğunu belirtmiştir. Araştırma grubumuzun %85.1'inin en az bir kronik hastalığı, %42.7'sinin hekim tavsiyesi olmadan ilaç kullanma durumu, %61.0'ının genel sağlığını takip eden bir doktorunun olmama durumu, %34.4'ünün acil olmayan bir sağlık sorununda ilk olarak ASM'ye başvurma durumu, %39.9'unda inkontinans, %33.1'inde son bir yıl içerisinde düşme öyküsü, %19.6'sında şiddete maruz kalma, %41.0'ında depresif duygudurum ve %14.0'ında günlk işlerinde bağımlılık saptanmıştır. Çalışmamızda yaşam kalitesi toplam puanı 70.92 ± 13.94 bulunmuştur. Çalışmamızda düşük yaşam kalitesi, kentsel bölgede yaşayanlarda 2.28 kat (%95 G.A=1.38±3.78), bekâr ya da eşinden ayrılmış olanlarda 3.96 kat (%95 G.A=1.49±10.51), herhangi bir okul bitirmeyenlerde 1.90 kat (%95 G.A=1.06±3.40), geliri giderinden az olanlarda 4.48 kat (%95 G.A=1.85±10.88), evinde alafranga tip tuvalet bulunmayanlarda 3.02 kat (%95 G.A=1.62±5.64), herhangi bir kronik hastalığı olanlarda 2.02 kat (%95 G.A=1.01±4.06), görme ya da işitme durumu kötü olanlarda 2.76 kat (%95 G.A=1.32±5.76), egzersiz yapmayanlarda 2.37 kat (%95 G.A=1.31±7.28), günlük ilişkilerinden memnun olmayanlarda 4.57 kat (%95 G.A=2.50±8.36), günlük yaşam aktivitelerinde bağımlı olanlarda 9.33 kat (%95 G.A=3.18±27.46) ve depresif duygudurum içerisinde bulunanlarda 5.20 kat (%95 G.A=3.09±8.76) riskli bulunmuştur. Sonuç ve Öneriler: Araştırma grubumuzda kronik hastalık varlığı, günlük temel işlerinde bağımsızlık, yardımcı araç kullanımı, akılcı olmayan ilaç kullanımı yüksek düzeyde saptanmıştır. Yaşlıların birinci basamak kullanımları, sağlık durumlarını takip eden doktor varlığı, düşmelere karşı önlem alma durumları düşük düzeyde saptanmıştır. Sosyo-ekonomik ve fiziksel sağlık açısından bağımlı olan yaşlılar ile egzersiz yapmayan ve sosyal çevresi ile ilişkileri kötü olan yaşlıların yaşam kaliteleri 113 düşük saptanmıştır. Sağlık sistemi içerisinde yer alan zorunlu hizmet grupları arasına, ülkemizde en azından yaşlı şehirler için yaşlılar da dâhil edilmelidir. Toplumun kendine ait olmayan ilacı kullanmama bilinci oluşturulmalıdır. İlaç kullanımı bilincinin arttırılmasına yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Yaşlıların aktif zaman geçirebileceği ve katılım sağlayabilecekleri sosyal ve çevresel imkânlar oluşturulmalıdır. Bu bağlamda erişilebilir güvenli yürüyüş ve egzersiz alanları, sosyal olabilecekleri ve iyi ilişkiler kurabilecekleri sosyal ortamların oluşturulmalıdır. Anahtar kelimeler: yaşam kalitesi, depresyon, düşme
Klasik ve modern tefsirler bağlamında Nur Süresindeki sosyal konulara bakış
Klasik ve Modern Tefsir Bağlamında Nur Süresindeki sosyal meselelere ön plana çıkartılır. Tefsir kitaplarında konula farklı bir bakış açısı ortaya çıkar ve karşılaştırılır.
Çukurova üniversitesinde Suriyeli öğrencilerin karşılaştığı sorunların analizi ve çözüm önerileri
15 Mart 2011'de başlayan Suriye iç savaşı, ülkelerinde ağır yıkım ve tahribatın olduğu Suriyelileri, başta Türkiye olmak üzere birçok ülkeye iltica etmek zorunda bıraktı. İç savaşın, devreye giren diğer aktörlerce de köpürtülmesi dolayısıyla savaş bölgesel bir karışıklıktan, tüm ülkeyi ve daha genel tabirle büyük bir coğrafî bölgeyi etkisi almasına sebep oldu. Suriye'ye 877 km. sınırı olan Türkiye'nın sınır bölgelerinde de savaş dolayısıyla hem sosyolojik ve hem de askerî anlamda hareketlilikler yaşanmıştır. Resmî kayıtlara yansıyan 3 milyon 746 bin 674 Suriyeli göçmenin yanı sıra 1,5 milyon kayıt dışı Suriyeli'nin yaşadığı Türkiye'de Suriyeli göçmen sayısı ciddi bir yekûn oluşturmaktadır. Düzensiz fakat yoğun göçler Türkiye'de birtakım problemleri de beraberinde getirdi; ekonomik, sosyal, siyâsî, içtimaî ve daha birçok alanda etkileri ve sonuçları gözlemlenebilen bu göç, göçmenlerle Türk halkının uyuşmasına da engel teşkil etti. Söz gelimi dil sorunu, kültür ve yaşam farklılıkları bu uyuşmazlığın başında zikredilebilir. Öte taraftan, milyonlarca göçmenin sebep olduğu ekonomik yük de toplumsal uyuşmazlığı tetikleyici sebepler arasında ilk sıralarda gelmektedir. Sağlık alanında yaşanan gerilimler, istihdam noktasında meydana gelen problemler vb., tüm bu sürecin belli başlı başat unsurları olarak zikredilebilir. Bu çalışmada, yukarıda işaret edilen sorunlar çerçevesinde günümüz güncel sorunları arasında yer alan ve toplumun bazı kesimlerini kutuplaştırmak için de kullanılan Suriyeli göçmenler için rol model olabilecek, üniversiteli Suriyelilerin yaşadıkları saha araştırmasıyla desteklenerek ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Çalışmamızın amacı başta Suriyeliler olmak üzere genel olarak göçmenlerin mevcut koşullarını nasıl gördüklerini incelemek ve Türk öğrencilerin, bu göçmenlerin hayat pratiklerini nasıl gördüklerini karşılaştırarak analiz etmektir. Bu çalışma ayrıca Suriyeli üniversite öğrencilerinin içinde bulundukları koşulları, bu koşulları sağlayan durumları; zorlukları, dezavantajları, toplumda ne şekilde konumlandırıldıklarını ortaya koymayı da amaçlamaktadır. Bunun için Çukurova Üniversitesi'nde eğitim gören ve yukarıda sözü edilen üç farklı gruptan öğrencilerden mülakat yoluyla veriler toplanarak ilgili sorunlara yönelik deneklerin görüşleri incelenmiştir. Kısaca bu çalışmada, Çukurova Üniversitesi'nde eğitim gören Suriyeli üniversitelilerden bir kısmının görüşü alınacak olup karşılaştırma yapmak üzere de diğer ülkelerden gelen yabancı öğrencilerden de bir grubun görüşü araştırılmıştır. Ayrıca kontrol grubu olarak da bu araştırma için seçilen Türk öğrencilerin Suriyeli sığınmacıların düşünceleri hakkındaki bakış açıları ele alınmıştır. Yaptığımız literatür taramasında, Türkiye'de eğitim alan üniversiteli Suriyelilerle ilgili yapılan araştırmaların çok az olduğu tespit edilmiştir. Genel olarak makalelerle sınırlı olan araştırmalarsa Suriyeli göçmenlerin toplumsal ve kültürel sorunlarına odaklanmaktadır. Üniversite eğitimi alan veya üniversite çağında olsa bile bundan mahrum bulunan Suriyeli göçmenlerin eğitim, sağlık, refah durumu ve istihdamları konusunda yapılan çalışmalar yok değildir; fakat bu çalışmaların, göçmen toplumuna yön verebilecek üniversiteli Suriyeliler üzerinde yapılmamış olması bu çalışmanın yapılmasının sebeplerinden biridir. Tezimizde Suriyeli göçmen üniversite öğrencilerini merkeze alarak onların eğitim sorunlarına dâir literatüre katkı sağlamayı amaçladık. Bundan maksadımızsa Suriyeli göçmenlere rol model olma ihtimali bulunan gençlerin mevcut durumlarını ortaya koymak, sorunlarının çözümüne katkı sağlamak ve bu küçük toplulukla doğru orantılı olarak daha büyük göçmen kitlesini olumlu etkileyerek entegrasyonlarına katkıda bulunmaktır. Anahtar kelimeler: Göç, Dil, Kültür, İletişim, Uyum, Dışlanma.
Elçin Efendiyev'in romanlarında sosyal ve kültürel meseleler
Azerbaycan Türk edebiyatı, Türk kültürü içinde tarihi bir öneme sahip sahadır. Bu çalışma Azerbaycan Türk edebiyatının önemli yazarından biri olan Elçin EFENDİYEV'in "Mahmut ve Meryem", "Ak Deve" ve "Ölüm Hükmü" romanlarında geçen sosyal ve kültürel meseleler etrafında hazırlanmıştır. Elçin EFENDİYEV, 13 Mayıs 1943'te Bakü'de doğmuş önemli bir yazarımızdır. Türkiye Türkçesine aktarılan "Mahmut ve Meryem", "Ak Deve" ve "Ölüm Hükmü" adlı eserler, Sovyet döneminde Azerbaycan Türklerinin yaşadığı sıkıntıları anlatan önemli eserlerdir. Azerbaycan Türklerinin, eserlerin işaret ettiği dönemlerdeki durumunu, anlayabilmek için Elçin EFENDİYEV'in bu romanları "Sosyal ve Kültürel Meseleler" ile sınırlandırılıp incelenmiştir. Tezde öncelikle Sovyet dönemi Azerbaycan edebiyatı hakkında ana hatları ile kısa bilgiler verilir. Ardından Elçin EFENDİYEV'in hayatı, edebi kişiliği ve eserleri tanıtılır. Daha sonra tezimizde "Mahmut ve Meryem", "Ak Deve" ve "Ölüm Hükmü" romanlarının muhtevası ve kısaca özetleri yer almaktadır. Çalışmamızın özünü oluşturan romanlardaki sosyal ve kültürel meseleler önem sırasına göre yapılan araştırmalar ışığında incelenir. Böylece Azerbaycan edebiyatı hakkındaki çalışmalara bir yenisinin eklenmesi amaçlanmıştır.
Vergi incelemelerinde ortaya çıkan sorunlar ve çözüm yolları (İzmir ili uygulaması)
Vergi, bir devletin en önemli gelir kaynaklarından biridir. Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi ve bazı devlet politikalarının uygulanması açısından vergilerin zamanında toplanılması gerekmektedir. Devletin faaliyetlerini sürdürebilmesi için sorunsuz bir vergi denetim sistemine ihtiyaç duyulmaktadır. Dolayısıyla, vergi denetim sistemindeki sorunların çözülmesi; devlet gelirlerinin devamlılığının sağlanması böylece kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi ve devlet politikalarının uygulanması bakımından büyük önem arz etmektedir. Türkiye'de, vergi denetim sistemindeki sorunların giderilmesi için 2010 yılında 6009 sayılı kanunla yenilikler getirilmiş ve 2011 yılında 646 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile vergi denetimi yapan kurumlar tek çatı altında toplanmıştır. Söz konusu değişikliklerin ne dereceye kadar başarılı olduğunun incelenmesi çalışmamızın amacını oluşturmaktadır. Bu amaçla, mükelleflere ve mali müşavirlere anket çalışması yapılmıştır. Söz konusu iki gruba da 10 farklı ifade yöneltilmiş ve bu ifadelere katılıp katılmadıkları sorulmuştur. Alınan yanıtlar neticesinde elde edilen veriler; frekans, çapraz tablo ve iki değişkenli korelasyon analizlerine tabi tutulmuştur. Sonuçlar tablolaştırılarak tarafımızca yorumlanmıştır. Elde edilen sonuçlar çerçevesinde, 6009 sayılı kanunla ve 646 sayılı KHK ile yapılan değişikliklerin, vergi denetim sisteminde şeffaflığı arttırdığı ancak etkinliği arttırmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca, mali müşavirlerle ve mükelleflerle yapılan bire bir görüşmelerden, vergi denetim sisteminde yapılan değişiklikler sebebiyle mükellef haklarında belli bir düzeyde ilerleme kaydedildiği belirlenmiştir. Vergi denetimi yapan kurumların tek çatı altında toplanması ve getirilen yenilikler sayesinde eski sisteme dair sorunların çözüldüğü görülmüştür. Ancak, yeni sistemde göz ardı edilen bazı noktalar nedeniyle yeni sorunlar ortaya çıkmıştır.
Sosyomatematiksel öğretim etkinlikleriyle toplumsal sorunlara ilişkin bilinçli farkındalık ve eleştirel matematik okuryazarlık özyeterliklerinin geliştirilmesi
Bu çalışmanın amacı, sosyomatematiksel konularla zenginleştirilmiş öğretim etkinlikleriyle lise on birinci sınıf düzeyinde öğrencilerin toplumsal sorunlara ilişkin bilinçli farkındalık ile eleştirel matematik okuryazarlık özyeterliklerinin gelişimini incelemek, uygulama sürecinde karşılaşılan sorunları belirlemek, belirlenen sorun ve zorluklara çözüm yolları üretmek, üretilen çözümleri uygulayarak değerlendirmektir. Bu amaç doğrultusunda çalışma, eylem araştırması olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın önce veri toplama aracı olarak ölçeklerin geliştirilmesi sürecinde sonrasında ise mevcut durumun belirlenmesinde katılımcı olarak Kahramanmaraş ilinin Onikişubat ilçesinde yer alan on farklı okuldan dört farklı lise türünde, dört farklı sınıf kademesinden tesadüfi seçilen 511 öğrenci yer almıştır. Araştırmada eylem araştırması sürecine yönelik katılımcılar ise orta sosyoekonomik bölgede yer alan bir devlet okulunda on birinci sınıf düzeyinde matematik dersini alan, belirlenen problem durumuna yönelik sınıfta sorun yaşanan, çalışmaya gönüllü katılan öğrencilerden belirlenmiştir. Bu doğrultuda katılımcılar, 2023-2024 eğitim-öğretim yılı birinci döneminde matematik dersini alan 18 on birinci sınıf öğrencisi oluşmaktadır. Araştırmacı, çalışmada aynı zamanda uygulayıcı olarak yer almıştır. Araştırmada, ilk haftası keşif haftası olmak üzere, on bir haftalık bir uygulama gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri, araştırmacı tarafından ayrı ayrı geliştirilen Toplumsal Sorunlara Yönelik Bilinçli Farkındalık Ölçeği [TSBFÖ] ve Eleştirel Matematik Okuryazarlığı Özyeterlik Ölçeği [EMOÖ] şeklinde iki ayrı ölçekle uygulama öncesi ile sonrası öntest ve sontest olarak toplanmıştır. Ayrıca araştırmada hem uygulama öncesinde ve sonrasında hem de her döngü sonunda yarı-yapılandırılmış görüşmeler ile nitel veriler toplanmıştır. Ayrıca katılımcı araştırmacı günlükleri ile her derse yönelik öğrenci öz-değerlendirmeleri de veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Verilerin analizi kapsamında, nicel verilere yönelik bağımlı ve bağımsız örneklemler için t-testi ile tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılırken, nitel verilere yönelik içerik analizi ile betimsel analiz yaklaşımı kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen mevcut durum değerlendirmesi bulgularına göre, öğrencilerin uygulama öncesinde toplumsal sorunlara ilişkin bilinçli farkındalık ile eleştirel matematik okuryazarlık özyeterlik düzeylerinin her ikisinin de orta seviyede olduğu belirlenmiştir. Diğer taraftan ölçek bulgularını desteklemek ve ayrıntılı, derinlemesine değerlendirmek için uygulama öncesi yapılan görüşmelerden elde edilen bulgulardan ise öğrencilerin toplumsal sorunlara ilişkin bilinçli farkındalık ile eleştirel matematik okuryazarlık özyeterliklerinin yeterli olmadığının anlaşıldığı ve geliştirilmesi gerektiği düşüncesiyle eylem araştırması yapılmasına karar verilmiştir. Eleştirel pedagoji bağlamında eleştirel matematik eğitiminin uygulandığı, Freire'nin diyalog temelli öğrenmesi ile Habermas'ın ideal konuşma durumu kurallarının benimsendiği öğretim sürecinde daha çok bilinçli farkındalığı kavrayamama ve egzersiz çalışmalarını yapamama, eleştirel matematik okuryazarlığını kavrayamama, otoriter baskının hissedilmesi, fikirleri açık, özgür ve rahatça ifade edememe, etkinliklerin mantığını kavrayamama, matematiksel işlemlerde zorlanma, toplumsal sorunlara çözüm üretmede zorlanma, konuşanın sözünün kesilmesi, söz hakkı alamama, dinlemeye odaklanamama, özdeğerlendirme formlarını doldurmada ve görüşme yapmada isteksizlik şeklinde sorunların olduğu belirlenmiştir. Süreç boyunca bu sorunlara uygun çözüm yolları geliştirilmiştir. Uygulama sonrasında öğrencilerin toplumsal sorunlara ilişkin bilinçli farkındalık özyeterlik düzeylerinin "Katılıyorum" şeklinde yüksek seviyede olduğu, TSBFÖ'ye yönelik öntest ve sontest puanlarının karşılaştırılmasında ise sontest puanları lehine anlamlı farklılığın olduğu belirlenmiştir. Bu durum, nitel bulgularla da desteklenmiştir. Örneğin öğrencilerin karşılaştıkları toplumsal sorunlar karşısında âni tepki vermeden, kendi duygu, duyu, tutum ve düşüncelerinin farkına vararak olumlu davranış gösterdikleri sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda, uygulama sonucunda öğrencilerin toplumsal sorunlara ilişkin bilinçli farkındalık özyeterlik düzeylerinin arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Diğer taraftan uygulama sonrası öğrencilerin eleştirel matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeylerinin de "Katılıyorum" şeklinde yüksek seviyede olduğu, EMOÖ'ye yönelik öntest ve sontest puanlarının karşılaştırılmasında ise sontest puanları lehine anlamlı farklılığın olduğu belirlenmiştir. Bu bağlamda, uygulama sonucunda öğrencilerin eleştirel matematik okuryazarlık özyeterlik düzeylerinin anlamlı bir şekilde arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumun nitel bulgularla da desteklendiği görülmüştür. Örneğin uygulama öncesi matematiğin tarafsız, bağımsız ve mutlak değiştirilemez olduğunu ifade eden öğrenciler, uygulama sonrası matematiğin özellikle matematiksel bilgiyi üretenlerin, kullananların değer ve yargılarından etkilendiğini, insanları manipüle ederek zarar verici şekilde kullanılabileceğini ifade etmişlerdir. Bu sonuçlar doğrultusunda, sosyomatematiksel konularla zenginleştirilmiş öğretim etkinlikleriyle geliştirilen öğretim programının, öğrencilerin toplumsal sorunlara ilişkin bilinçli farkındalık ile eleştirel matematik okuryazarlık özyeterliklerini arttırmada etkili olduğu belirlenmiştir. Öğretimin değerlendirilmesine yönelik yapılan görüşmelerden elde edilen bulgular doğrultusunda ise sosyomatematiksel konularla zenginleştirilmiş öğretim etkinlikleriyle gerçekleştirilmiş matematik öğretimine yönelik öğrencilerin görüşlerinin genel anlamda olumlu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma sonunda ilgili sonuçlar literatür kapsamında tartışılmış, uygulamaya ve araştırmacılara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Sürdürülebilirlik odaklı girişimcilik faaliyetleri ile gayrimenkul sektöründeki sorunlar arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırmanın amacı, sürdürülebilirlik odaklı girişimcilik faaliyetlerinin gayrimenkul sektöründeki sorunlara etkisinin incelenmesidir. Araştırmada nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır ve Gayrimenkul ve Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği (GYODER) üyesi işletmeler evren olarak incelenmiştir. Üye işletmelerdeki 251 yöneticiden anket cevapları toplanmıştır. Toplanan verilere SPSS 25 programı aracılığıyla ile çeşitli istatistiki analizler yapılmıştır. Bulgulara göre literatüre uygun olarak sürdürülebilirlik odaklı girişimcilik faaliyetlerinin sektördeki ekonomik, sosyal ve çevresel sorunlar üzerindeki olumlu etkisi tespit edilmiştir. Yasallık, etki ve felsefe öznitelikli faaliyetlerin gayrimenkul sektöründeki sorunların çözümünde genellikle olumlu yönde etkilerinin olduğu görülmektedir. Sosyal sorunların önemli görüldüğü ve yasallık nitelikli girişimcilik faaliyetlerinin görece daha fazla etkili olduğu araştırmada tespit edilmiştir. Gayrimenkul sektöründe meşruiyet özelliği taşıyan genel kabul görmüş kişi ve kurumlardan sürdürülebilirlik odaklı kentsel dönüşüm, uygun finansal altyapılar ve uzun vadeli uygulanabilir politikalar gibi çözümler beklenmektedir. Sürdürülebilirlik odaklı eğitimler, yenilikler ve araştırmalar toplumda farkındalığın artmasına katkıda bulunacaktır. Konu üzerine sektörel araştırma yapacak araştırmacıların mevcut durumu analiz ederken öncelikle sektördekilerin nitelik ve etkilerini tanımlayarak, sınıflandırarak incelemeler yapmaları önerilmektedir. Gayrimenkul sektöründe meşruiyet özelliği taşıyan genel kabul görmüş kişi ve kurumlardan sürdürülebilirlik odaklı kentsel dönüşüm, uygun finansal altyapılar ve uzun vadeli uygulanabilir politikalar gibi çözümler beklenmektedir. Sürdürülebilirlik odaklı eğitimler, yenilikler ve araştırmalar toplumda farkındalığın artmasına katkıda bulunacaktır. Konu üzerine sektörel araştırma yapacak araştırmacıların mevcut durumu analiz ederken öncelikle sektördekilerin nitelik ve etkilerini tanımlayarak, sınıflandırarak incelemeler yapmaları önerilmektedir.
Ruhsal bozukluğu olan hastaların üstbiliş özelliklerinin ve sosyal işlevselliklerinin karşılaştırılması
Araştırmada farklı ruhsal bozukluğu olan hastaların üstbiliş özelliklerinin ve sosyal işlevsellik düzeylerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Karşılaştırmalı tanımlayıcı türde olan araştırma, bir araştırma hastanesinin psikiyatri polikliniklerinde ve bir Aile Sağlığı Merkezinde (ASM) yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi, hastanenin psikiyatri polikliniğine gelen şizofreni ve diğer psikotik bozukluklar, depresyon, bipolar bozukluk, anksiyete bozuklukları, madde kullanım bozukluklarından herhangi birinin tanı ölçütlerini karşılayan her bir ruhsal bozukluk grubundan 50'şer kişi ve Obsesif Kompülsif Bozukluktan (OKB) 30 kişi olmak üzere 280 hasta ve ASM'ye başvuran herhangi bir ruhsal bozukluk tanısı almamış 50 sağlıklı birey olmak üzere toplam 330 kişiden oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında, Kişisel Bilgi Formu, Üstbiliş Ölçeği-30 (ÜBÖ-30), Sosyal İşlevsellik Ölçeği (SİÖ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, pearson korelasyon analizi, bağımsız gruplarda t testi, tek yönlü varyans analizi yapılmıştır. Bireylerin yaş ortalaması 35.4±9.9 olup, %60.3'ü erkek, %59.4'ü evli, %41.2'si ilkokul mezunudur. Hastaların üstbilişsel bozukluk düzeylerinin ortanın üzerinde olduğu bulunmuştur. Çalışmaya dahil edilen ruhsal bozukluklar arasında üstbilişsel bozukluğun en fazla depresyon hastalarında, en az şizofreni ve psikoz hastalık grubunda olduğu saptanmıştır. Gruplar arasında üstbilişsel bozukluk bakımından anlamlı fark tespit edilmiştir (p<0.05). Ruhsal bozukluğu olan bireylerin sosyal işlevsellik düzeylerinin ortanın altında olduğu bulunmuştur. Sosyal işlevselliğin en çok bozulduğu hastalık grubu şizofreni ve psikozla giden bozukluklar olup tıbbi tanı grupları arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0.05). Hastaların üstbiliş ve sosyal işlevsellik ölçekleri toplam puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p=0.363). Fakat, ölçeklerin alt boyutları arasında anlamlı ilişkiler olduğu görülmüştür (p<0.05). Psikiyatri hemşirelerinin, ruhsal bozukluğu olan bireylere üstbiliş eğitimi, üstbilişsel terapi, psikososyal beceri eğitimi, üstbiliş odaklı sosyal beceri eğitimi vb. girişimler uygulaması önerilir. Anahtar Kelimeler: Psikiyatri Hemşireliği, Ruhsal Bozukluk, Sosyal İşlevsellik, Üstbiliş
Sınıf öğretmeni adaylarının sosyal problem çözme sürecinde sosyal problem çözme ve bilişsel farkındalık stratejilerini kullanma durumlarının incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, sınıf öğretmeni adaylarının sosyal bir probleme yönelik çözüm önerileri geliştirme süreçlerini bilişsel farkındalık açısından incelemektir. Nicel ve nitel araştırma yöntemlerinin beraber kullanıldığı çalışmanın örneklemini 2018-2019 eğitim-öğretim yılında Gaziantep Üniversitesi'nde öğrenim gören 234 sınıf öğretmeni adayı oluşturmaktadır. Çalışmada nicel ve nitel verilerin toplanması sürecinde Bilişötesi Farkındalık Envanteri, Gözden Geçirilmiş Sosyal Sorun Çözme Envanteri-Kısa Formu, Sosyal Problem Senaryoları ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu kullanılmıştır. Araştırmanın nicel bölümünde sınıf öğretmeni adaylarının sosyal problem çözme beceri düzeyleri ile bilişsel farkındalık düzeyleri arasındaki ilişkinin düzeyi korelasyon analizi yapılarak tespit edilmiştir. Daha sonra ise sosyal problemlerin çözümünde yüksek ve düşük düzeyde başarı gösteren 20 sınıf öğretmeni adayı ile görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmelerde öğretmen adaylarından hazırlanan sosyal problem senaryosuna yönelik çözüm önerileri geliştirmeleri istenmiş ve elde edilen veriler içerik analizine tabii tutulmuştur. Araştırma sonucunda sınıf öğretmeni adaylarının sosyal problem çözme beceri düzeyleri ile bilişsel farkındalık düzeyleri arasında olumlu yönde, orta düzeyde ve anlamlı bir ilişkinin olduğu saptanmıştır. Ayrıca sosyal problem çözme beceri düzeyi yüksek olan sınıf öğretmeni adaylarının; problemi derinlemesine analiz etme, birden fazla alternatif çözüm önerisi geliştirme ve geliştirilen çözüm önerilerinin olası sonuçlarını düşünme davranışlarını daha yüksek oranlarda sergilediği ve bilişsel farkındalık sistemini işletmenin bu davranışların sergilenme olasılığını artırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Sosyal Problem Çözme, Bilişsel Farkındalık, Problem Çözme Stratejileri
Yatılı bölge ortaokullarının sorunları ve çözüm önerileri
Araştırmanın amacı Yatılı Bölge Ortaokullarının sorunlarına ilişkin YBO Yönetici ve Öğretmenlerinin görüşlerini belirlemek, ortaya çıkan sorunlara ilişkin çözüm önerileri getirmektir. Bunun için Kastamonu, Samsun, Sinop ve Çorum ilinde bulunan 14 Yatılı bölge ortaokulunda görev yapan 352 okul yöneticisi ve öğretmenine, verileri toplamak için Kişisel Bilgi Formu ve Mustafa Göksel Köroğlu (2009) tarafından geliştirilen "Türkiye'de Yatılı İlköğretim Bölge Okullarının sorunlarına ilişkin YBO yöneticileri ve öğretmenlerinin görüş ve önerileri ölçeği" uygulanmıştır. Araştırmanın verileri; yönetici ve öğretmenler için geliştirilen anketler aracılığıyla toplanmıştır. Anketin yapı geçerliliği faktör analizi ile incelenmiş olup,anketin her bölümü ayrı ayrı faktör analizine tabi tutulmuştur. Anketin ikinci bölümü;"fiziki alt yapı", "finansman"," eğitim öğretim", "öğrenci" ve "personel" olmak üzere YBO'ların sorunlarını beş boyutta ele aldığı için her boyut kendi içinde analiz edilmiştir. Araştırmada Öğretmen ve Yöneticilerin fiziki altyapı, finansman, eğitim-öğretim, personel durumlarındaki görüşlerine göre bulgulara ulaşılmıştır. Yatılı Bölge Ortaokullarında fiziki altyapıya ilişkin cinsiyete, görev türüne, yaş durumlarına öğretmenlik deneyimlerine göre anlamlı farklılık bulunduğu, finansman boyutunda medeni durumlarına,öğretmenlik deneyimlerine göre anlamlı farklılık bulunduğu, eğitim öğretim boyutunda medeni durumlarına göre anlamlı farklılık bulunduğu personel durumunda görev türüne göre anlamlı farklılık olduğu tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Fiziki altyapı, finansman, öğrenci, personel