Social security
127 theses under this subject heading
Türkiye'de sosyal harcamaların yoksulluk üzerine etkileri:Ampirik bir inceleme
İnsanlık tarihi kadar eski bir sorun olan yoksulluk, günümüz küresel koşullarında da varlığını ve önemini korumaktadır. Bir tarafta kişi başına düşen GSYİH'nın 100.000 Dolar'ın üzerinde olduğu gelişmiş ülkeler (Lüksemburg, Norveç, Lihtenştayn, Monako) öte tarafta ise bunun 1.000 Dolar'ın altında olduğu (Eritre, Kenya, Afganistan, Nepal, Bangladeş) çok sayıda ülke bulunmaktadır. Ayrıca ülkelerin kendi içlerinde de yoksul ile zengin arasındaki gelir farkı kabul edilen sınırın ötesine geçmiş durumdadır. Konunun öneminden dolayı yoksulluk ve yoksulluğu önleme politikalarını içeren çeşitli araştırmalar literatürde bulunmaktadır. Bir taraftan yoksulluk olgusu ve nedenleri incelenirken bir diğer taraftan da yoksullukla mücadele politikaları bölgesel, ulusal ve uluslarüstü kuruluşlar bağlamında oluşturulmakta ve yürütülmektedir. Yapılan çeşitli çalışmalarda erişilen ortak bulgular, küreselleşen dünyada yoksulluğun sadece az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde rastlanılan ve kalkınma süreciyle ilgili kronik bir problem olmaktan ziyade tüm ülkeleri derinden etkileyen global bir sorun haline geldiğini göstermektedir. Türkiye'de yoksullukla mücadele bağlamında gerçekleştirilen sosyal harcamaların yoksulluk düzeyini ne derecede etkilediği ise bu çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Bu bağlamda, İstatistiki Bölge Birimleri (26 bölge) temel alınarak derlenen 2004-2011 yıllarına ait sosyal harcama ve yoksulluk oranı verileri panel veri analizi yöntemleri ile incelenmiştir. Bu çalışma, sosyal harcamaların yoksulluğu etkilediği, kısa dönemde yoksulluğu azalttığı, uzun dönemde ise beslediği sonucuna varmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Sosyal Harcamalar, Sosyal Politikalar, Beşeri Sermaye, Sosyal Güvenlik Harcamaları, Bölgesel Analiz
Kadınlarda obstetrik şiddet ile güvenlik duygusu ve yalnızlık arasındaki ilişki
Amaç: Bu çalışma, doğum sonu erken dönem kadınlarda obstetrik şiddet, doğum sonu güvenlik duygusu ve yalnızlık arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Bu tanımlayıcı ve korelasyonel kesitsel çalışma, Şubat 2025 ile Şubat 2026 tarihleri arasında Malatya ilindeki Darende Hulusi Efendi Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Servisi'nde gerçekleştirilmiştir. Çalışma örneklemi, vajinal veya sezaryen doğum yapmış, doğum sonrası ilk 24 saat içinde olan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 383 doğum sonu dönemdeki kadından oluşmuştur. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Obstetrik Şiddet Ölçeği (OŞÖ), Annelerin Doğum Sonu Güvenlik Hisleri Ölçeği ve UCLA Yalnızlık Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Veriler, tanımlayıcı istatistikler, Pearson korelasyon analizi ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Genel olarak, kadınların %43,1'i doğum sırasında en az bir tür obstetrik şiddet yaşadığını bildirmiştir. Toplam OŞÖ puanları ile doğum sonrası güvenlik duygusu puanları arasında zayıf ancak istatistiksel olarak anlamlı negatif ilişki saptanmıştır (r=-0.150, p<0.01). Benzer şekilde, istismar ve şiddet alt boyutu (r=-0.141, p<0.01) ve onam alınmamış bakım alt boyutu (r=-0.169, p<0.01) doğum sonrası güvenlik duygusu ile negatif ilişkiliydi. Obstetrik şiddet ile yalnızlık arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadı (p>0.05). Doğum sonrası güvenlik duygusu ile yalnızlık arasında orta derecede negatif ilişki saptanmıştır (r=-0.475, p<0.01). Regresyon analizleri, obstetrik şiddetin doğum sonrası güvenlik duygusunu önemli ölçüde öngördüğünü (β=-0.202, p<0.001), gelir düzeyinin ise hem doğum sonrası güvenlik duygusunu (β=0.225, p<0.001) hem de yalnızlığı (β=-0.288, p<0.001) önemli ölçüde öngördüğünü göstermiştir. Sonuç: Araştırma sonuçları, doğum sırasında yaşanan şiddetin kadınların doğum sonu duygusal güvenini olumsuz etkileyebileceğini gösterirken, sosyoekonomik koşulların doğum sonu psikososyal refahta önemli bir rol oynayabileceğini ortaya koymuştur. Saygılı doğum bakımı uygulamalarının ve psikososyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi, kadınların doğum sonu uyum sürecine ve duygusal refahına olumlu katkı sağlayabilir.
Sosyal güvenlik kurumunda hizmet kalitesinin servqual yöntemiyle ölçülmesi: Kütahya Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü'nde bir uygulama
Hizmet sektörü son yıllarda ekonomik hayatın en önemli sektörlerinin başında gelmektedir. Günlük hayatın her alanında hizmet sektöründen farklı alanlarda yararlanılmaktadır. Bu nedenle daha kaliteli bir yaşam sürmenin temel etmenlerinden birisi de yararlanılan hizmetlerin kaliteli olmasına bağlıdır. Bu durum hizmet kalitesinin ölçülme gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Sosyal Güvenlik Kurumu ülkemizde sosyal güvenlik hizmeti sunan en büyük kamu kurumudur. Hem bireysel hem de kurumsal olarak çok geniş bir kitleye hitap etmekte ve sunulan hizmetlerden toplumun geniş bir kesimi etkilenmektedir. Dolayısıyla Kurumun sunduğu hizmetlerin kalitesinin ölçülmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu noktadan hareketle bu çalışmada Serwqual hizmet kalitesi ölçüm modeli kullanılarak, kurumun sunmuş olduğu hizmetlerin kalitesinin ölçülmesi amaçlanmıştır. Bu amaca yönelik olarak Kütahya SGK İl Müdürlüğünden sosyal güvenlik hizmeti alan kişilere yönelik olarak Serwqual hizmet kalitesi ölçeği kullanılarak anket uygulaması yapılmış ve öncelikle beklenen ve algılanan hizmet kalitesi ölçülmüştür. Ayrıca elde edilen bulgular, demografik değişkenlere göre analiz edilerek değerlendirmeler yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, Kurumdan hizmet alanların hizmet kalitesine ilişkin algı ve beklenti düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir. Kurumdan hizmet alanların aldıkları hizmetlere ilişkin beklenti düzeyleri yüksek olmasına rağmen algı düzeylerinin tüm kalite boyutlarında düşük olduğu görülmüştür. Diğer bir ifadeyle, Kurumdan hizmet alanlara göre, Kurum tarafından sunulan hizmetlerin kalitesi düşük olarak algılanmakta ve tüm kalite boyutlarında beklentileri karşılayamamaktadır. Buna ek olarak, kurumdan hizmet alanların hizmet kalitesine ilişkin beklenti ve algılamaları arasında, cinsiyet ve yaş değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık olmadığı, eğitim durumuna göre ise anlamlı farklılıklar olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
AB entegrasyonu sürecinde Türkiye'nin sosyal politikasındaki dönüşüm ve uyum analizi
Ekonomik bir birlik olma fikrinden yola çıkan, zamanla siyasi ve kültürel bir birlik haline gelen AB, genişleyerek ?çeşitlilik içinde birlik, birlik içinde farklılık? sloganıyla entegrasyonu derinleştirme çabası içerisine girmiştir. Sözü geçen derinleşmenin ve toplumsal boyutun vurgulandığı en önemli politikalar, hiç kuşkusuz sosyal politikalardır. 2005 sonu itibarıyla üyelik müzakerelerini başlatan Türkiye'de AB Komisyonunun yayımladığı Katılım Ortaklığı Belgesine Ulusal Programı ile cevap vermiş, kısa ve orta vadede yapacağı reformları taahhüt altına almıştır. Sosyal politika uyumunun en temel kriteri olan Maastricht Kriterleri önemli ölçüde gerçekleştirilmiş, özellikle çalışma hayatı, ILO Sözleşmesi başta olmak üzere, yeniden yapılandırılmaya başlanmıştır.Toplumun genel durumuna yönelik sosyal ilişkilerin bütünü olan sosyal politika; toplumda sosyal barış, adalet, sosyal denge ve yaşama koşullarının iyileştirilmesine yönelik devletlerin sosyal sorumluluğunu oluşturur. AB'de sosyal politikalar, ekonomik ve sosyal hedefler ile beraberce yürütülür. Sosyal politikalar yaşama koşullarının iyileştirilmesi, sosyal denge, sosyal adalet, sosyal refah, demokrasi ve insan hakları ile Avrupa Toplum Modelinin değerlerini yansıtır. AB sosyal politikası sadece müktesebat ile sınırlı kalmayıp Avrupa Sosyal Modelinin dayanaklarını, sendikal hakları da kapsar. AB'ne üye olmak isteyen Türkiye'nin sosyal politikalarının Birliğe uyumlu olması, Türkiye'nin de sosyal durumunda iyileştirme sağlayacak, Türkiye'nin önemli toplumsal problemlerin çözümü içinde destek yaratacaktır. Türkiye bu yönde çeşitli mevzuatlarında değişiklikler yaparak, yeni mevzuatlar getirerek, Anayasa değişiklikleri ve uyum programları ile çalışmalarını yoğunlaştırmaktadır.Bu bağlamda çalışma, AB sosyal politikalarını tüm detayları ile sosyo-politik bir analize tabi tutmakta ve Türkiye'nin bu politika alanı ile ilgili fotoğrafını çekerek, üyelik sürecinde sosyal politikanın kapsamına giren alanlarda gözlemlene değişim ve dönüşümü karşılaştırmalı olarak sunmayı hedeflemektedir. Siyasi ve hukuki entegrasyon tartışmaları, tabiatıyla, çalışmanın dışında tutulmuştur.
Refah devleti anlayışı: TR33 bölgesinde eğitim, sağlık ve sosyo ekonomik düzeylerinin incelenmesi
ÖZET REFAH DEVLETİ ANLAYIŞI: TR33 BÖLGESİNDE EĞİTİM, SAĞLIK VE SOSYO EKONOMİK DÜZEYLERİNİN İNCELENMESİ YILDIRIM, Tuba Yüksek Lisans Tezi Maliye Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Prof. Dr. Ahmet KARAASLAN Temmuz, 2014, 155 sayfa Refah devleti bireylere ve ailelere, minimum düzeyde gelir garantisi sağlayan vatandaşlarına, belirli sosyal risklerin (hastalık, yaşlılık, işsizlik vb.) üstesinden gelmelerinde yardımcı olan ve sosyal refah hizmetleri vasıtasıyla tüm vatandaşlara en iyi yaşam standartlarını sağlayan devlet biçimidir. Bu çalışmanın amacı Türkiye'de refah devleti anlayışının bölgesel tespitini TR33 Bölgesi özelinde yapmak ve bölgede refah devleti uygulamalarının katkılarını artırmak ve bölgesel farklılıkları gidermek için temel öneriler getirerek 2014-2023 Bölge Planına katkı sağlamaktır. Türkiye'de refah devleti anlayışı kapsamında yapılan çalışmalarda bölgesel düzeyde bir inceleme yapılmamış olup bu çalışma ile refah devleti anlayışı uygulamaları bölgesel bazda incelenerek literatüre farklı bir bakış açısı kazandırılmıştır. Anahtar kelimeler: Refah Devleti, TR33 Bölgesi, Sosyal Harcamalar, Sosyal Güvenlik, Eğitim, Sağlık
Sosyal güvenlik kurumu il müdürlüklerinin etkinlikleri üzerine bir inceleme: İç Anadolu bölgesi uygulaması
İnsan, yaradılışı gereği birtakım fizyolojik ve sosyal ihtiyaçlara sahiptir. İhtiyaçlarını karşılarken tehlikelerle karşılaşmaktadır. Karşılaşılan tehlikelere karşı en azından hayatını idame ettirecek kadar güvence altına alması gerekmektedir. Toplumlar kendilerini güvence altına alabilmek için her zaman bir bedel ödemiştir. Bu bedelin karşılanabilmesi için sosyal güvenlik kurumlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bedel, bazen kendileri bazen yakınları tarafından karşılanırken bazen üyesi olduğu topluluk, kuruluş veya bir dernek tarafından karşılanmıştır. Günümüzde ise genel olarak sosyal güvenlik kuruluşları tarafından karşılanmaya çalışılmaktadır. Sosyal güvenlik kurumları bir taraftan toplum hayatının sürdürülebilirliğini sağlarken bir taraftan da gelir gider dengelerini sağlamak zorundadır. Bu çalışmada 2008–2013 yılları arasında İç Anadolu Bölgesinde bulunan Sosyal Güvenlik İl Müdürlüklerinin etkinliği, ölçeğe göre değişken getiri varsayımı altında girdi odaklı Veri Zarflama Analizi ve Malmquist toplam faktör verimlilik endeksi ile karşılaştırılmıştır. İl Müdürlüklerinin etkinliğinin araştırılmasıyla üç girdi (kadrolu personel sayısı, şirket elemanı sayısı ve il müdürlüğüne bağlı bulunan merkez müdürlüğü sayısı) ve iki çıktı (aktif sigortalı sayısı ve aktif Bağ-Kur sayısı) değişkeni kullanılmıştır. Kullanılan verilere göre 2008 yılında on iki tane il müdürlüğü etkinliğini sağlamış, bir tanesi etkinliğini sağlayamamıştır. 2009 yılında on tane il müdürlüğü etkinliğini sağlamış, üç tanesi sağlayamamıştır. 2010 yılında dokuz tane il müdürlüğü etkinliğini sağlamış, dört tanesi sağlayamamıştır. 2011 yılında on tane il müdürlüğü etkinliğini sağlamış, üç tanesi sağlayamamıştır. 2012 yılında yedi tane il müdürlüğü etkinliğini sağlamış, altı tanesi sağlayamamıştır. 2013 yılında ise il müdürlüklerinden on bir tanesi etkinliğini sağlamış, iki tanesi etkinliğini sağlayamamıştır. Yıllar itibariyle etkinsiz olan İl Müdürlüklerine, etkinliklerini sağlayabilmeleri için öneriler verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Güvenlik, Verimlilik, Veri Zarflama Analizi, Malmquist
Türkiye'de sağlık sisteminin etkinliğini arttırmaya yönelik bir öneri: Türkkart
Akıllı kart kredi kartı büyüklüğünde ve içerisinde elektronik hafıza ve işlemci bulanan bir teknoloji harikasıdır. Bu kartlara bir kişiye ait özel, tıbbi ve sosyal güvenlik ile ilgili bütün bilgiler kayıt edilebilir. Türkiye tıbbi uygulama alanında kısmen gelişmiş sayılır ve çoğu sağlık birimlerinde yeterli tıbbi malzeme bulunmaktadır. Bununla birlikte sağlık tazmetlerinin sunumunda rol oynayan gerek tedavi merkezleri ve gerekse bu merkezleri destekleyen sosyal güvenlik kurumlan arasında bağlantı kopukluğu mevcuttur. Bu kurumların kullandığı standartların farklı olması sebebiyle tutulan müşteri kayıtlan arasında uyuşmazlık mevcut olup, çoğu durumda kayıt yöntemleri çağ dışıdır. Bu çalışma ile ulusal düzeyde, sosyal güvenlik ve sağlık alanında, kurumlar arası bilgi aktarımını hızlandırarak hizmet kalitesini yükseltmeye yönelik bir öneri sunulmuştur. Türkiye MERNİS projesinin yürürlüğe girmesi ile beraber her vatandaşa bir kimlik numarası verilmiştir. Bu kimlik numaralarına paralel olarak hazırlanacak sağlık akıllı kartları sayesinde kişi ile ilgili bilgiler istenilen kurumlara anında sunulabilecektir. Sağlık akıllı kartlarına, sigorta ve sağlık hizmetleri ile ilgili bilgilerin yanı sıra, istenilen özel bilgilerde yüklenebilir ve bu bilgiler kolaylıkla ve hızlı bir şekilde istenilen birimler tarafından kullanılabilir ve güncelleştirilebilir. Böylece müşteriler kurumlarda sıra bekleyip veya form doldurmakla zaman kayıp etmeyecekler ve istedikleri hizmeti daha etkin bir şekilde alacaklardır.
Sosyal güvenlik harcamalarının sosyal refah devleti bağlamında değerlendirilmesi: Seçilmiş OECD ülkeleri ile Türkiye'nin incelemesi ve karşılaştırılması
Sosyal güvenlik sistemi bir ülkenin hem geçmişte ki yaşamış oldukları dönemler hem de gelecek dönemleri içinde modern yapının en vazgeçilmez parçasıdır. Tüm dünya ülkeleri dâhil sosyal güvenlik sistemi ne kadar sistematik olursa bu alanın profesyonelce yönetimi o kadar etkili olur. Kamu harcamalarının en büyük bütçe payları sosyal harcamalara aktarılmaktadır. Sosyal harcamaların etkin ve verimli olabilmesi için bu alanın etkili kullanımı büyük öneme sahiptir. Çünkü harcamalar doğru şekilde yapıldığı vakit elde edilecek sonuçlar ülke ekonomisine de büyük katkı sağlayacaktır. Ekonomik olarak iyi durumda olan ülkeler toplumlarına yeterli düzeyde sosyal yardımlar gerçekleştirecektir. Sosyal yardımlar istenilen düzeyde olursa refah seviyesi göstergeleri de aynı şekilde yüksek olacaktır. Bu sayede hızlı büyüyen gelişen ülkelerde istihdam alanı açılacak ve çalışan bir toplum haline gelecektir. Çalışan toplumların oluşması ile birlikte sosyal harcamalara kaynak tutan finans sistemi gelir getiren faaliyetlerde artış gösterecektir. Böylelikle asgari gelir düzeyi her vatandaş için istenilen düzeyde olacaktır. Bu sayede ortaya kamu harcamalarının doğru şekilde kullanılması ile sosyal harcamaların artması beklenecektir. Sosyal harcamalarda oluşan artışlar beklentilerin istenilen düzeye gelerek refah seviyesini de arttıracağı düşünülmektedir. Çalışmada 20 OECD ülkesinin 2010-2019 yılları arasındaki sosyal güvenlik harcamaları, kamu harcamaları ve refah seviyesi göstergeleri üzerinde durularak analizler yapılmıştır. Elde edilen inceleme sonuçlarına göre sonuç kısmında sosyal güvenlik kamu harcamaları alanında tüm ülkelerde genel anlamda artışlar görülmüştür. Sosyal refah göstergeleri de aynı şekilde artış göstermiştir. Sosyal güvenlik harcamaları kamu içinde ne kadar büyük bir bütçeye sahipse refah devleti göstergeleri ona bağlı olarak arttığı sonucu ortaya konulmuştur. Yapılan sonuçlar itibari ile bazı politik düşünce yaklaşımları ile öneriler verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Güvenlik Harcamaları, Kamu Harcamaları, Refah Devleti, Sosyal Yardımlar, Sosyal Refah OECD Ülkeleri
Tarımda çalışan kadınların istihdam durumunun araştırılması Gaziantep ili örneği
Tarım, kırsalda yoksulların önemli bir geçim kaynağı ve dünyada çok önemli bir yere sahip olup, tarımda kadın istihdamı geçmişten günümüze tartışılan global bir konudur. Tarım sektöründeki kayıtlı istihdam durumları, kadınların sahada fiilen kapladıkları büyüklüğün tersini göstermektedir. Tarımda kadın istihdamının mevcut durumu, sorunlar, çözüm önerileri çoğu çalışmada ulusal bazda ve genel bir yapı çizilerek ele alınmıştır. Sorunların çözümüne yönelik yaklaşımların gerçekçi olarak ortaya konması için konu il ölçekli araştırmayla ele alınmış; yereldeki politikacılara daha kolay ulaşılması, mevcut sorunların çözüme kavuşturulması, tarımda kadın emeğinin görünür kılınması ve karşılığının alınması, kamuoyu oluşturulması açısından tercih edilmiştir. Çalışmada Gaziantep İline bağlı dokuz ilçede tarımda çalışan kadın çiftçilerin kayıt dışılığı neden tercih etmek zorunda olduğu ortaya konmuştur. İl ilçe Tarım ve Orman Müdürlükleri, Sosyal Güvenlik Kurumu ve dokuz ilçenin Ziraat Odası yetkilileri ile görüşülerek kadınların çiftçi kayıt sistemi ve Sosyal Güvenlik Sistemine kayıt durumları ve mevcut problemler nitel ve nicel araştırma yöntemleri kullanılarak ortaya konmuş ve tarımda çalışan kadınların büyük çoğunluğunun kayıtlı istihdama dahil olamadıkları belirlenmiştir. Araştırmanın paydaşları, tarımda kayıtlı istihdamın önemine değinerek, istihdamı arttıracak politikaların, günümüz koşullarına uygun kadınlar lehine bir yaklaşımla ele alınarak Sosyal Güvenlik Primlerinin Devlet tarafından karşılanmasının kayıtdışılığı önleyeceğini ve tersine göç ile kişilerin tekrar köylerine dönebileceği vurgusunu yapmıştır. Kırsal kalkınma yaklaşımının tarımsal üretim süreci ile sınırlı kalmaması, sosyal, kültürel, ekonomik refah seviyesini arttıracak entegre idare sistemlerinin uygulanmasıyla başarıya ulaşılabileceği kanısına varılmıştır. Çalışma, Gaziantep tarımında kadın emeğinin kayıt altına alınmama sebeplerini, toplumsal ve politik çerçevede ele almakta olup; yerelden ulusala iller bazında toplumsal bir sorunun çözüme kavuşmasına örnek teşkil etmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Anahtar kelimeler: Tarımda kadın istihdamı, sosyal güvenlik
Sosyal güvenlik sistemlerinin dünyadaki gelişimi, tasarruflar üzerindeki etkileri ve Türkiye'de durum
Geçtiğimiz son 15 yılda dünya genelinde, sosyal güvenlik sistemlerinin yeniden yapılandırılması konusu ağırlıklı olarak tartışılmaktadır. Tartışmaların temelini; demografik etkiler, işsizlik, değişen ekonomik ve siyasal koşullar nedeniyle gücünü kaybetmekte olan kamu emeklilik sistemlerinin iyileştirilmesi konusu oluşturmaktadır. Gelişmiş ülkelere bakıldığında kamu emeklilik sistemleri yanında tamamlayıcı özel emeklilik programlarının ve vergi avantajlı bireysel gönüllü tasarruf planlarının yaygın olarak kullanılmaya başlandığı görülmektedir. Ancak bunun yanısıra kamu emeklilik sistemlerinin de ağırlıklı olarak önemlerini korumaya devam ettikleri gözlenmektedir. Türkiye'de de bu kapsamda, "Sosyal Güvenlik Reformu" adı altında bir yeniden yapılanma söz konusudur. Bu kapsamda sermaye birikiminin ve finansal piyasalara fon akışının artması beklenmektedir. Çalışmamızın amacı, dünya genelinde sosyal güvenliğin finansmanı ve Türkiye'de sosyal güvenlik sisteminin durumunu izlemek ve Türkiye'de sosyal güvenliğin özel tasarruflar üzerindeki etkilerini araştırmaktır. İnceleme dönemi 1972-2003 arası olup, sonuca doğrusal regresyon ile ulaşılmıştır.Ülkemizde sosyal güvenlik kurumlan ile ilgili olarak elde edilebilen kesin veriler 1970 sonrasına rastlamaktadır. Bu nedenle günümüze dek oluşan özel tasarrufların nisbi olarak çok yüksek olmadığı görülmektedir. Yapılan tahmin sonuçlan sosyal sigorta primleri ve özel tasarruflar arasında olumlu ve anlamlı bir ilişki ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Sosyal güvenlik, özel tasarruflar, emeklilik fonları, dağıtım sistemi, fonlama sistemi, belirli katkı emeklilik planlan, belirli katkı emeklilik planlan.
Türkiye`de sosyal güvenlik kurumları birleşme proje analizi
Arastırmanın konusu ?Türkiye'de Sosyal Güvenlik Kurumları Birlesme Proje Analizi? olarak belirlenmistir ve bu konuda sosyal güvenlik kurumlarının birlestirilmesi düsüncesine sebep olan kurumların sorunlarının ülke ekonomisini nasıl etkiledigine ve çözüm için gereken reform önerilerine deginilmistir. Sistem genel itibariyle incelendiginde; Emeklilik yası sorunu, mevzuat karmasası sorunu, denetim sorunu, fonların yanlıs alanlarda kullanılması sorunu, kurumlar arasındaki koordinasyon sorunu ve siyasal sorunlar yasaması sebebiyle elestirilmektedir. En önemlisi ise bu sorunlar sonucu ekonomide meydana gelen olumsuz etkilerin olusmasıdır. ncelenen konuda sistemin meydana getirdigi olumsuzlukların çözümü için birlestirme çabalarına ve reform sürecine deginilmistir. Sistem, tek basına yeterli olmayan reform önerileri sonucu meydana getirilen ve tam anlamıyla 1 Ocak 2008 tarihi itibariyle uygulanacak olan ?Yeni Sosyal Güvenlik Yasası? ile desteklenmektedir. Yasa bazı olumsuz yanlarının bulunmasına ragmen genel itibariyle incelendiginde uygulanması gerekli bir yapıyı olusturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Güvenlik, Sigorta, Emeklilik, Genel Saglık Sigortası
Kayıt dışı istihdamla mücadelede sosyal güvenlik prim teşviklerinin etkisi
Kayıt dışı ekonominin işgücü piyasasındaki bir görünümü olan kayıt dışı istihdamın ekonomik, sosyal, mali ve idari birçok nedeni bulunmaktadır. Kayıt dışı istihdam, çalışanların hiç bildirilmemesi, gün sayılarının eksik bildirilmesi ve prime esas kazançlarının eksik bildirilmesi olarak üç şekilde karşımıza çıkmaktadır. Ülkemizde son yıllarda sosyal güvenlik sistemimizde yapılan reformlarla kayıt dışı istihdamla mücadeleye verilen önem artmıştır. Kayıt dışı istihdamın en önemli nedenlerinden biri olan ekonomik nedenlerin etkisini azaltmak için sosyal güvenlik prim teşvikleri devreye konulmuştur. Kayıt dışı istihdamla mücadelede sosyal güvenlik prim teşviklerinin etkisi İstanbul Gaziosmanpaşa'da yapılan anket çalışmasında elde edilen veriler ışığında analiz edilmiştir. Analiz sonucunda; sosyal güvenlik prim teşvikleri hakkında bilgi sahibi olan işverenlerin bilgi sahibi olmayan işverenlere göre, sosyal güvenlik prim teşviklerinden faydalanan işverenlerin ise faydalanmayan işverenlere göre daha az kayıt dışı istihdama yöneldikleri tespit edilmiştir.
Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerde (KOBİ) kayıt dışı istihdam sorunu: Aydın ili örneği
Çalışanların sarf ettikleri emeğin gün veya kazanç (ücret) olarak ilgili kamu kurum ve kuruluşlara eksik bildirilmesi veya hiç bildirilmemesi şeklinde görülen ve işsizlik, gelir yetersizliği, enflasyon, istihdam üzerindeki mali yüklerin fazlalığı, denetimlerin yeterli ve etkin olmaması, hızlı nüfus artışı, eğitim seviyesinin düşük olması, göç, gibi sosyal, ekonomik ve idari birçok nedeni olan kayıt dışı istihdamın; çalışanların sosyal güvenceden ve yasaların koruyucu hükümlerinden mahrum kalması, sosyal güvenlik kurumunun sunduğu sağlık hizmetlerinden yararlanamaması, iş sağlığı ve güvenliğinden mahrum kalarak kötü çalışma şartlarında ve yetersiz ücretlerle çalışmak zorunda kalması, işverenler arasında haksız rekabete yol açması, kayıtlı istihdamda yer alan işletmeleri kayıt dışılığa yönlendirebilmesi, devletlerin gelir kaybı yaşaması, kamu hizmetlerinin aksaması, sunulan hizmet kalitesinin düşmesi ve mali dengeyi bozması gibi olumsuz etkileri bulunmaktadır. Kayıt dışı istihdam en yoğun Küçük ve Orta Ölçekli İşletme (KOBİ)'lerde görülmektedir. Türkiye'de faaliyet gösteren işletmeler incelendiği zaman toplam işletmelerin yaklaşık %99'nu KOBİ'ler oluşturmaktadır. KOBİ'ler arasında kayıt dışı istihdam ise en fazla mikro işletmelerde (on kişiden az çalışanın olduğu işletmeler) görülmektedir. Türkiye'de 2000'li yıllarda %50 civarında olan kayıt dışı istihdam oranı yapılan çalışmaların etkisiyle günümüzde %31 civarına düşmüş olmakla birlikte, mikro işletmelerde bu oran hala %56'dır. Bu çalışmanın iki amacı bulunmaktadır. Birinci amacı; Aydın İlinde faaliyet gösteren mikro işletmelerde kayıt dışı istihdamın mevcut durumunu, nedenlerini ve boyutlarını ortaya koymaktır. Çalışmanın ikinci amacı ise; sigortalılık tespitine yönelik denetim yapılan işletmelerle yapılmayan işletmeler arasında ve istihdam teşviklerinden haberdar olan işletmelerle söz konusu teşviklerden haberdar olmayan işletmeler arasında kayıt dışı istihdam oranları bakımından fark bulunup bulunmadığını araştırmaktır. Araştırma amaçlarına ulaşmak için; Aydın'da tarım dışında faaliyet gösteren 104 mikro işletme ve 270 çalışanı kapsayan alan araştırması yapılmıştır. Alan araştırması kapsamında nicel (anket) ve nitel (mülakat) araştırma yöntemleri (karma yöntem) bir arada kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; çalışanların %22,6'sının kayıt dışı çalıştığı, çalışanlar açısından kayıt dışı istihdamın en önemli nedeninin %47,8 ile işsizlik, işletmeler açısından ise %44,2 ile sigorta primleri ve vergilerin yüksekliği olduğu, kayıt dışı istihdamın kadınlarda, 55 ve üzeri yaş grubunda, eğitim seviyesi düşük olanlarda, yarı zamanlı çalışanlarda, 2.000 TL'nin altında ücret alanlarda ve ücret dışı gelir/aylık ya da burs alanlarda daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda ayrıca; işletmelerin %39,4'ünün kayıt dışı işçi çalıştırdığı, kayıt dışı istihdamın %65,3 ile en fazla yiyecek – içecek (kafe, lokanta v.b) sektöründe görüldüğü, sigortalılık tespitine yönelik denetim yapılmış işletmelerin denetim yapılmamış işletmelerden %19,2, istihdam teşviklerinden haberdar olan işletmelerin söz konusu teşviklerden haberdar olmayan işletmelerden %31,2 daha az kayıt dışı işçi çalıştırdığı tespit edilmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Kayıt Dışı İstihdam, Sosyal Güvenlik, Denetim
Etkin bir işletmecilik için iş kazalarını önlemenin önemi ve gaziantep halıcılık sektörü örneği
Bu tez çalışmasında etkin bir işletmecilik için İş kazalarının önlenmesi gerektiği Gaziantep halıcılık sektörü incelenerek açıklanmıştır. İşletmenin tanımından itibaren işletmenin amacı, yöntemi ve işletmeciliğin fonksiyonlarından başlamak üzere işletmeciliğin gereği iş kazası ve meslek hastalığını en aza indirmek için her türlü mali imkan kullanılarak, yasal mevzuat çerçevesinde, çalışanların eğitiminin sağlanarak iş kazalarını önlemek gerektiği üzerinde durulmuştur. Gaziantep'te Makine halıcılığı Türkiye parça halıcılığının %82-90'ını karşılayacak kadar fazla yapılmaktadır. Dolayısı ile Gaziantep ihracatının %27'lerini Türkiye İhracatının da %1'lik kısmını karşılamaktadır. Kısa sürede Gaziantep'teki bu gelişme, çalışma hayatı, sigortalı sayısını ve çalışanlar için bir risk olan iş kazaları miktarını da artırmaktadır. Bilindiği üzere Türkiye Avrupa da en fazla iş kazaları oranlarına sahip bir ülke olup, kaza oranları halıcılık sektöründeki hızlı gelişmenin de etkisiyle daha da artmaktadır. Kazaları azaltmak için kaza oranı fazla olan Sektörlerdeki alınan önlemler ülkemizin iş kazaları karnesini de olumlu yönde etkileyecektir. Halıcılık sektörü az tehlikeli işler arasında olduğu halde kaza oranları yüksek olduğundan kazaları önlemek için İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda önlem alınması başta çalışanlardaki riskleri azaltacak, işverenler üzerindeki ve sosyal güvenlik kurumu üzerindeki yükü de azaltmış olacaktır. Bu tezde genel olarak işletmenin tanımı fonksiyonları ve işlevleri üzerinde durularak, Gaziantep halıcılık sektörü ile ilgili tarihçesi anlatılarak gelişmesinin boyutları ve ülke ekonomisindeki yeri değerlendirilmiş, iş kazalarının önlenmesinin niçin gerektiği ve nasıl önleneceğinin mümkün olacağı üzerinde durulmuştur. İş kazaları genel işletme ilkeleri ve etkin bir işletmecilik açısından incelenmiş ve bu olaylar sonucunda ortaya çıkan durum karşısında işverenin sigortalının ve devletin uğrayacağı zararlar değerlendirilmiştir. İş kazalarının çekilen acı ve sıkıntıların yanı sıra işçi, işveren, işletme ve ülke ekonomisine büyük maliyetleri bulunmaktadır. Bu nedenle iş kazalarının oluşmasını önleyecek güvenlik önlemlerinin alınmasına öncelik verilmelidir. Unutulmamalıdır ki, iş kazalarını önlemek, kaza sonucunda meydana gelen zararları ödemekten daha ucuz ve insancıl bir davranıştır. Günümüzdeki bilimsel ve teknolojik gelişmelerin yarattığı olanaklar kullanılarak hukuk ve işletmeciliğin fonksiyonları kullanılarak işyerlerindeki tehlike ve risklerin giderilmesi, sağlıklı ve güvenli işyerleri oluşturularak iş kazalarının önlenmesi mümkündür.
Türkiye'deki kayıt dışı istihdamın soysal güvenlik sistemimize getirmiş olduğu yükler ve son yıllarda Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından uygulanan işveren teşviklerinin kayıt dışı istihdamı azaltmadaki rolü
Kayıtdışı istihdamın dünyada bir çok ülkenin sosyal güvenlik sistemini tehdit ettiği gibi ülkemiz içinde büyük bir risk oluşturmaktadır. Kayıtdışı istihdamı artıcı nedenlere bakıldığında en önemlilerinden birinin sosyal güvenlik primlerinin yüksek oluşudur. Son yıllarda sosyal güvenlik primlerinin işveren üzerindeki maliyetini azaltmak için kayıtlı çalışan işverenlerin primlerin bir kısmı hazine tarafından ödenmeye başlanmıştır. Kayıtdışı istihdamda çalışanlar incelendiğinde okuma yazma oranının düşük olduğu tarım işçileri, kadın çalışanlar ve çocuk yaşta çalıştırılanların daha fazla olduğu, eğitim seviyesinin yükseldikçe kayıtdışı çalışmanın azaldığı görülmektedir.
Türkiye ve nükleer enerji: Güvenlik odaklı strateji tercihi
Türkiye'nin enerji kaynakları ve çeşitliliği göz önüne alındığında, dışa bağımlılığın gün geçtikçe daha fazla arttığı gözlemlenmiştir. Türkiye, sanayileşme, teknolojik altyapı, nüfusun artması gibi durumların etkisiyle arz güvenliği ve enerji ihtiyacının sağlanmasına yönelik nükleer enerjiyi alternatif bir seçenek olarak değerlendirmeye başlamıştır. Çalışmada nükleer enerjinin sürdürülebilir kalkınma içerisindeki yerinin tespiti ve nükleer enerji kültürünü oluşturmaya yönelik adımların değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Türkiye'nin nükleer enerji tercihine yönelik strateji tercihini belirlemek maksadıyla kamuoyunun ekonomik ve toplumsal güvenlik yaklaşımlarını ortaya çıkarmak için anket çalışması yapılmıştır. Araştırma sonucuna göre nükleer enerji ile ilgili toplumsal ve ekonomik güvenlik parametreleri dikkate alındığında kamuoyunun olumsuz bir değerlendirme yaptığı ortaya çıkmaktadır.
Türkiye'de 1980 sonrası dönemde sosyal güvenlik sisteminin gelişimi ve yeniden yapılandırılması sorunu
Ülkemiz için 1980'li yıllar ekonomik ve mali alanda oldugu gibi diger sosyal, siyasal ve kültürel alanlarda da önemli gelismelerin ve degisimlerin ortaya çıktıgı yıllar olmustur. Bu gelisme ve degismeler 2000'li yıllara da sarkarak devam etmistir. Bu çerçevede söz konusu yıllarda sosyal güvenlik hizmetleri açısından da bazı gelismeler yasanmıstır. Sosyal Güvenligin amacı, kısaca kisileri sosyal risklere karsı korumaktır. Söz konusu riskler sosyal sigortalar, sosyal yardımlar ve hizmetlerle karsılanmaya çalısılmaktadır. Esasen ülkemizde Cumhuriyet döneminin ilk yıllarından itibaren devlet, yarı kamusal mal olarak da nitelendirilen sosyal güvenlik hizmetlerinin hızla gelistirmeye ve gerekli teskilatı kurmaya yönelmistir. Zaman içinde ekonomimizin gelismesine, istihdam edilen nüfusun artmasına, devlet anlayısındaki degismelere vb. baglı olarak sosyal güvenlik hizmetleri toplumun daha büyük kesimine yayılırken sosyal güvenlik kurumları da daha büyük organizasyonlar haline gelmislerdir. Ne var ki, söz konusu hizmetlere iliskin saglıklı bir finansman yapısının olusturulamaması ülkemizdeki sosyal güvenlik kurumlarını bir çıkmazla karsı karsıya getirmistir. Bu konuların degerlendirildigi çalısmada önce ülkemizdeki sosyal güvenlik hizmetlerinin genel durumu üzerinde durulmus, ancak degerlendirmeler sosyal güvenlik sisteminin tüm boyutlarını kapsamak yerine, primli sosyal güvenlik sistemi ile sınırlandırılmıstır. Bu nedenle üç büyük sosyal güvenlik kurumumuzun 1980 sonrası mali yapıları ve gelisimi ele alınmıs, bundan sonrada bu üç kurumun ortak mali sorunları dikkate alınarak, kurumların mali yapılarının güçlendirilmesine yönelik öneriler ortaya konulmaya çalısılmıstır.
Türkiye'de bireysel emeklilik sisteminin sermaye piyasasına etkileri
Türkiye bugün itibariyle her ne kadar yaslı nüfus problemini derinden hissetmiyor olsa bile, gelecekte tüm dünya yaslı nüfus sorunu ile karsı karsıya kalacaktır. Bunu önceden sezen ülkeler, özellikle vatandaslarına emeklilik dönemlerinde ödeyecekleri ücretlerin ekonomik ve sosyal yasam üzerindeki etkileri sebebi ile, dagıtım sistemini kademeli olarak terk ederek, onu tamamlayıcı nitelikte olan çok ayaklı modellere geçis sürecine girmislerdir ve bu çok ayaklı yapının en az bir basamagında özel emeklilik programları yer almıstır. Dünya genelinde yapılan reformlar paralelinde ülkemizdeki emeklilik sistemi de çok ayaklı bir yapılanma sürecine girmistir. Nisan 2001 tarihinden itibaren yasal bir dayanak kazanan bireysel emeklilik sistemi, Ekim 2003 tarihinden itibaren üye kaydetmeye ve gönüllülük esasına göre islemeye baslamıstır. Sosyal güvenlik sistemine ek olarak katılımcılara emeklilik döneminde ilave gelir saglamayı amaçlayan bu sistemin uzun vadede gösterecegi basarı özellikle katılımcılar, emeklilik sirketleri, piyasalar ve devlet açısından büyük önem tasımaktadır. Diger yandan özel emeklilik fonlarının yürürlüge girmesi sonucu uzun vadede kisisel hesaplar yoluyla yapılacak çok büyük meblaglarda yatırım ile ulusal tasarrufların artması saglanacaktır. Dolayısıyla bu yatırımlar ulusal yatırımları, verimliligi ve is olanaklarını, sonuç olarak ekonomik büyümeyi arttıracaktır. Buna ilave olarak emeklilik fonları gelir dagılımı, yatırım ve tasarruf fonksiyonları açısından da önemli bir ögedir. Özel emeklilik fonlarının ve diger kurumsal yatırımcıların gelisimi, sermaye piyasasının yapısı üzerinde genis bir etkiye sahiptir. Fakat, emeklilik fonlarının sermaye piyasalarının gelisimi üzerindeki etkisi, ülkeden ülkeye çesitlilik göstermektedir. Bunun yanında toplanan fonlarla yatırım yapılması da çok önemlidir. Özel emeklilik fonları kurumsal sermayenin en büyük ve en hızlı gelisen bölümünü temsil etmektedir. Bu nedenle ülkemiz açısından bu fırsatın iyi degerlendirilmesi ve sistemin saglıklı islemesi için gereken tüm düzenlemelerin, diger ülkelerin tecrübelerinden de yararlanılarak, yapılması gerekmektedir. Bu çalısmada, gelismis ve gelismekte olan ülkelerin sosyal güvenlik sistemlerinin gelismesinde önemli bir adım olan bireysel emeklilik sisteminin ülkemiz ekonomi ve sermaye piyasasına etkilerinin neler olacagı hususu, örnek ülke uygulamalarına da yer verilerek, karsılastırmalı olarak açıklanmaya çalısılmıstır
Bireysel emeklilik sistemindeki katılımcıların memnuniyet ve güven algılarının incelenmesi
Bireysel Emeklilik Sistemi, ülkemizde son zamanlarda yönetmelik ve mevzuat değişiklikleri ile teşvik edilen bir sistem olmuştur. 1 Ocak 2013 tarihi itibariyle, katılımcıların katkı payı ödemeleri üzerinden, %25 devlet desteğinin verilmesi ile sistemin katılımcı sayısı her geçen gün artmıştır. Katılımcı sayısının artırılması adına yapılan bütün uygulamalar incelendiğinde, sistemin sağlam bir mevzuat yapısına sahip olduğu ve bununda güven oluşturduğu görülmektedir. Bu güven ve sistemin sağlamış olduğu karlılık ise müşteri memnuniyetini oluşturmada oldukça etkili bir unsur olarak değerlendirilebilir. Kurumların, varlığını ve karlılığını sürdürmesi için müşteri güveninin ve müşteri memnuniyetinin sağlanması adına çok daha fazla çaba harcaması gerekmektedir. Müşteri güveninin ve memnuniyetinin sağlanması durumunda, sadık bir müşteri kitlesine sahip olmak mümkün olacaktır. Günümüzde müşterilerin uzun vadede işletme bağlılığını sürdürmesi, geçmiş ile kıyaslanamayacak kadar çok zorlaşmıştır. İşletmeler arası rekabette müşteri bağlılığı belirleyici bir kriter olmaktadır. Değişken eğilimler gösteren müşteriler ise kendilerini memnun edecek mal ve hizmeti oldukça fazla alternatif arasından seçmektedir. Bu noktada, seçim kriteri de farklılaşmaktadır, kimisi için maliyet, kimisi için prestij değeri, kimisi için karlılık kimisi için güven etkili bir kriter olmaktadır. Aynı zamanda tüm bu kriterler müşteride memnuniyette oluşturmalıdır; çünkü ancak o zaman sadık müşteriler ortaya çıkacaktır. Bu noktadan hareketle bu çalışmada, Bireysel Emeklilik Sistemi katılımcılarının güven ve memnuniyet algıları incelenmiştir. Müşteri güveninin müşteri memnuniyeti sağlamadaki etkisinin de ele alındığı çalışmada, demografik özelliklere göre müşteri güveninin ve müşteri memnuniyetinin farklılık gösterip göstermeyeceği de araştırılmıştır. Nicel araştırma yönteminin kullanıldığı çalışmada, anket tekniği ile birincil veriler toplanmıştır. Türkiye'de Bireysel Emeklilik Sisteminde katılımcı olan toplam 6.908.478 kişiden kolayda örnekleme yöntemi ile toplam 384 kişilik örneklem oluşturulmuştur. Toplanan veriler SPSS 24.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, katılımcıların güven ve memnuniyet algılarının ortanın biraz üzerinde olduğu görülmüştür. Ayrıca müşteri güveni müşteri memnuniyetini pozitif olarak etkilemektedir. Güvenin alt boyutu olan doğruluk ve dürüstlüğün müşteri memnuniyeti üzerinde anlamlı bir etkisi olmazken, yardımseverlik ve yeterliliğin olumlu bir etkisi vardır. Ayrıca araştırmaya katılanların demografik özelliklerine göre de memnuniyetleri ve güvenleri farklılık göstermektedir.
Türkiye'de bireysel emeklilik sisteminin gelişimi ve farklı iktisadi değişkenlerle ilişkisinin analizi
Sosyal Güvenlik sistemlerinin bir tamamlayıcısı olarak tüm dünyada hızla yaygınlaşan Bireysel Emeklilik Sistemleri (BES) bugün çoğu gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler tarafından uygulanmaktadır. Sosyal Güvenlik sistemlerinin karmaşık ve komplike yapılarından kaynaklanan birtakım eksiklik veya gecikmelerin giderilmesi amacının yanında Bireysel Emeklilik Sistemi aynı zamanda iç tasarruf fonu işlevi ile de dikkat çekmektedir. Bu açıdan Bireysel Emeklilik Sistemi hem bir sosyal güvenlik enstrümanı hem de iç finansman kaynağı olarak değerlendirildiğinde ekonomik hayatın önemli bir bileşeni haline gelmektedir. Bu çalışmada Bireysel Emeklilik Sisteminin gelişimi ve uygulaması incelenmiştir. İktisadi değişkenlerden özellikle harcama alışkanlıkları üzerinde son derece etkili olan hane halkı tasarrufları ve gelirin BES fonları ile ilişkisi olup olmadığı araştırılmıştır. Türkiye'de 2003-2021 yılları arasında hane halkı tasarrufları GSYH ve BES fonları yıllık zaman serileri şeklinde alınarak En Küçük Kareler (EKK) yöntemi ile analiz edilmiştir. Bağımlı değişkenin hane halkı tasarrufu olarak alındığı analiz sonucuna göre BES fonlarının tasarrufları artırıcı bir etkisinin olduğu ortaya çıkmıştır. Kurulan modelin tahmin sonuçları farklı sağlamlık testleri ile sınanmıştır. Çıkan sonuçlara göre model anlamlıdır. Buna göre; Türkiye'de 2003-2021 döneminde Bireysel Emeklilik Sisteminin hane halkı tasarrufu üzerinde pozitif etkisinin olduğu, gelir artışının ise bu süreci desteklediği sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye'de tasarruf açığının karşılanmasında bireysel emeklilik sistemi
Türkiye'nin son yıllarda değişen demografik özellikleri, tıpta yaşanan gelişmelerle birlikte uzun yaşam beklentileri, emeklilikte daha kaliteli hayat isteği ve sosyal güvenlik sisteminin hem ekonomik hem de sosyal beklentileri karşılayamaması gibi pek çok neden yeni bir emeklilik sistemi arayışına neden olmuştur. Bu doğrultuda, Türkiye'de hayata geçen bireysel emeklilik sistemi ile insanlar, aktif çalıştıkları dönemde tasarruf yaparak çalışma dönemi sonunda emeklilik gelirlerine ek bir gelir elde ederek hayat kalitelerini devam ettirmeyi hedeflemektedirler. Bireysel emeklilik sistemi sayesinde yapılan tasarrufların biriktirdiği fonlar ile oluşan finansal denge, kalkınmasını tamamlamış ve gelişmiş ülkelerin makroekonomik göstergelerinde sağladığı iyileşmelerle birlikte birçok ülke bireysel emeklilik sistemlerini daha cazip hale getirmek için politikalar üreterek, reformlar gerçekleştirmektedir. Türkiye'de toplumun gösterdiği tasarruf eğilimleri içinde bireysel emeklilik sisteminin yerinin belirlenmesi ve yapılan yenilikler ve değişikliklerin bireysel emeklilik sistemine ve tasarruflara katkılarının ne olduğunun tespiti sistemin gelişmesi ve yapılacak yeni reformlar için kilit konumdadır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de bireysel emeklilik sisteminin tasarruf açığının karşılanmasında etkisi ve öneminin bazı değişkenler ile açıklanmasını sağlamaktır. Çalışmada Literatürsel Tarama Yöntemi kullanılmış, 2003-2018 yılları arasındaki resmi veriler esas alınarak sistemin bireylerin tasarruflarına nasıl bir etkisinin olduğu ve bireysel emeklilik sisteminde yapılan reformların ulusal tasarruflara katılma üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Ayrıca seçilmiş bazı gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin tasarruf oranları ve bireysel emeklilik sistem performansları da incelenmiştir. Elde edilen istatiksel bulgular, İkincil analiz ve içerik analiz tekniği kullanılarak değerlendirilmiştir. Değerlendirme sonuçları tablo, grafik, histogram vb. araçlarla betimsel olarak gösterilerek açıklanmış ve yorumlanmıştır. Çalışma sonucunda Bireysel Emeklilik Sistemi'nin güçlü ve zayıf yönleri ile sistemin büyümesi ve gelişmesi adına öneriler sunulmuştur.
Kayıt dışı istihdam ile mücadelede sosyal güvenlik denetimlerinin analizi
Türkiye'deki başlıca sosyo-ekonomik sorunlardan biri olan kayıt dışı istihdam, aktif nüfus (15- 64 yaş aralığı) içeresinde olup, çalışma hayatında bizzat yer alan fakat herhangi bir sigorta koluna tabi olmayanların oluşturduğu istihdam türüdür. Bu istihdam türü, işçi acısından olumsuz sonuçlar doğururken işveren açısından da tespit edilmesi halinde ağır idari para cezalarına sebebiyet vermektedir. Modern sosyal güvenlik sistemlerinde aktif ve kayıtlı olarak çalışan nüfus, sistemden aylık bağlanan nüfusun finansmanını olumsuz etkilemektedir. Dolayısı ile kayıt dışı çalışan kesim, sosyal güvenlik sisteminin finansmanına balta vurmaktadır. İşverenlerin kayıt dışı istihdam ettikleri işçilerin tespiti sosyal güvenlik denetimleri ile mümkündür. Çalışmanın amacı, kayıt dışı istihdam ile mücadele kapsamında sosyal güvenlik denetimlerin ne derecede etkili olduğunu ortaya koymaktır. Çalışmada Yalova ilinde sosyal güvenlik denetmenleri tarafından tutulan 1012 denetim raporu incelenmiştir. Konusu kayıt dışı istihdam olan 326 adet denetim raporundan ise 100 adet denetim raporunun sonuçları analiz edilerek alan araştırması yapılmıştır. Tez çalışmasında elde edilen bulgulara göre çalışan sayısının 0 ila 10 işçi olduğu iş yerlerinde kayıt dışı çalışmanın daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Buna göre kayıtlı çalışan sayısı yüksek olduğu iş yerlerinde kayıt dışı çalıştırma eğilimi azalmakta olduğu düşünülmektedir. Denetimlerin en fazla yapıldığı sektör imalat sektörü iken kayıt kayıt dışı çalışmaya en sık rastlanan sektör ise inşaat sektörü olduğu tespit edilmiştir. İnşaat sektöründe günlük yevmiye karşılığı kayıt dışı çalışmaların diğer sektörlere göre daha fazla olduğu düşünülmektedir. Kayıt dışı çalıştığı tespit edilen 117 işçiden 39'u yabancı uyruklu çalışandır. Kayıt dışı çalışan işçilerin üçte birinden fazlasının yabancı uyruklu olması dikkat çekici bir husustur. Kayıt dışı istihdam edilenlerin yaş aralığına bakıldığında en fazla 20-24 yaş aralığında ve 40 yaş üstünde çalışana rastlanılmıştır. Genç işsizliğin yüksek olduğu ülkemizde iş deneyimi olmayan gençlerin kayıt dışı çalışmaya diğer yaş guruplarından daha meyilli olduğu düşünülmektedir. Aynı şekilde 40 yaş üstü bireylerin iş bulmakta zorlanmaları ve emekli olanların ise maaşlarının kesileceğini düşünmeleri onları kayıt dışılığa itmektedir. Çalışmada kayıt dışı istihdam edilen işçilerden %81'i denetim günü ise başladıklarını beyan ederken sadece %21'i denetim tarihinden önce işe başladıklarını beyan etmiştir. Denetimlerde %81 gibi büyük bir oranda ayını gün işe başlamış olması hayatın olağana akışına uygun değildir. İşçilerin işverenin ceza almasından ve işlerini kaybetmekten çekindiğinden bu yönde beyanda bulundukları düşünülmektedir. Çalışmada şikâyet ve ihbarların en fazla yapıldığı iletişim kanalı ALO 170 olduğu tespit edilmiş ve yapılan ihbarın %60'ı isimsiz ihbar şeklinde olup yine işçilerin işverenden çekindikleri düşünülmektedir. Çalışmada, yapılan şikâyet ve ihbarlara Kuruma bildirildiği tarihten itibaren ilk 3 ayda denetime çıkılması halinde kayıt dışı isitihdam oranının %61, ilk 6 ayda denetime çıkıldığında %37, 9 ay ve üzerinde çıkılmasında ise %7 oranında kayıt dışı istihdam ile karşılaştığı görülmüştür. Buradan hareketle şikâyet/ ihbarlara ne kadar kısa sürede denetim yapılırsa kayıt dışı çalışmayı tespit etme hızı da o derecede artacaktır.
Öğrencilerin sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutumları: Düzce ili örneği
Tarih boyunca çeşitli yollarla sosyal koruma amacıyla sosyal güvenlik uygulamaları bireyler ve devletler tarafından yürütülmeye çalışılmıştır. Gerek geleneksel gerekse çağdaş sosyal güvenlik sistemlerinin etkili şekilde işleyebilmesi için ihtiyaç duyulan en büyük olgu finansmandır. Sosyal güvenlik sisteminde finansman sorununun ortaya çıkmasına neden olan faktörler, aktif pasif dengesinin sağlanamaması, kayıt dışı istihdamın artması, erken emeklilik uygulamaları, yetersiz denetimler, toplanan primlerin gerekli şekilde değerlendirilmemesi şeklindedir. Bu problemlerin alt metninde yer alan asıl neden ise bireylerin, toplumun yeterli seviye de sosyal güvenlik ahlakına sahip olmamasıdır. Sosyal güvenlik ahlakı, sosyal güvenlik sistemine kayıtlı olanlar tarafından kanunen şartları belirlenmiş prim miktarlarını istekli şekilde ödemeleri şeklinde tanımlanmaktadır. Bu çalışmada ahlak kavramı, ahlak felsefesi, Türk sosyal güvenlik sisteminin tarihçesi ve finansman sorunlarından bahsedilmiştir. Çalışmada Düzce Üniversitesi'nde öğrenim gören fakülte, yüksekokul ve meslek yüksekokulu (MYO) öğrencilerinin; cinsiyetleri, öğrenim dereceleri, iş tecrübesinin varlığı ve çalışma şekillerinin sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutumlarının etkilenmesinin söz konusu olup olmadığı problemi ile araştırma yapılmıştır. Araştırmanın problem sorusuna cevap bulabilmek adına yapılan çalışmada basit tesadüfi örneklem yöntemi kullanılmıştır. Buna göre seçilen örneklem içerisinde yer alan 500 öğrenciye sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutum ölçeği anketi uygulanmıştır. Anket 5 dereceli Likert tipi ölçek kullanılarak hazırlanmış, veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi için de AMOS programı kullanılmıştır. Yapılan ankette kanuna aykırılık boyutu, sigortayı gereksiz görme boyutu ve sigortalılık bilinci olarak üç ayrı boyuta ulaşılmıştır. Bu anket çalışmasının sonuçlarına göre, Düzce Üniversitesi'nde öğrenim gören fakülte, yüksekokul ve MYO öğrencilerinin; cinsiyetleri, öğrenim dereceleri, iş tecrübesinin varlığı ve çalışma şekillerinin sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutumlarının etkilendiği ortaya çıkmıştır. Öğrencilerin cinsiyetleri ile sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutumları arasında anlamlı bir farklılık olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma şekli ile sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutum arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Lisans ve ön lisans öğrencileri arasında sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutumlarında anlamlı bir farklılık olduğu, iş tecrübesi olan ve iş tecrübesi olmayan öğrencilerin sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutumları arasında anlamlı bir farklılık görüldüğü, çalışılan sektör ile sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutum arasında anlamlı bir farklılığın var olduğu anlaşılmıştır.
Sosyal güvenlik sistemi sorunlarının sebep-sonuç zinciri
Sosyal güvenlik sistemimizin finansal anlamda zora düşmesine neden olan bazı nedenler bulunmaktadır. Literatür incelendiğinde bu nedenler arasında bir sebep-sonuç ilişkisinin olduğu gözlemlenmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, sosyal güvenlik sistemimizin problemlerinin nedenlerini ve sonuçlarını ortaya koyan bir sorun zinciri resmetmektir. Böylelikle ortaya konulan sorun zinciri, çözüm için gereken ilk adımı görmeyi kolaylaştıracaktır. Diğer bir değişle bahsedilen sorun zinciri aynı zamanda çözüm zinciri niteliği taşımaktadır. Yukarıda anlatılan amacın gerçekleştirilmesi için çalışma bölümleri oluşturulmuştur. 1.Bölüm'de sosyal güvenlik kavramına ve gelişimine değinilmiştir. Sosyal güvenlik kavramının Eski Türklerden Osmanlıya kadar gelişimi ve yakın geçmişte Avrupa'da modernize edilerek popüler bir çağ yaşadığı anlatılmıştır. 2.Bölüm'de sosyal güvenlik sistemimizi finansal göstergelerine yer verilmiştir. Tablo ve grafikler ile sistemin verdiği finansal açık gösterilmiştir. 3.Bölüm'e gelindiğinde sosyal güvenlik sistemimizin finansal açığına dolaylı veya doğrudan neden olan sorunlar tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu sorunların üzerine gidilerek kapsayıcı sorunlar genel boyutları ile anlatılmıştır. 4.Bölüm'e çalışmanın amacı, gerekçesi ve yöntemi aktarılmıştır. Beşinci bölümde, finansal açığa neden olan olası problemleri gösteren genel bir diyagram dâhil edilmiş ve yorumlanmıştır. Son bölümde ise çalışmada bahsedilen sorunlarla oluşturulmuş sebep-sonuç diyagramına göre, çözüm için atılacak ilk adımlar tespit edilmeye çalışmış ve bu yönde bazı önerilerde bulunulmuştur.