Socio-economics
105 theses under this subject heading
1950 seçimlerinde Türkiye'nin sosyo-ekonomik yapısının, Cumhuriyet Halk Partisi ve Demokrat Parti'nin seçim kampanyalarına etkisi
Cumhuriyet'in ilanı ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti'nde çok partili siyasal sisteme geçiş denemesi yapılmış ancak bu denemeler başarısızlıkla sonuçlanmıştır. II. Dünya Savaşı sonrasında tüm dünyada zihinsel ve toplumsal açıdan yaşanan değişimler Türkiye'yi de etkilemiş ve çok partili siyasal sistem nihayetinde başarılı olmuştur. Milli Kalkınma Partisi 1945 yılında, Demokrat Parti ise 1946'da kurulmuştur. Çok partili siyasi sistem büyük bir dönüşümün başlangıcı olmuştur. Küresel çapta yaşanan ekonomik krizler ve toplumsal yapıdaki sorunlar iktidar değişimine zemin hazırlamıştır. Türkiye'de çok partili siyasi sistemin başlaması ile birlikte sosyoekonomik yapısındaki değişimler, 1950 yılında Demokrat Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçim kampanyalarını etkilemiştir.
Doğal kaynak laneti ve Kazakistan'ın ekonomik politikaları
Bu tez çalışmasında, Kazakistan'ın siyasi, iktisadi ve sosyo-ekonomik tarihinin, bağımsızlık öncesi ile karşılaştırmalı olarak, doğal kaynak laneti tezi çerçevesinde incelenmesi amaçlanmıştır. Tezin temel iddiası, geniş maden, petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip Kazakistan'ın, bağımsızlığının ilk 25 yılında doğal kaynakların dış satımından elde ettiği rantı imalat sanayiine yönlendiremediği, bunun temel sebebinin ise doğal kaynak laneti olarak adlandırılan olgu olduğudur. Tez çalışmasında, Kazakistan'a ilişkin veriler, doğal kaynak laneti tezinin teorik altyapısı ve Kazakistan dahil farklı ülkeler için yapılan çalışmaların sonuçları ışığında, tarihsel bir bakışla incelenmiştir. Sonuç olarak, Kazakistan, bağımsız devlet olarak ilk 25 yılının sonunda, ekonomisi doğal kaynaklara ve kısmen bu kaynakları kullanan metal işleme, petrokimya gibi endüstrilere dayalı bir ülke olarak tanımlanabilir. Doğal kaynak laneti tezi kapsamında öngörülen çoğu mekanizmanın Kazakistan için önemli ölçüde geçerli olduğu söylenebilir. Hollanda hastalığı, ekonomik büyümenin düşmesi, ekonominin çeşitlendirilememesi, ihracatın doğal kaynaklara bağımlılığı, enerji ve sermaye yoğun üretim yapısının güçlenmesi, kurumsal ve yönetsel kalitenin düşüklüğü, insan sermayesine yeterince yatırım yapılamaması Kazakistan için geçerli tespitler olmuştur.
Türkiye'de Hristiyan İranlı sığınmacıların sosyo-ekonomik durumları ve sorunları: Ankara örneği
Bu tez Türkiye'deki İranlı mülteciler ve İranli Hristiyan mültecilerin sosyo- ekonomik durumları ve sorunlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda mültecilerin durumunu daha iyi anlamak için genel olarak ve dünyada mültecilik ele alınacaktır. Birinci bölümde mülteci, sığınmacı ve göçmen kavramları ve arasındaki farklar ve uluslararası platformda mültecilik irdelenecektir. İkinci bölümde Türkiye'deki mülteciler ve onların hukuki statüleri incelenecektir. Üçüncü bölümde Türkiye'deki İranlı mültecilerin geliş nedenleri ve sorunlarına değinilecektir. Son bölümde ise tezin ana eksenini oluşturan Hristiyan İranlıların Türkiye'deki sosyo-ekonomik durumları, din yaşantıları, siyasal durumları, sorunları ve Türkiye'den geleceğe yönelik beklenti aktarılacaktır.
Ağız ve diş sağlığı hizmetleri yönetiminde sosyal ve ekonomik faktörlerin etkisinin belirlenmesi konusunda bir araştırma
Sağlık sektörü son yıllarda dünyada giderek artan önemi ve sağlığın vazgeçilmezliği dolayısıyla tüm dikkatleri ve yatırımları üzerine çekmiştir. Türkiye'de de yapılan özel girişimlerde sağlık sektöründe önemli bir paya sahiptir. Yapılan bu girişimler dolayısıyla hem işletmeler hem de akademik çevre için önemli bir inceleme konusu olmuştur. Hizmet işletmelerinin en saf örneklerinden birisi olan sağlık işletmelerinde hizmet kalitesinin artırılarak ülkenin her tarafında ulaşılabilir olması, eşit vatandaşlık hakkı ile koruyucu diş hekimliğinden faydalanması sağlanırken ağız diş sağlığı yönetiminin de gerekli tedbirleri alması gerekmektedir. Ağız ve diş sağlığı seviyesinin geliştirilmesinde, ağız diş sağlığı değerlerinin tam olarak tespit edilmesi önemlidir. Ağız sağlığı halkın çok ciddi sağlık sorunları arasında yer aldığı bilinmektedir. Kötü ağız hijyeni kişinin yemesi, uyuması, öğrenmesi ve öz güveni ile yakından ilgilidir. Ağız hijyeni kötülüğü, özellikle risk altındaki çocuklarda koruyucu tedavilerle erken tanıştırılarak kontrol altına alınmalıdır. Bu araştırmada, bireylerin yaşadığı sosyal hayat ile ağız hijyenleri arasındaki ilişkiyi belirleyerek, koruyucu tedavi ile onları tanıştırmak, ve ağız diş sağlığı yönetimine alınacak bazı tavsiyelerde bulanarak yönetimin da etkin ve verimli çalışması sağlanacak, bu şekilde bireylerin koruyucu ağız diş sağlığı hizmetlerine ulaşımı kolay, rahat, ucuz olması amaç olarak görülmektedir. Bu araştırma yapılırken özel kliniğe gelen hastalara sorular sorularak demografik veriler alınmış, hastanın ağız muayenesi yapılarak da ağız bulguları elde edilmiştir. Diş hekimi tarafından yapılan muayenede ise bakteri plağı indeksi hesaplanmıştır. Yapılan araştırmanın sonucunda ulaşılan sonuç; Türkiye'deki sağlık otoriteleri tarafından toplum ve okul tabanlı ağız-diş sağlığına yönelik koruyucu ve geliştirici programların uygulanmasının teşvik edilmesi gerektiği ve koruyucu tedavilerle erken tanışan çocukların devlete ağız sağlığı açısından maliyetinin önemli ölçüde azalacağı şeklindedir. Bu şekilde vatandaşların daha mutlu ve daha sağlıklı olacağı öngörülmektedir.
COVID-19 pandemisinin Türkiye şehir akvaryumları üzerine etkisi
Koronavirüs pandemisinin 2019'un (Covid-19) yayılmasını azaltmak için tüm dünya genelindeki ülkeler, şehir akvaryumlarının kapatılması da dahil olmak üzere sosyal etkileşimlere sınırlamalar getirmiştir. Türkiye'nin farklı şehirlerindeki on beş şehir akvaryumu, Covid-19 pandemisinden önce şehirlerin ekonomik olarak büyümesine katkıda bulunmuştur. Bu tezde, küresel Covid-19 salgınının Türkiye'de ki şehir akvaryumları üzerine etkileri araştırılmıştır. Veriler temsili dört farklı şehir akvaryumlarından elde edilmiştir. Araştırmada yüz yüze anket yöntemi kullanılmıştır. Kırk bir soru sorulmuştur. Anket sonuçlarına göre, Covid-19 pandemisi halka açık akvaryumların neredeyse tüm özelliklerini etkilemiştir. Covid-19 pandemisi nedeniyle, uzun süreli ve tekrarlayan şehir akvaryumlarının kapanışları, Türkiye'de ki şehir akvaryumlarına ziyaretçilerin aniden durmasına neden olmuştur. Ziyaretçi sayısı % 37,5 azalmıştır. Halka açık akvaryumların aktiviteleri bir akvaryumda % 100, diğer iki akvaryumda % 25 ve % 5 azalmıştır. Covid-19 pandemisi sırasında tüm şehir akvaryumlarında ki işçi sayıları % 25 oranında azalmıştır. Şehir akvaryumlarının % 100'ü devlet ve/veya başka herhangi bir kuruluş tarafından finansal olarak desteklenmemiştir. Şehir akvaryumlarında Covid-19 pandemisi sonrası akvaryum canlılarının % 25'inde stres gözlemlenmiştir. Bu sonuçlar, halka açık akvaryumları ve pandemi uygulamalarının etkilerini yansıtan Covid-19 kapanışlarının değişken etkilerini göstermektedir. Bu araştırmadan elde edilen bulgular, şehir akvaryumlarının Covid-19 pandemisi gibi felaketlere karşı önceden hazırlıklı olmalarında faydalı olabilir. Ayrıca Türkiye'de ki tüm şehir akvaryumlarını kapsayan ulusal bir organizasyonun kurulmasını ve "Türkiye Şehir Akvaryumları Grubu" adını almasını öneriyoruz.
Rize ilinde çay işletmelerinin sosyo-ekonomik yapısı ve pazarlama sorunları
Rize ilinde çay üretimi yapan işletmeleri (Türkiye çay üretiminin %68.18) hedef kitle alan bu çalışmanın amacı; çay üretiminin ekonomik ve pazarlama yapısını irdelemek, bölgede çayın üretim ve pazarlama sorunlarını ortaya koymak, bölgede çay üretimini geliştirmeye yönelik öneriler geliştirmektir. Çalışmanın ana materyalini, Rize ili Merkez, Fındıklı, Ardeşen ve Çayeli ilçelerinde çay üretimi yapan işletmelerden anket yöntemi ile elde edilen birincil veriler oluşturmaktadır. Anket uygulanacak örnek sayısının belirlenmesinde tabakalı örnekleme yöntemlerinden Neyman Yöntemi kullanılmıştır. Ana kitleyi temsil edecek örnek üretici sayısı 90 olarak hesaplanmıştır. Çay üretimi yapan işletmelerin genel yapısal özelliklerinin değerlendirilmesinde; çay işletmelerinin parsel büyüklüğü, işletmecilerin yaşı, eğitim durumu, gayri safi üretim değerleri (GSÜD) gibi göstergeler incelenmiştir. Rize ilinde ortalama çay üretim alanı 8.79 dekar olup, %96.33'ü kendi mülkleridir. Bölgedeki çay üreticilerinin %38.89'u ilkokul, %21.11'i üniversite, %20.00'si ise ortaokul ve lise mezunudur. Çay üreticilerinin ortalama 4.3 kişi olan aile nüfusunun, %53.75'i 15-49 yaş grubunda, %29.20'si 50 yaş ve üstü yaş grubunda yer almaktadır. İşletmeler ortalamasında çay GSÜD 28253.33 TL'dir. Maliyetler belirlenirken Tek Ürün Bütçe Analizi Yöntemi kullanılmıştır. Çay üretimi yapan işletmeler ortalamasında üretim maliyetleri 17223.6 TL'dir. Üretim maliyetlerinin %37.29'unu değişen maliyetler, %62.70'ini sabit masraflar oluşturmaktadır. Araştırma sahasında ve Türkiye'de çay üretimini artırmak için öneriler ise; üreticilerin bilinçlendirilmesi, üreticilerin kooperatifleştirilmesinin artırılması girdi maliyetlerin düşürülmesidir.
Hükümlülerin sosyo-ekonomik sorunları ve sosyal hizmet: Bingöl M tipi kapalı-açık ceza infaz kurumu örneği
Bu araştırma suç ve sosyal hizmet ilişkisi bağlamında Bingöl M Tipi Kapalı-Açık Ceza İnfaz Kurumunda kalan hükümlülerin sosyo-ekonomik sorunlarını ve ihtiyaç duydukları sosyal hizmet uygulamalarını ortaya koymak amacıyla yapılan betimsel bir çalışmadır. Toplumsal normlar toplumun düzenini ve devamlılığını sağlayan toplumsal sistemin unsurlarıdır. Toplumsal normlardan sapma eğilimi bazı sorunları ortaya çıkarabilmektedir. Bu sorunların en belirgin olanı ise suç olgusudur. Suç tarihte her zaman kendine yer edinmiştir ve insanlık tarihi boyunca da devam edecektir. Suç birçok bilim dalı ve disiplinler tarafından araştırılmıştır. Her disiplin kendi bakış açısıyla suçu açıklamaya çalışmıştır. Ayrıca suçu incelerken suçlulara da değinmek gerekmektedir. Dolayısıyla hükümlülerin yaşadığı sosyo-ekonomik sorunları, ihtiyaç duydukları sosyal hizmet müdahalelerini, suç işleme nedenlerini ortaya koymak bu araştırmanın temel amaçlarındandır. Araştırmada genel tarama modeli kullanılarak nicel bir çalışma yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Bingöl M Tipi Kapalı-Açık Ceza İnfaz Kurumunda kalan 250 adli hükümlü oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak hükümlülerin sosyo-ekonomik sorunlarını ortaya koymaya yönelik görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmada ortaya çıkan verilerde değişkenler arasındaki ilişkiyi ortaya koymak adına ki-kare analizi kullanılarak incelenmiştir. Araştırma sonucunda hükümlülerin yaşları ile suç türleri, aylık gelirleri ile suç türleri, suç işleme nedenleri ile suç türleri, hükümlülerin aile ve yakınlarıyla olan ilişkileri ile ziyarete gelme sıklığı, sosyal destek olma durumları arasında ki-kare analizi sonucunda anlamlı bir ilişki (X2<0,05) olduğu tespit edilmiştir. Ancak grupların homojen dağılması dolayısıyla hükümlülerin öğrenim durumu ile suç türleri, medeni durumları ile suç türleri, meslekleri ile suç türleri arasında ki-kare analizi sonucunda anlamlı bir ilişki olmadığı (X2>0,05) tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular hükümlülerin suç işleme nedenlerini, ceza infaz kurumunda bulundukları infaz süreci boyunca ve ceza infaz kurumundan tahliye sonrası süreçte de yaşadıkları sosyo-ekonomik sorunlar ile ihtiyaç duydukları sosyal hizmet müdahalelerini ortaya koymaktadır. Bunun yanısıra suçun önlenmesine yönelik önerilere de yer verilmektedir. Dolayısıyla çalışma sonucunda sosyal hizmet alanı için önemli bulgular elde edilmiştir.
Aile çiftçiliğinde beka stratejileri: Nazilli'de incir üreticiliği örneği
Bu araştırma, 2000'li yıllardan itibaren uygulamaya konulan tarımsal uyum politikaları ve tarımsal emtia piyasalarında korumacılığın ortadan kalktığı ve küreselleşmenin etkilerinin özellikle küçük üreticilerin varlıklarını sürdürmelerini zorlaştırdığının iddia edildiği bir bağlamda, aile çiftçiliğinin bekasını konu edinmekte ve ampirik veriler ışığında alana müdahil kuramsal iddiaların ve açıklamaların bir değerlendirmesini yapmaktadır. Araştırmanın temel iddiası, neoliberal kapitalist piyasaların, köylülüğün bekası üzerinde tek doğrultuda ilerleyen veya tek biçimli bir dönüşüm meydana getirmediği ve bekanın tek bir nedensel unsur temelinde açıklanamaz olduğudur. Bu iddia, toplumsal yapının olumsal, ilişkisel, çok katmanlı ve çoklu nedensellik üzerine kurulu hüviyetinden hareketle ileri sürülmektedir. Araştırmanın ampirik verileri, Batı Anadolu'da yer alan Aydın/Nazilli'ye bağlı Işıklar Köyü'nde 2018 yılında yapılmış olan saha araştırması yoluyla derlenmiştir. Işıklar, küçük ölçekli aile çiftçilerinin önemli ölçüde emek yoğun ve ağırlıkla ihracata yönelik olarak yapılan kuru incir üreticiliğinde uzmanlaştığı bir vakayı temsil etmektedir. Bu köy aynı zamanda literatürde sıkça dile getirilen yoksulluğun kırsallaştığı ve köylülüğün çözüldüğü yönündeki iddiaların da geçerliliğinin sorgulanmasına olanak sunan bir maddi refah düzeyine sahiptir. Bu nedenle, köy, küçük köylü ya da aile çiftliklerinin varlıklarını tehdit ettiği düşünülen çeşitli faktörlere nasıl tepki verdikleri ve onlarla nasıl mücadele ettiklerinin değerlendirilmesi adına ilgi çekici bir vakayı temsil etmektedir. Çalışma, neoliberal kapitalist piyasa koşullarını, modernleşmenin etkisi altında meydana gelen toplumsal ve kültürel değişim örüntülerini ve çeşitli yasa ve düzenlemeleri çiftçi topluluklarının varlığını sürdürmeleri üzerindeki üç temel dışsal baskı unsuru olarak ele almaktadır. Ancak hanehalkları bu baskı unsurlarına, sahip oldukları maddi ve toplumsal kaynakları ve kültürel normları, kendilerini iktisadi ve toplumsal olarak yeniden üretebilmek için örgütlemek ve harekete geçirmek suretiyle direnç göstermektedirler. Araştırmanın bulguları, neoliberal tarım politikalarının önemli olmakla birlikte, beka üzerinde asli değil ikincil bir baskı mekanizması olarak tanımlanabileceğini göstermektedir. Buna karşılık modernleşmeye ve iktisadi gelişmeye bağlı olarak artan tüketim düzeyi, değişen yaşam tarzı ve standartlarının doğurduğu yeni ihtiyaçlar ve toprağa erişime ilişkin toplumsal ve yasal kurallar çiftçiler üzerinde daha büyük bir baskı unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak, bu baskılar giderek derinleşen bir yoksulluk ve köylülüğün çözülmesine yol açan tek tip bir dönüşüm üretmemekte ve fakat tarım dışı gelir kaynaklarına artan bir bağımlılık ortaya çıkmaktadır.
Ailenin sosyo-ekonomik düzeyi ile yüksek öğretime giriş arasındaki ilişki: Sudan-Hartum üniversitesi örneği
Bu çalışma yükseköğretime erişim (access to higher education) ile ailenin sosyo-ekonomik düzeyi ya da sosyal sınıf konumu arasındaki nedensel ilişkinin mahiyeti hakkındadır. Bu ilişki Sudan Cumhuriyeti'nde Hartum Üniversitesi'nde yapılmış bir vaka çalışması yoluyla incelenmektedir. Araştırmanın temel sorusu, öğrencilerin sınıfsal kökenleri ile üniversitede kaydoldukları bölümler arasında ne türden ve ne yönde bir nedensel ilişki olduğu ve bu ilişkinin eğitim politikaları, toplumsal dışlanma ve mahrumiyet üretme kabiliyetinde olan diğer toplumsal etmenler ve bireysel vasıflar ile nasıl bir etkileşim içinde şekillendiğidir. Çalışma, sınıf kuramları ve toplumsal sınıf konumu ile eğitimsel başarı arasındaki ilişkileri açıklamaya çalışan kuramsal yaklaşımlar dikkate alınmak suretiyle nitel bir araştırma olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın ampirik verileri 2017-2018 eğitim yılı itibariyle Hartum Üniversitesi'nde kayıtlı bulunan ve toplam sayıları 27,000'i aşan lisans öğrencisi arasından kendilerine kartopu örneklemi yöntemiyle erişilmiş olan 40 öğrenci ile yapılan derinlemesine mülakatlar vasıtasıyla derlenmiştir. Bu 40 öğrenci, öğrencilerin üniversiteye kabul edilme puan aralığı dikkate alınarak oluşturulmuş olan beş farklı tabakada yer almakta olup, araştırma sürecinde her bir tabakada yer alan 6 ila10 öğrenci ile mülakat yapılmıştır. Araştırma verileri hem tabaka içi hem de tabakalar arası (yani vaka-içi ve vakalar-arası) karşılaştırma yoluyla, toplumsal sınıf konumunun ve toplumsal dışlanma biçimlerinin ifadesi olan etkenlerin yine belli sınıf konumlarına erişimin mesleki temelini oluşturan belli akademik bölümlere erişimi nasıl etkilediğini ortaya koyacak şekilde niteliksel olarak analiz edilmiştir. Bu analizin amacı sınıf kökeni ve toplumsal dışlanma örüntülerinin eğitim kurumu üzerinden başlangıçtaki toplumsal sınıf konumlarının değişen şartlar altında yeniden üretilmesi ve sürdürülmesine nasıl bir katkı sağladığı ve nedensel mekanizmalarının nasıl işlemekte olduğuna dair nedensel bir değerlendirme yapmaktır. Araştırma bulguları, bir bütün olarak, eğitim hareketliliğinde bireylerin gösterdikleri veya gösterebilecekleri performans veya başarının derecesinin onların bireysel biyografilerinin ve yeteneklerinin birçok yapısal eşitsizlik biçimleri ve bunları ifade eden avantaj ve dezavantajlar ile tam olarak nerede, ne zaman ve nasıl kesiştiği ile alakalı olduğunu göstermektedir. Bu kapsamda üst ve üst-altı sosyal sınıfların eğitim hareketliliği yoluyla kendi konumlarını sürdürmede avantajlı bir durumda oldukları görülmektedir. Onlar bunu öncelikli olarak sahip oldukları toplumsal, iktisadi ve kültürel sermayelerini erken yaştan itibaren çocuklarının daha kaliteli bir eğitim almalarını sağlayarak onların "prestijli fakülteler"e girebilmek için ihtiyaç duydukları liyakate yani üniversiteye giriş için gerekli yeterli puana dönüştürmek suretiyle yapmaktadırlar. Giriş puanının yetersiz olduğu durumda ise özel kabul yoluyla, yani yetersiz olan puanı telafi etmek için belirlenmiş bir çerçeve içinde özel öğrenim ücreti ödemek yoluyla sağlamaktadırlar. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Sınıf, Toplumsal Cinsiyet, Eğitimsel Başarı, Toplumsal Dışlanma, Kır, Kent, Hartum Üniversitesi, Yükseköğretim
Sosyo-ekonomik düzeyin çocukların okuma alışkanlıkları üzerine etkisi: Ankara'daki ilköğretim sekizinci sınıf öğrencileri üzerine bir araştırma
Okuma, çocukluk yıllarında kazanılan bir beceri olarak yıllar içinde geliştirilen, düzenli ve sürekli yapıldığında alışkanlık haline gelen bir beceridir. Bireysel ve toplumsal gelişim açısından çok önemli olduğu bilinen okuma alışkanlığının kazanılmasında en önemli unsurların başta aile, okul öğretmen, kütüphaneler olduğu söylenebilir. Sosyo-ekonomik etkenler ise bu sürecin unsurları üzerinde doğrudan etkili olmaktadır. Çocuğun anne babasının eğitim ve gelir düzeyi, mesleği gibi sosyo-ekonomik özellikleri, eğitim alınan okulların özellikleri ve içinde yaşanılan çevre gibi faktörler sosyo-ekonomik düzeye göre değişebilmekte ve tüm bunlar okuma alışkanlıklarını etkilemektedir. Bu açıdan çocukların okuma alışkanlıklarının sosyo-ekonomik etkenler bağlamında araştırılması ve ortaya çıkan sonuçlar okuma alışkanlığı sorununun çözümüne yönelik uygulamalara büyük katkı sağlayacaktır. Bu araştırmada, Ankara'da farklı sosyo-ekonomik koşullarda yaşayan sekizinci sınıf öğrencilerinin okuma alışkanlıkları ailenin gelir düzeyi, anne babanın eğitim düzeyleri, meslekleri ve coğrafik köken gibi sosyo-ekonomik özellikler temelinde incelenmiştir. Araştırmanın evrenini, Ankara il merkezi sınırları içinde yer alan 3 ilçede bulunan ortaokullardaki 8. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. 3 ilçe, 8 ortaokul, 256 öğrenci ile örneklenen araştırma betimleme yöntemi ile gerçekleştirilmiş, verilerin toplanmasında anket tekniği kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre, gelir düzeyi, anne babanın eğitim düzeyi ve mesleği, coğrafik köken olarak belirlediğimiz sosyo-ekonomik özellikler ile öğrencilerin okuma alışkanlıkları arasında anlamlı ilişkiler bulunmaktadır. Güçlü okuma alışkanlığına sahip olanlar daha çok orta ve alt orta gelir düzeyindeki öğrenciler, orta düzey okuyucular üst ve üst orta gelir düzeyindeki öğrenciler ve zayıf düzey okuyucular ise daha çok alt ve alt orta gelir düzeyindeki öğrencilerdir. Öğrencilerin okuma alışkanlıkları ile arasında en güçlü ilişkinin bulunduğu sosyo-ekonomik özellik, vi "gelir düzeyi", "eğitim" ve "meslek", en zayıf ilişkinin bulunduğu sosyo-ekonomik özellik ise "coğrafik köken"dir. Elde edilen sonuçlara göre, "Ankara'daki ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin kitap okuma alışkanlıklarının düzeyi, sahip oldukları sosyoekonomik özelliklere göre değişmektedir" biçiminde belirlenen araştırma hipotezi doğrulanmıştır. Anahtar Sözcükler İlköğretim öğrencileri, Okuma alışkanlığı, Okuma kültürü, Sosyo-ekonomik özellikler, Sosyo-ekonomik etkenler, Ankara.
Sosyal ve ekonomik destek hizmetinden faydalanan çocuğu olan kadınlar: Yoksulluk algıları, deneyimleri ve baş etme yöntemleri
Bu araştırma, haklarında korunma kararı olmaksızın bir yıl ve uzun süreli SED hizmeti ile aile yanında desteklenen çocuğu olan kadınların yoksulluk kavramına ilişkin algılarını ortaya koymayı, gündelik yaşantılarına ait deneyimlerinin temel haklar içerisinde yer alan beslenme, barınma, eğitim, sağlık ve sosyal yaşam üzerinden anlaşılmasını ve karşılaşılan güçlüklerden doğan baş etme yöntemlerinin ortaya çıkarılmasını hedeflemektedir. Aynı zamanda araştırma, kadınların hizmetten faydalanma sürecini değerlendirerek bu hizmetin mevcut yoksulluk algı ve yaşantılarında meydana getirdiği değişimi ortaya koymaya yönelik gerçekleştirilmiştir. Fenomenolojik yaklaşımın temel alındığı, nitel desende tasarlanan bu araştırmada maksimum çeşitlilik örneklemesi kullanılarak 15 kadın ile yarı yapılandırılmış görüşme formu arayıcılığıyla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Veri inşa sürecinin tamamlanmasının ardından elde edilen veriler tematik analiz yoluyla çözümlenmiştir. Bu çerçevede 3 ana tema görünür olmuştur: Kadınların Yoksulluğa Yönelik Algıları, Kadınların Yoksulluk Deneyimleri ve Baş Etme Yöntemleri, SED Hizmetinin Değerlendirilmesi. Araştırma sonucunda yoksul kadınlar yoksulluk kavramını beslenme, barınma, giyim gibi temel gereksinimlere ulaşamamak ve parasal sistemin dışında ruhsal/ duygusal yetersizliğe neden olan bir kavram şeklinde tanımlamışlardır. Kadınların yoksulluğun nedenleri kapsamında mikro ve mezzo ölçekte bir sorgulama içerisinde oldukları, yoksulluk yaşantısı içerisinde birçok farklı olumsuz duyguyu aynı anda yaşadıkları ve hem bu duygular hem de erişilemeyen haklar çerçevesinde mücadele yöntemleri geliştirdikleri anlaşılmıştır. Beklenen mücadele yöntemlerinde ise hayırseverlik ve hak temelli politikalar kıskacında bir ikililik söz konusudur. Kadınların gündelik yaşam deneyimlerinin toplumsal cinsiyet rolleriyle bağlantılı sorunlar doğurduğu ve kadınların asgari insani bir yaşam çizgisinin çok daha altında oldukları görülmüştür. SED hizmetinin yoksulluk algı ve yaşantılarda önemli dönüşümler yarattığı ve hizmetin temel haklara ulaşabilmek için kullanıldığı anlaşılmıştır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda hizmetten faydalanan aile bireylerinin güçlendirilmesine ve SED hizmetinin uygulanma sürecine ilişkin öneriler geliştirilmiştir.
Essays on the components of demographic change in Turkey: An application of decomposition methods
This dissertation aims to examine the components of demographic change in Turkey using decomposition methods. Trends in mortality, fertility, and population growth are separated into their components for exploring the effect of age and socioeconomic factors to the demographic change over time. This study consists of two main chapters in essay type on the decomposition of mortality measures and decomposition of fertility and population growth measures. In the first essay, long-term mortality trends are decomposed using direct and indirect mortality estimates based on demographic surveys and censuses. In addition, data sets of Turkish Demographic and Health Surveys conducted in 1993 and 2013 are used to examine the impact of social factors on mortality changes after 1990. The analysis has shown that the long-term mortality improvement was due to reductions in mortality rather than age structure. The greatest contribution to this decrease was the improvement in infant mortality rates. After 1990s, mortality levels have converged in all sub-population groups, although there was a significant disparity in age patterns of mortality. Fertility and population growth measures are analyzed in the second essay. Fertility decompositions are conducted by using data sets of Turkish Demographic and Health Surveys conducted in 1993, 2003 and 2013; while indirect estimates from secondary data sources are used to decompose crude rate of natural increase. Decomposition analysis has shown that the effect of increasing age at marriage and fertility postponement was evident in the study period. In addition, fertility variation between population groups persisted, and educational level was the most significant socioeconomic factor contributing to fertility change. Although Turkey's demographic transition is nearly completed, divergences in demographic conditions persist across sub-population groups. Some of the socioeconomic factors contributing to this divergence are discussed in this study. However, it should be taken into account that cultural and ideational factors also contribute to demographic divergence. Considering the results of this study in terms of the course of demographic change in Turkey, it can be predicted that, the completion of demographic transition in all population groups is anticipated to produce further declines in fertility, which, along with decreasing mortality, will lead to population aging.
Siyasî-sosyal ve ekonomik yönleriyle Diyarbakır (1946-1960)
İnsanlık tarihinin ilk yerleşim yerlerinden biri olan Diyarbakır, ticaret yolları üzerinde yer almış ve birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Diyarbakır'da hüküm sürmüş devletlerin kültürel, sosyal ve ekonomik zenginlikleri günümüze kadar gelmiştir. Bu bağlamda Diyarbakır'ın 1946-1960 yılları arasındaki siyasi, sosyal ve ekonomik yapısı ortaya konulmuştur. Toplam dört bölümden oluşan tezin ilk bölümünde; ilin kısa bir tarihçesi, coğrafi konumu, ilin adı üzerindeki değişiklikler ve nüfus yapısı üzerinde durulmuştur. Tezin ikinci bölümünde; Diyarbakır'da kurulan siyasi partiler ve faaliyetleri, ülke genelinde yapılan dört genel seçimin şehre yansımaları, seçim mitingleri ve propagandaları, seçilen milletvekillerinin doğum yerleri, yaş grupları, eğitim seviyeleri ve meslekleri birinci el kaynaklardan istifade edilmek suretiyle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Tezin üçüncü bölümünde Diyarbakır'ın sosyal ve kültürel alandaki faaliyetleri ve değişimi üzerinde durulmuştur. Eğitim alt başlığında özellikle TÜİK verileri detaylı analiz edilerek şehirde mevcut olan okul, öğretmen ve öğrenci sayıları verilmiştir. Elde edilen veriler tek parti dönemi ve çok partili dönem olarak incelenmiş ve çeşitli karşılaştırmalar yapılmıştır. Bu bölümde ayrıca halk eğitimi, kütüphaneler ve eğitim ile ilgili dernek ve kuruluşlar, Halkevi faaliyetleri, ulaşım, sağlık hizmetleri, spor faaliyetleri, sinema ve tiyatro alt başlıkları da yer almaktadır. Tezin dördüncü ve son bölümünde; Diyarbakır'ın ekonomik faaliyetleri elde edilen veriler ışığında değerlendirilmiştir. Ekonominin tarım ve hayvancılığa dayandığı şehirde bunlara bağlı gelişen sanayi, fabrika, küçük imalathaneler, el tezgâhları, oda, cemiyet ve derneklerin durumu açıklanmıştır. İlde üretimi en fazla yapılan tarım ürünleri ile hayvan türleri tespit edilerek, ülke ve bölge geneli karşılaştırmaları yapılmıştır. Anahtar Sözcükler Diyarbakır, Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti, Sosyal ve Kültürel, Ekonomi, Hayvancılık, Tarım.
Factors affecting infant mortality rates in Turkey: A geographical region analysis
The primary aim of the study is to reveal socio-economic factors that may have an effect on infant mortality rates. For this purpose, the development of infant mortality rates in the historical process has been examined and its importance in development goals has been put forward. Factors affecting infant mortality rates were evaluated and empirical analyzes were performed according to the level of development of countries and factors the most affecting infant mortality rates were determined. The reasons for the differences in infant mortality rate data sets are presented. Infant, neonatal and postneonatal mortality rates were investigated according to the First Level of Statistical Regions prepared by Turkish Statistical Institute. The infant mortality rate in Turkey is subject to the classification of regional discrimination has been revealed that the structure of infant mortality is similar to the situation in developed countries. The socio-economic factors impact on infant mortality are estimated by using panel data method and data of each provinces in Turkey for 2009-2014 period. According to the results of the study, infant mortality rate is mostly affected by the age factors which represent age of marriage of women and men. In addition, size of household is one of the factors affecting infant mortality rate. The number of persons per physicians and midwife are significant variables affecting the infant mortality rate. Education of women, as a education factor, is one of the important factors reducing the infant mortality rate. In this study, it was revealed that the marriages in middle ages and the education of women were the most influential variables in decreasing infant mortality rates.
Kadın sığınma evinde sosyoekonomik bir inceleme
Kadına yönelik şiddet ülkemizde sıklıkla görülen sorunlardan biridir. Kadınları şiddetten koruma ve bağımsızlıklarını/iyilik hallerini destekleme amacıyla yerel yönetimlere, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na ve sivil toplum kuruluşlarına bağlı kadın sığınma evleri kurulmuştur. Bu araştırmada kadın sığınma evlerinin Türkiye'de ve dünyadaki tarihsel gelişim süreci feminist hareket çerçevesinde ele alınmıştır. Bu araştırmanın amacı kadın sığınma evlerinin çalışma prensiplerini ve pratikte hizmetin nasıl yürütüldüğünü aktarmaktır. Ayrıca İzmir ilinde yerel yönetime ait bir kadın sığınma evinden hizmet alan 637 kadının yaş grupları, öğrenim düzeyleri, geliş nedenleri, kurumdan çıkış nedenleri vb. sosyoekonomik verileri incelenmiştir. Elde edilen bulguların ışığında şiddete uğrayan ya da uğrama riski bulunan kadın ve çocukların sığındıkları kurumlar olan kadın sığınma evlerinin aynı zamanda barınma amaçlı kullanıldığı da görülmüştür. Hizmet alanların çoğunlukla 26-50 yaş aralığında olduğu, öğrenim düzeylerinin düşük olduğu ve sosyal desteklerinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu bulgular literatürdeki diğer araştırma sonuçlarını destekler niteliktedir. Kadın sığınma evlerinin sayılarının arttırılmasının ve hizmetin kadın ve çocukların ihtiyaçlarına yönelik verilmesinin oldukça önemli olduğu görülmüştür.
MÖ 547-494 yılları arasında İonia'nın siyasi, ekonomik ve kültürel durumu
Bu tez çalışmasında, İonia'da MÖ 547/546 yılında başlayan Pers egemenliği ile MÖ 594 yılları arasında İonia İhtilali ile sonuçlanan süreç içerisinde İonia kentlerinde siyasi, ekonomik ve kültürel açıdan izlenebilen gelişmeler incelenmiştir. İlk bölüm, Pers dönemi öncesi İonia kimliği ve bölgedeki Lydia hegemonyasının İonia üzerindeki etkilerine ve İonia, Lydia ilişkilerine odaklanmaktadır. İkinci bölümün konusunu Yakın Doğu'da güçlenen Pers İmparatorluğu'nun Lydia Krallığı'na son vermesi ile bölgede başlayan Pers egemenliği altında İonia'da izlenen ilk gelişmeler oluşturmuştur. Üçüncü bölüm beş başlık altında incelenmiştir. İlk başlıkta, Geç Arkaik Dönem içerisinde İonia'nın Pers satraplık yapılanması altındaki konumu, İonia'da tiranlık yönetimleri, demokrasi (isonomia) arayışları, erken Pers yönetim mekanizması ve İonia kentlerinin siyasi durumu tartışılmıştır. İkinci başlıkta MÖ 6. yüzyılın ikinci yarısında İonia'da var olan savunma sistemleri, kutsal alanlar, tapınaklar, konut alanları, nekropolisler ve diğer veriler arkeolojik bulgular ışığında kent bazında ayrıntılı olarak incelenmiştir. Üçüncü başlık altında, İonia ekonomisinin ana unsurlarını oluşturan tarım ve ilişkili endüstriyel etkinlikler, ticaret ve paralı askerlik kurumu Arkaik Dönem içerisindeki gelişimleri ile birlikte irdelenmiş, İonia ekonomisinde meydana gelen değişiklikler nümizmatik veriler ışığında tartışılmış, Pers vergi politikaları ve Pers İmparatorluğu'nun varlığı ile birlikte ticaretin yönünde bir değişiklik olup olmadığı sorgulanmıştır. Dördüncü başlıkta İonia kentlerinde bilimsel düşüncenin ortaya çıkışı ve İonia felsefesi Arkaik Dönem içerisindeki gelişimi ile birlikte incelenmiştir. Beşinci başlık altında İonia seramik ve heykel sanatının genel gelişimi ve bu alanda Pers varlığı ile birlikte gerçekleşmiş olabilecek etkileşimin izleri aranmaya çalışılmıştır. Dördüncü bölümde ise MÖ 499 yılında başlayan ve MÖ 494 yılında sonuçlanan İonia İhtilali süreci ayrıntılı olarak tartışılmış ve ihtilalin nedenleri sorgulanmıştır. Çalışmanın son bölümü ise sonuçtan oluşmaktadır.
Financialization and morality: Indebtedness under a new regime of "need" in Turkey
This thesis studies the overgrowth of household indebtedness, which has gained enormous speed and intensity through the rapid introduction of consumer credits in 2000s in Turkey, and the moral discourses that promote and accompany this encounter. Through the promotion of credit mechanism as a way of economic self-sustenance by the state, Turkey has been hauled into the problem of household indebtedness for the first time under the AKP government. In line with a redefinition of the engagement with modern finance, the moral norms against finance and especially the use of credit have been reformulated by the strategic utilization of the notion of need in the financialization process. In this thesis, I am concerned with both the collaboration between the state and financial markets in relation to the promotion and practical application of the credit mechanism as well as the discursive investments buried in the concept of need. Therefore, first, I focus on the shifts in the social policy regime and in the attitude towards financial development by studying AKP's economic development project publicized in 2002. Second, I discuss the reformulation of the credit mechanism and the Islamic ban on interest by the Directorate of Religious Affairs in light of the current concerns of economic well-being and needs of subjects. Lastly, I systematically analyze the personal narrations about the credit mechanism from specific web forums that I had public access in order to explain how the concept of 'need' is articulated in a subjective manner. I argue that with the strategic utilization of the notion of need in the financialization process of the Turkish economy, there has emerged a new moral discourse that mainly refers to the urgency of economic needs and family structure, and paves the way for a harmonious encounter with modern financial instruments, which even bypasses the religious anxieties around the use of credits.
Güney Marmara'daki balıkçıların sosyo-ekonomik özellikleri ve sorunları
Bu araştırma Güney Marmara Bölgesi'nin kıyı şeridinde yer alan Bursa, Balıkesir ve Çanakkale illerine bağlı olan ilçe ve beldelerde yürütülmüştür. Araştırmanın amacı Güney Marmara Bölgesi'nde faaliyet gösteren balıkçıların sosyo-ekonomik yapısını ortaya koymaktır. Ayrıca hem Marmara Denizi hem de Ege Denizi'ne kıyısı olan Çanakkale ve Balıkesir illerinde seçilen örnekleme noktaları vasıtasıyla, balıkçığın sosyo-ekonomik yapısındaki alansal farklılıkların belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayvalık, Altınoluk, Burhaniye ve Cunda değerlendirme tabloları ve grafiklerinde yerel ismi olan KÖRFEZ, Gemlik, Mudanya, Armutlu, Kapaklı benzer şekilde GEMLİK, Babakale, Küçükkuyu, Gülpınar ÇANAKKALE, Bandırma, Karşıyaka, Erdek, Tatlısu, Çakıl, Şahinburgaz BANDIRMA ismiyle değerlendirmeye alınmıştır. Değerlendirmeye alınan bölgelerde faaliyet gösteren 199 balıkçıya 44 sorudan oluşan anket çalışması uygulanmıştır. Çalışma Şubat 2021-Ağustos 2022 tarihleri arasında araştırma sahalarında faaliyet gösteren balıkçılar ile yüz yüze gerçekleştirilmiştir. Saha uygulamalarından elde edilen anket cevapları bilgisayar ortamına aktarılmış, Microsoft Word ve Excel programları ile tablo ve grafikler haline getirilerek yorumlanmıştır. Balıkçılara sorulan anket soruları; balıkçıların yaşı, medeni durumu, öğrenim durumları, ev ve otomobil mülkiyetleri, sosyal güvenlik durumları, mesleki tecrübeleri, mesleğe başlama nedenleri, kooperatife üye olma durumları, devlet yönetiminden ve yerel yönetimden beklentileri, kullandıkları av araçları ve özellikleri, avladıkları ürünü pazarlama şekilleri ve yaşadıkları sorunları ele almıştır. Yapılan anket taramalarından elde edilen veriler düzenlenerek balıkçılığın sosyo-ekonomik yapısındaki alansal farklılıkları ortaya konulmuştur. Sonuç olarak literatür taramalarından elde edilen veriler ile anket taramalarından elde edilen verilere göre balıkçılığımızda eğitim düzeyinin arttığı, av araç-gereçlerinin geliştiği, balıkçıların SGK'ya giriş oranlarının arttığını gözlerken ev satın alabilme oranlarının düştüğü, balıkçı yaş ortalamalarının yüksek olduğunu ve çocuklarının bu işi yapmasını istemedikleri ortaya konulmuştur.
Yoksulluğu azaltma stratejisi kapsamında şartlı nakit transferi ve kadınların sosyo-ekonomik düzeylerine etkisi: Nazilli örneği
Yoksulluk küresel bir çapta yaşanan, bireyler, toplum ve ülkeler açısından ekonomik ve sosyal eşitsizliğe yol açan önemli bir sosyal sorundur. Ülkeler yoksullukla mücadele de birçok program ve stratejiler geliştirmektedir. Bunlardan biri de şartlı nakit transferleridir. Şartlı nakit transferleri ile çocukların eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimi sağlanarak onların geleceklerine yatırım yapılması dolayısıyla yoksulluğun kuşaklararası taşınmasının engellenmesi amaçlanmaktadır. Klasik burs yaklaşımlarından farklı olarak bünyesinde şartlılık ilkesi bulunduran ve yardımların anne esaslı olmasını benimseyen bu uygulama bir ilk niteliğindedir. Bu çalışmasının amacı Aydın İli Nazilli İlçesinde yaşayan şartlı nakit transferinden yararlanan kadınların sosyo-ekonomik durumlarına etkisini değerlendirmektir. Araştırmanın evrenini Aydın- Nazilli ilçesinde yaşayan Şartlı nakit transferinden yararlanan kadınlar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemi ise Nazilli İlçesinde yaşayan şartlı nakit transferinden yararlanan 20 kadın oluşturmuştur. Örneklem belirlemede, olasılığa dayalı olmayan örnekleme yöntemlerinden biri olan kartopu örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formu ile derinlemesine mülakat yöntemiyle bir nitel çalışma yapılmıştır. Görüşme sonunda elde edilen veriler analiz edilerek, yorumlanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgulara göre, şartlı eğitim yardımından faydalanan kadınların çocuklarının eğitimi için olumlu düşüncelere sahip olması ve bunu davranışlarına da yansıtarak çocuklarını düzenli olarak okula gönderme eğilimi içinde oldukları gözlemlenmiştir. Şartlı sağlık yardımından yararlanan ailelerin çocuklarını rutin sağlık kontrollerine gönderme konusunda hassas davrandıkları gözlemlenmiştir. Fakat ailelerin şartlı sağlık yardımından yardımından yararlanıyor olmasa da çocuklarını aile hekimlerine götüreceği tespiti yapılmıştır. Bu doğrultuda maddi yardım miktarının artırılması ve ailelerin eğitim ve sağlık hizmetlerine yönelik fikirlerinin farkındalık kazanmasının gerekli olduğu anlaşılmıştır. Araştırma sonucundan elde edilen çıkarıma ailelerin çocuklarını okula gönderme şartı ile aldıkları bu para onların sosyo-ekonomik durumlarına olumlu etki yarattığı için ailelerin çocuklarını okula gönderme konusunda daha özenli davrandığı tespiti yapılmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Yoksulluk, Şartlı Nakit Transferi, Kadın, Eğitim, Sağlık
Kapitalizm, Kayseri ekonomisi ve işadamları
KAPİTALİZM, KAYSERİ EKONOMİSİ VE İŞADAMLARIİnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim DalıDoktora Tezi: Mayıs-2012Danışman: Prof. Dr. Beylü DİKEÇLİGİLÖZET VE ANAHTAR KELİMELERAraştırmanın konusu kapitalist ekonomik sistem içerisinde, Kayseri ekonomisinin temel aktörleri olan işadamlarının ürettiği ve kentin ekonomik yapısına da karakterini veren sosyoekonomik süreçlerdir. Sosyoekonomik süreçlerle de, iş adamlarının maddi koşulları, zihniyet dünyaları ve davranışları ile bunlar arasındaki bağlantılar sonucunda ortaya çıkan etkileşim örüntüleri kastedilmektedir.Çalışmanın nihai hedefi ise kapitalist süreç ile bağlantılı olarak Anadolu'nun ekonomik gelişmesinde öncü bir rol üstlenen Kayseri ekonomisinin ve Kayserili sanayicilerin başarılarında/başarısızlıklarında sosyokültürel özelliklerin oynadığı rolü, mevcut kuramsal açıklamaların dışında kendi bağlamında açıklayabilme potansiyeline sahip bir kuramsal çerçeve oluşturmaktır.Araştırmanın metodolojik yaklaşımı bütüncül sosyolojik yaklaşımdır. Yöntem olarak sosyal hayatı kendi akışı içinde, derinlemesine anlamaya ve açıklamaya yönelik olan nitel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Araştırma tekniği olarak ise, alandan elde edilen verilere dayalı olarak bir kuram oluşturma amacı taşıyan temellendirilmiş kuram kullanılmıştır. Alandan elde edilen veriler Nvivo programında analiz edilmiş, analizlerin sonucunda ortaya çıkan kavramsal çerçevelerin modelleri oluşturulmuştur.Kayserili işadamlarının ve Kayseri ekonomisinin kapitalizme uyum süreci iş adamlarının arayışları ile gerçekleşmiştir. Bu arayışa yön veren ve onu biçimlendiren yapısal ve nedensel koşullar ise Kayserili işadamlarının kapitalizmin temel niteliklerine ilişkin algılarıdır. Bu nitelikler; sermaye algısı, pazar arayışı, uluslar arası rekabet, ülkeler hiyerarşisi, kapitalist ekonomik sistemde devletin rolü ile kaygan ve belirsiz ekonomik zemindir. Arayışın içinde gerçekleştiği Kayseri'ye özgü sosyoekonomik süreçler ile bu süreçler çerçevesinde oluşan uyum mekanizmaları paradigma modelinin bağlam ve eylem/etkileşim stratejileri unsurunu oluşturmaktadır. Bunlar; ticari birikim, devlet yatırımları, üretim mekânları, küreselleşme algısı ve oturmalardır. Nedensel yapısal koşullar ile bağlam ve eylem stratejileri neticesinde ortaya çıkan sonuçlar ise şu şekilde sıralanabilir: Temkinli girişimci, sektörel akışkanlık ve sektörel sıçrama, hâkim firmaların sunduğu imkânlar ve yol açtıkları sınırlamalar, ülkeler arasında eşitlenme eğilimi ve kurumsallaşma çabası.ANAHTAR KELİMELER: Kapitalizm, Girişimci, Kayseri Ekonomisi, Temellendirilmiş Kuram
Osmanlı yönetiminde Kıbrıs'ta üç köyün (Alayköy [Yerolakko], Türkeli [Ayvasıl] ve Kırklar [Timbu]) sosyo-ekonomik değişim ve dönüşüm tarihi (1570-1878).
Doğu Akdeniz'de jeopolitik ve jeostratejik öneme sahip olan Kıbrıs Adası, Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarının kesiştiği su yolları üzerinde olması bakımından, coğrafi açıdan çok önemli bir noktadır. Ada, yerleşime açıldığı Neolitik dönemden beri birçok devletin uğrak yeri olmuş ve siyasi çekişmelerin odak noktası olma özelliğini daima korumuştur. Özellikle bakır madeni ile meşhur olan ada, ilk çağlardan itibaren civar memleketlerle ticari ve kültürel ilişkiler içerisinde olmuştur. Mısır, Anadolu ve Ortado-ğu'da hakimiyet süren çeşitli uygarlıkların ticari, siyasi ve psikolojik üstünlük sağlaya-bilmeleri açısından kilit bir konumdadır. Coğrafi konumunun yanı sıra önemli yeraltı zenginlikleri ile doğal tabiatı gereği, çevresindeki devletlerin iştahını daima kabartmıştır. Tüm bu sebeplerden dolayı ada, Osmanlı Devleti'nin fetih siyaseti içerisinde önemli bir yer tutmuştur. Osmanlı Devleti fetihten hemen sonra 1572 yılında Kıbrıs'ta bir tahrir işlemi yapmıştır. Yapılan tahririn amacı, vergi ve insan kaynağının belirlenmesi, bölge-deki reayanın sahip olduğu emlak ve arazi kaynaklarının devletçe tespit edilmesidir. Bu çalışmada, H. 980 (1572) tarihli Kıbrıs tahrir defteri ile H. 1248 (1833) tarihli Lefkoşa Temettüat, 1643 Cizye Muhasebe, 1831 Kıbrıs Nüfus ile 1852-1853 Cizye Muhasebe defterinde kayıtlı, Yerolakko, Ayvasıl ve Timbu köylerinin 1570 ile 1878 yılları arasın-daki sosyo-ekonomik açıdan gelişim süreçleri ele alınmıştır. Anahtar Kavramlar: Kıbrıs Adası, Yerolakko, Ayvasıl, Timbu, Tahrir, Sosyo-Ekonomik.
Türkiye'de kadın işgücünün sosyo-ekonomik incelenmesi: Alt bölgeler (Düzey 2) üzerine bir uygulama
Tarih boyunca değişik statülerde yer alan ve bunun karşılığında herhangi bir maddi gelir elde edemeyen kadının, Sanayi Devrimi ile ücretli çalışma hayatına girmesi büyük bir devrim olmuştur. Kadının çalışma hayatına dahil olması birtakım sorunları da beraberinde getirmektedir. Bu sorunların başında kadının aile içindeki rolünü tam olarak yerine getirememesi gelmektedir. Türkiye'de, toplumu ayakta tutan aile kurumu son zamanlarda önemli bir değişim geçirmektedir. Bu değişimden kadın da büyük ölçüde etkilenmektedir. Türkiye'de son yıllarda artan kadın işgücünün boşanmaya etkisi çalışmanın asıl amacını oluşturmaktadır. Giderek artan boşanma sayıları toplumun en önemli yapıtaşı olan aile kurumunu derinden sarsmaktadır. Bu durum konunun ne kadar hassas bir boyutta olduğunu gözler önüne sermektedir. Ayrıca çalışmada boşanmayı etkileyen diğer değişkenlerin de üzerinde durulmuş aralarındaki nedensellik bağları incelenmiştir. Bu değişkenler; eğitimli kadın, boşanma, evlenme, kadın işsizliği, GSYİH (Kişi Başı), doğum, kadın istihdamı ve intihar eden kadın sayısı olmaktadır. Bu değişkenlerin arasındaki ilişkiler incelenmiş ve bununla ilgili öneriler sunulmuştur. Çalışmanın sonucunda kadın işsizliğinin, istihdamının ve işgücünün ayrı incelendiği regresyon analizinde; eğitim seviyesi lise altı olan bireylerin, doğum ve evlenme sayılarının boşanma sayıları üzerinde anlamlı etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kadın işgücünün ve istihdamının, boşanma ile aralarında nedensellik bağı tespit edilirken; işsizliğin, kadın nüfusunun, doğum ve intihar sayısının boşanma ile aralarında herhangi bir nedensellik bağı tespit edilememiştir. Çalışmada elde edilen sonuçlara bakıldığında, politika yapıcıların kadın iş gücüne katılım ve aile birlikteliği üzerine etkin stratejiler belirleyerek boşanmaların ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerini azaltabilecekleri söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Kadın İşgücü, Boşanma, Aile, Eğitim, İntihar, Doğum ve Granger Nedensellik Analizi
Tanzimattan Cumhuriyet'e Kütahya'nın sosyo-ekonomik kurumu
Batı Anadolu'nun tarihsel bakımdan en önemli kentlerinden Kütahya, İlkçağ tarihi uygarlıklarından Friglere ev sahipliği yapmıştır. Selçuklular zamanında Türk hakimiyetine giren Anadolu kenti Kütahya, bu dönemde Türk-İslam geleneklerine göre imar edilmiştir. Kentin her köşesinde Germiyanoğulları Beyliği'ne ait izler rastlamak mümkündür. Osmanlı Devleti'nin hakimiyetine girdikten sonra Şehzade Sancağı olarak, Osmanlının en güzide kentlerinden biri olmuştur. İdari olarak 1451 yılından 1833 yılına kadar Anadolu Beylerbeyliği'nin merkezi olan kent Osmanlı Sultanlarının yakından ilgilenmesine neden olmuştur. Tanzimat'ın ilanından sonra idari yapılanmadaki değişikliklerden sonra Hüdavendigar Vilayetine bağlı bir Anadolu kenti olarak varlığını devam ettirmiştir. Kentte Müslüman unsurlar kendileri dışında yaşayan gayri müslimlerle huzur ve hoşgörü içinde yaşamışlardır. Osmanlı sanatının en önemli örneklerinden biri olan çini Kütahya'da pek çok eserde kendini göstermiştir. Yine Osmanlı hububat ihtiyacının önemli bir kısmını da sağlayan kentte tarım faaliyeti fazlaca gelişmiştir. Anahtar Kelimeler: Temettuat, Salname, Çini, Sosyal hayat, Kütahya
The social and political economy of the late Ottoman Empire and modern Turkey (1908 – 1939)
Turkish modernization does not align with the endogenous type of modernization in which capitalist economic development plays a central role by triggering and carrying on social and political modernization. On the contrary, it was an exogenous type of modernization carried out by a group of ruling elite via adapting modern social and political institutions to an economically, socially and politically underdeveloped state. Undoubtedly, the time period that begins with the Young Turk Revolution in 1908 and continues up to the inception of World War II in 1939 is the radical progressive epoch of Turkish modernization. This period demonstrates a great deal of continuity of modernization on the basis of nationalist, positivist and secularist ideas despite the fall of the Ottoman Empire in 1922 and the establishment of The Turkish Republic in 1923. However, during this period, the majority of the traditional Turkish society, which can also be labelled as a primitive political community, frowned on modernization process as they had no need for highly developed social and political institutions. Therefore, either during the governance of the Committee of Union and Progress or the governance of the Kemalists, modernization attempts were met with resistance arising from society. In some instances, it was experienced that these resistances transformed into counter revolutionary and reactionary rebellions. Hence, the most effective and efficient implementations on the route of economic, social and politic modernization were secured in the statist, mono-party periods when the anti-modernizers were politically restrained. Besides, the economic and social modernization was also accelerated with the intensive state involvement according to the framework of statist social and economic programs. Depending on the historical records, this study argues that the centralist and statist political implementations rather than pluralist and liberal implementations were more effective towards modernization goal in economic, social and political arenas during the period between 1908 and 1939. Also, this study seeks to create a new perspective on the concept of authoritarianism by reinterpreting the statist policies on the way of modernization.