Social anxiety

147 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir tıp fakültesi öğrencilerinde internet bağımlılığı ile sosyal anksiyete ve dürtüsellik düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

İnternet kullanımı dijitalleşen dünyada hızla artmaktadır. İnternet bağımlılığı kavramı internetin halkın kullanımına sunulduğu ilk yıllarda ortaya çıkmasına rağmen günümüzde akademik anlamda sıkça dile getirilmekte ve potansiyel tehlikeleri vurgulanmaktadır. İnternet bağımlılığı interneti aşırı kullanma isteği, bu isteğin önüne geçilememesi ve sonuç olarak işlevselliğin bozulması ile karakterizedir. Bu çalışmanın amacı Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinde internet bağımlılığı düzeylerini ve internet bağımlılığı yaygınlığını ölçmek, internet bağımlılığının sosyal anksiyete ve dürtüsellik düzeyleri ile ilişkisini ortaya koymaktır. Kesitsel tipteki bu araştırmaya Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim gören 332 öğrenci dahil edilmiştir. Veri toplamada literatür eşliğinde hazırlanmış sosyodemografik bilgi formu, Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği, Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği ve Barratt Dürtüsellik Ölçeği kısa formu kullanılmıştır. Katılımcıların %56'sını (n=186) kadınlar, %44'ünü (n=146) erkekler oluşturmaktaydı. Yaş ortalaması 21,6±2,71 idi. Katılımcıların %91'inin (n=302) herhangi bir psikiyatrik hastalığı bulunmazken; %9'unun (n=30) psikiyatrik hastalığı bulunmaktaydı. Katılımcıların %88,3'ü (n=293) ortalama internet kullanıcısı iken %11,7'si (n=39) riskli internet kullanıcısı idi. Katılımcıların Young İnternet Bağımlılığı Ölçek puanları ile Liebowitz Sosyal Kaygı ölçeği puanları ve Barratt Dürtüsellik Ölçek puanları arasında pozitif yönlü korelasyonlar saptandı. Cinsiyet açısından değerlendirildiğinde kadın katılımcıların sosyal anksiyete ve dürtüsellik puanlarının bazı alt boyutlarında erkeklere göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı. İnternet bağımlılığını yordamaya yönelik kurulan lojistik regresyon modeline cinsiyet, dürtüsellik toplam puanı ve günlük internet kullanımı dahil edildiğinde varyansın %29,8'ini görülmüş olup modelde erkeklerin riskli internet kullanıcısı olma olasılığı kadınlara kıyasla 2,21 kat daha yüksek bulunmuştur. Ek olarak dürtüsellik ölçeğinden alınan her bir puanlık artışın riskli internet kullanıcılığına geçiş ihtimalini %18,9 oranında arttırdığı saptandı. İnternet bağımlılığına neden olan etkenler tam anlamıyla tanımlanmamıştır. Bağımlılığın tanımlanması, önlenmesi, eşlik eden hastalıkların değerlendirilmesi ve tedavi edilebilmesi için bu alana yönelik çalışmaların attırılması gereklidir.

DürtüsellikSosyal kaygıTıp öğrencileri+1
Güvenç Deniz Akmaz
Selçuk University
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Obsesif kompulsif belirtiler veya sosyal kaygı belirtileri sergileyen üniversite öğrencilerinde kişilerarası duygu düzenlemenin incelenmesi

Duygu düzenlemeye ilişkin çalışmaların çoğu birey içi süreçlere odaklanmaktadır. Fakat son zamanlarda bu alanda yapılan çalışmaların odağı duygu düzenlemenin eksik kalan sosyal bağlamına kaymıştır. Duygu düzenlemenin sosyal bağlamı olarak ifade edilen kişilerarası duygu düzenleme alanına yönelik çalışmalar son on yıla dayanmaktadır. Mevcut çalışma duygu düzenlemenin yeni çalışılan sosyal yönünü obsesif kompulsif bozukluk (OKB) ve sosyal kaygı bozukluğunda (SKB) keşifsel bir şekilde incelemeyi hedeflemektedir. Bu bağlamda Türkiyenin çeşitli üniversitelerinde okuyan öğrencilere ulaşılmıştır. Çalışma iki aşamadan oluşmuştur. İlk aşamanın amacı yüksek düzey ile düşük düzey OKB veya SKB belirtileri sergileyen katılımcıları belirlemek ve kişilerarası duygu düzenlemeyi diğer değişkenlerle incelemektir. İkinci aşamanın amacı ise grupların olumsuz duyguları tetiklendikten sonra açığa çıkan duygularla nasıl başa çıktılarını ölçemeye çalışmaktır. Birinci çalışma sonunda kişilerarası duygu düzenleme stratejileri alt boyutu olan olumlu duyguyu arttırmada gruplar arası anlamlı farklar elde edilmiştir. Yüksek düzey OKB ve yüksek düzey SKB belirtileri sergileyen öğrencilerin olumlu duygularını arttırmak için diğer insanlara yönelme ihtiyacının daha az olduğu ve pozitif duygu sonrasında diğer insanlarla kurdukları iletişimden daha az doyum ve keyif aldıkları bulunmuştur. İkinci aşamada katılımcılara olumsuz duygularını tetikleyecek senaryolar verilmiştir. Sonrasında hem kişilerarası duygu düzenleme hem de birey içi duygu düzenleme ölçekleri katılımcılara sunulmuştur. Araştırma sonunda OKB düzeyi yüksek olanların duygularını bastırarak düzenlemeye çalıştıkları bulunurken, SKB düzeyi yüksek olanların duygularını bastırarak ve bilişsel yeniden değerlendirme stratejilerini daha az uygulayarak duygularıyla başa çıkmaya çalıştıkları saptanmıştır. Bununla birlikte kişilerarası duygu düzenleme alanında OKB grupları arasında anlamlı bir fark elde edilememiş fakat yüksek düzey SKB belirtileri gösteren grubun düşük vi düzey SKB belirtisi sergileyen gruba kıyasla diğer insanlardan daha az bakış açısı almaya ihtiyaç duydukları bulunmuştur. Bir diğer ifadeyle diğerlerinden durumun o kadar kötü olmadığını ve diğer insanların daha kötü şeyler yaşadıklarını duymaya ihtiyaçlarının yüksek SKB grubunda daha az olduğu görülmüştür. Mevcut bulgular bağlanma kuramı, ebeveynlik özellikleri, kültür ve tanılar üstü kavramlarla tartışılmıştır. Anahtar Sözcükler Duygu Düzenleme, Kişilerarası Duygu Düzenleme, Obsesif Kompulsif Belirtiler, Sosyal Kaygı Belirtileri

Duygu düzenlemeObsessif kompülsif bozuklukSosyal kaygı+2
Tuğba Çapar Taşkesen
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bağlanma perspektifinden sosyal kaygıya yeni bir yaklaşım: Bağlanma örüntüleri ile sosyal kaygı arasındaki ilişkide değerlendirilme korkularının rollerinin incelenmesi

Bağlanma örüntüleri ve değerlendirilme korkuları sosyal kaygı bozukluğunun (SKB) etiyolojisinde ayrı yer tutan etmenler olarak ele alınmaktadır. Buna karşılık, farklı kuramsal arka planlara sahip etmenlerin bir bozukluğun etiyolojisinde nasıl bütünlüklü bir tablo sunduğunu anlamak, bozukluğun tanı ve tedavi sürecine katkı sunabilir. Bu amaç doğrultusunda bu çalışmada, SKB'nin bilişsel modellerinde yer alan olumlu ve olumsuz değerlendirilme korkularının bağlanma örüntüleri ile sosyal kaygı arasındaki ilişkilerdeki olası aracı rolleri iki yol üzerinden sınanmıştır: (1) Kaygılı bağlanma ile sosyal kaygı arasındaki ilişkiye olumsuz değerlendirilme korkusunun aracılık ettiği yol ve (2) kaçıngan bağlanma ile sosyal kaygı arasındaki ilişkiye olumlu değerlendirilme korkusunun aracılık ettiği yol. Çalışma 371 lisans öğrencisi katılımcı ile yürütülmüştür. Çalışmada Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği (LSKÖ), Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YIYE-II), Olumsuz Değerlendirilme Korkusu Ölçeği-Kısa Formu (ODKÖ-KF) ve Olumlu Değerlendirilme Korkusu Ölçeği (ODKÖ) kullanılmıştır. Aracı değişken hipotezleri Baron ve Kenny'nin adımları takip edilerek yürütülmüştür. Yapılan aracı değişken analizi sonucunda olumsuz değerlendirilme korkusunun kaygılı bağlanma ile sosyal kaygı arasındaki ilişkide anlamlı biçimde kısmi aracı rolü oynadığı ve olumlu değerlendirilme korkusunun kaçıngan bağlanma ile sosyal kaygı arasındaki ilişkide anlamlı biçimde kısmi aracı rolü oynadığı gözlenmiştir. Her iki aracılık da diğer değerlendirilme korkusu kontrol edildiği durumda dahi istatistiksel olarak anlamlı kalmaya devam etmiştir. Yürütülen Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi sonucunda her iki bağlanma örüntüsü ve değerlendirilme korkusunun da sosyal kaygının pozitif yönde anlamlı biçimde özgün birer yordayıcısı olduğu gözlenmiştir. Bu bulgular, kaçıngan bağlanma ve sosyal kaygı arasındaki mevcut kuramsal beklentilerle uyuşmayan istatistiksel olarak anlamlı ilişkiyi yeni bir kuramsal çerçeve içerisinde açıklamaya yardımcı olabilir. Ayrıca bu sonuçlar, erken bağlanma deneyimleri sonucunda oluştuğu varsayılan bağlanma örüntülerinin sosyal kaygıyla ilişkisine değerlendirilme korkuları gibi bilişsel etmenlerin aracılık edebildiğini göstermektedir. Bu bilişsel aracıların tespit edilebilmesi aynı zamanda erken bağlanma deneyimlerinin ve bağlanma örüntülerinin tedavide müdahale edilebilir aracılarının belirlenmesi anlamına gelebilir.

BağlanmaBağlanma kaygısıKaygı+7
Kaan Alp Karamanlı
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kardeşi otizmli olan ve olmayan ergenlerin kardeş ilişkileri ve sosyal kaygı düzeylerinin karşılaştırılması

Bu araştırmada otizmli kardeşe sahip olan ve otizmli kardeşe sahip olmayan toplamda 200 ergenin kardeşlik ilişkileri ile sosyal kaygı düzeylerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışmada İstanbul Şişli de ikamet eden ergenler katılımcıları oluşturmaktadır. İlk önce iki ayrı gruba da yani otizmli kardeşi olan ve ve otizmli kardeşi olmayan gruba iki farklı kişisel bilgi formları hazırlanmıştır ve buna uygun ergenlere bu bilgi formu dağıtılmıştır ve ardından kardeşlik ilişkileri ölçeği ile sosyal kaygı ölçeği uygulanmıştır. Bu verilerin kullanılmasında SPSS uygulanmıştır ve iki bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında t-testi, ikiden fazla bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında Tek yönlü (One way) Anova testi kullanılmıştır. Anova testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı post-hoc analizi olarak Scheffe testi kullanılmıştır. Çıkan analizler sonucunda ise otizmli kardeşe sahip olan ergenlerin daha fazla sosyal kaygı yaşadıkları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Otizm, Sosyal kaygı, Kardeşlik ilişkileri

ErgenlerKardeş ilişkileriKardeşler+3
Nazan Sınanmış
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveynlik stilleri ile sosyal fobi arasındaki ilişkinin temel psikolojik ihtiyaçların karşılanma düzeyine göre incelenmesi

Öz-belirleme kuramına göre, özerklik, yeterlilik, ilişkili olmadan oluşan temel psikolojik ihtiyaçların karşılanması insanları psikolojik sağlığa ve iyi oluşa götürmektedir. İnsanların bu temel ihtiyaçları deneyimleyebilmesi için çevresel destek gerekmektedir. Ailede, özellikle ebeveynlik stilleri, ihtiyaçların deneyimlenmesini etkileyen faktörlerden bir tanesidir. Bu araştırmanın amacı, ebeveynlik stilleri ile sosyal fobi arasındaki ilişkinin katılımcıların temel psikolojik ihtiyaçların karşılanma düzeyine göre incelemektir. Araştırmanın örneklemi 270 (151 kız, 119 erkek) 14-18 yaşları arasındaki lise öğrencilerinden oluşmaktadır. Öğrencilerin sosyal fobi düzeyini belirlemek amacıyla ''Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği'', anne ve babalarının tutumlarını belirlemek amacıyla ''Leuven Algılanan Ana Babalık Ölçeği'', temel psikolojik ihtiyaçların karşılanma düzeyini belirlemek amacıyla ''Temel Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği'' kullanılmıştır. Analiz sonuçları ebeveynlik stilleri ile sosyal fobi arasındaki ilişkinin ergenlerin temel psikolojik ihtiyaçlarının karşılanma düzeyinin aracılık rolü babalar için istatistiksel olarak anlamlı bulunurken, anneler için anlamlı bulunmamıştır. Babanın sosyal fobi üzerindeki dolaylı etkisinde temel psikolojik ihtiyaçların aracılık ettiği bulunmuştur. Anahtar Kelimeler; Ebeveynlik Stilleri, Sosyal Fobi, Sosyal Anksiyete Bozukluğu, Temel Psikolojik İhtiyaçlar

EbeveynlerLise öğrencileriPsikolojik ihtiyaçlar+2
Sabriye Ece Hürcan
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Genç yetişkinlerde anne baba algısı ile sosyal kaygı ilişkisinde öğrenilmiş güçlülüğün aracı etkisi

Bu çalışmada, genç yetişkinlerin anne baba algısının sosyal kaygı ile doğrudan etkisinin ve aracı değişken olarak ele alınan öğrenilmiş güçlülük üzerinden dolaylı etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Samsun ilinde yaşayan, anne babası hayatta olan 20-40 (ort.= 28.18, ss=.36) yaşları arasındaki 250 (121 kadın, 129 erkek) genç yetişkin katılmıştır. Veri toplama araçları olarak: Kişisel Bilgi Formu, Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği (LSKÖ), Robbins Anne Baba Algı Ölçeği ve Rosenbaum Öğrenilmiş Güçlülük Ölçeği (RÖGÖ) uygulanmıştır. Veriler SPSS 23.0'de düzenlenmiş ve genç yetişkinlerde anne baba algısı ile sosyal kaygı arasındaki ilişkide öğrenilmiş güçlülüğün aracı etkisinin incelenmesi amacıyla Lisrel 8.71 programından yararlanılarak yapısal model test edilmiştir. Araştırmanın sonucunda elde edilen bulgulara göre öğrenilmiş güçlülük, anne baba algısı ile sosyal kaygı arasında tam aracılık görevi görmektedir. Bu sonuçlar, çalışmaya katılan genç yetişkinlerin öğrenilmiş güçlülüklerinin anne baba algıları ve sosyal kaygıları ile ilişkili olduğunu ve bu iki değişken arasındaki ilişkide aracı etkisinin olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışmada tüm sonuçlar literatür ışığında tartışılmış, sosyal kaygı yaşayanlara, psikolojik danışma ve psikoterapi yürütenlere önerilerde bulunulmuştur.

Aile tutumuAna-baba algısıAna-baba tutumu+4
İlknur Çalışkan Köse
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Annelerin eğitimleri çalışıp çalışmama durumuna göre lise öğrencilerinin duygusal zekȃ mutluluk ve sosyal kaygı düzeylerinin karşılaştırılması

Çevrenin duygusal zekâya olan etkisi onlarca parametreye bağlı olmakla birlikte, bir çocuğun duygusal zekâsının gelişmesinde annenin rolünün önemi yadsınamayacak ölçüdedir. Bu araştırma duygusal zekâyı ölçmekle beraber, lisede okuyan öğrenci gruplarının mutluluk düzeyleri ve sosyal kaygı durumlarını belirlemek amacıyla yapılmış bir çalışmadır. Bu çalışmadaki en önemli husus ankete katılan öğrencilerinin annelerinin çalışan olması ya da olmaması durumu ve bu durumun çocuğun duygusal zekâsına, mutluluğuna ve sosyal kaygıya olan etkisini ve bu değişkenler arasındaki ilişkinin anlaşılmasıdır. Bu amaçla, betimsel tarama yöntemi uygulanan bu çalışmada, Aydın ilinin Nazilli ilçesinde bulunan başarı düzeyleri farklı dört lisede 9, 10 ve 11. sınıflarda öğrenim görmekte olan 311 öğrenci örnekleme alınmıştır. Bu çalışmada literatürde sıklıkla kullanılan dört farklı ölçüm aracı kullanılmıştır. Bunlar; Oxford Mutluluk Ölçeği, Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği, Ergenler İçin Sosyal Kaygı Ölçeği ve düzenlenmiş Kişisel Bilgi Formu'dur. Araştırmadan elde edilen istatistiksel bulgulara göre, cinsiyetler arasında sadece duygusal zekâ analizlerinde kızların daha yüksek puanlar aldığı sonucuna ulaşılırken, mutluluk ve sosyal kaygı düzeylerinde anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Öğrencilerin okuduğu okul değişkenine göre duygusal zekâ puan ortalamasının bakıldığında, Duygusal zekâ puan ortalamasının Fen Lisesi öğrencilerinde en yüksek olduğu, Ticaret Lisesi öğrencilerinde ise en düşük olduğu görülmektedir. Yine Okul değişkenine göre Mutluluk düzeyi puanlarına bakıldığında en yüksek puan ortalamasının Anadolu Lisesi öğrencilerinde olduğu görülmektedir. Farklı liselerde okuyan öğrencilerin sosyal kaygı puan ortalamaları arasında ise anlamlı bir farklılık olmadığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Duygusal Zekâ, Mutluluk, Sosyal Kaygı

Aile eğitimiAnne eğitimiAnneler+5
Fulya Özberk
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde bilişsel duygu düzenleme stratejileri ile belirsizliğe tahammülsüzlük ve çocukluk çağı ebeveyn tutumu arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın esas amacı yetişkinlerde belirsizliğe tahammülsüzlük ve ebeveyn tutumlarının bilişsel duygu düzenleme stratejilerini ne düzeyde yordadığını incelemektir. Araştırmaya katılan katılımcıların yaşları "25-52" arasındadır. Örneklem grubu 65 kadın (%65) ve 35 erkek (%35) olmak üzere toplam 100 kişiden oluşmaktadır. Çalışma kapsamında; Bilişsel Duygu Düzenleme Stratejileri Ölçeği, Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutumu Ölçeği ve Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği kullanılmıştır. Bununla birlikte katılımcılar Bilgilendirilmiş Gönüllü Onam Formu ile Demografik Bilgiler Formunu doldurmuştur. Elde edilen verilere yönelik analizde "Bağımsız Örneklem T-Testi", "Korelasyon Analizi" ve "Hiyerarşik Regresyon Analizi" kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına bakıldığında; Algılanan Ebeveyn Tutumları kadın katılımcılarda erkeklere göre daha yüksek seviyede bulunurken, Algılanan Ebeveyn Tutumları değişkeni alt faktörleri olan reddetme anne ve baba tutumları ile aşırı korumacılık anne ve baba tutumları kadın katılımcılarda daha yüksek seviyelerde tespit edilmiştir. Korelasyon analizlerine bakıldığında, değişkenlere göre farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Regresyon analizi sonuçlarına göre; reddetme anne tutumu, duygusal yakınlık baba tutumu ve ileriye yönelik kaygının düşünceye odaklanma bilişsel duygu düzenleme stratejisini pozitif yönde yordadığı görülmüştür. Belirsizliğe tahammülsüzlük kavramının ve ebeveyn tutumları kavramının bilişsel duygu düzenleme stratejilerini düzenlemede önemli bir faktör olduğu ve tedavi müdahalelerinde bu faktöre yönelik müdahalelerin daha uyumlu bilişsel duygu düzenleme stratejileri geliştirilmesinde önemli katkısı olabileceği düşünülmektedir.

Ana-baba tutumuBelirsizlikten kaçınmaBelirsizliğe tahammülsüzlük+6
İlbey Uçar
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kutcher ergenler için genelleştirilmiş Sosyal Anksiyete Bozukluğu Ölçeği'nin türkçe uyarlaması ve bir grup çalışmasının ergenlerdeki sosyal anksiyete düzeyine etkisinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, Kutcher Ergenler İçin Genelleştirilmiş Sosyal Anksiyete Bozukluğu Ölçeği'ni Türkçe'ye çevirerek geçerlik ve güvenirliğini sınamak ve araştırmacı tarafından geliştirilen bilişsel-davranışçı yaklaşımla bütünleştirilmiş duygu düzenleme becerisi grup çalışmasının ("Duygularla Başa Çıkma Programı") sosyal anksiyete belirtileri olan ergenlerde etkililiğinin incelenmesidir. Araştırmada tarama modeli ve deneysel model kullanılmıştır. Araştırmanın ölçek uyarlama aşaması, 2019-2020 eğitim ve öğretim döneminde İstanbul ilinde bulunan çeşitli ilköğretim ve lisede eğitimine devam eden 13-19 yaş aralığında olan 383 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın deneysel çalışması için bu tarama çalışmasına katılan tarama testlerinde bir standart sapma üzerinde puan alan katılım ölçütlerini karşılayan 8.,9.,10.Ve 11. Sınıf öğrencisi 22 kişi (Deney grubu:11,Kontrol grubu:11) asıl çalışmaya alınmıştır. Pandemi koşulları nedeniyle orta ergenlik (13-15 yaş) ve ileri ergenlik (16-17 yaş) olmak üzere iki grup olarak yürütülmüştür. Araştırmada ölçeğin geçerlik ve güvenirlik düzeyini belirlemek için doğrulayıcı faktör analizi (DFA) yapılmış, alt boyutlara ait Cronbach Alpha değerleri ve ölçek maddelerinin madde toplam korelasyon değerleri hesaplanmış, son olarak test-tekrar test güvenirliğini hesaplamak için Spearman RHO Analizi yapılmıştır. Kutcher Ergenler İçin Genelleştirilmiş Sosyal Anksiyete Ölçeği(K-ESAÖ)'n Türkçe formunun 4 boyutlu ve 47 maddeden oluşan yapısının korunduğu, 13-19 yaş arası çocuklar için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın deneysel çalışma aşamasında ise 10 hafta süreyle 90 dakikalık oturumlar "Duygularla Başa Çıkma Programı" deney grubuna haftada bir oturum olacak şekilde uygulanmıştır. Kontrol grubuna, herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Deney ve kontrol grubuna katılımcıların sosyal anksiyete belirtileri, duygu düzelenme düzeyleri ve benlik saygısındaki değişim incelenmiştir. Ölçekler ön test, son test ve izleme amaçlı uygulanmış ve sonuçlar SPSS 22 yoluyla analiz edilerek karşılaştırılmıştır. Veriler Mann-Whitney U Testi, Friedman Testi ve Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi ile incelenmiştir. Elde edilen bulgulardan hareketle, "Duygularla Başa Çıkma Programı" nın deney grubunun sosyal anksiyete belirtilerini azaltmada etkili olduğu, kalıcı olumlu etkinin devam ettiği gözlenmiştir. Duygu düzenleme becerilerinde anlamlı bir farklılık yaratmadığı, benlik saygısının artışı yönünde bir farlılık yaratabildiği bulgusuna ulaşılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular ve araştırmanın katkıları ilgili alan yazın ışığında tartışılmıştır.

Anksiyete bozukluklarıBenlik saygısıDuygu düzenleme+3
Ezgi Özkan
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Anaokulunda çocuğu olan ebeveynlerin sosyal kaygı, ebeveyn kaygısı ve psikolojik yardım arama davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi: Avcılar ilçesi anaokulu örneği

Bu araştırma sosyal kaygı, ebeveyn kaygısı ve psikolojik yardım arama davranışları arasındaki ilişkiyi anaokulunda çocuğu bulunan yetişkinlerden oluşan bir örneklemde incelemeyi amaçlamaktadır. İlişkisel tarama modeline göre kurgulanan araştırmanın örneklemi Avcılar ilinde yaşayan ve çoğu anaokuluna giden ebeveynlerdir. Araştırmanın örneklemini belirleme sürecinde uygun örnekleme yönteminden faydalanılmıştır. Bu doğrultuda belirlenen örneklem Avcılar ilinde yaşayan 286 kişiden oluşmaktadır. Araştırmanın verilerini elde etmek için ise "Kişisel Bilgi Formu", "Lıebowıtz Sosyal Kaygı Ölçeği", "Ebeveyn Kaygısı Ölçeği" ve "Psikolojik Yardım Almaya İlişkin Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Elde edilen verilerin çözümlenmesinde SPSS 26 istatistik proğramı kullanılmıştır. Araştırmanın sonunda, anaokulunda çocuğu olan ebeveynlerin psikolojik yardım almaya ilişkin tutumları ile sosyal kaygı ve ebeveynlik kaygısı arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edildi. Bunun yanında, psikolojik yardım almaya yönelik tutum, sosyal kaygı ve ebeveynlik kaygısının yaş, eğitim düzeyi, eşin eğitin düzeyi ve gelir düzeyine göre farklılaştığı buna karşın daha önceden psikolojik yardım desteği alma durumuna göre farklılaşmadığı tespit edildi.

AnaokullarıEbeveyn-çocuk ilişkisiEbeveynler+5
Eren Yalçın
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

7 - 11 yaş arası özel eğitim gören zihinsel engelli öğrenci annelerinin stres belirtileri ve sosyal kaygı düzeyi açısından karşılaştırılması

Engelli ailelerinin özellikle annelerin yaşadıkları ruhsal sorunların anlaşılması onlara ve çocuklarına daha iyi hizmet verebilmek için gereklidir. Engelli insanlar hayatlarını tek başlarına idare edemedikleri için aile fertlerinin desteğine özellikle annelerinin destek ve korumalarına ihtiyaç duyabilmektedir. Bu durum annelerin normal bir çocuğa sahip olmakla üstlenmeleri gereken sorumluluktan daha fazla sorumluluk üstlenmeleri anlamına gelmektedir. Engelli bir çocuğa sahip olmanın getirdiği duygusal, fiziksel, ekonomik, sosyal yük annenin normal şartlarda yaşayabileceği stresi daha da yoğun yaşamasına sebep olmaktadır. Hatta pek çok engelli annesi ruhsal ve fiziksel rahatsızlıklara maruz kalmaktadır. Ancak engelli annelerinin stres ya da ruhsal rahatsızlıklar yaşamasının tek nedeni engelli bir çocuğu sahip olmak değildir. Araştırmalar engelli bir çocuğa sahip olmanın dışında stres ve ruhsal sorunları etkileyebilecek pek çok faktör olduğunu bildirmektedir. Bu bilgilerden yola çıkarak bu araştırmanın amacı 7-11 yaş arası özel eğitim gören zihinsel engelli öğrenci annelerinin stres belirtileri ve sosyal kaygı düzeyi açısından karşılaştırılmasıdır. Araştırmanın örneklemini İstanbul Bağcılar'daki özel eğitim merkezlerinde eğitim alan 108 zihinsel engelli çocuk annesi oluşturmuştur. Katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Stres Belirtileri Ölçeği ve Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği uygulanmış, elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 17.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Gruplar arası karşılaştırmayı esas alarak karşılaştırma türü ilişkisel tarama ve korelasyon türü ilişkisel tarama yöntemi uygulanmıştır. Sonuç çıkarıcı istatistiklerden tek yönlü anova, T-testi ve Regresyon Analizi uygulanmıştır. Elde edilen bulgular %95 güven aralığında 0,05 anlamlılık düzeyinde yorumlanmıştır.Araştırma sonucunda elde edilen bulgular değerlendirildiğinde, zihinsel engelli çocuk annelerinin stres ve sosyal fobiye maruz kaldıkları tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan zihinsel engelli öğrenci annelerinin stres belirtilerinin sosyal fobi düzeyinden etkilenme durumunu test etmek için yapılan regresyon modeli istatistiksel olarak anlamlıdır (F=13,063; p=0,000<0,05). Elde edilen bulgulara göre zihinsel engelli çocuk annelerinin stres ile sosyal fobi puanları arasında .33 düzeyinde pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur (r=.33; p= 0,000<0,05). Buna göre stres puanı arttıkça sosyal fobi puanı da artmakta, sosyal fobi puanı arttıkça stres puanı da artmaktadır. Bu bulgular ışığında gerek eğitim kurumlarında gerekse sağlık kurumlarında zihinsel engelli çocuk anneleri ile ilgili değerlendirmeler yapılırken annelerin stres yaşamalarının dışında başka ruhsal rahatsızlıklar da yaşayabileceği dikkate alınmalıdır. Gerek bu araştırma gerekse literatürdeki pek çok araştırma zihinsel engelli çocuk annelerinin yaşadığı stresin sadece çocuklarının yaşadıkları engelden dolayı değil başka pek çok sebepten dolayı yaşanabileceğini göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Zihinsel engelli çocuklar, stres, sosyal fobi, anneler

Ana-çocuk etkileşimiAnnelerPsikolojik sorunlar+7
Mesur Erez
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerin problemli mobil telefon kullanımının utangaçlık ve sosyal anksiyete ile ilişkisinin incelenmesi

Genel olarak gelişim kuramcıları çocukluk yıllarından sonra gelişimin en önemli olduğu dönemin ergenlik yılları olduğu üzerinde birleşmektedirler. Günümüz de bilgisayar teknolojisinden sonra gelen cep telefonu teknolojisi, iletişim teknolojileri içinde en fazla gelişme gösteren mobil iletişim biçimi olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı, ergenlerde sosyal kaygı, utangaçlık ve problemli mobil telefon kullanımı arasındaki ilişkinin incelemesidir. Bu çalışmaya, 2013-2014 öğretim yılında İstanbul Başakşehir Anadolu Lisesi, 10. Sınıf'ta öğrenim gören öğrencilerinin tümü dâhil edilmiş, içerme ölçütlerine uyan 512 öğrencilik gruba sosyodemografik form, Problemli Telefon Kullanımı Ölçeği, Utangaçlık Ölçeği ve Ergenlerde Sosyal Kaygı Ölçeği uygulanmıştır. 239'u erkek, 261' kız toplam 500 öğrencinin sonucu geçerli kabul edilmiştir. Yapılan çalışma da ergenlerin mobil telefonu kullanım önceliklerin de sosyal paylaşımın (facebook, twitter) ilk sırada, doğrudan arama yapma, SMS gibi iletişim yöntemlerinin ikinci plan da olduğu belirlenmiştir. Erkek öğrenciler ikinci öncelik olarak oyunu tanımlamışlardır. Problemli Telefon Kullanımı Ölçeği sonuçları cinsiyetler arası, sınıf tekrarı olup olmaması, ebeveyn ile birlikte yaşama durumundan etkilenmediği ancak aile geliri düşük olanlarda ve sosyal paylaşımı daha fazla kullananlarda yüksek olduğu saptanmıştır. Korelasyon analizlerinde her iki cinsiyette de utangaçlık skorları problemli telefon kullanımı ile ilişkili bulunurken, sosyal anksiyete ve yakın arkadaş sayısı ilişkili bulunmamıştır. Araştırma sonuçlarına göre; öğrenciler arasın da mobil telefon kullanımı oldukça yaygındır. Utangaçlık düzeyinin ve sosyal paylaşım sitelerini kullanımın utangaçlıkla ilişkili olduğu ancak doğrudan sosyal kaygının problemli telefon bağımlılığı ile ilişkili olmadığı saptanmıştır. Bu sonuçlardan ergenlerin mobil telefon kullanımı ile ilgili risk altında olduğu gözlemlenmiştir.

Cep telefonuErgenlerErgenlik+3
Sinem Deniz
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde sosyal kaygı, bilinçli farkındalık ve üstbilişlerin değerlendirilmesi

Sosyal kaygı belirtilerinin genellikle üniversite yıllarına denk gelen "beliren yetişkinlik" döneminde ortaya çıktığı ve yoğunlaştığı düşünülmektedir. Literatüre bakıldığında sosyal kaygının bilinçli farkındalık ve üstbilişler ile ilişki içinde olduğu görülmektedir. Bu araştırmanın amacı, sosyal kaygı, bilinçli farkındalık ve üstbilişler arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesinde birçok farklı bölümde öğrenim görmekte olan 345 kadın ve 143 erkek toplam 488 üniversite öğrencisi (yaş ortalamaları 20.77, ss=1,95) oluşturmaktadır. Araştırmada katılımcıların sosyal kaygı düzeylerini belirlemek için Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği, bilinçli farkındalık düzeylerini belirlemek için Bilinçli Farkındalık Ölçeği, üstbilişlerini değerlendirmek için Üstbilişler Ölçeği-30 kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, katılımcıların sosyal kaygı puanları cinsiyet, romantik ilişkinin varlığı, alkol/sigara ve madde kullanımına göre farklılaşmaktadır. Sosyal kaygı toplam puanı ve alt boyutları (anksiyete ve kaçınma) ile bilinçli farkındalık arasında negatif bir ilişki bulgulanmıştır. Ayrıca, üstbiliş toplam puanı ve alt ölçekleri ise sosyal kaygı toplam puanı, sosyal kaygının anksiyete ve kaçınma alt boyutları arasında pozitif bir ilişki görülmüştür. Son olarak, bilinçli farkındalık ve üstbilişin sosyal kaygıdaki varyansın %12'sini açıkladığı ve üstbilişin bilişsel güven ve düşünceleri kontrol ihtiyacı alt boyutlarının sosyal kaygıyı anlamlı olarak yordadığı görülmüştür. Tüm bu bulgular literatürle tutarlılık göstermekte olup, sosyal kaygının önleyici çalışmalarında ve sağaltımında bilinçli farkındalık temelli programların ve üstbilişsel değerlendirmelerin etkili olacağı düşünülmektedir.

Bilinçli farkındalıkSosyal kaygıÖğrenciler+2
Gözde Durusoy
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar ile sosyal kaygı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı yetişkin bireylerin erken dönem çocukluk yaşantı ve deneyimlerinde zihinlerinde yer edinmiş kalıplar olarak ifade edilen şemaların bireylerin yetişkin yaşamlarında yaşadıkları sosyal kaygı üzerinde ne düzeyde etki yaratabileceğinin incelenmesidir. Bununla beraber Kişisel Bilgi Formu aracılığıyla katılımcıların demografik özelliklerine ilişkin bilgiler edinilerek bu kişisel özelliklerin, erken dönem uyumsuz şemalar ve sosyal kaygı düzeyi ile ne şekilde ilişki içinde olduğunun incelenmesi de amaçlanmaktadır.Araştırmanın örneklemini 187 birey oluşturmaktadır. Bu örneklemin evren olarak belirlenen İstanbul ilinin üç ilçesinden kolaylı örnekleme yöntemiyle belirlenen 120 kadın ve 67 erkek birey oluşturmaktadır. Araştırma, ilişkisel tarama modeline uygun olacak şekilde tasarlanmıştır. Veri toplama aracı olarak Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği, Young Şema Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi için, "Bağımsız Örneklemler T-Testi", "Tek Yönlü ANOVA", "Korelasyon Analizi" ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi" kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre katılımcıların erken dönem uyumsuz şemaları ile sosyal kaygı düzeyleri arasındaki ilişki incelendiğinde; sosyal kaygı ile duyguları bastırma, kusurluluk ve karamsarlık şemaları arasında pozitif ve orta düzeyde anlamlı ilişkiler meydana geldiği görülmektedir. Sosyal kaygı ile sosyal izolasyon/güvensizlik, tehditlere karşı dayanıksızlık, terk edilme, başarısızlık, iç içe geçme/bağımlılık, duygusal yoksunluk, cezalandırma, kendini feda, onay arayıcılık şemaları arasında pozitif ve orta düzeyin altında anlamlı ilişkiler meydana geldiği görülmektedir. Bununla beraber ayrıcalıklılık/yetersiz özdenetim şeması ile sosyal kaygı arasında, pozitif ve düşük düzeyde anlamlı ilişkiler meydana geldiği görülmektedir.Buna ek olarak yapılan regresyon analizi sonuçlarına göre duyguları bastırma ve karamsarlık alt boyutlarının sosyal kaygının anlamlı yordayıcıları olduğu görülmektedir. Katılımcıların erken dönem uyumsuz şemalarından cezalandırılma ve yüksek standartlar şeması ile cinsiyetleri arasında anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Erkeklerin cezalandırılma ve yüksek standartlar puanlarının ortalamasının kadın katılımcıların ortalamasından daha yüksek olduğu saptanmıştır. Katılımcıların sosyal kaygıları ile cinsiyetleri arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Katılımcıların erken dönem uyumsuz şemalarından iç içe geçme/bağımlılık şeması ile yaşları arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Katılımcıların sosyal kaygıları ile yaşları arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Çalışmanın tartışma ve yorum bölümünde elde edilen diğer çalışma bulguları ilgili literatür ışığında tartışılmaktadır.

Erken dönem uyum bozucu şemalarSosyal kaygıYetişkinler
Nazlı Didar Şimşek
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Orta yaş dönemindeki kadınlarda beden algısı, sosyal görünüş kaygısı ve öz şefkat

Psikolojik iyilik hali ve psikolojik iyilik halinin insanlara olan etkilerini anlamaya yönelik çalışmalar her geçen gün artmakta ve alınan veriler günümüzde büyük önem taşımaktadır. Bireylerin bedenlerinden duydukları memnuniyet, bedenlerini olumlu algılamaları ve öz şefkat düzeylerindeki artışın psikolojik iyilik haline etki ettiği bilinmektedir. Sosyal görünüş kaygısının ise olumsuz beden algısının bir sonucu olduğu ve olumsuz beden algısının sosyal görünüş kaygısını arttırdığı bilinmektedir. Öz şefkat, olumsuz beden algısı ve utanç duygularına karşı tampon görevi yaparak kadınların bedenlerini ve yeteneklerini takdir etmelerini, kabul etmelerini ve kendilerine daha sevecen bir tutumla yaklaşmaları için yardımcı olmaktadır. Kadınların yaşamları boyunca geçirdiği fiziksel ve ruhsal değişikliklerden biri olan menopoz da orta yetişkinlik dönemindeki kadınların beden algılarına da etki etmektedir. Bu araştırmada, kadınların orta yetişkinlik döneminde geçirdikleri değişimlerin beden algılarına, sosyal görünüş kaygısı ve öz şefkat düzeylerine etki edebileceği öngörülmüş; bu amaçla değişkenler arası ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmış ve veriler Araştırma Soru Formu, Vücut Algısı Ölçeği (VAÖ), Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği (SGKÖ), Öz Şefkat Ölçeği ile toplanmıştır. Yapılan çalışmanın katılımcı grubunu, 20-65 yaş arası, araştırmaya katılmaya gönüllü olan 462 kadın oluşturmaktadır. Araştırmada kadınların beden algılarının, sosyal görünüş kaygıları ve öz şefkat düzeylerinin ilişkisi incelenmesi sonucunda kadınların öz-şefkat düzeyleri arttıkça beden algılarının düzeyde arttığı tespit edilmiştir. Araştırmada kadınların sosyal görünüş kaygıları arttıkça beden algılarının azaldığı belirlenmiştir. Elde edilen bir diğer bulguya göre ise; kadınların öz şefkat düzeyleri arttıkça sosyal görünüş kaygıları azalmaktadır. Araştırma bulguları yerli ve yabancı literatür ile desteklenerek tartışılmıştır. Elde edilen bulgular kadınların bedenlerine daha şefkatle, daha sevecen ve daha kabullenici yaklaşabilmeleri için önleyici programlar geliştirmek adına ışık tutacaktır. Kadınların beden algıları ile ilgili değişkenlerin belirlenmesi ve bunlar üzerine çalışmalar yapılması ruh sağlığı alanında çalışan araştırmalar çalışanları açısından oldukça önemlidir. Anahtar Kelimeler: Beden Algısı, Sosyal Görünüş Kaygısı, Öz Şefkat

Beden algısıBeden imajıKadınlar+5
Dilara Güllü
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bireylerde depresyon ve sosyal kaygı düzeyi ile sosyal medya kullanımı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırmada bireylerin depresyon, sosyal kaygı ve sosyal medya kullanımları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeline dayalı olarak yürütülen araştırmanın örneklemi, uygun (convenience) örnekleme yöntemine dayalı olarak belirlenen, 241 kadın ve 111 erkek olmak üzere toplam 352 kişiden oluşmuştur. Araştırmada veri toplama sürecinde Kişisel Bilgi Formu, Beck Depresyon Envanteri, Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği ve Sosyal Medya Kullanımı Ölçeği kullanılmıştır. Veri toplama araçları, online anket platformu üzerinden hazırlanmış ve çeşitli iletişim kanallarından (Whatsapp, messenger, email vb.) bireylere anket linki iletilmiştir. Araştırmanın verilerinin analiz edilmesinde SPSS 20 istatistik programı kullanılmıştır. Toplanan verilerin analizinde, değişkenler arası ilişkilerde Pearson Korelasyonu ve çoklu doğrusal regresyon kullanılmıştır. Değişkenler arası farklılaşma hipotezlerinin test edilmesinde ise Bağımsız Gruplar t testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi kullanılmıştır Araştırma sonucunda katılımcıların depresyon düzeyleri ile sosyal kaygı düzeyleri ve sosyal kaçınma düzeyleri arasında pozitif yönlü; sosyal kaygı düzeyleri ile süreklilik ve yetkinlik düzeyleri arasında pozitif yönlü; sosyal kaçınma davranışları ile süreklilik pozitif yönlü ilişki bulunmuştur. Kaygı, kaçınma ve depresyon sosyal medya kullanımına yönelik tutumlardaki varyansın yaklaşık %4'ünü açıklamaktadır.

DepresyonKaygıKaygı düzeyi+4
Ahmet Güngör
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Examining the relationship between cognitive empathy, affective empathy and social anxiety in autism spectrum disorder

The main aim of the current study is to examine the relationship between cognitive empathy, affective empathy, and social anxiety in autism spectrum disorder (ASD) via self-report and parent-report. For this purpose, 38 children and adolescents with ASD, 38 control participants matching on age and gender, and their caregivers were recruited from special education and rehabilitation centres and public schools. The Eyes Test, Basic Empathy Scale, Empathy, and Systemizing Quotient, The Revised Child Anxiety Subscale were applied to participants. As a result of correlation analyses, it was found that affective empathy is increasing in children and adolescents with ASD, anxiety and social anxiety are also increasing. For the control group, while cognitive empathy is increasing, anxiety and social anxiety are decreasing without effects of age and gender and the age of the control group is negatively correlated with affective empathy. As a result of linear regression analyses, while affective empathy positively predicts anxiety and social anxiety in ASD and anxiety is the mediator factor in the relationship between social anxiety and affective empathy, cognitive empathy significantly negatively predicts anxiety and social anxiety in the control group. In terms of parent-report, there is no relationship between empathizing, anxiety and social anxiety in ASD; however, the moderate negative relationship between empathizing, social anxiety and anxiety was found in the control group. As a result of t-test analyses, while children and adolescents with ASD have significantly lower scores in cognitive empathy and The Eyes Test, they did not show significant differences in affective empathy, anxiety and social anxiety from the control group. Comparing self-report and parent-report, significant differences were found in anxiety and social anxiety. Means of self-report were significantly higher than the means of parent-report. Findings of the study, contributions to the literature and limitations were discussed.

EmpathyAnxietyAutistic disorder+2
Dilruba Sönmez
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Bir grup üniversite öğrencisinde sosyal kaygı, depresyon ve anne-baba tutumları ile mükemmelliyetçilik eğilimleri ve üniversiteye uyum arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinin sosyal fobi, depresyon ve anne-baba tutumları ile mükemmeliyetçilik eğilimleri ve üniversiteye uyum arasında ilişkileri incelemek amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında; sosyal fobi, depresyon ve anne-baba tutumları ile mükemmeliyetçilik eğilimlerinin üniversiteye uyum üzerindeki etkileri incelenmiştir. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Mann Whitney-U testi, Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Kruskal Wallis testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı olarak Mann Whitney-U testi kullanılmıştır. Araştırmanın sürekli değişkenleri arasında Spearman Korelasyon ve Regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırmaya 2015-2016 eğitim öğretim yılında Yeditepe Üniversitesi'nin farklı fakültelerinin 1., 2., 3. ve 4. sınıflarında öğrenim gören toplam 196 öğrenci katılmıştır. Araştırma kapsamında; üniversite öğrencilerinin üniversiteye uyumu ölçmek için, "Üniversiteye Uyum Ölçeği"nin; sosyal kaygı düzeylerini belirlemek için Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği, depresyon düzeylerini ölçmek için Beck Depresyon Ölçeği, anne-baba tutumlarını değerlendirmek için Ana Baba Tutum Ölçeği ve mükemmeliyetçilik düzeylerini belirlemek için Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği ve diğer demografik özellikleri hakkında bilgi toplamak için araştırmacı tarafından geliştirilen bir kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular, alan yazın ile paralellik göstermektedir. Üniversiteye uyum ile sosyal kaygı, depresyon, mükemmeliyetçilik ve koruyucu-istekçi anne-baba tutumu arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler bulunurken, otoriter anne-baba tutumu ile üniversiteye uyum arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken; üniversiteye uyum ile demokratik anne-baba tutumu arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler olduğu belirlenmiştir. Sosyal kaygı, depresyon, mükemmeliyetçilik ve koruyucu-istekçi anne-baba tutumunun üniversiteye uyumu azalttığı, demokratik ve otoriter anne-baba tutumunun ise arttırdığı saptanmıştır. Öğrencilerin mükemmeliyetçilik düzeylerinin cinsiyet ve sınıf düzeyine göre; akademik uyum düzeylerinin cinsiyete göre anlamlı bir farklılık gösterdiği bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Sosyal kaygı, depresyon, anne-baba tutumu mükemmeliyetçilik, uyum, öğrenci

Ana-baba tutumuDepresyonMükemmeliyetçilik+4
Merve Gökkaya
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Bir grup üniversite öğrencisinin sosyal anksiyete düzeylerine göre bilinçli farkındalık ve yaşam doyumu düzeylerinin incelenmesi

Problemin Tanımı: Bu araştırmanın amacı bir grup üniversite öğrencisinin sosyal anksiyete düzeyleri ile bilinçli farkındalık ve yaşam doyumu düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Yöntem: Araştırma evrenini üniversite öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırma örneklemini ise İstanbul Teknik Üniversitesi, Işık Üniversitesi ve Bahçeşehir Üniversitesi'nde 2015-2016 yılı yaz okulu döneminde eğitim gören bir grup lisans öğrencisi oluşturmaktadır. Örneklem toplamda 227 kişiden oluşmakla birlikte bunların 123'ü İstanbul Teknik Üniversitesi, 76'sı Işık Üniversitesi, 28'i Bahçeşehir Üniversitesi öğrencisidir. Katılımcıların 149'u erkek 78'i kadındır. Örneklem, Sosyal Bilimler ve Mühendislik Fakültesi öğrencilerini içermektedir. Katılımcıların yaşları 19 ile 25 arasında değişmektedir. Veri toplama aşaması 2016 Temmuz ayının başında başlayıp bir ay içerisinde tamamlanmıştır. Ölçekler öğrencilere dersliklerde dağıtılmıştır. Ölçek uygulamaları yaklaşık 25 dakika sürmüştür. Araştırmaya katılan bireylere, Araştırma Bilgi Formu (Bkz., Ek A), Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği (LSAÖ) (Bkz., Ek B), Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ) (Bkz., Ek C), Yaşam Doyumu Ölçeği (YDÖ) (Bkz., Ek D) uygulanmıştır. Araştırmada yer alan verilerin analiz çalışması SPSS programı ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Gerçekleştirilen korelasyon analizleri istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur. Bu doğrultuda, üniversite öğrencilerinin sosyal anksiyete düzeyleri ile bilinçli farkındalık düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir. Üniversite öğrencilerinin sosyal anksiyete düzeyleri ile yaşam doyumu düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir. Sosyal anksiyete ile bilinçli farkındalık arasındaki ilişkinin açıklayıcılık gücünü belirlemek üzere yapılan regresyon analizi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bu doğrultuda, üniversite öğrencilerinin sosyal anksiyete düzeylerinin bilinçli farkındalık düzeylerini azaltmakta olduğu tespit edilmiştir. Sosyal anksiyete ile yaşam doyumu arasındaki ilişkinin açıklayıcılık gücünü belirlemek üzere yapılan regresyon analizi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Üniversite öğrencilerinin sosyal anksiyete düzeylerinin yaşam doyumu düzeylerini azaltmakta olduğu tespit edilmiştir.Sonuç: Literatürde yer alan çalışmalar doğrultusunda, bilinçli farkındalık temelli programların anksiyete düzeyini azalttığı ve yaşam doyumunu arttırdığı bilinmektedir. Bu araştırma bulguları sonucunda, sosyal fobinin sıklıkla görüldüğü üniversite öğrencilerinde farkındalığı arttırmaya yönelik çalışmalar yapılmasının ve öğrencilerin bilinçlenmesinin faydalı olabileceği düşünülmektedir. Bununla beraber öğrencilerin yaşama yönelik doyumlarının artacağı düşünülmektedir.Araştırmadan edinilen bulgular literatür doğrultusunda tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Anksiyete Bozukluğu, Sosyal Fobi, Bilinçli Farkındalık, Yaşam Doyumu, Üniversite Öğrencileri

AnksiyeteBilinçli farkındalıkBilişsel farkındalık+7
Nur Tuncer
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

11-15 yaş arası bir grup ergende akılcı olmayan inançların benlik saygısı ve sosyal kaygı düzeyleri ile ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, benlik saygısı ve sosyal kaygı düzeyi değişkenlerinin akılcı olmayan inançlar ile olası ilişkilerine odaklanarak, söz konusu ilişkiyi yordayıcılık hipotezleri üzerinden analiz etmektir. 151 katılımcının bulunduğu bu çalışmanın örneklemini 11-15 yaş arası ortaokul 6., 7. ve 8. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Katılımcıların sosyal kaygı, benlik saygısı ve akılcı olmayan inanç düzeylerini değerlendirmek için sırasıyla; Ergenler için Sosyal Kaygı Ölçeği (ESKÖ), Coopersmith Benlik Saygısı Envanteri(CSEI) ve Ergenler için Mantıkdışı İnançlar Ölçeği (EMİÖ) kullanılan bu çalışmada, sosyodemografik özelliklerin değerlendirilmesi için ise Sosyodemografik Özellikler Veri Formu kullanılmıştır. Araştırmanın ana hipotezlerinin analiz edilmesi sürecinde Çoklu Regresyon, betimsel hipotezlerinin incelenmesi sürecinde ise Mann Whitney U ve Kruskal Wallis H test teknikleri uygulanmıştır. Temel hipotezlerin incelendiği analizlerden elde edilen bulgulara göre; benlik saygısının akılcı olmayan inançlar üzerinde anlamlı bir yordayıcı etkiye sahip olduğu görülürken (p<.05), sosyal kaygı düzeyinin akılcı olmayan inançlar üzerindeki yordayıcı etkisi ile sosyal kaygının benlik saygısı ile birlikte gerçekleştirdikleri etkileşimin akılcı olmayan inançlar üzerindeki ortak etkisinin anlamlı birer yordayıcı olmadıkları görülmüştür (p>.05). Araştırmanın betimsel hipotezlerinin sınandığı bir sonraki adımda, katılımcıların akılcı olmayan inanç, benlik saygısı ve sosyal kaygı düzeylerinin sosyo-demografik özelliklerle olan ilişkilerine odaklanılmıştır. Bu adımda elde edilen bulgulara göre katılımcıların akılcı olmayan inanç düzeylerinin yaşa, cinsiyete ve anne-babanın birlikteliğine göre, sosyal kaygı düzeylerinin annenin eğitim seviyesine ve anne-baba birlikteliğine göre, benlik saygısı düzeylerinin ise annenin ve babanın eğitim düzeyine ve cinsiyete göre anlamlı olarak farklılaştığı(p<.05) görülmüş, diğer sosyo-demografik özellikler ile aralarında anlamlı olan başka bir ilişkiye rastlanmamıştır. Anahtar kelimeler: Ergenlik Dönemi, Akılcı Olmayan İnançlar, Sosyal Kaygı, Benlik Saygısı, Sosyo-demografik Özellikler.

Akılcı olmayan inançlarBenlik saygısıErgenler+3
Adem Deniz
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanılı çocuk ve ergenlerde sosyal anksiyete ve aleksitimi

Amaç: Bu araştırmada, DEHB (Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu) olan çocuk ve ergenlerin aleksitimi ve sosyal anksiyete düzeyleri bakımından sağlıklı kontrollerle karşılaştırılması ve aleksitimi ile sosyal anksiyete arasında olası bir ilişkinin araştırılması planlanmıştır. Yöntem: Katılımcılar, İstanbul ili Acıbadem Hastanesi Altunizade Şubesi'ne başvuran 9-16 yaş arası çocuk ve ergenler ile ebeveynlerinden oluşmaktadır. Araştırmaya toplam 77 çocuk/ergen ve 77 ebeveyn katılmıştır. Araştırılması amaçlanan bilgiler Sosyodemografik Bilgi ve Veri Formu, Çocuklar için Aleksitimi Ölçeği, Çocuk ve Ergenlerde Davranım Bozuklukları için DSM- IV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği, Çocuklar için Sosyal Anksiyete Ölçeği –Yenilenmiş Biçim, Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları, Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli-Türkçe Uyarlaması, Yenilenmiş Conners Ebeveyn Derecelendirme Ölçeği ve Yenilenmiş Conners Öğretmen Derecelendirme Ölçeği ile elde edilmiştir. Bulgular: Araştırma sonucuna göre DEHB tanısı olan çocuk ve ergenlerin aleksitimi ve sosyal anksiyete puanları kontrollerden anlamlı düzeyde daha yüksek çıkmıştır. Ek olarak, KOKGB (Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğu) eş tanısına sahip olan DEHB tanılı hastalar, KOKGB eş tanısına sahip olmayan DEHB hastalarından anlamlı düzeyde daha yüksek aleksitimi puanları almıştır. Çocuklar için Aleksitimi Ölçeği alt boyutları olan 'Duyguları Tanıma', 'Duyguları İfade Etme' ve 'Dışsal Yönelimli Düşünme' puanları DEHB grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek çıkmıştır. Ayrıca DEHB grubu ve kontrol grubunun her ikisi kendi içinde analiz edildiğinde sosyal anksiyete ile aleksitimi arasında pozitif yönde korelasyon bulunmuştur. Sonuç:Sonuçlar DEHB olan çocuk ve ergenlerin duyguları tanımada ve ifade etmede zorlukları olduğunu ve sosyal anksiyete için yüksek risk altında olduğunu desteklemektedir. Ek olarak sosyal anksiyete ve aleksitimi arasında sadece DEHB'na spesifik olmayan bir ilişki bulunmuştur. Son olarak aleksitiminin, karşıt olma karşı gelme davranışı için bir risk faktörü olduğu öngörülebilir. Anahtar Kelimeler: dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, aleksitimi, sosyal anksiyete bozukluğu

AleksitimiAnksiyeteErgenler+4
Gizem Biçen
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

15-18 yaş arası ergenlerde beden imgesi ile sosyal anksiyete arasındaki ilişkide kişilik özelliklerinin aracı etkisinin incelenmesi

Amaç: Kişilik özellikleri, sosyal anksiyete ve beden imgesi arasındaki ilişkiye odaklanan bu araştırmanın temel amacı; Türkiye'de yaşayan ve yaşları 15 ile 18 arasında değişen ergenlerin sahip oldukları kişilik özelliklerinin, beden imgesi algılarına ve sosyal anksiyete yaşama düzeylerine olan etkisinin incelenmesidir. Yöntem: Toplamda 300 katılımcının bulunduğu bu çalışmanın örneklemini 15-18 yaş arası ergenler oluşturmaktadır. Katılımcıların kişiliklerini değerlendirmek adına Beş Faktör Kişilik Envanteri (5FKE), vücut algılarını değerlendirmek adına Vücut Algısı Ölçeği (VAÖ) ve sosyal kaygı düzeylerini belirlemek adına Ergenler İçin Sosyal Kaygı Ölçeği (EİSKÖ) kullanılmıştır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesi sürecinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler kullanılmış ve araştırmanın temel hipotezlerinin sınanabilmesi adına doğrusal hiyerarşik regresyon analizi yapılmış, değişkenler arası biçimlendirici etki hipotezleri sınanmıştır. Bulgular: Araştırmanın temel hipotezlerin sınandığı ilk adımında yordayıcı değişken olarak beden imgesi, yordanan değişken olarak sosyal kaygı seçilmiş ve bu iki değişken arasındaki ilişkide Beş Faktör Kişilik Envanteri alt boyutlarının biçimlendirici etkilerine odaklanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre; beden imgesinin sosyal kaygı üzerinde anlamlı bir yordayıcı etkiye sahip olduğu görülmüştür (F(1, 298)=5.753, p<.05). Bu ilişkiye biçimlendirici değişken olarak girilen sorumluluk değişkeninin ise tek başına yordayıcılık etkisinin anlamlı çıkmadığı görülmüştür (F(1,297)=1.053, p>.05). Uyumluluk (F(1,297)=21.872, p<.001), duygusal denge (F(1,297)=41.857, p<.001), dışa dönüklük (F(1,297)=30.920, p<.001) ve deneyime açıklık (F(1,297)=30.375, p<.001) değişkenlerinin ise tek başlarına yordayıcılık etkileri yüksek düzeyde anlamlı çıkmıştır. Her beş biçimlendirici değişkenin ayrı ayrı beden imgesi puanı ile birlikte sosyal kaygı toplam puanı üzerindeki ortak etkileri incelendiğinde yalnızca sorumluluğun biçimlendirici etkisi anlamlı çıkmıştır (F(1,296)= 7.582, p<.05). Sonuç: Sonuç olarak bu araştırmada kişilik özellikleri, sosyal kaygı ve beden imgesi arasında anlamlı düzeyde karşılıklı bir ilişki olduğu gözlenmiş; kişilik özelliklerinin, sosyal kaygı ve beden imgesi arasındaki ilişkide biçimlendirici bir etkisinin olabileceği yönünde veriler elde edilmiştir. Tüm bulgular değerlendirildiğinde ise kişilik özelliği değişkeninin bu iki faktör ile olan ilişkisine literatürde az yer verildiğinden, gelecek çalışmaların bu iki değişkenle olan ilişkisine odaklanması önerilmiştir.

Beden imajıBeş faktör kişilik modeliErgenler+4
Cansu Güney
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerde akılcı olmayan inançlar ile sosyal kaygı arasındaki ilişkide duygu düzenleme becerilerinin aracı etkisi

Bu çalışmanın amacı ergenlerde akılcı olmayan inançlar ile sosyal kaygı arasındaki ilişkide duygu düzenleme becerilerinin aracı etkisinin araştırılmasıdır. Bu çalışmadaki katılımcılar lise öğrencisi olan ergenlerden oluşmaktadır. Buna göre, araştırmanın evrenini 9. sınıf ile 12. sınıflar arasındaki ergen öğrenciler oluşturmaktadır. Çalışmada, uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi İstanbul Küçükçekmece ilinde özel lise, devlet anadolu lisesi ve meslek lisesi olmak üzere 3 okuldan toplam 312 öğrenci ile elde edilmiştir. Araştırma kapsamında veriler Demografik Bilgi Formu, Ergenler İçin Akılcı Olmayan İnançlar Ölçeği, Ergenler İçin Sosyal Kaygı Ölçeği, Ergenler İçin Duygu Düzenleme ölçekleri aracılığıyla toplanmış ve SPSS 22 programına girilerek kodlanmıştır. Araştırmadan elde edilen temel bulgu sonucunda ergenlerde akılcı olmayan inançların sosyal kaygı düzeyi üzerindeki etkisinde duygu düzenleme becerilerinin kısmi aracı etkisinin anlamlı olduğu ortaya konmuştur. Akılcı olmayan inançların sosyal kaygı üzerinde anlamlı bir yordayıcı etkisi olduğu görülmektedir. Akılcı olmayan inançların duygu düzenleme becerileri üzerinde anlamlı bir yordayıcı etkisi olduğu görülmektedir. Duygu düzenleme becerilerinin sosyal kaygı üzerinde anlamlı bir yordayıcı etkisi olduğu görülmektedir.

Akılcı olmayan inançlarDuygu düzenlemeErgenler+3
Duygu Kodak
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Beliren yetişkinlik döneminde siber zorbalık ve siber mağduriyetin internet bağımlılığı ve sosyal anksiyete ile ilişkisi

Amaç: Bu araştırmanın amacı, beliren yetişkinlik döneminde siber zorbalık, siber mağduriyet, internet bağımlılığı ve sosyal anksiyetenin ilişkisinin incelenmesidir. Yöntem: Araştırmanın örneklemi 18-29 yaş arası, 307 kadın, 113 erkek olmak üzere 420 kişiden oluşmaktadır. Demografik Bilgi Formu, Yenilenmiş Siber Zorbalık Envanteri-II, Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği ve Young İnternet Bağımlılığı Testi Kısa Formu tüm katılımcılara çevrimiçi olarak dağıtılmıştır. Toplanan data SPSS 22 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırma sonuçlarına göre sosyal anksiyete, internet bağımlılığı ve siber mağduriyet ile pozitif yönde ilişkilidir. Ayrıca sosyal anksiyetenin internet bağımlılığının aracı etkisi ile siber mağduriyeti yordadığı bulunmuştur. Siber zorbalık, internet bağımlılığı ve siber mağduriyetle pozitif yönde ilişkili bulunurken sosyal anksiyete ile aralarında anlamlı bir ilişki bulgulanmamıştır. Sonuç: Sosyal anksiyete puanı yüksek olan bireylerin internet bağımlılığı geliştirme oranı yükselmektedir. İnternet bağımlılığı ise bireyin siber zorbalığa maruz kalma ihtimalini artırmaktadır. Aynı zamanda siber zorbalık arttıkça internet bağımlılığı da artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Siber Zorbalık, Siber Mağduriyet, İnternet Bağımlılığı, Sosyal Anksiyete, Beliren Yetişkinlik

BağımlılıkGenç yetişkinlerKaygı+7
Şeyma Balcı
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00

Related subjects