South Korea
65 theses under this subject heading
Güney Kore'ye göçün nedenleri ve Güney Kore halkının Asyalı göçmen algısı
1990'dan itibaren çok sayıda göçmen özellikle çalışmak ve evlenmek üzere Güney Kore'ye göç etmeye başlamıştır. Kore'deki eğitim sisteminin gelişimiyle birlikte Koreli kadınlar köyden kente göç ederken ülke genelinde de eğitimli insan oranı hızla yükselmiştir. Bu durum, düşük ücretli göçmen işçilerin, mavi yakalı işlerde çalışmak istemeyen Korelilerin yerine istihdam edilmesine, kente göç eden Koreli kadınların yerini de göçmen gelinlerin almasına neden olmuştur. Böylece Güney Kore, çokkültürlü bir toplum olma yolunda ilk adımı atmış ve çokkültürlülük "damunhwa (다문화)", akademik tartışmalarda, yazılı ve görsel basında, hükümetin yeni politikalarında yerini almıştır. 51 milyonluk nüfusun henüz % 3'ünü oluşturan göçmenlere yönelik politikaların hızla hayata geçirilmesiyle, çokkültürlü aileleri desteklemek amacıyla 200'ü aşkın kültür merkezi, 42 göçmenlik ofisi ve şubesi gibi kurumlar açılmıştır. Öte yandan hükümetin çalışmaları Koreliler tarafından yeterli görülmezken, tehdit algısı nedeniyle göçmenlere yönelik ayrımcı tutum ve davranışlar ortaya çıkmıştır. Bu doğrultuda tezde, göçün boyutu daraltılarak Asya ülkelerinden (Çin, Japonya, Kuzey Kore, Endonezya, Kamboçya, Vietnam, Filipinler, Tayvan ve Tayland) Güney Kore'ye 1990'dan günümüze kadarki göçün nedenleri ve Güney Korelilerin Asyalı göçmen algısı, tutum ve davranışları birinci ve ikinci elden verilerle harmanlanarak incelenmiştir.
İhracata yönelik sanayileşmenin Türkiye ekonomisi üzerine etkileri: Güney Kore ve Arjantin ile kıyaslamalı analiz
Küreselleşen dünya ekonomisinde finansal piyasaları ayıran sınırların ortadan kaldırılmaya başlamasıyla zamanla uluslararası sermaye akımları da hızla serbestleşme sürecine girmiştir. Bu anlamda birçok gelişen ve gelişmekte olan ülke de sermaye hareketlerini hızlandırmak adına bir liberilazsyon sürecine dâhil olmuştur. Bu uluslararası mal ticaretinin liberalizasyonu ile birlikte seyretmiştir. Birçok gelişmekte olan ülke özellikle 1980'li yıllar itibariyle İhracata Yönelik Sanayileşme Stratejisi ve dışa açık ticaret politikalarını uygulamaya başlamışladır. Bu çalışmanın amacı, Cumhuriyet'ten bu yana Türkiye'nin gelişen sanayileşme deneyimini ana hatlarıyla, ekonomideki yapısal değişimin boyutlarını ve yansıyan kırılma noktalarını derinlemesine irdelemek ve Türkiye ekonomisi üzerine etkilerini detaylı bir biçimde sorgulamaktır. Aynı zamanda Güney Kore ve Arjantin ülkeleriyle kıyaslamalı bir analiz gerçekleştirerek, stratejilerin uygulamadaki faydaları ve zararlarını analiz etmek amaçlanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, sanayileşme kavramından yola çıkarak; ithal ikame stratejisi ve ihracata yönelik sanayileşme stratejilerine yönelme nedenleri, araçları, sonuçları ve etkileri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, Cumhuriyet'in ilanından günümüze kadar geçen süreçte tercih edilen kalkınma stratejilerinin ülke ekonomilerine etkileri, dönemler itibariyle etkileri, krizler ve beraberindeki durgunlukların Türkiye ekonomisine etkileri detaylandırılmıştır. Üçüncü bölümde ise, Güney Kore ve Arjantin devletlerinin dış ticaret performansları değerlendirilmiş olup, Türkiye ekonomisiyle bir kıyaslamalı analiz gerçekleştirilmiştir. İhracata Yönelik Sanayileşme Stratejisinde ülkelerin uyguladıkları politikalar, üstün ve zayıf yönleri tespit edilerek, devlet mekanizmasının stratejiler üzerindeki etkinliği tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İhracat, Dış Ticaret, Türkiye Ekonomisi.
Türk otomotiv sanayinin gelişimi; Güney Kore ile bir kıyaslama
Otomotiv, bulunduğu ülkede vergi geliri yaratması, ihracatı arttırması ve istihdam sağlaması bakımından katma değeri yüksek bir sanayi dalıdır. Ülkelerde ekonomik büyümenin gerçekleşmesi için göz ardı edilemez bir öneme sahiptir. Ekonomide hem alıcı hem satıcı konumunda olduğundan çeşitli sektörlerle ileri ve geri bağlılık içerir, diğer sektörler üzerinde itici güç oluşturur. Bu çalışmada 1960'lı yıllarda ekonomik göstergeler açısından Türkiye ile denk sayılan ve bugün dünya otomotivinde bir dev hâline gelen Güney Kore ile Türkiye arasında, 1960'lı yıllardan itibaren uygulanan stratejiler, ortaya çıkan gelişmeler ve ekonomik politikalar yönünden kıyaslamalar yapılmıştır. Çalışmanın amacı Güney Kore'nin tecrübesinden yola çıkarak Türkiye için çıkarımlarda bulunmaktır.
Sosyal sermaye ve pozitif psikolojik sermayenin kültürel zekâyla ilişkisine yönelik sağlık sektöründe uluslararası bir çalışma
Farklılıkları kavrayarak uyum sağlayabilme yeteneği olarak ifade edilen kültürel zekâ kavramı son yıllarda önem kazanmaya başlamıştır. Bireyin farklılıklar karşısındaki tutumlarını kültürel zekâ ile ilişkilendirerek bireysel ve sosyal özellikleriyle ele alan çalışmalara literatürde rastlanılmamıştır. Bu çalışma ile kültürel zekâ kavramı pozitif psikolojik sermaye ve sosyal sermaye kavramıyla uluslararası düzeyde ele alınmıştır. Sağlık çalışanlarının pozitif psikolojik sermaye ve sosyal sermayelerinin kültürel zekâ ile ilişkisi, Avrupa, Balkan ve Uzak Doğu ülkelerini temsil eden İsveç, Romanya, Güney Kore ve Türkiye bağlamında incelenerek uluslararası bir çalışma ortaya çıkarılmıştır. Çalışmada evreni oluşturan dört ülkedeki 987 sağlık çalışanından anket tekniğiyle toplanan veriler istatistiksel yöntemlerle analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonunda sağlık çalışanlarının sosyal sermayeleri ve pozitif psikolojik sermayeleriyle kültürel zekâları arasında pozitif ve anlamlı ilişkiler ortaya çıkarılmıştır. Demografik faktörler ve alt boyutlar arasındaki ilişkiler dikkate alınarak ülkeler arasında sıralama yapılmış ve Türkiye'nin mevcut durumu ortaya konulmuştur. Bilişsel ve motivasyonel kültürel zekâ boyutları açısından Türkiye, Romanya, Güney Kore ve İsveç sıralaması ortaya çıkmıştır. Pozitif psikolojik sermaye alt boyut düzeyleri bakımından Türkiye iyimserlik dışında son sırada yer alırken sosyal sermayenin alt boyutları açısından dört ülke arasında ortada olduğu tespit edilmiştir.
Karbon emisyonu ve enerji tüketiminin büyüme üzerindeki etkileri: MIST ülkeleri karşılaştırması
Tezin amacı, yeni bir uluslararası oluşum olan MIST ülkelerinde (Meksika, Endonezya, Güney Kore ve Türkiye), karbon emisyonu ve enerji tüketimi ile ekonomik büyüme arasında nedensellik ilişkisinin test edilmesidir. Bu amaçla, MIST ülkelerinin her biri için, 1971-2010 dönemi için, kişi başına düşen karbondioksit emisyonu, enerji tüketimi ve Gayrisafi Yurt İçi Hasıla yıllık verilerine, önce Birim kök testi, daha sonra Johansen Eşbütünleşme testi ve son olarak da Granger Nedensellik Testi yapılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre, MIST ülkelerinde ekonomik büyümeden karbon emisyonu ve enerji tüketimine doğru tek yönlü bir nedensellik olduğu bulgusu elde edilmiştir. Ters yönlü, yani karbon emisyonu ve enerji tüketiminden ekonomik büyümeye doğru bir nedensellik eğilimi ortaya çıkmamıştır. Diğer bir deyişle ekonomik büyümedeki değişimler karbon emisyonu ve enerji tüketimindeki değişimlerden önce gelmektedir.
Türkiye ve Güney Kore hükümet sistemlerinin yönetim yapısı bağlamında karşılaştırılması
Dünya üzerinde çeşitli hükümet sistemleri mevcuttur. Günümüzde en yaygın hükümet sistemleri; başkanlık sistemi, parlamenter sistem ve yarı başkanlık sistemidir. Türkiye parlamenter sistemle yönetilen bir ülke iken kendine özgü ve oldukça yeni bir hükümet sistemi olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçmiştir. Güney Kore başkanlık sistemiyle yönetilen bir ülke iken parlamenter sisteme geçiş yaşamış ve tekrar kendine özgü başkanlık sistemine geçmiştir. Kore Savaşı'ndan sonra "kardeş ülke" olan iki devlet ekonomik, siyasi, kültürel açıdan birlikte birçok faaliyet yürütmektedir. Bu çalışma ile de yönetsel açıdan mevcut ilişkiye bir yenilik getirilmesi hedeflenmiştir. Çalışmada ilk olarak devlet şekilleri ve hükümet sistemlerinin neler olduğu, ikinci olarak Türkiye Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, üçüncü olarak Güney Kore Başkanlık Sistemi ve son olarak iki ülkenin karşılaştırılması yer almaktadır. Çalışma literatür taramasına dayalı bir nitel araştırmadır.
Kore'de milliyetçilik, din ve ekonomik büyüme
Güney Kore, ekonomik kalkınmada her zaman bir mükemmellik örneği olarak gösterilmiştir. Çok az sayıda devlet, kendisini derin bir yoksulluktan dünyadaki ekonomik bir güce yükseltmeyi başarabilmiştir. Güney Kore ekonomisi ile ilgili olarak çok sayıda bilimsel araştırmalar yapılırken, aslında Güney Kore'nin sömürge sonrası savaşın yıktığı harabe bir ülke konumundan OECD üyeliğine kadar yükselmeyi başarabilen bir ülke konumuna gelmesinde etkili olan ana faktörler Kore'nin eşsiz tarihi, kültürü ve ulusal kimliği olmuştur. Hiç kuşkusuz etkileyici bir örnek olsa da, Güney Kore mucizevi ekonomik büyümeye doğru giden yolda tek başına değildir. Amerika Birleşik Devletleri'nin trilyonlara varan yardım fonlarından dışarıdan Kore'ye giren antik dinlerin etkisine kadar pek çok unsur bu hızlı ekonomik büyümeye katkı sağlamıştır. Ayrıca sadece bir etkenin veya bir ulusal hareketin Kore'nin 20. Yüzyıldaki şaşırtıcı modernleşmesinden sorumlu olduğu da söylenemez. Bunun yerine, diğer devletlerin başaramadığını Güney Kore'nin nasıl başardığını anlamlandırabilmek için Kore halkının kültürünü, çalışkan karakterini ve özellikle halkı yönlendiren liderlerini bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Bu tez çalışmasında güçlü dini kurumların, ulusal kimliğin, ırksal özelliklere dayalı etnik milliyetçiliğin gelişimi, hızlı kalkınma döneminden sorumlu dört cumhurbaşkanı bağlamında analiz edilmiş, milliyetçiliğin politik ve ekonomik rolü ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Yapılan değerlendirmelerle özellikle milliyetçilik akımlarının ve geleneksel dinlerin etkisiyle oluşan sosyal yapının Güney Kore'nin ekonomik büyümesinde etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Kore'nin dini ve sosyal yapısını; Kore ulusal kimliğinin oluşumunu ve milliyetçiliğini; Kore'nin ekonomik büyümesini detaylı olarak değerlendirebilmek ve Türkiye'de milliyetçiliğin ekonomik kalkınma üzerindeki etkisine dair yapılan araştırmalara katkıda bulunmak için İngilizce, Korece ve Türkçe kaynaklardan oluşan geniş bir literatür seçilmiştir.
Orta gelir tuzağı: Türkiye ile Güney Kore karşılaştırması
İktisat yazınında "Orta Gelir Tuzağı" ilk kez 2007 yılında Dünya Bankası raporunda yer alan ve son yıllarda adından sıkça söz ettiren bir konudur. Geçtiğimiz on yıl içerisinde yüksek gelirli ülke statüsüne ulaşmayı başaran ülke sayısı, orta gelir seviyesine gelen ülkelerin yarısından bile azdır. Türkiye 1955 yılında alt orta gelir grubuna dahil olmuş ve burada 50 yıl kalarak üst orta gelir grubuna yükselmeyi başarmış bir ülkedir. Ancak Türkiye, 10 yılı aşkın bir süredir üst orta gelir seviyesinde yer almaya devam etmektedir. Ortalama 60 yıl orta gelir seviyesinde takılı kalan Türkiye'ye kıyasla 1980'lerde benzer ekonomik göstergelere sahip Güney Kore, kısa sürede dünya devleri arasına girmeyi başarmıştır. Bir ülkenin yüksek gelir skalasında yer alabilmesi için, dünya çapında belirlenen bazı ölçütlere sahip olması gerekir. Bu ölçütlerin başında teknoloji odaklı üretim yapan sektörlerin ülke ekonomisinde egemen olması ve bilgi yoğun mallarda rekabet gücü kazanılması gelmektedir. Güney Kore planlı kalkınma ile gereken ölçütleri yerine getirerek günümüzün sayılı güçlü ekonomilerinden biri haline gelmiştir. Bu tezin amacı, aynı yıllarda ekonomisini kalkınma planları ile toparlamaya başlayan ve benzer olaylar yaşayarak benzer ekonomik göstergelere sahip olan iki ülkenin bugün neden ve nasıl farklı konumda olduklarını araştırmaktır. Bu amaca ulaşmak için iki ülke ekonomisi detaylıca incelenmiştir. İncelemeler sonucunda, Güney Kore'de ilk olarak tarım sektörünün geliştirilmiş olması ve aynı zamanda eğitime büyük önem verilmiş olması dikkat çekmiştir. Ülkede sağlanan refah ile sanayi sektörüne yatırım yapılarak, diğer yandan nitelikli personel yardımıyla ar-ge çalışmalarının hız kazandığı görülmüştür. Teknolojiye verilen önem sayesinde Güney Kore'de rekabet gücü yüksek ürünlerin üretimi ile ihracat artmış ve gelir seviyesi yükselmiştir. Türkiye'de ise milli gelir 8.000-10.000 Dolar bandında kalmaya devam etmiştir. Çalışmada, Orta Gelir Tuzağı'na takılmadan dünya ülkeleriyle rekabet edebilir hale gelen Güney Kore'den hangi derslerin alınarak, Türkiye'nin bu tuzaktan nasıl çıkabileceği sorusuna yanıt aranmaktadır. Elde edilen bulgular, Türkiye'de fiyat ve finansal istikrarın sağlanması gerektiğini ortaya koymuştur. Güney Kore ekonomisinin gelişiminde önemli rol oynayan chaebol-devlet işbirliği örnek alınarak, Türkiye'deki kurumlarda reformların yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Teknolojinin hızla geliştiği küresel alanda, Türkiye'nin rekabet gücünü arttırmak ancak katma değeri yüksek ürünlerin ihracatı ile mümkündür.
Büyüme sürecindeki engel: Orta gelir tuzağında yer alan Türkiye ve bu engeli aşan Güney Kore ile aşamayan Bulgaristan karşılaştırması
Bu tez "orta gelir tuzağı" kavramının tanımını ve sebeplerini ortaya koymaktadır. Yaşanan gelişmelerle ülkeler arasında meydana gelen gelir farklılıklarının giderek artması ve gelişen ekonomilerin uzun yıllar aynı gelir grubunda takılıp kalması orta gelir tuzağı kavramının zeminini oluşturmaktadır. Ülkelerin uzun süre orta gelirde kalıp yüksek gelir kategorisine geçememeleri durumu, ekonomi gündemine yeni giren ''orta gelir tuzağı'' (OGT) kavramı ile tanımlanmaktadır. Bu çalışma ile birlikte Türkiye, Güney Kore ve Bulgaristan ülkelerinin ekonomik faaliyetlerinden kısmen bahsederek hem matematiksel uygulama hem de ekonometrik analiz yaparak orta gelir tuzağında bulunup bulunmadıklarını ifade etmek temel amaçtır. Orta gelir tuzağı, içsel ve dışsal büyüme modelleri ve kalkınma modelleriyle ilişkilendirilmiştir. Türkiye, Güney Kore ve Bulgaristan ülkelerinin ekonomileri daha derinlemesine incelenerek sektörel veriler ve makro ekonomik konular üzerinde durulmuştur ve orta gelir tuzağında bulunan ülkeler için çıkış stratejilerinden bahsedilmiştir. Çalışmanın son bölümünde, 1981 ile 2015 yılları için orta gelir tuzağıyla ilgili değişkenlere ait verilerin toplanması ile çeşitli testler uygulanmış ve bu testler yardımıyla orta gelir tuzağının belirleyenleri analiz edilmiştir. Analizin sonuçlarına göre, her üç ülke için de söz konusu değişkenler arasında uzun dönemli bir ilişki bulunmuştur. Ardından, kişi başına düşen gelir için Granger nedensellik testi ile etki tepki analizi araştırılmıştır. Bütün sonuçlar sonuç bölümünde yorumlanmıştır.
The role of international organizations on disarmament of the Korean Peninsula: The cases of un and Asean
The aim of this thesis is to analyze the role of international organizations on the disarmament of the Korean Peninsula. Since they are closely related to security of the Korean Peninsula, the UN and the ASEAN are taken as cases and their roles are examined using a comparative method. Initially, the concept of disarmament was separated from the concepts of arms control and non-proliferation, and conceptual confusion was tried to be eliminated. In addition, the boundaries of the disarmament concept mentioned in the study were specified. General and complete disarmament, which means the complete elimination of WMDs and a significant reduction in conventional weapons, was chosen to prevent the problem in the peninsula from being reduced to nuclear weapons of North Korea, alone. In order to provide a theoretical framework for the role of UN and ASEAN, the approaches of international relations theories towards disarmament have been tried to be detailed. Then, historically, international disarmament attempts are explained, and the active role of the UN has been paid attention. Here again, arms control and non- proliferation initiatives, which are often confused with disarmament attempts, are tried to keep out. After the theoretical framework was formed, the historical armament process of North Korea and South Korea was explained. The main purpose here is to understand what kind of developments have prompted the two Koreas to focus on defense. For this reason, cultural, historical, and strategic perspectives on the perception of threat in the Korean Peninsula are also mentioned. It was concluded that, in addition to the nuclear weapons of North Korea, the conventional armament of South Korea and the military existence of the US constitute an obstacle to peace in the peninsula. Finally, the relations of ASEAN and UN with the two Koreas and their involvement in the security of the Korean Peninsula are examined. The initiatives of the UN in the disarmament of the region are generally shaped within the framework of international cooperation. It has become clear that the role of the UN is parallel to the liberal perspective on ensuring disarmament. ASEAN, relying on the power of discourse and norms, has made efforts in line with the position of the constructivist theory on disarmament. However, it has been revealed that the efforts of these two international organizations are mainly concentrated on North Korea's nuclear program. Keywords: Korean Peninsula, disarmament, ASEAN, UN.
A comparative study of public policy responses to Covid-19: The cases of South Korea and Turkey
Since the COVID-19 pandemic started , the healthcare systems and infrastructures of several countries have faced unprecedented challenges. Accordingly, governments have taken different measures in order to tackle with COVID-19 and to follow their citizens' health situations. This research aims to identify the key differences and similarities between the public policies of South Korea and Turkey in dealing with this challenge. In this thesis, I compare how two OECD members —a developing (Turkey) and a developed (South Korea) country- integrated their public policies and crisis management measures. Also, I investigate how their policy differences and similarities changed over the course of the pandemic. Finally, this thesis discusses policy-making processes, technological differences, and strategies with policy implications for other countries.
Infectious disease and national security: A comparison of China and South Korea
This thesis is a comprehensive analysis of how the People's Republic of China (China) and the Republic of Korea (South Korea) approached national security during the respective infectious diseases they have been forced to confront. It looks at the 2002–2004 SARS outbreak, the Middle East respiratory syndrome coronavirus (MERS), and the most recent COVID-19 pandemic from December 2019 to the present day. This thesis looks at how both countries have dealt with both the ongoing infectious disease crises and their continuing national security interests by utilizing a mixed methodological approach of rhetoric analysis and data gathering, approaching the question with the help of case studies. It utilizes primarily the Constructivist Copenhagen School while utilizing certain elements of the Paris School as well. It takes on case studies for both countries. For China, it looks at media control and information during infectious disease outbreaks, the implications for the Belt and Road Initiative, the recognition of Taiwan, Hong Kong, foreign affairs, and human capital. For South Korea, it looks at media control and information, North Korea, foreign affairs, infrastructural issues, and citizen trust. It is thus possible to make predictions regarding the policies other countries choose to implement on global security and international foreign policy by investigating whether China and South Korea have modified existing national security practices by putting forward the current pandemic conditions and practices.
Kore kamu diplomasisi: Twitter üzerinde bir pandemi analizi
The aim of this thesis is to examine how Korean public diplomacy has employed social media during the COVID-19 pandemic, assessing whether this represents a practical evolution in diplomatic practices and if social media usage extends beyond cultural diplomacy aspects. This thesis investigates how Korean public diplomacy has adapted to the COVID-19 pandemic by using social media for diplomatic activities. It examines whether this shift reflects practical changes or remains theoretical. The research contributes to understanding the role of social media in modern public diplomacy, especially during the pandemic. Utilizing purposive sampling, the research deliberately chooses cases that align with its objectives, thereby enriching the collection of specific and detailed data. Through qualitative content analysis that follows, a deep investigation into textual and visual information takes place, capturing complex phenomena and underlying motivations that quantitative approaches could potentially miss. The incorporation of the Twitter Advanced Search tool further enhances data gathering, assuring congruence with research aims and meticulous curation. Within the scope of this thesis study, for the facilitation of understanding the amassed numerical data, which serves as the cornerstone of the analysis, the method of descriptive statistics was embraced. This entailed the creation of tables and preparation of visual materials to facilitate the subsequent discussion. The research findings in response to the study's questions revealed an increased use of social media during the COVID-19 period. However, a direct link between cases and Twitter activity couldn't be clearly established. Notably, a stronger correlation was noticeable with changes in government. While Twitter was predominantly used for cultural diplomacy, shifts in government led to an increased emphasis on sports diplomacy and humanitarian diplomacy, presenting them as alternatives. In the context of humanitarian diplomacy, the official Korea Public Diplomacy Office's Twitter account displayed discernible selectivity, yet the underlying reasons for this selectiveness remained uncertain and require further investigation. Keywords: Republic of Korea, Public Diplomacy, Digital Diplomacy, COVID-19, Twitter.
Güney Kore'de kimlik inşasının tarihsel dinamikleri: Kookmin algısı
Bu tez, Kore Yarımadası'nda ve özellikle Güney Kore'de milli kimlik inşasını inceleyerek, bu süreci şekillendiren tarihsel ve sosyal dinamiklere odaklanmıştır. Kore'nin etnik homojenliğinin korunması ile bunun milliyetçilik ve sivil kimlikle korelasyonu araştırılmaktadır. Çalışma üç ana bölümde yapılandırılmıştır. İlk bölüm, kimliğin rolünü ve tarih boyunca ve günümüzde bireyler ve toplumlar üzerindeki etkisini tartışarak, kimliğin farklılık ve dışlama siyasetini içeren politik bir kavram olduğunu savunmaktadır. Etnik kimlik, ortak kültür ve dilin milli kimlik oluşumundaki rolü incelenmektedir. Sonrasında, Kore'nin etnik homojenliğinin tarihsel kökenleri ve bu yapının nasıl korunduğu araştırılarak, milli kimliğin inşası detaylandırılmaktadır. Özellikle Japon emperyalizminin Kore milliyetçiliği üzerindeki etkisi, Kore milli hareketleri ve ideolojileri üzerinde durularak incelenmektedir. Üçüncü bölümde, Kore Yarımadası'nın 38. paralel boyunca Kuzey ve Güney olarak yapay bir şekilde bölünmesi ve bu bölünmenin milli kimlik üzerindeki etkileri üzerinde durulmaktadır. Bilhassa beş bin yıllık ortak tarihe rağmen iki Kore arasında "biz" tanımlarındaki farklılıklar vurgulanmaktadır. Ayrıca, çalışmada Güney Kore'de kookmin (milli kimlik) ve minjong (etnik kimlik) kavramlarının değişen önemi araştırılmaktadır. Bunun için de etnik ve sivil faktörlerin modern Güney Kore milli kimliği şekillendirmedeki rolü üzerine önceden gerçekleştirilmiş yararlanılmıştır. Öteki algısını anlamak içinse Kuzey Korelilere ve denizaşırı Korelilere yönelik algıların son yüzyıldaki değişimi üzerine yapılmış anket çalışmalarının değerlendirilmesine yer verilecektir. Son bölümde iki Kore hükümetinin de "diğer Kore"ye yönelik politikalarına ve kookmin'in Kuzey Kore rejimi ve halkına ilişkin algısının son yirmi yıl içerisindeki değişimine odaklanılacaktır. Çalışmamda yerel ve uluslararası anketler, başkanlık söylevleri, hükümet ve özel sektör istatistikler değerlendirilerek Güney Kore'deki milli kimliğin tarihsel ve sosyal dinamiklerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Kore'de milli kimliğin nasıl inşa edildiğini, etnik ve sivil kimliklerin etkileşimini ve devlet politikalarının son 75 yılda toplumsal birliği nasıl şekillendirdiği sorularını bu tez ile cevaplanmaya çalışılacaktır.
Kuzey Koreli sığınmacıların Güney Kore'deki entegrasyon süreci
Kore Yarımadası'ndaki siyasi bölünmüşlük, iki Kore devleti arasında yalnızca siyasi değil; sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda da belirgin farklar yaratmaktadır. Güney Kore, hızlı bir kalkınma süreci geçiren ve kapitalist sisteme entegre olan bir ülke iken, Kuzey Kore kapalı bir yapıdan oluşan ve otoriter rejimle yönetilen bir ülkedir. Bu tez çalışması, siyasi bölünmüşlüğün getirdiği farklılıkları özellikle Kuzey Koreli sığınmacıların Güney Kore toplumuna entegrasyon süreci üzerinden açıklamaktadır. Çalışmada, hükümet raporları, medya haberleri, akademik çalışmalar ve sivil toplum kuruluşları tarafından yayınlanan raporlar gibi çeşitli kaynaklardan elde edilen veriler göz önünde bulundurularak, Kuzey Kore'den gelen sığınmacıların Güney Kore'deki entegrasyon süreci nitel bir yöntemle ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bulgular, Kuzey Kore'nin temel yönetim politikasını şekillendiren ve kendi kendine yetme amacı güden Juche ideolojisini, halkı üç ana ve elli bir alt kategoriye ayıran, sınıf hareketliliğinin neredeyse imkansız olduğu Songbun sistemini, ekonomik sıkıntıları, yaşam için gerekli koşulların elverişsizliğini, Kwanliso (관리소) ve Kyohwaso (교화소) adı verilen siyasi mahkumların zorla çalıştırıldığı ideolojik rehabilitasyon kamplarını ve toplum genelinde uygulanan baskıları göçün temel nedeni olarak göstermektedir. Bulgularda ek olarak, sığınmacıların Güney Kore'de sosyal dışlanma ve izolasyon, kültürel farklılıklar, dil bariyeri ve ekonomik uyumsuzluklar gibi önemli engellerle karşılaştıkları belirtilmektedir. Bunun yanı sıra, sivil toplum kuruluşları gibi sosyal destek ağları, toplumsal hayata adapte olmayı sağlamaya yönelik eğitim programları ve hükümet destekleri entegrasyon sürecinde önemli bir rol oynamaktadır. Örneğin Güney Kore yönetimi tarafından kurulan Hanawon adlı rehabilitasyon merkezi, sığınmacıların toplumsal hayata daha hızlı adapte olmalarında önemli bir etkiye sahiptir. Çalışma bu kapsamda, Güney Kore'nin mevcut uyum politikalarının yeterliliğini sorgulamakta; sığınmacı politikalarının geliştirilmesi ve daha kapsayıcı yaklaşımların benimsenmesi yoluyla sosyal uyumu desteklemeyi amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Güney Kore, Kuzey Kore, sığınmacı, entegrasyon, kültürel ve sosyal entegrasyon
Tarım sektöründeki toprak verimi, kişi başına düşen gelir ve toprak değişkenlerinin karşılaştırması, trend eğrilerinin belirlenmesi ve bulguların ima ettiği sonuçlar: İspanya, G. Kore ve Türkiye (1980-2008)
Tezin ilk bölümünde, İspanya Kore ve Türkiye'deki tarım sektöründe, katma değer cinsinden tarımsal hasıla, tarımsal nüfus, tarımsal emeğin ortalama veriminin EOVT ve EOVT değişkeninin İspanya/Türkiye ve Kore/Türkiye kıyaslamasını katsayı cinsinden veren [(EOVT)İSP /(EOVT)TR ve (EOVT)KOR /(EOVT)TR] değişkenlerinin 1980-2008 arasında nasıl değiştiği saptanıp, incelenmiş; bu zaman serilerinden türeyen doğrusal olmayan trend eğrileri ve büyüme patikaları yıllık değişim oranları, her bir değişken ve ülke için SPSS programı vasıtasıyla belirlenmiş; böylece hesaplanmış olan istatistikler analiz edilmiş ve çarpıcı birkaç sonuca ulaşılmıştır:Birinci bölümde, çok açık olarak ortaya çıktı ki, dönem boyunca İspanya ve Kore'nin EOVT performansının Türkiye'ninkine kıyasla önemli ölçüde yüksek olmasının, tarımsal çıktıyı arttırma boyutundaki göreli performanslarından değil de hemen hemen İspanya ve Kore'nin tarımsal nüfusunu çok hızlı bir oranda düşürürken; Türkiye'nin tarımsal nüfusunun 28 yılda sadece %12'lik bir düşüş göstererek neredeyse sabit kalmasından kaynaklanmıştır.İkinci bölümde, FAO istatistikleri, gizli işsizliği de ekleyip verirken, İLO ve TÜİK istatistikleri gizli işsizliği hesaba katmadan verdikleri ve dolayısıyla iki veri seti arasında %80'i aşan farklar varolduğu için İkinci Bölümde, LT yerine ?TN? ile ve EOVT yerine de ?TNbQ? ile çalışmak yeğlenmiştir.Eğer tarımsal istihdam başına ve tarımsal nüfus başına düşen brüt gelirin önemli bir ölçüde arttırılması için endüstriyel olgunluğa erişmiş her ülkenin nesiller evvel başarmış olduğu gibi, tarımsal nüfusun, TN/?N oranını ve LT/?L oranını da %4-%5'in altına çekecek biçimde sadece oransal olarak değil, mutlak olarak da düşmesi şarttır. Yani, Türkiye'deki tarımsal nüfusun, 1980-2008 döneminde, 18.4 milyondan 15.5 milyona düştüğü gibi sadece 1.19 kat değil, gelecek 25 yılda yaklaşık üç kat daha düşerek 5 milyon civarına inmesi gerekir.Bu konuda yapılacak çalışmalar, Türkiye'nin geleceğine ait yol-haritası bağlamında önem arz edecektir.
Eko-inovasyon uygulamaları ile sürdürülebilir kalkınma arasındaki ilişki: Güney Kore ve Türkiye örneği
Küresel etkileşimin artmasıyla birlikte insanlarının talep ve ihtiyaçlarında çeşitlenmeler görülmektedir. Artan talep ve ihtiyaçların karşılanmaya çalışılması, üretim faktörleri üzerindeki yoğunluğa sebep olmaktadır. Üretimin artmasıyla birlikte doğal kaynaklar ve çevre üzerinde olumsuz etkiler meydana gelmektedir. Bu döngü sürecinin sonunda oluşan olumsuzlukların giderilmesinde, standart ekonomi kalıplarının yeterli olmadığı anlaşılmaktadır. Son yıllarda ekonomik, sosyal ve çevresel boyuta sahip olan sürdürülebilir kalkınma modeli ülkeler tarafından uygulanmaktadır. Çevre üzerindeki sorunların çözümü ve sürdürülebilir kalkınmanın devamlılığı için yeni fikir, politika ve uygulamalara ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç doğrultusunda eko-inovasyon kavramının önemi artmaktadır. Eko-inovasyon; yeni fikirler, uygulamalar ve politikalar sonucunda çevreye verilen zararı en aza indirerek, sürdürülebilir kalkınma amaçlarının gerçekleşmesine yardım etmektedir. Bu çalışma kapsamında sürdürülebilir kalkınma ile eko-inovasyon arasındaki ilişki Güney Kore ve Türkiye üzerinden değerlendirilerek açıklanmaya çalışılmaktadır. İki ülke arasındaki eko-inovasyon göstergeleri ile sürdürülebilirlik performansı karşılaştırılmaktadır. Karşılaştırma sonucunda Güney Kore'nin sürdürülebilir kalkınma amacı kapsamındaki eko-inovasyon performansının Türkiye'den daha iyi olduğu görülmektedir. Lakin iki ülkede de geliştirilmesi gereken alanlar mevcuttur.
İktisat doktrininde ekonomik büyüme ve dış ticaret arasındaki ilişkinin incelemesi: Türkiye ve Güney Kore üzerine ampirik bir uygulama
İktisadi doktrin tarihine bakıldığında, ortaya atılan her iktisadi düşüncenin dış ticaretin ekonomik büyümeye etkisi konusunda mutlaka bir tespit bildirdiği görülmektedir. Dış ticaret ve ekonomik büyüme ilişkisi, geçmişten günümüze değin birçok ekonomik araştırmalara konu olmuş, hâlen iktisatçılar tarafından tartışılmaya devam edilmekte ve konu hakkında hâlâ bir fikir birliği sağlanabilmiş de değildir. Bu sebeple dış ticaretin ekonomik büyüme üzerine etkisinin araştırılmaya devam edilmesi önem arz etmektedir. Bu çalışmada dış ticaretin ekonomik büyüme üzerine etkisi Güney Kore ve Türkiye örneği ile 1987-2018 ülkesel verilere dayanarak araştırılmıştır. Dış ticaret ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin incelenmesi için Güney Kore ve Türkiye'nin birlikte araştırılmasının tercih edilme nedeni, her iki ülkenin de aynı yıllarda kalkınma stratejilerine yönelmesidir. Bu bağlamda Güney Kore ve Türkiye, 1962-1963 yılları itibariyle ülke kalkınmasına yönelik politikalar geliştirmişlerdir. Ayrıca her iki ülke de 1980 yılı öncesi dönemde ithal ikameci dış ticaret politikalarını benimsemiş, 1980 yılı sonrası ise serbest dış ticaret politikalarına yönelmiştir. Diğer taraftan çalışmada Güney Kore ve Türkiye'nin birlikte araştırılmasının tercih edilme nedenlerinden bir diğeri ampirik analizler öncesinde ulaşılan korelasyon analizi sonuçlarıdır. Buna göre çalışmada yapılan korelasyon analizi sonuçları, her iki ülkede de dış ticaret ile ekonomik büyüme arasında çok yüksek bir korelasyona işaret etmektedir. Ayrıca Güney Kore'nin dış ticareti ile Türkiye'nin dış ticareti arasında da bir korelasyon ilişkisi saptanmıştır. Bu saptama, Güney Kore ile Türkiye'nin dış ticaret performanslarının benzerliğini gözler önüne sermektedir. Korelasyon analizi sonuçları doğrultusunda saptanan bir diğer bulgu ise dış ticaretin Güney Kore ekonomisini Türkiye ekonomisinden daha şiddetli etkileyerek daha fazla büyüme sağladığı yönündedir. Buna göre Güney Kore ve Türkiye'nin benzer zamanlarda ve benzer doğrultuda uygulamış oldukları dış ticaret politikaları sonucunda gerçekleşen ekonomik büyüme performansının incelenmesi, dış ticaret ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi açıklamak için önemli bulgular sunacaktır. Çalışmada gerçekleştirilen ampirik analiz sonuçları, Güney Kore ve Türkiye'de dış ticaretin ekonomik büyümeyi pozitif yönde etkilediğini; ayrıca bu pozitif etkinin Güney Kore'de Türkiye'den daha şiddetli olduğunu göstermektedir. Bu durumun nedenlerinin araştırılması konusu, başka bir çalışma alanı oluşturuyor olmasına karşılık bu çalışma kapsamında gerçekleştirilen analiz sonuçlarının değerlendirilmesinde, serbest dış ticaret politikalarının sanayinin geliştirilmesi ve Ar-Ge harcamaları ile desteklenmesinin ekonomik büyüme sağlama açısından önemli olduğu kanaatine ulaşılabilir. Sonuç olarak her iki ülkede de serbest dış ticaret politika uygulamaları, ekonomik büyümeyi pozitif yönde etkilemektedir. Serbest dış ticaret politikalarıyla birlikte sanayi ve Ar-Ge harcamalarına önem verilmesi durumunda sağlanan ekonomik büyümenin daha yüksek oranda olacağı da çalışma kapsamında görülmüştür. Çalışmada elde edilen bulgular, iktisat literatüründe ağırlıklı olarak var olan serbest dış ticaret politikalarının ekonomik büyüme sağladığı yönündeki tespitlere sahip birçok çalışma tarafından da desteklenmektedir. Anahtar Sözcükler: Dış Ticaret, Ekonomik Büyüme, ARDL Sınır Testi, Granger Nedensellik Testi, Korelasyon Analizi, Türkiye, Güney Kore
Türkiye'deki inovasyon çalışmalarının Güney Kore ile karşılaştırmalı stratejik analizi
Günümüzde rekabet değerlerindeki ve anlayışındaki değişimler şirketleri, bölgeleri ve özellikle de ülkeleri ekonomik, sosyal ve siyasi birçok etkisi olan inovasyon kavramı ile karşı karşıya getirmektedir. Bu bağlamda bir ülkenin rekabetteki konumu; inovasyon süreçlerinde rol oynayan faktörlerin belirlenmesinde ve bu faktörlerin birbirleri ile olan ilişkilerinin düzenlenmesinde etkin rol oynayan ulusal inovasyon politikalarının başarı ile uygulanması neticesinde belirlenmektedir. Bu nedenle inovasyon kavramı kamu ve özel sektörde verimlilik ve yüksek ekonomik dönüşler açısından da önem arz etmektedir. Çalışmanın amacı, teknolojik gelişmelere yetişme sürecinde başarı sağlayan ve inovasyon politikalarını Türkiye ile eş zamanda uygulamaya başlayan Güney Kore'nin ulusal sistemleri ile politikalarının incelenmesi ve Türkiye'deki inovasyon politikaları ile karşılaştırılmasıdır. Bu bağlamda çalışma inovasyon kavramının Dünyada ve Türkiye'deki gelişimini, önemini ve sonuçlarını sunmayı hedeflemektedir. Bu doğrultuda Türkiye ve Güney Kore'deki inovasyon çalışmalarının evrimi örnek olaylar aracılığıyla incelenmiş ve her iki ülkenin inovasyon açısından karşılaştırmalı güçlü taraflar- zayıf taraflar, fırsatlar-tehditler analizi sunulmuştur. İki ülke arasında yapılan bu karşılaştırma neticesinde Güney Kore'nin teknolojiye yetişme sürecinde Türkiye'ye nazaran daha başarılı olduğu görülmüştür. Çalışmanın sonunda Türkiye'de uygulanan inovasyon politikaları ile Türkiye'nin ulusal inovasyon sistemindeki yetersizlikler göz önünde bulundurulmuş ve inovasyon politikası kamu desteği ile güçlü kılınan özel kesim AR_GE uygulamalarına odaklanmış Güney Kore'nin başarılı uygulamaları çerçevesinde birtakım öneriler geliştirilmeye çalışılmıştır.
Teknolojinin iktisadi kalkınma üzerindeki etkisi: Türkiye ve seçili ülkeler üzerine karşılaştırmalı analiz
İktisadi büyüme teorilerinin gelişimi incelendiğinde, özellikle içsel büyüme teorilerinde teknolojinin büyüme üzerindeki rolünün öne çıktığı dikkat çekmektedir. Teknolojinin ölçülmesinde ise farklı yaklaşımlar olup AR-GE harcamaları ve patent sayıları teknolojiye ilişkin başlıca göstergeler olarak değerlendirilmektedir. Teknolojinin iktisadi büyüme üzerindeki etkisinin Türkiye ve seçili ekonomiler için araştırılmasının hedeflendiği bu çalışmada, seçili ekonomiler altında Japonya ve Güney Kore analize dahil edilmekte, ülke seçiminde bu ülkelerin literatürde sıklıkla içsel büyüme teorileri bakımından incelenmekte olmaları ve çalışmada Türkiye'nin ilgili bu ekonomilere göre nispi yapısının değerlendirilmesinin hedeflenmiş olması önem taşımıştır. Bu hedef doğrultusunda çalışmada ARDL eşbütünleşme yaklaşımı kapsamında AR-GE harcamaları ve patent sayılarının ekonomik büyüme üzerindeki etkileri 1996-2016 dönemi için karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Çalışmanın bulguları üç ülkede de patent, AR-GE ve büyüme arasında uzun dönemli ilişkiyi teyit ederken önemli farklılaşmaya dikkat çekmektedir. Güney Kore için patent ve AR-GE'nin uzun dönem esnekliği pozitif bulunurken, Japonya'da patentin uzun dönemli etkisi reddedilememekte ve AR-GE anlamsız bulunmaktadır. Türkiye için ise AR-GE'nin büyüme üzerindeki uzun dönemli etkisi pozitif bulunmakta ve patent uzun dönem esneklik katsayısı için istatistiksel olarak anlamsız bulunmaktadır. Çalışmanın bulguları, Türkiye'de AR-GE'ye yönelik politikaların mevcut pozitif etkilerinin arttırılmasına ve patentlere ilişkin politikaların geliştirilmesinin önemine dikkat çekmektedir.
Bölünmüş ülkelerin birleşmesi : Kore örneği
Bu çalışmada, Güney ve Kuzey Kore'nin barışçıl ve istikrarlı bir şekilde birleşme gerçekleştirmesi için gerekli koşulların ne olacağı tespit edilmiştir. Gerekli koşulları araştırmak için tarihte bölünmüş ülkelerden birleşmesi gerçekleşen Vietnam, Yemen, Almanya ve yeniden bölünen Kıbrıs örnekleri üzerinde dikkat edilmesi gereken hususlar incelenmiştir. Ayrıca, Kore Yarımadası'nın bölünme sürecinden bu yana iki Kore'nin ilişkileri, çevre dört ülkenin politikası ve Kore'nin birleşmesiyle ilgili tutumu değerlendirilmiştir. İç ve dış ortamına bakıldığında, Kore birleşmesi çözülmesi gereken birçok sorunu barındıran karmaşık ve zor bir süreçtir. Bu nedenle, birleşme sürecinde çıkabilecek sorunları en aza indirmek için gerekli koşulları teker teker oluşturarak kademeli ve aşamalı yolla birleşmek gerekmektedir. Öncelikle, siyasi, ekonomik ve sosyal entegrasyonun temelini oluşturmak için iki Kore ilişkileri geliştirmelidir. Ayrıca, Kore Yarımadası'nda kalıcı barış sağlanması için askeri gerginlik azaltılmalı ve Kuzey Kore'nin nükleer sorunu çözülmelidir. Gelişen ilişkiler ve sağlanan kalıcı barış çerçevesinde dört güçlü ülkenin olumlu bir birleşme ortamı oluşturması gerekmektedir.
Türkiye'nin Doğu Asya politikasında Güney Kore ve Japonya'nın önemi
Türkiye'nin Doğu Asya'da stratejik öneme sahip olan Japonya ve Güney Kore ile dostluk temeline dayalı bir politika izlediği görülmektedir. 1887 yılında Prens Komatsu'nun Osmanlı Devleti'ne yaptığı ziyaret ile başladığı kabul edilen Türk-Japon ilişkileri, 1891 yılında bu ziyarete karşılık olarak gönderilen Ertuğrul Fırkateyni'nin Japonya dönüşünde batması ile farklı bir boyut kazanmıştır. İkinci Dünya Savaşı'nda Türkiye'nin Japonya'ya savaş ilan etmesi iki ülke arasındaki ilişkileri yalnızca geçici olarak kesintiye uğratmıştır. Günümüzde siyasi alanda herhangi bir sorunu olmayan Türkiye ve Japonya ticari alanda ortak yatırım ve ithalat-ihracata, kültürel alanda da Ertuğrul Fırkateyni kazası dolayısıyla düzenlenen faaliyetlere yönelmiş bulunmaktadır. Türkiye ve Güney Kore ilişkilerini belirleyen temel faktör olan 1950 Kore Savaşı ise Türkiye'nin Birleşmiş Milletler safında Güney Kore'ye asker göndermesi ve sonrasında NATO'ya üye olması açısından özel bir yere sahiptir. Kore Savaşı sayesinde Türkiye, Doğu Asya ülkelerini yakından tanıma fırsatı bulmuş ve Güney Kore ile ilişkilerinin günümüze dek dostluk içerisinde sürdürülmesini sağlamıştır.
Güney Kore yönetim tarzında Konfüçyanizm ve piyasa kurumsal mantıklarının rekabet izleri: Güney Kore yönetim tarzının gelişimi üzerine bir inceleme
Güney Kore, yarım yüzyıldan biraz fazla bir süre içinde küresel bir üretim merkezi haline geldi ve bugün Koreli şirketler küresel piyasada dikkate değer bir rekabet gücü göstermektedir. Sonuç olarak, Koreli şirketlere ve onların yönetim özelliklerine olan ilgi artmaktadır. Bu ilgi, Kore şirketlerinin nasıl bu kadar hızlı büyüyebildiği ve bu büyümenin arka planının ne olduğu konusunda soru işaretleri uyandırıyor. Yaptığımız çalışma bu soruları cevaplama arzusuyla önce Koreli şirketlerin yönetim tarzının ne olduğunu açıklayıp sonra bu yönetim tarzında Konfüçyanizm ve piyasa mantığının etkileriyle iki kurumsal mantık arasındaki rekabet ilişkisini yakalanmaya çalışılmıştır. Bu araştırma ikincil verilerden hareketle tasarlanmış nitel bir çalışmadır. Kore yönetim tarzının oluşum sürecini ve değişimini yakalamak için kavramsal çerçeve olarak kurumsal mantık perspektifi kullanılmıştır. Kurumsal mantık perspektifi, kurumlar üzerinde toplumun ve aktörlerin karşılıklı etkileşimini kabul eden, ayrıca kurumların hem sembolik unsurlar hem de maddi unsurlarını sentetik olarak ele alan bir yaklaşımdır. Kurumsal mantık tarihsel bir sonuçtur, bu nedenle onların oluşumunu ve değişimini tarihsel bağlamdan hareketle açıklamak gerekir. Bu nedenle, yaptığımız çalışma ilk olarak Kore'nin modern tarihini inceleyerek Kore toplumunun makro düzeyinde Konfüçyanizm mantığı ile piyasa mantığı arasındaki rekabetçi akışı yakalamaya çalışmıştır. Bu süreçte iki kurumsal mantığın içerikleri gözden geçirilmiş ve ardından Kore yönetim tarzı içerikleriyle eşleştirmek için kullanılacak parametreler sunulmuştur. Daha sonra Kore'nin yönetim tarzını örgütsel değer, yönetim stratejisi, sahiplik yapısı ve yönetişim, örgütlenme özellikleri ve insan kaynakları yönetimi olarak beş boyut ve karakteristik unsurlar halinde ele alınmıştır. Son olarak iki kurumsal mantığın parametreleri Kore yönetim tarzının içerikleriyle eşleştirip analiz edilmiştir. Bu analiz, kurumsal mantığın temel bileşenleri olan sembolik anlam ve maddi uygulama açısından ele alınmıştır. Bu çalışmanın önemli bir sonucu olarak Konfüçyanizm mantığının Kore işletme yönetim tarzında önemli ölçüde yer aldığı ve bu tür Konfüçyanizm mantığının piyasa mantığıyla bir koalisyon halinde var olduğu doğrulanmıştır. Özellikle yönetim tarzının beş boyutundan sahiplik yapısı ve yönetişim boyutunun Konfüçyanizm mantığını ciddi bir şekilde yansıttığı gösterilmiştir. Kore şirketlerinin yüksek büyüme arzusunun hem Konfüçyanizm mantığı hem de piyasa mantığı tarafından desteklendiği de doğrulanmıştır. Ayrıca, tarihsel bir bakış açısıyla, Kore geleneksel toplumunda en güçlü olan Konfüçyanizm mantığının hızla etkisini kaybetmesiyle piyasa mantığının çok hızlı büyüdüğü görülmüştür. Ancak Konfüçyanizm mantığı egemen hâkimiyeti kaybetmiş olsa da Konfüçyanizm mantığının etkisinin hâlâ göz ardı edilemeyecek düzeyde olduğu teyit edilmiştir.
Türkiye'deki Güney Kore firmalarının İKY uygulamaları: Ulusal iş sistemleri yaklaşımı çerçevesinde nitel bir araştırma
Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye'de faaliyet gösteren Güney Kore firmalarının İKY uygulamalarını Türkiye'nin makro-kurumsal koşullarında nasıl oluşturduklarını anlamaktadır. Ulusal İş Sistemleri yaklaşımı, çalışmanın kavramsal çerçevesini oluşturmaktadır. Çalışmanın ilk kısmında, kavramsal çerçeveyi oluşturan Ulusal İş Sistemleri yaklaşımının toplumsal kurumlarla neyi kastettiği, bir ülkedeki iş sisteminin unsurları ve yaklaşımın ulusaşırı firmaların İKY uygulamalarını inceleme potansiyeli incelenmektedir. İkinci bölümde, Türkiye'deki ve Güney Kore'deki toplumsal kurumlar Ulusal İş Sistemleri yaklaşımı çerçevesinde incelenmekte, bu kurumların iki ülkenin iş sistemi üzerindeki etkileri tartışılmaktadır. Üçüncü bölüm yöntem kısmından oluşmaktadır. Araştırmada temel nitel araştırma tasarımı benimsenmektedir. Bu bölümde araştırmaya yön veren kavramsal çerçeve doğrultusunda yapılan sınıflandırmalar, hazırlanan mülakat soruları ve mülakat süreçleri detaylı bir şekilde açıklanmaktadır. Toplam 16 katılımcı ile yarı-yapılandırılmış mülakatlar yapılmıştır. Altı farklı Güney Kore firmasından sekiz beyaz yakalı ve iki mavi yakalı çalışanla ve iki sendikadan beş sendika yöneticisi ve bir sendika avukatı ile görüşülmüştür. Mülakatlardan elde edilen veriler nitel içerik analizi ile çözümlenmiştir. Bu çözümlemede ve bulguların görselleştirilmesinde MAXQDA 2022 programından yararlanılmıştır. Dördüncü bölümde araştırmanın bulguları katılımcıların ifadelerinden doğrudan alıntılamalarla sunulmaktadır. Araştırmanın sonucunda Türkiye'de faaliyet gösteren Güney Kore firmalarının İKY uygulamalarını yalnızca ev sahibi ülkenin makro-kurumsal koşullarına göre oluşturmadıkları, köken ülke etkilerinin de İKY uygulamalarını şekillendirdiği görülmektedir. Bu firmaların köken ülkelerindeki İKY uygulamalarını ev sahibi ülke koşullarına bağlı olarak değiştirebildikleri de saptanmıştır. Ev sahibi ve köken ülke etkileri dışında, sektör ve örgüt düzeyindeki unsurların da Türkiye'de faaliyet gösteren Güney Kore firmalarının İKY uygulamalarını etkileyebileceği anlaşılmaktadır. Ayrıca bu firmalardaki İKY uygulamalarının bazılarının ev sahibi ülkeden bazılarının ise köken ülkeden daha fazla etkilendikleri görülmektedir.