Soviet Union
138 theses under this subject heading
The Cold War period, propaganda war: "The movie front"
This thesis aims to analyze the ideological and cultural conflict that took place between the United States of America and the Union of Soviet Socialist Republics by focusing on the propaganda activities executed through film and cinema. In a bipolar international system, establishing a cultural and ideological hegemony is a critical element for both survival and winning the hearts and minds of the people. Main categories such as the role of intelligence services, and relationship between propaganda, culture, identity, and decision-making are analyzed with the aim of understanding the initial effect and aim of the political propaganda messages. In each category, definitions, and perspective attached to the respective concepts, and fields are analyzed to establish the connection between them and the cinema.
Cumhuriyet gazetesine göre İkinci Dünya Savaşı'nda Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (1939-1945)
Bu çalışma; 1939-1945 yılları arasında gerçekleşen, dünyanın tamamını derinden etkileyen İkinci Dünya Savaşı dönemini ele almış ve Cumhuriyet Gazetesi'nde, savaşın önemli bir taraf devleti olan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin nasıl işlendiğini incelemiştir. Büyük coğrafi alana sahip olan Sovyetlerin, Cumhuriyet Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları ve haberlerinde nasıl yer aldığı derin bir şekilde araştırılmıştır. Çalışma, öncelikle savaşın başladığı 1 Eylül 1939 tarihinden, 2 Eylül 1945 Japonya'nın yıkılışı ile biten sürece kadar yaşanan gelişmeleri ele alınmıştır. Türkiye'de basın hayatında yer alan pek çok gazete vardır. Bu gazeteler ışığında İkinci Dünya Savaşı sıkça çalışıldığı saptanmıştır. Bu gazetelerde en yüksek tiraja sahip olan gazete ise Cumhuriyet Gazetesi'dir. Literatürde, Cumhuriyet Gazetesi öncüllüğünde İkinci Dünya Savaşı'nda Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ülkesinin çalışılmadığı tespit edilmiştir. Bu tezde savaşı yakından takip eden Cumhuriyet Gazetesi'nde yazan köşe yazarlarının yazıları araştırılmış ve Sovyetlere bakış açıları ele alınmıştır. Ayrıca gazetede manşet ve sürmanşet altında Sovyetler Birliği ile ilgili yazılan haberler kaynak niteliğinde kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmada Cumhuriyet Gazetesi, Selçuk Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi arşivinden, Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivinden ve telif eserlerden yararlanılmıştır. Cumhuriyet Gazetesi'nde birbirinden farklı bakış açısına sahip pek çok köşe yazarının engin yorumları incelenmiştir. Köşe yazıları ve haber yazıları incelenirken, savaşın başından sonuna kadar Sovyetler hakkında çoğu zaman Türk-Sovyet ilişkileri olumlamaları yapıldığı görülmüştür.
Soğuk Savaş Dönemi'nde jeopolitik: Türkiye ve Afganistan örnekleri
Batı'nın uluslararası sistemde üstünlüğü ele geçirmesiyle birlikte geri kalan toplumlar, Batı'da yaşanan gelişimi yakalamak için uzun süren bir mücadeleye girişmiştir. Türkiye ve Afganistan, bu doğrultuda, Batı'da başlayan dönüşümü yakalayabilmek için modernleşme deneyimi yaşamışlardır. Mustafa Kemal'in emperyalizme karşı başlattığı Millî Mücadele'nin başarıya ulaşması ve büyük bir modernleşme projesini hayata geçirmesi Afganistan'daki modernleşme hareketlerine de ilham vermiştir. Son birkaç yüzyıldır sömürgeci devletlerin tehditleriyle karşı karşıya kalan her iki ülke Soğuk Savaş Dönemi'nde Sovyet tehdidine maruz kalmışlardır. Türkiye, izlediği politikalarla Sovyet tehdidini bertaraf etmiş; Afganistan ise Sovyet işgaline maruz kalmıştır. Her iki ülkenin de önemli jeopolitik konuma sahip olması çalışma konusu olarak bu konunun seçilmesinde etkili olmuştur. Çalışmamızda önemli bir jeopolitik konuma sahip olmanın ülkelere her zaman avantaj sağlayıp sağlamadığı sorusuna cevap aranmaktadır. Jeopolitikle ilgili yapılan çalışmalarda jeopolitiğin ülkelere sunduğu fırsatlar üzerinde durulmaktadır. Ancak önemli bir jeopolitik konuma sahip olmak ülkeler için her zaman iyi bir fırsat olmayabilmektedir. Önemli bir jeopolitik konuma sahip olan Afganistan, tarih boyunca büyük güçlerin rekabetine maruz kalmış ve savaşların odağı hâline gelmiştir. 19. yüzyıldaki İngiliz-Rus rekabeti ve 20. yüzyıldaki Amerika Birleşik Devletleri (ABD) - Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) rekabeti Afganistan'ın istikrarsız olmasına sebebiyet vermiştir. Soğuk Savaş Dönemi, Türkiye'nin jeopolitiği, Afganistan'ın jeopolitiği gibi konularda ayrı ayrı çalışmalar yapılmış olsa da diğer araştırmalardan farklı olarak bu çalışmada Türkiye ve Afganistan örnekleri üzerinden jeopolitik kavramı bütüncül ve karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde jeopolitik kavramının kavramsal ve kuramsal çerçevesi ele alınmış ve önemli jeopolitik teoriler irdelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ABD ve SSCB ekseninde gelişen Soğuk Savaş Dönemi ele alınmış ve bu dönemde kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ve Varşova Paktı gibi kuruluşlar incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde jeopolitik teoriler çerçevesinde Soğuk Savaş Dönemi'nde Türkiye ve Afganistan örnekleri jeopolitik, ekonomik ve siyasi faktörler üzerinden ayrı ayrı incelenmiş ve sahip oldukları jeopolitik konumlarının ülkelere sunduğu tehdit ve fırsatları değerlendirilmiştir.
Historical background and the present state of the Russian-Syrian relations
This thesis touches upon the Russian-Syrian relations, which have historical roots, cooperation traditions and further development prospects. The history of relations between peoples of Russia and Syria should be considered in terms of centuries, not years. In this thesis, we dealt with the relationship between Russia and Syria before and after the Soviet Union was formed, as well as since 1991 when Russia became a federal state. Relations between Russia and Syria have developed harmoniously from the first years of establishment of the USSR. In many respects, similar views and positions of Syria and the Soviet Union were determined by the existing situation in the Middle East. Therefore, resolving the conflict in that region was perhaps one of the most important areas of foreign policy of the two countries. Syria and the USSR in a coherent fashion advocated radical improvements in the international environment. Syria consistently supported a number of initiatives taken by the Soviet Union, which were focused both on removing the nuclear threat and cessation of the arms race, and on enduring solution to regional conflicts by political means. Meanwhile, the Soviet Union has always been one of the most important strategic partners for Syria, and even a primary military partner permanently supporting Syria in the Middle East. Collapse of the Soviet Union and establishing the new Russia raised a number of urgent questions of the role of the Russian Federation within the system of international relations, understanding of national domestic and foreign political interests and searching for the best ways to ensure those interests. Over the recent years, Russia has paid considerable attention to the relationship with the Syrian Arab Republic. Taking into account the major trends in the development of the political situation in and around the Middle East, Russia and Syria remain strategic partners and continue supporting each other in the international arena.
İkinci Dünya Savaşı Rus propagandası
Sovyetler Birliği 1922'de birçok ülkenin işgalinden sonra kurulduğu zamanlarda kendisini işçi partisi gibi göstermeye çalışmış ve bunun sürekli propagandasını yürütmüştür.100 bin pamuk toplandığı halde 400 bin gibi bilançolar yazılmış ve insanlara farklı bilgi verilmiştir. Kendi ülkelerinin bağımsızlığının yeniden kazanılmasına çalışan ve sözde sosyalist devleti kurduğunu belirten rejime karşı çıkanlar ya idam edilmiş ya da Sibirya'ya sürgüne gönderilmişlerdir. 1922'de Genova Konferansı ile kendisine büyük miktarda para tazminatı isteyen SSCB dış politikasında da kendi tavrını ortaya koymuştur. Savaş zamanı tüm Sovyet halkına işgalci hareketlerine siyah propaganda ile hak kazandırmıştır. 1939'da imzalanan Ribentrov Molotov paktına güvenen SSCB 22 Haziran 1941 tarihinde Büyük Vatan Savaşına hiç beklenmedik halde yakalandı. SSCB'nin nerdeyse her köşesinde işçilik propagandası herkesi çalışmaya ve bununla da vatana hizmet etmesi için yönlendiriyordu. İşçileri müdür ve memurlardan üstün tutmağa çalışıyordu. 1922'de Qlavlit devlet teşkilatı kuruluyor ve tüm medya dâhil her şeye kendi çıkarlarına uygun sansür koyma yetkisini alıyor. SSCB'de devlet politikası olarak 1933-1939 yıllarında faşizme karşı propaganda yapılmış,1939-1941 yıllarında ise faşizme karşı hiçbir propaganda yürütülmemiş ve 1941 yılında ise yeniden faşizme karşı propagandaya başlamıştır. Propaganda teknikleri özellikle gazeteler ve afişler aracılığı ile yürütülmekte, radyo ve televizyon araçları ile bu süreç devam etmiştir. Anahtar Kelimeler: Propaganda, SSCB-Sovyetler Birliği, İkinci Dünya Savaşı, Afişler
Soğuk savaş başlangıcında Türkiye'ye yönelik Sovyetler Birliği tehdidi ve güvenlik politikaları
II. Dünya Savaşı boyunca Türk Dış Politikasının genel eğilimi savaşa girmeme üzerine olmuştur. Türkiye'nin bu politikası savaşın gidişatına göre değişiklikler göstermiştir. Savaşın başında tarafsız ve savaş dışı kalmayı tercih eden Türkiye, savaşın ortalarında bu politikasından ciddi derecede sapmıştır. Bu durumun en belirgin örneği İngiltere ve Fransa'ya karşı yakın davranmaya başlaması ve Üçlü İttifak Antlaşmasına imza atmasıdır. 1939 yılında savaşın başlamasıyla İngiltere, Fransa ve Rusya Türkiye'yi savaşa girmeye ikna etmek için Adana Görüşmesi ve Kazablanka Konferansı yapmalarına rağmen; Türkiye her defasında savaş dışı kalmayı başarmıştır. Savaşın sonucunun belli olmasından sonra Türkiye Müttefiklerin tarafında savaşa girmiştir. Müttefik Devletlerin Yalta Konferansında, Birleşmiş Milletler'e yalnızca 1 Mart 1945 tarihine kadar Almanya'ya savaş ilan etmiş ülkelerin katılacağını açıklamasıyla Türkiye 23 Şubat 1945'te Almanya'ya savaş ilan etmiştir ve savaşa dâhil olmuştur. İkinci Dünya Savaşı her açıdan Avrupa için bir yıkım olmuştur. Ekonomik, sosyal, siyasi buhranların dışında milyonlarca insan bu savaşta hayatını kaybetmiştir. Savaşın galipleri ABD ve SSCB, Avrupa'nın yeniden inşası için işbirliği yapmayı planlamış fakat savundukları ideolojilerin farklılığı sebebiyle bu hedefe ulaşamamışlardır. Bu tarihten itibaren dünya bu iki yeni gücün etrafında iki blok halinde şekillenmeye başlamıştır. Pek çok ülke kendisini bu iki blok arasında tercih yapmak zorunda olduğunu hissetmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye, SSCB'nin kendisinden Kars, Ardahan ve Boğazlardan üs talep etmesinden dolayı tercihini Batı Bloğu yönünde kullanmıştır. Bu sebeple Türkiye'de birçok reform yapılmıştır; çok partili siyasi hayata geçilmiş, ekonomide ve siyasette liberal eğimler hâkim konuma gelmiş ve geleneksel dış politika çizgisinden vazgeçilmiştir. Marshall Planı ve Truman Doktrini ile Türkiye artık ABD'nin müttefiki olmuş ve Demokrat Parti döneminde Kore'ye gönderilen askerler ile 1952'de NATO'ya kabul edilmiştir. NATO üyeliğinden sonra Batı'nın Türk dış politikasındaki önemi ve ağırlığı oldukça artmıştır. Türkiye'nin Batı Bloğunda yer almasının en önemli belirleyicilerden biri şüphesiz II. Dünya Savaşı yıllarından başlayarak savaş sonunda artan SSCB tehditleri olmuştur. Bu çalışma ile II. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında artan Sovyet tehditlerinin Türkiye'nin Dış Politikasına nasıl yön verdiği analiz edilecektir. Bu çalışmanın temel sorunsalı; İkinci Dünya Savaşı sonrasında Sovyet tehditlerinin Türk Dış Politikasını nasıl etkilediğini ortaya koymaktır. Bu sorunsalı analiz ederken soracağımız soru; "Türkiye'nin savaş sonrasında Batı Bloğuna katılmasında SSCB tehditlerinin etkisi var mıdır?" olacaktır. Anahtar Kelimeler: Soğuk Savaş, Güvenlik, Sovyet Rusya, NATO.
1917-1930 yılları arasında Rus Avangart film afişlerinde Sovyet montaj kuramının yansımaları
Bu çalışma, 1917-1930 yılları arasında üretilen Rus Avangart film afişleri üzerinden Sovyet Montaj Kuramı'nın estetik ve ideolojik etkilerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın odaklandığı afişler, yalnızca film tanıtımı işlevi üstlenmekle kalmamış, aynı zamanda Bolşevik ideolojiyi ve sosyalist değerleri geniş kitlelere aktaran etkili propaganda araçları haline gelmiştir. Yapılan analizler, Sovyet Montaj Kuramı'nın yalnızca sinema sanatını değil, genel anlamda tüm görsel iletişim biçimlerini köklü bir şekilde dönüştürdüğünü göstermektedir. Özellikle film afişlerinde kullanılan montaj teknikleri, izleyicinin duygu ve düşünce dünyasında yeni anlam katmanları yaratmak amacıyla sistematik bir şekilde yapılandırılmıştır. Bu kapsamda incelenen 17 film afişi üzerinde gerçekleştirilen göstergebilimsel ve estetik çözümlemeler, montaj kuramının temel ilkelerinin bu görsellerde istikrarlı biçimde uygulandığını ortaya koymuştur. Afişlerde yer alan eğik çizgiler, çarpıcı renk kontrastları, geometrik formlar ve metin-görsel entegrasyonu gibi tasarım unsurları, yalnızca estetik bir düzen oluşturmakla kalmamış; aynı zamanda izleyicinin politik bilincini uyandırma amacı taşımıştır. Bu noktada, Sovyet Montaj Kuramı'nın "zıtlıkların çatışması", "düşünsel montaj" ve "yeni anlamların üretimi" gibi temel kavramlarının afişlerde etkin bir ideolojik yönlendirme aracı olarak kullanıldığı dikkat çekmektedir. Renk kullanımına ilişkin analizler de Sovyet afişlerinde bilinçli tercihler yapıldığını göstermektedir. Özellikle siyah ve kırmızı renklerin baskın kullanımı, devrimci ruhu ve mücadele arzusunu temsil etmekte; sarı, turuncu ve mavi gibi tonlar ise geleceğe yönelik umut ve toplumsal dönüşüm ideallerini yansıtmaktadır. Afişlerde yer alan ikon, indeks ve semboller ise doğrudan politik ideallere referans vererek izleyicinin algısında güçlü bir duygusal yoğunluk yaratmaktadır. Örneğin, devrimci işçi figürleri, savaş gemisi imgeleri veya ipotek belgeleri gibi görsel göstergeler, kitleleri mevcut düzene karşı harekete geçmeye çağıran simgesel unsurlar olarak işlev görmüştür. Bu çerçevede değerlendirildiğinde, Sovyet sinema afişlerinin yalnızca pasif tanıtım malzemeleri olmadığı; aksine halkı ideolojik bir bilinç doğrultusunda yönlendiren, harekete geçiren ve yeni sosyalist toplum tahayyülüne ikna eden aktif görsel metinler olduğu anlaşılmaktadır. Sanat ve ideolojinin birbirine tamamen entegre olduğu bu dönemde, montaj teknikleri yalnızca estetik bir yenilik olarak kalmamış; aynı zamanda etkili bir politik müdahale biçimi haline gelmiştir. Sonuç olarak, Sovyet Montaj Kuramı, 20. yüzyıl görsel kültüründe radikal bir kırılma yaratmış; sinema sanatının yanı sıra afiş tasarımı ve propaganda teknikleri gibi pek çok alanda düşünsel bir devrimi tetiklemiştir. Bu çalışma, Sovyet sinema afişlerinin dönemin sosyal ve politik atmosferini hem estetik hem de ideolojik düzlemde başarıyla yansıttığını ortaya koymakta; ayrıca montaj estetiğinin sanat üretimini propaganda aracı haline getirmedeki dönüştürücü rolünü açık bir biçimde gözler önüne sermektedir.
An appraisal of changing Turkish-Soviet relations between 1960 and 1971 from a neoclassical realist perspective
After the Second World War, Turkey perceived the Soviet Union as a threat to itself. Turkey's relations with the Soviet Union changed between the years 1960-1971. With this change, a multi-dimensional foreign policy period began in Turkish Foreign Policy. Both the international system and domestic factors had an impact on Turkey's transition to multilateralism in foreign policy. The beginning of the softening period in the international system and the isolation of Turkey in the system led to the development of Turkey's relations with the Soviet Union. In addition, the perspective of Turkish political leaders between the years 1960-1971 is another factor that affects Turkey-Soviet relations. In other words, it will not be sufficient to focus only on systemic or only local factors to explain Turkey-Soviet relations. In this context, this study has benefited from neoclassical realism in order to deal with the relations between Turkey and the Soviet Union in a holistic way. According to neoclassical realism, the most important factor affecting the foreign policies of states is the international system. And the international system is treated as an independent variable in the analysis. International systemic stimuli are shaped by intervening variables. The change in Turkish-Soviet relations during the 1960s is the dependent variable of this study. Thus, this thesis argues that as a result of systemic stimuli filtered through domestic factors Turkey and the Soviet Union had formed friendly relations in the 1960s. In this context, in this thesis, first of all, the events in the international system and their effects on the characteristics of the system are discussed. Later, it was divided into periods as the military junta administration, the coalition's period and finally the Demirel government, and it was revealed how domestic factors affected foreign policy. Key Words Neoclassical realism, intervening variable, Turkish Foreign Policy, USSR, multi-dimensional foreign policy
Özbekistan'da dil politikası: Standartlaşma ve modernizasyon
Dil, yapısı itibariyle bir toplumun kendini geleceğe taşımasında önemli bir araçtır. Gerek ulusal kimliğin tesisinde gerekse bağımsızlığın tarih sahnesinde kanıtlanmasında bir gösterge olan dil, onu yazı diline dökmekte kullanılan alfabe ile kalıcı bir hâle gelir. Bundan hareketle, dil politikasını hem dil hem de alfabe üzerindeki bir mühendislik faaliyeti olarak değerlendirmek yerinde olacaktır. Buna göre, Özbekistan'ın Sovyetlerden miras aldığı geniş yelpazeli kalıntılar günümüzde dil politikasının yürütülmesinde ve başarıya ulaşmasında önemli bir rol oynamaktadır. Özbekistan'da günümüzde uzun yıllar süren Sovyet iktidarının ardından güçlendirilmeye çalışılan Özbek kimliği ve bağımsızlık duyguları da bu minvalde uygulanan dil politikasına yansımaktadır. Latin alfabesine geçiş sürecinin uzamasında, devlet ve toplum hayatında Özbekçenin kullanımının standart bir hâle getirilmesinde eski anlayışlar karşılaşılan önemli zorluklardan biridir. Özbekçenin resmi dil olarak Latin alfabesi ile standart bir hale gelmesi ve çağın şartlarına göre birincil dil olarak kullanılması Özbek dil politikasının esasını oluşturmaktadır. Bu tez çalışmasında öncelikli olarak dilin yakından ilişkili olduğu kavramlar ele alınmış, akabinde Sovyetler Birliği dil politikaları ve günümüz Özbek dil politikası tartışılmıştır. Bu tartışmanın doğrulanması için açıklayıcı araştırma yöntemine başvurularak dokümanların sistemli analizi yapılmıştır. Bu tez çalışmasında Özbekistan'ın bağımsızlık öncesi ve sonrasında alfabesi ile dilinde yaşanan değişim ve gelişim sürecinin irdelenmesi amaçlanmaktadır. Böylelikle tezin ana fikrini Özbekistan'ın Sovyetler Birliği'nden devraldığı miras oluşturmaktadır.
Intergenerational analysis of Kyrgyz and Russian languages in the context of post-Soviet revitalization policy
This thesis analyses Kyrgyz and Russian languages in terms of language use, language attitudes and language proficiency among young and old generations in Bishkek, the capital of Kyrgyzstan. The aim of this thesis is to investigate language use of two generations regarding Kyrgyz and Russian languages in different spheres of life, measure their proficiency in these languages and to analyze their attitudes towards these languages. In order to achieve these aims, a questionnaire was administered to 100 ethnic Kyrgyz participants living in Bishkek, Kyrgyzstan. The first group involved fifty participants who grew up in independent Kyrgyzstan. The second group included fifty Kyrgyz people who grew up in the Soviet regime. The data obtained were analyzed by using independent samples t-test and the chi-square test. The findings show that there is a significant difference between young and old generations in the following domains of language use: religious ceremonies, shopping, reading magazines and newspapers, telling the time and address. According to these findings, the young generation uses the Russian language more while the older generation uses the Kyrgyz language more. Next, the difference for the following domains is found to be statistically insignificant: family, university and work, interactions with friends outside of work or university, messaging, in writing formal papers and interactions in hospitals and formal places. These findings suggest that there is no relationship between age and language use in above-mentioned domains. The findings of the study also indicate that self-reported proficiency in Kyrgyz and Russian languages do not significantly differ between young and old generations. As for language attitudes, the findings do not show any significant difference between old and young generations in terms of their attitudes towards Kyrgyz and Russian languages. All in all, this study hopes to contribute to the better comprehension of the language situation in Kyrgyzstan and expand the linguistic information about it.
Separatism in post-Soviet geography and Russian interventionism: The case of Transnistria
In the context of the collapse of the Soviet Union, a series of separatist movements emerged in the Soviet republics. Following independence, Moldova had to deal with a separatist movement in the Transnistrian region, supported by Russia. The desire not to lose control in the former Soviet area pushed Moscow to get directly involved in the Transnistrian military conflict in 1992. The Russian 14th army that secured the victory of the separatists has been maintained to this day, and after several transformations, changed its status from participant to peacekeeper. The new created separatist republic survived due to its authoritarian regime and economic interests of the Moldovan political elite in Transnistria, a territory outside of the rule of law. In addition to internal obstacles, Russian interventionism pushed by strategic interests in the region represents the main factor that has contributed to the maintenance of the conflict in the current state. Russia is driven by great power ambitions and preservation of its national security to engage in power politics in the strategic area which it calls its 'near abroad', of which Moldova is also a part. The main purpose of Russian intervention in Transnistria is not the region itself but Moldova. In order to prevent Chisinau from integrating in NATO and the European Union, which are Russia's main rivals in the region, Moscow continues to support the Transnistrian separatist regime. The most important instruments of Russian interventionism in Transnistria are: the presence of military troops, political and economic support for the separatist regime and soft power politics in Moldova and Transnistria.
Türkiye Cumhuriyeti-SSCB ticari ilişkiler: 1923-1938
Bu tezin konusunu 1923-1938 döneminde Sovyetler Birliği ile Türkiye arasında gerçekleşen ticari ilişkilerin detaylı çözümlemesi oluşturmaktadır. Tezin birinci bölümünde, iki devletin imparatorluk döneminden kalan iktisadi yapı ve kaynaklarına değinilmiş, dış ticaretlerinin vaziyetleri ayrıca inceleme konusu olmuştur. Böylece tezin diğer bölümlerinde hem uluslararası iktisadi sistemde hem de ikili ticari ilişkilerde, yeni kurulan iki devletin sahip oldukları devlet karakteri temelinde inşa etmeye çalıştıkları politik ve ekonomik sistemlerinin, ne kadar başarıya ulaşıp ulaşmadığının idraki sağlanmaya çalışılmıştır. Tezin ikinci bölümde ise 1923-1927 döneminde iki devlet arasında herhangi bir ticaret antlaşması imzalanmadan yürütülmeye çalışılan ticari ilişkileri değinilmiş, bu süreç içerisinde politik ilişkilerin iktisadi ilişkileri veya tersi bir durumun dış ticaretlerini nasıl etkilediği üzerine durulmuştur. Tezin bu bölümde ve diğer bölümlerde de değinilen, uluslararası ticaretteki konumlarının ne durumda olduğunun anlaşılması adına, her iki devlete ait genel dış ticaret verileri üzerinde durulduktan sonra ikili ticari ilişkilerin detaylı bir çözümlemesine geçilmiştir. Üçüncü bölümde, iki devlet arasında 11 Mart 1927 tarihli Ticaret ve Seyrisefain Antlaşması imzalanmasından, 1931 yılına kadar olan dönem konu edinilmiştir. Antlaşma maddelerinin tahlili detaylı bir şekilde yapılmıştır. Ayrıca 1929 Ekonomik Krizi sonrası, uluslararası ve iki devlet arasındaki ticaretin durumu da mercek altına alınmıştır. Tezin son bölümde ise 1931-1938 yılları arasında iki devlet arasında gerçekleşen ticari ilişkilerinin denetim altına alınması ve sürekliliğinin sağlanması adına 16 Mart 1931 ve 8 Ekim 1937 tarihlerinde imzalanmış olan Ticaret ve Seyrisefain Antlaşması'na değinilmiştir. Ayrıca her iki devletin ihracatını ve ithalatını etkilemiş olan, Birinci Beş Yıllık Plan (BBYSP), İkinci Beş Yıllık Plan (İBYP) ve Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı (BBYSP) incelenme altına alınmıştır. Sovyetler Birliği ile Türkiye'nin 1937 ve 1938 yıllarında ikili ticaretlerine konu olan bütün ürünler tespit edilmiş ve bu ürünler içerisinde, uluslararası ve ikili ticareti en çok ilgilendirenlerin çözümlemesi ayrıca yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sovyetler Birliği, Türkiye, dış ticaret, ithalat, ihracat, seyrisefain, ekonomik kriz, Birinci Beş Yıllık Plan, İkinci Beş Yıllık Plan, Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı.
Promete hareketi çerçevesinde SSCB'nin Türkistan ile ilişkileri
Türkistan coğrafyası, tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. İçinde bulunduğu konum ve yeraltı zenginlikleri bakımından da jeopolitik ve jeostratejik önemi olan bir alandır. Çin, Hindistan, Türkiye ve Rusya gibi ülkelerle sınır komşusu olması da onu bu anlamda bir cazibe merkezi hâline getirmiştir. Çalışmamızda Türkistan'ın bağımsızlığı için önemli bir yayın organı olan Promete dergileri incelenmiştir. Söz konusu dergiler, Rus çatısı altında yaşamak istemeyen Türkistan halkının bağımsızlık mücadelesini konu edinen ve 1926-1938 yılları arasında varlığını korumuş olan önemli bir yayın organıdır. Anahtar Kelimeler: SSCB, Türkistan, Promete
Totalitarizmin farklı bağlamlarda incelenmesi: Hitler döneminde Almanya ve Stalin döneminde Sovyetler Birliği
Bu tez çalışmasında totalitarizm kavramının unsurları üzerinden Adolf Hitler dönemindeki Almanya'nın ve Joseph Stalin dönemindeki Sovyetler Birliği totalitarizm bağlamında ideoloji, lider, parti ve kitlesel mobilizasyon konu başlıkları altında incelenmiştir. Totalitarizm kavramını sadece tek bir ülkeyle veya ideolojik doktrinle eşleştirilerek anlamak mümkün değildir ancak totalitarizmin şartları ve unsurlarını öğrenerek hangi yönetim sistemlerinin totaliter olduğuna karar verebiliriz. Konunun net bir şekilde anlaşılabilmesi için öncelikle totalitarizm kavramının özellikleri ve getirilerinden bahsedilmiş ardından ise totaliter bir rejimin mutlak unsurları olan ideoloji, parti, lider ve kitlesel mobilizasyonun totaliter yönetim biçimlerindeki yansımalarının özellikleri verilmiştir. İki farklı ideolojik doktrinle yönetilen Sovyetler Birliği ve Almanya ise totalitarizm kavramının ve unsurlarının pratikteki uygulanmasının daha net şekilde anlaşılabilmesi için seçilmiştir. Anahtar Sözcükler: Totalitarizm, Hitler, Stalin, Komünizm, Faşizm, Kitlesel Mobilizasyon.
Turkish Airlines as a soft power tool in the context of Turkish foreign policy
The aim of the thesis is to demonstrate the close relationship between Turkish Airlines and Turkish foreign policy. Overall, it is found that Turkish Airlines as a national airline company has always been affected by the developments in Turkish foreign policy in history. However, since the 1980s Turkish Airlines has been openly used by Turkey as a foreign policy tool to facilitate its opening up to new countries, regions and continents. It is also suggested that despite the privatization of Turkish Airlines, the Turkish state is still very influential in the decision-making process that manifests itself in the area of foreign policy. In that sense, Turkish Airlines acts in accordance with the two main pillars of Turkey in the Middle East, which are establishing visa free travel and signing free trade agreements with the countries in the region. Furthermore, Turkish Airlines is a major tool of Turkey?s opening to the African continent not only with its flights but also its contribution to humanitarian aid. In the former Soviet Union and the Balkans, Turkish Airlines contributes to Turkey?s political, economic and cultural potential to develop close ties with the countries that declared their independence in the post-Cold War period. The involvement of Turkish Airlines in those regions parallel to the developments in Turkish foreign policy adds up to Turkey?s attraction in the minds of foreign people. Hence, Turkish Airlines as a national airline company has become a soft power tool that promotes Turkey?s image and the ability to influence the behavior of others to get the outcomes that it desires.
SSCB dönemi Kazakistan'da din politikaları
Bu tez çalışması, SSCB Donemı Kazakistan'da Din Politikalarını konu edinmektedir. Bu çerçevede birinci bölümde, Çarlık Rusya ve Geçici Hükümet dönemlerinde Kazakistan tarihinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde, Sovyet rejimi döneminde İslam'a karşı mücadele polikaları neticesinde Kazak toplumu ve tarihinde meydana gelen büyük değişiklikler incelenmiştir. Konunun analizi ve işlenişi tarihsel açıdan ele alınarak, eğitim alanında Sovyet mevzuatı ve Alaş Aydınları'nın mücadeleleri, müslüman eğitim kurumlarına yönelik Sovyet politikaları, II. Dünya Savaş yılları ve sonrası dini durum, Sovyet Hükümetinin din politikasında "Sıcaklık" dönemi, Kazakistan'da "Yeniden İnşa" döneminde dini durum, Rus İmperatorluğu'nun islama karşı politikası hakkındaki görüşleri incelenip ortaya koyulmaya gayret gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: SSCB, Din, Din Politikları, Kazak Toplumu, Tarih
Kırgızistan televizyon yayıncılığının gelişimi ve güncel sorunları
Bu çalışma Kırgızistan televizyon tarihini, ülkenin iletişim sektöründeki gelişimini ve televizyon yayıncılığının evrimini gözler önüne sermeye çalışmaktadır. Sovyetler Birliği döneminde Kırgızistan'da televizyon yayıncılığının başladığı ve bağımsızlığını ilan ettikten sonra Kırgız Cumhuriyeti kendi yerel televizyon ağlarını oluşturduğu görülmektedir. Kırgızistan'da 1958 yılında televizyon yayıncılığının başlamasıyla birlikte ülkenin televizyonla tanışması ve gelişim süreci ele alınmaktadır. Araştırmanın odak noktası, Kırgızistan'da yayın yapan televizyon kanallarının incelenerek, sayıları, sahiplik yapıları, içerikleri ve program yayıncılığındaki bakış açılarının incelenmesi amaçlamaktadır. Bu çalışma sayesinde Kırgızistan'daki devlet ve özel televizyon yayıncılığı durumunun ve eksikliklerinin belirlenmesi hedeflenmektedir. Kırgızistan'da televizyon yayıncılığının gelişim süreci kültürel yapı üzerinde etkisi, finansal yapısı, program içeriği ve bu içerikleri üzerindeki güç dengeleri ve süreç içerisindeki dönüşümleri konu edinilmiştir. Bu bağlamda yapılan araştırmalarda Kırgızistan'ın bağımsızlığı ile televizyon yayıncılığının devlet güdümünde olduğu ve tek yönlü içeriklerin üretildiği sonraki dönemde özel televizyon yayıncılığının yaygınlaşması ile birlikte özgün içeriklerin üretilmeye başlandığı ve izleyici kitlesi tarafından bu içeriklerin rağbet görmesiyle birlikte devlet kanallarının yayın politikasında da zorunlu değişimler olduğu görülmüştür. Bunun temel nedeni olarak izleyici kitlesini kaybetme kaygısı olarak gösterilebilir. Bunun yanı sıra sonraki dönemlerde özel kanalların ekonomik kaygı güttükleri için televizyon reklamları belirtilen etik kurallara aykırılık teşkil ettiği yönünde bulgulara rastlanmıştır. Özellikle SSCB etkisinden kurtulan Kırgız televizyon yayıncılığının kendi kültürel değerlerini ve dilini önceleyerek bunları yaymayı önemsediği görülmektedir. Çalışmada Kırgızistan'da bağımsızlık sonrası televizyon yayıncılığının hangi yönlerinden farklılaştığı sorusuna cevap aranmış, bundan hareketle ülkede medya alanındaki uzmanlar, gazeteci ve araştırmacılarla çevrim içi (online) görüşmeler yapılmıştır. Görüşmelerde Kırgızistan televizyon yayıncılığının tarihinden günümüze kadar ki durum ve değişimi esas alınarak birçok soru yanıtlanmıştır. Bu sorular ışığında tarihsel süreç içerisinde televizyon yayıncılığının Kırgız toplumu üzerinde oldukça önemli bir yere sahip olduğu görülmektedir. Ayrıca Kırgızistan'da televizyon yayıncılığının günümüzde dijital medya platformlarının yaygınlaşmasına rağmen önemini koruduğu görülmektedir.
İkinci Dünya Savaşı'nda Batı Kazakistan
İkinci Dünya Savaşı'nda Batı Kazakistan hem cephede hem de cephe gerisinde etkin bir rol oynamıştır. Sovyetler Birliği'nin doğuda kurduğu üretim merkezinin ana ulaşım hattında yer alan bölge, Kazakistan'ın sıcak savaş hattına da en yakın kesimidir. Kazaklar Güney Ural Askerî Bölgesi'ne bağlı olarak kurulan savaşın önemli cephelerinde yer alırken, cephe gerisinde özellikle batıdan tahliye edilen sanayi tesislerinde cephe için üretime devam etmiştir. Kafkaslardaki petrol sahalarının işgal tehlikesi altında olması nedeni ile petrol üretimi Ural-Emba sahasına kaydırılarak petrol demiryolları ve boru hatları yoluyla batıya iletilmiştir. Hazar Denizi'ne kıyı limanlardan taşımacılık amacıyla faydalanılmıştır. Kurulan yeni tesis ve petrol sahaları savaş sonrası yeniden yapılanma döneminde de ekonomik faaliyetlerini sürmüştür. Savaş döneminde millî değerler pragmatik bir yaklaşımla propaganda unsuru olarak kullanılmışsa da zaferin elde edilmesiyle birlikte Kazak SSC tarihi ile ilgili yapılan çalışmalar Sovyet vatandaşı oluşturma amacına uygun olarak milliyet vurgusu yapılmaksızın yürütülmüştür. Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından gerek Rusya Federasyonu gerekse bağımsız Kazakistan Cumhuriyeti 1939-1945 yıllarına ait arşiv belgelerini araştırmacıların kullanımına sunmuş ve savaş tarihinde yeni bir sayfa açılmıştır. İstatistik ve belgeler objektif bir şekilde yeniden değerlendirilmeye başlanmış, yazıya geçirilmeyen sözlü kültür eserleri Kazak Tarihi'ne kazandırılarak çeşitli dillere tercüme edilmeye başlanmıştır. Bu gelişmeler Batı Kazakistan'ın savaş dönemindeki askerî ve ekonomik katkıları ile sosyo-kültürel yaşamını araştırma imkânını vermiştir. Elde edilen bilgiler bu dönemin etkilerinin bağımsız Kazakistan Cumhuriyeti'nin millî tarih ve kimliğini oluşturan unsurlar içerdiğini göstermiştir. Çalışmada Batı Kazakistan'ın İkinci Dünya Savaşı'ndaki öneminin yanı sıra bağımsız Kazakistan Cumhuriyeti mirasındaki yeri de millî kimlik inşası ve çağdaşlaşma tartışmaları bağlamında incelenmiştir.
Beyimbet Maylin'in piyeslerinde Sovyet kimliğinin inşası
Beyimbet Maylin'in piyeslerinde Sovyet kimliğinin inşasını ele alan bu çalışma temelde altı bölümden oluşmaktadır. Araştırmanın birinci bölümünde, araştırmamızın problemi, argümanı ve yöntemleri ifade edilmiştir. Buna göre bu çalışma, her şeyden önce "kimlik" mefhumunu, "biz" ve "öteki" zıtlığı çerçevesinde inşa edilebilen bir kavram olarak düşünmüş ve bu düşünceden hareketle Kazakistan coğrafyasında SSCB'nin ideolojik kimlik politikalarını, Kazak yazar, şair ve dramaturg Beyimbet Maylin'in piyesleri üzerinden analiz etmeye çalışmıştır. Bunun hemen ardından çalışmanın ikinci bölümünde araştırmaya konu olan sanatçı Beyimbet Maylin'in biyografisi ve edebî yaşantısı aktarılmıştır. Araştırmanın üçüncü bölümü, "Sovyet Öncesi Dönemde Kazaklar", Sovyet dönemine gelindiğinde ideoloji tarafından "öteki" haline getirilecek yaşantının, değerlerin, adetlerin ve geleneklerin açıklandığı bölümdür. Bu bölümde Kazakların kökeni ve oluşumundan başlayarak, Kazakların geleneksel kültürleri, yaşantıları, idari ve ekonomik ve sosyal yaşamları hakkında bilgi verilmiştir. Bunun ardından Rusların Kazak bozkırlarını fethi bölümü izlemiş ve Rus Çarlığı yıkılana kadarki dönemde, 1905 Devrimi'nde, İç Savaş yıllarında Kazakların sosyal, siyasi, ekonomik ve kültürel yaşantısı ele alınmıştır. Araştırmanın dördüncü bölümü, "Sovyet Döneminde Kazaklar", önce Sovyet rejiminin "milliyetler problemini" çözmek adına ürettiği "milliyetler politikası"nın kuramsal dayanaklarını açıklamış, ardından Sovyet hükümetinin Kazakistan'daki idarî, ekonomik ve sosyal politikaları, Sovyet Milliyetler Politikası çerçevesinde aktarılmıştır. Araştırmanın beşinci başlığı, "Beyimbet Maylin'in Piyeslerinde Sovyet Kimliğinin İnşası" bölümünde önce tiyatro sanatının insan yaşantısındaki işlevinden ve Sovyet devrindeki misyonundan bahsedilmiştir. Bundan sonra yazarın piyesleri hakkında bilgiler ve piyeslerin özetleri okuyucuya sunulmuş; piyeslerin içerik analizleri üzerinden Sovyet kimliğinin "biz" ve "öteki" gruplarının ne şekilde kurgulandığına dair tespit ve değerlendirmeler yapılmıştır. Araştırmanın altıncı ve son bölümü, bütün araştırma boyunca elde edilen bulguların toplu şekilde genel bir çerçevede değerlendirmesini içermektedir.
Soviet-Turkish rapprochement in the 1960s: Trade, aid and transfer of technology
After World War II, the Union of Soviet Socialist Republics and the Republic of Turkey entered a period of political estrangement. This thesis focuses on the reestablishment of relations between these two countries in the form of trade and economic cooperation in the 1960s. Drawing upon the Cold War context, the thesis initially provides the political background to the rapprochement, and continues to focus on the particular reasons for the types of economic transactions. In the 1960s, the Soviet Government agreed to assist Turkey's industrialization efforts by agreeing to export technology, machinery, equipment for the construction of several industrial plants. This study aims to evaluate the reasons for this unique cooperation between Turkey, a NATO member, and the Eastern Bloc superpower, the Soviet Union with references to primary sources from the Russian State Archive of the Economy. The main hypothesis of this thesis is that the rapprochement between the Soviet Union and Turkey in the 1960s coincides with a period of a rise in multilateralism in international politics within the context of the Cold War. Both the Soviet Union and Turkey were willing to cooperate with members of the opposing block in favor of their own economic interests. Turkey's industrialization efforts in the 1960s re-quired foreign assistance, which was partially met by the Soviet Union's financial and technical assistance. Regardless, Soviet influence over Turkey, along with the scope of Soviet-Turkish economic relations, remained limited due to various reasons.
"Rusya ve eski Sovyet ülkeleri ilişkilerinin doğal kaynak milliyetçiliği bağlamında incelenmesi"
Enerji güvenliği enerjinin temiz, sürdürülebilir, ucuz ve çeşitli yollardan kesintisiz bir şekilde temini olarak tanımlanabilir. Realist kuram özelinde enerji güvenliğini sağlamak devletlerin görevi olarak görülmüştür. Realist kuramın enerji güvenliğini tanımlamak için kullandığı doğal kaynak milliyetçiliği kavramı ise kaynak sahibi devletlerin kaynaklarını, kaynak sahibi olmayan devletler üzerinde bir baskı, kontrol ve tehdit aracı olarak kullanması şeklinde tanımlanmaktadır. Enerji saikinin ve enerji güvenliğinin uluslararası önemine bakıldığında doğal kaynak milliyetçiliği temelinde politika ve stratejiler geliştiren kaynak sahibi devletlerin bir enerji güvensizliği ortaya çıkardığı belirtilmektedir. Bu duruma en iyi örneklerden biri özellikle 2006 yılında gerçekleşen Ukrayna gaz krizinin ardından Rusya Federasyonu olarak görülmektedir. Doğal kaynaklar ve nakil hatları üzerindeki devlet kontrolünden, enerji arzında kesintiler yapma ve fiyat stratejileri gibi eylemlerle Rusya'nın eski Sovyet coğrafyasında yer alan devletleri kontrolü altında tutmak amacına sahip olduğu belirtilmelidir. Çalışmanın hipotezi Rusya Federasyonu'nun Sovyet ardılı ülkeleri enerji kaynakları özelinde kontrol ve baskı altında tuttuğu üzerine kurulmuştur. Çalışma iki kısım üç bölümden oluşmaktadır. İlk kısım ve ilk bölüm teorik altyapıya ayrılmış olup realizm, güvenlik ve enerji güvenliği konularını açıklamaktadır. İkinci kısımda ikinci bölüm Avrasya ve eski Sovyet coğrafyasının jeopolitik ve jeostratejik açıdan incelenmesine ayrılmış olup bölgesel bazda kaynak varlığı, Rusya'nın bölgedeki nüfuzu, bölgede yer alan enerji nakil hatları ve bölgenin enerji potansiyeli işlenmiştir. Üçüncü bölümün tamamı Sovyet ardılı ülkelerin Rusya ile enerji ilişkilerinin bölgeler bazında incelenmesine ayrılmıştır. Sonuç bölümünde ise çalışmanın hipotezi bulgular neticesinde tartışılıp çalışma nihayete erdirilmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış olup, Türkçe, İngilizce ve Rusça kaynaklardan istifade edilmiştir. Anahtar kelimeler: Enerji Güvenliği, Rusya Federasyonu, Doğal Kaynak Milliyetçiliği, SSCB, Realizm
Bir iktidar biçimi olarak devlet kavramı: Erken dönem sovyet sinemasında iktidarın görünümü
Kavramlar, anlamlarını içinde oluştukları toplumsal ilişkiler üzerinden kazanmaktadır. Bu kavramlardan biri olan devletin, anlam kazandığı toplumsal ilişkilerle bağı koparıldığı oranda, nitelediği alanın kapsamı ve kullanım alanı muğlaklaşmaktadır. Bu nedenle, devlete ilişkin yaklaşımlar ve tartışmalar somut zeminle arasındaki mevcut bağ koparılmadan oluşturulmalıdır. Bu çalışmada, devlet kavramının nitelediği iktidar biçiminin çerçevesi ve kavramın kullanım alanı tartışılmaktadır. Kavramın çerçevesi devletin kökeni, devleti ortaya çıkaran koşullar ve devletin ele alınma biçimlerine referansla tanımlanmıştır. Kullanım alanı ise, literatüre dayanarak çizilmeye çalışılan kavramsal çerçevenin, iki temel üzerinden değerlendirilmesi yoluyla tartışılmıştır. İlk olarak, Marksist kuramın temel kavramları ve somut bir zemin sunması adına Sovyet Rusya tarihine referansla, sosyalist devlet kavramı üzerine bir tartışma yürütülmeye çalışılmıştır. İkinci olarak, iktidar-sinema ilişkisi ve Sovyet Rusya tarihinde sinemaya verilen önem dolayısıyla, kültür ve eğitim politikaları üzerinden, erken dönem Sovyet sineması değerlendirilmiştir. Bu çerçevede, kuramsal tartışmaların somut bir zeminde yürütülmesi adına, Sovyet sinemasının erken döneminden yedi film, çalışmada devlet kavramı için çizilen çerçeve üzerinden analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Devlet, sosyalist devlet, sinema sosyolojisi, Sovyet Rusya, Sovyet sineması
Ulus ve Zafer gazetelerinde Kore Savaşı
BM, Kore Savaşı için 27 Haziran 1950'de üye devletlerden Kore Cumhuriyetine destekte bulunmalarını istemiştir. Türkiye ise 25 Temmuz'da Kore'ye 4500 asker göndereceğini duyurmuştur. Bu karar yazılı basınının kendi görüşü doğrultusunda çeşitli şekillerde yorumlanmıştır. Zafer gazetesinde iktidarın BM'ye karşı sorumluluk duyduğu, kararın BM'ye saygınlık kazandıracağı ayrıca Sovyet Rusya karşısında yalnız kalmamak ve NATO'nun caydırıcı etkisinin de alınan kararda etkili olduğuna değinilmiştir. Kore Savaşı'nın üçüncü dünya savaşının sebebi olabileceği fakat Sovyetlerin güçlü bir direnişle karşılaşmasıyla bu durumun gerçekleşmeyeceği belirtilmiştir. Ayrıca modern savaş tekniklerini öğrenen askerlerin ülkelerinde güvenliğin sağlanmasında etkili olacakları, Türkiye'yi Afrika ülkesi olarak bilenlerin bu yanlışlarından döndüğü ve ülkeyi artık güçlü gördükleri, hükûmetin kanunlara uygun hareket ettiği, Kore meselesinin mecliste konuşulduğu ve vekillerin alkışlarıyla onay verdikleri belirtilmiştir. Vatan görevinin ülke toprağından ibaret olmadığı 4500 askerin yokluğunun orduda bir eksiklik yaratmayacağı görüşü savunulmuştur. Kore meselesinde diğer bir bakış açısını sunan yayında Ulus gazetesidir. Gazete, üye devletlerin verecekleri desteği kendilerinin karar vermesinin barışı zorlaştırabileceği ayrıca ülke güvenliği düşünülmezse savunma noktasında yetersiz kalınabileceği, üyelerden bazıları destek konusunda özverili davranırken, bazılarının da çıkarlarını ön planda tuttuğunu, savaşın üçüncü dünya savaşının sebebi olabileceği, gerekirse de atom bombasının kullanılabileceğini belirtmiştir. Türkiye'nin BM'nin kararına destek vermesi, ülkenin tanıtımına hizmet edilmiş olması olumlu karşılanırken, güvenlik noktasında eksikliklerin göz ardı edilmesi, verilecek desteğin şekli ve miktarına meclise danışılmadan karar verilmesi, muhalefetin görüşünün sorulmaması, ülke tehdit altındayken asker desteğinde bulunulması, T.C. Anayasasına ve BM Antlaşmasına aykırı davranılması eleştirilmiştir. BM'ye destek olunması savunulmuş fakat yardımın şekli ve alınış tarzı kabul görmeyerek iktidarın "Meclissiz iş görme siyaseti" eleştirilmiştir.
Turkey and Soviet Union relations during Khrushchev Era: Between conflict and collaboration
In the early 20th centuries have new beginning in the two states histories that are neighbors for centuries. The Soviet Union in 1917, the Republic of Turkey was founded in 1923. History of bilateral relations began to support each other. But when Stalin came to power and due to Soviet demands on Eastern Anatolian territory and military bases on the Straits the relations were disrupted. During this period the world was divided into two poles as East-West under the leadership of the USSR and the USA. After the Second World War Turkey had taken place with the USA in the Western bloc that could not overcome alone with the Soviet Union demands. Khrushchev had taken power with the death of Stalin and begun to criticize the Stalin's policies. In this context, Soviet Union announced that they withdrew the above-mentioned demands from Turkey in 30 May 1953. However, Soviet efforts to improve the relations with Turkey could not meet expectations that were expected because of Turkey's bloc politics for that period. In this study, under Khrushchev leadership the USSR-Turkey relations are studied in details between the years 1953-1964. Due to there were any direct diplomatic relations Soviet Union-Turkey relations are evaluated over the USSR-USA and Turkey-USA relations. Turkey has been included in the USA containment policy during this period and has been involved in the establishment of the Balkan and the Baghdad Pact. Military bases in Turkey, placing the Jupiter missiles to those bases; killing of USA's spy plane U2 that took of firstly from Turkey, Incirlik military air base, when it was spying on Soviet lands and Cuban Missile Crisis have been retaliatory factors affecting the relations negatively. Khrushchev's leadership, which is the hallmark of Soviet foreign policy in the process of 'peaceful coexistence' principle, has been reflected in the relations with Turkey, led to the normalization of relations.