Sovyetler Birliği
119 theses under this subject heading
"Rusya ve eski Sovyet ülkeleri ilişkilerinin doğal kaynak milliyetçiliği bağlamında incelenmesi"
Enerji güvenliği enerjinin temiz, sürdürülebilir, ucuz ve çeşitli yollardan kesintisiz bir şekilde temini olarak tanımlanabilir. Realist kuram özelinde enerji güvenliğini sağlamak devletlerin görevi olarak görülmüştür. Realist kuramın enerji güvenliğini tanımlamak için kullandığı doğal kaynak milliyetçiliği kavramı ise kaynak sahibi devletlerin kaynaklarını, kaynak sahibi olmayan devletler üzerinde bir baskı, kontrol ve tehdit aracı olarak kullanması şeklinde tanımlanmaktadır. Enerji saikinin ve enerji güvenliğinin uluslararası önemine bakıldığında doğal kaynak milliyetçiliği temelinde politika ve stratejiler geliştiren kaynak sahibi devletlerin bir enerji güvensizliği ortaya çıkardığı belirtilmektedir. Bu duruma en iyi örneklerden biri özellikle 2006 yılında gerçekleşen Ukrayna gaz krizinin ardından Rusya Federasyonu olarak görülmektedir. Doğal kaynaklar ve nakil hatları üzerindeki devlet kontrolünden, enerji arzında kesintiler yapma ve fiyat stratejileri gibi eylemlerle Rusya'nın eski Sovyet coğrafyasında yer alan devletleri kontrolü altında tutmak amacına sahip olduğu belirtilmelidir. Çalışmanın hipotezi Rusya Federasyonu'nun Sovyet ardılı ülkeleri enerji kaynakları özelinde kontrol ve baskı altında tuttuğu üzerine kurulmuştur. Çalışma iki kısım üç bölümden oluşmaktadır. İlk kısım ve ilk bölüm teorik altyapıya ayrılmış olup realizm, güvenlik ve enerji güvenliği konularını açıklamaktadır. İkinci kısımda ikinci bölüm Avrasya ve eski Sovyet coğrafyasının jeopolitik ve jeostratejik açıdan incelenmesine ayrılmış olup bölgesel bazda kaynak varlığı, Rusya'nın bölgedeki nüfuzu, bölgede yer alan enerji nakil hatları ve bölgenin enerji potansiyeli işlenmiştir. Üçüncü bölümün tamamı Sovyet ardılı ülkelerin Rusya ile enerji ilişkilerinin bölgeler bazında incelenmesine ayrılmıştır. Sonuç bölümünde ise çalışmanın hipotezi bulgular neticesinde tartışılıp çalışma nihayete erdirilmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış olup, Türkçe, İngilizce ve Rusça kaynaklardan istifade edilmiştir. Anahtar kelimeler: Enerji Güvenliği, Rusya Federasyonu, Doğal Kaynak Milliyetçiliği, SSCB, Realizm
Bir iktidar biçimi olarak devlet kavramı: Erken dönem sovyet sinemasında iktidarın görünümü
Kavramlar, anlamlarını içinde oluştukları toplumsal ilişkiler üzerinden kazanmaktadır. Bu kavramlardan biri olan devletin, anlam kazandığı toplumsal ilişkilerle bağı koparıldığı oranda, nitelediği alanın kapsamı ve kullanım alanı muğlaklaşmaktadır. Bu nedenle, devlete ilişkin yaklaşımlar ve tartışmalar somut zeminle arasındaki mevcut bağ koparılmadan oluşturulmalıdır. Bu çalışmada, devlet kavramının nitelediği iktidar biçiminin çerçevesi ve kavramın kullanım alanı tartışılmaktadır. Kavramın çerçevesi devletin kökeni, devleti ortaya çıkaran koşullar ve devletin ele alınma biçimlerine referansla tanımlanmıştır. Kullanım alanı ise, literatüre dayanarak çizilmeye çalışılan kavramsal çerçevenin, iki temel üzerinden değerlendirilmesi yoluyla tartışılmıştır. İlk olarak, Marksist kuramın temel kavramları ve somut bir zemin sunması adına Sovyet Rusya tarihine referansla, sosyalist devlet kavramı üzerine bir tartışma yürütülmeye çalışılmıştır. İkinci olarak, iktidar-sinema ilişkisi ve Sovyet Rusya tarihinde sinemaya verilen önem dolayısıyla, kültür ve eğitim politikaları üzerinden, erken dönem Sovyet sineması değerlendirilmiştir. Bu çerçevede, kuramsal tartışmaların somut bir zeminde yürütülmesi adına, Sovyet sinemasının erken döneminden yedi film, çalışmada devlet kavramı için çizilen çerçeve üzerinden analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Devlet, sosyalist devlet, sinema sosyolojisi, Sovyet Rusya, Sovyet sineması
Kütahya basınında Türkiye'nin NATO'ya giriş süreci(1948-1952)
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra emperyalist bir politika izleyen komünist Sovyetler Birliği, Türkiye'yi tehdit etmeye başlamıştır. Aynı zamanda Avrupa'yı da tehdit eden bu süper güç karşısında Batılı ülkeler ortak savunma amacıyla ittifak arayışlarına girmiş, ABD'nin de destek ve çabaları sonucu, Kuzey Atlantik Paktı (NATO) oluşturulmuştur. İki kutuplu bir dünyanın oluşmaya başladığı bu dönemde NATO İttifakı, komünist Sovyet yayılmacılığını dengeleyebilecek yegane oluşum olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, iktisadi ve askeri bakımdan zor günler geçirmekte olan Türkiye, NATO ittifakına dahil olmayı en önemli dış politika hedeflerinden biri haline getirmiştir. Nihayet Kore Savaşı ile birlikte Batılı ülkelerin güvenlik çıkarlarının ortaya çıkardığı uluslararası konjonktürde resmen NATO'ya üye olan Türkiye, Sovyet tehdidi karşısında kendini garanti altına almayı başarmıştır. Bu çalışmada; Türkiye'nin NATO'ya giriş süreci Kütahya basını açısından ele alınmıştır. Kütahya basınının bu konuyu nasıl yorumladığı, Kütahya halkının olaylardan nasıl haberdar edildiği, özellikle Kore Savaşı özelinde bu konunun yerel halka nasıl aktarıldığı işlenmiştir. Bu dönemde, Kütahya halkının çoğunluğunun radyo ve yerel gazetelerden başka iletişim imkanının olmadığı düşünüldüğünde, yerel olarak konunun Kütahya basını tarafından halka nasıl sunulduğu önem kazanmaktadır. Yeni bir demokrasi olan Türkiye'nin bu konudaki politikalarının, Kütahya halkı özelinde, Anadolu'daki illerde yerel halka nasıl aktarıldığı ve uluslararası bir konunun yerel basına nasıl intisap ettiği gözler önüne serilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kütahya Basını, Nato, Türkiye, Sovyet Tehdidi, Komünist Yayılmacılık, Kore Savaşı.
The economic causes of the collapse of the USSR
The economic causes of collapse of the Soviet Empire are one of the actual and controversial topics of the modern economics. Over the last 20 years there were made a lot of works and researches in this subject. The purpose of this thesis is detection and learning the main economic reasons of the dissolution of the Soviet Union. We develop our analysis in the three main directions. The first direction describes the work of Soviet economic policies, which was based on the administrative- command type of economic system. The main economic policies of the USSR were War Communism, New Economic Policy and Democratic Centralism. Each of these economic policies has its own characteristics. The second direction is related to the analysis of the Soviet economy, which encompassed the period from Stalin to Brezjnev epoch. This long-lasted period will be inspected based on the analysis of the soviet industrial, agricultural, financial and transport system. In this part we will concentrated on such economic reforms as industrialization and collectivization, reforms of Khrushchev, Kosygin's reforms and the process of intensification. The paper has recognized that the problems pertained to the Soviet economy is tensely connected with the agricultural sector, the shortage of Scientific Technical Progress in economy, super-industrialization and militarization of the economy and etc. The third part of the thesis examines the main economic causes of collapse of the USSR. During the research we found the four main factors of breakdown. Firstly, the Cold War characterizes the enormous defense expenditures of the Soviet economy, which adversely affected development of the other spheres of the economy. The second factor was the oil crisis of 1985 year which swiped by the budget and incomes of the Soviet government and led to the deep budget deficit and hard currency shortage in the country. The third factor is repressed inflation which gave push to such problems as shortage of goods, savings, input hoarding, supply diversion and hyperinflation. The last factor of the breakdown was Gorbachev's Perestroika (Restructuring). It was a series of laws aimed for the shifting of the economy to the market socialism. However these reforms were failed. All these factors forced the USSR in a deep economic, social and political crisis, from which it was unable to exit. Key Words: dissolution of the USSR, economic policies, analysis of the Soviet economy, the main factors of breakdown
İkinci Dünya Savaşında Kırgızistan ve Kırgızlar
Kırgızistan'ın 1917 Ekim Devrim'inden itibaren maruz kaldığı Sovyet sömürü düzenin yansımaları Kırgızlar adına köklü değişimlerin yaşanmasına neden olmuştur. SSCB siyasi otoritesini bölgede kurarken, Kırgız idarecilernibaskı altına almaya çalışmıştır. Kırgızistan'da Sovyet ideolojisinin sanayi, tarım, hayvancılık ve diğer üretim kollarındauyguladığı politikalar ve sömürü düzeni, Kırgızları derinden etkilemiştir. Eğitim, kültür ve sosyal alanda hayata geçirilen Sovyet uygulamarı, Kırgızistan'ın kültürel ve sosyal birikimini Sosvyet ideolojisi çerçevesinde değiştirmek üzere planlanmıştır. Ekim devrimi ile Kırgızistan devletinin kurulma süreci ve yönetiminde etkin olan SSCB, II. Dünya Savaşı sırasında Almanlara karşı verdiği savaşta Kırgızları da kullanmaktan geri durmamıştır. Moskova'ya kadar yaklaşan Alman birliklerine karşı en ön cephede Kırgız ve Kazak askerler sürülmüşlerdir. Bu askerlerin toplanma ve cepheye gönderilmeleri çok kısa sürede gerçekleşmiş, yeteri kadar askeri eğitim almadan düzenli ordu birliklerine karşı savaşmak durumunda bırakılmışlardır. Askeri tecrübesizliklerine rağmen çok sayıda kayıplar verme pahasına Almanların durdurulmalarında önemli rol oynamışlar ve Rus – Alman ordularının savaştığı birçok cephede bulunmuşlardır. Kırgızlar, bu süreçte SSCB'ye yalnız asker değil aynı zamanda gerekli sanayi, tarım ve gıda maddeleri desteğinin yanısıra gece gündüz toplumun bütün unsurları çalışmak suretiyle önemli bir iş gücü katkısı sunmuştur. SSCB'nin dağılmasıyla Kırgızistan bağımsızlığını kazanmıştır. Ancak SSCB'nin uluslararsı hukukta meşru görülen hakları Rusya Federasyonu'na verilirken, SSCB'den ayrılan diğer devletler gibi Kırgızistan'da Sovyetler'in çatısı altında kazanmış olduğu meşru haklarını kaybetmiştir.
"Dergi" dergisine göre Sovyet hakimiyetindeki Türkler (1955-1972)
Çarlık hakimiyeti altında olan Türkistan, İdil-Ural ve Kafkasya'da 1917 Ekim ihtilali ile birlikte yönetim el değiştirmiş ve Sovyetler Birliği bu coğrafyalarda yönetim hakkı kazanmıştır. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği resmi olarak 30 Aralık 1922'de kuruldu. Sovyet yöneticileri öncelikle, bu topraklarda siyasi ve idari yapılanmayı yeniden düzenledi. Din ve kültür alanında da yeni düzenlemeler yaptı. Din alanında Allahsızlık propagandası yapıldı ve dini kurumlar kapatıldı. Edebiyat ve sanat çalışmaları, Sovyet yönetimi kontrolü altında yapıldı. Basın-yayın özgürlüğünün olmaması sebebiyle, muhalifler basın-yayın faaliyetleri yapamadığı için, ülke dışına çıkmak zorunda kaldılar. Sovyet yöneticileri bir sosyalist gibi değil adeta bir Rus ırkçısı gibi davranıyordu, eğitimde Rusça zorunlu hale getirilmiş Türklerin yaşadığı bölgelerde yönetici kadrolarına Slavlar getirilmiş ve belirli mazeretlerle bölge halkları sürgün edilerek yerlerine Slavlar yerleştirilmiştir. Türk ve Ukraynalı aydınların özellikle Türkiye ve Avrupa'ya yerleşip burada yayın faaliyetlerine yeniden başlaması Sovyet topraklarında yaşayan kendi halklarıyla ilgili haberlerin dünyaya yayılmasını sağladı. İşte bu yayınlardan biride Sovyetler Birliğini Öğrenme Enstitüsünün çıkardığı Dergi Dergisidir. Yayın hayatına 1955'te başlayan dergide Sovyet hakimiyeti altında yaşayan halkların eğitim, ekonomi, nüfus, ulaşım, sanat, kültür, edebiyat, din, siyaset alanındaki gelişmeler ve Sovyet yönetiminin uyguladığı politikalar hakkında makaleler yazınlanmıştır. Bunun dışında dergide yeni çıkan eserler tanıtılmış, Sovyetler Birliğini Öğrenme Enstitüsü'nün yaptığı ilmi konferanslarla ilgili bilgiler verilmiştir. Son sayısı 1972 yılında yayınlanan Derginin 66. Sayısıyla yayın hayatına son verilmiştir. Çalışmamızda derginin 66 sayı incelenmiş, Sovyetler Birliğini Öğrenme Enstitüsü ve Dergi ile ilgili bilgiler verilip, yazarlarının hayatı ve çalışmaları ele alınmıştır. İkinci bölümde Dergi'nin Sovyet yönetimine bakış açısı irdelenmiştir, üçüncü bölümde ise dergideki makaleler kronolojik sıra ve yazar adına göre listelenmiştir.
Geçiş ekonomilerinde kayıtdışı ekonomi ve yolsuzluk
ⅩⅩ yüzyılın sonlarına doğru Sovyetler Birliğinde meydana gelen durgunluk sonucunda, Sovyetlerin uydu devletleri diye tanımlanan Orta ve Doğu Avrupa'daki komünist rejimlerin iç işlerine karışmaktan uzak durduğu ve kendi iç sorunlarına odaklandığı yıllar olmuştur. İkinci Dünya Savaşının sonunda Sovyetlerin işgaline uğramış ve sonrasında Sovyetlerin askeri desteğiyle ayakta duran bu rejimler yüzyılın sonunda 1880'li yılların sonunda teker teker yıkılmışlardır. 1991 yılının Aralık ayında ise Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği resmen dağılmıştır. Tüm bunların sonucunda merkezi planlamadan piyasa ekonomisine geçiş süreci oldukça zor olmuştur. Geçiş Ekonomilerini performansı birkaç nedenden ötürü beklentilerin gerisinde kalmıştır. Bu ülkelerin ekonomik performansları kısa sürede gelişmiş batı ülkeler seviyesini yakalayacağı zannedilmişti, geçişle ilgili ekonomik sorunlar büyük ölçüde hafife alınmıştı, ülke politikacıları birkaç şüpheli seçim yaptılar. Bu çalışmada geçiş ekonomilerinin ilk onlu yıllardaki stratejileri ve sonuçlarının değerlendirilmesi ve bu ekonomilerin karşılaştığı başlıca zorlukların ana hatları sunulmuştur. Bu ekonomilerin geçiş sürecine, kayıt dışı ekonomi, yolsuzluk, şeffaflık ve kurumsal yönetişim verileri üzerinden değerlendirme yapılmıştır.
Stalin Dönemi Sovyetleştirme siyasetinde Pioner teşkilatının rolü: Azerbaycan örneği
Rusya'da Ekim 1917 devrimi meydana geldiğinde, "devrim" kavramı sadece Rusya sınırları içerisindeki Türk halkları için değil, Rus halkının çoğunluğu için de oldukça yeni bir kavramdı. Bolşevikler ihtilalin hemen sonrasında önce Beyaz orduyu, ardından kendi içerisindeki muhalifleri bertaraf ettikten sonra ülke içerisinde ekonomik, siyasi ve kültürel alanlarda sosyalizmin inşa sürecini başlattı. Bu inşa sürecinin önemli bir parçasını, 'Yeni Sovyet İnsanı'nın yaratılması ideali teşkil etmekteydi. Bunun nedeni; devlet mekanizmasıyla birlikte, halkı da Sovyet normlarına uygun hale getirmekti. 'Yeni Sovyet İnsanı'nın yetiştirilmesinde kullanılacak en önemli vasıta hiç kuşkusuz, erken yaştan itibaren başlayan okul sistemiydi. Bu çalışmada, Sovyet eğitim sisteminin temeline inilecek, pioner teşkilatının Rusya ve Azerbaycan'daki kuruluş süreci anlatılacak ve pioner teşkilatının bu ülkelerdeki Sovyetleştirme sürecine katkıları ele alınacaktır. Bu şekilde 'Yeni Sovyet İnsanı'nın yaratılış süreci, pioner teşkilatının faaliyetleri üzerinden ortaya konulmaya çalışılacaktır. Anahtar kelimeler: komünizm, sosyalizm, sovyetleştirme, pioner teşkilatı, Sovyet eğitim sistemi.
Sovyet dönemi Kırgız hikâyelerinde 'Yetim' çocuk arketipi
Türkçe 'de "ana örnek", "ilk imge", "asıl numune" gibi karşılıkları bulunan arketipler kollektif bilinç dışını yansıtan ve nesilden nesile aktarılan birer ortak imgelerdir. Ortak imge olan arketipler edebiyat bilimcileri tarafından mitoloji, psikoloji ve edebiyat gibi farklı disiplinlerden elde edilen bilgiler ile edebi eserlerde arketipsel eleştiri metoduyla tespit edilmektedir. Bu metot C.Gustav Jung tarafından bilinçdışı kavramanın ortaya konmasıyla ortaya çıkmıştır. Edebi eserlerin tahlilinde kullandığımız arketipsel eleştiri metoduyla eseri tahlil etme amacımızdır. Biz de bu çalışmada ele aldığımız Türkiye Türkçesi'ne aktarılan Kırgız yazarların hikâyelerini arketipsel eleştiri kuramından hareketle "yetim arketipi" üzerinden tahlil ettik. Tahlil yaparken eserlerin yazarlarının yetim olması ve eserin yazıldığı dönem de göz önüne alınarak yapılmıştır. Ele aldığımız hikâyeler Kırgız edebiyatındaki önemli dönemleri betimlerken aynı zamanda baskıya ve rejime karşı bir eleştiri niteliğindedir. Hikâyelerdeki kahramanların yetim olması ve yetimliğin verdiği hayat şartları çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde arketipsel eleştiri kuramı çerçevesinde konuya kuramsal bir giriş yapılmıştır. Birinci bölümde çağdaş Kırgız hikâyeciliğinin tarihi verilerek hikâyenin gelişimi ve konuları ele alınmıştır. İkinci bölümde esas konumuzun 'yetim arketipi' çerçevesinde incelemesi yer almaktadır. Hikâyeler arketipsel eleştiri metodu aracılığıyla tahlil edilmiştir. Daha sonra çıkarım yapıldıktan sonra kaynakça verilmiştir
Sovyetler Birliği Dönemi Azerbaycan halk hikâyeleri üzerine bir inceleme
Halk hikâyeleri, uzun yıllar boyunca icracı âşıklar tarafından saz eşliğinde dinleyiciler karşısında anlatılan metinlerin başında gelmiştir. Halkın içinden çıkmış âşıkların kendi hayat hikâyelerinin bir bölümünden veya kendileri gibi âşıkların hayat hikâyelerinden esinlenerek oluşturduğu bu hikâyeler, halk tarafından büyük ilgi görmüştür. Halkın dikkatini çeken hikâyeler, Azerbaycan'da Sovyetler Birliği'nin işgali ile birlikte komünist rejimin folklor politikalarına da malzeme olmuştur. Lenin ve Stalin önderliğinde partililer, işgal edilen Azerbaycan'da, halk hikâyelerini de diğer bölgelerde olduğu gibi rejimin yararına olacak şekilde düzenlemeye çalışmışlardır. Bu hususta Azerbaycanlı âşıklardan büyük ölçüde yararlanan Sovyetler Birliği hükümeti, klasik halk hikâyelerinde ise eski yaşantıya ait birtakım değerleri yok etmeye çalışmıştır. Âşıklar aracılığıyla halk hikâyelerinde yapılan bu tahribat, komünist rejimin Azerbaycan'da yayılması ve gelişmesini sağlamakla kalmamış, Azerbaycan'da kurulan yönetimin de Sovyet Rusya'ya bağlı olmasına ve komünist anlayışa sıkı sıkıya bağlı kalmasına neden olmuştur. Çalışmamızda Sovyet Rusya'nın Azerbaycanlı âşıkları da kullanarak halk hikâyelerinde yapmış olduğu tahribatı ve yeni temalarla oluşturulmuş halk hikâyelerindeki komünist rejime dair izleri tespit etmeye çalıştık. Halk hikâyelerindeki komünist rejime dair izleri araştırırken Ehliman Ahundov'un "Azerbaycan Destanları" isimli çalışmasının beşinci cildini ayırdığı ve "yeni destan" olarak isimlendirdiği halk hikâyelerinden yararlandık. Komünist rejimin Azerbaycan'da yapmaya çalıştığı tek tip Sovyet vatandaşı yetiştirme politikalarını bu kitaptaki halk hikayelerinin epizot, kahraman ve temalarını incelemeye çalıştık.
Kazakistan Cumhuriyeti'nde radyo ve televizyon yayıncılığında yeniden yapılanma ve ortaya çıkan sorunlar: Avrupa Birliği ve Türkiye karşılaştırmalı
Kazakistan Cumhuriyeti'nde Radyo ve Televizyon Yayıncılığında Yeniden Yapılanma ve Ortaya Çıkan Sorunlar: Avrupa Birliği ve Türkiye Karşılaştırmalı,Tez çalışma, altı bölümden oluşmaktadır. Her bölümde, incelenen konuya ilişkin öğreti ve uygulamadaki fikirlerin yansıtılmasına ve özellikle kişisel görüşümüzün gerekçeleri ile ortaya konulmasına özen gösterilmeye çalışılmıştır. Tez'in birinci bölümde medya hizmet sağlayıcılarını incelemeden önce Kazakistan ve Türkiye'nin kısaca tarihçeleri ile siyasî, hukukî ve ekonomik yapısı ele alınarak uluslararası arenadaki yerleri ve konumu belirtilmiştir. İkinci bölümde 'ifade (söz) hürriyeti' kavramına değinilmiş ve ifade hürriyetinin tanımı yapılmıştır. Bu noktada Kazakistan ile Türkiye arasında uygulama açısından farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kitle haberleşmesindeki önemi vurgulanmıştır. Üçüncü bölümde, radyo ve televizyonun tanımı ve tarihçesine kısaca değinilmiştir. Televizyon yayıncılığının dünyada başlaması ve Türkiye?deki televizyon yayıncılığının gelişimi ve bugüne kadarki görsel ve işitsel alanda çıkarılan medya mevzuatlarına kısaca değinilerek değişiklikler incelenmiştir. Dördüncü bölümde, Sovyetler Birliği'nden ayrılarak bağımsızlığını aldıktan sonra çoğulcu sisteme geçen Kazakistan'da radyo ve televizyon yayıncılığı üzerinde durulmuştur. `Radyo ve Televizyon Yayıncılığında Denetim' başlıklı beşinci bölümde, denetim kavramının tanımı yapılarak yararları ile sakıncaları ele alınmıştır. Türkiye'deki görsel ve işitsel medya alanında denetimler incelenmiştir. Çalışma konusu olan Kazakistan'daki radyo ve televizyon yayıncılığı alanındaki hukukî denetimler incelenirken SSCB'nin tekelci döneminden başlayarak ele alınmış ve bağımsızlıkla beraber çoğulcu sistemine geçilmesinden sonraki denetim sistemi incelenerek Türkiye ile karşılaştırılmıştır. Tez'in son bölümü olan altıncı bölümde ise, Kazakistan ile Türkiye'deki radyo ve televizyon yayıncılığındaki farklılıklar karşılaştırılmıştır. Bu bölümde Türkiye'de yürürlükte olan 6112 sayılı Kanun ile Kazakistan kitle iletişim alanındaki 451-I sayılı Kanun'un tanımları kısmından başlayarak denetim sisteminin farklılıkları ile eksiklikleri ele alınarak karşılaştırılası yapılmıştır. Düzenleyici üst kurulun yapısı, görev ve yetkilerine değinilerek usulsüzlük tespit edildiğinde yaptırım uygulamaları karşılaştırılmıştır. Radyo ve televizyon yayıncılığında düzenleyici ve denetleyici üst kurul olmayan Kazakistan'da bir üst kurul örneği getirilerek öneride bulunulmuş ve çözüm yolları aranmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: 1. İfade (söz) hürriyeti, 2. Kazakistan'da radyo ve televizyon yayıncılığı, 3. Radyo ve televizyon yayıncılığında denetim, 4. Üst Kurul (RTÜK), 5. Uluslararası medya mevzuatı.
Sovyet edebiyatına II. Dünya Savaşının yansımaları
1939 yılında Almanya'nın Polonya'ya saldırması ile başlayan ve kısa sürede yeryüzündeki neredeyse tüm coğrafyaları etkisi altına alan II. Dünya Savaşı, insanlık geçmişinin en ölümcül savaşlarından biridir. Kudretli devletlerin tüm güçlerini seferber ederek topyekûn katıldığı bu savaş, ordu üyelerinden sivil halka kadar milyonlarca insanın ölümüyle sonuçlanması nedeniyle tam anlamıyla bir küresel mücadeleye dönüşür. Asya ve Avrupa olmak üzere iki büyük kıtada son derece şiddetli bir şekilde başlayarak gelişimini sürdüren II. Dünya Savaşı, aralarında imzaladıkları saldırmazlık anlaşmasına rağmen Almanya'nın ansızın sınırlarına dayandığı SSCB'nin de dâhil olmasıyla çok daha çetin bir çatışmaya sahne olur. Beklenmedik bu gelişme karşısında başlangıçta büyük kayıplar veren Sovyetler Birliği, çok geçmeden cephe gerisinin verdiği güçlü destekle savunmadan saldırı pozisyonuna geçer. Bünyesinde yer alan tüm halkların ölüm kalım savaşında her daim arkasında durması nedeniyle Sovyetler Birliği'nin bu mücadelesi tarih kayıtlarında "Büyük Vatan Savaşı" olarak yerini alır. Çalışmamızda SSCB'nin II. Dünya Savaşı'na giriş sürecinden başlanarak sürdürülen anlatımımızın odak noktasını, savaş esnasında halkı hayatta kalma mücadelesine başarılı bir şekilde güdüleyen başat araç olan Sovyet edebiyatı oluşturmaktadır. Düzyazıdan şiire, şarkıdan makale ve denemeye kadar savaşı pek çok yönden konu edinen eserlere değindiğimiz çalışmamızın uygulama aşamasında ise Sovyetler Birliği'nin kısa sürede zafere ulaşmasında belirleyici role sahip ana katılımcılar olan kadınlar, askerler, halklar ve çocuklar alt başlıklara ayrılmış, mücadele yılları boyunca gösterdikleri kahramanlıklardan bahsedilmiştir. Hemen ardından Sovyet edebiyatında çoğu gerçek kişiler olan bu insanların hikâyelerinin ele alındığı yapıtlar anlatılmış ve sonuncu bölümde ise söz konusu eserlerden birer örnek seçilerek ayrıntılı bir şekilde analiz edilmiştir. Böylelikle II. Dünya Savaşı'nın Sovyet cephesindeki karşılığı olan Büyük Vatan Savaşı'nın yoğunlukla orijinal kaynaklardan faydalanılarak aktarıldığı çalışmamızda tarih ile edebiyatın ilişkisi ön plana çıkartılarak iki ana disiplinin gelecek araştırmalarına katkıda bulunma hedefi güdülmüştür.
Büyük Taarruz'dan Lozan Barış Anlaşması'nın imzalanmasına kadar Türk-Sovyet ilişkileri
Türkiye'nin kurtuluş savaşı süresince tam bağımsızlık prensibine zarar vermeyecek biçimde destek aldığı devletlerden biri de Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti olmuştu. Türkiye, Büyük Taarruz sonrasında Doğu Trakya ve boğazlar bölgesinin geri alınabilmesi için İzmir'in ardından Çanakkale ve Kocaeli önlerine doğru iki kol halinde askerî harekâtına devam ederken de bu destekten faydalanmak istemişti. Bu süreçte, İtilaf Devletleri ve müttefikleriyle beliren savaş tehlikesine karşı kararlı bir duruş sergileyen Ankara, İtilaf Devletleri'nin 23 Eylül'deki anlaşma teklifine hemen bir cevap vermemiştir. Moskova'nın Balkanlarda askeri baskı yapmasını bekleyen Türkiye, özellikle İngiltere'yi yalnız bırakarak Doğu Trakya ve boğazları barış görüşmeleri öncesinde geri almayı hedeflemiştir. Ancak Sovyet yönetimi, boğazlarda Türk denetimini İngiliz varlığına tercih etmekle birlikte, bu kritik noktada Türkiye'yi tatmin etmeyen, hatta kuşkuya sevk eden ikircikli bir tutum izlemiştir. Ankara'nın destek taleplerine kesin bir yanıt vermekten kaçınan ve onu ileri harekâtını sürdürmeye teşvik eden Moskova, Kafkaslarda da askeri hazırlıklara girişmiştir. Hal böyle olunca Sovyetlerin amaçlarını kestiremeyen Ankara, İtilaf Devletleri'yle anlaşma yolunu seçmiş ve Millî Mücadele'nin askeri safhasını bitiren Mudanya Mütarekesi'ni imzalamış, böylece İstanbul ve boğazlar İtilaf işgali altındayken barış görüşmelerine başlamayı kabul etmek zorunda kalmıştır. Moskova, Mudanya görüşmelerini ve Türkiye'nin Doğu Trakya'yı tek kurşun atmadan geri almasını izlemekle yetinmiştir. Lozan Konferansı'nda ele alınacak olan boğazların statüsü ise buralarda nüfuz elde ederek topraklarını güneyden gelebilecek saldırılardan koruma endişesi içinde olan Moskova için büyük önem arz ettiğinden, Sovyetler görüşmelerin tamamında yer almak istemiş, fakat bunda başarılı olamamıştır. Boğazların statüsünün Moskova Anlaşması uyarınca çözüme kavuşturulmasını bekleyen Sovyetler, bu konuda da istediğini alamamıştır. Lozan'da Türkiye ile ortak bir cephede buluşamayan Moskova yönetimi ile Ankara yönetimi arasında Lozan süreci güvensizlikler ve zoraki yakınlaşma girişimlerine sahne olmuştur. Sınırlarını çizdiğimiz bu süreçteki Türk-Sovyet münasebetleri, çalışmamızda sorgulayıcı bir bakış açısıyla neden-sonuç ilişkisine bağlı olarak aydınlatılmaya çalışılmıştır.
Sovyet döneminde Kazakistan'da yaşanan açlık ve kıtlığın edebiyata yansıması (Seçilen eserlerin Türkiye Türkçesine aktarılması ve incelenmesi)
Bu çalışmada; Kazak tarihinin önemli olaylarından biri olan suni açlık ve kıtlık konusunun Kazak edebiyatına yansımasının incelenmesi, Kazak edebiyatından seçilen eserlerin Türk edebiyatına kazandırılması ve bu konuda yapılacak olan çalışmalara katkı sağlanması amaçlanmıştır. Öncelikle araştırma konusuyla ilgili literatür taraması yapılmıştır. Kazak Türkçesi ve Türkiye Türkçesinde ulaşılabilen kitap, makale gibi yazılı kaynaklardan yararlanılmıştır. Edebî eserlerin yanında tarihî eserlerden de faydalanılmıştır. Literatür taraması sonucunda elde edilen eserlerden konuyu en iyi ifade ettiği düşünülen eserler seçilmiştir. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle suni açlığın tarihsel arka planı verilmiştir. Yazıldığı yıllara göre edebî eserler seçilmiş ve incelemesi yapılmıştır. Çalışma esnasında, eserlerde kıtlık konusunun yıllara göre ele alınma şeklinde farklılıklar bulunduğu görülmüştür. Kıtlık konusu, sansürün yoğun olduğu özellikle Stalin döneminde üstü kapalı bir şekilde kaleme alınırken bağımsızlığa doğru daha açık ve detaylar verilerek ele alınmıştır. Sovyet Döneminde daha çok kısa hikâyeler şeklinde kaleme alınmıştır. Yaşanan açlığın sınıf eşitsizliğine dayandırıldığı ve daha çok açlık çeken insanların tasvir edildiği hikâyeler karşımıza çıkmaktadır. Konu, bağımsızlıktan sonra daha geniş kapsamda incelenmiş ve daha çok edebî eserler verilmiştir.
1920'li yıllarda Sovyet aydınlarının Türkiye'ye bakışı
XX. yüzyılın başlarında Türkiye'de çok önemli olaylar cereyan etmekteydi. İkinci Meşrutiyet, Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı, akabinde Osmanlı Devleti'nin çöküşü, Anadolu topraklarının İtilaf Devletleri tarafından işgâli ve nihayet, Millî Mücadele sonucunda büyük zaferin kazanılması ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilânı bu döneme damgasını vuran başlıca hadiselerdir. Cumhuriyet'in kuruluşuna müteakip hayata geçirilen inkılaplar da ülkenin sosyo-kültürel, ekonomik ve politik hayatının dikkate değer unsurları arasında kendi yerlerini bulmuşlardır. Araştırmanın konusu, XX. yüzyıl başlarında ve bilhassa 1920'li yıllarda Türkiye'de gerçekleşmiş olan bütün bu süreçleri ele alan Sovyet aydınlarının eserleridir. Bahsi geçen yazarların kaynak olarak yararlandığımız eserleri 1920'li yıllarda basılmışlardır. Bu çalışmamızda isimleri pek duyulmamış Sovyet aydınları R. Süleyman, M. P. Pavloviç, V. A. Gurko-Kryajin, F. A. Raskolnikof ve P. Kitaygorodski'nin bir tanıtımı yapılarak, onların Türkiye hakkındaki eserleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışma sonrasında bahse konu olan yazarlar ve eserlerinin bilim çevrelerince kıymet görmediği sonucuna ulaşılmıştır. Bilindiği üzere 1920'li yıllarda Sovyetler, Türkiye ile sıkı bir temas halindeydiler. Bu iki devlet arasında mevcut olan iyi ilişkilerin yerini zamanla soğuk münasebetler almışsa da Sovyetlerin Türkiye'ye olan ilgisi hiç azalmamıştır. Sovyet kaynaklarının öğrenilmesi dönemin tarihinin ve Sovyetlerin Türkiye'ye yaklaşımının aydınlatılmasına katkı sunacaktır. Bu çalışmada bunun bir örneği yapılarak Sovyetlerin Türkiye'ye bakış açısında görülen boşluklar kısmen de olsa giderilmeye çalışılmıştır.
Orta Asya'da güvenlik sorunları ve dış müdahalelerin rolü
XX yüzyılın 90. yıllarında Avrasya kıtasında siyasi, ekonomik ve ideolojik değişiklikler yer aldı. SSCB ve dünya sosyalist sisteminin çöküşü eski Sovyet cumhuriyetlerinde önemli siyasi, ekonomik reformların başlamasına neden oldu. Orta Asya ülkelerinde öncelikle toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı sağlama, siyasi istikrara ulaşma, demokrasinin gelişmesi sorunlarıyla bağlı olan tamamen farklı görevleri içeren yeni jeopolitik durum ortaya çıkmıştı. Uluslararası toplumun yeni devletleri resmi tanıması onlar için büyük destek oldu. Ancak Sovyet sonrası Orta Asya ülkeleri kısa ve sınırlı süre içinde çözülmesi gereken pek çok sorunla karşılaştı. Bunlardan en önemlisi ulusal ve bölgesel güvenliği sağlamaktı. Bu sorunların arasında uyuşturucu kaçaklığı, sınır sorunları ve aşırılık ilk sıralardadır. Siyasi rejim, ekonomik sistem ve yönetim ilkelerinin köklü değişmesi şartları altında yeni devletlerin oluşumu çatışmalara yol açtı. Bunlar etnik çatışmalar, toprak talepleri, su ve arazi kullanımındaki anlaşmazlıklardı. Mevcut durum bu alanda politika geliştirmede tamamen yeni yaklaşımların aranmasını gerektiriyordu. Çalışmanın başlıca amacı Orta Asya bölgesel güvenlik sistemini oluşturmanın temel eğilimlerini analız etmektir. Çalışmada Orta Asya'daki bölgesel güvenliği etkileyen faktörler incelenmiştir. Konu incelenirken küresel ve bölgesel güçlerin bölge politikaları ve bu politikaların Orta Asya ülkelerinin bölgede izlediği dış politikaya yansımaları ele alınmıştır. Ayrıca bölgede faaliyette bulunan Şanghay İşbirliği Örgütü ve Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütünün bölge güvenliğini sağlamadaki rolü üzerinde durulmuş ve bu yapılanmalardaki lider konumdaki aktörlerin güvenlik sorunlarına olan yaklaşımları ortaya konmaya çalışılmıştır.Anahtar kelimeler: Avrasya, Orta Asya, SSCB, bölgesel güvenlik, ŞİÖ, Kolektif Güvenliği Anlaşması Örgütü.
Bandung Konferansı (Bağlantısızlar Bloğu)'nın, ABD-Sovyet Rusya'nın bölge politikalarına etkisi
İkinci Dünya Savaşı sonrası yeni bir dünya düzeni kurulmuştur. Bu düzenin kurucu aktörleri ABD ve Sovyet Rusya olmuştur. Her iki devlette kendi siyasi, ekonomik ve askeri düzenlerini dünyaya hâkim kılmak için kıyasıya mücadeleye girmiştir. Bu mücadele özellikle Ortadoğu'da yaşanmıştır ve hala yaşanmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında sömürgeci devletlere karşı bağımsızlığını kazanan Asya - Afrika devletleri, siyasal bağımsızlığa kavuştuktan sonra karşılaştıkları güçlükleri dikkate alarak, bağımsızlığın asıl amaç olmadığını, ancak birinci adımı oluşturduğunu belirtmişlerdir. Siyasal istikrarlarını sağlamak ve ekonomik kalkınmalarını gerçekleştirmek için, aralarında birlik oluşturmaları gerektiğini anlamışlardır. Asya-Afrika devletleri 18-24 Nisan 1955 yılında Endonezya'nın Bandung kentinde bir araya gelerek üçüncü bir blok olarak Bağlantısızlar Bloğunu kurdular. Bağlantısızlığın özünde rekabet halinde olan karşı siyasi ve ideolojik bloklara girmemeyi ön görmektedir. Mısır, Hindistan, Endonezya ve Yugoslavya liderleri Üçüncü Bloğun oluşmasına etki eden liderlerdir. Zirve Konferansları yaparak dönemin gelişmeleriyle ilgili ortak kararlar almışlardır. Bağımsızlığını yeni kazanan bu devletlerin sömürgeci devletlere karşı yürüttükleri politikalar sömürgeci devletlerin bölge politikalarının şekillenmesine etki etmiştir. ABD ve Sovyet Rusya etki alanlarını genişletmeye ve sağlamlaştırmaya çalışmışlardır. Doktrinler ve Paktlar kurarak özellikle Bağlantısız devletleri kontrol altına almaya çalışmış ve Bandung Konferansına kayıtsız kalmayarak Bağlantısızlar Hareketinin liderlerini bölgede bir güç olarak kullanmak istemişlerdir.
Türk Sovyet ilişkilerinin Türk basınına yansıması (1918-1990)
Birinci Dünya Savaşı sırasında Çarlık Rusya'da yaşanan Bolşevik İhtilali sonrasında Sovyetler Birliği kurulmuştur. Türkiye'nin Milli Mücadele döneminde Sovyetlerle ilk ilişkiler başlamıştır. Özellikle Atatürk ve Lenin döneminde Türk-Sovyet ilişkileri olumlu gelişmiştir. Sovyet Rusya Lozan Barış Antlaşması'nda Türkiye'nin yanında yer almıştır. 1925 yılında Türkiye ve Sovyet Rusya arasında Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması imzalanmıştır. Ayrıca Boğazlarda Türk hâkimiyetini kesinleştiren Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nde de Sovyet Rusya'nın desteği olmuştur. Bu olay basında genişçe bir yer almıştır. Fakat Atatürk döneminden sonra ilişkiler bozulmuştur. İkinci Dünya Savaşı esnasında Türkiye'nin savaşa girmesi için Sovyet Rusya'nın Türkiye üzerinde baskısı olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Sovyet Rusya'nın Boğazlarda üs ve bazı toprak talepleri ilişkileri daha da bozmuştur. Bu konu Türk basınında geniş yer tutmuştur. Dalgalı bir seyir izleyen Türk-Sovyet ilişkileri Türkiye'nin NATO'ya girmesi ile birlikte daha da gerginleşmiştir. Kıbrıs konusunda ilk başlarda Rumları destekleyen Sovyet Rusya zamanla Türkiye ile aynı görüşü savunmuştur. Bu da ilişkilerin normalleşmesini sağlamıştır. Türk-Sovyet ilişkilerinin normalleşme sürecinde karşılıklı ziyaretler yaşanmıştır. Bu ziyaretler basında sıkça yer almıştır. 20 Ağustos 1991 tarihinde ise SSCB'de bir darbe yaşanmış ve SSCB yıkılmıştır. Türkiye Sovyetler Birliği'nin dağılması ile kurulan cumhuriyetlerle ilişkiler kurmuştur. Anahtar Kelimeler: Türkiye, Türk Basını, Bolşevik İhtilali, Sovyetler Birliği, Boğazlar, Dış Politika.
Sovyet Dönemi ve bağımsızlık sonrası Azerbaycan'daki liselerde dil ve edebiyat öğretimi
Bu araştırmanın amacı, Sovyet Döneminde ve bağımsızlık sonrasında Azerbaycan'daki liselerde Azerbaycan Türkçesi ve Edebiyatı öğretiminin nasıl yapıldığının ve öğretimde ne gibi benzerlik ve farkların olduğunun ortaya konulmasıdır.Araştırmanın modelini, Sovyet Dönemi ve bağımsızlık sonrasında Azerbaycan'daki liselerde Azerbaycan Türkçesi ve Edebiyatı öğretimi alanında yapılmış çalışmalar ve Türkiye'de bu alanla ilgili araştırmalar oluşturmaktadır.Araştırmanın evrenini, Sovyet Dönemi ve bağımsızlık sonrası Azerbaycan'daki liselerde kullanılan Azerbaycan Türkçesi ve Edebiyatı ders programları ve ders kitapları oluşturmaktadır.Araştırmanın örneklemini, Sovyet Dönemi ve bağımsızlık sonrasında Azerbaycan'daki liselerde kullanılan Azerbaycan Türkçesi ve Edebiyatı ders kitapları arasından rastlantısal örneklem yoluyla belirlenen Azerbaycan Türkçesi ve Edebiyatı lise ders kitapları oluşturmaktadır.Çalışmanın ilk aşamasında veriler Türkiye Türkçesine aktarılmış, daha sonra Azerbaycan Türkçesi ve Edebiyatı dersi lise programları ve ders kitapları incelenerek Azerbaycan Türkçesi ve Edebiyatı dersinin saatleri, öğretilen metinler, kullanılan yöntemler tespit edilmiştir.Araştırmada SSCB hâkimiyetinden önce, SSCB Döneminde ve bağımsızlık sonrasında Azerbaycan'daki eğitim-öğretime yönelik görüşler hakkında genel bilgi verilmiş, liselerde Azerbaycan Türkçesi ve Edebiyatı öğretiminin gelişim tarihinden, Azerbaycanlı eğitimcilerin eğitim-öğretime yönelik çalışmalarından, Azerbaycan Türkçesinde yazdıkları ders kitaplarından, liselerde Azerbaycan Türkçesi ve Edebiyatının öğretim yöntemlerinden, ders programlarından ve ders kitaplarından bahsedilmiştir.Anahtar Kelimeler: Azerbaycan Türkçesi, edebiyat öğretimi, SSCB Dönemi, ortaöğretim/lise eğitim programı, ders kitabı.
Azerbaycan basını 1918 – 1940 Yıllarında
Azerbaycan`ın toplumsal yaşamında önemli yer tutan milli basının oluşması XIX. yüzyılın son çeyreğine rastlıyor. Bu dönemde tüm doğu halkları için yeni politik, kültürel ve toplumsal iletişim aracı olan gazete ve dergilerin Azerbaycan`da da yayınlanması ülkede yaşanan önemli siyasal ve toplumsal, ekonomik ve kültürel gelişmelerle, aynı zamanda aydınlanma hareketinin, tiyatronun ve laik eğitim kurumlarının oluşması ile ilişkilidir. 1918 – 1940 yılları Azerbaycan basın tarihinde çok önemli bir dönemi oluşturmaktadır. Bu araştırmanın amaçı söz konusu dönemde Azerbaycan basının durumunu, gelişimini, ilgi alanlarını ve ilkelerini ortaya koymaktır. Tez çalışması kronolojik olarak 1918-1940 yıllarını kapsamaktadır. Bu dönemi kendi içinde iki alt dönem ayırmak mümkündür: 1918 – 1920 yıllarını kapsayan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti ve Azerbaycan`ın Sovyet Rusya tarafından işgal edildiyi 27 Nisan 1920 tarihinden başlayan ve 1940 yılına kadar devam eden dönem. Bu iki dönem bir birinden sadece kronolojik açıdan değil, aynı zamanda araştırma konusunu oluşturan meseleye bakış açısı, amaç ve yöntem olarak da farklıdır. Tez çalışmasının başlıca amacı, bu iki dönemde Azerbaycan basınında yaşanan gelişmeler, cumhuriyet döneminin ideolojik yapısının özgür, demokratik ve milli ruhlu basın kuruluşlarının oluşmasına sağladığı katkıları, aynı zamanda Sovyet rejiminin ve onun ideolojik yapısının basın üzerinde uyguladığı totaliter baskı ve sansür yöntemlerini, bu baskı ve sansürün basına olan etkilerini ortaya çıkarmaktır. Üç bölümden oluşan tezin birinci bölümünde 140 yıllık bir geçmişe sahip olan Azerbaycan basınının oluşum süreci, ilk yıllarda yayınlanan gazete ve dergilerin kısa sürede kapanmasının nedenlerini ortaya konulmuştur. Tezin ikinci bölümünde Azerbaycan Halk Cumhuriyeti döneminde Azerbaycan basınının durumu, ülkede yaşanan ideolojik temelli mücadelenin basına yansımaları incelenmiştir. Azerbaycan halkının bağımsızlık sürecinde basının rolü ve bu dönemde parlamentoda kabul edilen "Basın Yasası"nın bu alandaki çalışmaların hukuki temele oturtulmasına katkıları incelenmiştir. Tezin üçüncü bölümünde Azerbaycan Halk Cumhuriyeti`nin Bolşevikler tarafından işgalinden sonra ülkede yaşanan siyasi, ekonomik ve sosyal gelişmeler, bu sürecin ulusal basına etkisi geniş bir biçimde araştırılmıştır. Basının ideolojik temelli baskı ve sansür sürecini ağır bir şekilde hissettiği 1920-1940 yıllarında milli ruhlu gazetelerin hızla kapatılması ve yerine rejimin organı olacak gazete ve dergilerin açılması ortaya konulmuştur. Bu bölümde mühacir Azerbaycan basını, onun ünlü temsilcileri, yayınladıkları gazete ve dergiler, çizgileri ve karşılaştıkları baskılar da dikkatle araştırılmıştır. Tez çalışmasının sonuç kısmında ise araştırmacının elde ettiği bilimsel sonuçlar ortaya konulmuştur.
Azerbaycan'da öğretmen yetiştirme sistemine ilişkin öğretmen görüşleri
Bu araştırmanın genel amacı Azerbaycan Cumhuriyeti'nde uygulan öğretmen yetiştirme sisteminin tarihi gelişimini incelemek, mevcut durumunu teorik açıdan ve ülkenin orta öğretim sisteminde çalışan öğretmenler arasında yapılan araştırma ile belirlemeye yönelikdir. Tez çalışmasında araştırmanın amaçları doğrultusunda birkaç bilimsel araştırma yönteminden yararlanılmıştır. Özellikle Azerbaycan'da XX. yüzyılın başlarından günümüze kadar geçen süre zarfında dört değişik eğitim sistemi ve bu sistemin ihtiyacı olan öğretmen kadrolarının yetiştirilmesinde dört farklı öğretmen yetiştirme modelinden yararlanılmıştır. Bu modellerin kendine özgü özellikleri, bu özellikleri belirleyen ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi, uygulanan eğitim sisteminin yararlı ve zararlı yönleri belirlenmeye çalışılmıştır. Bu amaçlara ulaşılması için gereken kaynakların toplanmasında ve değerlendirilmesinde farklı araştırma yöntemlerinden yararlanılmıştır. Tez çalışması kronolojik olarak 1830-2016 yıllarını kapsamaktadır. Bu dönemi kendi içinde dört alt döneme ayırmak mümkündür: Çarlık Dönemi (1830-1918), Azerbaycan Halk Cumhuriyeti dönemi (1918-1920), Sovyetler Birliği dönemi (1920-1991) ve Azerbaycan'ın bağımsızlığını kazandığı 1991 yılından günümüze kadar devam eden yeni dönem. Bu dört dönem bir birinden sadece kronolojik açıdan değil, aynı zamanda araştırma konusunu oluşturan meseleye bakış açısı, amaç ve yöntem olarak da farklıdır. Tezin birinci bölümünde araştırma problemi, araştırmanın önemi ve amacı, araştırmanın kapsadığı dönem ve başlıca tanımlar yer alıyor. Tez çalışmasının başlıca amacı, Azerbaycan'da uygulanan eğitim sistemi ve öğretmen yetiştirme modellerini araştırmak ve öğretmen görüşleri doğrultusunda Azerbaycan'ın çağdaş eğitim sisteminin durumunu belirlemektir. Tezin ikinci bölümünü kuramsal çerçeve ve ilgili araştırmalar oluşturiyor. İkinci bölümün birinci alt başlığında Azerbaycan'ın Rusya ve İran arasında parçalanmasınından sonra (1828) ülkede eğitim sisteminin oluşumu, bu sistemin özellikleri, okulların ihtiyacı olan öğretmenlerin yetiştirilmesinde Çarlık rejiminin uyguladığı sistem araştırılmıştır. Bu bölümde ortaya çıkan sonuç Çarlık rejiminin Azerbaycan'da eğitimin gelişimine ilgisiz olmasına rağmen, sömürü düzeninin ihtiyacı olan kadroların yetiştirilmesinde eğitimin kaçınılmaz olduğu fark etmesi, bu amaçla tarım, sanayi ve petro kimya sektörünün ihtiyacı olan kadroları yetiştirecek okulların açılmasına izin vermesidir. İkinci bölümün ikinci alt başlığında Çarlık yönetiminin Birinci Dünya Savaşı'ında dağılması ve oluşan boşluktan yararlanarak kurulan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nde eğitimin gelişimi, eğitim reformları ve öğretmen ihtiyacının karşılanması için atılan adımlar araştırılmıştır. Bu dönemde Azerbaycan'ın ilk üniversitesi – Bakü Devlet Üniversitesi kurulmuş ve eğitime başlamıştır. İkinci bölümün üçüncü alt başlığında 1920 yılında Azerbaycan'da Sovyet yönetiminin kurulması sürecine kısaca değinilmiş, daha sonra ise ülkenin sosyo-politik, ekonomik ve kültürel yaşamında kısa sürede ciddi gelişme sağlayan reformlar incelenmiştir. Azerbaycan halkının topyekun eğitimli kitleye dönüşmesi ile sonuçlanan Sovyet eğitim sisteminin kendine özgü özellikleri, artıları ve eksileri öğretmen yetiştirme modeli de dikkate alınarak ortaya konmuştur. Sovyet eğitim sisteminin toplumun okur yazar oranının yüzde yüze ulaşmasında başarı sağladığı, fakat fonksiyonel eğitimın verilmesinde başarısız olmasının kaliteye değil, sayısal çoğunluğa önem vermesinden kaynaklandığı gerçeği tespit edilmiştir. İkinci bölümün dördüncü alt başlığında 1991 yılında bağımsızlığını kazanan Azerbaycan'ın eğitim sisteminin genel durumu da ele alınmaktadır. Bu sistemin bir parçası olan öğretmen yetiştirme sisteminin durumu, Sovyet modelinden farklı yönleri araştırılmıştır. Dünya eğitim sistemine uyum sağlamaya çalışan Azerbaycan'ın eğitim sisteminin başarılarının arttığı bir gerçek olmakla birlikte, halen ciddi olumsuzlukların yaşandığı, kalitenin sayısal göstergeden daha önemli olduğu gerçeğinin anlaşılmasında zorlukların halen devam ettiği araştırmalar sonucunda belirlenmiştir. Tezin üçüncü bölümünde araştırmanın yöntemi belirlenmiştir. Araştırmanın modeli, araştırmanın evreni ve örneklemi, veri toplama araçları, verilerin değerlendirilmesi ve analizinin nasıl yapılacağına ilişkin yöntemler bu bölümde ortaya konulmuştur. Katılımcıların Azerbaycan'ın eğitim sistemi ile ilgili, mesleğe ilişkin ve öğretmen yetiştirme sistemi ile ilgili algılarının belirlenmesinde Likert Ölçeği'nden yararlanılmıştır. Tezin dördüncü bölümünde Azerbaycan'ın eğitim sistemi ve öğretmen yetiştirme modeli ile bağlı öğretmen görüşlerine başvurulmuştur. Bu bölümde ampirik bilimsel araştırma sürecinde uygulanan seçme, ölçme, anket vs. gibi yöntemlerden yararlanılmıştır. Azerbaycan'ın eğitim sisteminde Sovyetler Birliği'nden kalma bazı olumsuz yönlerin halen devam ettiği gerçeği araştırılan kaynaklarda ağırlıklı olarak tespit edilse de, bu sonuç öğretmen görüşleri ile üst üste düşmemiştir. Bu durum Azerbaycan'ın Gence şehrinde bulunan 49 karma okulda (1-11. sınıflar) çalışan öğretmenler arasından basit rastgele seçme yöntemi ile belirlenen 200 kadar öğretmenle yapılan anket sonucunda belirlenmiştir. Seçme toplusunu oluşturan öğretmenler cins, yaş, mesleki kıdem gibi özellikler göz önünde bulundurularak kategorize edilmiş, anket sonuçları bu özellikler dikkate alınmak suretiyle belirlenmiştir. Ortaya çıkan sonuç aslında öğretmenlerin hem ülkedeki eğitim sisteminden, hem de lisans eğitimi gördükleri üniversitelerin öğretmen yetiştirme modellerinden memnun olduklarını göstermektedir. Bilgisayar yardımı ile öğretmen görüşleri birleştirilmiş ve değerlendirilmiştir. Tez çalışmasında tablo ve şekillerden yararlanılmıştır. Tez çalışmasının sonuç kısmında ise araştırmacının elde ettiği bilimsel sonuçlar ve öneriler ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Azerbaycan'ın eğitim sistemi, Sovyet eğitim sistemi, Öğretmen görüşleri, Öğretmen yetiştirme sistemi, Likert ölçeği
Afganistan (1945-1989)
Bu doktora tezi, İkinci Dünya savaşından yani 1945 yılında sonra başlayan soğuk savaş dönemi ile bu dönemin sonu ve SSCB'nin dağılmasının başladığı kabul edilen 1989 yılında Rus işgalinin bittiği dönemde Afganistan tarihini incelemeyi amaçlamaktadır. Öncelikle Afganistan'ın tarihi ve coğrafi yapısı incelenmiştir. Daha sonra Afganistan'ın Jeopolitik yapısı ele alınmış ve Türkiye Cumhuriyeti ile yakın tarihlere rastlayan kuruluşu anlatılmıştır. Özellikle Atatürk döneminde Afganistan-Türkiye Cumhuriyeti ilişkilerine kısaca değinilmiştir. Afganistan'daki siyasi hareketler ile Afganistan'ın Sovyetlere yaklaşması geniş bir şekilde incelenmiş, bilahare Rus işgali ile geri çekilmesi yine geniş bir araştırma sonucu Rus ve Doğu Bloku ülkelerinin arşiv kaynaklarına ve diğer kaynaklara dayanarak incelenmiştir. Daha sonra Rus işgaline karşı büyük güçlerin tepkisi ve ABD'nin işgale verdiği destek ile mülteciler sorunu ele alınmıştır. Bu arada Afganistan'ın idari ekonomik kültürel ve dini yapısı kısaca incelenmiştir. Son bölümde Afganistan'ın dış politikası, komşuları ve Türkiye Cumhuriyeti olan ilişkileri ortaya konmuştur. İncelemede elde edilen veriler sonuç bölümünde açıklanarak ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Afganistan, Sovyet İşgali, Rus İşgali
Mısır ekseninde Ortadoğu'da Amerika ? Sovyet Rusya mücadelesi (1945 ? 1973)
İngiltere ve Fransa'nın II. Dünya Savaşı'nın ardından Ortadoğu'da nüfuzlarının azalmasıyla oluşan boşluğu doldurmaya çalışan ABD ve Sovyetlerin, Ortadoğu mücadelesinin ana eksenini, İsrail Devleti'nin kurulması ile başlayan Arap ? İsrail savaşları ve buna karşı Arap Milliyetçiliği ile Arapları bir arada tutmaya çalışan Mısır oluşturmuştur. ABD ve Sovyetlerin Ortadoğu Politikalarının ana eksenini Mısır'ın oluşturmasının en önemli sebebi, Mısır ihtilali ve Süveyş Kanalı'nın millileştirilmesi olmuştur. Bu olaylar büyük güçlerin politikalarında önemli değişiklikler oluşturmuş, Sovyetler ?Barış İçinde Bir Arada Yaşama? tezini kullanırken ABD ise hem İsrail'in varlığının korunmasının hem de Araplardan kopmamanın hesaplarını yapmıştır. Ancak incelediğimiz bu dönem içerisinde ABD, Arap Ortadoğusu'nda pek de inandırıcı olamamıştır. Nitekim İsrail'e desteği Ortadoğu Devletlerini Sovyetlere yönlendirmiştir. İki güç arasındaki bu kuvvet paylaşımı Sovyet nüfuzunun artmasını sağlamış, ancak Arap ? İsrail Savaşlarında galip taraf İsrail ve dolayısıyla da ABD olmuştur. Bu durum 1970'lere gelindiğinde özellikle de Mısır'ın Sovyetlerden uzaklaşıp ABD'ye yakınlaşmasına yol açmıştır. Yani Sovyetlerin Ortadoğu'da izlediği politika başarısızlıkla sonuçlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Ortadoğu, ABD, Sovyetler, Mısır, İsrail
Sovyetler Birliği Döneminde Kırgızistan
Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra kurulmuş olan yeni Türk devletlerinden birisi de Kırgızistan olmuştur. Yüzölçümü yönünden fazla büyük olamamakla birlikte doğusunda Doğu Türkistan (Sincan-Uygur Özerk bölgesi), batısında Özbekistan, kuzeyinde Kazakistan ve güneyinde Tacikistan bulunmaktadır.Kırgızistan coğrafi olarak; Bişkek, Issık-Köl, Tanrı Dağları, Celalabad ve Oş bölgeleri olarak beş kısımdan oluşmaktadır. Yüzölçümü 198.500 km2, nüfusu 5.18 milyon olup başkenti Bişkek'tir.Kırgızistan bölgede ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel boyutlarıyla yeniden yapılanma, çağdaş medeniyeti yakalama da büyük çaba sarf etmektedir.Bağımsızlıktan günümüze kadar bilhassa Türkiye ve komşularıyla ilişkilerini geliştirme çabasındadır. Bu nedenle Sovyetler Birliğinin yıkılışından sonra bu eksikliklerini gidermede demokrasiye ve serbest ekonomiye geçişi en iyi şekilde uygulama projelerini ortaya koymak için din, gelenek ve milli hasletler yönünden de kendilerini bulma çabasında büyük gayret göstermeleri gerekmektedir.Kırgızlar bağımsızlık sonrası Askar Akayev döneminde büyük atılımlar yapmışlardır. Sanayi, tarım, ziraat ve turizmde atılımlar yaparak yer altı zenginliklerini kendi menfaatleri doğrultusunda kullanma çabasına girmişlerdir.Hala pek çok tehditlerle uğraşmak zorunda kalan Kırgızistan emin adımlarla yoluna devam etmektedir.