Sünnet
Bu konu başlığı altında 138 tez
Osmanlı-Bizans kroniklerinde düğün ve ölüm
"Osmanlı-Bizans Kroniklerinde Düğün ve Ölüm" konulu tez çalışmasında XIV. ve XV. yüzyıl Osmanlı ve Bizans kaynakları kullanılarak Bizans ve Osmanlı hanedanı mensupları arasında düğün ve ölüm sonrası defin geleneklerinin oluşması incelenmiştir. Bu geleneklerin oluşmasının altında yatan sebepler ele alınmıştır. Müslüman ve Hıristiyan olan bu iki toplumun düğün ve ölüm adetleri gereği insan hayatının en önemli kesitleri olan düğün ve ölüm merasiminin nasıl ve ne şekilde yapıldıklarına ilişkin bilgilere ulaşılmaya çalışılmış farklılıklara vurgu yapılmıştır. Osmanlı ve Bizans düğünleri ile ölüm merasimleri hakkındaki bilgilere ulaşılarak değerlendirmeler yapılmıştır. Ölüm ve düğün olgusunun siyasi ve sosyal yaşantıdaki önemi ve etkileri hem ana kaynaklar hem de telif kaynaklardan yararlanılarak belirlenmiştir. Ölüm ve düğün olgusu üzerinden XIV. ve XV. yüzyıllarda Bizans imparatorluğu ve Osmanlı devletlerinin kendi aralarında olduğu kadar diğer hanedanlar ve devletler ile olan sosyal, kültürel ve diplomatik ilişkiler saptanmaya çalışılmıştır. Düğün olgusu evlilik ve sünnet üzerinden incelenmiştir. Siyasi ve diplomatik ilişkilerde imparatorlukların yahut hanedanların resmi nikahın ve evliliğin göstergesi olan düğün vasıtasıyla akrabalık bağı kurarak hâkimiyetlerini ve varlıklarını devam ettirme, toprak kazanma gibi amaçlar taşıdığı görülmüştür. Osmanlı devletinde dini bir ritüeli olan sünnet düğünleri de siyasetin ve diplomasinin bir aracı olarak kullanılmıştır. Bu sünnet düğünlerine kimlerin davet edileceği, sünnet düğünleri sırasında yeme, içme ve hediyeleşme protokolü ve gelenekleri belirlenmiştir. Osmanlı devleti ve Bizans imparatorluğu içerisinde tahta geçmiş imparatorlar ve ailelerinin evlilikleri kadar ölüm şekilleri ve defin yerleri de incelenmiştir. Ölen hanedan üyelerinin hangi sebeplerden öldükleri, nerede gömüldükleri ve cenaze törenlerinin nasıl gerçekleştirildiği araştırılmıştır. Hanedan mensuplarının düğün ve ölüm merasimleri üzerinden hareketle Bizans imparatorluğu ve Osmanlı devletinde oluşan düğün ve ölüm merasim gelenekleri belirlenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bizans, Osmanlı, Düğün, Sünnet, Ölüm, XIV. ve XV. yüzyıllar.
Molla Halil Es-si'irdi'nin "Usulü Hadisi'l-Ezher Min Muhtasar ve Şerhihi Li-ibn Hacer" isimli eserinin tahkiki ve metoduكتاب "أصول الحديث الأزهر من مختصر وشرحه لابن حجر" لملا خليل السعردي تحقيقا ودراسة ومنهجه في أصول الحديث
Sünnet, şeriatın ikincil kaynağı ve Kur'an-ı Kerim'i anlamak için güvenilir bir giriştir. Sahabe döneminden bu yana, İslam alimleri Hadis'teki rivayet ve dirayete büyük önem vermişlerdir. Sahabe zamanında, "sened" bilimi ortaya çıkmıştı. Zaman ilerledikçe ve ihtiyaçlar arttıkça, hadis bilimine yardımcı olmak için, Rical ilmi ve cerh ve tadil ve Mustalahu'l-hadis gibi bilimler ortaya çıktı. İbn Hacer El Askalani bu bilime, Sahih-i Buhari'nin şerhi ile büyük katkılarda bulunmuştur. Nuhbetu'l Fiker adlı eseri Mustalahu'l-Hadis alanında yazılmış en önemli eserlerden biri. Bu çalışma hakkında birçok şerh yazılmıştır. Molla Halil el-Siirdî de, bu alana katkıda bulunmak için "Usulu'l Hadisi'l-Ezher mine'l Muhtasar ve şerhihi li ibn Hacer" adında bir kitap yazdı. Bu çalışma bir el yazmasıdır ve yaklaşık otuz sayfadır. Müellif her kural için bahsettiği örnekleri ve eklemeler yoluyla ilmin gücünü gösterdi. Biz de faydalı kitabı, inceleyerek ilim talebelerinin yararına sunmayı amaçladık.
Kur'an'a göre sünnetin bağlayıcılığı
Bu çalışma ile hedeflenen, sünnetin Kur'an'da nasıl bir karşılık ve konuma sahip olduğunu ortaya koyup bağlayıcı olup olmama durumunu tespit etmektir. Hz. Peygamberin sünnetini işaret eden kavram ve ayet gruplarını inceleyerek bu konudaki nakli bilgiler ışığında yapılan yorumlarla bir neticeye varmaya çalışıldı. Yapılan araştırmada Hz. Peygamber, peygamberlik vazifesinden önce okuma yazma bilmemiş ve herhangi bir ilim tahsilinde bulunmamıştır. Kur'an'ın ifadesiyle ümmi idi. Tek bilgi kaynağı aldığı ilahi vahiydir. Bu vahyin en temel olanı Kur'an'dır. Bununla beraber Hz. Peygambere ilahi vahyin hem metni ve hem de muhtevası anlatılmıştır. Kur'an metni dışındaki bu vahyin Kur'an'daki karşılığı hikmet ve tebyîn vazifesidir. Kur'an ile birlikte Hz. Peygambere verilen hikmet, Kur'an metni dışında Hz. Peygambere öğretilen dini hususların muhtevasıdır. Genel kabul gören görüşe Hz. Muhammed (s.a.s.)'e verilen hikmet, sünnettir. Hz. Peygamber'e verilen tebyîn vazifesi, tebliğ edilen Kur'an ayetlerinin izah edilmesidir. Bir şeyi izah etmek, metinle kast olunanın açıklanmasıdır. Bu da demek oluyor ki metnin dışında Hz. Peygambere dini hususlar öğretilmiştir. Sünnet ile yapılan da budur. Bu vazifelerle gönderilen Hz. Peygambere itaat ve ittiba farz kılınmış ve mutlak olarak bağlayıcıdır. Öte yandan Hz. Peygamber bir beşerdir. Her beşer gibi içinde yaşadığı toplumun sosyal bir ferdidir. Dünyevi birçok hususta bir beşer olarak verdiği kararlarda yanıldığı ve yaptığı istişareler neticesinde verdiği kararları değiştirdiği olmuştur. Bununla vardığımız neticeye göre Hz. Muhammed (s.a.s.)'in dini hususlar dışında söylediği ve yaptığı şeyler vahiyle olmamış ve isabet ettiği gibi yanıldığı da vaki olmuştur. Bir beşer olarak dini hususlar dışındaki söz, fiil ve takrirlerinin bağlayıcı olmadığı kanaatine varılmıştır.
Mekkî ve Medenî ayetler bağlamında Kur'an'da yetim ve yetim hakları
Ailenin temeli ilk insanla beraber atılmıştır. Bu ilk insan, eşi ve çocuklarıyla birlikte ilk aileyi meydana getirmiştir. Tüm dinler bu aile temeli üzerinden devam etmiş ancak kadına verilmesi gereken değeri İslam dini dışında hiçbir din tam olarak vermemiştir. Aynı zamanda İslam öncesi cahiliye toplumunda kadın ve çocuklar her zaman ezilmiştir. Yetimler de mağdur edilmiş ve kendilerine hiçbir hak tanınmamıştır. Kur'an ve Sünnet'te bu iki güçsüz kesimin içinde bulunduğu durum iyileştirilmeye çalışılmış ve haklarının kendilerine verilmesine yönelik gerekli öğüt ve uyarılar yapılmıştır. Bununla kadın ve yetimlerin, diğer insanlar gibi mutlu ve eşit bir yaşam sürmeleri amaçlanmıştır. İslamî anlayışa göre korunup kollanması bakımından yetimler en özel yere sahiptir. Çünkü onlar kendilerini koruyacak olan sahiplerini kaybetmişlerdir. Böylece kendileri her türlü tehlikeye ve sömürüye açık hale gelmişlerdir. Yetimlerin bu durumuna Mekkî ve Medenî ayetlerde pek çok kez değinilmiştir. Onlara karşı yumuşak davranılması ve şefkatle yaklaşılması, onların haklarının korunması ve onlara iyi bir gelecek oluşturarak topluma kazandırılması öğütlenmiştir. Anahtar kelimeler; Kur'an-ı Kerim, sünnet, Mekkî, Medenî, yetim, merhamet, kadın, çocuk
Muhammed b. Alevî el-Mâlikî ve Hadisçiliği
Muhammed b. Alevî el-Mâlikî, hadis ve hadis ilmi ile ilgili çalışmalarıyla ön plana çıkmış bir ilim adamıdır. Muhammed b. Alevî el-Mâlikî'nin uzmanlık alanının hadis olması onun akâid, tefsir, siyer, fıkıh, kelam, tasavvuf gibi diğer ilim dallarında kayda değer eserler bırakmasına engel teşkil etmemiştir. Muhammed b. Alevî el-Mâlikî, ilk eğitimini aile büyüklerinden almış, dönemin önemli âlimlerinin derslerine katılmış, farklı ülke ve üniversitelerde çalışmalarda bulunmuş, Ümmü'l-Kurâ Üniversitesi hadis kürsüsü başkanı olmuştur. Bu sırada Mefâhîm Yecibu en Tüsahhah isimli eserini yazmıştır. Bu eser pek çok dile çevrilmiş ve İslâm âleminde ses getirmiştir. Muhammed b. Alevî el-Mâlikî, bu eserin etkisiyle Mekke'den ayrılıp Endonezya'ya gitmek durumunda kalmıştır. Endonezya'da bulunduğu süre içinde çok sayıda öğrenci yetiştirmiş, yetmişin üzerinde Kur'ân kursu, okul, medrese ile bir üniversitenin açılmasına katkı sağlamıştır. Buradaki faaliyetlerinden dolayı kısa zaman içinde Uzakdoğu'da yüzbinleri aşan talebeleri olmuştur. Mısır, Tunus, Libya, Fas, Cezayir, Moritanya, Suriye, Irak, Pakistan ve Hindistan gibi ülkelere ilmî seyahatler yapmış, bu ülkelerdeki âlimleri ziyaret etmiş, onlardan icâzet almıştır. Bu seyahatler sayesinde, hadis ilminde uzmanlık alanı olan müselsel hadis ile ilgili araştırma yapma fırsatı bulmuştur. Farklı coğrafyalardaki hadis âlimlerinde bulunan müselsel hadisleri toplayarak, bu konuda otorite haline gelmiştir. Bu itibarla çalışmamızın amacı, Muhammed b. Alevî el-Mâlikî'nin hadis ilmine olan katkılarını araştırmak ve onun ilmî pozisyonunu belirlemektir. Anahtar Kelimeler: Hadis, Hadis Usûlü, Muhammed b. Alevî el-Mâlikî, Sünnet
Abbas b. Abdülmuttalib (Ö. 32/653) ve hadis ilmindeki yeri
Bu çalışmamızda Abbas b. Abdülmuttalib'in (Hz. Abbas) (ö. 32/653) (r.a) hayatı ve hadis ilmindeki yeri araştırılıp ortaya konmaya çalışılmıştır. Hz. Abbas'ın Müslüman oluş tarihi ile ilgili kaynaklarda farklı rivâyetler vardır. Bununla beraber hayatını ele alan tüm kaynaklar Hz. Abbas'ın Hz. Peygamber'le (s.a.v.) olan yakın ilişkilerinden bahsetmektedir. Hadis rivâyetiyle ön plana çıkmamasına rağmen kaynaklarda tekrarlarıyla beraber 150'yi aşkın hadis ona isnad edilmiştir. Onun niçin hadis rivâyetinde ön sıralarda olmadığı araştırılmaya değerdir. Ayrıca rivâyet ettiği hadislerin tespiti ve bu bağlamda hadis ilmindeki yerinin ortaya konmasının hem onu hem de rivâyet ettiği hadisleri anlamaya katkı sunacaktır. Erken döneme ait tüm kaynaklardan yapmış olduğumuz taramalar sonucunda Hz. Abbas'ın 45 hadis rivâyet ettiğini tespit ettik. Mükerrerler hariç Kütüb-i Sitte'de Buhâri'nin Sahîh'inde 3, Müslim'in Sahîh'inde 3, İbn Mâce'nin Sünen'inde 5, Ebû Dâvud'un Sünen'inde 4, Tirmîzî'nin Sahîh'inde 5, Nesâî'nin Sünen'inde 2 olmak üzere toplam 22 hadis tespit ettik. Abbas b. Abdülmuttalib'in rivâyet etmiş olduğu 45 hadisin toplam 31 tanesi müsnedlerde yer almaktadır. Diğer 14 hadis ise diğer hadis kitaplarında yer almaktadır. Buradan bir araştırmacının sadece müsnedlerdeki rivâyetlerle bir râvinin rivâyet etmiş olduğu tüm hadislere ulaşamayacağını anlamaktayız. Hz. Abbas'ın hadis rivâyetinde çok titiz davrandığını, rivâyet ettiği hadislere baktığımızda rivayet ettiklerinin birkaçı hariç tamamını Hz. Peygamber'den (s.a.v.) semâʿ yoluyla aldığını görmekteyiz. Kendisi bazen bizzat ondan duyduğunu belirtilmiş, bazen bizzat içinde olduğu veya şahit olduğu bir olayı anlatmış, bazen de Hz. Peygamber'e sorular ileterek aldığı cevapları aktarmıştır. Bununla beraber Hz. Abbas'ın Hz. Peygamber (s.a.v.) ile olan diyaloglarının tamamını rivâyet etmediğini, başka râviler aracılığıyla gelen rivâyetlerden anlamaktayız. Anahtar Kelimeler: Hadis, Abbas b. Abdülmuttalib, Sahâbî, Râvi, Rivâyet.
Ebeveynlerin çocuklarda sünnet operasyonuna yönelik bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmamızın amacı sünnet olacak olan çocukların ebeveynlerinde sünnet hakkındaki bilgi düzeyini değerlendirmek ve kontrol (başka bir sebeple polikliniğe başvuru yapan çocukların ebeveyni) grubuyla bilgi düzeylerini karşılaştırmak ve çıkan sonuçların ebeveynlerin sosyodemografik özellikleriyle ilişkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kadın ve Çocuk Hastalıkları Yerleşkesi'nde pandemiden önceki dönemde (2019 yılında) ve pandemi döneminde (2020 yılındaki) ilgili sağlık kuruluşunda yılda ortalama (6599+1801)/2= 4200 çocuğun sünnet edildiği, (385.076+120.514)/2=252.795 çocuğun ise hastaneye herhangi bir sebepten başvurusunun yapıldığı bu kişiler çalışmanın evrenini oluşturmaktadır. Çalışmamızın yapılacağı 2 aylık süreç (1 Ocak 2022- 28 Şubat 2022) içerisinde, örneklem hesaplamasına göre %5 kabul edilebilir hata ve %95 güven seviyesi ile en az 249 vaka, 385 kontrol grubu olmak üzere toplam 634 ebeveyne ulaşılması gerekmektedir. Randomizasyonla belirlenen kişilerle 635 (250 vaka 385 kontrol grubu ) kişiye ulaşılmıştır. Veriler; ilgili konuda daha önce geçerlilik ve güvenilirlik çalışması yapılan bir ankete ulaşılamadığı için, literatür derlemesi ile oluşturduğumuz, çoktan seçmeli sorularla dizayn edilen 29 soruluk bir veri toplama formu kullanılarak çalışmaya katılma konusunda bilgilendirilmiş onamları alınan katılımcılarla yüzyüze görüşme yöntemi ile 2 aylık süreç içerisinde toplanmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel değerlendirmesi SPSS 15 programı kullanılarak yapıldı. İstatistiksel anlamlılık için p degeri 0,05'in altında ise anlamlı kabul edildi. Bulgular: Bu çalışmaya 481'i kadın (%75,7), 154'ü erkek (%24,3) olmak üzere toplam 685 kişi katıldı. Katılımcıların meslek grupları incelendiğinde en fazla %44,1'inin ev hanımı olduğu görüldü. %97,5'i evli iken %2,5'u dul veya bekârdı. Katılımcıların eğitim durumlarına bakıldığında %27,6'sı ilköğretim ve altında, %32,6'sı lise düzeyinde, %39,8'i önlisans ve üzerinde idi. Asgari ücret altında %10,7'lik, asgari ücret ve yoksulluk sınırı arasında olan %57,6'lık ve yoksulluk sınırının üstünde %31,7'lik bir kesim oluşturmaktaydı. Erkek çocuk sayısına bakıldığında en fazla 1 erkek çocuğu olanlar %62,8'lik oranla ilk sırada olduğu görüldü. Sünnet yapılan yerler incelendiğinde sırasıyla %82,4 ile hastane, %11,9 ile ev, %2,7 ile özel muayene, %2,0 ile toplu sünnet ortamı %1,0 ile asm (aile sağlığı merkezi) geliyordu. %76,9'u daha önceden çocuğunu sünnet ettirmiş, sünnet ettirenlerin %2,2'si 0-28 günlükken, %10,4'ü 1-6 aylık dönemde, %6,5'u 7-12 aylık dönemde, %29,9'u 1-3 yaş arasında, %29,2'si 3-6 yaş arasında, %21,7'si 6-12 yaş arasında sünnet ettirmiş. Sonuç: Çalışmamıza katılan ebeveynlerin sünnet hakkındaki bilgi seviyesi düşük çıkmıştır. Azımsanmayacak bir kısmının 3-6 yaş arasında sünnet ettiği görülmüştür. Hangi yaşta ve neden dolayı sünnet ettirilmesi gerektiği detaylıca anlatmak gerekmektedir. Önemli bir cerrahi işlem olan sünnete, toplum olarak daha bilimsel, bilinçli ve doğru şekilde yaklaşılması için sünnetin faydaları ve gerekliliği konularında eğitim vermek gerekmektedir.
İslam savaş hukukunun kökenleri: Kur'an ve sünnet'te savaş
Savaş ve barış devletlerarası tarihin vazgeçilmez tartışmalarından olmakla birlikte temelinde meşruiyet tartışmaları yatmaktadır. Savaşın meşruiyetini ifade eden haklı savaş kavramı her ne kadar batı merkezli bir kavram olsa da çok eski zamanlardan itibaren kaynaklarda savaşın meşruiyeti hakkında farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Bu yaklaşımlardaki farklılaşmanın özünde ise epistemolojik, kavramsal ve kuramsal farklılıklar yatmaktadır. Tüm din, devlet ve medeniyetlerin savaş anlayışları ve savaş hukukları olduğu gibi İslam'ın da kendine özgü bir savaş kuramı ve buna bağlı bir savaş hukuku bulunmaktadır. İslam savaş hukuku, Kur'an ve Sünnet temelinde şekillenmiştir. Bu tezde İslam savaş hukukunu teori ve pratik olmak üzere savaş kuramı ve savaş hukuku şeklinde iki başlık altında sınıflandırdım. Savaş kuramı Kur'an ve Sünnet çerçevesinde olup bunun üzerine inşa edilmiş fıkıh ve kelamı da kapsamaktadır. İslam'da savaşın düşünsel ve inançsal arka planına dair kaynaklar incelenmiştir. Savaş hukuku da Kur'an ve Sünnet'te savaşın uygulamasının nasıl olduğunu kapsamakta olup; savaşa başvurma hukuku, savaş içi hukuk ve savaş sonrası hukuk olmak üzere üç ana başlık altında kaynakları çerçevesinde analiz edilmiştir. Çalışmada Kur'an ve detaylı izahı için Nesefî Tefsiri ve Ebussuûd Efendi Tefsiri, Hadis kaynağı olarak Sahîh-i Buhârî ve Sahîh-i Müslim, Fıkıh kaynağı olarak Şerhu's-Siyeri'l-Kebir gibi ilmi değere sahip eserlere başvurulmuş olup Kur'an ve Sünnet'te savaşın kuramsal ve pratik genel bir çerçevesi çizilmesi hedeflenmiştir.
Terapötik oyunun sünnet öncesi ve sonrası dönemde çocuklardaki ağrı ve anksiyete düzeyleri ile ebeveynlerin anksiyete düzeyleri üzerine etkisi
Araştırma, 3-6 yaş arasındaki çocuklarda sünnet öncesi ve sonrası dönemde uygulanan terapötik oyun yönteminin ağrı ve anksiyete düzeyleri ile ebeveynlerin anksiyete düzeyleri üzerine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü deneysel tasarım tipinde gerçekleştirildi. Çalışmanın evrenini; bir eğitim araştırma hastanesinin çocuk cerrahi servisindeki çocuklar, örneklemini ise örneklem seçim kriterleri kapsamındaki Şubat 2020-Haziran 2020 tarihleri arasında sünnet olan 3-6 yaş arası çocuklar oluşturdu. Deney (n=60) ve kontrol grubu (n=60) olmak üzere toplam 120 çocuk araştırmaya dahil edilerek çocuklar gruplara bilgisayarlı randomizasyon yöntemiyle atandı. Verilerin toplanmasında; "veri toplama formu", "FLACC ağrı skalası", "CEMS kaygı ölçeği" ve ebeveynler için "STAI-1 Durumluk Kaygı Ölçeği" kullanıldı. Araştırma kapsamına alınan çocuklar ve ebeveynlerin tanıtıcı özellikleri gruplar arasında benzerdi (p>0,05). Ameliyat öncesi ve sonrası dönemde deney grubundaki çocukların ağrı ve anksiyete puan ortalamaları ile ebeveynlerinin anksiyete puan ortalamaları kontrol grubuna göre istatistiksel olarak daha düşüktü (p<0,05). Ebeveynlerin anksiyete düzeyleri ile çocukların anksiyete ve ağrı düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki vardı (p <0,05). Araştırma sonuçları doğrultusunda; ameliyat öncesi ve sonrası dönemde terapötik oyun yönteminin, çocukların ağrı ve anksiyete düzeyleri ile ebeveynlerin anksiyete düzeylerinin azalmasında etkili olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Anksiyete, Çocuk Hemşireliği, Terapötik Oyun, Oyun, Oyun Terapi
Hicri IV. asırda Ehl-i Sünnet ve Şia çatışmasının mezhepler tarihi yazıcılığına etkisi (Taberî ve Ya'kubî örneği)
Araştırmamızda Hicri III-IV. Asırda yaşamış biri Ehl-i Sünnet'in diğeri Şia'nın iki büyük tarihçileri olan Taberî (ö.310) ve Yakubî (ö.292)'nin İslam mezhepleri açısından önemli olan ve mezhepler arasında temel ihtilaf konusunu oluşturan erken dönem olaylarındaki tutumu ele alınmaktadır. Her iki tarihçi de el-Fitnetü'l-Kübra'yı (büyük fitneyi/erken dönem olaylarını) işleyen ilk tarihçilerdendirler. Çalışmamızda onların sosyal, kültürel ve siyasi arka planları yanı sıra "fitne" kavramı ve ilk dönem olaylarına her iki tarihçinin bakışa farklılıklarını da ortaya koymaya çalıştık. Bu tez, büyük fitnenin hadiselerini öğrenmek için iki önemli kaynak olan Taberî ve Yakubî temel alınarak Hicri IV. Asırda ilk dönem olaylarını ele alan bir çalışmadır. Bu çalışma, bir taraftan fitne olaylarının derin bir şekilde idrak edilip anlaşılmasını sağlamaya çalışırken diğer taraftan da fitne olaylarını ele alan tarihçilerin olaylar karşısındaki tutumları incelemektedir. Hicri IV. Asırda Ehl-i Sünnet - Şia çatışmasını ve etkilerini ele alan bu çalışma aynı zamanda kaos ve düzensizlik döneminde grup ve hareketlerin ortaya çıkmasının yanında yeni kurulan Sünni ve Şii devletlerinin geçirdiği dönemlere de değinmektedir. Ayrıca Abbasilerin kendilerine karşı olan Şii hareketlerle olan çatışması ve Abbasi halifelerin Şii devletlerle olan ilişkileri incelenmektedir. Tezimiz bir giriş üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırma planını metodo, sınırlıkları gibi konular üzerinde durularak en önemli kaynaklar ve referanslara işaret edilmiştir. Ayrıca Sünni-Şia çatışması ile ilgili ön bir değerlendirme yapılmış ve grupların ortaya çıkması ve teşekkül etmesinde erken dönem olaylarının izleri takip edilmiştir. Birinci bölümde: Büyük fitne olayının (ilk dönem olaylarının) kısa bir tarihçesi sunmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde: Sünni devlet olan Abbasi devleti ile Şii devlet olan Karamita ve Fatımiler arasındaki çatışmalara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde: Hicri III - IV. Asırlarda Mezhepler Tarihini yakından ilgilendiren ilk dönem olaylarıyla ilgili tarihin tedvininde Ehl-i Sünnet ve Şia çatışmasını yanı sıra büyük fitnenin (erken dönem olaylarının) tarihsel analizi Sünni tarihçi olan Taberi ile Şii olan Ya'kubi örnekliğinde ele alınıp irdelenmiştir. Sonuç kısmında araştırmada varılan sonuçlar ve çıkarımlarla birlikte önerilere de yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: Mezhep, Hicri IV. Asır, Sünnilik, Şiilik, Taberi, Ya'kubî Sayfa adedi: 470 Danışman: Doç. Dr. Mehmet KESKİN
Sünnete göre saîd ve şakî mefhumları
Hz. Peygamber kendisine vahyedilen bilgiler ile insanlara inanç, ibadet ve ahlakî ilkeler başta olmak üzere hayatın tüm alanlarında nasıl davranılması gerektiğini bizzat yaşıyarak anlatmış ve bütün insanlar için ideal bir hayat biçimi sergilemiştir. Çalışmamızda, bütün zaman ve mekana hitap eden ve Müslüman için ideal bir yaşam biçimi olan sünneti baz alarak saîd ve şakî kavramlarına tefsir, hadis ve kelâm kaynaklarından istifade ederek açıklık getirdik. Hadis kaynaklarına bakıldığında, Hz. Peygamber'den dünya ve âhiret saâdetine işaret eden birçok rivayet nakledilmiştir. Dünya saâdetine işaret eden rivayetlerde, insanı dünyada mutlu kılan kişisel, psikolojik ve sosyal birçok etken zikredilmektedir. Bunlar; kocası yüzüne baktığında kocasına huzur veren itaatkâr Saliha bir eş, oturmaya müsait geniş bir ev, iyi bir binek, ibadet ile geçirilen uzun ömür, insanı iyiliğe sevk eden iyi bir arkadaş, fitnelerden uzak durmak, kadere rıza göstermek gibi etkenlerdir. Hadislerde âhiret hayatında insanların saîd (cennetlik) ve şakî (cehennemlik) olmak üzere iki gruba ayrıldığı, Allah'ın ezelî ilmiyle daha henüz kişi anne karnında iken kimin saîd veya şakî olduğuna işaret edilmiştir. Bu da kulun fiillerindeki rolü nedir gibi birçok soruyu akla getirir. Bu sorulara cevap bulmak için Kelâm ilminde Allah'ın ezeli ilmine, kader ve kazaya, kulun fiillerindeki rolü gibi konulara açıklık getirdik. Yapılan çalışmanın neticesinde, yaptıklarına karşılık Allah'ın kendisine cennet va'd ettiği kimseye saîd, yaptıklarına karşılık Cehenneme atılan kimseye de şakî denildiği anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sünnet, Saâdet, Şekâvet, Cennetlik, Cehennemlik, Saîd ve Şakî. Sayfa Adedi :108 Tez Danışmanı: Dr. Öğrt. Üyesi Arif GEZER
İslam hukukunda dârulharp ahkâmı
"İslâm Hukukunda Dârülharp Ahkâmı" adındaki bu tezimiz bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümü araştırmanın konusu, amacı, önemi, yöntem ve sınırlılıklarından meydana gelmektedir. Araştırmamızın birinci bölümünde dârülharp ile ilgili konular kavramsal çerçevede ele alınmaktadır. Bu bölümde özellikle dârülharp kavramının Kur'ân ve Sünnet'teki yeri, ülkelerin dârülharp ve dârülislâm diye taksim edilmeleri ve dârülharp ahkâmının ortaya çıkış sebepleri delilleriyle ele alınmaktadır. İkinci bölümde mezheplerin dârülharp ile ilgili görüşlerine yer verilmektedir. Üçüncü bölümde 'İslâm Hukukunda Dârülharp Ahkâmı' ile ilgili en çok tartışma konusu olan hükümler, Kur'ân-ı Kerim, Sünnet ve Sahabe uygulamalarına dayandırılarak klasik ve çağdaş hukukçuların görüşleri çerçevesinde işlenmektedir. Bu bölümde İslâm âleminde en çok tartışma konusu olan dârülharpte faiz ve hadlerin uygulanması konusu üzerinde durulmaktadır. Ayrıca Cuma namazı, nikâh, ikamet, hicret gibi gündemde olan konulara da yer verilmektedir. Akabinde de bu konular ile ilgili Kur'ân-ı Kerim, Sünnet ve Sahabe uygulamalarından örnekler verilmektedir. Son olarak da klasik kaynaklarda yer alan bu kavramların zamanın siyasi şartlarından ne şekilde etkilendiğine değinilerek konu bitirilmektedir
Kur'ân'ı Kerim'de ruhsal sıhhat-Mental health in the Holy Quran
Ruh sağlığı, İslam'ın ilgilendiği en önemli konulardan biridir, zira kişinin ruh sağlığının istikrarı bu dünyada ve ahirette mutluluğuna, tam tersine ruhsal sihattin bozulması, her iki dünyada da mutsuzluğuna yol açar. İnsan, ruhu, zihni, kalbi ve bedeni olan bir varlıktır ve bu bileşenler, biri diğerinden ayrılamayacak şekilde onun hayatında önemli bir rol oynar. İslâm perspektifine göre insan mutluluğu ya da sefaleti meselesi özüme kavuşmuştur, çünkü Yüce Allah'ın rehberliğine uyan kimse sapmaz, acı çekmez ve bu genel ilâhi hüküm altına ruh sağlığı da girer. Bunlara ek olarak, İslam dini, Yüce Allah tarafından insanlar için onaylanmış ve bir kişinin hayatının tüm yönlerini kapsayacak şekilde eksiksiz hale gelmiştir, çünkü Yüce Allah onu yeryüzünde bir halife olarak seçmiş ve kendisine uygun, kaygısız bir yaşam sürmesi için ona şeriattan bir akıl vermiştir. Bu çalışma, Kur'ân ayetleri bir kişinin ruh sağlığının nasıl stabilize edildiğini incelemek ve bu konuyla ilgili en önemli ana konuları, ruh sağlığı ile ilgili yazılmış kaynak ve referanslardan yola çıkarak okuyucunun yararına olacak şekilde incelemek ve İslami kütüphanelerin bu alanda yeni bir hizmet sunmasını amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Ruh sağlığı, Kur'ân'-ı Kerim, Peygamberin Sünneti, insan, ruh çeşitleri, psikolojik rahatsızlıklar
Muhammed el-Gazzâlî'nin hadis ve sünnet'e yaklaşımı (Fıkıhçılara ve Hadisçilere göre Nebevi Sünnet adlı eseri özelinde)
Son dönemin önemli davetçi ve mütefekkirlerinden olan Muhammed el-Gazzâlî'nin Hadis ve Sünnet'e yaklaşımının ele alandığı bu çalışma bir giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş kısmı çalışmanın amacı, kapsamı, önemi, sınırlılığı, konu hakkında yapılan çalışmalar ve literatürün yanında, Gazzâlî'nin hayatı, hocaları ve eserlerinden oluşmaktadır. Birinci bölümde müellifin sünnet tanımı, sünnetin kaynağı, bağlayıcılığı, kitap nezdindeki konumu, Kitap ve Sünnet arasındaki nesh ilişkisi, haber anlayışı, hadislerin taksimi, sened ve metin tenkidi prensipleri, hadislerin doğru anlaşılmasında etkili olan faktörler, temel hadis kaynakları hakkındaki görüşleri, fiten, gayb ve kader konusunda rivâyet edilen hadislere yaklaşımı ile dini ve sosyal açıdan kadınlar hakkında bazı meselelere yaklaşımına değinilmiştir. Belirtilen konular ele alınırken varsa müellife yöneltilen eleştirilere ilgili yerlerde değinilmiştir. Ayrıca gerekli görülen yerlerde ulemanın konu hakkındaki görüşlerine de yer verilmiştir. İkinci bölümde ise, Gazzâlî'nin tenkit ettiği bazı rivâyetler konu edinilmiştir. Öncelikle Gazzâlî'ye Hadis ve Sünnet konusunda yöneltilen eleştirilere özetle yer verildikten sonra, konu merkezli ele alınan rivâyetlerindeğerlendirilmesine geçilmiştir. Bu bağlamda rivâyetler tefsir ile ilgili olanlar, fıkıh ile ilgili olanlar ve diğer konular olmak üzere üç başlık altında ele alınmıştır. Gazzâlî'nin tenkit ettiği rivâyetler hakkındaki değerlendirmelerine yer verildikten sonra söz konusu rivâyetler hakkında müellife yöneltilen eleştirilere yer verilmiştir. Bunun yanında söz konusu rivâyetler hakkında hem önceki ulemanın hem de rivâyetler hakkında çalışma yapmış çağdaş araştırmacıların görüşlerine de yer verilmiştir. Gazzâlî'nin rivâyetlere temelde metin eksenli yaklaşımından dolayı, senedden çok metin üzerinde durulmuştur. Sonuç kısmında ise Gazzâlî'nin Hadis ve Sünnet ile ilgili tespit edilen görüşleri ile kendisine yöneltilen eleştiriler objektif bir şekilde değerlendirilmeye tabi tutulmaya çalışılmıştır.
Van merkez ilçelerde lise son sınıf öğrencilerinin hadis ve sünnet kültürü üzerine bir alan araştırması
Bu araştırma, Van merkez ilçelerinde okuyan lise son sınıf öğrencilerinin demografik ve kültürel profillerini, hadis ve sünnet algıları ile dindarlık düzeylerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmaya 2014 yılında başlandı, ancak yasal sürede tez bitirilemedi. 2022 yılında çıkan öğrenci affıyla birlikte çalışmaya yeniden başlandı ve verilerin güncellenmesi için 2023 yılında alan araştırması tekrarlandı. Bu durum, iki farklı dönemde elde edilen verilerin karşılaştırılmasına olanak tanıdı. Araştırma, 2014 ve 2023 yıllarında gerçekleştirilen 82 sorudan oluşan anketler aracılığıyla elde edilen verileri analiz ederek, öğrencilerin hadis ve sünnete ilişkin bilgi,anlama-kavrama-yaşama aktarma düzeyleri, bilgi kaynakları ile dindarlık algılarındaki değişimleri ortaya koymaktadır. Öğrencilerin okuduğu kitap sayısında belirgin bir artış yaşanmış, özellikle dini kitapların okuma oranı yükselmiştir. Ancak, hadis kitaplarına olan ilginin azaldığı ve öğrencilerin hadisleri tanıma konusunda zorluk yaşadığı dikkat çekmektedir. Dindarlık göstergeleri açısından, öğrencilerin vakit namazı kılmasında belirgin bir azalma yaşanmış, hiç namaz kılmayanların oranı artmıştır. Cuma ve bayram namazı kılma sıklığı da benzer bir eğilim göstermektedir. Ramazan Orucu ise öğrenciler arasında en yaygın ibadet olarak kalmaya devam etmiştir. Öğrencilerin hadis ve sünnet algılarında önemli değişiklikler gözlemlenmiştir. Hadislerin bireyin davranışlarını etkileme düzeyi 2014'te yüksek iken, 2023'te bu etki azalmıştır. Hadis ve sünnet kültürü, toplumumuzda artan sekülerleşmeye rağmen, gençlerin hayata bakışları ile dini duyguları arasında hala önemli bir köprü görevi görmektedir. Sonuç olarak, bu araştırma, öğrencilerin hadis-sünnet bilgi düzeylerinin, yaşama aktarma becerilerinin ve dindarlık algılarının zamanla değiştiğini ortaya koymaktadır. Var olan hadis-sünnet bilgilerini pratize etmede zorlandıkları gözlemlenmektedir. Bu nedenle gençlerin dini değerleri içselleştirmeleri ve uygulamaları için daha etkili yöntemlerin geliştirilmesi önem arz etmektedir. Bu bağlamda eğitimcilerin ve öğrenci ailelerinin, gençlerin dini bilgiye erişimini artırmak ve bu bilgileri içselleştirmelerine yardımcı olmak için daha fazla çaba göstermeleri gerekmektedir.
Karâfî'ye göre Hz. Peygamber'in tasarrufları ve haber teorisi
Bu çalışma, Şihâbuddîn el-Karâfî'nin (ö. 684/1285) Hz. Peygamber'in tasarruflarına, fillerine ve haber teorisi bağlamında hadis usûlüne dair görüşlerini incelemektedir. Mısır'da yetişen ve ilmî şahsiyetini burada oluşturan Karâfî, Mâlikî mezhebine mensup olup İslâm hukukuna derin tesirlerde bulunmuş mümtaz bir âlimdir. Çalışmanın ilk bölümünde Karâfî'nin yaşadığı VII./XIII. yüzyılın ilmî ve siyasî şartları ele alınmış; hocalarıyla kurduğu ilişki ve aldığı tedrisatın onun ilmî terbiyesindeki rolü incelenmiştir. Devamında Karâfî'nin şahsiyeti, fıkıh, usûl, kelâm ve aklî ilimlerle geliştirdiği çok yönlü temas çerçevesinde değerlendirilmiş; hadis usûlüne dair yaklaşımının bu zemin üzerinde nasıl teşekkül ettiği gösterilmiştir. Ardından Karâfî'nin Hz. Peygamber'in tasarruflarını yorumlama tarzı ele alınmıştır. Karâfî, Hz. Peygamber'in söz, fiil ve takrirlerini tek bir hüküm kategorisine indirgememiş; bunları tebliğ, fetvâ, kazâ ve imâmet gibi farklı vazifeler bağlamında tasnif ederek her birinin bağlayıcılık derecesini tartışmıştır. Bu tasnif, hadislerin ilmî ve amelî değerini tayinde önemli bir işlev görmüş; sonraki usûlcülere de sağlam bir usûl çerçevesi sunmuştur. Karâfî'nin eserlerinde meseleleri işlerken takip ettiği yöntemin karşılaştırmaya dayalı olduğu görülmektedir. Bu çalışma da onun ilmî üslubuna uygun biçimde, meselenin farklı yönlerini birlikte ele alma gayreti taşımaktadır. Çalışmanın müteakip kısmında Karâfî'nin haber nazariyesi tafsilatlı biçimde incelenmiştir. Mütevâtir ve âhâd haber ayırımına ek olarak literatüre kazandırdığı "münferid haber" kavramı, bu üçlü taksim arasındaki ilmî mertebe farkları, haberin amel bakımından değeri ve râvînin güvenilirliğini tayinde kullandığı ölçüler değerlendirilmiştir. Karâfî, haberin hakikat değeri ile bilgi ifade etme kudreti arasındaki ilişkiyi usûl, mantık ve dil ilimlerinin kaideleri ışığında tahlil etmiş; bu esnada, şerhini yaptığı Fahreddin er-Râzî'yi (ö. 606/1210) birçok noktada tenkit etmiştir. Bu çalışma, Karâfî'nin usûl anlayışını yalnızca nakletmekle yetinmemiş; onu kendi bütünlüğü içerisinde yorumlayıcı bir yaklaşımla yeniden ortaya koymaya çalışmıştır. Böylelikle klasik hadis usûlü mirasının, günümüz ilmî araştırmalarında daha geniş bir nazarî çerçevede değerlendirilmesine katkı sağlanması hedeflenmiştir.
Kütüb-i Sittedeki talak hadisleri ekseninde Hz. Peygamberin sünnetinde boşanma konusunun incelenmesi
Daha sonra doldurulacaktır
Sünnette boşanma
Bu çalışmada, Kütüb-i Sitte'deki talak hadisleri esas alınarak, Hz. Peygamber (s.a.v)'in sünnetinde boşanma konusundan bahsedilecektir. Bu amaçla müelliflerin talak kitaplarında yer vermiş oldukları en önemli rivayetler tespit edilecek ve bu hadisler doğrultusunda sünnette boşanma konusu ortaya konulmaya çalışılacaktır. Giriş bölümünde tezin problem durumu, araştırmanın amacı, alt problemlerin neler olduğu hakkında bilgi verilecektir. Birinci bölümde konuya giriş ekseninde kavramsal çerçeve ve talakın mahiyeti hakkında kısa bilgiler yer alacaktır. İkinci bölümde, Kütüb-i Sitte müelliflerinin Talak Bölümü'nde kullandıkları bab başlıklarına yer verilecek ve başlıklar üzerinden değerlendirme yapılacaktır. Üçüncü bölümde, müelliflerin kullandıkları bab başlıkları göz önünde bulundurularak ana konular belirlenecek ve her konuyla ilgili Kütüb-i Sitte müelliflerinin konu ile ilgili seçilen en önemli rivayetlerine yer verilecektir. Sonuç bölümünde ise Kütüb-i Sitte müelliflerinin Talak Bölümü'nde kullandıkları bab başlıkları ve bu bab başlıkları altında yer verdikleri hadisler çerçevesinde Hz. Peygamber'in sünnetinde boşanmanın nasıl olması gerektiği tesbit edilecektir.
Kur'an ve sünnette empatik yaklaşımın yeri
Allah Te'âlâ gerek ilahi mesajları ile gerekse hidâyet rehberi olarak gönderdiği peygamberler aracılığıyla insanları; psikolojik, sosyolojik ve ahlâki olarak eğitmeyi amaçlamıştır. Bu eğitim neticesinde insanlardan beklenen genel ahlâki erdemler; hoşgörülü, vicdânlı, merhametli, affedici, adil, cömert ve diğerkâm olmalarıdır. Bireyin bu erdemleri sağlıklı bir şekilde hayatında uygulayabilmesi için karşısındaki kişiyi veya varlığı anlaması gerekmektedir. Burada anlamaktan kastedilen durum karşısındaki kişi veya varlığın yerine kendisini koyarak tasavvur etme yani empati kurmaktır. Araştırmamızda, belirtilen bu ahlâki erdemlerin oluşmasını sağlayan "empati" kavramı, bu kavramın Kur'an ve Sünnetteki örnekleri Din Psikoloji biliminin bakış açısı ile ele alınmıştır. Bu bağlamda Kur'an-ı Kerim ve Sünnette geçen empatik ifadeler psikolojik kavramlarla ifade edilmeye, açıklanmaya ve yorumlanmaya çalışılmıştır. Son yüzyılda, modernitenin ve teknolojik gelişmelerin de etkisiyle, Kur'an-ı Kerim ve Hz. Peygamberin (s.a.v) ortaya koyduğu ahlaki ilkelere riayet giderek azalmış, bununla birlikte bireysellik ve bencillik (egoizm) her alanda yaygınlaşmaya başlamıştır. Toplumda gerçekleşen bu psikolojik ve sosyal problemlerin çözümünde, insanların tutum ve davranışlarına empatik yaklaşımın hâkim olmasının ne kadar önemli olduğunu, bu anlayışın dini inançlarla da pekiştirilmesinin sosyo-kültürel açıdan sağlayacağı katkıyı da unutmamak gerekir. Bu sebeple Kur'an ve Sünnette geçen empatik yaklaşımlar incelenip, ortaya konularak bu konuda toplumda bir farkındalık oluşturacaktır
Cumhuriyet dönemi hadis çalışmaları (Ali Osman Koçkuzu örneği)
Bu çalışma ile Cumhuriyet döneminde hadis alanında yapılan çalışmaların Ankara Üniversitesi Temel İslam Bilimleri bölümünde hadis, tefsir kürsülerinin kurulmasına öncülük eden Prof. Dr. Tayyib Okiç'in öğrencilerinden Konya İslam Enstitüsü ve sonraki adıyla İlahiyat Fakültesi'nde kırk iki yıl hadis alanında hizmet veren emekli olduktan sonra da vefatına kadar dersler vermeye, kitaplar yazmaya devam eden Prof. Dr. Ali Osman Koçkuzu örneğinde incelenmesi amaçlanmıştır. Tez çalışması dört bölümden oluşmakta olup giriş bölümünde Hz. Peygamber'den itibaren hadis ilminin seyri konusunda genel bir bilgi verilmiş, Osmanlı dönemindeki eğitim kurumları ve Konya darülhadislerine değinilmiştir. Birinci bölümde Türkiye'de din eğitimi alanında yapılan çalışmalar üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde Ali Osman Koçkuzu'nun hayatı, ailesi, ders aldığı hocaları, yetiştirdiği öğrencilerine ve çalışma arkadaşlarının hoca hakkındaki degerlendirmelerine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde Ali Osman Koçkuzu'nun kitapları, makaleleri, sempozyum tebliğleri, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi'ne yazdığı maddeler incelenmiş ve tanıtımları yapılmıştır. Dördüncü ve son bölümde ise Ali Osman Koçkuzu'nun hadis anlayışı ele alınmış özellikle "Haber-i vahidler ve hadiste nasih-mensuh" konusunda yazdığı eserlerden yola çıkarak hadis konusundaki genel kanaati ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ali Osman Koçkuzu, hadis, cumhuriyet dönemi, Konya, sünnet.
Hadis literatüründe Fedâilü's-Sahâbe türü kaynaklar ve Nesâî'nin Fedâilü's-Sahâbesi
Sahabe, geçmişte olduğu gibi bu gün de Müslümanlar arasındaki temel tartışma konularından biridir. Sahabe tasavvuru İslam dünyasındaki ekolleşmenin temel unsurlarındandır. Bu da sahabenin önemini artırmaktadır. Özellikle Şia ve Ehl-i Sünnet ekollerinin temel ayrılma noktası bu alandır. Sünni nazarda yüksek itibara sahip olan sahabe, bu itibarını Şia'da görmemekte, ilk üç halife başta olmak üzere sahabenin tamamına yakını tekfir edilmekte, din mensupları nezdinde kötü gösterilmektedir. Şia'nın bu olumsuz tavrına karşılık Ehl-i Sünnet de sahabeyi koruma onun faziletini benimseme gayretinde olmuşlardır. Ehl-i Sünnet, genelde sahabeye saygılı olmayı, onları korumayı ilke edinmiştir. Özellikle "Mihne" dönemindeki olumsuz sahabe tasavvurunu düzeltmek, bu dönemde yazılan "Mesâlib" türü eserlere bir reddiye olarak "Fezâilü'-Sahabe" veya "Menâkıb" türü eserler yazmak ve ehl-i bid'at'ın fikirlerine dayanak için uydurulan rivayetlere karşı sahih rivayetleri derleme gereği duyulmuştur. Bu konuda pek çok eser telif edilmiştir. Nesâî de sahabenin faziletini belirten rivayetleri derleyen müctehid âlimlerdendir. es-Sünenü'l Kübra'sının Menâkıb bölümü daha sonra müstakil bir kitap olarak Faruk Hammade'nin tahkikiyle basılmıştır. Biz de bu kitapta geçen rivayetleri değerlendirerek, rivayetlerin numara sırasına göre her biri hakkında açıklamalar yaptık, rivayetin sıhhati, senedi ve hakkında yapılan yorumlara da kısaca değindik Sahâbe, Fezâil, Nesâî, Fezâilü's-Sahâbe, Fezailü's-Sahâbe Eserler
Hadis/sünnette araç-amaç ilişkisi ve araçların değişebilirliği (Misvak hadisleri örneği)
Sünnet, doğru anlaşılması ve güncelliğini her zaman koruması için zamana ve şartlara göre değişmeyen yönleriyle ön plana çıkarılmalıdır. Bunu sağlamanın yollarından biri Hz. Peygamber'in sözlerindeki maksatları tespit etmektir. Çünkü maksatlar asıldır ve zamana göre değişmezler. Oysa maksatları gerçekleştiren vesileler ise zamana göre değişkenlik gösterebilirler. Zamana ve şartlara göre değişmeyen, evrensel yönleriyle ön plana çıkarıldığında sünnet, hem daha iyi anlaşılmış olacak hem de uygulanabilirliği devamlı olacaktır. Sünnetin aktüel değerini korumak için zamanın şartlarına ve ardındaki amaçlara göre yorumlamak büyük öneme sahiptir. Misvakla dişlerin temizlenmesi Hz. Peygamber'le birlikte önem kazanan o dönemden günümüze kadar uygulana gelen önemli bir sünnettir. Ancak yaşantımız sürekli değişmekte ve kullandığımız araçlar sürekli daha kullanışlı olanlarla yenilenmektedir. Daha yüz sene önce kullanılan birçok araç günümüzde artık tarihi birer esere dönmüş haldedir. Bu değişim ve dönüşüm Hz. Peygamber'in kullandığı ve sünnetin bir parçası haline getirilen eşyalar için de geçerlidir. Binaenaleyh misvak yerine günümüzdeki diş fırçalarıyla da dişler temizlendiğinde sünnet yerine getirilmiş olmaktadır. Buna rağmen çoğu kişi, Hz. Peygamber'in kullanış amacından çok, kullandığı eşyaları önemsemekte ve adeta kutsallaştırmaktadır. Halbuki Hz. Peygamber'in misvak kullanmaktan asıl maksadı "ağız ve diş temizliği"ni sağlamaktır. Misvakla ilgili gelen rivayetler araç-amaç ilişkisi bakımından incelendiğinde bunu açıkça görmek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Hadis, Misvak, Araç, Amaç.
Ebû zer el-Gıfârî ve hadis rivayetindeki yeri
Bu tez, Ebû Zer el-Gıfârî'nin hadis rivâyetindeki yerini ele almaktadır. Tezin ilk bölümünde Ebû Zer el-Gıfârî'nin hayatına, müslüman olmadan önceki dönemden başlayarak müslüman oluş hikâyesine, Hz. Peygamber'le geçirdiği dönem ve Hz. Osman döneminde yaşadığı olaylara yer verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde, sahâbenin hadis ilmindeki konumu ve Ebû Zer'in hadis rivâyetindeki yeri üzerinde durulmaktadır. Bu bölümde Ebû Zer'in rivâyet etmiş olduğu hadislerin hadis literatüründeki yerine ilişkin bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde, Ebû Zer'in temel hadis kitaplarında yer alan hadis rivâyetleri konularına göre tasnif edilerek incelenmiştir. Bu bölümde Ebû Zer'in rivâyet etmiş olduğu hadislerden birkaçı değerlendirilerek hadis ve sünnet anlayışını anlamaya yönelik bir çaba gösterilmiştir. Tezin sonuç bölümünde ise Ebû Zer'in hadis ve sünnet anlayışı ve hadis rivâyetindeki yeri değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sahâbî, Ebû Zer, Hadis rivâyeti, Kenz anlayışı.
Yaşar Nuri Öztürk'ün hadis ve sünnet hakkındaki görüşleri
Yaşar Nuri Öztürk, 5 Şubat 1951 yılında Bayburt'ta doğmuş, ilk Kur'an eğitimini babasından alarak dokuz yaşında hafız olmuştur. On yıllık medrese eğitiminden sonra hukuk ve ilahiyat okumuştur. On iki yıl imamlık ve vaizlik görevlerinde bulunmuş sonrasında ise doktora çalışmasını tamamlamıştır. Elmalılı M. Hamdi Yazır (öl. 1361/1942) tarafından yapılan Kur'an-ı Kerim çevirisinin, yorum katılmamış ikinci çevirisini yayınlamıştır. Öztürk, peygamber olsa dahi Kur'an haricinde hiç kimsenin dine herhangi bir ilave hüküm getirmeyeceğini ifade etmiş ve sahâbenin udûl olduğu fikrine de karşı çıkmıştır. Öztürk, hadislerin Hz. Peygamber'in vefatından sonra bir araya getirildikleri için güvenilir olamayacağını, hadislerin Yahudi inancındaki Mişna'ya benzer özellikler taşıdıklarını ve çoğunun Emevî uydurması olduğunu ifade ederek İslâm'ın uydurma hadislerle tahrif edilmeye çalışıldığını söylemiştir. Sünnet konusunda da aldatmacanın olduğunu, Arap örf ve geleneğinin sünnet adı altında din gibi gösterilmeye çalışıldığını, hadis ve sünnetin Kur'an'ı nesh edemeyeceğini belirtmiştir. Bu bağlamda Kâ'b el-Ahbâr'ın (öl. 32/652-53[?]) İsrâiliyat ile ilgili rivayetlerde bulunduğunu ve Hz. Ömer'in şehit edilmesinde etkin rol oynadığını belirtmiştir. Öztürk Buhârî'yi (öl. 256/870) birçok yönüyle eleştirmiş, Buhârî'nin Arapçılık yaptığını, Ebû Hanîfe'yi (öl. 150/767) dikkate almadığını belirtmiştir. Bu çalışmamızda Yaşar Nuri Öztürk'ün hadis ve sünnet hakkındaki görüş ve iddiaları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hadis, Sünnet, Yaşar Nuri Öztürk