Sunna
Bu konu başlığı altında 94 tez
Muhammed Tevfik Sıdkî'nin hadis ve sünnet anlayışı
XIX. asırda İslâm dünyasında hadis ilmiyle ilgili çalışma ve tartışmaların önemli bölgelerinden biri Mısır'dır. Tevfik Sıdkî'nin zihniyetinin şekillenmesinde önemli etkisi olan Batı'nın Mısır'daki siyasi ve ilmi yapıda oynadığı etken rol İslam dininin kaynakları hakkında hususen hadis-sünnet tartışmalarında gelinen noktayı göstermektedir. Bu amaçla biz de tez konumuzu Mısırlı Tabib Muhammed Tevfik Sıdkî'nin hadis ve sünnet anlayışı çerçevesinde belirledik. Tezimiz giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde; çalışmanın konusu, önemi, amacı ve metodu belirlendi. Çalışmada izlenilen yöntem ve başvurulan kaynaklar hakkında bilgi verildi. Birinci bölümde; Muhammed Tevfik Sıdkî'nin hayatı, yaşadığı dönemin ilmi ve siyasal yapısı, etkilendiği şahsiyetler, düşünce yapısı, peygamber ve sahabe anlayışı, Kur'an'da nesh meselesine bakışı ve eserleri hakkında bilgi verildi. İkinci bölümde ise Tevfik Sıdkî'nin hadis ve sünnet anlayışı üzerinden Kur'an-sünnet ilişkisi, akıl-sünnet ilişkisi, sünnetin bağlayıcılığı, hadis ve sünnet anlayışının fıkhî yorumlarına etkisi konularına değindik. Sonuç bölümüyle de tezimizi tamamlamış olduk. Anahtar Sözcükler: Sünnet, Hadis, Mısır, Muhammed Tevfik Sıdkî.
Sünnet'te ezan telakkisi -Kütüb-i Semâniyye özelinde-
Bu çalışma, ifade etmiş olduğu anlam açısından İslâm medeniyetinde belirgin bir özellik taşıyan ezanın hadis kaynaklarında "Kütüb-i Semâniyye özelinde" ele alınış durumunu konu almaktadır. Bir giriş ve üç bölümden oluşan tezin giriş kısmında mevzunun temelini oluşturan ezan, müezzin ve mi'zene kavramları işlenmektedir. Birinci bölümde, öncesi ve ortaya çıkış itibarıyla ezanın tarihsel süreci izah edilmekte sonrasında Hz. Peygamber ve Hulefâ-i râşidin dönemlerindeki ezan uygulamalarına değinilmektedir. İkinci bölümde, ezanın İslâm medeniyetinin bir şiârı olmasına vurgu yapılarak namaza davetin ötesinde ifade ettiği mefhumlar muhtelif başlıklar altında açıklanmaktadır. Çalışmanın asıl kısmını oluşturan üçüncü bölümde ise, Kütüb-i semâniyye eserlerinde ezanın ele alınış keyfiyetleri tetkik edilmekte ve Buhârî'nin Sahîh'inin Kitâbü'l-ezan muhtevası incelenerek Buhârî'nin ilgili kitâbıyla Müslim'in Sahîh'indeki mevzuya dair kısımların mukayesesi yapılmaktadır.
Kütahya Emet yöresi ağzı (inceleme, metinler, sözlük)
Kütahya Emet Yöresi Ağzı adlı bu inceleme, Emet ilçesi ve köylerinde yaşayan insanların ağız özelliklerini, burada kullanılan dilin söyleyiş açısından yazı dilimizden farklı yönlerini ele alan bir çalışmadır.Bu çalışma, dört bölümden oluşmaktadır.Birinci bölümde araştırma yöresinin tarihî, coğrafî ve kültürel özellikleri hakkında bilgi verilmiştir.İkincibölümde, Emet'e bağlı 37 köyün 16'sından toplanan metinlerin ses bilgisi açısından değerlendirilmesine yer verilmiştir.Üçüncü bölümde, yine Emet ve Emet'e bağlı 37 köyün 16'sından toplanan metinlerin şekil bilgisi açısından değerlendirilmesine yer verilmiştir.Dördüncü bölüm ise yöreden toplanan metinler ve özellikle bu yöre halkı tarafından kullanılan kelimelerin bir araya getirilmesiyle oluşan sözlük kısımlarından oluşmaktadır.Türk dili, kaybolmaya yüz tutmuş yöresel ağız yapısı ve birbirinden farklı ifade zenginliği ile diğer tüm dillerden ayrı bir yapıya sahiptir. Bu araştırmada da yöresel ağızlardan biri incelenerek Türk dilinin zengin yapısının gün yüzüne çıkartılması amaçlanmıştır.
Metodolojik yaklaşımın sünnet anlayışına etkisi
Sünnet, mana ve muhtevasını vahyin belirlediği, İslam'ın tebliğ, tebyin ve tatbik seyrinin tabiî sonucu, fıtrat ve dinin müşterek zeminidir. İslam'ı yaşayış biçimine istikamet olan sünnet, boyutları aşan derinlik, genişlik ve muhtevası ile dinin aslını teşkil etmektedir. Nasları doğru anlama ve anlamlandırma çabasının bir sonucu olarak ortaya çıkan ve zaman içinde sistemleşen kelam, hadis, fıkıh ve fıkıh usûlü gibi İslamî ilimler, sünnet mefhumunu, geliştirdikleri metodolojilerinin sınırları ve bağlamı içerisinde tanımlamıştır. Sınırları içerisinde birbirinden farklı sünnet yaklaşımlarının şekillendiği İslam ilim metodolojileri, sünneti ıstılahî düzlemde ele alarak, dinde kendisine tabi olunması istenen nebevî söz ve fiillere yaklaşımlar üzerinde, bazı etki ve sonuçların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Giriş ve iki ana bölümden oluşan çalışmamızın birinci bölümünde, genelde İslami ilimlere yönelik metodolojilerin, temelde ise fıkıh ve fıkıh usûlü ilimlerinin sünnete yaklaşımları incelenmektedir. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise fıkıh ilminde mendup/sünnet hükmü ile isimlendirilen nebevî uygulamaların, bu hükümlerin kaynağı olan üç farklı hadis özelinde hakikatte ne ifade ettiği izah edilmektedir. Sonuç kısmında ise, çalışmamız ile dikkat çekmek istediğimiz husus, tezde yer alan bilgiler ve verilerden hareketle değerlendirilmektedir.
"Sözlü kültürü ve hadisleri dikkate almaması bakımından"Kur'âncılık düşüncesinin eleştirisi ve Ercümend Özkan
Bu çalışmada Kur'âncıların, tefsir türü eserlerinde sözlü kültür ürünü olan hadislere genel olarak yer verip vermedikleri araştırılmıştır. Ayrıca İslam'ın ilk dönemlerinin sözlü ve yazılı kültürel ortamının göz ardı edilmesine, "Sadece Kur'ân" sloganının kaynağına ve 19. yüzyıldan itibaren yeniden ortaya çıkmasının tarihsel sürecine değinilmiştir. Kur'âncıların Peygamber dönemi sözlü kültürü göz önünde bulundurmadan hareket etmeleri incelenirken de önde gelen şahsiyetlerin eğitim durumları, eğitim aldıkları ülkeler ve bazılarını etkileyen oryantalistler vb. bilgilerden yola çıkılarak görüşlerinin zaman içerisinde nasıl evrilip evrilmediği incelenmiştir. Son olarak da Türkiye'deki Kur'âncılardan olan Ercümend Özkan'ın hayatı ve düşünceleri ile İslam'ın ilk dönemlerinde topluma hakim olan şifahi kültüre ve hadislere yaklaşımı genel olarak kendi yazdığı eserlerden yararlanarak bilimsel bir şekilde açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar sözcükler: Kur'âncılar, Sözlü Kültür, Tefsir, Hadis, Ercümend Özkan
İslam kelamında nedensellik ve adetullah
Nedensellik ve Adetullah tartışmalarının evrenin anlaşılmasında ne gibi farklılıkları içerdiğini anlatmayı amaçlayan tezimiz, zaman olarak ilk çağ felsefi düşünüşünden günümüz evren ve fizik anlayışına kadar uzanmaktadır. Tezimiz şahısların felsefi düşünüşleri üzerinde yoğunlaşarak, birbirini etkileyen evren fikirlerinin nasıl cereyan ettiğini ve bu durumun İslam inancı açısından ne gibi sonuçlar doğurduğunu ortaya koymaya çalışmaktır. Bu fikirlerin kelam ilmi açısından neler ifade ettiğini değerlendirmek amacındayız.Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde ilkçağ ve doğa filozoflarının evren fikirleri, atomculuk öğretisi ve bunun İslam düşünüşünü nasıl etkilediği üzerinde durulmuştur.İkinci bölümde, Aristoteles'in dört neden fikrinden doğan nedensellik anlayışını, tarihinin ve sistemleşme sürecinin izahı yapılmaya çalışılmıştır.Üçüncü bölümde nedenselliğin İslam felsefesindeki yankıları incelenmiştir. Ayrıca bu bölümde özellikle Mutezile'de var olan tevlid ve tevellüd fikrini ve bu fikrin nedensellik ile ilgisi izah edilmeye çalışılmıştır.Son olarak dördüncü bölümde Sünnetullah kavramını ve bu kavramın tarihi seyri içerisinde Adetullah fikrine nasıl dönüştüğü anlatılmıştır. Bu kısmın sonunda ise son dönem biliminin ortaya koyduğu verilerle Adetullah fikrinin paralelliğini ve mucizenin imkânını izah etmeye çalıştık.
Ahmed b. Hanbel'in Kitâbü'z-Zühd'ü bağlamında Zühd hadislerinin değerlendirilmesi
Dinî anlayışımızın şekillenmesine etki eden önemli unsurlardan biri de sünnetler, hadislerdir. Özellikle dünyaya bakışımızı belirlemede zühd ve zühde değer atfeden hadislerin önemli bir yeri vardır. Zühdle ilgili rivâyetlerin büyük çoğunluğu Hadis Edebiyatında zühd literatürü içerisinde bulunmaktadır. Bu literatürün tanınması zühd konusundaki hadislerin bilinmesi açısından önemlidir. Ayrıca belirtilen konuda birçok mevcut problemin kaynağının hadisler olduğu bilinmektedir. O halde hadislerin sıhhat durumlarının tespitinin birçok problemin çözümüne katkı sağlayacağı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bundan başka hadislerde geçtiği biçimde zühd anlayışının tespiti, dinin doğru anlaşılmasına ve çalışma hayatımıza katkı sağlayacağı şüphesizdir. Bu tez bu amaca yönelik bir adımdır.Bu çalışmada Hadis Literatüründe zühd konusu gibi proplemli konulara dayanak teşkil eden rivâyetler Ahmed b. Hanbel'in Kitâbü'z-Zühd'ü bağlamında incelenmiştir.Amacımız Kur'an, sahih Hadisler ve tarihi gerçeklerle uyuşmayan bazı rivâyetleri, aklın ve ilmin prensiplerini esas alarak, Hadis metodolojisi çerçevesinde objektif bir yaklaşımla incelemektir.Çalışmamızda konuyla ilgili Kur'an âyetlerine, hadislere yer verilmiş ve bu konuda yazılmış diğer kitaplardan faydalanılmıştır.Anahtar kelimeler: Sünnet, Hadis, Peygamber, Zühd, Rivâyet, Hadis Edebiyatı, Zühd Literatürü.
Bedreddin ez-Zerkeşî'nin hadîs-sünnet anlayışı ve eserlerindeki özgünlük
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla İslâm dininin Kur'ân-ı Kerîm'den sonra temel kaynağı hadîs-i şerîflerdir. Hadîsler ve onun uygulama kısmı olan sünnet günümüz de dâhil olmak üzere hemen her dönemde hem en çok tartışılan hem de en çok ilgilenilen alan olagelmiştir. İslâm âlimleri, sünnetle ilgili daima yeni çalışmalar ortaya koymuş ve bu çalışmalarla kendi asırlarında öncü olmakla kalmayıp ileriki zamanlarda da adlarından sık sık söz ettirmişlerdir. Hem yaşadığı dönemin hem de kendinden sonraki dönemlerin öncü âlimlerinden biri de h. 8. asırda varlığını sürdürmüş olan Bedreddin ez-Zerkeşî'dir(ö. 794/1391). Aslında el-Burhân fî ulûmi'l-Kur'ân adlı eseriyle tefsir alanında temayüz eden âlim, hadîs, fıkıh, fıkıh usulü vb. alanlarda da oldukça kıymetli çalışmalar yapmıştır. Hadîsin sıhhatiyle ilgili özellikle senedin ön planda tutulduğu bir dönemde Zerkeşî, yaptığı çalışmalarla metin tenkidine dikkat çekmiş ve bu konuda yazdığı el-İcâbe li îrâdî mâ'stedrekethu Âişe ale's-sahâbe adlı eseriyle de Hz. Aîşe'nin, sahabelere yönelik tenkidlerini açıkça dile getirmiştir. Metin tenkidi hususunda en dikkat çekici eserinin bu olmasının yanında hadîs alanında daha pek çok mühim eseri bulunmaktadır. Bu çalışmada söz konusu âlimin hadîs ve sünnet alanında vermiş olduğu eserleri incelenerek bu alana dair düşüncelerinden ve katkılarından söz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Zerkeşî, Hadis, Sünnet, Tenkit, Eser
Nazilli halk inançları
Eski medeniyetlerin beşiği olan Nazilli, Aydın?ın en eski yerleşim yerlerinden biridir. Geçmişten günümüze birçok milletin uğrak yeri olan Nazilli, halk inançları konusunda pek çok bilgi sunmaktadır. Bu sebeple araştırma alanı Nazilli olarak belirlenmiş ve bu çalışmada Nazilli halk inançları tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırma giriş, birinci bölüm, ikinci bölüm ve üçüncü bölüm olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı, metodu ve araştırma alanı ile ilgili bilgiler verilmiştir.Birinci bölümde eski Türk inançları ve bu eski Türk inançlarının Nazilli?deki izleri üzerinde durulmuştur. Eski Türk inançları atalar kültü, tabiat kültleri, gök tanrı inancı ve şamanlık başlıkları altında incelenmiştir.İkinci bölümde Nazilli halk inançları üzerinde durulmuştur. Nazilli halk inançları şu başlıklar altında incelenmiştir; geçiş dönemleri ile ilgili inançlar, nazarla ilgili inançlar, takvim ve zamana bağlı inançlar, tabiat olayları ile ilgili inançlar, hayvanlarla ilgili inançlar ve diğer inançlar. Geçiş dönemleri ve tabiat olayları ile ilgili inançlar alt başlıklara ayrılarak incelenmiştir. Geçiş dönemleri ile ilgili inançlar doğum, evlenme, sünnet, ölüm ile ilgili uygulanan pratikler verilerek incelenmiştir. Tabiat olayları ile ilgili inançlar da güneş ve ay ile ilgili inançlar, yıldırım ve şimşekle ilgili inançlar, yağmur yağdırma ve yağmur duası başlıklarıyla incelenmiştir.Üçüncü bölümde de Nazilli halk hekimliği ile ilgili inançlar üzerinde durulmuştur. Bu bölümde amaç halk hekimliği kapsamında yer alan inançları vermektir. Bu nedenledir ki bölümde sadece yatırlar ve ocaklar üzerinde durulmuştur. Yatırlar başlığında, yatırlar etrafında oluşan inançlar ve Nazilli?de bulunan yatırlar, buralarda gerçekleştirilen pratikler ve uygulamalar verilmiştir. Ocaklar başlığı da ocakların ortaya çıkışı, ocak ve ocaklık sistemi, ocakların tedavi yöntemleri, ocakların özellikleri, Nazilli?de ocak ve işleyiş biçimi, Nazilli?de ocak türleri başlıklarıyla incelenmiştir. Anahtar kelimeler: Eski Türk inançları, Nazilli, Nazilli halk inançları.
Neo-Selefilik ekolünün hadis-sünnet anlayışı (Reşîd Rızâ örneği)
Çalışmamızın konusu, Neo-Selefilik Ekolünün Hadis-Sünnet Anlayışı'nın Reşîd Rızâ özelinde incelenmesidir. Çalışmamız, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin konusu, amacı, önemi, metodu ve kapsamı hakkında bilgi verilmektedir. Birinci bölümde konuyla ilgili kavramlar, Selefilik düşüncesinin tarihi gelişim süreci, Muhammed Reşîd Rızâ ve onun düşünce yapısı, İslâm düşüncesinde tecdîd ve ıslâh düşüncesinin tarihi arka planı ve Reşîd Rızâ'nın tecdîd ve ıslâh anlayışı hakkında bilgiler verilmektedir. İkinci Bölümde; Reşîd Rızâ'nın hadislerin tedvin ve tesbiti, sahâbenin adâleti, Ebû Hureyre'nin hadisçiliği vb. Hadis Tarihi'ne dair konular ile hadis ve sünnetin tanımı, önemi, konumu, bağlayıcılığı, kısımları, zayıf ve uydurma rivâyetler, metin ve isnâd tenkidi vb. hadîs usûlüne dair konular Reşîd Rızâ özelinde incelenmektedir. Üçüncü Bölümde ise, Reşîd Rızâ'nın hadis-sünnet anlayışının isrâiliyyât, mucize, gaybî haberler, hilafet vb. çeşitli konulara yansımaları hakkında bilgiler verilmekte ve son olarak da hakkında tartışma bulunan rivâyetlerle ilgili tahlilleri ele alınmaktadır. Çalışmamız sonuç ve değerlendirme ile tamamlanmaktadır.
Hz. Peygamber'den nakledilen kıssalar ve hadis usûlü açısından değerlendirilmesi
Hz. Peygamber'den Nakledilen Kıssalar ve Hadis Usûlü Açısından Değerlendirilmesi adlı çalışma Hz. Peygamber'den nakledilen kıssaların tespiti ve bunların sened-muhteva değerlendirilmesi mahiyetindedir. Kur'ân kıssaları hakkında pek çok çalışma yapılmasına karşın Hz. Peygamber'den nakledilen kıssalar alanında, özellikle de Türkiye'de yapılmış herhangi bir çalışma görülmemektedir. Bu itibarla konu ile ilgili yapılacak çalışmaların önemli bir boşluğu dolduracağı kanaatindeyiz. Araştırmamızın sağlıklı bir şekilde tamamlanması, ancak temel kaynakları oluşturan hadis musannefatının ve bunlar üzerine yapılan çalışmaların incelenmesi ile mümkündür. Dolayısıyla çalışmanın kaynaklarını daha ziyade hadis alanının temel eserleri; ayrıca bunlar üzerine yapılan çalışmalar, tezimizle ilgili doktora, yüksek lisans tezleri, makale, ansiklopedi maddesi vb. kaynaklar oluşturmaktadır. Çalışmada konu hakkındaki temel kaynaklar refarans alınmakla birlikte yeri geldikçe farklı görüşlerin değerlendirmesine, tespit, tedkik, mukayese ve tenkidine yer verilmiştir. Hz. Peygamber'den nakledilen 33 kıssa tespit etmiş bulunmaktayız. Çalışmamız neticesinde ulaştığımız sonuç bu olmakla beraber, bu sayının kesin olup değişmeyeceğini iddia etmiyoruz. Bu kıssalar 17 sahabî tarafından rivâyet edilmiştir. Hadis rivâyetlerinin genelinde olduğu gibi kıssalarda da rivâyetlerin çoğu Ebû Hüreyre (r.a.) tarafından nakledilmiştir. Bu bağlamda 33 kıssanın 19 tanesini sadece Ebû Hüreyre rivâyet etmiştir. Ancak bir kıssanın tek sahabî râvi tarafından nakledilmesi ona has olmayıp Suheyb b. Sinân er-Rûmî, Ebû Sa'îd el-Hudrî, Abdullah b. Mes'ûd, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Abbâs, Übey b. Ka'b ve Cündüb b. Abdullah el-Becelî'nin de rivâyetlerinde teferrüd ettiği kıssalar bulunmaktadır. Hz. Peygamber'den nakledilen bu kıssalardan iki tanesi Kur'ân-ı Kerim'de, altı tanesi ise Kitab-ı Mukaddes'te geçmektedir; diğer bir kısmı hakkında ise kaynaklarda herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır. Bununla birlikte kıssaların bazılarında bunların Hz. Peygamber'e ilham edildiği, bir kısmında bir görüntü şeklinde izlettirildiği, bir tanesinde ise Cebrail tarafından haber verildiği anlaşılmaktadır. Tespit edilen bu kıssaların muhtevalarının ise Allah'a imandan "kişinin kendi iradesi ile hayatına son vermesi" anlamına gelen intihara kadar geniş bir yelpaze arz ettiği görülmektedir. Kıssalardan bir kısmı hem içerdikleri muhteva hem de Ebû Hüreyre tarafından isrâiliyatla irtibatlı olarak rivâyet edildiği gerekçesiyle eleştirilmiştir. Bu eleştiriler daha ziyade mucize, keramet vb. mahiyetteki aklın muhal gördüğü olayları muhtevi kıssalar hakkındadır. Ayrıca kıssanın Kitab-ı Mukaddes'te yer alması da bu hususta etkili olmuştur. Eleştiri konusu edilen rivâyetlerin muhtevaları, temel hadis kaynaklarında ve bunların şerhlerinde farklı açılardan tartışılmış; ancak bunların sıhhatleri itibariyle mevzû olduğu görüşüne yer verilmemiştir. Modern çalışmalarda ise tartışma konusu olan bu kıssalar, hem müsteşrikler hem de birtakım müslüman araştırmacılar tarafından Hz. Peygamber'e nispetinin uygun olmadığı iddiasıyla reddedilmiştir. Tamamının âhâd yolla geldiği anlaşılan kıssaların itikadda delil olmayacağında usûlcüler ittifak etmişlerdir. Muhaddisler ise karinelerle desteklenmiş haber-i vâhidin ilim/bilgi ifade edeceğini belirtmişlerdir. İncelediğimiz kıssaları konularına göre bir taksime tâbi tutacak olursak; iman, ibadet, ahkâm ve güzel ahlâk olmak üzere neredeyse hayatın her alanına dair insanlık için örnek tablolar ve izi takip edilecek bir muhtevanın varlığından söz edebiliriz. Netice olarak Kur'ân kıssaları kadar araştırmaya konu olmayan nebevî kıssalar pekçok yönden ele alınmış ve bu sahadaki boşluk bir nebze de olsa doldurulmaya gayret edilmiştir. Anahtar kelimeler: Kıssa, mesel, Hz. Peygamber'in bilgi kaynağı, hadis, sünnet, israiliyat, şer'u men kablena, aslu's-sened
Sünnete lafzî/şeklî yaklaşım iddiaları bağlamında Ebû Hüreyre'nin sünnet anlayışı
Çalışmamız sünnete şeklî/lafzî (zâhirî) yaklaşım sergilediği iddia edilen Ebû Hüreyre'nin, bu iddialar bağlamında sünnet anlayışını tespit etmeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda çalışmamızı üç bölüm halinde ele almayı uygun gördük. Çalışmanın birinci bölümünde sünnet anlayışı hakkında fikir vereceği düşüncesiyle Ebû Hüreyre'nin hayatı ve kişiliği üzerinde durulmuştur. Neticede hakkında çokça ihtilaf edilen ismiyle değil künyesiyle meşhur olduğu, daha Yemen'deyken müslüman olmakla birlikte ancak 7/628 senesinde Medine'ye hicret ettiği ve Rasûlullah (s.a.) dönemi de dâhil olmak üzere Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer Bahreyn'de; Muâviye döneminde de Medine'de çeşitli idarî görevler üstlendiği sonucuna varılmıştır. İkinci bölümde ise, Ebû Hüreyre'nin hadisçilik ve fakihlik yönü üzerinde durulmuştur. Neticede onun fakihlik yönünden ziyade hadisçilik yönünün ağır bastığı ve tespit edilen fetvalarının da bu durumu teyit ettiği sonucuna varılmıştır. Üçüncü bölümde sahâbe döneminden günümüze kadarki süreçte kendisine yöneltilen tenkitlere yer verilmiş ve bunların gerekçeleri ele alınmaya gayret edilmiştir. Neticede sahâbe ve Hanefî âlimlerin yaptığı tenkitlerin sünneti doğru anlamaya yönelik yapılmışken diğer grupların bunu önyargılarla yaptığı ve sahâbe tarafından tenkit edilen rivayetlerinin tüm rivayetlerine oranla yok denecek kadar az olduğu görülmüştür. Sonuç itibariyle Ebû Hüreyre'nin fakih olmadığı başka bir deyişle sünnete şeklî/lafzî (zâhirî) yaklaştığı şeklindeki iddiaların haklı olduğu ve ömrünü hadis rivayetine adamış olmasının da bunu teyit ettiği kanaatine varılmıştır.
Bir heyet ictihadı kurumu olarak Avrupa Fetva ve Araştırmalar Meclisi: Kararlar ve usul
Avrupa Fetva ve Araştırmalar Meclisi; Kur'an, sünnet, icmâ gibi dinin temel delillerine ve kıyas, istihsan, sedd-i zerîa ve maslahat gibi yöntemlere dayanmak suretiyle daha ziyade Avrupa'da vuku bulan ve oradaki müslüman azınlıkları ilgilendiren olay ve sorunlar hakkında kolektif olarak fetva ve karar vermektedir. Bu araştırma, ilgili kurumun verdiği karar ve fetvaları mezheplerin temel kabulleriyle kıyaslamak suretiyle bilimsel değerlendirme yapmayı amaçlamaktadır. Araştırmanın Giriş kısmında fetva, hüküm, içtihat ve aralarındaki farktan söz edilerek heyet içtihadının ne olduğu ifade edildi. Bölüm I'de Avrupa Fetva ve Araştırmalar Meclisi'nin kurumsal yapısı tanıtılarak Meclis'in fetva ve kararlarında ilke edinmeyi taahhüt ettiği iç tüzüğünden bahsedildi. Sonrasında ise Meclis'in yayımladığı araştırma, dergi, oturum, karar ve fetvaları hakkında istatiksel açıklamalarda bulunuldu. Bölüm II'de ise Meclis'in gündemine aldığı bazı fetva ve kararlar, Meclis'in her bir fetva ve kararı çıkarırken itimat ettiği dayanaklara göre kısımlara ayrılıp incelendi. Denilebilir ki Meclis, hüküm kurarken kendi iç tüzüğüne sadık kaldığı gibi Sünnî fıkıh mezheplerinin yaklaşımlarına da bağlı kalmıştır. Buna mukabil çok az meselede dört mezhebin dışına çıkılarak bazı sahabî ve tâbiîn alimlerinin görüşlerine uygun fetva verilmiştir. Ayrıca Meclis'in verdiği bir çok fetva ve kararda maslahat ve örf vurgusu dikkat çekmektedir.
Musa Cârullah Bigiyef ve hadis-sünnet anlayışı
Çalışmamızın konusu, Musa Cârullah'ın hadis sünnet anlayışının Kitâbu's-Sünne özelinde incelenmesidir. Çalışmamız, giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin konusu, amacı, önemi, metodu ve kapsamı hakkında bilgi verilmektedir. Birinci bölümde Musa Cârullah'ın hayatı, görüşleri ve onun görüşlerini etkileyen etkenler üzerinde durulmaktadır. İkinci bölümünde, Musa Cârullah'ın hadis sünnet anlayışı eserlerinden yola çıkarak ele alınmıştır. Musa Cârullah'ın hadisçiliği, Musa Cârullah'a göre sünnetin tanımı, kapsamı, metin tenkidi gibi konular incelenmektedir. Ayrıca eserlerinde kullandığı rivayetler üzerinde tahliller yer almaktadır. Çalışmamız sonuç ve değerlendirme ile tamamlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hadis, sünnet, Musa Cârullah Bigiyef, Cârullah'ın hadis ve sünnet anlayışı.
Hadisin makasid bağlaminda anlaşilma sorunu-İbn Hibbân örneği
Bu çalışmada hadislerin maksat eksenli anlaşılması bakımından bir örnek olarak İbn Hibbân'ın Sahîh adlı eseri incelenmiştir. Makâsıdü'ş-şerîa anlayışının tarihi, fikrî temelleri ve temel konuları özetle verilmiş, hadislerin anlaşılmasında makâsıd anlayışının önemi üzerinde durulmuştur. Maksat eksenli bir tasnif çalışması olarak örnek alınan İbn Hibbân'ın Sahîh adlı eserinin bu konuda temsil kabiliyeti irdelenmiştir. Musannifin tasnif usulü, kullandığı başlıkları ve ek olarak yaptığı açıklamalarıyla maksat eksenli yorumları incelenmiştir. Sonuçta bu eserin tam olarak makâsıd anlayışı için olmasa da hadislerde mevcut cüz'î şer'î maksatları ortaya çıkarma ve maksat eksenli hadis anlayışı için yöntem ve içerik bakımından iyi bir kaynak olduğu kanaatine ulaşılmıştır.
Kırgızların sosyal, kültürel ve dinî hayatında hadis ve sünnetin yeri
Bu çalışma Kırgızların İslamlaşma sürecinden başlayarak, tarihi serüven içinde İslâm'ın değer ve ilkelerinin Kırgızların hayatında nasıl anlam bulduğu ve algılandığını işlemektedir. Birinci bölümde Kırgızlar hakkında genel bilgi vermeyi yani, Kırgızların tarihi, İslâm dininin Kırgız topraklarına gelmesi ve yaşanmasıyla ilgili kısa bilgiler verdik. Bunun yanı sıra Kırgızların ekonomik, coğrafik vd. yapısı hakkında genel çerçeve sunmayı da hedefledik. İkinci ve asıl bölümde ise Kırgızların aile kurumundan, dinî bayramları, kıyafetleri ve dünya görüşüne kadar uzanan kültüründe hadis ve sünnetin hangi konuma sahip olduğunu araştırmaya çalıştık. Aynı şekilde Kırgızların dinî zihniyetini dönüştürmede İslâm'ın özellikle hadis ve sünnetin nasıl etkili olduğunu ortaya çıkarmaya çalıştık. Anahtar kelimeler: Kırgız, İslâm, Kur'an, hadis, sünnet, din, gelenek, örf.
Kur'ânda "Hakk'l-kavl" ifadesinin anlam alanının incelenmesi
Kur'ân-ı Kerîm'in inzâli yaklaşık olarak yirmi üç yıllık bir sürece yayıldığı ve ayetler inzâl edilirken Arap toplumunun yaşam tarzları ve özel durumları göz önünde bulundurulduğu için ayetler konularına göre tertip edilmiş değildir. Çalışmamıza konu olan ayetler farklı surelerde kendilerine yer bulmuşlardır ve her ayetin kendine özgü özellikleri mevcuttur. Bununla beraber çalıştığımız ayetlerin ortak bir noktada buluştuğu da ortadadır. Bu ortak nokta, Hz. Âdem ile İblis arasında başlayan düşmanlığın meyvesi olarak ortaya çıkan, şeytanın insanı kulluktan uzaklaştırma çabası ve bu tuzağa düşenlerin şeytanla birlikte Allah'ın öteden beri süregelen ve sürecek olan değişmez yasası (sünnetullah) gereği dünyada helak, ahirette de cehennem azabı ile cezalandırması ve cezalandıracak olmasıdır. Bu çalışmada on beş farklı sureden on sekiz ayet üzerinde çalışılmıştır. Her ayet, bulunduğu sure içerisindeki konumu itibarı ile siyâk ve sibâk ilişkisi çerçevesinde tefsir edilmiş, sonuçta vardıkları ortak nokta ve verdikleri ortak mesaj tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmamız giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde tefsirin ve konumuzun önemi hakkında bilgi verildikten sonra, "hak" (حق) ve "kavl" (قول) kavramlarının anlamları ve Kur'ân-ı Kerîm'de kullanılış şekilleri üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde "حَقَّ الْقَوْلُ" ifadesinin geçtiği sekiz ayet tefsir ilminin temel kaynakları olan eserlerden mümkün mertebe yararlanılarak tefsir edilmiştir. İkinci bölümde ise bu ifadeye anlam yakınlığı olan ifadelerin geçtiği on ayet aynı şekilde tefsir edilmiştir. Sonuç bölümünde ise bu ayetlerin tefsirinde ulaşılan sonuçlara değinilmiştir.
Sünnette kamu maliyesi (Sahîhayn örneği)
Bu çalışma, Sahîhayn'daki ilgili rivayetler bağlamında Hz. Peygamber'in sünnetinde kamu maliyesini konu almaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde; Sahîhayn'da kamu maliyesi konusunun işlenişi değerlendirilmektedir. İkinci bölümde; Hz. Peygamber devrindeki kamu maliye teşkilatı ortaya konmaktadır. Üçüncü bölümde; kamu maliyesinin gelirleri olan zekât, ganimet, fey ve cizye, bu gelirlerin şartları ve ayrıntılarını beyan eden sünnet ekseninde incelenmektedir. Dördüncü bölümde; kamu maliyesinin Kur'an tarafından bildirilen harcama yerleri, sünnetin bunları beyanı ve yine sünnete dayanan maliye harcamaları tetkik edilmektedir. Beşinci ve son bölümde ise; Hz. Peygamber'in kamu maliye uygulamalarında ortaya koyduğu prensiplerden bazıları tespit edilmeye çalışılmaktadır. Sahîhayn'daki kamu maliyesiyle ilgili rivayetler alınarak; Kur'an-ı Kerîm ayetleri, tefsir, hadis, fıkıh ve tarih kaynakları ile bu konu üzerine yapılmış diğer çalışmalar yardımıyla Hz. Peygamber'in konu hakkındaki sünneti anlaşılmaya çalışılmaktadır. Anahtar kelimeler: Sünnet, kamu maliyesi, beytülmâl, zekât, ganimet, fey, cizye, humus
İmam Malik'in Medîne ameli gereği uygulamadığı rivayetlerin değerlendirilmesi
Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde araştırmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi ve sınırlılıklarını ele aldık. İkinci bölümde İmam Malik'in düşünce tarzını anlamaya yardımcı olması için onun kararlarına etki eden delilleri hangi sıralama ile kullandığı hakkında bilgiler derledik. Üçüncü bölümde re'y ekolü ile hadis ekolleri ile ilgili temel bilgilerle birlikte, bu iki ekolün birbirinden hangi özellikleri ile ayrıldığını açıkladık. Ardından yine aynı bölümde İmam Malik'in bu iki ekol arasındaki konumunu belirleyebilmek için onun re'ycilik ile itham ettiği en önemli isimlerden olan İmam Ebû Hanîfe'nin hadisçiliği ve re'yciliği ile İmam Malik'in re'yciliği ve hadisçiliğini karşılaştırdık. Dördüncü bölümde ise İmam Malik'in hadisler varken bunları uygulamayıp, bizce re'yine göre karar verdiği konulara örnekler sunduk.
Anadolu rukye ve diğer okumaların hadis ve sünnetteki yeri
Araştırmamızda, Anadolu'da yaygın olarak yapılan rukye uygulamaları, Kur'ân ve hadisler süzgecinden geçirilerek ele alınmaya çalışıldı. Bazı uygulama örneklerinden hareketle, Anadolu coğrafyasında yapılan rukyenin, Kur'an ve Sünnet'te karşılığı olup olmadığı, Kur'an ve Sünnet'teki şifa içerikli âyet ve hadislerin, rukye bağlamında kullanım keyfiyetinin niceliği, doğruluğu ve yanlışlığı güç nisbetinde tesbit edildi. Bu bağlamda, Hz. Peygamber'in çeşitli konulardaki rukye uygulamaları, öğretileri ve tavsiyeleri incelendi. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölüm'de; kelime ve kavram olarak rukye, cahiliye ve İslam Dini'ndeki uygulaması, Anadolu'da ve gelenekteki yeri, fal, yıldıznâme, nazar, şeytan-cin çarpması ve bunların insanlara olan etkileri ele alındı. İkinci Bölüm'de ise rukyenin Sünnet'teki yeri ve Sünnet'e göre rukyenin yapılışı ve uygulaması örnekleriyle değerlendirildi. ANAHTAR KELİMELER: Kur'ân, Sünnet, Rukye, Nazar, Fal, Yıldıznâme, Anadolu Rukye Uygulamaları
Malatya ili Arapgir ilçesi halk inanışları
"Malatya ili Arapgir ilçesi halk inanışları "adlı bu tezimiz giriş kısmı ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında Arapgir'in tarihi, coğrafi konumu, eğitim ve sosyal yapısı hakkında bilgi verilmiştir. Tezimizi giriş kısmındaki bilgiler kaynak taraması yapılarak elde edilmiştir. Birinci bölümde, Arapgir ve çevresindeki inanışlar ve bu inanışların değerlendirilmesi ortaya konulmuştur. İkinci bölümde ise, Arapgir ve çevresindeki inanışlar ve bu inanışların değerlendirilmesi incelenmiştir. Mülakat ve gözlem teknikleri ile elde edilen veriler, objektiflik esas alınarak, deskriptif metoduyla yazıya geçirilmiştir. Doğum ile ilgili inanışlar araştırılırken bayanlar, sünnet ile ilgili inanışlar araştırılırken çocuğu sünnet ettirenler, evlenme ile ilgili inanışlar araştırılırken evliler, ölümle ilgili inanışlar araştırılırken yakınını kaybedenler, tabiat ile ilgili inanışlar araştırılırken de farklı yaş guruplarındaki insanlarla mülakat yapılarak inanışlar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Arapgir ve çevresinde görülen tüm bu inanışların Dinler Tarihi ile olan bağlantısını belirtmek için de kaynak taraması yapmak suretiyle değerlendirilmiştir. Bu tezimiz bibliyografya kısmıyla sona ermektedir.
Günümüz hadis karşıtlarının Kur'an'a yaklaşım tarzı
İslam dininin ana kaynaklarının ne olduğu son derece önemlidir. Müslümanlar dinlerini elbette sorgulayabilirler. Ancak sorgularlarken dinin nelerden ibaret olduğunu bilmeleri gerekir. Din âlimlerinin Müslümanlara şu haramdır ve bu da helaldir dediklerinde, bir Müslüman şunun haram olmasının sebebi nedir? ve bunun da helal olmasının sebebi nedir? diye sorma hakkına sahiptir. Âlimin ise dinin kaynaklarından haramlık ve helallik için var olan delilleri sunması gerekmektedir. Ancak sorun, dinin kaynağının ne olduğudur. İslam âleminde genel kabul dinin kaynağının Kur'an ve Sünnet olduğudur. Ancak dinin kaynağının sadece Kur'an olması gerektiğini, Sünnetin korunmadığını, dolayısıyla sağlam bir bilgi vermediğini, o sözlerin Peygamber (s.a.v)'e ait olup olmadığının bilinmediğini iddia edenler de bulunmaktadır. Bununla beraber bu sözlerin yani hadislerin hem Kur'an'la çeliştiğini hem de kendi aralarında çelişik olduklarını iddia etmektedirler. Bu iddialarının doğru olması halinde mevcut din geleneğinin tamamen yıkılacağı ve bindörtyüz yıllık dinin tamamen değişeceğini ve yepyeni bir İslam dininin oluşacağı bir gerçektir. Çünkü İslam tarihinin hiçbir döneminde Sünnet'siz bir din algısının olmadığını görmekteyiz. Gerek sahabiler, gerek tabiiler ve gerekse sonraki dönem Müslümanlarının hiçbirinin hadissiz, sünnetsiz bir din algısına sahip olduklarını görememekteyiz. Bu çalışmada hadis karşıtı olan bu kesimlerin bu iddialarını nasıl savunduklarını Kur'an'dan nasıl delil getirdiklerini, hadisleri nasıl gördüklerini, Kur'an ayetlerine ve hadislere nasıl mana verdiklerini, oluşturdukları yeni din anlayışının nasıl bir anlayış olduğunu ve bu anlayışın nasıl sonuçlar doğurabileceğini araştırdık. Gerçeklerle örtüşmeyen iddialarının ne seviyede olduğunu, bu iddialarında tutarlı olup olmadıklarını, bu fikirleri savunmalarının sebebinin neler olabileceğini gözlemlemeye çalıştık. Aynı zamanda dinde oluşturacağı yıkımı, Kur'an'ın da nasıl itibarsızlaştırıldığını gözlemlemeye çalıştık ve hadis karşıtlığının geleneksel İslamî yaşamın reddi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü çalışmamız neticesinde hadis karşıtlarının, hadisleri reddetmekle birlikte Kur'an ayetlerini de keyfi yorumlarla ve keyfi seçimlerle çarpıttıkları sonucuna vardık. Anahtar Kelimeler: Hadis, Kur'an, Rivayet, Sünnet.
İbn Hazm'ın sünnet anlayışı
İbn Hazm'ın Sünnet Anlayışıİbn Hazm, Zâhirî ekolünün en ünlü simalarından biridir. Onun ortaya koyduğu usûl diğer mezheplerin ortaya koyduğundan oldukça farklıdır. Bu farklılığın en iyi görüldüğü alanlardan biri de sünnettir.İbn Hazm sünneti vahiy mahsulü kabul etmiş, Kur'an'ın her türlü eksiklikten korunduğu gibi sünnetin de korunduğunu iddia etmiştir. Hatta bu düşüncesini râvilerin rivayette bulunurken hata edemeyecekleri noktasına taşımıştır. İbn Hazm Hz. Peygamber'den rivayet edilen haberleri ister mütevâtir ister âhad olsun aynı derecede kabul etmiştir. Her ikisinin de ilim ifade edeceği ve ameli gerekli kılacağını ifade etmiştir. İbn Hazm, Hz. Peygamber'in sünnetini bağlayıcılığı açısından kavlî, fiilî ve takrirî olmak üzere üçe ayırmış ancak bunlardan sadece kavlî sünnetin vücub ifade ettiğini iddia etmiştir.İbn Hazm mutlak anlamda mana ile rivayeti, vahyi tahrif olarak nitelemiş ancak sünnetin manasını çok iyi bilen kişilerin mana ile rivayette bulunabileceklerini iddia etmiştir.Sünnetin sübutunu tespit için ileri sürülen ?Kur'an'a arz? ilkesine karşı çıkan İbn Hazm ?Umûmu'l-belvâ ve amel-i ehl-i Medine? prensiplerini de reddetmiştir.Sünneti Kur'an'ın beyanı olarak niteyen İbn Hazm Kur'an'ın sünnet tarafından nesh ve tahsis edilebileceğini savunmuştur. Senedi Hz. Peygamber'e dayanan icma'ın da aynı şekilde Kur'an'ı nesh edebileceğini iddia etmiştir.İbn Hazm sünneti de Kur'an gibi vahiy kabul ettiği için ikisi arasında bir tearuz bulunmadığını söylemiş ve tercih yoluna gitmemiştir. Her iki nalsa da amel edilmesi gerektiğini iddia etmiştir.Yukarıda ifade edilen sünnet anlayışının temelinde İbn Hazm'ın sünneti vahiy kabul etmesi ve zahirî yöntemi benimsemesi yatmaktadır. Ancak ortaya attığı deliller muhaliflerinin delilleriyle karşılaştırıldığında iddia ettiği gibi ?sünnetin tamamı?nın vahiy mahsulü olmadığı ortaya çıkmaktadır. Ancak İbn Hazm'ın çalışmamızda incelediğimiz sünnet anlayışı, sünnetin vahiyle münasebetini ifade etmek açısından çok önemli noktalara temas etmektedir.Anahtar Sözcükler: İbn Hazm, sünnet, vahiy, mütevâtir, haber-i vâhid.
Tunceli Çemişgezek ilçesindeki yaygın halk inanışları
"Tunceli Çemişgezek İlçesindeki Yaygın Halk İnanışları" adlı tezimiz giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümde; Çemişgezek ilçesinin coğrafi konumu, tarihi gelişimi ve ilçenin günümüzdeki durumu hakkında bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde Çemişgezek ilçesinde görülen doğum, evlenme ve ölüm ile ilgili halk inanış ve uygulamaları Dinler Tarihi açısından gözlem ve mülakat yoluyla tespit edilmiştir ve Eski Türklerde görülen inanışlar ile ilgili bağlantısı değerlendirilmiştir. İkinci bölümde ise Çemişgezek ilçesindeki sünnet, Nevruz, Hıdırellez, yağmur duası ile ilgili inanışların Dinler Tarihi açısından değerlendirilmesi yapılmıştır. Tezimiz bibliyografya ve ekler kısmı ile sona ermektedir. Anahtar Kelimeler: Çemişgezek, Halk İnanışları, Ziyaret Yerleri