Free radicals

102 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Etlik piliçlerin karma yemlerine defne (Laurus nobilis L.) yaprağı tozu ilavesinin verim, et lipit oksidasyonu, karkas özellikleri ve bazı kan parametreleri üzerine etkisi

Bu çalışma, defne (Laurus nobilis L.) yaprağı tozu (DYT) ilavesinin etlik piliçlerin performans, göğüs ve but etlerinin lipit oksidasyonu ve kimyasal bileşimi, bazı iç organlar, karkas özellikleri ve bazı kan parametreleri üzerine etkilerini amacıyla yürütülmüştür. Toplam 144 adet günlük yaştaki karışık cinsiyette etlik civciv tartılmış ve her biri 12 civcivden (6 dişi ve 6 erkek) oluşan üç tekerür olmak üzere dört gruba rastgele dağıtılmıştır. Gruplar şu şekildedir: (i) standart yem, (ii) standart yem + 1 g/kg DYT, (iii) standart yem + 5 g/kg DYT ve (iv) standart yem + 10 g/kg DYT. Sonuçlar, araştırma boyunca canlı ağırlık ve canlı ağırlık artışının DYT takviyesi ile arttığını ortaya koymuştur (P<0.01). Hayvanların yem tüketimi artarken (P<0.05), yemden yararlanma oranı ve but eti kimyasal bileşim DYT konsantrasyonundan önemli ölçüde etkilenmemiştir (P>0.05). Karaciğer ağırlığı 10 g/kg DYT (P<0.001) ve ileum + jejunum ağırlığı 5 ve 10 g/kg DYT ile artmıştır (P<0.01). DYT muamelesi ile göğüs eti kuru maddesi (P<0.05) ve glikoz (P<0.05), göğüs ve but etinin TBARS değerleri azalmıştır (P<0.001). Sonuç olarak, etteki lipid oksidasyonunu azaltmasından ve performansa pozitif etkisinden dolayı etlik piliç karma yemlerinde DYT takviyesi önerilebilir.

Defne yaprağıKan parametreleriKarkas+3
Ali Osman Gölcü
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşam alanı sınırlandırılan sıçanların iskelet kasında oksidatif hasarın incelenmesi

İskelet kası yalnızca kuvvet üretiminden sorumlu olmayıp, metabolik homeostazın korunması, glisemik kontrolün sağlanması ve metabolik genlerin regülasyonunda son derece kritik bir role sahiptir. Kemik kırıkları veya yumuşak doku yaralanmaları nedeniyle alçı ya da atel uygulamaları, travma ve operasyonlar sonrası uzun süreli yatak istirahati gibi immobilizasyon koşulları iskelet kaslarını yapısal ve fonksiyonel olarak olumsuz yönde etkileyerek iskelet kası atrofisine neden olur. Normal koşullarda serbest radikaller ve antioksidan savunma sistemi bir denge halindeyken, immobilizasyon sürecinde bu dengenin serbest radikallerin artışıyla bozulması önemli hücresel yapılara katılan lipid, protein, nükleik asit gibi moleküllerin okside olmasıyla sonuçlanır. İmmobilizasyonun neden olduğu hücresel süreçler ve mekanizmaları araştırmak için deney hayvanlarında uygulanan alçılama, kuyruktan asma yoluyla yüksüzleştirme gibi modeller immobilizasyonun serbest radikal düzeylerindeki artışı net bir şekilde ortaya koymaktadır. Öte yandan, bu modeller insanda uzun süreli yatak istirahati ve inaktivite gerektiren koşulları tam olarak yansıtmamaktadır. Standart kafes hacminin küçültülmesiyle oluşturulan yaşam alanı sınırlandırılmış kafes modelinin insanlardaki yatak istirahatinin bir zorunluluğu olan immobilizasyon koşullarını, alçılama ve yüksüzleştirme modellerine göre daha iyi taklit eden bir model olduğu bildirilmiştir. Bu çalışma, yaşam alanı sınırlandırılmış kafes modelinin iskelet kasında oksidatif stres belirteçleri ve iskelet kası atrofisi üzerine etkisini değerlendirilmeyi amaçlanmıştır. Wistar albino sıçanlar kontrol (K; n=8) ve immobilizasyon (İ; n=8) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. K grubundaki hayvanlar standart sıçan kafeslerinde, İ grubundaki hayvanlar ise yaşam alanı sınırlandırılmış kafeslerde yedi gün barındırılmıştır. Deney protokolünün tamamlanmasının ardından, hayvanlar derin anestezi altındayken ötenazi yapılarak soleus kasları izole edilmiştir. İmmobilizasyonun oksidatif hasara etkisini araştırmak üzere soleus kasında protein oksidasyonu belirteci olan protein karbonil ve ileri protein oksidasyonu (AOPP) düzeyleri spektrofotometrik yöntemle ve lipid peroksidasyonu belirteci olan 4-hidroksinonenal (4-HNE) düzeyleri Western Blot yöntemiyle analiz edilmiştir. Bu modelde yedi gün süresince uygulanan immobilizasyon, soleus kas ağırlığının vücut ağırlığına oranında %17,2 azalmaya neden olmuştur. Bununla birlikte, soleus kasında AOPP (p=0,000) ve 4-HNE düzeylerinin (p=0,013) kontrol grubuna göre arttığı ancak protein karbonil düzeylerinin (p=0,846) değişmediği görülmüştür. Bu bulgular, insanlarda nöral uyarıların oldukça azaldığı yatak istirahati ve inaktiviteyi taklit eden bir model olan yaşam alanı sınırlandırılmış kafeslerde barındırılan hayvanların iskelet kasında oksidatif hasarın arttığını göstermektedir.

Hayvan deneyleriKas-iskelet sistemiLipid peroksidasyonu+5
İrem Güngör
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda valproik asitin akciğer dokusunda oluşturudğu oksidatif hasara karşı alfa lipoik asitin koruyucu etkisi

Valproik asit (VPA) bir yağ asidi olup beyin ile ilgili rahatsızlıklarda kullanılan bir ilaçtır. VPA uzun süre kullanıldığı zaman vücudumuzda birtakım hasarlara özellikle de serbest radikallerin oluşumuna yol açar. VPA tedavisi ile organizmada birçok doku hasara uğramaktadır. Akciğerde uzun süreli VPA tedavisi sürecinde etkilenen organlardan biridir. Serbest radikallerin oluşturduğu hasarı önlemek için bazı antioksidan maddeler kullanılmaktadır. Bunlardan biri de doğal olarak bulunun alfa-lipoik asittir (ALA). Çalışmamızda VPA ile oluşturduğumuz akciğer hasarına karşı ALA'nın koruyucu etkisi araştırılmıştır. Çalışmamızda, Sprague Dawley dişi sıçanlar I. Grup kontrol grubu; II. Grup 15 gün boyunca ALA (50 mg/kg/gün) verilen grup; III. Grup 15 gün sadece valproik asit (0.5 g/kg/gün) verilen grup; IV. Grup ise aynı doz ve aynı sürede valproik asit ve alfa lipoik asid verilen grup olarak çeşitli gruplara ayrılmıştır. 16. Günde tüm gruplar anestezi altında sakrifiye edildi. Akciğer dokuları alınarak homojenize edildi. Hazırlanan süpernatantlarda, VPA grubunda indirgenmiş glutatyon ve total antioksidan düzeylerinde ve glutatyon redüktaz, glutatyon-S-transferaz, glutatyon peroksidaz, katalaz, paraoksonaz, karbonik anhidraz, aril esteraz ve süperoksit dismutaz aktivitelerinde azalma, siyalik asit, lipid peroksidasyon, reaktif oksijen türleri, total oksidan, oksidatif stres indeksi, hidroksiprolin, ileri düzey okside protein ürünleri, glikoprotein miktarlarında ve ksantin oksidaz aktivitelerinde ise artış olduğu saptandı. ALA verilen VPA grubunda tüm değerler tersine çevrildi. Sonuç olarak, ALA'in VPA ile oluşan akciğer hasarına karşı koruyucu etki gösterdiği sonucuna varılabilir

AkciğerLipoik asitSerbest radikaller+1
Royal Shırınov
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda valproik asit ile oluşturulan kalp hasarına alfa lipoik asidin etkileri

Valproik asit (VPA), çeşitli nörolojik hastalıkların tedavisinde yaygın olarak kullanılan yağ asidi türevi bir ilaçtır. Ancak uzun süreli kullanımı, organizmada özellikle serbest radikal üretimini artırarak çeşitli dokularda hasara yol açabilmektedir. Bu dokulardan biri de kalptir. Kronik VPA maruziyeti, kalp dokularında oksidatif stres kaynaklı bazı zararlar oluşturabilir. Bu tür oksidatif hasarı önlemek amacıyla antioksidan özellik gösteren bazı maddelerden yararlanılmaktadır. Bu maddelerden biri, vücutta doğal olarak sentezlenen alfa-lipoik asit (LA)'tir. Yapılan bu çalışmada, VPA ile oluşturulan kalp hasarına karşı LA'nın olası koruyucu etkisi araştırılmıştır. Deneysel çalışmamızda 6 aylık ve yaklaşık 250-350 g ağırlığındaki Sprague-Dawley cinsi sıçanlar dört gruba ayrılmıştır: I. Grup, 15 gün boyunca 1 mL zeytin yağı verilen kontrol grubu; II. Grup, 15 gün boyunca 500 mg/kg dozunda VPA (zeytin yağında çözülmüş) uygulanan grup; III. Grup, sadece 15 gün süreyle 50 mg/kg dozunda LA (zeytin yağında çözülmüş) verilen grup; IV. Grup ise 15 gün süreyle aynı dozda önce LA ve bir saat sonra VPA verilen grup. Deneyin 16. gününde tüm gruplardaki hayvanlar uygun anestezi altında sakrifiye edilmiş ve kalp dokuları çıkarılmıştır. Kalp doku örneklerinden %10'luk doku homojenizatları hazırlanmıştır. Elde edilen süpernatantlarda biyokimyasal analizler gerçekleştirilmiştir. VPA uygulanan grupta indirgenmiş glutatyon düzeyi, katalaz, süperoksit dismutaz, glutatyon peroksidaz, glutatyon redüktaz, glutatyon-S-transferaz ve paraoksonaz aktivitelerinde anlamlı azalma gözlenmiştir. Buna karşılık, lipit peroksidasyon, siyalik asit ve nitrik oksit seviyelerinde, aspartat aminotransferaz, laktat dehidrojenaz, ksantin oksidaz ve adenozin deaminaz aktivitelerinde artış tespit edilmiştir. LA ile VPA uygulanan grupta ise bu parametrelerin çoğunun normale döndüğü, yani LA'nın hasarı büyük ölçüde azaldığı bulunmuştur. Sonuç olarak, bu çalışmadan elde ettiğimiz veriler, alfa-lipoik asidin VPA kaynaklı olan kalp hasarına karşı koruyucu etki gösterebileceğini ortaya koymaktadır.

KalpLipoik asitSerbest radikaller+1
Aynur Guluzade
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Dibutil ftalatın insan akciğer hücre hattına olası toksik etkilerinin değerlendirilmesi ve askorbik asit ve N-asetilsisteinin olası koruyucu etkileri

Endokrin bozucular, hormonları taklit ederek veya engelleyerek vücudun normal işleyişini bozan ve genellikle de insanlar tarafından üretilen kimyasal maddelerdir. Üzerinde en çok çalışılan ftalat türevi di(2-etilhekzil) ftalat (DEHP)'tır. DEHP'nin özellikle testiküler ve hepatik oksidatif strese yol açtığı bilinmektedir. DEHP'den sonra en yaygın kullanılan ftalat türevi olan dibutilftalat (DBP) ise, başta kozmetikler (özellikle ojeler) olmak üzere, endüstride birçok alanda yaygın kullanılmaktadır. DBP'ye inhalasyonla da özellikle manikürcülerin, yoğun parfüm ve deodorant kullanan bireylerin ve bu ftalatı üreten işyerlerinde çalışanların maruz kaldığı bilinmektedir. Literatürde DBP'nin testiküler ve hepatik toksisitesine dair veriler olmakla birlikte, akciğer toksisitesi üzerinde çok az sayıda çalışma bulunmaktadır. Ayrıca, DBP'nin akciğer toksisite mekanizmaları bilinmemektedir. Bu tez kapsamında, DBP'nin insan küçük hücreli olmayan akciğer kanseri hücre kültürleri (A549 hücreleri) üzerinde olası sitotoksik ve oksidatif stres oluşturucu etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda, A549 hücrelerinde DBP'nin inhibitör konsantrasyon 30 (IC30; hücrelerin %30'unu öldüren konsantrasyon) ve inhibitör konsantrasyon 50 (IC50; hücrelerin %50'sini öldüren konsantrasyon) dozları belirlenmiş, IC30 dozunun neden olduğu intraselüler reaktif oksijen türlerini (ROS) arttırıcı etkisi değerlendirilmiştir. Ayrıca, DBP'nin yol açtığı olası lipit peroksidasyon ve protein oksidasyonu incelenmiş, organizmadaki en önemli tiyol olan glutatyon (GSH) ve total antioksidan kapasitede (TAOC) düzeylerinde yol açabileceği olası değişiklikler belirlenmiştir. Tez çalışmasında DBP'nin olası toksik etkilerine karşı askorbik asit (Asc) ve N-asetil sisteinin (NAC) olası koruyucu etkileri incelenmiştir. Hem NAC, hem de Asc'nin DBP uygulamasıyla beraber ROS düzeylerini düşürdüğü, protein oksidasyonunu azalttığı, total GSH düzeylerini kontrol düzeylerine yükselttiği ve azalan oksidatif strese bağlı olarak her iki antioksidanın da TAOC düzeylerini düşürdüğü belirlenmiştir. Tez çalışmasından elde edilen bilgiler doğrultusunda, DBP'nin toksik etki mekanizmasının altında yatan nedenlerden birinin oksidatif stres olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca, Asc ve NAC'ın DBP'nin neden olduğu oksidatif strese karşı koruyucu oldukları saptanmıştır

AkciğerAkciğer hastalıklarıAskorbik asit+5
Gamze Burçak
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de tüketilen bazı baharatların kimyasal bileşenlerinin ve antioksidan aktivitelerinin belirlenmesi

Serbest radikaller yaşam için gerekli olduğu halde, kanser, damar tıkanıklığı, Alzheimer, Parkinson ve diğer pek çok hastalık ile bağlantılıdır. Antioksidanlar, serbest radikallerin elektron kapmasını ve hasara neden olmasını önleyen moleküllerdir. Meyveler ve sebzeler doğal antioksidan kaynağı olarak tanımlanmışlardır. Son yıllarda baharatların sadece aroma ve lezzet verici olduğundan üstün, antioksidan özelliğe sahip oldukları tespit edilmiştir. Karabiber, pul biber ve kekik gibi çeşitli baharatların antioksidan aktivitesi bulunduğu yapılan çalışmalarda rapor edilmiştir.Bu çalışmadaki amaç, Türkiye deki bazı baharatların antioksidan aktiviteleri ve bu baharatların kimyasal yapılarının belirlenmesidir. Yapılan çalışmada, 5 çeşit baharat, Aspir, Kakule, Karabiber, Sumak ve Tarhun antioksidan aktivite tayin için tercih edilmiştir. Bu baharatların etanol, su ve metanol gibi farklı çözücüler ve farklı oranlardaki ekstrelerin antioksidan kapasiteleri, 3 yöntemle belirlenmiştir. Bu yöntemler 2,2'-difenil pikrilhidrazil (DPPH) serbest radikalini yakalama kapasitesi, troloks eşdeğer antioksidan tayini (TEAC) yöntemi ve bakır (II) iyonu indirgeme esaslı antioksidan kapasite (CUPRAC) yöntemdir. Elde edilen sonuçlara göre, DPPH yönteminde, α-tokoferol standardına göre,tarhunun metanol ekstratı dışında, tüm baharatların etanol ve metanol ekstratlarını düşük antioksidan kapasiteye sahip olduğu, etanol/su (1:1, 1:4) ve su ekstratlarının daha yüksek yüzde azalma gösterdiği tespit edilmiştir. TEAC yöntemine göre sonuçlar değerlendirildiğinde baharatlar için en uygun çözücünün etanol olduğu, kakule ve sumağın tüm ekstratlarının diğer baharatlara göre daha yüksek antioksidan kapasiteye sahip olduğu gözlenmiştir.CUPRAC yöntemine göre, tarhun en yüksek antioksidan kapasiteye sahip baharattır ama CUPRAC yönteminde Kakule ve Aspir gösterilmiştir. CUPRAC yönteminde en iyi sonuç veren çözücü metanol ve TEAC yönteminde etanol ve DPPH yönteminde etanol ve etanol ile su karışımı her baharat için iyi bir sonuç verdiği gösterilmiştir.Bu çalışmada aspirin etanol/su (1:1) ekstresinde, benzoik asit ve tarhunun bütün ekstrelerinde, kafeik asit 2,5-dihidroksibenzoik asit, vanilin ve ferrulik asit standartlari farklı miktarlarla, mevcut olduğu, UPLC yardımıyla kanıtlanmıştır.Anahtar kelimeler: (DPPH; TEAC; CUPRAC; UPLC; Baharat) Anahtar kelimeler: (DPPH; TEAC; CUPRAC; UPLC; Baharat)

Analitik kimyaAntioksidanlarAspir+7
Fereshteh Eskandarı
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İnsan safen veninde hidrojen peroksit ile oluşturulan oksidatif stres ve doksisiklinin vasküler yanıtlar üzerine etkileri

Amaç: Reaktif oksijen türlerinin (ROT) artan düzeyleri kardiyovasküler cerrahide önemli bir klinik problemdir. ROT'nin üretimi ve proinflamatuvar enzimler olan matriks metalloproteinazların (MMP'ler) aktivasyonu pekçok kardiyovasküler hastalık ile ilişkilidir. Doksisiklin subantimikrobiyal dozda etkin bir MMP inhibitörü ve aynı zamanda ROT tutucu olarak davranır. Bu çalışmada insan safen ven (İSV) segmentlerinde hidrojen peroksit ile stimüle edilen in vitro oksidatif strese bağlı zayıflamış vasküler reaktivitenin doksisiklin ile normalize edilebileceği hipotezini araştırmayı amaçladık. Metodlar: İSV segmentleri koroner arter bypass graft operasyonuna alınan hastalardan toplanmıştır. Segmentlerin endotel tabakası dikkatlice kazınarak uzaklaştırılmıştır. Daha sonra, segmentler 4 gruba ayrılmış ve 10 µM hidrojen peroksit ve/veya 10 µM doksisiklin ile16 saat süre ile inkübe edilmiştir. İşlem görmemiş İSV segmentleri kontrol olarak işlem görmüştür. Vasküler reaktivitedeki değişiklikleri değerlendirmek için fonksiyonel endotelyuma sahip olmadığı doğrulanan ven halkalarında noradrenalin, potasyum klorür, serotonin ve papaverin için konsantrasyon-yanıt eğrileri gerçekleştirilmiştir. Paralel deneylerde ven halkalarındaki ROT düzeyleri lusigenin ve luminol ile amplifiye edilmiş kemilüminesans yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Başka bir deney setinde, paralel İSV halkalarında MMP-9 ve MMP-13 ekspresyonları immünohistokimyasal olarak incelenmiştir. Sonuçlar: İSV'nin hidrojen peroksit ile inkübasyonu ROT ve süperoksit anyon düzeylerinde sırasıyla 5 ve 4 katlık artışlara sebep olmuştur. Doksisiklin artan ROT ve süperoksit anyon düzeylerini anlamlı şekilde azaltmıştır. Hidrojen peroksit grubundan İSV segmentlerinde noradrenalin, potasyum klorür ve serotonine karşı kontraktil yanıtlar anlamlı şekilde azalmıştır. Doksisiklin ile tedavi serotonine karşı değil ancak noradrenalin ve potasyum klorüre karşı azalmış kontraktil yanıtları artırmıştır. Bu kontraktil ajanlara karşı duyarlık (pD2) değişmemiştir. Papaverine karşı gevşeme yanıtları ve pD2 değerleri hidrojen pereoksit ya da doksisiklin tedavisinden etkilenmemiştir. MMP-9 ve MMP-13 ekspresyonları İSV segmentlerinin sırasıyla adventisya ve medya tabakasında artmıştır. Doksisiklin her iki MMP'nin ekspresyonlarını etkilememiştir. Varılan Sonuçlar: Çalışmamızda doksisiklin İSV halkalarında hidrojen peroksitle stimüle edilen oksidatif stresin neden olduğu bozulmuş vasküler reaktiviteyi düzeltmiştir. Bu sonuçlar doksisiklinin koroner arter bypass graft operasyonu sırasındaki iskeminin sebep olduğu oksidatif stresin önlenmesinde bir antioksidan olarak yararlı olabileceğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Doksisiklin, Matriks metalloproteinazlar, Oksidatif stress, Reaktif oksijen türleri, Koroner arter bypass graftı, Hidrojen peroksit

DoksisiklinHidrojen peroksitKoroner arter bypass+6
Mazen Saeed Abdulazız Saeed
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

İnsan normospermi, oligospermi ve astenospermi grupları arasında nitrik oksit sentetaz (NOS) izoformlarının etkisi

ÖZETNitrik oksit, birçok fizyolojik sistemler içerisinde çok çeşitli rolü olmasından dolayı son zamanlarda biyomedikal bilimde en çok çalışılmış moleküllerden birisidir. Bununla birlikte nitrik oksit (NO), erkek ürogenital sistemin çeşitli fonksiyonlarının düzenlenmesinde rol alan serbest radikal türüdür. Reaktif oksijen türlerine dahil olması spermin hiperaktivasyon ve kapasitasyon işlemini de içermektedir. Nitrik oksidin dişi ve erkek genital bölge organlarını da içeren hem hücre içi hem de hücre dışı haberci fonksiyonları olduğu bulunmuştur.Spermatozoolar fertilizasyon kapasitesini kazanabilmek için dişi genital sisteminde ilerlerken kapasitasyon sürecini tamamlarlar ve sonuçta motiliteleri artar. Fosfotirozin-kinaz aktivasyonunun kapasitasyon, akrozom reaksiyonu ve dolayısıyla fertilizasyon sürecinde etkili olduğu ve bu süreçte reaktif oksijen türlerinin (ROS) aktivasyonunu etkilediği bildirilmiştir. ROS'lar yüksek oksidasyon potansiyellerinden dolayı, serbest radikaller grubunda yer alırlar. Çalışmamızda NO sentezinden sorumlu olan NOS izoformlarından olan eNOS ve iNOS'un insan sperminde normospermi, oligospermi ve astenospermi grupları arasındaki rolünü belirlemeyi amaçladık.Belirlemiş olduğumuz üç ana gruptan aldığımız örnekler, 5 µm kalınlığında kesit alınmak üzere parafine gömüldü. Alınan kesitler immünohistokimyasal olarak, eNOS ve iNOS poliklonal antikorları ile işaretlendi. Dokudaki NOS reaksiyonunun dağılımı, ışık mikroskobunda (Olympus Bx53, Japonya) incelendi ve fotoğraflandı. Üç ana gruptan elde edilen semen örneklerinin nitrit/nitrat oranları ölçülerek istatistiksel olarak değerlendirildi.Sonuç olarak çalışmamızda, oligospermi ve astenospermi örneklerinde normospermi grubuna kıyasla eNOS reaksiyonun azaldığı, iNOS'un arttığı gösterilmiştir. Buna bağlı olarak, spermlerde meydana gelen değişikliklerde NO'in önemli rol oynadığı sonucuna varılmıştır.

Nitrik oksitSerbest radikallerSpermatogenez
Hayriye Karakaya
Demiroğlu Bilim University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Master'sOpen AccessTR

2-nitrobenzoik asit tek kristalinin EPR spektroskopisi ile radyasyon hasar merkezinin tespiti

Bu çalışmada 2-nitro benzoik asit numunesi, benzol çözücü içinde çözülmesiyle üretildi. Tek kristaller elde etmek için çözücü içerisinde kademeli olarak buharlaştırıldı. 2-nitro benzoik asit tek kristalinin Co- - ɣ ışını ile ışınlanmasının 2 nitrobenzoik asit anyon radikali oluşumuyla sonuçlandığı belirlendi. Gerekli ölçümler, spektroskopik yarılma sabitinin ve aşırı ince yapı sabitlerinin açıya bağlı olarak anizotropik değişiklikler gösterdiğini ortaya çıkardı. Anahtar kelimeler: Elektron Paramanyetik Rezonans (EPR), Serbest Radikal, Aşırı-İnce Yapı Sabiti, Spektroskopik Yarılma Faktörü, Spin Yoğunluğu

Elektron paramanyetik rezonans yöntemiSerbest radikallerSpektroskopi+2
Yasemin Tutuş
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Multifunctional monomeric and polymeric photoinitiators for free radical photopolymerization

In this study, novel polymerizable, polymeric and branched photoinitiators (PIs) were synthesized to attain high polymerization efficiency, migration stability, visible light absorption and water solubility to address environmental concerns. The photochemical and photophysical properties and photoinitiation mechanisms were investigated by electron-spin resonance, laser flash photolysis and steady-state photolysis techniques, as well as theoretical calculations. The performance of the photoinitiators was demonstrated for (photo)polymerizations of commercial monomers such as poly(ethylene glycol) diacrylate and 2-hydroxyethyl methacrylate. The first part of this thesis describes synthesis of novel thioxanthone and (bis)phosphonate functionalized poly(ethylene imine)s (PEI, Mw = 1800 g/mol) which can take part in dual curing process; in the first stage as the nucleophile and base for an aza-Michael reaction with acrylates, in the second stage as a photoinitiator in conjunction with iodonium salt (Iod). Also, charge transfer complexes (CTCs) formed between amines (PEI) and Iod can lead to free radical polymerization with or without irradiation in both stages. The second part describes two oligomeric photoinitiators prepared by integrating benzophenone (BP) alone or BP and phosphonate functionalities onto the oligo(amido amine) backbone. These PIs can generate radicals by CTC formation and by Type II photoinitiation at the same time under visible irradiation. The third part reports synthesis of a both polymeric and polymerizable PI, the first poly(beta-amino ester)-based PI, by the aza-Michael reaction of poly(ethylene glycol) diacrylate and 2-(2-aminoethoxy)-9H-thioxanthen-9-one. In the last part of this thesis, a cyclopolymerizable photoinitiator containing two Irgacure 2959 groups was synthesized by esterification reaction between 2,2'-(oxybis(methylene))diacrylic acid and Irgacure 2959. Its cyclic copolymer with di(tert-butyl) 2,2′-[oxybis(methylene)]bis(2-propenoate) was prepared by thermal polymerization.

PhotochemistryPolymerizationFree radicals
Türkan Gençoğlu
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tüm vücut radyoterapisinin farklı yaş gruplarındaki ratlarda beyin dokusu lipid peroksidayonu ve antioksidan sistem parametreleri üzerine etkileri

Radyoterapide kullanılan iyonize ısınlar organizmada doza ve ısınlama süresine baglı olarak serbest radikallerin olusmasına ve oksidatif strese neden olurlar. Reaktif oksijen türlerinin olusturdugu oksidatif stres, kardiyovasküler hastalıklar, nörodejeneratif bozukluklar, yaslanma ve kanser gibi birçok hastalıgın etiyolojisinde etkili oldugu düsünülmektedir. Bu çalısmada, kanser tedavisinde yaygın olarak kullanılan radyoterapinin ratların beyin dokusunda olusturdugu lipid peroksidasyonunun ve antioksidan sistem parametrelerinin düzeylerinin yasa baglı degisiminin ve bu parametrelerin birbirleri ile iliskilerinin arastırılması amaçlandı. Bu çalısmada 35 adet Wistar albino tipi erkek ratlar, 1 haftalık (n=10), 4 haftalık (n=10), 12 haftalık (n=10) ve 1 yas (n=5) olmak üzere dört gruba ayrıldı. Tüm gruptaki ratlara Co-60 cihazı ile 8 Gy tek fraksiyon radyasyon uygulandı. Sakrifiye edilen ratların beyin dokuları fosfat tamponu ile homojenize edildi. Homojenatların yarısı ile MDA ölçümü yapıldı. Diger yarısından elde edilen süpernatant ile protein miktar tayini, SOD, CAT, GSHPx aktivite tayinleri yapıldı. SOD aktivitesinin, 1 haftalık ratlarda anlamlı derecede azaldıgı, diger gruplarda anlamlı olmasa da azalmanın olustugu bulundu (p<0,05). GSHPx ve CAT aktivitesindeki azalma 1 haftalık ve 1 yasındaki ratlarda daha belirgindir. Ergen ve eriskin ratlarda önemli degismeler olmadı (p<0,05). MDA düzeyinde tüm yas gruplarında artma gözlendi. En yüksek MDA düzeyinin yaslı ratlarda oldugu bulundu (p<0,05). Sonuç olarak radyoterapi tekniginde kullanılan iyonize radyasyon antioksidan sistemleri etkilemekte ve doku MDA düzeylerini arttırmaktadır. Bu degisiklikler 1 haftalık ve 1 yasındaki ratlarda daha fazladır. Bu durumun yeni dogan ratlarda henüz birçok sistemin tam olarak yerlesmis olmayısından ve yaslı ratlarda ise yaslanmaya baglı olarak ortaya çıkan fizyolojik kapasitedeki kayıplardan kaynaklandıgını söyleyebiliriz. Anahtar kelimeler: Radyoterapi, Serbest radikal, Yaslanma, Antioksidan sistemler, Lipid peroksidasyonu.

Lipid peroksidasyonuSerbest radikallerYaşlanma
Ayşe Burçin Uyumlu
İnönü University · Institute of Health Sciences
2007
30
DoctorateOpen AccessTR

Düzenli spor yapan öğrenci gruplarında egzersizin total antioksidan kapasite ve serum lipit profili üzerine etkisi

Sağlıklı yaşam için düzenli egzersizin önemi her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır. Egzersizin, kardiyovasküler zindelik, sağlıklı vücut ağırlığı ve kas kitlesinin devamlılığı, karın bölgesi yağlanmasının azaltılması, insülin duyarlılığının düzeltilmesi, kan lipit profilinin dengelenmesi gibi sağlık üzerinde olumlu birçok faydası gözlemlenmiştir.Egzersiz sırasında, ortaya çıkan ROS'un vücutta yol açtığı kısa süreli oksidatif stresin kalıcı bir hasara neden olmadığına hatta vücut antioksidan savunma sistemini kuvvetlendirdiğine inanılmaktadır. Bu düşünce düzenli egzersiz yapan bireylerin kanlarında antioksidan enzimlerin arttığının gözlemlenmesi ile de desteklenmektedir. Oksidatif stresde ki patolojik artışın kanser, kardiyovasküler hastalıklar, diabetes mellitus gibi pek çok hastalığa sebep olduğu da bilinmektedir.Çalışmamızın amacı, egzersizin insan sağlığı, oksidatif stres ve antioksidan kapasite üzerine etkilerini araştırmaktır. Bu amaçla; düzenli spor yapan beden eğitimi öğrencileri ile benzer özelliklere sahip fakat spor yapmayan ve sedanter bir yaşam tarzına sahip olan tıp fakültesi öğrencilerinin kan parametrelerini karşılaştırmayı planladık.Kız öğrenciler ve erkek öğrenciler fiziksel aktivite oranlarına göre gruplandırıldılar. Kız öğrenciler kendi aralarında; erkek öğrenciler de kendi aralarında değerlendirmeye tabi tutuldu. Öğrencilerin açlık kan örnekleri alınarak elde edilen serum örnekleri aliquatlarına ayrıldı ve analiz gününe kadar -20?C ta muhafaza edildi.Serum örneklerine rutin biyokimyasal analizlere ilaveten, oksidatif stres belirteci olarak TBARS testi; non-protein antioksidan kapasite ölçümü için FRAP; bireysel antioksidan etkileri yönünden A, C, E vitaminleri; serum lipit profili değerlendirilmesi için total lipit, Total-K, HDL-K, LDL-K, trigliserit testleri; anemi göstergesi olarak serum demir, demir bağlama kapasite testleri; serum proteinleri profili için Albümin, ferritin, transferrin, seruloplazmin, testleri yapılmıştır.Tıp fakültesi öğrencileri lipit profili kolesterol, HDL-K, LDL-K ve total lipit testleri grup ortalamaları; Beden eğitimi öğrencilerine kıyasla istatiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Ancak LDL-K / HDL-K oranları yönünden beden eğitimi öğrencileri lehine düşüş bulunmuştur. Bu durum egzersizin lipit profili üzerine iyileştirici etkisi olarak yorumlanmıştır.Serum proteinleri ve proteinlerden etkilenen Ca, demir, TBARS analiz sonuçları tıp fakültesi öğrencilerinde beden eğitimi öğrencilerine kıyasla hem erkeklerde hem de kızlarda istatiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Bu yüksekliğin önemli oranda serum proteinlerine bağlı olarak gerçekleştiği görülmüştür. Bu nedenle egzersizin kan Ca düzeyine olumsuz etkisi olmadığı, demir düzeylerine ise kısmen etkili olduğu yorumu yapılmıştır. TBARS yönünden egzersize bağlı olarak hafif bir oksidatif stres arştı her zaman mümkün olacağı düşüncesiyle gruplar arası fark normal kabul edilmiştir.Sonuç olarak düzenli aerobik egzersizin serum lipit profili üzerine iyileştirici etkide bulunarak kardiyovasküler hastalık riskini azalttığı söylenebilir. Ayrıca serum demir düzeylerindeki azalmanın egzersizden kaynaklanan aşırı ROS üretimini dengelediği ancak demir düzeylerinin aşırı azalması durumunda kontrollü olarak demir takviyesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Antioksidan vitaminlerAntioksidanlarEgzersiz+7
Şule Gürsoy
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2008
10
DoctorateOpen AccessTR

Bazı doğal fenolik bileşiklerin deneysel diyabet ve diyabetik düz kas komplikasyonları üzerine etkileri

Tez kapsamında streptozotosin (STZ) ile diyabet oluşturulmuş 6 haftalık sıçanlardan izole edilen aorta, Vas deferens, mide fundusu ve ileumlarında gelişen diyabetik komplikasyonlar ve bu komplikasyonların gelişimi üzerine 3 hafta süresince antioksidan aktiviteye sahip olan ve etki gücü hidroksil sayısına göre artan sırasıyla, p-OH benzoik asit, protokateşik asit ve gallik asit uygulanmasının etkileri izole organ deneyleri ile incelenmiştir. 6 haftalık STZ-diyabetik sıçanlarda hiperglisemi gelişmiş, tüketilen su ve idrar atılım hacimleri, tüketilen yem ve dışkı atılım miktarları artmış, vücut ağırlıkları azalmıştır. Protokateşik asit tüketilen yem ve dışkı atılımındaki diabete bağlı artışı anlamlı olarak önlemiştir. İzole aortanın fenilefrine karşı, Vas deferensin fenilefrin ve asetilkoline karşı, ileumun asetilkoline karşı alınan kasılma cevaplarında artış, fundusun serotonine karşı verdiği cevaplarda ise düşüş gözlenmiştir. İn vivo p-OH benzoik asit, protokateşik asit ve gallik asit uygulanmasının düz kaslarda oluşan bu değişiklikleri önlediği, değiştirmediği veya ilerlettiği, kimi zaman ise diyabet ile bozulmayan düz kas aktivitesinde sağlıklı hayvanlara göre değişikliklere neden oldukları belirlenmiştir. Bu veriler doğrultusunda p-OH benzoik asit, protokateşik asit ve gallik asitin göstermiş oldukları olumlu veya olumsuz etkileri antioksidan güçlerinden ve diyabetik komplikasyonlardan bağımsız bir şekilde gösterdikleri, oluşturulan deney koşullarında prooksidan aktivite göstermiş olabileceği düşünülmüştür.

Benzoik asitDiabetes mellitusFenoller+6
Nurcan Bektaş
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Adriyamisin kullanılarak sıçan beyninde ortaya çıkarılan nöral oksidatif hasara melatoninin etkisi

Adriyamisin (ADR) başta katı tümörler olmak üzere kanser kemoterapisi alanında çok kullanılan kinoid antrasiklin antitumor ilaçlan grubuna dahildir. Bununla beraber klinik kullanımı potansiyel hücre toksisitesi nedeniyle sınırlanmıştır. Bugüne kadar yapılan in vivo ve in vitro çalışmalarda ADR'nin sıçan merkezi sinir sistemi lipid peroksidasyonunun uyarılmasına yol açtığı gözlenmiştir. ADR nöral hücrelere ulaştığında sıçanlarda duyumsal nöropatiye neden olmaktadır. Serbest radikal saldırısından nöronlar özellikle etkilenir ve nöronların dejenerasyonu sözkonusu olur. Antioksidan enzimler ADR' in uygulanışı sırasında azalır, dolayısıyla hücrelerde oksidatif hasar ortaya çıkar.in vitro oksidatif hasar süpürücüler verilirse beyin hücrelerinde lipid peroksidasyonundan kaynaklanan hasarın azaldığı görülür. Melatoninin yaşlanma karşıtı etkisi, immün düzenleyici, onkostatik ve nöroendokrin etkileri gibi pek çok fizyolojik fonksiyonları vardır. Melatoninin beyinin elektriksel aktivitesini düzenlediği de bilinmektedir. Bunun yanısıra melatoninin en toksik radikal olan (' OH) hidroksi radikaline karşı antioksidan etkisi olan lipofilik bir ajandır. Son 10 yılda NO, fizyoloji ve nörobiyolojideki ilginç rollerinin ortaya çıkması ile yeniden gündeme gelmiştir. Nitrik oksit sentazın (NOS) L-arjinin ile reaksiyonu sonucu NO meydana gelir. NO guanilat siklazı aktive eder. Bu da vasodilasyon, hücre yapışması ve nörotransmisyona neden olur. NOS' in üç farklı izoformu izole edilmiş, klonlanmış ve tanımlanmıştır. NO' in hücrelere toksik etkisi vardır. Fakat hala hangi nitrojen oksitlerinin reaktif olduğu ve bunlardan hangisinin nitrosatin ürünlerini (NO, NO2, N2O3, NO2", NO3", nitrozaminler, nitrotioller) taşımada, depolamada kullanıldığı bilinmemektedir. Bu nedenle çalışmamızda oksidatif hasar ve sitotoksik etkiyi incelemek üzere nitrosatin ürünlerinin ortaya çıkmasında önemli rolü olan NOS enzimi üzerinde durulmuştur. Çalışmamızın amacı, serbest radikal hasarım indükleyen adriyamisine karşı melatoninin koruyucu etkisini incelemektir. Bu çalışmada 62 adet erkek albüno wistar rat kullanılmış ve 10 deney grubu oluşturulmuştur. Gruplar; Kontrol, Plasebo, Adriyamisin 1. Gün, Adriyamisin 6. Gün (yüksek doz), Adriyamisin ö.Gün (düşük doz), Melatonin 1. Gün, Melatonin 6. Gün, Melatonin + Adriyamisin 1. Gün, Melatonin + Adriyamisin 6. Gün (düşük doz), Melatonin + Adriyamisin 6. Gün (yüksek doz) olarak belirlenmiştir. Oluşturulan bu gruplarda oksidatif stres enzimlerinden olan nNOS enzimi aktivitesi radyometrik olarak tayin edilmiştir. Çalışmamızda ADR ile indüklenen oksidatif hasarın melatonin suplimentasyonu ile azalması halinde ilacın kemoterapik değerinin artırılabileceği görülmüştür.

BeyinDoksorubisinSerbest radikaller+2
İlknur Özdemir
İnönü University · Fen Bilimleri Enstitüsü
1999
00
Master'sOpen AccessEN

Thiazolidine carboxylic acid derivatives as antioxidant molecules; synthesis and evaluation

Oxidative stress that corresponds to a significant increase in free radical concentration in cells can cause considerable damage to crucial biological macromolecules if not prevented by cellular defense mechanisms. The low-molecular-weight thiol glutathione (GSH) constitutes one of the main intracellular antioxidants. It is synthesized via cysteine, an amino acid found only in limited amounts in cells because of its neurotoxicity. Thus, to ensure an efficient GSH synthesis in case of an oxidative stress, cysteine should be provided extracellularly. Yet, given its nucleophilic properties and its rapid conversion into cystine, its corresponding disulfide, cysteine is usually supplemented in a prodrug approach. In this study, the antioxidant properties of o, m or p substituted (2RS,4R)-2-phenyl-thiazolidine-4-carboxylic acid derivatives (1-12), heterocycles that potentially convert into cysteine in physiological conditions, were investigated. (2RS,4R)-2-phenyl-thiazolidine-4-carboxylic acid derivatives were synthesized by condensing L-cysteine with a series of mono or di substituted benzaldehydes. Compounds were characterized by LC-MS, FT-IR , 1H NMR, 13C NMR and elemental analisis. In vitro antioxidant properties were evaluated using the classical 1,1-diphenyl-2-picrylhydrazyl (DPPH) radical scavenging assay and by determining the cupric reducing antioxidant capacity (CUPRAC). Compounds are shown to exhibit relevant antioxidative properties that are not only attributed to cysteine release but also to the direct antioxidant capacity of the thiazolidine cycle itself.

AntioxidantsCarboxylic acidsOxidative stress+3
Reyhan Kahveci Ulugöl
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Yapısında amino grubu bulunduran organik bileşiklerden radikalik metotla amino grubunun çıkarılması reaksiyonlarının incelenmesi

öz Amino grubunun çıkarılması serbest radikalik metot ile aromatik ve alifatik aminlere uygulandı. Bu amaçla 4,4-diaminodifenileter, 4,4-diaminobibenzil ve 2-amino-6- metilheptan başlangıç maddeleri olarak seçildi. Aminler önce DCC ve CS2 ile izotiyosiyanatlarına dönüştürüldü. Daha sonra her bir izotiyosiyanata AIBN ((2,2- Azobis-(iso-bütironitril)) ve Bu3SnH ile 80 °C de radikalik deaminasyon reaksiyonu uygulandı. Elde edilen bazı ürünlerin FT-ER, 'H NMR, 13C NMR ve kütle spektroskopisi analizleri yapıldı. Anahtar kelimeler : Serbest radikal, deaminasyon, izotiyosiyanat, AIBN ve Bu3SnH.

DeaminasyonOrganik bileşiklerReaksiyon+2
Özgür Özay
Çanakkale Onsekiz Mart University · Institute of Graduate Studies in Science
2002
00
Master'sOpen AccessTR

APS ile opere edilen tavşanların kan ve karaciğer dokularındaki serbest oksijen radikalleri ve antioksidan enzim düzeylerinin tayini

Bu çalışma ortalama 1750 - 2500 gr. ağırlığında erkek tavşanlar (Oryctolagus cuniculus) kullanılarak; Argon Plazma Scalpel (APS) tekniğinin koter ve bisturi tekniklerine göre operasyon (0. gün), postoperasyon (3. gün) ve reoperasyon (7. gün) sırasında oluşan serbest radikal düzeylerini karşılaştırmak amacıyla gerçekleştirildi. SOD ve GSH-Px analizleri kinetik metotla, hemoglobin değeri oksihemoglobin metoduyla, protein analizi Lowry metoduyla, MDA düzeyleri ise TBA tekniği ile kan ve doku örneklerinde tayin edildi. Bulgularımızda üçlü kıyaslama (Kruskal - Wallis testi) sonucunda plazma MDA reoperasyon; doku MDA reoperasyon; eritrosit SOD postoperasyon düzeyleri arasında istatistiki açıdan anlamlı fark bulundu (p < 0,05). İkili kıyaslamada (Mann - Whitney U testi) plazma MDA reoperasyon koter-APS grupları arasında; doku MDA reoperasyon kontrol-APS ve koter- APS grupları arasında ve doku SOD reoperasyon koter-APS grupları arasında istatistiki açıdan anlamlı fark bulundu (p < 0,05). Ancak eritrosit ve dokuda yapılan GSH-Px ölçümlerinde üçlü ve ikili kıyaslamalar sonucunda istatistiki açıdan anlamlı fark bulunmadı (p > 0,05). Sonuç olarak, APS ile yapılan operasyonlarda koter ve kontrol grubuna göre membran hasarının bir göstergesi olan lipit peroksidasyonunun son ürünlerinden biri olan MDA düzeyinin daha az olması sebebiyle ve SOD enzim aktivitesi düzeylerini göz önünde bulundurarak APS'nin koter'e göre daha az serbest radikal oluşturduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: APS, GSH-Px, SOD, MDA, Serbest Radikaller

Antioksidan enzimlerGlütatyon peroksidazSerbest radikaller+1
Sevinç Çelik
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2001
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Plevral sıvı transuda-eksuda ayırımında tiyol disülfit dengesinin yeri

Giriş: Plevral sıvı, primer akciğer hastalıkları, primer malign plevral tümör, sistemik bir hastalık veya başka bir organa ait hastalığın komplikasyonu sonucu gelişir, Klinik ve radyolojik olarak yüksek olasılıkla kalp yetmezliği düşünülen ve minimal plevral sıvı saptanan hastalar hariç her hastada daha ileri tetkiklere geçmeden önce ilk aşamada torasentez yapılmalıdır. Plevral sıvının aspire edilmesini takiben eksüda veya transüda olarak tanımlanmalıdır. Oksidatif stres boyutlarının fazla olması veya koruyucu mekanizmaların yetersiz kalması durumunda oksidatif hasar oluşmaktadır. Reaktif oksijen türevlerinin vücutta yaptığı hasarları önlemek üzere görevli savunma sistemlerine antioksidan savunma sistemleri adı verilir. Tiyol; hücrelerde herhangi bir oksidatif stres durumunun oluşumunu önlemede kritik bir role sahip sülfidril (-SH) grubu içeren organik bir bileşiktir. Metod: Çalışmamız Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları kliniğinde yapıldı, 108 hasta çalışmaya dahil edildi. Torasentez ile hastalardan yaklaşık 20-100 cc plevral sıvı örneği alındı. Alınan sıvı örnekleri ve kan örnekleri ile yapılan tetkikler sonucu sıvılar, Light kriterlerine göre eksuda ve transuda olarak sınıflandırıldı. Plevral sıvıda tiyol disülfit dengesi ölçümü Erel & Neselioğlu tarafından tarif edilen otomatik spektrofotometrik yöntemle çalışıldı. Bulgular: Plevral sıvıda tiyol disülfit düzeyleri değerlendirildiğinde eksüdatif sıvıda native tiyol, total tiyol ve disülfit düzeylerinde transuda grubuna göre anlamlı yükseklik izlendi (p< 0.001). Disülfit/native tiyol, disülfit / total tiyol oranı transuda grubunda daha yüksekdi (p=0.03). Native tiyol/ total tiyol oranları ise eksüda grubunda daha yüksek bulundu (p= 0.03). Tartışma: Bu çalışma plevral sıvıda, Erel & Neselioğlu tarafından tarif edilen otomatik spektrofotometrik yöntemle bakılan tiyol disülfid dengesini araştıran ilk çalışmadır. Eksudatif plevral sıvıların aksine Transuda olarak sınıflandırılan plevral sıvılar onkotik ve hidrostatik basınç arasındaki dengenin bozulmasına bağlı olarak oluşur. İnflamasyon söz konusu olmadığından sıvı içeriği protein ve hücrelerden fakirdir. Eksüdatif sıvıda artan protein ve albumin içeriğine bağlı olarak native tiyol, total tiyol düzeyleri çalışmamızda yüksek saptanmıştır. Disülfit düzeylerinin yüksek saptanması ise antioksidan dengenin oksidatif stres yönüne kaydığının göstergesidir. Çünkü disülfit, total tiyol havuzu içindeki ROT'ların artışına bağlı oksitlenmiş nativ tiyol miktarını göstermekdir.

DisülfitlerEksüda ve transüdalarOksidatif stres+4
Osama B.a Abuzaına
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Doku serbest radikal düzeyininin ölçümü için kullanılan 2',7' - diklorofloresin diasetat (DCFH-da) probunun doku içermeyen in vitro bir ortamda kullanılabilirliğinin araştırılması

Serbest radikallerin kararsız, kısa ömürlü ve reaktif yapıları nedeniyle biyolojik ve biyolojik olmayan ortamlarda tespit edilmeleri çok zordur. Floresan probları yüksek duyarlılığı, hücre zarından geçebilmeleri ve veri eldesindeki kolaylıkları nedeniyle reaktif türlerin tespitine yönelik en çok tercih edilen yöntemlerden biridir. Daha önce anabilim dalımızda sıçan kortikal dilimleri kullanılarak yapılan bir çalışmada 2', 7'- diklorofloresin diasetat (DCFH-DA) floresan bileşiği kullanılarak inkübasyon ortamında reaktif oksijen türleri (ROT) düzeyi ölçülürken beklenmedik bir şekilde bu probun doku içermeyen in vitro fizyolojik ortamda da floresan yoğunluğunda önemli artışa neden olduğu gözlemlenmişti. Bu sonuçtan hareketle yaptığımız çalışmada floresan şiddetindeki artışın olası mekanizması ve ortam koşullarına (konsantrasyon, pH, sıcaklık, süre vb.) bağlılığı test edildi. Daha sonra bazı antioksidan bileşiklerin floresan yoğunluğundaki artış üzerine etkisine bakılarak yöntemin in vitro kullanılabilirliği test edildi.Hidrojen peroksit konsantrasyonuna bağlı floresan şiddetindeki artışın yenidengözlenmesi sonrası; ortam pH' sının, oksijenin, sıcaklığın, inkübasyon süresinin ve inkübasyon ortamındaki maddelerin floresan şiddetini nasıl etkilediği test edildi. Ortam pH' sının bazikliğe kayması yanında, inkbasyon süresinin, oksijen varlığının floresans şiddetini arttırdığı gözlenirken, fizyolojik Krebs kompozisyonunda bulunan sodyum bikarbonatın gözlenen etkiden sorumlu olduğu saptandı. Diğer taraftan, inkübasyon ortamına eklenen bazı antioksidan bileşiklerin floresan şiddeti üzerine etkisi araştırılarak, yöntemin doku içermeyen in vitro koşullarda uygulanabilirliği test edildi.Sonuç olarak, çalışmamızdan elde ettiğimiz bulgular a) esas itibari ile intrasellüler ortamdaki reaktif oksijen türlerinin saptanması amacı ile kullanılanDCFH-DA' nın doku içermeyen bir ortamda da kullanılabileceğini, b) ancak bunun inkübasyon koşulları ile yakından etkilendiği, c) dolayısıyla deneysel koşullarının standardize edilmesinin önemli olduğunu işaret etmektedir.

AntioksidanlarDokuFloresan+3
Nedim Numan Çağan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Akut miyokard infarktüsünde iskemi modifiye albumin, oksidatif stres ve antioksidan enzim düzeylerinin araştırılması

İskemi, arterlerin kasılması veya tıkanması sonucu arterin beslediği bölgeye oksijen sağlanamaması durumudur. En yaygın görülen ve hayatı tehdit eden iskemiler kardiyak ve serebral iskemilerdir. Akut miyokardiyal iskemi (AMİ) halen tüm dünyada en sık görülen ölüm sebeplerinden biridir. Akut kardiyak iskemiye bağlı gelişen semptom ve bulguların hepsi akut koroner sendrom (AKS) olarak bilinmektedir. Miyokardiyal iskemide tanıda EKG bulgularıyla beraber, CK-MB, Troponin düzeylerinin belirlendiği biyokimyasal testler kullanılmaktadır. Ancak bu testler bazı vakalarda tanıda yetersiz kalmaktadır. Son yıllarda bu yöntemlere göre daha avantajlı olduğu düşünülen iskemi modifiye albumin (İMA) adlı yeni bir parametre üzerinde çalışılmaktadır. Yapılan araştırmalarda, İMA?nın iskemi doku oluşumundan itibaren artmaya başladığı ve 48 saat içinde normal seviyelere döndüğü bulunmuştur. İMA?nın en önemli oluşum nedeninin iskemik dokuda üretilen serbest radikallerin olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada klinik, EKG ve biyokimyasal parametrelerle AMİ tanısı konulan hasta grubu ile kontrol grubu arasında, miyokardiyal iskemi ile bağlantılı olduğu düşünülen parametrelerin sistematik olarak incelenmesi yapılmıştır. Bu amaçla AMİ hasta grubu ve sağlıklı kontrol gruplarında, İMA seviyeleriyle beraber glutatyon peroksidaz (GPx), süperoksit dismutaz SOD ve katalaz KAT enzimlerinin aktivitesi araştırılmış, ve oksidatif stresin en önemli belirteçleri olan GSH ve MDA seviyeleri her iki grupta karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak, AMİ tanısı konulan hastalarda İMA seviyeleri kontrol grubuna göre yüksek bulunmuştur. Hasta grubunda MDA seviyesinin yükseldiği, GSH seviyesinin ise düştüğü gözlenmiştir. Kardiyovasküler hastalıkların oluşumunda büyük etkisi olduğu düşünülen oksidatif stresin sonucu olarak hasta grubunda (SOD), (GPx) ve (KAT) enzimlerinin aktivitelerinin kontrol grubuna göre azaldığı bulunmuştur. Miyokard infarktüsü ile bağlantılı olan bu parametrelerin sistematik olarak incelenmesi yapılmıştır ve bu parametrelerin hastalığın erken teşhisinde, hastalıktan korunmada ve hastalığın gelişim mekanizmasının anlaşılmasına önemli katkılar yapacağı düşünülmektedir.

AntioksidanlarMiyokardial iskemiSerbest radikaller
Ahmet Hazini
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koklear implant uygulanan pediatrik hastalarda katalaz ve glutatyon peroksidaz enzim gen analizi

İşitme kaybı konjenital anomaliler içinde en sık görülenlerden bir tanesidir. Konjenital işitme kayıplarının %60'ına genetik faktörler neden olmakta ve ileri derecede işitme kayıplarının yarısına yakınının tek bir gen mutasyonuna bağlı olduğu bildirilmektedir. Serbest radikaller dış orbitallerinde paylaşılmamış bir veya daha fazla elektron taşıyan moleküllerdir. Bu özelliklerinden dolayı reaksiyon yetenekleri fazladır. Hücre membranına, lipitlere, proteinlere zarar verebilir ve DNA hasarına yol açabilir. Serbest radikallerin oluşumunu ve bunların meydana getirdiği hasarı önlemek (detoksifikasyon) için vücuttaki savunma sistemlerine antioksidanlar denir. Bu çalışmada koklear implant uygulanan çok ileri dereceli işitme kayıplı pediatrik hastalarda detoksifikasyon enzimlerinden olan katalaz (CAT) genindeki promotor bölgede A/T değişimi ve glutatyon peroksidaz 1 (GPX1) genindeki kodon 200 T/C polimorfizmini araştırmayı hedefledik. Çalışma kapsamında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda Aralık 2011 ile Aralık 2013 arasında ileri derece konjenital sensörinöral işitme kaybı nedeni ile koklear implant takılan 65 tane hasta değerlendirildi. Kontrol grubu olarak yaş ve cinsiyet dağılımı benzerlik gösteren, işitme kaybı olmayan 100 tane sağlıklı gönüllü seçildi. Çalışmada hasta ve kontrol grubu arasında GPX1 geni kodon 200'deki T/C polimorfizmi genotipleri karşılaştırıldı. CC ve CT genotiplerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı (CC / p=0,0978 ve CT / p=0,4825). TT genotipinde ise istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p=0,0421). Hasta ve kontrol grubu CAT promotor bölge A/T, gen polimorfizmi genotipleri açısından karşılaştırıldığında AA, TA ve TT genotiplerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı (AA / p=0,4130 , TA / p=0,1649 ve TT / p=0,0805). Bu bulgulara göre GPX 1 kodon 200'deki TT genotipinin konjenital sensörinal işitme kaybı ile ilişkili olabileceği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Serbest radikaller, Antioksidan, Polimorfizm, Genotip.

AntioksidanlarGenotipGlütatyon peroksidaz+7
Orhan Tunç
Gaziantep University
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Üzüm çekirdeği ekstresi (Vitis vinifera) ve düşük doz lazer tedavisinin (DDLT) kırık iyileşmesi üzerine olan etkilerinin histomorfometrik olarak incelenmesi

Bu çalışmanın amacı üzüm çekirdeği ekstresi (ÜÇE) takviyesi ve düşük doz lazer tedavisi (DDLT)'nin deneysel mandibula kırıklarında kırık iyileşmesi, oksidan ve antioksidan sistem üzerine olan etkilerini araştırmaktır. Çalışmamızda 48 adet yetişkin erkek Wistar Albino rat kullanılmıştır. Tüm deneklerin sağ mandibulalarında molar dişler arasından geçen dikey bir kırık hattı oluşturulmuş ve kırık dört delikli bir mikroplak ve dört mikrovida yardımıyla internal olarak fikse edilmiştir. Denekler her biri 12 hayvan içerecek şekilde rastgele önce 4 ana gruba (Kontrol, ÜÇE, DDLT, ÜÇE+DDLT), sonrasında bu gruplar kendi içerisinde 7. ve 21. günler olmak üzere iki alt gruba ayrılmıştır. Toplamda 8 (n=6) grup oluşturulmuştur. ÜÇE deneklere sakrifiye edilecekleri güne kadar 300 mg/kg/gün olacak şekilde verilmiştir. DDLT uygulaması ise 7. gün gruplarında 7 gün; 21. gün gruplarında ise 14 gün süreyle 48 saat aralıklarla kırık hattı boyunca 2 farklı noktaya 23 J/cm2 dozda uygulanmıştır. Biyokimyasal incelemeler sonucu gruplarda gerek 7. gün gerekse 21. günde sadece TAS değerleri açısından istatistiksel anlamlı bir farklılık olduğu bulunmuştur. Histolojik incelemeler sonucunda mandibular kırık iyileşmesinin ÜÇE+DDLT ve ÜÇE gruplarında Kontrol grubuna göre anlamlı bir şekilde daha iyi olduğu bulunmuştur. Tek başına DDLT grubu ise iyileşme için yeterli etkiyi gösterememiş, ancak ÜÇE+DDLT kombine uygulandığında kemikleşmenin en yüksek seviyede olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: DüĢük doz lazer tedavisi, Kırık iyileĢmesi, Oksidatif stres, Serbest Radikaller, Üzüm çekirdeği ekstresi.

Bitki özütüDiyod lazerLazer tedavisi+4
Bilal Ege
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Deneysel diyabette pulslu elektromanyetik alanın antioksidan etkileri

ÖZET DENEYSEL DİYABETTE PULSLU ELEKTROMANYETİK ALANIN ANTİOKSİDAN ETKİLERİ Hafiza GÖZEN Yükseklisans Tezi Biyofizik Anabilimdalı Tez danışmanı : Doç. Dr. Can Demirel Haziran 2014 Deneysel diyabet modelinde pulslu elektromanyetik alanın (PEMA) koruyucu etkileri oksidatif/ nitrozatif stres parametreleriyle incelenmiştir. Bu amaçla, deney protokolüne uygun olarak, sıçanlar rastgele kontrol (K; n=8), sham (SPEMA; n=8), diyabet (D; n=8), diyabet+PEMA (D+PEMA; n=8) olmak üzere toplam 4 gruba bölünmüştür. PEMA uygulaması diyabet tanısı konduktan sonra başlayıp günlük 60 dakika olmak üzere 4 hafta D+PEMA grubuna uygulanmıştır. Elde edilen kandan ve karaciğer dokusundan antioksidan parametrelerden Total Thiol-SH , Glutatyon (GSH), Süperoksit Dismutaz (SOD), Katalaz (CAT), Total antioksidan düzeyi (TAS), oksidan parametrelerden Nitrik Oksit (NO), Malondialdehid (MDA), Miyeloperoksizdaz (MPO), Total Oksidan Düzeyi (TOS) ölçümleri yapılmıştır. TOS/TAS oranından Oxidative Stress İndex (OSİ)'i elde edilmiştir. K grubuna göre SPEMA ve D gruplarında MPO, MDA, NO ve TOS seviyelerindeki artma ile SOD ve TAS seviyelerindeki azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (P<0.05). D+PEMA grubunda MPO, MDA, SOD, NO ve TAS seviyelerinin K grubu seviyesine yaklaştığı saptandı. D+PEMA grubunda TOS düzeyindeki artma diğer gruplarla anlamlı farklılık yaratmamıştır. GSH seviyesinin kontrol grubuna göre SPEMA, D ve D+PEMA grubunda düştüğü görüldü (P<0.05). Thiol-SH ve CAT seviyeleri incelendiğinde gruplararasında anlamlı farklılık tespit edilmemiştir. SPEMA ve D grupları OSİ oranına göre karşılaştırıldığında, bu gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır. Birbirine benzer oranlar K ve D+PEMA grupları karşılaştırıldığında da elde edilmiştir. PEMA'nın TAS, TOS, OSİ, MDA, NO, MPO, SOD ve GSH parametrelerinde etkin olduğunu ve diyabete bağlı hasarda düzenleyici rolünü oksidatif stresi azaltıp antioksidanların artışını destekleyerek ortaya çıkardığını düşünmekteyiz. Çalışmamızın PEMA'nın, diyabet ve komplikasyonlarına yönelik non-invaziv bir tedavi seçeneği olarak daha kapsamlı araştırmalara katkıda bulunacağını umuyoruz. Anahtar kelimeler: antioksidanlar, diyabet, oksidatif stress, serbest radikaller, PEMA.

AntioksidanlarDiabetes mellitus-deneyselElektromanyetik alanlar+2
Hafiza Gözen
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Preeklampsili gebelerde oksidatif/nitrozatif stresin araştırılması

Bu çalışmamızın amacı okisdatif/nitrozatif stresin ve lipit peroksidasyonunun preeklampsili hastalar üzerine etkisini ve bunların hastalığın şiddetiyle olan ilişkisini incelemektir. 2014- Ekim- 2015 Şubat tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğine başvuran 25-41 gebelik haftalarında, 22 şiddetli preeklamptik (ŞPE), 18 hafif preeklamptik (HPE) ve 28 sağlıklı gebe çalışmaya dahil edilmiştir. Gruplar demografik değişkenler olan yaş, kan basıncı, gestasyonel hafta, fetal doğum ağırlığı, laboratuar parametreleri; sistolik ve diyastolik kan basıncı ve biyokimyasal değerler; serum peroxinitrit (ONOO–), nitrik oksit (NO●), malondialdehit (MDA) seviyeleri, nitrik oksit sentaz (NOS), ksantin oksidaz (XO) ve süperoksit dismutaz (SOD) activiteleri ölçüldü. Serum peroksinitrit, NO●, MDA seviyeleri, NOS, XO ve SOD aktiviteleri önemli ölçüde HPE ve ŞPE'li hastalarda kontrol grubu hastalarına göre daha yüksekti. Non-enzimatik süperoksit radikali temizleme aktivitesi (NSSA), HPE ve ŞPE guruplarındaki hastalarda kontrol grubu hastalarına göre daha düşüktü. Sistolik ve diyastolik kan basıncı HPE ve ŞPE gruplarındaki hastalarda kontrol grubu hastalarına göre daha yüksekti. Tüm gruplarda TSSA aktivitesi birbirine benzerlik gösterdi ve herhangi bir istatistiksel fark gözlenmedi. Malondialdehit seviyesi ŞPE grubunda HPE grubuna göre istatistiksel olarak daha yüksekti. Son olarak XO, NOS aktiviteleri ve NO● seviyeleri ŞPE'li grupta HPE'li gruba oranla daha düşüktü. Sonuçlarımız oksidatif ve nitrozatif stresin preeklampsinin patogenezinde önemli bir faktör olabileceğini önermektedir. Antoksidanların yüksek olduğu bir diyetle beslenmek hastalara faydalı olabilir.

GebelikMalondialdehitNitrik oksit+3
Ayşe Taşcan
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00

Related subjects