Sustainable development
303 theses under this subject heading
Kalkınma planlarının sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği politikaları açısından değerlendirilmesi
Yirmibirinci yüzyılda ülkelerin ekonomik büyümesi, nüfus artışı ve kentleşmesi sonucu enerji talebi de artmıştır. Enerji talebinin büyük ölçüde fosil yakıtlarla karşılanması dünyaya zarar vermekte ve çevre kirliliğine neden olmaktadır. Çevresel sürdürülebilirlik konusu küresel düzeyde iklim değişikliği, ekonomik büyüme ve kalkınma gibi birçok durumu etkilemektedir. Gelecek nesillerin yaşam kalitelerinin devamlılığı için çevresel duyarlılık ülkesel ve küresel boyutta önceliklendirilmektedir. Türkiye'de sürdürülebilir kalkınma ve iklim değişikliği ile ilgili politikalar gerek ulusal gerekse uluslararası yaklaşımların etkisi ile Birleşmiş̧ Milletler hedefleri çerçevesinde şekillenmektedir. Bu çalışma, Türkiye'de sürdürebilir kalkınma konusunun bir devlet politikası olarak kalkınma planlarında nasıl dahil edildiğine ve ne düzeyde çözüm önerileri oluşturulduğuna odaklanmaktadır. Çalışmanın amacı, Türkiye'de 2001 yılı ve sonrasında hazırlanan ve uygulanan beş yıllık kalkınma planlarında; sürdürülebilirlik, çevre ve iklim değişikliğine dair politikalara ne ölçüde yer verildiğinin tespit edilmesidir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi ile Kalkınma Planları incelenmiştir. Analiz bulgularına göre; iklim değişikliği politikalarının uygulanmaya başlandığı 8. Beş Yıllık Kalkınma planından itibaren çevre koruma ve sürdürülebilirlik konuları her planda artarak ele alınmış özellikle halen geçerli olan 12. Plandaki detaylı hedef olarak yer verilmiştir. Dünyanın en büyük problemi olmasının da etkisi ile iklim değişikliği sorunsalına kalkınma planlarında yer verilmesi anlamlı olmakla birlikte Türkiye'de sürdürülebilir kalkınma henüz tam olarak sağlanamamıştır ve çevresel sorunlar devam etmektedir. Kalkınma Planlarında yer alan politikaların kararlı ve etkin biçimde uygulanması ile sürdürülebilir kalkınma ve iklim değişikliği odaklı hedeflenen sonuçlara ulaşabilmenin mümkün olacağı çalışma önerisi olarak sunulmaktadır. Aksi takdirde her planda çevresel sürdürülebilirlik ve iklim değişikliğine ilişkin hedefler sadece hedef olarak kalmaya devam edecek, gerçeklerle örtüşmeyecektir. Anahtar Kelimeler: Kalkınma, Kalkınma Planları, Sürdürülebilirlik, İklim Değişikliği, Çevre, Türkiye
Yeşil ekonomi çerçevesinde karbon sınırlandırıcı düzenlemeler ve çevresel ekonomik araçlar
Bu tez çalışması, küresel çevre sorunları ve iklim krizi bağlamında giderek önem kazanan yeşil ekonomi yaklaşımının teorik çerçevesini incelemekte, çevresel ekonomik araçları ve karbon sınırlandırıcı düzenlemeleri analiz etmektedir. Çalışmanın temel amacı, düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecinde kullanılan politika araçlarının etkinliğini incelemek ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmada bu araçların potansiyel katkılarını ortaya koymaktır. Tez, beş ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, yeşil ekonomi ve sürdürülebilir kalkınma kavramları tarihsel gelişimleri ve temel ilkeleri çerçevesinde ele alınmış, bu kavramların birbiriyle ilişkisi çeşitli kurumsal yaklaşımlar doğrultusunda incelenmiştir. İkinci bölümde, karbon emisyonlarının ekonomik, çevresel ve sosyal etkilerine odaklanılarak, emisyon azaltımının önemi ve aciliyeti vurgulanmıştır. Bu bölümde, karbon döngüsü ve karbon emisyonlarının makroekonomik ve mikroekonomik yansımaları kapsamlı bir şekilde analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde, çevresel ekonomik araçlar detaylı bir şekilde ele alınmış, çevresel vergiler, yenilenebilir enerji kaynakları, teşvikler, sübvansiyonlar ve enerji verimliliği politikaları gibi ekonomik enstrümanların tasarımı ve uygulanması incelenmiştir. Dördüncü bölümde, karbon sınırlandırıcı düzenlemeler kapsamında emisyonların sınıflandırılması, karbon vergisi, karbon yakalama ve depolama teknolojileri, sınırda karbon düzenlemeleri, emisyon hedefleri ve karbon piyasaları ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Bu bölümde ayrıca, net sıfır, iklim nötr ve karbon nötr gibi kavramların farklılıkları ve uygulama alanları da açıklanmıştır. Tezin sonuç bölümünde, çevresel ekonomik araçların ve karbon sınırlandırıcı düzenlemelerin etkinliği değerlendirilmiş, politika tasarımındaki başarı faktörleri ve küresel iş birliğinin önemi vurgulanmıştır. Araştırma bulguları, çevresel ekonomik araçların başarısının politika tasarımının kalitesine, piyasa koşullarına ve kurumsal kapasiteye bağlı olduğunu göstermektedir. Ayrıca, karbon sınırlandırıcı düzenlemelerin emisyon azaltımında etkili olabilmesi için uluslararası koordinasyon, şeffaf uygulama mekanizmaları ve adil geçiş politikalarının geliştirilmesinin önemi ortaya konulmuştur. Bu çalışma, yeşil ekonomiye geçiş sürecinin yönetilmesinde ekonomik, çevresel ve sosyal boyutların dengeli bir şekilde gözetilmesinin, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmada kritik önem taşıdığını göstermektedir. Çalışmanın, politika yapıcılar, akademisyenler ve çevre ekonomisi alanındaki araştırmacılar için önemli bir kaynak olması hedeflenmektedir.
Türkiye de sürdürülebilir kalkınma ve yenilenebilir enerji kaynakları
İnsanoğlunun en eski çağlardan beri en önemli ihtiyaç kaynağı enerji olmuştur. Günümüzde insanların artan enerji kaynaklarını güvenli ve temiz bir şekilde karşılamak için yenilenebilir enerji kavramı meydana gelmiştir. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte yenilenebilir enerji kaynakları ile ihtiyaç duyulan enerjiyi karşılamak mümkündür. Kalkınma için enerji önemli bir kavramdır. Enerji, üretimin vazgeçilmez bir girdisidir. Enerji kaynakları olmadan neredeyse üretim yapmak mümkün değildir. Sürdürülebilir enerji gelişimi, ekonomik, çevresel ve sosyal yönlerle yakından ilgilidir. Uluslararası sürdürülebilir kalkınma gündeminin temel alanlarından biri enerjidir. Bu çalışmada sürdürülebilir kalkınma bağlamında yenilenebilir enerji kaynaklarının Türkiye'de gelişimi ve uygulanabilirliği, tüketilen enerji kaynakları içerisinde yenilenebilir enerji kaynaklarının payı ve enerjinin sürdürülebilirliği için hükümetin uyguladığı politikalar, uygulanan politikaların yetersizliği incelenmiş ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Yenilenebilir enerji, enerji politikaları, enerji kaynakları
Bir sürdürülebilir kalkınma modeli olarak endüstriyel simbiyoz ve KOBİ'lerde endüstriyel simbiyoz uygulamaları üzerine öneriler
Yüzyıllar boyunca doğal kaynakların sınırsız olduğunu varsayan insanoğlu; sadece daha fazla üretimi düşünerek, yaşadığı yerküreyi ve diğer canlıları göz ardı etmiş; ekonomik kalkınmanın ve büyümenin doğal kaynakları ve çevreyi tahrip etmeye başladığını sanayi devriminden çok sonra anlayabilmiştir. Çevrenin ve doğal kaynakların tahribinin günlük yaşayışı etkilemesiyle insanoğlu yeni üretim modelleri arayışına girmiştir. Bu arayış sonucu ortaya çıkan bir yaklaşım olan sürdürülebilir kalkınma, gelecek kuşakların ihtiyaçlarına cevap verme yeteneğini tehlikeye atmadan, şimdiki ihtiyaçların temin edilmesini hedef almaktadır. Bu yaklaşımın bir aracı olarak endüstriyel simbiyoz, çevresel odaklı yeni bir üretim modeli olarak uygulanmaya başlanmış ve kısa bir sürede kabul görerek bazı ülkelerde ulusal bir program haline bile gelmiştir. Uygulandığı ülkelerde çevresel odaklı olmasının yanında kaynakların etkin kullanımına da işaret eden endüstriyel simbiyoz uygulamalarının, işletmelerde üretim maliyetlerini düşürücü ve rekabet gücünü arttırıcı bir etki gösterdiği gözlemlenmiştir. Bu tezin amacı Türkiye'de henüz yeni bir kavram olan endüstriyel simbiyoz konusunu dünyadan başarılı örneklerle incelemek ve endüstriyel simbiyozun KOBİ'lerde uygulama yöntemleri üzerine öneriler sunmaktır. Bu amaçla, öncelikle sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı kavramsal düzeyde tarihsel gelişimiyle incelenmiş; dünyada, AB ülkelerinde ve Türkiye'de sürdürülebilir kalkınma konusunda yapılan çalışmalara değinilmiştir. Yapılan literatür taraması ile sürdürülebilir kalkınmanın bir aracı olarak endüstriyel simbiyoz uygulamaları hakkında teorik bilgiler verilmiş ve endüstriyel simbiyoz uygulamalarına ilişkin başarılı örnekler mercek altına alınmıştır. Bu başarılı uygulama örnekleri sektörel ve yönetsel düzeyde analiz edilerek KOBİ'lerdeki potansiyel uygulamalara ilişkin öneriler verilmiştir.
Sürdürülebilir kalkınmanın başarısızlığı, sürdürülebilir kalkınmaya eleştiriler ve hâkim çevre anlayışına alternatif yaklaşımlar
Sanayi devrimine kadar doğa ile uyum içerisinde yaşanırken, sanayi devriminden sonra oluşan endüstriyel üretim ve tüketim toplumuyla, insanoğlunun doğaya daha çok hakim olmaya başladığı ve doğaya verilen zararların arttığı gözlemlenmiştir. Ekolojik sorunların göz ardı edilemeyecek seviyeye gelmesi ile birlikte sorunlara çözüm önerileri de farklı bakış açıları ile çeşitlilik kazanmıştır. Bu çözümlerden biri olarak sürdürülebilir kalkınma hakim ekonomik paradigmanın ürünü olarak sunulmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma; hem ekonomik gelişmenin devam edebileceğini hem de ekolojik sistemin korunabileceğini; çevre ile kalkınma çelişkisinin ortadan kalkacağını öne sürmektedir. Bu bağlamda çalışmanın üç amacı vardır. Bunlardan ilki sürdürülebilir kalkınmanın ekonomik gelişmenin yanında ortaya çıkan ekolojik sorunları giderip gidermediğini araştırmaktır. İkinci aşamada uluslararası kurumlar tarafından ortaya konulan sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin hangilerinin başarılı ve başarısız olduğunu açıklamak, varsa bulunan başarısızlığın nedenlerini araştırarak sürdürülebilir kalkınma konusuna yönelik eleştirileri değerlendirmektir. Son bölümde ise, mevcut ekolojik sorunların önlenmesinde alternatif çözümlerin neler olduğuna yer vermektir. Çalışma yerli ve yabancı yazarlara ait kitaplar, makaleler ile ulusal ve uluslararası kuruluşlarının yayınlamış olduğu veriler ve raporlardan yararlanarak sürdürülebilir kalkınmaya yönelik eleştirel bakış açısının yetersizliğini giderecek ve alternatif ekolojik yaklaşımların geliştirilmesi açısından literatüre katkıda bulunacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Sürdürülebilir kalkınma, İklim değişikliği, Yoksulluk
Yenilenebilir enerji kaynaklarının potansiyelinin değerlendirilmesi: Türkiye örneği
Dünya ülkeleri ortaya çıkan bu sorunları gidermek ve gelişmenin devamı için sürdürülebilir kalkınmayı benimsemişledir.Dolayısıyla bu anlayış içerisinde yenilenebilir enerji kaynakları gelişmeye başlamıştır. Yenilenebilir enerji kaynakları çevreye ve toplum sağlığına olumsuz bir durumunun olmaması, ekonomik bir hammadde desteği sunması ve kullanımdan sonra eksilmemesi özelliği ile dikkat çekmektedir.Bu çalışmada sürdürülebilir kalkınmada önemli yer alan yenilebilir enerji kaynaklarının önemi anlatılmıştır. Fosil kaynaklı yakıtlar ile oluşan ekonomi, çevre ve dışa bağımlılık gibi olumsuz etmenlerin yenilenebilir enerji kaynakları ile çözümlenebileceği gösterilmiştir
Sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde işletmelerde çevreye duyarlı yeşil yönetim anlayışı ve yeşil ekonomiye geçiş süreci
Önceden de hissedilen ama özellikle son yıllarda daha da fazla artış gösteren çevre sorunları hem bireyleri hem de işletmeleri doğaya karşı önlemler alma zorunluluğuna itmiştir. Sahip olunan doğal kaynakların bilinçsiz ve özensiz bir şekilde tüketilmesi sonucunda kimyasalların meydana gelmesi, üretim sürecinde oluşan atık madde miktarının da artış göstermesiyle birlikte çevre zarar görmeye başlamıştır. Ortaya çıkan bu sorunlar istenmeyen sonuçlar doğurmakta ve rahatsızlık verici görüntülere sebep olmaktadır. Bunun önüne geçilebilmesi ise kişilerin çevreye karşı sorumluluk sahibi olarak duyarlı davranmalarıyla mümkündür. Bunun yanı sıra aslında en büyük görev üretimlerimizi gerçekleştiren işletmelere ve onların çalışanlarına düşmektedir. Bugüne kadar çevrenin korunması ve kirliliğin azaltılması konusunda işletmelerin yaptıkları çalışmaların maliyetleri arttıracağına inanılmaktaydı. Ancak günümüzde yeşil yönetim anlayışıyla hareket eden birçok işletmenin çevreye yönelik olarak yaptığı yatırımların karşılığını aldığı görülmektedir. İşletmelerin bu konuda daha duyarlı davranması onlardan hizmet gören müşterilerinin de aynı şekilde tükettikleri ürünlere ve çevreye karşı bilinçlenmesi demektir. İşletmelerde uygulanan yeşil kavramı çerçevesinde ortaya çıkan sürdürülebilirlik anlayışı sayesinde bu durum daha da istenilen bir hal almaya başlamıştır. Çünkü sürdürülebilir bir anlayışla yol alan işletmelerin aynı zamanda iyi bir ekonomiye sahip olma yolunda ilerlemeleri görülen bir gerçektir. Bu çalışma kapsamında sürdürülebilir kalkınma bağlamında işletmelerde çevreye duyarlı yeşil yönetim anlayışı ve yeşil ekonomiye geçiş süreçleri incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çevresel Sorumluluk, Sürdürülebilirlik, Yeşil Yönetim Anlayışı, Yeşil Ekonomi, Çevreci İşletmeler
Sürdürülebilir kalkınma için suyun ekonomik önemi ve sektörel paylaşımı
Dünya ekonomisini sosyal kapsayıcılık ve çevresel duyarlılıkla birleştirerek normatif bir bakış açısı sunmayı amaçlayan sürdürülebilir kalkınmada, suyun ekonomik değeri ve sektörel paylaşımı tez konusunu oluşturmuştur. Bu anlamda, ulusal ve uluslararası kuruluşlar, sivil toplum örgütleri, internet siteleri ve konu ile ilgili çeşitli kitap, makale, bildiri ve rapor gibi belgelerden toplanan bilimsel veriler analiz edilerek makro düzeyde suyun sürdürülebilir kalkınmada ekonomik önemi ve sektörel paylaşımı ortaya konmuştur. Çalışmada, sürdürülebilir kalkınma çağı, dünya su varlığı ve su ayak izi, su hakkı, suyun ticarileştirilmesi, Avrupa Birliği su politikaları, sınıraşan sular ve sürdürülebilir kalkınmada suyun paylaşımı adlarıyla yedi ana başlık altında, değişen su paradigması dâhilinde analizler gerçekleştirilmiştir. Tüm canlılar için ikame edilemeyen bir kaynak olan, insanlığın ortak hakkı olarak kabul edilen ve gelecek kuşaklar için korunması gereken suyun, ülkelerin kalkınmasında ki yeri ve önemi vurgulanmıştır. Artan dünya nüfusu ve gelişen sanayi sektörü nedeniyle bugün alınıp satılan bir ticari meta olarak, yatırım ve kazanç unsuru olan su, artık kendi ekonomisini oluşturmuştur. Tüm canlıların ve ekonomik sektörlerin müştereği olarak görülen suyun, doğal çevrim dâhilinde insanlar tarafından gerek miktar gerekse kalite olarak en verimli şekilde ekonomik, sosyal ve çevresel yararlar içinde, bugünün gereksinmelerini karşılarken gelecek kuşaklarında kendi gereksinmelerini karşılama olanaklarını elinden almadan, sürdürülebilir bir kalkınma içinde kullanılması önerilmiştir.
Trakya Bölgesi'nde faaliyet gösteren ve BİST sürdürülebilirlik endeksinde yer alan şirketlerin incelenmesi
Bu çalışmada, sürdürülebilirlik, döngüsel ekonomi ve simit ekonominin gelişimine yer verilmiştir. Bu bağlamda, BIST Sürdürülebilik Endeksi'nde yer alan ve Trakya Bölgesi'nde faaliyet gösteren şirketlerin sürdürülebilirlik raporları incelenmiştir. Raporlarda yer alan sosyal ve çevresel performans göstergesi bulgularına iki ayrı başlık altında yer verilmiştir. Sosyal performans göstergelerinde, kadın ve erkek çalışan sayısı, iş sağlığı ve güvenliği eğitimi ve diğer eğitimler yer alırken, çevresel performans göstergelerinde, sera gazı salımı, enerji tüketimi ve su tüketimi bulguları yer almaktadır. Araştırma hedefi, sosyal ve çevresel performans göstergelerinin sürdürülebilirlik ve döngüsel ekonomi prensipleriyle nasıl ilişkilendirilebileceğini anlamaktır.
Sosyal inovasyon ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri üzerine bibliyometrik bir analiz
Teknolojik yenilikler ve gelişmeler, toplumsal yapıyı ve sosyal yaşamı doğrudan etkilemekte, bu süreç sosyal inovasyon kavramının ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Sosyal inovasyon, sosyal ve çevresel sorunlara yönelik yenilikçi ve etkili çözümler geliştirme ve uygulama sürecidir. Son yıllarda, sosyal inovasyona yönelik akademik ve politik ilgi artmış olmakla birlikte bu inovasyonların hangi Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri'ni (SKH) ele aldığı ve kimler tarafından geliştirildiği konusunda sınırlı bilgi mevcuttur. Bu çalışma, sosyal inovasyon alanına sistematik bir yaklaşım sunarak, alandaki mevcut durumu ve eğilimleri ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmada, sosyal inovasyon kavramına yönelik tanımları ve eğilimleri incelemek amacıyla sistematik bir literatür taraması gerçekleştirilmiştir. Web of Science veritabanında "social innovation in the sustainable development goals" anahtar kelimeleri kullanılarak 2015-2024 yılları arasını kapsayan, 17 tane sürdürülebilir kalkınma amaçlarını dahil ederek ve SSCI, SCI-EXPANDED, A&HCI, ESCI, CPCI-SSH, CPCI-S, BKCI-SSH ve BKCI-S indekslerinde taranan çalışmalar, bibliyometrik analiz yöntemi kullanılarak incelenmiştir ve 3.961 yayına ulaşılmıştır. Yayınlar VOSviewer yazılımı ile haritalandırılarak görselleştirilmiş ve anahtar kelime analizi gerçekleştirilmiştir. Analiz sonucunda, en sık kullanılan anahtar kelimelerin "sürdürülebilir kalkınma hedefleri" ve "sosyal inovasyon" olduğu belirlenmiştir. En fazla yayın yapan ve ortak yazarlığa sahip araştırmacının Lucie Cluver ve Ali H. Mokdad olduğu tespit edilmiştir. Ülkelere göre yayın dağılımında Çin Halk Cumhuriyeti 981 yayın ile ilk sırada yer alırken onu İngiltere (786) ve ABD (470) takip etmektedir; Türkiye ise 53 yayın ile daha alt sıralarda yer almaktadır. Çalışma, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde sosyal inovasyon odaklarının farklılaştığını ortaya koymaktadır. Bulgular, araştırmaların özellikle Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı (SDG 9), İklim Eylemi (SDG 13) ve Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar (SDG 11) hedeflerinde yoğunlaşması, bu alanların hem küresel politika gündemleri hem de fonlama mekanizmaları tarafından önceliklendirildiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, sosyal inovasyon süreçlerinde beş temel aktör tespit edilmiştir: sosyal girişimciler, sivil toplum kuruluşları ve kâr amacı gütmeyen organizasyonlar, kamu kurumları, özel sektör firmaları ve sosyal girişimler. Elde edilen sonuçlar, sosyal inovasyonun hala gelişiminin erken aşamalarında olduğunu ve gelecekte nasıl bir yön izleyeceğinin belirsizliğini koruduğunu göstermektedir. Çalışma, sosyal inovasyonun sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkısını anlamak ve bu alandaki eksiklikleri gidermek adına önemli bir referans sunmaktadır.
Erbil bölgesinde sürdürülebilir endüstrinin istihdam yaratma üzerine etkisi
The sustainable industry is a response to a set of crises. It aims at achieving sustainable economic development through environmentally friendly projects and using new technologies in the field of renewable and clean energies. It calls for greening existing industries, creating new sustainable industries and changing unsustainable patterns of consumption besides reducing the intensity of energy use, resource consumption, and production through waste recycling. In this context, countries pursue to envision the launching of an economy based on the transition strategy to taking into account five principal axes: energy sources whose stocks threatened with depletion. The economic crisis and the use of investments as a means of sustainable industrial development, greenhouse gas mitigation policies and job creation, and the strong conviction that a new model of sustainable development based on change consumer behavior and marketing models at present and in the future.
Disiplinlerüstü çevre eğitim programının ortaokul öğrencilerinin çevre bilincine etkisi
Çevre sorunları her geçen gün artmakta ve etkileri hayatımızı doğrudan etkilemektedir. Bu sorunların ortadan kalkması için tek çözüm bilinçli bir toplumdur. Bilinçli bir toplum ise küçük yaştan itibaren başlayan, tüm disiplinleri içeren, gerçek yaşam sorunlarını ele alan çözüm odaklı bir eğitimle mümkündür. Bu araştırmada; sürdürülebilir bir dünya için disiplinlerüstü yaklaşımla hazırlanan bir çevre eğitim programının, öğrencilerin çevre bilincine etkisi incelenmek istenmiştir. Program, 2021–2022 eğitim-öğretim yılında uygun örnekleme yöntemiyle seçilen bir kamu ortaokulundaki 5, 6 ve 7. sınıf öğrencilerine farklı branşlardan öğretmenler tarafından uygulanmıştır. Programda çevre sorunları yedi temaya ayrılmış ve temalara uygun toplamda 63 etkinliğin uygulama süresi 9 ay sürmüştür. Araştırmaya katılan öğrenci sayısı 385, öğretmen sayısı ise 30'dur. Çalışmanın nicel boyutunda öğrencilere çevre bilinci anketi ön test ve son test olarak uygulanmıştır. Ayrıca öğrencilerden araştırmacı tarafından geliştirilen etkinlik değerlendirme formu ile etkinlikleri değerlendirmeleri istenmiştir. Nitel boyutta ise çevre eğitimi programına tabi tutulan öğrencilerin ve öğretmenlerinin görüşleri alınmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme tekniğinin kullanıldığı nitel kısımda, her sınıf düzeyinden onar öğrenci olmak üzere toplam 30 öğrenci (15 kız ve 15 erkek) ve 10 öğretmenle görüşülmüştür. İçerik analizi yoluyla elde edilen bulgulara göre, programın hem öğrencilerin hem de öğretmenlerin çevre bilgisi, tutum ve davranışları üzerinde olumlu etkileri olmuştur. Nicel bulgular da bu bulguyu desteklemiştir. Öğrencilerin çevre bilinci testinin tüm boyutlarından aldıkları puanlar son test lehine anlamlı farklılık göstermiştir. Sonuçlar doğrultusunda, çevre eğitimin tek bir dersle ilişkilendirildiği çalışmalar yerine tüm branşları içeren uzun soluklu bir program uygulanması önerilmektedir. Bu çalışmanın, bu öneri doğrultusunda uygulayıcı öğretmenlere örnek teşkil ederek alana katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Avrupa Birliği çevre politikaları ekseninde İstanbul
1982 Anayasası ile küçük yerleşim yerleri birleştirilerek Büyükşehirler kuruldu. 1984'te Büyükşehir Belediye Kanunu kabul edildi. Aynı yılın Mart ayın da Büyükşehir Belediyesi Yönetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararname yayımlandı. Türkiye büyük şehirleri olan İstanbul, Ankara, İzmir'de Büyükşehir Belediye Yönetimleri kuruldu. Bu tarihten itibaren planlı kentleşme sürecinin başlayacağını düşünen İstanbullular, çok geçmeden hızlı kentleşmenin çarpıklığıyla karşı, karşıya kaldılar. Aslında İstanbul'un keşmekeş nüfusu yıllar öncesine, 1948 yılında Marshall planıyla ülkemize giren 24 bin kadar traktörün tarım sektöründe başlayan iç ve dış göçlerin başlamasına dayanmaktadır. Bu göçler kırsal alanda topraksız ve maraba konumunda bulunan milyonlarca tarım işçisinin kentlere akışlarına yol açmıştır. Bu göç dalgaları sonucu oluşan kent-kırsal alan karşılaşması, aynı zamanda üniversitelerde ve sivil sektörlerde siyasal ideolojilerin kutuplaşması sürecini de başlatmış oldu. Hızla artan İstanbul nüfusu, barınma ihtiyacını karşılamak, daha sonra artan trafik sorununu düzeltmek için sorunun kaynağına inmek yerinen kısa süreli bir rahatlama sağlamak adına doğaya, doğasına hunharca zarar vermiştir. Yapılan üçüncü köprüye bu görüşün teminatı durumundadır. Lakin bununda geçici bir çözüm olduğu ileride olması muhtemel dördüncü-beşinci köprü çalışmalarıyla anlaşılacaktır. Yapılan her köprü nüfusu azaltmamış aksine, artırdığını yapılan nüfus sayımları ile de görmekteyiz. O halde hala nedir bu doğayı tahrip etme histerisi? Hâlbuki tarihe baktığımızda, Paleolitik Çağ'da anaerkil bir toplum, bu toplumun kutsalının da kadın olduğunu görüyoruz. Kadınların kutsal olmasının nedeni ise Tabiat ana gibi üretiyor olması (doğuruyor), görüldüğü üzere tabiatın üretkenliği kadına aktarılmış ve kadın yaşadığı toplumun Ana Tanrıçasını durumuna yükseltilmiş. Eskiden kutsal sayılan tabiat günümüzde nasıl oluyor da bu kadar kolay tahrip ediliyor. Yoksa anaerkil toplumun ataerkil topluma dönüşümü gibi; doğanın yaşamı var etme durumu da el değiştirip insanoğluna mı geçiyor; yoksa paranın yeşili ağacın yeşiline baskın mı geliyor? Bu sorunun cevabını sanırım yine bize zaman gösterecek doğal felaketler karşısında çaresiz kalan insanoğlu tahrip ettiği doğayı düzeltmek için çok geç kalmış olacak. Kendi otobiyografimizi oluştururken çağdaş, aydın, bilim insanı gibi sıfatlar kullanırken, bizden yıllar önce yaşadığımız, bu topraklara ayak izlerini bırakmış insanlara çağdışı, ilkel unvanlarını kullanıyoruz; hâlbuki onların ilkelliği bilinçlerinde değil şartlarında, bizim ilkelliğimiz ise bilinçlerimizde. Bundan tam 160 yıl önce doğanın diyalektiğini yapmış olan büyük şef Seattle, günümüzde ne kadar yanılmış olabilir ki? Doğa'nın kudretini, şifasını bilebilmek için onunla iç içe geçmek mi gerekir; yoksa ona muhtaç mı kalmalıyız?160 yıl önce böylesi önemli bir mektup kaleme alan "vahşi" adam acaba toprağı anlamak için ona muhtaç mı kaldı yoksa o, toprağın anlamını tek başına mı buldu? (1854 yılında yazılan Şef Seattle'ın mektubu) Anahtar Kelimeler : Büyükşehir, Hızlı Kentleşme, Sürdürülebilir Kalkınma, Çevre
Kurumsal sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir muhasebe
Bu çalışma, sürdürülebilir kalkınma ve kurumsal sürdürülebilirlik konularını tanımlamakta, kurumsal sürdürülebilirliğin sağlanmasında sürdürülebilir muhasebenin rolü hakkında bilgi vermektedir. Bu çalışmada aynı zamanda, uluslararası kuruluşların (Birleşmiş Milletler(BM), Organisation for Economic Co-operation and Development (OECD), vs. ) 1972 Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı'ndan günümüze kadar, sürdürülebilir kalkınma ve kurumsal sürdürülebilirlik alanında yaptıkları uluslararası faaliyetlere de değinilmiştir.
Uluslararası kuruluşları sürdürülebilir kalkınma politikaları: OECD örneği
Sürdürülebilir kalkınma süreci, yoksulluğu ortadan kaldıran büyüme yapısının sosyal ve çevresel iyileştirmelerle uyumlaştırmasını gerektirmektedir. Toplumun, ekonominin değişim ve dönüşümünde birbiri ile ilgili pek çok faktör etkili olmaktadır. Uluslararası sistem değişim ve dönüşüm geçirmektedir. Bu değişim ve dönüşümüm önemli bir parçası olan uluslararası kuruluşlar sürdürülebilir kalkınmanın önemine değinmektedir. Uluslararası kuruluşlar, toplumların refah düzeyini artırmak, çevrenin korunması ve sosyal yapının iyileştirilmesi için çeşitli politikalar üretirler. Uluslararası kuruluşlar, ekonomik, teknik, politik ve kültürel işlevlere sahip, bir yapıdadır. Söz konusu işbirliği aktörlerinden biri olan OECD, geniş bir veri ağına sahip olmanın avantajını kullanarak, yaptığı çalışmalarla günümüzde büyük önem taşıyan sürdürülebilir kalkınma konusuna önemli katkılar sağlamaktadır. Sürdürülebilir kalkınma, bugünün ihtiyaçlarını kaşılarken gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için insan ile doğa arasında denge oluşturması olarak tanımlanmaktadır. İnsan ile doğa arasında dengenin sağlanabilmesi için uluslararası kuruluşların sürdürülebilir kalkınma konusunda küresel çapta politikalar üretmesi gerekmektedir. Çevresel ve ekonomik unsurları birleştiren sürdürülebilir kalkınma kapsamında uluslararası kuruluşların geliştirdiği politikalara değinilecektir. Bu çerçevede OECD'nin sürdürülebilir kalkınma politikalarının analiz edilmesi amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimler: Sürdürülebilir Kalkınma, Çevre, Toplum, Uluslararası Kuruluşlar, OECD.
The impact of renewable energy performance on corporate financial performance
This study investigates the effect of renewable energy performance (REP) on corporate financial performance (CFP) taking into account renewable energy (RE) related Sustainable Development Goals (SDGs), and Environment, Social, Governance (ESG) factors. We conduct the study by using a data sample of 563 companies from 46 countries over the period of 2009-2018. We employ panel data analysis on firm-level and on the country of headquarters. We cover the 7th and 12th SDGs, and environmental ESG variables to assess the impact of REP on CFP. The results suggest that the effectiveness of REP could be measured by three phases: policies adopted, targets established, and actions implemented. The findings indicate that there is a negative impact of REP policies and targets on profitability in developed markets due to the massive costs incurred by the companies. However, the impact is positive and significant in developing countries, particularly in long-term financial performance since they are at the beginning of the implementation process. On firm-level, RE policies negatively affect both financial and non-financial companies, while RE actions have a positive and significant influence on non-financial companies rather than on financial ones. The results also reveal that the 7th SDG has a negative effect on the financial performance of companies on both country of headquarter-level and firm-level, while the 12th SDG has a positive and significant effect on both country of headquarter-level and firm-level financial performance. Finally, the environmental factors of ESG have a negative impact on the financial performance of companies on both country of headquarter-level and firm-level. Keywords: ESG, Financial Performance, Renewable Energy Performance, SDG
A practical multiple factor index model for shopping center investment decisions in Istanbul
Istanbul shopping center market is currently dealing with problems in the social and environmental spheres, in addition to its challenges at the commercial side. This thesis presents a genuine multi-factor evaluation model that can be used by all stakeholders of the market. While doing so, the model has its base on the paradigm of strong sustainability and the principles of sustainable development. First of all, an extensive literature review has been conducted in this respect. Accordingly, the model is built on Commercial, Social and Environmental Pillars and their industry-related sub-factors (nine sub-factors that are corresponding to a total of twenty-six underlying headlines) are determined. Afterwards, an analytical hierarchy process (AHP) survey model has been developed based on these pillars, sub-factors and underlying headlines and it is performed face-to-face on the top decision-makers of twenty-one (out of twenty-five eligible entities that answered back) members of the Council of Shopping Centers Turkey (AYD) which have at least one self-developed Istanbul shopping center in their portfolio. Commercial Pillar has been selected by the decision-makers as the most important component with %58.1; while Social and Environmental pillars stayed behind with 22.8% and 19.1% respectively. Following this result, another primary research setup has been formulated in order to create a more objective ground. This time, a panel comprised of three experts working on the field of sustainability is assembled and individual structured face-to-face interviews which included two open-ended questions are conducted and recorded with each participant. As a result of the constructive insights that have been in line with the literature review, assigning ethical protection to the Social and Environmental Pillars of the model is deemed reasonable. This decision is also reflected in the visualization of the model. The model also offers an open source, practical Project Checklist. This thesis also acts as an overview of the foundations of sustainability, development of shopping centers, Istanbul's urban development and its shopping center market.
A framework for socially sustainable urban transformation: Sulukule case study
Since the large majority of the World's population has begun to live in urban areas, the role of cities in sustainable development has increased. And at the same time, the gradually growing population has brought along many problems in cities especially related with social life in addition to environment and economic issues. Urban transformation as a method tackling physical and social decline, sometimes also had negative consequences in some parts of the society, while contributing to the general health of cities and economic developments in Turkey. This conflict is the underline basis of this research and reveals its necessity. Social sustainability, which is the pillar that is unfortunately ignored or rarely considered to its full extent, promotes wellbeing and quality of life by understanding what people need and combines the physical realm with the social world. It is obvious that social sustainability improves the achievements of urban transformation by highlighting social and cultural values in decision making. In addition, social sustainability aware urban transformation ensures: inclusivity, democracy and participation in governance; equity and accessibility in providing basic services such as housing, infrastructure and amenities; and, diversity and cohesion in social, cultural & economic policies. In the light of these key areas and under the umbrella of urban transformation, some world-wide projects and urban transformation laws in Turkey have assessed. Turkey's most populous and invested city, Istanbul, receives a large number of urban transformation projects. After the Council of Ministers declared Sulukule as an urban transformation area based on the law No. 5366, the life of the local inhabitants dramatically changed and, social and cultural assets were ignored. This research identifies the deficiencies and outputs of the project through a socially sustainable urban transformation assessment framework and aims to provide social sustainability included planning scenarios for the future. The main aim of this research is to identify social sustainability within urban transformation context and develop a framework for Turkey. The urban transformation projects in the world have been examined and the methods of the implementation of social sustainability have been analysed. In this perspective, the legal instruments of urban transformation in Turkey have been examined within the scope of social sustainability. As a result, the Sulukule Urban Regeneration Project has been evaluated in terms of socially sustainable urban transformation framework criteria.
Sürdürülebilir kalkınma sağlık ekonomisi ilişkisinin Van ilinde analizi
Sürdürülebilir kalkınma, gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme yeteneğini ortadan kaldırmaksızın şimdiki neslin ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Sürdürülebilir kalkınmanın temel unsurları arasında ekonomik unsurlar, sosyo-kültürel unsurlar ve çevresel unsurlar yer almaktadır. Açlığın azaltılması, nitelikli eğitim, toplumsal cinsiyet eşitliği, temiz su ve sıhhi koşullar, insana yakışır iş ve ekonomik büyüme, sanayi- yenilikçilik ve altyapı, eşitsizliklerin azaltılması, sorumlu tüketim ve üretim, sudaki yaşam, karasal yaşam, barış ve adalet, yoksulluğun azaltılması, erişilebilir temiz enerji, sürdürülebilir şehir ve yaşam alanları ile sağlıklı bireyler sürdürülebilir kalkınmanın temel hedeflerinden bazılarıdır. Bu hedeflere ulaşmada sağlık önemli göstergelerden biri olarak kabul edilmektedir. Sağlık insanoğlunun temel ihtiyaçlarından biridir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan tanıma göre sağlık; bireylerin fiziki, ruhsal ve sosyal yönden tam iyilik halleri olarak ifade edilmektedir. Doğaldır ki bu tam iyilik hali yaşanılan ekonomik kalkınma ve onun etkilediği çevre ile yakından ilişkilidir. Sürdürülebilir kalkınmanın hedeflerini değerlendirmede kullanılacak sağlık göstergeleri arasında beslenme durumu, ölüm oranı, hijyen koşulları, içme suyu, sağlık hizmetler gibi değişkenler yer almaktadır. Bütün bu değişkenlerin değerlendirilmesi , sağlık adına yapılan çalışmalarında daha verimli olması için ekonomi biliminin alt dalı olarak sağlık ekonomisinin payı artmıştır. Bu tez çalışması kapsamında ''Sürdürülebilir Kalkınma Sağlık Ekonomisi İlişkisinin Van İlinde ki Analizi'' ortaya konulmuştur. Çalışmada Sürdürülebilir Kalkınma tanım ve kapsamı ile Sağlık Ekonomisi tanım ve kapsamı ve gelişimi ele alınmıştır. Van ilinde yaşayan vatandaşlara uygulanan anket çalışması ile Sürdürülebilir Kalkınma Sağlık Ekonomisi İlişkisinin Van İlinde ki Analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda Sürdürülebilir Kalkınma ve Sağlık Ekonomisi arasında olumlu bir ilişki olduğu ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler : Sürdürülebilir Kalkınma, Sağlık Ekonomisi, Van
Farklı öğretim etkinlikleri ile desteklenmiş öğrenme ortamının sürdürülebilir kalkınma konusuna etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, farklı öğretim etkinlikleri ile desteklenmiş öğrenme ortamının sürdürülebilir kalkınma konusu üzerindeki etkisini araştırmaktır. Çalışmada karma yöntem kullanılmıştır. Çalışma grubu 2018-2019 eğitim-öğretim yılında Van ilinin Edremit ilçesine bağlı bir merkez ortaokulunda öğrenim görmekte olan 32 öğrenciden oluşmaktadır. Çalışmada nicel veriler, "Sürdürülebilir kalkınmaya yönelik tutum ölçeği (SÜKTÖ)" ve "Sürdürülebilir kalkınma ya yönelik başarı testi ile toplanmıştır (SÜKYÖBAT)". Nitel veriler, "Yarı yapılandırılmış mülakat formu" ile toplanmıştır. Çalışmada elde edilen nicel veriler normal dağılım göstermediğinden dolayı non-parametrik (parametrik olmayan) testlerden Wilcoxon Signed Ranks testi uygulanmıştır. Nitel veriler ise içerik ve betimsel analize tabi tutularak analiz edilmiştir. Öğrencilerin sürdürülebilir kalkınmayı benimseyerek günlük yaşamda karşılaştıkları sorunlara çözüm üretmeye başladıkları görülmüştür. Hazırlanan etkinlikler öğrencilerde sürdürülebilir kalkınmaya yönelik olumlu tutum geliştirmiştir. Ayrıca sürdürülebilir kalkınma konusundaki akademik başarılarında artış olduğu tespit edilmiştir. Uygulama esnasında kullanılan etkinliklerde öğrencilerin günlük hayatta karşılaştıkları sorunlara çözüm üretebildikleri görülmüştür. Sürdürülebilir kalkınmanın öğrenciler ve toplum tarafından benimsenip uygulamaya geçirilmesi için, bu konunun öğretilmesinde temel basamak olan ilkokul ve ortaokul düzeyinde çalışmaların yapılması önerilmektedir. Anahtar sözcükler: sürdürülebilir kalkınma, farklı etkinlikler, tutum, başarı
Birleşmiş Milletler'de toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelemenin değerlendirilmesi
Cinsiyet eşitliğini sağlamak ve sürdürülebilir kalkınmayı desteklemek amacıyla hükümetler politikalarının tamamına cinsiyet eşitliğini yaymaya çalışmaktadır. Bu kapsamda kadın haklarını korumak, ekonomi, politika ve sosyal hayatta kadınların daha aktif olmasını sağlamak amacıyla toplumsal cinsiyet eşitliğinin tüm politikalara yayılması hedeflenmektedir. Bu durum, kamu politikalarının her alanına cinsiyet eşitliğinin uygulanmasını ifade etmektedir. Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme, kadın ve erkek arasındaki eşitsizliklerden kaynaklanan sorunları ortadan kaldırmak amacıyla ortaya çıkmıştır. Bu bütçeleme sistemi kadınlar için ayrı bir bütçe yapmak anlamına gelmemektedir. Mevcut ulusal ve yerel bütçe sistemine, cinsiyet perspektifinden bakmayı, kadın ve erkeklerin ihtiyaçları doğrultusunda bütçe hazırlamayı gerekli kılmaktadır. Ülkelerin gelişmişlik seviyeleri, politika süreçleri ve cinsiyet eşitliği seviyeleri, uygulanan cinsiyete duyarlı bütçelemede farklılıklar oluşmasına neden olmaktadır. Çalışmanın amacı; cinsiyete duyarlı bütçelemenin, cinsiyet eşitliğinin sağlanması yönündeki katkılarını ortaya koymaktır. Bu kapsamda cinsiyete duyarlı bütçelemeyi destekleyen uluslararası kuruluşlardan Birleşmiş Milletler; mevcut uygulamaları, sağlandığı finansal ve teknik destekler ile öncelikli öneme sahiptir. Birleşmiş Milletler uygulamaları çerçevesinde toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelemenin, ülkelerin cinsiyet eşitliği seviyelerine göre farklılaşan oranlarda katkı sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bütçeleme, Cinsiyet Eşitliği, Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme.
Sürdürülebilir kalkınma hedeflerine uyumlu iş modellerinin geliştirilmesi: Eko-girişimcilik üzerine bir araştırma
Sürdürülebilir kalkınma kavramı artan çevre sorunları ve nüfusun etkisiyle 1970'li yıllarda gündeme gelmeye başlamış ve ülkelerin bu kapsamda politikalar geliştirmesini ve çözüm önerileri bulmasını zorunlu kılmıştır. 1990'lara gelindiğinde ise sürdürülebilirliğin "çevresel korumanın ötesine geçerek ekonomik kalkınma ve sosyal hakkaniyete uzanan çok boyutlu bir kavram" haline geldiği görülmektedir. 1992 Rio Zirvesi'nde sürdürülebilir kalkınma, 21. yüzyılda toplumların en önemli ortak hedefi olarak belirlenmiştir. Sadece ülkelerin değil, aynı zamanda tüketiciler, işletmeler ve sivil toplum gruplarının da sürdürülebilir kalkınmanın daha iyi yönetilmesinde rol almaları gerektiği ortaya çıkmıştır. 2015 yılında ise Birleşmiş Milletler Genel Kurulu yapılan toplantıda 2030 yılına kadar küresel faaliyetlere kılavuzluk edecek Yeni Küresel Gündem'i resmi olarak kabul etmiş ve gerçekleştirilmesi hedeflenen 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefini (SDG) duyurmuştur. SDG Endeksi ve Gösterge Tablolarını içerek şekilde her yıl yayınlanan Sürdürülebilir Kalkınma Raporu ile Birleşmiş Milletlere üye ülkeleri kapsayacak şekilde çalışma yapılmaktadır. Bu rapor ülkelerin SDG'lere karşı performansına ilişkin veriler sunmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma, ekonomik büyüme gerçekleşirken çevresel sürdürülebilirliği ve sosyal katılımcılığı da bir arada yürütebilmeyi gerektiren bir gelişme olduğu için SDG'lerin uygulanması şüphesiz kolay bir süreç olmamaktadır. Çünkü bu hedefler ulusların tek başlarına gerçekleştirebilmelerine olanak tanıyacak konuların ötesindedir. Hızla gelişen ve değişen dünyada ekonomik, sosyal ve çevresel gerekliliklerin her birini bile tek başına gerçekleştirmek zor bir durumken, gelecek 15 seneyi kapsayan ve hatta önemli yatırımlar gerektiren bu hedefleri hayata geçirmek, şüphesiz ülkeler için yeterince zorlayıcı olmaktadır. Gelinen noktada sürdürülebilir kalkınmanın gelişmişliğin doğal bir sonucu olmadığı; çevresel sürdürülebilirliğin ve sosyal kapsayıcılığın da ekonomik kalkınma kadar önemli bakış açıları olduğu görülmüştür. Bu bağlamda, kalkınmanın bir göstergesi olan imalat sanayinin ekogirişimcilik faaliyetlerini benimsemiş olarak ve böylece kaynakları daha az kullanması ve daha az atık üretmesini sağlayacak faaliyetlerde bulunmasına imkan tanıyarak sürdürülebilir kalkınma yolunda önemli adımlar atması sağlanmalıdır. Bu çalışmanın amacı sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin dünyadaki gelişmeleri çerçevesinde deri, tekstil ve seramik sektörlerinde ekogirişimci yaklaşımları benimseyen sürdürülebilir (temiz) üretim kapsamında iş modelleri ortaya koymaktır. Özellikle Uşak Üniversitenin ihtisaslaşması kapsamında Deri, Tekstil ve Seramik sektörlerine yönelik çalışma yapılmıştır. Çalışma kapsamında işletmelerin sürdürülebilirlik, ekogirişimcilik ve sürdürülebilir (temiz) üretim algısını ölçmek ve bu kapsamda yapılan çalışmaları belirlemek için yarı-yapılandırılmış görüşme tekniğiyle formlar doldurulmuş ve analizler yapılmıştır. Bu sektörlerde faaliyet gösteren işletmelerin ulusal ve uluslararası mevzuata uyumlulukları, çevresel politikaları, uyguladıkları ekogirişimcilik faaliyetleri ve sürdürülebilir (temiz) üretim altyapıları gözlemlenmiştir. Ekogirişimciliği ve sürdürülebilir (temiz) üretim faaliyetlerini artırmaya yönelik yapılabilirliği mümkün olan uygulamalar değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler neticesinde dünyanın yaşadığı dönüşüm ve sektör temsilcilerinin görüşleri dikkate alınarak yeni modeller şablon haline getirilmiştir.
Business model innovation implementation: The efficiency of key elements and barriers to consider
In today's world, everything varies expeditiously. Technology is growing at an unpredictable rate, and internet usage is spreading. Therefore, staying up to date and being sufficient has become more inconvenient than ever, especially in business life. Business Model Innovation (BMI), a relatively new kind of innovation with a growing community of supporters, has been dubbed "the fundamental to successful firms nowadays." Firms in the market are having difficulty replicating the success of companies like Apple, Netflix, and Uber. This is due to the fact that when it comes to the concept of Business Model (BM) and BMI, experts in businesses face a lot of ambiguity. The following is the problem statement being investigated in this study: Professionals lack knowledge of critical barriers and key elements that aid in the process of successful BMI, which is necessary for transforming businesses. The core research topic is formulated based on the problem description. The followings are the central research questions: What are the key elements used for BMI and what are the barriers to BMI? A literature review was conducted to answer this question adequately, essential elements that could facilitate the BMI implementation process were identified, and frequently encountered barriers were found. Interviews were held with companies in different sectors that carry out BMIs. During the interviews, the key elements that companies use while innovating their BM and the barriers they encounter were analysed and these analyses are included in the article as result of semi-structured interviews. Afterward, a dataset containing 66 BMIs was obtained, and this dataset was examined in detail over critical elements. With the data analysis and semi-structured interviews, a s was obtained that can be used to make the BMI implementation process effective. Key elements that can be used in BMI have been identified and exemplified. In addition, the barriers frequently encountered in BMI have been identified with sample applications. According to the sampled cluster, the most used BMI key element was the customer interface, while the most frequently encountered barrier was financial barriers.
Sürdürülebilirlik ilkeleri kapsamındaki standart vesertifikasyonların Türkiye mobilya endüstrisine yönelikincelenmesi
Bu tez çalışması, mobilya sektöründeki firmaların sürdürülebilirlik uygulamalarını ve bu uygulamaları etkileyen faktörleri çok boyutlu olarak incelemeyi amaçlamıştır. Araştırma, firmaların sürdürülebilirlik farkındalık düzeylerini, karşılaştıkları zorlukları, sahip oldukları belge ve sertifikaları, uyguladıkları sürdürülebilirlik stratejilerini ve bu stratejilerin performans göstergelerinin detaylı bir şekilde analiz edilmesi ile oluşturulmuştur. Araştırmanın sonuçları, ülkemiz mobilya sektöründe sürdürülebilir tedarik zinciri, yenilenebilir enerji kullanımı ve karbon ayak izi yönetimi gibi konularda firmaların yüksek farkındalığa sahip olduğunu ve bu alanlarda uygulama eğilimlerinin güçlü olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak, çalışmada biyobozunur malzeme kullanımı, üretimde karbon salınımını azaltmaya yönelik yenilikçi çözümler, yeşil lojistik uygulamaları, kullanılmış mobilyaların yenilenip yeniden pazarlanması, sürdürülebilirlik kılavuzlarının kullanımı, çevre etiketli ürün üretimi, çevre dostu ürünlerin satışına yönelik kampanyalar, dijital platformlarda sürdürülebilirlik eğitim programları ve spesifik sürdürülebilirlik sertifikasyonları gibi alanlarda önemli gelişim ihtiyaçları olduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın özgün katkılarından biri, sürdürülebilirlik çabalarını kısıtlayan yüksek maliyetler ve bürokratik engellerin varlığını vurgulamasıdır. Ayrıca, uygulamaların ekonomik etkileri incelendiğinde üretim, enerji ve hammadde maliyetlerinde artış gözlemlenirken; ekolojik etkilerde, ekolojik ve geri dönüştürülmüş malzeme kullanımının ve ekolojik malzeme tasarımlarının arttığı belirlenmiştir. Sosyal etkiler açısından ise müşteri ilişkilerinde artış olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma, hammadde tercihlerinin firma pazar payı ve ekolojik malzeme tasarımı ile ilişkili olduğunu, geri dönüştürülmüş malzeme kullanımının firmaların pazarda ekoloji dostu olarak tanınmasına katkı sağladığını göstermektedir. Enerji tüketimini azaltmaya özen gösteren firmaların çevre sertifikalarına başvuru oranının yüksek olduğu ve TS EN ISO 10002 sertifikasının müşterilerin ekolojik ürünlere yüksek fiyat ödeme kabulü ile ilişkili olduğu önemli bir bulgudur. Öte yandan, TS EN ISO 9001 sertifikasının pazar payı üzerindeki etkisinin sınırlı kaldığı tespit edilmiştir. Mobilya sektörünün sürdürülebilirlik dönüşümünde bilgi eksikliklerinin giderilmesi, finansal destek mekanizmalarının oluşturulması ve süreç iyileştirmelerinin yapılması gibi kritik unsurların önemini vurgulanmıştır. Bu alanda sektöre ve ilgili paydaşlara yol gösterici nitelikte; bilinç düzeyinin arttırılması için eğitimler, işe alım ve kariyer planlamada sürdürülebilirlik konusunda yetkin kişilerin işletme bünyesine kazandırılması, KOBİ'lere yönelik vergi indirimleri, düşük faizli krediler ve hibe programları gibi teşviklerin arttırılması gibi önemli çıkarımlar ve öneriler geliştirilmiştir.