Historiography

212 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Orhan Okay ve eserleri

Orhan Okay edebiyat tarihçiliği ve tenkitçiliğinin yanında önemli bir akademisyen ve düşünce adamıdır. Vefatına kadar geçen süre zarfında Yeni Türk edebiyatı alanına önemli bilimsel çalışmaların yanı sıra yüzlerce makale, tenkit ve denemeler, hatıra metinleri kazandırmıştır. Akademisyenliğinin dışında üretken bir yazar olan Orhan Okay, Nurettin Topçu, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mehmet Kaplan gibi önemli isimlerden etkilenmiştir. Hocası Mehmet Kaplan'dan edindiği metodik tutuma bağlı kalarak bilimsel çalışmalarını şekillendirmiştir. Kaleme aldığı bilimsel metinler ve sanat verimleri okuyucular üzerinde tesir meydana getirirken, dil ve üslûp özellikleriyle de ayrıca dikkat çekerler. Akademik sahada şimdiye kadar yapılan çalışmalarda Orhan Okay'ın genellikle biyografisinin ve eğitim anlayışının incelendiği görülmektedir. Buna karşılık onun bilim ve sanata dair eserleri ve makaleleri özel olarak incelenmemiş; etkilendiği düşünür ve hocalar, yaşadığı değişim ve kırılmalar detaylı bir şekilde ele alınmamıştır. Yaptığımız çalışmada Orhan Okay'ın biyografisinin yanı sıra bilim ve sanat çalışmaları esas alınmış, onlar üzerinde yoğunlaşılmıştır.

Edebi eserlerOkay, OrhanTarihçilik+2
Seda Nur Uzel
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tâhirülmevlevî'nin tarih risaleleri üzerine bir inceleme

Tâhirülmevlevî, 1877 yılında İstanbul'da doğmuş bütün hayatını İstanbul'da geçirmiş ve 1951'de vefat etmiştir. Çok yönlü aydın bir kişiliğe sahip olan Tâhirülmevlevî, ailesinin de desteği ile çocukluk yaşlarından itibaren iyi bir eğitim almıştır. Aile çevresinden dolayı Mevleviliğe küçük yaşlarda ilgi duymaya başlamış; zamanla Mevlevîlik, manevi hayatında en belirleyici unsur olmuştur. Kendisini dil konusunda geliştirerek zamanla Arapça ve Farsçada devrinin en iyi çevirmenlerinden biri olmuştur. Edebiyat alanında öne çıkmış, bunun yanında özellikle İslâm tarihçiliği alanında sayısız eserler vermiştir. Uzun yıllar Darüşşafaka, Kuleli Askeri Lisesi ve Maltepe Askeri Lisesininde öğretmenlik yapmıştır. Hayatı boyunca kendini ilmî açıdan sürekli geliştirmiştir ve öğrendiklerini başkalarına aktarmayı düstur edinmiştir. Tarihçilik alanındaki çalışmalarında, Hz. Muhammed dönemi olayları açıkça öne çıkmaktadır. Hz. Muhammed'in getirdiği dinin insanlık için ne kadar büyük bir kıymete haiz olduğunu göstermek için Arap toplumunun cahiliye dönemindeki inanışlarını, ibadetlerini; insanlığa, akla ve vicdana aykırı uygulamalarını ayrıntılı bir şekilde ele almıştır. I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşında, güçlü kalemi ile halka ve askere moral olmuş; işgalci devletlere karşı ağır ifadelerle tepkisini göstermiştir. Tâhirülmevlevî, yaptığı çalışmaları ve örnek şahsiyeti ile kendi döneminde önemli bir boşluğu doldurmuştur.

Hz. Muhammed DönemiMevlevilikRisale+3
Emel Bal
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yunanistan'da Osmanlı Dönemi (Tourkokratia)'nin anlatımı: Istoria tou Ellinikou ethnous (ιστορία του Ελληνικού έθνους) örneği (1453-1669)

Bu çalışma, Yunanistan tarihi alanında temel çalışmalardan birisi olarak kabul edilen ve Yunanca kaleme alınmış ansiklopediden yararlanılarak Türkiye merkezli bir bakış açısı ile meydana getirilmiştir. Kaynak olarak kullanılan ve Yunan tarih yazımında en önemli çalışmalardan biri olan İstoria Tou Ellinikou Ethnous adlı ansiklopedide anlatılan ve yaklaşık 400 yıl süren Yunanistan'daki Osmanlı hâkimiyeti (Tourkokratia, 1453-1669) dönemi bu çalışmanın konusunu oluşturmuştur. Bu tezde, İslamlaştırma, devşirme, Ortodoksluğun Müslüman bir ülkede varlığını devam ettirmesi, Osmanlı'ya karşı muhalif eylemler ile Batı'ya giden Yunanların eğitim alanlarında yaptıkları değişim ve gelişimler gibi konular adı geçen çalışma doğrultusunda incelenerek değerlendirilmiştir. Bu tez içerisinde 1453-1669 yılları arasındaki dönem için İstoria Tou Ellinikou Ethnous (Yunan Ulusu Tarihi) adlı ansiklopedide verilen bilgiler önce konulara göre tasnif edilmiş ve bu bilgiler Türkiye'deki tarih yazımı ile değerlendirilerek farklılıklar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Dört bölümden oluşan tezde her bir bölümde öncelikle ana ve alt başlıklar altında Yunan tarih yazımında (İstoria Tou Ellinikou Ethnous) konuların işleniş şekli ve yorumlanması yer almıştır. Sonuç bölümünde ise bu konuların Türk tarih yazımında nasıl işlendiği ve anlatıldığına değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tourkokratia, Göçler, Fetihler, Yunanistan, Türk, Algı, İmaj, Nüfus

AnsiklopedilerFetihlerGöçler+5
Derya Keller
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hamdullâh el-Müstevfî el-Kazvînî'nin Ortacağ tarih yazımındaki yeri

Vassâf, Ata Melik Cüveynî, Reşîduddîn Fazlullâh ve Hamdullâh el-Müstevfî gibi İlhanlılar döneminin ileri gelen bürokrat ve tarihçileri genel dünya tarihçiliği açısından mühim eserler kaleme almışlardır. İlk insan Hz. Âdem ve Hz. Havva'dan itibaren Cengiz'in soyu ve kurduğu devletlerin tarihine değinen bu eserlerin bir kısmı araştırmacılar tarafından da gerekli ilgi ve alakayı görmüştür. Hamdullâh el-Müstevfî ekonomi işlerinden sorumlu müstevfîyan sıfatı ile İlhanlılar devletine hizmet vermiştir. Yazarın günümüze ulaşan 3 eseri vardır. Türk ve Dünya literatürüne baktığımızda Hamdullâh el-Müstevfî'nin Târîh-i Güzîde ve Nüzhet-ül-Kulûb adlı eseri araştırmacılar tarafından inceleme konusu olmuştur. Yazarın Zafernâme isimli eseri hem Türk hem dünya literatüründe gereken önemi görmemiştir. Çalışmamızda Hamdullâh el-Müstevfî'nin hayatı, tarihçi ve bürokrat kişiliği hakkında bilgi verilmiştir. Aynı zamanda Hamdullâh el-Müstevfî'nin eserleri hakkında bilgi verilerek bazı mevcut nüshalar tanıtılmış, eserlerin muhtevası hakkında bilgi verilerek önemlerine vurgu yapılmıştır.

Hamdullah MüstevfiKazviniOrta Çağ+1
Büşra Eda Bulut
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de İslamcı düşüncenin tarih algısı ve Tanzimat Dönemi eleştirisi

Tanzimat Reformu Dönemi, Osmanlı-Türk modernizmi açısından en önemli dönüm noktalarından biridir. 3 Kasım 1839'da Mustafa Reşit Paşa'nın Gülhane Parkı'nda okuduğu fermanla başlayan dönem, Osmanlı'daki sosyal hayatı derinden etkilemiştir. Bu değişim sürecinin Osmanlı geleneksel yaşam anlayışında gedikler açmaya başlaması, Genç Osmanlıların tepkisine yol açmıştır. Batılılaşmayı köklerden kopuş olarak değerlendiren bu aydınlar, geleneksel değerlerin korunması gerektiğini vurgulamışlardır. Temelleri bu dönemde atılan İslamcılığın daha belirgin hale gelmesi II. Meşrutiyet Basını ile olmuştur. Batıcı düşünceler karşısında geleneksel yapıyı koruyarak ilerlenmesi gerektiğini savunan İslamcı aydınlar; sosyal, kültürel ve siyasal alanlara yönelik önerilerini de dile getirmişlerdir. Cumhuriyet'in ilanından sonra yaşanılan derin değişim ve dönüşüm, İslamcı aydınların daha büyük reaksiyonuna yol açsa da tek parti döneminde baskılanmışlardır. Çok partili siyasal rejime geçildikten sonra özellikle Necip Fazıl'ın Büyük Doğu Dergisi, İslamcıların zihniyet dünyasının biçimlenmesinde ve tarih algılarının oluşmasında etkili olmuştur. 1980'li yıllarda askeri rejimin oluşturduğu baskı atmosferinde de yayınlanmış olan İslamcı dergiler aynı selefleri gibi, Cumhuriyet dönemi reformları ile olan mücadelelerini Tanzimat sürecinden itibaren başlattıkları Batılılaşma karşıtlığı üzerinden yapmışlardır. 1980'li yıllardan sonra İslamcı yayın organları çerçevesinde görüşlerini ortaya koyan Türkiye İslamcılığının tarih algısı da, aslında bir kimlik inşasının yanında, güncel problemlerin çözülmesi ve özellikle Osmanlı'daki batılılaşma serüveninden günümüze deneyimlenmiş olan yargı ve bilgiler üzerinden şekillenmiştir. Yapmış olduğumuz bu çalışma ile cumhuriyet dönemi İslamcı hareketin batılılaşma sorununa yaklaşımını irdeleyeceğiz.

BatıcılıkSiyasi tarihTanzimat Dönemi+4
Uğur Sav
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Zincirin halkaları: Osmanlı kimliğinde selef tasavvuru

Osmanlı tarihlerinden günümüze ulaşanlar, tamamıyla devletin ikinci bir kuruluş süreci yaşadığı Fetret Devri (1402-1413) ve sonrasında ortaya çıkmış, Osmanlı hanedanı Timurluların ve çevre Türk-İslam hanedanlarının egemenlik iddiaları karşısında kendi meşruiyetini kanıtlamak ve yeni bir güçlü kimlik tesis etmek zorunda kalmıştır. Meşruiyet soyca Oğuz-Kayı anlatısına bağlanmakla kurulmuş, öte yandan hâkimiyetin önceki erklerden yasal biçimde devralınması gerekliliği Selçuklular başta olmak üzere önceki hanedanlar ve kutsi makamlarla Osmanlılar arasında tarihsel bir ilişki tesisini zorunlu kılmıştır. Bu ilişki kurgusu, Osmanlıları öncekilerin halefleri ve meşru mirasçıları olarak sahneye çıkarmış, öte yandan öncekilerin gölgesinde kalma tehlikesi, yeni devletin evvelkilerden ne kadar farklı ve üstün olduğunu vurgulamayı gerektirmiştir. Osmanlıların kendilerinden öncekilerle ilgili düşünceleri bazen bilinçli bir inşa ile ortaya çıkarken bazen de tutumlarda görece bilinç dışı biçimde kendini açık etmiştir. Bu tezde, öncellerle halef-selef ilişkisi kurma işinin Osmanlılarda nasıl bir görünüm arz ettiği, bu iş yapılırken geçmişte ve o anda vuku bulan hangi siyasi, askerî ve sosyal gelişmelerin etkili olduğu ele alınacaktır.

KimlikKolektif kimlikMoğollar+7
Emre Taş
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı tarih yazımında ve siyâsetnâme literatüründe İbn Haldun'cu yaklaşımların değerlendirilmesi

Bu tezin temel konusu İbn Haldun'un tarih, devlet ve toplum nazariyelerinin Osmanlı tarih ve siyasetname müellifleri üzerindeki tesirini araştırmak ve bununla bağlantılı olarak Osmanlı'da bir tarih felsefesinden bahsetmenin mümkün olup olmadığını ortaya koymaktır. İbn Haldun'un görüşlerinin daha iyi anlaşılabilmesi ve İslam dünyasının diğer mütefekkirleri ile aralarındaki farkları ortaya koymak için Mukaddime müellifi ile seleflerinin nazariyelerinin mukayeseli bir okumaya tabi tutulması gerekir. Zira Kuzey Afrikalı mütefekkir kendinden önce yapılmamış olan birçok mevzuda kavramsallaştırmalar yapar. Bunun yanı sıra tarih başta olmak üzere devlet ve toplum mevzularında yeni yaklaşımlar öne sürer. Osmanlı müverrihleri İbn Haldun'un tarih telakkisini takip ederler ve İbn Haldun merkezli tarih felsefesi ortaya koyarlar. Kâfiyeci, Mukaddime müellifinin yaklaşımına uygun bir çizgide tarih usûlüne dair risale kaleme alır. İlk Vak'anüvis olan Naîmâ İbn Haldun'un görüşlerinden hareketle tarih yazımında dikkat edilmesi gereken hususları Vak'anüvislik mesleği için asıl umdeler olarak tayin eder. Mustafa Nuri Paşa eserinde İbn Haldun'un tarih felsefesini tatbik etmesinin yanı sıra Osmanlı tarihini tavırlar nazariyesine göre dönemlendirmeye çalışır. Mukaddime müellifinin tarih telakkisi Cevdet Paşa ile kemal noktasına ulaşır. Osmanlı siyasetnamelerinde ise İbn Haldun'cu yaklaşımlara ilk olarak Kâtip Çelebî'de rastlanır. İmparatorluğun siyasî, malî ve toplumsal krizlerle karşı karşıya kaldığı bir dönemde Mukaddime müellifinin görüşleri bir reçete olarak sunulur. Zamanın farklılaşmasıyla Kuzey Afrikalı mütefekkirin fikirlerine yaklaşım tarzı ve nazariyesi üzerine yapılan yorumlamalar da farklılaşır. Anahtar Kelimeler İbn Haldun, Mukaddime, Aristoteles, Nasîrüddin Tûsî, İbnü'l-Mukaffa', Turtûşî, Kâtip Çelebi, Kâfiyeci, Naîmâ, Mustafa Nuri Paşa, Ahmed Vefik Paşa, Ahmed Cevdet Paşa, Atvâr-ı hamse, Umrân, Kitâbü's-Siyâse, Târih-i Naîmâ, Netâyicü'l-Vukû'at, Târih-i Cevdet, Hikmet-i Tarih

MukaddimeOsmanlı DevletiOsmanlı Dönemi+4
Muhammet Emin Ünal
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessEN

Sıradışı bir Osmanlı alimi nazarından Avrupa bilim, askeri devrim ve aydınlanması: Şanizade Mehmed Ataullah Efendi'nin (v. 1826) Vesâyânâme-i Seferiyye ve Müfredât-ı Külliyye Fî Sevâhili'l-Bahriyye adlı eserleri

Şanizade Ataullah Efendi (d. 1826) was a traditionally trained alim/religious and legal scholar. However, he was no prototypical member of the classical Ottoman ilmiye corps. Thanks to his foresighted intellectual pursuit of contemporary European learning enabled by his peerless mastery of European languages. He is best known as a pioneer of modern European medical knowledge among Ottoman Muslim elites and as an official court historiographer/vakanüvis. His history covering the first dozen years of Sultan Mahmud II's rule, Tarih-i Şanizade -a part of the classical Ottoman historiographical tradition in many ways- was also unique with its critical socio-political analyses providing a window into the author's mentality. In this thesis however, I study the lesser known works of Şanizade in the domain of military-engineering and its auxiliary disciplines, geography and mathematics. These were a product of the 'technology' policymaking of the Nizam-ı Cedid/New Order reformist cadres under Sultan Selim III in the first decade of the 19th century. Two specific translation works in manuscript form from this early career period of Şanizade when he was affiliated with the Imperial School of Engineering/Mühendishane provide the main data for this thesis investigating how an Ottoman Islamic scholar regarded and retold what historiographically are defined as modern science-technology, warfare, and European politics. I first produce an explicated critical edition of Şanizade's Vesayaname-i Seferiyye, a translation of the book General-Principia vom Kriege by the Prussian King Frederick II on warfare and logistics. Then, the thesis provides an annotated transcription of Şanizade's book on naval geography and navigation, Müfredat-ı Külliyye fi Sevahili'l-Bahriyye, largely based on English geographer-cartographer John Hamilton Moore's The New Practical Navigator. Keywords: Friedrich II, Historiography, Military Reform, Nizam-ı Cedid, Ottoman Geography, Şanizade.

Military reformsHistory of scienceBiography+6
Ahmet Tarık Çaşkurlu
Ibn Haldun University · Medeniyetler İttifakı Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı'da Farsça tarih yazıcılığı ve Hacı Halil Konevî'nin Tevarih-i Al-i Osman adlı eserinin tercümesi

Türkler, İslâmiyet'i kabul ettikten sonra Farsça'yı etkin olarak kullanmaya başladılar. Türk devletleri gerek resmi dil olarak gerekse edebiyat dili olarak uzun süre bu dili kullandılar. Buna paralel olarak Türklerde Farsça tarih yazıcılığı da gelişmiş ve bu alanda birçok eser yazılmıştır. Bu durum Selçuklularla birlikte Anadolu'da da devam etti. XIII. yüzyılın sonlarında Batı Anadolu'da kurulan Osmanlı Devleti, kendisinden önce bu topraklarda hüküm süren Selçuklular'ın ve beyliklerin kültür ve medeniyetini miras almıştı. Dil ve edebiyatta bir yandan Türkçe'ye önem verirken diğer yandan da Farsça ile olan ilişkisini devam ettirdi. Özelikle Osmanlı Devleti'nde devlet yapısı oturduktan ve ilmi çalışmalar hız kazandıktan sonra Farsça tarih yazıcılığında da ciddi eserler verilmeye başlanmıştır. Fatih sultan Mehmed'in İstanbul'u fethetmesinden sonra İstanbul'a gelen İran asıllı yazarların da etkisiyle Farsça tarih yazıcılığında ciddi anlamda gelişme sağlandı. Bu dönemden itibaren XVII. yüzyıla kadar tarih ile ilgili birçok eser Farsça olarak yazıldı. Fatih Sultan Mehmed ile birlikte büyük önem kazanan Farsça tarih yazıcılığı alanında yazılan Farsça Tarihlerin bir kısmı yine bu dönemde yazılmıştır. Fatih döneminde yazılan Farsça eserlerden biri de Mehmed b. Hacı Halil Konevî'nin yazmış olduğu Tevârih-i Âl-i Osman adlı Farsça eserdir. Müellif, eserini Fatih zamanında yazmaya başlamış ancak II. Bayezid döneminde bitirebilmiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Tarih Yazıcılığı, Farsça Tarih Yazıcılığı, Tevârih-i Âl-i Osman, Halil Konevî.

FarsçaHalil KoneviOsmanlı Dönemi+4
Engin Salduz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessAR

The influence of ehli Sunnah and Shia conflict on the historiography of sects in hijri fourteenth century (The case of Tabarî and Ya'qubî))

The Impact of Sunni-Shiite Conflict in the Codification of History in the Fourth Century AH and the Difference of Historical Analysis of the Al Fitna Al Kubra (Great Sedition) Al Tabari and Al Yaqubi as examples The study dealt with the position of two prominent historians who lived in the third and fourth centuries AH, namely Al Tabari (310 AH) from a Sunni perspective and Al Yaqubi (292) from a Shiite perspective. The study examined their social, cultural and political backgrounds. It also explains the different characteristics of the image of Al Fitna Al Kubra to them. A study dating to the great sedition in the fourth century AH represented by the Shiite Al Yaqubi and the Sunni Al Tabari, as authorized references to monitor the events of the Great Fitna. Perhaps such studies shed light on the value of the first historical sources in the period of Al Fitna Al Kubra. A question could be asked about the credibility of these sources and the value of their narratives, to state that these narratives do not represent authentic accounts of the period I am talking about, but rather belong to a later period and represent the whims of this later period and its trends. This approach enables us to deepen our understanding of the events of the great sedition on the one hand, and to identify more accurately its historians on the other. The research tackles the issue of conflict through the search for the Sunni- Shiite conflict and its impact in the fourth century AH, which represents the founding period for the emergence of movements and movements in an era of chaos and unrest, especially the Abbasid family struggle with the anti-Shiite movements (Shiite opposition). The research concludes that the conflict was inevitable, and that the nature and circumstances of the conflict enabled the Shiites to adopt a policy of secret and organizational action. The policy of the state has changed from the policy of openness to a security policy with the Shiite movements, a policy stemming from the concept of preserving the security and the state entity, which was adopted by the Umayyad and Abbasid states. The methodology of the research proceeded according to the following plan: The nature of the study came as introduction with three chapters, followed by the conclusion and the most prominent results, followed by supplements containing scientific indexes adopted by the research. A brief overview of the methodology of the research plan and its most important sources and references are presented. It followed by an overview of the Sunni-Shiite conflict, in which it follows the impact of the great strife in the emergence of the difference and its inception. The first chapter is a historical presentation of the events of Great Fitna. Chapter II is devoted to the study of the political and military conflict between the Abbasid Sunni state on the one hand and the Qaramites and the Fatimids on the other. The third chapter came to look for the impact of the Sunni-Shiite conflict, in the codification of history in the fourth century AH and the difference of historical analysis of the Great Sedition. I have concluded the discussions in the chapters of this thesis. I have nothing to add but to refer the reader to the chapters and research, to read, to be able to find further outcome. Key Words: Sects, Fourth Century AH, Sunni-Shiite, Al Tabari and Yaqubi Quantity of Page: 470 Scientific Director: Assoc. Prof. Dr. Mehmet KESKİN

Sadıq Ibrahım Azız
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ravzatü's-Safâ ve Habîbü's-Siyer'de Moğollar kısmının tercümesi (1155-1259)

Moğollar, hem dünya tarihi hem de ortaçağ tarihi açısında önemli bir yere sahiptir. Cengiz Han dağınık halde yaşayan Moğol kabilelerini itaati altına alarak kısa sürede Moğol İmparatorluğu'nu kurmayı başardı. İmparatorluk, Oktay Kağan döneminde en parlak çağını yaşayarak sınırlarını Çin, Polonya, Macaristan, Türkistan, Rusya ve Deşt-i Kıpçak'a kadar genişletti. Oktay'ın 1241'de ölümünden sonra eşi Töregene Hatun (1242-1246), Küyük Han (1246-1248), Oğul Gaymış (1248-1251) ve Mengü Kağan devleti yönetmişlerdir. Ortaçağ tarihinde özellikle doğu dünyasında yaşanan hadiselerin ortaya çıkarılmasında Mîrhând'ın Ravzatü's-Safâ'sı ile Hândmîr'in Habîbü's-Siyer'i ana kaynak ve birinci el kaynaklar arasında ön sıralarda yer almaktadırlar. Bu tezde Timurlar devleti döneminde yaşamış olan dede-torun tarihçiler Mîrhând'ın Ravzatü's-Safâ ile Hândmîr'in Habîbü's-Siyer adlı eserlerinde yer alan Moğollara ait (Cengiz Han'ın doğumundan Mengü Kağan'ın vefatına kadar 1155-1259) kısımlar tercüme edildi. Mîrhând ve Hândmîr'in yaşadıkları dönemin siyasî, kültürel ve ekonomik şartlarını anlayabilmek için o döneme kadarki Moğol tarihi özetlendi. Ayrıca müelliflerin tarih yazım tarzları ortaya çıkarılmaya çalışıldı. Bu çalışmanın Moğol tarihinin daha iyi anlaşılması ve yapılacak araştırmalara katkı sağlayacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Moğollar, Mîrhând, Hândmîr, Ravzatü's-Safâ, Habîbü's-Siyer Sayfa Adedi : 264 Tez Danışmanı : Doç. Dr. Abdullah DUMAN

Habibü's SiyerMoğollarOrta Çağ+2
Mustafa Köksal
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Muhammed Tahir el-Karakhi'nin tarihçiliği'nde Kuzey Kafkasya'da Rus işgaline karşı mücadele ve imam Şamil

Dağıstan'ın ünlü âlimi Muhammed Tahir el- Karakhi tarafından yazılan "Barikatü's Suyufid-Dağıstaniyye fi Gazavat aş-Şamiliyye" (Şamil'in Bazı Gazavatlarında Dağıstan Kılıçllarının Parıldaması) adlı eser Kuzey Kafkasya'da Çarlık Rusyay karşı yapılan Milli Mücadele'nin tarihinin öğrenilmesi bakımından çok önemlidir. İmam Şamil'in bizzati isteği üzerine kaleme alınan bu eser aynı zamanda tek yerel kaynak olma özelliğine de sahiptir. Gazavatname özelliğine de sahip olan bu eserde genel olarak İmam Gazi Muhammed, İmam Hamzat Bey ve İmam Şamil dönemindeki olaylar konu edilmiştir. Takdim ettiyimiz bu tezde, Muhammed Tahir el- Karakhi tarafından kaleme alınan "Barikatü's suyufid-Dağıstaniyye fi gazavat aş-Şamiliyye" eserinin verileri işığında Çarlık Rusya'ya karşı Kuzey Kafkasya'da imamlar önderliğinde yapılan Milli Mücadele'nin değerlendirilmesi yapılacaktır.

Kuzey KafkasyaMilli MücadeleMuhammed Tahir el- Karakhi+3
Murat Yıldızbaş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Gireniz/Pamukören karyesi (Osmanlı Döneminde) dikey boyutta bir yerel tarih araştırması

Tarihi çok eski dönemlere dayanan Gireniz karyesinin günümüzdeki ismi Pamukören'dir. Osmanlı Devleti zamanında Gireniz karyesi ilk olarak Kestel'e (Nazilli), sonra Kuyucak kazasına bağlanmış bir köydür.1955 tarihinde belediye teşkilatı kurulunca kasaba olmuştur. Günümüzde Pamukören, Aydın ili Kuyucak ilçesine bağlı bir mahalledir. Osmanlı arşiv kaynakları olan tahrir, nüfus, temettüat defterleri ışığında ve salnameler, kitabeler ile köy halkından alınan bilgilerle hazırlanan bu araştırma bir yerel tarih çalışmasıdır. Bu bağlamda Gireniz'in geçmişi tarihsel belgelerle incelenip gün yüzüne çıkartılmaya çalışılmıştır. H.1251/M.1835-36, H.1256/M.1840-41 tarihli nüfus defterleri ve H.1260-61/M.1845 tarihli temettüat defterinin tahlili yapılarak köyün nüfus, sosyal ve ekonomik durumu hakkında kapsamlı bilgi verilmiştir. Bu araştırmada Gireniz karyesinde şahıs adları, nüfus yapısı, insan tipolojisi, nüfus hareketleri, meslekler, askerlik, sağlık, aileler, arazi ve hayvan varlığı, yetiştirilen ürünler ile ödenen vergiler değerlendirilerek, yorumlanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gireniz, Tahrir, Nüfus, Temettüat, Yerel Tarih.

Aydın-Kuyucak-PamukörenNüfusOsmanlı Dönemi+5
Kevser Timur
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

1950 sonrası Türkiye'de Eskiçağ tarihinin (Doğu) gelişimi: Kişiler, kurumlar, yayınlar ve tarihçilik

İktidar ve onun ideolojilerinden büyük ölçüde etkilenen eskiçağ tarihi araştırmaları Türkiye'de Mustafa Kemal Atatürk'ün öncülüğünde Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında başlamıştır. 1930'lu yıllarda Türkiye'de açılmış olan üniversiteler vasıtası ile Hititoloji ve Sümeroloji gibi disiplinlerin temelleri atılmış ve bu alanlarda çok değerli bilim insanları yetiştirilerek önemli çalışmalar yapılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatı ve sonrasında değişen devlet yönetimleri itibarı ile bu durum değişmeye başlamıştır. Özellikle çalışmamızda ele aldığımız 1950 yılı itibarı ile eskiçağ tarihinin önemini kaybettiği ve devlet tarafından beklenen desteği görmediği gözlemlenmiştir. Bu çalışmada bu durumun sebepleri ve eskiçağ tarihi ile siyaset arasındaki nasıl bir ilişkinin olduğu üzerinde durulmuştur. Zira 1930'lu yıllarda eskiçağ tarihine yönelik ilgi çok daha fazla olsa da sonraki yıllar içindeki alanın gelişimi geri planda kalmıştır. Çalışmamızda eskiçağ tarihinin ülkemizde geçirmiş olduğu tarihsel süreç, bu alanda yetişmiş ve alana büyük katkılar sağlamış olan eskiçağ (doğu) tarihçileri ile onların çalışmaları ve ülkemizde eskiçağ tarihçiliği bakımından önemli olan bazı araştırma kurumları ele alınmaya çalışılacaktır.

Eski Çağ tarihiMezopotamyaTarih+4
Raziye Ünal
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mustafa Öz'ün hayatı, eserleri ve İslam mezhepleri tarihi alanındaki yeri

"Mustafa Öz'ün Hayatı, Eserleri ve İslam Mezhepleri Tarihi Alanındaki Yeri" konulu çalışmamız bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın önemi, konusu ve amacını, araştırmanın metodu ve kaynaklarını kısa bir şekilde ele aldık. Birinci bölümde, geçmişten günümüze İslam Mezhepleri Tarihi'nin seyrini ana hatlarıyla işlemeye çalıştık. İkinci bölümde ise "Mustafa Öz'ün Hayatı, Eserleri ve İslam Mezhepleri Tarihi Alanındaki Yeri"ni ayrıntılı bir şekilde incelemeye çalıştık. Ayrıntılı bir şekilde işlememizin nedeni hayatını bilime adamış mümtâz bir şahsiyetin daha yakından ve doğru bir şekilde tanıtılmasına ve bu vesile ile sonradan gelecek nesil öğrenci ve akademisyenlere yol gösterme, yüksek istifâde yönünden katkı sağlamaktır. Sonuç bölümünde ise bu çalışmamız ile elde ettiğimiz bulguları ve vardığımız kanaatleri sunduk.

BiyografiKur'an-ı KerimMezhepler+5
Şehmus Cankurt
Şırnak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

XIII. yüzyıl Bizans tarihyazımında Türk imajı

IV. yüzyıldan itibaren Bizans İmparatorluğu ile karşı karşıya gelen Türklerin Konstantinopolis merkezli Bizans tarihyazımında, tarihi süreçte meydana gelen değişimlere bağlı olarak Türk İmajının nasıl bir değişim süreci izlediği oldukça ilgi uyandıran bir problem olarak tarihçilerin ilgisini çekmektedir. XI. yüzyıla kadar, özellikle Balkanlar ve Karadeniz'in kuzeyinden Bizans İmparatorluğunu tehdit eden Türkler (İskitler-Kumanlar) Bizans tarihçileri tarafından Antikçağ geleneğinden gelen kavramla "Barbar" olarak nitelendirilmiştir. Bizans tarihyazımında XI-XII. yüzyıllarda meydana gelen Bizans-Selçuklu mücadelesi çerçevesinde ve genellikle çatışmacı ilişkilerin gölgesinde şekillenen Türk imajının, IV. Haçlı Seferi ile oluşan olağanüstü koşullar neticesinde XIII. yüzyılda farklı bir boyuta evirildiği dikkati çekmektedir. 1204 yılında meydana gelen bu olayla başkent Konstantinopolis'in Latin Haçlılar tarafından işgalinin ve yağmalanmasının ardından Bizans İmparatorluğu, başkentten kaçan hanedan ailelerinin kurduğu yeni siyasi yapılarla varlığını devam ettirmeye çalışmıştır. Dolayısıyla bu tarihten itibaren Bizans'ın Anadolu'daki Türklerle ilişkilerinde yeni bir dönem başlamıştır. XIII. yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye Selçuklularının Anadolu'da siyasi ve kültürel birliği sağlaması ve diğer halkları kontrolü altına alması, Türklerin Bizans kaynaklarında daha fazla yer almasına sebep olmuştur. İki güç arasında yaşanan siyasi gelişmeler/çatışmalar zaman zaman devam etse de Türklerin varlığının artık kabullenildiği, politik, ekonomik, kültürel ve akrabalık da dâhil çeşitli düzeylerde komşuluk ilişkilerinin tesis edildiği bir sürece girilmiştir. Bu gelişmeler Bizans tarihyazımına olumlu veya olumsuz bir şekilde yansımıştır. Buna bağlı olarak doğrudan ilişki içerisine girdikleri "ötekilerin" durumundan daha fazla bahsetmişlerdir. XIII. yüzyılda meydana gelen bu "Türk İmajı" değişimini dönemin belli başlı kaynakları olan Niketas Khoniates, Georgios Akropolites, Georgios Pakhymeres gibi tarihçilerin eserlerinde açık bir şekilde görmek mümkündür. Bu çalışma bahsedilen yüzyılda yazılan Bizans tarih eserlerinde Türk İmajının önceki yaklaşımlardan nasıl bir farklılık arz ettiğini, bunun muhtemel sebeplerini ve nasıl bir imaj oluştuğunu tartışmayı amaçlamaktadır.

13. yüzyılAnadolu SelçuklularıAnadolu tarihi+7
Canan Öztürk
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Fransız kaynaklarına göre Kırım Hanlığı (1700-1768)

Kırım Hanlığı'nın, Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetine girmesi, yaklaşık üç yüzyıllık zaman diliminde, onun aynı zamanda Avrupalıların gözünde Osmanlı'nın "sağ kolu" olarak görülmesine vesile olmuştur. Kırım Hanlığı'nın hüküm sürdüğü coğrafi konum, onu adeta İmparatorluğun serhat boyu olarak görmemizi sağlarken, diğer yandan nevi şahsına münhasır karakteristik özelliklerini korumasına ve zaman içinde geliştirmesine de vesile olmuştur. XVI. asırdan itibaren Fransa'nın Karadeniz ve Levant hinterlandına yönelik ticari ilişkileri nedeniyle gelişen siyasi kaygıların yoğunlaşmasıyla bölgeye gönderilen diplomat, seyyah, tüccar ve misyonerlerin geride bıraktıkları arşiv belgeleri, XVIII. yüzyılda giderek yoğunlaşmıştır. Bu tez çalışması, başta Fransa'nın Karadeniz ve Doğu'daki siyasi ve ticari kaygıları nedeniyle bölgeye gönderilen misyoner ve konsolosların belgeleri olmak üzere çeşitli çağdaş Fransız kaynaklarına dayanarak Kırım Hanlığı'nın tarihsel bir tanımını vermeyi amaçlamaktadır. Kırım Hanlığı tarihçiliğinde yeterince araştırılmayan Fransız kaynaklarına dayanarak Kırım Hanlığı'nın tarihsel bir tanımını vermeyi amaçlamaktadır. Kırım Hanlığı tarihçiliğinde yeterince araştırılmayan Fransız konsolosluk raporları ve arşiv kayıtları, XVIII. yüzyılda Kırım Hanlığı'nın siyasi ve sosyal tarihi hakkında bize bilgi vermektedir. Bu tez çalışması ayrıca gelecekteki incelemeler için Fransız birincil kaynaklarına Kırım tarihçiliğine karşılaştırmalı bir bakış açısıyla sunmayı amaçlamaktadır.

Arşiv belgeleriArşivlerFransa+7
Dilek Tığlıoğlu Kapıcı
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Risale der Keyfiyyet ve Kemiyyet-i Arazi-yi İrân ve Turân" adlı tarihi-coğrafi eseri

İşbu tez XVIII–XIX. yüzyıllarda yaşamış olan Nasiriddin bin Emir Şahmurad tarafından Fars dilinde kaleme alınan "Risale der keyfiyyet ve kemiyyet-i arazi-yi İrân va Turân" ("İran ve Turan topraklarının niceliği ve niteliği") adlı eserinin değerlendirmesi, eser metni ve Türkçe tercümesinin hazırlanmasını kapsamaktadır. Nasiriddin, Buhara hükümdarı Emir Şahmurad'ın (1785-1800) oğluydu. Emir Şahmurad'ın yerine Buhara tahtına oturan Emir Haydar'ın (1800-1826) kardeşi Nasiriddin'le olan ilişkileri güven sorunu sebebiyle bozulmuş ve Nasiriddin, Merv'den kaçarak İran'a sığınmış, ardından da Osmanlı ülkesine geçmiştir. Osmanlı Payitahtına gelen Nasiriddin, Sultan Mahmut'un (1808-1839) tercümanı Mehmet Efendi Örfî'nin ricası üzerine söz konusu "Risale der keyfiyyet ve kemiyyet-i arazi-yi İrân va Turân" eserini kaleme almıştır. Nasiriddin eserinde İran ve Turan topraklarını eyaletlere bölerek tasniflemiş ve her eyaletin sınırları, şehirleri, yöneticileri, devlet gelirleri, nüfusu, asker ve askerî mühimmat sayıları, ürettiği malları, doğal zenginlikleri gibi birçok önemli bilgileri aktarmıştır. Anahtar Sözcükler Nasiriddin Bek, Risale der keyfiyyet ve kemiyyet-i arazi-yi İrân va Turân, Coğrafya, Buhara Hanlığı, Orta Asya, İran, Osmanlı İmparatorluğu, Örfî Paşa.

Buhara HanlığıCoğrafyaFarsça+6
Shakhina Iskandarova
Hacettepe University · Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Akdes Nimet Kurat (1903-1971): Bir tarihçinin portresi

Akdes Nimet Kurat, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu sırasında Rusya'dan göçen bir çok entellektüel Türk'ten biridir. Türk tarihi, Rusya tarihi ve Türk-Rus ilişkileri ve bunların dışında bir çok tarih konusunda çalışması bulunmaktadır. Ekim Devrimi sonrası oluşan baskı ortamından kaçan Kurat, 1924'te Türkiye'ye geldi. Burada İstanbul Üniversitesi'nde tarih öğrenimi gördü ve Fuat Köprülü'nün asistanı oldu. Almanya'da dört yıl doktora yaptıktan sonra Türkiye'ye geri döndü ve doçent unvanını aldı. Hocası Köprülü ile tartıştıktan sonra İsveç'e giderek burada misafir akademisyenlik yaptı. Türkiye'ye geri döndüğünde Ankara Üniversitesi'nde professör olarak kadro aldı. Burada da 1971'deki ölümüne kadar akademik çalışmalarını sürdürdü.

Kurat, Akdes NimetRusya TürkleriTarihçilik+2
Ulaş Aydemir
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

XVII. yüzyılda yazılan Osmanlı hac seyahatnâmelerinin tarih yazımı açısından değerlendirilmesi

Bu tez, düzenli bir organizasyon olarak yüzyıllardır sürdürülen dolayısıyla da hakkında çok doküman bulunan hac ile ilgili yazılan "hac seyahatnâmeleri" hakkındadır. XVII. yüzyıla ait eserler tarihsel perspektifle ele alınmıştır. Osmanlı hac seyahatnâmelerinin, Osmanlı siyasi, sosyal, dini ve kültürel hayatına dair veri kaynağı niteliğinde olup olmadığı konunun ana eksenini oluşturmaktadır. Şimdiye kadar tarih yazıcılığı açısından görece ihmal edilen hac seyahatnâmeleri tespit edilen ortak paydalardan hareketle tematik başlıklar altında tartışılmıştır. XVI.-XIX. yüzyıllar arasında yazılan tespit edebildiğimiz kadar esere ulaşarak bir Osmanlı dönemi bibliyografya çalışması ortaya koyarak, özet bilgilere excel tablosunda yer verilmiştir.

17. yüzyılHacHaremeyn+7
Amine Çelik
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı-Yunan Harbi (1897) literatürünün harp tarihçiliği açısından analizi

Tezimizde, II. Abdülhamit döneminde 1897 Osmanlı-Yunan Harbi üzerine yazılmış harp tarihi eserlerinden yola çıkarak dönem harp tarihçiliğinin esaslarının izleri sürülmeye çalışılmıştır. Dönem harp tarihçiliğinin esas, biçim, içerik, kapsam ve prensipleri ortaya koymadan önce harp tarihi olgusunun dönemimize gelene kadarki tarihi seyrini de ortaya koymaya çalıştık. Araştırmamızı buna iten sebep, harp tarihinin yalın ve izole bir yapısının olmayışı, tarihi gelişim ve düşüncelerden sürekli etkilenmesi idi. Ayrıca harp tarihinin askeri tarihe göre konumunu ve kapsamını belirlemeden dönem harp tarihi anlayışını netleştiremeyeceğimizden, harp tarihinin tarihi seyri içerisinde ilişki kurduğu konu, kavram ve disiplinleri belirlemeye çalıştık. Ulaştığımız bulgularla harp tarihi bilgisinin üretim süreci ve bir çıktı olarak harp tarihi bilgisinin özelliklerini tespit ettik. Sonrasında dönem harp tarihi esaslarımızın da bu epistemolojik süreçle tutarlı olduğunu, ayrıca Osmanlı askeri karar verme sürecini kendisine model olarak kabul ettiğini gördük. Bu sürecin sonucunda harp tarihinin bilgisini üretirken fenn-i harbi bir araç gibi kullandığını gözlemledik. Harp tarihi, dönem fenn-i harbini hem bir doğrulama hem de tahlil aracı olarak kullandığından dolayı son bölümümüzü eserlerimizdeki dönem savaş sanatını yansıtan fenn-i harp bilgilere ayırdık.

Abdülhamid IIOsmanlı tarihiSavaş+4
Cem Atılgan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bir Japon Türkolog Prof. Dr. Masao Mori: Hayatı ve Türkolojiye etkisi

Bu tezin amacı 20. yüzyılda yaşamış Japon Türkolog Prof. Dr. Masao Mori'nin hayatını, akademik kariyerini, yaptığı çalışmalarını ve eserlerini biyografi araştırmaları yöntemi aracılığıyla inceleyerek Mori'nin Türkoloji literatürüne olan etkisini ve katkısını ortaya koymaktır. Prof. Dr. Masao Mori, Eski Çağ Kuzey ve Orta Asya'daki Türklerin tarihi üzerine uzman ve bu alanda dünyaca ünlü ve seçkin bir araştırmacıdır. Mori'nin eserlerinin çoğu Japonca olduğu gibi onun hakkında yapılan çalışmalar da Japoncadır. Bu nedenle Türkiye Türkolojisinde hakkında yeterince bilgi bulunmamaktadır. Bu çalışma, Japonya Türkolojisinin en önemli isimlerinden Masao Mori'yi Türkiye Türkolojisine tanıtmayı amaçlamaktadır. Bu amaçla tezin birinci bölümünde Masao Mori'nin hayatı biyografik biçimde çizilmiş; akademik kariyeri ve akademik faaliyetleri anlatılmıştır. İkinci bölümde Masao Mori'nin Kuzey Asya Türkleri ve Anadolu Türkleri sahalarında yaptığı akademik çalışmaları ve çalışmalarını temsil eden eserleri değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde ise Masao Mori'nin çalışmalarının önemi ve Türkolojiye olan etkisi ve katkısı üzerinde durulmuştur. Onun katkıları ışığında, Japonya'da Anadolu Türkleri üzerine yapılan araştırmaların başlangıcı ve gelişim süreci hakkında bilgi verilmiştir. Bu çalışmada, Masao Mori'nin Kuzey ve Orta Asya Türkleri tarihi üzerine başarılı çalışmalarıyla ve temelini oluşturduğu Tokyo'da bulunan Toyo Bunko'nun (the Oriental Library) Türkçe arşiv koleksiyonuyla genç araştırmacıların yetiştirilmesinde ve Japonya Türkolojisinin gelişmesinde büyük rol oynadığı, ayrıca Türkiye'deki üniversitelerde çalıştığı süre boyunca Türkiyedeki Türkolojiye ve Japonca eğitiminin temelinin kurulmasına katkıda bulunduğu ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.

BiyografiBiyografiJapon+4
Yu Yasui
Hacettepe University · Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Târîhu'l-Antâkî'nin ilk bölümünün tahlil, tenkid ve değerlendirmesi

Bu tez çalışması Mısırlı Hıristiyan tabip Yahya b. Saîd el-Antâkî (980-1066) tarafından İskenderiye Melkit Patriği Saîd b. Bıtrîk'in Nazmü'l-Cevher adlı eserine zeyl olarak yazılan Târîhu'l-Antâkî'nin ilk bölümünün tahlil, tenkid ve değerlendirmesini içermektedir. Ömer Abdusselam Tedmuri tarafından tahkik edilen bu eser iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm; Abbâsî halifesi er-Râzî-Billâh ile başlayıp Fâtımî halifesi el-Hâkim-Biemrillâh'ın ortadan kaybolmasıyla sona ermektedir. Bilindiği üzere X ve XI. yüzyıllar ortaçağ tarihi açısından önemli siyasi, dini ve sosyal gelişmelerin ve değişimlerin yaşandığı dönemlerdir. Bizans İmparatorluğu, peş peşe iktidara gelen muktedir imparatorlarla Balkanlar'da ve Suriye'de siyasi nüfuzunu genişletirken, eski ihtişamını yitiren Abbâsî Halifeliği ise Şiî Büveyhi Hanedanlığı'nın kontrolüne girmiş, İsmâilî dâîlerinden Ebû Abdullah eş-Şiî'nin propaganda faaliyetleri neticesinde 909 tarihinde Tunus merkezli Ağlebî Hanedanlığı yıkılarak yerine Fâtımîler Devleti kurulmuştur. Başta Fâtımîler olmak üzere Bizans, Abbâsîler, İhşîdîler ve Hamdânîler ve Büveyhiler hakkında kayıtlar içeren Târîhu'l-Antâkî, özellikle Mısır, Kudüs ve Antakya'da yaşayan Hıristiyanlar ve kiliseler hakkında vermiş olduğu malumatlarla ön plana çıkan ve önem arz eden bir eserdir. Tezimin amacı da Arapçayla yazılmış olan bu eseri diğer kaynaklarla karşılaştırarak onun ortaçağ tarihindeki önemini ortaya koymak ve eserin ilk bölümünü Türkçeye tercüme ederek ortaçağ tarihi alanında yapılan çalışmalara katkı sağlayabilmektir. Anahtar Kelimeler: Fâtımî, Bizans, Hamdânî, Büveyhi, Abbâsî, Kilise.

Abbasiler DönemiFatimilerHamdaniler+5
Belma Dönmez
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bekri'nin Kitab-ı Mesâlik ve'l-Memâlik adlı eserinde Avrasya ülkeleri

Tez çalışmamızda, tarih, coğrafya, din, botanik, dil ve edebiyat alanında birçok eservermiş olan, özellikle XI. yüzyıl Arap tarihçi ve coğrafyacısı kimliğiyle öne çıkan Ebu Ubayd Abd Allah İbn Abd Aziz Bekri'nin en önemli eserlerden biri olan 'Kitab-ı Mesâlik ve'l-Memâlik' adlı eserinde Avrasya ülkelerine dair vermiş olduğu malumat tercüme edilerek ele alınmıştır. 1068 senesinde kaleme almış olduğu mezkûr eserde Bekri, Avrupa, Asya, Kuzey Afrika ve Arap yarımadasına dair bilgiler vermektedir. Diğer Arap tarihçi ve coğrafyacılarından farklı olarak Bekri, eserinde bizzat gezip görmemiş olduğu yerler hakkında bilgiler vermiş ve bunu kendisinden önceki gezgin ve tüccarların raporları ve eserlerinden esinlenerek yapmıştır. Bekri'nin istifade ettiği kaynaklar arasında Mesudî'nin 'Murûc ez-Zeheb', Taberi'nin kısaca 'Tarih', Ibn Kuteybe'nin 'Ma'arif', Ibn Hurdazbih'in 'Memâlik', Ibn Rüsteh A'laku'n Nefise', İsfahani'nin 'Egani', Yusuf Varrak'ın 'Mesalik ve'l-Memalik' adlı eserleri bulunmakta olup, tez çalışmamıza konu olan Bekri'nin Kitab-ı Mesâlik ve'l-Memâlik' adlı eseri yukarıda ismini zikretmiş olduğumuz eserlerle mukayese edilerek hazırlanmıştır.

16. yüzyılAraplarAvrasya+4
Hana Messaoudi
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00

Related subjects