Tasvir
80 theses under this subject heading
Nedîm Dîvânı üzerine dilbilimsel bir inceleme
Edebiyatın malzemesi dildir ve edebî eserlerdeki dil kullanımı günlük dildeki kullanımlardan farklı olup birtakım üslûp özelliklerine sahiptir. Edebî eserlerin veya sanatçıların üslûbunun tam ve sistematik biçimde belirlenebilmesi için dil özelliklerinin ortaya konulması gerekir. Bu bağlamda Klâsik Türk edebiyatı metinleri de bugüne kadar geleneksel ya da modern pek çok metodla ele alınmıştır, ancak Nedîm'in poetikasını ortaya koyan dilbilimsel inceleme yöntemiyle yapılmış bir çalışma bulunmamaktadır. XVIII. yüzyılda Nedîm, şiirlerinin hayranlık uyandıran sanat değeri ve işleyişteki kendine has Nedîmâne üslûbu ile Klâsik Türk şiirinde çığır açmıştır. O sadece bir şair değil, aynı zamanda yaşadığı zamanın orijinal özellikler arz eden bir dil teorisyenidir. Aradan geçen zamana rağmen Nedîm'in şiirlerini anlaşılır kılan ve canlılık katan bu özellikler, onun kullandığı Türkçe'de aranmalıdır. Nedîmâne üslûp olarak literatürde yer alan bu üslûbun değerinin ortaya konularak dile ait yapının anlaşılabilmesi için tarihî, kültürel, sosyal ve dilbilimsel açıklamaların yapılması gerekir. Bu tez çalışmasında Nedîm'in şiirlerinde ortaya koyduğu çağrışım zenginliği dilbilimsel yöntemlerle ele alınarak şiirlerdeki dil ve üslûp özellikleri tespit edilecektir. Dilbilimsel inceleme, metin ve dili bir bütün olarak ilişkilendirerek metnin estetik değerini ortaya koymayı amaçlar. Bunun için dilbilimin alt başlığı olan üslûpbilimin yöntemlerinden yararlanır. Bu bağlamda çalışmada tasvirî ve tekevvünî üslûp inceleme yöntemleri kullanılacaktır. Böylece Nedîm'in şiirlerinin klâsik şiirimiz içinde yeni ve özgün olan tarafları belirlenerek Nedîm'in sadece kendi döneminde değil yüzyıllar sonrasına da yansıyan şöhretinin haklılığı ortaya konulacaktır.
Görsel sanatlarda hayalî bahçe tasvirleri
Doğanın içinde yaşayan insan ilk çağlardan beri doğayı dönüştürerek kendi tarihini yaratmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde insanın doğayla olan ilişkisi irdelenmiştir. Doğanın içinde var oluş savaşı veren insanın, ürünlerini yetiştirmesi ve bahçeler oluşturması, insanlık kültürünün ilk başarısı olarak görülür. Bahçelerin dönemler boyunca değişimi ve bulundukları coğrafyalara göre gösterdikleri özellikler, Bahçelerin Kısa Tarihçesi isimli ilk bölümde anlatılmıştır. Bu bölümde; bahçelerin yer aldıkları kültürlere ve inanışlara göre gösterdikleri değişimler incelenmiş, bahçelerin felsefeyle olan ilişkisi kısaca anlatılmış, insanın düşünce tarihindeki yeri irdelenmiştir. İkinci bölümde; hayalî bahçelerin tanımının yanı sıra tarih boyunca insan yaşamlarındaki yeri ve önemi ele alınmıştır. Hayalî bahçelere dair mitlerin bazıları, insanın öldükten sonra gideceği dünyadaki iyilik ve kahramanlıklarının ödülü olan bir bahçeyi anlatırken, bazı mitler bu cennet bahçelerinin yeryüzünde bulunduğunu anlatır. Bu ütopik bahçe mitleri, dönemlere ve fiziksel koşullara göre değişiklikler gösterse de birçok benzer öğeyi barındırır. Farklı dönemlerde pek çok sanatçı bu mitleri - idealleri farklı biçimlerde ve tekniklerde canlandırmıştır. Bu bölümde, hayalî bahçelerin Avrupa, Doğu ve Uzak Doğu sanatındaki yansımasının, felsefi ve toplumsal boyutunun yanı sıra, görsel sanatlarda örnekleri de çözümlemeli olarak incelenmiş ve karşılaştırılmıştır. Tek tanrılı ve çok tanrılı dinlerin yanı sıra yeryüzünde bahçe tasavvurunun incelendiği bu bölümde; Cennet bahçesi, Altın Çağ, Hayat ağacı gibi pek çok mitin hayalî bahçe kavramı açısından görsel sanatlarda önemli bir esin kaynağı olduğu göz ardı edilmemektedir. Anahtar Kelimeler: Görsel Sanatlarda Bahçeler, Cennet Bahçeleri, Hayalî Bahçeler, Altın Çağ, Mitoloji.
Başlangıcından M.Ö. I. bin ortalarına kadar eski Anadolu sanatında boğa-insan ve aslan-insan karışık varlıkları ve tasvirleri
Hayvan-insan karışımı varlıklar, Üst Paleolitik Çağ'dan beri bilinmektedir. Mezopotamya, Elam, Kuzey Suriye ve Mısır sanatında ise yoğun olarak, M.Ö. 3. Bin yıldan itibaren görülür. M.Ö. 2. Bin yılbaşlarında, Anadolu ile Mezopotamya ve Kuzey Suriye arasındaki ticari, sosyal ve kültürel ilişkiler artmıştır. Bu ilişkiler sonucunda, Anadolu sanatına Suriyeli, Mısırlı ve Mezopotamyalı sanat ve üslup özellikleri etki etmiştir. Boğa-insan ve aslan-insan karışık varlıkları tasvirli sanat eserlerinde ortaya çıkmaya başlamıştır. Bunlar özellikle Assur Ticaret Kolonileri Çağı'nın bütün silindir mühür üsluplarında ve damga mühür baskılarında görülür. Çatalhöyük'ten açığa çıkartılmış olan insan ve boğa başı tasvirli kap aslında, boğa-adam karışık varlığının çok daha erken bir zamanda Anadolu'daki varlığına işaret edebilir. Tek örnek olmakla birlikte boğa-insan olgusunun insan karışık varlıkları: aslan-adam, kanatlı aslan-adam, bir başı insan diğeri aslan olan adam ve çift aslan başlı adam olmak üzere dört ana tiptedir. Tasvirli sanat eserlerinde her iki mitolojik karışık varlık tipi yüceltme, savaşçı, koruma (bekçilik), ibadet eden veya tapınılan figürler olarak ortaya çıkar. Anahtar Sözcükler: Anadolu, boğa-insan, aslan-insan, mitoloji, karışık varlık.
Çift başlı kartal tasvirlerinin Türk İslam sanatındaki uygulamaları
"Çift Başlı Kartal Tasvirlerinin Türk İslam Sanatındaki Uygulamaları" başlıklı bu tezin amacı; Çift başlı kartal tasvirinin, eserler üzerinde ki uygulamalarını Türk İslam sanatı içerisinde değerlendirerek bilim dünyasına kazandırmaktır. İncelemeler Orta Asya ve Mezopotamya merkezli çift başlı kartal tasvirli eserlerden başlayarak değerlendirmeye tabi tutuldu. Bu kapsamda Eski çağdan itibaren günümüze kadar farklı coğrafya ve kültürlerde yer edinen çift başlı kartalın, erken dönem tasvirlerinin de Türk İslam sanatında ki örnekleri ile karşılaştırılması sağlandı. Ayrıca bilinen çift başlı kartal tasvirli eserler dışında, yeni eserler de eklenerek yorumlandı. Kartaldan gelişen çift başlı kartal tasvirlerinin sanatsal olarak uygulamalarının daha belirleyici olması açısından kartal tasvirli eserlerin örneklerine de kendi dönemleri içerisinde değinilerek çalışmaya dahil edildi. Çift başlı kartal dünyada en çok kullanılan ve bilinen tasvirlerden biri olmasına rağmen, içerdiği anlam ve mahiyeti bakımından da en az bilgi sahibi olunan tasvirlerdendir. Çift başlı kartal Eski çağ, Türk ve Türk İslam sanatları başlıkları altında nispeten incelenirken, konu ile ilgili kapsamlı bir çalışma bulunmamaktadır. Yapılan çalışmalarda çift başlı kartal, belirtilen dönemlerde yer alan medeniyetlerin eserleri arasında kısaca değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler çift başlı kartal tasvirinin tanımlanması bakımından yeterli olmayıp, birbirinin tekrarından ibarettir. Hazırlanan bu çalışma ile çift başlı kartal tasvirlerinin Türk İslam sanatındaki uygulamalarının belirlenmesinin yanı sıra, öncesi ve sonrası da yeniden değerlendirilerek bir bütün halinde sunulmuştur. Yerli ve yabancı kaynaklar ile arkeolojik veriler taranarak sağlanan bilgiler sonucunda, çalışma sınırları kapsamında ki bütün çift başlı kartal tasvirli eserler tespit edildi. Tespiti yapılan eserlerin adı, dönemi, bulunduğu yer, ölçüleri, malzemesi, korunduğu yer, çizimleri, resimleri ve tanımları yapıldı. Bu tanımlar üzerinden çift başlı kartal tasvirlerinin kullanıldığı eserlerdeki benzer ve farklı uygulamalar karşılaştırmalı olarak ele alındı. Yapılan çalışma ile çift başlı kartalın farklı kültür, sanat, inanç, mitoloji, gelenek ve göreneklerinde ifade ettiği anlam ile uygulamanın yayılımı arasındaki bağa da değinilerek bu alanda çalışma yapacak olan araştırmacılara ışık tutacak yeni kaynaklar sağlandı. "Çift başlı kartal tasvirlerinin Türk İslam sanatındaki uygulamaları" başlıklı çalışmada 2000'den fazla kartal, çift başlı kartal ve tanımı tam yapılmayan tasvirler incelenerek çalışmaya uygun olanları değerlendirmeye alındı. Çift başlı kartal tasvirine Eski çağ sanatında 41, Türk sanatında 14 ve İslam sanatında incelenen 5 eser örnek olarak verilmiş olup, Türk İslam sanatları kapsamında 148 eserin katalog çalışması yapılmıştır.
Asur Ticaret Kolonileri Çağı'nın tasvir sanatında mücadele/savaşım sahneleri
Asur Ticaret Kolonileri Çağı'nın mücadele/savaşım sahneleri bu dönemin mühür ve mühür baskıları üzerinde görülür. Mezopotamya'da erken dönemlerde (MÖ IV. bin) silindir mühürler üzerinde görülen tasvirlerde yer alan; ritüel, tapma, mitolojik ve mücadele/savaşım sahnelerindeki figürler ve motiflerin, üslup özellikleri ile Anadolu'da yaygın ve yoğun olarak ortaya çıkmasında, bu uluslararası ticaretin etken olduğu anlaşılmaktadır. Bu tez çalışmasında mücadelede yer alan figür sayısına göre gruplamalar yapılmıştır. Mücadele tasvirleri mühürler üzerinde; ritüel ve mitolojik sahnelerde iki, üç, dört ve çok figürlü olarak görülürken, savaşım frizlerinde sadece mücadele figürleri yer almaktadır. Savaşım frizlerinde de yukarıdaki gruplara benzer alt gruplar vardır. İkili mücadele gruplarında en çok aslanla olan mücadeleler öne çıkmaktadır. Aslan ve boğa ile yapılan mücadeleler genellikle bir gücün sembolü olarak her zaman sevilen bir tasvir olmuştur. Bu gruptaki mücadelenin önemli figürleri; demonlar, kahramanlar, tanrılar ve insanlardır. Aslan ve boğa ile yapılan mücadelelerde hayvanların baş aşağı, dik kalkmış oldukları ve silahın kullanıldığı görülmektedir. İki figürden oluşan mücadelelerin genellikle bir ya da bir kaç tanrısallığın huzurunda ritüel, tapınım ve sunum sahnelerinin içerisinde yer aldığı görülür. İkili mücadelelerde kalabalık bir grup da tanrısallık ile adam mücadelesidir. Üç figürlü mücadele gruplarında en çok aslan, ceylan ve avcıdan oluşan av sahneleri görülür. Avlanma da bir mücadele olarak değerlendirilerek bu çalışmada yer verilmiştir. Dörtten fazla sayıda figürlerin bulunduğu mücadele sahneleri ise çok figürlü mücadele olarak gruplandırılmıştır. Mücadele sahnelerinde benzer mücadele biçimlerinin farklı mühürler üzerinde ortaya çıkması bu mücadelelerin sembolik bir ifadeye işaret ettiklerini düşündürmektedir. Heraldik kuşarikkular, boğa-adamlar, çıplak kahramanlar, kahramanlar, ceylanlar ve aslanların olduğu çok figürlü mücadele ile çok figürlü savaşım sahnelerindeki tasvirlerde çoklu bir mücadele olduğu için figürler içerisinde korumacı ve saldırgan olanlar çok net anlaşılamamaktadır. Vahşi doğadaki insan kontrolünü zaman zaman ortaya koyan mücadele tasvirlerinde, özellikle silindir mühürler üzerindeki sahnelerde, doğayı çok iyi gözlemleyen mühür kazıcıların mühür alanına gerçekçi aktarımlarını yansıttıkları görülür.
Sûrnâme-i Hümâyûn'da el sanatlarını konu alan tasvirlerin incelenmesi
Sûrnâme-i Hümâyûn (İntizâmî Sûrnâmesi 1582, TSMK H.1344); Osmanlı kültür hayatı, sanat tarihi ve edebiyat tarihi açısından çok zengin bir kaynaktır. Sultan III. Murad Han'ın şehzadesi Mehmed'in sünnet düğününü konu alan el yazmasıdır. El yazması eserde zanaat içeren meslek erbablarının tasvirleri; biçim, içerik ve renk çözümlemesi bu tez kapsamında araştırılmıştır. Tez çalışmasında Sûrnâme-i Hümâyûn'daki (1582) tasvirlerin; şeker işleri (24b-25a), camcılar (32b-33a), Hz. Eyyubi Ensari dervişleri (53b-54a), eski bezistan ehli (79b-80a), peştamal dokuyanlar (81b-82a), mühreciler (99b-100a), aynacılar (105b-106a), Süleymaniye Camii maketi (190b-191a), hattatlar (213b-214a), kutucular (217b-218a), bakırcılar (254b-255a), hakkâklar (268b-269a), Simurg kuşu (280b-281a), divitçiler (326b-327a), kemhacılar (330b-331a), kuyumcular (356b-357a), sandıkçılar (369b-370a) ve çömlekçiler (405b-406a) el sanatlarına ait meslek grupları ve özellikleri incelenmiştir. Sûrnâme-i Hümâyûn ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Sûrnâme-i Hümâyûn'daki özellikler, mekânın, kullanılan renklerin ve sahnelerin özellikleri üzerinde durulmuştur. Mekânsal derinliği kuran ögeler incelenmiştir. XVI. yüzyıldan günümüze ulaşmış olan Sûrnâme-i Hümâyûn tasvirleri; dönemin özelliklerini, meslek erbablarının kıyafetlerini, kıyafetlerinde kullanılan renkleri ve mekânın kuruluşu ile sünnet düğününün yapıldığı At Meydanında düğünde olup biten her şeyi sunmuştur. Tasvirlerde verilmek istenen duygu, düşünce ve imgelerin tümü biçim, içerik ve renk açısından incelenmiştir. Tezin araştırma sürecine kaynaklar taranarak başlanmıştır. Konunun bulunduğu kaynağa ulaşmak için Topkapı Sarayı ile görüşülmüştür. Pandemi nedeniyle el yazması eser, yerinde görülüp incelenememiştir. Pandemi sonrasında eser yerinde incelenmek istendiğinde koleksiyon sayım sürecinde olduğundan buna izin verilmemiştir. E-posta yolu ile eserin envanter bilgileri, ilk 100 varakı ile literatürde bulunmayan yedi adet tasvirli sayfası Topkapı Sarayından temin edilmiştir. Tasvirlerin çoğuna Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı Arşivi (Topkapı Sarayı Yazma ve Matbu Eserler Koleksiyonu) H.1344 numara ile kayıtlı "Sûrnâme-i Hümâyûn" kitabından ve N. Atasoy'un "1582 Sûrnâme-i Hümâyûn Düğün Kitabı" adlı eserinden ulaşılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde; tasvir sanatının tanımı, tarihçesi, temel özellikleri ve tasvirin yapımı anlatılmıştır. Türk tasvir sanatının başlangıcından, Osmanlı Dönemi tasvir sanatına kadar olan süreçteki eserlere değinilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde Sûrnâmenin tanımı, tarihçesi ile ilgili araştırma yapılmıştır. Günümüze kadar ulaşan tasvirli ve tasvirsiz sûrnâmeler hakkında bilgi verilmekle birlikte, Sûrnâme-i Hümâyûn'un diğer sûrnâmelerden farkı ve özelliği üzerinde durulmuştur. Nakkaş'ın Sûrnâme-i Hümâyûn analizinden sonra tasvir tekniği tespit edilerek kullanılan teknik malzeme, renk değişimleri vb. dönemin kültürel özelliklerine göre tasvirlerin özellikleri belirlenmiştir. Tezin temel bölümünü oluşturan, üçüncü bölüm katalog kısmında ise; At Meydanı'ndaki geçişlerde sunulan el sanatları tasvirleri tanıtılmıştır. Çalışmanın dördüncü bölümünde değerlendirme, karşılaştırma ve sonuç başlığı altında Sûrnâme-i Hümâyûn'da el sanatlarını konu alan tasvirler kendi sayfaları bağlamında karşılaştırılmış ve değerlendirilmiştir. Sûrnâme-i Hümâyûn'un, Vehbî Sûrnâmesi'ne nasıl etkisi olduğuna, iki eser arasındaki benzerlikler ve farklılıklara değinilmiştir. Sûrnâme-i Hümâyûn ve Sûrnâme-i Vehbî, düzen (kopmozisyon), derinlik (perspektif), çizgi, renk ve ışık özellikleri bakımından karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak, aralarında yüzyıl farkı olmasına rağmen Sûrnâme-i Hümâyûn ve Sûrnâme-i Vehbî Osmanlı dönemine kaynaklık eden, günümüze kadar gelmiş, belge niteliğinde eserler olduğu görülmüştür. Nakkaş Osman ve Levnî, Osmanlı tasvir sanatına düzen şeması ve renk açısından çok şey kazandırmıştır. Anahtar Kavramlar: At Meydanı, İntizâmî Sûrnâmesi, Nakkaş, Sûrnâme, Tasvir Sanatı, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi.
Bursa şehr-engîzlerinde mekân tasvirleri
Çalışmamız, 16. ve 18. yüzyıllar arasında Klasik Edebiyatımız içerisinde yer alan Bursa Şehr-engîzlerinin mekân tasvirlerini konu edinmektedir. Giriş kısmında; çalışmanın amacı, niteliği, Klasik Türk Edebiyatımızda yer alan şehr-engîzler ve Bursa'nın kültür tarihimizdeki yeri ile araştırmanın metodu, konuyla ilgili yayın ve kaynaklar üzerinde durulmuştur. Tez üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Bursa Şehr-engîz yazarlarımızın bibliyografik bilgilerinin yanısıra şehr-engîzlerinin muhtevalarına ve nüsha bilgilerine yer verilmiştir. İkinci bölümde, Şehr-engîzlerdeki Bursa'ya dair mekânlarla ilgili beyitler belirlenip, bu yerler hakkında tanıtıcı resim, konum karekod bilgisi ve ansiklopedik bilgiler paylaşılmıştır. Üçüncü bölümde Şehr-engîzlerdeki mekâna ait mefkumlar belirlenerek dini mekân, sosyal mekân ve tabiatla ilişkin olmasına göre beyitler 3 ana kategoride sınıflandırılmıştır. Akabinde bu mefhumların ıslahat anlamlarıyla birlikte örnekleri verilmiştir. Son olarak, Bursa Şehr-engîzlerinin; kültürümüze ve edebiyatımıza kattığı öneme değinilmiş ve özellikle yaşadığı şehre göre şekil alan insanın mekânla kurduğu ilişki tasvirlerle incelenmiştir.
Kırmızı figürlü seramiklerde Eos ve lir tasvirleri
İnsan için "ölümsüzlük" varoluştan itibaren peşinden koşulan ve elde edilmek için türlü çabalar gösterilen bir ödül olarak görülmüştür. Zamana yenik düşen bedenlerimiz ile er ya da geç vedalaşırız. Müzik ve şiir ile ruhunu besleyen insan sanat eserleri yaratmış ve kendini değilse de onları ölümsüz kılmayı başarmıştır. Yunan mitolojisi tanrıların insani özellikler kazandığı insanların da tanrısal özellikler kazandığı hikayelerden oluşmaktadır. İnsan ve Tanrı arasındaki en temel ayrımlardan biri olan ölümsüzlük ise aşk, müzik ve şiir ile harmanlandığında karşımıza Eos ve Tithonos çıkar. Çalışmamızda ressamlara büyük ölçüde özgürlük sağlayan kırmızı figür tekniği ile işlenmiş seramikler üzerinde Eos ve lirin ilişkisini açıklamaya çalışılmıştır. Tezimizde literatürde sadece birlikte tasvir edildikleri ancak lirin sahnedeki anlamının açıklanmayışı ile oluşan boşluğu doldurmak amaçlanmaktadır.
Tanrı tasavvurunda antropolojik yaklaşım
Allah tasavvurunu insanlar bilgi kaynaklarını kullanarak oluştururlar. Bu tasavvur İslâm'da vahiy merkezli oluşmuş olsa da süreç içerisinde birçok unsurun etkisi altında kalmış olabilir. Tezdeki problem ise İslâm kelamında ortaya çıkan: ''Farklı Allah tasavvurlarının beşerî kökenleri var mıdır.'' sorusudur. Bu çalışmada farklı Allah tasavvurlarına sahip kelamcılar belirlenerek onların hayatları ve görüşleri kültürel antropoloji yöntemi çerçevesinde ele alınarak incelenmiştir. Amaç ise bu kelamcıların Allah tasavvurlarının oluşumunda etkisi olan beşerî unsurları tespit etmektir. Yapılan inceleme sonucunda Allah'a dair tasavvurların oluşumunda inançların, insanların içinde bulundukları çevrenin, aldıkları eğitimin, yaşadıkları siyasi ortamın ve kişisel özelliklerinin dolaylı olarak etkili olduğunu gördük. Bununla birlikte dinin kaynakları sabittir ve temel belirleyici bu kaynaklar olmuştur. Allah'ın varlığı, birliği, yaratıcılığı, âlem ile olan ilişkisi gibi konularda temel belirleyici olan dinî metinlerdir. Fakat Allah'ın nasıl bir varlık olduğu, sıfatlarıyla olan ilişkisi, dini metinlerde yer alan ve adına haberî sıfatlar dediğimiz insanbiçimci olarak anlaşılmaya müsait olan ifadelerin yorumlanması noktasında beşerî unsurların devreye girdiği tespit edildi. Anahtar Sözcükler: Tanrı, Tasavvur, Kültürel Antropoloji, Teşbih, Tenzih.
Marzuban-name metninde geçen hayvan tasvirleri üzerine bir inceleme
14. yüzyıl Anadolusu beylikler döneminde Türkçe okuma bilen beylerin istekleri doğrultusunda ve halkın anlayabilmesi açısından pek çok dinî, ahlâkî ve tasavvufî eser Türkçeye tercüme edilmiştir. Bu eserlerden birisi olan Marzubân-nâme padişahlığa hazırlanacak şehzadeler için çevrilmiş bir nasihat kitabıdır. Eser, içindeki hayvanların insan özelliği göstermesi açısından fabl türüne yakındır. Marzubân-nâme'de bulunan elli üç hikâyenin yirmi ikisinde ana karakterler hayvanlar olup on yedi hikâyede insanlar ile hayvanlar birlikte yer almaktadırlar. Eserdeki hayvanlar; insan özellikleri taşıyanlar, insanlarla konuşanlar ve doğal özellikleri ile bulunanlar olmak üzere üç grupta toplanabilir. Hayvanlar, bazen olumlu bazen de olumsuz yönleriyle eserde yer almıştır. Bu çalışmadaki amaç, Marzubân-nâme adlı eserde ana veya yan karakter olarak geçen tüm hayvanların sembolize ettiği olumlu veya olumsuz anlamları incelemek, farklı yönlerini ortaya koymak ve Türk kültürüne göre yapılmış değişiklikleri tespit etmektir. İnceleme yapılırken Prof. Dr. Zeynep Korkmaz'ın Marzubân-nâme Tercümesi adlı çalışması esas alınmıştır. Eserde kırk beş tane hayvan bulunmaktadır. Her hayvan için çeşitli karakter özellikleri çıkartılmış, her bir özellik için bu çıkarımın yapıldığı cümlelerden örnekler verilmiştir. Ayrıca hikâyelerde verilmek istenen nasihatler değerlendirilip hikâye özetlerinin altında Nasihat başlığıyla verilmiştir. Sonuç olarak eserdeki hayvanların hangi değerleri temsil ettiği ve bunların Türk kültürüne aktarılırken değişip değişmediği hakkında bir değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Marzubân-nâme, hayvan hikâyeleri, motif, Eski Anadolu, fabl
التصوير البياني في صحيح ابن حِبّان ـ المجلد الأول دراسة تحليلية
This study examines the description of the declaration in Sahih Ibn Hibban - Volume I. The importance of this thesis is that it reveals the eloquence of the prophet Mohammed. When the Prophet was sent to his people, they gave importance to rhetoric and explanation. The eloquence of the Prophet played a major role in inviting people to Islam and in guiding them. Declarative science is one of the Arabic rhetoric sciences and is effective in conveying the desired meaning by using declarative methods. It also leaves a great impression on the listeners. The research consists of a preface and an introduction and additionally four parts. The researcher mentioned the working methods and the plan he followed in the introduction. In the preface, he discussed the importance of the description of the declaration. In the first chapter, description and statement are defined and Ibn Habban's private life and scientific life are discussed. In the second part, the concept of simile (definition, parts and its role in Arabic rhetoric) was examined. In addition, similes were examined in Sahih Ibn Habban. In the third part, istiara (its definition, parts and its role in Arabic rhetoric) is examined. The references in Sahih Ibn Habban are included. In the fourth chapter, allusion (definition, parts and its role in Arabic rhetoric) is analyzed and allusions in Sahih Ibn Habban are included. The remainder of the study includes the conclusion, conclusion, recommendations, research resources and references. Keywords: Description of statement, simile, metaphor, Allusion, Sahih Ibn Habban
الوصف عند الشاعر عبد الرزاق عبد الواحد
This thesis aimed to study the description in the poetry of Abd al-Razzaq Abd al-Wahed, who is one of the poets of the modern era who were distinguished by their wide and deep imagination. And the accuracy of his description of his feelings, and when we return to history, we find that the description was rooted in the Andalusian era, then Significantly developed, so it became a standard of the quality of poetry. Abd al-Razzaq Abd al-Wahed was distinguished by the accuracy of his verbal structures, as he was able to describe honestly and accurately everything that he felt, instinctively and realistically. He was proficient in choosing meanings and poetic methods, using words with soft letters, and a lot of sympathy and repetition, For this reason, the poet is considered one of the owners of abundant and descriptive poetry. The conclusions of this study was as follows: The poet comes at the forefront of the great Iraqi poets who shaped the poetic scene in Iraq from the fifties until this moment, and despite that he was critically neglected. He is considered one of the pioneers of the movement in free Arabic poetry. His poetry was varied : the vertical poem, the free poem, the poetic story, the poetic play, and children's poetry, and he benefited from other arts such as theater, story and singing. The environment and its details were important sources from which the poet drew his poetic images. He also described the traditional personality, referring it to a symbol, dialogue with it, and used it as a mask, and he employed the literary text inspiratly, intertextuality, or implicatly. He also took images from the Holy Qur'an that he included in his poetry, although he believes in Mandaeism.
الوصف في شعر ابن درّاج القسطليّدراسة في الأسلوب
This study has been inspired by the concept of virtue in Ibn Darraj Al-Qastal's Poetry and it is aiming to provide a full picture of researcher, poet Ibn Darraj and also aiming to reveal his artistic depiction. The fact that the concept of qualification distinguishes the mentioned poet from others reveals the importance of the current research. The poet has drawn very important pictures by using his imagination in a wonderful way. The current research thesis begins with a preface. In the foreword, the research topic and the poet's life were mentioned, and the poet's most important social and literary details were focused. In the first chapter that follows, he discussed its characteristics and types, its characteristics, its development in the Jahili and Umayyad and Abbasid and Andalusian periods. Then, in the second part, he focused on the aims of the poet, where he divided the artistic quality into four studies: the quality of praise, the quality of lament, the quality of gazal and the quality of nature. In the third part, there is the title of art mechanism in the poet's divan. He dealt with demands such as simile, metaphor, allusion. In summary, it was concluded that the poet worked wonders in his qualities. The characteristics of the Andalusian kings were embodied. Like King Al-Mansor Ibn Abi Amer and his son, he lamented for them and expressed his love for his beloved, embodying land and sea battles. Ibn Darraj used various rhetoric arts in his works, especially the art of simile, which is common in his divan. These were manifested in all types. These types have examples such as full simile, Mursel, mufasal, beleeg, representation, maklup. The art of metaphor also played a very important role in formulating the poet's images. The art of allusion has also emerged in artistic depiction. The poet used these arts to strengthen their meaning, characterizing the characteristics of the beloved and kings, praising them or lamenting them. These arts created musical energies that help the recipient assimilate meaning.
The representation of women in contemporaryiraqi painting
This thesis aims to explore the nuanced portrayal of women within the realm of contemporary Iraqi painting, which bears the indelible imprints of Western artistic influences. Focusing on the creations of eminent Iraqi artists, including Jawad Salim, Muayad Muhsin, Mahmoud Fahmi Abboud, Mahood Ahmed, and Afifa Laibi the study employs a methodology encompassing visual, iconographic, and semiotic analyses. Through the examination of academic literature, exhibition catalogues, digital platforms, and artists' social media accounts, the investigation unravels the intricate interplay between style, form, and content in the depiction of women. These artists traverse a diverse socio-cultural terrain, reflecting the broader shifts in gender roles and societal values. Rooted in qualitative research, this exploration serves as a conduit bridging traditional art historical methods with contemporary digital platforms, thereby weaving an insightful narrative that sheds light on the dynamic representation of women in modern Iraqi painting. In its depictions of women, modern Iraqi art resonates with both the historical and cultural heritage of Iraq and the influences drawn from the Western artistic canon, often synthesizing these diverse strands. The artworks reveal a delicate intermingling of artistic evolution and cultural identity, with a focus on women's autonomy being conveyed in both explicit and implicit ways. Occasionally, the exploration of the portrayal of women also delves into the nuanced realm of their erotic dimensions. Through the juxtaposition of Western inspirations within indigenous contexts, this inquiry aspires to offer not only a deeper comprehension of Iraqi art but also a broader perspective that can potentially reframe the global discourse surrounding art, gender, and culture
Çocukların öğrenmelerini resim yoluyla etkinleştirme "Bir öğrenme yöntemi olarak Fred Sedgwick modeli"
Sanat, mağara resimleriyle başlamış ve bugünkü yapısını alarak hayatımızın bir parçası olmaya devam eden uzun bir serüvendir. Mağara duvarlarındaki resimler, bakan ve soru soran tüm insanların içinde hala gizemini korumaktadır. Bugün, sanatın kökeni olarak tanımlamaya çalıştığımız bu mağara resimleri ve tabii ilkel araç gereç ve heykeller, onları yapan kişiler tarafından bizim algıladığımız şekliyle ortaya çıkarılmamış olsalar da, bu başlangıç noktalarının hayatı öğrenmenin en saf hali olduğunu söyleyebiliriz. Sanatın ilkel dönemde karşımıza çıkan belki de en önemli işlevi, hayatı öğrenme ve hayatla ilgili bir şeyler paylaşma içgüdüsüdür. Öğrenmenin kaynağı olan bilginin, sanatla ilişki kuran insanlar tarafından taşınması mağara atmosferinden yüzyıllar boyunca durmadan ilerleyerek ve genişleyerek günümüze kadar süregelmiştir. Bu araştırmada, sıklıkla üzerinde durulan 'bilgi' ve 'öğrenme' ilişkisinin de sanat alanı içindeki varlığı yukarıda bahsedilen temellere dayanmaktadır. Sanatı betimleme ve bilgi yoluyla öğrenmenin ve öğretilmenin nasıl olduğunu incelemek ve bunun farklı yöntemlerle özellikle Görsel Sanatlar Eğitimi içerisinde nasıl kullanılacağını çözümlemek sanat eğitimiyle uğraşan birçok kişi için önemli bir sorunsaldır. Yaptığımız araştırmada da farklı bir yöntem kullanılmaya çalışılmıştır. Bu araştırma, çocukların çizimleri yoluyla onları daha iyi anlamak ve onlarla daha iyi bir iletişim kurmak açısından önemli bir deneme çalışması olarak nitelendirilebilir. Anahtar kelimeler: Görsel sanatlar eğitimi, çocuklarda öğrenme, bilgi, betimleme.
Dermatolojik olgu bildirilerinde klinik deskripsiyonların kalitesi ve belirleyici faktörler
Giriş ve Amaç: Olgu bildirileri, halen tıbbi yayımcılığın önemli bir parçası olarak varlığını sürdürmektedir. Tıp eğitiminde bilgi ve deneyim aktarılmasında oldukça önemli olmasının yanında yeni çalışmaların da öncüsü olma niteliği taşıması nedeniyle oldukça değerlidir. Dermatoloji görselliğin oldukça ön planda olduğu bir bilim dalıdır bu nedenle etkili bir dermatolojik olgu bildirisinin olmazsa olmazı iyi klinik deskripsiyonlardır. Bu çalışmada, dermatolojik olgu bildirileri incelenerek, olgu bildirilerinde yapılmış klinik deskripsiyonların ne düzeyde ayrıntılı olduğu bir başka deyişle ne düzeyde kaliteli olduğunu araştırmak ve klinik deskripsiyonların kalitesini etkileyen faktörlerin de belirlenmesi istendi. Böylelikle dermatolojik olgu bildirilerinin kalitesinin iyileştirilmesine katkı sağlanması amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, çoğunlukla dermatolojik olgu bildirileri yayımlayan bir dergi olan "Journal of Dermatological Case Reports" veri sağlamak üzere seçildi. Bu derginin 2007-2017 yıllarında yayımlanmış 247 makalesi gözden geçirildi ve dermatolojik deskripsiyon içeren 205 olgu bildirisi çalışmaya alındı. Klinik deskripsiyonlarda 11 ana özellik araştırıldı: Yerleşim, yan, nicelik, dağılım, boyut, biçim, kenar, renk, dokunma, sübjektif semptom ve elemanter lezyon. Bu on bir ana özellikten sekizi zorunlu sayıldı: Yerleşim, nicelik, boyut, biçim, renk, dokunma, semptom ve elemanter lezyon. Deskripsiyonun kalitesini etkileyen anlamlı faktörleri belirlemek üzere, her bir olgu bildirisinin deskripsiyonlarında sözü edilmiş zorunlu özellik sayılarının maksimumu, bağımlı değişken olarak kullanıldı ve "kalite skoru" olarak adlandırıldı. İstatistiksel değerlendirmeler lineer regresyon analizi ile yapıldı. Bulgular: Çalışmamızda ana bulgular; klinik deskripsiyonlarda palpasyon ve semptom ile ilgili bilgilerin çoğunlukla yetersiz olduğu, baş-boyun bölgesi dışındaki lezyonlar için yerleşim bilgisinin ayrıntılı verilmediği, ortalama yazar sayısının oldukça yüksek olduğu ancak bunun kalite skoruna olumlu bir etkisinin olmadığı görüldü. Kalite skoruna olumlu etkisi olan parametreler ise yazarlar arasında dermatolog bulunması ve klinik semptomların varlığının veya yokluğunun belirtilmesi olarak saptandı. Sonuçlar: Etkili bir dermatolojik olgu sunumu için ayrıntılı klinik deskripsiyon yapılmalıdır. Ayrıntılı ve kaliteli bir klinik deskripsiyon yapmak için ise yazarlar arasında dermatolog bulunmalı veya dermatologlardan yardım alınmalıdır. Bununla yanında olgunun semptom bilgisinin sorgulanıp mutlaka belirtilmesi gerektiği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Olgu sunumu, Deskripsiyon
Görme engelli öğrencilerin bazı matematiksel kavramlardaki kavram imajları ve temsilleri
Bu tez çalışmasında görme engelliler ilköğretim okulunda öğrenim gören öğrencilerin, bazı matematiksel kavramlardaki kavram imajları ve temsillerini incelemek amaçlanmıştır. Araştırma modeli olarak, nitel araştırma desenlerinden fenomenoloji ve durum çalışması kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcılarını beş total görme engelli oluşturmuştur. Veri toplama araçları yarı yapılandırılmış görüşmeler, öğrencilerin oluşturdukları materyaller, araştırmacının gözlem notları olmuştur. Verilerin analiz edilme sürecinde, -gömülü teoride kullanılan teknikler olan- açık kodlama, eksensel kodlama ve seçici kodlama gibi nitel araştırma tekniklerinden yararlanılmıştır. Verilerin analizi sonucunda, bazı önemli sonuçlar şu şekildedir: -Öğrencilerin çoğunlukla kavram imajlarını kullandıkları, kavram tanımlarını göz önünde bulundurmadıkları belirlenmiştir. -Öğrenciler soruları/problemleri cevaplarken tamamıyla sezgisel bir yaklaşım kullanmışlardır. -Problemlerde spesifik değerlere ve spesifik geometrik şekillere odaklanan öğrencilerin; aynı durum için tamamıyla birbiriyle çelişebilen, tutarlı olabilen veya bir kısmı çelişebilen birden fazla anlayışa sahip oldukları tespit edilmiştir. -Öğrencilerin kavramı; teorikte kabul edilebilir tanımlamasına karşın, uygulamada ?ısrarla- yanlış bilgiyi takip ettikleri, dolayısıyla zorluklarla karşılaştıkları; ayrıca teorikte ve uygulamada düştükleri çelişkinin farkında olmadıkları belirlenmiştir. -Öğrenciler temel geometrik şekilleri; tanımlayabilmişler, isimlendirebilmişler ayrıca onları ayırt edebilmişlerdir. Ancak bu durum onların doğru bir kavram anlayışına sahip olmalarına yetmemiştir. -Araştırmadan elde edilen sonuçlara dayalı olarak; GE öğrencilerin matematik öğretmenlerine, matematik kitap yazarlarına, matematik eğitimi alanında akademik çalışmalar yapan bilim insanlarına yönelik birtakım önerilerde bulunulmuştur.
Titian (Tiziano Vecellio) tablolarında dini ikonografi
Tezimizin konusu; Titian (Tiziano Vecellio) tablolarında dini ikonografili tasvirler ve ikonografik çözümlemeleridir. Çalışmamız kapsamındaki dini ikonografi konulu 59 tablonun dört adedi Musevi, diğerleri ise Hristiyan ikonografisiyle bağlantılı eserlerdir. Sanatçı eserlerinde çoğunlukla ikonografiye bağlı kalmakla beraber bazen de bireyselliği ağırlık kazanmıştır. Titian, Maniyerist Dönem içerisinde yer almasına rağmen, Rönesans ve Barok Dönem özelliklerini de eserlerine yansıtması ile Sanat Tarihi açısından farklı ve önemli bir konuma sahip olmuştur. Birden fazla üslubu tablolarına yansıtan sanatçı eserlerinde kullandığı renklerin çeşitliliği ve uyumunu kendi yeteneği ile birleştirip başarılı biçimde harmanlamıştır. Rönesans' da optik gözleme dayalı perspektifin ve akılcı ışığın eserin her yerine yayılması, Maniyerist Dönem' de Klasik Rönesans anlayışından uzaklaşılıp deformasyon ve abartının verilmesi, Barok Dönem' de ise Protestanlığın yayılmasıyla birlikte gücü tekrar elinde tutmak isteyen Katolik inancın etkisiyle yeniden dini konulu eserlere ağırlık verilmiştir. Sanatçının her bir eseri Panofsky Metodolojisinde ki "Olgusal Anlam", "İkonografik Anlam ve İfadesel Özellik" ve "İkonolojik Anlam" bakımından kapsamlı biçimde tanıtıldıktan sonra kendi aralarında ve diğer sanatçıların eserleri ile karşılaştırılıp değerlendirilerek Avrupa Tasvir Sanatı' ndaki yeri belirlenmeye çalışılmıştır.
Anadolu Selçuklu Dönemi taş eserlerindeki tasvirlerin geleneksel Türk resim sanatı açısından incelenmesi
Geleneksel Türk resim sanatı, İslamiyet öncesine dayanan ve günümüze kadar süregelen köklü bir geçmişe sahiptir. Kendine has bir biçim ve üslubu olan bu resim türünün önemli örnekleri Anadolu Selçuklu dönemi ve dönem beylerinin hükümdarlığı süresince verilmiştir. Çeşitli malzemelere farklı teknikler ile işlenen eserlerin içerisinde en yoğun kullanım alanı bulan malzemelerden bir tanesi taştır. Taş yüzeylerinde yer alan figürler biçimsel özellikleri ve sembolik anlatımları ile İslam öncesine dayanan ve İslamiyet ile birlikte sentezlenen bir argümanı oluşturmaktadır. Sivil ve dini mimari yapılarda, mezar taşlarında ve birçok müzede yer alan taş eserdeki tasvirlerin içerisinde insan ve hayvan figürleri astrolojik ve mitolojik konulu tasvirler işlenmiştir. Aynı dönem içerisinde üretilmiş olan el yazma eserlerinde de üslup, biçim ve kompozisyon özellikleri bakımından birbirleri ile örtüştüğü anlaşılmıştır. Bu bakımdan Anadolu coğrafyasında hazırlanan el yazma eserler ve taş yüzeylerinde bulunan resimlerin incelenmesi farklı yüzeylerdeki Geleneksel Türk resmi örneklerinin biçimsel özellerinin karşılaştırılması ve mevcut tanımın yeniden ve doğru şekilde içeriklendirilebilmesi açısından önem kazanmaktadır.
Eskiçağ tasvir sanatında müzik ve müzik aletleri
Günümüzde arkeoloji diğer bilim dalları ile çok yönlü ilişki içerisindedir. "Eski Çağ Tasvir Sanatında Müzik ve Müzik Aletleri" başlıklı tez çalışmasında içerisinde, arkeolojik materyaller üzerinde yer alan tasvirlerden, müzikal unsurlar, müziğin sosyal etkinlikler ve sosyal kurumlar için önemi, müzik grupları, müzisyenler, çalgılar, birbirleriyle ilişkileri, benzerlikleri araştırılmıştır. Yazılı tarihten önceki dönemden, Geç Antik Çağ başlangıcına kadar olan tarih süreci içerisinde, insanlık uygarlık tarihinin temellerinin atıldığı bugünkü Mezopotamya, Anadolu, Akdeniz, Mısır ve Avrupa topraklarında kurulmuş medeniyetlerden günümüze ulaşan arkeolojik buluntular üzerinde yer alan müzik ve müzik aleti tasvirli seramik, taş, madeni eserler, duvar resimleri, mozaikler, sikkeler, süs eşyaları vb. örnekler, litaretür taraması ve müzelerde yapılan gözlemler sonucunda incelenip, elde edilen veriler tezin kapsamında değerlendirilmiştir. Özellikle arkeolojik materyaller üzerinden müziğin ve müzik aletlerinin kültürel etkileşimleri, gelişimleri araştırılmış bu bağlamda kültürler üzerinde nasıl etkileri olduğu konusunda sonuçlar çıkartılmaya çalışılmıştır. Muhakkak ki üzerinde müzik ve müzik aleti hakkında bilgi ve tasvir barındıran eserler en önemli kaynaklar olmuştur. Bunlar haricinde daha önce bu çalışmanın içerisinde yer alan başlıkları içerisinde barındıran akademik çalışmalar titizlikle incelenerek kullanılmıştır. Konu çok geniş bir coğrafyayı ve birçok eski kültürleri kapsadığı için, insanlıkla yaşıt olan müzik olgusunun geniş kitlelere yayılmasında, uygarlıklar içerisinde kendinden sonraki kuşaklara, resmi ve özel yaşantıda ne gibi uygulamalar yapılacağına dair görsel ve yazısal bilgilerin aktarılmasında, tasvir sanatının çok önemli bir araç olduğu kanısına varılmıştır. Bu konuda özellikle Türkiye'de yapılmış olan çalışmaların yetersizliği ve arkeolojik bakış açısıyla çalışmaların yapılmamış olması bu tez çalışmasının gerçekleştirilmesindeki en önemli nedendir. Daha sonra yapılacak olan akademik çalışmalara gerek yöntem gerekse içerik açısından bir alt yapı oluşturmak ise öncelikli amaçlarımızdan olmuştur. Yayınlarda arkeolojik materyaller üzerindeki müzik ve müzik aleti tasviri ile ilgili sahnelerin çözümlenmesi konusunda belirsizlik ve yanlışlıkların olduğu görülmektedir. Başlıca hata ve yanlışlıklar tasvirlerin yanlış yorumlanmasından kaynaklanmaktadır. Daha sonra yapılacak olan çalışmalarda arkeolojik materyaller üzerinde yer alan tasvirler yorumlanırken, yapılması muhtemel hataların en aza indirilmesi amacıyla bazı öneriler getirilmiştir.
M.Ö. 2. bin Anadolu tasvir sanatında insan-hayvan karışımı varlıklar
M.Ö. 2. Bin Anadolu Tasvir Sanatında İnsan-Hayvan Karışımı Varlıklar konulu tez çalışması kapsamında çeşitli eserler üzerinde betimlenen insan-hayvan karışımı varlıkların ikonografik özellikleri, üslup özellikleri ve zaman içindeki tarihsel gelişimi ele alınmaya çalışılmıştır. Tez çalışmasının amacını, insan-hayvan karışımı varlıkların karakteristik özelliklerinin ortaya çıkışı, sınıflandırılması, tarihlendirilmesi, tasvirler üzerinde yer alan mitolojik ve dinsel içeriklerin M.Ö. 2. Bin Anadolu toplumlarının manevi dünyasına ve dinsel inanışlarına katkısı hakkında detaylı bilgi edinmek oluşturmaktadır.Tez çalışması kapsamında kaya anıtları, kaya kabartmaları, bullalar, mühürler, levhalar, figürinler ve heykelcikler üzerindeki tasvirlerde ve yazılı kaynaklarda geçen insan-hayvan karışımı varlıklar anlatılmaktadır. Tez çalışması kapsamında çeşitli eserler üzerinde betimlenen insan-hayvan karışımı varlıklar, arkeolojik ve filolojik belgeler ışığında yorumlanmaya çalışılmıştır. Çalışma kapsamında eskiçağ Anadolu toplumlarının Anadolu dışındaki kültürlerle kurdukları ilişkiler sonucunda bu etkileşimin eserler üzerindeki yansımaları değerlendirilmeye çalışılmıştır.Tez çalışması sonucunda, çeşitli eserler üzerinde betimlenen insan-hayvan karışımı varlıkların farklı kökenleri olduğu anlaşılmaktadır. Bunların bazılarının Anadolu kökenli, bazılarının Mezopotamya kökenli, bazılarının ise Mısır kökenli olduğu anlaşılmıştır. Tez çalışması kapsamında çeşitli eserler üzerinde betimlenen insan-hayvan karışımı varlıkların farklı işlevleri olduğu görülmektedir. Tasvirli eserler üzerinde betimlenen insan-hayvan karışımı varlıkların bir kısmının, ölüm, bir kısmının doğum, bir kısmının bereket, bir kısmının zafer ve bir kısmının da hastalık önleyici fonksiyonlara sahip olduğu anlaşılmaktadır.Bu değerlendirme sonucunda, insan-hayvan karışımı varlıkların günümüz dinsel inanışları ve batıl inanışları içinde yaşamaya devam eden motifler olduğu görülmektedir.Anahtar Sözcükler:1.İnsan-Hayvan karışımı varlık2.Dinsel inanış3.Arkeolojik ve filolojik4.İkonografik5.Mühür
Pisidia bölgesi mezar sanatında silah tasvirleri
Günümüzde Göller Bölgesi veya Göller Yöresi olarak bilinen Pisidia Bölgesi, Milyas arazisi ile birlikte Mare Pamphylium'un (Akdeniz Körfezi) kuzeyindeki ovada yer alan Pamphylia'yı çeviren Toros Dağlarıyla güneyinde Anaua Lacus (Acı Tuz Gölü) ile Askania Lacus (Burdur Gölü) arasından geçen Söğüt Dağları'nın uzantılarıyla dik olarak birleşen Sultan Dağları ile kuzeyden çevrilmiştir. Karalis Lacus'un (Beyşehir Gölü) güneydoğusundan Melas Çayı'nın (Manavgat Çayı) yukarı ve orta çığırına kadar olan tepelikler ise doğu sınırını oluşturmaktadır. Çalışmamız Pisidia Bölgesi'nin sınırları içerisinde konumlanan, mezar steli, lahit ve ostothek üzerinde betimlenen silah tasvirlerini kapsamaktadır. Bölgenin coğrafyası, yol haritası, önemli kentleri ve bu kentlerin nekropolis alanları incelenerek; üzerine yapılmış olan akademik çalışmalar ve yapılan bilimsel kazılar göz önünde bulundurularak bir çerçeve belirlenerek ve bu çerçeve içerisinde bölgenin mezar yapısı ve tasvirleri hakkında fikir elde edilmesine çalışılacaktır. Bu kapsamda eldeki veriler ışığında yapılan çalışmalar, alan taraması ve yüzey araştırmaları dikkate alınarak konu ile ilgili ortak bir üslup ve fikir birliğine varılması amaçlanmaktadır. Pisidia Bölgesi; gömü gelenekleri ve nekropolis alanları, silah betimlerinin kullanıldığı mezar tipleri, ostothek, lahit ve mezar stelleri, bu donelerin kökeni ve ilk örnekleri incelenerek Phrygia, Pamphylia, Lykia, Ikonia, Isaura ve Makedonia örnekleri ile anoloji kurulmaya çalışılarak akültürasyon olup olmadığına dair veriler incelenecektir. Pisidia Bölgesi mezar stelleri, ostothek ve lahitleri üzerinde tasvir edilen silah betimleri; kendi içerisinde saldırı ve savunma silahları olup olmadığına bakılacaktır. Bu tasvirlerin yaşanan süreç içerisinde etnik kimlik ilişkisi, ikonografik açıdan değerlendirilmeye çalışılacaktır.
Tarihöncesi Anadolu'da boğa tasvirleri ve kültürel ilişkileri
Anadolu'da en erken örneği, Epi-Paleolitik Dönemde görülmeye başlayan boğa tasvirleri, dönemsel olarak devamlılığını koruyarak değişik versiyonlar ile birçok malzeme üzerine işlenmiştir. Asıl simgesi güç, kuvvet ve üreme ile ilişkilendirilmiştir. Paleolitik Dönemden Tunç Çağına kadar erilliği simgeleyen boğa kültürü, Tunç Çağı ile birlikte Hitit geleneğinde tanrısal bir algıya bürünerek baş Tanrı Teşup' un yeryüzündeki temsilcisi olarak kabul edilmiştir. Anadolu toprakları üzerinde hiçbir zaman önemini yitirmemiş olan boğa kültü, sadece tarihöncesi dönemlerde değil, tarihi dönemlerde kullanılmıştır. Hatta günümüzde dahi kurban edilerek kutsallığını hiçbir zaman kaybetmemiş olan boğanın kafatasları ise bereketin simgesi olarak kullanılmaktadır.
XVI. yüzyılda yazılan padişah medhiyelerinde padişah tavsifleri
ÖZET YÜKSEK LİSANS TEZİ XVI. YÜZYIL MEDHİYELERİNDE PADİŞAH TAVSİFLERİ İLKAY POLAT t«i FIRAT ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ANA BİLİM DALI 2004 SAYFA : 75 "XVI. Yüzyıl Kasidelerinde Padişah Tavsifleri" adlı bu çalışmamızda, padişahlara ait vasıflar belirlendikten sonra, beyitlerde bu vasıflan tespit ettik. Daha sonra şairleri, teşbihler, mecazlar, mazmunlar yönünden karşılaştırdık. Yapılan bu çalışma giriş, inceleme ve sonuç olmak üzere 3 bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde medhiyyeler hakkında bilgi verildikten sonra, inceleme bölümünde kasidelerde, padişahlara ait vasıfların kullanılışlarına dair örnek beyitler verilmiştir. ııi I I ' **? 'luAihHnliıııdıliıiıd Bu çalışmayla XVI. yüzyılda şairlerin padişahlara karşı düşüncelerini göstermeye çalıştık