Japan
100 theses under this subject heading
Realizm bağlamında Asya pasifik güvenliği ve tehdit algısı: Çin Halk Cumhuriyeti ve Japonya karşılaştırma analizi
Bu tez çalışmasının amacı Realizm kuramı kapsamında, Asya Pasifik bölgesindeki güvenlik ve tehdit algısını Çin Halk Cumhuriyeti ve Japonya örnekleri üzerinden karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Realist kuramın temel varsayımlarından biri uluslararası sistemin anarşik yapısı nedeniyle devletlerin hayatta kalabilmek için güç arayışına yöneldiğidir. Bu bağlamda tez, Realizmin iki ana yaklaşımı olan saldırgan realizm ve savunmacı realizm perspektiflerini analizin merkezine yerleştirmektedir. Saldırgan realizm, devletlerin güvenliklerini güç maksimizasyonu ve bölgesel hakimiyet arayışlarıyla sağlamaya çalıştığını vurgulamaktadır. Çalışmanın hipotezi Çin'in saldırgan realist yöneliminin ve Japonya'nın savunmacı realist stratejilerinin bölgesel güvenlik ikilemlerini derinleştirdiğini, bölge güvenliğinin kırılgan bir yapıda olduğu ve bölgedeki güvenlik ortamının devletlerin algıladıkları ve uygulamaya koyduğu politikalarla şekillendiğidir. Bu tez çalışmasında üç temel soruya cevap aranmaktadır: Çin ve Japonya'nın Asya Pasifik bölgesindeki güvenlik politikaları bölgedeki güç dengesi ve güvenlik ortamı nasıl etkilenmektedir? Realist kuram çerçevesinde Asya Pasifik bölgesi güvenlik ortamı nasıl açıklanabilir? İki devletin güvenlik stratejileri ve tehdit algıları Realizm kuramının öngörüleriyle hangi kapsamda örtüşmektedir, sorularına cevap aranmaktadır. Bu çalışma, Realizmin kuramsal esnekliğinin, farklı devlet davranışlarını açıklamada güçlü bir araç sunduğunu ortaya koymakta ve Asya Pasifik güvenlik mimarisine ilişkin akademik literatüre katkı sağlamaktadır. Bu doğrultuda aktörlerin güvenlik politika beyanları ve uygulamaya konan stratejileri mercek altına alınacak, bölgede yaşanan güç mücadelesi anlamlandırılmaya çalışılacak ve bu aktörlerin askeri güvenlik ile ilgili tehdit algıları realizm teorisi ekseninde analiz edilecektir.
Deconstructing Japan's foreign and security policy transformation: Patterns of change and continuity
Based on the presumption that Japan's defense strategy has changed considerably since the end of the Cold War, this thesis explains Japan's rationale for the transformation of its foreign and security policies by using discourse analysis as its method. Due to the deterioration of the security environment surrounding Japan, the Japanese government has improved Japan's military capabilities and formed the Free and Open Indo-Pacific (FOIP) to maintain the rules-based international order. Through the investigation of primary documents and policy statements of political figures, firstly, the thesis aims to show that Japan has made security reforms in response to growing security threats emanating from aggressive powers, which can be best understood with the Balance of Threat theory. On the other hand, while certain aspects of Japan's defense posture can be understood within the framework of Realism, there are also norm-based, inclusive elements in Japan's FOIP that Realist theory falls short of explaining. To that end, secondly, the thesis aims to reveal that the FOIP is inherently consistent with the concept of Security Community as a premise of Constructivism. In the end, through identifying the change in Japan's foreign and security policy as gradual, the thesis aims to demonstrate the consistency rooted in Japan's foreign and security policy discourse.
Myth or truth? An analyses over North Korean nuclear deterrence capability and the real policy of the USA about Northeast Asia
The fear of nuclear North Korea has been a serious problem for the world since 2006 when they exploded their nuclear weapon. Although North Korea always considers their nuclear weapon is for protection of their home-land, USA and its allies in the Far-East Asia thinks the other way. Only China seems to be close to North Korea. China and Russia have always been close allies for North Korea and USA has fought to de-nuclearize North Korea given that North Korea has the capability to strike against USA and her allies by using nuclear weapons and ballistic missiles. Given that USA has deployed THAAD system in Japan and South Korea against North Korean nuclear thread, South Korea and Japan enjoys the US military protection. The probability of a nuclear war has been a perennial fear among the states. After the nuclear bombings of Nagasaki and Hiroshima at the end of WW2, states have started to act more meticulous about nuclear arming and development of nuclear power. Among the states, North Korea has been seen as an enemy nuclear state by USA and its allies given that North Korea has the ability to start an unwanted nuclear war. But there will be severe consequences if a nuclear war breaks out. Therefore, not a single state in the world would want to be the cause of a nuclear destruction.
Evolution of the notion of human security and Japanese human security understanding(s)
Since the publication of the Human Development Report in 1994, the concept of human security has been a topic of ongoing discussion in the international community. It has continued to evolve until the publication of the Special Human Development Report on Human Security in 2022, which was published in the post-COVID-19 period. In this study, the evolution of human security from the day the Human Development Report was published until the release of the 2022 Special Human Development Report on Human Security is analysed. The thesis begins by examining the evolution of the concept at the United Nations. Then, it focuses on Japan's understanding of human security, which is distinguished by initiatives related to the understanding of human security. The significance of human security for Japan and the factors that prompted its adoption of the notion are studied. While analysing Japan's endeavours in this field, the thesis critically examines how the identities attributed to Japan and the roles assigned to Japan by Japanese policymakers have influenced Japan's understanding of human security. This is done through analysing the rhetoric of the Diplomatic Bluebooks and speeches of Japanese policymakers from 1998 on, that is the year when Japan started to pursue this understanding as a policy until the revision of the Charter for Development Cooperation in 2023. Human security was at the beginning a rhetoric maintained at the level of the Prime Minister, but later became the rhetoric of the Ministry of Foreign Affairs. Afterwards, while it was the rhetoric of Japanese International Cooperation Agency (JICA), which administered Official Development Assistance (ODA) until the COVID-19 pandemic, today the rhetoric of "human security in the new era", rhetoric produced by Prime Minister Kishida, predominates. The Japanese human security understanding can be described as a supporting element of its current approach to foreign policy, which has been made more visible through the concept of aid.
Türkiye ile sinosfer ülkelerinin yazı devrimi üzerine karşılaştırmalı bir inceleme
Yazı, dili kaydetmek için icat edilmiştir. Eski zamanlarda yazma çok az insanın bildiği bir beceriydi. "Millî yazı", bir topluluktaki herkes tarafından anlaşılmaz, sadece eğitimli kimseler tarafından yazılabilmiştir. Yazının mükemmel olmaması büyük bir sorun değildir. Ulus-devletlerin kurulmasından sonra, millî dil politikası doğrultusunda ve ulusun inşası ışığında yazı sorunları önem kazanmıştır. Bir ülkede yazı reformunun uygulanması sürecini etkileyen iç ve dış faktörler vardır. Bu faktörlerden aydınların girişimleri, liderlerin etkisi ve toplumsal ortam ile diğer ulusların ve sömürgeciliğin etkisi önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışma, Türkiye ile Sinosfer ülkelerinin Yazı devrimlerinin karşılaştırılmasına dayanmaktadır. Sinosfer ülkeleri; Tayvan, Çin Halk Cumhuriyeti, Japonya, Kore ve Vietnam gibi yazı sistemi olarak Çince karakterleri kullanan ülkeleri içerir. Hâlihazırda Sinosfer ülkelerinin kullandığı yazı sistemlerine bakıldığında, Çin Halk Cumhuriyeti'nde basitleştirilmiş Çince karakterler kullanılmakta olup, Tayvan'da tarih boyunca kesintisiz olarak geleneksel Çince karakterler kullanılmış ve kullanımı hâlâ sürdürülmektedir. Japonya'da Japon millî yazı sistemi (katakana, hiragana) ile kanji adı verilen Çince karakterler birlikte kullanılmaktadır. Kore, hanja adı verilen Çince karakterleri kaldırmamış olsa da bu karakterlerin günlük hayatta kullanımı çok azdır. Sinosfer ülkelerinden, Türkiye ile benzer şekilde tamamen Latin alfabesine geçiş yapan tek ülke Vietnam'dır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye ve Sinosfer ülkelerinde gerçekleştirilen yazı devriminin benzerlik ve farklılıklarını ortaya koymaktır. Bu çalışma, sekiz bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde yazı sistemi ve yazı ile kültür arasındaki ilişki tartışılacaktır. İkinci bölümde, Çince karakterlerin oluşturulma ilkeleri, Çin yazısının niteliği, Çince karakterlerin sayısı ve statüsü ele alınacaktır. Üçüncü ve dördüncü bölümde, Türklerin ve Sinosfer ülkelerinin tarih boyunca kullandığı yazılar incelenecektir. Beşinci bölümde, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminden 1928 senesine kadar Türk Harf Devrimine yönelik çalışmalar ele alınacaktır. Altıncı bölümde, ana dili Çince olmayan Japonya, Kore ve Vietnam'ın; yedinci bölümde ise Çin'in, yakın geçmişteki yazı reformları incelenecektir. Sekizinci bölümde de kapsamlı bir karşılaştırma yapılacaktır.
Küreselleşme ve KOBİ'lerin Türkiye-Japonya örnekleri
Bu çalışmada; küreselleşme, KOBİ'ler ve Türk Japon KOBİ'leri üzerinde durulmuştur. Küreselleşmenin; geçmişi, günümüzü ve etkileri üzerine çalışılmıştır. Küreselleşme kapsamında, çokuluslu işletmeler, çokuluslu işletmelerde insan kaynakları yönetimi, kariyer yönetimi, KOBİ'lerin globalleşmesi başlıkları incelenmiştir. KOBİ'lerin eksi ve artıları, KOBİ'lerin Türkiye ve Japonya'da kabul edilen tanımları verilmiştir. Finansal açıdan Japon ve Türk KOBİ'lerinde; öz kaynaklar, finans yönetimi, finansman temini başlıkları üzerinde çalışılmıştır. Sonrasında ise, Türk ve ağırlıklı olarak da Japon KOBİ'lerinin dünü, bugünü üzerinde durulmuştur. Bu aşamada, iki ülkenin ekonomik hayatlarının şekillenişi, KOBİ'lerin farklı açılardan ekonomideki yeri, küreselleşen KOBİ'ler, yenilikçi KOBİ'ler ve yeni eğilimler üzerinde çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Küresel İşletmeler, İnsan Kaynakları Yönetimi, KOBİ, Türk KOBİ'leri, Japon KOBİ'leri
Küreselleşme sürecinde çok uluslu şirketlerde karar alma ve kontrol; Japon şirketleri örneği
Küreselleşme, dünya genelinde son dönemlerde yaşanan gelişmelerle ilerlemeleri ifade etmek için kullanılmaktadır. Bu gelişmeler siyasi, ekonomik, teknolojik, sosyal ve kültürel boyutları da kapsadığı için küreselleşmenin anlaşılması ve tanımlanması görecelik kazanır. Küreselleşmenin sonuçlarıyla ilgili olarak tek bir olgudan bahsetmek imkansızdır. Bu anlamda küreselleşmenin geniş çaplı bir kavram olduğu görülmektedir. Küreselleşmeyle beraber gelişen uluslararası ticaret ile birlikte kurumlar, piyasalar, risk yönetimi ve araçların sürekli değişen bir yapı olmuştur. Bu yapı içerisinde uluslararası ticarette ulusal ve uluslararası düzenlemelerle karmaşık bir süreç içine girmiştir. Günümüzde işletme yönetimi literatüründe Japonya'nın etkisinin önemli olduğu görülmektedir. Özellikle de şirketlerinde karar alma yöntemleri ve personel politikası alanında Japon teknikleriyle ilgili yapılan çalışmalar yadsınamaz sayıdadır. Bu çalışmanın konusu küreselleşme sürecinde çok uluslu şirketlerde karar alma ve kontrol; Japon şirketleri örneği olarak belirlenmiştir. Öncelikli olarak küreselleşme olgusuna değinilmiştir. Ardından çok uluslu şirketlerin önemi taranmıştır. Son olarak Japon şirketlerinde karar alma yönetim ve personel politikası konusu ele alınmıştır.
Japon manga ve anime sanatı'nın cosplay yansımaları
Tarihsel süreci milattan önceki dönemlere dayanan Japon resim sanatı, süreç içinde evrilerek ancak kendi kimliğini asla kaybetmeden yeni dünya düzenine adapte olmaya çalışır. Bu adaptasyon sürecini özünden gelen çizgi roman kültürü manga'ya sadık kalarak oluşan yeni sanat dalı anime ile yapar. Geleneksel yapısını koruyan Japon halkı, 2. Dünya Savaşı'nda yaşadığı hezimetle bir anda kendini çok farklı bir konumda bulur. O artık başka kültürlere de açık olmak durumundadır. Tüm bu olumsuz yaşam koşulları içinde Japon halkının asla bırakmadığı ve kültürlerinin direnişinin simgesi olan manga olgusu, hayatlarındaki yerini daima korumuş ve umut olmaya devam etmiştir. Teknoloji ile birlikte yaşanan gelişmeler, çizgi roman olan mangayı ekranlarda izlenebilir çizgi film olan animeye dönüştürmüş bir yandan da kendi varlığını da korumuştur. Giderek artan ve yaygınlaşan manga ve anime hayranları kendileri ile özdeşleştirdikleri karakterleri, hayal dünyasından çıkarıp, çeşitli kostüm ve makyajlarla gerçek hayata aktarıp cosplay olgusunu yaratmışlardır. Böylece yaşamın tekdüzeliğinden sıyrılarak, çizgi dünyasının kendilerine sunduğu diğer boyutu deneyimlemişler ve bu güzel masalı, giderek artan bir kitle ile paylaşmaya devam etmişlerdir. Türkiye'de özellikle Miyazaki Çizgi Filmleri ile tanınan Manga ve Anime karakterleri çok sevilerek benimsenmişledir. Dünyada bu sevginin bir ifade biçimi olan Cosplay sanatı ülkemizde de beğeni ile uygulanmaktadır. Çeşitli toplantı, fuar ve yarışmalarla zaman içinde yaygın hale gelen bu sanata ilgi duyan kişileri bir araya getirmiştir. Gelişerek daha profesyonel bir anlayışla düzenlenen bu fuar ve toplantılar, sayıları zamanla artan katılımcılar ile birlikte görsel bir şölen halini almaktadır. Düzenlenen dünya çapında organizasyonlarda ülkemizde temsil edilmeye başlanmıştır.
Stratejik yönetimde misyon ve vizyon ifadelerinin önemi: Türkiye ve Japonya karşılaştırması
İşletmelerin başarılı olabilmesi, ayakta kalmaları ve güçlü rekabet edebilmeleri için stratejik olarak yönetilmeleri, stratejik olarak doğru yönetilmek içinde bu alandaki ifadeleri iyi oluşturmaları oldukça önemlidir. Bu bakımdan başarılı işletmelerin misyon ve vizyon ifadelerinin incelenmesi bakımından çalışmanın önemi yadsınamaz. Bu çalışmanın amacı, işletmelerin stratejik yönetiminde misyon ve vizyon ifadelerinin önemi ile birlikte işletmelerde kullanım şekli ve bu ifadelerde bulunması gerekli unsurlara ne derece yer verildiği konusunda detaylı analiz yapmak, Türk-Japon başarılı işletmelerini bu yönden karşılaştırmaktır. Özellikle işletmelerde misyon ve vizyon ifadeleri oluşturulurken bulundurulması gereken unsurlar konusundaki anlam karmaşasını gidermek ve bu ifadelerin gerçek değerini bulması yönünde bir çalışma yapmaktır. Kapsam olarak sadece vizyon ve misyon ifadeleri ele alınmıştır. Nitel içerik analizi ve yorumlama yöntemine başvurulmuştur. Çalışma evrenini İstanbul Sanayi Odası 2015 yılı ilk 500 işletmesi ile Japan Times 2015 yılı ilk 200 işletmesi oluşturmaktadır. Bu işletmelerden ilk 100'e girme başarısını göstermiş işletmeler incelenmektedir. Elde edilen bu veriler ışığında içerik analizi ile iki ülke arasında karşılaştırma yapılarak, tablo ve grafikler ile desteklenmektedir. Çalışmanın stratejik yönetim alanında çalışan araştırmacı ve akademisyenlere yararlı olması beklenmektedir. Çalışmada Türk ve Japon işletmelerce misyon ifadesinde felsefe, ürün/hizmet, işletme yetkinliği ve müşteri unsurlarına yarıdan fazla işletme yer vermektedir. Ancak yer/pazar, teknoloji, kârlılık/büyüme/süreklilik, sosyal sorumluluk ve çalışanlar unsuru geri planda kalmıştır. Vizyon için ise; özgün olma, yönetim felsefesi, gelecek odaklı olma ve işletme imajı önemli görülürken, ilham verici olma ile çekici olma unsurları geri planda kalmıştır. Sonuç olarak Türk ve Japon işletmelerinin misyon ve vizyon ifadelerini oluştururken yer alması gerekli görülen unsurlar konusunda eksiklikler ve karmaşıklık gözlemlenmiştir. Anahtar kelimeler: Strateji, Stratejik Yönetim, Misyon, Vizyon, İçerik Analizi
Türkiye'de milliyetçi ve İslâmcı dergilerde Japon imgesi, 1939-1989
Bu tezin amacı, 1939-1989 arasında Türkiye'de milliyetçi ve İslâmcı dergilerde Japon imgesini incelemektir. Türkiye'de Japonlara atfedilen imgelerin sadece Batılılaşmadan modernleşme ile ilgili olduğu ileri sürülmüştür. Aslında Japonlara atfedilen imgeler oldukça zengindir. Tezin konusunu milliyetçi ve İslâmcı dergilerde Japonlara atfedilen imgeler oluşturmaktadır. Tezin kapsamı 1939-1989 arasında çıkmış milliyetçi ve İslâmcı dergilerle sınırlı tutulmuştur. Milliyetçi ve İslâmcı dergilerin işlediği Japon imgeleri arasındaki benzerlik ve farklılıkların işlendiği tez, aynı zamanda dergilerin imgebilim açısından yeterli veri sunan kaynaklar olduğunu göstermeyi amaçlamıştır. Milliyetçi ve İslâmcı dergilerde Japonlara atfedilen imgeler şu şekilde kategorize edilebilmektedir: Adanmış savaşçı, Garplılaşmış Asyalı, Garplılaşmadan muasır, manevi örnek, erişilmemiş ideal, Almanya'nın ikizi, tavizsiz milliyetçi, Müslüman adayı, örnek kadın. Bu tezin iddiası, milliyetçi ve İslâmcı yazarların Türk modernleşmesinde görmek istediklerini veya istemediklerini bahsedilen imgeler üzerinden anlatmalarıdır. Türk modernleşmesinin militarizm damarı adanmış savaşçı imgesini, "yaralı bilinç" damarı Garplılaşmış Asyalı ve Garplılaşmadan muasır imgelerini, özcülük damarı manevi örnek imgesini, alarmizm damarı erişilmemiş ideal ve Almanya'nın ikizi imgelerini, iktisadî milliyetçilik damarı tavizsiz milliyetçi imgesini, "muktedir mühtedi hayali" Müslüman adayı imgesini, toplumsal cinsiyet damarı örnek kadın imgesini ortaya çıkarmıştır. Dikkate alınan dergilerde adanmış savaşçı ve Garplılaşmış Asyalı haricindeki imgeler her zaman pozitif bir bağlamda işlenmiştir. Adanmış savaşçı imgesinin istisnai olarak negatif kullanımlarına rastlanmaktadır. Garplılaşmış Asyalı imgesi ise ya nötr ya da negatif bir bağlamda işlenmiştir.
Merkezi personel yönetimi örgütlenmesi: ABD ve Japonya örnekleri ve Türkiye için bir model önerisi
1970'lerde başlayan ekonomik bunalımın tetiklemesiyle kamu yönetiminde başlayan arayışlar neticesinde ortaya atılan Yeni Kamu İşletmeciliği (YKİ), özellikle gelişmiş ülkelerde kabul görerek bunlar tarafından uygulanan reform hareketlerine şekil veren başlıca yaklaşım olmuştur. Nitekim Türk kamu yönetiminde son dönemde yaşanmakta olan değişimin emareleri de YKİ yaklaşımının öngörüleri ile büyük ölçüde örtüşmektedir. Kamu yönetiminin bir alt disiplini olarak kamu personel yönetimi de bu değişim dalgasından uzak kalamamıştır. Bu bağlamda geleneksel anlayışının yöntem ve uygulamaları terkedilmiş, yerlerine özel sektör insan kaynakları yönetiminden devşirilenler ikame edilmiştir. Ancak bütün bunlar yaşanırken kamu personel yönetiminden merkezi olarak sorumlu olan kamusal organlar ihmal edilmiş, bütüncül bakış açısından uzaklaşılmıştır. Oysa ki, sorunsuz bir kamu personel sistemi her şeyden önce sistemin başında iyi kurgulanmış bir merkezi otoritenin yer almasına bağlıdır. Bu konudaki uygulamalara bakıldığında farklı alternatiflerin tercih edildiği anlaşılmaktadır. YKİ yaklaşımı ile; özerkliğe sahip, politika belirleme, genel düzenleme, rehberlik ve koordinasyon gibi fonksiyonlara odaklanıp ikincil önemde olanları ilgili kamu kurumlarına bırakan bir merkezi personel yapısının öngörülmekte olduğu söylenebilir. Bu öngörüye uygun oldukları, aynı zamanda Türkiye açısından da örnek olma potansiyeline sahip bulundukları değerlendirilen ABD ve Japonya örneklerinin incelenmesi bu nedenle gerekli görülmüştür. Türkiye'de ilk defa 1960'da bir reform örgütü olarak kurulan Devlet Personel Dairesi, kendisinden bekleneni verememiş olması sebebiyle 1984 yılında Devlet Personel Başkanlığı adı altında yeniden yapılandırılmış, ancak bu Kurum da yeterince etkinlik sağlayamamış, dahası merkezi kamu personel yönetiminde oynaması gereken rolü büyük ölçüde Maliye Bakanlığı başta olmak üzere diğer kamu kurumlarına kaptırmak durumunda kalarak kendisini bir anlamda "gizli işlevsiz" konumuna düşürmüş ve nihayet yeni hükümet sistemine geçiş sonrası da kapatılmıştır. Türk kamu personel yönetimi "çok başlı" bir görünüm arz etmektedir ve personel sisteminin bir reforma tabi tutulabilmesi için öncelikle YKİ öngörülerine uygun bir merkezi personel yapılanması modelinin ortaya konulması gerekli görülmektedir.
19. yüzyılda bir uluslararası ilişkiler paradigması olarak ekstra-teritoriyalite: ABD-Japonya örneği (1854-1894)
Bu tezin konusunu, 1850'lerin başından itibaren Pasifik'te balıkçılık ve taşımacılık faaliyetlerini geliştirmesi ile birlikte Doğu Asya'ya ilgisi artan Amerika Birleşik Devletleri (ABD)'nin, 1852 yılında Başkan Millard Fillmore'un Kongre'de sömürge elde etme amaçlarının olmadığını vurgulamasına rağmen, Japonya'yı yarı-sömürge durumuna getirmesi oluşturmaktadır. Bu bağlamda yapılan antlaşmalarla birlikte Japonya'nın yarı-sömürge haline gelmesine neden olan Amerika'nın elde ettiği extraterritorial haklar ve bu hakların ABD tarafından nasıl uygulandığı kapsamlı bir incelemeye ve değerlendirmeye tabi tutulacaktır. 19. yüzyıla girilirken uluslararası ilişkilere hakim olan emperyalizm ve ülkelerin uygulamaya koyduğu emperyalist politikalar rekabet ve çıkar çatışmasına neden olmuştur. Kökleri eski çağlara kadar dayanan extraterritoriality ve antlaşmalarla elde edilen extraterritorial haklar ise bu rekabet ortamında devletlere yasal olarak yargı ve ekonomi alanında kendi hukukunu uygulama ve vatandaşlarını koruma garantisi sağlamıştır. Öte yandan, her ne kadar Westpahalia sonrası dönemde egemenlik kavramı sorgulanmaya devam etse de extraterritoriality beraberinde antlaşma sağlanan devletlerin egemenliğinin ihlali şeklinde yorumlanabilir. ABD özelinde ise bu yarı-sömürgeleştirme uygulamasının örneklerini Çin, Japonya, Osmanlı Devleti, Kore, İran ve Tayland (Siam), İran oluşturmaktadır. Öngörülen tez çalışması ile birlikte, 19.yüzyıl'da ABD'nin yarı-sömürgeleştirme uygulaması olarak kullandığı extraterritoriality kavramının ABD hukuku ışığında incelenmesi hedeflenmektedir. Bununla birlikte Japonya özelinde extraterritoriality kavramı ve bu kavram ışığında ABD-Japonya ilişkileri, literatürde üzerinde çok az çalışılan bir konu olma özelliği taşımaktadır. Bu bağlamda ise, birinci el arşiv kaynakları ile birlikte ele alınması hedeflenen bu konuya katkı sağlanması amaçlanmaktadır.
Exploring church-state relations in modern Japan: Count Otani Kozui's quest for the pure land in an age of turbulence
Ōtani Kōzui (1876-1948), the twenty second patriarch of the HonpaHonganji denomination of Buddhist Jōdo Shinshū sect (True Pure Landor Shin Buddhism) and the chief-abbot of its head-temple WesternHonganji, Kyoto. He lived through the Meiji, Taishō and the first half ofthe Shōwa periods and witnessed the rapid transformation frompre-modern to modern his society went through. Likewise, WesternHonganji, the largest and most influential religious institution in thecountry had played a crucial role in the making of the Meiji Restorationand in the settling of secularism in Japan.Ōtani Kōzui was the leader of this institution between 1903-1914, butthen he resigned and started living a secular life in China. He is knownfor the three Ōtani Expeditions into Central Asia but most of his otherdeeds remain in obscurity. Kōzui was an Asianist who, in ten volumes ofhis Kōa Keikaku (The Construction of Asia Project) had proposed aTokyo-Istanbul-Berlin railway. He was an agriculturalist who hadplantations in Johor (Malaysia), Singapore, Sulawesi and Java islands(Indonesia), Kaohsiung (Taiwan) as well as investments in Ankara GaziFarm and Bursa Turkish-Japanese Silk Weaving Factory. He was theadviser to the Konoe and Koiso cabinets, and a public opinion leaderwhose followers had established "The Gate of Kōzui Society"(Zuimonkai ).The dissertation focuses on Count Ōtani Kōzui's multi-faceted life anddemonstrates the role of a religious institution,Western Honganji in themaking of modern Japan.
Dini motivasyonlu terörle hukuki mücadele politikası: Japonya'nın Aum Shinrikyō ile mücadele örneği
Dini motivasyonlu bir terör örgütü olan Aum Shinrikyō, 1995 yılında Tokyo metrosuna kimyasal silahla saldırarak adını duyurmuştur. Bu kapsamda tezde, dini bir hareket olarak başlayan Aum Shinrikyō'nun bir külte akabinde de terör örgütüne dönüşüm süreci, terör türleri arasındaki yerinin tespiti, diğer terör örgütlerinden farklılaşan özellikleri ve Japonya'nın başvurduğu mücadele yöntemleri ele alınmıştır. Başlangıçta bir yoga kursu olarak faaliyete başlayan Aum Shinrikyō zamanla kendi başına kitle imha silahları dahi üretebilecek kabiliyete erişmiş olup geniş kitlelerin hayatına kasteden eylemler gerçekleştirmiştir. Buna rağmen Japonya bu denli tehlike oluşturan bir terör örgütüyle mücadelesini temel hak ve özgürlükleri kısıtlamadan, dini oluşumları yasallaştırarak denetim altında tutmuştur. Bu yöntem ile terör örgütünü kontrol altına almış ve eylem yapamayacak hale getirmiştir. Aum Shinrikyō'nun devamı niteliğinde olan Aleph gibi dini oluşumlarla da mücadelesini hukuki yollarla sürdürerek yeni bir terör örgütünün filizlenmesini engellemiştir. Türkçe literatürde dini motivasyonlu terör örgütleri veya suç örgütleri ile mücadele konusunda, İslam Dini ile ilişkilendirilen örgütler dışında bir başka yapı incelenmemiştir. Dolayısıyla bu alanda ulusal literatürde bir boşluk olduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda çalışmanın amacı dini motivasyonlu terörle mücadele kapsamında Japonya'nın terörle mücadele politikasına açıklık getirmektir. Nitel dokümantasyon incelemesi yöntemiyle gerçekleştirilen bu tez çalışmasında Japonya'nın Aum Shinrikyō ile hukuki mücadelesinde getirdiği hukuki düzenlemeler, Aum Shinrikyō'nun ardılı sayılan dini oluşumların tâbi tutulduğu denetimler ve Tokyo metrosu saldırısına ilişkin yargılama süreci ele alınmıştır. Araştırma sonunda Japonya'nın dini motivasyonlu bir terör örgütüyle etkin bir mücadele ettiği, bu mücadelede hukuk ve insan hakları değerlerine bağlı kaldığı bulgusuna ulaşılmıştır.
Keikichi Ōsaka'nın öykülerinde gotik unsurlar
Bu tez, Keikichi Ōsaka'nın öykülerinde yer alan gotik unsurların anlatıdaki tematik ve yapısal düzene nasıl katkı sağladığını incelemektedir. Tez üç aşama olarak tasarlanmıştır. Birinci aşamada, incelenen öyküler Yazınsal Göstergebilim yöntemiyle incelenmek üzere anlatı izlencelerine ayrılmıştır. İncelenen öykülerde yer alan karakterlerin metin içindeki görevlerine göre eyleyenler tablosu çıkartılmıştır. İkinci aşamada ise incelenen öykülerde yer alan gotik unsurlar; kişi, uzam, zaman ve nesne başlıkları altında sınıflandırılmış ve göstergebilimsel açıdan görevleri ile betimlemeleri incelenmiştir. Üçüncü ve son aşamada, KH Coder yazılımı kullanılarak gerçekleştirilen metin analizi ile öykülerdeki gotik unsurların hangi bölümlerde yoğunlaştığı ve hangi temalar altında toplandığı tespit edilmiştir. Araştırma sonunda karakterlerin rollerinin yapısal olarak nasıl şekillendiği ve bu rollerin gotik unsurlarla nasıl etkileşim içinde olduğu incelenmiş; elde edilen bulgular doğrultusunda değerlendirmeler yapılmıştır.
The role of the emperor in postwar japan: An analysis of Emperor Showa's addresses at parliament openings
Japan has the oldest and yet still continuing monarchy in the world. Despite the change of the emperors along with Japanese history, the question remains the same: What precisely is the role of the emperor in a highly developed country with liberal democracy? This thesis will attempt to answer this continuously asked question with a discourse analysis of Emperor Showa's addresses at the opening ceremony of the National Diet (Japanese parliament) between 1947 and 1988. By putting forward the context of the Showa emperor, one of the most controversial figures in modern times in terms of the role he is believed to have played in the decade of Japanese expansionism during WW II, this thesis will argue that the emperor is not a mere symbolic figurehead. This thesis will ultimately prove with its empirical findings that the emperor serves the collective memory of Japan possessing an integrative power and thus contributes to the stabilization of the country.
Japan's constitutional revision debate in the light of domestic and regional development
The biggest factor that makes the Japanese constitution special is its pacifist article which blocks Japanese army to be deployed in overseas. This constitution, which was written during the American invasion, has not been changed for 70 years. Until the end of the Cold War, Japan displayed a passive and quiet stance in the bipolar world. But the internal and external changes that took place after the Cold War led Japan to rearrange its policies. The pragmatists in the Liberal Democratic Party, lost their power and the bipolar world order is long gone. This complexity gave birth to push Japan to adopt a different policy, particularly to revise its constitution. The main aim of this thesis is to examine the reasons behind the constitutional revision and to prove that these reasons are actually intertwined.
The impact of Kawaii culture on gender and Japan's national image
The aim of this thesis is to examine Japan's usage of kawaii culture as a soft power and to discuss whether it has been trying to change its worldwide image, while considering masculinity and femininity dimensions in culture. In this respect, historical progress and characteristics of Japan's kawaii culture will be analyzed, and the global effects of kawaii will be explained with examples. As a country with a high masculinity index, Japan always had a negative image of a tough, militarist nation. Recently, kawaii culture has been drawing attention with its feminine qualities and has sparked an interest both in Japan and around the world. Japanese government has also been contributing to the spread of kawaii culture and has made many attempts for that purpose. In this study, Japan in terms of masculinity and femininity dimensions will be analyzed and arguments about them will be evaluated. Emphasizing the importance of soft power, the influence of gender roles in Japan and kawaii culture will be studied, and as a result the direction of Japan on the international platform will be discussed. In order to discover to what extent Japan has achieved to replace its negative image with a positive one and affected gender role perceptions around the world, examples of kawaii's spread into other countries will be studied.
The changing role of japanese ngos: A case study of a japanese NGO in Turkey
The aim of this thesis is to present the late, yet steady development of Japanese humanitarian non-governmental organizations (NGOs) in the sector of global humanitarian aid by focusing on one international Japanese humanitarian aid NGO, the Association for Aid and Relief Japan, and its operation in the Syrian refugee response in Turkey. In this context, the study provides a general framework of the late development of the Japanese humanitarian aid through NGOs from the post-war period until the current day, highlighting the parallelism in their contemporary place both in overseas operations and government. Furthermore, the study will discuss the ongoing growth of their operations within the main matter in question and draw on the field operation of the AARJ within the scope of their steady and sturdy growth. Along with the desolate continuity of man-made crises, and the rise of unpredictable environmental crises, the visible growth of humanitarian aid through NGOs has gained a greater value and place within the global governance systems as one of the most practical and efficient response mechanisms. Therefore, by examining the real time field experience of the AARJ and its donor relations, this thesis offers the opportunity to thoroughly perceive the potential and possibilities in relation to the future of Japanese humanitarian aid NGOs.
Toplumsal fayda için yapay zeka: Küresel bir perspektiften bölgesel bir incelemeye
This thesis looks into the question of how the use of artificial intelligence can be utilized for the social good, what problems can it alleviate and what possible solution we can discover by using these new technologies around aligned with the specific needs of the countries with an emphasis on cases from Japan and China. In answering this question, the reports on the subjects from governments, international organizations, global and regional NGOs are used as a framework to reach conclusions about the means AI-based technologies are implemented for the purpose of social good. While considering these notions, the thesis also examines the proposed and applied AI legislations of the countries, the approaches made by various technology companies and the views from academia. Just like many other organizations and institutions working on the subject, the thesis uses the United Nations' Sustainable Goals as a general scheme while addressing the societal problems that can be solved by AI applications, and offers advices for future frameworks while enabling social good.
Understanding Jimintō (Liberal Democratic Party) factionalism as a structure of elite circulation in Japanese politics
The factions of the Liberal Democratic Party of Japan (Jimintō/LDP) have been subjected to different analyses over the years, each seeking to explain their origins and functions, and to forecast their future. Factions have been studied from cultural and functional-structural viewpoints, and have been characterized as being integral to both the functioning and breakdown of the Japanese political system and the LDP. This study aims to expand the discussion on the factions by moving beyond both these existing viewpoints by using the works of Weber, Michels, Pareto, and Mosca, and by introducing a new model for attributing levels of significance to the circulation of elites. Thus, this study seeks to examine the changing power and influence of the factions as a structure that is integral to the cycle of elite circulation in Japanese politics. While doing so, this study also aims to reexamine the functions and significance of the factions and the Japanese Prime Minister as a factional representative from the viewpoint of elite theories, whilst locating the Japanese case as firmly outside the scope of Japanese exceptionalism as possible by comparing it to the case of Italy's Democrazia Cristiana (DC). The findings indicate that the factions of the LDP have functioned as conflicting elite organizations with discernible policy involvements and differentiations. In addition, their powers have shifted in response to the needs of the party and the nation, producing the leadership changes necessary and ensuring that the political elites have been in a state of circulation within the LDP.
Bunka Gaikō (Japan's cultural diplomacy): Re-constructing Japanese identity in France and Turkey (1952-1989)
Japan has evolved into a cultural nation in the aftermath of World War II owing to the promulgation of the Article 9 of the Constitution of Japan. Given its pacifist culture and emerging role as a responsible member of the global society, cultural diplomacy became the primary and immediate foreign policy instrument to reconstruct Japanese identity in international relations long before the theory of Soft Power emerged. The present research unveils Japan's identity reconstruction through cultural diplomacy as a rehabilitative and constructive foreign policy mechanism to heal its image as a peace-loving nation by comparing Japan's cultural diplomacy in France and Turkey between 1952 and 1989 comparatively to discern what kind of perception of Japan has emerged as a product of Japan's international cultural policies in both countries. Ultimately, the thesis reveals that Japan's cultural diplomacy in France has generated an intellectual ecosystem, whereas, in Turkey, the perception of Japan and Japanese culture remains underdeveloped due to the lack of an official culture house—inaugurated by the Government of Japan—which can constitute a legitimate institute or culture house to coordinate international cultural policies.
The origin of South Korean public diplomacy: Kim Dae-Jung Government and its relations with Japan
On August 15, 1945, the Japanese rule in the Korean Peninsula came to an end, and then Korea was liberated. Five years later, however, the Korean War broke out on June 25, 1950. South and North Koreans were tremendously impacted by the Korean War and Japanese colonialism. Especially, "assimilation policies" implemented by the Japanese government in the 1930s and 1940s damaged the consciousness of national and cultural identities among the people. Therefore, since the liberation, Korean governments prioritized the reconsolidating of national identities and pride among the people with anti-Japanese sentiment. In the post-colonial environment, Korean governments mostly benefited from the concept of "culture" to reconstruct the national and cultural consciousness of Koreans. However, culture would become an industry in Korea because democracy was ensured in South Korea, the struggles against the 1997 Asian Financial Crisis began and the country's administrators realized the importance of globalization. Thus, the Kim Dae-Jung period government further developed the Korean cultural industry, and this situation created the foundations of Korean public diplomacy. Within this context, to explain the emergence of Korean public diplomacy, the research will focus on the change of cultural policies in the Korean peninsula from the past to the present. Finally, the paper will also discuss the first attempts of the Kim Dae-Jung government to implement public diplomacy in Korea-Japan bilateral relations. The aim is to maintain the historical bond between the two countries and make it clearer that the foundation of Korean public diplomacy was first laid by Kim Dae-Jung.
Sürdürülebilir kalkınmada Japon örneği ve Türkiye açısından bir değerlendirme
YÜKSEK LİSANS TEZ ÖZÜ SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMADA JAPON ÖRNEĞİ VE TÜRKİYE AÇISINDAN BİR DEĞERLENDİRME B. Tuğberk Tosunoğlu İktisat Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ekim 1998 Danışman: Prof. Dr. Ergül Han Çevre sorunları çağımızın en önemli sorunlarından birisidir. Bu sorun da temel olarak ekonomik faaliyetlerden kaynaklanmaktadır. Doğal kaynakların sınırsız olduğu görüşü bu kaynakların hızla tüketilmelerine neden olmuştur. Çevre ve kalkınma ilişkisinde çevrenin bozulması kalkınmayı tehlikeye düşürmüştür. Bu nedenle kalkınma ve çevre konularının birlikte düşünülmesi zorunluluğu doğmuştur. Sürdürülebilir kalkınma çevre koruması ve kalkınmayı birleştiren bir anlayıştır. Sürdürülebilir kalkınmanın amacı kalkınmayı şimdiki nesiller ve gelecek nesiller için mümkün hale getirmektedir. Bu çalışmada, çevre korunması ve kalkınma amaçlarının, sürdürülebilir kalkınma anlayışıyla nasıl birleştirileceği incelenmiştir. Ayrıca basan örneği olarak Japonya incelenmiş ve sürdürülebilir kalkınma modelinin Türkiye açısından bir değerlendirmesi yapılmıştır.