Tehdit
Bu konu başlığı altında 59 tez
Tehdit ve yetersiz dengeleme: Ahmedinejad dönemi Türkiye'nin İran politikasının neoklasik realist analizi (2005-2013)
Tehdit dengesi teorisi devletlerin uluslararası sistemden gelen tehditlere karşı etkin dengeleme davranışı sergilediğini savunmaktadır. Ancak devletlerin her zaman bu davranışı sergilememesi yapısal realizm açısından bir anomali oluşturmaktadır. Neoklasik realist yetersiz dengeleme teorisi ise, devletlerin tehditlere karşı, uluslararası sistemin dikte ettiği etkin dengeleme davranışı yerine yetersiz dengeleme davranışı sergilemesinin iç politik faktörlerin etkisiyle olduğunu savunur. Bu tez, yukarıdaki anomalinin açıklanabilmesi için iki alt hipotez ortaya atmaktadır. Bu bağlamda tez, stratejik kültür ve/veya toplumsal bütünleşiklik değişkenlerinin etkilerinin, devletlerin, sistemik etkilerle uyumlu biçimde etkin dengeleme davranışı sergilemesine engel olabileceğini ve yetersiz dengeleme davranışı sergilemelerine sebep olabileceğini savunmaktadır. Bu tez, yetersiz dengeleme teorisini test etmek için vaka çalışması yöntemini kullanacaktır. Bu açıdan, Türkiye'nin Ahmedinejad dönemi İran politikası en muhtemel vaka olarak dikkat çekmektedir. Değişkenlerin etkileri Türkiye'nin Ahmedinejad dönemi İran politikasında görülmektedir.
Deconstructing Japan's foreign and security policy transformation: Patterns of change and continuity
Based on the presumption that Japan's defense strategy has changed considerably since the end of the Cold War, this thesis explains Japan's rationale for the transformation of its foreign and security policies by using discourse analysis as its method. Due to the deterioration of the security environment surrounding Japan, the Japanese government has improved Japan's military capabilities and formed the Free and Open Indo-Pacific (FOIP) to maintain the rules-based international order. Through the investigation of primary documents and policy statements of political figures, firstly, the thesis aims to show that Japan has made security reforms in response to growing security threats emanating from aggressive powers, which can be best understood with the Balance of Threat theory. On the other hand, while certain aspects of Japan's defense posture can be understood within the framework of Realism, there are also norm-based, inclusive elements in Japan's FOIP that Realist theory falls short of explaining. To that end, secondly, the thesis aims to reveal that the FOIP is inherently consistent with the concept of Security Community as a premise of Constructivism. In the end, through identifying the change in Japan's foreign and security policy as gradual, the thesis aims to demonstrate the consistency rooted in Japan's foreign and security policy discourse.
1990 sonrası dönemde Rusya'nın Doğu Avrupa'daki askeri aktivizminin ABD'nin tehdit algısına etkisi: Tehdit dengesi teorisinin test edilmesi
Bu çalışma 1990 sonrası dönemde Rusya'nın Doğu Avrupa'daki askeri aktivizminin ABD'nin tehdit algılamasını nasıl etkilediğini tehdit dengesi teorisini test ederek incelemektedir. Araştırma sorusu Rusya tarafından Kırım'ın 2014'te ilhak edilmesinin ABD'nin tehdit algısını nasıl etkilediği ile Rusya'nın Ukrayna'yı 2022'deki işgalinin ABD'nin tehdit algısını nasıl etkilemekte olduğu şeklinde iki alt araştırma sorusuna ayrılmıştır. Birinci bölümde realist paradigmanın 2022 yılında Ukrayna'nın işgaliyle tekrardan hakim konumuna kavuştuğu savunulmuştur. İkinci bölümde klasik uluslararası ilişkiler teorilerinin bu askeri aktivizmi açıklamadaki yetersizlikleri belirtilmiştir. Üçüncü bölümde bu eksiklikleri gideren tehdit dengesi teorisi açıklanmıştır. Toplam güç ve saldırgan güçteki temel eğilimler indeks ve veri tabanları aracılığıyla ölçülmüştür. Coğrafi yakınlık ve saldırgan niyet değişkenleri de nitel veri kaynakları aracılığıyla incelenmiştir. Dördüncü bölümde 2008-2014 arası dönemde Rusya'nın toplam ve saldırgan gücünde artış gözlemlenmiştir. 2015-2022 arasında toplam güçte düşüş gözlemlenirken saldırgan gücünde artış gözlemlenmemektedir. Algılanan saldırgan niyette ise birkaç gelişme dolayısıyla her iki dönemde de artış gözlemlenmiştir. Coğrafi yakınlık sabit olarak alınmıştır. Tehdit seviyesi artışlarının akabindeki dengeleme davranışları üzerinde durulmuştur. Bu çalışma, algılanan tehdit seviyesindeki değişikliklerin ABD'nin Rusya dış politikasını nasıl yürüttüğü konusunda merkezi bir rol oynadığı argümanını desteklemektedir.
Security challenges of Cameroon and the effects on France-African relations
This thesis is focused on an overview of Cameroon's security challenges and the direct effects they will have in the entire Central African sub-region if patriotically addressed by the ruling elite. This thesis tries to answer the question why Cameroon though rich has many unattended security challenges. Secondly, it questions its domestic and foreign policies vis-à-vis its immediate neighbors as well as its foreign Western partners. In other words, it explores, firstly, the egocentric politics of its ruling elites and on the international scene, the economic interaction (diplomacy) that fosters the relations between China, and now Russia and very recently, Turkey. It's worth noting that the arrival of Turkey and others directly threatens France's interests. This thesis consists of five main chapters. The first chapter gives a general overview of the research materials and plan of the thesis. The second chapter defines some key concepts like foreign policy, security, France-Afrique and gives an overview of the conceptual framework of security studies beginning first from the general point of view and then narrowing it down to the epicenter of the study, Cameroon. The third chapter presents the history of Cameroon from colonization to independence. It also in some ways highlights its current security challenges. The fourth chapter deeply elucidates the current security threats of Cameroon, the geopolitical positioning of Cameroon and looks at the game in the Gulf of Guinea. It also suggests a largesse why Cameroon and many other countries within the belt of the Gulf of Guinea must endeavor to reformulate their policies for an emerging Africa if they ever dream of advancing. Lastly, the counter security measures come in as the culmination of the study and conclude with what Cameroon has achieved and what the setbacks are.
Tehdit algısının zihin kuramına etkisi: Duygu düzenleme becerisinin rolü
Zihin Kuramı, başkalarının arzu, niyet, inanç, düşünce ve hedef gibi öznel zihin durumlarını anlama ve başkalarının davranışlarını bu öznel zihin durumlarına atıfta bulunarak açıklama yeteneğidir. Çocuklar gelişmiş ve yetişkinler ise olgunlaşmış zihin kuramı becerisine sahip olsalar da başkalarının davranışları altında yatan zihinsel süreçleri açıklarken sosyal durumlara ve etkenlere bağlı olarak yorum yapabilirler. Bu sosyal durumlar arasında tehdit algısı zihin kuramı becerisini etkileyebilecek bir değişken olarak ortaya çıkmaktadır. Çalışmanın amacı, ilkokul çağındaki çocukların ve yetişkinlerin tehdit algısının zihin kuramı performansları üzerindeki etkisini ve bu etkinin duygu düzenlemeye bağlı olarak değişip değişmediğini incelemektir. Bu bağlamda, tehdit algısı ve zihin kuramı ilişkisi ve bu ilişkide duygu düzenleme becerisinin rolü araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemi, 8-11 yaş aralığında olan toplam 160 çocuk (nerkek= 79) ve 18-47 yaş aralığında olan 128 yetişkinden (nerkek=41) oluşmaktadır. Çocuklarla yapılan çalışmanın veri toplama süreci çocukların eğitimine devam ettiği okulda yüz yüze gerçekleştirilmiştir. Veri toplama sürecinde, anneler Bilgilendirilmiş Onam Formu, Demografik Bilgi Formu ve çocukların duygu düzenleme becerisini değerlendirmek için Duygu Düzenleme Ölçeği'ni doldurmuşlardır. Çocuklara sırasıyla tehdit ve kaygı uyandıran etkileşimlerin bulunduğu ve bulunmadığı senaryolar ve senaryolardaki karakterlerin zihin durumlarına ilişkin soruların yöneltildiği Zihin Kuramı Görevi sunulmuştur. Yetişkinlerle yapılan çalışmada, veriler Google Forms üzerinden çevrimiçi olarak toplanmış, ölçümler aynı sırada sunulmuştur. Ana analizler kapsamında gerçekleştirilen 2X2 iki faktörlü Varyans Analizi sonucunda grubun zihin okuma üzerinde sadece yetişkinlerde ana etkisi görülürken grubun niyet atfı üzerinde her iki örneklemde de ana etkisi görülmüştür. Duygu düzenleme becerisi düzeyinin zihin okuma üzerinde sadece çocuklarda ana etkisi görülürken duygu düzenleme becerisi düzeyinin niyet atfı üzerinde her iki örneklemde de ana etkisi görülmemiştir. Basit etki analizlerinde, deney grubundaki çocuklar arasında duygu düzenlemesi yüksek olan kişilerin duygu düzenlemesi düşük olanlara kıyasla zihin okuma performanslarının anlamlı olarak daha iyi olduğu bulunmuştur. Duygu düzenlemesi düşük olan yetişkinler arasında ise kontrol grubunda olan kişilerin zihin okuma performanslarının deney grubunda olanlara kıyasla anlamlı olarak daha iyi olduğu bulunmuştur. Hem çocuklarda hem de yetişkinlerde duygu düzenleme becerisinin yüksek veya düşük olması farketmeksizin deney grubundaki katılımcıların niyet atıflarının kontrol grubundakilere kıyasla anlamlı olarak daha olumsuz olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: zihin kuramı, tehdit algısı, duygu düzenleme.
İmgelemenin yetişkin sporcuların başarısızlık korkusu, mücadele ve tehdit algılarını yordama gücü
Sportif performans alanı, doğası gereği rekabet olgusu üzerine inşa olmaktadır. Sportif rekabet ise, başarıyı ve başarılı olabilmek için mücadeleyi gerekli kılmaktadır. Sportif mücadele ortamlarında sporculardan üstün performans sergilemeleri beklendiği bilinen bir gerçek olarak değerlendirilmektedir. Sporcuların, bu beklentiye yanıt verme çabası içerisinde mücadeleci rekabet ortamlarında zaman zaman baskı, stres, korku, kaygı duyma ve durumları tehdit olarak algılama eğilimleri dikkat çekici bulunmaktadır. Diğer yandan, günümüzde, sporcuların fiziksel, teknik ve taktiksel becerilerinin yanı sıra zihinsel beceri ve yetkinliklerin artırılmasının önemine yapılan vurgunun yoğunlaştığı görülmektedir. Spor psikolojisi alan yazınında bu bağlamda zihinsel yapının farklı içeriklerinin ele alınıp incelenmekte olduğu, olumsuz durumların yönetilebilmesi için farklı psikolojik becerilerin işe koşulması üzerine yürütülen araştırmaların artış kaydettiği izlenmektedir. Bu bilgiler ışığında, sportif performansı arttırmak için kullanılan en uygun uyarılma biçimi olan imgeleme, sportif aktivite esnasında oluşan başarısızlık korkusu, mücadele ve tehdit algısının anlaşılmasının, hem temel eğitim gruplarında, hem de elit düzeydeki sporlarda, performansı yükseltebilmenin açıklayıcı bir rolü olabileceği düşünülmektedir. Aktarılanlardan hareketle, bu çalışmada, sportif performans üzerinde belirleyici rol taşıdığı düşünülen imgelemenin, sporcuların başarısızlık korkusu ile mücadele ve tehdit algılarını yordama gücünü ortaya koymak amaçlanmıştır. Araştırma değişkenleri arasındaki ilişkilerin yanı sıra tanımlayıcı değişkenler ile araştırma değişkenleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi araştırmanın bir diğer amacını oluşturmaktadır. Araştırmanın çalışma grubunu futbol, taekwando, buz hokeyi, kickboks, voleybol ve okçuluk branşlarında performans gösteren, 309 yetişkin sporcu (155 erkek, 154 kadın) oluşturmaktadır. Araştırmada veriler, Performans Başarısızlığı Değerlendirme Envanteri, Sporda Mücadele ve Tehdit Ölçeği, Sporda İmgeleme Envanteri ile Kişisel Bilgi Formu aracılığıyla toplanmıştır. Analizlerde, betimsel istatistikler, bağımsız gruplar için t-testi, Anova testi, Pearson korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Yapılan analizlerde, yetişkin sporcuların imgeleme düzeyi toplam puanları ve alt boyutları ile cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilememiştir. Yetişkin sporcuların imgeleme düzeyleri toplam puanları ve alt boyutları ile yaş arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki saptanmıştır. Yetişkin sporcuların imgeleme düzeyi toplam puanları ve alt boyutları ile sporcuların milli olup olmama durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar ortaya çıkmıştır. Yetişkin sporcuların, Performans Başarısızlığı Korkusu toplam puanları ve alt boyutları ile yaşları arasında istatistiksel olarak negatif yönlü ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. yetişkin sporcuların, performans başarısızlığı korkusu ile deneyim yılı arasında istatistiksel olarak negatif yönlü ve güçlü düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Yetişkin sporcuların Performans Başarısızlığı toplam puanları ve alt boyutları ile spor branşları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Yetişkin sporcuların tehdit ve mücadele algıları toplam puanları ve alt boyutları ile cinsiyetleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilememiştir. Yaş ile tehdit algısı alt boyutu arasında negatif yönlü ve orta düzeyde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Tehdit ve Mücadele toplam puanları ile deneyim yılı arasında istatistiksel olarak negatif yönlü ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Tehdit ve Mücadele algıları ile milli olup olmama durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Yetişkin sporcuların Tehdit ve Mücadele toplam puanları ile spor branşları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Sporda imgeleme ile performans başarısızlığı arasında istatistiksel olarak negatif yönde ve anlamlı bir ilişki ortaya çıkmıştır. Sporda imgeleme toplam puanı ile sporda tehdit ve mücadele toplam puanı istatistiksel olarak negatif yönde ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Performans başarısızlığı ile tehdit alt boyutu arasında istatistiksel açıdan pozitif yönlü anlamlı ilişki saptanmıştır. Son olarak, İmgeleme düzeyi performans başarısızlığı korkusu ile tehdit algısının negatif belirleyici iken mücadele algısının pozitif belirleyicisi olduğu ortaya çıkmıştır. Araştırmanın bulguları doğrultusunda; yetişkin sporcuların imgeleme düzeyindeki artışın performans başarısızlığı korkusu ve tehdit algısı üzerinde azaltıcı, mücadele algısı üzerinde arttırıcı bir etki yarattığı sonucuna varılmıştır.
Gruplar arası tehdit ve empatinin Suriyeli göçmenlere yönelik açık ve örtük tutumlar üzerindeki etkisi
Türkiye'de artan mülteci sayısı Türk toplumu ile mültecilerin sürekli bir etkileşim içinde olmalarını gerektirmiş, böylece Türkiye'de Suriyeli mültecilere yönelik tutumların çalışılması daha kritik bir konu haline gelmiştir. Bireyin dış grubun varlığını kendisine veya iç grubuna yönelik bir tehdit olarak nitelendirmesi gruplar arası tehdit algısına yol açmaktadır. Dış gruba yönelik tutumlar üzerinde rol oynayan bir başka kavram olan empati ise en genel hatlarıyla bir kişinin kendisini karşıdaki kişinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kişinin duygularını ve düşüncelerini anlayıp, hissetmesi olarak tanımlanmaktadır. Bu bulgular doğrultusunda, gruplar arası tehdit algısı ve empati değişkenlerinin Türkiye'de mültecilere yönelik hem açık hem de örtük tutumlar üzerinde etkili olacağı düşünülmüştür. Araştırmada yürütülen birinci deneyde, gruplar arası tehdit algısı ve empatinin Suriyeli mültecilere yönelik açık tutumlar üzerindeki etkisini; ikinci deneyde ise aynı değişkenlerin Suriyeli mültecilere yönelik örtük tutumlar üzerindeki etkisini incelemek amaçlanmıştır. Her iki deneyde de empati düzeyini değişimlemek amacıyla perspektif alma yöntemi temel alınmıştır. Bu kapsamda, gruplar arası tehdit algısı düzeyine bağlı olarak iki gruba ayrılan (yüksek tehdit/düşük tehdit) katılımcılardan yüksek empati koşulundaki katılımcılara Suriyeli mülteciler ile yapılan röportajı içeren bir video izletilmiş, kontrol grubundaki katılımcılar ise uzayda zaman kavramı ile ilgili bir video izlemişlerdir. Her iki deneyde de elde edilen bulgular tutarlı olarak gruplar arası tehdit algısı yüksek olduğunda açık ve örtük tutumların daha olumsuz olduğunu göstermiştir. Ayrıca, gruplar arası tehdit algısının her iki düzeyinde de mülteciler ile empati kuran kişilerin mültecilere yönelik daha olumlu tutumlara sahip oldukları görülmüştür.
Sporda siber güvenliğin önemi
Spor, ülkeleri birleştiren en büyük organizasyon faaliyetleri bütünüdür. Ancak bu organizasyonların başarılı ve etkili olmasında temel olarak seyirci ve sporcuların güvenliği ön plana çıkmaktadır. Ülkelerin sağladığı güvenlik ölçüsünde değerlendirilen faaliyet raporu güvenliğin ne derece etkin rol oynadığını göstermektedir. Gündemiz hayatıda en önemli noktalarından biride, spor organizasyonları, alanların veya ofis işlevlerinin giderek artan bir şekilde mekânlardaki güvenlik sistemlerini yönetmek için bilgi teknolojilerine güveniyor olmasıdır. Bilgi teknolojilerin etkisinde gerçekleşen siber saldırıların çok çeşitli etkileri olabilir; multi-milyon pound dolandırıcılıktan hassas kişisel verilerin kaybına kadar. Siber güvenlik, kişisel verileri veri tabanlarında tutan kulüplerinden, büyük uluslararası spor etkinliklerine ev sahipliği yapanlara ve bunlara katılan ulusal kuruluşlara kadar spor organizasyonları ve spor alanlarında çalışan kuruluşlar için giderek artan bir önem kazanmaktadır. Bu konuda herhangi bir zafiyet veya saldırı, bilgi teknolojileri veya teknolojiye erişimin kaybedilmesi, spor organizasyonları üzerinde veri ihlallerine, dolandırıcılık amaçlı fon kaybına ve spor alanında etkinlik veya sunumunun aksamasına neden olan önemli bir etkiye sahip olabilir. Spor sektöründe siber güvenliğin iyileştirilmesi kritik öneme sahiptir. Araştırmanın sonucunda spor alanında siber güvenliğin önemini araştırmak, ülkemizin içinde bulunduğu özel ve stratejik durumundan dolayı daha sonra düzenlenecek yarış organizasyonların güvenliğinde önemli bir rol oynamak ve bu organizasyonlarda güvenlik önlemlerine kaynak oluşturmak, spor alanında bilişim konusunda güvenlikle ilgili riskler neler, tehditler neler, bu konuda oluşturulması gereken politika ve stratejiler neler ve spor bilimlerinde yeni olan bu alana literatür açısından katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.
Turks' prejudice against Kurds and Syrians: The role of contact, identification, and threat
This study examined the effect of imagined contact on Turks' prejudice against Kurds and Syrians, with a focus on the moderating role of in-group identification and the mediating role of intergroup threat in the imagined contact-prejudice relationship. An experiment was conducted among 335 Turkish undergraduate students (154 males, 180 females; Mage = 20.30, SD = 1.38). Participants were presented with measures assessing their ethnic and national identification, realistic and symbolic threat, and explicit and implicit prejudice after the imagined contact manipulation. The results showed that imagined contact did not have a prejudice-reducing effect. Accordingly, there was neither a moderating role of in-group identification nor a mediating role of intergroup threat. However, identification and threat significantly predicted prejudice. Ethnic identification was positively related to prejudice against Kurds and Syrians, while national identification was negatively related to prejudice against only Kurds. Realistic and symbolic threat were positively associated with prejudice against both groups. The results were discussed in relation to social identity theory, common in-group identity model, and intergroup threat theory. Theoretical refinement to the imagined contact hypothesis was also discussed.
Threat perception, contact and social distance: Factors that affect public opinion on Syrians in Turkey
This thesis examines the factors that affect opinion on Syrians. Relying on the literature, perceived threat is offered as the main explanatory variable, alongside contact with Syrians and social distance. A secondary analysis is conducted with KONDA Research & Consultancy's public opinion data. The results indicate that both perceived threat and social distance (proximity) are significant predictors of opinion. As perceived threat increases, support for rights decreases. However, as people tend to include Syrians in their social lives, they are more likely to support for rights for the Syrians. Moreover, employment status, political party preference, monthly household income are also significant predictors of support for rights for the Syrians, as well as perceived threat. Social distance, gender and refugee intensity in a city, are other predictors of perceived threat. Contact, on the other hand, is not a significant predictor in any of the models.
Prejudice towards Syrian refugees in Turkey from a multilevel approach: The effects of empathy and threat in particular contexts
To understand the current and future processes in the issue of Syrian refugees, scrutinizing the relations between refugees and the local community is a quite crucial subject. The present research provides two experimental analyses regarding the roles of empathy and perceived threat in the levels of prejudice toward Syrian refugees in Turkey. In this regard, the objective of the current study is twofold. First is to uncover whether the level of prejudice changes across different experimental conditions, in which empathy- or threat-evoking situations are presented. The second is to observe whether the influences of the empathy and perceived threat on levels of prejudice vary when Right-Wing Authoritarianism (RWA) and Social Dominance Orientation (SDO) and the influences of contexts are also taken into account. The contexts were designated according to the proportion of refugees to the populations in different cities. By utilizing a multilevel approach as a framework, the individual, situational and contextual factors were combined and elaborated. The results revealed that while in the context of largest cities people were more vulnerable to being empathetic to Syrian refugees, the ones in the border district were affected by threat. The findings also yielded that when RWA and SDO were involved in the model, they did not appear as the significant predictors of prejudice in the context of border cities. However, both were observed as the substantial predictors along with empathy, in the largest cities. The research produced noteworthy implications, especially displaying the significance of the multilevel approach in such a multifaceted phenomenon.
Yağma suçu
Yağma suçu 5237 sayılı TCK'nın ''Özel Hükümler'' Başlıklı ikinci kitabının ''Kişilere Karşı Suçlar'' isimli ikinci kısmının ''Malvarlığına Karşı Suçlar'' şeklindeki onuncu bölümünün 148.149.ve 150.maddelerinde düzenlenmiştir. Yağma suçu, cebir veya tehdit ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç niteliğindedir. Yağma suçu, cebir veya tehdidin araç olarak kullanılması suretiyle, mağdurun malının alınmasıdır. Diğer bir adlandırmayla, cebri hırsızlıktır. Yağma suçuna ilişkin bu tez çalışması dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde yağmanın tanımı, tarihsel gelişimi, 765 sayılı TCK ile 5237 sayılı TCK'nın karşılaştırılması, benzer suçlardan ayrımı ve korunan hukuki değer anlatılmıştır. İkinci bölümde, suçun unsurları, üçüncü bölümde, kusurluluk, kusurluluğu azaltan ve kaldıran haller ile suçun özel görünüş şekillerine yer verilmiştir. Son olarak dördüncü bölümde ise, şahsi cezasızlık nedenleri, etkin pişmanlık, soruşturma ve kovuşturma, yaptırım, müsadere ve zamanaşımı konuları anlatılmıştır.
Tehdit, her an her yerde: Bilişsel abartma tarzı ve anneye bağlanma örüntüsünün yaygın kaygı bozukluğu belirtileriyle ilişkisinde duygu düzenleme güçlüğü ve yaşantısal kaçınmanın aracı rolüne dair bir model önerisi
Çalışmanın temel amacı genel popülasyondan oluşan bir çalışma örnekleminde bilişsel abartma tarzı, anneye bağlanma örüntüsü, duygu düzenleme güçlüğü ve yaşantısal kaçınmanın YKB belirtileri ile ilişkilerini incelemek; aynı zamanda değişkenlerin birbirleriyle ilişkilerinden yola çıkarak YKB belirtilerinin gelişimini açıklayabilecek bir model test etmektir. Amaçlar doğrultusunda ilk olarak korelasyon ve regresyon analizleri yürütülmüş, bu analizlerde depresif belirtiler kontrol edilmiştir. Daha sonra duygu düzenleme güçlüğü ve yaşantısal kaçınmanın aracılık rollerini görebilmek için aracılık analizleri yapılmıştır. Son olarak tüm değişken ilişkilerinin bir arada olduğu model Yapısal Eşitlik Modeli ile test edilmiş ve YKB belirtilerini açıklama gücü değerlendirilmiştir. Analiz sonuçlarına bakıldığında depresif belirtilerle YKB belirtilerinin birlikte görülüyor olabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Değişkenlerin tamamı arasında anlamlı korelasyonel ilişkiler söz konusudur. Duygu düzenleme güçlüğü ve yaşantısal kaçınmanın YKB belirtilerini pozitif yönde anlamlı olarak yordadığı görülmüştür. Bilişsel abartma tarzı ve anneye bağlanma örüntüsü ise YKB belirtilerini yordamamıştır. Duygu düzenleme güçlüğü ve yaşantısal kaçınma, bilişsel abartma tarzı ve anneye bağlanma örüntüsünün alt boyutları ile anlamlı aracılık ilişkileri kurmuştur. Yapısal Eşitlik Modelinde aracılık ilişkilerinin tamamı birlikte test edildiğinde bilişsel abartma tarzı ve anneye bağlanma örüntüsünün YKB belirtilerini doğrudan etkilemediği, duygu düzenleme güçlüğü ve yaşantısal kaçınma üzerinden dolaylı etkilediği bulgulanmıştır. Test edilen model iyi bir uyum iyiliğine sahiptir ve YKB belirtilerini %50 oranında açıklamıştır. Sonuç olarak gelişimsel, bilişsel, duygusal ve yaşantısal süreçler birbirleri aracılığıyla YKB belirtilerini etkileyen önemli değişkenler olarak görünmektedir. Elde edilen bulgular alanyazın doğrultusunda tartışılmış, çalışmanın sınırlılıkları, güçlü yönleri ve gelecek çalışmalar için öneriler sunulmuştur.
The absurdist view of the self in Harold Pinter's plays Dumb Waiter and Moonlight
In the middle of the twentieth century, a new type of drama entered the history of theatre in order to challenge all the existing dramatic conventions of the traditional theatre and to argue about the absurdity of existence, the meaninglessness of life, and the lack of communication among individuals. This movement, called the Theatre of the Absurd, rejected the traditional forms of the theatre and developed new sets of conventions, new ways of using the stage, while exploring new concepts of ontology and serving as a vehicle for the materialization and dissemination of existentialist ideas.Entitled ?The Absurdist View of the Self in Harold Pinter?s Plays Dumb Waiter and Moonlight?, the present thesis reinterprets the critical idea that the Theatre of the Absurd expresses the purposelessness of life and that it reifies the existentialist conception by focusing on two plays by Harold Pinter, Dumb Waiter and Moonlight. With these two writings, especially, Harold Pinter achieves originality and creates his personal style as a result of the playwright?s inventiveness, yet remaining an exponent of absurdist drama.This thesis consists of two chapters, one theoretical and another representing the textual analysis of the plays. In the first part, the Theatre of the Absurd and its origins and main characteristics are stated, along with the presentation of the relationship between absurdist drama and the philosophy of Existentialism, and finally of the absurdist tradition in Pinter?s drama. The second part consists of a comparative approach to the two plays concerning the absurdist view of the self and in relation to a number of important thematic and structural perspectives common to both texts, such as setting, characters, language, stage directions, menace and violence.Key Words: The Theatre of the Absurd, pinteresque, violence, menace, silence
NATO'nun değişen Rusya tehdit algısı: Rusya'nın 2008 sonrası askeri müdahaleleri ile Ukrayna Savaşının etkileri
Soğuk Savaş Dönemi'nin en temel özelliği, ABD öncülüğündeki Batı dünyası ve SSCB liderliğindeki Doğu dünyası arasındaki ayrışma ve tehdit algılamaları olmuştur. 1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Doğu Bloku'nun çökmesiyle Batılı ilkelerin hâkim olduğu tek kutuplu yeni bir dünyanın kurulacağı değerlendirilmiş, Rusya dâhil olmak üzere eski Sovyet ülkelerinin Batıyla uzlaştırılması hatta birleştirilmesi süreci başlatılmıştır. Bu yıllarda Soğuk Savaş'tan miras kalan, Batı ilkeleri üzerine kurulu savunma ittifakı NATO, SSCB'nin ardılı Rusya'yı temel bir ortak olarak tanımlamak suretiyle konvansiyonel çatışma ihtimallerini ortadan kaldırmaya çalışmış, Rusya, 2000'li yıllarda küresel teröre karşı mücadelede önemli bir ortak olarak konumlandırılmıştır. Tehdit algısının zayıf olduğu 1990'lı yıllardan, 2004 sonrası politik ve askeri tehdit algılarının yükseldiği döneme karşılıklı adımlarla, aşama aşama gelinmiştir. Bu çalışmada, karşılıklı tehdidin azaldığı ve barışçıl bir Avrupa'nın kurulmaya başlandığı yıllardan, 30 yıl içerisinde Avrupa'da nasıl tekrar sıcak çatışma ortamına dönüldüğü incelenmiş, Avrupa'yı yeni savaş ortamına sürükleyen gelişmelerin tespit edilmesi hedeflenmiştir. Çalışma, literatürdeki kaynaklar ile resmi belgeler, söylevler ve dokümanlar üzerinden teorik temellerin incelenmesi ve seçili örnek olayların analizine dayanmaktadır. Bu yolla, Rusya tarafında NATO'nun doğuya genişletilmemesi konusunda verilen sözler ve güvenliğin tehdit edildiği algısının gelişimi ile NATO tarafının hedefleri ve kararları anlaşılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde dünyayı Soğuk Savaş Dönemi Doğu-Batı gerilimi ve karşılıklı tehdit algılamalarının yükselip azalmaları incelenmiş, ikinci bölümde Soğuk Savaş sonrası ilişkilerde yaşanan barış ve iş birliği ortamı araştırılmıştır. Üçüncü bölümde tehdit algılarını tekrar inşa eden gelişmeler izlenmiş, dördüncü bölümde 2008 Rusya-Gürcistan Savaşı'ndan başlayarak yükselen ve Avrupa'yı sıcak çatışma ortamına götüren karşıtlıklar açıklanmıştır.
Threats and balancing strategies: A comparative analysis of Saudi Arabia, the United Arab Emirates and Bahrain before and since the Arab uprisings
This research examines the threat perceptions and different responses of states in dealing with common threats perceptions. Balancing strategies such as armament and alliance with other states are mainly the consequence of threats or perceived threats in states' internal and external environment. States that share structural similarities are expected to behave in similar ways while balancing their threats. However, often at times, differences are noticed in the balancing strategies of similar states. In the Gulf, upheavals such as the Islamic Revolution in Iran, the war that ensued as a consequence, the Iraq invasion of Kuwait, the US invasion of Iraq, and the Arab Uprisings shaped the region's security dynamics. Threatened by these upheavals, the states took different strategies to balance their threat perceptions. To arrive at a plausible explanation, the Most Similar Systems Design was used to determine the similar states to understand and explain the reasons for the difference. Therefore, Saudi Arabia, the UAE and Bahrain were carefully selected given that they share common threat perceptions; they are monarchical and authoritarian, among other things. The threat perceptions and balancing strategies of the states were examined. The result suggests that differences inherent to the states determine the nature and magnitude of threat perception and explain why states that perceive similar threats reacted differently.
Suriyeli mültecilere yönelik duygular ve algılanan sosyal mesafede, gruplararası pozitif ve negatif temas, sosyal baskınlık yönelimi, gruplararası tehdit ve gruplararası kaygının rolü
Bu tez araştırmasının amacı, Türk vatandaşlarının Suriyeli mültecilere yönelik tutumlarını ve bu tutumları açıklayabilecek çeşitli faktörleri incelemektir. Bu amaçla, gruplar arası ilişki süreçlerini açıklamaya yönelik bazı sosyal psikoloji kuramlarındaki kavramların bir arada ele alındığı bir araştırma modeli oluşturulmuştur: Gruplar arası Temas Kuramı'ndan gruplar arası temas ve dış grup arkadaşlığı kavramları, Sosyal Baskınlık Kuramı'ndan sosyal baskınlık yönelimi kavramı, Bütünleşik Tehdit Kuramı'ndan gruplar arası kaygı ve gruplar arası tehdit kavramları modele dâhil edilmiştir. Araştırmanın verileri Bursa'da Suriyeli mültecilerin yoğun olarak bulundukları ilçelerde yaşayan toplam 303 Türk vatandaşından yüz yüze ve internet ortamı aracılığıyla toplanmıştır. Kavramsal modelde, sosyal baskınlık yöneliminin ve gruplar arasındaki pozitif ve negatif temasın sosyal mesafeyi ve dış gruba yönelik olumlu ve olumsuz duyguları yordaması ve bu ilişkiye gruplar arası tehdit algısı ile gruplar arası kaygının aracılık etmesi öngörülmüştür. Model, yapısal eşitlik analizi ile test edilmiştir. Modelin uyum indekslerinin yeterli düzeyde olduğu ve beklenilen doğrudan ve dolaylı etkilerin büyük çoğunluğunun doğrulandığı görülmüştür. Sonuçlara göre Suriyeli mültecilerle pozitif temas onlara yönelik olumlu duyguları, negatif temas ise olumsuz duyguları arttırır; temas ve pozitif-negatif duygular arasındaki ilişkide Türk vatandaşlarının Suriyeli göçmenlerin varlığından ötürü hissettikleri tehdit ve kaygı, aracılık işlevleri görür. Bu modele ek olarak değişkenler arasında yalnızca gruplar arası kaygının aracı rol oynadığı alternatif bir model daha test edilmiştir. Bulgular literatür doğrultusunda tartışılmıştır.
Uluslararası siber güvenlik ve siber ortamdaki tehditlerin fiziksel bir savaşa dönüşme olasılığı
Siber alan hayatın her yerinde karşımıza çıkabilecek önemli konulardandır. Özellikle uluslararası ilişkilerde dikkat edilmesi gereken bir güvenlik konusu hâline gelmiştir. Çalışmanın amacı; uluslararası ilişkilerde siber alanında ortaya çıkabilecek tehditlerin fiziksel bir savaşa dönüşme olasılığıdır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde; uluslararası siber güvenlik ve siber alan hakkında bilgi verilerek, tarihsel altyapıdan söz edilmektedir. İkinci bölümde; bazı devlet ve örgütler üzerinden, siber alandaki önemli örnekler ve oluşabilecek tehditler için belirlenen önlem ve politikalardan bahsedilmektedir. Üçüncü bölümde; siber tehditlerin bir savaşa dönüşme olasılığında yapılabileceklerden bahsedilip, son bölümde genel bir değerlendirme yapılmaktadır.
Kurumsal itibara olası tehditler ve bu tehditlere karşı alınabilecek önlemler: Şişecam Fabrikaları'nda bir uygulama
Kurumların en önemli varlığı olarak nitelendirilen itibar, kurumun sosyal paydaşlar nezdinde nasıl algılandığını ifade eden değerler bütünüdür.Günümüzün küresel rekabet ortamında, teknolojinin hızla gelişmesinin etkisiyle tüketiciler birbirine benzeyen ürün ve hizmetler arasında seçim yapmakta zorlanmakta, kurumlar rakipleri arasında güçlenmek için yenilikçi yaklaşımlarla kendini geliştirmelidir. Kurum itibarına yönelik tehditler faaliyet gösterilen sektöre, kurumun yapısına, bulunduğu bölgeye yani konumuna ve bunun gibi birçok faktöre bağlı olarak değişmektedir. Çalışma şartlarının isçi ve çevre sağlığına zarar vermesi, ürün ve hizmetlerde hata ve eksikliklerin olması, ürünün beklenmedik etkilerinin sorun yaratması, etik olmayan davranışların ortaya çıkması, kurumun çevreye zarar vermesi kurum itibarı için sayılabilecek bazı tehditlerdir.Bu tez çalışması, giderek tanınmaya başlayan kurumsal itibar kavramının tanımını, kapsamını, boyutlarını, ve kurumsal itibara yönelik tehditleri, kurumsal itibar yönetimi sürecini, literatür taramasıyla elde edilen bilgiler ışığında açıklamayı hedeflemektedir. Araştırmanın uygulama kısmında ise Şişecam Topluluğundan seçilen sanayi işletmelerinde kurumsal itibar yönetimi uygulamaları araştırılmak üzere orta ve üst düzey yöneticilere araştırma anketi elektronik ileti yoluyla gönderilmiştir. Sonuçlara göre kurumsal itibar yönetimi adıyla olmasa da olumlu kurum itibarının korunması için birçok faaliyet yürütülmektedir.
Orta Asya ülkelerinde terör tehdidi: "El-Kaide" terör örgütünün bölgesel oluşumu ve tehdit boyutu
Bu tez, Orta Asya ülkelerindeki terör tehdidi üzerine odaklanmaktadır, özellikle de El-Kaide terör örgütünün bölgesel oluşumu ve tehdit boyutunu ele almaktadır. Orta Asya, coğrafi konumu nedeniyle jeopolitik açıdan önemli bir bölgedir ve terörizm bu ülkeler için ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturmaktadır. El-Kaide, 1980'lerin sonlarında kurulan ve 1990'larda küresel bir terör tehdidi haline gelen bir terör örgütüdür. Bu tezde, El-Kaide'nin Orta Asya'daki bölgesel oluşumu incelenmektedir. Orta Asya ülkeleri, özellikle Tacikistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Kazakistan gibi ülkeler, El-Kaide'nin bölgedeki faaliyetleri ve örgütlenmesi açısından önemli bir rol oynamaktadır. Bu tez ayrıca El-Kaide'nin Orta Asya ülkelerine yönelik tehdit boyutunu ele almaktadır. El-Kaide, bölgedeki istikrarsızlık, yoksulluk, aşırılık yanlısı ideolojiler ve diğer faktörlerden faydalanarak Orta Asya ülkelerinde etkinlik göstermektedir. Bu terör örgütü, bölgede radikalizasyonu teşvik etmekte, militanları eğitmekte ve terör saldırıları düzenlemektedir. Tezde, El-Kaide'nin Orta Asya ülkelerindeki varlığı ve tehdit boyutunun analizine dayalı olarak, bu tehdidin nasıl ele alınabileceği ve önleyici önlemlerin nasıl alınabileceği üzerinde de durulmaktadır. Bölgesel işbirliği, istihbarat paylaşımı, güvenlik güçlerinin kapasitesinin artırılması ve sosyal ekonomik kalkınmanın teşvik edilmesi gibi önlemler önerilmektedir. Bu tez, Orta Asya ülkelerindeki terör tehdidi konusunda bir farkındalık oluşturmayı ve politika yapıcıları, akademisyenleri ve ilgili tarafları bu alanda daha fazla çalışmaya teşvik etmeyi amaçlamaktadır. El-Kaide'nin bölgesel oluşumu ve tehdit boyutunun anlaşılması, Orta Asya'nın güvenlik durumunun iyileştirilmesine ve terörizmle mücadelede daha etkili stratejilerin geliştirilmesine katkıda bulunabilir.
Kurân'da tehdit içeren âyetler -A'râf sûresi örneği-
Kur'ân-ı Kerîm insanlara hitap ederken muhatapları üzerinde etkili olabilmek için çeşitli üslûplar kullanmıştır. Bu üslûplardan biri de Allah'ın emirlerini yapma ve yasaklarından kaçınma noktasında gafil olan insanın ihmalkâr davranması nedeniyle kullanılan tehdit üslûbudur. Kur'ân'da insanlar tüm duyu organlarına hitap edilerek tehdit edilmiştir ki, akıl ve irade sahibi olan insan bu nimetlerini doğru yolda kullanarak hataya düşmekten kurtulabilsin. Çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın konusu ve amacı, yöntemi ve kaynaklarına değinilmiştir. Birinci bölümde öncelikle tehdit kavramı ve kapsamı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Sonrasında Kur'ân'da tehdit içeren kelimelerden tehditin anlam alanına giren kelimeler ve tehdit kelimesiyle yakın anlamlı kelimeler incelenmiştir. İkinci bölümde ise, A'râf sûresinde tehdit içeren âyetler tesbit edilerek değerlendirmesi yapılmıştır. Bu âyetler ise, dünyevî ve uhrevî tehditler olarak tasnife tabi tutularak açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmamız, araştırmada ulaşılan sonuçların yer aldığı sonuç bölümü ile noktalanmıştır.
11 eylül sonrası Amerikan sinemasında öteki'nin sunumu
1890'lı yıllardan sonra çekilmeye başlanan ilk sessiz filmlerden günümüze kadar sinemanın ekonomik, sosyal, kültürel ve ideolojik bir enstrüman konumunda olduğu görülür. ?Yedi Peçelinin Dansı? (1893), ?Fatıma Dansları? (1896) ve ?Arap? (1897) gibi kısa filmlerle başlayan ilk `oriental' klişeler ve kurgular özellikle de sinemanın ideolojik bir aygıt/güç olarak kullanılmasına tanıklık etmektedir.Amerikan Sineması olarak da bilinen Hollywood, farklı stereotip temsillerinin sıkça tasvir edildiği bir platform olup her dönemde kendi öteki'sini oluşturan/kurgulayan ve tanımlayan bir endüstriyi ifade etmektedir. 1990'lı yıllardan sonra Amerikan sinemasında öteki sunumunun Araplar/Müslümanlar üzerine yoğunlaşıldığını ele alan bu çalışmada, 11 Eylül 2001 sonrası ABD'de yaşanan olaylardan esinlenerek yapılan filmlerdeki ?öteki? sunumlarının incelenmesi amaçlanmış ve ?öteki? kavramından hareketle `Doğulu/Arap/Müslüman' tasvirinin Oryantalizm düşüncesiyle bağlantısı açıklanmaya çalışılmıştır.11 Eylül sonrası (9/11) ?Terörle Savaş? iklimi, Hollywood'un politik-gerilim filmleri aracılığıyla yeni bir kültürel dolaşımı da beraberinde getirmesinden hareketle, The Kingdom (2007) ve The Hurt Locker (2008) politik-gerilim filmlerinde bu dolaşımın yansımaları değerlendirilmiştir. İncelenen bu filmlerde `Doğulu/müslüman/onlar' imgeleri ile `Batılı/kahraman/biz' karşıtlığını içeren imgeler, Söylem Analizi Yöntemine göre çözümlemeye alınmıştır. Çözümleme neticesinde gerek film diyaloglarının ve görüntünün ideolojik boyutunun, gerekse karakter betimlemeleri ve mekân tasvirlerinin ?öteki? sunumunda büyük rol oynadığı gözlenmiştir. Oryantalist söylemdeki klişelerin, örnekleme alınan film yapımlarına açık ya da örtük bir biçimde eklemlendiğine, doğu kurgusunun ve doğulu tiplemelerin ?tehdit ve düşman? metaforlarıyla desteklendiğine ulaşılmıştır.
Bağlamlarına göre tehdit ayetlerinin izahatı: Bakara Sûresi örneği
Kur'ân-ı Kerîm'de tehdit içeren ayetler, muhataplarının inanç ve tutumlarına bağlı olarak farklı işlevler üstlenmektedir. Bakara sûresi özelinde yapılan bu çalışmada, tehdit ayetlerinin muhatapları: kâfirler, münafıklar, müminler ve peygamberlere yönelik tehditler itikadi ve ameli iki başlıkta ele alınarak bağlamları incelenmiş ve muhatapların kimliği irdelenmiştir. Araştırma, bazı Kur'an meâllerinde bağlamın yeterince yansıtılmamasının, tehdit içerikli ayetlerin pedagojik ve yönlendirici boyutlarını gölgelediğini de ortaya koymaktadır. Bu durum, söz konusu tehdit ayetlerinin bağlamları göz ardı edildiğinde mesajın tek boyutlu bir perspektifle algılanmasına, yalnızca cezalandırıcı bir zeminde anlaşılmasına neden olmaktadır. Özellikle literal tercüme yönteminin meallerde tercih edilmesi, tehdit ayetlerinin sadece ceza ve korku merkezli bir anlatı çerçevesinde ele alınmasına yol açabilmektedir. Tehdit ayetlerinin bağlamlarına dikkat edilmesi Kur'an'ın mesajlarının doğru anlaşılmasını sağlamada temel bir rol oynamaktadır. Bu bağlamda, Kur'an'ın bütüncül mesajını kavrayabilmek için hem iç bağlam (siyak ve sibak) hem de tarihsel bağlamın dikkate alınması gerekliliği teyit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tefsir, Meâl, Bakara Sûresi, Bağlam, Tehdit.
İslam devleti tehdidinin tarihsel ve örgütsel gelişimi ve Türkiye üzerindeki etkileri: 1999-2017
Terör ve terörizm tarihsel süreç içerisinde güvenliğimizi tehdit eden kavramların başında gelmiştir. 11 Eylül saldırıları sonrasında ABD'nin Irak'ı işgali ülkede otorite boşluğuna neden olmuştur. Bu gelişme bölgede dini grupların radikalleşerek terör örgütlerine dönüşmesine zemin hazırlamıştır. Zerkavi'nin öncülük ettiği Tevhid ve Cihat Örgütü Şii düşmanlığı, tekfircilik, cihat ideolojisi düşünceleriyle sentezlenerek "İslam Devleti'nin" temellerini atmıştır. Irak'ta oluşan mezhep çatışmaları örgütün taban desteği bularak güçlenmesini kolaylaştırmıştır. El-Kaide'nin desteğini alarak Irak El-Kaide'si olarak faaliyetlerini sürdürmüştür. Genişleme politikası kapsamında aşırı şiddet yanlısı oluşu El-Kaide'den ayrılmasına neden olmuştur. Arap Baharı'ndan etkilenen Suriye'ye yönelerek Irak Şam İslam Devleti olarak faaliyetlerini sürdürmüştür. Otorite boşluğu ve mezhep çatışmalarından yararlanan IŞİD, Irak ve Suriye'de kısa bir süre içerisinde elde ettiği başarılar dünya kamuoyunda büyük yer edinmiştir. 2014 yılında ise "İslam Devleti' ilan edilmiştir. Dünyanın dört bir yanından katılan yabancı uyruklu savaşçılar ile hâkimiyet alanı arttırılmıştır. İD, sınır hattına yakınlığından ötürü terör eylemlerini Türkiye'ye yöneltmiştir. Sınır ötesinden Türkiye'ye yönelik saldırılar ile ülkede çok sayıda terör eylemi gerçekleştirmiştir. Dünya basınında geniş yer bulan bu eylemler ülkenin ekonomik, toplumsal ve güvenlik hususlarında olumsuz yönde etkilenmesine neden olmuştur.