Suudi Arabistan
69 theses under this subject heading
Suudi Arabistan'ın güvenlik algısı ve dış politikasının değişimi (2010-16)
Geleneksel olarak dış politikasında yumuşak güç unsurlarına başvuran, bölgesel rakipleri ile askeri karşıtlıklardan kaçınan, çatışan taraflar arasında arabuluculuğu önceleyen, maruz kaldığı tehditleri önlemek için ABD güvenlik garantilerine yaslanan İbn Suud rejiminin, Arap Baharı sürecinde bu geleneksel dış politikasından radikal bir şekilde uzaklaştığı gözlemlenmiştir. Bu süreçte rejimin dış politikasında yaşanan radikal değişim küresel, bölgesel ve ulusal düzlemde yaşanan gelişmeler ile bağlantılıdır. ABD'nin rejime sağladığı güvenlik garantilerinde yaşanan azalma, bölgesel aktörlerin rejimi tehdit eden politikaları ve rejimin gücünde meydana gelen nispi artış İbn Suud rejimini Arap Baharı sürecinde iddialı bir dış politikaya yönelmesine yol açmıştır. Rejim, bu süreçte bölgesel rakiplerinden kaynaklı tehditleri tırmandırmayı seçerek doğrudan askeri müdahalesi için bir gerekçe oluşturmuş, bölgesel çıkarlarını genişletmek için askeri güce başvurmayı da içeren çatışmacı bir dış politikaya yönelmiştir. Yeni dönemde geliştirdiği doğrudan askeri müdahaleye dayanan dış politikasını devam ettirebilmek için bölgesel aktörler arasında askeri oluşumlara liderlik etmeye, güvenliğini çeşitlendirmeye ve askeri/endüstriyel kapasitesini mümkün olduğunca arttırmaya çalışmıştır. İbn Suud rejimi, Arap Baharı sürecinde takip ettiği bu iddialı dış politika ile rejimine yönelik tehdide yol açan devletleri ve devlet dışı aktörleri dengelemeyi ve bölge genelinde oluşan güç boşluklarından da yararlanarak jeopolitik nüfuzunu genişleterek Ortadoğu bölgesinde liderlik rolü oynamayı hedeflemiştir.
VI. ve VII. yüzyıllarda Arabistan'da putperestlik
Biz bu tezimizde VI. ve VII. Yüzyıllarda Arabistan'da putperestlik ve putların varlığını irdeledik. İslâmiyet gelmeden önce ve gelişi sırasında Arabistan'daki putlar ile putperestliğin kökenlerini, durumlarını gösterip İslâmiyet'le birlikte putların kaldırılması olayını inceledik. Bu kapsamda bu konuda yazılan siyer ve tarih kitapları ve konu ile ilgili makale ve ansiklopedi maddelerine başvurduk. Temel olarak ilk elden kaynaklarını sonra da günümüzde yazılan eser ve makaleleri esas alacağız. Buna konuyu işleyip bir sonuca vardık. Tarih boyunca insanlar görünmeyen ilaha karşı görünen ve el sürülen bir maddeye yani tasvirlere tapmayı ve inanmayı yeğlemişlerdi. Bu genelde soyutun somutlaştırılmış halidir denilebilir. Görünmeyen ilahın yanında görünen, el değinilen cansız ilahların heykellerine/timsallerine inanmak, onlardan medet ummak insanların en büyük sapma noktaları olmuştu. Arap anlayış ve inancının getirdiği somut tanrılara tapınma arzusu, kadim islam tarihçilerine göre Kâbe sevgisi kaynaklı olarak, ondan uzaklaşınca Kâbe'yi timsalen etrafında dönmeleri ile somut tanrı anlayışı ve dış etkenlerle birlikte yaygınlık kazandı. Arapların daha çok şekilsiz veya insan şekli olmayan put/heykellere taptıklarını, söyleyebiliriz. Bunlar Kur'ân'da geçtiği gibi sanem, ensâb ve vesen olarak nitelenip isimlendirilmişti. İnsan suretindeki putlar ise Suriye, Roma, İran ve Mısır bölgelerindeki putperestlik inancından etkilendiğini gözlemleyebiliriz. Yine Hz. Nuh döneminden kalma Vedd, Süvâ', Yegūs, Yeûk ve Nesr gibi putlar Arabistan'ın çeşitli yerlerinde tapınılan putlardı. İslâm tarihçileri ve Kur'ân-ı Kerîm'e göre Hz. İdris ve Hz. Nuh peygamberler zamanından beri insanlar putlara tapar hale gelmişlerdi. O dönemlerde sadece Araplar değil başka medeniyetlerde de putlar ve putperestlik yaygındı. Mezopotamya, Mısır, Hindistan, Çin ve diğer medeniyetlerde de durum böyleydi. İslâm'ın doğduğu ve yayıldığı yer olan Arabistan'da da put edinme ve tapma yaygındı. Nuh tufanı, Arim seli veya çeşitli sebeplerle Arabistan'ın ortalarına ve kuzey, güney yönlerine Arap kabile göçleri olmuştu. Gerek bu göçler gerekse ticaret ve çeşitli nedenlerle diğer kavim ve dinlerden etkilenen Arap kabileleri kendilerine birtakım putlar edinmişlerdi. Dolayısyla tüm Arabistan'da putperestlik çok yaygınlaşmıştı. İslâm tarihçilerinin çoğunun görüşüne göre, Amr b. Lühay'ın başlattığı Mekke'deki putperestlik ise Kâbe içi ve dışında Hübel, Lât, Menât ve Uzzâ gibi büyük putlar ile birlikte 360 putun yer almasına kadar devam etmişti. İlk devirlerdeki Arapların animist, doğa ve ruh tapıcılığı inançları zamanla Arabistan çevresindeki din ve inanışlardan etkilenerek putperestliğin yaygınlaşması şeklinde devam etmiştir. Putperestlik, İslâm'ın gelişi ile ilk ciddi eleştirisini almıştı. Mekke'nin Fethi (630) ile birlikte putların yıkılmıştı. Ancak Hz. Ebû Bekir döneminde putperestlikten kalma yaşamı devam ettirmek isteyenler olmuştu. İlk halifenin isyanları kararlılıkla bastırılmasıyla putperestler bu ümitlerini yitirmişlerdi. Hz. Ömer döneminin fetihleri ile de putperestlik böylece tamamen Arabistan'da ortadan kaldırılmış oldu. Anahtar Kavramlar: Put, Putperestlik, Sanem, Vesen, Ensâb. Bilim Kodu: 60303
Yemen üzerinde bölgesel rekabet
Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Osmanlı Devleti'nden ayrılıp bağımsızlığını ilan eden Yemen, 1962-1968 yılları arasında bir iç savaşa sahne olur, benzer bir şekilde 2011'den günümüze kadar devam eden yeni bir iç savaşı yaşanır. Geçmişte halkının refah ve huzur içinde yaşadığı, mutlu Arap (Arabia Felix) gibi anlamlara gelen isimlerle anılan Yemen, günümüzde bu sıfatlardan çok uzak, kaos ve kargaşa içinde varlığını sürdürür. Aden Körfezi-Bab'ül Mendeb Boğazı, Kızıldeniz, Süveyş Kanalı suyolunun güneyini kontrol eden stratejik bir coğrafyada bulunan Yemen'e farklı devletlerin kendi çıkarları için yapmış oldukları müdahaleler, ülkenin kırılgan bir yapıya sahip olmasına ve devlet yönetiminin zayıf kalmasına sebep olur. Her ne kadar ülkenin kuzey ve güney bölgeleri birleşmiş olsa da hükümet zayıflığı ile gelen iç çatışmalar Husiler'in Sana'yı ele geçirmesine yol açar. Yemen'de kendi içinde farklı gündemler takip eden gerek siyasi gerekse toplumsal rol oynayan iç dinamikler, bu savaşlarda hedef ve çıkar ortaklığına dayalı dış aktörlerin desteğini alırlar. Güney ve Kuzey Yemen'in birleşmesi ile oluşan Yemen Cumhuriyeti'nin beş ana aktörü vardır. Bunlar Husiler, El-Kaide, Islah Partisi, Ali Abdullah Salih ve Yemen Sosyalist Partisi'dir. Arap Baharı'ndan olumsuz etkilenen Yemen'de bahsettiğimiz söz konusu beş ana unsur bütün bu yaşananlarda etkili olmuştur. İran bu mücadeleler sırasında görünürde yumuşak güç unsurlarına başvurur. Sert güce başvurması ise perde arkasından Husiler aracılığı ile gerçekleşir. Suudi Arabistan ise bu güç mücadelesinde geleneksel dış politika anlayışında görülmemiş bir hamle yaparak 2015 yılında düzenlenen "Kararlılık Fırtınası" ile doğrudan sert güç unsurlarını kullanarak sahnede yerini alır. Bu çalışmada, Yemen'deki iç çatışmalara müdahil olan dış aktörlerin, (BAE, Suudi Arabistan ve İran) çatışmaların seyrini nasıl değiştirdiği ve iç aktörler üzerinde nasıl bir tesire sebep olduğu ele alınmıştır.
Suudi Arabistan ve İran güç mücadelesinde Yemen faktörü
Arabistan Yarımadası'nın stratejik noktalarının birinde yer alan ve kırılgan bir yapıya sahip Yemen halen Suudi Arabistan ve İran arasındaki güç mücadelesine sahne olmaktadır. Yemen topraklarında devam eden jeopolitik ve ideolojik mücadele 2011 yıllında Ortadoğu ve Kuzey Afrika'nın bazı bölgelerinde başlayan halk hareketleriyle birlikte derinleşmiştir. Statükocu bir dış politika izleyen Riyad'ın aksine dış politikada revizyonist bir politika izleyen Tahran, Arap Baharı'ndan sonra Riyad'la arasındaki bu güç mücadelesini hat safhaya taşımıştır. Riyad ve Tahran arasındaki rekabet ve karşılıklı düşmanlık Yemen'in iç savaşa sürüklenmesine yol açmıştır. İki bölgesel gücün müdahalesi nedeniyle BM ve diğer küresel güçlerin tüm diyalog girişimlerine ve barış görüşmelerine rağmen siyasi açmaz sürmeye devam etmiştir. Elbette Riyad ve Tahran'ın güç mücadelesine ek olarak Yemen'deki iç dinamikler de çatışmanın fay hatlarını derinleştirmiştir. Hatta iç dinamikler bölgesel güçlerin müdahalesine davetiye çıkarmıştır. Bu minvalde İran yumuşak güç unsurlarını kullanarak Şiilerin ağabeyi rolüyle Husiler aracılığıyla müdahalede bulunurken, Suudi Arabistan ise sert güç unsurları çerçevesinde müdahaleci bir politika izleyerek meşru hükümet aracılığıyla çatışmaya müdahil olmuştur. Böylece Riyad ve Tahran vekil gruplar aracılığıyla birbirini dengelemeye çalışmıştır. Kriz basit bir iktidar kavgası ve iç savaştan evrilerek vekâlet savaşına dönüşmüştür. Bazen de Riyad ve Tahran menfaatleri uğruna mezhepçi politikalar izleyerek Şii-Sünni arasındaki gerilimin de tırmandırmasına neden olmuştur. Son olarak İran ve Suudi Arabistan arasındaki güç mücadelesinin ne kadar süreceğini ve ne tür kazanımlar elde edeceği, Yemen'in geleceğinin ne yöne evriliceğine dair net bir tablodan bahsetmek doğru olmaz. Anahtar Kelimeler: Güç Mücadelesi, İran, Suudi Arabistan, Yemen
Arap Baharı çerçevesinde İran-Suudi Arabistan ilişkilerini yeniden düşünmek
Uluslararası ilişkiler alanında devletler arasında bir sorun ortaya çıktığı zaman sorunun çözümünde uygulanacak çeşitli yöntemler bulunmaktadır. Bu yöntemler kimi zaman barışçıl yöntemler olarak uygulanmakta, kimi zaman ise baskıcı olarak uygulanmaktadır. Özellikle Ortadoğu coğrafyasında bulunan birçok devlet Monarşi ile yönetildiğinden dolayı baskıcı yöntemlerin daha sık kullanıldığını görmekteyiz. Bu çalışma da temel amaç, Körfez'de İran ile Suudi Arabistan arasında 1979 İran İslam Devrimi ile başlayıp 2011 yılında meydana gelen Arap Baharı olayları ve sonrasında yaşanan gelişmelerin Ortadoğu coğrafyasında İran ile Suudi Arabistan'a etkilerinden söz etmektir. İran ile Suudi Arabistan arasındaki rekabetçi yaklaşımlarının incelenmesi, Tahran- Riyad yönetiminin günümüzde yaşanan çatışmalarını anlamlandırmak adına yol gösterici olacaktır. İran ve Suudi Arabistan arasında rekabetin başlamasında temel olacak noktanın 1971 yılında İngiltere'nin Körfez'den çekileceğini açıklamasıdır. İran İslam Devrimi ile başlayan süreçte Körfez savaşları ve İran-Irak savaşının ortaya çıkması İran ve Suudi Arabistan ilişkilerinde bir dönüm noktası olmuştur. İran ve Suudi Arabistan arasındaki rekabet genel itibari ile farklı konularda ortaya çıkmıştır. Bu konuların başında ilk başta değindiğimiz üzere İngiltere'nin Körfez çekilmesini açıklamasının ardından oluşan güç boşluğunu her iki ülkenin de doldurmak istemesidir. Diğer konular ise; temel de mezhep farklılıkları, ekonomik güçlenme olgusu ve İslam dünyasında lider olma arayışı olarak karşımıza çıkmıştır. Son dönemde meydana gelen Arap Baharı olayları ise rekabetin fitilini iyice ateşlemiş ve aralarındaki mücadele farklı bir boyut kazanmaya başlamıştır. Arap Baharı olaylarının ortaya çıkması sonucunda daha önceden fiilen yürütülen mücadele bu sefer farklı devletlerin olaylara katılması ile vekâlet savaşları şeklinde yürütülmeye başlanmıştır. Arap Baharı olayları Tahran ve Riyad arasındaki rekabetin en somut örneklerini oluşturmaktadır.
The impact of Saudization policies during COVID-19 on the remittances of yeminis residing in Saudi Arabia
The ongoing war in Yemen, lasting eight years, between the universally recognized legitimate government supported by the Saudi-led military coalition and the Houthi rebel movement backed by Iran has resulted in a significant increase in the number of impoverished and vulnerable individuals, pushing millions to the brink of poverty. Throughout this period, migrants and their remittances have played a crucial role in alleviating the suffering of thousands of families and easing their financial burdens. However, over the past two years, these remittances have steadily declined, exacerbating the hardships faced by Yemenis, escalating the poverty rate, and intensifying the need for financial support among families in the country. This study aims to examine the multifaceted factors that have contributed to this transformative situation. Specifically, it seeks to analyze the impact of the "Saudization" laws, which prioritize the employment of Saudi nationals, on Yemeni workers in Saudi Arabia during the COVID-19 pandemic caused by the SARS-CoV-2 virus. The study will investigate how these laws have affected the flow of financial transfers sent to families in Yemen and explore their broader implications for the Yemeni economy, as well as the political and humanitarian landscape within the country. By employing a comprehensive research methodology, including data analysis, interviews, and literature review, this study will provide valuable insights into the intricate dynamics that have shaped the current financial landscape for Yemeni migrants and their families. The findings will shed light on the consequences of the "Saudization" laws in the context of the COVID-19 pandemic, offering a nuanced understanding of their ramifications on remittance flows and their subsequent effects on the Yemeni economy, political stability, and humanitarian conditions. Ultimately, the study aims to contribute to the formulation of targeted policies and interventions that can address the pressing challenges faced by Yemeni migrants and their families, fostering sustainable solutions to mitigate poverty and enhance socio-economic resilience in Yemen.
Petropolitik çerçevesinde Amerika Birleşik Devletleri ve Suudi Arabistan ilişkileri
Enerji insanlık tarihinden itibaren hayatın devamlılığı için önemli bir girdidir. 19. yüzyılın sonuna doğru hayatımıza giren petrol enerjisi ile devletlerin ulusal ve uluslararası politikaları enerji eksenli şekillenmiştir. Yaklaşık iki asırdır hayatımızda olan petrol her alanda alternatifinin pek mümkün olmaması nedeniyle yakın bir gelecekte de dünya gündemini belirleyen bir güç olacaktır. Bu çalışmada petropolitik çerçevesinde petrolün, geçmişten günümüze kadarki önemli dönüm noktalarında etkisi saptanmıştır. Ayrıca, petropolitiğin Suudi Arabistan- Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerini nasıl etkilediği belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma boyunca literatür taraması yapılmıştır. Sonuç olarak iki ülke ilişki ve politikalarının petrole göre şekillendiği gözlenmiştir.
Türkiye ve Suudi Arabistan yönetim kültürlerinin Hofstede'nin kültürel farklılık boyutlarına dayalı incelenmesi
Kültür, tarihsel ve toplumsal bütün unsurları içine alan maddi ve manevi değerlerin oluşmasında ve sonraki nesillere aktarılmasında kullanılan toplumların sahip olduğu davranış biçimlerini ifade etmektedir. Aynı zamanda kültür topluma özgü düşünce ve sanat eserlerinin de bütününü oluşturmaktadır. Çalışmada Hofstede'nin literatüre kazandırdığı kültürel farklılık boyutları teorisi kullanılarak Suudi Arabistan ve Türkiye ülkelerinin kültürel yapılarındaki benzerlikler ve farklılıklar ölçülmeye çalışılmıştır. Hofstede'nin 6 kültürel boyutu şunlardır; güç mesafesi, bireyselci/ kolektivist (ortaklaşayaşamcı) yapı, belirsizlikten kaçınma, maskülen/feminen toplum, uzun vadeli/kısa vadeli oryantasyon, serbestliğe karşı sınırlama (denetim noktası) 'dır. Edinilen değerler sonucunda güç mesafesi boyutundan Türkiye 66 puan, Suudi Arabistan ise 95 puan almıştır. Bu puanlama sonucunda iki ülkenin de hiyerarşik bir yönetim anlayışına sahip olduğu görülmüştür. İkinci boyut olan bireyselci/ kolektivist (ortaklaşayaşamcı) yapı boyutundan Türkiye 37 puan, Suudi Arabistan ise 25 puan almıştır. İki ülkenin de bu değerler ile kolektivist bir toplum özelliği barındırdığı görülmüştür. Üçüncü boyut, belirsizlikten kaçınma boyutundan Türkiye 85 puan alırken Suudi Arabistan ise 80 puan almıştır. Elde edilen iki değerde oldukça yüksek çıkmıştır ve iki ülkenin de belirsizlikten kaçındığı sonucuna varılmıştır. Dördüncü boyut, maskülen/feminen toplum boyutundan Türkiye 45 puan alırken Suudi Arabistan ise 60 puan almıştır. Bu sonuçlara göre Türkiye feminen toplum, Suudi Arabistan ise maskülen toplum özelliğini taşıdığı görülmüştür. Beşinci boyut, uzun vadeli/kısa vadeli oryantasyonundan Türkiye 46 puan aldığı için sınırdadır. Bu yüzden net bir tercihi yansıtmadığı görülmüştür. Suudi Arabistan ise bu boyuttan 36 puan almıştır. Bu sonuç ise Suudi Arabistan'ın normatif bir toplum olduğuna işaret etmiştir. Son olarak altıncı boyut ise serbestliğe karşı sınırlama (denetim noktası) boyutundan Türkiye 49 puan alırken, Suudi Arabistan 52 puan almıştır. Bu değerler iki ülkenin de sınırda kalarak net bir tercihin söz konusu olmadığını göstermiştir. Bu boyutlardan elde edilen değerler ile birlikte Suudi Arabistan ve Türkiye ülkelerinin dikkat etmeleri gereken hususlar belirlenmiştir. Bu sayede iki ülke arasında sıcak ilişkilerin kurulması ve bu sıcak ortamın dünyaya yayılması beklenmektedir.
Reklamlarda kadın temsili: Türkiye ve Suudi Arabistan'da yayınlanan televizyon reklamları üzerinden karşılaştırmalı bir analiz
Bu çalışmanın amacı reklamlarda ve diğer medya metinlerinde kadınların temsilinin karşılaştırmalı olarak analiz edilmesidir. Çalışmada özellikle reklam içeriklerinde, kadınların toplumsal olarak nasıl temsil edildiği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Reklam içeriğinin oluşturulmasında toplumun kültürel yapısı ile paralellikler olduğu bilinmektedir. Bu durum diğer medya metinleri açısından da geçerlidir. Yani reklam ve diğer medya metinleri bir kültürel yeniden üretim aracı olarak faaliyet göstermektedir ve kadınların temsili de bu anlamda önemli bir örnektir. Bu sebeple çalışmada iki farklı tarhisel geçmişe sahip olan Türkiye ve Suudi Arabistan televizyon reklamları ve diğer televizyon metinlerinde, kadınların toplumsal olarak konumlandırılması konusu göstergebilimsel yöntem aracılığıyla analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda farklı tarihsel ve kültürel koşullara paralel olarak, iki ülke arasında reklamlarda ve diğer televizyon metinlerinde kadınların temsili bakımından önemli farklılıklar bulunduğu ortaya konulmuştur.
Terörün ekonomik etkileri: Orta Doğu üzerinde bir inceleme
Terör - ekonomi ilişkisini inceleyen bu çalışmanın amacı Orta Doğu bölgesinde önemli ekonomilere sahip ve terörizm ile büyük mücadele veren başlıca ülkeleri ele alıp terörün bu ülkelerin ekonomilerini nasıl etkilediğini panel veri analizi yardımıyla incelemektir. Çalışma da terör ve terör - ekonomi ilişkisi hakkında genel bir bilgiye sahip olduktan sonra Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan?ın ekonomilerini genel hatlarla ele alıp bu ülkeler de 2003-2010 yıllarını kapsayan bir dönem için terörün ekonomi üzerindeki etkileri; Mal ve hizmetler ihracatı, mal ve hizmetler ithalatı, kişi başına düşen gayri safi yurtiçi hasıla, ülkeyi ziyaret eden turist sayısı, Doğrudan yabancı yatırımları, İşsizliğin toplam işgücüne oranı, Gayri safi yurtiçi hasıla değişkenleriyle ?Panel Veri Analizi? kullanılarak ekonometrik açıdan incelenecektir. Yapılan analiz sonuçlarında, genel olarak yüksek seviyeler de yukarıda ifade edilen bağımlı değişkenlerin, bağımsız değişken olan terör tarafından açıklandığı sonucu tespit edilmiş ve terörün bütün bağımlı değişkenler üzerinde negatif etkisi olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler:Orta Doğu, Terör, Terörizm, Ekonomi, Panel Veri Analizi
Türkiye ve en çok enerji ithal ettiği dört ülke ile ticaret ortaklığının analizi
Enerji geçmişte, bugün ve gelecekte insanlığın en önemli ihtiyaçlarındandır. Kişi başına tüketilen enerji, ekonomik gelişmişlik göstergelerinden birisidir. Enerji ekonomiden ayrı düşünülemez, bu nedenle enerji ekonomisi doğmuştur. Kalkınmanın anahtarı olan enerji, kaynakların tükenebilir olmasından dolayı öncelikle gelişmekte olan ülkelerde olmak üzere tüm dünyada bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye'nin dış ticaret açığının büyük bir bölümü enerji ithalatından kaynaklanmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'nin enerji türlerinin arzı, talebi ve hangi sektörlerde tüketildiği incelenmiş ve Türkiye'ye en çok enerji ithal eden dört ülke ile ticaret ilişkisinin analizi yapılmıştır.
Suudi Arabistan'ın Yemen müdahalesi ve Avrupa Birliği'nin müdahaleye bakışı
Bu tez çalışmasında, Arap Baharı ile başlayan süreç ile birlikte Yemen'de yaşanan ülke içerisindeki kaos ortamının sonucu olarak ortaya çıkan Suudi Arabistan'ın Yemen müdahalesinin bölgesel gelişmeler açısından incelenmesi planlanmakta ve Avrupa Birliği'nin müdahaleye karşı gösterdiği reflekslerin Yemen'e yansımasının ele alınması hedeflenmektedir. AB'nin Arap Baharı ile birlikte iktidarı kaybeden tek adam rejimlerinin akabinde bölge ülkelerinde gerçekleşen iç karışıklıklara karşı etkisiz bir politika izlediği ve yalnızca demokrasi, insan hakları gibi AB düşüncesinin temellerini oluşturan kavramların önemini vurgulayarak politika üretmeye çalıştığı, Yemen'de de aynı politikayı izlemeye devam ettiği görülmektedir. Yemen'e müdahale ile birlikte AB'nin politikaları, bundan sonraki süreçte müdahaleye ilişkin AB önerileri ve oluşabilecek sonuçlar arasındaki ilintilerin açıklanmasına çalışılacaktır.
Vehhabilik ve arka planı: Başlangıçtan II. Suûd Devleti'ne kadar
Bu çalışmada 18. yüzyıl ortalarında ortaya çıkan ve günümüze kadar etkili bir şekilde varlığını devam ettiren bir mezhebin doğuşunda ve gelişmesinde müessir olan âmillerin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu çerçevede ilk önce Vehhâbiliğin lideri Muhammed b. Abdilvehhâb'ın hayatı ve görüşleri ele alınmış, daha sonra arka plan kapsamında hareketin ortaya çıktığı Necid bölgesi ve civarının coğrafi özellikleri, bu özelliklerin sosyo-ekonomik hayata etkileri, genelde Avrupa ile Osmanlı Devleti'nin özelde ise Necid bölgesinin siyâsî yapısı araştırma konusu yapılmıştır. Yine aynı kapsamda Vehhâbilik ile diğer dînî mezhep ve akımların ilişkisi incelenmiş, İbn Abdilvehhâb'ın liderlik vb. kişisel özelliklerinin harekete etkileri üzerinde durulmuştur. Burada sosyoloji, psikoloji, coğrafya gibi diğer bilim dallarının verilerinden faydalanılmıştır. Bu noktada bölge coğrafyasının halkın sosyo-kültürel ve ekonomik yapısını etkilediği, yine Osmanlı ve bölgedeki siyasi durumun Vehhâbiliğin gelişmesine katkıda bulunduğu görülmüştür. Diğer taraftan hareketin bölgede etkin olan Hanbelî mezhebinden ve İbn Teymiyye'den etkilendiği, Hâricilik ve Zâhirilik ile benzer taraflarının bulunduğu tespit edilmiştir. Bununla beraber bu hareketlerden ayrıldığı konular olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle Hanbelî mezhebinin devamı değil, yeni bir mezhep olarak değerlendirilmiştir. Vehhâbilik, yaklaşık üç asra yayılan bir hareket olduğu için konu sınırlandırılarak II. Suûd Devleti'ne kadar olan tarihi arka plan ele alınmıştır. Ayrıca İslam dünyasında 18, 19 ve 20. yüzyılda ortaya çıkan dîni hareketlere Vehhâbiliğin etkisinin olup olmadığı tartışılmıştır. Günümüzde Vehhâbiliği diğer yerlere ihraç etmek için sistemli çalışmalar yapıldığı tespit edilmiştir. Bu nedenle Vehhâbiliğin arka planı ayrıntılı açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Vehhâbilik, Muhammed b. Abdilvehhâb, I. Suûd Devleti, Arka Plan, Tevhîd, Bid'at, Şefaat, Emr-i bi'l-Ma'rûf Nehyi ani'l-Münker, Şirk
Comparative analysis of financial performance between Islamic banks and conventional banks in Turkey, Qatar, Bahrain, Saudi Arabia and Pakistan
Islamic Banking and institutions that support comparison on banking systems have been on the constant rise in the previous decades. This has, in turn, attracted the attention of scholars and practitioners in the banking sector who seek to establish the unique features Islamic banks have over the conventional counterparts. Existing studies have therefore focused on nature and processes involved in Islamic banking and little attention has been given to comparative studies of the bank's performance in different parts of the world. This research undertakes a comparative study of the banks' performance in Qatar, Pakistan, Saudi Arabia, Turkey and Bahrain between 2016 and 2018.It adopts the Financial Ratio Analysis approach to examine the similarity and difference in the performance of five Islamic banks and five conventional banks selected from the case study countries (One conventional bank and one Islamic Bank per country). Using seven indicators to measure and compare the liquidity, profitability, solvency and risk each of these institutions face, a performance indicator is then derived. To test the significance of the findings, a T-test is adopted in the process. The study finds that performance in conventional and Islamic banks vary in the selected nations. In particular, the findings indicate less profit, more solvent, lower risk and more liquid in Islamic banks than the conventional financial institutions. Keywords: Profitability, Solvency, Conventional Banks, Risk, Islamic Banks, Comparative Analysis, Liquidity
The analysis of the competitive advantage of Saudi Arabia on oil
This paper examines the position of Saudi Arabia in the global oil market and petrochemical industries in detail. The Saudi Arabian Kingdom's general properties and oil history in Saudi Arabia are also touched upon due to their significance for the topic. The second chapter of this paper examines competition as a concept. Competitiveness is not enough by itself; one must have a corresponding strategy and specific talents in order to reach their target. These factors make up what is known as a competitive advantage. This paper discusses both the general concept of competitive advantage and the factors influencing it and the Saudi Arabian competitive advantage in the oil industry in detail. Projects concerning Saudi Arabia's future, such as NEOM and Vision 2030, are explained and discussed with their advantages and future risks. NEOM is expected to be an independent economic zone with its laws, tax system, and legislation. Vision 2030, on the other hand, seeks the Saudiization of the private sector's workforce and consists of 13 different programs. This thesis uses SWOT Analysis for evaluating competitiveness. The rising weaknesses and opportunities are listed according to the analysis results.
Din-siyaset ilişkisi bağlamında Suudi Arabistan ve Vehhabilik
Bu çalışma, dini içeriğiyle ön plana çıkartılan Vehhabiliğin siyasi boyutuna dikkat çekmektedir. Bu bağlamda Vehhabiliğin, Suudi yönetiminin şekillenmesinde ne tür bir rol oynadığı konusu irdelenmiş, Suudi Arabistan'ın kuruluşuyla birlikte Vehhabiliğin toplum ve devlet içindeki rolü çeşitli olaylarla açıklanmaya çalışılmıştır. Üç bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde Vehhabiliğin teolojik boyutu ele alınmıştır. Bu bağlamda Vehhabilikle ilişkilendirilen çeşitli görüşler açıklanmış, Vehhabiliğin bu görüşlerle benzeşen ve ayrışan yönlerine ışık tutulmuştur. İkinci bölümde ise Vehhabiliğin siyasi otorite ile girdiği ilişki süreciyle birlikte siyasi bir ideolojiye dönüşmesi, Suudi yönetiminin ortaya çıkışı ve gelişimi tarihsel olarak değerlendirilmiştir. Son bölümde ise Suudi Arabistan Devleti'nin ortaya çıkmasından günümüze kadar olan süreçte Suudi yönetimi ile Vehhabilik arasındaki ilişki çeşitli olaylarla değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Vehhabilik, Suudi Arabistan, Selefilik, Haricilik, Siyasal İslam
Bölgesel güvenlik kompleksi ve hibrit savaş ilişkisi: İran'ın Suriye politikasının Türkiye ve Suudi Arabistan'a yansıması
Bölgesel Güvenlik Kompleksleri Teorisi, Soğuk Savaş sonrası geçerliliği tartışılan Neo-realizm'e alternatif yaklaşımlar ortaya koymak için geliştirilmiş teorilerden biridir. Kendine has varsayımları bulunan bu teori günümüz dünyasında meta analizlerin yerine yerel koşullar altında şekillenen güvenlik odaklı analiz yaklaşımının daha işlevsel sonuçlar üreteceğini savunmaktadır. 1990'larda sonra güvenlik odaklı analiz anlayışında görülen bu değişimin bir benzeri de savaş olgusunda yaşanmıştır. Başat unsuru savaş alanında paramiliter örgütlerin kullanılması olan Hibrit Savaş konsepti son yıllarda ortaya çıkan çatışmalarda artan sıklıkla başvurulan bir savaş türü olarak karşımıza çıkmıştır. Hem güvenlik analizlerinde hem savaş yönteminde görülen bu yeni yaklaşımlar da birbirleri ile etkileşim halindedir. Ortadoğu coğrafyası tarihsel, kültürel, sosyal ve daha birçok açıdan birbiri ile uzlaşma ve çatışma içerisinde olan ülkelerin yer aldığı bir bölgedir. Bu bölge ülkelerinden birisi olan İran, hibrit savaş konseptinde yer alan paramiliter yapılar açısından dünyanın önde gelen ülkelerinden birsi durumundadır. İran içerisinde bulunduğu bölgede bu paramiliter yapıları ısrarlı bir şekilde kullanmaya ve büyütmeye başlamıştır. İran'ın benimsediği bu hibrit savaş unsuru ise bölge ülkelerinin tehdit/güvenlik dengesini bozmaktadır. Son yıllarda Ortadoğu bölgesinde yaşanan en büyük sorun hiç şüphesiz Suriye krizi olmuştur. İran'ın bu krizdeki hibrit savaş stratejisi de Türkiye ve Suudi Arabistan olumsuz etkilerle yansıyarak üç ülke arasında bir bölgesel güvenlik kompleksine neden olmuştur.
Dış politikada korunma (Hedging) stratejisi: Soğuk Savaş sonrası Suudi Arabistan'ın ABD, Çin ve Rusya ile ilişkileri
Bu çalışmada uluslararası ilişkiler literatüründe son yıllarda sıklıkla kullanılan korunma stratejisi ile Suudi Arabistan'ın ABD, Çin ve Rusya ile olan ilişkileri açıklanmıştır. Çalışmada korunma stratejisi risk yönetimi olarak ele alınmıştır. Uluslararası sistemin geçiş sürecinde olması ve buna bağlı olarak ABD, Çin ve Rusya'nın bölge politikaları Suudi Arabistan için ciddi riskler ve meydan okumaları beraberinde getirmiştir. Bu anlamda çalışmada Suudi Arabistan'ın Soğuk Savaş sonrası oluşan yeni bölgesel denklemde ABD'nin pasif, Rusya ve Çin'in aktif angajmanından kaynaklanan belirsizliklere karşı asimetrik korunma stratejisi izlediği iddia edilmiştir. Buna göre Suudi Arabistan tarihsel olarak da problemler yaşadığı ABD ile ittifaktan kaynaklanan terk edilme ve aşırı bağımlılık risklerine karşı, Rusya ve Çin ile yakınlaşmaktadır. ABD'nin bölgedeki aktif rolünden vazgeçmesiyle birlikte ortaya çıkan güç boşluğunu dolduran Çin ve Rusya'nın da bölgesel anlamda güçlenmesi Riyad'ın bu aktörlerle sınırlı da olsa yakınlaşmasını sağlamıştır. Buna göre Suudi Arabistan ABD ile ilişkileri koparmadan, Rusya ve Çin ile iş birliklerini geliştirmekte; dış politikada aktör çeşitlendirerek ABD'ye olan bağımlılığı azaltmaktadır.
ABD'nin grand stratejisinin bölgesel güçlerin güvenlik stratejilerindeki rolü: İran-Suudi Arabistan rekabeti (2010-2020)
Bu çalışma, 2010 sonrası dönemde İran – Suudi Arabistan arasında artan rekabet ve çatışma durumunu incelemektedir. Çalışmanın temel amacı iki ülke arasında yaşanan rekabetin nedenlerini ABD'nin değişen grand stratejisi çerçevesinde ve yapısal realist kuram bağlamında ortaya koymaktır. Bu kapsamda temel olarak şu soruya cevap aranmaktadır: Uluslararası sistem içerisinde tek süper güç konumundaki ülkenin bir bölgeye yönelik değişen grand stratejisi sebebiyle oluşan güç boşluğunda bölgesel aktörler içerisinden herhangi ikisi arasında rekabet ve çatışma neden daha fazla artmaktadır? Bu yaklaşım çerçevesinde çalışma, Ortadoğu'da oluşan bölgesel güç boşluğunun aktörleri güç mücadelesine ittiğini öne sürmektedir. Bu mücadelenin İran ve Suudi Arabistan arasında daha fazla yaşanmasının sebebini ise iki dinamikle açıklamaktadır. Birincisi söz konusu iki ülkenin birbirlerine yönelik tehdit tanımlamaları iken ikincisi ABD'nin grand stratejisinin doğrudan bu ülkeler üzerindeki etkisidir. Bu kapsamda geliştirilen hipotezleri İran ve Suudi Arabistan ilişkileri üzerinden test eden çalışma, bölgesel aktörlerin davranış kalıpları ve güvenlik stratejileriyle alakalı genellenebilir bir çerçeve sunmaktadır.
Tek kutuplu sistemde bölgesel güçlerin ulusal güvenlik stratejileri: Suudi Arabistan örneği (1990-2015)
Bu araştırma, yapısal realist kuramla bölgesel güç statüsüne sahip olan Suudi Arabistan'ın Soğuk Savaş sonrası dönemde (1990-2015) takip ettiği ulusal güvenlik stratejilerini incelemektedir. Araştırmanın asıl amacı, tek kutuplu küresel güç dağılımının hakim olduğu bir ortamda bölgesel güçlerin ulusal güvenlik stratejileri ile uluslararası sistemin yapısı arasındaki nedensel ilişkiyi ortaya çıkarmaktır. Bu kapsamda araştırma, "Soğuk Savaş sonrası dönemde küresel güç dağılımında (tek kutuplu) bir değişim yaşanmadığı halde, neden bölgesel güçlerin ulusal güvenlik stratejilerinde değişim yaşanmaktadır" şeklinde formüle edilen ana araştırma sorusuna yanıt aramaktadır. Araştırmanın temel argümanı, tek kutuplu küresel güç dağılımında, kutup liderinin temel aktörlerin bölgesel güçlerden meydana geldiği stratejik bir bölgeye yönelik angajman biçimi (grand stratejisi) ilgili bölgenin güç yapısının biçimlenmesinde etkili olmakta ve bu yapı da bölgesel güçlerin ulusal güvenlik stratejilerini şekillendirmektedir. Bu temel argümanla ilgili olarak araştırma sürecinde on ayrı hipotez geliştirilmekte ve bunlar Suudi Arabistan örneği üzerinden sınamaya tabi kılınmaktadır.
The foreign policy objectives of Saudi Arabia and Iran in Indonesia
This thesis seeks to understand Iran's and Saudi Arabia's foreign policy objectives in Indonesia and how these relations impact both the government's decision making and people. Iran and Saudi Arabia's foreign policy objectives have been discussed in so many literature but special attention has not been given on their competitive influences as a mean of gaining soft power in Indonesia. This study will focalize only on Indonesia to determine the bilateral and diplomatic relations between the country and Iran and Saudi Arabia. The thesis intends to make a comparative study between Iran's and Saudi Arabia's foreign policy objectives, and see the similarities and differences in the objectives of the foreign policy between the two countries. The foreign policy of the two countries are based on national interest but the objective of spreading religious doctrines continue to act as a fundamental factor in the foreign policy objectives of the two countries. This study uses a qualitative research method and the sources are based on secondary data that have been used in literature. The study concludes by showing the rivalry between Iran and Saudi Arabia and some cases are provided to see how their foreign policy objectives have led to the creation of religious institutions and organizations in Indonesia. Some of these institutions and organizations have been involved in religious conflicts and even terrorist attacks.
2001 sonrası Suudi Arabistan ile İran'ın bölgesel rekabetinin Afganistan üzerindeki etkileri
Afganistan coğrafî, tarihi, sosyo-kültürel yapısı, ekonomik konumu itibariyle çeşitli çalışmalara ve bilimsel araştırmalara konu olmuşsada, İran ve Suudi Arabistan'ın bölgedeki rekabetinin Afganistan üzerindeki etkilerini açıkça ortaya çıkaran bir çalışma yapılmamıştır. Dolayısıyla bu araştırmada iki ülke arasındaki rekabetin güvenlik ve siyasal açılardan Afganistan üzerindeki etkilerinin ortaya çıkarılması hedeflenmektedir. 11 Eylül 2001 saldırısı dolayısıyla ABD'nin Afganistan operasyonu sonrasında Taliban yönetimi iktidardan uzaklaştırılmış ve ülkenin yeniden yapılandırılmasında Suudi Arabistan ve İran bölgedeki birçok ülkede yaptıkları gibi Afganistan'da da oluşan güç boşluğu üzerinde rekabet etmeye başlamışlardır. Dolayısıyla Suudi Arabistan ile İran'ın bölgedeki rekabeti Afganistan'ı siyasal ve güvenlik açılardan olumsuz etkilemektedir. Ayrıca ekonomik açıdan da oldukça zayif konumda olan Afganistan iki ülke başta olmak üzere dışa bağımlı bir konudadır. Bu bağlamda İran ekonomisinin batılı ülkeler tarafından uygulanan ambargolar dolayısıyla zayıflaması hem İran'da bulunan üç milyona yakın Afgan işçileri hem de onların desteklemekle yükümlü oldukları ailelerini dolayısıyla Afganitan'ı olumsuz etkilemektedir. Aynı zamanda ülkedeki farklı etniksel ve mezhepsel grupların bu ülkeler tarafından desteklenmesi ülke güvenliğinin istikrara kavuşmasındaki en büyük engel olarak ifade edilmektedir. Bu araştırma deskriptif analitik bir yöntemle yazılmış olup teori olarak da Ortadoğu'nun rekabete ve çatışmaya dayalı bir bölge olduğunu gösteren realist yaklaşım çerçevesinde devlet içi dinamikleri ile uluslararası sistemi bir arada değerlendiren neoklasik realizm esas alınmıştır. Araştırmada varılan sonuç ise Ortadoğu'da Suudi Arabistan ile İran rekabetinin Afganistan'ın güvenliğini olumsuz etkilemekte olduğudur. Zira Afganistan'ın hem coğrafi hemde kültürel açıdan İran ve Suudi Aarabistan ile kopmaz bağlarının mevcudiyeti sebebiyle bu iki ülke kaynaklı bir değişikliğin bölgede meydana gelmesi sonucunda doğrudan etkilemektedir.
Katılım bankacılığının GSYİH ve borsa üzerindeki etkileri: Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye örneği (2011-2020)
Günümüz dünyasında katılım bankacılığı, varlığı göz ardı edilemeyecek kadar hızla büyümektedir. Bankacılık sektörünün büyümesi, büyük bankaları özellik niş pazarlara hizmet etmek için katılım bankacılığı gibi farklı pencereler açmaya zorlamaktadır. Katılım bankacılığı sektörü birçok ülkede ivme kazanmış olsa da, ekonomik büyümeye katkısı pek çok ülke için yeterince ilgi çekici olmamıştır. Buçalışmanın amacı katılım bankacılığının finansal piyasalara ve ekonomik büyümeye olan katkısını araştırmaktır. Belirtilen hedefe ulaşmak amacıyla katılım bankacılığı uygulayan dört ülke; Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye incelenmiştir. Finansal ve ekonomik gelişimin ölçülmesi amacıyla ilgili ülkelerin katılım bankaları, borsa katılım endeksleri ve GSYİH'larının çeyreklik verileri analize tabi tutulmuştur. Varlık kârlılığı ve öz kaynak kârlılığı açıklayıcı değişkenlerdir. Elde edilen veriler 2011 ile 2020 arasındaki on yıllık bir zaman serisine aittir. Zaman serisi veri setinde Otoregresif Dağıtılmış Gecikme (ARDL) modeli ve Toda Yamamoto Granger Nedensellik testi kullanılmıştır. Bulgularda Bahreyn için; GSYİH ile katılım bankalarının yatırımlarının getirisi (ROI), borsanın toplam endeks getirisi (ROTI) ve ROI arasında güçlü bir tek yönlü ilişki olduğusonucu ortaya çıkmıştır. Katar'da GSYİH ile ROI, ROTI ve katılım bankaları varlık kârlılığı (ROA) ile ROTI ve ROI arasında güçlü ve çift yönlü bir ilişki ve ayrıca GSYİH ve ROA arasındaki güçlü tek yönlü bir ilişki bulunmaktadır. Suudi Arabistan için ROTI ve ROA, ROTI ve ROI arasında tek yönlü bir ilişki mevcuttur. Türkiye'de ise GSYİH ve ROI, ROTI ve ROA ile ROTI ve ROI arasında güçlü ve çift yönlü bir ilişki olduğu gösterilmiştir.
Sermaye birikiminin ulusal güç unsuru olarak politik etkinliği: Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar örneği
Bu araştırma doğal kaynak ihracatı sayesinde büyük miktarda sermaye birikimi sağlayan Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar'ın bu sermaye gücünün politik etkinliğini incelemektedir. 1970'li yılların ortasından itibaren petrol gelirleri sayesinde önemli bir gelir elde eden Suudi Arabistan ve BAE'nin yanı sıra 2000'li yıllarda doğalgaz ihracatı sayesinde zenginleşen Katar'ın birçok ülkede yatırım yaptıkları bilinmektedir. Buna ek olarak özellikle Suudi Arabistan ve BAE uzun yıllardır Katar ise son yıllarda başta bölge ülkeleri olmak üzere birçok ülkeye parasal yardım sağlamaktadır. Çalışmada esas olarak 2000'li yıllardan itibaren uluslararası arenada ve özellikle de bölgelerinde nüfuzları artan bu üç ülkenin yükselişinde bu sermaye güçlerinin etkili olup olmadığını konu edinmektedir. Bu doğrultuda tezin iki temel araştırma sorusu bulunmaktadır. İlk olarak bu devletler sermaye güçlerini politik bir araç olarak kullanmakta mıdır? İkinci soru ise yatırım ve yardımlarla diğer ülkelerde değerlendirilen bu sermayenin politik bir etkinliği bulunmakta mıdır? Araştırmada bu sorulara neo-liberal uluslararası ilişkiler teorisinin güç unsurlarına ve ekonomik güç araçlarına dair yaklaşımı esas alınarak cevap aranmaktadır.