Saudi Arabia
82 theses under this subject heading
Kral Selman Dönemi Suudi Arabistan'da toplumsal cinsiyet ve devlet: Bir neopatrimonyalizm analizi
This thesis analyzes the politics of gender in Saudi Arabia with a special attention to current reform agenda under King Salman's and Crown Prince Mohammed bin Salman's rule. It problematizes the controversies within the current reform agenda regarding the actual status of women's rights and the state's declared steps. The thesis adopts neopatrimonialism as a conceptual framework and investigates both historical and contemporary gender politics of Saudi Arabia in order to discuss the scope of reforms and the possibility of their success. The thesis aims to show that regime type of the state effects the scope and achievements of women's rights and empowerment. In this vein, it classifies Saudi Arabia as a neopatrimonial regime and argues that engagement of the state with traditions and modernization shaped its attitudes and policies vis-à-vis women's issues. In order to tackle how neopatrimonialism shapes gender politics in Saudi Arabia, this study offers an in-depth discussion of the impact of state formation, rentier economy, process of modernization, globalization, geopolitics of global war on terrorism after 9/11, and the current social and political reforms on gender under King Salman's rule. It proposes that Saudi Arabia subordinates women's rights and empowerment into sustaining and securing the neopatrimonial authority of the state. This thesis also asks, 'where are women?' in these processes and proposes that women's agency also influences the reform discourse and policies. Yet, Saudi Arabia despite its current emphasis on gender reform securitizes women's activism and uses coercive apparatus of the state in order to oppress and silence women's voices so as to sustain its personal and familial authority.
Ortadoğu ülkelerinde ekonomik kalkınma; İran ve Suudi Arabistan örneği
Ortadoğu coğrafyası, konumu ve tüm doğal zenginlikleri ile hem siyasi hem de ekonomik olarak önemli bir yere sahiptir. Bu ülkelerde başlıca ekonomik kaynak doğal zenginlikleridir. Ekonomik açıdan en büyük gelir kaynağı bu ülkelerde petroldür. Ortadoğu coğrafyasında yer alan ülkelerin ekonomileri petrol üretimleriyle bağlantılı olarak gayet iyi durumdadır. Bu ülkelerin en büyük sorunu, sürekli olarak yaşanan siyasi sorunlardır. Yaşanan siyasi sorunlar nedeniyle bu ülkelerde sürekli olarak bir kaos ortamı oluşmakta ve ülke ekonomileri buna bağlı olarak olumsuz etkilenmektedir. Yapılan bu çalışmada, birer Ortadoğu ülkesi olan İran ve Suudi Arabistan'ın ekonomik açıdan ülke kalkınmasında rol oynayan tüm faktör ve etmenler tespit edilerek detaylı bir şekilde incelenecektir. Ekonomik kalkınmanın hakkında genel bir bilgi verilirken, ekonomik kalkınmada yol gösterici olan makroekonomik değişkenlerden ve bu değişkenlerin ekonomiye olan etkisinden bahsedilecektir. Ayrıca, İran ve Suudi Arabistan'ın ekonomik yapısı incelenerek bu ülkelerin ekonomik olarak kalkınmasında rol oynayan faktör ve ekonomik değişkenlerin neler olduğundan bahsedilecektir. Ayrıca bu iki ülkenin ekonomik açıdan birbirleriyle benzerlik gösterip göstermediği incelecektir. Son olarak Türkiye ile bu iki ülkenin tüm ticari ve ekonomik ilişkileri detaylı bir şekilde incelenerek değerlendirilecektir. Değerlendirme sonucunda bu iki ülkenin Türkiye açısından ekonomik önemi değerlendirilmiştir. Ayrıca bu iki ülkenin dış ticaretlerinin ekonomik büyümelerine olan etkisi Granger Nedensellik Analizi ile ölçümlenmiştir ve çıkan sonuca göre ihracat oranı ile ekonomik büyüme oranı arasında çift taraflı bir ilişki olduğu sonucu elde edilmiştir.
A comparative field study in four emerging markets; Turkey, Kingdom of Saudi Arabia, United Arab Emirates and Egypt on e-health development challenges and expected utilization capabilities
The implementation and utilization of e-health in the healthcare sector has great potential to improve healthcare practices in general. The use of e-health becomes increasingly crucial for developing countries, that are confronted with many problems in healthcare and medical services such as; access, financial needs, limitations in resources and competent healthcare professionals. Even with these types of efficiencies that e-health would bring to the healthcare system, which are likely to be accepted by many healthcare stakeholders, there is still no consensus among healthcare professionals, government decision-makers and the users such as doctors, hospital staff, and patients for implementation and utilization. Furthermore, even if e-health can improve healthcare decision-making both for healthcare providers and patients, as well as providing speed and accuracy of information upon which healthcare decisions are made, there are still challenges surrounding investment and implementation decisions. These challenges become more significant in emerging countries where governments have initiatives for e-health implementation and utilization. This field study presents an original contribution to knowledge, by evaluating e-health challenges and needs for development and utilization of e-health and its possible adaption capabilities in four selected emerging countries; Turkey, Kingdom of Saudi Arabia, United Arab Emirates and Egypt, based on user insights.This research constitutes a distinctive approach by comparing the similarities and differences across those selected countries regarding their e-health implementation practices. The study also puts forward a new framework of a solution model to existing challenges for an impactful development of e-health facilities in those markets. This unique model is based on the outcomes of the field survey and face to face interviews conducted with authorities of health ministries and healthcare professionals in selected countries.The results of this research, emphasize significant contribution of information communication technology infrastructure readiness, and governmental regulations in a country for e-health development and implementation. The study also shows that as the level of trust to electronic applications for healthcare increases, e-health development and implementation will increase. Another result is the requirement of cultural adaptation of related e-health stakeholders such as clinicians, healthcare professionals and patients for an impactful e-health development. This research also guides in understanding the positive effects of financing and supply chain management, on e-health development and implementation in that selected country, based on user insights.This study is an inventive comparative evaluation of user perspectives by analyzing clinicians' views versus information technology healthcare professionals' views, on expected positive outcomes of e-health for the country. This research study also presents a genuine user foresight for a healthcare e-commerce approach and buying criteria of users, providing guidance for the healthcare industry. Key Words: E-health, User Insights, Emerging Markets, E-health Development Model
Türkiye'yi ziyaret eden Suudi turistlerin memnuniyet ölçümü
Turizm, herhangi bir yerin tüm güzelliklerinin ve değerlerinin bir cazibe halini almasıdır. Bacasız sanayi olarak nitelendirilen ve ülkelere büyük ekonomik kazançlar sağlayan turizm, farklı değerlerin turistler tarafından kullanılması ile devamlılık sağlayan ve gelişen bir yapıya sahiptir. Ülkelerin turizm potansiyellerini en uygun düzeye getirebilmelerinin turistlerin beklentilerini maksimum düzeyde karşılayabilmeleriyle doğru orantılıdır. Turistlerin ziyaret ettikleri bölgelerden aldıkları memnuniyet algısı turizmin gelişmesi açısından son derece etkili olmaktadır. Memnuniyet algısı kişiden kişiye göre farklılık gösterse bile genel geçer memnuniyet değerlerini belli bir standartta tutmak mümkün ve faydalı olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı Türkiye'yi ziyaret eden Suudi Turistlerin bazı memnuniyet ölçütleri kapsamında memnuniyetlerini belirleyebilmektir. Bu kapsamda yapılan çalışma iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde turizm ve turizm ile ilgili genel kavramsal çerçeve oluşturulmuştur. İkinci bölümde ise Suudi Turistlerle memnuniyet üzerine gerçekleştirilen anket verileri değerlendirilmiştir. Elde edilen verilere göre bir takım farklılıklar ortaya çıkmıştır. Nitekim belirlenen memnuniyet faktörlerinin belirlenen değişkenlere göre analizi kayda değer sonuçlar ortaya çıkarmıştır.
Yüzbaşı William Henry İrvine Shakespear'in Ortadoğu'daki sosyal ve siyasi faaliyetleri
29 Ekim 1878 tarihinde Bombay'da köklü bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Shakespear, eğitim döneminde atalarının toprakları olan İngiltere'ye gitmiş ve yetişmiş bir asker olarak doğduğu topraklara geri dönmüştür. Hindistan'da kısa sürede yükselen Shakespear, veba ve kolera ile mücadelede çeşitli görevler almıştır. Burada başarılı işler çıkaran Shakespear, Basra Körfezi Siyasi Mukimi ve Yüksek Komiser Percy Cox'un yardımcısı olarak Bender Abbas'a atanmıştır. Özellikle Bender Abbas İngiliz Siyasi Temsilciliği içerisinde Telgraf Ofisinin oluşumu ve hatlarının döşenmesi sürecinde başarılı işler çıkarmıştır. Bu başarılarının artarak devam etmesi, ona Kuveyt temsilciliğinin kapılarını aralamıştır. Arap Yarımadasında yoğun bir şekilde devam eden Aşiret kavgalarının içine gelen Shakespear, kısa sürede Kuveyt'e adapte olmuştur. Burada Şeyh Mübarek ile kurduğu dostluk sayesinde Abdülaziz İbn Suud ile tanışmıştır. Suud ile temaslarda bulunan Shakespear, kurulacak olan bir Arap Devletinin lideri olarak Suud'u görmüştür. Tam bir hâkimiyetin söz konusu olmadığı Arap Yarımadasında aşiret liderlerinin kontrolünü sağlamak, bölgeye hâkim olmak isteyen devletler için büyük avantaj teşkil etmiştir. Osmanlı Devletinin cihat çağrısı yaptığı dönemde, Abdülaziz İbn Suud'un yanında bulunan Shakespear, sürece dolaylı olarak müdahil olmuştur. Shakespear, Percy Cox tarafından görevlendirilerek, vehhabiliğin siyasi temsilcisi konumunda bulunan Suud ile ilk resmi temasları gerçekleştirmiştir. Osmanlı Devletinin Kuzey Arabistan'da destekçisi durumunda bulunan Reşidi aşireti ile Suud arasında devam eden mücadelelerin yoğunlaştığı 24 Ocak 1915 tarihinde Jarrab Savaşı gerçekleşmiş ve W.H.I. Shakespear, bu savaşta ölmüştür. Bu çalışma Shakespear'in Hindistan, İran ve Arap Yarımadasındaki sosyal ve siyasi faaliyetleri üzerine yapılmıştır.
Sub-imperialism and the Middle East: Saudi Arabia's regional policy in the post-Cold War period
The sub-imperialism theory refers to the policies of a group of dependent capitalist states which are capable of exporting their capital outside of their borders with their relatively independent policy despite of their strong dependence to and domination by core capitalist states. The strong state structure with the support of the merchant class, super-exploitation of migrant workers, "antagonistic alliance" with USA and other developed states, and the intense motivation to expand Saudi influence in the Middle East are all evidences of a state model compatible with the essential features of sub-imperialism theory. Therefore, this thesis scrutinizes the concept of sub-imperialism in order to analyze Saudi Arabia's foreign policy in the Middle East. Regarding that the structure of global capitalism in general and the Middle East as a region in particuar have been subjected to radical changes with the demise of Soviet Union, this thesis specifically concentrates on the Post-Cold War Period. The Saudi actions during the Gulf War, the U.S. invasion of Iraq and Afghanistan, the Arab Spring and the Yemeni Civil War as well as the efforts to expand the influence of Saudi conglomerates beyond Saudi and Gulf region reveals a Saudi willingness to expand its sphere of influence more intensely after the end of the Cold War with the help of U.S. unipolarity dominating the Middle East region. Both the expansionist and cooperative attitudes of Saudi Arabia in international politics need to be explained more closely with the sub-imperialism theory's explanations about state behaviour.
Suudi Arabistan'ın Arap Baharı devrimlerine yönelik dış politikası
Arap ülkelerinde baş veren ve mevcut yönetimlere karşı bir halk hareketi olarak başlayan bir dizi olayın genel tanımlaması maksadıyla kullanılan "Arap Baharı" terimi ilerleyen dönemde farklı anlamları kendi bünyesinde barındırır hale gelmiştir. Tunus, Mısır, Libya gibi ülkelerde başlayıp zamanla etkileri diğer Arap ülkelerine yayılan halk hareketleri adı anılan ülkelerde yönetim değişikliklerine ve hatta rejim değişikliklerine yol açmıştır. Halk hareketlerinin başladığı coğrafyalarda ve bunlara komşu devletlerin konuya bakışı yönetimlerin farklı stratejileri ve reel-politik sebebiyle değişkenlik göstermektedir. Suudi Arabistan devleti bahse konu coğrafyada ehemmiyetli bir yere sahiptir. Suudi Arabistan'ın önemi, ciddi petrol rezervlerine sahip olması yanında İslamiyet'in kutsal mekânlarına sahip olmasıyla belirgin hale gelmektedir. Arap Baharı ile ortaya çıkan gelişmelere komşu devletler farklı reflekslerle tepki vermişlerdir. Bu tepkileri belirleyen unsurlar tarihsel, ekonomik, politik ve son olarak kültürel nedenlere dayalı gelişebilmektedir. Arap Baharı ile ortaya çıkan halk hareketleri genel olarak demokrasi talebi ve ülkelerdeki baskıcı, otoriter yönetimlere karşı bir oluşum biçiminde nitelendirilmekteydi ancak zamanla her ülkede farklı iç ve dış dinamiklerle ilerleyen bu hareketler dönüşüme uğramış ve birbirinden farklı neticeler vermiştir. Günümüz dünyasında iç dinamiklerin dış ilişkilerden etkilenmesi doğaldır. Arap Baharı olgusu zamanlama itibariyle oldukça yeni ve kısmen halen devam etmekte olan bir süreci ifade etmektedir. Bu yapısı itibariyle konuya dair yeterli çalışmanın henüz yapılmadığını ve sonuçları ortaya çıkmaya devam ettikçe bu olgunun daha doğru değerlendirileceğini ifade etmek gerekir. Mevcut durum itibariyle Arap Baharı'nın direkt etkisine maruz kalmayan Suudi Arabistan bu hareketlere karşı bir tutum içinde olmuştur. Halkının toplumsal taleplerinden ziyade yönetiminin güvenlik algısı bu duruma sebebiyet vermiştir. Arap Baharı benzeri geniş yayılımlı toplumsal olaylara verilen tepkiler artık iç ve dış ilişkilerin bir toplamı olarak ele alınmak durumundadır. Suudi Arabistan'ın yakın ve uzak komşusu olan ülkelerde devam eden olaylara olan tepkisi de tehdit ve güvenlik algısından kaynaklanmaktadır. Suudi Devletinin Arap Baharı bağlamında dış politika okuması yapılırken yakın ve uzak soydaş ve komşuları ile olan ilişkileri de bu kapsamda birinci planda irdelenmesi gereken bir konudur.
Doğuşundan günümüze Vehhâbîliğin geçirdiği evreler
Vehhâbîliğin temelleri 1744 yılında Muhammed b. Suûd ile Muhammed b. Abdülvehhâb arasında imzalan Dir'iye İttifakı ile atılmıştır. Günümüze gelene kadar birçok evreden geçmiş ve varlığını devam ettirmeyi başarabilmiştir. Bu minvalde ilk olarak Vehhâbîliğin zuhurunu etkileyen görüşler ve faktörleri ele alınarak incelenmiştir. Yani Selefîlik, Harîcilik, Zahirîlik, Ahmed b. Hanbel ve Hanbelîlik, İbn Teymiyye ve görüşleri incelenmiştir. Yine bu çerçevede Hicaz bölgesinin ve özelde Vehhâbîliğin temellerinin atıldığı Necid bölgesinin siyasî, coğrafî, dinî ve Sosyo-kültürel yapısına değinilmiştir. Konunun daha iyi anlaşılması ve Vehhâbîliğin düşünce yapısının idrak edilmesi adına İbn Abdülvehhâb'ın hayatı ve görüşlerine vurgu yapılmıştır. İbn Abdülvehhâb ve Muhammed b. Suûd'un Dir'iye İttifakı ile güçlerini birleştirmesi, Vehhâbîliğin ritüellerini yerine getirerek mezhepleşme sürecini oluşturmuş, Suûd ailesi için de bu hareket siyasî bir zafer elde etmesine vesile olmuştur. Bu antlaşma neticesinde Vehhâbîlerin mezhebi teşekkül etmeye ve yayılmaya fırsat bulmuş, Suûd ailesi de bölgede ilk devletleri olan Birinci Suûd Devleti'ni kurmuştur. Tabi bu devletin kurulmasının en büyük sebeplerinden birisi Osmanlı Devleti'nin o dönemlerde içinde bulunduğu durum olmuştur. Dinî fanatizmin hat safhada olduğu bu devlet yapılanmasında Vehhâbîler, Hicaz bölgesinin kontrolünü ele geçirerek mezheplerinin pratikleri olan, özellikle bid'atlarla mücadele ve insanları tevhide davet etme bağlamında birçok faaliyet yürütmüşlerdir. Bu faaliyetleri yürütürken sergiledikleri aşırı tavırların oluşturduğu yaralar neredeyse günümüzde hâlâ sarılamamıştır. Osmanlı Devleti'nin Birinci Suûd Devleti'ne son vermesi Vehhâbîleri ve Sûudîleri kısmi olarak sindirmiş olsa da akıllarında ki düşünceleri yok etmeye vakıf olamamıştır. Ardından kurulan Suûdi -Vehhâbî devleti de uzun süre varlığını devam ettiremeyerek son bulmuştur. Akabinde çıkan Ⅰ.Dünya Savaşı'ndan faydalanarak kurulan Suûdi Devletlerinin üçüncüsü olan ve günümüzde Suûdi Arabistan Krallığı olarak bilinen devlette aynı şekilde Suûdi -Vehhâbî ittifakıyla kurulmuştur. Bu çerçevede devletin kuruluşuna çok büyük katkı sağlayan İhvan teşkilatı incelenmiştir. Akabinde petrolün bulunması ve devlette olan değişikliklere değinilmiştir. Günümüze kadar Vehhâbîlik ve fanatizminde nasıl değişiklikler olmuş, Suûdi ve Cihadî Selefîlik gruplanmaları nasıl oluşmuş, bu gruplar neyi savunmuş ve neler yapmış gibi hususlara kısaca değinildikten sonra, çalışmamız Vehhâbîliğin Türkiye'ye girişi ve Türkiye'de yürüttüğü faaliyetler hakkında kısaca verilen bilgilerin nihayetinde son bulmuştur.
The impact of physiotherapist counseling in improvement on anxiety and depression behavior in mothers of children with disabilities in Kingdom of Saudi Arabia: Randomized control trial
It is known that the parents of children with disabilities, especially the mothers are much more under stress; and this situation have negative impacts. Problems such as high levels of irritability, aggressive verbal and physical behaviors, depression and anxiety are frequently seen among them. Purpose: This study aims to assess the level of anxiety and depression among the mothers of children with disabilities, and to evaluate the impact of Cognitive Behavioral Therapy (CBT) techniques on anxiety and depression symptoms in these mothers in Kingdom of Saudi Arabia (KSA). We also evaluated how the mother's CBT intervention influenced the child's therapy performance. Method: This study is a single-blinded, parallel intervention and control groups randomized clinical trial with the allocation ratio 1:1. 70 participants were chosen and recruited based on the children data registered in Disabled Children Association in Jeddah in KSA. The assessment of anxiety and depression symptoms was conducted using Beck Anxiety and Beck Depression Inventories and CBT was used as the intervention therapy for mothers allocated in the intervention group. The data were collected, coded, and statistical analyzed. Results: CBT techniques had improved the anxiety and depression in mothers of disabled children (p<0.001, p<0.001). A blinded physiotherapist evaluated the performance of the children's physical therapy sessions and reported that the ones whose mothers took CBT demonstrated better performance compared to the control group (p=0.016). Conclusion: Supporting mothers of the children with disabilities with CBT can be beneficial to both decrease anxiety and depression symptoms in mothers and have the potential to create positive impacts in children physical therapy results.
Suudi Arabistan'da moda e-ticaret endüstrisinde e-sadakatin öncüler
The aim of this study is to examine the factors that influence e-loyalty of the Saudi consumers, which will be valuable to e-commerce managers in order to relocate their efforts to maximize customer loyalty, thus increasing retention rates and long-term profitability. Moreover, it also contributes to the literature in terms of developing our understanding of the influence of customer care, website design, reliability and security on the e-loyalty of the Saudi Arabian consumers. To test the research model and achieve the research objectives, an online questionnaire was distributed among users of fashion online stores in Saudi Arabia. The survey created contained a total of 31 questions, ranging from multiple choice questions to scale based questions. The questions were prepared and answered through the online platform, Google Forms. 330 responses were collected and analyzed using SPSS software. Moreover, to ease the conduction of the questionnaire in Saudi Arabia, two languages (English and Arabic) were used to avoid language barrier problems. The finding of this study shown all independent variables have significant and positive relationship with e-loyalty. Fulfillment and reliability were identified as the most significant factors in e-loyalty within the fashion industry. In addition, it was discovered that responsiveness, a component of the quality of the e-service, relates to e-loyalty and directly and favorably impacts it.
Turkey-Saudi Arabia relations since the establishment of the Saudi Kingdom
This thesis adresses the relations between Turkey and Saudi Arabia from the late 19th century to today. It examines the issue under three historical period: First one begins with the late 19th century -when Saudi Kingdom was established- and continues until 1980, year of the September 12 military coup. Second one begins with the year 1980, and examines the relations between two countries until 2002, when Justice and Development Party came into power. Third one begins with 2002 and analyzes Turkish-Saudi relations until 2015. Main argument of the thesis is that the main parameter which shapes the relations between Turkey and Saudi Arabia is the course of relations between Turkey and the Arab world.
Suudi Arabistan'ın güvenlik algısı ve dış politikasının değişimi (2010-16)
Geleneksel olarak dış politikasında yumuşak güç unsurlarına başvuran, bölgesel rakipleri ile askeri karşıtlıklardan kaçınan, çatışan taraflar arasında arabuluculuğu önceleyen, maruz kaldığı tehditleri önlemek için ABD güvenlik garantilerine yaslanan İbn Suud rejiminin, Arap Baharı sürecinde bu geleneksel dış politikasından radikal bir şekilde uzaklaştığı gözlemlenmiştir. Bu süreçte rejimin dış politikasında yaşanan radikal değişim küresel, bölgesel ve ulusal düzlemde yaşanan gelişmeler ile bağlantılıdır. ABD'nin rejime sağladığı güvenlik garantilerinde yaşanan azalma, bölgesel aktörlerin rejimi tehdit eden politikaları ve rejimin gücünde meydana gelen nispi artış İbn Suud rejimini Arap Baharı sürecinde iddialı bir dış politikaya yönelmesine yol açmıştır. Rejim, bu süreçte bölgesel rakiplerinden kaynaklı tehditleri tırmandırmayı seçerek doğrudan askeri müdahalesi için bir gerekçe oluşturmuş, bölgesel çıkarlarını genişletmek için askeri güce başvurmayı da içeren çatışmacı bir dış politikaya yönelmiştir. Yeni dönemde geliştirdiği doğrudan askeri müdahaleye dayanan dış politikasını devam ettirebilmek için bölgesel aktörler arasında askeri oluşumlara liderlik etmeye, güvenliğini çeşitlendirmeye ve askeri/endüstriyel kapasitesini mümkün olduğunca arttırmaya çalışmıştır. İbn Suud rejimi, Arap Baharı sürecinde takip ettiği bu iddialı dış politika ile rejimine yönelik tehdide yol açan devletleri ve devlet dışı aktörleri dengelemeyi ve bölge genelinde oluşan güç boşluklarından da yararlanarak jeopolitik nüfuzunu genişleterek Ortadoğu bölgesinde liderlik rolü oynamayı hedeflemiştir.
VI. ve VII. yüzyıllarda Arabistan'da putperestlik
Biz bu tezimizde VI. ve VII. Yüzyıllarda Arabistan'da putperestlik ve putların varlığını irdeledik. İslâmiyet gelmeden önce ve gelişi sırasında Arabistan'daki putlar ile putperestliğin kökenlerini, durumlarını gösterip İslâmiyet'le birlikte putların kaldırılması olayını inceledik. Bu kapsamda bu konuda yazılan siyer ve tarih kitapları ve konu ile ilgili makale ve ansiklopedi maddelerine başvurduk. Temel olarak ilk elden kaynaklarını sonra da günümüzde yazılan eser ve makaleleri esas alacağız. Buna konuyu işleyip bir sonuca vardık. Tarih boyunca insanlar görünmeyen ilaha karşı görünen ve el sürülen bir maddeye yani tasvirlere tapmayı ve inanmayı yeğlemişlerdi. Bu genelde soyutun somutlaştırılmış halidir denilebilir. Görünmeyen ilahın yanında görünen, el değinilen cansız ilahların heykellerine/timsallerine inanmak, onlardan medet ummak insanların en büyük sapma noktaları olmuştu. Arap anlayış ve inancının getirdiği somut tanrılara tapınma arzusu, kadim islam tarihçilerine göre Kâbe sevgisi kaynaklı olarak, ondan uzaklaşınca Kâbe'yi timsalen etrafında dönmeleri ile somut tanrı anlayışı ve dış etkenlerle birlikte yaygınlık kazandı. Arapların daha çok şekilsiz veya insan şekli olmayan put/heykellere taptıklarını, söyleyebiliriz. Bunlar Kur'ân'da geçtiği gibi sanem, ensâb ve vesen olarak nitelenip isimlendirilmişti. İnsan suretindeki putlar ise Suriye, Roma, İran ve Mısır bölgelerindeki putperestlik inancından etkilendiğini gözlemleyebiliriz. Yine Hz. Nuh döneminden kalma Vedd, Süvâ', Yegūs, Yeûk ve Nesr gibi putlar Arabistan'ın çeşitli yerlerinde tapınılan putlardı. İslâm tarihçileri ve Kur'ân-ı Kerîm'e göre Hz. İdris ve Hz. Nuh peygamberler zamanından beri insanlar putlara tapar hale gelmişlerdi. O dönemlerde sadece Araplar değil başka medeniyetlerde de putlar ve putperestlik yaygındı. Mezopotamya, Mısır, Hindistan, Çin ve diğer medeniyetlerde de durum böyleydi. İslâm'ın doğduğu ve yayıldığı yer olan Arabistan'da da put edinme ve tapma yaygındı. Nuh tufanı, Arim seli veya çeşitli sebeplerle Arabistan'ın ortalarına ve kuzey, güney yönlerine Arap kabile göçleri olmuştu. Gerek bu göçler gerekse ticaret ve çeşitli nedenlerle diğer kavim ve dinlerden etkilenen Arap kabileleri kendilerine birtakım putlar edinmişlerdi. Dolayısyla tüm Arabistan'da putperestlik çok yaygınlaşmıştı. İslâm tarihçilerinin çoğunun görüşüne göre, Amr b. Lühay'ın başlattığı Mekke'deki putperestlik ise Kâbe içi ve dışında Hübel, Lât, Menât ve Uzzâ gibi büyük putlar ile birlikte 360 putun yer almasına kadar devam etmişti. İlk devirlerdeki Arapların animist, doğa ve ruh tapıcılığı inançları zamanla Arabistan çevresindeki din ve inanışlardan etkilenerek putperestliğin yaygınlaşması şeklinde devam etmiştir. Putperestlik, İslâm'ın gelişi ile ilk ciddi eleştirisini almıştı. Mekke'nin Fethi (630) ile birlikte putların yıkılmıştı. Ancak Hz. Ebû Bekir döneminde putperestlikten kalma yaşamı devam ettirmek isteyenler olmuştu. İlk halifenin isyanları kararlılıkla bastırılmasıyla putperestler bu ümitlerini yitirmişlerdi. Hz. Ömer döneminin fetihleri ile de putperestlik böylece tamamen Arabistan'da ortadan kaldırılmış oldu. Anahtar Kavramlar: Put, Putperestlik, Sanem, Vesen, Ensâb. Bilim Kodu: 60303
Türkiye-Suudi Arabistan siyasi ilişkileri (2002-2020)
Bugünkü Suudi Arabistan topraklarını içeren Arap Yarımadası XVI. yy'ın başlarında Osmanlı hâkimiyeti altına girmiş, 400 yıllık Osmanlı hâkimiyetinden sonra 1932'de Abdülaziz el-Suud tarafından resmen bağımsız bir devlet olarak kurulmuş ve Suudi Arabistan Krallığı adını almıştır. I. Dünya Savaşı ile birlikte Osmanlı Devleti'nin parçalanması sonrasında kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti, Batıya yönelik dış politika izlemiş ve Suudi Arabistan da dâhil Ortadoğu ülkeleriyle yakın ilişkiler kurmamıştır. Türkiye'nin Suudi Arabistan ile ilişkileri 2002'de AKP hükümetinin iktidara gelmesiyle daha önce hiç olmadığı kadar olumlu yönde ilerleme kaydetmiş, iki ülke arasında siyasi, ticari, turizm, kültür gibi alanlarda ilişkiler güçlendirilmiştir. 2006 yılında Suudi Arabistan'dan Türkiye'ye 40 yıl sonra ilk kez kral düzeyinde bir ziyaret gerçekleştirilmiştir. Ancak 2011'de Arap ülkelerinde meydana gelen ve "Arap Baharı" olarak adlandırılan devrimci hareketler sonrası iki ülke arasındaki ilişkiler bölgede yaşanan siyasi olaylar konusunda konumlandıkları yer dolayısıyla gerginleşmeye başlamıştır. Arap Baharı'ndan sonra da iki ülke arasında ciddi krizler ortaya çıkmıştır. 2017'de Suudi Arabistan'ın içinde bulunduğu beş ülkenin Katar'la diplomatik ilişkilerini kesmesiyle patlak veren krizde Türkiye'nin Katar'a destek vermesi, Türkiye ile Suudi Arabistan'ın Libya'daki karışıklıkta yer aldığı taraflardan doğan gerginlikler ve 2018 yılında Suudi Gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın Suudi Arabistan'ın İstanbul Başkonsolosluğu'nda Suudiler tarafından öldürülmesiyle iki ülke arasında çıkan diplomatik kriz bu dönemde iki ülke arasında yaşanan diğer önemli diplomatik krizlerdir. Bu tez 2002-2020 yılları arasındaki Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerini incelemektedir.
National role conceptions and orientations of Turkey, Iran, and Saudi Arabia as competing regional powers in the Middle East: 1979-2020
This study utilizes role theory to examine the role conceptions and behavior of the three competing regional powers in the Middle East, Turkey, Iran, and Saudi Arabia since 1979. Theoretically, the research aims at developing a contest-based regional role approach by highlighting four role behavior dimensions to study Middle Eastern regional powerhood and competition. Such role behavior applied to the Middle East revolves around four role behavioral dimensions that shape competing regional powers as a causal dimension (role sources), orientational (role orientations), expectational (role expectations), and contestational (role challenges). Being the Middle East a conflictive region, this thesis argues that regional powers seek regional power status by playing leading regional roles that vary between cooperative, competitive, and status quo. These cooperative roles are expected to contribute to regionalism, competitive roles are expected to bid hegemony, and status quo roles are expected to either maintain or challenge the regional power status quo. Analytically, the primary purpose of the study is to contribute to the Middle East IR scholarship by debating and understanding the regional role competition for regional power status by Turkey, Iran, and Saudi Arabia since 1979. By reflecting on the structural and ideational sources of roles, the study aims to explain how the shift and consistency of national role conceptions—those regional-oriented roles—shape foreign policy orientations and expectations and thus influence the dynamics of regional cooperation and competition. The study also explores how the Islamic Revolution of Iran shaped Iran's revisionist regional roles that affected the regional security order and triggered counter-regional roles of other regional powers, especially Saudi Arabia. Finally, it seeks to clarify that, while Turkey and Saudi Arabia are two Sunni status quo regional powers, they have acted differently since the Arab Spring uprisings and played competing roles; the former plays revolutionary liberal roles, and the latter plays counter-revolutionary conservative roles. Thus, such regional dynamics have transformed the regional status quo and these three regional powers' roles. Keywords: Role Theory, Middle East, Regional Powers, Turkey, Iran, Saudi Arabia
Sistemik uluslararası politika teorisi bağlamında ABD-Suudi Arabistan ilişkilerinin analizi
Bu tez Sistemik Uluslararası Politika Teorisi bağlamında ABD ve Suudi Arabistan ilişkilerinin analizini yapmaktadır. Tezin temel önermesi devletlerin uluslararası politika yapısında politik çıkarları ile etkileştiğidir. ABD ve Suudi Arabistan ilişkileri tezin temel varsayımı hem ekonomik hem de askeri politikalar örneğinde açıklamaktadır. Çalışmanın temel bulguları devletlerin uluslararası politika sisteminde çıkarları için eylediğini açıklığa kavuşturmaktadır. Ayrıca uluslararası sistemde eyleyen birimler olarak devletler uluslararası sistemik yapıda ekonomik ve askeri kapasitelerine dayalı olarak eylemektedir. Anahtar Kelimeler: Sistemik Uluslararası Politika Teorisi, ABD, Suudi Arabistan.
Threats and balancing strategies: A comparative analysis of Saudi Arabia, the United Arab Emirates and Bahrain before and since the Arab uprisings
This research examines the threat perceptions and different responses of states in dealing with common threats perceptions. Balancing strategies such as armament and alliance with other states are mainly the consequence of threats or perceived threats in states' internal and external environment. States that share structural similarities are expected to behave in similar ways while balancing their threats. However, often at times, differences are noticed in the balancing strategies of similar states. In the Gulf, upheavals such as the Islamic Revolution in Iran, the war that ensued as a consequence, the Iraq invasion of Kuwait, the US invasion of Iraq, and the Arab Uprisings shaped the region's security dynamics. Threatened by these upheavals, the states took different strategies to balance their threat perceptions. To arrive at a plausible explanation, the Most Similar Systems Design was used to determine the similar states to understand and explain the reasons for the difference. Therefore, Saudi Arabia, the UAE and Bahrain were carefully selected given that they share common threat perceptions; they are monarchical and authoritarian, among other things. The threat perceptions and balancing strategies of the states were examined. The result suggests that differences inherent to the states determine the nature and magnitude of threat perception and explain why states that perceive similar threats reacted differently.
Şerif Hüseyin İsyanı
Şerif Hüseyin İsyanı, tarihimizde ki diğer isyanlardan birçok yönü ile farklı bir isyandır. İsyan, Anadolu ve İstanbul'a uzak bir coğrafyada meydana gelmiş, I.Dünya Savaşı sırasında başlamış ve savaşın bitmesi ile sona ermiştir. Osmanlı İmparatorluğu tarihindeki en büyük toprak kaybının bu isyan sırasında yaşamıştır. 18. ve 19. yüzyılda Osmanlı Arap coğrafyasında misyoner faaliyetleri ve onun paralelinde gelişen Arap milliyetçiliği isyanın başlamasında önemli bir yere sahiptir. Osmanlı Devleti Hicaz demir yolu projesi ile merkezin gücünü Arap topraklarında tesis etmek istemiştir. 1908'de Mekke Emiri olan Şerif Hüseyin bu projenin Mekke'ye kadar uzatılmasından rahatsız olmuş, projenin Medine'de son bulması için oğullarını İstanbul'a göndererek hükümeti ikna etmeye çalışmıştır. Şerif İngiliz vaatlerine kanarak 10 Haziran 1916'da Halifeye karşı isyanı Mekke'de başlatmıştır. Şerif Hüseyin isyan sebebi olarak her ne kadar bazı sudan sebepler ileri sürse de isyanın başlamasında kendi şahsi hırslarının etkisi büyüktür. İngilizler, Şerif Hüseyin'e vaat ettikleri toprakları savaş sırasında Fransa'ya ve siyonistlere söz vermişlerdir. İngilizler, bu isyandan faydalanarak Ortadoğu'da önemli şehirleri ele geçirmişlerdir. İsyan, Osmanlı Devleti'nin Arap coğrafyasından tasfiyesi ile sonuçlanmıştır. İsyan sonrası Şerif Hüseyin İngilizler tarafından kullanıldığını her geçen yıl biraz daha iyi anlamıştır. Paris ve San Remo Konferansları Şerif'in beklentisinin aksine Ortadoğu'nun paylaşılması için düzenlenmiştir. İngilizler savaş bittiğinde Şerif Hüseyin'in en büyük rakibi İbni Suud'u destekleyerek Şerif Hüseyin'i eski rakibi ile tasfiye etmişlerdir. Osmanlı Arap coğrafyasında I. Dünya Savaşı sonrası kurulan yedi Devletin üçünü Şerif Hüseyin'in oğulları kurmuştur. Şerif Hüseyin'in yaşadığı şoku Arap milliyetçileri de yaşamış, büyük Arap Devleti yerine İngiliz ve Fransız mandasında küçük Arap Devletleri'nin kurulmasına engel olamamışlardır. Şerif Hüseyin Hicaz'da isyan sonrası altı yıl kalabilmiş ve sonunda İngiliz talimatı ile Kıbrıs adasına sürgün edilmiştir. Ömrünün son yıllarında büyük pişmanlıklar yaşayan Şerif'i, Kral olan oğulları kendi ülkelerine alamamışlardır. Hastalığının şiddetlenmesinden sonra İngilizlerin onayı ile ömrünün son yılında Ürdün'e dönebilmiştir.
İran ve Suudi Arabistan rekabeti'nin bölgesel çatışmalar üzerindeki etkisi: Yemen örneği
İran ve Suudi Arabistan günümüzde Orta Doğu'nun en önemli aktörleri arasında yer almaktadır. 1979 yılında gerçekleşen İran İslam Devriminin bir sonucu olarak kurulan İran İslam Cumhuriyeti'nin dış politika anlayışı kökten değişmiş ve Suudi Arabistan ile ilişkiler kopma noktasına gelmiştir. Bundan sonraki süreçte de devrim ihracı ve Şii ayaklanmaları, Hac olayları, İran-Irak Savaşı, Nimr el-Nimr'in idamı, Şii Hilali, Arap Baharı gibi gelişmeler iki ülke arasında krizlere neden olmuştur. Yakın tarihte ise Yemen İç Savaşı'ndan sonra İran-Suudi Arabistan ilişkileri adeta Yemen merkezli bir vekâlet savaşı hâline gelmiş ve bu iki ülkenin Orta Doğu üzerinde hegemonya kurma mücadelesi gözle görülür bir hâl almıştır. Güney ve Kuzey Yemen'in birleşmesi ile oluşan Yemen Cumhuriyeti'nin bugün üç ana güvenlik problemi vardır: Husiler, Arap Yarımadası El Kaidesi ve Güney Hareketi'dir. Arap Baharı, var olan bu üç ana güvenlik probleminin neden olduğu anlaşmazlıkların ve çatışmaların şiddetlenmesine zemin hazırlamıştır. Bu üç kesim tarafından da benimsenmeyen Salih Rejimi, 2011 yılında çıkan ayaklanmalar sonucu yaşanan istifalar ile dağılmıştır. Salih Rejimi'nin halefi Hadi Rejimi ise, kendisinden önceki rejimin hükûmet ve güvenlik güçleri üzerindeki etkisinden kurtulamamış ve güçlü bir otorite elde etmeyi başaramamıştır. Bu otorite boşluğunu fırsat bilen Husiler, Salih ile ittifak yaparak ülke kontrolünü ele geçirmiştir. 2015 yılında gerçekleşen ve Husi Darbesi olarak adlandırılan bu sürece İran ve Suudi Arabistan'ın müdahil olması, krizi içinden çıkılmaz bir hâle dönüştürmüştür. İran bu mücadeleler sırasında görünürde yumuşak güç unsurlarına başvurmuş, sert güce başvurması ise perde arkasından Husiler aracılığı ile gerçekleşmiştir. Suudi Arabistan ise bu güç mücadelesinde geleneksel dış politika anlayışında görülmemiş bir hamle yaparak 2015 yılında düzenlenen "Kararlılık Fırtınası Operasyonu" ile doğrudan sert güç unsurları kullanarak sahnede yerini almıştır.
Politicale instability in Yemen 1962-2014
What Yemenis are experiencing today from wars, conflicts, famine, and disease is the inevitable result of political instability for a long time. This article elaborates on the main dilemmas in the political instability in Yemen and proposes appropriate solutions. In fact, there are many reasons that led to the absence of political stability in Yemen, such as separatist calls in southern Yemen and Al-Qaeda wars. Yemeni tribes stand as a parallel political system to the Yemeni government because the Yemeni tribe has most of the state's elements such as power, weapons, and money. The dynastic sectarian calls for the Imamate and the class like the Hashemite family claiming the right to rule Yemen simply because they related to the Prophet Muhammad. As a result, they led several wars against the Yemenis starting from the six wars in Sa'ada governorate, which lasted for six years and ended with the coup in September 2014.
Kırâat eğitim-öğretim geleneği ve günümüzdeki uygulamalar (Türkiye-Suudi Arabistan-Mısır örneği)
Hz. Peygamber döneminde vahyin "ahrufü's-seb'a"ya göre okunması izninin verilmesiyle ortaya çıkan kırâat farklılıkları, o dönemden günümüze sözlü/şifahî ve yazılı/kitabî aktarım metotlarıyla nakledilmiştir. Bu tezimizde kırâat ilminde vahyin okunması, aktarılması ve süreç içerisindeki derleme, tasnif çalışmalarına ilk bölümde değinilmiştir. Ülkemizdeki günümüz kırâat tedrisatının temelini oluşturması yönüyle, bu ilmin İbnü'l-Cezerî (ö. 833/1429) aracılığıyla Osmanlı'ya intikali ve sonrasında ortaya çıkan tarîk ve mesleklerin oluşumuna da burada yer verilmiştir. Türkiye'deki kırâat eğitiminin tarihi süreciyle ele alındığı ikinci bölümde; günümüzde bu eğitimin verildiği yerler, programlar, kaynak eserler, öğrenci/kursiyer seçimi, eğitimde takip edilen yöntem vb. konular geniş bir çerçevede ele alınmıştır. Ülkemizdeki kırâat eğitim-öğretiminin usûl kısmında takip edilen ve birçoğunun birkaç sayfadan oluştuğu kavâid defterlerinin kifâyetsizliği göz önünde bulundurularak, bu ilmin tedrisatına katkı sunmak amacıyla bu kısım, ayrıntılı bir şekilde temel kaynaklar eşliğinde teori ve pratiğiyle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu yönüyle Türkiye'de halen uygulanan hem aşere hem de takrîb eğitimini ele alması, diğer taraftan uygulamadaki meslek tasarruflarının karşılaştırmalı olarak bir arada bulunması yönüyle de tez çalışmamız, ülkemizdeki akademik çalışmalara katkıda bulunmayı amaçlamıştır. Tez çalışmamızın üçüncü bölümünde, Suudi Arabistan ve Mısır'daki kırâat eğitim-öğretimi mahiyet, yöntem ve kurumlar açısından incelenmiş; Türkiye ile söz konusu ülkelerin olumlu ve eksik yönlerinin karşılaştırılması yapılmıştır. Akabinde ise farklılıklar ve benzerlikler sentez edilerek yeni bir yöntem denemesi ile kırâat eğitim-öğretiminde yeni bir model önerisi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Türkiye'de genel olarak kırâat ilmi tarihi, ihticâc, kırâat-Arap dilbilimi ilişkisi ile kırâat ilmi pratiğinin yer aldığı -bazı imam ve râvîleri ihtiva eden- kişi bazlı çalışmalar ya da tefsir-kırâat ilişkisi tarzında tezler ve makaleler yazılmıştır. Ancak Türkiye ve diğer İslam ülkelerindeki günümüz kırâat eğitim-öğretimi henüz karşılaştırmalı olarak çalışılmamıştır. Yeni bir bakış açısıyla müfredat ve metotlar ihtiva eden bu çalışmamızla, Türkiye'deki kırâat eğitim-öğretiminin teori ve pratiği değerlendirilmesi sonucu tespit edilen eksikliklerin giderilmesi hedeflenmiştir.
İran ve Suudi Arabistan ilişkilerinin ve bölgesel politikalarının devlet kimliği bağlamında analizi
1979 İran Devrimi'nin ardından ortaya çıkan yeni konjonktür ile İran ve Suudi Arabistan arasındaki rekabet artmıştır. Bu rekabet, doğrudan ya da dolaylı bir şekilde bölgedeki ülkelere de yansıyarak modern Ortadoğu'nun en önemli siyasi meselelerinden biri hâline gelmiştir. İran Devrimi'nden günümüze İran'ın dış politik söylemleri ve rejim ihracı politikaları, Arap monarşileri tarafından bir tehdit olarak algılanmıştır. Arap Baharı hareketlerinin Mart 2011'de Suriye'de başlaması ile İran ve Hizbullah, Suriye rejimini desteklerken Suudi Arabistan ve müttefikleri ise muhalifleri desteklemeyi tercih etmiştir. Ayrıca İran; Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'de giderek daha güçlü hâle gelmiş ve bu bölgelerde Suudi Arabistan ile bir çıkar çatışması yaşamaya başlamıştır. Bu çalışmada, İran ve Suudi Arabistan ilişkileri ile bu ülkelerin bölgesel politikaları devlet kimliği bağlamında incelenmiştir. Ayrıca, 1979'dan sonra İran ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerde yaşanan gerilimler, değişen ve değişmeyen siyasi öncelikler, temel ayrışma ve rekabet alanları ile iki ülkenin bölgesel siyasetleri devlet kimliği ve konstrüktivist yaklaşım bağlamında analiz edilmiştir.
Yirminci yüzyılda Suudi Arabistan'da romancılık
Yirminci Yüzyılda Suudi Arabistan'da Romancılık adlı bu çalışmada ilk olarak Batı kaynaklı edebî bir tür olan roman genel çerçevesiyle incelenmiş ardından modern Arap romanının tarihsel gelişim süreci ve özellikleri ele alınarak tartışılmıştır. Çalışmanın esas gövdesini teşkil eden ikinci bölümde ise ilk olarak Suudi Arabistan tarihine değinilerek çalışmanın arka planı oluşturulmuş, modern Suûdî edebiyatı ana hatlarıyla anlatıldıktan sonra da Suûdî romanının doğuş ve olgunlaşma süreçlerine etki eden faktörler detaylı bir şekilde irdelenmiştir. Doğuş, gelişim ve olgunlaşma devri şeklinde üç dönem halinde ele alınan Suûdî romanının günümüze ulaşıncaya kadar katettiği mesafe ve dönüm noktaları ilk bölümde detaylı olarak anlatılmıştır. Doğuş Döneminin anlatıldığı bölümde ilk olarak modern Suûdî edebiyatının ilk romanı kabul edilen et-Tev'emân'a değinildikten sonra bu dönemde yayımlanan eserler ve bu yöndeki tartışmalar aktarılmıştır. Modern Suûdî romanının gerçek miladı olarak kabul edilen ve Hâmid Demenhûrî'nin Semenu't-tadhiye adlı eseriyle başlayan ikinci evrede de romanın yaşadığı yapısal değişim süreci el alınmış ve bu sürece katkı sağlayan yazar ve eserlerine değinilmiştir. 1980'den başlayıp günümüze kadar devam eden üçüncü aşamada ise, Suûdî romancılığının yaşadığı değişim ve dönüşüm süreci kendi içinde üç alt başlık halinde ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Suûdî romanının sanatsal özelliklerine ve ön plana çıkan yönlerine değinilerek çalışmanın daha kapsayıcı olmasına çalışılmıştır. Son bölümde ise Suûdî romancılığının temel taşlarından addedilen veya yayımladıkları eserlerle ön plana çıkan yazarların biyografileri aktarılmış ve söz konusu yazarların kaleme aldıkları romanlar yapı ve tematik bakımından kısaca incelenmiştir.
Petrol endüstrisinde karar alma sürecindeki aktörler: İran ve Suudi Arabistan üzerine karşılaştırmalı bir çalışma
Energy is the basic building block of sustainable economic development. However, the majority of global energy consumption is composed of non-renewable energy sources, and non-renewable energy sources do not have a balanced distribution in the world. For this reason, global energy markets are shaped by countries that have fossil energy reserves. Therefore the energy policies of energy exporting countries have had importance for both energy exporting and energy importing countries. This study contributes to the understanding and explanation of the reasons and consequences of the countries' oil policies by examining the formal and informal actors that affect the decision-making process in the oil sector of Iran and Saudi Arabia, which have the largest oil reserves in the world. In the study, firstly, the 'Policy Process Model' has been examined, and a theoretical framework has been drawn. Secondly, the countries' political history has been briefly mentioned, and the two countries' political structures and the formal and informal actors in the decision-making process have been examined in detail. Then, the economic indicators and energy outlook of the two countries and the global energy market changes have been examined. Lastly, the contracts of the two countries with oil companies have been examined within the framework of the policy process model, and the effects of political system differences, clerics, and social structures on the decision-making process in the oil industry have been determined and compared.