İntervertebral disk

Bu konu başlığı altında 83 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Servikal ve lumbal vertebralar ve intervertebral disklerdeki morfolojik değişikliklerin manyetik rezonans görüntüleme ile incelenmesi

Normal popülasyonda omurgada görülen yaşa bağlı dejeneresyon hem vertebra hem diskus intervertebralisleri (Di) etkiler. Servikal ve lumbal bölgenin geniş hareket yeteneğine sahip olması, lumbal bölgenin aynı zamanda gövde ağırlığını da taşıması bu bölgelerin sıklıkla travmaya ve birçok patolojiye maruz kalmasına sebep olurken beraberinde cerrahi ihtiyacını da doğurabilir. Çalışmamızda özellikle ülkemiz popülasyonu için, yaş ve cinsiyetle ilişkili olarak klinikte korpus vertebra ve Di'lerin normal morfolojik değişikliklerini patolojik olanlardan ayırmada kullanılabilecek, olguya uygun ekipmanı seçerek komplikasyonları önleme anlamında cerrahi planlamaya ve bu alanda yapılacak biomekanik çalışmalara ışık tutacak özgün örnek veriler elde edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız, verileri 120 servikal ve 251 lumbal spinal midsagittal manyetik rezonans görüntüsü üzerinde morfometrik ölçümler yapılarak elde edilmiş olan retrospektif bir çalışmadır. Çalışmamızda patoloji saptanmamış 18-50 yaş arası olguların görüntülerini kullandık. Sonuçlarımıza göre servikal ve lumbal korpus vertebra yüksekliklerinin bu aralıkta yaşa bağlı değişimi istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Servikal ve lumbal korpus vertebra yüksekliklerinin erkeklerde kadınlardan daha büyük olduğu gözlenirken bu farklılık servikal bölgede her yaş grubunda tüm seviyeler için anlamlı, lumbal bölgede ise 40-50 yaş grubunda L3 ve L4'e ait ön yükseklikler ile L5'e ait arka yüksekliklerdeki farklılıklar hariç istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Anterior kama indeksinin bu yaş aralığında hem servikal hem lumbal vertebralar için normal yaşlanma sürecinde belirleyici bir parametre olmadığı görülmüştür. Konkavite indeksinin yaşla ilişkisi ise servikal vertebralar için sadece erkeklerde C3 ve C4 seviyesinde anlamlıyken lumbal vertebralar için anlamlı bulunmamıştır. Bu iki indeksin cinsiyetler arası farklarının anlamlılığı ise seviyelere göre değişkenlik göstermiştir. Servikal Di yüksekliklerinin yaşa bağlı değişimi kadınlarda Di6 ve erkeklerde Di1'in arka yüksekliği hariç istatistiksel olarak anlamlı değildir. Lumbal Di yüksekliklerinin yaş arttıkça arttığı görülmüş bu artış ön yükseklik için kadınlarda Di5, erkeklerde Di1 hariç tüm seviyelerde anlamlı bulunmuş, arka yükseklik için ise sadece erkeklerde Di4 ve Di5'te anlamlı bulunmuştur. Servikal Di yüksekliklerinin tümünün erkeklerde kadınlardan daha büyük olduğu gözlenirken bu farkların anlamlılığı yaş grupları ve seviyelere göre değişkenlik göstermiştir. Lumbal Di yüksekliklerinin genel olarak erkeklerde kadınlardan daha büyük olduğu sadece 19-29 yaş grubunda Di5'in ön, Di4 ve Di5'in arka yüksekliklerinin kadınlarda erkeklerden daha büyük olduğu görülmüştür. Lumbal bölgede disk yüksekliklerinin kadın ve erkekler arasındaki farklılıklarının anlamlılığı ön yükseklikler için yaş grubu ve seviyeye göre değişkenlik gösterirken, arka yükseklikler için anlamlı olmadığı gözlenmiştir. Servikal ve lumbal disk derinliği değerleri kadın ve erkeklerde yaşlanmayla birlikte genel olarak artış eğilimi göstermiş ve bu değişiklikler servikal diskler için kadınlarda tüm seviyelerde, erkeklerde Di1 seviyesinde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Lumbal diskler için ise kadınlarda Di2 hariç tüm seviyelerde istatistiksel olarak anlamlı bulunurken, erkeklerde anlamlı bulunmamıştır. Hem servikal hem lumbal disk derinliği değerlerinin tüm seviye ve yaş gruplarında erkeklerde kadınlardan daha büyük olduğu görülmüştür. Servikal Di'lerin kama indeksi değerlerinin yaşla değişimi hem erkek hem kadınlarda istatistiksel olarak anlamlı değildir. Lumbal Di'lerin kama indeksi değerlerinde yaşla değişimin anlamlılığı ise kadın ve erkeklerde seviyelere göre değişkenlik göstermiştir. Tüm disklerin kama indeksi değerlerinin cinsiyetler arası farkları ve bunların anlamlılıkları yaş grupları ve seviyelere göre değişkenlik göstermiş olup bir genelleme yapılamamıştır. Elde ettiğimiz sonuçların bu yapıların patolojik durumları ile ilgilenen klinisyen ve cerrahların çalışmalarına katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.

Lomber vertebraManyetik rezonans görüntülemeMorfoloji+3
Deniz Koyuncu
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lomber disk protrüzyonu olan hastalarda fizik tedavi modaliteleri uygulamaları ve kinezyolojik bantlamanın ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Lomber Disk Protrüzyonu tedavisindeki güncel yaklaşım seçenekleri hastanın günlük yaşam fonksiyonlarının iyileştirilmesini hedeflemektedir. Tedavisinde birçok fiziksel tıp yönteminin kullanıldığı Lomber Disk Protrüzyonunda fizik tedavi modaliteleri ve son dönemlerde kinezyolojik bantlama yöntemleri de popülerlik kazanmıştır. Bu amaçla fizik tedavi modaliteleri ve birçok farklı kinezyolojik bantlama yöntemi mevcuttur. Bu çalışma Lomber Disk Protrüzyonu olan Hastalarda fizik tedavi modaliteleri uygulamaları ve kinezyolojik bantlamanın ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin araştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmaya 40 hasta dahil edildi. Hastalar çalışma kriterlerine göre iki gruba ayrılarak randomize edildi. İlk gruptaki 20 hastaya sadece fizik tedavi modaliteleri (sıcak ve soğuk uygulama, ultrason, tens) diğer gruptaki 20 hastaya ise alan düzeltme tekniği yöntemi ile kinezyolojik bantlama uygulandı. Hastaların demografik özellikleri alındı. Ağrı şiddetleri Vizüel Ağrı Skalası ve Oswestry Ağrı Skalası ile değerlendirildi. Hastalar tedaviye başlamadan önce değerlendirildi. Toplam iki hafta boyunca hastalar tedaviye alındı. Birinci gruptaki hastalara fizik tedavi modaliteleri 2 hafta boyunca, haftada 5 seans, her seansta 45 dakika süreyle uygulandı. İkinci gruptaki hastalara 2 hafta boyunca toplamda 3 defa kinezyolojik bant uygulandı. Tedavi öncesi ve sonrası yapılan değerlendirilmede birinci grupta istatistiksel olarak anlamlı düzelme görüldü. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre fizik tedavi modalitelerinin Lomber Disk Protrüzyonu olan hastalarda ağrıyı kinezyolojik bantlama uygulamasına göre daha çok azalttığı ancak bu konuda daha ileri çalışmalara gereksinim olduğu düşünüldü.

Bel ağrısıFizik tedaviFizik tedavi yöntemleri+4
Sümeyye Akbaş
İstanbul Arel University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Servikal disk hernili bireylerde kassal enduransın ağrı, boyun farkındalığı ve kinezyofobi ile ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışma servikal disk hernili bireylerde servikal, gövde, üst ekstremite ve skapular bölge kassal enduransının ağrı, boyun farkındalığı ve kinezyofobi ile ilişkisini araştırmak amacıyla planlandı. Bu amaçla çalışmaya 18-65 yaş arasında, istirahat boyun ağrısı Görsel Analog Skalası'na (GAS) göre 2 ve üzeri olan, servikal disk hernisi tanısı almış 36 birey dahil edildi. Bireylerin demografik bilgileri kaydedilerek, kas iskelet sistemi değerlendirmeleri yapıldı. Bireylerin servikal, skapular bölge, üst ekstremite ve gövdede bulunan 9 kas/kas grubuna yönelik endurans testleri uygulandı. Ağrı şiddeti dinlenme, gece ve aktivite sırasında GAS ve Boyun Özür Anketi (BÖA), boyun farkındalığı Fremantle Boyun Farkındalık Anketi (FreBFA) ve Servikal Eklem Pozisyon Hissi Hata Testi (SEPHHT), vücut farkındalığı Vücut Farkındalık Anketi (VFA), hareket korkusu ise Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) ile değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilen bireylerin yaş ortalaması 41,58±11,25 olarak bulundu. Bireylerin dinlenme ve aktivite GAS değerleri ve BÖA skorları ile servikal bölge, skapular bölge, üst ekstremite ve gövdede değerlendirilen belirli kasların enduransı arasında negatif yönde, zayıf-orta kuvvette istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulundu (p<0,05). Boyun farkındalığı değerlendirmelerinden SEPHHT ve FreBFA skorları ile servikal fleksör, gövde fleksör ve ekstansör, skapular bölge ve üst ekstremite kaslarının enduransı arasında negatif yönde, zayıf-orta kuvvette ilişkiler tespit edildi (p<0,05). Çalışma kapsamında değerlendirilen kasların enduransı ile TKÖ ve VFA skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olmadığı belirlendi (p>0,05). Çalışma sonuçları; servikal disk hernili bireylerde boyun ağrısı ve boyun özür düzeyinin artması, boyun farkındalığının azalması gibi sorunlarla baş edilmesinde servikal bölge kaslarının yanı sıra üst ekstremite, skapular bölge ve gövde kaslarının enduransının da önemli rol oynadığını göstermektedir.

AğrıFarkındalıkHareket korkusu+5
Tuğba Dere
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lumbal disk hernisi cerrahisi sonrası rehabilitasyon sürecinde kinezyolojik bantlamanın ağrı ve fonksiyonellik üzerine etkisi

Amaç: Araştırmanın amacı, lumbal disk cerrahisi sonrası ağrının azaltılması ve fonksiyonelliğin korunmasında kinezyo bandın etkili ve güvenilir bir uygulama olup olmadığı belirlemek ve rehabilitasyon sürecine etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Randomize kontrollü tek kör deneysel tipte olan araştırma Ekim 2022- Mayıs 2023 tarihleri arasında randomizasyon ile belirlenen lumbal disk hernisi ameliyatı geçirmiş 80 hasta alındı. Veriler tanıtıcı bilgiler formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği, Oswetry Engellilik Ölçeği ve Fonksiyonel Bel Ağrısı Ölçeği ile toplandı. Kinezyo grubuna gerilimli ve plasebo grubuna gerilimsiz olacak şekilde kinezyo bant post-op 1.günden başlanarak toplamda 4 kez uygulandı. Pre-op, post-op 1, 5, 10, 15 ve 30. günde toplanan veriler iki yönlü karma desenli varyans analizi ile incelendi. p<0.05 istatiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Benzer gruplarla gerçekleştirlen çalışmada postoperatif erken dönemde istatistiksel fark olmamakla birlikte KB'nin kinezyo grubunda (5 ve 10. Günde) plasebo grubuna göre erken rahatlama sağladığı ve aynı zamanda ilaç kullanım düzeylerinin de plasebo grubuna göre daha az olduğu görülmektedir (p>0.05). Gruplar arasında Oswetry Engellilik Ölçeği puanı ortalamalarında gruplar ve zaman*grup etkileşimleri açısından anlamlı bir fark olmadığı fakat gruplarda zamana göre anlamlı farkın olduğu görülmüştür. Post-op ilk günden başlayarak Fonksiyonel Bel Ağrısı Ölçeği' ne göre, kinezyo grubundaki bireylerin fonksiyonellikleri plasebo grubuna göre daha yüksek seyretse de, fark istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Gruplar benzer yara iyileşmesi özellikleri göstermiştir. Sonuç: Lumbal disk hernisi ameliyatı sonrası uygulanan kinezyo bandın ağrı ve fonksiyonellik üzerine istatiksel olarak anlamlı bir etkisi olmadığı, klinik anlamlılık yönünden ise gruplarda zamana göre fark olduğu ve erken postoperatif dönemde rehabilitasyon sürecini desteklemek amacıyla kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.

Fonksiyonel yetkinlikHernilerKinezyo bantlama+4
Gülşah Bilgin
Mersin University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kronik lomber disk hernili hastalarda hotpack ve peloidoterapi etkinliğinin karşılaştırılması

Yetişkinlerin %80'i hayatları boyunca çoğunlukla lomber disk hernilerinden (LDH) kaynaklı bel ağrısı çekmektedir. Kronikleşen LDH, bireylerin yaşam kalitelerini etkilemekte ve tedavi maliyetleriyle topluma yük olmaktadır. Peloid ve hotpack uygulaması son derece kolay ve ucuz, cerrahi olmayan uygulamalardır. Bu çalışmanın amacı kronik LDH tanısı almış hastalarda peloid ve hotpack etkinliğini karşılaştırıp, ağrı, günlük yaşamda ne kadar etkilendiklerine, fonksiyon kayıplarına ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerine bakmaktır. Kronik LDH tanısı almış yaşları 18-50 yaş arasında 60 kadın ve erkek hasta eşit ve randomize şekilde iki gruba ayrılmıştır. 15 seans boyunca Grup 1'deki hastalara bel bölgelerine 30 dakika peloid, 20 dakika TENS uygulanmıştır. Grup 2'deki hastaların bel bölgelerine 20 dakika Hotpack, 20 dakika TENS uygulanmıştır. Ağrı düzeylerini ölçmek için Vizuel Analog Skala (VAS), hastalığa özel fonksiyonel durumları Oswestry Dizabilite Sorgulama (ODİ), bel ağrısının yol açtığı fonksiyon kaybının değerlendirilmesi için Fonksiyonel Bel Ağrısı Sonuç Skalası (FBAS) ve yaşam kalitesini ölçmek için kısa form (SF-36) ile takip yapılmıştır. Tedavi öncesi ve tedavi bitimi sonrası yapılan ölçümlerde tedavi sonrası VAS, ODİ ölçeklerinde, fiziksel rol, sosyal fonksiyonellik gruplar arası anlamlı fark görülmemiştir (p>0,05). Tedavi sonrası FBAS ve SF-36 anketlerinde, fiziksel fonksiyonellikte, bedensel ağrı, genel sağlık, canlılık, duygusal rol, ruh sağlığı tedavi sonrası gruplar arası anlamlı fark görülmüştür (p<0,05). Grup 1'deki hastaların tedavi öncesi kontrollerine göre tedavi sonrası kontrollerinde bel ve/veya bacak yakınmalarının etkilediği günlük hayatlarındaki aktivitelerde ve yaşam kalitesinde iyileşme olduğu görülmektedir. Literatürde daha çok bel ağrılarında peloidin etkinliğine bakılmış olup kronik LDH'da etkinliğine bakılmamıştır. Sonuç olarak peloid, kronik LDH'da alternatif bir yöntem olarak güvenli bir şekilde kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Fonksiyon kaybı, Hotpack, Kronik lomber disk hernisi, Peloid

AğrıFonksiyonel yetkinlikHerniler+5
Burcu Akkurt
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fizyoterapistlerin lumbal disk hernisine bağlı kronik bel ağrısına yönelik tedavi modalitelerinin belirlenmesi

Lumbal Disk Hernisi tanısı konan hastaların yaşadığı klinik bulgulardan biri olan kronik ağrı çok çeşitli konservatif tedavi yöntemlerinin denendiği ve doğru tedavi modaliteleriyle önüne geçilmediği takdirde kinezyofobi, uykusuzluk, anksiyete gibi problemlere de yol açabilen bir bulgudur. Bu çalışmanın amacı aktif olarak çalışan fizyoterapistlerin lumbal disk hernisi tanısı almış ve kronik bel ağrısı şikayetiyle kliniğe başvuran hastalar için hazırladıkları tedavi programlarının içeriğini oluştururken hangi tedavi modalitelerini tercih ettiklerinin tespit edilmesidir. Çalışmaya en az 2 yıldır aktif olarak çalışan, lumbal disk hernisi tanısı konmuş hasta tedavi eden ve çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden toplam 104 fizyoterapist alındı. Çalışmaya katılan fizyoterapistlere verilen hasta senaryosu üzerinden ağrıyı değerlendirmek için tercih ettikleri testleri, hangi tedavi modalitelerini tercih ettiklerini ve tedavi sonrası hastaları nasıl yönlendirdiklerini tespit etmek üzere açık uçlu sorular soruldu. Çalışmaya katılan 104 bireyin, çalışmada uygulanan Kronik bel ağrısına yönelik tedavi modalitelerini belirleme anketi yanıtları istatistiksel olarak incelenmiştir. Ulaşılan bulguları ise şu şekilde raporlanmıştır: araştırmaya katılan fizyoterapistlerin %86,5'inin (90 kişi) elektroterapi ajanları, %81,7'sinin (85 kişi) manuel terapi teknikleri, %43,4'ünün (45 kişi) hidroterapi uygulamaları, %83,7'sinin (87 kişi) terapatik egzersiz yaklaşımları ve %5,8'inin (6 kişi) diğer ağrıyı azaltma yöntemlerini tercih ettiği bulunmuştur.

AğrıBel ağrısıFizik tedavi+6
Ezgi Gülseven
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lomber disk hernisi olan hastalarda fizik tedavi ve kayropraktik tedaviye cevapların retrospektif değerlendirilmesi

Bu çalışma, lomber disk hernili hastalarda, fizik tedavi ile kayropraktik tedavinin kombine kullanımının ağrı ve günlük yaşam kalitesi üzerine etkinliğinin retrospektif olarak incelenip değerlendirilmesi amacıyla planlanmıştır. Çalışmamızda 2022 yılının Ocak-Aralık ayları arasında Paintherapy İstanbul Fizik Tedavi Merkezi kliniğine başvurmuş olan 400 hastanın dosyaları incelenerek çalışmaya dahil edilme kriterlerine uyan 105 hastanın verileri çalışmada kullanılmıştır. Olgular randomize olarak kayropraktik+ fizik tedavi+ egzersiz (n=35), fizik tedavi+ egzersiz (n=35) ve ev egzersiz programı (n=35) verilen kontrol grubu olarak seçilmiştir. Tedavi öncesinde ve tedavi sonrasında olmak üzere Visuel Analog Skala ve Oswestry Sakatlık indeksi değerlendirmelerini eksiksiz dolduran 105 hastanın dosyaları taranmıştır. Sadece evde egzersiz programı verilen hastaların kontrol grubu olarak dosyaları taranmıştır. Tedavi gruplarının homojen olması açısından tedavi protokolü haftada 3 kez toplam 12 seans şeklinde yapılmış olan hastaların dosyaları seçilmiştir. Çalışmada taranan dosyalarda 105 hastanın yaş ortalaması 42.1±10.3 yıl, cinsiyet dağılımı 68'i (yüzde 64.8) erkek, 37'si (yüzde 35.2) kadındı. Fizik tedavi+ Kayropraktik+ Egzersiz kombine tedavi grubunun, diğer fizik tedavi+ egzersiz ve ev egzersizi grubuna göre hastanın ağrısı üzerinde daha etkili olduğu görülmüştür. Hastaların gruba göre VAS ağrı skalası tedavi sonrası ölçümleri anlamlı farklılık göstermektedir (p<0.05). Kombine tedavi uygulanan hastaların (Fizik tedavi+ kayropraktik+ egzersiz) Oswestry skorlarında diğer gruplara göre daha yüksek azalma olmuştur. Hastaların gruba göre oswestry sonra ölçümleri anlamlı farklılık göstermektedir ( p=0,001<0.05). Sonuç olarak, lomber disk hernili hastaların tedavisinde kayropraktik tedavi ve fizik tedaviyle beraber egzersizin kombine olarak kullanımının hastanın ağrısını azaltmada ve günlük yaşam fonksiyonelliğini arttırmada çok daha faydalı olduğu görülmüştür.

Fizik tedaviFizik tedavi yöntemleriHerniler+5
İbrahim Çakan
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Torasik disk hernisi ve cerrahi tedavisi

Amaç: Bu çalışmada torasik disk hernisi tanısı ile kliniğimizce cerrahi tedavisi yapılmış olan vakalarda uygulanan iki cerrahi tekniğin sonuçlarını, etkinlik ve emniyetliliklerini araştırdık.Materyal ve Method: Bu retrospektif çalışmada Nisan 2002 ile Nisan 2011 tarihleri arasında İstanbul Bilim Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji ABD'de torakal disk hernisi tanısı ile tedavi edilen hastalar incelendi. Belirtilen tarihler arasında kliniğimizde toplam 20 hastaya torakal disk hernisi tanısıyla cerrahi işlem yapıldı. Cerrahi tedavi uygulanan torasik disk hernisine sahip 20 hastanın 8'i (%40) erkek, 12'si (%60) kadındı Olgular tedavi amacıyla kliniğe yatırıldıklarında, VAS ağrı skalası ile ağrı durumları, Oswestry anketiyle yaşam kaliteleri, JOD torasik myelopati skoru ile nörolojik durumları değerlendirilip kaydedildi. Ve tüm bu parametreler son kontrollerinde tekrar değerlendirildi ve kaydedildi. Ayrıca hastalara son kontrollerinde ameliyattan sonraki sağlık durumları ile ilgili anket uygulandı. Hastalara yapılan radyolojik tetkikler, nörolojik fizik muayene ve klinik tanılarına göre kliniğimizin torasik disk hastalığının cerrahi tedavisine yaklaşımı 2002-2009 anterior dekompresyon + enstrümentasyon + füzyon idi ve bu tarihler arasında 9 hastaya 15 seviye anterior yaklaşım uygulandı. 2009-2011 yılları arasında ise 11 hastanın 12 seviyesine modifiye transfaset yaklaşımla posterior enstrümentasyon + dekompresyon + interbody füzyon ile cerrahi tedavi uygulandı. Hastaların operasyon sonrası dönemde hastanede yatış süreleri, drenaj miktarları incelendi.Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 54,2 idi. Erkeklerin yaş ortalaması 50 ve kadınların yaş ortalaması ise 57 şeklindeydi. Toplam 27 seviyeye cerrahi tedavi yapıldı. Hasta başına ortalama seviye 1,35 olarak bulundu. 27 adet işlem yapılan vertebra seviyelerinin seviyelere göre incelendiğinde işlemlerin 16 (%59) seviyesi T8 ve altı seviyelerde yapıldı. Torasik disk tanısı ile opere edilen 27 seviye diskin 11 (%40) seviyesi parasantral, 16 seviyesi (%60) ise santral idi. Toplam 27 seviye diskin 13 tanesi (%48) kalsifiye diskti. Torasik diski bulunan 20 hastanın 14 tanesinde (%70) tek seviye, 5 tanesinde (%25) 2 seviye, geri kalan 1 tanesinde (%5) 3 seviye diski vardı. Çalışmadaki hastaları drenaj miktarları, yatış süreleri, ameliyat sonrası yaşam kaliteleri, ve ağrı skorlarında düzelme açısından incelediğimizde istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Toplam 20 hastanın ortalama JOD Myelopati Skoru preoperatif dönemde 7,5 idi ve son takipte ise JOD myelopati skoru 9,4 oldu, ortalama 1,9 iyileşme sağlandı. İyileşme oranı ortalaması ise %61,4 oldu. ADEF operasyonu yapılan hastaların preoperatif dönemdeki ortalama JOD myelopati skoru 7,5 idi, son takipte ise ortalama değerlerinin 8,8'e ilerlediği görüldü. Ortalama 1,3 iyileşme sağlandı. İyileşme oranı ortalaması ise %51,77 oldu . PDEF operasyonu yapılan hastaların preoperatif dönemdeki ortalama JOD myelopati skoru 7,45 idi, son takipte ise ortalama değerlerinin 9,81'e ilerlediği görüldü. Ortalama 2,36 iyileşme sağlandı. İyileşme oranı ortalaması ise %69 oldu. 20 hastanın 13'ü (%65) ameliyat sonrası dönemi tamamen sorunsuz olarak geçirdi. 7 (%35) hastada komplikasyonlara rastlandı ADEF operasyonu yapılan 9 hastanın 3'ünde atelektazi (%33), 1'inde dura yırtığı (%11), 1'inde yüzeyel yara problemi (%11) meydana geldi. Pulmoner komplikasyonlar dikkate alınmadığında bu grupta komplikasyon oranının %22, tüm hastalarda ise %25 olduğu görüldü. Torasik disk tanısı ile PDEF operasyonu uygulanan gruptaki sadece 2 hastada (%18) komplikasyona rastlandı. 1 (%9) hastada operasyon bölgesinde hematoma rastlandı. Diğer hastada ise (%9) operasyon sonrası enfeksiyon görüldü.Tartışma ve Sonuç: ADEF ve PDEF operasyonlarını karşılaştırdığımızda; PDEF'in myelopatik semptomlarda iyileşmede anlamlı olarak ve operasyon sonrası hasta memnuniyeti açısından benzer veya biraz daha iyi sonuç verdiğini gördük. Ayrıca posterior girişimle komplikasyon oranının daha düşük olduğunu gözledik. Nörolojik açıdan ise her iki teknik ilede bir yaralanma gözlenmedi. Bu sonuçlara dayanarak, posterior yaklaşımlarda tecrübesi yüksek olan ve nörolojik monitorizasyon uygulanabilen kliniklerde, torasik disk hernisi cerrahi tedavisinde PDEF'in tercih edilebilecek bir alternatif olduğunu düşünüyoruz. Bu teknik ile tecrübesi olmayana klinikler de ve santral yerleşimli, kalsifiye disklerde ise ADEF'in halen önemli bir alternatif olduğu kanaatindeyiz.

CerrahiCerrahi tedaviHerniler+2
Ömer Aslan
Demiroğlu Bilim University
2011
00
DoktoraAçık ErişimTR

Bel fıtığına bağlı kronik bel ağrısı olan hastalarda bel fıtığının ve klinik bulguların spinal stabilizasyon kasları ile olan ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışma spinal stabilizasyon kaslarının lumbal diks hernisi ve kronik bel ağrısı oluşumu üzerindeki etkisinin araştırılması amacıyla yapıldı. Bu çalışmaya 25-65 yaş arası kronik bel ağrısı olan ve lumbal manyetik rezonans görüntülemede(MRG) lumbal4-5 veya lumbal5-sakral1 vertebralar arası disk hernisi olan hastalar grup-1(n=34), kronik bel ağrısı olup bel fıtığı olmayan hastalar grup-2(n=32) olarak çalışmaya alındı. Hayatında hiç bel ağrısı olmamış sağlıklı gönüllülerden grup-3(n=32) oluşturuldu. Tüm hastaların lumbal MRG tetkiki yapıldı. Hastaların MRG sonuçlarından mm. multifidi, m. erector spinae, m. psoas, m. quadratus lumborum enine kesitsel alan ölçümü Image-J programı kullanılarak yapıldı. Kas alanları içinde oluşmuş yağ doku alanları ayrıca ölçüldü. Yağ doku alanları ve kas alanlarının biribirine oranları tespit edildi. Hastaların mm. multifidi ve m. transversus abdominis için yüzeyel elektromiyografi cihazı (Biometrics E-link) ile kas aktivitesi ölçümleri yapıldı. Bunun yanında tüm hastaların görsel analog skala ölçümü ile bel ağrısı değerlendirmesi, Gouttalier evreleme sistemi ile paraspinal kaslardaki yağ doku içerik değerlendirmesi yapıldı. Çalışma sonucunda mm. multifidi alanının grup-1'de daha küçük olduğu(p0.05) tespit edildi. M. erector spinae alanının grup-1'de, grup-2 ve grup-3'e göre anlamlı olarak azaldığı, aynı zamanda yağ/kas alan oranının ise anlamlı şekilde arttığı görülmüştür(p0.05). M. quadratus lumborum kasında grup-1'de kas alanının belirgin azaldığı ve yağ/kas alanı oranının grup-3'e göre arttığı görüldü(p0.05). Kas aktivitesi değerlendirmelerinde üç grup arasında anlamlı fark saptanamadı. M. erektor spinae ve m. psoas yağ infiltrasyonu-kas alanı oranlarına bakıldığında kas aktivitesinde azalmayla ilişkisi olduğunu tespit edildi (r=-0,404 ve r=-0.407). Gelecekte lumbal disk hernisi olan hastalarda farklı egzersiz programlarıyla stabilizatör kaslardaki yağ/kas doku oranlarındaki iyi yönde değişimin gözlenebileceği çalışmalar yapılabilir.

AğrıBel ağrısıHerniler+4
Sibel Kibar
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kedilerde kolumna vertebralis ve medulla spinalis'in bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans ile görüntülenmesi

Amaç: İnsan hekimliğinde BTG ve MRG birçok hastalığın teşhisinde konvansiyonel radyografinin yetersiz kaldığı noktada başvurulan ileri görüntüleme yöntemleridir. Kolumna vertebralis ve medulla spinalise ait insan hekimliğinde referans değerleri ve patolojileri gösteren sayısız kitap ve literatürler yer almaktadır. 1990'lı yılların sonlarından itibaren veteriner hekimliğinde de kullanılmaya başlanan BTG ve MRG yöntemleri ile ülkemizde yapılan çalışmalar henüz sınırlı düzeydedir. Genel olarak veteriner literatür ve kitaplara bakıldığında çalışmaların çoğunluğu köpek ağırlıklı olup kedi ile ilgili çalışmalar sınırlı düzeydedir. Bununla birlikte kedilerde yüksekten düşme, trafik kazası ve benzeri nedenlerle kolumna vertebralis ve medulla spinalise ilgili lezyonlarla veteriner kliniklerine intikal eden çok sayıda vaka bulunmaktadır. Bu nedenle sunulan çalışmada kedilerde kolumna vertebralis ve medulla spinalisin BT ve MR ile anatomisinin detaylı olarak ortaya konması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmanın hayvan materyalini kliniğimize farklı şikayetlerle getirilen ancak kolumna vertebralis ve medulla spinalise ilişkin herhangi bir klinik şikâyeti olmayan 10 adet kedi oluşturmuştur. Çalışmamızda 1 ila 5 yaş arasında, vücut ağırlıkları 4,22±0,96 kg olan erişkin melez ırk kediler kullanılmıştır. Kedilerin kolumna vertebralisine ait kontrastsız sagittal ve transversal bilgisayarlı tomografi görüntülerinde, anatomik yapılar tanımlanmış, boyutsal ölçümler gerçekleştirilmiş ve çeşitli morfometrik indeksler hesaplanmıştır. BT görüntülerinde, sagittal ve transversal kesitlerde kolumna vertebralis servikal, torakal ve lumbal olarak üç bölüme ayrıldı. BT çalışmasında, sagittal ve transversal kesitlerde her bir vertebra seviyesinde; corpus vertebra uzunluğu, intervertebral aralık yüksekliği ve genişliği, canalis vertebralis yüksekliği ve genişliği, medulla spinalis yüksekliği ve genişliği, corpus vertebra yüksekliği ve genişliği, pedikül genişliği ve uzunluğu, transversal pedikül açısı, vertebra yüksekliği, Foramen transversum sagittal ve transversal genişlikleri ölçülmüştür. Ayrıca corpus vertebra yuvarlaklık indeksi ile medulla spinalis ve canalis vertebralis yuvarlaklık indeksleri hesaplanmıştır. MR çalışmasında ise sagittal ve transversal kesitlerde, her bir disk seviyesinde; canalis vertebralis yüksekliği ve genişliği, medulla spinalis yüksekliği ve genişliği, nükleus pulposus yüksekliği ve genişliği ölçülmüş; ayrıca medulla spinalisin canalis vertebralise oranı hesaplanmıştır. Bulgular: BT çalışmamızda; sagittal kesitlerde, kolumna vertebralis boyunca en yüksek CVU değeri servikal bölgedeki C2 vertebrada 20,45 mm olarak kaydedilmiştir. CVU en düşük T3 seviyesinde 8,06 mm olarak belirlenmiştir. IVAY, tüm kolumna vertebralis boyunca en düşük değerini T3–T4 aralığında (3,65 mm), en yüksek değerini L6–L7 aralığında (6,25 mm) almıştır. IVAG değerleri ise tüm kolumna vertebralis boyunca homojen bir şekilde seyretmiştir. Transversal BT görüntüleri değerlendirildiğinde, CVY, kolumna vertebralis boyunca en düşük düzeyine C4 seviyesinde (3,53 mm), en yüksek değerine L7 seviyesinde (5,91 mm) ulaşmıştır. CVG, kolumna vertebralis boyunca en düşük T2 seviyesinde 5,71 mm, en yüksek L7 seviyesinde 10,39 mm olarak belirlenmiştir. CVY/CVG oranı (yuvarlaklık indeksi) en yüksek C2'de (1,12) ve en düşük L6 (0,43) seviyesinde belirlenmiştir. Torakal bölgede, T3–T5 seviyelerinde yuvarlaklık indeksinde belirgin bir düşüş gözlenmiş; en düşük değer ise T5 seviyesinde tespit edilmiştir. Lumbal bölgede, yuvarlaklık indeks değerleri En düşük değer lumbal bölgede L6 vertebrasında 0,43 olarak belirlendi. Servikal bölgedeki C1 ve C2 vertebra seviyelerinde hem medulla spinalis hem de canalis vertebralis değerlerinde belirgin bir yükseklik ve genişlik farkı gözlemlenmiştir. Torakal bölge boyunca, medulla spinalis ve canalis vertebralis parametreleri en yüksek düzeyine C1 seviyesinde, en düşük değerlere ise torakal bölgede ulaşmıştır. Medulla spinalis ve canalis vertebralis'in yuvarlaklık indeksi incelendiğinde özellikle C2 seviyesinde belirgin bir artış gözlemlendi. Alan oranlamasında, servikal bölgede MS/Cv alanına oranının genel olarak yüksek seyrettiği, özellikle kolumna vertebralis boyunca en yüksek değerine C5–C6 düzeyinde %24.82 ile ulaştığı görülmektedir. Bu oran kolumna vertebralis boyunca en düşük değere Th13–L1 aralığında (%6.66) ulaşmıştır. Lumbal bölgeye geçişle birlikte MS/Cv oranında yeniden bir artış eğilimi gözlenmiş, L5–L6 düzeyinde oran %15 civarına yükselmiştir. Hem medulla spinalis hem de canalis vertebralis yuvarlaklık indeksi C6-C7 seviyelerinde yaklaşık 0.8 değerine inmesi medulla spinalisin daha silindirik bir forma geçtiğini, beraberinde torakal bölgede, değerlerin birbirine yakın seyretmesi medulla spinalisin bu bölgede silindirik bir yapı sergilediğini, lumbal bölgede her iki yuvarlaklık indeks değerlerinin azalması ise, medulla spinalisin bu bölgede daha dikdörtgenimsi bir yapı haline geldiğini gösterir. Kolumna vertebralisin tamamında PU en düşük T10 seviyesinde (4,19 mm), en yüksek değer L5 seviyesinde (7,33 mm) tespit edilmiştir. Kolumna vertebralis boyunca TPG'nin en düşük olduğu nokta T4 seviyesinde (1,17 mm), en yüksek olduğu nokta L7 seviyesinde (2,36 mm) belirlenmiştir. Kolumna vertebralis boyunca en yüksek TPA değeri C6 seviyesinde 42.81°, en düşük TPA değeri L3 seviyesinde 21.54° tespit edilmiştir. For. transversarium transversal genişlik değerleri, en yüksek değer C5 seviyesinde (1,12 mm), en düşük değer C4 seviyesinde (0,98 mm) tespit edilmiştir. For. transversarium sagittal genişlik değerleri en yüksek değer C6 seviyesinde (1,2 mm), en düşük değer ise C4 seviyesinde (1,03 mm) belirlenmiştir. MR çalışmamızda, sagittal kesit MR görüntüleri değerlendirildiğinde, SCvY'nin doğal olarak her bölgede SMsY'den daha fazla olduğu gözlemlenmektedir. SCvY ve SMsY değerleri servikal bölgede torakal ve lumbal bölgeye göre daha yüksek seyretmektedir. Servikal bölgede, MS/Cv oranı, C2-C6 arasında oldukça yüksek bulunmuştur. Torakal bölgede bu oran iyice düşmüş, lumbal bölgeye geçiş ile bu oran yükselişe geçmiştir. SNpY, kolumna vertebralis boyunca en düşük T1-T2 aralığında (2,35 mm), en yüksek L2-L3 aralığında (3,67 mm) belirlenmiştir. SNpG ise, en düşük T1-T2 aralığında 1,32 mm, en yüksek L7-S1 aralığında 2,31 mm olarak ölçüldü. Transversal MR görüntüleri değerlendirildiğinde, TCvY'nin kolumna vertebralis boyunca en yüksek değeri servikal bölgede C5-C6 aralığında 9,75 mm olarak ölçüldü. TCvY'inin, kolumna vertebralis boyunca en düşük değeri lumbal bölgede L6-L7 aralığında 6,85 mm olarak ölçüldü. TCvG'nin, kolumna vertebralis boyunca en yüksek değeri C1-C2 aralığında 12,78 mm ve en düşük olduğu seviye T6-T7 aralığında 7,63 olarak ölçüldü. TMsY ve TMsG değerleri servikal bölgede diğer bölgelerden daha yüksek bulunmuştur. Her iki değer en yüksek C5-C6 aralığında, TMsY (4,33 mm) ve TMsG (6,68 mm) aralığında ölçüldü. TMsY ve TMsG'nin her ikisinin de en düşük olduğu bölge Torakal bölgedir. TMsY, T12-T13 aralığında 1,76 mm; TMsG, T10-T11 aralığında 2,18 mm olarak ölçüldü. TNpY'nin, kolumna vertebralis boyunca en düşük değeri T7-T8 aralığında 3,29 mm ve en yüksek değeri, L7-S1 aralığında 9,70 mm olarak ölçüldü. TNpG, en düşük C3-C4 aralığında 2,25 mm, en yüksek L5-L6 aralığında 3,41 mm olarak ölçüldü. Sonuç: Bu tez çalışmasında kedilerde kolumna vertebralis ve medulla spinalisin BT ve MR anatomisine ile ilgili önemli veriler elde edilmiştir ki bulguların bir bölümü kedilerde ilk kez bu çalışma ile ortaya konmuştur. Dolayısıyla bu çalışmanın literatüre büyük katkı sağlayacağı, kedi hekimliği ile uğraşan veteriner hekimler için önemli bir kılavuz olacağı ve yeni çalışmalara da rehberlik edeceği kanaatindeyiz.

Bilgisayarlı mikrotomografiCerrahi-veteriner hekimlikCorpus vertebrae+7
Didem Eren
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Lomber disk hernisinin paravertebral kasların atrofisi üzerine etkisinin incelenmesi

Amaç: Çalışmamızda lumbalji şikâyeti ile hastaneye başvuran hastalarda lomber disk hernisi varlığının paravertebral kasların atrofisi üzerine olan etkisini değerlendirmeyi amaçladık. Bu amaç doğrultusunda lomber disk herniasyonu ve paravertebral kaslardaki yağlanma ölçümleri ile literatüre katkıda bulunmayı hedeflemekteyiz. Gereç ve Yöntem: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi klinik çalışmalar etik kurulunun onayını takiben 1 Aralık 2020'den 1 Haziran 2021'e kadar geçen sürede lumbalji şikâyeti ile hastanemize başvuran ve klinisyenlerce lomber MRG tetkiki uygun görülmüş yetişkin hastaların MRG görüntüleri incelenmeye başlandı. Elde edilen örneklem havuzundan 18 yaşından küçük, yapısal deformitesi (skolyoz (10 o fazla), vertebra segmentasyon anomalileri vb.), lomber bölge neoplazmı, enfeksiyöz hastalığı, vertebra fraktürü, lomber bölge geçirilmiş cerrahisi olan hastalar çalışmaya dahil edilmediler. Değerlendirmeler sonucunda lumbaljisi olan ve lomber disk hernisinin kliniğe eşlik ettiği 443 hasta ile lumbaljisi olan (vaka grubu) ve lomber disk hernisinin eşlik etmediği 135 hasta (kontrol grubu) tespit edildi. Hastalar cinsiyet, yaş, lomber disk herniasyon sayısı, lomber disk herniasyon seviyesi, lomber disk herniasyon derecesi, paravertebral kasların yüzey ölçümleri ve paravertebral kasların yağlanmaları açısından değerlendirildi. Bulgular ve Sonuç: Çalışmamız sonucunda m.multifidus lumborum ve m. quadratus lumborum kaslarının atrofisi ile LDH arasında istatistiksel anlamlılık tespit edildi. Ayrıca yaş ve cinsiyet faktörlerinin LDH, lomber disk dejenerasyonu ve paravertebral kasların atrofisi ortaya kondu. Anahtar Kelimeler: Lomber disk hernisi, paravertebral kaslar, Pfirrmann sınıflandırması, Goutallier sınıflandırması

HernilerKas atrofisiKas atrofisi-spinal+4
Ömer Can Kızılay
Aydın Adnan Menderes University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Lomber dejeneratif disk hastalarının prevelans ve risk faktörlerinin retrospektif olarak değerlendirilmesi

Dejeneratif omurga hastalıklarına bağlı bel ağrısı toplumun önemli sağlık sorunlarından birisidir. Lomber omurganın dejeneratif hastalığı, dünyadaki önemli bir iş gücü kaybı nedenidir; spondilolistezis, disk dejenerasyonu ve lomber spinal stenoz gibi hastalıkları kapsar. Alt ekstremite ağrısı, halsizlik ve değişen şiddette bel ağrısı gibi klinik semptomlarla ilişkili olarak, lomber dejeneratif omurga hastalığı yaşam kalitesinde bir azalmaya yol açmaktadır. Dejeneratif disk hastalığı için gösterilen coğrafi eşitsizlikler, sosyoekonomik durum ve tıbbi bakıma erişimdeki eşitsizliklerle ilişkilendirilebilir. Disk dejenerasyonu, artan hasta yaşı ile doğrudan ilişkilidir. Erkeklerin bu dejenerasyona kadınlardan neredeyse on yıl önce başladıkları düşünüldüğünde, disk dejenerasyonunun kadınlara olan etkilerinin daha fazla olması ilginçtir. Manyetik Rezonans Görüntüleme, dejeneratif disk hastalığının değerlendirilmesi için hassas bir görüntüleme çalışmasıdır. Bu çalışmada Eylül 2019-Eylül 2020 tarihleri arasında 1 yıllık sürede polikliniğe bel ağrısı şikayeti ile başvuran hastaların verilerinin istatistiksel analizi SPSS 24 (SPSS Inc., Chicago, IL, USA) istatistik programı ile yapıldı. Çalışmada yer alan değişkenler nitel olduğundan bu değişkenlerin birbiri ile ilişkisi ki kare analizi uygulanarak belirlendi. Tanımlayıcı istatistikler frekans (n) ve yüzde değer (%) olarak ifade edilerek p<0,05 değerleri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Sonuçlarımız incelenen literatür ile uyumlu olarak bulundu. Sonuç olarak kadın hasta sayısı baskın izlendi. Kadın cinsiyet, kırsal yerleşim, diabet, obezite, sigara kullanımı ile cerrahi arasında anlamlı ilişki izlendi. Anahtar Kelimeler: Bel Ağrısı, Lomber Disk Hernisi, Populasyon, Prevelans

Lomber vertebraPrevalansRetrospektif çalışmalar+3
Celil Can Yalman
Muğla Sıtkı Kocman University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Dejeneratif lomber hastalıkla obezite ilişkisi

Amaç:Dejeneratif lomber hastalıklar ve obezite arasındaki ilişkiyi araştırmak için intervertebral disk dejenerasyonu ve VKİ (Vücut Kitle İndeksi) ilişkisi temelde araştırmanın konusu olarak belirlendi. Obezite vücut yağ doku kompozisyonunda değişiklik oluşturduğundan, lomber seviyede yağ doku kompozisyonu ve intervertebral disk dejenerasyonu ile VKİ ilişkisinin araştırılması amaçlandı.Obezite abdominal çap ve bel çevresi ile ilişkisi olduğundan bu parametrelerin de intervertebral disk dejenerasyonu ile ilişkisinin araştırılması amaçlandı. Aynı zamanda dejeneratif lomber hastalıklarda cerrahi tedavi ihtiyacı ile VKİ, disk dejenerasyonu ve yağ doku kompozisyonunun ilişkisinin araştırılması da amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Retrospektif olarak 225 hastanın yaş, cinsiyet, VKİ verileri ve lomber MRG (Manyetik Rezons Görüntüleme)'de Pfirrmann, Goutieller, Modic tip değişiklikler,subkutan yağ doku kalınlıkları ile anterior ve posterior epidural yağ kalınlığı, abdominal çap ve sagittal abdominal parametreleri elde edildi.176 hasta poliklinik grubunu ve 49 hasta opere grubunu oluşturdu.İstatistiksel analiz için SPSS statistics 20 kullanıldı. Bulgular:VKİ ile disk dejenerasyonu ve radyolojik yağ doku parametreleri arasında düşük düzeyde pozitif korelasyon görüldü.Disk dejenerasyonu ile radyolojik yağ doku parametrelerinin arasında kas içi infiltrasyon dereceleri için yüksek düzeyde diğerleri için ise düşük düzeyde pozitif korelasyon elde edildi. Cerrahi tedavi ihtiyacı olanların VKİ ve disk dejenerasyon şiddeti daha büyük ve anlamlı bulundu. Sonuç: VKİ artışı ile dejeneratif lomber hastalıklarda intervertebral disk dejenerasyon şiddetinde artış ve kas içi yağ infiltrasyonunda, subkutan yağ doku kalınlığında, bel çevresinde artış olabilmektedir. Dejeneratif lomber hastalıklarda intervertebral disk dejenerasyon şiddetinin artışı ile kas içi yağ infiltrasyonu, subkutan yağ doku kalınlığı ve bel çevresinin artışının birlikte olması beklenir. Bu değişimlerin yaş ve cinsiyetten bağımsız olarak ortaya çıkabileceği söylenebilir. Dejeneratif lomber hastalıklarda cerrahi tedavi yönteminin artan VKİ değerleri ile daha çok ön plana çıktığı söylenebilir. Yaklaşık olarak 27kg/m2 üstü VKİ değerlerinde cerrahi tedavi ihtiyacının olabileceği dikkate alınmalıdır. Hastalarda L4-5 ve L5-S1 intervertebral disk dejenerasyon şiddetinin arttıkça cerrahi tedavi ihtiyacının olacağı beklenmelidir. Anahtar Kelimeler: Disk dejenerasyonu, Obezite, Pfirrmann, VKİ

Lomber vertebraObeziteİntervertebral disk
Ozan Aydoğdu
Muğla Sıtkı Kocman University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Servikal progresif dejeneratif hastalıklarda kinematik

Giriş ve amaç: Tüm klinik çalışmalara ve alanda elde edilen klinik sonuçlara rağmen halen komşu segmentte süreç içerisinde gelişen dejenerasyonun omurgada başlamış dejeneratif sürecin devamı mı olduğu yoksa füzyon yapılan segmentin altındaki ve üstündeki hareket segmentlerinde arttığı düşünülen stresse mi bağlı olduğu sorularına tam olarak açıklık getirilememiştir. Servikal dejeneratif hastalığı olan olgularda uzun izlem sonucu tüm servikal omurgada ve komşu segmentlerde hareket yelpazesinde değişim oluşup oluşmadığını saptamaya çalışılarak, komşu segment hastalığının gerçekten başlamış olan dejeneratif sürecin devamı mı yoksa füzyona bağlı artmış stresse mi bağlı olduğu sorusuna açıklık getirmek hedeflenmiştir.Gereç ve yöntem: 2004- 2006 yılları arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Nöroşirurji Kliniği'nde servikal disk hernisi ve servikal spondilotik myelopati tanısı alan ve bu tanılarla opere edilmiş 23?68 yaş arası, 26 bayan, 34 erkek toplam 60 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Grup I; Servikal disk hernisi, tek aralık füzyonsuz basit diskektomi grubu, Grup II; Servikal disk hernisi, tek aralık füzyon plak vida sistem ve otogreft ile füzyon grubu, Grup III; Servikal disk hernisi, tek aralık hareketi korumak amaçlı artroplasti grubu, Grup IV; Servikal spondilotik myelopati, yan kitle vidalama ile posterior füzyon grubu, Grup V; Servikal spondilotik myelopati, laminoplasti grubu şeklinde beş grup oluşturuldu. Tüm olguların preoperatif ve postoperatif servikal omurganın standart nötr, hiperfleksiyon ve hiperekstansiyon pozisyonunda direk grafileri çekildi. Disk yüksekliği, fleksibilite, segmental açı ve segmental fleksibilite verileri karşılaştırıldı.Bulgular: Cerrahi girişim sonrası, girişim yapılan segmentin üst ve alt komşuluğundaki segmentlerin disk yüksekliği ölçümünde sadece grup II'de alt disk yüksekliği azalması istatistiksel anlamlı bulunmuştur ( p= 0.001). Fleksibilite grup IV'te istatistiksel olarak anlamlı azalmıştır (p= 0.017). Segmental açı grup II'de üst (p=0.025) ve alt (0.008) segmentlerde istatistiksel olarak anlamlı artmış, grup IV'te üst (p=0.046) ve alt (0.046) segmentlerde istatistiksel olarak anlamlı azalmıştır. Segmental fleksibilite grup II'de üst (p=0.049) ve alt (p=0.013) segmentlerde istatistiksel olarak anlamlı artmış, grup IV'te üst (p= 0.046) ve alt (p= 0.043) istatistiksel olarak anlamlı azalmıştır.Sonuç: Çalışmamızda elde edilen verilerin sonuçlarına göre dejenerasyonun normal bir süreç olduğunu ve yapılan füzyonun bu sürecin hızlanmasına katkısı olduğunu düşünmekteyiz. Yapılan bu çalışmanın bu konuda yapılacak daha ileri yeni çalışmalara katkısı olacağını düşünmekteyiz.Anahtar kelimeler:Servikal dejeneratif hastalık, servikal kinematik, komşu segment hastalığı

OmurgaSpondilolizisUterin servikal hastalıklar+2
Mehmet Akif Durak
İnönü University
2009
10
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Relationship between interleukin 1-β cytokine gene polymorphism and pain, functional status, and spinal flexibility in lumbar degenerative disc disease

This study aims to investigate the relationship between interleukin 1-β cytokine gene polymorphism and pain, functional status and spinal flexibility in LDDD. The study included 50 patients (24F,26M;39.90±8.70 years) and 44 healthy volunteers (28F,16M;37.02±9.6 years) who were diagnosed with LDDD by the Neurosurgeon. Pain levels of the patient group were evaluated with VAS and their functional status was evaluated with ODI. Spinal flexibility was evaluated with the Modified Schober method and digital inclinometer. Genotyping of IL-1 β of both groups was determined by real-time PCR. As a result of our study, no statistically significant relationship was found between the patient group and the control group in terms of genotype analysis (p = 0.734). No statistically significant relation was found with genotype analysis of the patient group in terms of pain, functional status and spinal flexibility (p> 0.05). However, according to the MRI results of the patient group, it was found that individuals carrying TT genotype had higher TDDS. Carrying the T allele increased the risk of serious TDDS 5 times (p = 0.043) (OR = 5.037; CI 95%= 0,951-26,692). At the same time, the CC genotype was observed to be more protective than transport (p = 0.029) (OR = 10; CI 95% = 0.015-0.67). It was determined that T allele increased the need for treatment. (p = 0.029); (OR = 10; 1.493-66.989). Our study results showed that the level of TDDS and IL-1 β gene polymorphism in individuals with LDDD. No significant relation was found in terms of pain, functional and spinal flexibility. Functional studies should be carried out to determine LDDD gene polymorphisms and clinical reflections, as well as case-control studies of the Turkish community with larger case series. Keywords: Cytokine gene polymorphisms, Lumbar Degenerative Disc Disease, Interleukin 1-β, Pain, Functional status, Spinal flexibility

PainFlexibilityFunctional competency+6
Dilek Ünsal
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Lomber disk hernili hastalarda endotelin-1 düzeyi ile pfirrmann gradelemesi arasındaki ilişkinin araştırılması

Bu çalışmanın amacı, serum Endotelin-1 (ET-1) düzeyi ile "intervertebral disk dejenerasyonu, lomber disk hernisi, faset eklem dejenerasyonu, vertebra end plate dejenerasyonu " patolojilerinin radyolojik ve klinik görünümleri arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Çalışmaya 18-50 yaş arası 50 hasta ve 50 sağlıklı gönüllü kontrol alındı. Hasta ve kontrol grubunun Serum Endotelin-1 düzeyleri ölçüldü. Hastaların ağrı düzeyi Vizüel Analog Skalası (VAS) ile, fonksiyonelliği Oswetry Disabilite İndeksi (ODI) ve Short Form-36 (Sf-36) ile değerlendirildi. Hastaların Lomber MRG'larında disk dejeneresyon düzeyleri (Pfirrmann), disk herniasyon düzeyleri (Macnab), faset eklem dejenerasyon düzeyleri ve end plate dejenerasyon düzeyleri (Modic) incelendi. ET-1 düzeyi hasta grubunda kontrollerden istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu (p<0.05). ET-1 düzeyi ile intervertebral disk dejenerasyon derecesi, end plate dejenerasyon derecesi, faset eklem dejenerasyon derecesi arasında pozitif korelasyon izlendi. Lomber disk hernisi gradelemesi ile ET-1 düzeyi arasında ise korelasyon izlenmedi. Bu veri bize ET-1'in herniasyon sürecinden çok dejenerasyon süreciyle ilişkili olduğunu gösterdi. Radyolojik olarak da disk, faset ve end plate dejenerasyon dereceleri birbirleriyle korele bulunurken herni gradelemesiyle korele olmadıkları görüldü. Nörolojik defisiti olan ve olmayan hastalar arasında ET-1 düzeyleri arasında anlamlı fark gözlenmedi. Ayrıca VAS skoru, ODİ ve SF36 alt parametreleriyle ET-1 arasında da korelasyon izlenmedi. Bu bulgular bize serum ET-1düzeyinin klinik bulgular ve fonksiyonellikle ilişkili olmadığını düşündürdü. Çalışmamızdaki veriler ışığında ET-1'in bel ağrısı oluşturan mekanizmalarla yakından ilişkili olduğu söylenebilir. Verilerimiz disk dejenerasyon etyopatogenizinin aydınlanmasına katkıda bulunabilir. Çalışmamızda klinik bulgular ve fonksiyonellikle ET-1 arasında korelasyon izlenmemiş olması klinik parametrelerin değerlendirilmesinde ET-1'in bir belirteç olarak kullanılamayacağını gösterebilir. Anahtar Kelimeler: LDH, Endotelin-1, Pfirrmann, Macnab, Modic

EndotelinlerHernilerİntervertebral disk+1
Emine Yıldırım Uslu
Fırat University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Lomber disk hernioplasti vakalarında erektör spina plan bloğu uygulama zamanının postoperatif anksiyete ve derlenme üzerine etkisi

Amaç: Genel anestezinin ve rejyonal anestezinin, hasta anksiyetesi üzerine etkisini karşılaştıran birçok çalışma vardır. Rejyonal anestezi uygulamalarında, genel anestezi uygulamalarına göre anksiyetenin yükseldiği gözlenmiştir. Periferik blok girişimlerini ise genellikle motor blokaj ve lokal anestezik (LA) toksisitesi gibi komplikasyonları belirleyebilmek için preoperatif uyanık olarak uygulamak tercih edilmektedir. Bazı klinisyenler ise stimülator kullanarak periferik blokları genel anestezi verdikten sonra uygulamayı tercih etmektedir. Periferik blok girişimini, preoperatif uyanık veya indüksiyon sonrası uygulamanın anksiyete ve derlenme kalitesini etkileyip etkilemediğine dair bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çalışmada, elektif lomber disk hernioplasti operasyonu yapılacak hastalarda, preoperatif uyanık veya indüksiyon sonrası uygulanan erektor spina plan bloğunun anksiyete, derlenme ve memnuniyet üzerine etkisini karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Prospektif, randomize kontrollü, tek kör olarak tasarlanmış çalışmaya elektif tek seviye lomber disk hernioplasti operasyonu planlanan 18-65 yaş arası, ASA I-II-III, 100 hasta dahil edildi. Preoperatif tüm hastaların demografik bilgileri kaydedilerek, anksiyeteyi değerlendiren STAI-I, STAI-II ve derlenme kalitesini değerlendiren QoR-40 anketleri uygulandı. Çalışmaya dahil edilen hastalar iki gruba ayrıldı: Grup P hastalara preoperatif ünitede bilateral erektör spina plan bloğu, Grup I hastalara ise anestezi indüksiyonu sonrası prone pozisyon verildikten sonra operasyon seviyesinden bilateral ESP blok uygulandı. Postoperatif 1, 4, 24. saatte ağrı durumu NRS skoru ile sorgulanarak, 4. saatte STAI-I ile anksiyete ve 24. saatte QoR-40 anketi uygulanarak derlenme kaydedildi. Bulgular: Gruplar arasında yapılan karşılaştırmalarda; duygusal durum postoperatif değeri yönünden gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu (p<0,05) Grup I hastaların değerinin daha yüksek olduğu; fiziksel konfor, fiziksel bağımsızlık, hasta desteği ve ağrı alt boyutlarında hem preoperatif hem de postoperatif anlamlı bir fark olmadığı (p>0,05) bulunmuştur. Sonuç: Postoperatif ağrı amaçlı uygulanan erektör spina plan bloğu uygulama zamanındaki farklılıklar postoperatif derlenme üzerine etkilidir. İntraoperatif uygulanan blok (Grup I) her ne kadar anksiyeteyi direk etkilemese de derlenme skoruna ve postoperatif derlenme parametrelerinden olan duygusal durum üzerine olumlu katkı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, Derlenme Kalitesi Skoru (QoR-40), Erektör Spina Plan Bloğu (ESP Blok)

AnesteziAnestezi ve analjeziAnesteziden ayılma dönemi+7
Lütfiye Fulya Eser Çelik
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Servikal disk bozukluklarında denge eğitiminin postüral kontrol, düşme korkusu ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin araştırılması

Çalışmamız servikal disk bozukluğu tanısı almış hastalarda lokal boyun tedavisine eklenecek denge eğitiminin postüral kontrol, düşme korkusu ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirildi. Servikal disk bozukluğu olan 30 birey rastgele esasına göre iki gruba ayırıldı. Kontrol grubuna hotpack, enterferansiyel akım, miyofasiyel gevşetme, servikal dinamik izometrik egzersiz tedavileri uygulandı. Çalışma grubuna ise bu tedavilere ek olarak görsel geribildirim tekniği ile kuvvet platformu üzerinde denge eğitimi verildi. Hastalar 6 hafta boyunca, haftada 3 günlük bir tedavi programı ile takip edildi. Hastalarda ağrı VAS; düşme korkusu ABC ölçeği; statik denge CoP testi; dinamik denge LoS, YGDT ve FUT; yaşam kalitesi ise NSP ile değerlendirildi. Çalışma sonunda her iki grupta da hastaların ağrıları anlamlı ölçüde azaldı (p<0,05). Çalışma grubu hastalarının tedavi sonrası statik denge değerleri (CoP-GA ve CoP GK) anlamlı düzeyde iyileşirken (p<0,05); kontrol grubunda tedavi öncesine göre fark bulunamadı (p>0,05). LoS testi sonucunun iyileşme düzeyi kontrol grubunda anlamlı düzeye ulaşmazken (p>0,05); çalışma grubunda anlamlı derecede arttı (p<0,05). FUT değerleri her iki grupta da anlamlı düzeyde artış gösterdi (p<0,05). Her iki grubun yaşam kalitesi değerlerinin değişimleri benzer iken (p>0,05); denge eğitimi grubundaki hastaların düşme korkuları (ABC ölçeği) belirgin derece azaldı (p<0,05). YGDT'nin sağ posteromedial, sol anterior ve sol posterolateral yönlerinde her iki grupta da anlamlı iyileşmeler bulunurken; sağ anterior, sağ posterolateral ve sol posteromedial yönlerinde sadece çalışma grubunun sonuçlarında anlamlı artışlar elde edildi (p<0,05). Çalışmamızın sonuçları servikal disk bozuklukları tedavi protokolüne ilave edilecek denge eğitiminin düşme korkusunun azaltılması ve postüral kontrolün arttırılmasında olumlu sonuçlar oluşturabileceğini ortaya koydu. Kliniklerde boyun hastalarının tedavileri ile ilgilenen klinisyenlere kronik boyun ağrısı olan hastaların tedavisinde denge eğitimini de dikkate almaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Boyun ağrısı, denge, düşme korkusu

Boyun ağrısıDengeDüşme kazaları+6
Mustafa Ertuğrul Yaşa
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lomber disk hernisi ameliyatı geçiren hastaların ameliyat sonrası erken dönemde yaşadıkları ağrı deneyimi ve ağrı yönetiminden duydukları memnuniyetin belirlenmesi

Çalışma LDH ameliyatı olan hastaların ameliyat sonrası erken dönemde yaşadıkları ağrı deneyimini, kullanılan analjeziklerin hastaların ağrı şiddetini azaltmaya olan etkisinin incelenmesi ve hastaların uygulanan ağrı yönetiminden duydukları memnuniyetin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Çalışmanın evrenini 2016 yılı içinde Sağlık Bilimleri Üniversitesi Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nilüfer Ek Binası Cerrahi kliniğinde Lomber Disk Hernisi (LDH) ameliyatı geçiren hastalar oluşturdu. Araştırmanın örneklemini ise 8 Mayıs-8 Kasım 2017 tarihleri arasında ameliyat olan, araştırmaya katılmayı kabul eden, örnekleme dahil edilme kriterlerine uyan ve ameliyat sonrası dönemde en az 24 saat klinikte yatan hastalar oluşturmuştur. Çalışmanın verileri, bilgi toplama formu, Ameliyat Sonrası Ağrının Giderilmesinde Hastaya Verilen Bakım Kalitesinin Değerlendirilmesi Ölçeği ve Hasta İzlem Formu kullanılarak toplandı. Araştırma verilerinin toplanmasında yüz yüze görüşme tekniği kullanılmıştır. İstatistiksel analizlerde; gruplararası farklılıkları değerlendirmek için Sample t testi, Anova, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, Friedman testi uygulandı. İlişkileri belirlemek için Pearson korelasyon katsayısı analizi kullanıldı. Hastaların ameliyat sonrası ağrının giderilmesinde hastaya verilen bakım kalitesinin değerlendirilmesi ölçeği genel puan ortalaması 51,44±6,61 (14-70), ağrı yönetiminden duydukları memnuniyet puan ortalaması ise 8,33±1,62 (0-10) olarak bulundu. Sonuç olarak; LDH ameliyatı geçiren hastaların ameliyat sonrası ağrının giderilmesinden memnun olduğu belirlendi. Anahtar Sözcükler: LDH ameliyatı, ağrı deneyimi, ağrı yönetimi, hemşirelik bakımı memnuniy

AğrıAğrı-postoperatifCerrahi+7
Tuğba Sınmaz
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Floroskopi eşliğinde perkutan lazer disk dekompresyonu uyguladığımız lomber disk herniasyonu bulunan hastaların tedavi sonuçları

Bu çalışmada Lomber disk hernisi nedeniyle 2011 ve 2013 yılları arasında peruktan lazer disk dekompresyonu (PLDD) ile tedavi ettiğimiz 27 hastanın hasta bilgileri ve kontrol vizitlerindeki bulgular geriye dönük olarak değerlendirdik. Çalışma kapsamına alınan hastaların 17'si kadın (%62,97), 10 tanesi erkekti (%32,03) Hastaların yaş ortalaması 44.33 (25-62) olarak tespit edildi. Çalışmaya polikliniğe başvuran lomber disk hernili hastalardan PLDD uygulananlar dahil edildi. Hastaların tamamına lokal anestezi uygulanarak işlem yapıldı ve postoperatif dönemde komplikasyona rastlanmadı. Hastaların ameliyat sonrası 1, 3, 6 ve 12. ay takiplerindeki ağrı dereceleri Visual Analog Skala (VAS) ile fonksiyonel durumları ise Modifiye Macnab kriterleri ile değerlendirildi. Hastaların %81'inde Macnab kriterlerine göre mükemmel ve iyi sonuç elde edildi. Ayrıca hastaların %73'ünde VAS değerlendirme sonucu 0–2 aralığında tespit edildi. Bulgularımıza göre PLDD, kolay uygulanabilir, komplikasyon riski çok düşük ve başarı oranı yüksek olan etkin bir tedavi yöntemidir. Anahtar Kelimeler: Lomber Disk Hernisi, Perkütan Lazer Disk Dekompresyonu, Modifiye Macnab Kriterleri, VAS (Visual Analog Skala).

FloroskopiLazerlerTedavi+2
Uğur Pamukçu
Gaziantep University
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lomber bölge disk herniasyonlarında alet yardımlı yumuşak doku mobilizasyonunun etkiniği

Bu çalışma lomber bölge disk herniasyonu olan hastalarda alet yardımlı yumuşak doku mobilizasyonunun etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya 30-65 yaş aralığında 60 lomber disk herniasyon tanılı hasta dahil edildi. Hastalar değerlendirme sonrasında kapalı zarf yöntemiyle randömize edilerek deney (n=30) ve kontrol (n=30) grubuna ayrıldı. Her iki grubuda 4 hafta (20 seans) sıcak paket (hotpack), konvansiyonel transkutanöz elektriksel sinir stimülasyonu (TENS), terapotik ultrason uygulamalarıyla birlikte bel egzersizlerinden oluşan geleneksel fizik tedavi programı uygulandı. Deney grubuna bu programa ek olarak Alet Yardımlı Yumuşak Doku Mobilizasyonu (IASTM) haftada 3 kere 1 gün arayla toplamda 12 seans uygulandı. Bu teknik, farklı ebatlarda ve şekillerde paslanmaz çelik alet kullanılarak gerçekleştirilirdi. IASTM tedavisi aletle 45 ° açıyla her teknik (SWEEP-FAN- BRUSH-SWEEP ) 8-10 tekrarlı olmak üzere ilicostalis lumborum, priformis, gluteus medius, erektör spinalar, quadratus lumborum kaslarına, yüzeyel ve derin fasyaya uygulandı. Tedavi başlangıcında ve 4. haftanın sonunda hastaların depresyon düzeyleri Beck Depresyon Ölçeği ile ağrı şiddetleri VAS ağrı skalası ile fonksiyonel durumları Oswestry Skalası ile yaşam kalitesi Kısa Form-36 (SF-36) ile ve normal eklem hareket açıklığı gonyometre ile değerlendirildi. Elde edilen sonuçlar SPSS v.20 programı kullanılarak analiz edildi. Tüm yapılan analizlerde anlamlılık oranı p<0.05 kabul edildi. Dört haftalık tedavi programı sonunda her iki gruptada VAS ağrı şiddetinde, normal eklem hareketlerinde (fleksiyon, ekstansiyon, sağ-sol lateral fleksiyon, rotasyon) anlamlı oranda gelişmeler bulundu (p<0,05). Oswestry ve Beck Depresyon ölçeği skorlarında kontrol grubuna kıyasla sadece deney grubunda anlamlı gelişmeler görüldü (p<0,05). Gruplar arası karşılaştırmada VAS ağrı, normal eklem hareketi ve Oswestry ölçeğinde anlamlı fark görülürken SF-36 ve Beck Depresyon ölçeği anketinde anlamlı fark bulunmadı. Çalışmanın sonucunda lomber disk herniasyonlu hastalarda geleneksel fizyoterapi programına göre IASTM' in normal eklem hareket açıklığı ve fonksiyonellik üzerinde daha etkili bir yöntem olduğu, fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulamalarında uygun hastalarda alternatif bir yöntem olarak uygulanabileceği sonucuna varılmıştır.

AğrıDepresyonFizik tedavi+5
Ali Yıldırım
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Servikal disk hernisine bağlı akut boyun ağrısında düşük doz lazer tedavisinin etkinliği

Servikal Disk Hernisine Bağlı Akut Boyun Ağrısında Düşük Doz Lazer Tedavisinin Etkinliği Amaç: Bu çalışmada amaç, servikal disk hernisine bağlı akut boyun ağrısında düşük doz lazer tedavisinin etkinliğini araştırmaktı. Dizayn: Çift kör, randomize, plasebo kontrollü çalışma. Gereç ve Yöntem: Mart 2012-Mayıs 2013 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Balcalı Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniğine boyun ve/veya tek taraflı üst ekstremite ağrısıyla başvuran 230 hasta değerlendirildi. Kriterleri karşılayan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 60 hasta 2 gruba ayrıldı. ?. gruba (n:30) DDLT, ?. gruba (n:30) sham lazer tedavisi haftada 5 gün, 3 hafta süreyle toplam 15 seans uygulandı. DDLT 904 nm dalga boyunda GaAs lazer cihazı ile transforaminal olarak 6 noktaya, her bir noktaya 120 sn süreyle, 2 J/cm² yoğunlukta, total doz 12 J, prob ciltle sabit temasta tutularak uygulandı. Hastalar tedavi öncesi ve 3 haftalık tedavi sonrasında değerlendirildi. Hastalarda vizüel analog skala (VAS) ile ağrı şiddeti, Boyun Ağrı ve Özür Skalası (Neck Pain and Disability Scale) ve yaşam kalitesi değerlendirildi. Bulgular: Gruplar arasında tedavi sonrasında boyun, kol ve gece ağrısı şiddeti, NPDS ve SF-36 skorlarında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Sonuç: DDLT kısa vadede disk hernisine bağlı akut boyun ağrısında plaseboya üstün değildir. Anahtar Sözcükler: Düşük Doz Lazer Tedavisi (DDLT), akut boyun ağrısı, servikal disk hernisi

AğrıBoyunLazer tedavisi+3
Hazan Şahan Buko
Çukurova University
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Comparison of high-intensity laser and low-intensity laser therapy in patients with lumbar disc herniation

Introduction: Lumbar Disc Herniation (LDH) is a fragment of the disc nucleus that is pushed out of the annulus, into the spinal canal through a tear or rupture in the annulus. The disc presses on spinal nerves, often producing pain, It is the lumbar region of the spine that often suffers from herniated discs. Nearly all herniated lumbar discs occur between the fourth and fifth lumbar vertebrae (L4-L5) or (L5-S1). One of the most common reasons for back discomfort and even sciatica is a lumbar disc herniation. Objective: In order to better understand how effective high-intensity therapy and low-level laser therapy are for persons suffering from a herniated lumbar disc, this study compares the two treatment modalities. However, there is a lack of evaluation in previous studies. Methods: In Iraq's Al-Diwaniyah Governorate, this study was carried out at Al-Diwaniyah Teaching Hospital and Al-Hamza General Hospital. Sixty patients with Magnetic Resonance Imaging confirmed lumbar disc herniation, computed tomography (36 males and 24 females) aged between (18-65y) participated. The subjects randomly assigned to participate in one of three treatment groups: high-intensity laser therapy (1064 nm, 7 w), low-level laser therapy (904 nm, 500 mw ), or a placebo laser with exercise 10 sessions total. The visual analogue scale (VAS), the Oswestry Disability Index (ODI), the Roland-Morris Disability (RMD), and the Schober's test used for evaluation the efficacy of therapy. Both pre- and post-irradiation measurements were taken. Results: According to the statistical analysis, it was found that there was a significant improvement in the group treated with HILT in the outcome measures ( VAS at rest p=0.004, VAS at activity p=0.010, ODI p=0.021, RMD p=0.036 ). As for the group that was treated with LLLT, we did not find significant differences in some parameters. Conclusion: The HILT group showed better improvement in all parameters than the LLLT group, specifically in controlling pain and returning to normal life faster. Keywords: HILT, Lumbar Disc Herniation, Low Back Pain, VAS.

Physical therapyPhysical therapy modalitiesHernia+5
Shahad Razzaq Jawad Alkurdı
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Servikal omurga dizilimi ile spinal dejenerasyon ilişkisi

Amaç:Servikal sagital dizilimin değerlendirilmesinde hangi parametrelerin klinik önemli olduğu bilinmemektedir. Bu çalışmanın amacı servikal omurga dizilimi ile spinal dejenerasyon arasındaki ilişkiyi araştırmak ve olası neden sonuç bağlantısını ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem:Hastane radyoloji veritabanında 2014-2019 yılları arasında eşzamanlı servikal grafi ve manyetik rezonans görüntülemesi (MRG) olan hastalar tarandı. Omurgayı etkileyen travma/ cerrahi, malignite, enfeksiyon, inflamatuar hastalık ve konjenital anomalisi olanlar veya yetersiz çekim yapılmış olan hastalar çalışma dışı tutuldu. Grafilerde; servikal lordoz açısı (SLA), sagital vertikal aks (SVA), torakal 1 eğim açısı (T1EA), torasik giriş açısı (TGA), boyun, servikal ve kranial tilt ölçümleri yapıldı. MRG sagital kesitlerinde 6 servikal segmentte intervertebral disk dejenerasyonu değerlendirildi ve protrüzyon miktarları ölçüldü. Hastalar disk dejenerasyon seviyelerine göre iki gruba ayrıldılar ve Pfirmann sınıflamasında herhangi bir seyiyede Evre IV veya V dejenerasyonu olanlar ileri dejenerasyon kabul edildi (Grup 2). Bulgular:Taranan 745 hastadan, 45,05±11,8 (18-65) yaş ortalamasına sahip 212 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların %52,8'i Grup 2'de yer almaktaydı. SL, T1EA, boyun tilti, servikal tilt, kranial tilt açılarında her iki grupta farklılık saptanmazken, Grup 2'de SVA ve TGA anlamlı şekilde yüksekti (p<0,05 ve p<0,01). En fazla protrüzyon C5-C6 düzeyinde ve 40 yaş üzeri kişilerdeydi. TGA yaş ile zayıf koreleydi (r=0,394) ve ileri evre disk dejenerasyonunu öngörmede kesim değeri 68,2° idi. Sonuç:Servikal dejenerasyon gelişmesinde SL'den daha çok SVA ve TGA değişiklikleri anlamlı bulunmuştur.

OmurgaServikal vertebraSpinal hastalıklar+1
Ali Kıvrak
Çukurova University
2020
00

İlgili konular