Teşhis testleri

157 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi merkez laboratuvarında biyokimya parametrelerinde onay destek sisteminin kurulumu ve geliştirilmesi

Amaç: Onay destek sistemleri (ODS), laboratuvar test sonuçlarının belirlenen kriterler ölçüsünde değerlendirilmesi ve onaylanması için algoritmaları kullanan postanalitik bir süreç iyileştirme aracıdır. Çalışmamızda Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi, Merkez Laboratuvarında klinik biyokimya testleri için ara yazılım (LIOS) aracılığıyla ODS kurulumu, algoritmaların geliştirilmesi ve yazılımın değerlendirilerek ODS etkinliğinin arttırılması amaçlanmıştır. Yöntem: ODS algoritmaları tasarlanırken ara yazılım aracılığıyla 30 biyokimya testi için değerlendirme kriterleri tanımlanarak onay akış şeması oluşturuldu. Kuralların belirlendiği gibi çalıştığını doğrulamak amacıyla simülatör programda özel olarak üretilmiş 720 hasta sonucu ile kurallar test edilerek beklenen onay durumları elde edildi. Gerçek hasta verileri ile sistem değerlendirmesi için 01.06.2019-31.05.2020 tarihleri arasında çalışılan 194,520 rapor ve 2,025,948 test değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda test sonuçlarının %77.11-85.03'ü ODS ile onaylandı. Onaylanmayan testlerin en sık onaylanmama nedeninin %40.78 ile onay aralık kontrolü en az %0.09 anlamsız test sonucu olduğu görüldü. Manuel onay ile ODS değerlendirmeleri 7 farklı kullanıcı ve 328 rapor ile karşılaştırıldığında uyum oranları %79.27-88.11 arasında, κ katsayıları ise 0.387-0.629 arasındadır (p <0.001). Sonuç: Tasarladığımız algoritma modeli, klinik biyokimya testlerinde yüksek oranda otomatik onay yapılabileceğini göstererek manuel onaylanan test sonuçlarının sayısını önemli ölçüde azaltmıştır. Uyguladığımız ODS algoritmalarının, analitik ve preanalitik hata tespiti ile test sonuçlarının daha tutarlı bir şekilde gözden geçirilmesini sağladığı düşüncesindeyiz. Anahtar Kelimeler: onay destek sistemleri, biyokimya, klinik laboratuvar

AlgoritmalarBiyokimyaBiyokimyasal özellikler+6
Bahar Ünlü Gül
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kapsamlı afazi testinin (CAT-TR) türkçeye uyarlanması: imgelem, tanıdıklık, edinim yaşı ve adlandırma uyumu çalışmaları

Alanyazında mevcut olan afazi bataryalarının değerlendirme işlevini tam olarak yerine getirip getiremediği endişesi, beyin hasarlarının iletişime ve dil işlevlerine etkisini araştıran diğer ölçüm araçlarının geliştirilmesi ve kullanılması ihtiyacını doğurmuştur. Bunun sonucunda ülkeler arasında paylaşımı öngörülen tek tip bir değerlendirme aracı olarak seçilmede CAT (Comprehensive Aphasia Test) öne çıkmıştır. CAT'in Dil Bataryası Bölümünde yer alan sözcükleri imgelem, tanıdıklık, edinim yaşı ve adlandırma uyumu yordayıcılarına göre belirlemeyi amaçlayan bu çalışmada 71 katılımcı 236 sözcüğün imgelem, tanıdıklık ve edinim yaşı değerlendirmesinde, 40 katılımcı da 244 resmin adlandırma uyumu değerlendirmesinde yer almıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda sözcüklerin imgelem, tanıdıklık, edinim yaşı ve adlandırma uyumu (yüzde ve H istatistik) değerleri belirlenmiş ve söz konusu değişkenler arasındaki korelasyonlar Spearman's rho testiyle analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda imgelem değeri arttıkça tanıdıklık değerinin de arttığı; edinim yaşı değeri arttıkça imgelem ve tanıdıklık değerlerinin azaldığı gözlenmiştir. Buna göre erken edinilen sözcüklerin geç edinilen sözcüklere oranla zihinde daha kolay imaj yarattığını ve daha tanıdık olduğunu söylemek mümkündür. Adlandırma uyumu (%) değeri arttıkça imgelem değerinin de arttığı; ancak edinim yaşı değerinin azaldığı tespit edilmiştir. Buna göre zihinde daha kolay imaj yaratan ve daha tanıdık olan sözcüklere ait resimlerin adlandırılmasında katılımcılar arasındaki adlandırma uyumu, diğerlerine oranla daha yüksektir. Söz konusu resimlere ait sözcüklerin daha erken yaşlarda edinildiği düşünülmektedir. Adlandırma uyumu hesaplamaları (yüzde ve H istatistik) arasında ise negatif korelasyon gözlenmiştir; katılımcılar arası adlandırma uyumu yüzdesi arttıkça H değeri düşmektedir. Ancak sözü edilen uyumun gözlenmediği sözcükler de mevcuttur. Anahtar Sözcükler: CAT, İmgelem, Tanıdıklık, Edinim yaşı ve Adlandırma uyumu (%), Adlandırma uyumu (H istatistik).

AfaziDil edinimiKonuşma bozuklukları+3
Semra Selvi
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

7-12 yaşları arasında kekeme olan ve olmayan çocukların diadokokinetik performanslarının karşılaştırılması

Oral motor becerileri değerlendirmek, buna uygun teşhis koymak ve uygun müdahale planları geliştirmek önemlidir. Diadokokinezi(DDK)oral motor becerileri değerlendirmede kullanılan ölçümlerden birisidir. Diadokokinetik(DDK) analiz konuşma üretimindeki hız, doğruluk ve devamlılık ölçütlerini tek heceli /pɅ/, /tɅ/, /kɅ/ veya çok heceli /pɅtɅ/ ve /pɅtɅkɅ/ dizilimlerinde inceler. Bu çalışmada 7-12 yaşları arasında kekeme olan ve olmayan çocukların diadokokinetik performanslarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Katılımcılar her yaş grubundan kekeme olan ve olmayan kız ve erkeklerden oluşturulmuş ve diadokokinetik ölçümlerden elde ediilen veriler ve tipik gelişen çocuklardaki verilerle karşışlaştırılmıştır. Çalışma sonunda kekeme olan çocuklarla olmayan çocukların diadokokinetik verileri yaşa, cinsiyete ve kekeme olup olmamalarına göre analiz edilmiştir. Analiz sonucunda kekemelik durumuna yönelik /pɅ/ ve /kɅ/ hecesinde kekme olmayanların lehine anlamlı farklılıkların olduğu, cinsiyetler arası farklılıkta ise /kɅ/ hecesinde kız çocukların lehine anlamlı farklılık olduğu bulunmuştur. Ayrıca /pɅ/ hecesi için 10-12 yaş grubu lehine anlamlılık görülmüştür.

KekemelikKonuşmaKonuşma bozuklukları+4
Betül Çifçi
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Afazili olan ve olmayan yetişkinlerin bilişsel becerilerinin kapsamlı afazi testi bilişsel tarama bölümü uyarlaması kullanılarak değerlendirilmesi

Dil ve bilişin birbirini ne yönde etkilediği ve afazili bireyler için bilişsel becerilerin ne derece ve neye bağlı olarak etkilendiği uzun yıllar tartışılan bir konudur. Afazili bireylere yönelik hazırlanan nöropsikolojik testler ve bilişsel taramalar ise oldukça sınırlıdır ve içerikleri hakkında ortak bir görüşe varılamamaktadır. Bu çalışma, "Dil ve Biliş" ilişkisini irdeleyen alanyazına Türkçe konuşan afazili ve sağlıklı bireylerin bilişsel becerilerinin betimsel ve karşılaştırmalı analiz sonuçları ile katkı sağlamayı ve uyarlama sürecinde olan Kapsamlı Afazi Testinin Bilişsel Tarama Bölümünün kullanışlılığını görmek açısından bir ön çalışma sunmayı amaçlamaktadır. Eskişehir'de yaşayan, yaşları 21 ile 76 arasında değişen 14 afazili ve 14 sağlıklı bireyin değişen bilişsel becerileri ve Bilişsel Tarama Testinin bu değişkenlere ne kadar hassas olduğu incelenmiştir. Afazili bireyler afazi şiddetlerine göre Birincil, İkincil ve Yürütücü İşlevsel Bozukluk olmak üzere üç gruba (Ardila'nın sınıflandırması) ayrılmıştır. Afazili grup için en başarılı alanların motor planlama ve sözel üretim gerektirmeyen Semantik Bellek ve Tanıma Belleği alt testleri olduğu görülmüştür. Bilişsel Tarama bölümünde alınan puanlar ile bireylerin önceki dil değerlendirmesi (ADD) sonuçlarının anlamlı derecede ilişkili olması linguistik beceriler ile bilişsel beceriler arasında bir ilişki olduğunu göstermiştir. Afazili bireylerin korunan/hasarlanan dil becerileri bilişsel performansı etkilerken; ortak lokalizasyona bağlı olarak etkilenen dikkat, yürütücü işlevler, bellek gibi bilişsel becerilerin de linguistik yetiyi etkilediği düşünülmektedir. Dilin yalın bir olgu olmadığı ve aynı zamanda bilişin beş alt unsurundan biri olarak bütünden ayrılamayacağı düşüncesi desteklenmektedir ve bir dil değerlendirmesi öncesi ilişkili bilişsel becerilerin değerlendirilmesi sağlıklı bir müdahale ortamının temelini oluşturabilir. Bilişsel becerilerin kısa sürede mümkün olan en faydalı şekilde değerlendirilmesi için KAT, hem klinisyenler hem de afazili bireyler için kullanışlı bir tarama testi sunmaktadır.

AfaziBilişBiliş bozuklukları+4
Suzan Dilara Tokaç
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Birinci basamak hekimlerinin diabetes mellitus hastalığında akılcı tetkik isteme ve güncel tedavi kılavuzlarını takip etme konularındaki tutumları

Birinci Basamak Hekimlerinin Diabetes Mellitus Hastalığında Akılcı Tetkik İsteme Ve Güncel Tedavi Kılavuzlarını Takip Etme Konularındaki Tutumları Amaç: Ülkemizde ve dünyada en sık görülen kronik hastalıklardan biri olan diabetes mellitus ile ilgili daha sıkı bir mücadele yürütülmesi komplikasyonları azaltacaktır. Bunlara ek olarak ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarının iş yükü azaltılabilecektir.Bu çalışmada amaç birinci basamakta çalışan hekimlerin diabetes mellitus hastalığının tanı, tedavi ve takibinde akılcı tetkik isteme ve güncel tedavi kılavuzları takip etme konularındaki tutumlarını belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 1 Haziran 2018 – 01 Aralık 2018 arasında Çorum ili merkez sınırları içerisinde yer alan 32 adet Aile Sağlığı Merkezi (ASM) ve Çorum'a bağlı 13 tane ilçede 43 adet ASM'de görev yapmakta olan hekimlerin katılımıyla yürütülmüştür. Bu çalışma kesitsel tipte bir çalışma olup, 78'i erkek (%75,7), 25'i kadın (%24,3) toplam 103 hekim ile yüz yüze görüşülmüş hekimlerin bazı tanımlayıcı özelliklerine göre oluşturulan gruplar arasında "diabetes mellitus (DM) tanı ve takibindeki bilgi ve tutumlarının değerlendirildiği anketten" aldıkları alt bölüm ve total puanlar karşılaştırılmıştır. Bulgular: Bu çalışmaya katılan hekimlerin %90,3'ü aile hekimi, %9.7'si aile hekimliği uzmanıdır. Çalışmaya katılan hekimlerin yaşa göre dağılımları incelendiğinde %52'sinin 40-49 yaş arasında, %24'ünün 30-39 yaş arasında olduğu gözlenmiştir. Katılımcıların tüm bölümlere ve alt bölümlere verdiği doğru cevaplar üzerinde yapılan karşılaştırmalar sonucunda kadın aile hekimlerinin total verdiği cevap sayısı ve puanı (p=0,008), aile hekimliği uzmanlarının tanı kriterlerini bilme puanları (p=0,019), güncel DM rehberlerini takip eden hekimlerin güncel rehber dışındakileri takip edenlere oranla tanı kriterlerini bilme puanları (p=0,001), HbA1c takibi puanları (p=0,045) ve toplam puanları (p=0,005) anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Sonuç: Dünyada en sık görülen kronik hastalıklardan biri olan DM'de aile hekimlerinin tutum ve bilgi düzeyleri artırılmalıdır. Mezuniyet sonrası hizmet içi eğitimler verilerek güncel rehberlerin hekimlerle paylaşılması DM hastalığı ve komplikasyonları ile ilgili daha etkili bir mücadele sürdürülmesini sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Diabetes Mellitus, Aile Hekimliği, Farkındalık

Aile hekimliğiBirinci basamak sağlık hizmetleriDiabetes insipidus+6
Ömür Görgülü
Hitit University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bursa Uludağ Üniversitesi Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarında çalışılan rotavirüs ve adenovirüs antijen testi sonuçlarının incelenmesi ve COVID-19 pandemi önlemlerinin etkisinin retrospektif olarak araştırılması

Viral gastroenteritler tüm dünyada önemli morbidite ve mortalite nedenidirler ve çevresel koşullardan etkilenebilirler. Rotavirüs ve adenovirüs başlıca viral gastroenterit nedenlerindendir. Bu çalışmada Bursa Uludağ Üniversitesi Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarı'nda çalışılan rotavirüs ve adenovirüs antijen testi sonuçlarının incelenmesi ve COVID-19 pandemisi döneminde bu patojenlerin değişiminin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Mart 2018-Şubat 2022 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Hastanesi'nin çeşitli bölümlerine başvuran ve gastroenterit ön tanısı ile Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarı'na gönderilerek rotavirüs ve adenovirüs antijen testi uygulanan 9831 dışkı örneğinin sonuçları incelendi. Antijenlerin tespiti için immünokromatografik yöntemle çalışan Acro Rapid test (Acro Biotech, ABD) kullanıldı. Çalışmaya dahil edilen hastaların demografik, klinik özellikleri ve dışkı örneklerine uygulanan diğer testlerin sonuçları elektronik hasta dosyalarından retrospektif olarak elde edildi. Veriler COVID-19 pandemisi öncesinde ve pandemi döneminde olmak üzere iki ayrı gruba ayrılarak karşılaştırıldı. COVID-19 pandemisi öncesinde rotavirüs pozitifliği %10,4, adenovirüs pozitifliği ise %7,5 idi. Pandemi döneminde ise hem rotavirüs pozitifliği (%5,1) hem de adenovirüs pozitifliği (%3,5) anlamlı olarak azalmıştı (p=0,001). Örneklerin %3,2'sinde rotavirüs ve adenovirüs birlikte saptandı. Rotavirüs ve adenovirüs pozitif hastaların cinsiyet, yaş, direkt mikroskobik inceleme bulguları benzerdi. Yaş gruplarına göre pozitiflik oranlarının değişmediği görüldü. Rotavirüs pozitifliği en yüksek ilkbahar ve kış aylarında iken (p=0,005); adenovirüs pozitifliği ilkbahar ve yaz aylarında daha yüksekti ancak mevsimsel dağılım açısından anlamlı farklılık saptanmadı (p=0,167). Bu çalışmada COVID-19 salgınıyla mücadele kapsamında uygulanan toplumsal önlemlerin ve değişen davranış modellerinin rotavirüs ve adenovirüs gastroenteritlerinin azalmasını sağladığı tespit edilmiştir. Temizlik ve izolasyon önlemlerinin viral gastroenteritlerin sıklığını önemli ölçüde azalttığı açıkça görülmektedir.

AdenovirüslerAntijenlerCOVID 19+7
Dilay Yıldız
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk ve ergen psikiyatrisi polikliniğine başvuran, psikometrik test yapılmış hastaların retrospektif analizi: Tek merkezli deneyim

Zeka testleri, tanımlama (zihinsel iyileştirme, öğrenme güçlükleri, diğer bilişsel bozukluklar, üstün zekâlılık), yerleştirme (üstün zekalı ve diğer özel programlar) dahil olmak üzere çeşitli nedenlerle ve klinik değerlendirmeye ek olarak bilişsel olarak uygulanır. Çalışmamızın amacı zeka düzeyi ile ebeveynlik tarzı ve sosyodemografik faktörlerin aralarındaki ilişkileri incelemektir. Çalışmaya psikometrik test yapılan 595 hastadan ebeveynlerine ulaşılıp PARI ölçeği yapılabilen 135 hasta dahil edildi. Hastaların 26'sına (%19.3) WİSC-R testi, 15'ine (%11.1) MCHAT testi, 35'ine (%25.9) ODKL testi, 42'sine (%31.1) GOODENOUGH ve PORTEUS testleri ve 64'üne (%47.4) AGTE yapılmıştı. Olguların 83'ü (%61.5) erkek, 52'si (38.5) kadın olup kadın/erkek oranı 0.62 saptandı. Yaş ortalaması 81.74±3.92 ay olarak bulundu. Kardeş sayısı arttıkça PARI'nın baskı ve disiplin boyutu (faktör 5) puanlarının da istatistiksel anlamlı olarak arttığı görüldü (p=0.049, r=0.574). Çocukların okul öncesi eğitim süresi artıkça ebeveynlerinin PARI Aşırı annelik boyutu (Faktör 1), Ev kadınlığı reddetme boyutu (Faktör 3) ve Karı-Koca geçimsizlik boyutu (Faktör 4) puanlarının azaldığı görüldü, bu istatiksel olarak anlamlıydı (sırasıyla p=0.032, p=0.022, p=0.038 ve r=0.185, r=0.197, r=0.179). Yabancı dil eğitimi almayan çocuklarda AGTE'de hafif gelişim geriliği daha fazla saptandı (p=0.010). PARI sonuçları ile WİSC-R sonuçlarını değerlendirdiğimizde aşırı annelik boyutu (Faktör 1) puanları azaldıkça WİSC-R test sonuçlarının olumlu yönde değişim gösterdiği saptandı. Ebeveynlik çocuğun desteklenmesi ve gelişimsel potansiyeline ulaşmasının sağlanmasına yönelik davranışlar bütünü olarak ele alınabilir. Olumlu ebeveynlik çocuğa gerekli kişiler arası ilişkilerde ve hayatının diğer alanlarında yüksek işlevsellik kazandırabilir. Yüksek riskli ailelerde dahi efektif ebeveynliğin tüm risk faktörlerininin etkilerini azaltan çocuğun işlevselliğini koruyan ve dirençli çocuklar yetiştirilmesine olanak sağlayan anahtar bir bileşen olduğu gösterilmiştir.

Ergen psikiyatrisiPsikiyatriPsikometrik ölçümler+4
Umut Balatacı
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Süt alerjisi olan çocuklarda bazofil aktivasyon testinin klinik tanı ve takibindeki önemi

Amaç: Bu çalışmada, bazofil aktivasyon testinin (BAT) süt alerjisi bulunan çocukların tanı, tedavi ve izlemindeki yeri ve rutinde kullanılan diğer tanı testleri ile kıyaslanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Gaziantep Üniversitesi Çocuk Alerji İmmunoloji polikliniğine 01.02.2023-31.03.2023 tarihleri arasında başvuran, süt alerjisi tanısı alan, 0-18 yaş 26 hasta çalışmaya dahil edilmiş, araştırmaya katılmayı kabul eden ailelerin çocuklarından anamnez ve fizik muayene bulguları not edilmiştir. Hastaların hepsine deri prick testi yapılmış, sonrasında hemogram, total IgE düzeyi, süt spesifik IgE düzeyleri, B12 vitamini, D vitamini ve ferritin düzeyi ölçülmüştür. Deri prick testinde süt alerjisi olan veya spesifik IgE düzeyi pozitif saptanan hastalara bazofil aktivasyon (BAT) uygulanmıştır. Bulgular: Hastaların % 57,7'sinin ≤ 2 yaş, % 61,5'inin erkek olduğu, % 53,8'inde aile öyküsü bulunduğu belirlendi. Hastaların % 69,2'sinde deri-mukoza, % 23,0'ünde solunum sistemi, % 15,4'ünde ise abdominopelvik semptomların bulunduğu tespit edildi Kek provokasyon testi ile Peynirli poğaça provokasyon testinde reaksiyon/anaflaksi gelişen hastalarda Kazein Spesifik IgE ve Süt Spesifik IgE değerlerinin, reaksiyon gelişmeyen hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek seviyelerde olduğu saptandı (sırasıyla, p=0.004, p=0.019, p=0.002 ve p=0.019). Çoklu alerji gelişen hastalar ile kek, peynirli poğaça, yoğurt çorbası, yoğurt ve süt provokasyon testlerinde reaksiyon/anaflaksi gelişen hastalarda BAT Kazein ve BAT süt değerlerinin daha yüksek düzeylerde olduğu saptandı. Hastalarda BAT Kazein ve BAT Süt değerleri ile Kazein SP IgE, Süt SP IgE ve anaflaksi skoru değerleri arasında pozitif yönde, orta kuvvette ve anlamlı, DPT süt ortalama, DPT kazein ortalama, DPT kazein histamin ve DPT süt histamin değerleri arasında ise pozitif yönde, kuvvetli ve istatistiksel olarak anlamlı korelasyonlar olduğu tespit edildi. Sonuç: BAT'lar konvansiyonel testleri tamamlayarak alerjik hastalar için daha iyi ayrım yapılmasına katkı sunabilir.

AlerjenlerAlerji ve immünolojiBazofiller+6
Yeşim Günal
Gaziantep University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda zorunlu yüzme testi ile oluşturulan depresyon modelinde 2 boyutlu elektroforez ile tanıya yönelik proteinlerin araştırılması

Depresyon, dünya nüfusunun yaklaşık %20 gibi büyük bir kısmını etkileyecek kadar yaygın olması yanında; günlük yaşam işlevselliğini bozarak neden olduğu yeti kayıpları, ekonomik sonuçları ve yüksek intihar eğilimi nedeniyle de en önemli psikiyatrik sorunlardan biri olma özelliğini sürdürmektedir. Major depresyon tanısında biyokimyasal tekniklere dayalı bir tanı sistemi henüz geliştirilmemiştir. Bu çalışmanın amacı, sıçanlarda zorunlu yüzme testi ile oluşturulmuş depresyon modeli ile depresyon sırasında değişim gösteren serum örneklerindeki proteinlerin tanımlanmasıdır. Depresyon ve kontrol gurubu olarak ayrılan toplam 14 hayvandan alınan serum örnekleri kromatografik yöntemlerle ayrıştırılıp daha sonra 2 boyutlu elektroforez ile karşılaştırılması yapıldı. İki boyutlu elektroforez sonrasında bilgisayar yazılımı ile ifadelerinde farklılık gösteren toplam 9 potansiyel tanı proteini dizisi belirlendi. Çalışmanın son aşaması olan MALDI-TOF analizi aşamasında, guruplar arasında farklı ifade edildiği belirlenen noktaların dizileri elektriksel alanda aminoasit kalım sürelerini hesaplama yoluyla belirlendi. Aralarında anlamlı farklılık bulunan protein ifadeleri karşılaştırılarak elde edilen 9 farklı noktanın ayrı ayrı ya da birkaçı birlikte kullanılarak potansiyel biyobelirteçler olabilecekleri sonucuna varıldı

BiyobelirteçlerDepresyonElektroforez+6
Tuğçe Duman
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Tam otomatik bakır ölçüm kitinin geliştirilmesi

Klinik kimya hastalıkların tanı ve tedavisinde uygulanan tetkiklerle ilgilenir. Tıp alanında uygulanan laboratuvar testlerinin temelini otomatize analizörler oluşturmasına rağmen bir çok analitin tayini hala otomatize sistemlere uyumlu hale getirilememiştir. Bakır tayininde otomatize bir teknik olmayan atomik absorpsiyon spektrometrisi (AAS) yaygın olarak kullanılmaktadır. AAS her laboratuvarda sürekli uygulanan, kolay ulaşılabilir bir teknik değildir ve yapılacak ölçümler için örneklerin dış laboratuvarlara gönderilmesi gerekmektedir. Örneklerin dış laboratuvarlara gönderilmesiyle tetkikin sonucunun doktora ulaşması gecikmekte ve tetkik maliyetleri artmaktadır. Eser elementlerin pratik yöntemlerle ölçülebilmesi ve miktarlarında gerçekleşen değişimlerin takip edilebilmesi önemlidir. Bu elementler, çok önemli fizyolojik olaylarda görev alan enzimlerin yapı ve fonksiyonunda görevlidir. Bakır, demir metabolizması, hücresel solunum, serbest radikallerin etkisiz hale getirilmesi, bağ doku elemanlarının, nörotransmitter maddelerin sentezi ve sinir sisteminde sinyal iletimi başta olmak üzere bir çok metabolik yolakta anahtar rolü oynayan enzimlerin yapısında bulunur. Bakır metabolizmasındaki bozukluklar, eksikliğinde ve fazlalığında ciddi klinik bulguların görüldüğü bir çok hastalığa sebep olur. Bu çalışmada, AAS'ye ve piyasada kullanılan fakat verimli olmayan otomatize yöntemlere alternatif olarak doğru sonuçlar veren, raf ömrü ve cihaz üzerinde kullanım süresi uzun otomatize bir kolorimetrik bakır ölçüm kiti geliştirilmesi ve geliştirilen yöntemin klinik kullanıma uygunluğunun değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Amaca yönelik olarak manuel ve otomatize spektrofotometri teknikleri kullanılarak reaktifler geliştirilmiş ve bu reaktiflerin klinik kullanıma uygunluğunun değerlendirmesi için performans ve stabilite değerlendirmeleri gerçekleştirilmiştir Geliştirilen yöntemin %CV değeri 2'nin altında, hata değeri -1 ile 1 arasındadır. Yöntem karşılaştırma çalışmalarında AAS ile 0.96 oranında korelasyon gözlemlenmiştir. Yapılan regresyon analizi sonucu elde edilen r2 değeri 0.95'tir. LoB 0.178 μg/dl, LoD 0.607 μg/dl, LoQ 3.207 μg/dl, toplam analitik hata 1.89, sigma 3.62, ölçüm belirsizliği 2.87, genişletilmiş ölçüm belirsizliği 5.74 olarak tespit edilmiştir. Yöntem 4-1000 μg/dl aralığında doğrusaldır. Carry-over gözlemlenmemiştir. Çinko, magnezyum, kobalt ve demir iyonları ölçümlerde interferense sebep olmamaktadır. Raf ömrü en az 6 ay, cihaz üzerinde kullanım süresi en az 30 gün olarak tespit edilmiştir. Referans aralığı 91-185 μg/dl olarak belirlenmiştir. Kesinlik, doğruluk, yöntem karşılaştırması, tespit kabiliyeti, doğrusallık, carry-over, girişim, raf ömrü ve cihaz üzerinde kullanım süresi değerlendirilen yöntemin klinik kullanıma uygun olduğu, altın standart yöntemle korele sonuçlar verdiği ve benzer kitlerden daha üstün performans sergilediği gözlemlenmiştir. Ülkemiz şartlarında üretimi mümkün dünya standartlarında performans sergileyen yeni bir ölçüm yöntemi geliştirilmiştir. Anahtar kelimeler: bakır, oto-analizör, kolorimetri, performans değerlendirmeleri

BakırBiyokimyaKolorimetri+5
Hifa Gülru Çağlar
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yapılan yenidoğan işitme taraması test sonuçlarının risk faktörleri ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Giriş: Türkiye'de Ulusal Yenidoğan İşitme Taraması Testi Programı 2004 yılından beri ülke çapında tüm yenidoğan bebeklere uygulanmaya başlanmıştır. Bu çalışmanın amacı Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde 2014 yılının başından 2020 yılı Haziran ayına kadar yapılmış tüm yenidoğan işitme tarama test sonuçlarının incelenmesi, sonuçların araştırılan risk faktörleri ile ilişkisinin ölçülmesi, uygulanan işitme taraması testlerinin etkinliğinin ve uygulanabilirliğinin değerlendirilmesidir. Yöntem ve Gereçler: Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde 2014 yılının başından 2020 yılı Haziran ayına kadarki 7 yıllık süreçte yapılıp kayıt altına alınan 8085 bebeğin yenidoğan işitme tarama test sonuçları çalışmaya dahil edildi. İşitme taraması test protokolü kapsamında tüm bebeklere ''Transient Evoked Otoacoustic Emissions'' (geçici uyarılmış otoakustik emisyon ölçümü / TEOAE) ve/veya ''Auditory Brainstem Response'' (işitsel beyin sapı yanıtı / ABR) testleri ile işitme taraması yapıldı. Tarama testini geçemeyip refere edilen bebekler takibe alındı. Tarama testleri yenidoğan dönemindeki bebeklere uygulandı. Her iki kulak için tarama testleri ayrı ayrı uygulandı, sonuçlar; "bilateral geçti", ''sağ geçti, sol refere'', ''sol geçti, sağ refere'', ''bilateral refere'' şeklinde kaydedildi. İşitme tarama testlerinden bilateral olarak geçemeyen tüm bebekler tarama protokolü sonucunda referans merkezlere yönlendirildi. Referans merkezlerde yapılan testler sonucu işitme kaybının olup olmadığı belirlendi. İşitme kaybı olan ve olmayan bebeklerdeki risk faktörlerinin sıklığı karşılaştırıldı. Bulgular: Ulusal Yenidoğan İşitme Taraması Testi uygulanan 8085 bebeğin %98,2'sinde (n:7941) işitme kaybı yokken, %0,9'unda (n:74) işitme kaybı saptandı. Ulusal Yenidoğan İşitme Taraması Testi protokolüne başlayan ama takiplerine devam etmeyen %0,9 (n:70) bebek vardı. Taranan bebeklerde cinsiyet dağılımı, doğum tartısı, düşük doğum ağırlığı (<1500 gram), doğum şekli, hamilelik dönemi ateşli hastalık, ailede kalıtsal işitme kaybı, akraba evliliği, hiperbilirubinemi, IV yenidoğan yoğun bakım ünitesi yatışı sorgulandı. İşitme kaybı tespit edilen grupta cinsiyet dağılımı, ailede kalıtsal işitme kaybı, akraba evliliği, düşük doğum ağırlığı, doğum şekilleri, hiperbilirubinemi, yenidoğan yoğun bakım ünitesi yatışı durumlarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptandı. İşitme taraması test sonuç kayıtlarına bakıldığında APGAR skoru sorusunun hiç sorulmadığı, gebelik dönemi ateşli hastalık geçirme sorusuna ise hiç pozitif veri girilmediği görüldü. Sonuç: Çalışmamızda taranan 8085 bebeğin verileri incelendiğinde tarama sonucunda işitme kaybı olan 74 bebeğin (%0,9) erken tanısının yapıldığı görüldü. Bu bebeklerden bazılarında bilateral işitme kaybı saptanırken bazılarında unilateral işitme kaybı saptandı. Bu yüzden işitme tarama testinin bilateral uygulanmasının daha doğru bir uygulama olduğu görüldü. Yenidoğan işitme kaybı için risk faktörü olarak sorgulanan cinsiyet dağılımı, ailede kalıtsal işitme kaybı, akraba evliliği, düşük doğum ağırlığı, doğum şekilleri, hiperbilirubinemi, yenidoğan yoğun bakım ünitesi yatışı durumlarının işitme kaybı olan grupta istatistiksel açıdan anlamlı olarak farklı olduğu tespit edildi. İşitme tarama testi sonuç kayıtlarında APGAR skoru sorusunun tüm hastalar için boş bırakılması ve gebelik dönemi ateşli hastalık geçirme sorusuna hiç pozitif veri girilmemesi düzeltilmesi gereken bir durumdur. Sorgulanan kriterlerin anlamlı sonuçlar verdiği, birçok yenidoğan bebeğin işitme kaybının erken tanı ve tedavisi için büyük önem taşıdığı , bunun için de Ulusal Yenidoğan İşitme Tarama Testi programlarının ciddiyetle ve yenidoğan hiçbir bebeğin atlanmadan yapılmasının hedeflenmesi çalışmamızda da gösterdiğimiz üzere ortadadır. Ülkemizde uygulanan Ulusal Yenidoğan İşitme Tarama Testi programları ile alakalı çok merkezli ve daha fazla vaka sayısına sahip çalışmaların yapılması risk faktörlerinin daha net anlaşılması ve yeni risk faktörlerinin tespiti noktasında önemlidir. Böylece tarama programının daha fazla geliştirilmesine büyük katkı sağlanacaktır. Tarama programı ile ne kadar fazla işitme kayıplı bebek tespit edilirse, bu bebeklerin erken tanı ve tedavileri ile ilerleyen yaşlarında yaşayacakları; birçok bedensel, zihinsel sağlık probleminin ve sosyo-ekonomik problemlerinin önüne geçilecektir. V Anahtar Kelimeler: Ulusal Yenidoğan İşitme Tarama Testi, yenidoğan, risk faktörleri, cinsiyet, ailede kalıtsal işitme kaybı, düşük doğum ağırlığı, akraba evliliği, doğum şekilleri, hiperbilirubinemi, yenidoğan yoğun bakım ünitesi, düşük APGAR skoru.

Bebek-düşük doğum ağırlığıBebek-yenidoğmuşBebek-yenidoğmuş hastalıkları+6
Muhammed Talha Karadoğan
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın doğum polikliniğine başvuran kadınların HPV ve HPV aşısına yönelik sağlık inançları

Bu araştırma kadınların Human Papilloma Virüs (HPV) ve HPV aşısına yönelik sağlık inançlarının belirlenmesi amacıyla gerçekleştirildi. Bu kesitsel araştırma Eylül-Aralık 2019 tarihleri arasında, İstanbul Avrupa Yakasında Özel bir Üniversite Hastanesinin kadın doğum polikliniğinde 300 kadın ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında; sosyodemografik özellikler bilgi formu, HPV Enfeksiyonu Bilgi Skalası, Human Papilloma Virüs Enfeksiyonu ve Aşılamasına İlişkin Sağlık İnanç Modeli Ölçeği kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel yöntemler (ortalama, standart sapma, frekans), Student-t testi, Mann-Whitney U testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) testi ve Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 35,16 ± 9,526 olarak bulundu. Kadınların %34,3'ünün 31-40 yaş aralığında, %46'sının lisans mezunu olduğu, %29'unun evli olmadığı ve %31,7'sinin partnerinin/eşinin lisans mezunu olduğu, %69,3'ünün aktif olarak çalıştığı, %50,3'ünün de ekonomik durumunu iyi olarak tanımladığı belirlendi. Çalışmaya dahil edilen kadınların %88,3'ünün daha önce pap-smear testini duyduğu, %75,3'ünün daha önce pap-smear testi yaptırdığı, %33,7'sinin her yıl pap-smear testi yaptırdığı, %72,3'ünün daha önce HPV enfeksiyonunu duyduğu, %69,7'sinin daha önce HPV testi yaptırmadığı, %62'sinin HPV aşısını duyduğu ancak %90,3'ünün HPV aşısı yaptırmadığı belirlendi. Kadınların HPV Enfeksiyonu Bilgi Skalası puan ortalaması 3,73 ± 2,45 olarak bulundu. Eğitim durumu lisans düzeyinde olan, eş eğitim durumu lisansüstü olan, pap-smear testini duyan, HPV testini duyan, HPV testini yaptıran, daha önce kendisinde HPV tespit edilen, HPV aşısını duyan, HPV aşısını yaptıran, yaptırdığı sitolojik testlerde anormal sonuç alan, partner sayısı birden fazla olan ve alkol kullanan kadınların HPV enfeksiyonu bilgi skalası puan ortalaması yüksek bulundu (p<0,001). Kadınların HPV ve HPV aşısına ilişkin sağlık inanç modeli ölçeği yarar algısı puan ortalaması eğitim düzeyi lisans olan, ekonomik durumu iyi olan, pap-smear testini duyan, HPV testini duyan, HPV aşısını duyan, HPV aşısını yaptıran, cinsel yolla bulaşan hastalığı olan ve alkol kullanan kadınlarda daha yüksek saptandı (p<0,05). Kadınların HPV ve HPV aşısına ilişkin sağlık inanç modeli ölçeği duyarlılık algısı puan ortalaması eğitim düzeyi lisans olan, pap-smear testini duyan, HPV testini duyan, HPV testini yaptıran, HPV aşısını duyan, HPV aşısını yaptıran ve alkol kullanan kadınlarda daha yüksek bulundu (p<0,05). Kadınların HPV ve HPV aşısına ilişkin sağlık inanç modeli ölçeği ciddiyet algısı puan ortalaması, ekonomik durumu iyi olan, pap-smear testini duyan, HPV testini duyan, HPV testini yaptıran, HPV aşısını duyan ve alkol kullanan kadınlarda daha yüksek saptandı (p<0,05). Kadınların HPV ve HPV aşısına ilişkin sağlık inanç modeli öleceği engel algısı puan ortalaması, eğitim düzeyi lisans olan, eş eğitim düzeyi lisansüstü olan, ekonomik durumu iyi olan, pap-smear testini duyan, pap-smear testini yaptıran, HPV aşısını yaptıran ve alkol kullanan kadınlarda daha düşük saptandı (p<0,05). Araştırmada HPV enfeksiyonu bilgi skalası ile HPV ve HPV aşısına ilişkin yarar algısı, duyarlılık algısı ve ciddiyet algısı arasında pozitif anlamlı ilişki bulunurken, engel algısı arasında anlamlı ilişki bulunmadı.

AşılamaAşılarGenital hastalıklar-kadın+6
Yağmur Gürdal
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Saç ve saçlı deri hastalıklarında trikogramın yeri

ÖZET Bu çalışmada, saç dökülmesi yakınmasıyla kliniğimize başvuran olgularda gerçekten saç dökülmesi olup olmadığını anlama, saç siklus dinamiği hakkında bilgi edinmek yolu ile dökülmenin türü ve prognozu ile ilgili bilgi sahibi olma, konjenital ve edinsel şaft anomalileri olan olgularda mevcut saç anomalilerini ortaya koyabilme, klinik olarak ayırımı güç olan alopesi tiplerini ayırabilme konularında trikogramın katkısının araştırılması amaçlandı. Bu amaçla Mayıs 1996-Mayısl997 tarihleri arasında kliniğimize saç dökülmesi ve saçı da ilgilendiren konjenital anomaliler nedeniyle başvuran 1 14'ü kadın, 46'sı erkek toplam 160 olgu yaş ve cinsiyet farkı gözetilmeksizin çalışma kapsamına alındı. Olgulardan alınan 50-100 kadar saç kökü ışık mikroskobunda x40'lık büyütme ile incelendi. Mikroskobik incelemede gözlenen fizyolojik ve patolojik kıl köklerinin yüzdelenmesi ve trikogram tiplerinin belirlenmesi sonucu diffîiz alopesi ve alopesi areatada telojen, distrofik ve mikst olmak üzere her üç tip trikogramın da gözlenebileceği, androgenetik alopeside ise telojen trikogramın karakteristik oluşu dikkati çekti. Ayrıca trikogramın, alopesi areata ve diffüz alopeside, etyolojik faktörün yoğunluğu ve alopesinin prognozu ile ilgili değerli bilgiler verebileceği sonucuna ulaşıldı. Sikatrisyel alopeside distrofik, konjenital alopeside ise distrofik ve normal trikogramlann yanısıra bazı şaft anomalileri gözlendi. Sonuç olarak; trikogram; etyolojik ve spesifik tanıya katkısı yönünden sınırlı yararlar sağlamakla birlikte, çabuk ve kolay uygulanabilirliği, ucuz maliyeti, tanı ve tedavideki yönlendiriciliği ile saç ve saçlı deri hastalıklarına yaklaşımda değerli katkıları olan bir tekniktir. Anahtar Kelimeler: Kıl, kıl şaftı anomalisi, saçlı deri hastalığı, alopesi, trikogram.

AlopesiSaç hastalıklarıSaçlı deri+1
Ayşın Köktürk
Çukurova University
1997
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerin sağlık algılarının, kanser tarama davranışlarının ve taramalara yönelik tutumlarının değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı Yetşkin bireyelerin sağlık algılarının, kanser tarama davranışları ve taramalara yönelik tutumlarını değerlendirmektir. Çalışmamız Samsun Bafra Devlet Hastanesi'nde yapılmıştır. Çalışmaya Üroloji, Anestezi ve Reanimasyon, Genel Cerrahi, Beyin ve Sinir Cerrahisi, Ortopedi ve Travmatoloji, Kadın Hastalıkları ve Doğum, Göğüs Cerrahisi, Dahiliye, Kardiyoloji, Nöroloji, Psikiyatri, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Göğüs Hastalıkları ve Enfeksiyon Hastalıkları polikliniklerine başvuran hastalar dahil edilmiştir. Çalışmanın örneklermi %95 güven aralığında 0,05'lik yanılma payı ile örneklem sayısı 333 olarak belirlenmiştir. Araştırmada Sağlık Algısı Ölçeği, Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği ve Hasta Bilgi Formu kullanılmıştır. Katılımcıların %67,6'sı kadın, %32,4'ü erkek birey ve %11,7'si bekar %88,3'ü evli birey idi. Bireylerin eğitim seviyesi %27,3'ü ilköğretim, %25,5'i lise idi. Bireylerin %52,6'sı herhangi bir hastalıklarından ilaç kullandıklarını ifade etmektedir. Bireylerin %62,5'inde ailesinde kanser öyküsü olduğunu belirtmektedir. Katılımcıların yaş ortalaması 50,61 ± 8,35, sağlık algısı toplam puan ortalaması 50,33 ± 8,353 ve kanser tarama toplam puanı 76,38 ± 11,234 idi. Katılımcıların kanser tarama ölçek toplam puanı ile yaşları arasında negatif düzeyde düşük düzeyde (r: -,130) ilişki vardır(p<0,05).Katılımcıların kanser tarama ölçek toplam puanı ile sağlık algısı toplam puanı (r:0,145) arasında düşük düzeyde ilişki vardır. Katılımcıların kanser tarama ölçek toplam puanı ile kontrol merkezi alt boyutu (r:0,111) ve Öz farkındalık alt boyutu (r: 0,134) arasında düşük düzeyde ilişki vardır. Yapılan araştırmada sağlık algısı ölçeği toplam puanları ile kanser taramalarına yönelik tutum ölçeği puanları arasında olumlu yönde anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır. Kanser taramalarına yönelik bilgi sahibi olan ve daha önce kanser taraması yaptırmış olan bireylerin kanser taramalarına yönelik tutum ölçeği puan ortalamalarının anlamlı şekilde daha yüksek olduğu saptanmıştır.

DavranışKitle taramasıNeoplazmlar+5
Oğuzhan Altunoğlu
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınların sağlık sorumluluğu ile serviks kanseri erken tanısına yönelik tutumları arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Araştırma, kadınların sağlık sorumluluğu ile serviks kanserini erken tanılamaya yönelik tutumları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel tasarımda yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, araştırmanın yapıldığı Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezine (KETEM) bir yıl da başvuran 21-65 yaş arası 3411 kadın oluşturmuştur. Örneklemi ise Mart-Eylül 2017 tarihleri arasında kanser tarama merkezine başvuran ve araştırmaya katılmayı kabul eden 662 kadın oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında sosyo-demografik verileri içeren ''Kişisel Veri Formu,'' "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II" ölçeğinin "Sağlık Sorumluluğu Alt Boyutu" ve "Serviks Kanseri Erken Tanısına Yönelik Tutum Ölçeği (SKETTÖ)" kullanılmıştır. Araştırma kapsamına alınan kadınların yaş ortalamasının 48,04±8,26 olduğu, %62,2'sinin (n=412) ilkokul mezunu olduğu ve %60,9'unun (n=403) gelir durumunun iyi olduğu saptandı. Çalışmada yer alan kadınların %88,2'inin (n=584) rahim ağzı kanserinin erken tespiti için yöntem bilmediği, %71'inin (n=470) Pap Smear testini duyduğu, %97'sinin (n=642) kendiliğinden Pap Smear testi yaptırmadığı, %34'ünün (n=225) daha önce hiç Pap Smear testi yaptırmadığı ve %89,9'unun düzenli jinekolojik muayeneye gittiği belirlendi. Çalışmada SKETTÖ Alt Boyut ve Toplam Puanları ile Sağlık Sorumluğu Alt Boyut Puanları arasında negatif yönde zayıf bir ilişki olduğu ve sağlık sorumluluğunun algılanan duyarlılığı etkileyen bir faktör olduğu belirlendi. Araştırma sonucu olarak toplum sağlığının korunması ve geliştirilmesi amacıyla kadınlara gerekli eğitimlerin planlanması, uygulanması ve yaygınlaştırılması, kadınların serviks kanseri konusunda farkındalıklarının artırılması ve koruyucu önlemlerin alınabilmesi için hemşirelerin rol modeli olmaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Serviks Kanseri, Sağlık Sorumluluğu, Pap Smear testi.

Kadın sağlığıKadınlarNeoplazmlar+6
Betül Önal
Yozgat Bozok University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde saptanan hıv-1 izolatlarında sekans analizi yöntemi ile alt grupların saptanması

Keşfedileli çok az zaman olmuş olmasına rağmen Human Immunodeficiency Virus(HIV) günümüzde enfeksiyon hastalıkları etkenleri içerisinde önemli bir yere oturmuştur. Özellikle CD4+T lenfositleri hedef alan virüsün, sahip olduğu bazı enzimatik mekanizmalarla konak hücre DNA'sına integre olmasıyla seyreden süreç, virüsün tüm bağışıklık mekanizmalarını yetersiz hale getirmesi, ardından gelişen malignite ve enfeksiyonlar ile hastanın ölümüne kadar giden bir seyir göstermektedir. Virüsün HIV-1 ve HIV-2 olarak iki alt türü tanımlanmış olup, coğrafik olarak dünya üzerindeki dağılımları farklılık göstermektedir. Gaziantep ili son yıllarda göçmen hareketliliğinin sık rastlandığı illerden biri olup, bu çalışma ilimizde saptanan HIV izolatlarının alt-tür dağılımının belirlenmesi ve HIV enfeksiyonlarındaki epidemiyolojik bulguların (bulaş kaynağı, yaş dağılımı, vb.) irdelenmesi amacıyla yapılmıştır. Mart-Kasım 2015 tarihleri arasında laboratuarımıza HIV RNA testi çalışılması amacıyla gönderilen ve RNA testi >1000 kopya/mL olarak saptanan 35 hasta çalışmaya dahil edildi. HIV-1 RNA testi real-time PCR ile QIAsymphony SP/Artus HIV-1 QS-RGQ Kit (QIAGEN GmbH, Almanya), kiti kullanılarak yapıldı. Çalışmaya dahil edilen hastalardan 2'sinde amplifiye edilen RNA dizileri, sekans için uygun olmadığından 33 örnekte sekanslama yapılarak subtip analizi ve filogenetik değerlendirme yapıldı. HIV-1 (ters transkriptaz domaini, kodon 41-232) dizilenmesinde, TheFrench ANRS (National Agency for AIDS Research) AC11 Direnç Grubu'nun PCR ve dizileme algoritmasından yararlanıldı. Filogenetik analiz çalışmaları sonucunda HIV-1 subtiplendirmesi sonucunda 33 hastanın 22'si (% 66.6) subtip B olarak saptanmıştır. Hastaların 7'sinde (% 21.21) subtip A1 saptanmıştır. Hastaların 3'ünde (% 9.09) CRF02_AG olarak saptanmıştır. Bir (% 3.03) hastada ise subtip C olarak saptanmıştır. Dünya üzerinde eskiye oranla sık yaşanan insan hareketliliğinin, enfeksiyon etkenlerinin dağılımına da etkisi olacağından, HIV'in subtip analizlerinin yapılması virüsün yayılımını gözlemlemek açısından önemlidir.

AIDSDizilerEpidemiyoloji+7
İhsan Deveci
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetik hastalarda latent tüberkülozun quantiferon gold testi ile araştırılması

Tüberküloz (TB), insanlık tarihi boyunca, enfeksiyon hastalıklar içinde her zaman önemli bir yere sahip olup son yıllarda yeni TB olgularının sayısı hızla artmaktadır. Bu artışta Latent tüberküloz (LTB) olgularının da önemli bir yeri bulunmaktadır. LTB enfeksiyonu olan bireylerdeki en önemli risk, hayatlarının bir döneminde aktif TB enfeksiyonu gelişmesidir. TB enfeksiyonunun hastalığa ilerleme riski konağa ait risk faktörlerine göre değişmektedir. Bu risk normal popülasyonda %5-10 arasındır ve aktif hastalık ve gelişme riski enfeksiyonun edinilmesinden sonraki ilk 2 yıl içinde maksimum düzeydedir. Bu yüzden gelişmiş ülkelerde TB kontrol stratejilerinin en önemli basamaklarından biri de enfekte olan kişilerin belirlenmesi ve bunların tedavi edilmesidir. Bu da LTB enfeksiyonu olan bireylerin doğru tanı ve tedavisini önemli kılmaktadır. Enfekte olduktan sonra hastalanma riskini arttıran en önemli neden kişinin immünsüpresyonudur. Diabetes Mellitus (DM) hastalığı toplumda yaygın olarak bulunan ve immün sistemi baskılayan önemli hastalıklardan biridir. Bu nedenle çalışmada, diyabetli hastalarda latent Mycobacterium tuberculosis prevalansının Quantiferon- TB Gold yöntemiyle saptanması amaçlanmıştır. Çalışmada, endokrinoloji polikliniğinde tanısı konmuş veya tedavi alan Tip 1 ve Tip 2 DM hastaları ve toplumdan randomize olarak oluşturulan kontrol grubu olmak üzere üç grup kendi arasında karşılaştırılmıştır. Her gruptan 25 er kişi olmak üzere toplam 75 kişiden kan alınarak çalışılmıştır. Bu çalışma sonucunda, Tip 1 DM hastalarda 5 (%20), Tip 2 DM grubunda 10 (%40) ve kontrol grubunda 6 (%24) olmak üzere 75 kişinin 21'inde (%28) pozitiflik saptanmıştır. Gruplar arasında ve grupların kontrol grubu ile yapılan istatistiksel değerlendirmesinde anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Cinsiyet olarak bakıldığında erkeklerde daha fazla görülmekle birlikte anlamlı farklılık bulunmamıştır. Yaş grupları arasında da anlamlı farklılık saptanmamıştır. Sonuç olarak LTB enfeksiyonunu,özellikle immünsüprese kişilerde daha sık saptandığı ve bu nedenle diyabetli kişilerde latent tüberkülozun araştırılması gerekliliği görülmektedir. Anahtar kelimeler: Diyabet, Latent tüberküloz, Quantiferon TB-Gold testi

Diabetes mellitusTestlerTeşhis+2
Halil İbrahim Öztürk
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Brucella tanısında coombs testinin yeri

Ülkemizde ve Dünya'nın birçok yöresinde yaygın olarak görülen ve ekonomik anlamda ciddi kayıplara neden olan Bruselloz, önemli bir zoonotik hastalıktır. Çalışmada Çalışmada Çalışmada Çalışmada Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesinde Bruselloz ön tanısıyla laboratuvarımıza gönderilen 100 hasta serumu araştırılmıştır. Serum örneklerinde Wright ve Coombs aglütinasyon testleri çalışılmıştır. Wright testi ile negatif saptanan hastalarda Coombs testi ile Blokan antikor varlığı araştırılmıştır. Wright testi 1/20 titreden başlatılarak 1/2560 titreye kadar, Coombs testi ise 1/80 titreden başlatılarak 1/640 titreye kadar dilüsyonlar yapılarak çalışılmıştır. Çalışmada 100 hastanın 46'sında (%46) Wright testi ve Coombs testi negatif, 11'inde (%11) Wright testi pozitif, 43'ünde (%43) ise Wright testi negatif çıkarken Coombs testi pozitif bulunmuştur. Biyokimyasal parametrelerden WBC, RBC, HGB, HCT, CRP, Sedimantasyon, ALT ve AST ile gruplar karşılaştırıldığında, WBC için her iki tetkik de negatif olanlarla coombs pozitif hastalar arasında anlamlı bir farklılık görülmüştür (p=0.019). GGT ölçümlerinde ise Wright (-) Coombs (+) ile Wright (+) grupları arasında anlamlı bir farklılık vardır (p=0.038). Elde edilen veriler doğrultusunda Elde edilen veriler doğrultusunda Elde edilen veriler doğrultusunda Elde edilen veriler doğrultusunda Elde edilen veriler doğrultusunda Elde edilen veriler doğrultusunda Elde edilen veriler doğrultusunda Elde edilen veriler doğrultusunda Elde edilen veriler doğrultusunda Elde edilen veriler doğrultusunda Elde edilen veriler doğrultusunda Elde edilen veriler doğrultusunda Elde edilen veriler doğrultusunda Wright negatif, Coombs pozitif hasta sayısı oldukça yüksek bulunmuştur (%48.3). Çalışmada Brucella serolojisinde STA ile yalancı negatif sonuçlara yol açan blokan antikorların sıklığının ihmal edilemeyecek kadar yüksek oranda olduğu görülmektedir. Yapılan çalışmalarda bu yüksek oran nedeniyle STA sonuçlarının Coombs veya ELISA gibi diğer serolojik yöntemlerle doğrulanması önerilmektedir. Bu nedenle Brucella ön tanısı ile başvuran hastalarda mutlaka Coombs testinin de çalışılması ya da ekonomik kayıpları önlemek bakımından sadece Brucella Coombs testi çalışılması uygun olacaktır.

AntikorlarBrusellaBruselloz+4
Orhan Turan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağında alerjik bulgu gösteren hastalarda besin olarak antep fıstığı duyarlılığının araştırılması

Çocuklarda allerjiye sıkça neden olan besinlerden biri de antep fıstığıdır. Çalışmamızda amaç antep fıstığı duyarlılığının sıklığını ortaya koymak, diğer allerjik hastalıklarla ilişkisini ortaya çıkarmak ve antep fıstığı duyarlılığı durumunda anafilaksi ihtimaline karşı önlem almak. Bu çalışmada Ağustos 2017- Aralık 2017 tarihleri arasında Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesinde Çocuk allerji immünoloji polikliniğinde; atopik dermatit, ürtiker, astım bronşiale, allerjik rinit, hışıltılı çocuk ve diğer tanılarla başvuran veya takip edilen 1- 16 yaş arasındaki 312 hasta çalışmaya alındı. Çalışmaya alınan çocukların antep fıstığı spesifik IgE düzeyine, serum total IgE düzeyine, eozinofil sayısına ve yüzdesine bakıldı. Standart deri prik testi, taze antep fıstığı ile prik to prik yapıldı. Standart deri prik testi pozitif olan 213 (%68,3) hasta bulunmaktaydı. antep fıstığı spesifik IgE 'si pozitif olan 51 (%16,3) çocuk varken antep fıstığı prick test pozitif olan 48 (%15,3) hasta bulunmaktaydı; antep fıstığı duyarlılığı bulunan toplam 72 (%23,1) çocuk vardı. Bu 72 çocuktan 56 (%77,8)'sı erkek, 16 (%22,2)'sı kızdı. Antep fıstığı duyarlılığı açısından erkekler ve kızlar arasında anlamlı bir fark saptandı (p=0,001). Antep fıstığı IgE düzeyi ile antep fıstığı prik to prik çapı arasında pozitif yönde zayıf bir anlamlı korelasyon saptanmıştır (r=0,383, p=0,007). Antep fıstığı duyarlılığı olan 65 (%90,3) hastada standart deri prik testi ile pozitif bulgusu var (p=0,001; ikisi arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur). Standart deri prik testi pozitif olanlarda antep fıstığı allerjisi görülme riski 5,5 kat daha fazla bulunmuştur. Çalışmamıza katılan 312 hastadan 48 (%25,3) hastada deri testinde antep fıstığı duyarlılığı bulunurken, 34 (%10,2) hastada deri testinde yer fıstığı duyarlılığı tespit edilmiştir. Astım öyküsü olan 35 (% 72,9) kişi de deri testinde antep fıstığı duyarlılığı bulunurken; 23 (%67,6) kişi de deri testinde yer fıstığı duyarlılığı bulunmuştur. Bu da antep fıstığı duyarlılığının yer fıstığından fazla olduğunu göstermektedir. Allerjen duyarlılığı olan hastalarda antep fıstığı duyarlılığı da görülmektedir, üstelik bu yer fıstığı duyarlılığından daha sıktır. Bu bulgular standart deri prik testine antep fıstığının da eklenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak astım hastaları başta olmak üzere, allerjik hastalık bulgularıyla polikliniğe başvuran hastalarda besin olarak antep fıstığı duyarlılığının araştırılması gerekmektedir.

Alerji ve immünolojiBesin alerjisiBeslenme+5
Derya Çağatay Karabay
Gaziantep University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Tanı testlerinin altın standart varlığında/yokluğunda değerlendirilmesi: Bayesci yaklaşımın katkısı

Tanı testleri, hasta ve sağlıklı bireylerin oluşturduğu heterojen bir kitlede bireyin gerçek durumunu ortaya çıkarmak amacıyla kullanılır. Doğruluğu kesin olarak kanıtlanmış altın standart testler ile bireylere "hasta" ya da "sağlıklı" tanısı konulmaktadır. Bazı altın standart testlerdeki uygulama zorlukları, test maliyetlerinin yüksek olması ve çeşitli hastalıklarda testin girişimsel olması nedeniyle her şüpheli durumda kullanımı mümkün olmayabilmektedir. Bu nedenle sağlık alanında altın standart testlere alternatif olabilecek tanı testleri geliştirilmeye çalışılır. Altın standart test ile gerçek durumu belirlenen bireylere alternatif yeni test uygulanarak, bu yeni tanı testinin sınıflama gücünü gösteren doğruluk ölçütleri elde edilir. Altın standart varlığında ve yokluğunda bu doğruluk ölçütleri farklı yaklaşımlar kullanılarak elde edilmektedir. Bu yaklaşımlardan birisi de araştırmacılar tarafından değişik alanlarda yaygın olarak uygulanmaya başlanan Bayesci yaklaşımdır. Bayesci yaklaşım araştırmacıya ilgilendiği parametre tahminlerinin elde edilmesinde önsel bilgiyi (prior) kullanma olanağı sağlamaktadır. Son günlerde klinikteki yararı yadsınamayacak olasılık hesabı nomogram ve benzeri araçlarda kullanılmaktadır. Bu tezde, Bayesci yaklaşım ile tanı testlerine ait duyarlılık ve seçicilik gibi doğruluk ölçütleri elde edilmiş ve yaklaşımın katkısı araştırılmıştır. Doğruluk ölçütlerinin elde edilmesi aşamasında; Bayesci çıkarsama, Gibbs örneklemesi, Markov Zinciri Monte Carlo (MCMC) yöntemleri kullanılmıştır. Bu amaçla üniversitemizde yapılan Helicobacter Pylori ile ilgili çalışmadan elde edilen veriler WinBUGS ve/veya R paket programı yardımıyla analiz edilmiştir. Bayesci çıkarsama yapıldığında hastalık (veya durum) ile ilgili prevalans bilgisi dikkate alındığından tanı testleri daha güvenilir sonuçlar verebilmektedir.

Bayes yaklaşımıBiyoistatistikStandartlar+3
Yusuf Kemal Arslan
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Zamana bağlı roc analizi ve sağlık alanında uygulamaları

ROC analizi, hastalık tanısında kullanılan niceliksel tanı testlerinin veya biyolojik belirteçlerin sınıflama başarısını ölçmeye yarayan popüler bir yöntemdir. Ancak sağkalım verilerinde veya boylamsal verilerde olduğu gibi, ilgilenilen olay ile ölçüm yapılan belirteç arasında bir zamana bağlılık söz konusu ise, klasik ROC analizi belirtecin gerçek performansını tahmin edemeyebilir. Bu nedenle, sonuçları zamana bağlı olarak değişkenlik gösteren bir biyolojik belirtecin tanı performansını değerlendirirken zaman kavramını da hesaba katarak işlem yapan Zamana Bağlı ROC Analizi yöntemi geliştirilmiştir. Bu tez çalışmasında, ROC analizinin zamana bağlı durumlara uyarlanmış bu versiyonu incelenmiş ve çeşitli alanlardan elde edilmiş veriler üzerinde uygulamaları yapılmıştır. Zamana bağlı ROC analizi yöntemlerinden Kaplan-Meier (KM) kestiriminin klasik ROC analizi ile karşılaştırması yapılmış, kullanılan tüm veri setlerinde zamanı göz önünde bulundurmanın klasik ROC'a göre daha başarılı olduğu saptanmıştır. Ayrıca KM yaklaşımı kullanılarak elde edilen, tüm zaman noktalarında yapılan ölçüm değerlerine ait ROC eğrileri altında kalan alanlar (EAKA) kendi aralarında karşılaştırılmıştır. Genel olarak, olayın gerçekleşmesine yaklaşıldıkça belirtecin performansının arttığı; özellikle 1 yıl veya 6 ay kala yapılan ölçümlerin daha eski ölçümlere göre daha belirleyici olduğu tespit edilmiştir. KM kestirimine alternatif olarak önerilmiş bir yaklaşım olan En Yakın Komşu kestirimi (Nearest Neighbor Estimator - NNE) ile yapılan uygulamalar sonucunda her iki yöntem karşılaştırılmıştır. Tüm veri setlerinde KM ve NNE yaklaşımları benzer sonuçlar vermiştir. KM için elde edilen ROC eğrilerinin EAKA değerleri genellikle NNE'den daha yüksek olsa da, sansürlü verilerde belirtecin değerlendirilmesinde NNE yaklaşımına başvurulmasının daha uygun olabileceği düşünülmektedir. Bu tez çalışması ile, olay ve/veya belirteç üzerinde zamanın etkisinin bulunduğu durumlarda belirtecin daha doğru değerlendirilmesi adına klasik ROC analizi yerine zamana bağlı ROC analizi yöntemlerinin tercih edilmesinin daha doğru olacağı sonucuna varılmıştır.

BiyobelirteçlerBiyoistatistikROC analizi+7
Ceren Efe
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Atopik dermatitli köpeklerde alerjen spesifik in vitro IgE analizleri

Bu çalışmada atopik dermatitli köpeklerde kan serumunda pratik, non-invaziv, in vitro alerjen spesifik IgE tayinine yönelik olarak Polycheck alerji testinin i) hastalık aktivitesi ile olan ilişkilerinin belirlenmesi ii) kullanılabilirliğinin, iii) tanısal değerinin ve iv)gerek sahada gerekse pratikte öneminin araştırılması amaçlandı. Araştırmanın hayvan materyalini Aydın ili Adnan Menderes Üniversitesi, Veteriner Fakültesi Küçük Hayvan Kliniğine atopik dermatit ön tanısı (kaşıntı, alopesi, kabuklanma, kepeklenme, hiperpigmentasyon, vb.) anamnezi ile getirilen farklı yaşta, her iki cinsiyetten köpekler oluşturdu. I.grupta (n=28), II.grupta (n=15) olacak şekilde ; I. grupta Favrot kriterleri doğrultusunda atopik dermatit bulunan köpekler, II. grupta ise sağlıklı köpekler (atopik dermatit ya da başka herhangi bir hastalığı bulunmayan) yer aldı. Polycheck alerji testine göre (In vitro test sonuçları baz alındığında) D. pteronyssinus (P=0,000), D.farinae (P=0,000), Lepidoglyphus (P=0,002), Kayin/Kızılağaç/Fındık Ağacı (P=0,012), Çavdar poleni (P=0,000), Ot karışımı (P=0,004), Sinirli ot (P=0,001), Kuzu kulağı (P=0,049), Acarus siro (P=0,000), Tyrophagus (P=0,000), Pire (P=0,000) spesifik Ig E konsantrasyonları açısından atopik dermatitli köpekler ve sağlıklı köpeklerin p değerleri arasında istatiksel olarak belirgin farklılıklar tespit edilmiştir. Sonuç olarak atopik dermatit tanısı konulan köpeklerde ilgili alerjenlere yönelik mümkünse desensitizasyon uygulamaları, çevresel alejenlerin ya da gıda bulaşlarının uzaklaştırılması ile immunostimulasyon (mukozal immunite) yapılması gerekliliği söylenebilinir.

AlerjenlerDermatitDermatit-atopik+5
Çağatay Türk
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

A grubu beta hemolitik streptokoksik tonsillofarenjiti tanısında klinik bulgu ve laboratuvar testlerinin tanısal değeri

Giriş: Ülkemizde, özellikle birinci basamak aile hekimliği uygulamasında Grup A streptekok tonsillofarenjiti tanısında Centor kriterleri ve hızlı antijen testi (HAT) yaygın olarak kullanılmaktadır. Çalışmanın amacı belirti ve bulguların streptokoksik farenjit için tanısal değeri ile Centor ve Modifiye Centor (McIsaac) kriterlerinin etkinliğini ve Hızlı antijen testinin GAS tonsillofarenjitini tanımada duyarlılık ve seçiciliğini belirlemekti. Gereç ve Yöntem: Çalışma Mayıs 2019 – Şubat 2020 tarihleri arasında, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği, Pediyatri ve KBB poliklinikleriyle çocuk ve yetişkin acil servislerinde yapıldı. Çalışmaya en az bir gündür süren boğaz ağrısı ya da diğer akut tonsillofarenjit yakınmalarıyla başvuran 36 aylıktan büyük 405 hasta alındı. Her hastadan biri HAT biri boğaz kültürü için olmak üzere ikişer boğaz sürüntü örneği ve enfeksiyon değerleri için kan örnekleri alındı. Veriler toplandıktan sonra istatistiksel analizi SPSS paket program aracılığıyla yapıldı. Çalışmanın gerekli etik kurul izinleri ise Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurul'undan alındı. Bulgular: Çalışmaya katılan 405 hastanın yaş ortalaması 24,7 ± 16,4 (3 – 81 yıl) idi. Çoğunluğunu kadınlar (%53,6; s=217) ve acil servise başvuranlar (%60,7; s=246) oluşturmaktaydı. Kültürde GAS pozitifliği %7,9 ve hızlı antijen testi pozitifliği ise %9,9 idi. GAS pozitifliği Centor skoru 0-1 olan hastalarda %2,0; 2-3 olanlarda %12,1 ve 4 olanlarda %45,8 idi. GAS pozitifliği McIsaac skoru 0-1 olan hastalarda %0,4; 2-3 olanlarda %11,6 ve 4-5 olanlarda %35,7 idi. Hızlı antijen testinin duyarlılığı %75,8 ve seçiciliği %95,6 (%7,9 prevalansta PPD %59,5 ve NPD %97,9) olarak bulundu. Tüm hastalarda ve tüm Centor kategorilerinde hızlı antijen testi sonuçlarıyla kültür sonuçları uyumluydu. Centor kategorilerine göre HAT duyarlılığı %33,3-90,9 arasında, seçiciliği %71,4-99,2 arasında değişmekteydi. Sonuç: Grup A Streptokok tonsillofarenjiti tanısında Centor ve McIsaac kriterlerinin tanısal gücü ile hızlı antijen testinin geçerliliği ile ilgili çalışma sonuçlarımız, orijinal Centor çalışması ve literatürde yer alan diğer çalışma sonuçlarıyla benzerlik göstermektedir. Akut tonsillofarenjit olgularının Centor öngörü modeli ve hızlı antijen testi kullanılarak değerlendirildiği dikkate alındığında, ülkemizde birinci basamak aile hekimliği uygulamasında GAS pozitifliği ile HAT ve klinik öngörü sistemlerinin tanısal gücü üzerine çalışmalar yapılması gerekmektedir.

AntijenlerAğrıFarenjit+5
Melda Dibek Büyükdinç
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Toplam test sürecinde kalite indikatörlerinin değerlendirilmesi

Amaç: Toplam test sürecinde oluşan hataların tanımlanması ve ölçülmesi, test sonuçlarının güvenliği için kritik önem taşımaktadır. Bu amaçla kalite indikatörleri ve altı sigma yaklaşımı kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı Model Kalite İndikatörlerini kullanılarak toplam test sürecinin ulusal ve uluslararası çaptaki laboratuvarla karşılaştırılması, tespit edilen hataların giderilmesi için düzeltici-önleyici faaliyetlerin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntemler: Laboratuvarımızın Ekim 2018-Mart 2019 tarihleri arasındaki toplam test süreci Model Kalite İndikatörleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Öncelik 1 skoruna ait 34 adet kalite indikatöründen 23 tanesine katılım sağlanmıştır. Veriler LBYS' den retrospektif olarak elde edilmiştir. Sonuçlar kalite indikatörleri için belirlenen kriterler ve formüller kullanılarak hesaplanmıştır. Yüzde oran olarak ifade edilen kalite indikatörlerinin sigma dönüşümü yapılmış ve sonuç verme sürelerinin 90. persentil değerleri hesaplanmıştır. Bulgular: Sonuçlar katılımcı laboratuvar verileriyle karşılaştırıldığında pre-analitik ve analitik kalite indikatörlerinin çoğunlukla ortalamadan düşük sigma değerlerine, post-analitik kalite indikatörlerinin ise ortalama sigma değerlerinden daha yüksek sigma değerlerine sahip olduğu görülmüştür. Sonuç verme süresinin ölçüldüğü post-analitik kalite indikatörlerinde 90. persentil değerleri, katılımcı laboratuvarların 90. persentil değerlerinden daha kısa olarak tespit edilmiştir. Sonuçlar: Laboratuvarımız post-analitik süreçte yüksek performans göstermiştir. Pre-analitik ve analitik süreçlerin iyileştirilmeye ihtiyacı vardır. Bu amaçla test istemi ve numune alma eğitimleri verilmelidir. Model kalite indikatör programları ile entegre edilmiş laboratuvar bilgi yönetim sistemleri tasarlanmalıdır. Daha objektif sonuçları elde edilmesi için programa katılım teşvik edilerek katılımcı sayısı arttırılmalıdır. Kalite indikatör tanımları ve değerlerin hesaplanmasında yeni yaklaşımlara ihtiyaç vardır. Katılımcılardan alınacak geri bildirimler ile Model kalite indikatörleri programı geliştirilmeli ve güncellenmelidir. Anahtar sözcükler: Model Kalite İndikatörleri, Toplam Test Süreci, Laboratuvar Hataları

KaliteKalite modelleriKalite özellikleri+4
Habib Özdemir
Manisa Celal Bayar University
2019
00

Related subjects