Tomography-optical coherence

142 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ultrasonik pakimetri, speküler mikroskopi ve optik koherans tomografi ile ölçülen merkezi kornea kalınlık verilerinin karşılaştırılması

AMAÇ: Ultrasonik pakimetri (Pacscan 300P, Sonomed, New York, ABD), CSO speküler mikroskop (SP-01, CSO, Floransa, İtalya) ve Cirrus optik koherans tomografiden (Model 4000, Carl Zeiss, Meditec, Dublin, CA, ABD) elde edilen merkezi kornea kalınlık verilerinin tekrarlanabilirliği ve karşılaştırılabilirliğini değerlendirmek. MATERYAL VE METHOD: Yaşları 20 ile 53 yıl arasında değişen 48 sağlıklı gönüllünün 96 gözünün merkezi kornea kalınlığı her bir cihaz ile üçer kez ölçüldü. Her bir cihazdan elde edilen 3 ölçümün tekrarlanabilirliği varyasyon katsayısı (%) ve sınıf içi korelasyon katsayısı ile değerlendirildi. Cihazlar arasındaki merkezi kornea kalınlık farkını karşılaştırmak için wilcoxon analizi kullanıldı. BULGULAR: Ultrasonik pakimetri, CSO optik pakimetri ve Cirrus optik koherans tomografi için varyasyon katsayıları, sırasıyla 6.5, 7.3 ve 6.2 iken sınıf içi korelasyon katsayıları sırasıyla 0.993, 0.968, 0.998 idi. Ortalama kornea kalınlığı sırasıyla 561.5, 555.7 ve 553.0 mikrondu. CSO optik pakimetri ve Cirrus optik koherans tomografiden elde edilen merkezi kornea kalınlık verileri ultrasonik pakimetriden elde edilen verilerden önemli derecede düşüktü (sırasıyla, p<0.001, p<0.001). SONUÇ: Optik pakimetri cihazları merkezi kornea kalınlığını standart ultrasonik pakimetreden daha ince ölçmektedir. CSO optik pakimetre cihazından elde edilen kornea kalınlık ölçümlerinin tekrarlanabilirliği diğer cihazlara göre daha düşüktür. Anahtar Kelimeler: Santral Kornea Kalınlığı, Ultrasonik Pakimetre, CSO Speküler mikroskopi, Optik Koherans Tomografi, tekrarlanabilirlik

Tomografi-optik koherens
Enis Özdemir
Tekirdağ Namık Kemal University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obstruktif uyku apnesi olan diyabetik olgularda makülanın optik koherens tomografi ile retrospektif değerlendirilmesi

Diyabetik retinopati, diabetes mellitusun önemli bir mikrovasküler komplikasyonudur. Gelişmekte olan ülkelerde görme kaybının önemli nedenlerinden birisi olarak gösterilmektedir. Diyabetik retinopatinin patogenezinde önemli rol oynayan VEGF artışının hipoksi ile tetiklendiği belirtilmektedir ve bununla birlikte retinanın karanlıkta yani gece boyunca daha çok oksijen tükettiği ifade edilmektedir. Bu mekanizma obstruktif uyku apnesi sendromunun, tekrarlayan gece desatürasyon epizotları nedeniyle VEGF'in artışına yol açarak diyabetik makülopatinin kötüleşmesi başta olmak üzere oküler etkilere yol açabileceğini düşündürmektedir. Bu çalışmanın amacı obstruktif uyku apnesi sendromunun tanısı için yapılmış polisomnografi tetkiklerinde, apne-hipopne indeksine göre gruplandırılan diabetes mellitus tanılı hastaların optik koherens tomografi ile ön planda maküla olmak üzere, retinal yapılarda meydana gelen değişiklikler açısından karşılaştırılmasıdır. İkincil amacı ise diyabet maruziyet süresinin, maküla ve retinal yapılar üzerindeki etkilerinin, optik koherens tomografi tetkiki yardımı ile kıyaslanmasıdır. Ağır OSAS grubunda, hafif-orta OSAS grubuna göre daha fazla santral maküler ödem görülmüştür. Bunun yanı sıra RNFL inferior, temporal, nasal kadranların ağır OSAS grubunda istatiksel olarak anlamlı derece ince olduğu saptanmıştır. Bu sonuçlar bize OSAS şiddeti arttıkça diyabetik hastalarda retinal patolojiler gelişebileceğini düşündürmüştür. OSAS ve DM toplumsal ve bireysel olarak çok ciddi etkiler oluşturan birbirinden ayrı iki klinik durumdur. Bu iki ayrı klinik antitenin başta retina olmak üzere göze dair etkilerinin anlaşılması, oluşabilecek göz patolojilerine yönelik önleme tedbirleri ve bunların tedavisi açısından büyük önem arz etmektedir. Sonuç olarak bu çalışmanın gelecekte yapılacak çalışmalar için bir kaynak oluşturması hedeflenmiştir.

Diabetes mellitusDiabetik retinopatiRetrospektif çalışmalar+3
Büşra Engin Potoğlu
Tekirdağ Namık Kemal University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Non-arteritik iskemik optik nöropatide peripapiller ve maküler kan akımının optik koherans tomografi anjiografi (OKT-A) ile analizi

Hacettepe Üniversitesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'na başvuran ve nonarterik iskemik optik nöropati tanısı konularak takibe alınan 50 yaşından büyük 20 hasta çalışmaya dahil edildi. Bu hastaların NA-AİON tanılı gözleri Grup 1, sağlam gözleri Grup 2 olarak çalışmaya dahil edildi. Benzer yaş grubunda olup polikliniğimize muayene için başvuran, retina veya optik sinir başı kan akımını etkileyebilecek herhangi bir oküler veya sistemik hastalığı olmayan 20 olgu çalışmaya kontrol grubu (Grup 3) olarak dahil edildi. Bu olguların OCTA ile 3x3, 6x6 mm boyutlarında makula görüntüleri ve 4.5x4.5 mm boyutlarda optik disk ölçümleri elde edildi. Tüm ölçümler ilk muayenede, 1.ayda ve 3.ayda yapıldı. Sonuçlar istatistiksel olarak Kruskal-Wallis ve Friedman testi ile karşılaştırıldı. NA-AİON olgularında ilk tanıda maküla ve peripapiller vasküler ve morfolojik değişiklikler saptandı ve takip eden kontrollerde peripapiller kan akımında, maküler damar dansitesinde ve maküla ganglion analizinde anlamlı azalma izlendi. NA-AİON olgularının etkilenmeyen gözlerinde (Grup2) optik diskin superior kadranının retinal sinir lifi tabakası kalınlığının (RNFLs) kontrol grubu ile kıyasladıkta 3.ay muayenesinde ilk muayeneye göre daha düşük saptandı (p=0.034). Sonuç olarak NA-AİON geçiren hastalarda vasküler ve morfolojik değişiklikler olup, etkilenmeyen gözleri de risk altındadır.

AnjiyografiGöz hastalıklarıKan akış hızı+3
Gunash Nıftıyeva
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntravitreal tedavi uygulanan diyabetik maküler ödemli hastalarda optik koherens tomografi parametrelerinin prognostik değeri

Bu çalışma Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi (HÜTF) Göz Hastalıkları Anabilim Dalında Ocak 2023-Temmuz 2023 tarihleri arasında retrospektif olarak gerçekleştirildi. Çalışmaya HÜTF Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Retina Biriminde diyabetik makula ödemi nedeniyle tedavi uygulanan 107 hastanın 143 gözü dahil edildi. Hastalar intravitreal tedavi türüne göre üç gruba ayrıldı: Sadece intravitreal ranibizumab uygulanmış hastalar Grup 1, sadece intravitreal aflibercept uygulanmış hastalar Grup 2 ve sonradan intravitreal deksametazon tedavisine geçilmiş olan hastalar Grup 3 olarak değerlendirildi. Hastaların temel demografik bilgileri (yaş,cins), başlangıç HbA1c değeri, çalışma süresince yapılan enjeksiyon sayısı, ranibizumab ve aflibercept enjeksiyon tedavisi alan gruplarda kliniğimize ilk başvurduğu andaki, üç enjeksiyon sonrası, 6. ay ve 12.ay takiplerinde ve deksametazon implantı tedavisi alan grupta ise steroid tedavisi öncesi, 12.ay ve 18.ay takiplerinde optik koherens tomografi (OKT) bulgularındaki değişiklikler (OKT enflamatuar biobelirteçler, santral retinal kalınlık) ve en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK) kaydedildi. OKT verileri, spektral domain OKT (SD-OKT) (Heidelberg Spectralis, Heidelberg, Almanya) ile elde edildi. Tüm SD-OKT görüntüleri, 6x6mm'lik bir alan üzerinde 25 taramadan oluşan fovea merkezli makular taramalardı. OKT verilerine santral retina kalınlığı, santral 1000 μm alanda hiperreflektif nokta varlığı ve sayısı, santral 1000 μm alanda sert eksuda varlığı ve sayısı, santral 1000 μm alanda kistik ödem varlığı ve sayısı, santral 1000 μm alanda intraretinal en büyük kistin iki eksende ölçümü, seröz maküler dekolman, epiretinal membran (ERM), iç retinal tabakaların dezorganizasyonu (DRIL), elipsoid zon hasarı varlığı kaydedildi. Grup 1 ve Grup 2 bütün kontrollerde hem kendi içlerinde hem de birbiri ile karşılaştırıldı. Grup 3 ise kendi içinde değerlendirildi. Her üç gruba dahil edilen hastaların nihai EİDGK ve santral retinal kalınlık değişimi ile başlangıç enflamatuar OKT biobelirteçleri arasındaki korelasyona bakılarak, tedavi sonucunda prognostik değerleri gözden geçirildi.

Diabetes mellitusGöz hastalıklarıMakula ödemi+3
Gunel Hajıbalayeva
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 1 diyabetes mellitus tanılı hastalarda koroidal vasküler indeks ve oküler parametrelerin değerlendirilmesi ve sağlıklı gönüllü kişiler ile karşılaştırılması

Amaç: Tip 1 Diyabetes Mellitus (T1DM) tanılı hastalar ile sağlıklı kontrol grubu arasındaki koroidal vasküler indeks (Kvi) ile oküler parametrelerin karşılaştırılması ve bu parametreler ile laboratuvar sonuçları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Temmuz ve Ekim 2020 tarihleri arasında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Kliniği ile Çocuk Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Klinikleri'ne başvuran 10-18 yaş arası T1DM tanılı 50 (K:E=28:22) hasta ile 54 (K:E=27:27) sağlıklı çocuk kontrol grubu olmak üzere toplam 104 çocuk dahil edildi. Hastaların demografik bulguları (yaş, cinsiyet, hastalık süresi, labotaruvar parametreleri) kayıt edildi. Hastaların oküler ön segmenti speküler mikroskobi (SM) ve ön segment spectral-domain optik koherens tomografi (SD-OKT) ile değerlendirildi. Arka segmenti genişletilmiş derinlikli optik koherens tomografi (EDI-OKT) ile değerlendirildi ve segmentasyon analizi ile retina tabakalarının ölçümü yapıldı. EDI-OKT ile elde edilen resimlerle koroidal vasküler indeks (Kvi) hesaplandı. Bulgular: T1DM tanılı hasta ve sağlıklı kontrol grubunun yaş ve cinsiyet dağılımı benzerdi (13.66±2.22 yıla karşın 13.8 ±2.48 yıl) (p=0.738). T1DM ile kontrol grubu arasında toplam uzunluk (TL), endotel hücre yoğunluğu (EHY), santral korneal kalınlık bulguları arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). T1DM tanılı hastaların kornea endotel hekzagonalite değerinin kontrol grubuna göre azaldığı saptandı (%55.38±9.09'e karşın %51.04±7.50) (p=0.011). T1DM hastalarının ortalama gangliyon hacmi kontrol grubundan daha yüksek saptandı (p=0.04). Ayrıca T1DM tanılı hastaların Kvi değeri kontrol grubundan daha düşük saptandı (p=0.013). Glikozillenmiş hemoglobin (HbA1c) ile EHY arasında negatif yönde korelasyon saptandı (r=-0.284, p=0.050). HbA1c ile ortalama hücre boyutu (OHB) arasında pozitif yönde korelasyon saptandı (r=0.285, p=0.050). Retina sinir lifi tabakası (RNFL) ile DM hastalık süresi arasında pozitif yönlü, HbA1c, C reaktif protein (CRP) ve mikroalbuminüri düzeyleri ile negatif yönlü korelasyon olduğu saptandı (p<0.05). T1DM süresi ve HbA1c düzeyleri ile anlamlı korelasyon izlenen speküler mikroskobi ve OKT bulguları arasında yapılan doğrusal regresyon analizlerinde anlamlı düzeyde önemli ve açıklayıcı bulgu saptanmadı. Sonuç: T1DM'li hastalarda kontrol grubuna göre hekzagonalite oranının ve Kvi değerinin azaldığı saptanırken HbA1C ile RNFL arasında negatif korelasyon olduğu saptandı. Bu nedenle, rutin oftalmolojik muayeneleride DR saptanmayan T1DM'li çocuklarda erken oküler değişikliklerin belirlenmesinde SM ve OKT kullanılması önerilebilir.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1Diabetik retinopati+5
Ahmet Serkan Altaş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tek taraflı neovasküler yaşa bağlı makula dejenerasyonunda diğer göz OKT bulguları

Bu çalışmanın amacı Türk yaşlı popülasyonunda tek taraflı neovasküler YBMD ile takip edilen hastaların diğer gözlerini muayenenin yanısıra gelişmiş görüntüleme yöntemlerinden faydalanarak neovaskülarizayon gelişmesinde önemli risk faktör olan OKT biobelirteçlerin neovaskülarizayon gelişmeden önce tesbit etmektir. Tek taraflı Neovasküler YBMD'si olup diğer gözleri normal veya erken/orta evre kuru tip YBMD olan 168 hastanın 168 gözü çalışmaya alınmıştır. Tüm olguların yaş, cinsiyet, Sigara öyküsü, hipertansiyon, hiperkolesterolemi ve YBMD aile öyküsü varlığı sorgulandı. Tüm olgulara takipleri süresince rutin göz muayenesi yanısıra her vizitte OKT ve renkli FF çekimi yapıldı. OKT görüntülemede ETDRS otomatik protokolünün 3'lü dairesel segmentasyonundan yararlanarak 3mm ve 6 mm'lik alanlarda drusen hacmi hesaplandı. Tüm görüntülerde intraretinal hipereflektif material (IRHF), Subretinal drusenoid deposit (SDD), drusen içinde heterojen reflektivite varlığı (hRF), pigment retina epitel dekolmanı varlığı (PED)değerlendirildi. Çalışmanın sonunda 27 gözde neovaskülarizasyon gelişirken,141 göz kuru tip olarak devam etmiştir. Neovaskülarizasyon gelişen gözlerde neovaskülarizasyon bulgusu ortaya çıktıktan bir önceki vizit bulguları değerlendirmeye alınmıştır ve son vizit olarak yazımızda geçmektedir. 168 Hastadan 80'i kadın (% 47) ve 88'i erkek (%53) olup, yaş ortalaması 75.87± 10.26 (56- 96) idi. İki grup arasında yaş ve cinsiyet dağılımı açısından anlmalı fark yoktu. Tum olgulardan çalışma başlangıcında temel OKT görüntüsü elde edildi. Ortalama takip süresi 23.62± 5.15 ay idi. Çalışmanın sonunda 141 hastanın 141 diğer gözü (çalışma gözü) (%83.9) non-neovasküler iken,27 hastanın 27 gözünde (%16.1) neovaskülarizasyon gelişti. Neovasküler bulgusu olan hastaların, neovaskülarizasyon gelişmeden bir önceki görme keskinliği ve OKT görüntüsü değerlendirilmeye alındı. Çalışma süresi boyunca hiç bir gözde coğrafik atrofi gelişme bulgusuna raslanmadı. Sigara kullanımı neovasküler grupta non-neovasküler gruba nazaran yüksek bulundu, sigara kullanımı neovaskülarizason riskini 2.58 kat arttırmaktaydı (OR= 2.58, P=0.02). Non-neovasküler grupta 3mm'lik ve 6 mm'lik dairelerde drusen hacminin ≥0.03 mm3'den büyük olması YBMD ilerlemisnde önemli rol oynadığı gösterilmiştir (P <0.001, R=0.61, R=0.24 sırasıyla). Neovasküler grupta IRHF, SDD, hRF ve 6mm'lik fovea merkezli dairesel alanda drusen hacmi hastalığın ilerlemesi ile ilişkili bulunmuştur. Bu grupta en yüksek riski sağlayan faktör ise intraretinal hiperreflektif odak (P<0.001,R=0.76) olarak bulunmuştur. 3mm'lik ve 6 mm'lik dairelerde drusen hacmini ≥0.03 mm3'den büyük olması non-neovasküler YBMD ilerlemisnde önemli rol oynarken 3mm'lik dairesel alandaki drusen hacmi hastalığın ilerlemesi ile daha anlamlı ilişkisi olduğu bulunmuştur (P <0.001, R=0.61, R=0.24 sırasıyla). Neovasküler grupta IRHF, SDD, hRF ve 6mm'lik fovea merkezli dairesel alanda drusen hacmi hastalığın ilerlemesi ile ilişkili bulunmuştur ve en yüksek riski sağlayan faktör intraretinal hiperreflektif odak (P<0.001,R=0.76) olarak bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu, Optik Koherens Tomografi, Tek Taraflı Neovasküler

Göz hastalıklarıMakula dejenerasyonuNeovaskülarizasyon+1
Sepıdeh Lotfı Sadıgh
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obstrüktif uyku apnesi sendromu hastalarında pozitif havayolu basınç tedavisinin mikrovasküler dolaşım üzerindeki hiperakut etkilerinin optik koherens tomografi-anjiyografi (OCT-A) ile değerlendirilmesi

Amaç: Obstrüktif Uyku Apne Sendromu (OUAS) tanılı hastalarda tek gecelik ve bir aylık Pozitif Havayolu Basıncı (PAP) tedavisinin retinal mikrovasküler yapılar üzerindeki hiperakut (tek gecelik) ve akut (30 günlük) etkilerinin Optik Koherens Tomografi Anjiyografi (OCT-A) ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Polisomnografi ile orta veya ağır OUAS (AHİ>15) tanısı alan 36 olgu ve hafif OUAS/sağlıklı (AHİ<15) 17 kontrol katılımcısı dahil edildi. Hastalara bazal (Vizit 1), olgulara ise ek olarak tek gecelik PAP titrasyonu sonrası (Vizit 2) ve bir aylık tedavi sonrası (Vizit 3) OCT-A ölçümleri yapıldı. Yüzeyel (SCP) ve derin kapiller pleksus (DCP) vasküler dansiteleri, foveal avasküler zon (FAZ) ve optik disk parametreleri analiz edildi. Bulgular: Olgu ve kontrol grupları arasında OCT-A parametreleri farklılık göstermedi. Tek gecelik PAP kullanımı sonrası (Vizit 2), DCP parafoveal (55,63 ± 3,7753,94 ± 3,73; p=0,025) ve perifoveal (54,21 ± 4,98 -> 51,29 ± 4,93: p=0,031) damar yoğunluklarında anlamlı düşüş izlenirken, optik disk içi vasküler dansitede artış [50,9 (%25-75 GA: 48,62 – 53,9) -> 52,23 (%25-75 GA: 47,05 – 52,23 : (p=0,004)] saptanmıştır. Bu hiperakut değişimler apne-hipopne ve REM-hipopne indeksleri ile pozitif korele bulunmuştur. Birinci ayın sonunda maküler kalınlıkta anlamlı artış izlenirken, FAZ alanında vizitler arası fark saptanmamıştır. Sonuç: Çalışmamız, PAP tedavisinin retinal mikrodolaşım üzerinde ilk günden itibaren güçlü ve dinamik etkileri olduğunu gösteren literatürdeki ilk araştırmadır. Tek gecelik PAP tedavisi ile mikrovasküler yapılarda dinamik bir yanıt gözlenmiş olup 30 günlük tedavi sonrası normal değerlere dönüş görülmüştür. OCT-A, OUAS tedavisinin vasküler etkilerini izlemede güvenilir ve invaziv olmayan bir yöntem olarak öne çıkmaktadır.

MikrodolaşımTomografi-optik koherens
Mert Savcı
İstanbul University-Cerrahpaşa
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Miyopik olgularda maküla fonksiyonun anatomik ve elektrofizyolojik olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı; miyopik olgularda arka segment parametrelerini değerlendirerek makülanın anatomik yapısını spektral domain optik koherens tomografi (SDOKT) ile ve fonksiyonel açıdan pattern elektroretinografi (PERG) ile incelenmek ve aralarındaki korelasyonu saptamaktır. Çalışma grubu 78'i kadın, 40'ı erkek toplam 118 olgudan oluşturuldu. Kırma kusuru derecesine göre olgular 4 gruba ayrıldı. Birinci grup 0.00/-0.75 D arası (kontrol grubu), ikinci grup -1.00/-2.75 D arası, üçüncü grup -3.00/-5.75 D arası, dördüncü grup -6.00 D ve üstü olarak belirlendi. Tüm olgularda peripapiller RSLT kalınlığı, maküla kalınlığı, retina katlarının kalınlığı ve koroid kalınlığı SDOKT kullanılarak ölçüldü ve ardından PERG testi uygulandı. Miyopi derecesi artışı ile T kadran hariç RSLT kalınlığında azalma olduğu gözlendi. Maküler kalınlık ve retina katlarının (dış pleksiform tabaka hariç) kalınlıkları ile miyopi derecesi arasında bir ilişki bulunamadı. Yüksek miyopi grubunda maküler kalınlık ile N95 amplitüdü arasında negatif korelasyon saptandı. Miyopi derecesi ve AU artışı ile subfoveal koroid kalınlığı azalmaktaydı. AU ile subfoveal koroidal kalınlık arasında negatif korelasyon olduğu görüldü. P50 ve N95 dalgalarının amplitüdlerinde yüksek miyopi grubu ile kontrol grubu arasında istatiksel olarak anlamlı fark olduğu bulundu. Miyopi derecesinin artması ile ilişkili olarak P50 ve N95 amplitüdündeki azalma belirginleşiyordu. N95 amplitüdündeki azalma aksiyel uzunluk artışı ile korelasyon göstermekteydi. Maküler retina katlarında anatomik bir değişiklik olmadan ve EİDGK etkilenmemiş iken P50 amplitüdünde azalma olması, fonksiyonel açıdan makülanın yüksek miyop olgularda etkilenebileceğini düşündürmektedir. N95 amplitüdündeki azalmanın ise AU'daki artış ve global peripapiller RSLT kalınlığındaki azalma ile ilişkili olabileceği düşünüldü. Anahtar Kelimeler: Spektral Domain Optik Koherens Tomografi, pattern elektrografi, miyopi.

AnatomiElektrofizyolojiElektroretinografi+4
Yağmur Deniz
Hacettepe University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Behçet hastalığında arka segment yapıların multimodal görüntülenmesi

Çalışmanın Amacı Behçet üveitli (BÜ) gözlerde multimodal görüntüleme yöntemleri olan optik koherens tomografi (OKT) ve optik koherens tomografi anjiyografi (OKTA) bulgularını tanımlamak ve bu bulguları, nonoküler Behçet (NOB) ve sağlıklı kontrol grubundakilerle (SKG) karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem Klinik olarak aktif ve inaktif BÜ, NOB ve SKG, OKT (Heidelberg Spectralis ) ve OKTA (Zeiss Angioplex) kullanılarak değerlendirildi. OKT ile santral makula kalınlığı, koroid kalınlığı, retina segmentasyon analizi ile sinir lifi, ganglion hücre, iç pleksiform, iç nükleer, dış pleksiform, dış nükleer, retina pigment epiteli tabaka kalınlıkları ölçüldü. OKTA ile yüzeysel ve derin kapiller pleksuslar için 3x3, 6x6 ve 8x8 mm görüntülerde cihazın yazılımı (Angioplex Metrix) kullanılarak damar ve perfüzyon yoğunlukları (mm / mm2 ve %) ölçüldü. Optik sinir başı anjiografik görüntülerinde, cihazın yazılımı ile perfüzyon dansitesi ve akım indeksleri ölçüldü. Yüzeysel kapiller pleksusta foveal avasküler zon (FAZ) alanı, FAZ perimetrisi ve FAZ daireselliği Angioplex Metrix ile, derin kapiller pleksusta Image J görüntü analiz programı ile değerlendirildi. Bulgular 17 aktif BÜ (28 göz), 38 inaktif BÜ (62 göz), 20 NOB (40 göz) olgusu ve 33 sağlıklı katılımcı (66 göz) çalışmaya dahil edildi. Ortalama en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK) aktif BÜ'de 0.63, inaktif BÜ' de 0.55, NOB hastalığında 1.0 idi. İnaktif BÜ olan gözlerde retinal segmentasyon analizi ile santral makula, sinir lifi, ganglion hücre, iç pleksiform tabaka kalınlıkları aktif BÜ, NOB ve SKG' ye göre anlamlı şekilde daha düşüktü. İnaktif BÜ olan gözlerde kapiller damar yoğunluğu hem NOB hem de kontrol grubundan daha düşüktü. Bu durum perfüzyon yoğunluğu için de geçerliydi. Derin kapiller pleksusta perfüzyon yoğunluğu, inaktif BU grubunda NOB ve kontrol grubuna kıyasla daha düşüktü. Yüzeyel kapiller pleksusta, FAZ alanı ve daireselliği değerlerinde gruplar arasında anlamlı bir fark yoktu, ancak FAZ daireselliği inaktif BÜ'de anlamlı şekilde daha yüksek bulundu. Derin kapiller pleksusta FAZ alanı ve çevresi anlamlı şekilde artmıştı ve hem aktif hem de inaktif BÜ'de NOB ve kontrollere kıyasla dairesellik değerlerinde anlamlı bir bozulma vardı. Sonuç BH'de OKT ve OKTA, arka segment yapılarının anatomik ve vasküler yapıların değerlendirilmesinde önemli bilgiler sağlar. Çalışmamızda inaktif BÜ'de, OKT'da retina katlarında incelme saptandı. OKTA'da yüzeyel kapiller pleksus damar yoğunluğu ve perfüzyon yoğunluğunun etkilendiği görüldü. Derin kapiller pleksusta, aktif ve inaktif BÜ'de perfüzyon yoğunluğundaki etkilenmenin yanı sıra FAZ alanı ve çevresi ölçümlerinde önemli farklılıklar saptandı.

AnjiyografiArka kamaraBehçet sendromu+3
Orhan Aygün
Hacettepe University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erken dönem parkinson hastalarında optik sinirin fonksiyonel ve morfolojik olarak değerlendirilmesi ve takibi

Amaç: Erken dönem Parkinson hastalarında optik sinirin fonksiyonel ve morfolojik açıdan prospektif olarak değerlendirilmesi ve takibi. Gereç ve Yöntem: Erken dönem Parkinson hastalığı tanısıyla takip edilen 19 hastanın ve yaşa göre eşleştirilmiş 19 sağlıklı kontrolün 38'er gözü çalışmaya dahil edildi. Hastalar ve sağlıklı bireyler ilk muayeneden sonra en az 6 ay arayla toplam 3 kez muayene edildi. Muayenelerde tam oftalmolojik muayeneye ilave olarak desen görsel uyarılı potansiyel kaydı (VEP) ve fotopik koşullarda kontrast duyarlılık (KD) ölçümü, İshihara kartları ile renkli görme muayenesi ve tam saha görme alanı değerlendirmesi yapıldı. Optik koherens tomografi cihazı ile peripapiller retina sinir lifi tabakası (RNFL) kalınlığı değerlendirilerek 4 kadranın (üst, alt, nazal, temporal) ayrı ayrı RNFL kalınlığı not edildi. Santral ve ortalama maküler kalınlık ile maküler hacim ölçüldü. Bulgular: En iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK) hasta grubunda her üç muayenede de anlamlı düzeyde daha düşük olarak saptandı. Hiç bir olguda rölatif afferent pupil defekti saptanmadı. Renk görme açısından hasta grubundaki bir hastada ılımlı diskromotopsi mevcutken, iki grup arasında anlamlı farklılık bulunmadı. Hasta grubunda KD değerleri tüm uzaysal frekanslarda anlamlı düzeyde daha düşük idi. Hasta grubunda VEP`te P100 dalga latansı anlamlı düzeyde daha uzun ve amplitüdü daha düşük olmakla birlikte takip süresince bu değerlerde anlamlı kötüleşme izlenmedi. Ortalama peripapiller RNFL kalınlığı açısından gruplar arası fark olmamakla birlikte üst kadrandaki RNFL kalınlığı hasta grubunda daha inceydi. Ortalama makula kalınlığı ve toplam makular hacim değerlerinde başlangıçta gruplar arası farklılık yokken izlem süresince hasta grubunda anlamlı azalma saptandı. Görme alanında başlangıçta ve takip süresince hasta grubunda anlamlı kötüleşme izlendi. Sonuç: Erken dönem Parkinson hastalığında görsel yolların farklı basamaklarında, elektrofizyolojik ve morfolojik olarak da gösterilebilen yapısal ve işlevsel bozukluklar mevcuttur. Anahtar kelimeler: Optik koherens tomografi, Parkinson hastalığı, RNFL, VEP

GözGöz hastalıklarıOptik sinir+6
Samır Hasanov
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İdiopatik maküler delik nedeniyle klasik cerrahi ya da inverted flep uygulanmış olgulardaki anatomik ve fonksiyonel sonuçların karşılaştırılması

01 Ocak 2014 ve 30 Eylül 2021 tarihleri arasında Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı‟na görme kaybı ile başvuran ve maküler delik (MD) tanısıyla klasik cerrahi ya da inverted temporal flep uygulanan 86 hastanın 86 gözü çalışmaya alındı. Klasik cerrahi uygulanan hastalar grup-1'e (n=58), inverted temporal flep uygulanan hastalar grup-2'ye (n=28) dahil edildi. Her bir gruptaki MD cerrahi başarı oranları, komplikasyonları ve optik koherens tomografi (OKT) bulguları ayrı ayrı değerlendirildi ve birbirleriyle karşılaştırıldı. Çalışmaya dahil edilen hastaların 30'u erkek (%34.9), 56'sı kadındı. Grup-1'deki hastaların yaş ortalaması 69.31±7.21 yıl iken, grup-2'deki hastaların yaş ortalaması 66.027±5.86 yıl idi. Gruplarda yer alan hastaların MD boyutları ve MD evreleri Tablo 5‟de özetlenmiş olup her iki grup arasında MD taban çapı (p=0.71), MD yüksekliği (p=0.59), MD minimum çapı (p=0.92), cerrahi öncesi ve cerrahi sonrası temporal retina kalınlığı (sırasıyla p=0.44, p=0.096) ve evre dağılımı (p=0.46) açısından istatistiksel fark yoktu. OKT‟de vertikal hiperreflektif hat görünümü değerlendirildiğinde grup 1‟deki hiperreflektif hat görünümünün grup 2‟ye göre anlamlı olarak fazla olduğu saptandı (p<0.0001). Grup-1'de yer alan hastaların preop görme keskinliği (GK) 0.12±0.10 iken, postop 6.ayda 0.27±0.24 idi ve aradaki fark anlamlıydı (p<0.0001). Benzer şekilde grup-2‟de yer alan hastaların preop GK „sı 0.09± 0.07 iken, postop 6.ayda 0.31±0.18 idi ve aradaki fark anlamlıydı (p<0.0001). İki grup arasında preop ve postop GK'leri açısından anlamlı faklılık yoktu (sırasıyla p=0.14; p=0.42). Her iki gruptaki MD kapanma oranlarına bakıldığında iki grup arasında hem evreden bağımsız olarak hem de evrelere göre anlamlı farklılık yoktu. Benzer şekilde yeniden cerrahi oranıda her iki grupta birbirine yakındı ve arada anlamlı farklılık izlenmedi (p=0.68). Sunulan çalışmada MD cerrahisi nedeniyle uygulanan iki teknikle de postop görme keskinliğinde anlamlı artışın olduğu ve bu yönden iki tekniğin birbirlerine üstün olmadığı görülmüştür. Benzer şekilde her iki teknik ile benzer anatomik başarı oranları elde edilmiştir. OKT parametreleri değerlendirildiğinde ise flep tekniği ile daha iyi bir iyileşme paterninin elde edildiği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Maküler delik, İLM, temporal flep, OKT.

Cerrahi fleplerGöz hastalıklarıMakula dejenerasyonu+4
Şeyma Kıroğlu Demir
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yıllara bağlı olarak tip 2 diabetes mellitusun oluşturduğu retinal vasküler değişikliklerin optik koherens tomografi anjiografi ile değerlendirilmesi

Çalışmada amacımız yeni tanı almış DR olmayan diyabet hastalarının OKTA görüntülerini sağlıklı popülasyonla karşılaştırarak diyabetin erken evrede retina vaskülaritesine olan etkisini gözlemlemek, diyabet tanı süreleri farklı olan ve DR bulgusu olmayan hastaların OKTA görüntülerini inceleyerek diyabetin yıllara bağlı olarak vaskülariteye nasıl etki gösterdiğini araştırmaktır. Çalışmaya Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'na 01 Ocak 2022 ile 01 Mayıs 2022 tarihleri arasında başvurmuş, diyabetik retinopatisi olmayan, yeni tanı almış 29 diyabetes mellitus hastasının 29 gözü (Grup 1), diyabetes mellitus tanı süresi en fazla 5 yıl olan 42 hastanın 42 gözü (Grup 2) ve diyabetes mellitus tanı süresi 5 yıl ile 10 yıl arasında olan 27 hastanın 27 gözü (Grup 3), kontrol grubu olarak ise aynı yaş grubundan ve benzer cinsiyet dağılımına sahip 35 hastanın 35 gözü dahil edildi. Hastaların Zeiss Cirrus 6000 Angioplex (Carl zeiss, Dublin, CA, USA) cihazı ile çekilen 6x6 mm'lik makula protokolündeki OKTA görüntülerinden elde edilen veriler kayıt altına alındı. Çalışmada diyabet hastalarında klinik DR gelişmese de diyabetin yeni tanı alınan zamandan itibaren zaman geçtikçe FAZ alanını genişletip SKP'de VD ve PD parametrelerini santral alanda azalttığı gösterildi. Diyabetik grupta parafoveal inferior alan ile perifoveal superior ve inferior alanlarda VD ve PD parametreleri kontrol grubuna göre düşük bulundu. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında parafoveal tüm kadranlardaki VD ile perifoveal superior ve inferior VD parametreleri Grup 2'de düşük bulundu. Grup 3'teki hastaların perifoveal superior VD ve parafoveal nazal VD'si yeni tanı ve kontrol grubuna göre düşük bulundu. Yeni tanı almış hastaların kontrol grubu ile karşılaştırılmasında hiçbir OKTA parametresinde anlamlı fark bulunmadı. Sonuç olarak diyabet tanılı hastalarda klinik DR'nin olmadığı erken dönemde bile vasküler parametrelerdeki değişimin OKTA ile saptanabileceği gösterildi. Anahtar Kelimeler: Diyabetik retinopati, Vasküler dansite, Retinal vasküler hastalık, Optik koherens tomografi anjiografi

AnjiyografiDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2+4
Pınar İş Kılıçdoğan
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner arter hastalığı ve retinal vasküler yoğunluk ilişkisinin optik koherens tomografi anjiografi ile değerlendirilmesi

Bu çalışmada koroner arter hastalığı(KAH) şüphesi ile poliklinik şartlarında değerlendirilerek koroner anjiografi(KAG) yapılan hastalarda, Gensini skoru ile KAH şiddeti belirlenerek, hem KAH hem de KAH şiddeti ile retinal yüzeyel kapiller pleksusta(YKP) meydana gelen mikrovasküler düzeyde değişimlerin optik koherens tomografi anjiografi(OKTA) ile değerlendirilerek aralarında ilişki kurulması amaçlanmıştır. 01 Ağustos 2021-31 Ekim 2022 tarihleri arasında Kardiyoloji Anabilim Dalı polikliniğine göğüs ağrısı şikayeti ile başvuran ve stabil angina pektoris(SAP) tanısıyla KAG yapılan hastalarda KAH olan 60 hastanın 120 gözü ile normal koroner arter yapısına sahip 59 hastanın 117 gözü çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların KAG verileri, demografik özellikleri, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu(LVEF), komorbid hastalıkları ve laboratuar sonuçları retrospektif olarak tarandı. 3x3 mm'lik OKTA kesitlerinde foveal ve parafoveal bölgede farklı kadranlardaki YKP vasküler dansitesi(VD), vasküler perfüzyon yüzdesi(VP) ile foveal avasküler zon(FAZ) genişliği, alanı ve perfüzyon oranı ayrı ayrı taranarak kaydedildi. KAH(n=60) ve Kontrol(n=59) grupları oluşturuldu. Koroner arter hastalığı ve kontrol grupları arasında VD parametreleri karşılaştırıldığında, KAH grubunda, full, nazal, temporal ve inferior VD parametrelerinde istatistik açıdan anlamlı bir azalma vardı(sırasıla p=0,023, p=0,034, p=0,045, p=0,027). VP parametreleri karşılaştırıldığında KAH grubunda inner, full, nazal, temporal ve inferior, VP parametrelerinde istatistik açıdan anlamlı bir azalma vardı(sırasıyla p=0,039, p=0,029, p=0,042, p=0,034, p=0,041). İki grup arasında FAZ parametreleri area, perimeter ve circularity arasında anlamlı bir fark yoktu(sırasıyla p=0.956, p=0,671, p=0,895). Kontrol grubunda LVEF ile VD arasındaki ilişki kurulmaya çalışıldığında VD central, inner, full, nazal, temporal, superior ve inferior parametreleri arasında aynı yönlü anlamlı düzeyde ilişki bulundu(sırasıyla p=0,005,p<0.0001, p<0.0001, p=0,001, p<0,0001, p=0,007, p=0.007). Kontrol grubunda LVEF ile VP arasındaki ilişki kurulmaya çalışıldığında VP central, inner, full, nazal, temporal, superior ve inferior parametreleri arasında aynı yönlü anlamlı düzeyde ilişki bulundu(sırasıyla p=0,010, p<0.0001, p=0,001, p<0.0001, p=0.015, p=0.009, p=0,002). KAH grubunda LVEF ile VD arasındaki ilişki kurulmaya çalışıldığında VD central, inner, full ve inferior parametreleri arasında aynı yönlü anlamlı düzeyde ilişki bulundu(sırasıyla p=0,002, p=0.001, p=0.016, p=0,002). KAH grubunda LVEF ile VP arasındaki ilişki kurulmaya çalışıldığında VD central, inner, full, nazal, temporal, superior ve inferior parametreleri arasında aynı yönlü anlamlı düzeyde ilişki bulundu(sırasıyla p<0,0001, p=0,001, p=0.001,p=0.041, p=0,011, p=0,004, p=0,022). KAH grubunda Gensini skoru ile VD arasındaki ilişki kurulmaya çalışıldığında VD iner, full, nazal, temporal, superior ve inferior parametreleri arasında zıt yönlü anlamlı düzeyde ilişki bulundu(sırasıyla p<0,0001, p<0,0001, p=0,020, p=0,001, p=0,002, p=0,002). KAH grubunda Gensini skoru ile VP arasındaki ilişki kurulmaya çalışıldığında VD, inner, full, nazal, temporal, superior inferior parametreleri arasında zıt yönlü anlamlı düzeyde ilişki bulundu(sırasıyla p=0.009, p=0,005, p=0,029, p<0,0001, p=0,001, p=0,001). Bu çalışma ve devamında yapılacak diğer çalışmalar ışığında KAH ve kalp yetersizliği(KY) tanısı alan hastalarda retinal vasküler hastalıkların araştırılması ve tanısının konulması OKTA sayesinde noninvaziv, hızlı ve pratik bir şekilde yapılabilecektir. Bu sayede OKTA erken tanı ve tedavi ile görme yetisinin azalması veya kaybedilmesinin önüne geçilmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca koroner arter hastalığı toplumda sık görülen ve mortalitenin en sık nedenlerinden birisidir. OKTA sayesinde retinal VD ve VP'de azalmanın tespit edilmesi, yapısal olarak benzerlik gösterdiği koroner arterlerde daralmanın ve KY'nin erken evrede tespit edilmesini sağlayabilir. Böylece toplumda KAH ve KY'ye bağlı mortalitenin azalmasına faydalı olabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Gensini skoru, koroner arter hastalığı, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu, optik koherens tomografi anjiografi, vasküler dansite

AnjiyografiEjeksiyon fraksiyonuGensini skoru+6
Mustafa Demir
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Behçet Hastalığı'nda multimodal görüntüleme bulgularının karşılaştırılması

Amaç: Behçet Hastalığı (BH), ataklar ve remisyonlarla seyreden kronik okluziv tipte vaskülit ile karakterize multisistemik kronik bir hastalıktır. Primer olarak oral ve genital mukozayı, deriyi ve gözleri tutan BH'yin etyolojisi tam olarak bilinmemektedir. BH olan hastaların yaklaşık %70 inde oküler inflamasyon ortaya çıkmaktadır. Bunların çoğunluğunda panüveit ve retinal vaskülit görülmektedir. Vaskülit tanısında Fundus Flöresein Anjiyografi (FFA) altın standart tanı tetkikidir. Optik Koherens Tomografi (OKT), Optik Koherens Tomografi Anjiyografi (OKTA) maküla anatomisi, retina katmanları ve mikrovasküler değişiklikleri gösteren Behçet üveiti tanı ve takibinde kullanılan diğer görüntüleme yöntemleridir. Bu çalışmada BH'de üveit varlığında veya yokluğunda görüntüleme bulgularının karşılaştırılması, tanı ve takipte güvenilirliklerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Şubat 2021 ve Şubat 2022 tarihleri arasında, Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği'nde takip edilen, BH'ye sekonder gelişen üveiti olan hastalar, Romatoloji Kliniği'nde takip edilen üveit geçirmeyen Behçet hastaları ve rutin göz muayenesi için başvuran hastalar dahil edildi. Hastaların OKT ile santral maküler kalınlık (SMK), EDİ-OKT ile subfoveal koroidal kalınlık (SFKK), OKTA ile foveal avasküler zon alanı (FAZ), total derin kapiller pleksus dansitesi, total yüzeyel kapiller pleksus dansitesi, derin parafoveal kapiller pleksus dansitesi ve yüzeysel parafoveal kapiller pleksus dansitesi ve peripapiller kapiller pleksus dansitesi değerleri elde edildi. Ayrıca Behçet üveiti hastalarının FFA görüntülemeleri değerlendirildi. Optik disk tutulumu, makula tutulumu ve vasküler arkadlar esas alınarak yapılan ayrıma göre superior, inferior, temporal ve nasal alanlardaki tutulumlar puanlandırıldı. Her bir bölgedeki tutulum +1 puan olarak değerlendirildi. Bu puanlar gruplar arasında istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bu değerlerin görme keskinliği ve hastalık süresi ile korelasyonu değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya 79 hastanın ve 39 kontrol grubunun toplam 236 gözü dahil edildi. Hastalar 18-63 yaş aralığında olup yaş ortalaması oküler tutulumu olan grupta 37.35 yıl, oküler tutulumu olmayan grupta 36,21 yıl, kontrol grubunda 33,79 yıl idi. Oküler tutulumu olan hastaların %48,6'sı kadın, % 51,4'ü erkek, oküler tutulumu olmayan grubun %35,7'si kadın, %64,3'ü erkek; kontrol grubunun %51.3'ü kadın, %48.7'si erkekti. Hastalık süresi oküler tutulumu olan grupta ortalama 6,49 yıl, oküler tutulumu olmayan grupta 6.71 yıldı. Grupların FAZ alanı, total yüzeysel kapiller pleksus dansitesi, total derin kapiller pleksus dansitesi, derin perifoveal kapiller pleksus dansitesi yüzeysel perifoveal kapiller pleksus dansitesi ve peripapiller kapiller pleksus dansitesi ortalamalarında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı. Oküler tutulumu olan grupta kapiller pleksus dansiteleri diğer gruplara göre düşük; FAZ alanı diğer gruplardan yüksek saptandı. Oküler tutulumu olan grupta FFA değerlendirilmesi ile bu parametrelerin pozitif yönde (FAZ alanı dışında), FAZ alanının negatif yönde ilişkili olduğu görüldü. Sonuç: Optik koherens tomografi anjiyografi (OKTA), Behçet üveitinde tekrarlayan ataklar sonucu, nihai görme keskinliğiyle ilişkli maküler mikrovasküler değişiklikleri saptamada invaziv olmayan önemli bir görüntüleme yöntemidir. OKTA aynı zamanda oküler tutulumu olmayan Behçet Hastalarında da vaskülit nedeniyle azalan derin ve yüzeyel kapiller rezerv hakkında bilgi verebilir.

AnjiyografiBehçet sendromuFundus oculi+5
Şerife Nur Çiftci
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Polisitemia vera hastalarında makula ve optik sinir başı mikrovaskülatürünün optik koherens tomografi anjiografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Polisitemia vera (PV) hastalarında makula ve optik sinir başı mikrovaskülatürünün, optik koherens tomografi (OKT) ve anjiyografi (OKTA) ile değerlendirilmesi, kan tetkikleri ile birlikte sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği'ne göz muayenesi için Temmuz 2022-Haziran 2023 tarihleri arasında başvuran hasta ve sağlıklı kontrol grubunun verileri değerlendirildi. 18-60 yaş aralığında PV dışında sistemik hastalığı bulunmayan, optik disk ve retinada patoloji saptanmayan 37 hastanın iki gözü ve 30 sağlıklı kontrol grubunun iki gözü çalışmaya dahil edildi. Hastalara tam bir oftalmolojik muayene ve kan tetkiki yapıldı; Biyomikroskop ile ön segment ve fundus muayenesi, en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK), göz içi basıncı, OKT ve OKTA ölçümleri yapıldı. Toplanan veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 18.0 paket programı ile analiz edildi. Tüm testler için istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya PV tanısı olan 37 hastanın 74 gözü, 30 sağlıklı kişinin 60 gözü dahil edildi. Hematolojik parametrelerden hemoglobin (Hb) ve hematokrit (Hct) düzeyleri hasta grubunda, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0.001). Yüzeyel kapiller pleksus (YKP) vasküler dansite (VD) (%) değerlerinden tüm alan (p=0.001), superior yarı (p=0.024), inferior yarı (p<0.001), parafovea (p=0.004) ve perifovea (p=0.002) hastalara ait gözlerde kontrol grubundaki gözlere kıyasla daha düşük tespit edildi. Derin kapiller pleksus (DKP) VD (%) değerlerinden tüm alan (p<0.001), superior yarı (p<0.001), inferior yarı (p<0.001), parafovea (p<0.001) ve perifovea (p=0.006) hastalara ait gözlerde kontrol grubundaki gözlere kıyasla daha düşük tespit edildi. DKP VD (%) parafovea (r=-0.287, p=0.001) ve temporal perivoea (r=-0.196, p=0.024) değerleri ile Hct düzeyi arasında negatif yönde korelasyon olduğu bulundu. Radyal peripapiller kapiller pleksus (RPKP) VD (%) değerlerinden tüm alan (p<0.001), peripapiller (p=0.001), superior yarı (p=0.001), inferior yarı (p=0.017), nazal superior (p<0.001) ve temporal inferior (p=0.027) sonuçları, hastalara ait gözlerde kontrol grubundaki gözlere kıyasla daha düşük bulundu. RPKP VD (%) tüm alan değeri ve Hct düzeyi arasında negatif yönde korelasyon olduğu bulundu (r= -0.415, p<0.001). OKT değerlerinden santral maküler kalınlık, temporal parafovea, superior parafovea, nasal parafovea ve inferior parafovea ölçümleri hasta grubunda, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek belirlendi (p değerleri sırasıyla; p=0.001, p=0.008, p=0.016, p=0.002, p=0.008). Retina sinir lifi tabakası (RSLT) kalınlıklarından temporal inferior ölçümleri hasta grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük kaydedildi (p=0.020).RSLT ile RPKP VD (%) değerleri arasında pozitif yönde korelasyon tespit edildi (r=0.491, p<0.001). Sonuç: PV hastalarında OKTA verilerinden YKP, DKP, RPKP VD değerlerinin azaldığı bulundu. OKT verilerinden santral maküler ve parafovea kadranlarıının daha kalın olduğu bulundu. RSLT ölçümünde temporal inferior alanda incelme olduğu tespit edildi. Hct seviyesi ile DKP ve RPKP arasında negatif yönde korelasyon olduğu tespit edildi. PV hastalarında görülen Hct yüksekliği, oküler yapıları mikrovasküler düzeyde etkilediği düşünüldü. Hastalığın oküler etkilerinin tespiti için OKT ve OKTA görüntüleme tekniklerinin kullanılması mikrovaskülatür üzerindeki değişikleri gösterebilir. Yeni yapılacak çalışmalarla birlikte OKTA, PV hastalarında yapılacak oftalmolojik incelemenin bir parçası olabilir.Anahtar kelimeler: Retina, Optik disk, Makula, Optik koherens tomografi anjiografi, Polisitemia vera

AnjiyografiKan viskozitesiMakula lutea+5
Emre Ekici
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nonarteritik anterior iskemik optik nöropati ve normotansif glokom tanılı hastaların optik koherens tomografi anjiyografi, görme alanı ve patern ERG verilerine göre değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada nörooftalmoloji biriminde tanı konulan ve tedavisi yapılan NAİON hastaları ile glokom biriminde tanı konulan ve tedavisi yapılan normotansif glokom hastalarının ve eşit sayıda sağlıklı gönüllülerin görme alanı, elektroretinografi ve peripapiller optik koherens tomografi anjiyografi verileri karşılaştırılarak aradaki ilişki değerlendirildi. Gereç ve Yöntem: Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği'ne göz muayenesi için Mayıs 2022- Ekim 2022 tarihleri arasında başvuran toplamda 22 NAİON hastasının 30 gözünün , 26 NTG hastasının 30 gözünün ve 27 sağlıklı bireyin 30 gözünün verileri prospektif olarak değerlendirildi. Hastalara tam bir oftalmolojik muayene yapıldı; yarık lamba ve fundus muayenesi, en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK), göz içi basıncı, görme alanı, patern ERG ve peripapiller OKTA ölçümleri yapıldı. Verilerin 3 ayrı grup analizi IBM SPSS 22.0 paket programında yapıldı ve p<0.05 için sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmamızda 41'i kadın, 34'ü erkek bireyden oluşan toplam 75 bireyi inceledik. Görme alanına göre değerlendirildiğinde NAİON ve NTG gruplarında kontrol grubuna göre MD ve PSD değerleri anlamlı yüksek saptandı. NAİON grubu ve NTG grubu arasında MD ve PSD değerlerine göre bakıldığında NAİON grubunda daha yüksek bulundu. NAİON ve NTG grupları optik disk başı OKTA parametrelerine göre kontrol grubuna kıyaslandığında tüm görüntü, peripapiller bölge, superior yarı alan, inferior yarı alan ve 6 kadrandaki ( nasal inferior, inferionasal, inferiotemporal, temporosüperior, süperiotemporal, süperionasal) kapiller vasküler pleksus daha az saptandı. NAİON ve NTG grupları birbiri ile kıyaslandığında, peripapiller bölge, inferior hemi, inferotemporal ve temporoinferior kadranlardaki vasküler dansitenin NAİON grubunda daha az olduğu bulundu. Optik sinir başının fonksiyonel değerlendirilmesi PERG ile yapıldı. NAİON grubu ile sağlıklı grup karşılaştırıldığında P50 ve N95 amplitüdünde NAİON grubunda anlamlı azalma saptanırken diğer patern ERG parametrelerinde anlamlı fark bulunmadı. NTG grubunda sağlıklı gruba göre patern ERG parametrelerinden sadece P50 uV de anlamlı azalma saptandı. NAİON ve NTG grubunu kendi arasında kıyasladığımzda NAİON grubundaki N95 genliğinin NTG grubuna göre daha az olduğunu saptadık. Diğer patern ERG parametrelerinde NAİON ve NTG grupları arasında anlamlı fark saptanmadı. Sonuçlar: Nonarteritik anterior iskemik optik nöropati ve normotansif glokom tabloları optik disk başı OKTA, görme alanı ve patern ERG parametrelerine göre değerlendirildiğinde farklılıklar görülmektedir. Özellikle görme alanı parametrelerinden MD ve PSD değerleri, patern ERG verilerinden N95 amplitüdü ve OKTA değerlerinde istatistiksel anlamlı farklılıklar görülmektedir.

AnjiyografiElektroretinografiGlokom+4
Mine Koru Toprak
Balıkesir University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik makuler ödem için intravitreal bevacizumab enjeksiyonu uygulanan hastalarda optik koherens tomografi anjiyografik bulguların enjeksiyon öncesi değerlerle karşılaştırılması

Amaç: Çalışmamızda naive hastaların diabetik makula ödemi (DMÖ) tedavisinde uygulanan intravitreal bevacizumab enjeksiyonu öncesi ve sonrası akut dönemde ACD, optik koherens tomografi (OKT), visual evoked potentials (VEP) ve makula ve disk optik koherens tomografi anjiografi (OKT-A) görüntüleme yöntemleri ile gösterilen retinal anatomik, fonksiyonel ve vasküler değişiklikleri ortaya çıkarmayı ve bu değişikliklerin görme keskinliği ve diğer sonuçlar ile korelasyon gösterip göstermediğini tespit etmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Balıkesir Üniversitesi Göz Hastalıkları Kliniği'ne başvuran daha önce herhangi bir tedavi almamış diabetik makuler ödem tanılı 40 hastanın 40 gözünün dâhil edildiği çalışmamızda, hastalara tek doz intravitreal bevacizumab enjeksiyonu yapıldı. Hastaların tedavi öncesi ve 1. hafta ve 1. ayda göz içi basınçları ve ACD kaydedildi; fundus floresein anjiografi, optik koherens tomografi, VEP ve makula ve disk optik koherens tomografi anjiografi tetkikleri yapıldı. Bulgular: Hastaların başlangıç yaş, cinsiyet, LogMAR, ortalama göz içi basıncı değerleri açısından istatistiksel anlamlı bir fark gözlenmedi.(p>0,05) Enjeksiyon öncesi ve 1 doz intravitreal bevacizumab tedavisi sonrası hastaların 1. hafta VEP değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı değişiklik izlenmezken 1. ay VEP değerlerinde (n75ms, n75uv, p100ms, p100uv) istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır. (tümünde p<0,001) Makula ve Disk OKT-A ile elde edilen veriler incelendiğinde Tedavi öncesi FAZ alanı ve Disk vasküler dansitesinin 1. hafta ve 1. ay değerleriyle karşılaştırmasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır.(p<0,001) Hiperakut ve akut evrede FAZ alanının genişleme gösterdiği ve diskteki vasküler dansitelerin azalma gösterdiği, hastaların tedavi sonrası ortalama VEP voltaj ve latans değerlerinde daha fazla iyileşme olduğu gösterildi. Sonuç: Özetle, DMÖ'de intravitreal bevacizumab enjeksiyonu uygulanan hastalarda görme keskinliğindeki artışla beraber, anatomik ve yapısal bütünlüğü gösteren OKT-A bulgularında ve görmenin fonksiyonel durumunu gösteren VEP bulgularında anlamlı düzelmeler olduğu görülmektedir. Anatomik iyileşme ile fonksiyonel düzelme arasında korelasyon olduğu ve OKT-A bulguları ile öngörülebildiği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Diabetik makuler ödem, bevacizumab, optik koherens tomografi anjiografi, visual evoked potentials

AnjiyografiBevacizumabDiabetes mellitus+4
Semih Yılmaz
Balıkesir University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Göz içi tümörlerinde multimodal görüntüleme

Amaç: Göz içi tümörlerinin tanısında multimodal görüntüleme bulgularını tanımlamak. Gereç ve Yöntem: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Vehbi Koç Göz Hastanesi'nde Nisan 2018 – Şubat 2023 tarihleri arasında göz içi tümör tanısı alan 81 hastanın 81 gözü çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların tanı anında çekilen renkli fundus fotoğrafı, oküler ultrasonografi (USG), optik koherens tomografi (OKT), optik koherens tomografi anjiografi (OKTA), fundus otoflöresans (FOF), flöresein anjiografi (FA), indosiyanin yeşili anjiografi (İSYA) görüntüleri retrospektif olarak incelenmiştir. Bulgular: Örneklem grubunun %45.2'sine koroid nevüsü, %16.4'üne koroid hemanjiomu, %9.6'sına koroid osteomu, %6.8'ine optik disk melanositomu (ODM), %8.2'sine koroid malign melanomu (KMM), %5.5'ine retina pigment epitelinin konjenital hipertrofisi (RPEKH) ve %8.2'sine ise diğer türlerden tümür tanısı konmuştur. Renkli fundus fotoğraflarına göre koroid nevüsü tipi tümöre sahip hastaların %94.1'inin pigmentli; ODM tipi tümöre sahip hastaların %100'ünün pigmentli; KMM tipi tümöre sahip hastaların %83.3'ünün pigmentli; RPEKH tipi tümöre sahip hastaların %66.7'sinin pigmentli ve koroid hemanjiomu, koroid osteomu, retinal astrositik hamartom (RAH) tipi tümöre sahip hastaların ise %100'ü pigmentsiz yapıdadır. RPEKH olan hastalarda optik disk'e uzaklık ve foveola'ya uzaklık ortalamasının diğer tümör tiplerine göre yüksek olduğu görülmüştür. KMM tipi tümöre sahip hastalarda çap ortalamasının diğer tümör tiplerine göre yüksek olduğu görülmüştür. FOF bulgularına göre koroid nevüsü genellikle izootoflöresan olmasıyla, hipootoflöresan olan koroid hemanjiomu, ODM ve RPEKH tipi tümörden ayrıştırmaktadır. OKT bulgularına bakıldığında, tümör tiplerinin genelinde orta ve düşük reflektivite gözlenmiştir. Ayrıca, posterior gölgelenme durumunun tümör tiplerine göre farklılık göstermediği saptanmıştır. Koroid nevüsü ile KMM arasında retina altı sıvısı (RAS), kistoid makula ödemi (KMÖ) ve drusen açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0.000, p=0.000, p=0.024, sırasıyla). Sonuç: OKT bulguları göz önüne alındığında koroid nevüsü ve KMM ayırıcı tanısında drusen varlığının koroid nevüsünü destekleyen bir bulgu olduğu, RAS ve KMÖ varlığının KMM'yi destekleyen bulgular olduğu görülmüştür. FOF bulguları göz önüne alındığında, koroid nevüsü çoğunlukla izootoflöresans gösterirken, koroid hemanjiomu, ODM ve RPEKH hipootoflöresans göstermiştir.

AnjiyografiGözGöz hastalıkları+3
Taha Berkan Başer
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda pupil kontraksiyonunun değerlendirilmesi ve nörodejenerasyon ile ilişkisi: Optik koherens tomografi (OCT) çalışması

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) dikkat sorunları, aşırı hareketlilik ve dürtüsellikle karakterize çocukluk çağı başlangıçlı bir psikiyatrik bozukluktur. Son yıllarda psikiyatrik hastalıkların etiyopatogenezini açıklamaya yönelik çalışmalarda ciddi ilerlemeler olmuştur. Özellikle nörodejeneratif süreci göstermek için nörogörüntüleme yöntemleri ile yapılan çalışmalar hız kazanmıştır ve bu çalışmalarda, artan miktarda nörodejenerasyonu destekleyen kanıtlar bulunmuştur. Psikiyatrik bozukluklardaki düzensiz dopamin girdisinin retina ganglion hücrelerinde de olabileceği, bunun anormal glutamat sentezine neden olup aksonal atrofiye yol açabileceğinden yola çıkarak özellikle şizofreni başta olmak üzere psikiyatrik bozukluklarda da OCT ile çalışmalar yapılmaktadır. DEHB'si olan hastalarda dopamin disregülasyonu mevcuttur. Bu hastalarda dopamin disregülasyonunun glutamat eksotoksisitesi yoluyla neden olduğu nörodejenerasyon bulgularını noninvazif bir yöntem olan OCT ile görüntülemeyi amaçladık. Daha önce yapılmış olan ışığa hassasiyet ile ilgili anket çalışmasından yola çıkarak, bizde bu çalışmada DEHB'li bireylerde retinadaki nörodejenerasyonun pupil kontraksiyonunu etkileyerek gözün ışığa uyumunda sağlıklı bireylere göre zorluğa sebep olup olmadığını ortaya koymayı amaçlayarak hastalarda pentecam yöntemiyle pupil çaplarının ölçümünü gerçekleştirdik. DSM-5'e (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, 5th edition) göre çocuk ve ergenlerde tanının konulabilmesi için belirtilerin 12 yaşından önce başlaması, dikkat eksikliği ve/veya hareketlilik/dürtüsellik alanlarındaki belirtilerden 6 veya üzerinde belirtinin olması, en az iki farklı sosyal ortamda yaygın şekilde gözlenmesi, en az 6 ay süre ile gelişim düzeyiyle uyumsuz şekilde devam etmesi ve işlevselliği bozması gerekmektedir. 17 yaş ve sonrasındaki başvurularda ise belirti sayısının herhangi bir alanda en az 5 olması gerekmektedir. Bizde çalışmamızda DSM-5'te belirtilen kriterlerden 5 ve üzeri kriteri karşılayanları hasta grubuna dahil ettik bu kriterleri karşılamayanları ise kontrol grubuna aldık. Bu çalışmaya DIVA ve Turgay ölçekleri ile değerlendirilen DEHB tanı kriterlerini karşılayan 40 hasta ve 40 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastalarda dikkat eksikliği baskın tip ve bileşik tip olarak kategorize edilmiştir. Dikkat eksikliği baskın tip ve bileşik tip gruplarında kontrol grubu ile kıyaslandığında güneş gözlüğü kullanımının daha fazla olduğu ve istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur. Dikkat eksikliği baskın tip ve bileşik tip grubunda gölgede güneş gözlüğü kullanımı kontrol grubuna göre daha fazla ve istatistiksel olarak anlamlıydı. Literatürde bununla ilgili bir bilgi olmayıp DEHB'luğu olan bireylerde ışık hassasiyeti olduğuna dair 2014 yılında yayınlanmış bir makalede bilgiye rastlanmış ve verilerimizle uyumlu bulunmuştur. DEHB nörogelişimsel bir bozukluktur yani doğumdan itibaren vardır, prefrontal kortex gelişiminde duraksama ya da bozukluk olması nöroektodermden gelişen bu yapının başka dokularda da semptom ortaya çıkarabileceğini düşündürmüş ve nöroektoderm kökenli olan gözde ışık hassasiyetini pentecam ve sinir hasarını gösterebileceğini düşündüğümüz OCT yöntemleriyle ölçümler yapmaya yönlendirmiştir. Kontrol dikkat eksikliği baskın tip ve bileşik tip dehb gruplarında sağ ve sol sinir lifi kalınlıklarına bakıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamış, nörodejenerasyona ait herhangi bir bulgu OCT ile ölçümde tespit edilememiştir, bu durum sinir lifi kalınlığından ziyade işlevsel ya da moleküler düzeyde iletim bozukluklarının olabileceğini düşündürmekle birlikte bu alanda daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç vardır. Özetle kontrol grubunda sinir lifi kalınlığı ile ışığa uyum ilişkili bulunmuş olup, sinir lifi kalınlığı arttıkça ışıklı ortama adaptasyon ve pupil çapı küçülmesi daha çok olarak bulunmuştur. Dikkat eksikliği baskın tip grubunda sinir lifi kalınlığı ile ışığa uyum ilişkili bulunmamış ve sinir lifi kalınlığı arttıkça ışıklı ortama adaptasyon ve pupil çapı küçülmesi anlamlı olarak bulunmamıştır. Bileşik tip dehb grubuna baktığımızda ise sinir lifi kalınlığı artmasına rağmen ışığa uyum bozulmuş ve ışıksız ortamda beklenilen pupil dilatasyonu gerçekleşmemiş ve pupil çapı azalmıştır. Bu çalışma ile DEHB'luğu olan bireylerde OCT çekimi ile sinir lifi kalınlığı ölçülmüş ve sinir lifi kalınlığının artmasına rağmen işlevsellik açısından hastalığı taşıyan bireylerde bozulma olduğunu düşündürmüş ve retinadaki bu durumun pupil kontraksiyonunu etkileyerek gözün ışığa uyumunda sağlıklı bireylere göre zorluğa sebep olduğuna yönelik veriler elde edilmiştir. Bu çalışma ortak embriyonik kökene sahip dokularda DEHB'li bireylerde morfolojik olmasa da işlevsel bozuklukların olabileceğini düşündürmüştür. İleriki çalışmalarda özellikle embriyonik olarak ortak kökenden gelişen organların işlevlerinin nöroradyolojik, nörobiyolojik, histolojik ve biyokimyasal parametrelerle incelenmesi gerektiğini göstermiştir. Bununla birlikte alt gruplara ayrılan hastaların ve ilaç kullanımları da göz önünde bulundurularak geniş örneklemlerde çalışılması literatüre önemli bilgiler kazandırabileceğini düşündürmüştür.

Dürtüsel davranışDürtüsellikHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğu+6
Duygu Kılıçaslan
Pamukkale University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Retinal ven oklüzyonlarında tedavi ve izlem sonuçlarının değerlendirilmesi

Retinal ven tıkanıklığı, oftalmolojideki en dramatik tablolardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. İskemik olmayan ve iskemik tip olmak üzere iki kategoriye ayrılır. İskemik olmayan tipin doğal seyri nispeten iyi huyludur; ancak bazı hastalarda kalıcı kistoid maküler değişiklikler kaldığı düşünülmektedir. Çalışmamız RVT tanılı hastalar için görsel aktivite sonuçlarıyla ilişkili prediktif faktörleri, OKT biyobelirteçleri ile SRVT ile RVDT tanılı hastalardaki intravitreal enjeksiyon sonuçlarının karşılaştırılmasını amaçlamaktadır. PAÜ Hastanesi Göz Hastalıkları Polikliniği'nde RVT'na sekonder maküla ödemi tanısı koyulmuş hastalar çalışmaya alınmıştır. Hastaların dosya kayıtlarından demografik ve hastalığa ilişkin verilerin (yaş, cinsiyet, sistemik hastalıklar, semptom/hastalık başlangıcından itibaren geçen süre) bilgisi alınmıştır. Tüm hastaların sistemde kayıtlı olan başlangıç vizitinde düzeltilmiş en iyi görme keskinliği, göz içi basıncı, ön ve arka segment muayene bulguları, FFA ve OKT tetkik sonuçları değerlendirilmeye alınmıştır. En iyi düzeltilmiş görme keskinliği LogMAR skorlaması ile değerlendirilmiştir. SRVT grubunda 19 ve RVDT grubunda 44 hastanın kayıtlarına ulaşılarak retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların ortalama yaşı 61,33±10,81 idi. SRVT ve RDVT tanılı hastalarda benzer yaş aralığı vardı (p>0,050). 12 aylık takiplerde başlangıç zorunlu 3 doz intravitreal bevasizumab enjeksiyonu sonrasında intravitreal anti-VEBF enjeksiyonunun, SRVT grubunda 2,73±0,80 ve RVDT grubunda 2,28±0,991 yapıldığı görüldü. 12. aylık takiplerinde başlangıç zorunlu 3 doz intravitreal bevasizumab enjeksiyonu sonrasında intravitreal deksametazon implant enjeksiyonunun, SRVT grubunda 1,5±0,55 ve RVDT grubunda 1,69±0,48 yapıldığı görüldü. SRVT ve RVDT gruplarında başlangıç GK(LogMAR) benzer sonuçlar izlendi. RVDT grubunda GK(LogMAR) değerleri 4. ay (p=0,015) ve 12. ay kontrolde (p=0,007) SRVT grubuna göre anlamlı şekilde daha düşüktü. SFK ölçümleri başlangıç değerleri SRVT grubunda RVDT grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksekken (p=0,040) 4. ay ve 12. ay kontrollerde benzer aralıktaydı. PFMK ölçümünde SVRT ve RVDT subgrupları değerlendirildiğinde başlangıç, 4. ay ve 12. ay kontrollerde benzer sonuçlar olduğunu gördük. RVO hastalarında santral foveal kalınlık (SFK) ve parafoveal maküler kalınlık (PFMK) değerlendirildiğinde başlangıç ölçümlerine göre 12. ay kontrollerde istatistiksel olarak anlamlı bir incelme olduğu görüldü (p<0,050). SRVT hastalarında RVDT hastalarına göre EZ ve ELM bozulmasının daha yüksek oranda olduğu ve subgruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü (p<0,050). Hiperreflektif dot ortalama SRVT hastalarında 1,58±2,57 ve RVDT hastalarında 2,27±3,21 ile istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,050). İntraretinal kistin başlangıç kontrolünde varlığı, ortaya çıkış zamanı, intraretinal kistin bulunduğu katman ve 12. ayda intraretinal kist varlığı ile SRVT ve RVDT alt grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu (p>0,050). Sonuç olarak: RVO hastalarında intravitreal bevasizumab yüklemesi ardından uygulanan anti-VEGF ve/veya deksametazon implant enjeksiyonları ile 1 yıllık kontrollerde görme keskinliğinde artış ve maküler ödemde azalma izlendi. OKT biyobelirteçleri ile GK arasında gerek başlangıç gerek 12. ay kontrollerde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Mevcut bulguların hastaya özel tedavi planlaması ve daha iyi görme keskinliği sağlanması açısından yol gösterici olabileceği sonucuna varılabilinir.

Retinal arter oklüzyonuTomografi-optik koherens
Burak Elibol
Pamukkale University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ciddi aort darlığı hastalarında transkateter aort kapak implantasyonunun retinal kalınlık üzerindeki etkisinin optik koherens tomografi ile değerlendirilmesi

Amaç:Ciddi aort darlığı (AD), kanın sistolde aortaya geçişini engelleyen ve sol ventrikül çıkış yolunun anatomik bir obstrüksiyonudur. Bu durum, kalpten kan akışının engellenmesi nedeniyle kalp debisini azaltarak retinal iskemiye neden olabilir. Transkateter aort kapak implantasyonu (TAVİ) mekanik tıkanıklığı giderir ve kalpten tüm vücuda normal kan akışını sağlar. Bu çalışmanın amacı, ciddi dejeneratif AD'li hastalarda TAVİ'nin gözün retina kalınlığı, retina tabakasında bulunan ganglion hücre kompleksi (GCC) kalınlığı ve retinal sinir lifi tabakası (RNFL) kalınlığı üzerindeki etkisini spektral domain optik koherens tomografi (OCT) ile ölçmektir. Materyal ve Metot:Bu çalışma prospektif bir tasarım kullanılarak gerçekleştirildi ve çalışmaya Aralık 2017 ile Haziran 2018 arasında TAVİ uygulanan 50 ciddi AD hastası (yaş 78.5 ± 6.9 yıl) dahil edildi. GCC, retina ve RNFL kalınlıkları TAVİ'den hemen önce ve 1 gün ile 1 ay sonra hastanemiz oftalmoloji bölümü tarafından spektral domain OCT ile ölçüldü. Bulgular: Sol gözde ortalama retinal kalınlığınınTAVİ öncesi değere göre TAVİ'den 1 gün sonra anlamlı olarak arttığı belirlendi(p = 0.04). Buna ek olarak, GCC kalınlığının, TAVİ'den 1 gün sonrası, sol gözün iç inferior kadranda ve dış temporal kadranda TAVİ öncesi değerine göre sırasıyla anlamlı derecede daha ince olduğu saptandı(p = 0.04, p = 0.05). Sağ gözde retinal ve GCC kalınlığında istatiksel anlamlı bir değişiklik saptanmamıştır. Bununla birlikte, TAVİ işleminden sonra her iki gözde RNFL kalınlıklarında belirgin bir değişiklik saptanmadı. Sonuç:Bu çalışmada TAVİ'nin sol gözün ortalama retinal kalınlığı üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu gösterilmiştir. Bununla birlikte, GCC ve RNFL kalınlıklarında aynı etki gösterilememiştir. Bu nedenle, mevcut bulgular yorumlanmadan önce uzun süre takipli büyük vaka serileri yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Transkateter aort kapak implantasyonu, optik koherens tomografi, retina kalınlığı, ganglion hücre kompleksi, retinal sinir lifi tabakası, aort darlığı

Aort hastalıklarıAort kapak stenozuGanglion+4
Mehmet Akif Erdöl
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Astımlı çocuklarda optik disk ve retinal mikrovasküler değişikliklerin optik koherens tomografi anjiyografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Astımlı çocuklarda optik disk ve retina mikrovasküler yapısının optik koherens tomografi anjiyografi (OKTA) ile değerlendirmek ve benzer yaş ve cinsiyette sağlıklı çocuklarla karşılaştırmak. Yöntem: Bu kesitsel-prospektif çalışmaya 30 astımlı çocuğun (astım grubu) 60 gözü ve yaş ve cinsiyet uyumlu 30 sağlıklı çocuğun (kontrol grubu) 60 gözü dahil edildi. Klinik bilgiler alınıp OKTA ölçümlerini içeren tam oftalmolojik muayene yapıldı. OKTA tüm gözlerde maküla için 6x6 mm, optik disk için 4.5x4.5 mm kesitlerle yapıldı. Retina sinir lifi tabakası (RSLT) kalınlığı, retinanın farklı bölümlerindeki damar yoğunluğu ve optik sinir başı analiz edildi. Bulgular: Temporal kadranlar için RSLT kalınlığı ve dış retina için akım alanı seviyeleri astım grubunda anlamlı olarak daha düşüktü. Bununla birlikte, optik disk radyal peripapiller kapiller (RPK) iç disk yoğunlukları astım grubunda kontrollerle karşılaştırıldığında anlamlı olarak daha yüksekti (Sırasıyla 72.5810.99µm'ye karşı 77.739.73µm, p = 0.015, 0.60 ± 0.31mm2'ye karşı 0.72 ± 0.31mm2, p = 0.047 ve %55.16 ± 3.71'e karşı %52.08 ± 3.79, p <0.001). Sonuç: Astımlı çocuklar daha düşük temporal kadran RSLT değerlerine ve dış retina akım alanına fakat daha yüksek optik disk RPK iç disk yoğunluğuna sahip görünmektedir. Bu sonuçlar, astımın retina mikrovasküler sistemini nasıl etkileyebileceğinin anlaşılması için önemli bir gösterge olabilir. Anahtar Kelimeler: Astım; optik koherens tomografi anjiyografi, mikrovaskülatür, optik disk, retina

AnjiyografiAstımGöz hastalıkları+3
Abdulkerim Karaaslan
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut ve kronik bipolar bozukluklarda optik koherens tomografi ile retina sinir lifi tabakası, ganglion hücre kompleksi ve makula kalınlığının değerlendirilmesi

Amaç: Bipolar bozukluk (BB) hastalarında optik koherens tomografi (OKT) ile retina sinir lifi tabakası (RSLT), ganglion hücre kompleksi (GHK) ve makulayı değerlendirmek. Yöntem: Prospektif olan çalışmaya, Şubat 2019-Aralık 2019 arasında HMKÜ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı tarafından takip edilen BB tip I tanısı alan 62 hastanın 62 gözü ile, kontrol amacı ile başvuran 63 sağlıklı gönüllünün 63 gözü dahil edildi. Hastalar; 5 yıl ve altı tanı süresi olanlar, 5 yıl üzeri tanı süresi olanlar ve tüm hastalar olarak 3 gruba ayrıldı. Kontroller; 1. kontrol, 2. kontrol ve tüm kontroller olarak 3 gruba ayrıldı. Tüm gruplara tam oftalmolojik muayene yapılıp, ardından OKT ile RSLT, GHK ve makula kalınlığı ölçümleri kaydedildi. Tüm grupların kendi kontrol grubuyla istatistiksel karşılaştırılması yapıldı. Bulgular: 5 yıl ve altı tanı süresi olan hastalarda; GHK açısından üst-temporal (81,25±7,35), üst (83,97±6,77), üst-nazal (84,66±6,43), alt-nazal (83,72±6,43), alt (81,75±7,52), alt-temporal (82,53±7,99); makula açısından santral (240,63±22,50), iç-temporal (304,13±16,74), iç-nazal (320,91±18,39), iç-üst (321,00±16,84), iç-alt (317,41±17,41); RSLT açısından temporal (69,03±9,50) kadranlarda anlamlı azalma saptandı. 5 yıl üzeri tanı süresi olanlarda, GHK açısından üst-temporal (79,37±7,22), üst (80,40±7,05), üst-nazal (80,97±9,44), alt-nazal (78,97±8,14), alt (76,87±11,23), alt-temporal (80,40±9,16); makula açısından iç-nazal (318,30±21,82), iç-üst (318,63±20,15), dış-üst (276,00±13,58), iç-alt (315,07±17,98); RSLT açısından temporal (112,27±21,94), nazal (115,57±22,67), üst (89,93±14,15) kadranlarda anlamlı azalma saptandı. Hastaların tümü değerlendirildiğinde, GHK açısından tüm kadranlarda [üst-temporal (80,34±7,29), üst (82,24±7,08), üst-nazal (82,87±8,18), alt-nazal (81,42±7,63), alt (79,39±9,73), alt-temporal (81,50±8,58)]; makula açısından santral (243,21±23,00), iç-temporal (301,16±39,59), dış-temporal (261,68±14,03), iç-nazal (319,65±20,00), iç-üst (319,85±18,40), dış-üst (279,65±13,60), iç-alt (316,27±17,59); RSLT açısından üst (115,24±19,52), nazal (66,92±11,68) kadranlarda anlamlı azalma saptandı (p˂0,05). Sonuç: BB hastalarında OKT ile tespit edilebilen dejeneratif değişiklikler olduğu gösterilmiştir. Bu değişiklikler, tanı süresi ile pozitif korelasyon göstermektedir. Anahtar kelimeler: Bipolar Bozukluk, Retina, Optik koherens tomografi.

Bipolar bozuklukGanglionGöz hastalıkları+4
Süleyman Koca
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnternal karotis darlığı olan hastalarda optik koherans tomografi-angio ile göz arka segment bulgularının değerlendirilmesi

Amaç: Hafif-orta derecedeki internal karotis arter (İKA) darlığı olan hastaların retina kan akımı, optik disk kan akımı ve koroid kalınlanması üzerindeki etkisini optik koherens tomografi anjiyografi (OKTA) ile değerlendirmek ve elde edilen değerleri sağlıklı stenozu olmayan bireylerle karşılaştırmak. Gereç ve Yöntem: Bu bir prospektif çalışma olup toplam 75 katılımcı dahil edildi. IKA stenoz dercesine göre sağlıklı kontrol grup 1 (25 kişi), IKA darlığı %1- 49 olanlar grup 2 (25 kişi), İKA darlığı % 50-69 olanlar grup 3 (25 kişi) olarak değerlendirildi. Tüm katılımcılara en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK), göz içi basınç (GİB), ön segment, arka segment muayeneleri ve OKTA çekilip makular yüzeysel ve derin kapiller kan akış yoğunluğu, optik sinir baş kan akış yoğunluğu ve koroid kalınlığının verileri kaydedildi. Sonuçlar incelenerek karşılaştırıldı. Bulgular: Gruplar arasında karşılaştırma yapılıp incelendiğinde ortalama yüzeysel vasküler dansite, derin vasküler dansite, radyal peripapiller kapillerin (RPK) vasküler dansitesi ve koroid kalınlığında her üç grup arasında istatistiksel anlamlı farklılık görüldü (p<0,05). Yüzeysel kapiler pleksusun (YKP) tüm (46,48 ± 3,54) ve perifoveal alan vasküler dansitesi (47,18 ± 3,48) için grup 3'ün her iki gruptan farklı olduğu, YKP'nın parafoveal alan vasküler dansitesi (48,53 ± 5,09) için sadece grup 3 ile grup 1'in farklı olduğu görülmüştür (p<0,05). Derin kapiller pleksusun (DKP) tüm alan vasküler dansitesi (45,19 ± 5,67) için grup 3'ün her iki grupla farklı olduğu, DKP parafoveal (50,68 ± 4,26) ve perifoveal alan vasküler dansitesi (46,74 ± 5,78) için grup 3 ile grup 1'in farklı olduğu görülmektedir (p<0,05). RPK'nın Tüm disk vasküler dansitesinde (47,61 ± 2,18) grup 3'ün her iki gruptan farklı olduğu görüldü (p<0,05). Subfoveal koroid kalınlığı (212,25 ± 23,42) açısından grup 3'ün her iki gruptan farklı olduğu görüldü. Koroid nazal (145,05 ± 22,47) ve koroid temporal parametrelerinde (167,50 ± 23,11) grup 3'ün hem grup 1 hem grup 2'den farklı olduğu görüldü (p<0,05). Fovea-parafoveal-perifoveal parametrelerinin gruplara göre dağılımı incelendiğinde hiçbir değişkende anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Sonuç: Orta derece İKA stenozu olan hastalar sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında yüzeyel/derin vasküler dansite ve RPK tabakasında azalmış vasküler yoğunluk ve koroidde incelme olduğu tespit edildi. Anahtar Kelimeler: İnternal karotis arter darlığı, optik koherens tomografi anjiyografi, koroid, retinal vasküler yoğunluk.

AnjiyografiArka kamaraKarotis arterleri+4
Kushtarbek Ergashev
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00

Related subjects