Tomografi-optik koherens

Bu konu başlığı altında 121 tez

Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Akut ve kronik bipolar bozukluklarda optik koherens tomografi ile retina sinir lifi tabakası, ganglion hücre kompleksi ve makula kalınlığının değerlendirilmesi

Amaç: Bipolar bozukluk (BB) hastalarında optik koherens tomografi (OKT) ile retina sinir lifi tabakası (RSLT), ganglion hücre kompleksi (GHK) ve makulayı değerlendirmek. Yöntem: Prospektif olan çalışmaya, Şubat 2019-Aralık 2019 arasında HMKÜ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı tarafından takip edilen BB tip I tanısı alan 62 hastanın 62 gözü ile, kontrol amacı ile başvuran 63 sağlıklı gönüllünün 63 gözü dahil edildi. Hastalar; 5 yıl ve altı tanı süresi olanlar, 5 yıl üzeri tanı süresi olanlar ve tüm hastalar olarak 3 gruba ayrıldı. Kontroller; 1. kontrol, 2. kontrol ve tüm kontroller olarak 3 gruba ayrıldı. Tüm gruplara tam oftalmolojik muayene yapılıp, ardından OKT ile RSLT, GHK ve makula kalınlığı ölçümleri kaydedildi. Tüm grupların kendi kontrol grubuyla istatistiksel karşılaştırılması yapıldı. Bulgular: 5 yıl ve altı tanı süresi olan hastalarda; GHK açısından üst-temporal (81,25±7,35), üst (83,97±6,77), üst-nazal (84,66±6,43), alt-nazal (83,72±6,43), alt (81,75±7,52), alt-temporal (82,53±7,99); makula açısından santral (240,63±22,50), iç-temporal (304,13±16,74), iç-nazal (320,91±18,39), iç-üst (321,00±16,84), iç-alt (317,41±17,41); RSLT açısından temporal (69,03±9,50) kadranlarda anlamlı azalma saptandı. 5 yıl üzeri tanı süresi olanlarda, GHK açısından üst-temporal (79,37±7,22), üst (80,40±7,05), üst-nazal (80,97±9,44), alt-nazal (78,97±8,14), alt (76,87±11,23), alt-temporal (80,40±9,16); makula açısından iç-nazal (318,30±21,82), iç-üst (318,63±20,15), dış-üst (276,00±13,58), iç-alt (315,07±17,98); RSLT açısından temporal (112,27±21,94), nazal (115,57±22,67), üst (89,93±14,15) kadranlarda anlamlı azalma saptandı. Hastaların tümü değerlendirildiğinde, GHK açısından tüm kadranlarda [üst-temporal (80,34±7,29), üst (82,24±7,08), üst-nazal (82,87±8,18), alt-nazal (81,42±7,63), alt (79,39±9,73), alt-temporal (81,50±8,58)]; makula açısından santral (243,21±23,00), iç-temporal (301,16±39,59), dış-temporal (261,68±14,03), iç-nazal (319,65±20,00), iç-üst (319,85±18,40), dış-üst (279,65±13,60), iç-alt (316,27±17,59); RSLT açısından üst (115,24±19,52), nazal (66,92±11,68) kadranlarda anlamlı azalma saptandı (p˂0,05). Sonuç: BB hastalarında OKT ile tespit edilebilen dejeneratif değişiklikler olduğu gösterilmiştir. Bu değişiklikler, tanı süresi ile pozitif korelasyon göstermektedir. Anahtar kelimeler: Bipolar Bozukluk, Retina, Optik koherens tomografi.

Bipolar bozuklukGanglionGöz hastalıkları+4
Süleyman Koca
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

İnternal karotis darlığı olan hastalarda optik koherans tomografi-angio ile göz arka segment bulgularının değerlendirilmesi

Amaç: Hafif-orta derecedeki internal karotis arter (İKA) darlığı olan hastaların retina kan akımı, optik disk kan akımı ve koroid kalınlanması üzerindeki etkisini optik koherens tomografi anjiyografi (OKTA) ile değerlendirmek ve elde edilen değerleri sağlıklı stenozu olmayan bireylerle karşılaştırmak. Gereç ve Yöntem: Bu bir prospektif çalışma olup toplam 75 katılımcı dahil edildi. IKA stenoz dercesine göre sağlıklı kontrol grup 1 (25 kişi), IKA darlığı %1- 49 olanlar grup 2 (25 kişi), İKA darlığı % 50-69 olanlar grup 3 (25 kişi) olarak değerlendirildi. Tüm katılımcılara en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK), göz içi basınç (GİB), ön segment, arka segment muayeneleri ve OKTA çekilip makular yüzeysel ve derin kapiller kan akış yoğunluğu, optik sinir baş kan akış yoğunluğu ve koroid kalınlığının verileri kaydedildi. Sonuçlar incelenerek karşılaştırıldı. Bulgular: Gruplar arasında karşılaştırma yapılıp incelendiğinde ortalama yüzeysel vasküler dansite, derin vasküler dansite, radyal peripapiller kapillerin (RPK) vasküler dansitesi ve koroid kalınlığında her üç grup arasında istatistiksel anlamlı farklılık görüldü (p<0,05). Yüzeysel kapiler pleksusun (YKP) tüm (46,48 ± 3,54) ve perifoveal alan vasküler dansitesi (47,18 ± 3,48) için grup 3'ün her iki gruptan farklı olduğu, YKP'nın parafoveal alan vasküler dansitesi (48,53 ± 5,09) için sadece grup 3 ile grup 1'in farklı olduğu görülmüştür (p<0,05). Derin kapiller pleksusun (DKP) tüm alan vasküler dansitesi (45,19 ± 5,67) için grup 3'ün her iki grupla farklı olduğu, DKP parafoveal (50,68 ± 4,26) ve perifoveal alan vasküler dansitesi (46,74 ± 5,78) için grup 3 ile grup 1'in farklı olduğu görülmektedir (p<0,05). RPK'nın Tüm disk vasküler dansitesinde (47,61 ± 2,18) grup 3'ün her iki gruptan farklı olduğu görüldü (p<0,05). Subfoveal koroid kalınlığı (212,25 ± 23,42) açısından grup 3'ün her iki gruptan farklı olduğu görüldü. Koroid nazal (145,05 ± 22,47) ve koroid temporal parametrelerinde (167,50 ± 23,11) grup 3'ün hem grup 1 hem grup 2'den farklı olduğu görüldü (p<0,05). Fovea-parafoveal-perifoveal parametrelerinin gruplara göre dağılımı incelendiğinde hiçbir değişkende anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Sonuç: Orta derece İKA stenozu olan hastalar sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında yüzeyel/derin vasküler dansite ve RPK tabakasında azalmış vasküler yoğunluk ve koroidde incelme olduğu tespit edildi. Anahtar Kelimeler: İnternal karotis arter darlığı, optik koherens tomografi anjiyografi, koroid, retinal vasküler yoğunluk.

AnjiyografiArka kamaraKarotis arterleri+4
Kushtarbek Ergashev
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Demans hastalarında retina nörodejenerasyonunun bilişsel fonksiyonlarla ilişkisinin PET-BT ile değerlendirilmesi

Alzheimer Hastalığı(AH), dünya genelinde 46,8 milyondan fazla insanı etkilemekte olup; 2050 yılında bu sayının 131,5 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir. Küresel ölçekte artış gösteren AH'nın prevalansı nedeniyle popülasyonun genelinde uygulanabilecek düşük maliyetli ve uygulanması kolay biyobelirteçler araştırılmaktadır. Çalışmamızda düşük maliyetli, uygulanması kolay, erişilebilir bir görüntüleme yöntemi olan optik koherens tomografinin(OKT)'nin AH'da tanısal değerini araştırmayı amaçladık. Araştırmaya DSM-5 tanı ölçütlerine ve Ulusal Yaşlanma Enstitüsü-Alzheimer Birliği (NIA-AA) tarafından yayınlanan tanı kriterlerine göre AH'na bağlı hafif demans tanısı konulan hastalar ile kontrol grubu olarak bilişsel bozukluğu olmayan gönüllüleri içeren toplam 62 kişi dahil edilmiştir. Hasta ve kontrol grubundaki bireyler eğitim durumuna göre belirlenmiş Standartize Mini Mental Test(SMMT) ile değerlendirilmiştir. Ayrıca hasta grubundaki bireylere Klinik Demans Derecelendirme Ölçeği uygulanmıştır(KDS). Tüm çalışma katılımcılarının ayrıntılı oftalmolojik muayeneleri ve optik koherens tomografi(OKT) incelemeleri yapılmıştır. OKT ile retinal sinir lifi tabakası(RSLT) kalınlıkları ölçülerek, gruplar arasında karşılaştırmalar yapılmıştır. Hasta grubundaki bireyler FDG-PET ile görüntülenerek AH'na tipik olarak kabul edilen bölgelerdeki(prekuneus, posterior singulat korteks, parietal korteks, temporal korteks) hipometabolizma belirlenmiştir. PET'de hipometabolizma saptanan bölgeler ile OKT'de RSLT kalınlığında incelme saptanan kadranlar arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu iki görüntüleme yöntemi ile elde edilen sonuçlar arasındaki korelasyon değerlendirildiğinde; sağ göz superior temporal(ST) kadrandaki RSLT kalınlığındaki incelme ile sağ ve sol prekuneus, sağ ve sol superior parietal korteks ve sol inferior parietal korteks arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönde, orta derece bir ilişki belirlenmiştir (p<0,05). Sağ göz ortalama RSLT kalınlığındaki incelme ile sağ ve sol superior parietal korteks arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönde, orta derece bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sol göz superior nazal(SN) kadrandaki RSLT kalınlığındaki incelme ile sağ ve sol prekuneus, sağ ve sol superior parietal korteks ile sağ ve sol posterior singulat korteks arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönde, orta derece bir ilişki belirlenmiştir (p<0,05). Sol göz ortalama RSLT kalınlığındaki incelme ile sol superior parietal korteks arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönde, orta derece bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Çalışmamızda; FDG PET'de AH'na tipik olarak kabul edilen bölgelerde saptanan hipometabolizma ile OKT'de RSLT kalınlığında incelme saptanan kadranlar arasında anlamlı, pozitif yönde, orta derece bir ilişki saptamamız (p<0,05), AH'nın tanısında OKT'nin belirteç olarak rol oynayabileceği hipotezini desteklemektedir.

Alzheimer hastalığıBilişBilişsel işlev+5
Demet Duman
Gaziantep University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Coronavirüs (COVID-19) enfeksiyonu geçirmiş hastalarda retinanın optik koherens tomografi anjiografi (OKTA) bulguları ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı COVID 19 enfeksiyonu geçiren erişkin ve çocuk hastaların optik kohorens tomografi anjiyografi (OKTA) bulgularını aynı demografik özelliklere sahip erişkin ve çocuk sağlıklı gönüllülerin OKTA bulguları ile karşılaştırmaktır. Covid enfeksiyonu geçiren 157 erişkin hastanın sağ gözü, 168 sağlıklı erişkin gönüllünün sağ gözü ve covid enfeksiyonu geçiren 40 çocuk (6-18) hastanın sağ gözü, 44 çocuk (6-18 yaş) sağlıklı gönüllünün sağ gözü çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil olan tüm gruplara göz muayenesi yapıldı ve OKTA çekildi. OKTA bulguları değerlendirildi. Retinal derin kapiller kan akım alanı (RDKKAA) değerleri çocuk covid geçiren grupta (ÇCGG) çocuk sağlıklı kontrol grubuna (ÇSKG) göre anlamlı olarak yüksekti (p=0,001). Derin nazal dansite (DND) , derin inferior dansite (DID) ve derin parafoveal dansite (DPD), ÇCGG'de ÇSKG'ye göre anlamlı derecede düşüktü (p=0,034, p=0,029, p=0,022 sırasıyla). RPKVD dişk içi ölçümleri ise ÇCGG'de ÇSKG'ye göre anlamlı derecede yüksekti(p=0,025). Erişkin covid geçiren grup (ECGG) ile erişkin sağlıklı kontrol (ESKG) grubunun OKTA ölçümleri arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Bizim çalışmamızda çocuklarda covid geçiren grup ve sağlıklı kontrol grubu arasında OKTA ölçümleri arasında anlamlı farklar saptanmıştır. Covid enfeksiyonu geçiren hastalarda retinal mikrovasküler değişiklikler oluşabilir ve bu hastaların uzun dönem retinal değişiklikler açısından takipleri yapılabilir. Anahtar Kelimeler: Coronavirüs, Optik kohorens tomografi anjiyografi, Foveal avasküler alan, Retina

AnjiyografiCOVID 19Korona virüs enfeksiyonları+2
Gizem Gürbostan Soysal
Gaziantep University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Distiroid oftalmopatisi olan hastalarda oküler kan akım özelliklerinin optik koherens tomografi anjiyografi ile değerlendirilmesi

Bu kesitsel prospektif çalışmanın amaçı aktif, inaktif distiroid oftalmopatisi (DO) olan hastaların Optik Koherens Tomografi Anjiyogafi (OKT-A) bulgularını aynı demografik özelliklere sahip sağlıklı gönüllülerin bulgularıyla karşılaştırmak yanında aktif DO'si olan hastaların pulse steroid tedavi öncesi-sonrası OKT-A bulgularını karşlaştırmaktır. Çalışmaya 20 aktif DO hastasının 40 gözü, 20 inaktif hastanın 40 gözü ve 20 sağlıklı gönüllünün 40 gözü dahil edildi. Tüm gruplara kapsamlı göz muayenesi yapıldıktan sonra OKT-A çekildi. İnaktif ve aktif hasta grubunda sağlıklı kontrol grubuna göre yüzeyel kapiller pleksus (YKP) ve derin kapiller pleksus (DKP) vaskülar dansite (VD) düşük saptanmasıyla birlikte inaktif grupta YKP tüm alan, üst yarı ve parafoveal inferior VD sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulundu (P<0,05). DKP tüm alan, üst yarı, parafoveal bölge ve parafoveal nazal VD aktif ve inaktif gruplarda Kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulundu (P<0,05). Peripapiller tüm alan, alt yarı VD aktif hastalarda inaktif ve kontrol grubuna anlamlı derecede düşüktü (P<0,05). Gruplar arasında santral maküla kalınlığı (SMK), foveal avaskülar zon (FAZ) alanı, dış retinal kapiller kan akım alanı (DRKKAA), koryokapillaris kan akım alanı (KKAA), peripapiller retina sinir lif tabaka (RNFL) kalınlığı açısından fark bulunmadı (P>0,05). Aktif DO hastalarında SMK, YKP tüm alan, üst yarı ve parafoveal VD, tedavi öncesine göre tedavi sonrasında anlamlı derecede düşüktü (P<0,05). Peripapiller RNFL, üst yarı, alt yarı, nazal-süperior, nazal-inferior ve inferior-nazal kadranlarda RNFL kalınlığı, tedavi öncesine göre tedavi sonrasında anlamlı derecede düşük bulundu. Peripapiller kapiller ve DKP VD, DRKKAA ve KKAA, FAZ alanı ve tonus açısından tedavi öncesi ve sonrası fark yoktu (P>0,05). Hertel ekzoftalmometre değeri ve klinik aktivite skoru (KAS) tedavi öncesine göre tedavi sonrasında anlamlı düzeyde düşük bulundu (P<0,05). OKT-A'nin DO tanı ve takibinde yüksek kullanım potansiyeli mevcuttur. Bu nedenle bu konu ile ilgili daha fazla çalışma yapılabilir.

AnjiyografiGöz hastalıklarıKan akış hızı+4
Hedayatullah Mohammadı
Gaziantep University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Bipolar bozuklukta optik koherens tomografi ve difüzyon tensor görüntüleme bulgularının ilişkisinin araştırılması

Giriş: Bipolar bozukluk (BB) hastalarında beyin görüntüleme çalışmalarında bulunan gri ve beyaz cevherde bulunan bulgular hastalığın patofizyolojinde rol oynayan nörodejeneratif süreçleri desteklemektedir. Beyin görüntüleme tekniklerinde düşük görüntü çözünürlüğü, maliyet, hasta yükü gibi sınırlamalar araştırmacıları beyin patolojisinin belirteçlerini tanımlamak için yüksek çözünürlüklü, kolay uygulanabilen ve invazif olmayan bir retina görüntüleme aracı olan optik koherens tomografiyi (OKT) kullanmaya yönlendirmiştir. OKT ile sınırlı sayıda çalışmada bipolar bozukluk hastalarında sağlıklı kontrollere kıyasla retinal katmanlarda incelme olduğu saptanmış ve bu bulguların santral sinir sistemindeki yıkımı temsil edebileceği öne sürülmüştür. Bu çalışmada Bipolar hastalarda OKT bulgularının ayrıntılı bir analizini ve difüzyon tensor görüntüleme (DTG) parametreleriyle ilişkilerini inceleyerek potansiyel biyobelirteçleri saptamayı hedefledik. Yöntem: Çalışmaya DSM-5 kriterlerine göre bipolar bozukluk tanısı almış 50 hasta, yaş ve cinsiyet bakımından bu hastalarla eşleşmiş 50 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Katılımcılara Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeği (HDDÖ), Young Mani Derecelendirme Ölçeği (YMDÖ) uygulanmıştır. OKT aracılığıyla katılımcıların tam kat retina analizi gerçekleştirilerek makula, koroid (CH) ve total retina kalınlığı (RET) ölçümleri yanı sıra tüm retina katmanları Retina sinir lifi tabakası (RNFL), Ganglion hücre tabakası (GCL), İç pleksiform tabaka (IPL), iç nükleer tabaka (INL) , dış plexiform tabaka (OPL), dış nükleer tabaka (ONL), Retina pigment epiteli (RPE), iç retina katmanı (IRL), dış retina katmanı (ORL), fotoreseptör tabaka (PHRS) ölçülerek her bir katman için santral (S), nazal (N), temporal (T), üst (U), alt (D) kadranlar ayrı ayrı değerlendirildi. DTG ile Elde edilen görüntülerden VentroLateral Preoptik Nukleus (VLPN), Olivary Pretektal nukleus (OPN), suprakiazmatik nukleus (SCN), Retinal hipotalamik trakt (RHT), Hipotalamus, Superior longutidunal fasikül (SLF), ınferior Longutidunal fasikül (ILF), Korpus Kallosum (corpus / splenium / Genu), Cingulum, Unsinat fasikül (UF) ve optik radyasyodan (OR) için FA/ADC/MD/RD değerlerinde ölçümler alındı. Bulgular: Çalışmamızda hasta grup ile kontrol grubu arasında GCL, INL ve OPL kalınlıklarında fark saptanmadı. Sağ makula, CH, CH (N/T/ortalama), RET (S/U), RNFL-S, IPL (S/D), ONL (T/S), RPE (U/D), IRL-S, ORL (T/S/N/U/D), PHRS (T/S/U) ölçümlerinde hasta grupta anlamlı olarak ince olduğu saptanmıştır (p0,05). DTG parametrelerinde ise hasta grupta hipotalamus, SLF, KK corpus ve splenium, ILF FA ölçümlerinde daha düşük olduğu saptanırken RHT ve KK spleniumda ADC/mD/RD ölçümleri anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p0,05). Retinal parametreler ile DTG parametrelerinin korelasyonunda IPL-D ile ORL-N kadranları KK splenium ve corpus FA ile korelasyon gösterirken, ORL-U kadran ile KK Genu FA arasında anlamlı korelasyon saptandı. Sonuç: Çalışmamızda Bipolar bozukluk hastalarında literatürün aksine retinal katmanlarda yaygın bir incelme saptanmıştır. Özellikle ORL ve PHRS tabakalarında incelme ilk kez gösterilmiştir. DTG bulgularımızda literatürle uyumlu olarak çeşitli beyaz cevher yolaklarında meydana gelen nörodejenerasyonu desteklemeksine ek olarak RHT'da ADC/mD/RD artışı göstermiştir. Çalışmamız Bipolar bozukluk hastalarında retinal katman kalınlıklarının DTG parmetreleriyle korelasyonunu inceleyen ilk çalışmadır. Bulgularımız OKT parametrelerinin santral nörodejenerasyonu yansıttığı varsayımını desteklemektedir. Nöropsikiyatride retina değişiklikleri üzerine yapılacak boylamsal ve farklı hasta grupları ile karşılaştırmalı araştırmalar ile bu verilere yeni analiz yöntemlerinin uygulanması, retina değişkenlerinin biyobelirteç geliştirme yönünde öngörücü analitik değerlerini artırarak klinik ve bilimsel keşfi hızlandırmak için fayda sağlayacaktır.

Bipolar bozuklukDifüzyon tensör görüntülemeNörodejeneratif hastalıklar+2
Nafiye Selcan Önür Yıldırım
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Yeni tanı alan multipl skleroz ve klinik izole sendrom hastalarında beyin omurilik sıvısında inflamatuar marker düzeyleri ve optik koherens tomografi takiplerinin prognozdaki yeri

Giriş ve Amaç: Multipl Skleroz (MS), SSS'nin otoimmun, enflamatuar ve nörodejeneratif bir hastalığıdır. Geçtiğimiz yıllarda MS tanısı, hastalığa yatkınlık, tedavi yanıtı ve prognozunu öngörebilme adına son yıllarda birçok biyobelirteç çalışılmıştır. Bu belirteçlerin birçoğunun klinik anlamlılığı kesinleşmemiş, klinik pratikte hastalığın seyri ile anlamlı ve özgül bir ilişki elde edilememiştir. Bu çalışmamızda yeni tanı alan MS hastalarında, atak tipi, atak sıklığı, EDSS skorları, manyetik rezonans görüntüleme, Beyin omurilik sıvısı (BOS) bulguları ve optik koherens tomografi (OCT) parametreleri ile BOS nörofilaman hafif zincir (NfL) ve IL-13 düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesini amaçladık. Yöntem: Çalışmamıza, Mc Donald 2017 kriterlerine göre yeni KIS ya da RRMS tanısı alan, BOS yapılmadan önce immünmodülatör tedavi almamış, tanı sonrası en az 6 ay süre ile klinik takibi olan 33 hasta dahil edildi. 22 hastanın 6. ay OCT takibi de mevcuttu ve bu hastaların retrospektif analizleri yapıldı. Lomber ponskiyon ile aynı gün yapılan OCT ile peripapiler retinal sinir lifi tabaka kalınlığı (pRNFL), maküler sinir lifi tabaksı volümü (tvNFL), gangliyon hücre tabakası ve iç pleksiform tabaka volüm toplamları (tvGCIPL), iç nükleer tabaka volümü (tvINL) ve santral maküler kalınlıkları (CMT) kaydedilmiş hastalar çalışmaya alındı. Tüm hastaların yaş, cinsiyet, hastalık süresi, atak sayısı, atak tipi (beyin sapı, duyusal, piramidal, optik nörit, spinal, serebellar), eşlik eden diğer hastalıklar, EDSS (expanded disability status scale) skorları, daha önce bakılmış olan D vitamin düzeyleri kaydedildi. Tüm hastaların daha önce çekilmiş ve sistemde kayıtlı bulunan kranyal ve spinal görüntüleme bulguları değerlendirildi. Bu değerlendirmede; T2 lezyon yükü, lezyon dağılımı (supratentorial, infratentorial, spinal), kontrastlanma paterni) kaydedildi. Tanı aşamasında atravmatik olarak yapılmış olan BOS incelemesinde oligoklonal bant varlığı ve tipi, Ig G indeksi kaydedildi ve polipropilen tüplere 2 cc BOS hastalardan onam alınarak ayrıldı. BOS NfL ve IL-13 düzeyi için örnekler santrifüj ve alikotlama yapıldıktan sonra -80oC'de uygun şartlarda saklandı ve ELİSA ile çalışıldı. Bulgular: Çalışmamıza alınan 33 hasta (25 kadın, 8 erkek) 7'si klinik izole sendrom (%10,6), 25'i RRMS (%87,9) ve 1 hasta PPMS (%1,5) olarak sınıflandırıldı. Hastaların yaş ortalaması 30,8 ± 8,9 olarak saptandı. 6. ay kontrol çekimleri olan 22 hastanın OCT takiplerinde 6. ay tvINL ve tvGCIPL değeri ilk ölçüme göre anlamlı (p <0.05) düşüş gösterdi. EDSS değeri ile CMT değeri arasında anlamlı (p <0.05) negatif korelasyon gözlendi. NfL düzeyi ile tRNFL arasında anlamlı (p <0.05) negatif korelasyon saptandı. D vitamin değeri ile CMT ve tvNFL arasında anlamlı (p <0.05) pozitif korelasyon bulundu. Takipte atak olan grupla atak olmayan gruplar arasında geliş NfL ve IL-13 düzeyleri arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Sonuç: Çalışmamız multipl sklerozda OCT takiplerinin ve BOS NfL değerlerinin prognoz tayininde faydalı olduğunu destekler niteliktedir. IL-13'ün MS'teki yerini belirlemek için ek çalışmalara ihtiyaç vardır. Yapılacak daha kapsamlı çalışmalar, tedavi kararı ve prognozu öngörmede yol gösterici olabilir.

BiyobelirteçlerMultipl sklerozMultipl skleroz+5
Zehra Cemre Karakayalı
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Bipolar bozukluk hastaları ve etkilenmemiş birinci derece yakınlarında optik koherens tomografi bulgularının oksidatif stres parametreleri ile ilişkisi

Giriş: Bipolar bozukluk (BB) hastalarında beyin görüntüleme çalışmalarında bulunan gri madde hacminde azalma, lateral ventrikül genişlemesi gibi bulgular hastalığın patofizyolojinde rol oynayan nörodejeneratif süreçleri destekler niteliktedir. Optik koherens tomografi (OKT), psikiyatrik hasta grubunda kullanılmakta olan noninvaziv bir görüntüleme yöntemidir. Yapılan sınırlı sayıdaki çalışmada, bipolar bozukluk hastalarında sağlıklı kontrollere kıyasla retinal katmanlarda incelme olduğu saptanmış ve bu bulguların santral sinir sistemindeki yıkımın bir göstergesi olabileceği öne sürülmüştür. Bipolar bozukluğun patofizyolojisinde reaktif oksijen türlerinin artması anlamına gelen oksidatif stres de rol oynamaktadır. Bu çalışmada bipolar bozukluk hastaları ve etkilenmemiş birinci derece yakınlarında OKT bulgularının, hastalığın patofizyolojinde rol oynadığı düşünülen oksidatif stres parametreleri ile ilişkisi ve potansiyel endofenotip adayları olarak OKT bulguları ile oksidatif stres parametrelerinin araştırılması hedeflenmiştir. Yöntem: Çalışmaya DSM-5 kriterlerine göre bipolar bozukluk tanısı almış 50 hasta, yaş ve cinsiyet bakımından bu hastalarla eşleşmiş 40 etkilenmemiş bipolar bozukluk birinci derece yakını ve 50 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Katılımcılara Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeği (HDDÖ), Young Mani Derecelendirme Ölçeği (YMDÖ) uygulanmıştır. OKT aracılığıyla katılımcıların retinal sinir lifi tabakası (RSLT), makula, koroid kalınlıkları, ganglion hücre tabakası (GHT), iç pleksiform tabaka (IPT) hacimleri değerlendirilmiştir. Ayrıca serum örneklerinden 4 hidroksi 2 nonenal (HNE), total tiyol, natif tiyol, disülfid, total oksidan seviye (TOS), total antioksidan seviye (TAS) düzeyleri ölçülmüştür. Total oksidan seviyenin total antioksidan seviyeye bölünmesiyle oksidatif stres indeksi (OSI) hesaplanmıştır. Tüm katılımcıların açlık glukoz, trigliserid, HDL-kolesterol ve CRP düzeyleri de değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda total oksidan seviyesi hasta grubunda hasta yakını ve kontrol gruplarına göre anlamlı olarak daha yüksek bulunurken (p< .001), hasta yakını grubunda da kontrol grubundan anlamlı olarak yüksek saptanmıştır (p= .012). Oksidatif stres indeksi, disülfid değeri, 4 hidroksi 2 nonenal düzeyleri hasta grubunda hasta yakını ve kontrol gruplarından, hasta yakını grubunda ise kontrol grubundan anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (tüm ikili karşılaştırmalar için p< .001). Total antioksidan seviye, total tiyol, natif tiyol düzeyleri ise kontrol grubunda hasta yakını ve hasta gruplarından, hasta yakını grubunda ise hasta grubundan anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (tüm ikili karşılaştırmalar için p< .001). Global RSLT ölçümünde gruplar arası anlamlı değişiklik saptanmamıştır. Nazal superior RSLT kadranında; hasta grubunda hasta yakınına göre anlamlı düzeyde incelme saptandığı gözlenmiştir (p= .03). Minimum foveal kalınlık (MFK); hasta grubunda kontrol grubuna kıyasla anlamlı düzeyde daha ince olduğu (p. 001), diğer gruplar arasında MFK bakımından anlamlı bir farklılık olmadığı saptanmıştır (hasta-hasta yakını p=.26, hasta yakını-kontrol p=.27). Santral makula kalınlığı (SMK); hasta grubunda kontrol grubuna göre daha ince saptanırken (p= .006), hasta yakını grubunda da SMK değerlerinin kontrol grubundan daha ince olduğu ancak bu farklılığın istatistiksel anlamlılık düzeyine ulaşamadığı görülmüştür (p= .07). Koroid kalınlığının da hasta yakını grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha ince olduğu saptanmıştır (p= .008). Yüksek total antioksidan seviye düzeyleri IPT hacminde artış ile ilişkili bulundu (p=.02), bu ilişki dışında OKT bulguları ile oksidatif stres parametreleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Sonuç: Çalışmamızdan elde ettiğimiz sonuçlar bipolar bozukluk patofizyolojisinde oksidatif süreçlere dikkat çekmektedir. Ayrıca oksidatif stres parametrelerinden TOS, OSI, disülfid, 4 hidroksi 2 nonenal ve antioksidan parametrelerden total tiyol, natif tiyol, TAS'ın bipolar bozuklukta güçlü birer endofenotip adayı olabileceği ortaya çıkmıştır. OKT bulgularından minimum foveal kalınlık hasta grubunda kontrol grubuna kıyasla anlamlı olarak daha ince saptanmıştır. Santral makula kalınlığı hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha ince saptanmıştır, hasta yakını grubunda da SMK'nın kontrol grubundan daha ince olduğu saptanmış ancak bu farklılığın istatistiksel olarak anlamlılık düzeyine ulaşamadığı gözlenmiştir. Bu veriler OKT bulgularının santral nörodejenerasyonu yansıttığı çıkarımını desteklemektedir. Çalışmamızda OKT bulgularından santral makula kalınlığı endofenotipik aday olmaya en yakın parametre olarak saptanmıştır. Bu bulgularla biyokimyasal parametrelerin endofenotipik araştırmalarda OKT bulgularına göre daha değerli ve etkili olduğu sonucu ortaya konmuştur. Anahtar kelimeler: optik koherens tomografi, oksidatif stres, endofenotip

Bipolar bozuklukEndofenotipOksidatif stres+1
Tezer Kılıçarslan
Bezmialem Vakıf University
2020
10
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Strabismus olgularında retina sinir lifi tabakası kalınlığının optik koherens tomografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Ambliyopi ile birlikte olan ve olmayan strabismik hastaların retina sinir lifi tabakası kalınlığını mukayese ederek, retinal yapısal değişiklikleri belirlemek ve optik koherens tomografinin erken tanı aracı olarak değerini belirlemektir.Gereç ve Yöntem: Strabismusu olup ambliyopisi olmayan 20 hasta, strabismusu ve ambliyopisi olan 21 hasta ve 20 sağlıklı birey çalışmaya dahil edildi. Tüm olgularda tam bir oftalmolojik muayeneye ek olarak optik koherens tomografi ile retina sinir lifi tabakası kalınlığı ve maküla kalınlığı analizi yapıldı.Bulgular: Strabismusu olup ambliyopisi olmayan hastalarda (grup 1) üst kadran retina sinir lifi tabakası kalınlığı kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede ince bulundu(p=0,038). Strabismusu ve ambliyopisi olan hastaların ambliyop gözleri (grup 2), ortalama retina sinir lifi tabakası, üst kadran ve alt kadran kalınlığı açısından kontrol grubuna göre istatistiksel olarak ince bulundu. Strabismusu ve ambliyopisi olan hastaların ambliyop olmayan gözleri (grup 3) ortalama retina sinir lifi tabakası, üst kadran ve alt kadran kalınlığı ise kontrol grubuna göre istatistiksel olarak ince bulundu(sırasıyla p=0,031; p=0,018; p=0,021). Strabismusu olup ambliyopisi olmayan hastaların (grup 1) nazal maküler kadran kalınlığı, strabismusu ve ambliyopisi olan hastaların ambliyop olmayan gözlerine (grup 3) oranla istatistiksel olarak anlamlı derecede ince saptandı(p=0,041). Grup 1'in alt maküler kadran kalınlığı, grup 2'den istatistiksel olarak ince saptandı(p=0,043). Strabismusu ve ambliyopisi olan hastaların ambliyop gözlerinin (grup 2) temporal maküler kadran kalınlığı, kontrol grubuna oranla istatistiksel olarak anlamlı derecede kalın bulundu(p=0,021). Strabismusu ve ambliyopisi olan hastaların ambliyop olmayan gözleri (grup 3) merkez maküla kalınlığı ve temporal maküler kadran kalınlığı açısından, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede kalın bulundu(sırasıyla p=0,065; p=0,005).Sonuç: Strabismus ve ambliyopide saptanan retina sinir lifi değişiklikleri, retinada yapısal hasarın olduğunu göstermektedir. İn vivo, non-invaziv bir görüntüleme yöntemi olan Optik Koherens Tomografi, strabismuslu olgularda ambliyopi erken tanı aracı olarak umut vaat etmektedir.

AmbliyopiGörme-binokülerGöz hastalıkları+5
Ahmet Doğan
Çukurova University
2010
10
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Hidroksiklorokin kullanan hastalarda optik koherens tomografi ve mikroperimetrik değişiklikler

Amaç: Hidroksiklorokin kullanan hastalarda retina sinir lifi kalınlığı, maküler kalınlık, mikroperimetrik ölçüm değişikliklerinin erken retinal hasarının belirlenmesindeki etkinliklerinin değerlendirilmesi amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalına Romatoloji Bilim Dalından konsülte edilen ve hidroksiklorokin kullanım öyküsü mevcut olan hastalar hasta grubu olarak ve Göz Hastalıkları Anabilim Dalı polikliniğine başvuran sağlıklı hastalar kontrol grubu olarak çalışmaya alındı.Detaylı oftalmolojik muayene sonrası; 10-2 statik eşik görme alanı testi, retina sinir lifi kalınlığı, maküler kalınlık ve SLO-OCT mikroperimetri ölçümleri yapılarak toplanan veriler hasta ve kontrol grubu arasında değerlendirildi. Risk faktörleri ile veriler arasındaki ilişkiler değerlendirildi.Bulgular: Hastaların HQ kullanım süreleri ortalaması 36,14±34,9 ay iken, almış oldukları kümülatif doz ortalaması ise 336,69±243,37 g olarak hesaplandı. MD ve PSD değerleri hasta - kontrol gruplarında sırasıyla 2,55±1,48 - 1,94±0,9 ve 1,88±0,7 - 1,68±0,52 olarak; retina sinir lifi kalınlığı ortalamaları üst ? alt ? nazal ? temporal kadranlarda hasta - kontrol gruplarında sırasıyla 120,74±14,88 µ - 130,77±16,29 µ, 128,67±16,95 µ -131,83±18,14 µ, 75,51±14,13 µ - 81,94±14,45 µ, 72,4±11,93 µ -78,4±12,85 µ olarak saptandı. Merkez, merkez halka, üst-alt-nazal-temporal kadran ve toplam maküler kalınlık olarak yapılan maküler kalınlık ölçümleri hasta - kontrol gruplarında sırasıyla; 124,84±66,68 µ - 129,09±61,93 µ, 172,2±58,95 µ - 182,9±44,52 µ, 278,67±28,54 µ - 285,5±36,75 µ, 276,94±36,48 µ - 288,27±35,22 µ, 261,54±47,66 µ - 276,89±36,49 µ, 242,66±55,81 µ - 273,44±33,25 µ, 255,56±35,94 µ - 270,47±28,34 µ olarak tespit edildi. Mikroperimetrik incelemede test skoru ve retinal duyarlılık değerleri hasta-kontrol gruplarında sırasıyla; 504,44±85,22 - 510,94±95,02 ve 12,4±2,14 dB - 12,75±2,38 dB olarak bulundu.Sonuçlar: Verilerin analizi sonucunda hasta grubunda kontrol grubuna göre; görme alanı testinde sensitivitede, alt kadran hariç tüm retina sinir lifi kadranlarında ve maküler kalınlık ölçümlerinde merkez ve merkez halka hariç tüm parafoveal kadranlarda ve total maküler kalınlıkta istatistiksel olarak anlamlı azalma saptandı. Mikroperimetrik inceleme sonucunda ise test skoru, retinal duyarlılık ve fiksasyon paterninde kontrol grubuna göre anlamlı fark olmadığı saptandı. Hasta grubu içerinde yaş, kullanım süresi ve toplam doz ile görme alanı testinde sensitivite ve mikroperimetride retinal duyarlılık, test skoru düşüklüğü arasında korelasyon tespit edilirken maküler kalınlık, retina sinir lifi kalınlığı arasında korelasyon saptanmadı. Sonuç olarak fonksiyonel testlerin ve retinal görüntü sistemlerinin kombinasyonu ile retinal hastalıkların patofizyolojisinin daha iyi anlaşılması sağlanacaktır.anahtar Sözcükler:Hidroksiklorokin retinopatisi, mikroperimetri, optik koherens tomografi.

Göz hastalıklarıHidroksiklorokinRetina+2
İsmail Hakkı Ündar
Çukurova University
2012
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Yaş tip yaşa bağlı maküla dejenerasyonu olan hastalarda fakoemülsifikasyon cerrahisinin etkilerinin optik koherens tomografi - Anjiografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Yaş tip yaşa bağlı makula dejenerasyonu olan hastalarda komplikasyonsuz fakoemülsifikasyon cerrahisinin etkisini non invazif olarak Optik Koherens Tomografi – Anjiografi (OKTA) ile değerlendirmek ve uygulanacak anket ile hastaların görsel olarak yaşam kalitelerinin araştırmak Yöntem: Çalışmaya Eylül 2019 ile Ağustos 2020 tarihleri arasında Yozgat Bozok Üniversitesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Retina Birimi'nde yaş tip makula dejenerasyonuna bağlı neovasküler membran tanısıyla takip edilen hastalardan fakoemülsifikasyon cerrahisi endikasyonu olan 44 hasta ve katarakt cerrahisi endikasyonu olmayan 44 hasta alındı. Özellikle son 6 ay içinde anti-VEGF tedavisi almış hastalar çalışma dışı bırakıldı. Fakoemülsifikasyon öncesi ve postoperatif 1, 3 ve 6. ay kontrollerinde hastaların en iyi düzeltilmiş görme keskinlikleri (EİDGK) kaydedilerek optik koherens tomografi (OKT), OKTA ve fundus otoflöresans (FOF) çekimleri yapıldı. Postoperatif 3 ve 6. aylarda NEI VFQ-25 görsel yaşam kalitesi anketi uygulandı. OKT ve OKTA parametreleri 2 ayrı çalışmacı tarafından değerlendirilerek kaydedildi. Bulgular: Çalışma başlangıcında gruplar arasında yaş, cinsiyet, koroidal neovasküler membran (KNV) tipi ve alanı ile KNV akım alanı ölçümleri açısından fark yok idi. Takiplerde cerrahi ve kontrol grupları arasında membran alanı açısında anlamlı fark yoktu (p>0,05). Fakat cerrahi grubunda başlangıç ve 6. ay arasında membran alanı değişimi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark mevcuttu (p<0,001). Cerrahi ve kontrol grupları arasında akım alanı açısından anlamlı fark yoktu (p>0,05). 6. ay vizitinde cerrahi grubunda küçük kalibreli damarda anlamlı azalma (p<0,05), perilezyonel haloda anlamlı artış (p<0,05) tespit edildi; diğer aktivasyon kriterlerinde anlamlı değişim görülmedi (p>0,05). Süperfisial Foveal Dansite (SFD) ölçümleri değerlendirildiğinde cerrahi grubunda preoperatif dönemden 6. aya kadar olan ölçüm sonuçları arasındaki değişim istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur (p˃0,05). Perilezyonel halo mevcut olan cerrahi ve kontrol grubu hastalarının sadece OKTA ile değerlendirilen 6. ay neovasküler membran alanları anlamlı olarak farklıydı (p˂0,05). OKT ölçümlerinde subfoveal koroid kalınlığında başlangıç ve 6. ay arasında anlamlı fark görülmedi (p>0,05). Başlangıç ve 3. ay değişimine bakıldığında ise gruplar arasında anlamlı fark görüldü (p<0,05). Diğer OKT ölçümleri için gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı değişim görülmemiştir (p>0,05). NEI VFQ-25 alt ölçek analizinde kontrol grubunda anlamlı değişiklik görülmezken cerrahi grubunda uzak aktivite puanında anlamlı artış görüldü. Sonuç: Katarakt cerrahisi komplikasyon olup olmamasından bağımsız, neovasküler YBMD progresyondaki risk faktörlerinden biri olarak düşünülmüştür. Katarakt cerrahi yaşa bağlı makula dejenerasyonu olan hastaların görsel yaşam kalitelerini artırıyor olsa da günlük hayatını etkilemeyen kataraktı olan hastalarda fakoemülsifikasyonun ertelenmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Anahtar kelimeler: Yaşa bağlı makula dejenerasyonu, fakoemülsifikasyon, optik koherens tomografi anjiografi.

AnjiyografiCerrahi-gözFakoemülsifikasyon+4
Eyüp Erkan
Yozgat Bozok University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Yaşa bağlı maküla dejenerasyonu bulunan hastaların optik koherens tomografi anjiografi bulgularının incelenmesi

Yaşa Bağlı Maküla Dejenerasyonu Bulunan Hastaların Optik Koherens Tomografi Anjiografi Bulgularının İncelenmesi Amaç: Sigara kullanımının kuru tip yaşa bağlı maküla dejenerasyonu (YBMD) bulunan hastalardaki etkilerini Optik Koherens Tomografi Anjiografi (OKTA) ile değerlendirmek ve sigara kullanımının YBMD patogenezindeki rolünü aydınlatmaya çalışmak. Yöntem: Bu prospektif çalışmaya kuru tip YBMD'si olan 127 hasta ve herhangi bir retina patolojisi olmayan 60 kontrol olgusu dahil edildi. Olguların en iyi düzeltilmiş görme keskinleri (EİDGK) ve sigara kullanım miktarları kaydedildi ve OKTA çekimleri yapıldı. Bulgular: Gruplar arasında yaş, cinsiyet ve sigara kullanım miktarları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (hepsi; p>0,05). Kuru tip YBMD hastalarının yüzeyel ve derin kapiller pleksuslarındaki vasküler dansite ölçümleri ve santral koryokapillaris perfüzyon alanı ölçümleri kontrol grubundan daha düşüktü ve YBMD evresi arttıkça ölçümlerin giderek düştüğü belirlendi (p<0,05). Sigara kullanan ve sigara kullanmayan olgular arasında karşılaştırma yapıldığında yüzeyel ve derin kapiller pleksuslardaki vasküler dansite ölçümleri ve santral koryokapillaris perfüzyon alanı ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (hepsi; p>0,05). Olguların sigara kullanım miktari ile yüzeyel ve derin kapiller pleksuslardaki vasküler dansite ölçümleri ve santral koryokapillaris perfüzyon alanı ölçümleri arasında bir korelasyon saptanmadı. Sonuç: Kuru tip YBMD'de retinal ve koroidal yapılar etkilenmektedir ve kuru tip YBMD'nin evresi arttıkça retinal ve koroidal yapılardaki etkilenme artmaktadır. Sigara kullanımı retinal ve koroidal dolaşımı etkilememektedir. Anahtar kelimeleri: Kuru tip yaşa bağlı maküla dejenerasyonu, sigara, optik koherens tomografi anjiografi.

AnjiyografiGöz hastalıklarıMakula dejenerasyonu+3
Murat Akansel
Yozgat Bozok University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Iskemik optik nöropatili hastalarda klinik sonuçlarımız

İskemik Optik Nöropatili Hastalarda Klinik Sonuçlarımız Giriş-Amaç: Nonarteritik anterior iskemik optik nöropatili hastalarda steroid tedavisinin etkinliğini belirlemek. Gereç-Yöntem: Mayıs 2011- aralık 2014 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Nöroftalmoloji biriminde nonarteritik anterior iskemik optik nöropati tanısı ile takibi yapılan 12 hastanın 14 gözü çalışmaya alındı. Ani görme kaybı geliştikten itibaren ilk 2 hafta içinde başvuran; sistemik olarak kontrendikasyon bulunmayan 5 hastaya (7 göz) Hayreh protokolüne uygun olarak sistemik steroid tedavisi başlandı (Grup 1). Tedavisiz izlenen nonarteritik anterior iskemik optik nöropatili 7 hasta Grup 2'i oluşturdu. Olguların cinsiyeti, tanı yaşı, lateralite durumu, sistemik ve oküler risk faktörleri, görme keskinlikleri, görme alanları ve retina sinir lifi tabakası analizi yapılarak her iki grup karşılaştırıldı. Bulgular: Tedavi alan olguların Snellen eşeli ile alınan en iyi düzeltilmiş başlangıç görme keskinliği logMar 1,0±0,7 olarak, tedavisiz izlenen olguların logmar 0,8±1,0 olarak saptandı (p=0,689). Grup 1'in görme keskinliği farkı ortalaması (6ay-ilk) logMar -0,4±0,7, grup 2'nin logMar 0,03±0,3 olarak saptandı (p=0,126).Görme alanı parametreleri karşılaştırıldığında Grup 1; MD fark (son-ilk)-0,6±5,7dB , Grup 2'nin -3,3±6,5dB(p=0,7), PSD fark (ilk-son) 0,7±1,7dB ve -1,5±1,4 dB (p=0,192) olarak bulundu. Retina sinir lifi tabakası kalınlığı farkı ortalama-üst-nazal-temporal-alt kadran grup1 ve 2 olarak sırası ile 29,5±35,4μ, -45,7±29 μ (p=0,5), -26,1±30 μ, -43,8±37,2 μ (p=0,2), -12±9,3 μ, -49,1±54 μ (p=0,002), -17±22 μ, -45±29 μ (p=0,2), -22,5±18 μ, -66±55 μ (p=0,007) bulundu. Sonuçlar: Verilerin analizi sonucunda steroid başlanan grupta retina sinir lifi tabakası kalınlığında alt ve nazal kadranda incelmenin daha az olduğu istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Sistemik kortikosteroid başlanmasının, görme keskinliği, görme alanı mean deviasyon ve patern standart deviasyon parametreleri, RNFL ortalama, üst ve temporal kadranlarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmasa da iyileşme olduğu görüldü.. Anahtar Kelimeler: Nonarteritik anterior iskemik optik nöropatili, steroid tedavisi, Retina sinir lifi tabakası, görme alanı,

Görme alanlarıGöz hastalıklarıOptik sinir+6
Aşan Buhara Okur
Çukurova University
2015
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Neovasküler tip yaşa bağlı makula dejeneresansında ıntravitreal aflibercept tedavisinin etkinliği ve koroid kalınlığı üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Neovasküler tip Yaşa Bağlı Makula Dejeneresansı (YBMD)'ında intravitreal aflibercept tedavisinin sonuçlarının ve koroid kalınlığı üzerine etkisinin değerlendirilmesi. Gereç ve Yöntem: Aralık 2012-Kasım 2016 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Retina Biriminde neovasküler YBMD nedeniyle intravitreal aflibercept enjeksiyonu uygulanan 76 hastanın 89 gözü prospektif olarak incelendi. Hastaların demografik verileri, sistemik hastalıkları, lens durumları, tedavi süreleri, OKT ve FFA bulguları kaydedildi. Neovasküler YBMD için intravitreal aflibercept enjeksiyonu dışında tedavi almamış olanlar grup 1, daha önceden farklı anti-VEGF tedavisi almış olanlar ise grup 2 olarak sınıflandırıldı. Tüm hastaların enjeksiyon öncesi oftalmolojik muayeneleri yapıldı. Enjeksiyon sonrası kontrollerde en iyi düzeltilmiş görme keskinlikleri (EİDGK), merkezi makula kalınlıkları (MMK) ve koroid kalınlıkları (KK) değerlendirilerek iki grup karşılaştırıldı. Bulgular: Grup 1'de intravitreal aflibercept enjeksiyonu öncesinde ortalama EİDGK 1,12±0,48, grup 2'de 1.07±0,56 idi, aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p=0,647). Grup 1'de enjeksiyonu sonrası ortalama EİDGK 0,94±0,5, grup 2'de 0,98±0,53 idi, aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p=0,555). Enjeksiyon sonrasındaki EİDGK'de grup 1'de ortalama 0,18±0,34 artış olup istatistiksel olarak anlamlı idi (p=0,01). Grup 2'de ise 0,092±0,38'lik artış olup istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0,131). Değişim miktarı açısından iki grup karşılaştırıldığında ise istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı görüldü (p=0,230). Grup 1'de enjeksiyonu öncesinde ortalama MMK 454,96±207,9 µm (101-1000), grup 2'de 454±195,3 µm (148-1039) idi ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p=0,982). Grup 1'de enjeksiyon sonrasında ortalama MMK 254,60±140,98 µm (100-708), grup 2'de 270,63±115,42 µm (119-774) idi, aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p=0,686). Enjeksiyon sonrasında MMK'deki değişim miktarı grup 1'de ortalama 200,35±216,13 µm ve grup 2'de 183,36±203,4 µm olup istatistiksel olarak anlamlı idi (p=0,00 ve p=0,00). Değişim miktarı açısından iki grup karşılaştırıldığında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görüldü (p=0,234). Grup 1'de enjeksiyon öncesinde ortalama KK 190,98±56 µm (100-384), grup 2'de 197±52,52 µm (125-330) idi, aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p=0,592). Enjeksiyonu sonrasında grup 1'de ortalama KK 168,79±50,64 µm (98-302), grup 2'de 174,92±47,59 µm (106-260) idi ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p=0,14). Enjeksiyon sonrasında KK'deki değişim miktarı grup 1'de ortalama 22,19±0,62 µm olup istatistiksel olarak anlamlı idi (p= 0,014). Grup 2'de ise ortalama 22,28±74,05 µm olup istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0,061). Değişim miktarı açısından iki grup karşılaştırıldığında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görüldü (p=0,586). Grup 1 ve grup 2'de enjeksiyon sonrası EİDGK değişimi ile cinsiyet (p=0,418, p=0,552), lens durumu (p=0,182, p=0,993), sistemik hastalık varlığı (p=0,326, p=0,959), Pigment Epitel Dekolmanı (PED) varlığı (p=0,855, p=0,103), İç Segment-Dış Segment (IS/OS) bandı durumu (p=0,203, p=0,888) ve Koroid Neovaskülarizasyonu (KNV) tipi (p=0,972, p=0,275) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Grup 1 ve grup 2'de enjeksiyon sonrası MMK değişimi ile cinsiyet (p=0,543, p=0,955), lens durumu (p=0,793, p=0,879), sistemik hastalık varlığı (p=0,101, p=0,47), PED varlığı (p=0,27, p=0,599), IS/OS bandı durumu (p=0,243, p=0,304) ve KNV tipi (p=0,12, p=0,835) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Grup 1 ve grup 2'de enjeksiyon sonrası KK değişimi ile cinsiyet (p=0,568, p=0,449), lens durumu (p=0,615, p=0,084), PED varlığı (p=0,561, p=0,561), IS/OS bandı durumu (p=0,702, p=0,949) ve KNV tipi (p=0,349, p=0,349 ) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Sonuçlar: Neovasküler tip YBMD'de tedavi seçeneklerinden biri olan intravitreal afliberceptin önceden başka anti-VEGF tedavisi alan ve almayan gözlerde etkili olduğu gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Aflibercept, anti-VEGF, koroid kalınlığı, neovasküler YBMD, OKT

AfliberseptGöz hastalıklarıKoroid+4
Ayna Sariyeva Ismayılov
Çukurova University
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Glokom hastalarının erken tanısında optik koherens tomografi ile gangliyon hücre kompleks kalınlığı ve lamina kribrosa derinliği parametrelerinin kullanımının değerlendirilmesi

Amaç: Glokom şüpheli hastalarda hastalığın erken tanısı ve ilerlemesinde gangliyon hücre kompleks ölçümünün ve lamina kribrosa derinliğinin parametrelerinin kullanımının değerlendirilmesi Gereç ve Yöntem: 31 glokom şüpheli hasta ve 42 sağlıklı kişiler çalışmaya dahil edildi. Her iki gruptaki hastalardan Heidelberg Spektral Domain Optik Koherens Tomografi ile ölçümler alındı. Segmentasyon analizi ile gangliyon hücre kompleks kalınlıkları enhanced depth imaging ile lamina kribrosa derinlikleri ölçüldü. Bulgular: Glokom şüpheli grupta gangliyon hücre tabakası kalınlığı ortalama 11,46 , kontrol grubunda 12,19  olarak bulunmuştur. İki grup arasında gangliyon hücre tabakası kalınlığı farkı istatistiksel olarak anlamsız çıkmıştır (p=0,094). Lamina kribrosa derinliği glokom şüpheli grupta ortalama 579,3  , kontrol grubunda 399,62  bulunmuştur. İki grup arasında lamina kribrosa derinliği açısından fark istatistiksel olarak anlamlıdır. (p<0,05) Sonuç: Glokom, optik disk ve makülayı da etkileyen bir patogeneze sahiptir. Göz hekimlerine glokom hastalarının tanısı ve takibi için yardımcı olup non invaziv olarak ölçülen gangliyon hücre tabakası ve lamina kribrosa derinliği erken tanı için yol gösterici olabilecektir. Anahtar Kelimeler : Gangliyon Hücre Kompleks Kalınlığı, Glokom Şüphesi, Lamina Kribrosa Derinliği

GlokomGöz hastalıklarıLamina cribrosa+4
Şule Barman
Çukurova University
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Prematüre retinopatisi nedeni ile lazer fotokoagulasyon tedavisi uygulanan hastaların optik koherens tomografi anjiografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Prematüre retinopatisi geliştirip spontan regrese olan çocuklar, prematüre retinopatisi geliştirip lazer fotokoagulasyon (LFK) ile tedavi edilen çocuklar, erken doğmuş PR öyküsü olmayan çocuklar ve zamanında doğan çocuklardaki uzun dönem makuler yapısal farklılıkların optik koherens tomografi anjiografi (OKTA) ile tespit edilip sonuçlar ile fonksiyonel değişikliklerin ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışmaya Celal Bayar Üniversitesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'nda takip edilip PR tanısı konan ve LFK uygulanan 20 hastanın 35 gözü (L-ROP), tedavisiz regrese olan 20 hastanın 35 gözü (R-ROP), takiplerinde PR gelişmeyen prematüre bebeklerden 20 hastanın 38 gözü dahil edildi. Ayrıca term doğan sağlıklı 21 hastanın 37 gözü de kontrol grubu olacak şekilde toplam 4 grup oluşturuldu. Tam oftalmolojik muayene ardından 6x6 mm HD Anjio Retina OKTA ölçümleri yapıldı. Yüzeyel kapiller pleksus damar yoğunluğu (YKP-VD) ve derin kapiller pleksus damar yoğunluğu (DKP-VD) yüzde cinsinden ölçüldü. Santral maküla kalınlığı (SMK) otomatik olarak ölçüldü. Cihazdaki FAZ bölümü seçilerek foveal avasküler zon ile ilgili parametreler elde edildi. Subfoveal koroid kalınlığı (SFKK), OKTA cihazının spektral domain OKT (SD-OKT) raster modülü seçilerek çekilen görüntülerde subfoveal bölgeden manuel olarak ölçüldü. Yine aynı görüntülerden fovea çapı ve foveal çukurluğun derinliği manuel olarak ölçüldü. İç limitan membran varlığı not edildi. Bulgular: Fovea DKP-VD ve YKP-VD L-ROP ve R-ROP grubunda prematüre ve kontrol gruplarına göre yüksek, tüm alanlar DKP-VD ve YKP-VD düşük bulundu. FAZ alanı, perimetri ve FD değerlerinin L-ROP ve R-ROP gruplarında prematüre ve kontrol gruplarına göre azalmış olduğu görüldü. SMK'nın L-ROP ve R-ROP gruplarında prematüre ve kontrol gruplarına göre anlamlı olarak yüksek olduğu değerlendirildi. Fovea çukur derinliği (FÇD) ve fovea çapının da L-ROP ve R-ROP gruplarında prematüre ve kontrol gruplarına göre azaldığı görüldü. Küçülmüş FAZ alanının artmış SMK ve fovea damar yoğunluğu ile ilişkili olduğu görüldü. Ayrıca SMK ile fovea derin ve yüzeyel kapiller pleksus damar yoğunluğu arasında pozitif korelasyon bulundu. Görme keskinliğinin SMK ve fovea damar yoğunluğu ile negatif korelasyon, FAZ alanı ile pozitif korelasyon gösterdiği tespit edildi. Sonuç: Prematüre retinopatisi makula anatomik ve vasküler gelişimini etkilemektedir ve tedaviyle gerilese bile damar yoğunluğu ve FAZ alanında kalıcı değişiklikler izlenmektedir. Bu değişimlerin sonuç görme keskinliğine etkisi sınırlıdır. Anahtar kelimeler: prematüre retinopatisi, OKTA, LFK, FAZ, vasküler dansite

Göz hastalıklarıIşınla koagülasyonKoagülasyon+3
Selin Deniz Oruç
Manisa Celal Bayar University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Yaş tip yaşa bağlı makula dejeneresansında optik koherens tomografi anjiografinin tanı ve takipteki yeri

Amaç: Yaş tip yaşa bağlı makula dejenerasyonu (YBMD) hastalarının tanı ve takibinde, tedavinin erken dönem etkilerinin değerlendirilmesinde spektral domain optik koherens tomografi (SD-OKT) ve fundus floresein anjiografi (FFA) ile spektral domain optik koherens tomografi anjiografi (SD-OKTA) bulguları arasındaki ilişkiyi ve SD-OKTA'nın YBMD tanı ve takibinde uygulanabilirliğini ortaya koymaktır. Materyal-Metot: Kliniğimizde Nisan 2018 – Kasım 2018 tarihleri arasında yaş tip YBMD tanısı alan ve daha önce tedavi almamış olan hastalar çalışmaya dahil edildi. Çalışma prospektif kohort olarak planlandı. Hastaların yaş, cinsiyet, başvuru anındaki görme keskinliği, göz içi basıncı, ön segment ve fundus muayene bulguları, uygulanacak olan tedavi kaydedildi. Her hastaya SD-OKT, FFA, SD-OKTA (makula 3x3 mm, 6x6 mm ölçümleri, en-faz) görüntüleme yöntemleri başlangıç (0. ay) ve yükleme dozu sonrasında (3. ay) uygulandı. Elde edilen görüntülemelerde SD-OKT'de lezyonun çapı ve pigment epitel dekolmanı (PED) yüksekliği, SD-OKTA 'da membran alanı ve akım alanı ölçümleri ve Tip 2 lezyonlarda erken dönemde FFA'da membran alanı ölçümleri kaydedildi. Sonuçlar: Çalışmaya 36 hastanın 37 gözü dahil edildi. Gözlerin SD-OKT sınıflandırmasına göre 33'ünde (%89,19) Tip 1 koroidal neovaskülarizasyon (KNV), 4'ünde (%10,81) Tip 2 KNV olduğu kaydedildi. Yükleme dozu sonrasında SD-OKTA 3x3 mmgörüntülemede membran alanında ortalama 0,72±1,05 mm2 (%31,45±63,29), akım alanında ortalama 0,28±0,43 mm2 (%24,99±66,24) gerileme; SD-OKTA 6x6 mm HD ölçümlerinde 3. ayda membran alanında ortalama 1,23±1,98 mm2 (%50,14±34,36), akım alanında ortalama 0,51±0,63 mm2 (%47,80±33,16) gerileme olduğu izlendi (p<0.001). SD-OKTA 3x3 mm ve 6x6 mm HD görüntülemelerde anti-VEGF tedavi sonrasında membran alanı ile akım alanı ölçümlerindeki gerileme miktarları arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptandı (sırasıyla; r=0,646, p<0,001, r=0,557, p<0,001). Yükleme dozu sonrasında SD-OKTA 3x3 mm ve 6x6 mm HD görüntülemelerdeki membran alanı ve akım alanı ölçümlerindeki değişiklik ile SD-OKT'de ölçülen lezyon çapı ve PED yüksekliğindeki değişiklik arasında korelasyon bulunmadı. Tartışma: Spektral domain optik koherens tomografi anjiografi ile KNV'lerin tanı ve takibi mümkündür. Geniş KNV'lerin varlığında 6x6 mm HD SD-OKTA görüntülemenin daha uygun olduğu düşünülmektedir. Optik koherens tomografi anjiyografinin sınırlılıkları hala oldukça önemlidir ancak bu yeni teknolojinin daha da geliştirilmesi ile güncel pratikteki yerinin artacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Yaşa bağlı makula dejeneresansı, koroidal neovaskülarizasyon, optik koherens tomografi anjiyografi.

AnjiyografiGözGöz hastalıkları+4
Kübra Gül Ölke
Çukurova University
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Diyabetik retinopatili hastalarda retinal iç tabaka disorganizasyonu ile retinal fonksiyon arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: Makula ödemi olmayan diyabetik retinopatili hastalarda diyabetle alakalı OKT biyobelirteçlerinin araştırılması, koroid, RNFL ve GCC kalınlıklarının ölçülmesi, SAP, SWAP ve FDT testleri ile retinal nöral fonksiyonlarının değerlendirilmesi ve bunların retinopatili hastaları evrelendirerek kendi içlerinde ve diyabetik olmayan kontrol hastaları ile karşılaştrırılması, ayrıca DRIL'in görsel fonksiyon üzerindeki etkisinin OKT belirteçleri ve görme alanı testlerini DRIL olan ve olmayan hastalar arasında karşılatırarak araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Prospektif olarak gerçekleştirilen çalışmada; polikliniğimize başvuran DM hastalarından makula ödemi olmayıp diyabetik retinopatisi olan 100 hastanın 148 gözü, diyabeti olmayan 20 hastanın 40 gözü dâhil edildi. Tam oftalmolojik muayeneleri, ETDRS protokolüne uygun çekilmiş renkli fundus fotoğrafları ve OKT çekimleri tek bir hekim tarafından kaydedildi. SAP, SWAP ve FDT testleri alanında deneyimli tek bir teknisyen tarafından yapıldı. Çekilen fundus fotoğrafları, OKT bulguları ve görme alanı testleri iki hekim tarafından hasta toplama süreci bitiminde hastalara kör bir şekilde değerlendirildi. Bulgular: Diyabetik retinopati ile kontrol grubu karşılaştırıldığında; DR grubunda DRIL ve HRN yüzdesi anlamlı derecede yüksek (sırasıyla p=0,000, p=0,000), koroid kalınlığı anlamlı derecede azalmış (P=0,000), RNFL kalınlıkları nazal kadran hariç diğerlerinde anlamlı derecede azalmış (p=0,013, p=0,000, p=0,021), GCC kalınlıkları her kadranda anlamlı derecede azalmış saptandı (p=0,006, p=0,023, p=0,002, p=0,003, p=0,003, p=0,038). SAP, SWAP ve FDT testlerinin FT, MD, PSD değerleri DR ve kontrol grubu arasında karşılaştırıldığında, FDT'nin FT ve MD değerleri hariç geriye kalanlarda DR grubunda anlamlı derecede hassasiyet azalması saptandı (p=0,000, p=0,000, p=0,001, p=0,000, p=0,000, p=0,000, p=0,011). Hafif DR, orta ve üzeri DR ve kontrol hastaları karşılaştırıldığında; DR şiddeti arttıkça yaş anlamlı derecede yüksek (p=0,000), GK ve koroid kalınlığı anlamlı derecede azalmış bulundu (p=0,000, p=0,000). DM süresi orta ve üstü DR hastalarında anlamlı derecede fazlaydı (p=0,045). Aynı gruplar arasında RNFL'nin inferior ve süperior kadranlarında (p=0,046, p=0,000), GCC'nin superotemporal hariç tüm kadranlarında anlamlı fark tespit edildi (p=0,007, p=0,033, p=0,003 p=0,007, p=0,011). DRIL ve EZ hasarlı hasta oranı orta ve üstü DR grubunda anlamlı olarak daha yüksekti (p=0,042, p=0,015), DRIL boyutu ve HRN sayısı açısından iki grup arasında anlamlı sonuç bulunmadı. SAP ve SWAP'ın MD, PSD, FT değerlerinde, FDT'nin PSD değerinde gruplar arasında anlamlı farklılık saptandı (p=0,000, p=0,000, p=0,002, p=0,000, p=0,000, p=0,000, p=0,009). DRIL olan ve olmayan hastalar karşılaştırıldığında; DRIL hastalarında HRN sayısı anlamlı yüksek saptandı (p=0,043), ELM hasarı, EZ hasarı ve PAMM açısından anlamlı farklılık tespit edilmedi, görme alanı testlerinde de anlamlı sonuç bulunmadı fakat SWAP parametrelerinde DRIL'li hastalarda daha düşük hassasiyet saptandı. 148 DR hastasının 8'inde (% 5.4) PAMM saptandı. Sonuç: Çalışmamızda diyabete ait OKT biyobelirteçlerinin varlığı, RNFL, GCC, koroid kalınlıklarındaki incelmeler, SAP, SWAP ve FDT testlerindeki hassasiyet azalması DR'li hastalarda makula ödemi oluşmadan morfolojik ve fonksiyonel değişikliklerin başladığını kanıtlamaktadır. Makulada ödem oluşmadan hastalığa ait ipuçlarını yakalayabilmek hem tanıyı koymada hem de prognozu tayin etmede yardımcı olabilir. Anahtar Kelimeler: Diyabetik retinopati, OKT, DRIL, SAP, SWAP, FDT

Diabetes mellitusDiabetik retinopatiGöz+4
Ezgi Barbarus
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Orak hücre hastalığında retinal doku ve damar değişikliklerinin değerlendirilmesi

Orak Hücre Hastalığında Retinal Doku ve Damar Değişikliklerinin Değerlendirilmesi Giriş: Orak hücre hastalığı olan olgularda retinopatinin klinik bulguları ortaya çıkmadan, erken dönemde retina dokusu ve damar yapısı optik koherens tomografi anjiyografi ile değerlendirildi. Elde edilen verilerin tanısal değeri ve prognozdaki yeri araştırıldı. Gereç-Yöntem: Çalışmaya 25 orak hücre hastasının 50 gözü dahil edildi. Yirmi beş sağlıklı bireyin 50 gözü kontrol grubu olarak belirlendi. Hasta grubunun en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK) belirlendi, tam oftalmolojik muayeneleri yapıldı. Optik koherens tomografi anjiyografi tetkiki (OKTA) uygulandı. Aynı işlem kontrol grubu için de yapıldı. Santral retina, fovea kalınlığı (μm), parafovea ortalama, üst, alt, nazal, temporal parafoveal alanda retina kalınlığı yazılımın otomatik özelliği ile ölçüldü OKTA'da yüzeyel ve derin kapiller pleksusun birlikte değerlendirildiği vasküler retina segmentinde, foveal avasküler zon (FAZ) mm2 olarak ve FAZ çevresindeki 1 mm yarıçaplı alandaki kapiller yoğunluk (FAZ Fractal Dimension) % olarak otomatize analiz edildi. Yüzeyel ve derin kapiller pleksusta, santral retina, fovea, parafovea, üst, alt, nazal, temporal kadran olmak üzere altı alanda damar yoğunluğu ölçüldü. Elde edilen tüm görüntüleme parametreleri kontrol grubu için de analiz edildi. Sonuçlar: Hastaların 16'sı (%64) kadın, 9'u (%36) erkek olup yaş ortalaması 17,6 ± 9,921 (4-44) idi. Hastaların 24'ü Hb-SS, bir tanesi Hb-SβThal genotipine sahipti. EİDGK hastaların tamamında Snellen eşelinde tam, logMAR cinsinden 0; ön segment biomikroskopik muayeneleri doğal, göz içi basınç değerleri normal sınırda idi. Temporal kadran retina kalınlığında iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olup (p=0,023) orak hücre hastalığı grubunda daha ince bulundu. Orak hücre hastalığı grubunda temporal kadran retina kalınlığı ile foveal retina kalınlığı, santral retina kalınlığı, derin kapiller pleksusta foveal kapiller yoğunluk arasında pozitif korelasyon mevcuttu (p <0,05). Koryokapiller pleksusta akım alanı ile negatif korelasyon vardı (p <0,05). Kontrol grubunda temporal kadran retina kalınlığı ile foveal retina kalınlığı, santral retina kalınlığı, yüzeyel kapiller pleksusta foveal kapiller yoğunluk arasında pozitif korelasyon gözlendi (p <0,05). FAZ alanı, FAZ FD değeri, yüzeyel kapiller pleksusta akım olmayan alan, koryokapiller pleksusta akım alanı arasında negatif korelasyon mevcuttu (p <0,05). Yüzeyel ve derin kapiller pleksusta damar yoğunlukları açısıdan iki grup arasında istatistiksel anlamlı fark yoktu. FAZ alanı açısından iki grup arasında istatistiksel anlamlı fark tespit edilmedi. Tartışma: Orak hücre hastalığı perifer ve santral retinada vasküler değişikliklere neden olan bir hemoglobinopatidir. OKTA, retinada klinik muayene bulguları ortaya çıkmadan önceki evrede, özellikle santral retina değişikliklerinin görüntülenmesinde ve erken tanıda değeri olabilecek, yeni bir görüntüleme yöntemidir. Girişimsel olmaması, retina damar yapısını tabakalar şeklinde detaylı görüntülemesi önemli avantajlarıdır. Ancak orak hücre hastalığı retinopatisindeki tanısal değerinin belirlenmesi için yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Optik koherens tomografi anjiyografi, orak hücre hasta retinopati, temporal kadran retina kalınlığı

Anemi-orak hücreliAnjiyografiGöz+4
Nuhkan Görkemli
Çukurova University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sağlıklı genç erişkinlerde sempatomimetik ve parasempatolitik ajanların, oküler parametreler, retinal damar yoğunluğu ve koroid kalınlığı üzerine etkisinin değerlendirilmesi

AMAÇ: %2,5 fenilefrin ve %0,5 tropikamid damlanın; retinal vasküler dansite, foveal avasküler zon (FAZ), foveal dansite, koroid kalınlığı ve oküler biyometri parametreleri üzerine etkisini değerlendirmek YÖNTEM: Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Göz Polikliniğine kontrol için başvuran 32 sağlıklı kişinin 32 sağ gözü çalışmaya dahil edildi. Tüm olgulara detaylı oftalmolojik muayene yapıldı. Hastalara üç farklı günde, %0,5 tropikamid, %2.5 fenilefrin veya plasebo (%0,15 sodyum hiyalüronat) damla, her başvuruda randomize olarak damlatıldı. Hastalara her başvuruda damla uygulanmadan önce Lenstar LS900 (Haag Streit AG, İsviçre) cihazı ile optik biyometri ve AngioVue (RTVue-XR, Fremont, California, ABD) optik koherens tomografi anjiografi (OKTA) çekimleri yapıldı ve damla sonrasında ölçümler tekrarlandı. Tüm parametreler istatistiksel olarak karşılaştırıldı ve p<0,05 değerler anlamlı kabul edildi. BULGULAR: Olguların 20'si (%62,5) kadın, 12'si (%37,5) erkekti. Olguların yaş ortalaması 23,59 ± 0,75 olarak bulundu. Olguların refraksiyon değerleri sferik eşdeğerleri ortalama -1,02 ± 1,02D (-3,50, 0) olarak değerlendirildi. Sırasıyla plasebo, fenilefrin ve tropikamid damla öncesi ve sonrası aksiyel uzunluk ve santral kornea kalınlığı (SKK) ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır. (p=1,00, p=0,616 p=902) (p=0,931, p=0,944 p=0,074). Ön kamara derinliği plasebo sonrasında anlamlı değişim izlenmezken (p=0,244) fenilefrin ve tropikamid damlalar sonrasında anlamlı artış göstermiştir. (p=0,001 p<0,001) Lens kalınlığı ölçümleri ise tropikamid damla sonrası anlamlı azalma saptanmıştır. (p<0,001). Plasebo ve fenilefrin damla sonrasında anlamlı değişim görülmemiştir. (p=0,321 p=0,313) Koroid kalınlığı plasebo uygulaması ile foveanın 3000 µm temporalinde ve foveanın 1500 µm nazalinde anlamlı olarak azalmıştır. (p=0,014 p=0,013) Plasebo damla ile diğer alanlarda istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Fenilefrin damla ile foveanın 3000 µm temporalinde anlamlı azalma görülmüştür.(p=0,014) Diğer alanlarda ise istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Tropikamid damla ile foveanın 3000 µm temporalinde, foveanın 1500 µm temporalinde, subfoveal alanda, foveanın 1500 µm nazalinde ve foveanın 3000 µm nazalinde anlamlı azalma izlenmiştir. (p=0,002 p<0,001 p=0,017 p=0,036 p=0,032) Foveanın 500 µm nazal ve temporal yarısında anlamlı değişiklik izlenmemiştir. Plasebo damla ile yüzeyel kapiller pleksus vasküler dansite değerlendirilmesinde; sırasıyla tüm alanda, parafoveal alanda ve perifoveal alanda anlamlı azalma saptanmıştır. (p=0,036 p=0,018 p=0,047) Derin kapiller pleksus ölçümlerinde, tüm alan, parafoveal ve perifoveal alanda vasküler dansite açısından anlamlı fark saptanmamıştır. Fenilefrin damla ile yüzeyel kapiller pleksus ve derin kapiller pleksus ölçümlerinde tüm alan, parafoveal ve perifoveal alanda vasküler dansite açısından anlamlı fark saptanmamıştır. Tropikamid damla ile yüzeyel kapiller pleksus vasküler dansite değerlendirilmesinde sırasıyla tüm alanda ve perifoveal alanda anlamlı olarak azalmıştır. (p=0,033 p=0,042) Yüzeyel kapiller pleksusta parafoveal alanda ve derin kapiller pleksusta tüm alan, parafoveal ve perifoveal alanda damla öncesi ve sonrasında vasküler dansite açısından anlamlı fark saptanmamıştır. Sırasıyla plasebo, fenilefrin ve tropikamid damla sonrası FAZ alanı, foveal dansite ve faz çevresi arasında anlamlı fark görülmemiştir. (p=0,726 p=0,521 p=0,472) (p=0,673 p=0,642 p=0,688) (p=0,704 p=0,159 p=0,069) SONUÇ: %2,5 fenilefrin ve %0,5 tropikamid damlanın kullanımı ile OKTA'da, FAZ alanı ve foveal dansite üzerinde anlamlı fark bulunamadı. Maküler vasküler dansitede, fenilefrin sonrasında anlamlı değişim görülmedi ancak plasebo ve tropikamid sonrasında yüzeyel kapiller pleksusta anlamlı olarak azalma görüldü. Koroid kalınlığı plasebo ve fenilefrin sonrasında anlamlı değişim göstermezken tropikamid sonrasında anlamlı olarak azaldı. Optik biyometri ölçümlerinde aksiyel uzunlukta ve SKK'de anlamlı değişiklik saptanmadı. Ön kamara derinliğinde fenilefrin ve tropikamid damla sonrasında anlamlı artış görüldü. Lens kalınlığı tropikamid damla sonrasında ise anlamlı olarak azaldı.

BiyometriFenilefrinGöz+7
Çağlar Sarıgül
Manisa Celal Bayar University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Üçüncü trimester gebelerde optik koherens tomografi anjiografi ile retinal vasküler yoğunluğun değerlendirilmesi

Amaç: Üçüncü trimester gebelerde Optik Koherens Tomografi Anjiografi (OKTA) ile retinal vasküler yoğunluk (VY), foveal avasküler zon (FAZ) ve koroid kalınlığını gebe olmayan kadınlarla karşılaştırarak incelemeyi amaçladık. Materyal ve Metod: Üçüncü trimesterde olan 40 sağlıklı gebe kadın ile, 40 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya dahil edildi. Hastaların sadece tek gözü (sağ göz) çalışmaya alındı. Hastalara günün aynı saatinde (saat 09:00-12:00 arası) OKTA çekimi yapıldı. OKTA cihazının HD angio retina 6x6 mm ve HD angio retina 3x3 mm tarama yöntemi kullanılarak ölçümler yapıldı. Vasküler yoğunluk, Yüzeyel Kapiller Pleksus (YKP) ve Derin kapiller Pleksus'ta (DKP) parafovea, perifovea ve tüm alan makulada ölçüldü. FAZ alanı (mm2), FAZ çevresi (mm), ve Foveal Dansite (FD) cihaz yazılımı ile otomatik olarak ölçüldü. OKTA cihazının enhanced HD line modülü ile koroid görüntüleri alındı. Tüm parametreler istatistiksel olarak karşılaştırıldı ve p değerinin 0,05'den küçük olması anlamlı kabul edildi. Bulgular: Gebelerin, gebelik haftası ortalaması 34,02 hf. (28-41 hf) idi. Gebe grubunun yaş ortalaması 28,80±5,27 (20-38) iken, kontrol grubunun yaş ortalaması 29,23±5,39 (20-38) olarak bulundu ve aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0,732). Gebelerde YKP'daki VY sırasıyla parafoveada %55,59±2,99, perifoveada %53,44±2,69, tüm alanda %52,80±2,60 olarak bulunurken, kontrol grubunda parafovea %54,96±3,63, perifovea %52,59±3,46, tüm alanda ise %52,03±3,31 olarak bulundu. YKP'daki VY hiçbir bölgede istatistik olarak anlamlı değildi (p>0,05). DKP'daki VY parafoveada; gebelerde %60,36±4,36, kontrol grubunda %58,66±4,19, perifoveada; gebelerde %59,18±6,50, kontrol grubunda %58,15±5,60, tüm alanda; gebelerde %57,73±6,12, kontrol grubunda %56,54±5,44 olarak saptandı. DKP'daki VY sadece parafovea bölgesinde istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır (p=0,015). FAZ alanı gebelerde 0,33±0,10 mm2 iken, kontrol grubunda 0,28±0,10 mm2, FAZ çevresi gebelerde 2,29±0,37 mm iken, kontrol grubunda 2,14±0,45 mm, Foveal Dansite, gebelerde %53,52±3,32 iken, kontrol grubunda %51,08±3,58 olarak tespit edildi. FAZ alanı ve Foveal Dansite gebelerde istatistik olarak anlamlı yüksek saptandı (p<0,05). Subfoveal koroid kalınlığı, gebelerde 358,13±84,89 µm, kontrol grubunda 335,98±77,12 µm olarak bulundu. Koroid kalınlığı subfoveal bölgede gebelerde daha yüksekti, fakat aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Sonuç: Gebelik sırasında meydana gelen fizyolojik değişiklikler, retinal vasküler yapılarda değişiklik yapmış olabilir. Gebelerde DKP'da parafovea bölgesindeki VY ve FAZ alanı ve Foveal dansite, gebelerde istatistiksel olarak anlamlı bulundu.

AnjiyografiGebelikGöz hastalıkları+3
Abdülmutalip Yıldırım
Manisa Celal Bayar University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Normal bireylerde optik koherenstomografi anjiografi ile kapiller damar akım yoğunluğunun diürnal varyasyonu vetekrarlanabilirliğinin ölçülmesi

Amaç: Optik koherens tomografi anjiografi (OKTA) cihazı ile alınan retinal vasküler yoğunluk ve foveal avasküler zon (FAZ) ölçümlerinin tekrarlanabilirliğinin ve diürnal ritimlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 41 sağlıklı bireye RTVue XR Avanti OKT AngioVue yazılımlı cihaz ile sabah saatlerinde ortalama 10 dk ara ile 2 ölçüm ve aynı günün sonunda akşam saatlerinde tek ölçüm yapıldı. Yapılan ölçümlerde FAZ alanı, FAZ çevresi, foveal dansite (FD); yüzeyel (YKP) ve derin kapiller pleksustaki (DKP) tüm alan, foveal, parafoveal ve perifoveal vasküler yoğunluklar (VY); foveal, parafoveal ve perifoveal makular kalınlık (MK) verileri tekrarlanabilirlik katsayısı (TK), Bland-Altman grafiği ve sınıf içi korelasyon (ICC) katsayısı ile değerlendirildi. Bulgular: OKTA cihazının FAZ alanı, FAZ çevresi,FD, YKP ve DKP'de foveal VY, foveal, parafoveal ve perifoveal MK ölçümlerinde tekrarlanabilirliği çok yüksektir (ICC değerleri 0,82 ile 0,99 arasındadır.). Bu verilerin TK'leri sırası ile %5,4; %4,3; %8,85; %19,19; %12,62; %1,44; %1,17 ve %1,6'dır. YKP ve DKP'deki tüm alan VY ölçümlerinde ise ICC'ler sırası ile 0,72 ve 0,4 bulunmuş olup TK değerleri sırası ile %7,5 ve %15,98'dir. Diürnal ritim varlığının araştırılmasında ise benzer sonuçlar elde edilmiştir. Sonuçlar: OKTA yeni bir cihaz olup FAZ ölçümleri, MK ölçümleri, YKP ve DKP'deki foveal VY ölçümlerinde tekrarlanabilirliği yüksek bir cihazdır. Retinal VY, FAZ ve MK ölçümlerinde diürnal ritim izlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: optik koherens tomografi anjiografi, diürnal ritim, tekrarlanabilirlik, vasküler yoğunluk, makular kalınlık

AnjiyografiKan akış hızıKan damarları+3
Beyza Tekin Altınbay
Manisa Celal Bayar University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Trabekülektomi sonrası peripapiller ve makuler damar yoğunluğu değişikliklerinin optik koherens tomografi anjiyografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda, açık açılı glokom hastalarında trabekülektomi ile göz içi basıncını (GİB) düşürmenin, foveal avasküler zon (FAZ) ile peripapiller ve maküler damar yoğunluğu (VD) üzerine etkisini optik koherens tomografi anjiyografi (OKTA) ile değerlendirmeyi amaçladık. Materyal ve Metod: Çalışmamıza primer açık açılı glokom (PAAG) ve psödoeksfolyatif glokom (PEG) tanıları ile takipli, trabekületomi yapılan 20 hastanın, 20 gözü dahil edildi. Hastaların, preoperatif ve postoperatif 1.,3. ve 6. aylardaki kontrollerinde AngioVue (Optovue Inc, Fremont, CA) OKTA cihazı ile optik disk radyal peripapiller kapiller pleksus (RPKP), makula yüzeyel kapiller pleksus (YKP) ve derin kapiller pleksus (DKP) VD değerleri ile FAZ alanı (FAZ-A), FAZ çevresi (FAZ-Ç) ve foveal dansite (FD) ölçümleri alındı. Alınan görüntülerde peripapiller, makuler vasküler dansiteler ve FAZ ölçümleri incelendi. Preoperatif ve postoperatif dönemdeki parametreler istatistiksel olarak karşılaştırıldı. p değerinin 0,05'den küçük olması istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Hastalarımızın yaş ortalaması 63,8 (53-72); 12'si (%60) PAAG, 8'i (%40) EG tanılı idi. Ortalama GİB değerleri preoperatif 22,38±2,36 mmHg; postoperatif altıncı ayda 14,94±2,38 mmHg olarak ölçüldü (p <0,001). OKTA optik disk, makula YKP VD değerlerinde altıncı ay sonunda anlamlı değişiklik izlenmedi. Makula DKP parametrelerinde ise; tüm imaj makuler VD (TİM-VD), foveal VD (F-VD), parafoveal VD (PAF-VD) ve perifoveal VD (PEF-VD) değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış izlendi (p=0,003; p=0,026; p=0,006; p=0,004). FAZ-A ve FAZ-Ç'de istatistiksel olarak anlamlı bir azalma; FD'de ise istatistiksel olarak anlamlı bir artış izlendi (p=0,026; p= 0,049; p=0,005). Sonuç: Çalışmamızda, trabekülektomi ile GİB düşürmenin peripapiller bölge ve makuler YKP mikrosirkülasyonunu etkilemediği görülmüştür. Makuler bölge DKP parametrelerinde ise anlamlı bir artış izlenmiştir. Postoperatif dönemde FAZ bölgesinde özellikle birinci ayda belirginleşen anlamlı bir azalma izlenmiş, bunun DKP vakülarizasyonundaki artış ile ilişkili olabileceği sonucuna varılmıştır. OKTA'nın, özellikle FAZ ve makuler DKP ölçümleri ile glokom cerrahisi sonrası takiplerde potansiyel bir yöntem olarak kullanılabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: optik koherens tomografi anjiografi, glokom, trabekülektomi, vasküler dansite.

AnjiyografiGlokom-geniş açılıGöz+6
Duygu Güngör Sıtkı
Manisa Celal Bayar University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Optik nöropatilerde peripapiller ve maküler damar yoğunluğunun optik koherens tomografi anjiografi ile analizi

Amaç: Optik nöropatili hastalarda peripapiller ve maküler damar yoğunluğu değerlerinin OKTA ile analizini yapmaktır. Gereç ve Yöntem: Optik nöropati tanısı alan 31 hastanın 62 gözü değerlendirmeye alındı. Görüntü kalitesi sinyal gücü 5/10 ve üzerinde olan 25 hastanın 46 gözü çalışmaya dahil edildi. Maküla OKTA ölçümlerinden yüzeyel ve derin kapiller ağ tabakası ayrı ayrı incelendi. Tüm imaj maküler damar yoğunluğu (TİM-DY), foveal damar yoğunluğu (F-DY), parafoveal damar yoğunluğu (PAF-DY), perifoveal damar yoğunluğu (PER-DY) ölçümleri değerlendirildi. OKTA ile optik disk ölçümlerinde tüm imaj peripapiller damar yoğunluğu (Tİ-PPDY), peripapiller damar yoğunluğu (PP-DY), alt yarı PPDY, (AY-PPDY), üst yarı PPDY (ÜY-PPDY), nazal PPDY (N-PPDY), temporal PPDY (T-PPDY), süperior PPDY (S-PPDY), inferior PPDY (İ-PPDY) olmak üzere yoğunluk ölçümleri ve intradisk damar yoğunluğu (İD-DY) değerleri analiz edildi. Bulgular: Hastaların sağlıklı ve hasta gözleri arasında; yaş ve sferik ekivalan değerleri açısından anlamlı farklılık saptanmazken (sırasıyla p:0,959; p:0,971), EİDGK hasta gözlerde anlamlı düşük olarak saptandı (p:0,004). İD-DY değeri haricinde bakılan tüm optik disk damar yoğunluğu değerleri hasta göz ile sağlıklı göz arasında anlamlı farklılık göstermekteydi ve hasta gözde düşük olarak saptandı. YKA tabakasına ait TİM-DY ve PER-DY değerleri istatistiksel olarak anlamlı azalma mevcuttu (sırasıyla p:0,020; p:0,022). DKA tabakasına ait TİM-DY değerlerinde anlamlı azalma mevcut iken (p:0,035), F-DY, PAF-DY ve PER-DY değerleri anlamlı farklılık göstermemekteydi (sırasıyla p:0,783; p:0,109, p:0,059). Sonuç: OKTA, optik nöropati tanılı gözde sağlıklı göze oranla optik disk radial peripapiller kapiller ağda ve maküler vasküler ağdaki damar yoğunluğunun azaldığını kantitatif olarak ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Optik koherens tomografi anjiografi, optik nöropati, nonarteritik anterior iskemik optik nöropati, damar yoğunluğu

AnjiyografiGözGöz hastalıkları+4
Pınar Beyazgül Sönmezer
Manisa Celal Bayar University
2020
00

İlgili konular