Sosyal etki
121 theses under this subject heading
Anayasa yapım sürecinde toplumun etkisi
Anayasalar, yönetimlerin güçlerini keyfi kullanmalarını önlemek adına en üst hukuk normu olarak görülen belgelerdir. Ancak anayasalar, içerikleri ve kullanım alanları açısından sadece hukuki değil, siyasi ve toplumsal özellikler de taşımaktadır. Anayasaların toplumsal bir sözleşme olması, anayasa yapım süreçlerinde de toplumun aktif olarak katılımını gerektirmektedir. Anayasa yapım süreçlerini inceleyen bu çalışma da üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; tarihi süreçte anayasa yapım süreçleri incelenmiştir. İlk yazılı anayasa olan ABD'nin anayasa yapım süreci, tarihi olaylarla birlikte değerlendirilerek ele alınmıştır. Ardından ABD'de başlayan anayasa yapım sürecinin Avrupa'ya yayılması incelenmiş ve dünyadaki anayasa yapım süreçleri değerlendirilmiştir. Bir sonraki kısımda ise, Avrupa'da başlayan bu anayasa yapım geleneğinin Türkiye üzerindeki etkileri incelenip; tarih boyunca hem Osmanlı Devleti'nde hem de Türkiye'de yaşanan anayasa yapım süreçleri, öncesi ve sonrasında yaşanan olaylar dikkate alınarak değerlendirilmiştir. İkinci bölümde; Eski Anayasacılık Anlayışından itibaren dünyadaki anayasa yapım süreçlerindeki değişimler incelenmiştir. Demokratik ve katılımın yoğun olduğu bir anayasa yapım sürecinin hangi demokratik yönetim biçimlerinde daha aktif gerçekleştiği, anayasa yapım süreci aşamaları ve katılımlı anayasa yapım süreçleri üzerinde yapılan olumlu ve olumsuz değerlendirmelerden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde; günümüzde yapılmış olan ve katılımın yoğun olduğu anayasa yapım süreçleri incelenmiştir. Bu bağlamda Güney Afrika Cumhuriyeti ve İzlanda'nın anayasa yapım süreçleri ve bu ülkeleri bu sürece yönelten etmenler değerlendirilmiştir.
Sosyalist bir proje olarak kolhozlaştırmanın kazak toplum hayatına etkileri (1928-1933)
"Sosyalist Bir Proje olarak Kolhozlaştırmanın Kazak Toplum Hayatına Etkileri" adlı bu çalışmada, Kolhozlaştırma süreci (1928-1933) esnasında yapılan uygulamaları anlamak amacıyla öncelikle geleneksel Kazak toplum yapısı incelenmiş ve onun içinde: Göçebe Kazakları ekonomik hayatı, eğitim ve din alanı, aile yapısı araştırılmıştır. Göçebe Kazakların sosyal yapısını inceledikten sonra Bolşevik devriminden Kazakistan'da uygulanan, Sovyetleştirme, Kolektifleştirme ve Kolhozlaştırma esnasında uygulanan mülksüzleştirme, yerleşik hayata geçirme politikaları ve eğitim, aile alanında yapılan toplumsal değiştirme uygulamaları incelenmiştir. Sonuç olarak Kazakistan'daki Kolhozlaştırma politikasının Kazakistan toplum hayatına etkileri genel değerlendirilmesi yapılmıştır.
Çocuk suçluluğu ve toplumsal nedenleri
Bu tezin amacı, çocuk suçluluğuna yol açan toplumsal nedenleri günümüzde ulaşılan ekonomik, siyasal ve sosyolojik nedenlerle birlikte açıklamaktır. Çocuk suçluluğunun değişen mahiyeti ve günümüze ulaşan gelişim süreci bu tezin ana eksenini oluşturmaktadır. Çocukların suç kelimesi ile birlikte anılması gerçekten de içinde bulunduğumuz çağın, toplumları ne derecede etkilendiğini göstermektedir. Bu olumsuz etkiler sosyal polarizasyonu derinleştirmekte ve incelemeye çalıştığımız suçluluk olgusunun itici nedeni olmaktadır. Çocuklar üzerinde aile ve sosyal çevre tarafından sürdürülen toplumsallaştırma işlevi bu gibi makro etkenler tarafından başarılı bir şekilde tamamlanamamakta, göç, düzensiz kentleşme, gecekondulaşma, medya gibi faktörlerin olumsuz etkileri çocukların suça bulaşmasına neden olmaktadır.Anahtar Kelimeler: Çocuk, Suç, Çocuk Suçluluğu, Göç, Kentleşme, Aile, Medya.
Çocuk suçluluğunun sosyo-ekonomik sebepleri ve önlenmesi için alınması gereken tedbirler
Tezimizin amacı, çocukları suça sürükleyen sebepler dikkate alınarak, çocuk suçluluğunun en aza indirgenmesi için kamu kurum ve kuruluşların, soruşturma ve kovuşturma makamlarının yapması gerekenler, yasal anlamda yapılması gereken düzenlemeler, alt yapı eksikliklerinin neler olduğu, nasıl düzeltilebileceği konularındaki çözüm önerileri ortaya konulmasıdır.İnsan sosyal bir varlıktır. Sosyal bir çevrede doğar, büyür ve yaşadığı çevrenin şartlarına göre şekillenir.Suç çok fonksiyonlu, karmaşık sosyal bir olgudur. Diğer bir ifade ile suç değişik unsurların, farklı oran ve şekillerde etkilemesi ile oluşur.Çocuğun yetişmesinde ve kişiliğinin oluşmasında en önemli faktör, ana dilini öğrenir gibi model aldığı, izinden gittiği anne ve babasıdır. İkinci olarak yakın çevresi, arkadaş grubu ve okuldur. Bunları medya ve içinde yaşadığı toplum takip eder. Suça sürüklenen çocukların mala karşı ve hatta diğer suçları işlemelerinin ana nedenleri eğitim ve ekonomik yoksunluktur. Bu iki parametreden en önemlisi ise, suça sürüklenenin ailesinde ve kendisindeki eğitimsizliğinden kaynaklanan sonuçların daha çok ön plana çıktığını görmekteyiz.Suç teorileri ve kriminolojik araştırmalar ile suçun nedenleri tüm boyutlarıyla ortaya konulmuştur ancak; suçun önlenmesi, en azından kontrol altında tutulması için yapılması gerekenler ihmal edilmiştir. Bu konuda yapılması gerekenlerin ortaya konulabilmesi için teori ve uygulama alanın birlikte bilinmesi gerekmektedir. Bu nedenle, dünya genelinde ve ülkemizde suçun önlenmesi için yapılması gerekenlerin ortaya konulması çok önem arz etmektedir.Yetişkin suçluluğu, tesadüfi suçlar hariç çocuk suçluluğunun bir devamıdır.Çocuğu suça sürükleyen içinde bulunduğu sosyal ortamdır. Bu nedenle suça sürüklenen çocuklar, yetişkinlerden farklı mahkemelerde, farklı usuller ve ilkeler ışığında yargılanmaktadırlar.Ceza adalet politikasının birinci amacı suç, suç korkusu, bireysel ve toplumsal zararlardan kişiyi ve toplumu korumaktır. İkinci amacı, suçluyu yok etmek değil, ondaki suçluyu cezalandırırken içindeki insanı ortaya çıkarmaktır.Çocuk ceza adalet sisteminin amacı, suça sürüklenen çocuğu cezalandırmak değil, onu suça sürükleyen nedenleri dikkate alarak eğitmektir. Suça sürüklenen çocuğu ıslah etmenin yolu, onun hakkında mahkemelerin tedbire hükmetmeleri, verilen tedbir kararlarındaki amaca uygun bir şekilde eğitime tabi tutulmalarıdır. Ceza adalet politikası alanında dünyadaki eğilim, hürriyeti bağlayıcı cezaların suçluyu ıslah etmemesi nedeniyle, suç işleyene öncelikle tedbire hükmetmek ve eğitmek, tedbire uymadığı taktirde hürriyeti bağlayıcı cezaya yönelmektir.Şunu unutmayalım ki, Çocuk Koruma Kanunu ile hapis cezasının son çare olduğu ilkesini kabul etmemiz ve olması gereken de bu olmasına rağmen suça sürüklenen çocuklar hakkında, en kısa sürede koruyucu ve destekleyici tedbirlere hızlı bir şekilde karar verilmez, etkin bir şekilde tedbirler uygulanmaz, tedbirlerin uygulanması için gerekli alt yapılar hazırlanmazsa, suça sürüklenen çocuk sayısı katlanarak artar. Yetişkin suçluluğu hızla çoğalır ve yetişkinler için birçok yeni ceza evleri yapmak zorunda kalırız.
Sanal topluluklarda pazarlama iletişimi ve sosyal etkileşimin tüketici temelli marka değerine etkisi
Rekabetin etkinliğini arttırdığı ve tüketicilerin bilinç düzeyinin yüksek olduğu günümüz toplumunda, işletmeler için markalaşmanın önemi ortaya çıkmaktadır. Güçlü markalara sahip işletmeler, değişmekte ve gelişmekte olan küresel ekonomi içerisinde, kendisini takip eden ve rakip olan işletmelere karşı önemli bir rekabetçi avantajı elde edebilmektedir. Güçlü markaları oluşturmanın yolu tüketici odaklı bir yaklaşımla marka değeri yaratmaktan geçmektedir. Bu çalışmada sanal topluluklar içerisinden sağlanan iletişim ve sosyal etkileşimin tüketici temelli marka değeri üzerine etkileri araştırılmıştır. Bu etkilerin birbiri ile olan ilişkileri ortaya konularak mevcut model ile karşılaştırılmıştır. Araştırma kapsamında, belirlenen sanal topluluklar içerisinde yer alan ve örneklem olarak ele alınan 3 GSM operatörünün Türkiye Facebook sayfasında yer alan bireylere yönelik anket uygulanmış ve hipotezleri test etmek amacıyla analiz uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, sanal topluluklarda pazarlama iletişiminin sadece marka farkındalığı üzerinde etkisi bulunmuştur. Sanal topluluklarda sosyal etkileşimin tüm tüketici temelli marka değeri unsurları üzerinde etkisi bulunduğu ortaya koyulmuştur. Diğer bir sonuç ise istatistiki olarak algılanan kalitenin marka değerine etkisinin olmamasıdır. Marka çağrışımı ise marka değerini negatif olarak etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: Marka, marka değeri, sosyal etkileşim, iletişim, sanal topluluklar.
Kütahya`da toplumsal etkileşim sürecinde üniversitenin rolü
"Kütahya'da Toplumsal Etkileşim Sürecinde Üniversitenin Rolü" isimli çalışmamızda, kent içinde öğrenci ile halk arasındaki etkileşimi tespit etmeyi amaçlamaktayız. Bu çerçevede hazırladığımız anketleri öğrenci ve halk üzerinde ankettirler yoluyla uygulamaya çalıştık. Sonuç olarak Kütahya'da üniversitenin açılmasıyla birlikte toplumsal ilişkilerde bir takım değişmelerin olduğunu tespit ettik. Araştırmamızın amacı Kütahya'da toplumsal etkileşimin üniversite ile birlikte hızlandığını, değiştiğini tespit etmektir. Araştırmamızda elde ettiğimiz verilerin tezimizi doğrular nitelikte olduğuna ulaşmış olduk.
İlköğretimde sosyal bilgiler eğitiminin geçirdiği muhteva değişimi ve bunun Türk toplum yapısındaki değişim dinamikleri içerisindeki yeri
Sosyal Bilgiler Eğitiminin ilköğretimde okul müfredatına girmesiyle birlikte toplumun geleceğinin teminatı olan çocukların sağlıklı düşünme ve yetişmesine birinci dereceden katkı sağlamıştır. Bireyde kişiliğin gelişmesine yardım eden, onun gelecekteki yaşantısında başarılı, mutlu, düşünce yapısı sağlam; ülkesi ve ulusu için yararlı bir insan olmasını sağlayan bilgi, beceri tutum ve davranışları kazandırma süreci olan eğitimde Sosyal Bilgiler öğretimiyle, üzerinde en çok durulan konulardan biri öğrenci davramşlarının değiştirilmesidir. Bu davranış değişikliğiyle ulaşılmak istenen hedeflere daha kalay ulaşılacağına inanılmaktadır. Bireyin bilişsel, duyuşsal ve hareket özelliklerini amaçlanan yönde geliştirip değiştirme işi eğitimin özelliklede sosyal Bilgiler eğitiminin kapsamı içindedir. Her toplum, o toplumu oluşturan bireylerini kendi amaçları doğrultusunda yetiştirmek istemektedir. Bir başka deyişle, her toplum kendi toplumsal yapısına uygun, toplumsal amaçları doğrultusunda ve var olan gizli gücüne göre eğitmek zorundadır. Bireylerin eğitimi sırasında toplumsal yapı içerisinde ki değişim dinamiklerine uygun, toplumun düzenini bozmayacak doğrultuda bu çalışmaların yapılması gerekmektedir. Sosyal Bilgiler Eğitimiyle toplum dinamiklerinin Toplumsal koşullara göre, toplumun ve bireyin gereksinimlerine yanıt verecek insan gücünü yetiştirme görevini, Sosyal Bilgiler dersleriyle yerine getirmeye çalışmaktadır. İlköğretim okullarının dördüncü ve beşinci sınıflarda okutulmakta olan ve bugün altıncı ve yedinci sınıflara da konulmuş olan Sosyal Bilgiler dersinin temel amacı, öğrencilere önemli sosyal beceriler kazandırarak onların toplumsallaşmalarını sağlamak ve onları iyi bir vatandaş olarak yetiştirmektir. Bu bakımdan, Sosyal Bilgiler dersinin ilköğretim programında önemli bir yeri vardır.VI Sosyal Bilgiler dersiyle verilen eğitimle hayata hazırlanan öğrenciler daha sağlıklı düşünme gücüne kavuşacaklardır. Toplumun her kademesinde aktif bir rol oynayacak olan bireyler toplum dinamiklerini (nüfus, aile, siyaset, ekonomi, eğitim) daha yaşanır hale getirmeye çalışacaklardır. Ulusal eğitim politikasının belirlenmesi ve bunun uygulanmaya konulmasıyla da bu dinamikler kendi aralarında daha uyumlu hale geleceklerdir. Sosyal Bilgiler öğretiminin niteliği doğrudan Sosyal Bilgiler öğretimi Programı ile ilişkilidir, öğretim programı, eğitim programı içinde önemli ölçüde ağırlık taşımakta, genellikle belli bilgi kategorilerinin bir sistem içinde düzenlenmesinden oluşmaktadır. Ulusal eğitim politikasının uygulamaya dönüştürülmesinde eğitim programları önemli bir rol oynamaktadır. Eğitim programlarının, toplumu meydana getiren bireyleri ulusal çıkarlar doğrultusunda eğitmesi temel amaç olarak belirlenmiştir. Bu amaç doğrultusunda kalkınma, gelişmişlik, sosyo-politik değerler, gelir dağılım ve işsizlik gibi konularda istenen hedefler varılmaya çalışılmıştır. Programların sürekli olarak değişen ve gelişen toplum koşullarına ayak uydurması, bireyin beklenti ve gereksirıimlerine cevap vermesi önemli bir zorunluluktur. Bu nedenle de var olan programların araştırmalara dayalı bir süreç içerisinde sürekli olarak geliştirilmesi bir mecburiyet olmaktadır. Gelişen ve değişen toplumda Sosyal Bilgiler Eğitiminin toplum dinamikleri içerisindeki yeri günümüzde daha iyi anlaşılmaktadır.
تأثير الأتراك السياسي والأجتماعي في العصرين الأول والثاني في التاريخ العباسي (320-132/932-750)
There have been many parties to influence and control in our Islamic history, especially after non-Arab peoples entered Islam, and the Turks were the most prominent ones who set a foothold in Islamic geography and politics with their various names and tribes. Palace of the Caliphate, and after a while they were able to control the military decision through their soldiers and leaders of Turkish origin, who later imposed their policy either through the Caliphs or through them directly as happened at the end of the Abbasid Caliphate era, and their control over the political and military decisions preceded their influence on the Abbasid society culturally And socially, they became an integral part of society after they were outsiders. They proved in many cases the extent of their loyalty to the state and their devotion to fighting the rebels who thought of separating from it. They also participated in wars and foreign conquests as leaders and individuals. The subject of the research focused on a limited period of time between (132- 320/750-932) and this is the period of the presence of the Turks in the Abbasid army, the state and the court, the period in which the state was based on the shoulders of the Turkish soldiers, and an attempt to merge the old writers who were eyewitnesses with the views of contemporary historians. Keywords: Turkish influence, Turks and Abbasids, Turkish social, political and military influence, Turks and caliphs.
Görsel kültür elemanı olarak 20. Yüzyıl'da afişin toplumsal süreçlere etkisi
Bu araştırma görsel kültür olgusu çerçevesinde üretilen afiş tasarımlarının toplumsal değişim süreçlerine olan etkisini incelemektedir. İncelenecek olan afişler günümüz kültürünü tanımlayan yaklaşımlar bağlamında ele alınacaktır.20. yy'da başlayan ve 21 yy'a doğru büyük ivme kazanan bir değişim olgusuyla birlikte entelektüel ve gündelik hayatımızda görsel düşünme olanaklarının hızla arttığı ve neredeyse yazınsal düşünmeyi gerekli kılan birçok yöntem ve koşulun çağdışı görülmeye başlandığına tanık olmaktayız. Bireyler artık daha hızlı algılamak ve daha çabuk çözümlemek istemekteler. Algılarımızı yönlendirmede artık görsel ortamlar ve olanaklar çok daha önemli hale geliyorsa bu yönlendirmelerin toplumsal süreçlere etkisi de daha güçlü oluyor diyebiliriz. ?Afiş?ler bu görsel ortamlara katkı sunan en önemli unsurlarından biri olarak bu toplumsal dönüşüm sürecinde nasıl bir işlev üstleniyorlar? Sorusu bu araştırmanının ana sorunsalını oluşturmaktadır. Bu sorunun cevabını afiş tasarımlarının geçmiş XX. yüzyıl afişleri ve toplumla etkileşimi incelenerek verilebilir. Bu sayede bizler afiş tasarımlarının ve grafik tasarımcıların gelecekte toplumları nasıl etkileyebileceğinin ve toplumların dönüşümündeki rolünün ne olduğunun bilgisine ulaşılabiliriz.Araştırmanın birinci bölümünde ?görsel ve ?görsel kültür? kavramları tanımlanmaya çalışılmış, farklı düşünürlerin bu kavramlara yaklaşımları incelenmiş, çeşitli söylem ve ideolojik yaklaşımlar bağlamında görsel kültürün toplumsal analizleri değerlendirilmiştir.İkinci bölümde, görsel ortamların en önemli araçlarından biri olan afiş, bir tasarım nesnesi olarak ele alınarak gerek teknik ve artistik gerekse içerik ve söylem bakımından incelenmiştir.Üçüncü bölümde, 20. yüzyılda bireylerin ve toplumların algısal değişim süreçlerinin politik, ekonomik ve sosyolojik özellikleriyle afişlere nasıl yansıdığı araştırılmış, toplumsal hayatın ürettiği yeni değerlerin afiş tasarım ölçütlerine etkilerine bakılmıştır.Dördüncü bölümde ise afişlerin toplumsal süreçlerin değişimine doğrudan ya da dolaylı etki yapıp yapmayacağı sorgulamasına ışık tutacak örnekler incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Görsel kültür, toplumsal süreçler, kitle kültürü.
İşsizliğin ekonomik ve sosyal maliyetleri: Türkiye örneği
Günümüzde birçok ülkede istihdamın yapısı ve işsizliğin boyutu, ülkenin ekonomik gelişme ve sosyal kalkınma düzeyinin önemli bir göstergesi olmaktadır. Bugün Türkiye'nin en önemli sosyal ve ekonomik sorunlarından birisi de işsizliktir. Bu çalışmada işsizliğin ekonomik maliyetlerini ortaya koymak için ekonometrik analiz yapılmış sosyal maliyetler için literatür taramasına başvurulmuştur. Çalışmanın teori kısmında işsizliğin sosyal maliyetleri araştırılmış analiz kısmında ise işsizlik ve büyüme serilerinin 2000-2018 yıllarına ait çeyrek yıllık verileri kullanılarak, durağanlığı test edilmiş, nedensellik analizi yapılarak ilişkinin yönü saptanmış ve son olarak da Etki-tepki analizleri yapılmıştır. Değişkenler arasında belirli gecikme sonrasında işsizlikten büyümeye doğru tek taraflı bir nedenselliğin olduğu görülmüştür. Öncelikli olarak ekonomik bir nitelik taşıdığı gözlemlenen işsizlik problemi, yaşanılan toplumsal problemlerin en önemlilerinden ve birçok toplumsal probleminde kaynaklarından biridir. İşsizlik çok yönlü bir sorun olarak yalnızca işsiz bireyi değil onun ailesini, çevresini, buradan hareketle tüm toplumu etkileyen bir problemdir. İşin kaybıyla birlikte; işin sağladığı gelirden yoksun kalan birey çoğu zaman temel ekonomik ihtiyaçlarını dahi karşılayamamaktadır. Bu ekonomik problemlerle karşılaşan işsiz, yaşanan bir takım toplumsal problemlere sebep olmaktadır. İşsizlik stres, depresyon, kaygı, umutsuzluk, yabancılaşma, özsaygı zedenlenmesi, değer yargılarında erozyon, suç işleme eğiliminde, intihar eğiliminde, boşanma eğiliminde ve kötü alışkanlıklarda artış gibi sosyo-psikolojik problemlerin kaynaklarındandır. Yapılan çalışma sonucunda işsizlerin ne tür psikolojik ve sosyo-ekonomik problemler yaşadıkları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İşsizlik, Ekonomik Maliyet, Sosyal Maliyet, Durağanlık, Granger Nedensellik Testi
Sanal kabilelerde sosyal etkileşim ve etkileri
Enformasyon çağının getirdiği değişimlerle kültürel, sosyal ve toplumsal yapıda farklılıklar oluşmuş, modernizmin önerileri geride kalmış, postmodernizmin önerisi olan bireycilik anlayışı ise kabilecilik anlayışı ile bir ikilik oluşturmuştur. Birey merkezli yaklaşım bireye odaklanmakta kabile odaklı anlayış ise gruba odaklanmaktadır. Kabilecilik anlayışında bireyi tanımlayan nokta tükettiği ürünlerden ziyade bir gruba aidiyet ve tüketim yoluyla oluşturduğu sosyal ilişkilerdir. Bu çalışmada kabilesel pazarlama anlayışı çerçevesinde, Harry Potter markası, tüketici temelinde oluşmuş bir sanal kabile olan Hogwarts Türkleri grubu, kabile ve topluluk temel unsurları açısından incelenmiş, etkileşim yoğunluğu ve oluşan bağlantı değeri değerlendirilmiş ve tüketim pratiklerine etkisi olup olmadığı araştırılmıştır. Söz konusu değerlendirmeye, literatür doğrultusunda, içerik analizi yöntemi ve NodeXL ağ analizi programları kullanılarak yapılan araştırmalar yoluyla ulaşılmıştır. Günümüzde özellikle sosyal medya platformlarında oluşan postmodern kabilelerde bireyler birbirleriyle etkileşime geçmekte, bilgi, duygu ve düşüncelerini paylaşmaktadırlar. Bireyin kendini ifade etme ortamı sağlayan ve aidiyet hissi oluşturan bu topluluklarda bireyler her ne kadar tüketim yoluyla bir araya gelmiş olsa da topluluk içinde oluşan sosyal ilişkiler tüketilen nesneden daha önemli hale gelmektedir.
Mobil uygulamalarda tatmin, kullanıma devam etme ve tavsiye etme niyetini etkileyen öncüllerin incelenmesi
Günümüzde akıllı telefonların yaygınlaşması ile gündelik yaşam alışkanlıkları hızla değişmeye başlamıştır. Mobil uygulamalar akıllı telefon kullanımında olmazsa olmaz bir noktaya gelmiş ve tüketiciler için yeni bir ürün olarak hayatımıza girmiştir. Mobil uygulamalar hem bir ürün olarak hem de yeni bir pazarlama iletişim mecrası olarak görülmektedir. Bu nedenle mobil uygulama bağlamında tüketici davranışlarının daha iyi anlaşılması kaçınılmaz olmaktadır. Bu çalışmada mobil uygulamalarda tatmin, kullanıma devam etme ve tavsiye etme niyetini etkileyen öncüllerin incelenmesi amacıyla kavramsal bir model oluşturulmuştur. Türkiye genelinde 516 mobil uygulama kullanıcısıyla gerçekleştirilen saha çalışmasından elde edilen sonuçlara yer verilmiştir. Çalışmanın sonucunda öngörülen hipotezleri destekleyici sonuçlara ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Mobil uygulamalar, tatmin, optimal deneyimler, sosyal etkiler.
Türkiye'de 1990 sonrası kamu harcamalarındaki yapısal değişimin ekonomik ve sosyal etkileri
ÖZET Kamu harcamaları etkin bir mali araç olarak ekonomik ve sosyal yapı üzerinde etkiler yaratmaktadırlar. Sözkonusu etkiler kamu harcamalarının yapısında bulunan bazı özelliklerden kaynaklanmaktadır. Günümüzde kamu harcamaları ekonomik istikrarın, ekonomik büyüme ve kalkınmanın ve gelir dağılımının sağlanması gibi çağdaş fonksiyonlarını gerçekleştirmek için kullanılan önemli bir maliye politikası aracıdır. Bununla birlikte, kamu harcamaları politikasının ülkenin ekonomik ve sosyal yapısını etkileme derecesi harcamaların ne şekilde finanse edildiğine bağlıdır. Kamu harcamalarının bileşimine ilişkin olarak çeşitli ayrımlar yapılmaktadır. Bunları, kamu harcamalarının ekonomik etkilerine göre ayrıldığı ekonomik ayrım, hizmete yönelik olarak ayrıldığı işlevsel ayrım ve harcamaları yapan yönetim birimlerine göre ayrıldığı idari ayrım olmak üzere üç başlık altında toplamak mümkündür. Türkiye'de 1990 sonrası kamu harcamalarının ağırlıklı olarak borçlanma politikasına başvurularak karşılanması, bütçe yapısının bozulmasına neden olarak, içinde borç faiz ödemelerinin de bulunduğu transfer harcamalarının bütçe içerisindeki payının yükselmesine ve bütçe açıklarının genişleyerek kalıcılık kazanmasına yol açmıştır. Bütçe açıklarının artması ise parasal ve mali göstergelerin bozulmasına yol açarak ekonomide kırılgan bir yapının oluşmasına zemin hazırlamıştır. Konsolide bütçe yapısının borç faiz ödemeleri lehine değişmesi; bütçeden sosyal nitelikli harcamalar ve yatırım harcamalarına daha az kaynak aktarılmasına neden olmuştur. Bu oluşum ise beşeri ve fiziki sermaye birikiminin istenilen seviyelerde olmasını engelleyen bir faktör olmuştur.
Kur'ân-ı Kerîm'e göre model insan ve toplum üzerindeki etkisi
Kur'ân-ı Kerîm tüm insanlığa sunulmuş örnek/model bir hayat kitabı olduğu gibi tüm çağlara hitap eden bir kılavuzdur. İnsanın dünyevî hayatta var olmasının belli bir maksadı vardır. Bu mânâda Yüce Allah insana bir kısım görev ve sorumluluklar yüklemiştir. İnsanın yaratılış gâyesine ulaşması, varlığını anlamlı kılması için örnek/model bir insan olması ve bu yol üzere ilerlemesi gerekir. İnsanın tutum ve davranışları iyi yönde, Kur'ân ve Sünnet çerçevesinde gerçekleşirse "model insan" teşekkül eder. Model insan model toplum oluşumuna etki eder. Bu toplumda da İslâmî, insanî, ahlâkî olan bütün güzel değerler tezâhür eder. Bu değerler toplumda model şahsiyetlerden akseden örnek vasıflarla ön plana çıkar. Hayatını Kur'ân ı Kerîm'in öğretileriyle şekillendiren model insan bu bağlamda toplumun iyi ve güzel yönde değişimine öncülük etmiş olur. Bu mânâda Hz. Peygamber (s.a.s.) başta olmak üzere diğer tüm peygamberlerin ve sâlih kimselerin hayatları insanlara örnek olarak sunulmuştur. Böylelikle onların örnekliği üzerinden tüm insanlığa her çağda geçerliliğini koruyan mesajlar verilmiş olmaktadır. İnsan ile ilgili meseleler ve ona etki eden unsurlar her geçen gün değişmektedir. İnsanın zaman içerisinde örnek insan merkezinden uzaklaştığı ve sıradanlaştığı görülmektedir. Bu sebeple günümüz toplumunda örnek/model insanların azalmış olması problemine dikkat çekilmiştir. Bunun neticesinde Kur'ân ve Sünnet çerçevesinde hayatını şekillendirmiş insanların varlığına duyulan ihtiyaçtan bahsedilmiştir. Yüce Allah insanın güzel ve iyi davranışlar ortaya koyarak örnek/model insan olmasını, böylelikle güzel bir sona ulaşmasını istemektedir. Bu bağlamda çalışmamızda model insan ve onunla ilgili temel hususlar bütüncül bir yaklaşımla ele alınarak model insana dâir bilgilerin zihinlerde şekillendirilmesi amaçlanmıştır. Bu bakımdan model insanın ortaya koymuş olduğu/gerçekleştireceği güzel, iyi hasletlerin/vasıfların önem teşkil ettiğine vurgu yapılarak her yönden iyi, örnek insanların toplumda yeniden hayat bulması için yapılması gerekenler, dikkat edilmesi gereken hususlar belirtilmiştir. Bu bağlamda çalışmamızın temel konusu olarak "Kur'ân-ı Kerîm'e göre model insan ve toplum üzerindeki etkisi" başlığıyla bu hususların incelenmesi amaçlanmıştır. Böylelikle insanın dünyevî ve uhrevî kurtuluşa ermesi hedeflenmiştir. Öncelikle konumuzla ilgili âyet ve hadîsler belirlenerek genel olarak klasik kaynaklardan istifade edilmeye çalışılmıştır. Bunun yanında mevcut diğer ilim dallarına başvurularak bunlarla ilgili eserlerden de faydalanılmış ve konulu tefsir metodu ile araştırmamız derinleştirilmek istenmiştir. Araştırmamız neticesinde elde ettiğimiz bilgilere göre insanın dünya hayatında tek başına yürümesinin mümkün olmadığı, bu yolda kendisine rehberlik edecek model insanlara ihtiyaç duyduğu görülmektedir. Model insanın söz ve davranış bütünlüğünde, Yüce Allah'ın emir ve yasaklarına uygun yaşamasıyla örnek olabileceği ve bu güzel niteliklerini her koşulda sürdürmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Bu bakımdan model insan olmak varoluş sebebine uygun yaşamayı gerekli kılmaktadır. Ayrıca örnek insanın ferdî ve içtimâî mânâda önem taşıyan vasıfları ile iman, amel ve ahlâkî açıdan çeşitli görev ve sorumlulukları mevcuttur. Bu bağlamda model şahsiyetler her alanda iyi yönde değişim ve dönüşüme öncülük ettikleri böylelikle insan ve toplum üzerinde önemli etkilerinin bulunduğu, bu açıdan günümüz toplumunda sayılarının ve etkinliklerinin artması gerektiği sonuçlarına ulaşılmıştır.
Kentsel dönüşümün mekânsal ve toplumsal yansımaları: Gaziantep Nuri Pazarbaşı mahallesi örneği
Dünya nüfusunun yarısından fazlasını barındıran kentlerde, nüfus artışına paralel olarak yapılı çevre üretimi hızlanmıştır. Yapılı çevre üretiminin sermaye ile olan ilişkisi, toplumsal ve mekânsal olarak bir dönüşümün ortaya çıkmasına neden olmuştur. Özellikle neo-liberal ekonomi politikaları ile birlikte sermayenin ulus ötesi dolaşımının sağlanması, kent mekânının sürekli yeniden üretime tâbi tutulmasını gerektirmiştir. Kentlerde yapılı çevrenin inşası kentsel dönüşüm projeleri ile yoğunluk kazanırken soylulaştırılma ve yerinden edilmeler ile sonuçlanmaktadır. Kentleşme süreci, sermaye ve yapılı çevre üretimi bağlamında ele alındığında 'sermaye çevrimlerinin' ekonomik krizleri ötelemesi kent-sermaye ilişkisinde büyük öneme sahip olmuştur. Bu bağlamda, bu tez çalışması kentleşme sürecinde yapılı çevrenin inşasında önemli bir yere sahip olan kentsel dönüşüm projelerinin Gaziantep özelinde toplum-mekân çerçevesinde ele almayı amaçlamaktadır. Bu araştırma, Gaziantep Nuri Pazarbaşı Mahallesinde gerçekleştirilen kentsel dönüşüm projesinin soylulaştırma, yerinden edilme, mekânsal dönüşüm, toplumsal dönüşüm ve rant boyutları ile tartışmaktadır. Bu çalışma nitel araştırma yöntemlerinden derinlemesine mülakat ile gerçekleştirilerek Nuri Pazarbaşı Mahallesinden veriler elde edilmiştir. Elde edilen bulgular, Nuri Pazarbaşı mahallesinde mekânsal dönüşüm ile birlikte yerinden edilme ve rant olgusunun ortaya çıktığını ve toplumsal dönüşümün gerçekleştiği sonucunu ortaya çıkarmıştır.
The withstanding difference: Social effects of modernization and globalization in China and Taiwan
Literature has shown that economic development increases liberal democratic and emancipative values at the societal level. Intercultural interaction and global media exposure have been linked with increased cosmopolitan values, and internet usage with distrust towards authoritarian regimes. This study investigated how modernization and globalization affect social values and political legitimacy perceptions in China. The Patriotic Education Campaign and internet control mechanisms of the government were conceptualized as countermeasures against unwanted social effects. To identify the unique effect of China's sociopolitical context, the difference-in-differences approach was applied, taking Taiwan as a reference. The results implied that even at fixed levels of controls, a slower rate of intergenerational social change is expected in China compared to Taiwan. In later analyses, national identification was found positively related with legitimacy perceptions independently from controls. The findings were interpreted as signifying the effectiveness of countermeasures in slowing down social change and maintaining legitimacy.
Bangladeş'te dini kurumların toplumsal tezahürleri
Çalışmamızda Bangladeş'te yer alan dinî kurumlar ve toplumsal düzlemdeki etkileri araştırma konusu edilmiştir. Toplumsal düzende ve organizasyonlarda rolü hayli önemli olan dinî kurumların sayısının çokluğu, bu kurumlara yönelik aidiyet oranlarının yüksekliği, çok dinli ve çok kültürlü yaşamlardaki sosyal ilişkilerde kurumların belirleyiciliği, diyalog ve çatışma sınırlarındaki etkileri ise araştırmanın temel problematiğini teşkil etmektedir. Bunun için öncelikle kurumların, dinî kurumların ve Bangladeş'teki dinî kurumların teorik çerçevesi için dokümantasyon yöntemiyle kaynak taraması yapılmış ve aktarılmıştır. İslam'a ve diğer dinlere ait Bangladeş'teki kurumların toplumsal tezahürleri yine dokümantasyon yöntemiyle kaynak taraması yapılarak ve dolaysız gözlem yöntemiyle de incelenerek araştırılmış ve aktarılmıştır. Sonuçta bu kurumların dinî faaliyetlerine rağmen dinî, siyasi ve iktisadi kargaşanın devam etmesinde, kurumların birçoğunun dinî gayelerden ziyade kurum bazlı sosyo-ekonomik ve politik menfaatlere öncelik vermesinin önemli bir neden olduğu tespit edilmiştir. Nitekim bu durumda dinî faaliyetler büyük oranda bir amaçtan çok araca indirgenmektedir. Çalışmada kullanılan kaynakların niteliği ve yerinde yapılan dolaysız gözlem imkânıyla Türkçe literatürde Bangladeş'teki dinî kurumlara ilişkin yapılan tek çalışma olması, çalışmanın özgünlüğünü ifade etmektedir. Anahtar Kelimeler: Kurumlar, Dini Kurumlar, Bangladeş, Sivil Toplum Kuruluşları, Dini Siyasi Partiler
Modern Türk kimliğinin inşasında (1930-1939) âdâb-ı muâşeret kitapları ve dinselliğin dönüşümü
Gündelik hayatın dönüşümü konusu, yakın bir tarihi zaman içerisinde bilimsel araştırmaların odak noktası haline gelmiştir. Genellikle sosyoloji camiası tarafından ilgilenilen bu konu gazete, dergi, haber, roman, anı gibi çeşitli araçlar vasıtası ile çalışılmıştır. Bu vasıtalardan biri de hem değişen hayatın bir sonucu hem de yaşanacak dönüşümün itici güçlerinden biri olan âdâb-ı muâşeret eserlerdir. Bu eserler değişimin ideal formlarının gözlenmesi ve farklılaşan hayatta değişen ve değiştirilmek istenen değerleri göstermesi açısından önemlidir. Bu bağlamda değişen tarihi süreçte, birey ve toplumların din ile girmiş olduğu ilişki adab eserleri üzerinden okunabilmektedir. Osmanlı modernleşmesi bağlamında ortaya çıkan ilk adab literatürü din ve örf eksenli klasik adab anlayışından göreceli olarak uzaklaşmıştır. Cumhuriyet devrinde devletin reformlarla toplumsal hayatı dönüştürme çabasıyla birlikte adab yazarları daha seküler bir yaklaşım benimsemişlerdir. Bu durum dinin; dönemin adab eserlerindeki yerinin, işlevlerinin ve konumunun değişmesi ile sonuçlanmıştır. Araştırmamız bu bağlama yoğunlaşmış ve Türk modernleşmesi bağlamında modern ve medeni kimliğin oluşum sürecinde dinselliğin dönüşümünü, âdâb-ı muâşeret kitapları çerçevesinde sosyolojik bir okumaya tabi tutmayı kendine problem edinmiştir. Bu problemi incelenerek; âdâb-ı muâşeret kitapları aracılığı ile modern ve medeni Türk kimliğinin inşası döneminde dinin; toplum ve birey nezdindeki rol, konum ve ağırlığının değişimini ve oluşturulmak istenen yeni insan prototipindeki yerini ortaya koymak araştırmamızın temel amacıdır. Bu amacın gerçekleşmesi adına nitel araştırma yöntemi ve doküman analizi tekniği tercih edilmiştir. Araştırma sonucunda dönem yazarlarının dine yaklaşım tipolojisi ortaya konulmuş ve âdâb literatüründe dine bakış açısının yazarların zihniyet dünyasına göre değiştiği ancak asrilik ekseninde bir yaklaşım benimsendiği görülmüştür.
Tanzimat romanı üzerinden bir inceleme: Batılılaşmanın toplumsal tezahürleri
Sosyoloji ve edebiyat, birbiriyle yakın ilişki içindeki iki disiplindir. Sosyoloji gibi edebiyat da insanların sosyal dünyası, toplumsal uyumu ve değişim isteği ile ilgilenir. Her iki disiplinin ana malzemesi insan ve insanın yaşadığı toplum olunca, toplumsal çözümlemelerde edebiyattan faydalanma sağlıklı sonuçlara varabilmenin de imkânını sağlar. Edebi türler arasında roman, sosyal, ekonomik ve siyasi unsurları içeren metinler olması bakımından sosyolojinin ilgi alanına dâhil olur. Topluma ayna tutan roman, yaşanan toplumsal değişimlerin kaydının tutulduğu bir belge niteliğine de sahiptir. Romanların derinlemesine bir incelemesi Türkiye'de yaşanan değişimlerin önemli bir dökümünü verebilir. Romanın bir edebi tür olarak edebiyatımıza girişi medeniyet dönüşümü de diyebileceğimiz Batılılaşma süreciyle beraberdir. Bu bağlamda Tanzimat romanları topluma dair verilerin yer aldığı önemli metinlerdir. İçine doğduğu toplumsal koşulların izlerini taşıyan Tanzimat romanı, halkı Batılılaşma hakkında bilgilendirmeyi de amaç edinmiştir. İçerdikleri önemli sosyal verilere rağmen romanlar, Türk toplumunu anlamada az başvurulan kaynaklardan olmuştur. Bu çalışmada edebiyatın toplumsal değişmeyi yorumlayan özelliğinden yola çıkarak, Batılılaşmanın toplumsal yansımaları Tanzimat romanı üzerinden incelenmeye çalışılmıştır. Osmanlı toplumunun kültürel dokusunda da önemli değişmelerin yaşandığı Tanzimat sonrası dönem, romanlara yansıdığı şekliyle söylem analizi ile derinlemesine bir çözümlemeye tabi tutulmuştur.
Televizyonun Türkiye'ye gelişiyle beraber toplum tarafından algılanışı ve gündelik yaşama yansımaları
Bu araştırmada televizyonun 1968'den başlayıp 1980'e kadar olan süreçte toplum tarafından nasıl algılandığı, insanların gündelik yaşamlarına nasıl yansıdığı ortaya konulmuştur. O dönemdeki giyim kuşamdan, yeme içmeye, yerleşim kültüründen, zaman ve mekan algılayışına kadar gündelik yaşam unsurları ve bu unsurların televizyonla birlikte nasıl değiştiği araştırmada analiz edilmiştir. Bunun yanı sıra televizyonla birlikte geleneğin nasıl evrildiği; geleneğin nasıl yok olup yeniden demirlediği anlatılmış, büyülenme, yeniden büyülenme; gerçeklik ve hipergerçeklik kavramlarının televizyonla olan ilişkisi irdelenmiştir. Gündelik ve toplumsal yapılarla televizyon arasındaki diyalektik, o dönemde yaşayan insanlar ve gazeteler üzerinden alttan bir okumayla işlenmiştir.
Hoşgörünün felsefi temelleri
İnsan tabiatı gereği ve ihtiyaçlarını karşılayabilmek için bir arada yaşamak zorundadır. Bir arada yaşama zorunluluğunun beraberinde getirdiği zorlukların nasıl aşılabileceği, önemlidir. Bu zorlukları aşma ve bir arada yaşama imkânı olan hoşgörünün felsefi temellerini, imkânını, sınırını ve amacını ortaya koymak hoşgörü bilincini oluşturmak bakımından önemlidir. İlk bölümde, bir arada yaşama problemine çözüm olarak sunulan hoşgörü kavramı ve aynı anlamda kullanılan, tolerans ve müsamaha kavramlarının, kelime ve terim anlamları açısından değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu çalışmayla hoşgörünün tarihsel seyri, felsefi bir problem olarak gelişim aşamaları kaydedilmiştir. İkinci bölümde; evrensel ve mutlak hakikatin varlığı üzerinde durulmuştur. İnsanın hakikat arayışında dogmatik ve empirik anlayışın, hoşgörü açısından etkisi değerlendirilmiştir. Hoşgörünün; hakikat, özgürlük, toplumsal sözleşme, güç teorisi, demokratik toplum ve laiklik açısından imkânı, sınırlılıkları ve önemi ifade edilmiştir. Üçüncü bölümde hoşgörünün felsefi temelleri üzerinde durulmuştur. Bir arada yaşamaya engel olan farklılıkların sebepleri üzerinde durulmuş, güç istenci ve toplumsal sözleşmenin hoşgörülü olmaya katkısı incelenmiştir. Demokrasi ve laiklik hoşgörü bakımından değerlendirilmiştir. Ayrıca Batı, Doğu, İslam Dünyası ve günümüz hoşgörü bakımından kısaca gözden geçirilmiştir. Bilinmelidir ki bütün toplumlar açısından hoşgörünün toplumsal barışı sağlamada çok önemli olduğu sonucu yadsınamayacak bir gerçektir.
Çevrimiçi öğrenme ortamlarında uyarlanmış sosyal etkileşim araçlarının öğrencilerin akademik başarılarına ve sosyal bulunuşluk algılarına etkisi
Bu araştırmanın amacı, çevrimiçi öğrenme ortamlarında uyarlanmış sosyal etkileşim araçlarının öğrencilerin akademik başarıları ve sosyal bulunuşluk algılarına etkisini belirlemektir. Araştırmada 3X2 faktöriyel desen kullanılmıştır.Araştırmanın çalışma grubunu Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü 2010-2011 yılı Güz dönemi Proje Geliştirme ve Yönetimi I dersini seçen 87 kişi oluşturmaktadır. Öğrencilere 4 farklı çevrimiçi öğrenme ortamı sunulmuş, kendi tercihleri doğrultusunda 3 ortama atanmıştır. Ardından öğrenciler, araştırmanın deneysel sürecini, 13 hafta boyunca tercih etmiş oldukları çevrimiçi öğrenme ortamında öğretim elemanı eşliğinde ve grup arkadaşlarıyla çalışarak tamamlamışlardır.Araştırmanın bağımsız değişkeni olan çevrimiçi öğrenme ortamının üç boyutu vardır. Çevrimiçi öğrenme ortamlarının boyutları arasındaki farklılıklar öğrencilerin çalıştıkları sanal sınıf ortamındaki sosyal etkileşim araçlarının farklı birleşimleriyle oluşturulmuştur. Birinci deney grubundaki öğrencilerin çalıştığı çevrimiçi öğrenme ortamında (Ortam I) kullanılan sosyal etkileşim araçları; ?Görüntülü/Sesli Görüşme?, ?Metin Tabanlı Sohbet? ve ?Beyaz Tahta? iken, ikinci deney grubundaki öğrencilerin çalıştığı çevrimiçi öğrenme ortamındaki (Ortam III) sosyal etkileşim araçları ise; ?Görüntülü/Sesli Görüşme? ve ?Beyaz Tahta? araçlarından oluşmuştur. Son deney grubundaki öğrencilerin çalıştığı çevrimiçi öğrenme ortamında (Ortam IV) kullanılan sosyal etkileşim araçları ise ?Metin Tabanlı Sohbet? ve ?Beyaz Tahta? dır.Araştırmanın bağımlı değişkenleri ise öğrencilerin akademik başarıları ile sosyal bulunuşluk algılarıdır. Öğrencilerin akademik başarıları süreç ve sonuç olmak üzere iki şekilde değerlendirilmiştir. Öğrencilerin süreç değerlendirme sonucundaki akademik başarı puanlarında sadece iki farklı çevrimiçi öğrenme ortamına göre anlamlı farklılık bulunmuştur. Bu farklılık Ortam IV 'te çalışan ile Ortam I'de çalışan öğrenciler arasında, Ortam IV lehinedir. Öğrencilerin sonuç değerlendirmeye göre akademik başarı puanlarının çalıştıkları çevrimiçi öğrenme ortamına göre değişmediği ortaya çıkmıştır. Çalışma grubundaki tüm öğrencilerin akademik başarıları uygulama süreci sonunda anlamlı düzeylerde artmıştır. Bu nedenle, öğrencilere öğrenme sürecinin başlangıcında kullanmak istedikleri etkileşim araçlarını uyarlama fırsatının verilmesi tüm öğrencilerin öğrenmesi açısından faydalı olmuştur. Her 3 ortamdaki tüm öğrencilerin sosyal bulunuşluk algılarının yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte öğrencilerin sosyal bulunuşluk algılarının çalıştıkları çevrimiçi öğrenme ortamına göre değişmediği sonucuna varılmıştır. Öğrencilerin çalıştıkları çevrimiçi öğrenme ortamına ilişkin görüşleri sonucunda da memnuniyetlerinin yüksek olduğu sonucuna varılmıştır.
Karakoçan ilçesinden (Elazığ) Belçika'ya göçler
İnsanların ve toplumların yaşamlarında önemli değişikliklere neden olan göçler toplumsal açıdan basit bir olay olarak görülmemelidir. Gönüllü veya zoraki göç olayının içinde yer alan insanların amacı daha iyi yaşam olanaklarına kavuşmaktır. Bireylerin ve toplumların sosyal, siyasal, hukuksal, yönetimsel, kültürel ve ekonomik yapısında önemli değişikliklere neden olan göç coğrafya biliminin vazgeçilmez inceleme alanlarından birisidir. Bu bağlamda 1961'de başlayan Karakoçan İlçesinden yurt dışına meydana gelen göçün hala devam etmesinin nedenleri ve sonuçları yanında insanlar ve toplum üzerisindeki etkisi araştırıldı. Özellikle son dönemlerde Belçika'ya yönelen bu göç hareketinin temelinde ekonomik sebeplerin yattığı saptandı. Başlangıçta iş kuracak kadar parayı biriktirip dönmeyi düşünerek yola çıkan işçilerimizin, geri dönmedikleri gibi yaşadıkları Belçika Devletine zor da olsa uyum sağlayarak Belçika yurttaşı oldukları görüldü. Ekonomik olarak Karakoçan İlçesine faydalı olan göç hareketinin, toplumsal açıdan kültürel değişim gibi olumsuz etkilerinin de olduğu tespit edildi.
Türkiye ve seçilmiş ülke örneklerinde kentsel dönüşümün çok boyutlu analizi
Kentsel dönüşüm, tarihsel süreçte medeniyetlerin gelişiminde önemli bir rol oynamış; ancak sanayileşme, teknolojik ilerlemeler ve kontrolsüz kentleşme gibi faktörlerle birlikte sosyal, ekonomik ve kültürel sorunları da beraberinde getirmiştir. Plansız yapılaşmalar, çevresel ve kültürel kaynakların zarar görmesine, sürdürülebilirliğin tehdit edilmesine neden olmuştur. Bu bağlamda kentsel dönüşüm yalnızca fiziksel yenileme değil, sosyal bütünleşme, kültürel mirasın korunması ve ekonomik kalkınma gibi çok boyutlu hedefler içeren bir süreçtir. Bu tez çalışması, Türkiye'deki kentsel dönüşüm uygulamalarını sosyal ve kültürel etkiler açısından incelemekte ve bu uygulamaları Japonya, Çin, İngiltere, Almanya, Fransa, İspanya, Amerika Birleşik Devletleri, Brezilya ve Lübnan gibi ülkelerdeki örnek projelerle karşılaştırmaktadır. Araştırmada, her ülkenin dönüşüm projeleri; amaç, uygulama biçimi, finansman modeli, uygulama alanı, uygulayıcı aktörler, katılımcılık düzeyi ve sosyal-kültürel etkiler açısından değerlendirilmiştir. Türkiye'de dönüşüm uygulamaları, neoliberal politikaların etkisiyle çoğunlukla fiziksel yenileme ve rant odaklı yaklaşımlarla sınırlı kalmış; sosyal adalet ve katılımcılık boyutları ikinci plana itilmiştir. Dünya örnekleri incelendiğinde ise daha katılımcı, sosyal bütünlük ve sürdürülebilirlik odaklı modellerin benimsendiği görülmektedir. Bu çalışma, Türkiye'deki dönüşüm politikalarının mevcut sorunlarını ortaya koyarak, uluslararası örneklerden yola çıkarak daha kapsayıcı, adil ve sürdürülebilir kentsel dönüşüm politikalarının geliştirilmesine yönelik öneriler sunmayı amaçlamaktadır.