Probiotics

151 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Kefir kültürü ilavesiyle fonksiyonel yoğurt üretimi

Bu tez çalışmasında kefir kültürü ilavesiyle üretilmiş fonksiyonel bir yoğurt üretimi ve kabul edilebilirliğinin araştırılması hedef alınmıştır. Yoğurt kültürü ile kefir kültüründeki faydalı mikroorganizmaların aynı fermantasyonda etkileşimleri, ürünün duyusal, fizikokimyasal ve teknolojik özellikleri üzerindeki değişimleri ile üründe raf ömrü boyunca canlılıklarını muhafaza etmeleri araştırılmıştır. Bu amaçla farklı sıcaklıklardaki fermantasyonlar da incelenerek optimum üretim reçetesi oluşturularak bu iki fonksiyonel üründeki mikrobiotanın tek ürünle piyasaya/tüketiciye ulaşmasındaki aşamalar belirlenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla %3 yoğurt kültürü ile 42°C-45°C'de inkübasyon (A örneği), %2 yoğurt kültürü + %1 kefir kültürü ile 42°C-45°C'de inkübasyon (B örneği) ve %2 yoğurt kültürü + %1 kefir kültürü ile 35°C-37°C'de inkübasyon (C örneği) olmak üzere üç farklı ürün üretimi gerçekleştirilmiş ve 21 gün boyunca +4°C'de muhafaza edilmiştir. Depolamanın 1., 7., 14. ve 21. günlerinde üretilen yoğurtların duyusal, fizikokimyasal ve mikrobiyolojik özellikleri saptanmıştır. Araştırma sonucunda örneklerin kurumadde değerleri %15,72-16,76, yağ değerleri %4,20-4,50 arasında bulunmuştur. Viskozite değerlerinin 58,00-248,66 mPa.s, serum ayrılması değerlerinin 6,86-10,23 ml/25g, titrasyon asitliğinin % 0,83-0,98, pH' nın 4,11-4,72 arasında olduğu da saptanmıştır. Laktobasil sayılarından en yüksek ortalama değer 9,12 kob/ml (log10) ile B örneğinde, Laktokok sayılarında en yüksek değer 8,63 kob/ml ile A örneğinde elde edilirken, en yüksek ortalama maya sayısı da 6,10 kob/ml ile C örneğinde saptanmıştır. Görünüş açısından 4,91 ile A örneğinin, kıvam açısından 4,58 ile B örneğinin, koku açısından 4,42 ile A örneğinin, tat açısından 4,17 ile A örneğinin, toplam kabul edilebilirlik açısından 4,67 ile A örneğinin en yüksek ortalama değere sahip oldukları saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kefir, Yoğurt, Fonksiyonel Gıda, Probiyotik, Mikroflora

Fonksiyonel besinlerKefirMikroflora+2
Gkıoultsın Alı Chatıp
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Brokoli ve ıspanak takviyesinin probiyotik yoğurtların fizikokimyasal, mikrobiyolojik ve duyusal özelliklerine etkisi

Bu çalışmada, inek sütüne %10 oranında brokoli ve ıspanak sebzelerinin püreleri ilavesi ile probiyotik (Bifidobacterium animalis ssp. lactis ve Lactobacillus acidophilus) stirred tip yoğurtlar üretilmiş ve +4ºC'de 14 gün süre ile depolanmıştır. Yoğurtların fizikokimyasal, mikrobiyolojik, tekstürel ve duyusal özelliklerinde meydana gelen değişiklikler araştırılmıştır. Depolama süresi boyunca 1.,7. ve 14. günlerde kuru madde, kül, pH, titre edilebilir asitlik, yağ, protein, serum ayrılması, su tutma kapasitesi, su aktivitesi, fenolik madde, antioksidan aktivite, yağ asidi kompozisyonu, mikrobiyolojik analiz, renk (L*,a*,b*), tekstürel analiz (sıkılık, kıvam, iç yapışkanlık, viskozite indeksi), ve duyusal analiz (görünüş, tat, koku, renk, ağızda kıvam, kaşıkla kıvam) değerleri belirlenmiştir. Brokoli ve ıspanak ilavesinin kuru madde, kül, titrasyon asitliği, protein, yağ, su tutma kapasitesi, serum ayrılması, antioksidan aktivite ve fenolik madde değerlerinde olumlu etkileri olduğu görülmüştür. Brokoli ilavesinin serum ayrılmasına yararlı etkileri görülürken, ıspanak ilavesinde aynı etki görülmemiştir. Ayrıca prebiyotik olarak kabul edilen brokoli ve ıspanağın probiyotik yoğurtlara ilavesinin, L. acidophilus ve B. lactis gelişimini teşvik ettiği belirlenmiştir. Genel olarak tüm probiyotik yoğurt örneklerinde, bakteri sayılarının depolama süresine bağlı olarak azalış gösterdiği görülmüştür. Sonuç olarak, brokoli ve ıspanak ilavesinin L. acidophilus ve B. lactis bakteri türleri için prebiyotik etki gösterdiği ve ürünlere fonksiyonel özellik kazandırdığı görülmüştür. Bunun yanı sıra, brokoli ve ıspanak ilavesinin probiyotik yoğurtların biyoaktif bileşenlerini iyileştirmesi sayesinde endüstride kullanılabileceği saptanmıştır.

BrokoliIspanakProbiyotikler
Kübra Güneş
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Obeziteye karşı etkili yeşil çay ve Lactobacillus gasseri içeren probiyotik yoğurt üretimi

Bu çalışmada 1/1 oranında Streptococcus thermophilus ve Lactobacillus gasseri kültürleri kullanılarak ve %2, %3 ve %4 oranlarda yeşil çay ilave edilerek obeziteye karşı etkili bir probiyotik yoğurt üretimi gerçekleştirmek amaçlanmıştır. Yoğurt üretiminde pastörize inek sütü kullanılmıştır. Yoğurt örnekleri 4 °C'de 21 gün depolanmıştır. Fizikokimyasal, mikrobiyolojik ve reolojik analizler depolamanın 1., 7., 14. ve 21. günlerinde, diğerleri ise depolamanın 1. gününde yapılmıştır. Yoğurt örneklerinin pH (4,34-4,76), titrasyon asitliği (%1-%1,24), kuru madde (%17,84-%20,70), serum ayrılması (%20,80-%28) ve su tutma kapasitesi (%49,8-%56,9) değerleri bakımından depolama günleri arasındaki fark ve tüm depolama günlerinde yoğurt örnekleri arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0,05). Renk analizi sonucuna göre, L* (89,21-92,51), a*(-0,85-(-0,38)), b* (12,79-15,09) değerleri bakımından yoğurt örnekleri arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0,05). Yoğurt örneklerinde yeşil çay miktarı arttıkça fenolik madde içeriğinde de artış gözlemlenmiştir. Mikrobiyolojik analizler sonucunda, %2 yeşil çay içeren örnekteki Lactobacillus gasseri sayılarının, depolama süresince bir gıdanın probiyotik kabul edilmesi için belirlenen alt sınırın (10 6 kob/g) üzerinde (1,53×10 6 - 9,47×10 6 kob/g) olduğu belirlenmiştir. %3 yeşil çay içeren probiyotik yoğurt örneğinin en iyi reolojik özelliklere sahip olduğu tespit edilmiştir. Depolama süresince probiyotik olma özelliğini koruyabilen bir ürün elde etmek için yoğurt sütüne ilave edilen L. gasseri oranının arttırılması, kabul edilebilir bir tat ve aroma için kullanılabilecek yeşil çay oranının %2 ve altında olması gerektiği sonucuna varılmıştır.

LactobacillusObeziteProbiyotikler+2
Eyşan Çakır
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bir devlet hastanesinde çalışan sağlık personellerinin probiyotikler hakkında bilgi düzeyi ve tüketim alışkanlıklarının saptanması

Amaç: Bu çalışma Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir devlet hastanesinde çalışmakta olan sağlık personellerinin probiyotikler hakkındaki bilgi düzeylerinin ve probiyotik tüketim durumlarının saptanması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada Burdur merkezinde bulunan Burdur Devlet Hastanesi'nde çalışan hekim hemşire ve diğer sağlık çalışanlarının probiyotik bilgilerinin saptanması ve probiyotik tüketim sıklığının belirlenmesi amacıyla 302 sağlık personeline yüz yüze anket uygulanmıştır. Gereç ve Yöntem: Katılımcılara üç bölümden oluşan bir anket uygulanmıştır. İlk iki bölümde katılımcıların demografik özellikleri ve beslenme alışkanlıkları araştırılırken, üçüncü bölümde ise probiyotik ürünler ile ilgili alışkanlık ve bilgileri araştırılmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen veriler branş bazında ve yaş bazında pearson ki-kare testi yardımıyla istatistiksel olarak anlamlı olup olmadıkları araştırılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda kullanılan anketimize toplam 302 kişi katılmıştır. Ankete 20-30 yaş aralığında 58 kişi (%19,20), 31-40 yaş aralığında 128 kişi (%42,40), 41-50 yaş aralığında 116 kişi (%38,40) katılmıştır. Katılımcılar branş bazında incelendiğinde 41 hekim (%13,60), 161 hemşire (%53,30), 100 diğer sağlık personeli (%33,10) katılmıştır. Katılımcıların yaş ve branş bazında üçüncü bölümdeki sorulara verdikleri cevaplardan bir kısmı yapılan testlere istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Sonuç: Çalışma sonucunda elde edilen sonuçlar farklı testlerle istatistiksel olarak anlamlılık yönünden değerlendirilmiştir. Bununla birlikte çalışmanın literatüre fayda sağlayacağı düşünülmektedir.

Devlet hastaneleriProbiyotiklerSağlık personeli
Hasibe Kılcı
Süleyman Demirel University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Aflatoksin M1 biyoerişilebilirliği üzerine probiyotik mikroorganizmalar, biyopolimer ve diyet lifi etkinliğinin incelenmesi

Aflatoksin M1 (AFM1) süt ve süt ürünlerinde en sık bulunan mutajenik ve karsinojenik özelliklere sahip önemli bir mikotoksindir. Bu çalışmada probiyotik olarak Leuconostoc mesenteroides RSKK 06043, Saccharomyces cerevisiae RSKK 08022, prebiyotik olarak inülin ve biyopolimer olarak kitosanın sütte AFM1 bağlama kapasitesi ve in vitro sindirim modeli uygulaması ile AFM1 biyoerişilebilirliği üzerine etkisi incelenmiştir. Oluşturulan çalışma gruplarında (pozitif ve negatif kontrol, AFM1+ S. cerevisiae, AFM1+ L. mesenteroides, AFM1+S. cerevisiae+ L. mesenteroides, AFM1+inülin, AFM1+kitosan, AFM1+S. cerevisiae+L. mesentorides+inülin, AFM1+S. cerevisiae+L. mesentorides+ kitosan) bulunan serbest AFM1 miktarı inkübasyon sonrası, in vitro sindirim modeli uygulamasında ince bağırsak ve kolon sonrasında HPLC ile belirlenmiştir. İnkübasyon sonrası AFM1 bağlanma düzeyi %26,7-50,9 arasında bulunmuştur. En yüksek AFM1 bağlama düzeyini S. cerevisiae; en düşük kitosan göstermiştir. Ancak gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık elde edilmemiştir (p>0,05). İn vitro sindirim modeli uygulamasında AFM1'in sütte biyoerişilebilirliği ince bağırsak sonrasında %90,35±1,15; kolon sonrasında %81,40±0,00 bulunmuştur. S. cerevisiae bulunan ve L. mesenteroides+S. cerevisiae+Kitosan bulunan örneklerde ince bağırsak sonrası AFM1 biyoerişilebilirliğinde önemli derecede düşüklük saptanmıştır (sırasıyla %29,30±2,29; %54,68±6,79; p<0,001). Diğer örneklerde ise %68,37-88,72 arasında tespit edilmiştir (p>0,05). Kolon sonrası S. cerevisiae bulunan ve inülin bulunan örneklerde AFM1 biyoerişilebilirliği kontrol grubuna göre anlamlı olmayan artış göstermiştir (sırasıyla %91,16±4,60 ve %96,05±2,23; p>0,05). Diğer örneklerde ise AFM1 biyoerişilebilirliği %51,55-60,23 arasında anlamlı düzeyde düşmüştür (p<0,001). Bu çalışmada S. cerevisiae, L. mesenteroides, inülin ve kitosanın sütte AFM1 bağlanma kapasiteleri gösterilmiş ve L. mesenteroides ve kitosanın en kararlı biyolojik ajan olduğu belirlenmiştir. Ayrıca kitosan ve probiyotik bakteriler, süt ürünlerinde aflatoksinlerin biyoerişilebilirliğini azaltmak için güvenilir biyolojik ajan olarak kullanılabilirler.

Aflatoksin M1BiyoerişilebilirlikBiyopolimerler+4
Sümeyra Sevim
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Japon balıklarından (Carassius auratus) izole edilen aday probiyotik maya suşlarının in vitro probiyotik özelliklerinin araştırılması

Bu tez çalışmasında, japon balıklarının bağırsaklarından izole edilen maya suşları (Cutaneotrichosporon jirovecii jpn01 ve Debaryomyces nepalensis jpn02) in vitro probiyotik özellikler açısından taranmıştır. Öncelikle, maya suşlarının hidrofobisiteleri, safra tuzları ve düşük pH şartlarına toleransları belirlenmiştir. Daha sonra, balık maya suşlarının Lactococcus garvieae'ya antimikrobiyal etkileri ve adezyon (bağlanma) yetenekleri araştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda, her iki maya suşunun, düşük pH (2, 3) ve farklı safra konsantrasyonlarında (% 0.6, 1 ve %1.5) hayatta kalabildikleri, hidrofobik özellikte oldukları, L. garvieae'ya adezyon yeteneği gösterdikleri saptanmıştır. Bununla birklikte, L. garvieae'ya karşı antimikrobiyal etki göstermemişlerdir. Gelecekte yapılacak çalışmalarda bu maya suşlarının balık yetiştiriciliğinde kullanımları araştırılabilecektir.

DebaryomycesJapon balığıLactococcus garvieae+2
Ozan Gülşen
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Gökkuşağı alabalığında (Oncorhynchus mykiss, Walbaum 1792) mayaların izolasyonu ve probiyotik etkilerinin araştırılması

Bu tez çalışmasında, gökkuşağı alabalıklarının bağırsaklarından probiyotik maya suşlarının izolasyonu, identifikasyonu, in vitro ve in vivo probiyotik özellikleri araştırılmıştır. Bunun için, öncelikle sağlıklı gökkuşağı alabalıklarının bağırsaklarından maya suşlarının izolasyonu yapılmıştır. Daha sonra, izole edilen maya suşlarının bakteriyel balık patojenlerine (Lactococcus garvieae, Vagococcus salmoninarum, Vibrio anguillarum, Yersinia ruckeri ve Aeromonas hydrophila) antimikrobiyal etkileri (çukur difüzyon agar testi) ve adezyon kabiliyetleri, safra tuzlarına ve düşük pH şartlarına toleransları, hidrofobisiteleri ve gökkuşağı alabalıklarındaki patojeniteleri araştırılmıştır. Maya suşlarının tür teşhisleri ITS gen bölgesi sekans analizi ile gerçekleşmiştir. Seçilen aday probiyotik mayalar gökkuşağı alabalıkları yemlerine ileve edilerek 35 günlük besleme denemesi yapılmıştır. Besleme denemesi sonucunda maya suşlarının balıklarda serum immünolojik parametreleri, serum biyokimyası ve L. garvieae'ye karşı hastalık direnci üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Araştırma sonucunda, izole edilen iki maya izolatının hidrofobik özellikte olduğu, safra tuzlarına ve asidik şartlara tölerenslı oldukları, patojenlere in vitro antagonizm göstermedikleri, tüm patojenlere adezyon özelliği gösterdikleri ve gökkuşağı alabalıkları için patojenik olmadıkları belirlenmiştir. Maya suşları Candida zeylanoides Y12-3 ve Hyphopichia pseudoburtonii Y12-1 olarak tanımlanmıştır. Maya suşları ile besleme denemesi sonucunda, serumdaki myeloperoksidaz ve lizozim aktiviterlerinin etkilenmediği (P>0.05), serum biyokimyasal parametrelerinden glikoz, total protein, globülin değerlerinin Hyphopichia pseudoburtonii ile beslenen balıklarda kontrol grubu balıklara göre daha yüksek olduğu (P<0.05), kolestrol değerinin Candida zeylanoides Y12-3 ile beslenen balıklarda kontrole göre daha düşük olduğu (P<0.05) tespit edilmiştir. L. garvieae ile deneysel enfeksiyon denemesi sonucunda mayalar ile beslenen balıklardaki ölüm oranlarının kontrol grubuna göre daha düşük olduğu belirlenmiştir (P<0.05). Sonuç olarak Hyphopichia pseudoburtonii Y12-1 ve Candida zeylanoides Y12-3 maya suşlarının, gökkuşağı alabalığı yetiştiriciliğinde probiyotik olarak kullanılabilme potansiyeli olmakla birlikte, gelecekte yapılacak çalışmalarda ilave in vivo testlerle probiyotik etkilerinin araştırılması faydalı olacaktır.

MayaOncorhynchus mykissProbiyotikler
Özge Çaylı Bektaş
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

Investigation of the probiotic effects of lactobacillus sakei 2-3 and Candida zeylanoides y12-3 strains in rainbow trout (Oncorhynchus mykiss, walbaum 1792)

This thesis aimed to evaluate individual and combined effects of candidate probiotic strains C. zeylanoides Y12-3 and L. sakei 2-3 on growth, hematological parameters, serum immunological parameters, serum biochemistry, histopathology, histomorphology, expression of genes related to immunity and antioxidant enzyme activities and disease resistance against L. garvieae in rainbow trout. For this, the fish were fed with 4 different feeds (control, L. sakei 2-3, C. zeylanoides Y12-3 and L. sakei 2-3+C. zeylanoides Y12-3) for 60 days. After the experiment, growth parameters, serum glucose levels, serum lysozyme activity, and expression of genes related to immunity and antioxidant status in fish were increased in the probiotic groups. Triglyceride levels were lower in the probiotic groups than in the control group, and serum ALT levels were not affected. Histopathological examinations revealed reversible changes in the foregut, anterior kidney and liver, especially in fish in the C. zeylanoides and L. sakei + C. zeylanoides groups and their observation frequency was moderate. The frequency of histological changes detected in the liver in the L. sakei 2-3 group was found to be rare.The villus width and the number of goblet cells increased in the foreguts of the fish in the probiotic groups, except for the L. sakei 2-3. However, respiratory burst activity, superoxide anion production, expression of genes related to immunity (IgM, IL-B1, lysozyme, TNF-α, HSP70) and antioxidant enzyme activities (GPX, GST, SOD) and survival after challenged with L. garvieae were higher in L. sakei group compared to the C. zeylanoides.

Rainbow troutLactic acid bacteriaMaya+1
Mohanad Dheyaa Taha Taha
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kahveli probiyotik yoğurt üretiminde çekirge protein tozunun süt tozu yerine kullanım olanaklarının araştırılması

Bu çalışmada kahveli probiyotik yoğurt üretiminde süt tozu yerine çekirge protein tozu kullanılarak yoğurtların besinsel özelliklerinin arttırılması ve alternatif gıdalar için sürdürülebilir ham madde kaynaklarının çeşitlendirilmesi amaçlanmıştır. Buna göre beş farklı kahveli probiyotik yoğurt üretimi (A: Kontrol %0.0, B:%0.5, C:%1 D:%2 ve E:%3 oranında çekirge protein tozu ilaveli) gerçekleştirilerek 21 gün süre ile +4 C de depolanmış ve depolamanın 1. 11. ve 21. günlerinde fizikokimyasal, tekstürel, duyusal ve mikrobiyolojik özellikleri incelenerek elde edilen bulgular karşılaştırılarak tartışılmıştır. Kahveli probiyotik yoğurtlara çekirge protein tozu ilavesinin yoğurtların birçok özelliğini (protein, pH, titrasyon asitliği, serum ayrılması, viskozite, su tutma kapasitesi, L*, a* ve b* renk değerleri, yapı ve kıvam, tat ve koku, genel kabul edilebilirlik puanları, S.thermophilus, L.acidophilus ve Bifidobacterium (BB-12) bakteri sayıları ve sertlik, dış yapışkanlık, iç yapışkanlık, sakızımsılık ve kıvam değerleri) istatistiksel olarak etkilediği (p <0.05) belirlenmiştir. Sonuç olarak en çok kabul gören kahveli probiyotik yoğurtların %1 çekirge protein tozu ilaveli yoğurtlar olduğu ve çekirge protein tozunun yoğurtta protein kaynağı olarak değerlendirilebileceği görülmüştür

ProbiyotiklerYoğurtÇekirge
Sevgi Sümer
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

45 – 65 yaş arası tip 2 diabetes mellitus tanılı hastalarda probiyotik kullanımının glukoz, ha1c ve lipid profili üzerine etkisi

Bu çalışma Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Diyabet polikliniğine başvuran 45-65 yaş arası tip2 diabetes mellitus tanılı hastalarda probiyotik kullanımının glikoz, HbA1c ve lipid profili üzerine olan etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma 01 Mart -Aralık 2018 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışma 13'ü (%38,2) erkek ve 21'i (%61,8) kadın olma üzere toplam 34 hasta ile yapılmıştır. Hastaların çalışma başlangıcında boy(seca)ve kilosu (tanıta )marka tartı aleti ile ölçülerek, BKİ hesaplandı. Hastaların Harris Benedict formülü kullanılarak beslenme düzeni planlanmıştır ve hastalara yaşam tarzı değişikliği önerisinde bulunulmamıştır. Çalışmada hastaların diyabetik beslenme programlarına kuşluk ve gece ki ara öğünlerine 100ml kefir eklenmiştir. Bireylerin beslenme durumlarını takip etmek için çalışma başında ve sonunda hafta içi 24 saatlik besin tüketim kayıtları, vücut analizleri ile antropometrik ölçümleri alınmıştır. Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 52.44±6.0, hastalık sürelerinin ortalaması 102,79±72,76 ay, boy ortalaması 162,35±10,28 cm olarak saptanmıştır. Başlangıç ağırlık ortalamaları 87,76±18,47, 3. ayda ağırlık ortalamaları 86,47±19,33'dir. Hastaların başlangıç BKİ ölçümleri 23 ile 50 kg/m² arasında değişmekte olup, ortalama 33,11±6 kg/m² iken 3. ayda BKİ ölçümleri 22,5 ile 48 kg/m² arasında değişmekte ortalama 32,63±6,21 kg/m² dir. Hastaların başlangıç enerji alımları ortalama 1.099,kcal, protein 50,2 gr, karbonhidrat 110 gr, yağ 47 gr, kolesterol 173gr lif 20 gr iken probiyotik kullandıktan sonraki 3. ayda enerji alımı ortalaması 1.189 kcal, protein 58 gr, karbonhidrat 119 gr, yağ 50 gr, kolesterol 187 gr, lif değeri ise değişmemiştir. Çalışmaya katılan hastaların başlangıç ağırlık ortalama standart sapması 87,76±18,47 mg/dl iken 3. ayda hastaların ağırlık ortalama standart sapması 86,47±19,33 mg/dl'dir. Başlangıç ve 3. Aydaki ağırlıkları kıyaslandığında aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p<0,015). Hastaların başlangıç BKİ Ort±SS: 33,11±6 iken 3. Ayda BKİ Ort±SS: 32,63±6,21 mg/dl olarak saptanmıştır. Hastaların başlangıç ve 3 aydaki BKİ kıyaslandığında aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p<0,016). Çalışmaya katılan hastaların başlangıç HbA1C ortalama standart sapması 9,1±2,27 iken 3.ayda HbA1C ortalama standart sapması 8,32±1,9'dur. Aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.(p<0,033).Hastaların başlangıç kalsiyum Ort±SS: 9,71±0,54 iken 3. Ayda kalsiyum Ort±SS: 9,9±0,37 olarak saptanmıştır. Aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p<0,035). Sonuç olarak, başlangıç ve üçüncü ay biyokimyasal kan sonuçları karşılaştırıldığında probiyotik fermente süt tüketen diyabetik hastaların açlık kan şekeri ve HbA1C seviyesi düşmüştür. Total Kolesterol, LDL Kolesterol ve trigliserit değerleri başlangıç değerlerine göre 3. ayda azalmış ancak bu azalma istatistiksel olarak anlamlı değildir. Hastaların başlangıç değelerine göre 3. aydaki ağırlık ve BKİ değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde azalmıştır. Tüm bu sonuçlara göre probiyotik fermente sütün (kefir) diyabetin ve birçok hastalığın tedavisinde tamamlayıcı tedavi olarak kullanılabilirliği söylenebilir.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Glükoz+4
Pınar Kılıçsokan
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Obez ve obez olmayan bireylerin probiyotik besin tüketim sıklıklarının karşılaştırılması

Obezite, enerji alımı ve harcanması arasındaki dengesizlikten dolayı vücutta aşırı yağ birikmesidir. Genetik ve çevresel faktörler yaşam tarzını etkilemektedir. Son yıllarda bağırsak mikrobiyotasının obezitede çok önemli rol oynadığı görülmektedir. Bu araştırma; Akdeniz bölgesinde bulunan Antalya ilindeki Özel Aspendos Anadolu Hastanesi diyet polikliniğine Haziran – Eylül 2018 tarihinde başvuran yaş ortalamaları 29,6±10,5 yıl olan 80 obez, 85 obez olmayan bireyin probiyotik besin tüketim sıklıklarını karşılaştırmak amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Bireylerin demografik durumları, antropometrik ölçümleri ve probiyotik besin tüketimleri olmak üzere 3 ayrı bölümden oluşan, araştırmacı tarafından ilgili literatür doğrultusunda hazırlanmış olan anket formu veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulguların istatistiksel analizlerleri SPSS Statistics 23 programı ile yapılmıştır. Probiyotik besin tüketen bireylerin %48,7'sinin obez, %51,3'ünün normal ağırlıkta olduğu bulunmuştur. Probiyotik besin tüketen bireylerin en fazla (n=100) tavsiye edilmesi nedeniyle probiyotik besin tükettiği saptanmıştır. Probiyotik besinlerin sağlığa olumlu etkisi olduğunu düşünen bireylerin %51,6'sı obez, %48,4'ü normal ağırlıktadır (p=0,332). Araştırmaya katılan bireylerin probiyotik (fermente) besinleri tüketim sıklıkları incelendiğinde, obez bireylerin %41,3'ünün, normal ağırlıkta olan bireylerin ise %52,9'unun günde 1 kez yoğurt tükettiği, obez bireylerin %62,5'inin, normal ağırlıkta olan bireylerin ise %61,2'sinin hiç kefir tüketmediği, obez bireylerin %71,3'ünün, normal ağırlıkta olan bireylerin ise %67,1'inin günde 1 kez peynir tükettiği bulunmuştur. Obez bireylerin %86,3'ünün, normal ağırlıkta olan bireylerin ise %82,4'ünün hiç boza tüketmediği saptanmıştır. Gruplar arasında probiyotik (fermente) besinleri tüketim sıklıkları bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Bu araştırmanın sonucunda obez ve obez olmayan bireylerin probiyotik besinleri tüketim sıklıklarında farklılık bulunmamıştır. Günümüzde sağlık açısından önemi giderek artan probiyotik besinlerin tüketimi ile obezite arasındaki ilişkinin ortaya konabilmesi için geniş kapsamlı araştırmaların planlanıp yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme incelemeleri+3
Hatice Nur Yardım
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerin probiyotik besinler hakkında bilgi düzeyi ve tüketim durumlarının belirlenmesi

Bu araştırma; Aralık 2018 - Mart 2019 tarihleri arasında, İstanbul ilinde bulunan özel bir beslenme ve diyet kliniğine başvuran, 20-65 yaş aralığındaki 72'si kadın, 28'i erkek toplam 100 yetişkin bireyin probiyotik besinler hakkındaki bilgi düzeyleri ve tüketim durumlarını saptamak amacıyla yapılmıştır. Çalışmada anket formu uygulanmış, katılımcılara ait genel bilgiler, sosyo-demografik durumlar, vücut ağırlığı ve boy uzunluğu değerleri, probiyotikler hakkındaki bilgi düzeyi, tüketim durumları ve nedenleri, tüketilen probiyotik besin çeşidi ve tüketim sıklığı gibi bilgiler sorgulanmıştır. Katılımcıların probiyotik besinlerle ilgili öngörülerine yönelik ifadelerin bulunduğu tablo değerlendirilmiştir. Araştırma sonucu elde edilen bulguların istatistiksel analizleri SPSS 20.0 veri analiz programı ile yapılmıştır. Veriler değerlendirilirken, tanımlayıcı istatistiksel metotlar (frekans) ve niteliksel verilerin karşılaştırılmasında Ki-Kare testi uygulanmıştır. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Katılımcıların %85'i probiyotik terimini bildiğini belirtmiştir. Katılımcıların %97'si doğal probiyotik besin tükettiğini, %44'ü probiyotik katkılı besin tükettiğini, %11'i ise probiyotik besin takviyesi kullandığını belirtmiştir. Probiyotiklerin sindirim sistemine faydalı olduğunun düşünülmesi %70,1 oranla en yaygın tüketim nedeni olarak saptanmıştır. En çok tüketilen probiyotik besinin yoğurt olduğu görülmüştür. Ayrıca katılımcıların %93'ü probiyotik besinlerden fayda gördüğünü belirtmiştir. Çalışmada, probiyotik terimini bilme durumu ile probiyotik besin tüketim durumu arasında anlamlı bir ilişki bulunmuş, probiyotik terimini bilenlerin tamamının probiyotik besin tükettiği görülmüştür (p<0,05). Probiyotik besinlerden fayda gördüğünü düşünen bireylerde, probiyotik besin tüketim sıklığının anlamlı şekilde daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sağlığa birçok yararı olan probiyotik besinlerin tanınması ve yeterli düzeyde tüketiminin sağlanması toplum sağlığı bakımından büyük önem taşımaktadır. Probiyotiklerin sağlığın korunması ve geliştirilmesinde olumlu etkilerini gösteren çalışmaların giderek artmasıyla beraber, probiyotik tüketimi ve bilgi düzeyinde de artış olduğu görülmüştür.

Besin tercihleriBeslenmeBilgi düzeyi+4
Avşin Aslantürk
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kilolu ve obez bireylerde probiyotik kullanımının kan lipitleri, insülin direnci ve bel-kalça çevresi üzerine etkisi

Probiyotik kullanımının, bireylerin biyokimyasal sonuçları ve antropometrik ölçümleri üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılan; gözlemsel, randomize olmayan retrospektif klinik bir çalışma olarak yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemi, İstanbul'da özel bir sağlıklı beslenme kliniğine başvurmuş en az 8 hafta takip edilen, kilolu ve obez olan, 18 yaş üzeri, insülin direnci ve karaciğer yağlanması olan, beden kütle indeksi (BKİ) 25 kg/m2 ve üzeri olan 39'u çalışma ve 21'i kontrol grubu toplam 60 kişiden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan bireylere, gündüz odaklı beslenme düzeni uygulanmıştır. Çalışma grubu probiyotik desteği kullanan (2 şase/gün), kontrol grubu ise probiyotik desteği kullanmayan bireyler arasından araştırmaya katılmayı kabul eden bireylerden oluşturulmuştur. Çalışmanın verileri, hasta kayıt sisteminden biyokimya sonuçları alınarak değerlendirilmiştir. Bir günlük besin tüketim kaydı ve antropometrik ölçümleri başlangıçta ve 8.haftada alınmıştır. Çalışmanın sonuçlarının analizi için SPSS 22 programı kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda; çalışma grubunun antropometrik ölçümlerindeki azalma kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). İki grupta kalça çevresi ölçümleri arasında istatistiksel düzeyde fark bulunmamıştır. Biyokimya ölçümleri değerlendirildiğinde; probiyotik kullananların açlık glikoz, açlık insülin, hemoglobin A1c (HbA1c), insülin direncinin homeostatik modeli değerlendirilmesi (HOMA-IR), total kolesterol, düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol (LDL-C), yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol (HDL-C) değerlerinde anlamlı azalma görülmüştür fakat trigliserid düzeylerinde anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Kontrol grubu bireylerinde, LDL-C'de anlamlı düzeyde azalma meydana gelirken; diğer biyokimyasal değerlerinin arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fark bulunmamaktadır. Probiyotiklerin etki mekanizmasının açıklandığı daha fazla klinik çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: İnsülin Direnci, Kan Lipidleri, Obezite, Probiyotik

Bel çevresiKan lipidleriLipidler+3
Nurselen Yıldız
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bartın'da yaşayan kadınların psikobiyotik özellik gösteren probiyotik tüketimleri ile mutluluk düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırma; Bartın ilinde yaşayan 18 yaş ve üzeri kadınların psikobiyotik özellik gösteren probiyotiklerin tüketim durumları ile mutlulukları arasındaki ilişkiyi saptamak amacıyla planlanmıştır. Araştırma Kasım 2020- Mayıs 2021 tarihleri arasında yüz yüze ve online anket yöntemiyle 310 kadın bireye uygulanarak yapılmıştır. Anket formunun birinci bölümünde demografik bilgiler, probiyotik ürünlerin bilgi ve tutumları, probiyotik ve prebiyotik besinlerin tüketim sıklığı tablosu ve üç günlük besin tüketim kaydı; ikinci bölümünde ise 29 madde ve 6'lı likert tipinden oluşan Oxford Mutluluk Ölçeği bulunmaktadır. Ölçekten 29-174 arası puan alınabilmekte ve 132'den fazla puan alan mutlu olarak değerlendirilmektedir. Verilerin analizi için SPSS 22.0 (Statistical Package for the Social Sciences) paket programı kullanılmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 32,83±10,74 yıl olarak tespit edilmiştir. Katılımcıların BKİ değerleri incelendiğinde %62,3'ünün normal ağırlıkta, %11,9'unun ise obez olduğu tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan bireylerin BKİ gruplarına göre mutluluk düzeyleri arasındaki farkın anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Çalışma bulgularında, katılımcıların %77,7'sinin probiyotik ürünler hakkında bilgi sahibi olduğu, %59'unun probiyotikli ürünler kullandığı ve %16,4'ünün probiyotik takviye ürün kullandığı saptanmıştır. Çalışmada 25 yaş ve altı kadınların 36 yaş ve üzeri kadınlara göre probiyotik besin tüketim sıklığı istatistiksel olarak daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Çocuk sahibi ve medeni durumu evli olan katılımcıların probiyotik besin tüketim sıklığı istatistiksel olarak daha anlamlı bulunmuştur(p<0,05). Katılımcıların %21'inin mutluluk ölçeğinde 132'den fazla puan aldığı belirlenmiştir. Çalışmada probiyotikli ürün ve probiyotik takviye ürünü kullanma durumuna göre mutluluk düzeyleri arasındaki farklar anlamsız bulunmuştur(p>0,05). Çalışmada probiyotik besinlerin tüketim sıklığı ile mutluluk düzeyleri arasında pozitif zayıf bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0,05, r=0,05). Probiyotik besinlerden boza, kombu çayı, şalgam suyu ve salamura besinlerin tüketim sıklığının artması ile mutluluk düzeyi puanlarının arttığı belirlenmiştir (p<0,05). Psikobiyotik özellik gösteren probiyotikler ile daha ileri çalışmaların yapılması hedeflenmelidir. Anahtar Kelimeler: Beslenme, Mutluluk, Probiyotik, Psikobiyotik

BartınBeslenmeKadınlar+3
Tuğçe Yurtbay
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Anamur Devlet Hastanesi'nde görev yapan sağlık personelinin probiyotik ürünler hakkındaki bilgi düzeylerinin saptanması ve bu ürünleri tüketme durumları

Bu çalışma Mersin ilinin Anamur ilçesinde bulunan Anamur Devlet Hastanesi'nde çalışan 156 kadın ve 54 erkek, her yaş ve her meslek grubuna ait 210 sağlık personeli ile yürütülmüştür. Tanımlayıcı olarak planlanan araştırmada veriler Mayıs - Haziran 2018 tarihleri arasında uygulanan anketlerle elde edilmiştir. Bu kapsamda; sağlık personelinin sosyo-demografik durumları, ağırlık, boy, genel beslenme alışkanlıkları, hastalık durumları, probiyotik tüketme durumları, probiyotik tüketim sıklıkları ve probiyotikler hakkındaki bilgi düzeyleri saptanmıştır. Araştırma sonucu elde edilen bulguların istatistiksel analizleri için SPSS 20 programı kullanılmıştır. Bireylerden elde edilen verilerin ortalama, standart sapma, sayı ve yüzde değerleri saptanmıştır. Bulguların değerlendirilmesinde ki-kare test analizi kullanılmıştır. P değerinin 0,05'ten küçük olduğu durumlarda gruplar arası fark anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular değerlendirildiğinde sağlık personelinin %98,1'inin probiyotik besinleri bildiği sonucuna ulaşılmıştır. Probiyotik besinleri bilen personel sayısında kadınların daha fazla (%74,3) olduğu tespit edilmiştir ama probiyotik besinleri bilme durumu ile cinsiyet değişkeni arasında anlamlı bir ilişki olmadığı saptanmıştır. Lisans (%41,7) ve ön lisans (%35,9) eğitimi almış olan sağlık personelinin probiyotik besinler hakkında daha çok bilgiye sahip olduğu saptanmıştır. Ayrıca probiyotik besinleri bilme durumu ile öğrenim durumu arasında da anlamlı bir ilişki olmadığı bulunmuştur. Probiyotik katkılı besinleri ise sağlık personelinin sadece %20'sinin tükettiği saptanmıştır. Probiyotik katkılı besinleri tüketen bireylerin cinsiyetine bakıldığında da kadınların (%85,7) daha çok tükettikleri sonucuna varılmıştır. Lisans eğitimi almış (%57,1) olan sağlık personelinin probiyotik katkılı besinleri daha çok tükettikleri belirlenmiştir. Probiyotik katkılı besinleri tüketme durumu ile öğrenim durumu arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca probiyotik katkılı besinleri tüketme durumu ile BKI arasında da anlamlı bir ilişki bulunduğu saptanmıştır (p<0,05).

Bilgi düzeyiHastanelerHastaneler-devlet+4
Eda Altundiş
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Neonatal buzağılarda probiyotiklerin kullanımının ishal vakalarının önlenmesindeki etkilerinin araştırılması

Bu çalışma, Ağrı ilinde yapılan büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinde önemli bir problem olan yeni doğan buzağı ishallerinin, hızlı diagnostik test kitleri kullanılarak ishale sebep olan bazı etiyolojik faktörlerin (E. Coli K99, Kriptosporidiyum, Rotavirus, Coronavirus, Giardia lamblia) belirlenmesi, yenidoğan buzağılarda oral olarak probiyotiklerin kullanılmasının neonatal dönemde buzağı ishallerinin önlenmesindeki etkinliğinin araştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmanın hayvan materyalini; Ağrı ili merkeze bağlı köylerde doğan 50 adet buzağı oluşturdu. Çalışma gruplarına alınan buzağıların öncelikle genel muayeneleri yapılarak, elde edilen bulgular klinik muayene formuna kaydedildi. Buzağılar, probiyotik verilen grup ve probiyotik verilmeyen grup olacak şekilde 25'er adetlik iki gruba ayrıldı. Çalışmaya alınan buzağıların anneleriyle aynı fiziki yeterliliklere sahip işletmede aynı koşullarda yetiştirilen, aynı rasyonla beslenen annelerden doğan buzağılardan oluştu. Probiyotik grubuna alınan buzağılara doğumdan sonra ilk ağız sütleri verildi ve 2. günden itibaren sütlerine karıştırmak suretiyle günde 20 gr, (1g'ında 1X1010) dozda 20 gün süreyle probiyotik verilmeye başlandı. Probiyotik verilmeyen grup sadece takip edildi. Bu süre içerisinde buzağılarda ishal gelişip gelişmediğine bakıldı. İshal meydana gelen buzağılarda Rotavirus, Coronavirus, E.coli F5 (K99), Cryptosporidium ve Giardia etkenlerinin teşhisi hızlı test kiti kullanılarak yapıldı. Probiyotik verilen grupta bulunan 25 buzağıdan 3 tanesinde ve probiyotik verilmeyen grupta bulunan 25 buzağıdan 17 tanesinde ishal meydana geldi. Yapılan istatistiksel analizlerde probiyotik verilen buzağılarda doğum ağırlığı ile 20.günün sonunda ki canlı ağırlıkları karşılaştırıldığında, probiyotik verilen grupta bulunan buzağılarda meydana gelen canlı ağırlık artışının probiyotik verilmeyen grupta bulunan buzağılarda meydana gelen canlı ağırlık artışından daha yüksek olduğu görüldü. Neonatal buzağılara probiyotik verilmesinin ishal vakalarının ortaya çıkmasının önlenmesinde olumlu etkileri olduğu (%88) görüldü. Sonuç olarak; yenidoğan buzağılarda probiyotik mikroorganizmaların neonatal dönem boyunca kullanılmaların patojen mikroorganizmalar tarafından meydana getirilen ishal vakalarının önlenmesinde ve ortalama günlük canlı ağırlık artışı üzerine olumlu etkilerinin olduğu ortaya konuldu.

BuzağılarDiyareProbiyotikler+1
Sadun Kılıç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Depresyon modeli uygulanan farelerde fluoksetinin probiyotiklerle sinerjistik etkisinin araştırılması

Depresyon, bireyin duygudurum, bilişsel süreçler ve davranışsal örüntülerini derinden etkileyen, etiyolojisi çok boyutlu olan bir psikiyatrik bozukluktur. Antidepresan tedavilere karşı gelişen kısmi veya tam yanıtsızlık, alternatif yaklaşımların araştırılmasını gerekli kılmaktadır. Bu çalışmada, fluoksetin ve probiyotiklerin depresyon benzeri davranışlar üzerindeki tekil ve kombine etkilerinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmada, sistemik kortikosteroid (5 mg/kg) uygulanarak depresyon benzeri davranışlar oluşturulmuş fare modeli kullanıldı. Seçilen probiyotik suşları günlük oral yolla verildi; fluoksetin ise standart dozda uygulandı. Tedavi etkilerinin değerlendirilmesi için Zorunlu Yüzme Testi, Kuyruktan Asma Testi ve Sukroz Tercih Testi kullanıldı. Davranışsal bulgular, serumda ELISA yöntemiyle ölçülen serotonin düzeyleri ve inflamatuar belirteçler (IL-6, TNF-α) ile desteklendi. Tedavi süreçleri sonunda probiyotik uygulamasının, tek başına fluoksetine kıyasla bazı davranışsal parametrelerde ek iyileşme sağladığı; kombine uygulamanın ise çaresizlik davranışı, anhedoni ve stres yanıtı üzerinde daha belirgin bir toparlanma oluşturduğu saptandı. Biyokimyasal analizlerde, özellikle kombine tedavi grubunda serotonin düzeylerinin arttığı ve inflamatuar belirteçlerin azaldığı belirlendi. Çalışmanın tüm gruplarında davranışsal ve fizyolojik değişikliklerin uyumlu olduğu gözlendi. Bu çalışma, probiyotiklerin depresyon tedavisinde tamamlayıcı bir seçenek olarak potansiyel taşıdığını göstermektedir. Fluoksetin ile probiyotiklerin kombine kullanımının daha güçlü terapötik etki oluşturabileceği yönünde kanıtlar elde edildi. Bulgular, mikrobiyota temelli yaklaşımların mevcut farmakolojik protokolleri destekleyebileceğini göstermekte ve gelecekteki klinik araştırmalara temel teşkil etmektedir.

DepresyonFluoksetinKortizol+1
Kübra Yalçın
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kortikosteron ile indüklenen fare depresyon modeli tedavisinde probiyotik ve timokinonun potansiyel sinerjik etkilerinin araştırılması

Türkmenoğlu B, Kortikosteron ile İndüklenen Fare Depresyon Modeli Tedavisinde, Probiyotik ve Timokinonun Potansiyel Sinerjik Etkilerinin Araştırılması, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Tıp Farmakoloji Anabilim Dalı (Tıp Programı), Yüksek Lisans Tezi, Van, 2025 Depresyon, nörobiyolojik, davranışsal ve immünolojik mekanizmaların etkileşimi sonucunda gelişen yaygın bir ruhsal bozukluktur. Güncel çalışmalar, bağırsak mikrobiyotası, inflamasyon ve nöroplastisite süreçlerinin depresyon fizyopatolojisinde önemli rol oynadığını göstermektedir. Bu doğrultuda yapılan çalışmada, kortikosteron ile depresyon modeli oluşturulan farelerde probiyotik (VSL#3) ve timokinonun (TQ) antidepresan etkilere sahip seçici serotonin geri alım inhibitörü olan fluoksetin ile birlikte veya ayrı uygulanmasının davranışsal, biyokimyasal düzeydeki etkileri araştırılmıştır. Çalışmada 64 adet Swiss albino erkek fare sekiz gruba ayrılmıştır: kontrol, depresyon, depresyon + fluoksetin, depresyon + probiyotik, depresyon + timokinon, depresyon + probiyotik + fluoksetin, depresyon + timokinon + fluoksetin ve depresyon + timokinon + fluoksetin + Probiyotik. Depresyon modeli 21 gün boyunca 40 mg/kg dozunda subkutan kortikosteron uygulanarak oluşturulmuştur. Tedavi protokolleri literatür doğrultusunda dozlandırılmıştır. Davranışsal değerlendirmeler Zorlu Yüzme Testi (FST), Kuyruktan Asma Testi (TST) ve Sükroz Tercih Testi (STT) ile yapılmıştır. Biyokimyasal değerlendirmede TNF-α, IL-6, IL-1β, TAS, TOS ve Caspase-3 düzeyleri ELISA yöntemiyle analiz edilmiştir. Bulgularımıza göre, kortikosteron uygulanan depresyon grubunda hareketsizlik süreleri anlamlı düzeyde artmıştır (p<0.05). Probiyotik, timokinon ve fluoksetin uygulanan tüm tedavi gruplarında hareketsizlik süresi anlamlı şekilde azalmıştır (p<0.05). Sükroz tercih testinde depresyon grubunda anhedoni belirgin olup tedavi gruplarında düzelme gözlenmiştir (p<0.05). ELISA analizlerinde ise inflamatuvar ve oksidatif stres belirteçleri gruplar arasında anlamlı farklılık göstermiştir (p<0.05). Sonuçlar, probiyotik ve timokinonun, özellikle fluoksetin ile birlikte uygulandığında, depresyon davranışları üzerinde koruyucu ve iyileştirici etki gösterebileceğini ortaya koymaktadır. Bu çalışma, psikobiyotiklerin ve bitkisel etken maddelerin antidepresan tedavilere potansiyel katkılarını desteklemekte ve gelecekteki farmakolojik yaklaşımlar için önemli veriler sunmaktadır.

DepresyonFluoksetinKortizol+2
Büşra Nur Türkmenoğlu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı yöntemler ile enkapsüle edilen probiyotiklerin in vitro ve in vivo etkinliğinin belirlenmesi

Probiyotiklerin belirtilen etkilerini hastalık durumlarında göstermesine karşın sağlıklı bireylerde etkinliğinin değerlendirildiği oldukça az sayıda çalışma vardır. Bu çalışmanın amacı; farklı probiyotik türlerinin farklı yöntemlerle enkapsüle edilerek, in vitro koşullarda canlılık düzeylerinin değerlendirilmesi, kısa süreli depolama koşullarında stabilitelerinin belirlenmesi ve in vivo koşullarda farklı türdeki probiyotik bakterilerin, sağlıklı fare dokularında inflamasyon biyogöstergeleri üzerine etkilerinin incelenmesidir. Çalışmada ilk olarak, inflamasyonda etkili olduğu belirtilen Lactobacillus rhamnosus (LGG) ve Escherichia coli Nissle 1917 (EcN) probiyotik bakterilerinin mikroenkapsülasyon (ME) ve nanoenkapsülasyon (NE) yöntemleri ile enkapsülasyonu (EK) yapılmıştır. In vitro koşullarda canlılık düzeyi daha yüksek bulunan EK yöntemi seçilerek, bir hafta boyunca depolamadaki (+4°C) stabiliteleri değerlendirilmiştir. Çalışmanın in vivo aşamasında, C57BL/6J türü 35 adet sağlıklı erkek fare çalışmaya dahil edilmiştir. Farelere üretilen ME probiyotikler ve fosfat buffer saline (PBS); 6 hafta boyunca her gün oral gavaj ile verilmiştir. Müdahalenin sonunda karaciğer dokularından PCR ile inflamatuvar sitokinlerin (IL-4, IL-6, IL-10, TNF-α ve IFN-γ) gen ekspresyon düzeyleri analiz edilmiştir. Çalışmanın sonunda; in vitro koşullarda serbest bakterilerin canlılığını büyük oranda kaybettiği (p<0.05), her iki yöntemle enkapsüle edilen bakterilerde ise canlılık oranlarının daha yüksek olduğu bulunmuştur (EcN için, p<0.05 ve LGG için p>0.05). Yöntemlere göre bakterilerin canlılığını koruma düzeylerine bakıldığında ise LGG için benzer oranlarda koruduğu görülürken (ME için, %41,9±1,24 ve NE için, %41,2±7,05), EcN için nanofiberle enkapsülasyona kıyasla, ME yönteminde canlılığın daha yüksek olduğu bulunmuştur (sırasıyla %71,2±1,65 ve %83,9±1,31, p<0.05). ME ve serbest formda bulunan bakteriler bir hafta depolandığında (+4°C), depolama süresince 1, 3 ve 7. günlerdeki canlılığında anlamlı bir azalma olmadığı görülmüştür (p>0.05). IFN-γ gen ekspresyon düzeylerinde serbest EcN, ME EcN ve kontrol grupları arasında anlamlı bir fark olduğu görülmüştür (p=0.048). IL-6, TNF-α, IL-4 ve IL-10'un gen ekspresyon düzeylerinde gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Bu çalışmanın sonuçları, in vitro koşullarda probiyotiklerin serbest formlarına kıyasla enkapsüle formlarının canlılıklarını daha iyi koruduğunu ve stabilitelerini arttırdığı, ayrıca sağlıklı farelerde probiyotik kullanımının inflamasyon üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığını göstermiştir. Bu çalışma sonuçlarının, farklı materyaller kullanılarak nanofiberle enkapsülasyon yöntemleri ve bu doğrultuda üretilen ürünlerin etkinliklerinin sağlıklı bireylerde de değerlendirilmesine yönelik yapılacak çalışmalara yol gösterici olacağı düşünülmektedir.

MikroenkapsülasyonNano parçacıkProbiyotikler+2
Berna Madalı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Probiyotik kullanımı ve fiziksel aktivitenin fazla kilolu ve obez kadınlarda vücut kompozisyonu, beslenme, gastrointestinal semptomlar ve depresyon üzerine etkileri

Bu çalışmanın amacı, fazla kilolu ve obez kadınlarda fiziksel aktivite programı ve probiyotik kullanımının vücut kompozisyonu, beslenme, gastrointestinal semptomlar ve depresyon üzerine etkisinin ve müdahale sonrası izleme dönemindeki değişimlerin karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya, 19-65 yaş aralığında fiziksel aktivite düzeyi düşük olan fazla kilolu ve obez 39 kadın katılmıştır. Katılımcılar, rastgele yöntemle Probiyotik, Fiziksel aktivite ve Kontrol gruplarından birine atanmışlardır. Probiyotik ve fiziksel aktivite gruplarında 4 hafta müdahale, sonraki 2 hafta ise takip dönemi olarak gerçekleştirilmiştir. Dört haftalık müdahale döneminde Probiyotik grubu, günde 1 kez, 1 flakon 4x〖10〗^9 cfu Bacillus clausii (5 ml'lik 1 flakon içinde) kullanırken, Fiziksel aktivite grubu haftada en az 3 gün olmak üzere toplam 150 dakika orta şiddetli yürüyüş yapmışlardır. Kontrol grubu olağan beslenme ve fiziksel aktivite düzeylerini korumuştur. Müdahaleden önce, ikinci haftasında, müdahalenin tamamlanmasından hemen sonra ve iki hafta sonra olmak üzere toplam 4 kez katılımcıların vücut kompozisyonları, besin alım düzeyleri, gastrointestinal semptomları, yeme davranışı ve depresyon düzeyleri değerlendirilmiştir. Vücut kompozisyonu biyoelektrik impedans aracılığıyla, diğer değişkenler uygun form ve ölçekler kullanılarak belirlenmiştir. Verilerin analizinde Tekrarlayan Ölçümlerde Çift Yönlü Varyans Analizi ve Friedman Varyans Analizi kullanılmıştır. Probiyotik ve fiziksel aktivite müdahaleleri, müdahale boyunca kalça çevresini benzer ölçüde azaltmıştır (p<0,05). Depresyon puanları her iki grupta da başlangıca göre 4. ve 6. haftalarda benzer düzeyde azalmıştır (p<0,05). Fiziksel aktivite ve probiyotik müdahaleleri, toplam enerji alımında, karbonhidrat (g), protein (g) ve yağ (g) tüketimlerinde anlamlı bir değişikliğe yol açmamıştır (p>0,05). Probiyotik ve fiziksel aktivite gruplarında toplam enerji alımına karbonhidratların katkı oranı (%), başlangıç düzeyine göre müdahalenin 2. haftasında artmış, 4. haftasında ise 2. haftaya göre azalmıştır (p<0,05). Toplam enerji alımına proteinlerin (%) ve yağların (%) katkı oranlarında gruplar arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0,05). Sonuç olarak, 4 haftalık orta şiddetli fiziksel aktiviteye katılım ve probiyotik kullanımı kalça çevresini ve depresyon puanlarını benzer düzeyde azaltmış, vücut kompozisyonu, yeme davranışı, besin alımı ve gastrointestinal semptomlarda anlamlı değişikliğe yol açmamıştır.

Belirti ve semptomlarBeslenmeDepresyon+7
Gözde Ağca Kanpara
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sporcuların beslenme, ergojenik destek ve probiyotik bilgi düzeylerinin incelenmesi: İzmir örneği

Bu çalışmanın amacı, sporcuların spor beslenmesi, ergojenik destek kullanımı ve probiyotikler konusunda bilgi düzeylerinin düşük olması onları yanlış uygulamalara ve yöntemlere sevk etmekte ve dolayısıyla yaşanacak olan tehlikelere açık hale getirmesinden yola çıkarak, elit düzeyde bulunan sporcuların beslenme, ergojenik destek ve probiyotiklerle ilgili bilgilerinin ne düzeyde olduğunun belirlenmesi ve doğru uygulamaların öğretilmesi olarak belirlenmiştir. IBM SPSS programı ile istatistik hesaplamaları yapılmıştır. Veriler elde edildikten sonra frekans (f) ile yüzde (%) değerleri hesaplanmış ve beslenme ile ilgili bilgi düzeyi, ergojenik destek bilgi düzeyi ve probiyotik bilgi düzeyi ile ilgili anketlerde var olan her soru maddesi ayrı ayrı değerlendirmede bulunulmuştur. Anket katılımcıların branş, yaş spor yılı ve cinsiyet değişkenleri ele alınıp crosstabs (çapraz tablo) analizi kullanılarak beklenilen ve gözlenmiş olan değerler arasındaki farklılığın tespiti için Ki Kare analizine başvurulmuştur. P değerinin 0,05'ten küçük olduğunda gruplar arası fark anlamlı kabul edilmiştir. Sonuç itibariyle; sporcuların beslenme, ergojenik destek ve probiyotik bilgi seviyeleri yetersiz bulunmuştur. Bu doğrultuda diyetisyen desteği ile elit sporcularla antrenörler beslenme bilgi seviyelerini eğitimler, seminerler, kurslar v.b. uygulamalar ile desteklemeleri veya yükseltmelerinin, sporcuların bağlı olduğu kulüplerin sporcuların beslenmeleri konusunda mutlaka diyetisyenler ile iş birliği yapmasının, bakanlıklar ve federasyonların bunu bir zorunluluk haline getirmesinin, yazılı, sesli, görsel ve sosyal medyada bu konunun önemini sürekli vurgulanmasının faydalı olacağı düşünülmektedir.

BeslenmeBeslenme davranışıBeslenme incelemeleri+5
Görkem Mercan
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessEN

Effects of probiotic and prebiotic supplements on serum bdnf, kynurenine, tryptophan competing amino acids and intestinal microbiome in major depressed patients

Recent studies highlighted the role of disturbed intestinal microbiome in development of depression. Probiotics and prebiotics can be useful in prevention and treatment of depression as they can balance the intestinal microbiome and modulate the gut-brain axis. The aim of this double-blind randomized controlled clinical study was to compare the effects of Lactobacillus helveticus and Bifidobacterium longum probiotics and galacto-oligosaccharide prebiotic on serum brain derived neurotrophic factor (BDNF), kynurenine, tryptophan competing branched chain amino acids (BCAA) and intestinal microbiome in patients with major depressive disorder. A total of 110 patients (78 female and 32 male, aged 20-50 years) with low to moderate depression, who referred to psychiatric clinic of Bahman Hospital in Iran, were included and randomly assigned to one of the probiotic (n=38), prebiotic (n=36) and placebo (n=36) groups and 81 patients completed the study. Dietary intake using dietary recall, and physical activity level using international physical activity questionnaire were recorded at the baseline and endpoint. Furthermore, Height and weight of the participants were measured and body mass indexes (BMI) were calculated. Depression severity assessed using Beck's depression inventory (BDI). Serum BDNF, kynurenine, BCAA, and intestinal microbiome levels were measured before and after the intervention. Serum BDNF and kynurenine levels were measured using ELISA. Amino acids were measured by HPLC. Intestinal microbiome was measured using real-time PCR. Totally, 81 patients (28 in the probiotic, 27 in the prebiotic and 26 in the placebo groups) with a mean age of 36.5 years and mean depression duration of 2.3 years completed the study. There was no significant difference among the three groups in terms of mean age, BMI and activity before and after intervention. Dietary intake was not different between groups at the endpoint except for selenium which was lower in probiotic group compared to placebo (P= 0.05). Probiotic use significantly reduced Beck depression scores (P= 0.042) and kynurenine to tryptophan ratio (P= 0.048) while increased tryptophan to isoleucine ratio (P= 0.023) compared to placebo, whereas prebiotic had no effect on these outcomes. Furthermore the rise in BDNF levels was significant in probiotic group compared to both prebiotic (P<0.001) and placebo (P=0.02) groups. Additionally, the increase in intestinal Lactobacillus group and Bifidobacterium spp. in probiotic group was significant compared to prebiotic group (P= 0.014 and P=0.025, respectively). This study showed that probiotic supplementation improves depression status probably by increasing intestinal Lactobacillus group and Bifidobacterium spp. and serum BDNF and reducing kynurenine to tryptophan ratio, whereas prebiotics had no effect on depression status.

Amino acidsBech depression scalaDepressive disorder-major+7
Nazanın Heıdarzadeh Rad
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Antibiyotik tedavisi alan yenidoğanlarda probiyotik desteğinin idrar d-laktik asit düzeyi üzerine etkisinin incelemesi

D-Laktik asit, normal şartlar altında insanda majör rolü olmayan laktat izomeridir. İnsanda D-laktik asitin en önemli kaynağı bağırsaktaki mikrobiyal üretimdir. Normal şartlar altında sağlıklı bireylerde klinik bir önemi yokken, çeşitli nedenlerle artmış gastrointestinal mikrobiyal üretim sonucu kan, idrar ve dışkıda tespit edilebilir. Yenidoğan bağırsak florası oldukça hassastır ve konağın kısa veya uzun vadeli sağlığını önemli ölçüde etkileyebilecek dış etkilere son derece duyarlıdır. Erken bağırsak disbiozisi ile çeşitli kronik hastalıkların gelişme riskinin ilişkili olması nedeniyle disbiyozisin tespit edilmesi ve probiyotik takviyesi ile disbiyozun düzeltilmesi neonatolojide umut verici bir araştırma alanıdır. Çalışmanın amacı geç prematüre ve zamanında doğan sağlıklı bebeklerde idrarda normal D-laktat düzeylerini belirlemek, antibiyotik tedavisinin bağırsak florası üzerine olumsuz etkisini indirekt olarak idrarda D-laktat ölçümü ile göstermek ve probiyotik desteğinin flora üzerine düzeltici etkisini yine idrar D-laktat düzeylerini karşılaştırarak araştırmaktır. Çalışmaya kontrol grubunda sağlıklı geç prematüre ve zamanında doğan 40 bebek, çalışma grubunda yenidoğan döneminde antibiyotik tedavisi başlanan 39 bebek dahil edildi. Çalışma grubundaki bebeklerden antibiyotik tedavisi başlanmadan önce, tedavi bitiminde ve tedavi bitiminden 4 hafta sonra idrar örnekleri alındı. Çalışma grubu içinde probiyotik alan ve almayan bebekler alt grup olarak incelendi. İdrar örneklerindeki D-laktik asit düzey tayini, İnsan D-laktik asit Elisa kiti (BT Lab) yönergesi takip edilerek gerçekleştirildi. Çalışmamızda geç prematüre ve zamanında doğan sağlıklı bebeklerin yaşamın ilk 48-72 saatindeki ortalama idrar D-laktat düzeyleri 20,57 ± 3,67 µmol/L, ve ortanca idrar D-laktat atılım düzeyleri 3,15 mmol/mol kreatinin (minimum ve maksimum değerleri sırasıyla 1,23-14,11 mmol/mol kreatinin) olarak ölçüldü. Antibiyotik tedavisi alan bebeklerin tedavi sonrası idrar D-laktat atılım düzeyleri (ortanca: 20,27 mmol/mol kreatinin), tedavi öncesine (ortanca: 13,12 mmol/mol kreatinin) göre belirgin olarak daha yüksekti (p=0,047). Antibiyotik tedavisi sonrası probiyotik desteği alan bebeklerin 4. hafta idrar D-laktat atılım düzeylerinde (ortanca: 27,2 mmol/mol kreatinin), probiyotik almayan bebeklere göre (ortanca: 27,01 mmol/mol kreatinin) istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu (p>0,05). Çalışmamız antibiyotik tedavisi nedeniyle gelişen bağırsak disbiyozisinin indirekt göstergesi olarak idrar D-laktat atılım düzeylerinin kullanılabileceğini göstermektedir. Bu çalışma bildiğimiz kadarı ile antibiyotik ilişkili disbiyozisi ve probiyotik desteğinin flora üzerine düzeltici etkisini indirekt olarak bağırsak florasının ürünü olan idrar D-laktat atılım düzeyleri ile değerlendiren, sağlıklı geç preterm-term bebeklerde normal referans değerlerini araştıran ilk çalışmadır. Çalışmamız ve bu konuda yapılacak diğer çalışmalara yol gösterici olacaktır.

AntibiyotiklerAntienfektif ajanlarBebek-yenidoğmuş+5
Yağmur Tabur
Hacettepe University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Kistik fibrozisli hastalarda lactobacillus rhamnosus GG desteğinin gastrointestinal sistem ve pulmoner inflamasyon ile beslenme durumuna etkisi

Bu çalışmada, kistik fibrozisli hastalarda Lactobacillus rhamnosus GG probiyotik desteğinin intestinal inflamasyon ve pulmoner inflamasyon belirteçleri ile beslenme durumuna etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Randomize, kontrollü çalışmada yaş ortalaması 12±3,4 yıl olan (6-18 yaş arası) kistik fibrozisli 36 hasta (erkek=19, kız=17) eşit sayıda probiyotik (n=18) ve kontrol (n=18) olarak rastgele 2 gruba ayrılmıştır. Probiyotik grubundaki hastalara 90 gün süresince günde 1 kapsül (6x109 kob) Lactobacillus rhamnosus GG probiyotik desteği verilmiştir. Çalışmanın başında ve sonunda hastaların besin tüketim kayıtları, antropometrik ölçümleri, kan ve gaita numuneleri alınmış, balgam kültürü ve %FEV1 ölçümleri incelenmiştir. Müdahale sonunda serum total protein, albümin, prealbümin TNF-α, IL-6, IL-1β, IgG, IgM, %FEV1 düzeylerinde ve balgam kültürlerinde probiyotik ve kontrol grubu hastaları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p >0,05). Antropometrik ölçümlerde müdahale öncesine göre artış saptanmış, ancak gruplar arasındaki fark anlamlı bulunmamıştır (p >0,05). Serum IL-8 düzeyi, müdahale sonrası probiyotik grubunda anlamlı olarak azalırken, kontrol grubunda yükselmiştir (p=0,03). Serum IL-17 düzeyi yüksek hasta oranı, müdahale sonrası probiyotik grubunda kontrol grubuna göre azalmış ancak anlamlı bulunmamıştır (p >0,05). Fekal kalprotektin düzeyi müdahale sonrası probiyotik grubunda azalmış kontrol grubunda yükselmiş, ancak müdahale öncesi ve sonrası gruplar arasındaki fark anlamlı bulunmamıştır (p=0,5). Bu bulgular kistik fibrozisli hastalarda Lactobacillus rhamnosus GG probiyotik desteğinin serum IL-8, IL-17 ve fekal kalprotektin düzeyini azaltabileceğini desteklemiştir. Sonuç olarak rutin tedavide probiyotik desteği için kullanılacak tür, suş, doz önerisi ya da kullanım süresi belirtmek için veriler yetersiz olsa da, probiyotiklerin tedavi edici özellikleri oldukça önemli bir yaklaşımdır. Anahtar kelimeler: Kistik fibrozis, probiyotik, inflamasyon, interlökin, beslenme. Destekleyen Kurumlar: Bu araştırma Hacettepe Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) Birimi tarafından desteklenmiştir (Hızlı destek projesi, Proje no: THD-2019-18415).

BeslenmeGastrointestinal sistemKistik fibroz+4
Hatice Serçe
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00

Related subjects