Transportation
275 theses under this subject heading
Eş Zamanlı Taşımacılık İhalelerinde Fiyat Teklifi Eniyileme
Bu tezde, tam kamyon yükü taşıyıcısı açısından eş zamanlı taşımacılık ihaleleri ele alınmıştır. Göndericilerin ihtiyaç duydukları güzergâhlar için taşıyıcılardan fiyat teklifi talep ettiği, taşıyıcıların fiyat tekliflerini gizli verdiği ve göndericilerin en düşük teklif veren taşıyıcının hizmetini satın aldığı taşımacılık ihalelerinde, taşıyıcıların karşılaştığı fiyat teklifi verme problemi üzerine çalışılmıştır. Çalışılan ihale yapısında, taşıyıcılar çok sayıda güzergâha eş zamanlı olarak teklif vermektedir. Fiyat tekliflerinin, taşıyıcıların kâr edebilmesi için yüksek ancak taşıyıcıların güzergâhları kazanabilmesi için ise düşük olması gerekmektedir. Ayrıca, taşıyıcılar ihale bitene kadar kazandığı güzergâhları bilmediğinden toplam maliyetini hesaplayamamakta ve bu durum güzergâhlar için vereceği teklifi belirsizleştirmektedir. Bu yüzden, taşıyıcının beklenen kârını maksimize etme amaçlı stokastik fiyat teklifi eniyileme problemi formüle edilmiş ve bu problemin çözümünde farklı en düşük rakip teklifi dağılımları için koordinat arama algoritması geliştirilmiştir. En düşük rakip teklifinin Normal Dağılım'a ve Ampirik Dağılım'a sahip olduğu durumlar için algoritma incelenmiştir. Geliştirilen algoritmanın taşıyıcının kârı üzerine etkisini göstermek amacıyla deneysel çalışmalar yapılmış ve olumlu sonuçlar alınmıştır.
Ulaştırma yatırımları ve büyüme ilişkisi: Türkiye ekonomisi örneği
Bu tez çalışmasının temel amacı ulaştırma yatırımları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi Türkiye ekonomisi özelinde 1983-2015 dönemi itibariyle analiz etmektir. Bu tezde ekonomik büyümenin belirleyicileri teorik açıdan ele alınmıştır. Burada üç farklı regresyon modeli kullanılarak ulaştırma yatırımları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki tahmin edilmeye çalışılmıştır. Ulaştırma yatırımlarının yanı sıra işgücü, finansal gelişme, ticari dışa açıklık, enerji tüketimi ve kentleşme değişkenleri de bağımsız değişkenler ve ekonomik büyümenin belirleyicileri olarak kullanılmıştır. Ekonometrik analizlerde değişkenlerin birim kök incelemelerinin yapılmasında ADF, PP ve KPSS testlerinden istifade edilmiştir. Ayrıca, Vogelsang-Perron tek kırılmalı birim kök testi de kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki eşbütünleşme yani uzun dönem ilişkisinin araştırılmasında ARDL sınır testi yaklaşımı uygulanmıştır. Değişkenlere ilişkin uzun ve kısa dönem tahminleri ARDL modeli çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkileri ise Toda-Yamamoto nedensellik tekniği kullanılarak incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar, Türkiye ekonomisi açısından bazı politika önerileri sunabilecektir.
Tekirdağ ilinde deniz taşımacılığının önemi ve sosyo-ekonomik katkılarının analizi
Tekirdağ, İstanbul ve Avrupa arasında geçiş yolu olan ve çevresinde yoğun sanayi alanlarına sahip hızlı bir şekilde gelişen bir İl'dir. Sakarya, Kocaeli ve İstanbul illerinin tamamlayıcı ve geçiş güzergâhı niteliğine sahip sınır dışına açılan önemli bir jeostratejik konuma sahiptir. Verimli tarım arazileri, sanayi ve turizm alanlarıyla ülke ekonomisine yüksek katma değer sağlamaktadır. Avrupa gibi büyük bir pazar ile ticaretin geliştirilmesi ile yabancı yatırımcının dikkatini çekmektedir. Trakya'nın sınır illerinden olması, İstanbul gibi metropol bir şehre komşu olması, çevresinde büyük organize sanayi tesislerine sahip olması ve denize kıyısının olması ile yerli ve yabancı liman yatırımcılarının dikkatini bu bölgeye çekmektedir. Tekirdağ, bütünleşmiş ulaşım ağları olan; deniz yolu, hava yolu, kara yolu ve demir yolu lojistik ulaşım hatları için uygun bir alana sahiptir. Tekirdağ, sayısı artan sanayi işletmeleriyle deniz taşımacılığı sektöründe çeşitliliğin artması, bölgede ekonomik olarak değişiklikler meydana getirmektedir. İl'de faaliyet gösteren çeşitli sektörlerin ihtiyaç duydukları hammaddeyi tedarik etmesi veya ürettiği mamullerin taşınmasında daha ucuz imkân sağlayan deniz taşımacılığının etkileri öne çıkmaktadır. Bu yüzden Tekirdağ'da sanayi ve liman işletmelerinin entegrasyonu artmaktadır. Tekirdağ denize kıyısının olması ve boğazlara yakın konumu sebebiyle bölgede deniz taşımacılığı hizmeti veren işletmelerinin sayısının artmasında önemli etkiye sahiptir. Bu çalışmanın amacı, Tekirdağ'daki deniz taşımacılığının önemi, bölgedeki sosyoekonomik etkilerinin analizi ve sanayi işletmelerinin deniz taşımacılığı ile etkileşimlerinin belirlenmesidir. Araştırma kapsamında bölgede faaliyet gösteren limanlar ve sanayi işletmeleri temel alınmıştır. Deniz taşımacılığının sanayi işletmeleri ve liman tesisleriyle nasıl bir ilişkisinin olduğu ortaya konulup, bölgeye sağladığı sosyoekonomik yapının durumu değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen veriler SPSS 24 programı ile analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında demografik özelliklerine göre dağılımlarının verilmesinde betimleyici analizlerden frekans ve yüzde analizi kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan ölçeklere ait betimleyici analizlerin verilmesinde ise ortalama ve standart sapma değerleri verilmiştir. Elde edilen verilerin dağılımın normal dağılım olması sonucu hipotez testleri istatistiksel olarak %95 güven düzeyinde test edilmiş olup ölçeklerden elde edilen puanların 2'li gruplara göre farklarının incelenmesi için bağımsız örneklem t-testi, 2'den fazla gruplar arasındaki farkların belirlenmesi için tek yönlü ANOVA analizi ve kategorik değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek için ki-kare analizi yapılmıştır. Çalışma, literatürde Tekirdağ ilinde deniz taşımacılığının önemi düzeyine ait bir ölçek geliştirmesini ortaya koymasından dolayı özgündür. Bölgedeki sanayi işletmelerinin deniz taşımacılığının önemine ait analiz sonuçları yüksek oranda olduğu görülmüştür. Bu çalışma ile bölgedeki sanayi işletmelerinin yük taşımacılığında ne sıklıkla deniz yolunu tercih ettikleri, ulusal alanda yük tedarik ve sevkiyatlarını hangi bölgelerle yaptıklarını, uluslararası alanda ithalat ve ihracat bölgeleri, sanayi işletmelerinin deniz taşımacılığı ve bölgeden kaynaklı sorunları temel alınmıştır. Ayrıca, bu durumlar sanayi işletmelerinin mülkiyet durumu, hukuki niteliği ve fonksiyonuna göre değerlendirilmiştir.
Türkiye'de hazine garantili yap işlet devret projelerinin ulaştırma yatırımları kapsamında değerlendirilmesi
Bu çalışmada Türkiye'de hazine garantili Yap İşlet Devret projelerinin ulaştırma yatırımları kapsamında değerlendirilmiştir. Ulaştırma alanında olduğu gibi büyük altyapı yatırımlarının gerçekleştirilmesi yüksek teknoloji yanında ciddi oranda finansal kaynak birikimi gerektirmektedir. Diğer gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de bu yatırımların yapılabilmesi kısıtlı imkanlar nedeniyle alternatif kaynak arayışları gündeme gelmiştir. Kamu Özel İşbirliği modelleri arasındaki Yap İşlet Devret modeli de bu güçlüklere karşı geliştirilen ve kullanımı giderek artan proje finansman yöntemi durumuna gelmiştir. Yap İşlet Devret modelinde kamunun finansman yükünün azaltılması, özel kesimin yatırımlardaki payının arttırılması, hizmet sunumunun daha etkin olabilmesi hedeflenmektedir. Bu finansman modeli özellikle ciddi finansman gerektiren ulaştırma yatırımlarında uygulama alanı bulmaktadır. Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından son yıllarda ulaştırma yatırımlarının yapımı ve işletmesinde tercih edilirliği artmaktadır. Çalışmada Yap İşlet Devret modeli kapsamlı olarak ele alınmış ve ulaştırma alanında uygulama olanakları değerlendirilmiştir. Çalışmada hazine garantili Yap İşlet Devret modeli ile gerçekleştirilen ve örnek olarak seçilmiş olan Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Kuzey Marmara Otoyolu, İstanbul Havalimanı ve Gebze İzmir Otoyolu projeleri incelenmiştir. Sonuç olarak çalışmada incelenen ve Yap İşlet Devret modeli ile gerçekleştirilen projelerin yapım aşamasında finansal, sosyal ve politik anlamda birtakım risklerle karşılaşıldığı görülmüştür. Ancak projelerin işletme aşamasında ülkeye sağlayabileceği katkılarının da olabileceği belirlenmiştir.
Eşgüdümlü kavşaklar için simülasyon esaslı optimizasyon modeli: Isparta örneği
Günümüzün teknolojik ve sosyal gelişmeleri, sürdürülebilir ulaşıma duyulan ihtiyacı arttırmış; ürün, insan ve diğer canlıların bir yerden başka bir yere daha hızlı ve az maliyetle taşınmasını zorunlu kılmıştır. Ulaştırmada birçok mod bulunmasına rağmen yüksek erişilebilirliği sayesinde hala en yaygın mod karayolu taşımacılığıdır. Karayolu taşımacılığında araç gecikmelerinin yaşandığı en önemli bölgeler ise sinyalize kesimlerdir. Modern toplumların en az bekleme süresi ile ulaşım ihtiyaçlarını daha verimli bir şekilde karşılamak için bu sinyalize kesimlerde yaşanan gecikmeleri ve durma sayılarını minimize eden yöntemlerin geliştirilmesi gerekmektedir. Sinyalize kesimlerde yapılacak düzenlemeler ile tüm yol ağının performansı iyileştirilecek ve ortalama seyahat süresi kısalacaktır. Bu tez çalışmasında, araç gecikmelerini ve durma sayılarına hesaplayarak, sinyal optimizasyonunda kullanılmak üzere Matlab programlama dilinde bir yazılım geliştirilmiştir. Bu yazılım sayesinde, araç bekleme ve durma sayılarını minimize edebilecek en optimum sinyal sürelerine ulaşılabilecektir. Geliştirilen bu yazılımın geçerliliğini test etmek amacıyla, akademik çalışmalarda sıklıkla kullanılan Synchro isimli bir makrosimülasyon yazılımı ve aynı yazılım geliştirici firma tarafından sunulmuş SimTrafic isimli mikro simülasyon programı kullanılarak farklı senaryolar altında karşılaştırmalar yapılmıştır. Sinyalizasyon sürelerini optimize etme konusunda örneklem olarak Isparta ilinde Kuzey-Güney doğrultusu üzerinde bulunan oldukça yoğun bir koridor dikkate alınmıştır. Bu kapsamda toplamda 7 sinyalize kesim ve 3 bağlantı noktası incelenerek, sinyal optimizasyonları yapılmıştır. Bu kesimlerde, trafik akım değerleri, sinyal süreleri, sinyal yönetim şekli ve geometrik koşulları tespit etmek amacıyla arazi ölçüm ve sayımları yapılmıştır. Ardından Matlab programlama dilinde geliştirilen yazılımla mevcut durum analiz edilmiştir. Sonrasında farklı sinyalizasyon planları uygulanarak incelenen kavşaklar için en başarılı sonuçlar ortaya konmuştur. Bu tez çalışmasıyla hem tamamen özgün bir mikrosimülasyon programı geliştirilmiş hem de bu geliştirilen mikrosimülasyon programı ile Isparta ilinde seçilen 7 sinyalize kavşak için sinyal optimizasyonu yapılmıştır. Var olan durum ile optimizasyonlar sonucunda elde edilen verilen incelendiğinde, durma gecikmelerde %18'lik ve ortalama durma sayılarında %12'lik bir iyileşme gözlenmiştir. Bu çalışma kapsamında Matlab programlama dilinde geliştirilen yazılımın algoritmaları oluşturulurken literatürde var olan modeller incelemiş ve yeni modeller oluşturulmuştur. Bu doğrultuda araç takip modellerinin en önemli verilerinden olan araçlar arasındaki takip mesafeleri ve araçların hızlanma davranışları konularında yeni modeller türetilmiştir. Ardından bu modeller geliştirilen yazılımın algoritmaları içine yerleştirilmiştir.
Kentleşme sürecinde ulaşım sorunlarının kentsel tasarım yöntemi ile çözümlenmesine yönelik araştırma Siirt ili Güres caddesinin yaya yolu olarak kullanılmasındaki sorunlar ve çözüm önerileri
Kentleşme geçmişten günümüze hızla devam etmektedir. Kentlerdeki kent içi ulaşım sorunu halkın kentte yaya olarak rahat bir şekilde dolaşımını kısıtlamıştır. Kentteki insanların refahı birbiriyle ilişkili ulaşım sistemi ve bu ulaşım sisteminin ulaştırdığı mekanlardan oluşan karmaşık bir ağa dayanmaktadır. Son yıllarda yapılan planlarda taşıt ulaşımının ön planda olduğu ve yaya ulaşımının ise arka planda bırakıldığı tasarımlarla karşılaşmaktayız. Bu planlarla birlikte nüfusun fazla olduğu kentlerde yaya sirkülasyonun sağlanabilmesi ve kent içi taşıt ulaşımının yoğunluğunu azaltmak adına nüfus yoğunluğunun fazla olduğu alanlarda yayalaştırma projeleri yapılarak soruna yönelik çözüm sağlanması amaçlanmıştır. Kentleşme sürecinde olan Siirt, artan nüfusu ve büyüyüp gelişmesiyle mevcut olan ulaşım sistem ve altyapılarının bu gelişme, büyümeye karşılık yeterli değildir. Kentin merkezindeki yollar, ulaşım sistemi, otoparklar nüfusa yeterli gelememektedir. Siirt'in genel ulaşım planlamasına bakıldığında ulaşım aksında Güres Caddesi kentin ilk ve tek yaya yoludur. Güres Caddesi yaya yolu olarak kullanılmasıyla taşıt ulaşım akışını engelleyen bir yoldur. Kentin ulaşım planlamasında Güres Caddesi kuzey güney doğrultusunda bütün yollarla doğrudan veya dolaylı olarak bağlantılıdır. Geçmiş yıllarda taşıt yoğunluğu en fazla olan, ulaşımın bel kemiği diyebileceğimiz yol Güres Caddesiydi. Siirt ilinde yaya yolu olması gerekli bir planlama kararı iken, ulaşım mastır planı yapılmadan uygulama yapılması doğru bir karar değildir. Siirt ilinin mevcut ulaşım sistemine bakılarak gözlemler, yerinde fotoğraf çekimleri ve bunlara bağlı olarak anket çalışması yapılarak gözlemlenen hatalar, eksiklikler ve sorunlar doğrultusunda çözümler bulunup yeni planlama kararları alınmaya çalışılmıştır. Ulaşım sisteminden ilin tek yaya yolu olan Güres Caddesine inilerek caddenin mevcut durumunun analizi yapılmıştır. Yaşayan halkın yararı, talepleri için; belirli analiz ve tespitler doğrultusunda mevcutta yaya yolu olarak kullanılmasının doğruluğunun sorgulanıp, mevcut sorunlara çözüm önerileri, varılan sonuca göre yaya yolu yer seçimi ve plan kararları önerisi getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Güres Caddesi, Kentleşme, Kentsel Tasarım, Kentsel Ulaşım Planlaması, Ulaşım, Yaya bölgeleri, Yayalaştırma
Yerel yönetimlerle dezavantajlı grupların ilişkileri
Antik dönemlerden itibaren Engellilere bakış açısı maalesef olumsuz olmuştur. Yunan site devletlerinde Engelliler toplumdan dışlanmıştır. Dünya?da engelliler ile ilgili resmi olarak olumlu adımlar 1945 yılında Birleşmiş Milletler tarafından atılmaya başlanmıştır ve nihayet 1948 yılında imzalanan ?İnsan HaklarıEvrensel Bildirgesi?nde Engelliler yer verilmiştir ve en son 2008 yılında Türkiye tarafından da imzalanan 50 maddelik sözleşme ile yeni bir safhaya geçmiştir. Yerel Yönetimler ve Engelliler arasındaki ilişki çok eskilere dayanmaktadır. Ülkemizde Yerel Yönetimler 1839 Tanzimat Fermanı ile birlikte konuşulmaya başlanmış ve modern anlamdaki merkeziyetçilik ile birlikte eş zamanlıuygulamaya geçirilmiştir. Ülkemizde yerel yönetimler güçlü olmadığı için, genel bütçeden aldıkları paylar yeterli olmadığı için ve yetki kavramındaki karışıklıklardan dolayı engelliler arzu edilen haklara sahip olamamıştır. Ülkemizdeki bir diğer sorunda yasaların çıkarıldıktan sonra uygulanmasında eksiklikler yaşanmıştır. Uygulamadaki eksikliklerin yanında yaptırımlarda yetersiz olduğu için istenilen sonuçlar alınamamaktadır. Şehir içinde ki kaldırımlar, otobüs duraklarının ölçüsü gibi birçok temel konu bile aslında TSE (Türk StandartlarıEnstitüsü) ölçülerine uygun olarak yapılmalıdır ve bu yasalarda da belirtilmiştir fakat iiiuygulamadaki eksiklikler ve yaptırımlardaki eksikliklerden dolayı istenilen sonuçlar alınamamaktadır. Bütün olumsuzluklara rağmen ülkemizde Engellilerin toplumsal hayata katılmalarını, fiziksel çevreye ulaşabilmelerini sağlayacak birçok olumlu adım bazıbelediyelerimiz tarafından atılmaktadır.
Havaalanları ve kentleşme ilişkisi, İstanbul örneği
havaalanlarının kentleşmeye etkisi, istanbul örneği adlı çalışmanın amacı ,havaalanlarının kentleşmeye etkilerini, istanbuldaki iki havaalanı ve yapılması planlanan üçüncü havaalanı üzerinden incelemektedir.birinci bölümde temel kavramlar olan kent,kentleşme,ulaşım ve ulaştırma kavramları açıklanmıştır.kentleşme modelleri ve türkiyedeki kentleşmenin temel bileşenleri belirtilmiştir.ikinci bölümde kentleşme ve havayolu ukaşımı arasındaki ilşkiler incelenmiştir.üçüncü bölümde istanbulda kentleşme ve ulaşım ilişkisi üzerinde durulmuştur.dördüncü bölümde istanbulda mevcut iki havaalanı,atatürk havalimanı ve sabiha gökçen havaalanının istanbulun kentleşmesine etkileri incelenmiştir.istanbulda yapılması planlanan ve ihalesi yapılan 3. havaalanının çevresel etkileri proje üzerinden değerlendirilmiştir.
İstanbul'da ulaşım sorunu ve metrobüs çözümü
Bu çalışmanın amacı İstanbul'da ulaşım sorunu ve metrobüs çözümü konusunun incelenmesidir. Özellikle 20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren hızlanan teknolojik gelişmeler, artan sanayileşme ve şehirleşme sürecinin sonucunda hemen her alanda ortaya çıkan gelişmeden ulaşım ve ulaştırma sektörü de payını almıştır. Ne varki tüm bu gelişmeler sonucunda artan nüfus ve araç sahipliği gibi olgular ulaşımı darboğaza sokmaya başlamış, yine ortaya çıkan gelirin bireyler arasında dengeli dağılmaması sebebiyle herkesin araç sahibi olamaması sebebiyle idari yapılanma ulaşım konusunda da çözüm arayışlarına girmek zorunda kalmıştır. Toplu taşıma sistemlerinin bir parçası olan metrobüs sistemlerinin seyir yolları, istasyonları, taşıtları, işletim planı, ücret toplama sistemleri ve akıllı ulaştırma sistemleri ile olan ilişkileri gibi bileşenleri vardır. Bu bileşenlerin sistemin performansında ve kullanıcıların sistemi kullanarak elde ettiği fayda üzerinde etkileri vardır. Ayrıca bileşenler arasındaki uyum metrobüs sisteminin güvenilirliğini ve hizmet kalitesini artıracaktır. İstanbul Metrobüs sisteminin dünyadaki diğer metrobüs uygulamaları ile birlikte değerlendirildiğinde sistem bileşenleri açısından Bogota, Curitiba, Jakarta ve Guangzhou gibi şehirlerin arkasında olduğunu ancak işletme hızı olarak dünyadaki en hızlı sistemlerden olduğunu söyleyebiliriz.
Türkiye ihracatında multimodal taşımacılık: İhracat yüklerinin Romanya Constanta liman üzerinden Avrupa'ya dağıtım örneği"
Rekabet, uluslararası ticaretin gelişimi ve taşımacılığın altyapı ile ilgili gelişimi sonucunda ortaya çıkan ve hızla büyüyen konteyner taşımacılığı olan multimodal taşımacılık gerek şirketlerin maliyet ve diğer bir çok avantajı barındıran bir taşımacılık türü gerek ise ülkelerin ekolojik ve liman trafiklerinin gelişimi açısından stratejik olarak da önem vermiş olduğu bir taşımacılık türü olarak günümüzde karşımıza çıkmaktadır. Avrupa'nın multimodal taşımacılık açısından yani bir çokmodu tercihli olarak kullanabileceği ve altyapı olarak da önemli limanlarından biri olan Roman 'yanın Köstence limanı üzerinden uygulama örneği diğer alternatif bağlantıları bulunan Avrupa limanları ile incelenmiştir. Köstence Limanı Karadeniz kenarında bulunması, stratejik olarak desteklenmesi, demiryolu, karayolu ve özellikle de nehir bağlantısı ile çok daha makul konteyner taşıma maliyetleri olduğundan dolayı ön plana çıkmaktadır. Özellikle Türkiye'nin Avrupa'ya ihracat dağıtımı açısında önemli bir noktada olan Köstence Limanı bu tez dahilinde multimodal taşımacılık açısından incelenmiştir.
Current status of air cargo transportation in Turkey and the role of service quality in creating customer satisfaction: Horoz bollore company application
Quality of service is an important factor affecting customer satisfaction. Satisfied customers with the products and services of the company will want to buy again and again, customer loyalty will be provided and will strengthen the company's image. In this study, the role of air cargo transportation in Turkey and the role of service quality in creating customer satisfaction has been examined. The sample size of the research is from the authorities of the company which receives transportation service from Horoz Bollore Logistics company in Istanbul province, annually over 100.000 Dollar and a total of 110 companies are in service. As the data of the study, developed by 5-point likert method; "Personal Information Form", "Customer Satisfaction Scale in Logistics Transportation Activities","Quality of Service Scale for Logistics Transportation Activities" , and "Criteria for Sense of Service Quality in Customer Logistics Transportation Activities" surveys were applied. The obtained data were analyzed with frequency distribution, descriptive statistics, independent T test, Kruskal Wallis analysis of variance and Pearson techniques in SPSS 17 package program. As result of the analysis, According to the factors of the sectors, between the points collected from the scale of Service Quality and Customer Satisfaction, P<0.05,Service Quality and Customer Satisfaction Scale scores according to the factor of expectation satisfaction are P<0.01 And P<0.05 for the scores collected from the Service Quality Perception Scale. It is seen that there is a strong positive relationship between Service Quality and Customer Satisfaction according to the results obtained along with the other positive parameters.
Orta Doğu ve Hazar bölgesinde petrol ve petrol ürünlerinin taşımacılığı yönetiminde yeni politikalar ve stratejiler
Araştırmanın asıl konusuna girilmeden önce petrolün tarihsel boyutu, petrol piyasasının genel rakipleri, yeni üreticiler, tüketiciler ve dağıtım kollarının tanıtımı yapılmıştır ve ardından dünyadaki petrol rezervlerinin üretimi, tüketimi ve bunlarla ilgili üretim ve dağıtım maliyetleri üzerinde detaylı bilgi verilmiştir. Petrol fiyatlandırılmasında hangi kurumların karar verdiği ve dünya ekonomisi üzerindeki etkileri tartışılır. Orta Doğu ve Basra Körfezi'nin önemi Hazar bölgesi petrolü üzerinde ve transit konusunda yazılır. Bu tezin temel konusu olduğu için Hazar kıyı ülkeleri, Ortadoğu ve Irak petrolü geniş halde incelenir. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra yaşanan siyasi değişim sonucunda petrol ve doğal gaz ile zengin Türk ülkelerinin başkaldırması ile enerji sektöründe yeni ufuklar açıldı ve bu durum dünya petrol şirketlerinin ilgi kaynağına çevrilmesine, eski taşıma rotalarının yanı sıra yeni transit rotalarının ortaya çıkmasına, bu rotaların batı ülkeler tarafından desteklenmesine, söz edilen ülkelerin tam bağımsızlık planları yapmalarına ve bu konudaki politikaların hız kazanmasına neden oldu. Transitle ilgili ülkeler yarışa girdiler ve bölge dışı güçler de kendi çıkarlarını korumak için rakipleri karşısında taraf tutmaya başladılar. Bu konuyu tetikleyen unsurlara taşıma rotalarının üzerindeki rakipler arası gizli-açık savaş ve rekabete sebep olan Irak Savaşı ve Kuzey Irak petrolünün taşınması da eklenmiş oldu. Sadece 2014 yılına kadar günde ortalama 2.5 milyon varil petrol Hazar Havzası'ndan mevcut hatlarla taşınmıştır. Gelecek 5 yıl içerisinde bu bölgenin ham petrol üretim miktarı günde ortalama 5 milyon varile ulaşacaktır. Ayrıca petrol ürünlerini de düşündüğümüzde bu miktarı artırmamız gerekir. Sorun üretim artışı ile birlikte taşıma rotasının seçimidir. Günde ortalama 50 milyon dolarlık pazar İran ve Türkiye ekonomisinin kalkınmasında önemlidir ve sınır bölgelerinde iktisadi faaliyetlerin güçlenmesine de yol açacaktır. Bu kaynağın İran ve Türkiye hattından ayrı bir taşıma rotasına geçmemesi için bir sıra faaliyetler gerekmektedir. Bu çalışma tüm transit rotaların tanıtımını, özelliklerini, olumlu ve olumsuz yönlerinin araştırılmasını, kıyaslanmasını ve odaklandığımız taşıma hattının incelenmesi ile önerilen yöntemleri içerir. Araştırmanın sonunda hedef rotanın güçlenmesi ve cazip hale gelmesi için öneriler verilmektedir.
Avrupa birliği uyum sürecinde karşılaştırmalı olarak Türkiye lojistik sektörünün incelenmesi
Türkiye, uzun yıllardır Avrupa Birliği'ne girebilmek için çaba sarf etmektedir. Bu çabanın sonucunda da geçtiğimiz yıllarda aday adaylığından adaylık unvanına en sonunda sahip olduk. Ancak, bu sürecin aday adaylığı sürecinden çok daha zor olacağı aşikârdır.Türkiye ? Avrupa Birliği ilişkilerinin başladığı günden günümüze kadar olan ki süreçte Avrupa Birliği yayınlamış olduğu çeşitli raporlar ve çalışmalarla Türkiye'nin gerçekleştirmesi gereken ve atması gereken adımları düzenli olarak Türkiye'ye bildirmiştir.Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkileri çerçevesinde, AB'nin kurucu antlaşmalarından bugüne taşımacılıkla ilgili önemli yasal düzenlemeleri, darboğazları ve gelişmeleri irdeleyerek, AB'nin ?ortak ulaştırma politikası? oluşturulmasına yönelik girişimleri bu çalışmada ele alınmıştır. Türkiye konumu itibariyle, geçmiş dönemlerdeki İpek Yolu ve Baharat Yolu gibi taşıma güzergâhları üzerinde bulunmuş, bu ticaret yolları Anadolu'dan yani Türkiye'den geçmiş ve stratejik limanları, önemli ticaret ve taşımacılık hareketlerine merkez oluşturmuştur.Türkiye, ulaştırma ve taşımacılık konusunun merkezindedir. Karadeniz'i, Ege Denizi ve Akdeniz'e bağlayan Türk Boğazları, Avrupa ile Asya kıtalarını birbirine bağlayan karayolu güzergâhları, Asya'dan Avrupa'ya uzanan enerji koridorları Türkiye'nin öneminin ve konumunun Avrupa ve bölge ülkeleri için yadsınamayacak derecede önemli olduğunu göstermektedir. Türkiye'nin bu özellikleri sebebiyle Avrupa Birliği bize kapılarını hiçbir zaman kapatamayacaktır ancak kendi düşüncelerine göre de Türkiye'nin atması gereken adımları da her zaman vurgulamaktadır. Bu çalışmada, Avrupa Birliği'nin genel olarak bizden istedikleri ve bizim bu süreçte neler yaptığımız ve yapamadıklarımız ele alınmıştır.Anahtar kelimeler: Lojistik, Ulaştırma Politikaları, Avrupa Birliği, İlerleme Raporları
Ulaşım ve yönlendirme işaretlerinin tipografi ve grafik tasarım açısından irdelenmesi
Sanayi devrimiyle birlikte kentler, günümüze dek nüfus yoğunluğu, fiziksel genişleme ve iş alanlarının artması gibi nedenlerle sürekli büyüme kaydetmektedir. Görsel iletişim, yazı karakterlerinin yüzey üzerinde tasarlanması eylemi olan tipografi ile sağlanmaktadır. Toplumla iletişimi gerçekleştirmek amacıyla hazırlanan grafik tasarım ürünlerinde çoğunlukla tipografi yer almaktadır. Araştırmada, elde edilen bulgular ışığında, nitel araştırma tekniklerinden gözlem tekniğine yer verilerek, görsel kayıtlar, grafik tasarım ürün örnekleri (tabelalar, trafik işaretleri, yönlendirme levhaları) çözümlenmiş ve yazılı kaynaklardan yararlanılmıştır. Toplumsal yapı ve kent kültürünün grafik tasarım ürünlerine ve tipografiye etkisi incelenmiştir. Ulaşım ve yönlendirmedeki grafik tasarım levhaları incelenmiştir. Çevresel grafik tasarımcılarının yaratıcılıkları ile günümüz materyalleri ve teknolojik olanakları birleştirilip, geleceğin mimarisi, elektronik ve dijital teknolojiler ile yaratılacağı düşünülmektedir. Çalışma mimari ve kentsel alanda ki yönlendirme tasarımı ve grafik uygulamalar üzerinedir. İletişim "göndericiler" ve "alıcılar" arasında gerçekleşen bilgi alışverişi ve iletişim tasarımı bu eylemin hangi araçlarla ve nasıl yapılması gerektiğini planlamaktadır. İnsanlar ile mekanlar arasında ki iletişimin daha iyi sağlanması için ulaşım ve yönlendirmedeki işaretler tipografi ve grafik tasarım açısından irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ulaşım, Yönlendirme İşaretleri, Grafik tasarım, Tipografi
Türk lojistik sektöründe Freight forwarder firmalarının denizyolu taşımacılığında işlevi ve uygulama örneği
Lojistik anlayışı malzemenin istenen zaman da, istenen yere, uygun fiyatlar ile en güvenli şekilde teslim edilmesinden geçmektedir. Tam da bu nokta da işletmeler, rekabet avantajı sağlayabilmek, ana faaliyet alanına odaklanmak ve maliyetlerini düşürmek gibi nedenlerden dolayı taşımacılık işlemlerini planlayıp organize edecek, malzemelerin güvenli bir şekilde taşınmasını sağlayacak profesyonel lojistik hizmet sağlayıcılarına ihtiyaç duymaktadırlar. Bu firmalar günümüzde Freight Forwarder (Taşıma İşleri Komisyoncusu) firmaları olarak karşımıza çıkmaktadır. Freight Forwarder firmaları kendi bünyelerine dahil öz malı bulunmamakla beraber gemi, tır ,depo,sigorta, konteyner vb. gibi ekipmanları veya hizmetleri dışarıdan outsourcing ederek müşteriler,nakliyeciler, gümrük müşavirlikleri,tedarikçiler,üreticiler ve acentalar arasında bilgi paylaşımı yaparlar. Bütün bu işlemler için üzerine kendi kâr'ını ekleyerek müşterilerine hizmet sunan kurumlardır. Eklenilen kârdan dolayı navlun komisyoncusu da denilmektedir. Arada köprü görevi görmekle beraber her birhalka arasındaki iletişimi sağlarlar. Her alanda uzmanlaşmış firmalar ile iş birliği içerisindedir. Bu çalışma dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm de Türkiye'deki lojistik sektörü, önemi, lojistik hizmetlerinin güçlü ve zayıf yönleri ele alınmaktadır. İkinci bölümde Türkiye'deki denizyolu taşımacılığı, avantaj ve dezavantajları, temel birleşenleri, taşıma üniteleri ile konteyner ve türleri.Üçüncü bölümde denizyolu taşımacılığında freight forwarder firmalarının yeri. Dördüncü bölümde ise denizyolu taşımalarında freight forwarder firmalarının işlevi üzerine uygulama örnekleri başlıkları ele alınmıştır
Intermodal taşımacılıkta lojistik hizmet kalitesinin müşteri sadakati ve müşteri güvenine etkisi
Taşımacılık faaliyetlerindeki gelişmeler çok modlu taşımacılık türlerinin gelişmesini sağlamış ve bu türlerden biri olan intermodal taşımacılığa olan ilgiyi de artırmıştır. Bu ilginin devamını sağlamak ve daha da arttırmak için taşımacılık firmalarının, müşterilerinin sadakatini ve güvenini kazanması gerekmektedir. Bu nedenle müşteri güvenini ve sadakatini sağlayabilmek için yapılması gerekenlerin tespiti büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada intermodal taşımacılıkta lojistik hizmet kalitesinin müşteri sadakati ve güvenine etkisi araştırılmıştır. Bunun için intermodal taşımacılık faaliyetleri gerçekleştiren bir firmanın müşterilerine lojistik hizmet kalitesi, müşteri güveni ve müşteri sadakati ölçekleri uygulanmış ve elde edilen veriler korelasyon ve regresyon analizleri yoluyla incelenmiştir. Çıkan sonuçlar lojistik hizmet kalitesinin müşteri sadakati ve müşteri güvenini olumlu anlamda etkilediğini göstermiştir.
COVID 19 pandemi sürecinde hava yolu ve kara yolu entegrasyonunda karşılaşılan sorunlar ve çözümüne ilişkin kalitatif bir çalışma
Covid 19 Pandemi sürecinde, her ne kadar insanların seyahatleri ve serbest dolaşımı kısıtlanmış olsa da, ürünlerin ulusal ve uluslararası ticareti devam etmiş, tüm dünyada lojistiğin önemi giderek artmış ve daha iyi anlaşılmıştır. Havacılık sektörü daha önce tarihinde deneyimlemediği boyutta bir krizle karşı karşıya gelmiştir. Özellikle yolcu taşımacılığı tarafında pandeminin seyrine bağlı olarak operasyonların tamamının durduğu dönemler dahi yaşanmıştır. Kargo taşımacılığı tarafında ise bunun tam tersi gelişmeler yaşanmış, yolcu uçaklarının altında kargo taşıması için ayrılan kapasitelerin ortadan kalkması nedeniyle pazara sunulabilen kapasite azalırken, hem pandemiye has yeni alışveriş alışkanlıkları nedeniyle hem de hijjenik malzemelerin hızla ihtiyaç bölgelerine ulaştırılabilmesini teminen kargo taşımacılığına olan talep hızla artmıştır. Hava limanlarına uçaklara yüklenmek üzere getirilen kargoların ve limanlara indikten sonra nihai varış noktasına ulaştırılması gereken yüklerin tamamı kara yolu ile entegrasyon halinde olup, hava kargo tarafında yaşanan her değişim kara yolunu da etkilemektedir. Bu tez çalışmasında, nitel araştırma yöntemlerinden derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak durum analizi yapılmıştır. Araştırmanın katılımcılarından yüz yüze görüşme yoluyla elde ettiği veriler NVivo paket programıyla tematik analize tabi tutulmuştur ve Türkiye'de Covid 19 Pandemi sürecinde yük taşımacılığında, hava yolu-kara yolu entegrasyonunda karşılaşılan sorunlar ve çözümüne ilişkin kalitatif bir analiz yapılmıştır.
Türkiye ulaştırma sistemlerindeki emisyon değerlerinin analizi ve tahmini
Günümüzde dünya genelinde ulaşım için harcanan enerjinin %95'ten fazlası fosil yakıt kullanan araçlardan oluşmaktadır. Ulaşım sektörü için kullanılan enerji kaynaklarından ortaya çıkan emisyonlar dünya çapındaki emisyonun yaklaşık olarak %20'sine denk gelmektedir. Bu durum çevre kirliliği açısından büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Çevre kirliliğinin büyük bir kısmı hava kirliliğinden meydana gelmektedir. Enerji kaynakları ile yapılan çalışmalar sonucunda ortaya çıkan karbondioksit (CO2), hidrokarbonlar, azot oksitler (NOx) ve kükürtlü bileşenler gibi zararlı emisyonların ozon tabakasının delinmesine ve küresel ısınma gibi ülkemiz ve dünya açısından kötü sonuçlara yol açmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'deki ulaştırma sistemlerinden kaynaklanan emisyon değerlerinin analiz ve tahmini yapılmaktadır. Yapılan bu analizler için yapay sinir ağları (YSA), çok değişkenli lineer regresyon (MLR), bulanık mantık ve logaritmik regresyon yöntemleri kullanılmaktadır. MLR yönteminin lineer, interaction ve purequadratic metotları uygulanmaktadır. Analizler korelasyon katsayısı (R), hataların karelerinin ortalaması (HKO) ve yüzde hata ortalaması (YHO) kriterleri baz alınarak değerlendirilmektedir. Sonuç olarak YSA'dan elde edilen R değeri 0,9809, HKO değeri 8 050 363 681 418,75 ve OYH değeri %4,1555 olarak elde edilmiştir. MLR modelinin lineer metodunun R değeri 0,9855, HKO değeri 4 793 845 004 079,31 ve YHO değeri ise %3,7989 olarak elde edilmiştir. Interaction metodunun R değeri 1,0000, HKO değeri 0,000000004839 ve YHO değeri ise %0,0000000001672 olarak elde edilmiştir. Purequadratic metodunun R değeri 0,9900, HKO değeri 3 314 943 364 316,79 ve YHO değeri ise %2,5781 olarak elde edilmiştir. Logaritmik regresyon yönteminin R değeri 0,9872, HKO değeri 4 236 601 138 306,92 ve YHO değeri ise %3,4057 olarak elde edilmiştir. Bulanık mantık yönteminin R değeri 0,9855, HKO değeri 4 895 753 910 316,73 ve YHO değeri ise %4,9089 olarak elde edilmiştir. Elde edilen tahminler sonucunda en iyi sonucu veren yöntem çok değişkenli lineer regresyon yönteminin interaction metodu olarak gözlemlenmektedir.
Determinants of demand for air cargo transport between Turkey and the selected far east countries
This study aims to explore the fundamental determinants of demand for air cargo by focusing on the case of Turkey and the Far East. A panel data set covering the period 2008-2018 and six Far East destinations is used. The findings indicate that air cargo transportation is influenced by GDP per capita and the number of aircraft emphasizing the important of market size and the cargo capacity.
Sustainability in full service carriers and low cost carriers: A comparison of the Turkish Airlines and Pegasus Airlines
Sustainability is important in aviation industry due to its continuous growth and the use of finite natural resources. Thus, airline companies should implement sustainable business strategies to reduce detrimental environmental and social effects. Strategies in technological improvements may be strong solutions to improve sustainability. These include environmental-friendly aircraft design, use of alternative fuels, low emission engine design, advanced air traffic management procedures. This study explores how two airline carrier types, Turkish Airlines, a Full Service Carrier (FSC), Pegasus Airlines, a Low Cost Carrier, have addressed sustainability in their business models. The results reveal that Turkish Airlines and Pegasus are both doing well in the strategic integration of sustainability due to their large investments in fleet renewal and advancements, which reduce fuel consumption and emissions. While Turkish Airlines follows publicly available policies and publish sustainability reports disclosing the progresses, Pegasus Airlines is not successful in addressing and communicating its sustainability activities to the shareholders and stakeholders. Thus, as a FSC Turkish Airlines' strategies leans more strongly towards sustainability than Pegasus Airlines.
Taşıtlardaki A sütununun kavşak güvenliğine etkisi
Bu çalışmada araçlarda güvenlik gereksinimleri için kullanılan A sütununun oluşturduğu kör noktalar incelenmiştir. Özellikle kavşak yaklaşımlarında sürücülerin trafikteki görüş alanını engelleyen bu sütunlar trafik güvenliğini tehlikeye atmaktadır. Aynı kavşağa aynı periyotta yaklaşan iki araç arasındaki hız ve görüş ilişkileri incelenmiştir. Kontrolsüz bir kavşakta geçiş hakkı olan aracın hız değerleri ve görüşünün kısıtlanması üzerine bir senaryo oluşturulmuştur. Oluşturulan bu senaryoda diğer aracı görmeyen aracın hızı arasında simülasyonlar kurgulanmıştır. Senaryoda üç farklı segmentdeki taşıt ve üç farklı özelliğe sahip sürücü ile dokuz farklı simülasyon elde edilmiştir. Çalışmanın sonuçlara göre A sütununun kalınlığı ile görüşü kısıtlaması arasında doğrudan ilişki bulunmuştur. Sürücülerin araç içindeki oturma pozisyonlarına göre farklı sonuçlar elde edilmiştir. A sütununun kesit uzunluğunun artması ve sürücünün sütuna olan mesafesinin azalması ile birlikte sürücünün görüş alanı da aynı oranda azalmaktadır. Bu durum özellikle kavşaklarda bulunan trafik kazalarının meydana gelmesine sebebiyet vermektedir. A sütunu öncelikli olarak aracın en çok kullanılan ön bölümündeki görüş alanına etki etmektedir. Kavşak alanları trafikte sağa ve sola dönüşlerin sıklıkla kullanıldığı alanlar olduğu için kavşaklarda meydana gelen kazalar araştırılırken A sütununun oluşturduğu kör noktalar dikkate alınmalıdır. A sütununun ergonomik tasarım parametreleri, gelecekte yapılacak çalışmalar için incelenmesi gereken bir konudur. Bu çalışmada olası bir çarpışmadan kaçınarak minimum hız değerlerini belirlenmeye odaklanmıştır. Anahtar Kelimeler:, A sütunu, Araçlarda kör nokta, Trafik güvenliği, Kavşaklarda trafik güvenliği, Araçlarda görüş, Araç sütunları
Investigation of effect of novel technologies' implementation to future internal combustion engines
Consumption of energy is becoming a crucial issue for the world as the human population rises. In addition to increasing population, the non-stop enhancement of the technology and technology becoming more and more widespread among population globally lead to a higher demand on energy. Although alternatives have emerged and those alternatives are anticipated to be future's main energy sources, contemporary main source of energy in the world is fossil fuels. While internal combustion engines are the dominant propulsion choice all over the world. Since their invention in 1876 by August Otto, reciprocating ICE are continuously evolving and improving in terms of efficiency, power density and emissions. Global politics, economics and environmental concerns have been main the driving factors of the improvement of ICE. Especially since early 1970's, when environmental concerns have started being spoken out louder and governments started legislating emissions, harmful emissions of ICE have been improving in a good way and as regulations constantly evolve and get stricter every year, ICE developers have been keeping forced to decrease harmful ICE emissions even further. Recently, while world is searching for better solutions for vehicle propulsion, electric motors became more and more prominent with their convenience for vehicle propulsion owing to their higher inner efficiencies and perfectly matching torque-speed outputs for land vehicle propulsion. However, since energy densities of modern batteries are way lower than that of fossil fuels, battery technology seems to be the most important bottleneck of electric propulsion. Moreover, unless 100% of the world electricity is generated from renewable sources i.e. wind energy or solar energy, electric vehicles cannot be considered real zero-emission. When a broader look at the use of energy sources are developed, well-to-wheel efficiency and total life cycle effect on environment gains importance. Thus, when propulsion alternatives are compared with a globally pragmatist approach, overall efficiency shall be considered rather than on vehicle efficiency. Although electric propulsion is promising for the future, there's no doubt that internal combustion engines shall be kept improving regardless of the future considering they still have a great potential for enhancement. As a machine that converts chemical energy in fuels into mechanical energy, main goal of an ICE is to do that as efficiently as possible. To oversee the obstacles between state of the art ICE and an ideal ICE, working principles of ICE and mechanisms that decrease their efficiency and lead to harmful emissions shall be understood well. First of all, it is obvious that most of the potential of a conventional ICE is inactive during daily uses, due to the structure of modern ICE that limit the flexible operation. Because of the limited flexibility of modern engines, there is a compromise between performance and fuel economy in ICE. Modern combustion technologies also have several disadvantages. For instance, knock phenomenon limits the efficiency of SI engines. As another example, CI engines suffer high NOx and soot emissions due to their non-premixed nature. Considering these facts, for a more versatile, more efficient and more environment friendly ICE, future ICE shall adapt to new technologies to become a long lasting rival to its alternatives. Future ICE shall be more power dense, more efficient and more environment friendly, and most importantly more flexible at varying conditions. Moreover, novel technologies that haven't made their way to serial production and are being researched, show the great enhancement potential of ICE. In this study, novel technologies that will enhance ICE, and potential effects of adoption of these technologies are investigated. First, principles and boundaries of ICE are stated to understand the theoretical limits and targets. It has been a very straightforward finding that thermal efficiency of ICE is theoretically limited, and with loss mechanisms like heat transfer, pumping losses, combustion inefficiency and friction, efficiency of real ICE is even lower than that of idealized ICE via Otto, Diesel and mixed cycles. Moreover, harmful emissions are another important concern that are considered about ICE. For higher thermal efficiency, ICE shall convert more of fuel energy into useful energy, and while doing this, it also needs to follow a path that will lead to less harmful emissions like soot, NOx, CO and UHC. As an ideal combustion product anything that will contribute to efficiency of ICE will bring concurrent drop in CO2 emissions. To improve modern engines, each undesired mechanism that lead to efficiency drop or harmful emissions shall be understood well. After that, methods to prevent these undesired mechanisms shall be developed. Improvement of efficiency of ICE according to ideal engine cycles require a high compression ratio and fast energy release, however these parameters are limited in real engines due to mechanical strengths and thermal characteristics of engine materials. In SI engines, knock is the most important limitation of compression ratio, therefore limitation of peak efficiency. Nevertheless, for lower harmful emissions, a premixed charge shall be burned with high combustion efficiency at low temperatures. However, premixing leads to knock tendency, and better combustion efficiencies lead to higher temperatures. Another important disadvantage of reciprocating modern ICE is its mechanical construction that prevent flexible operation. For instance, SI engines are manufactured and assembled with lower geometric compression ratios than that of non-premixed CI engines due to knock tendency that particularly increase at high loads. This geometric constraint limit the potential efficiency gain that can be achieved with higher compression ratios with a knock-free combustion at lower loads. There are modern methods that are widely used in engines to enhance them like gasoline direct injection that makes charge stratification possible in SI engines and CI engines have very complex aftertreatment systems to lower tailpipe emissions. Turbocharging is a very widespread method that is used in both SI and CI engines to benefit from waste heat out the exhaust. Exhaust gas recirculation is also a standard application in contemporary ICE to satisfy stringent NOx emission standards. All conflicting parameters mentioned in previous paragraph have led to researches about combining pros of combustion regimes while eliminating their cons simultaneously, and it is also not a secret that for a more flexible operation some mechanical parts within ICE need to be replaced with electrified components. A wide literature search showed that there are a lot of novel technologies that haven't made their way to serial production, but has great potential to make future ICE get closer to its theoretical limits. For instance, low temperature combustion strategies like PCCI, HCCI and RCCI provides concurrent enhancement in thermal efficiency with NOx and soot emissions reduction. There are also new technologies that will facilitate flexible operation of ICE and lead to extinction of compromise between performance and fuel economy. Fully variable valve actuation, variable compression ratio, hybridization, e-boosting and e-turbocharging are some of the mechanisms that will lead to uncompromising enhancement all over the operating range. Moreover, new material technologies like composites and high entropy alloys will also contribute the improvement of future ICE. When findings of the literature research are blended with goals and limits that are set in the previous chapters, it is seen that combination of these methods will increase potential improvements even further. An ideal architecture is forecasted for the ultimate ICE of the future: it is most likely that in the future, ICE will be available to run with fuels with different reactivities i.e. gasoline, diesel or biofuels, available to operate at different combustion regimes like SI, CI, HCCI or RCCI depending on load and engine speed conditions, owing to having gasoline and Diesel fuel injectors and spark plugs in same engine head. FVVA will have a great synergy with LTC strategies in terms of load control and flexible operation. Moreover, with transition to electro-hydro-pneumatically driven valves from mechanical valve trains, flow control will be carried out only by cylinder valves rather than using a throttle, and flow to each cylinder can be controlled independently thanks to FVVA during all combustion regimes. FVVA will also facilitate actuation of CDA without requiring any other component. Besides, by varying CR with either multilink piston rod-crank structure or adjusting effective CR with altering IVC, higher efficiencies at low load conditions and knock free combustion at high load conditions will be ensured during SI regimes. In the next chapter an engine operating with the most potent LTC regime according to literature research and findings achieved by previous tests: RCCI is investigated in a CFD software AVL Fire. An RCCI engine, and the CI engine that this RCCI engine is based, are modeled and investigated in AVL Fire ESE Diesel module. RCCI results are compared with CI in terms of efficiency and emissions. Also potential increase in efficiency by using HEA that have higher strengths at elevated temperatures as engine material is modeled and investigated in simulations by increasing engine wall temperatures. Simulations demonstrated that, RCCI engine provides higher brake thermal efficiencies compared to CI engines and despite slight volumetric efficiency penalty, increased wall temperatures have also led to increase in efficiency in both CI and RCCI engines. Afterwards, these efficiency enhancements are reflected into a base CI engine bsfc map. Different engines are compared in WLTC driving cycles by matching their engine maps with reference vehicles to see effects of RCCI, HEA and CDA on fuel consumption and tank-to-wheel efficiency over this new cycle that reflects real world driving conditions. 1-D WLTC simulations demonstrated that combination of turbocharging, RCCI, HEA and CDA via FVVA provides a tank-to-wheel efficiency increase of 100% over the base naturally aspirated GDI SI engine. It shall be noted that, according to simulation results, while being slightly energy efficient than CI engines, RCCI engines have similar fuel consumption to CI engines. This result is due to usage of nearly 80% gasoline in RCCI combustion and gasoline having lower density leads to usage of higher volume of fuel. Thus, with their disadvantageous CO and UHC emissions, RCCI regime is needed to be investigated further, as it needs more improvements than current findings for user recognition, considering the fact that a vehicle needs to have at least to fuel tanks and two sets of different injectors to operate with RCCI. The dominant and most promising technology according to results are CDA via FVVA with an average tank-to-wheel efficiency gain of 25% on SI, CI and RCCI engines. It is also considered that contribution of FVVA will be higher, since effect of varying valve timings and lifts are not simulated in the scope of this research. There is no doubt that FVVA, VCR and e-boosting will lead to higher efficiency gains with its synergy with all combustion regimes. In the last chapter, comparison of thermal and electric propulsion alternatives is carried out, via a well-to-wheel approach. Energy flow pathways are simulated in a 1-D model, in which efficiency values are either obtained from literature review or results of previous chapter in which effects of different technologies' implementation on fuel consumption and tank-to-wheel efficiencies are modeled in WLTC cycle. According to results, with average well-to-wheel efficiency of 29%, contemporary battery electric vehicles have considerably better well-to-wheel efficiencies than that of contemporary ICE powered vehicles. Moreover, projections show that with improved efficiency parameters, electric vehicles will even be better in terms of efficient use of energy sources. Nevertheless, ICE engine model results have also demonstrated the big enhancement potential of ICE with implementation of novel technologies. To illustrate, RCCI engine with higher wall temperatures thanks HEA and CDA via FVVA can achieve 24% well-to-wheel efficiency. It also shall be noted that contribution of FVVA and other technologies like e-boosting is not entirely modeled in the scope of this study and their contribution will absolutely lead to higher well-to-wheel efficiencies than 24%. To conclude, it is obvious that electric vehicles are and will be better options for vehicle propulsion in terms of efficient use of sources and tailpipe emissions. If they can exceed technological barriers they currently face like battery technology, advantages of this technology will increase further. However, with their great enhancement potential, ICE shall be kept improving regardless of the long-term future of vehicle propulsion, considering the great potential that they were also proven with model results. It shall also be noted that ICE will still be the best option for heavy duty vehicles regardless of conditions. Therefore, any improvement on ICE will be beneficial for both environment and efficient use of energy sources.
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi hafif raylı sistem projesinin yapılabilirlik çalışması
Bu tez çalışmasında, toplu taşıma sistemleri ve raylı sistemler kentsel ulaşımın temel bileşenleri olarak ele alınmıştır. Çalışma kapsamında öncelikle dünya ve Türkiye'de raylı sistemlerin tarihsel gelişim süreci incelenmiş, toplu taşımada kullanılan demiryolu ve karayolu sistemlerinin yapısal ve işlevsel özellikleri değerlendirilmiştir. Ardından, raylı sistem türleri teknik, ekonomik ve çevresel açıdan karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Bu analizler doğrultusunda, raylı sistem araçları ile tekerlekli sistem araçları performans, kapasite, çevresel etki ve sürdürülebilirlik kriterleri bakımından karşılaştırılmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi yerleşkesinde elektrikli hafif raylı sistem projesinin yapılabilirliği teknik, güzergâh ve yolcu kapasitesi açısından değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, kampüs içi ulaşımın hafif raylı sistemle sağlanmasının çevresel sürdürülebilirlik, enerji verimliliği ve erişilebilirlik açısından önemli katkılar sunacağını göstermektedir. Bu yönüyle çalışma, üniversite kampüslerinde raylı sistem uygulamalarına yönelik örnek bir model sunmakta ve gelecekteki benzer kentsel ulaşım projelerine rehberlik etmeyi amaçlamaktadır.
Uluslararası taşımacılık yapan lojistik işletmesinin taşıma türünün analitik hiyerarşi yöntemiyle seçimi: Vestel Beyaz Eşya A. Ş.'de uygulama
Kelime olarak nakliye, ulaşım ve taşıma anlamlarına gelen lojistik, tekerleğin icat edilmesiyle beraber sürekli olarak insanların ilgisini çekmiştir. Sanayi devrimi sonrasında kütlesel üretimin gerekliliği ve önemi artmış, bilgi teknolojisinin gelişmesi ve küreselleşmenin etkisiyle hem kaliteli üretimin yapılması hem de ürünlerin en uygun şekilde müşteriye ulaştırılması aynı derecede önemli hale gelmiştir. Her şirket maliyetlerini düşük seviyede tutup hizmet kalitesini en iyi şekilde sağlamak istemekte ve bu yüzden de karar vermesi zor olan durumlarda en doğru kararı vererek en iyi tercihi yapmaları beklenmektedir. Son yıllarda gerek ulusal ve gerekse de uluslararası taşımacılıkta artık küresel hale gelen dünya keskin bir rekabet ortamı doğurmuştur. Uluslararası taşımacılık yapan firmaların lojistik faaliyetlerinin bütün bölümlerini en iyi şekilde kavrayarak üreticiden tüketiciye doğru uzanan süreçte hizmet sağlamaları zorunlu hale gelmiştir. Küresel rekabetin yaşandığı ve birçok tedarikçinin bulunduğu dünyada lojistik firmaları rekabetin ötesine geçip rekabet üstü olmak zorundadırlar Geleceğin en önemli sektörlerinden biri olması beklenen lojistik sektörü, Türkiye'de de son zamanlarda hızla ilerleme gösteren sektörlerden biri olarak görülmektedir. Türkiye; Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarını birbirine bağlayan, Asya ve Avrupa arasında köprü işlevi gören, petrol bakımından zengin ülkelere komşu olan, stratejik bakımdan önemli boğazlara sahip, üç tarafı da denizlerle çevrili önemli bir coğrafi konuma sahiptir ve uluslararası taşımacılığın gelişmesine büyük katkılar sağlamaktadır. Bu çalışmada lojistik ve uluslararası taşımacılığın öneminden bahsedilmiştir. Uluslararası taşımacılık yapan Vestel Beyaz Eşya A.Ş.'de maliyet, hız, güvenilirlik, taşıma kapasitesi, yakıt fiyatı, teslimat, esneklik olmak üzere 7 kriterli, havayolu karayolu ve denizyolu taşımacılığı olmak üzere 3 alternatifli tedarik sürecinde çok kriterli karar verme yöntemlerinden biri olan Analitik Hiyerarşi Yöntemi (AHP) kullanılarak, hangi taşıma türünün daha uygun olacağı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Lojistik, Uluslararası Taşımacılık, Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV), Analitik Hiyerarşi Yöntemi (AHP)