Toplum
Bu konu başlığı altında 160 tez
Türkiye'de milliyetçilik algısı: Y ve Z kuşakları üzerine bir araştırma
Sosyal ve kültürel hayatın önemli olan bir parçası olan üzerinde uzlaşıya varılamayan millet ve milliyetçilik kavramları ve Osmanlı'dan günümüze olan etkileri gelişerek değişmiştir. Zamanla yaş grupları arasında yaşanan farklılaşmalar sonucu kuşak adı verilen soyut gruplar oluşmuştur. X, Y, Z gibi çeşitli isimlerle adlandırılan bu kuşaklar birbirinde farklı özelliklere ve algılamalara sahiptirler. Y ve Z Kuşağı ve önceki kuşaklar arasındaki tavır ve tutum farklılığı birçok alanda araştırma konusu olmuştur. Bu çalışmada, Y Kuşağı ile Z Kuşağı milliyetçilik algısı irdelenmektedir. Araştırma kapsamında nicel araştırma yöntemleri kullanılarak hem Z hem de Y kuşağına yönelik anket uygulanmıştır. Y ve Z kuşağının milliyetçilik algısını ölçmek için 2013 Uluslararası Sosyal Saha Çalışmaları Programı (International Social Survey Program-ISSP) Ulusal Kimlik ölçeğinden yararlanılmıştır.
İntihar olgusunun din ve toplumla ilişkisi üzerine uygulamalı bir araştırma: Batı Akdeniz Bölgesi örneği
İntihar, tarihsel süreçte hemen her toplumda görülen, gerçekleşme şekli bakımından bireysel bir olay; sebep ve sonuçları açısından ise toplumsal bir olgu olması nedeniyle kadim bir geçmişe sahiptir. Tarihsel süreç içerisinde intihara çok farklı anlamlar yüklenildiği gibi onu anlama ve açıklamaya yönelik farklı teorilerin ileri sürüldüğü görülmektedir. İntiharın çok geniş kavramsal yapısı ve çalışma alanına sahip olması, onun tek bir boyutla açıklanamayacağını göstermektedir. İntihar ile ilgili literatürde pek çok çalışma olmakla birlikte, yapılan bu çalışmaların büyük çoğunluğunda intiharın bireysel yönü üzerinde durulmuştur. Dolayısıyla, çalışmada intiharın toplumsal boyutu açıklanmaya çalışılmıştır. Bu araştırma, Batı Akdeniz Bölgesi'nde yer alan Antalya, Isparta ve Burdur illerinde yaşayanların intiharla ilgili tutum düzeyleri üzerinde olgusal kimliklerin etkisini ve dini tutum, hayatın anlam ve amacı, çalışma hayatı memnuniyeti düzeylerini incelemeyi amaçlamaktadır. Örneklem grubunu Antalya, Isparta ve Burdur il merkezlerinde yaşayan, 18 yaş ve üzeri 446 kadın, 572 erkek olmak üzere toplam 1018 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmada, "İntihara Yönelik Tutumlar", "Dini Tutum", "Hayatın Anlam ve Amacı" ve "Çalışma Hayatı Memnuniyeti" ölçekleri uygulanarak elde edilen veriler SPSS 26.0 programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda Batı Akdeniz Bölgesi'nde yaşayanların intihara yönelik tutumları üzerinde olgusal kimliklerinin anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği görülmüştür. Aynı zamanda uygulanan analizler sonucunda Batı Akdeniz Bölgesi'nde yaşayanların dindarlık, hayatın anlam ve amacı, çalışma hayatı memnuniyeti düzeyleri üzerinde sosyo-demografik değişkenler açısından anlamlı farklılıkların olduğu tespit edilmiştir. Son olarak, intihara yönelik tutumlar ile dini tutum alt boyutları, hayatın anlam ve amacı alt boyutları, çalışma hayatı memnuniyeti alt boyutları arasında pozitif/negatif yönde, farklı düzeylerde anlamlı/anlamsız ilişkilerin olduğu belirlenmiştir.
The reflections of sisterhood in Goblin Market by Christina Georgina Rossetti and Aurora Leigh by Elizabeth Barrett Browning
ABSTRACT This thesis studies the portrayals of sisterhood in Goblin Market by Christina Georgina Rossetti and Aurora Leigh by Elizabeth Barrett Browning. Despite the strict moral and social standards laid down on women by Victorian society, these works use female solidarity as a potent narrative device that stands in stark contrast to these conventions. Goblin Market offers sisterhood, real and biological female solidarity as redemption. It tells how the bond between Lizzie and Laura shows women having each other's back against gender threats in a world ruled by patriarchy. However, Aurora Leigh illustrates sisterhood through the social solidarity of women, even if untied by blood. Analysis of the relationship between Aurora and Marian in terms of gender roles, class differences, and the encroachment on freedom by women. This project may be the first comprehensive study of female solidarity in Victorian women's literature, combining feminist theory, gender studies, and comparative literary analysis. So while in many ways, Goblin Market and Aurora Leigh are mirror images of a patriarchal society of their time, they are also visions of places that never existed outside the lifeworlds that they depict in which women can depend on each other. This thesis from the outset aims to raise awareness of how dynamics of sisterhood are transformed in literature, extending feminist discussions historically and theoretically from Victorian to contemporary fiction. Keywords: Sisterhood, Feminism, Religion, Society, Victorian Age
Suretu'n-Nisa ve mukavvimâtu'l-hifâz ala'l-usra ve'l-mucteme' ve'd-devle
Konulu tefsir yöntemiyle yaptığımız bu çalışmamızda, Nisa suresinde yer alan; aile, toplum ve devlet müesseselerinin kurucu değerlerini ele almaktayız. Söz konusu surede; toplumun ıslahı, ailenin korunması ve adil bir devletin kurulmasına değinen oldukça fazla konunun işlenmesi dikkate değerdir. Bu sureyi oluşturan ayetlerin büyük bir bölümü, Müslümanlar ile Kureyş kabilesi arasındaki çekişmenin belli ölçüde yatıştığı bir zaman diliminde indirilmiştir. Surede işlenen bu mühim konular da İslam ümmetinin kurumlarının içten tesisi ve korunmasına yöneliktir. Nitekim aile, toplum ve devletten müteşekkil bu üç kurum, ümmetin hayatı için büyük önem arz etmektedir. Nisa suresi aile konusu üzerinde ciddiyetle durmuş, bunu da şu üç eksenle gerçekleştirmiştir: Birincisi; çoğunlukla zulme uğrayan taraf olması bakımından kadının hakları üzerinde yoğunlaşmasıdır. İkincisi; aile oluşumunun iki tarafı ve temel yapıtaşları olmaları açısından karı-koca arasındaki ilişkilerin düzenlenmesidir. Üçüncüsü ise; aileyi kapsayan fıkhi ve kanuni hükümlerin belirlenmesidir. Nisa suresi aynı şekilde, altı çerçeve üzerinden toplumun ıslahı ile de ilgilenmiştir. Bunlar: Malın korunması ve servetin dağıtımı, canın muhafazası, ırzın himayesi ve ona karşı oluşabilecek tehditlerden korunması, hakların sahiplerine teslimi, toplum hakkında birtakım düzenleme ve iyileştirmeler ile toplumu münafıkların hilelerinden sakındırmaktır. Nisa suresi aynı zamanda adil bir devletin temellerini de ortaya koymuştur. Bunu ise dört noktada ele almıştır. İlki; yöneten ve yönetilen güruh arasındaki ilişkilerin düzenlenmesidir. İkincisi; yönetimin konumunu belirleme ve İslami bir devlet sisteminde yönetimin İslamî- şerî hükümlere tabi olduğunu beyan etmektir. Üçüncüsü; yönetim, yargı ve hayatın tüm alanlarında adaletin tesisi için genel hükümler va'z etmektir. Sonuncusu ise; iç ve dış güvenliği temin etmek için alınacak temel önlemlere dikkat çekmektir.
Katharine Burdekin'in Swastika Geceleri ile Margaret Atwood'un Damızlık Kızın Öyküsü ve Ahitler adlı eserlerinde birey, toplum ve devlet olgularının karşılaştırılması
Bu çalışma, feminist distopya türündeki Swastika Geceleri, Damızlık Kızın Öyküsü ve Ahitler adlı romanların analizini ve karşılaştırılmasını konu edinmektedir. Bu analiz ve karşılaştırma birey, toplum ve devlet olgularının kadının ve erkeğin indirgenmesine etkileri bakımından gerçekleştirilmektedir. Çalışmanın amacı, bu etkilerin karşılaştırılması yoluyla kadının ve erkeğin bireysel, toplumsal ve siyasal alandaki indirgenmesini somutlaştırmaktır. Çalışmanın yöntemi olarak söylem analizi ve karşılaştırma benimsenmiştir. Bu çerçevede çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümünde feminist bağlamda birey, toplum ve devlet olgularında kadının ve erkeğin konumlandırışına değinilmiştir. İkinci bölümde romanlar özelinde aynı olgular üzerinden söylem analizi ve karşılaştırma yapılmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise romanlarda kadınların ve erkeklerin indirgenmesine ilişkin bu olguların benzer etkileri karşılaştırılmıştır. Çalışmada akıl, beden, düşünce, dilin kullanımı, kamusal ve özel alan örnekleri, din, eğitim, mülkiyet ve isimlendirme/isimsizleştirme üzerinden indirgenmeye etkiler tespit edilmiştir.
Hayali düzen
İnsanoğlu, kalabalık toplumlar oluşturdukça bu toplumları oluşturan bireyleri birbirine ve topluma bağlamak ve mevcut toplumsal yapının etkin bir şekilde devam edebilmesini sağlamak için, Hayali Düzen adı verilen üst anlatılar icat etmişlerdir. Hayali Düzen, tarih boyunca, imgeleri kullanarak insanın topluma ve kendisine bakışındaki pek çok şeyi belirlemiştir. Toplumun imgeler üzerine etkin bir şekilde düşünen bir üyesi olan sanatçı da Hayali Düzen anlatılarından bağımsız değildir. Ancak kendi dünyasını bununla sınırlandırmak zorunda değildir. Hayali düzen(ler) tarih boyunca etkin oldukları toplumlarda gerçeğin nasıl algılandığını belirlemişlerdir. Kabul edilmiş gerçekliğin sınırları hayali düzen çerçevesi içinde kalmıştır genel olarak. Bunu tarihsel süreç içindeki sanatsal çalışmaların kısa bir değerlendirilmesiyle göstermek mümkündür. Günümüze kalan sanatsal çalışmalar, yapıldıkları dönemin ruhunu ve elbette hayali düzenini yansıtırlar. Sanat eserlerinin anlattıkları "hikâyeler" buna göre şekillenmiştir. Oysa özellikle çağdaş döneme yaklaştıkça insanoğlu bu üst anlatının varlığını daha çok fark etmeye başlamışlardır. Özellikle aklın egemenliği artmaya başladıkça toplum ve sanatçılar üst anlatıların işlevlerini bazen bilinçsiz bir şekilde olsa da, ama mutlaka, sorgulamaya başlamışlar ve bu sorgulamalardan büyük değişimler devşirmişlerdir. Amacım, gerçeklik ve hayali düzen kavramlarına kısa, ama toparlayıcı bir bakış attıktan sonra, özellikle günümüz sanatçılarının işlerinde ve elbette kendi çalışmalarımda hayali düzen'in etkisini sorgulamak, en azından görmeye çalışmaktır.
İkinci yeni şiirinde İstanbul
Türk şiirinin marjinal ve muhalif yapısıyla ön plana çıkan İkinci Yeni dönemi şiir anlayışı, farklı bakış açısına sahip şair kadrosu ile çeşitli konuları özgün yaklaşımlarla ele ve estetize ederek zengin imge ve hayaller eşliğinde okuyucuya ulaştıran bu poetik arkın şiirlerde kullandığı mekanın, tabî güzelliği, stratejik konumu, çok kültürlü tarihî yapısı ile İstanbul olması, dizelere derinlik katarken şiirlere estetik değer kazandırmaktadır.
Cumhuriyet Dönemi tiyatro eserlerinde aile (1923-1969)
Refik Halid Karay, Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ahmet Kutsi Tecer, Cevat Fehmi Başkut, Ahmet Muhip Dıranas, Oktay Rifat, Necati Cumalı, Orhan Asena ve Turgut Özakman'ın aile ve kadın odaklı bir yaklaşım güderek yazdığı tiyatro eserleri, toplumsal gerçekliklerin ve modernizm hareketlerinin aile hayatı üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini ortaya koyar. Bu bağlamda, tiyatro eserlerindeki gelenek ve kültürel değerlerle bütünleşmiş aile modelleri tasnif edilerek incelenmiş ve toplumun zihin dünyasındaki ideal kadın ve aile olgusunun nasıl olduğu, kırsal ve kentsel bölgelerdeki aile ilişkilerini belirleyen dinamiklerin neler olduğu sorularına cevap aranmıştır. Türk ailesinin hayat tarzını değiştiren modernizm hareketinin etkileri "Toplumsal Değişim ve Aile" ve "Kadınlar ve Evlilik Hayatı" olmak üzere iki başlık altında ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Aile, Kadın, Toplum, Gelenek
Lübnan siyasal sisteminin açık ve kapalı medeniyet yaklaşımları
Bu çalışmada, medeniyet kavramına getirilen açık ve kapalı medeniyet yaklaşımının siyasi ve hukuki düzlemdeki teorik çerçevesini ve bu iki yaklaşımlar arasındaki farkı ortaya koyarak, bu yaklaşımın ışığında modern dönemde iki medeniyet yaklaşımını da tecrübe etmiş hususi bir vaka olarak Lübnan Devleti'nin son 200 yıllık tarihindeki siyasi olayları ve hukuki gelişmeleri ele alınmıştır. Açık ve kapalı medeniyet yaklaşımlarının Batı ile dünyanın geri kalanı arasındaki kırılmanın düzlemini yansıtması ve bu kırılmaya rehber oluşturabilecek bir yaklaşım olarak Recep Şentürk tarafından ortaya konmuştur. Bu anlamda Lübnan tarihinin 1860-1920 yılları arasında huzurlu geçen, açık medeniyet yaklaşımının modern devlet sistemi ile uyumlu yapısını gözlemlediğimiz mutasarrıflık dönemi incelenecektir. İkinci olarak Birinci Dünya Savaşı sonrasında Fransız mandası altında geçen 1920 ile 1943 yılları arasındaki kapalı medeniyet paradigmalarının bir idare sistemi oluşturmaya çalıştığı ve Batı medeniyet düşüncelerinin yerleşik medeniyet anlayışı yerine ikame edilmeye çalışıldığı dönemi; üçüncü kısımda ise Lübnan'ın Fransa'dan bağımsızlığını kazandığı 1943 sonrasından bugüne değin artık yerleşmiş bulunan kapalı medeniyet yaklaşımının siyasi ve toplumsal düzlemdeki sonuçları anlatılıp, sonuç bölümünde bu iki yaklaşım karşılaştırılacaktır.
Çağdaş sanatta bedenin cinsel temsiliyetine bir bakış
Beden nedir? Bedeni tanımanın insan için önemi nedir? Özgür bir beden olabilmek insan için neden önemlidir? Cinsiyet nedir? Cinsel kimliklerin inşasındaki iktidar güçlerinin amaçları nelerdir? Gibi sorulara yanıt arayarak oluşturulan tez, Çağdaş Sanat alanındaki üretimlerden yola çıkarak, bu sorulara cevap arama ve yeni sorular için düşündürücü olma amacındadır. Farklı gösterge rejimleri çerçevesinde; beden kavramı ve bedenin hedef olarak sanatla olan güçlü bağı, bu çalışmanın odak noktasını oluşturur.20. yüzyılda aklın egemen hale gelmesi, bilimsel ve teknolojik gelişmelerle biçimlenen bireysel yaşamın, özellikle 1970'li ve 1980'li yıllarda hem artistik pratiğin hem de sanat yapıtının geleneksel kavramlar kapsamından çıkıp yeniden sorgulanmasına sebep olmuştur. Sanat bundan böyle; düşündürücü olmasıyla, sıra dışı görselliğiyle, sınırsız imgelemiyle en ilginç malzeme olan insan bedeniyle iletişim kurmaya, fikirleri iletmeye yarayan bir araç olarak kullanılmıştır. Sanat ve düşün ilişkisinin plastik sanatların sınırlarından kurtulmasıyla aynı döneme rastlayan pek çok çalışmada, sanatçılar bedeni bir ifade aracı; insanı da konuşan, düşünen ve eyleyen bir özne olarak kullandılar. Bu tez çalışmasında, beden izleğinin sanata yansıması tarihsel sürecinden, Modern anlayışa ve Postmodern döneme kadar, sanatsal üretimlere olan aksı üzerinden incelendi. Geçmişten günümüze kadar, çoğu disiplinde irdelenen beden kavramının bir uygarlık miti olarak, sanatsal serüveni, en önemli örnekler ele alınarak ve değerlendirilerek kaleme alınmıştır.Anahtar Kelimeler: Beden, Sanat, Cinsiyet, Performans, Toplum
Kuruluşundan Meşrutiyet'e Nevşehir 1718-1876 (Fizikî, idarî, demografik ve sosyo-ekonomik yapısı)
İşbu çalışma, Nevşehir tarihini konu edinip kuruluşundan itibaren 1876 yılına kadar şehrin geçirmiş olduğu değişimi ve dönüşümü ele almaktadır. Esasen 1718 ile 1876 yılları arasındaki 158 yıllık süreci kapsayan bu çalışma; belirtilen döneme ait belgelerin, vesikaların ve dokümanların tetkik edilmesiyle ortaya konacak bilgilerden teşekkül etmektedir. Nitekim bu kaynaklarla alakalı temel bilgiler, çalışmanın giriş kısmında yer almaktadır. Tezde, giriş kısmını takip eden beş bölüm bulunmaktadır. İlk bölümde Nevşehir'in sahip olduğu fizikî yapı hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde ise Nevşehir'in idarî yapısı ve köyden kente dönüşüm süreci üzerine muhtelif bilgiler ortaya konulmuştur. Şehrin ekonomik ve iktisadi karakteristiği ile alakalı bilgilerin yer alacağı üçüncü bölümün ardından Nevşehir'in içtimai ve kültürel dokusunu ortaya koyan hususları ve özellikleri vurgulayan dördüncü bölüm gelmektedir. Tezin son kısmını oluşturan beşinci bölümde ise şehrin demografik yapısı hakkında çeşitli bilgiler sunulmaktadır. Tezin değerlendirilmesinin yer aldığı sonuç kısmı ile çalışma sona ermektedir.
İsmet Özel'in millet ve toplum anlayışı
İsmet Özel`in millet ve toplum hakkındaki görüşlerini anlayabilmek için, Türklük'le ilgili görüşlerine müracaat etmek gerekmektedir. İsmet Özel, Türklük ve İslâm'ı birbirinden ayrılmaz iki kavram olarak görmektedir. Ona göre, Anadolu'nun Türk yurdu olmasından sonra Türk kimliği tam anlamıyla oluşmuştur. Türkler'in müslüman olması ile başlayan, Anadolu'nun yurt edinilmesiyle oluşan Türk kimliği, Anadolu topraklarında hâlâ varlığını sürdürmektedir. Kişi ancak mümin vasfıyla Türklüğünü arttırabilir. Türklüğün ortaya çıkması, yaratıcı tarafından gönderilen, doğru yola ulaştırıcı bilginin anlaşılması ve içselleştirilmesiyledir. Bu nedenle, İsmet Özel, Türklüğü aklî bir faaliyet olarak da görmektedir. Akıl olmadan müslümanlık ve Türklük anlaşılmaz. Türklük akıl ile birlikte üretken olmayı ve etkin olmayı gerektirir. Ayrıca, İsmet Özel'in toplum hakkındaki görüşlerini anlayabilmek için, modernizm ve Batı medeniyeti hakkındaki görüşlerini de göz önünde bulundurmak gerekmektedir. İsmet Özel'e göre, kapitalizmin Türk toplumuna olan etkisi, onun öz kimliğinden uzaklaşmasına ve yozlaşmasına neden olmuştur. Batı'da ortaya çıkan gelişmeler Türk toplumunun inançlarına muhaliftir. Batı'nın değerleri Türk toplumu için örnek olacak değerler değil; aksine, uzaklaşılması gereken değerlerdir. O'na göre, dinî ve manevî değerlerin etkisiyle bir araya gelen insanların oluşturduğu bir toplum geçmişte olduğu gibi gelecekte de daha etkin bir rol üstlenecektir.
Bireyin duygu haritası
İnsan toplumda konumlanışının gereği ve sonucu olarak, birtakım ikiliklerle yüzleşmek zorunda kalabilen bir varlıktır. İnsanın toplumsal varoluşu olarak bireyselliği ve zihinsel varoluşu olarak insanlığı belirli durumlarda uyuşmayabilir ve karşı karşıya gelebilir. Toplum, birey ve insan arasında oluşan ikilikler ve yarılmalar, duygular ve iç diyaloglar üretir. Bu duygular ve iç diyaloglar zihnin metafizik süreçleriyle kurulan temaslarda görülebilir. Bu temaslar bir iç çatışmanın yapısını oluşturur. Bireyin duygu haritasını ortaya koyan resimler oluşturulurken, içsel ve dışsal ikiliklerin çerçevesinde, insanın bazı dürtüleri temel alınmıştır. Bu dürtüler, var olmak ve yok olabilir olmak, duygulanım kararları ve ardındaki düşünceler, kültür, toplum ve insan arasındaki etkileşimde ortaya çıkan duygusal unsurlardır. Bu araştırmada yapılan resimlerde, duygular fragmanlar olarak plastik bir dile dökülmüştür. Fragmanlar alegorik kurgular olarak simgeler, figürler, mekânlar ve nesneler üzerinden ifadeler ile biçimlere aktarılmıştır. Resimlerde simgeler mitlerden ve toplumsal imgelerle ilgili kişisel yorumlardan yararlanılarak kullanılmıştır. Bedenler, mekânlar ve nesneler, toplumun birey üzerindeki baskısını ortaya koymak adına, edilgenlik duygusunu verecek şekilde çözümlenmiştir. Araştırmada, duyguları ve iç diyalogları resmetmek amaçlanmıştır.
Yaşamsal bir kolaj-köşebaşı hikayeleri
Araştırmanın özünü oluşturan hikâye kavramının ortaya çıkmasında, benliğimde ve belleğimde vurucu izler bırakan yaşantı parçaları rol oynamıştır. Yaşamımın ve bazı yaşantıların kırılgan yönü, hikâyelerin üzerimde bıraktığı etkiler, sanat ve hikâye ilişkisi üzerine incelemeler yapıp, bu incelemeler sonucunda görsel sanatlar bağlamında ürettiğim çalışmalarımın var olmasına sebebiyet vermiştir. Hikâye nesiller boyunca bir şeyleri iletmenin en eski yöntemlerinden biri olmuştur. Tarihsel serüvenine odaklandığımızda, geçmişten günümüze insanların yaşantılarını, tecrübelerini, tüm değerlerini aktarma eğiliminde etkin rol oynayan hikâye, her dönemde yeni teknikleri bünyesinde bulundurarak varlığını canlı kılmaktadır. Yaşam- ölüm- yaşam ekseninde döngüsünü sürdürmüş olan hikâye, sözlü kültür öncesi, sözlü kültür ve yazılı kültür, dijital çağ olmak üzere her dönemde yeni tekniklerle donanmış ve bu teknikler hikâyenin belleği işlevi gören yeni formlarla çeşitlenmiştir. Araştırmada hikâyenin tarihsel serüveninin ve hikâyeler oluşturan hayatların, benliğim ve insanlar üzerindeki etkileri irdelenmiştir. Otobiyografik anılar, toplumsal cinsiyet, savaş, ötekileşme, acı, melankoli gibi yaşanmışlık içeren kavramlarla oluşturulmuş yapıtlar, sanat ve sanatçı bağlamında incelenmiştir. Bir var olma biçimi olarak, yaşamın içinde kendimi biçimlendirip, anlamlandırıp, tanımladığım yer olan hikâyeler sanatsal uygularımda varlığını sürdürmektedir. Farklı zaman ve mekânlardan toplanmış görsel, işitsel, nesne ve düşünce parçalarıyla bütünleştirdiğim, biçimlendirip, anlamlandırdığım sanatsal uygulamalarım çözümlemeleriyle sunulmaktadır.
Mavi ekonomi ve mavi büyüme: Su-toplum ilişkisi ve deniz kaynaklarında sürdürülebilir kalkınmadan yararlanma
Bu çalışma, özellikle son dönemde fazlasıyla konuşulan bir konu olan mavi büyüme ve mavi ekonomi konularını suyun insan hayatındaki önemine ve gerekliliğine vurgu yaparak ele almaktadır. Suyun zaman içinde küreselleşen dünyada kapitalizmin de etkisiyle özelleştirilmeye çalışılmasından ve suyun her bireyin evrensel bir temel hak olduğu vurgulanacaktır. Günümüzde Sürdürülebilir kalkınma, çevresel kaynakların etkin bir şekilde kullanılması ve gelecek nesillere sağlıklı bir yaşam ortamının bırakılması için giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Buna göre mavi ekonomi ve mavi büyüme kavramları, deniz kaynaklarının sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasını ve denizlerin ekonomik potansiyelinin artırılmasını hedeflemektedir. Kavram olarak mavi ekonomi, deniz kaynaklarının sadece ekonomik olarak kullanılmasından ziyade çevresel, sosyal ve kültürel sürdürülebilirlik ilkelerini de içeren bir yaklaşımı ifade etmektedir. Bu çalışmanın amacı, mavi ekonomi ve büyüme kavramlarını anlamlandırmak ve bu kavramların deniz kaynaklarının sürdürülebilir kullanımına nasıl katkı sağladığını belirlemektedir. Sonuç olarak, mavi ekonominin ve mavi büyümenin deniz kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı, ekonomik gelişme ve sürdürülebilir kalkınma arasında güçlü bir ilişki kurduğunu ve bu alanda daha fazla çalışmanın önemli olduğunu ortaya koyacaktır.
John R. Searle ve Pierre Bourdieu'de dil, toplum ve güç ilişkisi
Bu tezin amacı, dil, toplum ve güç arasındaki ilişkiyi John Searle ve Pierre Bourdieu'nün düşünceleri ışığında göstererek dil felsefesi ve toplum felsefesi arasında bir bağlantı ya da köprü kurmaktır. Bu amaç doğrultusunda ilk olarak Searle'ün toplumsal gerçekliği inşa ettiğini düşündüğü ilkelere değinilip bu ilkelerin dil ile bağlantısı ortaya konmuştur. Ardından Searle'ün toplumsal gerçekliği ve bir manada insan uygarlığını yaratan şeyin dil olduğuna ilişkin iddiası tartışılıp onun dilin kurucu rolüne ilişkin bu iddiasının aslında dil, toplum ve güç arasındaki ilişkiyi gösterdiği belirtilmiştir. Bu ilişkiyi daha görünür hale getirmek adına Bourdieu'nün toplumsal güç ilişkilerini ve sosyal bilimlerdeki karşıtlıkları ortadan kaldırmak için inşa ettiği pratik teorisinin kavram ve varsayımları onun dil anlayışıyla birlikte ele alınmıştır. Bu kavram ve varsayımlar dil ile birlikte ele alınıp çözümlendiğinde Bourdieu düşüncesinde dil, toplum ve güç arasındaki ilişki de açık hale gelir. Son tahlilde dil felsefesi ve toplum felsefesi arasında kurulması planlanan bağlantı hem Searle'ün hem de Bourdieu'nün dil, toplum ve güç arasındaki ilişkiye dair görüşleri çözümlenerek, değerlendirilerek ve karşılaştırılarak güçlendirilmiştir. Bu iki düşünür birlikte ele alınarak hem sözü edilen iki düşünür arasındaki hem de problem alanları ve felsefi disiplinler arasındaki ayrım ve sınırlar ihlal edilmeye ve bir anlamda ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır.
Üsküdarlı Aşki divanında din, toplum ve insan
Bu çalışma, 16. yüzyıl Divan şairlerinden Üsküdarlı Aşkî'nin Divanı'nın tahlili üzerinedir. Üsküdarlı Aşkî, içerdiği şiir sayısı, nazım şekilleri, dili ve döneminin sosyal hayatına ışık tutan beyitleri açısından zengin bir Divan'a sahiptir. Ancak bugüne kadar Divan üzerinde yapılan çalışmalar, metin neşri ile sınırlı kalmıştır. Bu durum bizi Aşkî Divanı üzerinde bir tahlil çalışması yapmaya sevk etmiştir. Çalışmamızın temel amacı, şairin Divanı'ndaki din, insan ve toplumla ilgili konuları ele alıp içeriklerini yorumlayarak edebiyat dünyasına tanıtmaktır. Aşkî'nin beyitlerinde ifadesini bulan din, tasavvuf, insan ve topluma dair duygu ve düşüncelerin dönemin edebiyatına katkılarını araştırmak da çalışmamızın önemli hedeflerinden olmuştur. Çalışmamızda şairin hayatı, ilmî ve edebî şahsiyeti, eserleri ve incelememize esas aldığımız Divan'ı hakkında bilgi verildikten sonra, Aşkî Divanı Din-Tasavvuf, Toplum ve İnsan olmak üzere üç ana bölümde incelenmiş, şairin hayata ve yaşadığı döneme dair izlenimlerinin şiirine yansıması araştırılmıştır.
1950 kuşağı öykücülerinin gerçeklik tartışmaları üzerine bir araştırma
Türk edebiyatı tarihinde pek çok kez tartışmaların konusu olan gerçeklik üzerinde, 1950'li yıllara gelindiğinde tekrar konuşma ihtiyacı hissedilir. Edebî metinlerin gelişimi içinde idealize edilen gerçekliğin kırılarak Sait Faik'in yön belirlemiş olduğu insan/birey gerçekliği düzlemine çekildiği yıllarda kendilerinden bir kuşak olarak bahsedilen 1950 kuşağı, Sait Faik'in yolunu genişleterek gerçekliği çok boyutlu biçimde anlatıma ve yazıma taşımaya çalışmışlardır. Yazarlığın bir bilinç işi olduğunun farkında olan bu kuşak, edebiyatı bir propaganda yapmak için kullanan yazarlara dış dünya gerçeğini yalnızca nesnel biçimde, basmakalıp gerçeklikle gösterdikleri yönünde eleştiriler getirmişlerdir. Bütüncül bir gerçekliği tüm anlatı unsurlarında parçalayarak toplum-birey ilişkisini yeni bir gerçeklik anlayışı doğrultusunda işlemişlerdir. Toplumsal, ideolojik ve varoluşsal etkenler öykülerinin dinamiklerini kurmada etkili olmuştur. Bu bağlamda kendilerinden öncekiler tarafından benimsenen "fotoğraf gerçekliğine" karşı tavır geliştiren kuşak yazarları, bireyin iç gerçekliğini yeni anlatım biçimleri deneyerek ortaya koymuştur. Anlatımlarını üst-gerçeklik, varoluşçu söylemlerle besleyerek derinliği arttırmışlar ve gerçekliğe boyut kazandırmışlardır. Kullanmış oldukları imgesel dil, çağrışımsal üslup, devrik cümleler, tam bir cümleyi parçalama gibi uygulamalar Türk edebiyatında yeniliği ve çeşitliliği oluşturur. Kurgularındaki düşsellik yeni temalara zemin oluşturmuş, zamanda ve mekânda nesnel/dış gerçeklik bireyin gerçekliğine dönük şekilde yerleştirilerek öykü klasik yapıdan uzaklaştırılmıştır. Modern olanı anlama ve anlatma düşüncesi ile gelenekten gelen bütün tekdüze oluşumlar aşılmak istenmiştir. Dil ve anlatım üzerinde yaptıkları yeni uygulamalar her birinin kendi üslubunu oluşturmasına olanak tanımıştır. Üslubu yaşam, yaşamı insan ile bir tutan 1950 kuşağı öykücüleri, kabullenilen gerçeklik anlayışının dar sınırlar içinde kaldığı görüşüyle bu sınırları genişletme imkânı oluşturarak yeni kavramların türemesine sebep olmuşlardır. Birey gerçekliğini kavrayışta yeniliğe sebep olan kuşağın, zihniyet değişimine önemli katkıları olmuştur. Anlatım ve kurgu bakımından getirdikleri yenilikler Türk öyküsünün modern çizgide gelişimini sağlamıştır.
Roberto Esposito da COVID-19 özelinde toplumsal bağışıklık ve beden
Toplumsal bağışıklık, biyolojik bir varlık olan bedenin sosyalleşmesinin bir türevi olarak ifade edilmektedir. Pandemi ile birlikte ortaya bağışıklık tartışmaları çıkmıştır. Bu tartışmalar bağışıklığı kültür ve politikayı oluşturan değişkenler kapsamında yeniden inşa eden bir araca dönüştürmüştür. Bedensel bağışıklığı çöken bir toplumun yeniden nasıl üretildiğini ya da ne şekilde yapılandırıldığını anlamak bu araştırmanın konusudur. Roberto Esposito, "bağışıklık ve topluluk" kavramlarının birbiriyle ilişkili olduğunu ifade eder. Esposisito'ya göre topluluk biyo-politik bir anlam taşımakta, bağışıklık ise biyomedikal bir kavramsal ağı içinde şekillenmektedir. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır.Bu çalışmada İtalyan filozof Roberto Esposito'nun modern paradigmayı açıklayan yeni bir politik proje olarak ifade ettiği "bağışıklık" kavramının sosyolojik olarak ne anlama geldiği ve özellikle pandemi süreci ile birlikte toplum ve beden üzerinde nasıl kontrol aracına dönüştüğü iddia edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Bağışıklık, Beden, Topluluk, Toplumsal Bağışıklık
Nurettin Topçu düşüncesinde yeni bir insan, millet ve toplum modeli
Nurettin Topçu, yaşadığı 20. asırda Türk düşünce sistemine hakim seküler, materyalist, mekanist, determinist ve pozitivist akımları tenkit ederek, maddeden ruhun derinliklerine doğru mistik bir ''hareket'', derunî bir irade kuvvesini hayatın anlamına yükleyen ''Yarınki Türkiye''yi, nev-i şahsına münhasır yeni bir paradigma ile, ''yeni bir insan, millet ve toplum modeli'' tasavvuru ile açıklayan bir düşünür olarak kabul edilebilir. Nurettin Topçu; genelde insanlığın, özelde memleketi ''Anadolu''nun sorunlarıyla ilgilenen, teoriyi pratikte göstermenin gerekliliğini savunan, Doğu kültürü ile Batı medeniyetini yaşayarak analiz etmeye çalışan bir şahsiyettir. Onun şahsiyeti ''hürmet, merhamet ve mesuliyet'' üzerine inşa edilmiştir. Bu inşa sürecinde kırk yıl öğretmenlik yaptığı dönemde öğrencilerine ve insanlığa, gerek yazdıkları gerek konuştukları gerek söyledikleri ve gerekse davranışları ile karakter eğitimi vermeye çalışarak; izzet-i nefsine düşkün, maddeye ve bedenî ihtiraslara, körü körüne bağlanmaya, modern köleliğe, uysallığa, sorgusuz sualsiz sürü psikolojsine isyan eden bireylerden müteşekkil millet ve toplum modeli oluşturma saikiyle hareket etmeye çalışmıştır. Anahtar Kelimeler: Nurettin Topçu, İnsan, Millet, Toplum, Ahlâk, İsyan, Hareket, Demokrasi, Meritokrasi
Armenian schools in contemporary Turkey: Governmentality, community, resilience
In the grip of central examination systems, the marketization and pri-vatization of schooling, regulations of a nation state which maintains its emphasis on its Turko-Islamic tenets, and the escalation of competition among students as an outcome of an endeavor to be incorporated into global job markets, the Armenian schools struggle to breed a nurturing soil for Armenian cultural sustainability. The main objective of this re-search is to analyze to what extent the Armenian schools serve as plac-es of cultural empowerment in spite of the external constraints that the educational system in Turkey breeds and the political targeting Armenian community experiences today. Although the schools are places of acculturation in which the wishes of the nation state almost always prevail, this does not mean that latitude in education is fully en-compassed by precepts of national education. There is a possibility for the schools to function as spaces for cultural self-realization as opposed to the political targeting and marginalization they are subjected to. The aim of this study is to unpack the broader educational field encapsulat-ing the Armenian schools, and to paint a comprehensive picture which summarizes bureaucratic functioning, quotidian practices, daily predic-aments, the network of relationships interwoven around the schools or any pattern that delineate their overall milieu, so that it could be possi-ble to understand how self-meaning is produced in the schools.
Beden ve zihin politikaları üzerinden 2000'li yıllarda engelli bireylerin Türk sinemasındaki temsilleri
Geçmiş, insanlık tarihini yansıtan bir ayna niteliğindedir. Aynaya bakıldığında yaşanan savaşların, doğal afetlerin vb. durumların beraberinde hem kazançlar hem de kayıplar getirdiği görülmektedir. Bireyler, bazen refaha ulaşırken kimi zaman da zorlaşan hayat ile mücadele etmek zorunda kalırlar. Bu mücadele içerisinde engelli bireyler daha fazla güçlük çekmektedirler. Hayat şartlarının yanında toplumun, iktidarın ve daha birçok etkenin baskıcı ideolojisi ve tavrı yer almaktadır. Öteki konumunda görülüp birtakım yaptırımlar ile karşı karşıya kalırlar. Engelli bireylerin öteki olarak yansıtılması noktasında medya da büyük bir etkiye sahiptir. Bununla birlikte, medyanın engelli bireyler ile ilgili olumsuz düşüncelerinin aktarımını sağlamasının yanında iyileştirici bir yönünün de olduğu unutulmamalıdır. Bu bağlamda büyük kitlelere ulaşabilme gücüne sahip sinema ise hem engelli bireyleri konu alan filmler hem de engelli bireylerin filmlerde oyuncu olarak yer almasıyla dikkat çekmektedir. Bu çalışmada da öncelikle toplumsal sapma ve engellilik durumuyla ile ilgili açıklamalara yer verilerek beden ve zihin politikaları tarihsel süreç dikkate alınarak incelenecektir. Beden politikaları ve zihin politikaları kapsamında bir değerlendirme yapılarak 2000'li yıllarda Türk Sinemasında engelli bireylerin nasıl yansıtıldığına bakılacaktır. Çalışmada, 2000'li yıllarda Türk Sinemasında engelli bireyleri konu alan filmler içerisinden "Benim Dünyam", "7.Koğuştaki Mucize", "Tamam mıyız?" ve "Şuursuz Aşk" filmleri seçilmiştir. Bu filmler üzerinden engelli bireylerin nasıl temsil edildiği içerik analiz yöntemi kullanılarak çözümlenir. Anahtar Kelimeler: Engelli birey, zihin politikaları, beden politikaları, toplum, sinema
Devlet ve mekân: Stratejik ilişkisellikten toplumsal uzama
Bu çalışmanın temel itkisi, devleti ve mekânı parçalama gayretidir. İlkin devlet alanının sahip olduğu ontolojik yapıyı bulma ve tözcü fikirleri bir kenara bırakma derdine girilmiştir. İkinci temel nokta ise devletin meşru bir zemin kazanması ve pratiklerini gerçekleştirebilmesi için mekân formuna duyduğu ihtiyaç çalışılmıştır. Bu doğrultuda en küçük örgütlenme biçiminden daha makro yapılara giden bir analizin sonucu olan çalışmanın seyri, Marksist bir okumayla devleti ve mekânı yeniden anlama çabasına gidilmiştir. Birbirine bağımlı bu iki mecranın toplumsal arenayı formüle etmesi, farklı reaksiyonların ortaya çıkmasına neden olmuş ve iki önemli veriyi işlememize olanak tanımıştır. Haussmann'ın Paris'i yık-yap usulüyle Wacquant'ın kent paryaları özelinde cereyan eden bu işlem hali, farklı sermaye türlerinin yeni yüzünü göstermiştir. Böylece devlet- karşılaşması; simgesel kopuşlar ile mekânsal keskinlikler yaratarak toplumsal arenayı yeniden inşa etmemizi sağlamıştır.
Üniversite-toplum işbirliğinde öğrenen-ders yöneticisi etkileşimi: Second Life (SL) üzerine bir çalışma
Bu araştırma, Üniversite-Toplum İşbirliği çerçevesinde Second Life (SL) sanal platformunda gerçekleşen öğrenen-ders yöneticisi etkileşimi üzerine uzaktan eğitim uzmanlarının görüşlerini almayı amaçlayan bir durum çalışmasıdır. Araştırmada, Sanal Gerçeklik, Second Life modeli ile değerlendirilmiştir. Bu amaç doğrultusunda Second Life sanal ağ platformunda yer alan sayısal (dijital) toplulukların öğrenen-ders yöneticisi etkileşimleri, Akıl Araçları Modeli (Jonassen,1996) ve Etkileşim-İletişim Kuramı (Holmberg, 1989) çerçevesinde tartışılmıştır. Etkileşim, bireysel ve işbirlikçi öğrenme etkinliklerinin ilkeleri bir matris (dizey) içinde değerlendirilmiştir. Bu ilkeler doğrultusunda oluşturulan yarı yapılandırılmış, açık uçlu anket soruları, yurt dışından dört (4) uzaktan eğitim uzmanına ePosta yoluyla gönderilmiştir. Çok kapsamlı verilmiş olan yanıtlar, gönüllülük esasına dayandırılarak toplanmıştır.Öğrenen-ders yöneticisi etkileşimi üzerine 36 matrise dayalı soruya ilişkin 189 tema ve 185 ana tema elde edilmiştir. Sonuçlar, Second Life platformunun sınırlı yapısıyla eÖğrenme açısından etkin bir ortam olmadığı ve uygun andragojik ve iletişimsel tasarımlamalara gereksinim duyduğu yönündedir.