Toplumsal bellek
55 theses under this subject heading
Hatırlamanın poetikası: Arayış olarak hafıza ve sinemaya fenomenolojik bir yaklaşım
Bu çalışma, hafızayı ve sinemayı, zamanı görünür kılmanın ve dünyadaki şeylerin zamansal görünüşlerine yaklaşmanın iki ayrı biçimi, dolayısıyla özgül bir zamansal ve bedensel deneyimi imleyen bir arayış, bir tefekkür olanağı olarak ele alır. Şeyi yine şeyin kendisinden hareketle anlamayı salık veren fenomenolojik yöntemin kılavuzluğunda, hafızayı, geleneksel ontolojinin örtük bıraktığı bedenden, sonlu bilinçten, yani kendisini var eden eylemden, hatırlama'dan hareket ederek anlamayı dener. Bununla, bilgi ve temsil sorununa indirgenmiş bir hafıza kavrayışının dışına çıkmak amaçlanır ve sinemanın bunun olanağı olduğu varsayılır. Sinemayı, gerçekliği temsil ve kayıt eden bir aygıt olarak değil, bedensel bir varoluşun gerçekleşmesi, dolayısıyla bir bilinç, bir düşünce etkinliği olarak kavrayan fenomenolojik yaklaşımlardan ve temsil etmeyi bile isteye reddeden, anti-mimetik film yapma pratiklerinden sonra, sinemanın hafıza için ne önerdiği önemli bir soru olarak önümüzde durur. Bu çalışmayla, özellikle zamanı uzamdaki hareketten değil de imgeden türeten modern sinemanın, hafıza çalışmalarında dikkate alınması gereken özel bir yeri olduğunu göstermek ve fenomenolojik yöntemle sinemaya bakmanın imkânlarını duyurmak hedeflenir. Bu minvalde, modern sinema örneği altı film, hafıza ve nostalji izlekleri üzerinden fenomenolojik bir yaklaşım çerçevesinde betimlenir.
The effects of forced migration on generations and societies: A historical and analytical approach to film 'Dedemin Insanlari'
Forced migration, as a source of major problems, leaves significant impacts on societies. Even though there are many problems regarding fundamental rights like housing, health, education, justice, etc., the part that comes to light in the representations is mainly the identity problem, and the problem of belonging created by the problematic identity. The problems experienced via migration have left various traumas in society. Traumas do not merely belong to the first generations that migrated and faced discrimination, injustice and tyranny at first hand, but it also affects the next generations directly and indirectly in a historical process. Social tragedies are transmitted from generation over time, since the memory does not remain as an individual phenomenon that leaks away. Social memory takes place in transmission, as an actor that transfers the historical and social thoughts, needs, pains and longings etc. from generations to next generations, but one of the most important transmitter is the mass media, which transfers the social and historical values and informations to masses with representations is undoubtedly cinema. In this study, the relationship of forced migration on societies and generations, in the context of identity and memory, is examined through representation. The aim of the research is to evaluate the possibility of traumatic recollection in collective memory and to examine the confusion of history, society and identity that creates this trauma through a filmic representation. This purpose also includes examining the construction of the nation-state, which has an impact on this identity confusion, ideological concepts such as ethnicity, racism and nationalism that determine this construction, and the effects of the discourses based on these concepts. The study is based on the film Dedemin Insanlari (Irmak, 2011). The reason for choosing this film is that it can represent the impact of the concepts of migration, memory, and identity on generations through the film's characters, their characteristics, actions, and discourse, reflecting the historicity in cinematic representations. The film is examined with Teun A. van Dijk critical discourse analysis method. The ideological discourses in the films world and characters are examined and explained in detail. Forced migration undoubtedly has left traumatic traces in the memories of societies. The expected result at the end of the study is as follows; The trauma deepens as the characters encounter physical or political obstacles through historical places, which are one of the founding elements of memory. Unless history is handed down to new generations face to face, problems of belonging, remembering and identity grow. The traumatic social trace also shape the stories told, and are reflected in the representations. Keywords: Cinema, Identity, Memory, Migration
Dinî sembollerin sosyolojik analizi: İslamcı dergilerde Ayasofya örneği
Bu çalışma, İslamcılar için sembolik anlamı olan Ayasofya'yı önemli kılan hususları ortaya koymak ve sembollerin gruplar üzerindeki etkilerinin tespitini amaçlayan bir araştırmadır. Çalışma metodu olarak nitel araştırma yöntemi benimsenmiştir. Daha kapsamlı araştırma yapmak için içerik ve söylem analizi tekniği kullanılmıştır. Çalışmanın örneklem grubunu, İslamcı yazarlar oluşturmaktadır. Bu araştırma, Ayasofya'nın müze olduğu 1934 tarihinden sonraki söylemleri içermektedir. Çalışmanın birinci bölümünde Ayasofya'nın sembol olması sebebiyle kimlik ve toplumsal hafıza ile olan ilişkisi kavramsal bir çerçevede ortaya konulmuştur. Son bölümde ise İslamcı yazarların Ayasofya söylemleri ile ilgili sınıflandırmalar yapılarak analiz edilmiştir. Bu bölümde Ayasofya'nın sembolik gücünün kaynağının tespit edilmesi ve toplumu etkileyen önemli unsurların belirlenmesi amaçlanmıştır.
Toplumsal bellek bağlamında bir hafıza mekânı olarak Gaziantep Panorama 25 Aralık Müzesi
Geçmişle gelecek arasında bir köprü görevi gören bellek, olayların gelecek kuşaklara aktarılması aşamasında anlam kazanmaktadır. Toplumsal bellek, bireysel hatırlamalar arasındaki köprüleri anlama, görme ve bunların çözümlenmesiyle ilgilidir. Toplumsal bellek, hatırlama ediminde bireyler arasındaki köprüyü birleştiren bir çerçeve çizmektedir. Modern toplumlar öncesinde kendiliğinden oluşan bir toplumsal bellek varken, bugün riteülsizleşmeden kaynaklı birbirine içkin bir bellek yıkımı ve bellek inşası vardır. Toplumsal bellek bağlamında hatırlama ve unutma edimi ile bellek yıkımı ve bellek inşası birbirine zıt gibi görünen ama aynı sonucu ifade eden kavramlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla inşa edilebilen bir kavram olan toplumsal bellek ile toplumsal kimlik arasında da tek yönlü bir ilişki yoktur. Çünkü bellek kimliği inşa eder, kimlik de belleği inşa etmektedir. Bu inşa sürecinde de toplumlar artık bellek ortamları olmadığı için kendi bellek mekânlarını yaratırlar. Toplumsal belleğin dışsallaşmış haline de hafıza mekânları denilmektedir. Geçmişi bugünde yeniden inşa eden ve aktaran hafıza mekânlarından biri de müzelerdir. Çalışma alanı olarak seçilen Panorama 25 Aralık Müzesi kuruluşu, amacı, koleksiyonu, misyonu, üslubu açısından nasıl bir hafıza mekânına karşılık geldiği çalışmanın varmaya çalıştığı sonuç olmuştur. Ayrıca müzenin, Gaziantep kentinin sahip olduğu Gazi kimliğine ne derece katkı sağladığı ve toplumda nasıl karşılık bulduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu amaçlar doğrultusunda müzenin toplumda veya kentteki karşılığını ölçmek için nicel araştırma yönetmelerinden anket ve görüşme tekniği kullanılmıştır. Anketten elde edilen bulgular frekans analizi ile tablo oluşturularak amacına uygun şekilde değerlendirilmiştir.
Andrei Tarkovski'nin Zerkalo filminde şiirsel belleğin kurgusu
Bu tez, Andrei Tarkovski'nin Zerkalo (Ayna) filminde şiirsel belleğin kurgusal yapısını incelemeyi amaçlamaktadır. Tarkovski, sinemasında geleneksel anlatım tekniklerinden uzaklaşarak, bellek, hayal ve düşünce temalarını ön plana çıkaran bir kurgu anlayışı benimsemiştir. Bu çalışmada, şiirin, belleğin ve Tarkovski sinemasının imgeleri kullanıma şekli arasındaki ilişki ele alınmıştır. Çalışma nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Film analizleri ve literatür taramaları yoluyla Tarkovski'nin hayatı ve sinema dili incelenmiş, şiirsel bellek kavramı üzerinde durulmuştur. Ayrıca, yönetmenin babası ile kurduğu kişisel ve sanatsal ilişki üzerinde de durularak Arseni Tarkovski'nin Ayna filminde kendi sesinden okuduğu dört şiirin filmsel kurgu üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Aynı zamanda başta Ayna filmi olmak üzere yönetmenin filmlerinde ödipus kompleksinin izlerine rastlanmıştır. Hem yerli hem de yabancı şairlerin imge oluşturma yöntemleri örnekler üzerinden değerlendirilmiştir. Bulgular kısmında, Tarkovski'nin Ayna filminde kullandığı uzamsal süreksizlik ve rüya mantığı tekniğinin, şiirin kurgusal yapısı ile benzerlikleri üzerinde durularak, sinema kurgusu ve şiir arasındaki benzerlikler tartışılmıştır. Tarkovski, Ayna filminde şiirsel bir anlatı oluştururken, geleneksel sinema dilinden farklı olarak, mantıksal sıralamaları bozarak izleyiciye farklı bir kurgusal deneyim yaşatmıştır. Sonuç olarak, bu tezdeki analizler Tarkovski'nin Ayna'da şiirse belleği sinematik montaj yoluyla ne şekilde ifade ettiğini göstermektedir. Şiirin ve belleğin imgeleri kullanım şekli, Ayna filminde başarılı bir şekilde sinema diline aktarılmıştır. Bu bulgular, sinemada şiirsel bir kurgunun mümkün olduğunu ve Tarkovski'nin bu yaklaşımıyla sinema sanatına yeni bir boyut kazandırdığını kanıtlamaktadır. Bu çalışma, bellek metaforlarını, belleğin işleyiş biçimini, şiirin ve Tarkovski sinemasının kurgusal yapısını bir arada değerlendirerek, elitist ve karmaşık bir film olarak eleştirilen Ayna filminin aslında tutarlı ve mantıklı bir altyapıya sahip olduğunu ortaya koymayı hedeflemiştir. Sonuç olarak, Tarkovski'nin sinemasında belleğin şiirsel bir yaklaşımla kurgulanmasının başarılı bir şekilde uygulandığı ve sinemada yeni anlatı biçimlerinin oluşturulabileceği sonucuna varılmıştır.
Belleğin politik inşası olarak vatan anlatısı: Türkiye'deki siyasal ritüeller üzerinden bir inceleme
Bu doktora tezi çalışmasında, Türkiye'nin Cumhuriyet döneminde kutlanan 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı, 30 Ağustos Zafer Bayramı ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı olmak üzere dört milli bayram üzerinde vatan anlatısı teması çerçevesinde bir inceleme yapıldı. Bu inceleme, gazete, dergi, broşür, poster, kartpostal ve pul gibi yazılı ve görsel basın materyallerindeki bayramın anlam ve önemine ilişkin mesajlara bakılarak yapıldı. Bu kapsamda, milli bayram kutlama törenlerindeki ritüel pratikler, toplumsal belleği biçimlendirme işlevleri bakımından ele alındı. Böylece ritüel pratiklerin, politik iktidarın milli bayram kutlamaları yoluyla, çocuklar, gençler, askerler ve aileler gibi failler aracılığıyla toplumsal yapı üzerinde devletin varlığını ve devamlılığını sağlamak amacıyla etkili olduğu gösterildi. Bunu göstermek içinse, kutlamalar kapsamındaki siyasal ritüellerdeki anlatı, sembol ve performans gibi yapısal unsurlar, yine bu çalışma kapsamında oluşturulan ritüel çözümleme yöntemiyle çözümlendi. Bu çözümlemede, beden ve toprak gibi vatan anlatısının iki temel bileşenine ilişkin ritüel pratiklere odaklanıldı. Bu pratiklerde yer alan beden unsuru, devletin tahakkümünün bir tezahürüyle oluşan, askeri disiplin yöntemleriyle terbiye edilerek bir "ahenk" ve "birlik" içindeki güçlü ve sağlıklı "terbiye edilmiş bedenler" olarak çözümlendi. Buna göre, "Türk milleti" oluşturmak ve sonra da onu korumak için oluşturulan bu "terbiye edilmiş bedenler"in, politik iktidarın söylemiyle toplumsal belleğin imgesi haline getirildiği gösterildi. İkinci olarak toprak unsuru ise, devletin egemenliğinin bir tezahürü olarak "sınırları çizilmiş topraklar" olarak "Türk vatanı" nı oluşturduğu, dahası bu "sınır" imgesiyle de belleklerde bu vatanın korunduğu söylemiyle somutlaştırıldığı görülmektedir. Sonuç olarak çocukluktan gençliğe, gençlikten askerliğe, askerlikten aileye, kadından erkeğe doğru biçimlenen bedensel terbiye araçları, milli bayramların ana teması vatan anlatısı çerçevesinde toprağın vatan haline getirilmesinde bir "hamur" olarak "biçim" verilen bir imge olarak gösterileştirilmiştir. Bu da, politik iktidarın hem bireysel belleği hem de toplumsal belleği, politik söyleminin uzamı olarak inşa ederek, bireyi ve ait olduğu toplumu biçimlendirdiği sonucunun çıkarılmasını sağlamıştır. Anahtar Kelimeler : Siyasal ritüel, ulusal tören, toplumsal bellek, performans, vatan.
Toplumsal bellekte Hz. Fatma
Bu çalışma Türk toplumsal belleğinde önemli bir yeri olan Hz. Fatma'nın etrafında gelişen inanç ve uygulamalar üzerine kurulmuştur. Türk kültüründe kadınlara verilen öneme bağlı olarak İslamiyet öncesinde görülen Umay Ana ile ilgili bilgi verilmiş, Hz. Fatma'nın Fatma/ Fadime Ana inancına dönüşümü izah edilmek istenmiştir. Bunun için öncelikle "toplumsal bellek" kavramı tanımlanarak Hz. Fatma'nın toplumsal bellekteki yeri açıklanmaya çalışılmıştır. Sonrasında ise onun etrafında oluşan algı ve bu algıya bağlı uygulamalar tespit edilerek söylem ve gerçekleştirilme şekillerine dair Anadolu coğrafyasından örnekler verilmiştir. Çalışma "Giriş "ve "Sonuç" bölümleriyle birlikte yedi bölümden oluşmaktadır. Girişte Fatma Ana kültünden evvel Türk toplumsal belleğinde kadının yeri ve Umay Ana iyesi üzerinde durulmaktadır. "Hz. Fatma'nın Hayatı" bölümünde; Fatma'nın hayatına dair bilgiler aktarılmaktadır. "Toplumsal Bellekte Fatma Ana" bölümünde çeşitli örneklerden hareketle, Fatma isminin kız çocuklarına verilmesi, onun şifa, bereket ve koruyucu unsur olarak kabul edilmesi ve somut kültürdeki varlığı ele alınmıştır. "Hz. Fatma Etrafında Oluşan Uygulamalar" başlıklı bölümde ise; Hz. Fatma'ya atıfta bulunan inanç ve uygulamalara değinilmiştir. Küle su dökmemek, kına yakmak, cumartesi çamaşır yıkanmaması gibi hareket ve söylemlerle Fatma Ana İnancı'nın günümüze yansımaları örneklendirilmiştir. Çalışmanın "Türk Edebiyatında Hz. Fatma" başlıklı bölümünde, Hz. Fatma ve Fatma Ana İnancı'nın edebî sahadaki yansımaları gösterilmiştir. "Sanal Ortamda Hz. Fatma" başlıklı altıncı bölümde ise; Hz. Fatma'nın değişen ve gelişen teknolojiyle beraber sanal ortamdaki varlığı araştırılmıştır. Sonuç olarak tüm bu bilgi ve bulgular ışığında, toplumsal bellekte devam eden "Fatma/ Fadime Ana İnancı"nın sözlü ve somut kültürde devam ettiği görülmüştür.
Türkiye'nin toplumsal hafızasını köy enstitüleri fotoğrafları üzerinden okumak: Hasanoğlan Köy Enstitüsü ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü örneği
Eğitim tarih boyunca insanların ve toplumların daha iyi yaşam koşullarına kavuşabilmek için sahip olmaları gereken en önemli unsurlardan ve yaşam bileşenlerinden birisi olmuştur. Önemi hiç eksilmeden artarak devam eden eğitim konusu Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti'ne hatta günümüze kadar süregelen bir dizi eğitim politikaları ile şekillenmiştir. Bu tez çalışması Türkiye'deki eğitim politikalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmış olan Köy Enstitüleri'ne odaklanarak, Hasanoğlan Köy Enstitüsü ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü özelinde yapılmış olan eğitim ve öğretim faaliyetlerini daha önce enstitülerin dışına çıkmamış olan fotoğraflarla belgelemektedir. Söz konusu eğitim faaliyetleri, Hasanoğlan Köy Enstitüsü ile Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü ve devamındaki okul mezunları ile yapılan görüşmelerle de ele alınmış, görüşmelerden elde edilen veriler sözlü tarih yöntemiyle literatüre katkı sağlanmıştır. Sonuç olarak tez çalışmasının bulguları olan fotoğraflar ve görüşme metinleri alternatif tarih yazımına katkıda bulunacak biçimde derlenmiş, Türkiye'nin toplumsal hafızasına görsel dokümanter niteliğindeki fotoğraflar kazandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Fotoğraf, Hasanoğlan Köy Enstitüsü, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü, Belge, Eğitim.
Kent belleği mekanlar: Ankara pasajları
Farklı yaşam tarzları ve üretim biçimlerinin ortaya çıkarttığı kentler, kültürel farklılıkları ile varlıklarını sürdürürler. Bazı kentler, edindikleri kültürel sermayeyi, rahatça ekonomik sermayeye dönüştürmektedir. Kentlerin kültürel ve simgesel sermayelerini ekonomik ve kültürel anlamda dönüştürebilmenin en estetik mekanını pasajlar oluşturmaktadır. Pasajlar, 1800'lerden itibaren yoğun olarak kent kültürünü sergilemede yararlanılan yaygın ortak mekânlardır. Pasajlar, kent kültürünün yayılmasında, kültürlerarası değerleri taşıması ile sürekliliği sağlamaktadır. Toplumun en önemli kamusal mekânlarından olan pasajlar; hem bireyin sosyal gerçekliğini hem de kentsel mekân kültürünün bütünselliğini sağlamasıyla sahip olduğu önemi ortaya koymaktadır. Ayrıca, kentin iktidar alanlarının ortaya çıktığı ve güvence altına alındığı yer olarak pasajlar, kimlik yapısı içerisinde kent hafızasının oluşturulması, kent kültürüne özgü anlamların türetilmesi, yansıtılması ve iletişimsel pratiklerin gerçekleştirilmesinin mekânları olmaktadır. Kültürün en önemli ürünlerinden olan mekân, birey ve toplum için çok değerli kazanımlar olarak kültürel sermaye, kimlik başta olmak üzere ideoloji, hegemonya, tüketim kültürü, modernleşme, küreselleşme gibi kavramlarla zamanmekânsal bütünsel ilişkilere sahiptir. Kentin çok yönlü kültür zenginliğinin ilk modern kamusal mimarilerden olan pasajlara; gündelik hayatın sıradan ama anlamlı üslubuyla, geçmiş ile beraber anlam kazanan nostalji, modernlik ve gentrification gibi pratikler eşlik etmektedir. Mimari mahal yaratılmasında uzunca bir dönem pasajların bir çekim gücü olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Nitekim, pasajların toplumsal kent mekânı olarak, kent yaşamını karmaşıklaştıran, hem sınıf farklılığı hem de ideolojik bakımdan gündelik pratikleri her yönden sürekli etkileyen, önemli bir potansiyel taşıdığı görülmektedir. Buna karşın, 1980 sonrası dünya ölçeğinde işe koşulan liberal ekonomik politikaların da etkisiyle yaratılan yeni endüstriyel üretime dayanan yeni tüketim alanları, belirtilen düşünsel ve pratik tüketim kültürünün dinamikleriyle daha uyumlu hale gelmeye başlamıştır. Araştırma kapsamında Kızılay'da İzmir Caddesi ve Atatürk Bulvarı üzerindeki tüketimin sergilendiği mekânlar, 1950'li yıllardan bugüne pasajlara hakim olan kültürü ortaya koyan, kuramsal çerçeve içerisinde niteliksel değerlendirme yapılmıştır. Çalışmada, niteliksel yaklaşımın gözleme ve yapılandırılmamış görüşme tekniğine dayalı veri toplama teknikleri işe koşulmuştur. Buna paralel olarak, Kocabeyoğlu, Soysal, İzmir, Amerikan, Menekşe pasajları, Moda Çarşısı, Alemdar işhanı, Efes Pasajı, Sönmezer İşhanı, Engürü, Ülkealan, Onur Çarşısı yapılan görüşmelerde, bu mekânlar yalnızca fiziki ve coğrafi bir mekan olarak değil geçmişteki yaşanmışlıklarla, hafıza mekânları olarak irdelelenmiştir. Tezde ulaşılan sonuç, doğal akışına bırakıldıklarında pasajların çağın ruhuna ayak uydurabilecekleri ve uzun vadede de yaşam dünyasının bir parçası olacaklarıdır. Bunun en temel saikleri bir mekan olarak pasajın zamanmekan sürekliliğinde hatırlanacak ve gündelik yaşamın bir parçası olmayı sürdürecek olmasıdır. Anahtar Sözcükler: Kent, Pasajlar, Tüketim, Bellek
Zamana direnmek: Kişisel hafıza mekânları
Tüm canlıların yaşamları boyunca öğrenmek ve yüzleşmek zorunda kaldığı en ürkütücü gerçeklik yok olmaktır. İnsanoğlu tarih boyunca önce varlığının anlamını sorgulamış, sonlu bir varlık olduğunu kavradıktan sonra bazen bilinçli bazen de içgüdüsel varlığını sonsuzlaştırmak ve belki de yok olmaya karşı bir tepki olarak var olduğu mekâna ve zamana kendinden izler bırakmıştır. Müzeler, arşivler, anıtlar, meydanlar, özel günler, anma toplantıları, örf ve adetler, fotoğraf albümleri gibi nesne, yapı ve eylemler temsil ettikleri değerlerle zamana, unutmaya ve yok olmaya karşı verilen mücadele ve bırakılan izler sonucunda ortaya çıkan hafıza mekânlarıdır. Zamana Direnmek: Kişisel Hafıza Mekânları adlı bu çalışma, hafızalarda saklanan kişisel deneyimlerin, her türlü anının, kültürün, tarihin ve hatta edebiyatın yaşayan hafıza mekânlarına dönüştürülebileceğini, kişisel hafızanın aktarımını ve bu aktarımın gelecek kuşaklarca nasıl algılandığını tartışmayı amaçlamaktadır. Günümüzde hızla yaşanan küreselleşme ile gelişen tüketim kültürü ve yeni dünya politikaları artık insanın kendisinin bir hafıza müzesi haline gelmesini zorunlu kılmıştır. Çalışmada, Ankaralı bir ailenin kızı olan Naime Bademli'nin deneyimleri üzerinden yola çıkılarak hafıza müzelerinin somutlaştırılması ve aktarılan hafızanın sonraki nesillerin hafızalarına yansıma süreci nitel araştırma modelinde keşfedici araştırma yöntemine göre yapılandırılmıştır. Çalışma; mülakat, uzman görüşü ile hazırlanan açık uçlu sorular, belgeleme ve literatür taraması teknikleri kullanılarak hazırlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Hafıza, Hafıza mekânı, Kişisel hafıza, Hafıza müzesi.
Görsel kültür ve toplumsal bellek bağlamında sayısal fotoğraf estetiği
Bu tez, son yıllarda gelişen dijital teknoloji içinde fotoğraf kavramını ve estetiğini, görsel kültür ve toplumsal bellek üzerinden irdelemektedir. Toplumsal bellek oluşturmada önemli bir görsel iletişim aracı olan fotoğraf, görüntünün sayısallaşması ile birlikte gerçeklik (güvenirlik),estetik ve etik gibi kavramlarla sorgulanmaya başlamıştır. Oysa Fotoğraf toplumsal bellek için anımsamanın gerçekçi tanıklığını yapar. Fotoğraf ile akıp giden zamanı, yitip giden hayatları, adetleri , kısaca insana ve doğaya dair her şeyi kayıt altına alınır. Fotoğrafa bakan birey için fotoğraf eidetic (resimsi) bellek işlevi görür. Güncelliğin, kalıcılığın ve tarihsel olanın görsel envanteri ve tanığı olan fotoğraf bağlamından koparıldığında gerçeği değil, sadece fotoğrafçıyı temsil eder.Fotoğraf'ın 1839'daki icadından günümüze dek toplumla olan bağlantısı teknolojideki gelişmeler ile paralel bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır ve bu zamana kadar önemli evrimler geçirerek gerçekliğin sorgulandığı bir medya haline gelmiştir. Bu durum doğası itibariyle fotoğraf kuramı için de bir paradigma değişimidir. Çünkü yaratılan görsel, onu yaratan kişinin eseri olduğu kadar, onu yaratmak için kullanılan yöntemlerin ve sürecin de sonucudur.Sayısal fotoğraf, konvensiyonel fotoğraf ve bilişim teknolojisinin buluşmasıyla varolmuştur. Sayısal fotoğrafın estetik ve teknik yönlerinin çoğu konvensiyonel fotoğraftan gelse de, kişinin fotoğrafa yönelik olağan bakış açısı ve yaratıcı güdüsünün yanında kaçınılmaz olarak görüntü yakalamayla ilgili yeni anlayış ve teknikleri de birlikte getirmiştir.Son yıllarda fotoğrafın sanat alanındaki konumu, teknolojideki ilerleme ve değişime bağlı olarak devamlı bir dönüşüm süreci yaşamaktadır. İletişim çağı olarak adlandırılan yaşadığımız yüzyıl fotoğrafın estetik değerlerinideğiştirmiş sanat içerisinde kullanım alanlarını arttırmıştır ve fotoğrafın gündelik hayat içindeki anlamı değişime uğramıştır.Toplumsal gerçeklere tanıklık eden ve önemli bir kültürel olgu olarak karşımıza çıkan fotoğraf günümüzde dijital üretimin teknik olanaklarıyla yeni bir boyut kazanmakta ve teknolojik gelişmeler içinde estetik ve etik kavramları çerçevesinde ki gelişmeler arasında paralellik bulunmamakta, sancılı ve kaotik bir çağdaşlaşma süreci yaşanmaktadır.
Toplumsal cinsiyet kurgusunda performans olarak ritüellerin sanata ve toplumsal belleğe etkisi
Bu çalışmada, dünyada ve ülkemizde kadınlar üzerinde artarak devam eden ekonomik, sosyal, kültürel ve cinsel tahakküm biçimlerinin, yol açtığı şiddetin, son yıllarda artması ve fütursuzca sergilenmesinin altında yatan toplumsal nedenler, toplumun her kesimi tarafından kabul görmüş, temelde kadın bedenini işaretleyerek, işlevini tamamlayan kına gecesi ritüeli üzerinden irdelenmiştir.Ritüellerin kültür içindeki yeri ve önemi üzerinde durulmuş, ritüellerin toplumsal işlevi üzerinde ilk kez duran Emile Durkheim'ın çalışmalarından yararlanılmıştır. Ritüellerin, kültürel sistemler içerisinde, toplmusal belleğe etkisi Jan Assman'ın Kültürel Bellek kitabı üzerinden, hatırlama kültürü ve Mourice Halbwasch'ın geliştirdiği kolektif bellek kavramıyla açımlanmaya çalışılmıştır. Kültürel sistemler içerisinde kına ritüelinin, toplumsal belleğe etkisi ve toplumsal cinsiyet inşasındaki önemi vurgulanmaya çalışılmıştır. Performans ve performans sanatı tanımlanarak, performans olarak kına ritüeli ele alınmış, edimsellik kavramıyla ilişkilendirilerek, ritüel ve sanat ilişkisi incelenmiştir. Sanatçılar'ın çalışmalarından örnekler verilerek, çalışmaları irdelenmiştir. Erika Fisher-Lichte'nin Performatif Estetik adlı kitabında performatif yaratımın, ritüelle ilişkisi tartışılmıştır. Karşıtlıkları ve benzerlikleri, oyuncuların ve seyircilerin, bedensel bir aradalığı üzerinden anlaşılmaya çalışılmıştır. Performans sanatı örneklerini yedi başlık altında belirlenmiş, "ritualist ve aşkıncı beden", "kimliği sahneleyen beden" üzerinden irdelenmiştir. Pesformans sanatı bağlamında kına ritüeli ele alınmıştır.
Joseph Beuys ve Anselm Kiefer'in sanatında hafıza ve plastik dil oluşumu
Sanatçı kavramı, sanayileşme sonrası kent hayatına geçişle ve modern sanatla birlikte ortaya çıkmış; sanat üretimi bireyselleşmiş, sanatçı sosyal bir kimlik olarak toplumsal sorunlarla ilgilenmeye başlamıştır. Bu sorunlar sanatçıları yeni yönelimlere itmiştir. Sanatçıların yönelimleri sanat nesnesinin yeniden tanımlanmasını da doğurmuştur. Yapıt artık estetik bir nesne olmak zorunda değildir. Meta haline gelmiş galeri duvarlarındaki estetik kaygılar yerini fikir ve kavramlara bırakmıştır. Sanatçılar üretimlerinde bundan sonra geleneksel yöntemlerin dışına çıkarak fikir ve kavramların önemli olduğu üretimler gerçekleştirirler. Galerileri, müzeleri eleştirir ve sanatın alınıp satılması gibi olguları kabul etmezler. Bu yönelimler neticesinde ortaya çıkan yapıtlar, sanatçıların yaşadığı atmosferi ve toplumun yansımalarını seçtikleri imge ve nesnelerle sorgulamaktadır. 1960 sonrası değişen estetik paradigmalarla birlikte sanat üretimi, Performans ve Fluxus hareketi ile birlikte hayata dahil olmaya çalışan çağdaş bir ritüel olarak yeniden biçimlenir. Fluxus ve Performans Sanatı, sanat üretimini insana dair tüm sorgulamaların yapıldığı deneysel bir arenaya dönüştürür. Alman sanatçı Joseph Beuys, Kavramsal, Fluxus ve Performans Sanatı içinde öne çıkan bir isimdir. Yapıtlarında kişisel öyküsü ile Alman kimliğini sorguladığı enstalasyonlar üreten Anselm Kiefer'se Beuys'un öğrencisi olan bir sanatçıdır. Bu çalışmada, 1960'larda ortaya çıkan Kavramsal Sanat, Fluxus Performans Sanatı içinde değerlendirilen Joseph Beuys ve 1970'lerde Neo Ekspresyonizm akımına dahil olan Anselm Kiefer'in sanatlarında oluşturdukları plastik dil, imge ve nesne seçimleri araştırılmıştır. Beuys ve Kiefer'in sanatlarındaki hafıza unsuru, kişisel geçmişleri ile toplumsal bellek arasındaki ilişki ve birbirlerine olan etkileri incelenmiştir.
Türk diasporasında toplumsal hafıza ve diasporik kimlik
Diaspora alanında gerçekleşen çalışmaların sayısı her geçen gün artarken bu çalışmalar diasporaların etkilerini çoğunlukla anavatan ülkelerin diaspora siyaseti üzerinden veya diasporik kimliklere özcü bir şekilde yaklaşarak ele almaktadır. Diğer bir yandan, diasporanın yaşadığı dönüşüm ve diasporalaşma süreçlerini hafıza bağlamında inceleyen çalışmaların sayısı oldukça kısıtlıdır. Bu çalışmada diaspora kavramsallaştırmaları, klasik ve modern diasporaların arasındaki farklar; Almanya'da bulunan Türk diasporasının toplumsal hafızası üzerinden incelenecektir. Hafıza üzerine çalışmalar da tıpkı diaspora çalışmaları gibi disiplinlerarası bir konumda bulunmaktadır. Diasporanın toplumsal hafızasına ışık tutan çalışmalar genellikle klasik diaspora olarak adlandırılan, travmatik ve zorunlu göç süreçlerine maruz kalmış diasporaları incelemektedir. Türk diasporası gibi modern diasporalar açısından ise literatürde yeterli çalışma bulunmamaktadır. Diasporaların toplumsal hafızasını ele alan çalışmalar incelendiğinde, hafızanın çift katmanlı bir alan üzerine kurulduğu görülmektedir. Bunlardan ilkini diasporada ortaya çıkan melez kimliğin korunması, ikincisini ise diasporayı var kılan ve asimilasyona direnmesini sağlayan "diaspora hareketliliğinin" ortaya çıkması oluşturmaktadır. Çalışmanın çıkarımlarına göre Türk diasporasının göç sonrası dönüşen toplumsal yapısı melezlenmiş kültürel kimliklere sahip olduğunu işaret etmektedir. Modern bir diaspora olan Almanya'daki Türklerin, törenlerinin, bedensel pratiklerinin, geleneklerinin, dil ve kültürlerinin anavatan ve ev sahibi topluma göre farklı unsurlar barındırdığı görülmektedir. Öte yandan, ortaya çıkan diasporik kimlik, mekânlar, dernekler ve Türkiye'nin diaspora politikaları aracılığıyla korunmaya çalışılarak anavatanla bağların geliştirilmesi ve diaspora hareketliliğinin sürdürülmesi hedeflenmektedir.
Toplumsal belleğin yitimi tartışmaları bağlamında harf inkılabı
Şimdiki zamanı anlamlandırma ve geleceğe dair kurgu yapma noktasında zihinsel ve fizyolojik bir takım süreçleri harekete geçirerek geçmiş zaman yaşantılarıyla bellekte kodlanmış olan bilgileri geri getirme eylemi, genel hatlarıyla "hatırlama" olarak tanımlanır. İnsanoğlunun temel bireysel özelliklerinden olan ve edinilen bilgilerin algılanma, kodlanarak kaydedilme ve tekrar geri getirilmesini sağlayan "hafıza" yetisi, kolektif olarak da sahip olunan ve bireysel süreçlerle benzer şekillerde işleyen bir yapıya sahip olduğu kabul edilen "toplumsal bellek" kavramıyla ifade edilir. Toplumsal bellekteki bilgi ve kültür kodlarının aktarılması tarihsel süreçte farklı araçlar vasıtasıyla gerçekleştirilmiş, başlangıçta sözlü kültürün etkin olduğu bu eylem, zamanla yerini yazılı kültürün egemenliğine teslim etmiştir. Tarih boyunca yaşanan tüm diğer dönüşümler ve kırılmalar gibi toplumsal bellekte de çeşitli sosyolojik süreçler ve travmatik olayların etkisiyle bir takım kayıplar ve unutuluşlar gerçekleşmiştir. Şimdiki zamandan geçmişe bakıldığında toplumsal bellekteki boşluklar ve kolektif hatırlamalardaki farklılıkların öncelikle travmatik bir takım olaylardan kaynaklandığını söylemek mümkündür. Toplumsal bellekteki muhtemel kayıpların mümkün olduğunca giderilerek kolektif hatırlamaların asgari ortak bir zemine taşınabilmesi toplumsal barış ve bu barış zemininde kurgulanacak ortak bir gelecek ideali için elzem olduğu aşikârdır. Bu noktada toplumsal belleğin kuşaklar arası senkronizasyonunun, özne bilgi olduğunda başka, kültürün diğer unsurları olduğunda başka araçlar sayesinde gerçekleştirilmiş olduğu şeklindeki temel prensip unutulmamalıdır. Zira özellikle Erken Cumhuriyet dönemine dair sosyolojik analizlerde bu temel prensibi görmezden gelen ya da ıskalayan genellemeci yaklaşımlar söz konusu olmuştur. Bu bağlamda, toplumsal bellek senkronizasyonunu yazıya indirgeyen bir bakışla Erken Cumhuriyet dönemi kültür inkılaplarına bakıldığında Harf inkılabı, toplumsal belleğin kaybı konusunda öne çıkan kırılma noktalarının başında gelir. Toplumsal belleğin sadece yazı ve yazıyla kayda geçirilmiş kelimelerden ibaret olmadığı, tıpkı bireylerdeki gibi toplumların da birer bilişsel ve alışkanlık belleği taşıdığı düşünüldüğünde Erken Cumhuriyet dönemi kültür inkılaplarının hedef aldığı tüm kurum ve kavramların "toplumsal bellek kaybı" bağlamında yeniden ele alınması döneme dair bir katarsisi de mümkün kılacaktır. Yazı, dil ve din gibi kültürel kodları doğrudan etkileyen konularda farklı çağlarda gerçekleştirilen değişim ve dönüşüm deneyimlerine sahip olan bir medeniyetin mirasçısı olan Türkiye'nin toplumsal hafızasındaki benzer deneyimleri kültürel bir zenginlik kaynağı ve başarılı birer deneyim olarak takdim edilirken, özellikle Erken Cumhuriyet Dönemi Harf inkılabının -tek başına- bir "kopuş" , "yitiriliş" ve "travma" sebebi olması bu çalışmanın esas sorunsalıdır.
Toplumsal bellek merkezleri olarak kent müzeleri
Dünyada ve Türkiye'de birçok önemli şehirde kent müzesi bulunmaktadır. Hatta artık birçok küçük nüfuslu ilçelerde bile kent müzelerine rastlanmaktadır. Kent müzelerinin sayıları her geçen gün artmaktadır. Yerel yönetimler kent müzesi kurulumu ve işletilmesi için büyük kaynaklar ayırmakta, fakat müzelerden beklenen temel faydayı üretmekte zorlanmaktadırlar. Bu çalışmanın temel sorgusu, kuruluş amaçlarının başında bir toplumsal bellek merkezi işlevini yerine getirmek olan kent müzelerinin, kendisine yüklenen bu misyonu ne düzeyde yerine getirebileceğidir. Konunun iki temel bileşeni olarak toplumsal bellek kavramı ile kent müzeciliği kavramı ilk iki bölümde detaylıca açıklanmış, üçüncü bölümde de toplumsal bellek merkezi işlevleri ile kent müzesi faaliyetlerinin ne düzeyde uyuştuğu karşılaştırılarak, kent müzelerinin bellek merkezi işlevini ne ölçüde yerine getirebileceği saptanacaktır. Yine bu bölümde bir toplumsal bellek merkezi işlevini yerine getirmesi için kent müzelerinde uygulanması gereken işlevler ile hali hazırda uygulanan ve bunla birlikte toplumsal bellek merkezi işlevini yerine getirme amacından uzaklaştıran faaliyetler sıralanacaktır.
Toplumsal bellek ve sinema: Türkiye sinemasında travmatik temsiller
Sinema ?gerçekliği? yeniden üretir; dolayısıyla tarihin, belleğin, kimliğin yeniden inşasında önemli bir sanattır. Bellek, tarih ve kimliğin yeniden inşasında olumsuz anılarla baş etmeye çalışılırken, anlaşmazlıklar, şiddet, acı, baskı ve mücadele travmalar yaratır. Toplumsal travmalar, genellikle egemen olan, gücü elinde bulunduran tarafından ve çoğunluğun da desteğini alarak toplumdaki etnik, dini, cinsel, politik olarak ötekileştirilene uygulanan sistematik şiddettir ve kolektif kimliğin içine işler. Bu durumda yok sayma ve bastırma hem iktidar politikası olarak hem de grup normlarının, ulusal kimliğin korunmasına yönelik olarak pekiştirilir. Ancak yüzleşilmeyen travmanın izleri hiçbir zaman silinmez; gerçek anlamda tedavi için anlatı ve hesaplaşma gerekir. Travmatik yaraların sarılmasında toplumsal alanda çeşitli adımların atılması gerekir. Bunun en önemlisi travmaya ait anlatının oluşturulması, temsil edilmesi ve sosyal bağlamın kurulmasıdır. Sinemanın işi de tam buradadır. Temsil eden, anlatı ile yüzleşmeye kapı açan, tutulmamış acıların yasını tutmaya olanak veren eleştirel ve sorgulayıcı bir yaklaşım getiren ya da resmi söylemleri yeniden inşa eden filmler travmatik anılarla nasıl bir diyalog kurulacağında oldukça önemli bir işleve sahiptir.
Dijital iletişim bağlamında kültürel miras yönetimi
Kültürel mirasın korunması ve bu mirastan toplum yararına faydalanılması, özellikle 21. yüzyılda uluslararası toplumun ve devletlerin büyük önem atfettiği konulardan biridir. Birleşmiş Milletler tarafından ortaya konan sürdürülebilir kalkınma perspektifi doğrultusunda kalkınmada kültüre ve yerelliğin önemine yapılan vurgu artmaktadır. Kültürel mirası korumak ve onunla ilgili farkındalığı artırmak çeşitli ortam ve araçlardan faydalanmayı gerektirir. Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle birlikte kültürel miras yönetimi ve kültürel miras hakkında bilginin aktarılmasına yönelik faaliyetler hızlı bir dijitalleşme sürecine girmiştir. Bu araştırmada kültürel mirasın yönetilmesinde ve korunmasında başvurulabilecek dijital teknolojilerin neler olduğu ve mirasın tanıtılması-farkındalık yaratılması hususlarında kullanılabilecek dijital araçların neler olduğu ve bu araçlardan nasıl ve ne ölçüde yararlanıldığı ayrı ayrı incelenmiştir. Dijitalleşen kültürel miras yönetimi kamu için bu alanda yeni çalışmaları gerekli kılarken, yerel yönetimlerin ödev ve sorumlulukları artmaktadır. Çalışma kapsamında Türkiye'deki yerel yönetimlerin dünyadaki bu değişime ayak uydurma sürecinde hangi aşamada bulunduğunu ortaya koymak amaçlanmış, yerel yönetimlerin web siteleri araştırılarak, dijital iletişim araç/yöntemlerini kullanım düzey ve yeterlilikleri incelenmiş, Türkiye'de internet yoluyla kültürel mirası yaymak amacıyla yapılan yerel çalışmaların yapısı tartışılmıştır. Araştırma örnekleminde UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde kültür varlığı bulunan şehirlerin yerel yönetimlerinin web siteleri ve turizme yönelik hazırlamış oldukları web siteleri almaktadır. 29 web sitesinin 700 kadar sayfası içerik analizi yöntemi ile araştırılmış ve kodlamalar Maxqda paket programı aracılığıyla dijital olarak gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular kapsamında yerel yönetimlerin; taşınabilir kültür varlıkları ile ilgili faaliyetlerinin neredeyse bulunmadığı, taşınmaz kültür varlıkları ile ilgili faaliyetlerin büyük ölçüde dini yapılarla sınırlı kaldığı, savaş sahaları, höyükler ve antik kentler gibi bazı yapıların geri planda olduğu, somut olmayan kültürel miras bağlamında da sözlü geleneklerin, gösteri ve el sanatlarının görünür kılınmadığı değerlendirilmiştir. Dijital sergileme teknolojilerinin, dijital oyunların ve mobil uygulamaların kültürel miras için kullanımın yeterince olgunlaşmadığı gözlemlenmiştir. Tasarım ve teknik özellikleriyle de incelenen yerel yönetim web sitelerinin bir bölümünün güncel gereklilikleri karşılamadığı anlaşılmaktadır. Çalışmada elde edilen bulgular literatür çerçevesinde tartışılmış, alandaki sorunların çözümü ve potansiyel fırsatlardan faydalanabilinmesine ilişkin öneriler sunulmuştur.
Türkiye'de 1990 sonrası video sanatında toplumsal belleğin kaydı ve ortak hafızalar inşa etmek
Bu araştırma, Türkiye'de video sanatı aracılığıyla toplumsal belleğin inşasına odaklanmaktadır. Video sanatı ister bireysel ister toplumsala ilişkin olsun, sanatçılar için zamanı ve mekânı kaydetmenin hem aracı hem ortamı olmuştur. Türkiye'de de çağdaş sanatçılar ağırlıklı olarak 1990'lı yıllardan itibaren videoyu estetik ve entelektüel bir mecra olmasının ötesinde bir bellek kaydı olarak pratiklerine dahil etmişlerdir. Bu tez, tarihsel süreç bağlamında 1990'lı yıllardan günümüze kadar Türkiye'de toplumsal belleğin tutulmasına yönelik olarak değerlendirilebilecek video çalışmalarını mercek altına almaktadır. Tez, sosyal bilimler çerçevesinde geliştirilmiş yöntemlerden beslenen sanatçıların video üretimlerindeki ortak parametrelere belirli kavram ve temalar çerçevesinde odaklanmaktadır. Bu çerçevede mekân, kimlik, göç, ekoloji, kolektiflik, katılımcılık, video aktivizm ve otonom arşiv kavramları biçiminde kategorize edilerek değerlendirilmiştir. Tezde oluşturulan bu kategoriler günümüz video sanatının bellek kaydı ve ortak hafızaların inşasında Türkiye sanatı açısından güncel bir arşiv niteliği de taşımaktadır.
Direnişin yankıları: Türkiye'de müzik, hafıza ve protesto
Music has been an inseparable part of our lives, accompanying our daily routines, activities, and emotional states from the early periods of history to the present day. The impact of music on individual emotions has also led it to become an integral component of the collective activities of societies and states. With its ability to appeal to communities, translate emotions, and mobilize masses, music has also become an important tool of political communication. This study examines the role of music in protest culture and its function as a means of constructing collective memory through the recollected experiences of participants in two significant social movements in Turkey: the student movements of the 1970s and the 2013 Gezi Park protests. In-depth semi-structured interviews were conducted with 30 individuals who experienced their youth in the 1970s and participated in the Gezi Park protests of 2013. The participants were asked about their musical preferences and political views, as well as the connections between the songs used in the protests they attended and their personal experiences. The study observed the role of music as a mnemonic device for the participants. It was found that the differing political contexts and protest cultures of these two periods influenced the types of music used in the movements. However, despite these historical differences, the songs used in both periods were found to have similar emotional effects on individuals, transforming personal memories into a collective narrative and serving as reminders that help preserve and transmit the memory of past social movements to new generations. By analyzing the relationship between protest culture, music, and collective memory in the Turkish context, this study argues that music is not only an expressive form but also an essential component that sustains and reconstructs resistance within social movements.
2000 sonrası Türk sinemasında toplumsal bellek: Yükselen nostalji imgesi
Sinema, çağımızın en etkili kitle iletişim araçlarından birisidir. Sinemanın toplumu etkileyip etkilemediği konusu önemli bir araştırma konusudur. Toplum mu sinemayı etkiler, sinema mı toplumu şekillendirir? Bu gibi soruların sayısı çoğaltılabilir. Literatür incelendiğinde toplumsal belleği oluşturan en önemli unsurların başında sinemanın geldiğini görmek mümkündür. Bu çalışma ile 2000 sonrası "Yeni Türk Sineması"nın toplumsal bellek oluşturma yetisine bakılırken aynı zamanda bir nostaljik eğilimin olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışma için 6 film amaçlı örnekleme yöntemleri içerisinde yer alan tipik durum örneklemesi seçilmiştir. Seçilen filmler sosyolojik film çözümlemesi yöntemiyle analiz edilmiştir. Filmler değerlendirilirken taşra, aile, aidiyet, mahalle ve ev gibi olgular üzerinden incelenmiştir. Analiz edilen filmlerin nostalji sineması örneklerine uyduğu yargısına varılmıştır.
Modernleşme, hafıza, kimlik kavramları ekseninde Tanpınar ve Pamuk romanlarında mimarî
Modernleşme sürecinin en belirgin yansımasının şehir ve mimarîde görüldüğü ve mimarînin üretilirken ürettiği tezinden hareketle edebî metinlerde bir anlatı katmanı olarak mimarînin değerlendirilmesi amacıyla hazırlanan bu çalışma mimarî ve güzel sanatlara özel ilgi duyan iki yazar Ahmet Hamdi Tanpınar ve Orhan Pamuk'un romanlarında mimarîyi modernleşme, hafıza ve kimlik kavramları ekseninde ele almaktadır. İlk bölümde mekân kavramının muğlaklığı ve mimarî mekân algısının incelendiği çalışmada mekânın fenomenolojik olarak ele alınmasıyla özneye daha fazla değer atfedilmesi böylece mimarînin insan ile ilişkisinin çalışılmaya mümkün hâle gelmesi romanlar çerçevesinde kavramsallaştırılmıştır. İkinci bölümde modernleşme süreci içinde Türkiye'de mimarîde meydana gelen değişiklikler ve bunların Tanpınar ile Pamuk'un hayatlarında ve romanlarında nasıl akisleri olduğu özellikle mahremiyet, bireyselleşme ekseninde ele alınmıştır. Üçüncü bölümde hafızanın görme eylemi ile bağı üzerinden mimarînin hatırlama ve unutma pratiklerindeki etkisine vurgu yapılmış, yazarların hafızasından kurguya, kurgudan okuyucuya aktarılan mimarî düzlemdeki hafızanın toplumsal hafızanın kurulmasındaki rolü tartışılmıştır. Son bölümde ise modernleşmeyle birlikte mimarî üzerinde kurgulanan unutma ve hatırlama pratikleriyle kimlik inşasının Tanpınar ve Pamuk tarafından nasıl ele alındığı, "biz" ve "öteki" kavramlarının mimarî ile nasıl somutlaştırıldığına dikkat çekilmiştir. Anahtar Kelimeler: hafıza mekânı, edebiyat ve mimarlık, kimlik, hafıza, modernleşme, toplumsal hafıza, Tanpınar, Pamuk
Toplumsal belleğin taşıyıcı payandası olarak hafıza mekânları: 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin direnme ortamları
Toplumsal belleğin ve bu belleğin en önemli unsurları arasında yer alan hafıza mekânlarının etki ve işlevselliğinin, bugün bir kez daha güncellenmesi, değişen toplumsal kültür, değerler, anlayış ve algılama biçimlerinin bu çerçeveden görülebilmesi ve toplumsal bellekteki hafıza mekânlara ilişkin işlevselliğin saptanması, bugünün toplumsal olanını anlamak açısından özel bir önem arz etmektedir. Bu gerekçeden hareketle çalışmada, Türkiye'nin özellikle yakın tarihine odaklanılmış, bir örnek olay olarak da 15 Temmuz 2016 gecesi dini bir cemaate bağlı Silahlı Kuvvetler mensubu bir grup tarafından yapılan "darbe girişimi", toplumsal bellek ve hafıza mekân ilişkisini birarada inceleyebilmek açısından incelenmeye değer görülmüştür. Tezde, toplumsal bellek ve bu belleğin en önemli taşıyıcı payandasını oluşturan hafıza mekânlarına odaklanılmış olması nedeniyle, bu mekânlara ilişkin medyanın güçlendirici ya da görmezlikten gelici etkilerinin düzeyini anlamak hedeflenmiştir. Bu hedef doğrultusunda da çalışmanın saha araştırmasını, toplumsal bellekte yer etmiş söz konusu geceye ilişkin mekânlar, oluşturmuştur. Darbe girişimi toplumsal bellek için önemsenirken, bu girişimin sembol mekânlarından olan ve kalkışma sonrasında ismi değiştirilen 15 Temmuz Şehitler Köprüsü, 15 Temmuz Şehitleri Caddesi ve Kısıklı Milli İrade Meydanı, halkın darbe girişimine direnişinin hafıza mekânları olarak kabul edilmiştir. Medyanın 15 Temmuz 2016 gecesi ve sonrasında servis ettiği görüntüler ve anlatımlar da büyük oranda bu mekânlar üzerinden gerçekleşmiş, darbe girişiminin toplumsal belleğe işlenen ve bir anlamda o gece yeniden inşa edilen hafıza mekânları olarak sunulmuştur. İsmi değiştirilen bu mekanların bireysel ve toplumsal hafızada ne düzede karşılık bulduğunun görülmesi ve buna bağlı olarak değişen toplumsal değerler, uzlaşma ve ayrışma noktalarının var olup olmadığını görebilmek, bu çalışmanın iki temel amacından birini oluşturmaktadır. Bir diğer temel amaç ise, 15 Temmuz gecesine ilişkin darbe girişiminde büyük acıların yaşandığı bu mekanların, aradan geçen yaklaşık 5 yıl sonra toplumsal bellek ile ne düzeyde bağ kurma imkân tanığıdını, yapılacak ölçümlemelerle görmektir. Yapılan isim değişikliğinin tam bir konsensus ile kabul görüp görmediği, kabul görmemişse bu reddin anlaşılması, sosyo-politik düzlemde kritik bir eşiği oluşturmaktadır. Darbe girişimini sokakta ya da ekran başında deneyimleyen kişiler açısından toplumsal bellek ve hafıza mekân ilişkisinin bulduğu karşılığı ve içerdiği anlamları, değişen iletişim koşulları ve araçlarının etki düzeyinden incelemek, iletişim bilimi açısından önemli olduğu kadar bir zorunluluk da arzetmektedir. Anahtar Kelimeler: Bellek, Toplumsal Bellek, Mekân, Hafıza Mekânları, Hatırlama-Unutma, Medya
Çağdaş Rus sinemasında tarih, vatansever hayaller, karmaşık hafızalar
The politics of memory is a highly significant part of contemporary Russian politics. Reinterpreting history is a critical duty of the recent Russian administration to overcome the identity crisis that has emerged after the dissolution of the Soviet Union. Historical films emerged as an appropriate option for the leadership to construct a new societal memory by conveying patriotic messages with the help of creating myths. A patriotic filmmaking project has been initiated for this purpose. This dissertation aims to discuss the content of some notable contemporary Russian historical films by using historical film analysis. Analyzing historical films has been a common topic in historiography. The methodology that is used in the dissertation will be evaluated in the first part. Latterly, the history of Russian cinema concerning the industrial dynamics and the basis of historical films will be discussed. In the following chapters, a selected filmography will be analyzed concerning their portrayal of Russian history. In conclusion, the notable setbacks and entanglements of the patriotic filmmaking project will be presented.