Türk sineması
Bu konu başlığı altında 337 tez
Geleneksel Türk halk tiyatrosundan sinemaya ikili komik: Zeki Alasya-Metin Akpınar örneği
Tiyatro insanların deneyimlerinin, yaşam biçimlerinin, geleneklerinin, geçmişten günümüze aktarılmasını sağlayan bir araçtır. Bu araç insanların bir araya gelmesine ve bağ kurmasına katkı sağlar. Gelenekler ve kültürel unsurlar değişen veya dönüşen zaman ile beraber tiyatronun yanında sinema, televizyon ve diğer teknolojik araçların yardımıyla gelecek kuşaklara aktarılmıştır. Geleneksel Türk halk tiyatrosunda İhtiyar ile İbiş, Karagöz ile Hacivat, Kavuklu ile Pişekâr olarak görülen ikili komiklerin Zeki Alasya ve Metin Akpınar filmlerinde Zeki ile Metin'in aldıkları rollerle sürdürüldüğü tespit edilmiştir. Bu çalışmada Zeki-Metin ikilisinin yer aldığı 26 film incelenerek mizah ve gülme unsurları tespit edilmiştir. İkili komik merkeze alınarak Zeki Alasya ve Metin Akpınar'ın filmlerinde geleneksel Türk halk tiyatrosunun etkisi karşılaştırmalı yöntemle mizah ve gülme unsurları bağlamında değerlendirilmiştir. Ayrıca filmler Henri Bergson'un gülme teorisi ve mizahın işlevleri dikkate alınarak açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: İkili Komik, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Tiyatro, Sinema.
Yavuz Turgul filmlerinin feminist kuram perspektifinden analizi
Feminist teori, toplumsal cinsiyetin, özellikle de kadın deneyimlerinin sosyal, kültürel ve siyasi bağlamlar tarafından nasıl şekillendirildiğini inceleyen bir kuramdır. Feminist kuram, geleneksel ataerkil yapılara meydan okumakta ve cinsiyete dayalı eşitsizliklerin ortadan kaldırılması gerektiğini savunmaktadır. Feminist film teorisi ise 1970'lerde sinemadaki erkek egemen anlatılara ve kadınların sinemada seyirlik bir obje gibi kullanılmasına karşı çıkan bir kuramdır. Feminist film teorisi, filmin erkek egemen cinsiyet rollerini nasıl pekiştirdiğini ya da bunlara nasıl meydan okuduğunu incelemek için kullanılır. Bu çalışmanın amacı Yavuz Turgul'un yönetmenliğini üstlendiği filmlerdeki kadın temsillerini feminist kuram çerçevesinde analiz etmektir. Çalışma söylem analizi ve içerik analizinin bir arada kullanıldığı nitel bir araştırmadır. Bu analiz, Türk sinemasındaki kadın olgusunun daha derinlemesine anlaşılmasını sağlayabilir. Yavuz Turgul'un filmleri 1980'lerden başlayarak 2017 yılına kadar uzanan bir dönemi içermektedir. Bu süre Türk toplumunda ve sinemada önemli değişikliklerin olduğu dönemleri kapsamaktadır. Turgul'un yönetmenliğini üstlendiği filmlerin tamamının bir arada değerlendiriliyor olması, hem Türk toplumunun cinsiyet algısındaki dönüşümleri hem de sinemadaki yansımalarını ele almak bakımından da önemli bir kaynak sunmaktadır. Bu bakımdan; çalışmanın, hem sinema araştırmalarına hem de toplumsal cinsiyet çalışmalarına önemli bir katkı sunacağı düşünülmektedir. Turgul'un filmografisi bir bütün olarak değerlendirildiğinde erkekler etrafında şekillenen hikâyeler, kurban rolünde pasif kadınlar ve suskun kadınlar ya da susmak zorunda kalan kadın karakterler dikkat çekmektedir. Bu çalışmanın sonucunda Yavuz Turgul'un yönetmenliğini üstlendiği filmlerde çoğunlukla ataerkil egemenliği sürdüren, erkek hikâyeleri yazdığı, bunun tek istisnasının ise Fahriye Abla olduğu görülmektedir.
2000 sonrası Türkiye'de komedyen sineması
Ülkeye girişinden itibaren sinemanın içinden ve dışından gelen değişimlerin etkisinde kalmış olan Türk sinemasında dönemsel başarıların kazandığı önem dikkat çekicidir. Sinema dışı alanların etkisine ek olarak seyirci ilgisine göre de şekillenen kimi akımlar, Türkiye'de sinemanın işler durumda kalabilmesi adına önemli rol üstlenmişlerdir. Türk sineması açısından 2000'li yıllar, filmlerin gişede kazandıkları başarıların geçmişe oranla daha fazla görünür olduğu bir dönem olmuştur. 2000 öncesi dönemde sinema dışı alanlardaki etkinlikleriyle tanınır olan kimi komedyenlerin 2000 sonrası dönemde çekilmesinde etkili oldukları filmler de gişede büyük başarı kazanan filmlerden olmuştur. Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz ve Ata Demirer'in başı çektiği bu komedyenlerin Vizontele (2001), G.O.R.A. (2004) ve Eyyvah Eyvah (2010) adlı filmleri, gösterime girdikleri yıllarda en çok seyredilen filmler arasında yer almıştır. Seyirci sayısı ve hasılat bakımından kazandıkları başarı nedeniyle incelemeye değer bulunan bu filmler, komedyenlerin sinema öncesi dönemlerinde oluşturdukları anlatı tercihlerini büyük ölçüde barındırmışlardır. Bu çalışma, komedyenlerle birlikte anılan anlatı tercihlerinin izlerini, komedyenlerin çekilmesinde etkili oldukları filmlerde aramayı amaçlamaktadır. Komedyenlerin sinema öncesi etkinliklerinde baskın olmuş tercihler açıklandıktan sonra bu tercihlerin filmlerde nasıl yer aldığına bakılmış; bu yapılırken de filmlerin anlatı yapıları incelenmiştir.
Sinemada bir tür olarak güldürünün iktidar ve muhalefet ile ilişkisi: Arzu Film örneği
Güldürünün, iktidar ve muhalefet ile ilişkisine, ilk çağ filozoflarından bu yana belirli ölçülerde değiniler olmuştur. Güldürünün bu ilişkisine dair düşünce ve çalışmaları, temel olarak iki grupta toplamak mümkündür. Bunlardan ilki; güldürüyü, muhalefetin iktidara yönelttiği bir eleştiri silahı olarak görürken, diğer gruptakiler; güldürünün, iktidar tarafından kendisi için daha ciddi bir tehlike oluşturabilecek toplumsal muhalefeti, etkisiz hale getirme aracı olduğunu iddia etmektedirler. Türk sinemasının önemli güldürü filmlerine imza atmış olan Arzu Film şirketinin, güldürü türünde çektiği filmler, Türkiye'de toplumsal muhalefetin en gelişkin ve etkin olduğu 1968-1980 yılları arasında gösterime girmiştir. Bu doğrultuda, Arzu Film'in belirtilen yıllar arasında çekmiş olduğu güldürü türündeki filmlerinin, iktidar ve muhalefet ile olan ilişkisi açısından çözümlenmesi hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Güldürü, Türk sineması, İktidar, Muhalefet, Arzu Film.
Türk sinemasında şiddet: 2002-2012 yılları arasında gişe hasılatı yapan beş filmdeki şiddet öğeleri üzerine bir araştrıma
Şiddet, bilinen en eski tarihten beri insanlığın ve kültürün bir parçası olmuştur. Tanımı ve anlamı toplumlara ve dönemlere göre farklılıklar göstermesine rağmen, bugün hala toplumlar ve bireyler şiddeti problem çözme aracı olarak kullanmaktadır. Kültürün bir parçası olması sonucunda, şiddetin resim, edebiyat, müzik ve sinema yapıtları üzerinde güçlü bir etkisi bulunmaktadır. Şiddet ve şiddetin kullanımı, içinde bulunduğu yapıtın amaçları doğrultusunda şekillenmektedir. Bu çalışma, yüksek gişe hasılatı yapan filmlerde yer alan şiddet eylemlerini, şiddet eylemlerinin türlerini ve şiddetin kullanım amacını ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, öncelikle incelenen filmlere içerik çözümlemesi yapılarak sahip oldukları şiddet içeriklerinin türleri ve kullanım sıklıkları ortaya çıkarılmıştır, bulunan şiddet eylemlerinin işlevi incelenmiştir. Anahtar kelimler: Sinema, Şiddet, Şiddetin Türleri, Yüksek Gişe Hasılatı Yapan Filmler, Frekans Analizi.
2000 sonrası Türk sinemasında tarihi filmlerde milli kimliğin yeniden inşası
Kimlik, sürekli olarak hareket halinde olan ve biz/onlar karşıtlığı içerisinde bir öteki yaratılarak oluşturulan bir yapıyı ifade etmektedir. Milli kimlik de aynı şekilde bir kez oluşturulup bırakılan bir yapı olmayıp sürekli olarak yeniden inşa edilmektedir. Gündelik yaşam içerisinde hayatın tüm alanını kapsayan kitle iletişim araçları "kimlik hatırlatıcıları" olarak işlev görmektedirler. Bu özelliğinden dolayı kitle iletişim araçları ve özelde sinema milli kimliğin sürekli olarak üretiminde ve yeniden üretiminde etkin bir role sahiptirler. Kültürel alan hegemonik bir mücadele alanını ifade ettiğinden milliyetçilik olgusu da kültürel alanda kendisini bir mücadele içerisinde bulmaktadır. Tarihin yeniden inşa edildiği ve bu inşada bugünün egemen temsillerinin etkili olduğu popüler kültür ürünlerinden olan tarihi filmlerde de bu mücadele yaşanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, 2000 sonrası Türk sinemasında tarihi filmlerde milli kimliğin ne şekilde yeniden inşa edildiğini ortaya koymaktır. Araştırma amacını ortaya koymak için betimleyici analiz yöntemi kullanılmış ve durum saptama çalışması yapılmıştır. Çalışma evrenini, 2000 sonrası Türk sinemasında yapılmış olan tarihi filmler oluşturmaktadır. Örneklemi ise amaçlı örneklem yöntemiyle belirlenen 120, Fetih 1453, Çanakkale 1915, Taş Mektep ve Çanakkale Yolun Sonu olmak üzere beş film oluşturmaktadır. Örneklem olarak belirlenen filmler, "biz/onlar tanımlamaları ve özellikleri", "biz/onları belirginleştiren simge ve semboller", "kahramanlık ve zaferlerle biz/onların kuruluşu", "değerlerle biz/onların kuruluşu" ve "milli kimliğin inşasında kullanılan simge ve semboller" olmak üzere beş kategoride betimsel analizle değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kimlik, Milli Kimlik, Tarihi Film, Türk Sineması, 2000 Sonrası.
Anton Çehov öykücülüğündeki yabancılaşma imgesinin Nuri Bilge Ceylan sinemasındaki dönüşümü
Sanatın farklı dalları ortaya çıktıkları dönemlerden bu yana alışveriş içinde olmuşlardır. Bu etkileşim, sanatların günümüzde aldıkları şeklin belirleyici unsurlarından biridir. Sinema da, yapısının el verdiği ölçüde, diğer sanatların anlatılarından, anlatım olanaklarından ve tekniklerinden yararlanmıştır. Gerek sözlü gerek yazılı olsun, mirası insanlık kadar eski olan edebiyat, sanatların en gencini besleyen, büyüten ve değiştiren kaynakların başında gelmektedir. Edebi eserlerin uyarlamalar aracılığıyla perdeye taşınması, sinemanın ilk günlerinde başlayan, artarak devam eden ve günümüzde de popülerliğini yitirmeyen bir yöntemdir. Dünya edebiyatında sayısız yapıt, aslına sadık kalınarak ya da sinemanın gerekleri doğrultusunda dönüştürülerek filme aktarılmıştır. Edebi eserin büyük ölçüde hazır bir senaryo sunması ve bilinirliğinden ötürü belirli bir gişe başarısı vadetmesi, sinemacıların bu yola başvurmasının başlıca nedenleridir. Ancak zamanla kimi yönetmenler için uyarlama çok daha bireysel bir süreç haline gelmiş, etkisi altında kalınan roman ya da öykünün, gücünden bir şey yitirmeden filme aktarılabilmesi düşüncesi öne çıkmıştır. Ülkemizde de durum farklı değildir. Gerek yerli, gerek yabancı yazarların eserlerinden uyarlamalar yapan yönetmenler sinema tarihimizde önemli bir yer tutmaktadır. Rus yazar Anton Çehov'un öykülerini filmlerine taşıyan Nuri Bilge Ceylan bu isimlerin başında gelmektedir. Anahtar Kelimeler: Anton Çehov, Nuri Bilge Ceylan, Uyarlama, Yabancılaşma
2000 sonrası Türkiye sinemasında queer imkanlar: Benim Çocuğum, Zenne ve Bizim Büyük Çaresizliğimiz üzerine bir çözümleme
Queer kuram ve beraberinde gelişen tartışmalar özellikle 2000'lerden bu yana Türkiye'deki ilgili akademik ve aktivist çevreler üzerinde etkili olmakta, bir yandan kuramın uluslararası düzeydeki tartışma seyri diğer yandan Türkiye özelinde ortaya konan yeni soru ve saptamaların açtığı yol kuramın zenginleşmesini sağlamaktadır. Sinema alanında ise "Türkiye queer sineması" olarak adlandırılabilecek bir yönetmenler ve yapımlar topluluğu ya da akımdan söz edilememekle birlikte Türkiye sineması queer karakterleri, sahneleri, "an"ları ve müdahaleleri barındıran, queer okumalara açık bir alan olarak ele alınabilir. Bu noktadan yola çıkan tez, 2000 sonrası Türkiye sineması içerisinde yer alan ve queer okumalara imkân verdiği düşünülen örneklem filmlerinin çözümlenmesi yolu ile Türkiye'de yakın dönem queer sinemanın olanaklarını araştırmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda filmler karakterler, ilişkiler, sahneler ve anlatı yapısı üzerinden queer bir okumaya tabi tutulmuş, queer kuramın problematize ettiği konular bir yandan "queer sinema" olarak adlandırılan evrensel örnekler diğer yandan da Türkiye sineması ve Türkiye LGBTİ aktivizminin öznel koşulları çerçevesinde filmler ile birlikte düşünülmeye çalışılmıştır. Cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, cinsellik, arzu, haz, özdeşleşme, normatiflik gibi kavramlar çalışmada rol oynamıştır. Anahtar Kelimeler: Sinema, Queer, Türkiye Sineması, Queer Kuram
Türk sinemasında baba temsili
Bu araştırmada, erkekliğin önemli bir dönüm noktası ve erkeklik performanslarının tamamlandığının bir kanıtı olarak varsayılan babalık kurumunun Türk sinemasındaki temsil şifreleri çözümlenmiştir. Türk sinemasında babalığı yeniden üreten temel unsurların neler olduğu noktasından hareketle, örneklem içerisine dahil edilen filmlerde babalığın temsil ediliş biçimlerinin nasıl gerçekleştiği, babalığa dair temsil kodlarının nasıl işlerlik gösterdiğinin araştırılması bu çalışmanın problemini oluşturmaktadır. Ayrıca, Türk toplumunun kültürel yapısındaki baba figürü ile Türk sinemasında babalığa dair sunulan temsiller arasında nasıl bir ilişkinin var olduğu sorusuna yanıt aranmıştır. Çalışmada, Delphi Tekniği kullanılarak geliştirilmiş olan veri toplama aracındaki parametrelerin her birinin örneklem içerisine dahil edilen filmlere yöneltilmiştir. Elde edilen veriler NVİVO 11 Plus nitel araştırma programı yardımı ile kodlar, kategoriler ve temalar halinde düzenlenerek bulgulanmış ve yorumlanmıştır. Söz konusu bulguların Türk sinemasında babalığın temsil ediliş biçimleri konusunda literatüre katkı getirmesi beklenmektedir. Ayrıca sinemadaki temsillerin çözümlenmesinde yeni bir yöntem önermesi açısından faydalı olacağı umulmaktadır. Anahtar Sözcükler: Türk Sineması, Babalık, Temsil, Delphi Tekniği, Sinemada Nitel Çözümleme.
Türk sinemasında 2010 sonrası filmlerde çocuk gelin temsili
Sinema ortaya çıkmasından bugüne gelene kadar, erkeklerin egemenliğinde bir sektör olarak, kadın temsillerine dair çok gerçekçi olmayan ve genellikle erkek bakışını yansıtan ürünler ortaya koymuştur. Geleneksel toplumlarda görülen ve modernleşme ile büyük ölçüde aşılması gerektiği düşünülen cinsiyet ayrımcılığının günümüzde de sürdürülmesi, film anlatılarına yansıtmaktadır. Sinema toplumun içindeki ataerkil yaşam örüntülerini perdeye yansıtarak, erkek egemen pratiklerin yeniden üretilmesine de bu yolla katkıda bulunmaktadır. Feminist film kuramcıları, sinemadaki erkek egemenliğine bir tepki olarak, filmlerin içeresindeki ataerkil kodları, ideolojileri ve sinemaya özgü aygıtların kullanılarak kadının nasıl ikincilleştirildiğini, çalışmalarının merkezine almışlardır. Sinemanın, kadının karşısında değil, onu destekleyen ve yanında olan biçimlerinin nasıl üretilebileceği, klasik sinemadaki erkek egemenliğin hangi şekillerde yıkılabileceğini araştırmışlardır. Türk sinemasında da benzer şekilde ataerkil yapıya dair izleri görmek mümkündür. Kadın sorunlarına ilişkin konuları ele alan filmler, büyük ölçüde erkeklerin domine ettiği sektörün ürünleri olarak izleyiciye sunulmaktadır. Feminist araştırmacılar ve kadın derneklerince üzerine durulan ve temelinde tüm toplumu ilgilendiren bir sorun olarak çocuk gelinlerin sinemadaki temsilinin araştırılması bu çalışmanın asıl amacıdır. Amaca ulaşmak için, dört film (Lal Gece, 2012; Halam Geldi, 2013; Mustang, 2014; Yarım, 2015) seçilmiş ve analiz edilmiş ve yapılan analiz sonucunda, çocuk gelinlerin sinemadaki temsilinde kadına ait bakış ve sesine yeterli ölçüde yer verilmediği saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Sinema, Çocuk Gelinler, Feminizm, Ataerki, Türk Sineması,Kadın, Sinemada Çocuk Gelinler.
1980 sonrası Türk sineması'nda zenginlik temsilleri üzerine bir alımlama çalışması
Bu çalışmada toplumsal eşitsizliklerin en önemli belirleyicilerinden bir tanesi olan zenginliğin Türk sinemasındaki temsilleri ve bu temsillerin izleyiciler tarafından ne şekilde okunduğu ele alınmıştır. 1980'den günümüze Türk Sineması'nda ülkede değişen siyasal, ekonomik ve toplumsal yapının, değişen zenginlik olgusunun ve zenginliği somut olarak gösteren yaşam tarzlarının nasıl temsil edildiğinin ve bu temsillerin sosyal bir özne olan izleyiciler tarafından nasıl anlamlandırıldığının araştırılması bu çalışmanın problemini oluşturmaktadır. Ele alınan filmlerde toplumsal dinamiklerin analizi ile zenginliğin toplumsal temsillerinin izleri sürülmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında öncelikle tezin örneklemine giren filmlerin betimsel analizi yapılmıştır. Ardından bu filmler arasından seçilen üç film üzerine alımlama çalışması kapsamında kentli 50 yaş üzeri izleyicilerle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Çalışmanın alımlama analizi kısmı için Janet Staiger'ın tarihsel materyalist yaklaşımından yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda hem filmlerin analizi ve hem de izleyiciler ile yapılan görüşme birbirleriyle ilişkilendirilerek bulgulanmış ve yorumlanmıştır. Söz konusu bulguların hem Türk sinemasında farklı dönemlerdeki zenginlik temsilleri konusunda, hem de izleyici araştırmaları konusunda literatüre katkı getirmesi beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Türk Sineması, Temsil, Alımlama Çalışmaları, Zenginlik, Sinema ve İzleyici
Yeni Türk Sinemasında biçem
Sanat bağlamında düşünüldüğünde biçem; bir sanatçının, bir eserin, bir dönemin, bir ülkenin ya da bir çağın kendine özgü biçimlendirme, söyleyiş, anlayış, anlatış biçimi olarak kabul edilir. Fotoğrafik görüntünün hareket kazanmasıyla doğan sinema, giderek bir öykü anlatma aracına doğru evrilmiş ve öykü anlatımına hareket ve zaman öğesine de ekleyerek, insanoğluna yeni bir anlam yaratma, algılama, ve alımlama biçimi kazandırmıştır. Sinemaya özgü bu biçim, eseri meydana getiren araca özgü bileşenlerin nasıl kullanıldığı, yani biçemin nasıl kurulduğu ile ilgilidir. Türkiye'de 1990'lı yılların ortalarında başlayan ve 2000'li yıllarda uluslararası bir görünürlük kazanan sinema alanındaki dönüşüm; "Yeni Türk Sineması", "Yeni Türkiye Sineması", "Bağımsız Sinema" ya da "Sanat Sineması" olarak kavramsallaştırılmış ve çeşitli boyutlarıyla birçok araştırmacının inceleme konusunu oluşturmuştur. Bu dönemi geçmiş sinema anlayışından ayıran temel belirleyici ise dönemin özellikle sinema dilinin kullanımı açısından geçmiş dönemlerden farklı olarak, özgün bir yaklaşım geliştirebilmiş olmasıdır. Bu çalışmada, Türk sinemasında, yeni bir estetik yaklaşımın ilk yetkin örneklerinin ortaya çıktığı bir dönemin filmleri, biçem yönüyle ele alınmıştır. Bu bağlamda araştırmanın amacı; Türk sinemasında yeni dönemin biçemsel yönelimlerini saptamak ve ortaya çıkan benzerlikleri, farklılıkları biçem yönüyle ortaya koymaktır. Anahtar Kelimeler: Yeni Türk Sineması, Biçem, Sinema Estetiği
Yeni Türk sineması: 2000 sonrası Türk sinemasına sosyolojik bir bakış
Bu çalışma Türkiye?nin ekonomik, toplumsal, politik ve kültürel hayatında yaşanan değişimlerin toplumsal alanda nasıl ifade bulduğunu ortaya koymak adına Türk sinemasının elverişli bir alan olduğu savından yola çıkarak hazırlanmış ve 90?ların ikinci yarısından sonra oluşan yeni Türk sinemasındaki sektörel artışı sosyolojik bağlamda incelemeyi kendine problem edinmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sinemanın Türkiye?ye ilk girişinden 80?li yıllara kadar olan dönem, tiyatrocular dönemi, geçiş dönemi, sinemacılar dönemi ve genç Türk sineması dönemi şeklindeki bölümler halinde ifade edilmiştir. Sonrasında bir taraftan bastırılırken diğer taraftan konuşan Türkiye sloganlarıyla var olan 80?li yıllar Türkiye?sinin siyasi, ekonomik, toplumsal durumundan ve bunların Türk sinemasına yansımalarından bahsedilmiştir. İkinci bölümde 90?lı yılların siyasi, ekonomik, toplumsal etmenleri ve tüm dünyayı saran popüler kültür ve tüketim kültürü olgularının Türk sinemasına etkileri ifade edilmiştir. 90?lı yıllarda artık öldü denilen Türk sinemasının `Eşkıya? ile geri dönüşü söz konusudur ve `Eşkıya?nın açtığı yolda oluşan yönetmen sineması kavramıyla değişen sinema anlayışı ifade edilerek yeni Türk sinemasının ilk izleri verilmiştir.Üçüncü bölümde ise 2000?li yılların siyasi, ekonomik, toplumsal durumundan ve bir anlamda Yeşilçam?dan kopuşu ifade eden yeni Türk sineması anlayışından bahsedilmiştir. Bu bölümün son kısmında ise yerli ve yabancı film sayıları, yerli ve yabancı seyirci sayıları, sinema salon ve perde sayıları, dijital sinema salon ve perde sayıları, devlet desteği miktarları şeklinde niceliksel verilerle çalışmanın probleminde belirtilen artış ifade edilmiş ve artışın nedenleri sektörün içindeki kişilerle yapılan söyleşiler ışığında yorumlanarak çalışma sonlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Türk Sineması, Yeşilçam, Yeni Türk Sineması, Devlet Desteği, Popüler Kültür, Sektörel Artış
Türkiye'de politik sinemanın dönemsel incelenmesi
Geçmişten günümüze sürekli bir değişim ve gelişim içinde olan sinemada, çok sayıda konunun iyi ya da kötü işlenmesi ve değişik açılarından ele alınması etkin bir gücünün olduğunu göstermektedir. Bu açıdan sinema bir sanat dalı olmasının dışında kitleleri etkileyebilen bir kitle iletişim aracı niteliği taşımaktadır. Kendisine özgü bir anlatım diliyle dünya genelinde geniş kitleler tarafından kabul görmüş ve daha fazla tüketilmeye başlamıştır. Sinemanın bu yönünü keşfeden siyasi ve ekonomik açıdan güçlü olan ülkeler kendi kültürlerini başka toplumlara yaymak ve kitleleri yönlendirmek amacıyla sinemayı da kullanmışlardır. Böylece politik sinema denen tür ortaya çıkmıştır. Siyasi, ekonomik, toplumsal sorunları konu edinen Politik Sinema, eğlence anlayışlı Hollywood sinemasına ve bireysel konuların ağırlık kazandığı Avrupa Sinema'sına karşı devrimci bir nitelik taşımaktadır. Toplumsal gerçekleri aktaran politik sinema Türk Sinema'sında da kendisini göstermiştir. Bu türün özelliklerini yansıtan çok sayıda film çekilmiştir. Tüm dünyada olduğu gibi Türk Sineması da ülkede gerçekleşen politik olaylardan etkilenmiş ve bu olayların yansımaları filmlerde aktarılmıştır. Bu noktada tez kapsamında, Türkiye'deki 1970'den 2000'e kadar olan politik dönem içerisinde örnek filmlerin de analizi yapılarak politik sinemanın dönemsel incelenmesi yapılarak çalışma tamamlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Sinema, Politik Sinema, Üçüncü Sinema, Türk Sineması
Türk sinemasında yol ve yolculuk temalı filmlerde anlatı kodlarının değişiminin değerlendirilmesi
Yolculuk kavramı, öngörülemeyen olaylarla karşılaşılması nedeniyle bireyin savunmasız kalarak duygu ve düşüncelerinde köklü değişimler yaşamasını mümkün kılmaktadır. Sinema sanatında, yolculuk teması toplumsal ve politik verilerin işlenmesine imkân sağlamaktadır. Türk Sineması'nda yol filmleri niceliksel olarak artarken tarihsel süreçte filmlerin anlatı kodlarının da dönüştüğü değerlendirilmiştir. Bu çalışmada, 1985-2017 yılları arasında üretilen dört yol filminin anlatı kodlarında oluşan dönüşümler tespit edilerek karşılaştırılması amaçlanmıştır. Böylece otuz iki yıllık süreçte Türk Sineması'nda üretilen yol filmlerinin anlatı bağlamındaki değişimi tespit edilmek istenmiştir. İncelenen dört film, üretim tarihlerine göre kronolojik olarak sıralanarak elde edilen bulgular karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak, filmlerde kullanılan anlatı kodlarının zamanla Klasik Anlatıdan Çağdaş Anlatı tekniğine yaklaştığı tespit edilmiştir. Karakter kimliklerinin, diyalogların, mizansenlerin ve sahnelerde kullanılan plastik malzemelerin gerçekçi üslupta kurgulanmaya başlandığı görülmüştür. Gerçekçiliği artan her yapı unsurunun anlatı kodlarındaki öneminin de arttığı ve böylece filmlerin farklı anlam boyutlarında incelenmesinin mümkün kılındığı tespit edilmiştir. Nitekim dört filmin de Monomit Kavramı çerçevesinde ve Vladimir Propp'un tespit ettiği ortak işlevler ile A.J. Greimas'ın eyleyenler örnekçesi yaklaşımlarıyla masalların biçimbilimi açısından incelenmesinin mümkün olduğu görülmüştür. Filmlerin üretim sırasına göre içeriklerinin farklı biçimde şekillendiği gözleminden hareketle kimi analiz unsurlarının olgusal düzeyde ifade edilebileceği tespit edilmiştir. Çalışmada, yol kavramının sinemada yalnızca bir alt tür olarak değil toplumsal sosyal ve kültürel gerçekliği yansıtabilmek için bir araç olarak da kullanıldığı ve tarihsel süreçte örneklerinin arttığı gözlemlenmiştir. Bu bağlamda yapılan incelemenin yol filmlerinin çok boyutlu analizi çalışmalarına zenginlik katacağı ve literatüre katkı sağlayacağı değerlendirilmiştir.
Demokrat Parti döneminde haber filmlerinde propaganda
Propaganda bireyin ve toplumun gelişimi ve değişimi sürdükçe birçok alanda farklı biçimlerde yer almıştır. Öyle ki propagandanın tarihsel gelişimi teknolojinin gelişimiyle bağlantılıdır. Kitle iletişim araçlarının toplumsal yaşamın bir parçası olması propagandanın kullanımını etkilemiştir. Propaganda hem bir kitle iletişim aracı hem de sanatsal yaratım olan sinemanın gücünü fark etmiştir. Kitleleri etkileme ve yönlendirme sürecinde sinema propaganda için önemli bir yer teşkil etmiştir. Sinema ve propaganda ilişkisinin konu edindiği bu çalışmada propaganda kavramı ve kitle iletişim aracı olan sinemanın kullanım biçimi incelenmiştir. Propaganda bağlamında Dünya sinemasının ve Türk sinemasının propaganda ile ilişkisi incelendikten sonra DP döneminde haber filmleri propaganda kurallarına göre incelenmiştir. Çalışma kuramsal kısımda propaganda kavramı, tarihsel, biçimsel özellikleri, teknikleri, kuralları ve propaganda bağlamında DP dönemi Türk siyasetindeki gelişmelere paralel olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğünde yer alan haber filmleri ele alınmıştır. Propagandanın kurallarına uygun olarak incelenen haber filmlerin kitleye/kamuoyuna verdiği mesajlarda propaganda unsurlarının işlendiği tespit edilmiştir.
Ezel Akay'ın filmlerinde anlatı ve stil
Bir yönetmenin biçem analizi, ona ait filmlerin biçimsel analizini gerektirir ve bu analiz, yönetmenin biçemindeki ayırt edici ve öne çıkan tercihleri ortaya koyar. Filmlerin biçimsel sistemini, yönetmenin tercih ettiği "anlatı" ve "stil" unsurları oluşturur. Bir filmdeki anlatı ve stil unsurlarını incelemek ise, o filmin biçimsel yapısını ve anlatı tarzını detaylı bir şekilde analiz etme imkânı sunar. Bu bağlamda çalışmanın amacı, Ezel Akay'ın biçemini değerlendirmektir. Bu sebeple yönetmenin filmlerindeki anlatı ve stil unsurlarının, nasıl bir biçimsel sistem oluşturduğunu anlamak amacıyla, yönetmenin 9 Kere Leyla (2020) ve Osman Sekiz (2022) filmlerindeki özgün tercihleri ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Filmlerindeki biçimsel sistemde, anlatı unsurlarının nasıl düzenlendiği ve ön çıkan stil unsurları analiz edilmiştir. Böylelikle Ezel Akay'ın biçeminin ayırt edici özelliklerini ortaya koyan bir analiz sunulması hedeflenmiştir. Ezel Akay, kendini masalsı gerçekçi bir hikâye anlatıcısı olarak tanımlayan; özellikle mizansen ve kurgu tekniklerindeki özgün biçimsel tercihleriyle öne çıkan bir yönetmendir. Yönetmenin filmleri, David Bordwell ve Kristin Thompson'un stil analiz yöntemi esas alınarak izlenmiş; her bir görsel ve işitsel unsur detaylı biçimde incelenmiştir. Elde edilen bulgular, Akay'ın, anlatı ve stil öğelerini yabancılaştırma etkisi yaratacak şekilde farklılaştırarak özgün bir anlatı stratejisi geliştirdiğini göstermektedir.
2010 sonrası Türk sinemasında kadın yönetmenlerin kadına yönelik şiddeti anlatım biçimleri
Şiddet, bireyin bir durum karşısında akılcı çözümler bulamayıp kendisini ya da başka bir bireyi ruhen veya bedenen örselediği eylemlerin tümüdür. Araştırma kapsamında; doğru iletişim kurma sürecini sekteye uğratan "şiddet" olgusunun tanımlamalarından yola çıkılarak, kadına yönelik şiddet, sinema ve gerçeklik kavramları ile ilişkilendirilmiş ve 2010 sonrası Türk sinemasında kadın yönetmenlerin filmleri üzerinden ele alınmıştır. 2010 sonrası Türk sinemasında sinema dili oluşturmuş kadın yönetmenlerin sayılarının artmaya başlaması, toplumsal ve politik filmlerin nicel olarak artış göstermesi, çalışmanın odak noktasını oluşturan kadına yönelik şiddeti kadın yönetmenlerin nasıl ele aldıklarını anlamak açısından önemlidir. Bu bağlamda eril öznenin ve ataerkilitenin izlerini taşıyan sinema sektörü içerisinde var olmaya çalışan kadın yönetmenlerin, hemcinslerinin yaşadığı sorunları toplumsal düzen, toplumsal cinsiyet ve kültürel değerler üzerinden beyaz perdeye yansıtma biçimleri analiz edilmiştir. Sinemada kadın sorunlarını ele alan filmlerin, çoğunlukla erkek yönetmenler tarafından eril bakış açısı ile anlatılmış olması ve Türk sinemasının son dönem filmlerinde konunun daha da sınırlandırılarak, kadına yönelik şiddetin kadın yönetmenler tarafından nasıl ele alındığını inceleyen bir çalışmanın olmadığı saptanmıştır. Bu çerçevede; çalışmanın literatürdeki bu boşluğu doldurması ve bu alanda yapılacak diğer çalışmalara ışık tutması açısından önemlidir.
Tarkovski'nin Stalker ve Kaplanoğlu'nun Buğday filmlerinde anlatı ve görüntü estetiği
Sanatta güzel ve estetik olan üzerine düşünceler antik dönemlere tarihlenmiştir. Başlangıçta güzel, sayılarla ifade edilmeye çalışılırken daha sonraki dönemlerde duyularla algılanan bir varlık olarak ele alınmıştır. Estetiğin bir bilim olarak kabul edilmesi ise 18. yüzyılda Alexander G. Baumgarten ile olmuştur. Onun estetik bilimine katkıları yadsınamamakla birlikte, ondan sonra gelen pek çok düşünür de estetik biliminin gelişmesini sağlamıştır. Duyuların bilimi olarak değerlendirilen estetik günümüzde, sanat eseri bağlamında genellikle insanın etkilenmesi ve etkilemesine odaklanmıştır. Sinema felsefecisi Gilles Deleuze, dünyaya gelmenin etkilenmek olduğunu belirtmiştir. Estetik bilimi de sanat, sanatçı, sanat eseri ve izleyicilerin oluşturduğu bu geniş ve derinlikli çerçeve içerisinde duyuların çok yönlü etkileyiş ve etkilenişini incelemektedir. Bu kapsamda sinema sanatı da estetik biliminin inceleme alanı içerisine girmektedir. Yönetmenin meydana getirdiği bir sanatsal ürün olarak film, izleyiciler tarafından izlenir, daha sonra ise bir yargı ortaya konulur. Bir filmin estetik bir obje olarak ele alınabilmesinin çeşitli kriterleri de, sinemanın tarihsel süreci içerisinde tartışılmaya devam etmiştir. Türk yönetmen Semih Kaplanoğlu'nun "pîrim" olarak adlandırdığı Rus yönetmen Andrey Tarkovski, filmleriyle ve kitaplarıyla dünyada kabul görmüş bir sanatçıdır. Kaplanoğlu, son filmi Buğday'ı, Tarkovski'nin Stalker filminden esinlenerek çekmiştir. Bu çalışmada, estetiğin tarihsel olarak geçirdiği süreç ele alınmakta, resim ve fotoğraf sanatlarının sinemayla olan karşılıklı ilişkileri değerlendirilmekte böylelikle kuramsal çerçeve çizilmektedir. Ardından da Tarkovski ve Kaplanoğlu'nun bahsi geçen filmleri görüntü estetiği yönüyle karşılaştırılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Kaplanoğlu sineması üzerindeki bilinen Tarkovski etkisini daha somut olarak ortaya koymaktır. Alanda benzer bir çalışmanın olmaması da çalışmanın gerçekleştirilmesinde etkilidir. Filmlerin anlatı, öykü, olay örgüsü, mizansen ve sinematografik olarak analizi, Bordwell'in "Biçem Analizi" olarak bilinen yöntemiyle gerçekleştirilmiştir.
2000 sonrası Türk dizi ve filmlerinde görsel efektin gelişimi
Erken sinema döneminde filmlerde yapılması zor sahneler set ortamında tamamen kameranın kayıtta olduğu esnada yapılmaktaydı. Bu yönteme özel efekt (special effects) denilmektedir. Kamera kayda girdiğinde özel hazırlanan dinamitler, maket arabalar, minyatür şehirlerdeki yıkımlar, patlamalar, araba kazaları, bina yıkımları gibi birçok efekt sahneye uygun bir biçimde o an yapılıyor. Teknolojinin gelişiminden sonra dizi ve sinema sektöründeki görsel efekt alanı oldukça gelişmiştir ve gelişmeye devam etmektedir. Özellikle Hollywood'da bu etkiler gözle görülmektedir. Türkiye'deki sinema sektörü de bu gelişimden payını almış ve batı sinemasından etkilenerek görsel efekt alanında birçok filme imza atmıştır. Bu nedenle görsel efekt Türk sinemasında oldukça önemli bir alanı kapsamaktadır. Çalışma kapsamında birinci bölümde Türk Dizi ve Sinema Tarihi başlığı altında tarihi süreci işlenerek örneklerle anlatılmıştır. Erken sinema döneminden örnekler verilmiş ve Türk sinema sektörünün öncülerinden Muhsin Ertuğrul gibi yönetmenlere değinilmiştir. Bu başlık altında Türkiye'de ki ilk animasyon örneğinden bahsedilmiş ve bu sürecin işleyişine değinilmiştir. Daha sonra ikinci bölüm olan Görsel Efekt konusu tarihi ve örnekleriyle anlatılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde Türk sinema ve dizi sektöründe görsel efekt örnekleri üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümde ise örnek uygulamalar yapılarak çalışmaya eklenmiştir.
Türk sineması'nda ürün yerleştirme uygulamalarına yönelik bir araştırma
Ürün yerleştirme, yapımcıların marka sahiplerine belirli bir ücret ya da promosyon karşılığında, yapım içerisinde yer vermesidir. Farklı görüşler, ürün yerleştirmenin temelini oluşturan bu tanıma yeni eklemeler yaparak tanımı zenginleştirmişlerdir. Ürün yerleştirme kavramı, ortaya çıktığı ilk uygulamalardan bu yana, yaygınlığı, çeşitliliği ve etkisi giderek artan bir reklam stratejisi haline gelmiştir. Büyük prodüksiyonların artık olmazsa olmazlarından birini oluşturan ürün yerleştirme, yalnızca sinema sektörüyle sınırlı kalmayıp farklı iletişim kanallarını da içine alarak büyümeye devam etmiştir. Çalışma, ürün yerleştirmenin tarihsel gelişimini, Türk Sineması ile buluşmasını, Türk Sineması açısından tamamladığı aşamaları ve önemini incelemeyi hedeflemektedir. Bunların yanı sıra çalışmada, Türk Sineması'nda ürün yerleştirme tarihi boyunca ürün yerleştirme stratejilerinin kullanım yoğunluklarının farklılıkları paylaşılmaktadır. Son olarak ise çalışma, ürün yerleştirmeye yönelik tutumu etkileyen faktörlerin neler olduğu ve ürün yerleştirmeye yönelik tutumu belirleyen faktörlerden hangileriyle anlamlı birer ilişki içerisinde bulunduğunu açıklamayı amaçlamaktadır. Çalışmada iki aşamalı uygulama bulunmaktadır. Bunlardan ilki 2000 – 2013 yılları arasında 1 milyon ve üzeri gişe yapmış Türk Sineması örneklerindeki ürün yerleştirme uygulamalarına yönelik yapılan analiz çalışmasıdır. İkincisi ise, 2014 yapımı "Recep İvedik – 4" adlı film izleyicilerine yönelik gerçekleştirilen anket uygulamasıdır. İlk uygulama ile Türk Sineması açısından ürün yerleştirme ve ürün yerleştirme stratejilerinin tarihini oluşturmaya katkı sağlamak amaçlanmaktadır. İkinci uygulama sinema çıkışında yüz yüze anket uygulamasını kabul eden 410 sinema izleyici ile görüşülmesi sonucunda elde edilen 384 kullanılabilir veri ile bu verilen analizini kapsamaktadır. Bu uygulama aracılığıyla ise tüketici konumundaki izleyicilerin ürün yerleştirmeye yönelik tutumlarını etkileyen faktörler üzerinde çalışılmaktadır. Bu faktörler tüketiciden kaynaklı faktörler ve filmden kaynaklı faktörler olmak üzere iki grupta ele alınmaktadır. Çalışmanın ulaştığı önemli sonuçlardan biri, tüketiciden kaynaklı faktörleri oluşturan yaş, cinsiyet, eğitim ve gelir düzeyi alt başlıklarından eğitim ve gelir düzeyi ile ürün yerleştirmeyi oluşturan faktörler arasındaki anlamlı ilişkidir. Ürün yerleştirmeye getirilecek olan yasal düzenlemeye karşı farklı eğitim ve gelir düzeyindeki izleyicilerin farklı tutumlar sergiledikleri ortaya çıkmıştır. Bir diğer önemli sonuç ise, filmden kaynaklı faktörleri oluşturan filmin inandırıcılığı, izleyicinin film ile özdeşleşmesi ve filmi beğenme alt başlıklarından inandırıcılık ve özdeşleşme ile ürün yerleştirmeye yönelik tutum faktörleri arasında varlığı tespit edilen anlamlı ilişkidir. Buradan hareketle film ile kendini özdeşleştiren izleyici ile özdeşleştirmeyen ve inandırıcı bulan izleyici ile bulmayan izleyicinin yine yasal düzenleme maddesiyle ilgili aynı tutum içinde olmadıkları sonucuna ulaşılmaktadır. Bu sonuçlar, hedef kitlesi belirli olan filmler açısından hem yapımcıya hem de reklamcıya ürün yerleştirmeye yönelik fikir vermek konusunda önem taşımaktadır.
Postmodern kimlik kalıplarının popüler Türk sinemasındaki yansımaları
Bu çalışmanın amacı, popüler Türk sinemasında karşılaştığımız karakterlerin, Postmodern insanın kimlik özelliklerine ne şekilde uygun davranışlar sergilediğini veya söylemlerde bulunduğunu saptamaktır. Bunu yaparken Modernite ve Postmodernite olarak adlandırılan uzun tarihsel dönemlerin ekonomik, siyasal ve sosyo-kültürel gelişim ve dönüşümlerini ele almak, Postmodern kimliğin oluşumuna ışık tutmak açısından önem taşımaktadır. Aydınlanma döneminden itibaren uzun bir süreç içerisinde gelişen ekonomi, sanayi ve bunlara eklemlenen bir siyaset anlayışı doğrultusunda bireylerin de yaşantıları ve hem toplumla hem de kendi benlikleriyle ilgili kavrayışları değişime uğramıştır. Bahsi geçen uzun sürecin son evresi olan Postmodernitede teknolojinin ve medyanın gelişmesiyle gündelik hayatımızda etrafımızı kuşatan imajlar ve tüketime dayalı bir hayat tarzı, kimliğimizi oluşturan etkenlerin arasında öne çıkmaktadır. Postmodern yaşantı, önceki dönemlerin herhangi biriyle karşılaştırılamayacak kadar çok sayıda ürün ve aynı zamanda tecrübe sunmaktadır. Durum böyle olunca, Postmodern insan için kendini gerçekleştirmek büyük önem arz eder hale gelmiştir. Postmodern insanın kendini gerçekleştirme arzusu bir çeşit "ben-odaklılık" yaratmakta ve bu durum kişilerin benliklerini kavrayış biçimlerini değiştirerek kimliklerine sirayet etmektedir. Bu çalışmada, Postmodern ben-odaklılık çerçevesinde ifade edilen Postmodern kimlik özelliklerinin izleri, uzun bir buhrandan sonra 1990'ların ortalarından itibaren yükselmekte olan popüler Türk sinemasında "betimsel analiz" ve "içerik analizi" yöntemleriyle incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Modernite, Postmodernite, Kimlik, Ben-odaklılık, Popüler Türk Sineması
Zeki Demirkubuz sinemasında ataerkillik söylemi Bulantı filminin göstergebilimsel bir incelemesi
Ülkemizde sinema ortamı, uzun bir aranın ardından 1990'lı yıllarda yeniden hareketlenmeye başlamış, sinemanın dili çözülerek seyirci ilk kez sanat filmi perspektifiyle, dokusu Yeşilçam sinemasından farklı, 'Yönetmen Sineması'yla tanışmıştır. 'Çağdaş Türk Sineması' adını alan bu yeni dönemin görsel üslup ve anlatı dili, 'Yeni, Bağımsız, Auteur, Minimal' kavramlarıyla birlikte anılmaktadır.Türk sinema tarihi bakımından ismi "Bağımsız Sinema" ile özdeşleşen, yurt içi ve yurt dışında aldığı ödüller ile 'auteur' kabul edilen araştırma konumuzun öznesi Zeki Demirkubuz, bu türün en başarılı temsilcilerindendir. Yalın anlatımı, gerçekçi sinema dili ve filmin geneline işleyen 'Demirkubuz stili' ile yerli sinemaya büyük bir ivme kazandıran yönetmen, yurt dışında düzenlenen festivallerde Türk Sineması algısını olumlu yönde değiştirmiştir. Genelde Yeni Sinemanın,özelde Demirkubuz sinemasının ana temasını oluşturan 'bireysellik', yönetmenin sinemasal kimliği ve filmlerialt başlıklar altında incelenerek, Zeki Demirkubuz 'un kendi deyimiyle "en kişisel filmim" dediği 'Bulantı' filminin, sembolleri ve görünenin ötesindeki anlamıfeminist kuram bağlamında göstergebilim perspektifinden değerlendirilecektir
2000'li yıllar Türk sinemasında baba-oğul ilişkisi ve travma
İnsanlığın var olduğu ilk yıllardan beri insan beyni ve insanın davranışları merak ve araştırma konusu olmuştur. İnsan bazen bu merakı sorarak bazense araştırarak gidermeye çalışmıştır. Dolayısıyla insanlar, iyi ya da kötü yaşantılar ve tecrübelerinin sonucunda başlarına gelen bir takım ruhsal durumlara anlam arayışı içerisine girmişlerdir. 19. yüzyılın sonlarında ise gelişen teknolojiyle bu arayış daha anlamlı ve somut hale gelmiştir ve ortaya travma kavramı çıkmıştır. Daha sonra travmanın insanın tüm ilişkilerinde ortaya çıkabilecek bir durum olduğu çeşitli araştırmacılar tarafından kanıtlanmıştır. Şüphesiz ki bu insan ilişkilerinden en yaygın olanı da aile içi ilişkilerdir. Toplumun gözünde kimi zaman bir ata kimi zaman ise bir otoriter temsil olarak görünen baba ise bu ilişkinin merkezinde yer alan unsurlardan biridir. Birey babasıyla her zaman olumlu bir ilişki içerisinde olmayabilir. Kimi zaman ise bu ilişki sallantılı ve travmatik olabilir. Çalışmada travma kavramının sinemada temsilleri ve baba-oğul ilişkisine etkilerini belirlemek hedeflenmiştir. Çalışma teori ve uygulama olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Teori kısmı ise kendi içerisinde ikiye ayrılmaktadır. İlk bölümde travma ikinci bölümde ise sinema hakkında literatür taraması yapılacaktır. İlk bölümde; travma kavramının tarihi, travmaya sebep olabilecek unsurlar, travmanın etkileri, travmanın türleri, çocukluk çağı travmaları ve anne ve baba kaynaklı travmalarla ilgili literatür araştırması yapılmış ve ulaşılan veriler çalışmaya eklenmiştir. İkinci bölümde ise; Sinemanın elementleri, Türkiye'ye sinemanın gelişi ve ilk sinemacılar, Türk sinemasının dönemleri ve bu dönemlerde yer alan travmatik baba-oğul ilişkisi konulu filmler ile ilgili literatür taraması yapılmış ve çalışmaya eklenmiştir. Çalışmanın ikinci kısmında ise sinemanın elementleri değerlendirilerek örneklem seçilen filmler üzerinden travma merkeze alınarak okumalar yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda, sinemanın ilk yıllarından itibaren baba-oğul ilişkisinin bir tema olarak karşımıza çıktığı ve özellikle sinemanın gelişimiyle birlikte bu ilişkinin içerisine travmatik olayların ve izlerin girdiği gözlemlenmiştir.