Türk eğitim tarihi
Bu konu başlığı altında 77 tez
Osmanlı eğitiminde enderun örneği
Bu çalışmada öncelikle Osmanlı Devleti'nde örgün eğitim sisteminde bulunan bazı kurumlar tek tek incelenmiş, kurumlar ile alakalı kısa ve öz bir şekilde bilgi verilmiştir. İlk olarak Osmanlı Devleti'nin ana yapısını ifade eden saray içinde bulunan eğitim kurumlarından bahsedilmiştir; Bunlardan birincisi, ileride padişah olacak şehzadelere eğitim verildiği şehzadegan mektebidir. İkincisi saray işlerini yürütecek ve ileriki zamanlarda devlet adamı olacak kişileri yetiştiren iç oğlan ocağıdır. İç oğlanları İslam kültürünü görerek ve yaşayarak öğrenmeleri amacıyla Müslüman ailelerin yanına verilirdi. Sonra hazırlık sarayları olan Edirne, Galatasaray, İbrahim Paşa saraylarında ön eğitimlerini alırlar daha sonra ise asıl eğitimlerini Enderun mektebinde tamamlamaktadırlar. Üçüncüsü ise kısmen de olsa Enderun mektebinin bayan izdüşümü olarak öngörülen, bayanlara eğitim verilen yer haremdir. Bir diğer bakımdan ise padişahın ailesinin yaşadığı bölümü ifade etmektedir. Bir sonraki bölümde ise Osmanlıda halka hitap eden eğitim kurumlarından da bahsedilmiştir. Bunlardan birincisi 4 yaş 4 ay 4 günlük iken çocukların başladığı ilkokula karşılık gelen Sıbyan mektepleridir. İkincisi Osmanlı devletinin temelini ifade eden medreselerdir. Medrese ilkokuldan sonra yüksek eğitim olarak adlandırılan belirli bölümlere ve kademelere göre ayrılmış eğitim kurumudur. Genel itibariyle bölümümüz ve alanımız gereği bu kurumların tamamını din eğitim açısından değerlendirmiş bulunmaktayız. Özellikle seçtiğimiz konu gereği aktarmak istediğimiz Osmanlı eğitim sisteminde bir örnek olan Enderun mektebinin genel eğitim durumunu anlatmanın yanı sıra din eğitimi açısından nasıl bir yol izlendiğini ortaya koymaktır. Anahtar Kelimeler: Eğitim, Din Eğitimi, Enderun
Sanayi-i Nefise Mektebi (1882-1928)
Bu çalışmanın konusu, Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti'ne uzanan süreçte tek resmî güzel sanatlar okulu olan Sanayi-i Nefise Mektebi'nin kurulduğu 1882'den Güzel Sanatlar Akademisi adını aldığı 1928 yılına kadar sürdürdüğü faaliyetler ve kurduğu ilişkiler ağıdır. Osmanlı İmparatorluğu'nun siyasi sarsıntılar, güç ve toprak kayıpları yaşadığı ve bunları telafi etmek için pek çok alanda reformların yapıldığı 19. yüzyılda kurulan Sanayi-i Nefise Mektebi, İmparatorluğun ilk ve tek resmî güzel sanatlar okuludur. Bu araştırma kapsamında öncelikle söz konusu süreçte, İstanbul merkezli yerel sanat ortamının gelişimi ve uluslararası sergilerde kurulan diyaloglar incelenerek İmparatorlukta bir güzel sanatlar okulunun kurulması sürecini tetikleyen unsurlar irdelenmiştir. Sanayi-i Nefise Mektebi'nin kuruluşuyla Avrupa akademileri tarzında verilecek sistematik bir güzel sanatlar eğitimi İmparatorluğun teşkilatlanmasına ilk kez eklenir. Bu durum, Sanayi-i Nefise Mektebi'nin kurumsallaşma sürecindeki idari yapısı ve konumu, eğitim kadrosu, programına dair tercihler, üretilmesi hedeflenen "milli sanat", Osmanlı toplumunun okulun öğrencileri ve mezunlarıyla kurduğu ilişki gibi çeşitli soru ve sorunsalları beraberinde getirir. II. Meşrutiyet'in İmparatorluğa getirdiği açılımlar ve I. Dünya Savaşı'nın etkileri, Sanayi-i Nefise Mektebi'nin kurduğu ilişkiler ve benimsediği yaklaşımlar üzerinde de etkili olur. Özellikle Sanayi-i Nefise Mektebi'nde yetişip eğitimlerine Paris'te devam eden ve 1914'te İstanbul'a dönen kuşak, okulun ve sanat ortamının dönüşümünün aktörleri olurlar. Dönüşlerinde Sanayi-i Nefise Mektebi'nde göreve başlayan İbrahim Çallı ve Hikmet Onat gibi isimlerle birlikte Sanayi-i Nefise Mektebi'nde verilen eğitimin benimsediği sanatsal tercihler de farklılaşır. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanıysa Sanayi-i Nefise Mektebi'nde yeni bir sürecin başlangıcı olur. Sanayi-i Nefise Mektebi bu dönemde binasından eğitim programına kadar pek çok alanda güncellenerek Cumhuriyetin kültür politikalarıyla uyumlu bir hâle getirilir. Bu araştırmada, Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti'ne uzanan bu süreçte, Sanayi-i Nefise Mektebi'nin geçirdiği dönüşüm ve sanat ortamına etkileri çeşitli yönleriyle incelenmeye çalışılmıştır.
Students sent abroad for the aim of education (1908-1922): An example of prospographical study
In this study, students who were sent abroad for education have been investigated with group biography method. The investigation is based on the archive documents of the Presidential State Archives in the funds of Ottoman and Republic Period, biographical encyclopedias about students, memoirs and various internet searches. The study was prepared based on the military and political events that took place in the Second Constitutional (II. Meşrutiyet) Period and it was predicated upon the historical periods of 1908-1913, 1914-1918, 1919-1922. The features of the students who were sent in these periods have been discussed in four sections. In the first section, the relation between education and modernization has been discussed. Examples from various countries applying for education abroad in order to educate qualified people by the increase of the power of education in state policies have been given and the historical process of foreign education policies have been emphasized. Also in this section, the phases of foreign educational practices from Tanzimat Period to Second Constitutional Period have been explained. After that, students' birth dates and birth places, the grades and schools that they graduated from, profession categories of their fathers, their genders, their purpose of education and the institutions they were in have been examined via tables and graphics in order to put forth the sociocultural level of the students who were sent abroad between 1908 and 1922. In the second section, the distribution of students abroad according to the years and countries they were sent to, their distribution according to the foundations and countries they recieved scholarship from, the schools where students were educated at have been examined via tables and graphics. Beside that, the funds, investigations and general problems of students abroad have been commentated based on reports of investigators of the period. In the third section, the results of foreign education have been examined. Accordingly, the success / failure status of those who were sent for education were presented and the success status of those, who returned to the country, according to the branches of science they studied and their contributions to Ottoman and Turkish modernization have been discussed. As a result of the investigations made above, we have determined that Ottoman valued education abroad despite human loss and financial difficulties which it faced due to wars took palce during the Second Constitutional Period. Among these difficulties, it was determined that students were sent for education abroad, albeit limited, during the War of Independence, which was initiated under the leadership of Mustafa Kemal Atatürk and resulted in full independence, and with the establishment of the TBMM government, those students undertook important duties in government cadres. It has been determined that the vast majority of these students, whose number was very little compared to the population of the country, were appointed at universities in the Republic of Turkey's first period and were brought to the state's senior civil service and they spent great efforts for the problems of the community. Finally, it was determined that the success-failure status of foreign educational practices varies according to institutions and branches of science, and the success rate is high, although not at the targeted rate. Key Words: Second Constitutional Period, Study abroad, Modernization, Republic of Turkey.
Geçmişten günümüze Türkiye'de yaşam boyu öğrenme
Bu araştırmanın amacı Türkiye'de geçmişten günümüze yaşam boyu öğrenmeyi incelemektir. Bu bağlamda yaşam boyu öğrenmenin Türkiye'deki tarihsel süreç içindeki değişimi irdelenmiştir. Çalışmada öncelikle yaşam boyu öğrenmeye ilişkin kavramsal ve kuramsal çerçeve verilmiş; yaşam boyu öğrenmenin hedefleri ve yaşam boyu öğrenme becerilerine yönelik açıklamalarda bulunulmuş; söz konusu kavramın yaygın eğitim, yetişkin eğitimi ve halk eğitimi ile olan ilişkisine değinilmiştir. Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde ise yaşam boyu öğrenmenin Avrupa'daki gelişim süreci incelenmiş ve bulgular bölümünde yaşam boyu öğrenmenin ülkemizdeki gelişim süreci açıklanmıştır. Yaşam boyu öğrenmenin Türkiye'deki tarihsel gelişimi Cumhuriyet öncesi ve sonrası olarak iki bölümde incelenmiştir. Araştırmada, çalışmanın amacına uygun olarak nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi kullanılmıştır. Bu amaçla öncelikle çalışma amacına uygun dokümanların neler olduğu ve nereden elde edilebilecekleri belirlenmiştir. Araştırmanın kavramsal ve kuramsal temellerini belirlemek için ihtiyaç duyulan verilere konu ile ilgili kitaplardan, alanda hazırlanmış tezlerden, ulusal ve uluslararası düzeyde hazırlanan raporlardan ve makalelerden ulaşılmıştır. Araştırma süresince ulaşılabilen dokümanlar bütünü araştırmanın veri setini oluşturmuştur. Ulaşılan dokümanların özgünlüğü kontrol edildikten sonra belirli bir sistematik içinde analiz edilerek sonuçlara ulaşılmıştır. Yapılan alan yazın taramasına ve incelenen belgelere dayalı olarak Türkiye'de yaşam boyu öğrenme kavramının giderek daha da önemsendiği görülmüştür. Bu anlayış, ülkenin geçirdiği toplumsal, siyasal, ekonomik ve teknolojik gelişmelere paralel olarak eğitim sistemi başta olmak üzere tüm alt sistemlere giderek artan bir ivme ile yansımıştır.
Mirât-ı Târîh-i Osmânî
Rüştiye mekteplerine tarih dersleri konulmasının ardından sistemli bir tarih ders kitabı lüzumu görüldü. Bu ihtiyaç üzerine Aziz, Sami ve Şevki Beyler, Osman Gazi'den başlayıp II. Abdülhamid devrine kadar yaşamış olan bütün padişahları konu alan Mirât-ı Târîh-i Osmânî adlı ders kitabını kaleme almışlardır. Bu çalışma giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde esere kısaca değinilmiştir. Birinci bölümde Mirât-ı Târîh-i Osmânî'nin transkripsiyonu, ikinci bölümde eserin değerlendirilmesi ve bazı konuların mukayesesi yapılmıştır. Sonuç bölümünde ise genel bir değerlendirme yapılmıştır.
Tanzimat'tan Cumhuriyet'e tarih ders kitabı yazarları, tarih eğitimcileri ve eserleri üzerine bir araştırma
Tanzimat, Osmanlı Devleti'nde 1839-1876 yılları arasındaki döneme verilen isimdir. Tanzimat Dönemi'ndeki yenilik anlayışı, etkilerini bugüne kadar sürdürmesi bakımından önemlidir. Bu dönemde ülkede yeniliklere ihtiyaç duyulması, halkın eğitilmesinin öneminin daha iyi anlaşılması ve bunun devletin sorumluluğu ve önemli bir görevi olarak görülmesi, Avrupa devletlerinin ülke üzerindeki baskısı gibi nedenlerle eğitim alanında yenileşme konusunda önemli adımlar atılmıştır. Eğitimin iyileştirilmesinin devletin çöküşünü engelleyebilecek bir yol olarak görülmeye başlanması ve eğitimin bilim olarak kabul edilip eğitim bilimiyle ilgili kitapların yazılmaya başlanması da bu adımların atılmasında destekleyici olmuştur. Tanzimat Dönemi, tarih bilimi ve tarih eğitimi açısından da son derece önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemdir. Osmanlı Devleti'nin bütününde görülen Batılılaşma çabaları ve modernleşme hareketlerinden tarih anlayışı ve tarih yazıcılığı da önemli ölçüde etkilenmiştir. 1877-1922 yılları arasını kapsayan ve Osmanlı Devleti'ni derinden etkileyen Meşrutiyet Dönemi'nde iç ve dış meselelere, askeri alanda alınan birçok yenilgiye ve çok büyük boyutlara ulaşmış mali sıkıntılara şahit olunmaktadır. Dönemin devlet adamları, aydınları, eğitimcileri, vatansever tüm fertleri devletin olumsuz gidişatını değiştirebilmek ve dağılmasını engelleyebilmek gayesiyle üstün bir çaba sarf etmiş, vatanına ve milletine karşı hissettiği sorumluluk bilinciyle ömrünü toplum yararına büyük ve önemli hizmetlerle geçirmiştir. Bu gidişatı değiştirebilmenin en etkili yolunun eğitim alanında yapılacak yenilikler olduğu konusunda toplum, yöneticiler ve aydınlar hemfikirlerdi. Yine eğitim alanında olduğu kadar tarih, tarih anlayışı ve tarih yazımına dair de çok önemli ve değerli gelişmeler yaşanmıştır. Fransız İhtilali sonrasında dünyaya yayılan milliyetçilik akımı, bu yüzyılda devletleri ve milletleri kendi geçmişini ve köklerini araştırmaya yöneltmiş, bu doğrultuda tarihin önemi günden güne artmış ve tarih, bilim olarak kabul edilmiştir. Takvimler 23 Nisan 1920'yi gösterdiğinde ise Ankara'da olağanüstü yetkilere sahip olan Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulmuş Türk milleti egemenliğini ilan etmişti. Anadolu'daki işgallere karşı çıkan milletimiz durdurulmak istendiyse de bunda başarılı olamamışlardı. Yeni kurulan devletin, cumhuriyetin ve büyük zorluklarla kazanılan bağımsızlığımızın devamı için yine en önemli rollerden birisi eğitime düşmekteydi. Özellikle de tarih dersleri ve tarih ders kitapları: Cumhuriyetimizi ve devletimizin bağımsızlığını koruyacak, devletine ve milletine bağlı nesilleri yetiştirecek güce ve etkiye sahip olması nedeniyle büyük öneme sahipti. Bu dönemde de tarihe, tarihçilik anlayışına, tarih eğitimine, tarih ders kitaplarına dair önemli çalışmalar yapılmış ve Türk Gençliğiyle birlikte halkın da tarihini öğrenmesine çok büyük önem verilmiştir.
Modern Türkiye'de halkçılık düşüncesi ve Köy Enstitüleri
Cumhuriyetin temel ilkelerinden biri olan Halkçılık düşüncesi, diğer birçok fikir de olduğu gibi cumhuriyet öncesine dayanır. Meşrutiyet döneminde halka doğru gitme ve halkla bütünleşme gibi çağrışımlarla ifade edilen halkçılık fikri, Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde milliyetçi karakterler taşıyan, halkı aydınlatmayı gaye edinmiş, milli ekonomiden yana ve dayanışmacı karakterde bir ideolojidir. Kurtuluş Savaşı yıllarında halkçılık düşüncesi daha da önem kazanmıştır. Bu sayede cumhuriyetin kurucuları geniş halk kitlelerinin desteğini arkalarına almak istemişlerdir. Bu dönem halkçılık düşüncesi milli egemenlik, halk egemenliği gibi noktalara vurgu yapar. 1930 sonrası halkçılık fikri ise "halk yararına, halka rağmen" şeklinde sloganlaştırılabilen bir şekilde biçimlenir. Ziya Gökalp'in işaret ettiği solidarist halkçılık geleneği bu dönemlerde karşımıza çıkmaktadır. Özellikle "Köy Enstitüleri" projesi ile genç aydın öğretmenler halka medeniyet götürmüş, "halka gitmiştir". Köy Enstitüleri cumhuriyetin halkçılık fikrinin en somutlaşmış formu olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle nüfusun büyük çoğunluğunun köylerde yaşadığı ülkemizde kalkınmanın ve aydınlanmanın köylerden başlaması gerekliydi. Bu çalışmada Köy Enstitüleri projesi halk yararına, halkçı bir hareket olarak değerlendirilmektedir. Çalışma kapsamında Köy Enstitüleri hareketinin cumhuriyetin diğer halkçı uygulamalarından da farklılaştığı ve "halka gitme" ülküsüne en çok hizmet eden hareket olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
The Ottoman printing enterprise: Legalization, agency and networks, 1831-1863
This dissertation focuses on the consolidation of the Ottoman printing enterprise between the establishment of the Directorate of Takvîm-i Vekâyi'hâne-i Âmire in 1831 and its annexation to the Ministry of Public Education in 1863. It argues that the main agents of the printed medium emerged in this period. These agents and the Ottoman state entered a process of intensive experimentation, competition, and bargaining that paved the way for the formation of a legal framework. Moreover, their interaction with the changing socio-economic context introduced the printed book as a commercialized item in the Ottoman market. In the meantime, what was in origin a foreign technology was internalized, made Ottoman, and rendered meaningful. This study further treats the printed books under two groups: as textbooks prioritized by the Ottoman state for their utility-value and as books introduced by non-state actors with an eye to tastes in the wider book market. In both cases, traditional and religious titles substantially outnumber new titles. This shows that a new technology was in fact utilized for the dissemination of the Ottoman traditional culture, a finding that challenges the narratives of nineteenth-century Ottoman modernization and secularization. Rather than a technological device, the printing press becomes a socio-intellectual tool for various agents bending even the traditional discourse in a new direction; by the 1860s, the press would become such a familiar part of Ottoman society that even those texts considered most sacred would be printed underground, in violation of both political and religious sensitivities.
The Ottoman Tribal School: Surveillance and the students` lives in the school
This thesis, on the Ottoman tribal school, investigates the surveillance and the students' lives in the school. It shows how Abdulhamid II and his officers established mechanisms in order to control the students. The work focuses on which strategies and tools were used by the sultan and his governors to supervise the sons of tribes in the Ottoman tribal school. This thesis also shows how the students' lives were in the school. It considers on the students' experiences, problems, and their reactions against the school administration through sample events. Most of the primary sources used in this work are documents of the Ottoman Archives. This thesis aimed to develop an anthropological perspective to the Ottoman tribal school.
Armenian schools in contemporary Turkey: Governmentality, community, resilience
In the grip of central examination systems, the marketization and pri-vatization of schooling, regulations of a nation state which maintains its emphasis on its Turko-Islamic tenets, and the escalation of competition among students as an outcome of an endeavor to be incorporated into global job markets, the Armenian schools struggle to breed a nurturing soil for Armenian cultural sustainability. The main objective of this re-search is to analyze to what extent the Armenian schools serve as plac-es of cultural empowerment in spite of the external constraints that the educational system in Turkey breeds and the political targeting Armenian community experiences today. Although the schools are places of acculturation in which the wishes of the nation state almost always prevail, this does not mean that latitude in education is fully en-compassed by precepts of national education. There is a possibility for the schools to function as spaces for cultural self-realization as opposed to the political targeting and marginalization they are subjected to. The aim of this study is to unpack the broader educational field encapsulat-ing the Armenian schools, and to paint a comprehensive picture which summarizes bureaucratic functioning, quotidian practices, daily predic-aments, the network of relationships interwoven around the schools or any pattern that delineate their overall milieu, so that it could be possi-ble to understand how self-meaning is produced in the schools.
Conservative transformation of education in Turkey (1980-2012): Policy processes and power alliances
This research explores the role of several civil conservative-Islamist organizations and their relational networks in the conservative transformation of educational policy in Turkey between 1980 and 2012. It examines how the pow-er bloc of the conservative Islamist organizations over the educational policy has been historically and relationally constituted and shaped. It analyzes the modalities and motivations that bring these constellations together, the shaping of their hegemony projects and their power building strategies, and the relational and historical dynamics that empower them to orient educational policy field. The research focuses on four major periods of educational policy between the years 1980 and 2012: The ideological designation of the education system with the Turkish-Islamic Synthesis in the 1980s, the process of the eight years of compulsory education reform during the 1990s, the neoliberal-populist regime of educational policies during the 2000s, the implementation of the 4+4+4 compulsory education model in 2012. Semi-structured inter-views and textual analysis are utilized as qualitative research methods. The research argues that conservative transformation of educational policy is not a monolithic and linear process defined with the steadily rising influence and power of the conservative-Islamist actors. Conservatism in edu-cation has rather been a product of the changing modalities and dynamics of alliance building among diverse agents, within which the currently powerful conservative-Islamist groups develop different power building strategies. The research claims that the main power resource of these groups is their interorganizational networks and expanding social capital across civil and political platforms. The proactivity for the advocacy for religious education, on the other hand, functions to forge a common ground that unities them as a conservative-Islamist power bloc.
İki darbe arası dönemde Türk eğitim tarihi (1960-1980)
Cumhuriyetin ilanından sonra 3 Mart 1924'te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Eğitim Öğretimin Birleştirilmesi Kanunu) üzerine inşa edilen Türkiye Cumhuriyeti'nin eğitim sistemi birçok yeniliği de beraberinde getirmiştir. Bu yeni eğitim sistemi 1924 yılından 1960 yılına kadar geçen sürede birçok yasa ve yönetmeliklerle geliştirilmeye ve benimsetilmeye çalışılmıştır. 1960-1980 yılları arasında tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de ekonomik, siyasi, sosyal ve eğitim alanlarında bazı değişiklikler yaşanmıştır. Bu çalışmayla 1960-1980 yılları arasında, adeta siyasi çekişmelerin ve hesaplaşmaların alanı haline getirilen eğitim kurumlarının, bu durumlar karşısında gerilemesinin nedenleri ve sonuçlarının ortaya konması amaçlanmıştır. Bununla birlikte, eğitimcilerin, kurum ve kuruluşlarıyla siyaset-ekonomi çalkantısı esnasında yaşanan git-gellerdeki tavır ve davranışlarının açıklanması hedeflenmiştir. Siyasetten en çok etkilenen kesim ve yükseköğretim bazında siyaseti en çok etkileyen eğitim kurumları ile eğitim elemanları bu çalışmanın ana unsurlarını teşkil etmektedirler. 27 Mayıs 1960 askeri darbesi, 12 Mart 1971 muhtırası ve 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinin ardında oluşturulan anayasa ve kanunlarla eğitime yeniden getirilen düzenlemelerin içerikleri bu araştırmanın odak noktasını teşkil etmektedir. Askeri darbelerle kesintiye uğrayan demokratik sistem karşısında eğitim kurumlarının nasıl etkilendiği, öğretim elemanlarının uğradıkları kovuşturma, sürgün ve tasfiye hareketlerinin neden, niçin, kime ve ne şekilde yapıldığı gibi sorulara cevaplar aranmıştır. Türk eğitim sistemine köklü değişiklikler getiren, 1961 yılında kabul edilen "İlköğretim ve Eğitim Kanunu" ve 1973 yılında kabul edilen "Milli Eğitim Temel Kanunu" ile yapılan düzenlemeler ve elde edilen sonuçlar bu çalışmanın merkezine oturtulmuştur. Bu tarihten önceki düzenlemelerde olduğu gibi 1961 ve 1973 yıllarındaki eğitim hamlelerinde de baştan sona siyasi kaygılar ve politik sürtüşmelerin izlerini görmek mümkündür. Durum böyle olunca da bütün kurum ve kuruluşlarıyla eğitimin sanki bir yaz-boz tahtasıymış gibi kullanılmasından kaynaklanan bir gerilemenin olduğu söylenebilir. Araştırılan yirmi yıllık dönem içerisinde; okul öncesi eğitimin gelişimi, ilköğretimdeki yapısal reformlar ve müfredat programları, ortaöğretimdeki politik sürtüşmeler, nitelik sorunu ve çözüm arayışları ile ideolojik çalkantılarla siyasetin ve askeri vesayetin boy hedefi haline gelmiş yükseköğretimin tarihsel gelişimi ayrıntılı bir şekilde belgelerle araştırılıp incelenmiştir. Yaklaşık altmış temel kaynaktan araştırma ve inceleme yapılarak elde edilen bu çalışma neticesinde, 1960-1980 yılları arasındaki eğitimin politik hesaplaşmalar uğruna heba edildiği, farklı yapı ve söylemlerle aynı durumun hala devam ettiği sonucuna varılmıştır.
Türk modernleşme tarihi çerçevesinde Demokrat Parti dönemi (1950-1960) eğitim politikalarının ideolojik içeriği üzerine bir inceleme
Bu çalışmada, Osmanlı-Türk modernleşmesinin ana etkeni olan eğitim politikaları, dönemin şartlarına bağlı kalarak büyük bir dönüşüm, gelişim Batılılaşmayla beraber sosyolojik ve ideolojik fraksiyonlara bölünmesi neticesinde, neden olduğu siyasal ve toplumsal değişimleri incelemek üzere hazırlanmıştır. Eğitim politikaları, son dönem Osmanlı ve Cumhuriyet rejiminin kurulmasıyla birlikte büyük oranda bir Batılılaşmaya doğru evrilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin, içerisinde bulunduğu siyasi yalnızlıktan kurtulmak için Batı ile yakınlaşması nedeniyle demokratikleşme zorunluluğu, eğitim başta olmak üzere birçok noktada kendini hissettirmiştir. Milli, çağdaş ve seküler bir yönetim benimsetilme amacıyla tek parti iktidarının egemen olduğu 1923-1950 yılları, birçok olumlu-olumsuz zıt tezleri beraberinde getirmiştir. Cumhuriyet dönemi Milli eğitim ideolojisi, büyük oranda bir okuma-yazma seferberliği ve dogmatik fikirlerden arınmaya sebebiyet verdiği için devrim niteliğinde uygulamalarının da olmasıyla, sosyolojik ve ideolojik etkenleri tüm toplumu olumlu ve olumsuz anlamda etkilediği gözlemlenmiştir. Dönemin toplumsal ve siyasal anlamda köklü değişime hazır olmaması nedeniyle de demokrasi dışı, tamamıyla bir üst zümrenin cılız bir halk söylemi üzerinden politika geliştirdiği ortaya konulmuştur. Özellikle bu dönemde; demokratik söylemler ışığında, despotik uygulamaların da yürütüldüğüne dair tezler kuvvet kazanmıştır. Türk siyasal hayatında demokrasinin pratiğe geçişi, tek parti (CHP) içerisindeki ekonomik bölünmeyle ortaya çıkan Demokrat Parti (DP) aracılığıyla olmuştur. Türk modernleşme tarihi çerçevesinde DP, halka mal edilen eğitim olgusunu kullanarak, liberal muhafazakâr nesil yetiştirme eğiliminde politikalar uygulanmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) halka benimsetmeye çalıştığı seküler ve çağdaş eğitim modeli, Demokrat Parti (DP) döneminde bir zümrenin etkisinde, çoğunlukla da halkın ve çeşitli aktörlerin istekleri doğrultusunda şekillenmiştir. DP'nin bu noktada iradeli bir politika geliştirememesi nedeniyle, demokratik bir yönetim olduğuna dair tezlerin yanında kukla bir yönetim olduğu da ortaya atılmıştır. Bu hareketler doğrultusunda eğitim faktörü, mevcut ve gelecek nesiller üzerinden sürekli bir değişiklik ve konum elde etme yarışına maruz kalmıştır. Cumhuriyet döneminde benimsetilmeye çalışılan seküler eğitim modeli, Demokrat Parti (DP) iktidarıyla dinsel, küresel ve sömürgeci aktörlerin yönlendirmeleriyle birden çok ideolojik formasyona bölünmüştür. Türkiye Cumhuriyeti'nde sağ-sol ikileminin neden olduğu muhafazakâr ve seküler söylemler, her hükümet değişikliği ile birlikte eğitimde de ideolojik bir çıkar alanına dönüşmektedir. Bu noktadan kaynaklanan olumsuz gelişmeler; Türk eğitim yapısında köklü bir reform, sistematik bir işleyiş ve çok yönlü bir kalkınmayı engellemektedir.
Milli Eğitim Bakanı Orhan Dengiz'in Türk eğitim tarihindeki yeri ve önemi
Türkiye'yi yükseltmek, yüksek medeniyetler seviyesine çıkarmak için yapmamız gereken şey, Mustafa Kemal Atatürk'ün ilke ve inkılaplarına bağlı, vatanını ve milletini seven, kendi öz benliğini ve kültürünü yitirmeden ülkesi için çalışan genç nesiller yetiştirmektir. Bunu sağlayacak olan en önemli kurumda Milli Eğitim Bakanlığıdır. Ailede başlayan eğitim, eğitim kurumlarının desteği ile hayat boyunca devam etmektedir. Anahtar Kelime: Milli Eğitim Bakanı Orhan Dengiz, Eğitim ve Öğretim, Öğretmenler, Üniversiteler, Teknikerler, Bütçe Görüşmeleri
The examination of educational philosophy of Turkish national education councils between 1946 and 2014
The frame of this study is the decisions of the National Education Councils between 1946 and 2014 and the reflection of these decisions on educational policy. The main purpose of this study is to analyse the effect of the decisions of the National Education Councils on the Education System according to educational philosophy. The study is based on descriptive analyses using the method of literature review. The issues in the literature review are the official sources of the National Education Council which started in 1946 because of the transition to the multi- party system in Turkey, journals about communiqués (Tebliğler Dergileri) as well the actual research reports about the National Education System. The analyses for the National Education Council occurred with the method of literature review. Different political periods in Turkey define the goals in education. Therefore, the National Education Councils were separated into different political eras and were analysed under educational philosophy with the titles: national education, secularism and modernisation, democratic education, educational philosophy and constructivism. At the end of the research, the result shows that some decisions of the National Education Council could be in relationship with essentialism, perennialism and pragmatism. Moreover, the main decisions of the National Education Councils could not be realised all over the country. Keywords: Educational Philosophy, Educational Policy, Educational Goals, Educational Ideologies, History of Education
Milli Mücadelede eğitim ve öğretmenler
Eğitim, bir devletin çağdaş ve medeniyet seviyesini gösteren en önemli unsurlardan biri olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada öğretmenlerin bir ülkenin en zor koşullarında dahi eğitim sisteminin en temel ve en öncelikli esaslarını oluşturduğu temel alınmıştır. Türk eğitim tarihi, öğretmen yetiştirme açısından ele alındığında ise çok zengin bir tecrübeye sahip olduğu ancak mevzu, nitelikli öğretmen yetiştirmeye geldiğinde bu durum günümüzdeki Türk eğitim sisteminin en temel sorunu teşkil etmektedir. Çünkü eğitim ve öğretimde nitelikli bir öğretmenin yerini dolduracak bir unsur bulunmamaktadır. Atatürk, sosyal toplumumuzu gerçek amaca mutluluğa ulaştırabilmek için iki orduya ihtiyacın olduğunu biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri de milletin geleceğini yoğuran kültür ordusu olduğunu söylemiştir. Balkan ve Birinci Dünya Savaşları, eğitim seviyesinin ileri doğru taşınmasına mani olmuştur. Öğretmenlerin, öğrencilerin cephelerde görev alması okulların bazı bölgelerde kapanmasına sebebiyet vermiştir. Onu takip eden Milli Mücadele döneminde öğretmenler işgal bölgelerinde etkin rol oynamışlar, bağımsızlık mücadelesinin her safhasında halkın doğru bilgilendirilmesi için birçok yazı kaleme almışlar ve ulusun milli bilincinin ayakta kalabilmesi için yurdun dört bir yanında mitingler düzenlemişlerdir. Özellikle dönemin okulları, bu protestoların konuşmalarının yapıldığı yer halini almıştır. Milli Mücadelenin başladığı yıllarda Batı Anadolu'da ve Türk Yurdu'nun birçok işgal yerinde okullar basılmış ve eğitim-öğretim kısmi de olsa yapılamaz hale gelmiştir. Milli Mücadelede bu vatanperverliği gösteren eğitim neferleri, dönemin vermiş olduğu zor imkânlara istinaden maaşlarını çoğu zaman alamamışlar ve bu durum onların yoksulluk ve sıkıntı çekmelerine neden olmuştur. Ve bu durumun sonucu olarak öğretmenlerin yapmış oldukları grevlerin neden ve sonuçlarını detaylı bir şekilde belirttim. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 23 Nisan 1920'de açılması ile Milli Mücadele hareketinin kadrolarının iyi tanınması, meclisteki öğretmen mebusların mücadeleye katkıları, azim ve kararlı duruşları, meclisin öğretmen maaşları ile ilgili sorunun çözülmesine ilişkin yapmış olduğu bütçe çalışmaları ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Mustafa Kemal Atatürk'ün eğitim, öğretmenler ve ilköğretim hakkındaki görüşleri tespit edilmiş, yeni Türk Eğitim sistemi oluşturulurken yapmış olduğu devrimler, plan ve programların onun faaliyetlerine nasıl yansıdığı üzerinde durulmuştur. "Cumhurbaşkanı olmasaydım Milli Eğitim Bakanı olmak isterdim" diyen Atatürk'ün bu sözü aslında eğitime ne kadar önem verdiğinin çok mühim bir göstergesidir. Milli mücadele dönemi öncesinde ve sonrasında Türk milletinin çağdaşlaşması, cehaletinin yok edilmesi ve eğitimin geniş halk kitlelerine yayılmasının zorunluğunu her fırsatta dile getirmiştir. İşte buna binaen toplumun dünyadaki tüm gelişmeleri öğrenip ayak uydurabilmesi için Sakarya Savaşı'nın en çetin anları demeyip 15 Temmuz 1921'de Maarif Kongre'sini toplamıştır.
Atatürk Dönemi eğitim dergilerindeki sosyal bilimlerle ilgili konuların incelenmesi (1923-1938)
Atatürk Dönemi Eğitim Dergilerindeki Sosyal Bilimler Konularının İncelenmesi (1923 - 1938) Atatürk Dönemi hem siyasi değişimler, hem de kültürel değişimler açısından pek çok araştırmaya konu edilmiştir. Bu çalışmada, Cumhuriyet tarihinin eğitim ve kültür alanında köklü yeniliklerin ve reformların yapıldığı bir dönemi olan Atatürk Dönemi'nde yayınlanan eğitim dergilerinin incelenmesi ve bu dergilerde yer alan Sosyal Bilimler konularının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Dönemin özelliklerinin eğitim dergilerine yansımaları ve Sosyal Bilimler konularının ele alınış şekilleri ortaya konulmuştur. Çalışmada, Atatürk Dönemi eğitim dergilerinde yer alan Sosyal Bilimlerle ilgili makaleler incelenmiştir. Tarama yöntemiyle yapmış olduğumuz çalışmada, veriler doküman incelemesi yöntemiyle elde edilmiştir. İncelenen 18 eğitim dergisinden elde edilen veriler nitel veri analizi programları yardımıyla konularına göre sınıflanmıştır. Sosyal Bilimleri oluşturan Tarih, Coğrafya, Psikoloji, Sosyoloji, Felsefe, Ekonomi, Siyaset Bilimi, Hukuk, Eğitim, Sanat Tarihi ve Sanat Eğitimiyle ilgili makaleler kendi içlerinde alt başlıklara ayrılmıştır. Bulgular kısmında ilk olarak çalışmada kullanılan dergilerin Sosyal Bilimlerle ilgili makale dağılımları verilmiştir. Ardından her bir bilim dalıyla ilgili makaleler tablolar halinde gösterilmiş ve makalelerin isimleri, yayınlandıkları dergiler, yayın yılları ve içerikleriyle ilgili bilgiler verilmiştir. Sonuç olarak incelenen 18 eğitim dergisinde yer alan 4223 makaleden 773'ünün Sosyal Bilimlerle ilgili olduğu görülmüştür. Bu makalelerde dikkat çeken en önemli nokta Sosyal Bilimler konularının eğitimine verilen önemdir. İlaveten Sosyal Bilimlere yardımcı bilim dallarının da öneminin vurgulandığı anlaşılmaktadır. İncelenen makalelerin ele alınan konuların çoğu günümüzde de güncelliğini koruduğu yapılan araştırmalarla kıyaslanarak ortaya konulmuştur. Anahtar kelimeler: Türk Eğitim Tarihi, Atatürk Dönemi, Sosyal Bilimler, Süreli Yayınlar, Eğitim Dergileri.
Öğretmen yetiştirmede İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu modeli (1924-1978)
Bu çalışmada, Türkiye eğitim tarihinde lise öğretmeni yetiştirme üzerinde önemli bir model olan İstanbul Yüksek Öğretmen Okulunun teşkilat, idari, eğitim-öğretim yapısının ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmada, Osmanlı Arşivi, Cumhuriyet Arşivi, Yüksek Öğretmen Okulu Arşivi ve ilgili kanun ve yönetmelikler kullanılarak doküman analizi yapılmıştır. Yapılmış olan analizler sonucunda, Yüksek Öğretmen Okulunun tarihsel sürecinde geçirmiş olduğu evreler: kuruluşu ve gelişmesi, Okulun yapısındaki değişimler, program değişimleri, yaşanan problemler ve başarıları ortaya koyulmuştur. Yüksek Öğretmen Okulu, Osmanlı'dan gelen Dârülmuallimîn geleneğini sürdürerek alan derslerinin Üniversitede, meslek derslerinin Okulda verilmiş olduğu Fransa örnekli bir model olarak Türkiye'de lise öğretmeni yetiştirmiş olan bir kurumdur. 1924 senesinde, Yüksek Muallim Mektebi adıyla açılmış olan Okul, 1978 senesinde öğrenci alınmaması yönünde verilen bir karar ile birlikte kapatılma sürecine girmiştir. Okulu tarihi sürecinde iki döneme ayırmak mümkündür. Yüksek Öğretmen Okuluna, 1964 senesine kadar sadece lise mezunu şartını taşıyan öğrenciler alınmıştır. Bu tarihten itibaren ise daha çok ilk öğretmen okulu son sınıf öğrencilerinden başarılı olanlar ve kısmen de lise mezunu olup üniversiteye yerleşenler arasından seçim yapılmıştır. Yüksek Öğretmen Okulu öğrencileri genelde fen-edebiyat fakültelerine gönderilmiştir. Alan derslerini üniversitede alan öğrenciler Yüksek Öğretmen Okulunda eğitim psikolojisi, eğitim sosyolojisi, genel öğretim metodu, maârif teşkilatı ve idare dersi olmak üzere çeşitli meslek dersleri görmüşlerdir. Dört yıllık ve yatılı bir okul olan Yüksek Öğretmen Okulunun son senesi, staja ayrılmıştır. Öğrencilerin her türlü ihtiyaçları devlet tarafından karşılanmıştır. Yüksek Öğretmen Okulu mezunları çoğunlukla liselerde ve üniversitelerde görev yapmışlardır.
II. Abdülhamid Dönemi eğitimdeki gelişmeler: Kastamonu örneği
II. Abdülhamid dönemi, eğitim-öğretim faaliyetlerinin hız kazandığı bir periyot oldu. Bu dönemde, devlet genelinde çeşitli kademelerde pek çok okul tesis edildi. Çalışmada, II. Abdülhamid döneminde ülke genelinde yapılan eğitim alanındaki çalışmalar, gelişmeler, eğitim-öğretim faaliyetleri ve açılan yeni kurumlar, Kastamonu Vilayeti özelinde ele alınmaya çalışıldı. Nitel araştırma yöntemlerinden olan tarama-derleme yönteminin kullanıldığı bu çalışmada Maârif Salnâmeleri temel kaynak olarak alındı. Ayrıca konuyla ilgili arşiv belgeleri ve Kastamonu Vilayet Salnâmelerinde bulunan veriler, içerik analiz yöntemi ile ele alındı. Özellikle içerik analizi yöntemi ile vilayet merkezi, sancak, kaza ve köylerde yer alan okullarda verilen dersler, eğitimci kadrosu, personel ve öğrenci sayısı, okula yapılan tayinler, görevli memurların rütbe ve maaşları gibi konularda veriler elde edilerek çalışmada yerini aldı. Yerel eğitim kurumlarının yanı sıra vilayette bulunan gayrimüslim mekteplerin durumu hakkında da bilgi verildi. Ayrıca kaynak incelemelerinde bunlara ek olarak vilayetteki kütüphaneler ve matbaanın durumu ile ilgili elde edilen bilgiler de çalışma da değerlendirildi. Sonuç olarak, II. Abdülhamid döneminde, Kastamonu Vilayetinde bir maârif idaresi oluşturularak eğitim faaliyetleri yapılandırıldı. Bu dönemde vilayette, ilköğretim kademesi olarak birçok ibtidâî mektep açıldığı, ortaöğretim kurumlarından olan rüşdiyelerin de vilayette tesis edildiği görülmüştür. Ortaöğretim kurumlarından bir diğeri olarak idâdîlere de vilayet özelinde önem verildiği, Kastamonu Vilayetinde bulunan idâdî mekteplerinin, ülke vilayetlerinde, birkaçı haricinde, bulunan idâdîlerine nazaran sayı itibariyle fazla olduğu belgelerden anlaşılmıştır. Bu dönemde vilayette, mesleki alanda eğitim veren bir Ziraât Mektebi ve Sanayi Mektebi kurulduğu da yapılan incelemede görülmüştür.
Yabancı uyruklu öğrencilerin Türkiye'deki eğitime etkileri
Bu araştırmada yabancı uyruklu öğrencilerin Türkiye'deki eğitime etkisi konusunda Çankırı il merkezindeki meslek liselerinde görev yapan idareci ve öğretmenlerin görüşlerinin alınması amaçlanmıştır. Araştırma nitel araştırma yöntemiyle yapılmış olup araştırmacı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır, araştırmanın verileri, betimsel analiz yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Literatür incelendiğinde çalışmaların ilk ve ortaokul seviyesinde olduğu ve çalışmaların çoğunun yabancı uyruklu öğrencilerin Türkiye'de eğitime uyum konusunda yaşadıkları sorunlar ve çözüm önerileri üzerine olduğu görülmüştür. Lise seviyesinde yabancı uyruklu öğrencilerin en çok eğitim gördüğü meslek liseleri ile ilgili ve Türkiye'deki eğitime etkisi ile ilgili bir çalışmaya ulaşılamamıştır. Bu kapsamda çalışma grubu olarak 2021-2022 eğitim öğretim yılında Çankırı il merkezindeki meslek liselerinde görev yapmakta olan 3 idareci, 6 kültür ve 6 meslek ders öğretmeni belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, öğretmenlerin ve yöneticilerin yabancı uyruklu öğrencilerin lise seviyesinde genellikle meslek liselerinde eğitim görmelerine ilişkin olarak; dil yetersizliği nedeniyle uygulama derslerinin çok olması, üniversite eğitiminden çok meslek edinme hedefleri olması, sınıf geçmenin daha kolay olduğunun düşünülmesi, yerleştirmede karar verenler tarafından meslek liselerine yönlendirilmeleri tespit edilmiştir. Okullarda eğitime kabul edilmeden önce Türkçe eğitiminden geçirilerek başarılı olanların örgün eğitime dahil edilmesinin hem yabancı uyruklu öğrenciler hem de Türk öğrenciler için önemli olduğu, yabancı uyruklu öğrencilerin üniversiteye yerleştirme sürecinde tanınan hakların pozitif ayrımcılık olarak görüldüğü ve öğrenci ve öğretmenlere kapsayıcı eğitim verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Tanzimat'tan Cumhuriyet'e öğretmen yetiştiren kurumlara giriş şartları ile usûllerinin belirlenmesi ve değerlendirilmesi (Nizamnâme ve talimatnâmelere göre)
Bu araştırmanın amacı, "Osmanlı Devleti'nin Tanzimat Dönemi ile Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna kadar geçen süre içinde öğretmen yetiştiren kurumlara giriş şartları ile usûllerinin belirlenmesi ve değerlendirilmesi" dir. Nitel araştırma yöntem ve teknikleri ile oluşturulan bu araştırma durum çalışması deseni ile yürü-tülmüştür. Araştırmada veri olarak Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Osmanlı Devletinde ilgili birimler tarafından hazırlanarak yayımlanan Osmanlıca tarihi dokümanlar ve bunların yanı sıra literatürde yer alan konuya ilişkin yayımlanmış bazı bilgi ve belgeler kullanılmıştır. Söz konusu Osmanlıca belgelerin öncelikle günümüz Türkçesine transkripsiyonu yapılmış, sonraki aşamada bunlar tasnif edilerek içerik analizine tabi tutulmuştur. Elde edilen veriler doğrultusunda Osmanlı Devleti'nde 1839-1923 yılları arasında faâliyet gösteren öğretmen yetiştiren kurumlara giriş şartlarının ne olduğu ve öğrenci seçiminde nasıl bir usül izlendiği net olarak tespit edilerek detaylı bulgulara ulaşılmıştır. Bu bağlamda Osmanlıda yüksek öğretim düzeyindeki öğretmen yetiştiren kurumlara öğrenci alımında; adaylarda Osmanlı Devleti vatandaşı olmak, mevcut eğitim sistemi içerisinde orta öğretim düzeyindeki mekteplerden mezun olmak, sağlıklı olmak, adli sicili temiz olmak, yapılan giriş sınavları sonucunda başarılı olmak, Arapça-Farsça-Türkçe gibi bazı dil alanlarında çeşitli açılardan bilgi sahibi olmak, temel matematik bilgisine sahip olmak gibi kriterlerin arandığı belirlenmiştir. Bu şartların uygulanma aşamasında izlenen prosedüre göre ise adayların yerine getirmiş oldukları şartları ilgili makamlardan alınan resmî belgelerle ispatlamaları gerektiği ortaya çıkmıştır. Bu araştırmanın nihayetinde, Osmanlı Devleti'nin Tanzimat'tan Cumhuriyet'e kadarki süreçte öğretmen yetiştiren kurumlar arasından özellikle Dârülmuallimîn ve Dârülmuallimâtlara nitelikli öğrenci alımı için önemli dü-zenlemelerin yapıldığı sonucuna varılmıştır. Ayrıca nitelikli öğretmen yetiştirebilmek için öğrenci alımında kendine has bir sistem kurulurak belirli ölçülerde seçici davranıldığı anlaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgu ve sonuçlar dahilinde bazı önerilere yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: Öğretmen Yetiştiren Kurumlar, Dârülmuallimîn, Dârülmuallimât, Giriş Şartları, Giriş Usûlleri.
Osmanlı Devleti'nde kız sanayi mektepleri
Osmanlı İmparatorluğu'nda XIX. yüzyılın ikinci yarısında başlayan sanayide modernleşme ve makineleşme süreci, sanayi sektörüne teknik eleman yetiştirme bi-çimlerinde değişikliğe yol açmıştır. Eski dönemlerde usta-çırak ilişkisine dayalı ele-man yetiştirme modeli yerine yeni gelişen sanayi sektörlerine adapte olacak personelin yetiştirilmesine gayret edilmiştir. Öncelikli amacı kimsesiz ve yetim çocukları koruma olan ve temeli 1863 yılında Niş'te Mithat Paşa tarafından atılan Islahhâneler, yapılan düzenlemelerle Sanayi Mektepleri olarak Osmanlı Devleti'nin teknik elemanlarını yetiştirmeye başlamıştır. Bu çalışma, Osmanlı Devleti'nde eğitim sürecine kız çocuklarının da dâhil edilmesiyle tesis edilen Kız Sanayi Mekteplerini ele almaktadır. Bu mektepler sanayide modernleşme sürecine kız çocuklarını dâhil ederek, hem aile hayatında kendine yetebilen hem de topluma katkı sağlayan özgüveni olan ve kendi ayakları üzerinde durabilen kadınları yetiştiren bir eğitim kurumu olmuştur. Bu araştırma ile günümüzde Kız Meslek Liselerinin selefi durumunda olan Kız Sanayi Mekteplerinin Türk Eğitim Tarihindeki yeri ve önemi tespit edilmiş öte yanda Yakın Çağ Türk Tarihinde kızların mesleki eğitim alanındaki rollerine yer verilmiştir.
Osmanlı Devleti'nde kız çocuklarının eğitimi ve dönemine etki eden kadın öğretmenler (1850-1918)
Bu çalışmanın başlıca amacı; Osmanlı Devleti'nde uzun süre göz ardı edilen kız çocuklarının eğitiminin 1850 ve 1918 yılları arasında ne şekilde ele alındığını, 19. yüzyılda yetişen kadın öğretmenleri, bu öğretmenlerin Osmanlı eğitim hayatına ve sosyal hayata katkılarını açıklamaktır. Çalışma için ana kaynaklardan konu araştırılmış, Başkanlık Osmanlı Arşivi ve İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) veri tabanı üzerinden gerekli belgeler taranmıştır. Bunların dışında konuyla ilgili müstakil çalışmalar ve makaleler incelenmiştir. Osmanlı Devleti'nin eğitim tarihi 19. yüzyıla kadar erkek çocukların eğitim alabildiği kurumlar ile sınırlı bir incelemeye tâbidir. Çünkü sıbyan mektebi dışında herhangi bir kurum kız çocuklarına açık değildir. Kızların eğitimi hususunda 1859'da açılan kız rüşdiyeleri ile ilk adım atılmış, kız idadilerinin açılığı ile bu süreç devam etmiştir. Kızlar için açılan okullarda eğitim verecek kadın öğretmen olmadığından Darülmuallimat açılmış, böylece kadınlar öğretmen olma yolunda ilk adımı atmışlardır. Sonraki dönemlerde kadın öğretmenlere duyulan ihtiyaç artınca kadın öğretmen yetiştiren farklı okullar da açılmıştır. Nihayetinde II. Meşrutiyet Dönemi'nde kadınlara üniversite yolu açılmıştır. Eğitim alanında varlık gösteren kızlara, kadın öğretmenler yol gösterici olmuşlardır. Osmanlı Devleti'nin Tanzimat Dönemi'nde birçok alanda modernleşme çabasına girmesi toplumdaki kadın algısını değiştirmiş, bu durum kız çocuklarının eğitim alanında görünür olmasını sağlamıştır. Kadın öğretmenlerin varlığı hem nitelik hem de nicelik açısından kızların eğitimde daha yoğun hissedilmesini sağlamıştır. Kadın öğretmenlerin kızların okullaşma oranının artmasında gayretleri etkili olmuş fakat Osmanlı maarif sistemi içerisinde kız öğrenci sayısı istenen düzeyin altında kalmış, yeterli sayıya ulaşılamamıştır. Anahtar Kelimeler: Darülmuallimat, İnas, Kadın Öğretmen, Kız Çocuklarının Eğitimi, Mektep, Muallime.
Tanzimat'tan cumhuriyet'e eğitimde millileşmeye yönelik politika ve uygulamaların incelenmesi (1839-1938)
Bu araştırmanın amacı, "Osmanlı'dan Cumhuriyet'in ilk yıllarına kadar eğitimde millileşme adına yapılmış resmi düzenleme ve politikaların incelenmesi" dir. Nitel araştırma modeli kullanılarak yapılan bu araştırmada doküman incelemesi yöntemi ile literatürde konuya yönelik var olan dokümanların analizi yapılmış, tarihi ve resmi metinler incelenmiştir. İncelemeler sonucunda elde edilen veriler içerik analizine tabi tutularak Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde ve Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarında eğitimde millileşme adına büyük yeniliklerin yapıldığına ulaşılmıştır. Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyeti'ne miras kalan ve her anlamda bozulmuş eğitim sistemini kurtarmak için milli bir eğitim anlayışına ulaşmak hedeflenmiştir. Bu bağlamda bir dizi resmi düzenlemeler yapılmıştır. Araştırmada bu resmi düzenlemeler ve politikalar incelenmiş ve sonuçları araştırmanın sonuç bölümünde verilmiştir.