Turkish theatre
93 theses under this subject heading
Geleneksel Türk halk tiyatrosundan sinemaya ikili komik: Zeki Alasya-Metin Akpınar örneği
Tiyatro insanların deneyimlerinin, yaşam biçimlerinin, geleneklerinin, geçmişten günümüze aktarılmasını sağlayan bir araçtır. Bu araç insanların bir araya gelmesine ve bağ kurmasına katkı sağlar. Gelenekler ve kültürel unsurlar değişen veya dönüşen zaman ile beraber tiyatronun yanında sinema, televizyon ve diğer teknolojik araçların yardımıyla gelecek kuşaklara aktarılmıştır. Geleneksel Türk halk tiyatrosunda İhtiyar ile İbiş, Karagöz ile Hacivat, Kavuklu ile Pişekâr olarak görülen ikili komiklerin Zeki Alasya ve Metin Akpınar filmlerinde Zeki ile Metin'in aldıkları rollerle sürdürüldüğü tespit edilmiştir. Bu çalışmada Zeki-Metin ikilisinin yer aldığı 26 film incelenerek mizah ve gülme unsurları tespit edilmiştir. İkili komik merkeze alınarak Zeki Alasya ve Metin Akpınar'ın filmlerinde geleneksel Türk halk tiyatrosunun etkisi karşılaştırmalı yöntemle mizah ve gülme unsurları bağlamında değerlendirilmiştir. Ayrıca filmler Henri Bergson'un gülme teorisi ve mizahın işlevleri dikkate alınarak açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: İkili Komik, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Tiyatro, Sinema.
Adalet Ağaoğlu'nun tiyatroları
Türk toplumu için Cumhuriyet dönemi ile pek çok alanda olduğu gibi tiyatro ve oyun yazarlığı konusunda da bir kurumsallaşma süreci başlar. Bu yeni yönetim şekli aynı zamanda reformist bir devlet politikası ve tamamen batılı bir kültür anlayışına sebep olur. Türk tiyatro yazarları içerisinde önemli bir yeri olan Adalet Ağaoğlu, yaşadığı döneme eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşan tutumu, üst düzey sanatçı duyarlılığı ve aydın kimliği ile modern Türk kadınının tiyatro sahnesindeki sesi olur. Kaleme aldığı eserlerinde politika, sanat, gelenek, günlük hayat, evlilik, köyden kente göç gibi çok çeşitli konuları dile getirmeye çalışan yazar, bunu bireyden topluma doğru ilerleyen bir tiyatro dili ile sağlar. Adalet Ağaoğlu, toplumun farklı kesimlerinden kişilere yer verdiği uzun ve kısa oyunları ile eserlerine yakın dönemi konu edinen yazarlar arasında zikredilir. Bu çalışmada, sanat hayatında yetmiş yıllık bir deneyime sahip olan Adalet Ağaoğlu'nun Türk tiyatrosundaki yeri ve oyun yazarlığındaki önemi anlatılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Adalet Ağaoğlu, Yazar, Hayat, Tiyatro
Çağdaş Türk tiyatrosunda Yûnus Emre
Bu çalışmada, Yûnus Emre hakkında yazılmış tiyatro eserleri, bu eserlerde işlenen ortak konular ve yazarlarımızın bu konuları oyunlarında hangi açıdan ele aldıkları sorusunun yanıtı aranmaktadır.?Çağdaş Türk Tiyatrosunda Yûnus Emre? isimli eserimde, Yûnus Emre'nin hayatı, sanatı ve eserleri hakkında bilgi verildi. Bu çalışma Yûnus Emre ile ilgili olarak yazılmış olan dokuz tiyatro eserinin incelenmesini içermektedir. Bu tiyatro eserlerinin tahlilinde başlıca uyguladığım metotlar şunlardır. Kitabın künyesi, kurgu, özet, şahıs kadrosu, birinci derecedeki kişiler (baş kişi), dekoratif unsur durumdaki kişiler, tema, mekân, olay örgüsü, yapı, zaman, dil ve anlatım teknikleri, mimesis, gösterme yöntemi (dramatik yöntem) nesnel tasvir, geriye dönüş tekniği, diyalog tekniği, montaj tekniği, anlatma problemi, değerlendirme bölümleri detaylı bir şekilde incelenmiştir. Bu incelemelerin sonucunda Yûnus Emre, 700 yıl öncesinden günümüze uzanan bir dil köprüsü, insandan insana uzatılmış, sevgi, kardeşlik, hoşgörü eli olduğu, aradan geçen bunca zamana rağmen bugün bile insanoğlu hâlâ söyleyecek sözü olan bir dil ve gönül ustası olduğu bilinmektedir. Bu yüzden onun hayatı, fikrî kişiliği, düşünceleri, tasavvufa getirdiği derinlik, evrensel insan sevgisinin doğru bir biçimde bilinmesinin son derece önemli olduğu kanaatine varılmıştır.
İstanbul Devlet Tiyatrolarında 1990-2000 yılları arasında sergilenen oyunlarda cinsellik ve erotizm kodlayıcılarının sunumu
Bu çalışmada derlem olarak anlatım olanaklarını gözlemleme açısından çeşitlilik ve verimlilik sağlayan senaryolar kullanılmıştır. Senaryolar, 1990-2000 yılları arasında, İstanbul Devlet Tiyatrolarında sergilenmiş ve İstanbul Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü Dramaturgi arşivlerinde bulunan tüm Türkçe metinlerle sınırlandırılmıştır. Gösterilmek üzere hazırlanan metinlerde bulunan parantez içi açıklamalar, talimatlar ve ön oyun adı verilen özetlerin cinsellik / erotizmin kodlanmasında en az dil birimleri kadar önem taşıdığı ön görüsüyle cinsellik / erotizm kodlayıcıların sunumu bu metinler üzerinden araştırılmıştır. Senaryolara has olan bu nitelikler, özellikle yasaklı addedilen kavramların açık açık sunulamadığı durumlarda vericinin elini güçlendirmekte; imalar, çağrışımlar ve bedensel temaslar üzerinden iletilmeye meyilli olan cinsellik / erotizmi yazılı metin üzerinden tespit edebilmeyi kolaylaştırmaktadır. Çalışmanın temelini oluşturan söz konusu kodlayıcılar hem dilsel hem dil ötesi ögeler dikkate alınarak tespit edilmiş, bağlam içindeki ve metin üreticinin yüklediği görev ve anlamları göz önünde bulundurularak değerlendirilmiştir. Dilin var olan imkânları içinde bir inceleme modeli oluşturulmuş olup cinsellik / erotizm kodlamada mevcut olanakların her birinden yararlanıldığı görülmüştür.
Islamic heritage in the shadow theatre
The shadow theatre plays a major role in public life and for several centuries it occupies an aspect of the people's thought, as the public takes it as a way of entertainment and leisure. However, what was presented is a representation of real-life matters in a framework of criticism and irony; in addition, the performances were emptying of people's concerns, which bear various forms of hatred for their foreign rulers. Shadow plays paved the way for the Islamic audience to adopt the art of theatre, which came to the Arab and Islamic world through France, in its European form. Shadow play in the Islamic world included music and song as well as acting. These works were shared with a lyrical type, as music and songs play the main role, as in the plays of "The Spectrum of Fantasy", "Weird and Strange", and "The Lost Lover". These are the three initials of shadow theatre left by Muhammad Bin Daniel Al-Mawsili who was the author of the oldest shadow plays in Arabic. These pioneers are formed their final shape by him and continued until the beginning of the twentieth century. This research relies on the descriptive-analytical method to trace the emergence and development of the form of the shadow play with all its components through different ages. So that, because of its importance, it has been included in the UNESCO Heritage Organization. In this research, it is aimed to research the past and present heritage of this type of theatre for current and future generations and to contribute to its continuation.
Refik Erduran'ın tiyatro oyunlarında yapı ve tema
"Refik Erduran'ın Tiyatro Oyunlarında Yapı ve Tema" adlı bu çalışma, sanatçının hayatını, edebi kişiliğini ve tiyatro oyunlarını incelemeyi amaçlar. Giriş kısmında tiyatronun tarihi, kısaca anlatılarak Türk tiyatrosunun bir panoroması çizilir. İkinci bölümde, hayatı ve edebi kişiliği anlatılır. Anlatı türlerinin çoğunda eser veren Erduran, yazdığı oyunlar, yer aldığı ve başkanlığını yaptığı derneklerle tiyatroda adını duyurur. Türk tiyatrosunun millileşmesi ve yerlileşmesi için birçok faaliyete öncülük yapar. Dönemindeki mevkidaşlarıyla alanında lider bir isim olmayı başarır. Çalışmanın üçüncü bölümünde, sanatçının 60 oyunundan 43'ü, yapı ve tema başlığı altında incelenmiştir. Kalemini, kapalı kurgu tekniğinden Brecht'in açık biçim tekniğine yaklaştırmış, eserlerini dönemin sosyal ve siyasal zeminine göre yazmış, bireyin ve toplumun aksayan yönlerini, komedi türünde okurlara sunmuştur. Yirmi yılı aşkın birçok gazetede köşeyazarlığı yapan Erduran, oyunlarına konu seçerken, zamanın güncel meselelerine, Türkiye'nin hafızasına kazınmış olaylara duyarsız kalamamış; oyunlarında en çok aydın tutarsızlığını, kadın erkek eşitsizliğini ve topluma yabancılaşmış insanı işlemiştir. Oyunlarında, sonuca götüren değil, düşündüren aynı zamanda eğlendiren ve çözümü okura bırakan bir yol izlemiştir.
Halit Fahri Ozansoy'un tiyatro eserlerinde yapı ve tema
"Halit Fahri Ozansoy'un Tiyatro Eserlerinde Yapı ve Tema" adlı bu çalışmanın amacı; yazarın tiyatro eserlerinde hangi tema ve yapı unsurlarının kullanıldığını tespit etmek ve en fazla hangi temaların işlendiğini belirlemektir. Birinci bölümde, çalışmanın asıl konusuna geçmeden önce Türk tiyatro tarihi ve gelişim aşamaları incelenmiş ve bu konuyla ilgili bilgi verilmiştir. İkinci bölümde yazarın hayatı, mizacı, edebi kişiliği ve bağlı olduğu topluluklar ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise tiyatro eserlerinin tanıtımları yapıldıktan sonra eserler, olay örgüsü, temalar, şahıs kadrosu, insan ögesinin seyirciye sunuluşu, zaman, mekân ve dekor şeklinde tasnif edilmiş ve incelenmiştir. Sonuç kısmında ise bulgularla ilgili genel bir değerlendirme yapılmıştır.
Filibeli Ahmet Hilmi'nin edebi eserleri üzerine bir araştırma
Filibeli Ahmet Hilmi, imparatorluğun en uzun yüzyılı olarak adlandırılan sosyal ve siyasi çalkantılarla dolu bir dönemde yaşamıştır. Dönemin diğer aydınları gibi o da yaşanılan problemlere bigâne kalmamış ve çareler üretmeye çalışmıştır. Osmanlının yetiştirdiği son dönem fikir ve aksiyon adamlarından biri olan A. Hilmi kısa sayılabilecek bir yaşam sürmesine rağmen ardında hatırı sayılır bir külliyat bırakmıştır. O tasavvuftan felsefeye, edebiyattan siyasete kadar hemen her sahada kalem oynatmış bir yazardır. Ancak incelememiz Filibeli Ahmet Hilmi'nin eserlerinin bütününü değil yalnızca nesir sahasındaki tamamlanmış ve yayımlanmış edebi eserlerini kapsamaktadır.
Mahmut Yesari'nin tiyatro eserleri üzerine tematik bir inceleme
Bu çalışma, Mahmut Yesari'nin kaleme aldığı tiyatrolarından seçilmiş eserleri üzerine tematik bir incelemeyi hedeflemektedir. Yazarın eserlerini oluşturmada göz önünde bulundurduğu temaların tespitinin ve tasnifinin daha iyi yapılabilmesi için yazarın yalnızca ulaşılabilen telif eserleri üzerinde incelemelerde bulunulmuştur. Mahmut Yesari, çeşitli türlerde yazmış olduğu eserleri ile döneminde adından çokça söz ettirmiştir. Tespit edilebilen eserlerinin toplamı yüzü geçmiş olmasına rağmen ölümünden sonra gereken değeri görmemiştir. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar ışığında Yesari'nin sanatsal değeri fark edilmeye başlanmıştır. Realist üslubunun ilhamını gündelik yaşamdan alan Mahmut Yesari için gözlem her şeydir. Dolayısıyla onun tiyatrolarında gündelik yaşamda karşılaşılan insanlar ve mümkün olabilecek trajikomik hadiseler, belirli temalarla ustalık ve titizlikle işlenmiştir. Çalışmamızın amacı, söz konusu temaları -yazarın tiyatro görüşünden de hareketle- bilimsel bir yöntem ile tespit ve tasnif etmektir. Amaçlar ışığında yazarın seçilmiş telif eserleri, edebiyat kuramlarının yöntemlerine uygun bir şekilde incelenmiş ve tasnifleri sağlanmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda Mahmut Yesari'nin tiyatro anlayışı, eserlerinde yer verdiği temalar ve bunların gündelik yaşam ile ilişkisi ile ilgili hususlarda gelecekte yapılacak olan çalışmalara katkı sağlayabilecek belirli veriler elde edilmiştir.
Dinçer Sümer'in hayatı, sanatı ve tiyatroları üzerine bir inceleme
Dinçer Sümer'in hayatı ve tiyatroları üzerine yapılan çalışmanın amacı, yazarın tiyatrolarını ve Türk tiyatroculuğundaki yerini analiz etmektir. Türk tiyatrosunda, klasik tiyatrodan modern tiyatroya geçişte mihenk taşlarından biri olan Dinçer Sümer, tiyatrolarında hem bireyin hem de toplumun sorunlarını ele alan, bu sorunların çözüme kavuşturulması için fikirler üreten aydın bir yazardır. Bunları yaparken bütün hayatını verdiği tiyatronun gelişmesi için yeni ve farklı teknikler deneyen kendine özgü bir üslup geliştiren tiyatrocularımızdandır. Bu tezde daha önce hakkında çalışma yapılmamış olan Dinçer Sümer'in ondört tiyatrosu yapı ve içerik bakımından analitik yöntemle incelenmiştir. İki bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde yazarın hayatı ve tiyatroculuğu eserlerinden hareketle ele alınmış olup ikinci bölümde yazarın tiyatroları yapı, tema ve üslup açısından incelenmiştir. Sonuç bölümünde Dinçer Sümer'in tiyatrolarındaki ortak ve farklı yönler belirlenmeye çalışılmıştır.
1980 sonrası Türk tiyatrosunda Alevî-Bektaşî unsurları
X. yüzyılla birlikte İslâmlaşmaya başlayan Türk toplumu arasında dini bakımdan anlayış farklılıkları görülmüştür. Savaş veya anlaşma yoluyla İslâm'ı tanıyan bu toplum içinde XV-XVI. yüzyıl dolaylarında farklılıklar ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu ayrışmanın bir kanadını oluşturan Alevîler; zaman içinde Kızılbaş, Haydarî, Rafızî gibi adlarla tanınmış çeşitli suçlamalarla karşılaşmıştır. Bu anlayış içerisinde öz kültürüne mensup özelliklerini taşıyıp kaçgöç olmadan, kadınların gizlenmeye ihtiyaç duymamasıyla yaşama; Tanrı'ya giden yolda benliği esas araç olarak görme; şaman, Gök Tanrı inancı ile doğaya uyumu yansıtır biçimde ibadet etme ve ilişkili olarak zıtlık ile devriye anlayışına sahip olma durumları söz konusudur. Hurufîlik gibi sembolik bir anlayışla Nesîmî kanalıyla tanışan ve Hallac-ı Mansur'la ışık metaforuna yüklediği anlamı derinleştiren Alevîler için hulûl, tecelli anlayışları ön plana çıkar. Yaygın anlamda heterodoks, kimilerince metadoks kabul edilen Alevîlik; İslâm peygamberini kabul etmesiyle birlikte Budizm ve/veya Hıristiyanlık'tan ödünçlenmiş olduğu düşünülen Hak- Muhammet- Ali üçlemesine bağlı kalır, Kur'an ise Bektaşîlerce daha fazla önem taşımış görünmektedir. Şia bağlantısı XVI. yüzyılla kurulan bu zümrenin rehber anlayışı Ali olmakla birlikte, sözde kalan Caferîliğe bağlılığı yine aynı dönemin etkisiyledir. Sözlü kültürün temsilcisi olan Alevîler, Telli Kur'an'ları saz ile tarihle, doğayla, birbirleriyle hemhâl olarak varlığını korur. Bununla birlikte söz ve canlandırmaya bağlı oyunları bünyesinde barındıran bu kültürün, dram denilebilir örneği ise tragedya ve epik oyunla benzerlikleri tartışılan Taziye'dir. Modern tiyatronun örneği Mum Söndü oyununda Alevî ve Bektaşîlerin karşılaştığı iftira örnekleri alenî biçimde görülmektedir. Buradan yola çıkılarak hazırlanan bu tez için 1980 sonrası oyunlarından Ali Berktay'ın Kerbela'sı, Recep Bilginer'in Sevgi ve Barış'ı, Mahmut Gökgöz'ün Pir Sultan Abdal'ı, Turgay Nar'ın Divâne Ağaç'ı, Hüseyin Erdoğan'ın Yol, Ter, Gül'ü, Hasan Erkek'in Kutsal Döngü'sü, Remzi Özçelik'in Hacı Bektaş'ı, Gönül Akkuş'un Allı Evlendi, Pullu Gelin Oldu'su ve Semih Çelenk'in Gelin Tanış Olalım'ı değerlendirilmiş, bu oyunların kuramsal çerçevede verilen özelliklere sahip olduğu görülmüştür.
Türkiye'de 1923-1950 yılları arasında sinema ve tiyatro
Bu tez, Türkiye'de Batı tarzı Türk tiyatrosunun ve Türk sinemasının gelişim tarihini incelemektedir. Türk tiyatrosunun ve sinemasının bugünkü görünümünü nasıl kazandığını, hangi evrelerden geçtiğini, belli başlı özelliklerini ve Türkiye'nin çağdaşlaşma hedefindeki rolünü konu almaktadır. Dini törenlerden doğduğu var sayılan tiyatro, diğer uygarlıklarda olduğu gibi Türk tarihinde de yer alan bir sanattır. Batıda tiyatro, Yunan tiyatrosundan evrilerek XVIII. Yüzyıldan sonra kendi alanındaki ürünleriyle olgunlaşmaya başlamıştır. Türkiye'ye, Avrupa'dan yabancı gösteri gruplarıyla birlikte gelmiş olan tiyatronun oyunları hem metinle hem de belli bir dekor içinde yer alan sahnede oynanmaktadır. Geleneksel Türk tiyatrosu ise daha çok doğaçlama gelişen, bir metne bağlı olmayan ve gösteriye uygun herhangi bir yerde icra edilebilen bir sanattır. Avrupa'nın, ekonomik ve sosyal yönden ilerlemesiyle, Batıya karşı duyulan hassasiyet Batı kültürünün Türkiye'de karşılık bulmasını sağlamıştır. İlk başta Saray eğlencesi olarak düşünülen tiyatro, bir süre sonra yerli gayrimüslimler ve yabancı gruplar vasıtasıyla İstanbul'da özellikle eski adı Pera olan bugünkü Beyoğlu'nda yapılan binalarda yerleşmeye başlamıştır. Saraydan sonra İstanbul zenginlerinin kendi evlerinde sahne kurdurması bu tiyatronun yerleşmesini hızlandırmıştır. Türk tiyatrosu, geleneksel ve batı olmak üzere iki farklı türde sahne hayatında yer almıştır. Batı tarzı tiyatro, oyunda metin ve çerçeve sahne gerektirdiğinden Geleneksel Türk tiyatrosunun farklı algılanmasına neden olmuştur. İlk dönem, sahnede bu ayrım çok belirgin değildir, ilerleyen dönemde ise Batı tiyatro eserleri ile anlaşılmaya başlamıştır. Yine de halkın alıştığı, bildiği, sevdiği, Geleneksel Türk tiyatrosu, yalnızca köy, kasabalarda değil şehirlerde de halkın ilgi gösterdiği tiyatro olmaya devam etmiştir. 1914'te Darülbedayi adında bir tiyatro kurumu kurulmuş ancak I. Dünya Savaşı'nın çıkması kurumun faaliyetlerini yavaşlatmıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, önderliğinde yürütülen Milli Mücadelenin kazanılmasından sonra Türkiye'de rejim değişikliği meydana gelmiştir. İmparatorluğun son yüzyılında, doğal bir şekilde başlayan Avrupa ile kültürel etkileşim, Cumhuriyet ile birlikte devlet politikası olarak hayata geçirilmiştir. Cumhuriyet'in ilanı, Batı tarzı Türk tiyatrosunu güçlendirmiştir zira, modern dünyayı yakalamada Batı'nın kültür kurumları ön plana alınmıştır. Darülbedayi yeniden düzenlenmiş, kuruma yeni bir kimlik kazandırılmış ve özellikle 1930'lardan sonra Türk tiyatrosu artık Batı tarzı olarak ayrılmak yerine Türk tiyatrosu genel başlığı altında toplanmıştır. Geleneksel Türk tiyatrosu yaşamaya devam etmiş ancak metinli ve sahneli tiyatro kadar devlet desteği görememiştir. İstanbul'da Darülbedayi, 1931'den sonra Belediye bünyesine katılmış ve 1934'te adı İstanbul Şehir Tiyatrosu olmuştur. Oyuncu kadrosu genişlemiş ancak Türkiye'de tiyatro adına eğitim veren bir okul henüz açılmamıştır. Cumhuriyet'in modern yüzü başkent Ankara'nın tiyatro kurumu eksikliği 1934'te Müzik ve Temsil Akademisi'nin kurulması ile kapatılmıştır. Okulda eğitim verecek akademisyenler Avrupa'dan davet edilmiş, onların hazırladıkları raporlarla tiyatro eğitimi için gerekli hazırlıklar yapılmıştır. Ancak okul, iki yıllık gecikmeli başlayabilmiştir. Müzik bölümü okulda daha baskın olmuş, tiyatro bir anlamda ikinci planda kalmıştır. İşte bu durum, 1940'ta Ankara Devlet Konservatuvarı Kanunu ile çözümlenecektir. Türk tiyatrosu Tatbikat Sahnesi adıyla ayrı bir alan kazanmıştır. Hem eğitim hem uygulama sahnesi olarak değerlendirilebilecek Tatbikat Sahnesi, dokuz yıl boyunca Türk tiyatrosunun önemli bir kurumu olacaktır. 1940 yılı, tiyatronun özerkleşme serüveni içinde çok önemli bir tarihtir. Dokuz yıl sonra Devlet Tiyatroları Kanunu çıkacak ve artık tiyatro tam anlamıyla müstakil bir sanat kurumu olacaktır. İstanbul'da olduğu gibi Ankara'da da tiyatro binası sorunu ise hala çözülememiştir. Bütün eksikliklere rağmen Türk tiyatrosu, 1923 yılında başlayan inkılaplardan sonra bugünkü çehresini kazanmıştır. Sinema, 1895'te ortaya çıkışından hemen sonra dünyadaki gelişmelere paralel olarak yine aynı hızda Türkiye'ye gelmiştir. Türkiye'de sinema makinesi yabancı menşelidir ancak ilk dönem sinema işi ile uğraşanlar yurttaşlardır. Yabancılar gelip şirket kurmamış genelde sinema makinelerini ve filmlerini pazarlamıştır. Hareketli görüntü kayıtları olarak sinemanın ilk başta oluşturduğu heyecan, merak ve ilgi yerini konulu filmlere bırakmaya başlayacaktır, sonra sinema yavaş yavaş bir sanat halini alacaktır. Türkiye'de, modernizasyon askeri kurumlardan başlatıldığı için 1915 yılında ordunun içinde bir sinema dairesi kurulmuş ve bu gelenek bozulmamıştır. Türk sineması adına ilkler yine 1920'lerden sonra ortaya çıkacak, Kemal Film ve İpek Film Şirketleri önemli film yapım şirketleri olacaktır. 1930'lar Türk sinemasının belki de en kısır yıllarıdır, 1940'lara gelindiğinde tiyatro kökenli sinemacıların yerini artık bu sanata ilgi duyan ve bizzat bu işle uğraşan isimler alacaktır. 1940'lardan sonra sinema piyasasının Mısır, Avrupa ama özellikle ABD filmlerinin sardığı düşünülürse Türk sinemasının üzerinde yabancı film baskısı olduğu göze çarpar. İkinci bir savaşın gölgesinde kalan Türk sineması atılımlarını daha çok 1945 yılı ve sonrası gerçekleştirecektir. Türk sineması, oyuncuları, yapımcıları, yönetmenleriyle dışardan gelen bu baskıya rağmen zayıflamayacak aksine kuvvetli bir biçimde yeniden doğacaktır. Anahtar kelimeler: Darülbedayi, Türk tiyatrosu, İstanbul Şehir Tiyatrosu, Müzik ve Temsil Akademisi, Ankara Devlet Konservatuvarı, Devlet Tiyatrosu, Türk sineması.
Necip Fazıl Kısakürek'in tiyatrolarında kadın kimliği
Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önemli şahsiyetlerinden biri olan Necip Fazıl Kısakürek (1905?1983), asıl şöhretini şairliğine borçludur. Oyun yazarlığı ve hikâyeciliği de onun edebi kudretini tamamlayan diğer sanat faaliyetleridir. Necip Fazıl Kısakürek, sanatkârlığının yanı sıra fikir ve aksiyon adamlığı ile de tanınır bilinir olmuştur. Necip Fazıl'ın sanatı, onun dünya tasavvuru çerçevesinde bir mahiyet kazanmakta, geliştirdiği ?tez?e uygun düşmektedir. Bunun izlerini hem şiirinde hem de tiyatro eserlerinde görmek mümkündür. İlk tiyatro eseri olan Tohum'dan (1935) başlayarak son yazdığı oyunlarına gelinceye dek Necip Fazıl hayata dair ?tez?ini açık veya örtülü tarzda yansıtmayı başat bir görev saymıştır. Necip Fazıl, piyeslerinde kadın karakterlere de dünya görüşü çerçevesinde bir figür olarak yer verir; ancak kadın karakterler, onun piyeslerinde merkezde yer almayıp dekoru tamamlayan yan bir figür olarak göze çarpmaktadır.
Temaşe mecmuasının tahlili indeksi
Türk sinemasında temaşa sanatının Kavuklu Pişekâr örneğinde yansıması
Belgesel filmimin amacı; temaşa sanatının Ertem Eğilmez filmlerinde nasıl kullanıldığından yola çıkarak kronolojik bir sıralama ile Geleneksel Türk tiyatrosunun Türk sinemasına yansımasıdır. Komedi oyunculuğunun ve yazarlığının bu geleneksel güldürü türünün zengin dağarcığı ile çağdaşlığı bir potada eritebildiklerinde, günümüz güldürüsünün kaynağını filmlerde bulabileceğimiz gösterilmeye çalışılmıştır.
II. Meşrutiyet Dönemi tiyatro eserlerinde II. Abdülhamit algısı
1908 yılında II. Meşrutiyet'in ilanı ile birlikte Tanzimat döneminde başlayan sansür ve yasaklar kaldırılmıştır. Sansür ve yasakların kaldırılmasının ardından sosyal ve kültürel alanda en fazla hareketliliğin yaşandığı yerlerden biri de tiyatro olmuştur. Bu dönemde İttihat ve Terakki'nin kürsüsü halini alıp tamamen politik bir vasfa bürünen tiyatro, II. Abdülhamit muhaliflerinin sahnesi durumuna gelmiştir. II. Abdülhamit'e şiddetle muhalif veya İttihat ve Terakki mensubu yazarlar tarafından yazılan bu oyunlarda padişah, her yönüyle eleştirilmiş, alay ve tahkir edilmiştir. Bu dönem yazarlarının birçoğu daha önce tiyatro ile ilgilenmemiş ve bir iki eser verdikten sonra tiyatrodan çekilmiş isimlerdir. Bunun neticesinde birbirine benzer, tiyatro tekniği bakımından zayıf ve sanat değeri düşük metinler ortaya çıkmıştır. Yazarların gerçeklikten uzak, benzer bir çerçeveden ele aldıkları bu eserlerde II. Abdülhamit, şahıs kadrosunda yer verilsin verilmesin, kişisel özelliklerinden başlanarak politikasına kadar her yönüyle eleştirilmiştir. Yazarların eser isimlerine dahi yansıyan II. Abdülhamit nefreti, oyunlarda Yıldız Sarayı, Hafiye Teşkilatı, jurnaller ve paşalar üzerinden sıklıkla vurgulanmıştır. Bu dönem tiyatro eserlerinin çerçevesinden bakıldığında; bir padişaha yakışmayacak şekilde hal ve hareketlerde bulunan, korkak, ruh hastası, görünümü perişan, kadın ve para düşkünü, dış devletlerin himayesine muhtaç, cani bir II. Abdülhamit portresi karşımıza çıkar.
İstanbul'un doğaçlayan tiyatroları(Belgesel film)
Bu belgesel filminde; İstanbul'da doğaçlama yapan tiyatro ekiplerinin bu tiyatro formunu tercih sebepleri; gelişim, yaratım ve prova süreçleri; doğaçlama – birey ilişkisi ve doğaçlama tiyatronun maddi – manevi getirileri oyuncular tarafından anlatılmaktadır.
Tarık Buğra'nın tiyatro eserlerinde olay örgüsü ve şahıs kadrosu
Tarık Buğra, Cumhuriyet dönemi Türk Edebiyatı'nın unutulmaz eserlerine imza atmış önemli yazarlarımızdan birisidir. İyi bir aile eğitimi ve mutlu bir çocukluk döneminden sonra çalkantılı bir öğretim hayatı geçirmiş olması, onun edebi kimliğine eksiden çok artı katmış ve insan hikâyelerini çok yönlü işlemesine olanak tanımıştır. Bu Yüksek Lisans Tezi çalışmasında Akümülatörlü Radyo, Ayakta Durmak İstiyorum ve Yüzlerce Çiçek Birden Açtı isimli tiyatro oyunları, olay örgüsü ve kişi analizi yönünden incelenmiştir. Bu eserlerden ilki olan Akümülatörlü Radyo'da, mutluluk ve mutluluk uğruna insanların ödedikleri bedeller ile harcamaları gereken çabanın temel alınarak anlatılmakta; aşk ve ihanet, sadakat ve irade, masumiyet ve sevgi arasındaki ilişkinin ve bu kavramların çatışmasının ele alındığı insani ilişkiler ağı ortaya konulmaktadır. Ayakta Durmak İstiyorum adlı eser ise, Macar İhtilali esnasında insanlık onuru ve hürriyet mücadelesi veren insanlara ithaf edilerek, genel çerçevede bu ve benzeri mücadelelerin her milletin başına gelebileceği fikri işlemiştir. Ele alınan eserlerde, tiyatro türünün evrensel ve görsel özelliklerinin daha baskın olduğu ve seyirciye diyalogların en anlaşılır şekilde aktarma çabasının gösterildiği dikkati çekmektedir. Yüzlerce Çiçek Birden Açtı isimli eserde ise, Çin komünist devrimi, rejimin yıllar içerisindeki tutumunda süregelen baskının artması, kurguda yer alan karakterlerin kişiliğindeki kırılmaları ve değişimi anlatmak için yıllar süren bir zaman örgüsünün tercih edildiği görülmektedir.
Şahika Tekand ve Stüdyo Oyuncuları (1989 - 2009)
Çağdaş tiyatro düşüncesi, tiyatronun işlevini, biçimini, seyirci ile ilişkisini bir kez daha irdelemek, bu sanatı yeni baştan tanımak ve tanımlamak eğiliminde olmuştur.Bu düşüncenin dünyada ve Türkiye'de yaygınlaşması farklı zamanlarda gerçekleşmiştir. Artaud, Grotowski, Meyerhold gibi yönetmenlerin ortaya çıkardıkları yeni sanat anlayışıylatiyatro dünyada kendine yeni bir biçim ve öz bulmuştur. Türkiye' de ise çağdaş tiyatro anlayışını benimseyen ve bu alanda önemli bir yere sahip olan sanatçılardan biri de Şahika Tekand'dır.Şahika TekandDokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne ve Görüntü Sanatları Bölümü Tiyatro Anasanat Dalı Oyunculuk Sanat Dalı'ndan mezun olmuştur. 1984'te tiyatro ve sinema oyunculuğuna başlayan ve üniversitede oyunculuk dersleri veren Şahika Tekand, 1988'de Studio adı altında oyunculuk stüdyosunu kurmuştur. 1990'da kendi tiyatro topluluğu StudioOyuncuları'nı kuran ve "Performatif Sahneleme ve Oyunculuk Yöntemi" adı altında kendi yöntemini geliştiren Tekand, bugüne dek kendi yazdığı yedi oyun da dahil olmak üzere tiyatro oyunları ve pek çok performans yönetmiştir. Topluluğu ile oynadığı, yönettiği ve yazdığı tüm oyunlarla yurtiçi ve yurt dışındapekçok uluslararası festivale davet edilmiştir.Halen StudioOyuncuları'nda sanatsal faaliyetini sürdüren Tekand, oyunculuk stüdyosunda oyuncu ve yönetmenler yetiştirmenin yanısıra çeşitli üniversitelerde dersler vermektedir.Türkçe Anahtar Kelimeler: 1- Şahika Tekand 2- Türk Tiyatrosu 3- Studio Oyuncuları 4- Performans 5- Türk Sineması
Cumhuriyet Dönemi Türk tiyatrosunda eleştiri
Tiyatro, seyirciye ulaşmayı amaçlayan bir sanattır. Bu amacı geliştirme, kolaylaştırma ve bir sahnelemeyi belgeleme gibi işlevlere sahip olan tiyatro eleştirisi, Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu'nun başlangıcından itibaren varlığını sürdürmektedir. Bu çalışmanın amacı, 1923'ten günümüze, tiyatro eleştirisinin tarihsel perspektifini oluşturmak ve özellikle 2000 sonrasında tiyatro eleştirisinin gelişimini inceleyerek, sorunlarını tespit etmek, yeni çalışma alanları ve tartışmalar üretmektir. Bu amaç için öncelikle gazete, dergi, makale gibi basılı kaynaklar ile tezler gibi basılı olmayan kaynaklar taranarak 1923 – 2000 yılları arasında tiyatro eleştirisinin genel özellikleri, dönemlerin toplumsal ve siyasi ortamları içinde incelenmiştir. Çalışmanın izleyen bölümlerinde ise 2000 sonrası tiyatro eleştirisi, gelişen internet ortamıyla, okuyucuyla, tiyatro uygulamacılarıyla ve Batı'yla olan ilişkisi içinde değerlendirilmiş, bu bölüm tamamen kişisel görüşmelerden oluşturulmuştur. "Ekler" bölümünde sunulan kişisel görüşmeler, 2000 sonrası Türk Tiyatrosu'nun önde gelen isimlerinden Ayşegül Yüksel, Barış Erdenk, Dikmen Gürün, Fakiye Özsoysal, Genco Erkal, Gürol Tonbul, Hakan Gerçek, Hasibe Kalkan, Hülya Nutku, Murat Demirbaş, Mustafa Demirkanlı, Özdemir Nutku, Seçkin Selvi, Seval Deniz Karahaliloğlu, Üstün Akmen, Yaşam Kaya ve Yeşim Özsoy ile yapılmıştır. Görüşmeleri gerçekleştirmek, ortalama bir buçuk yıl sürmüş ve tüm görüşmelerde ortak sorular sorulmuştur. Günümüzde durağan bir alan gibi görünen tiyatro eleştirisinin canlanmasına katkı sağlamak, çalışmanın en temel amaçlarındandır. Cumhuriyet Dönemi Türk tiyatro eleştirisinin başlangıcı, eleştiri türünün kendini kabul ettirme çabaları içinde geçmiştir. 1950'lerde kendine has özellikleri olduğu kabul edilen, bağımsız bir tür olarak algılanmaya başlanan tiyatro eleştirisi, 1960'larda tiyatro ortamındaki hareketlilik ile paralel olarak doruk noktasını yaşamıştır. 1970'lerin ikinci yarısında tiyatro eleştirisi ortamında hareketlilik azalmış, 12 Eylül askeri darbesiyle sansür ve otosansür sorunlarıyla karşılaşmış, okuyucuya ulaşması zorlaşmıştır. Bu tarihten sonra tiyatro eleştirisi bir bocalama dönemi geçirmiş, eski hareketliliğini ve yaygınlığını yakalayamamıştır. Günümüzde ise tiyatro eleştirisi yazılarının, öznel ve yaratıcı özelliklere sahip olabileceği tartışılmaya başlanmıştır, internet ortamı ise eleştirileri yayınlayacak yeni platformlar doğurmuştur. Tiyatro eleştirisi, günümüzde, yeni bir hareketlilik yaşamaktadır.
Dramatik dil ve Türk tiyatrosu model oyunlarında yansıması
İnsan dilde yaşar, dille yaşar. İnsanın toplumsal ve bireysel genetik kodlarından uygarlık oluşumlarına dek her şeye nüfuz eden dil, bireyin olduğu kadar toplumların da bilincini, bilinçaltını, duygu ve düşünce sistematiğini, yaşamı görme, okuma ve yorumlama yaklaşımını biçimlendirip, karakterize eder. Dilin insan ile ilişkisindeki bu içiçelik, birbirine olan böylesi bir koşullanmışlık, dilin insanı biçimlendirdiği gibi, insanın da dili çok çeşitli dilsel pratiklere ayrıştırmasına yol açmıştır. Dil çeşitleri de diyebileceğimiz bu pratikler temelde iki biçime ayrışır. Bunlardan biri konuşma dili, diğer yazı dilidir. Diğer tüm dilsel etkinlikler bu iki dilin türevleri konumundadır. Bu dillerin sanata, dilin insan üzerindeki etkinliğiyle doğru orantılıdır. Görsel sanatlar dışındaki her sanat alanı dilden katkılanıp, dille yaşarlar. Dilin dram sanatındaki varlığı ise tartışılmazdır. Dram sanatı dili bir araç olarak kullanırken, ona atfettiği işlev, neredeyse varlık nedenine denk ağırlıktadır. Bu, özellikle 20. yüzyıla kadar süregelen ?ki 2500 yıllık bir süreçtir kastedilen- bir zaman dilimini kapsar. Dram sanatı dili yaşamı yansılamanın bir aracı olarak kullanır. Buna dramatik dil diyoruz. Dramatik dil, tarihi süreç içerisinde iki temel dil çeşidine sahiptir. Biri 18.yüzyıla kadar tiyatronun başat anlatım araçlarından biri olan koşuklu dramatik dil, diğeri ise modern tiyatroyla birlikte yaygınlık alanını genişleten ve gerçeklik duygusunun aktarımı olarak da kabul edebileceğimiz düzyazılı dramatik dildir. Dramatik dil, temelde konuşma dili ve yazın dilinin kodlarıyla donanan, çağın algısına göre ilke ve özelliklerini biçimlendiren özel bir dil tasarımıdır. İnsanın hikayeleştirilmeye değer yaşamsal kırılma anının dilsel mimesisidir. Günümüzde çok çeşitli işlev ve ilkelerle oyunlarda varlık bulan bu özel dil, temelde tiyatral olmayı zorunlu kılar. Bu dilin olmazsa olmazlarından bir diğeri de, ölçülü, düzenlenmiş; yaşam gerçeğindeki tekrarlardan, ayrıntılardan ve diğer çapaklardan arındırılmış, anlamı açık etmekle birlikte estetik bir haz da uyandıran tasarımla donanmış olmasıdır. Dramatik dilin Türk Tiyatrosunda kullanımı ise, yaklaşık 200 yıllık bir geçmişi olan metinli tiyatromuzun belleğinde yer almaktadır. Bu bellekteki dramatik dil, batıdaki kullanımlarından niteliksel olarak hiç de düşük değildir. Hatta bu bebek yaşına karşın, oyunlardaki dil kullanımlarının nitelik ve kalibreleri, metinli Türk Tiyatrosunun boyundan büyük hamleler gerçekleştirdiğinin göstergesidir.
Türk tiyatrosunda oyun yazarlığının gelişimine yönelik girişimler üzerine bir inceleme
Bu araştırmada, ulusal tiyatromuz ve oyun yazarlığımızın tarihi bir perspektiften değerlendirilmiştir. İlk bölümde oyun yazarlığımızın sosyal, kültürel ve ekonomik sorunları bir bütün olarak ele alınmış ve araştırılmıştır. İkinci Bölümde ise sorunların çözümüne yönelik yapılan çalışma ve girişimler değerlendirilmiştir.Bilindiği gibi günümüz Türk Tiyatrosu iki kaynaktan beslenmektedir, Batı Tiyatrosu ve Geleneksel Türk Tiyatrosu. Osmanlı imparatorluğundan günümüze, Türk Tiyatrosu'nun özgünleşmesi yolunda, gelenekselden çağdaşa uzanan bize özgü yöntemler bulunması gerektiği ortadadır. Bu araştırmada tiyatro uzmanlarının yeni fikirler ve çabaları araştırılıp değerlendirilmiştir.Araştırmada, Osmanlı toplum yapısının olumsuz etkileri, kurumsal çalışmaların yetersizliği, telif hakkı sorunu, eleştiri ve eleştirmenlik olgusu, sinema ve televizyon'un olumsuz yansımaları ve sansür gibi temel sorunlar irdelenmiş, Bugüne kadar bu sorunların çözümüne yönelik girişimler değerlendirilmiştir.
12 Mart Süreci'nde İstanbul Şehir Tiyatrosu
ÖZET12 Mart 1971 Muhtırası Türkiye'nin siyasal, toplumsal ve ekonomik yönde gelişiminde bir dönüm noktası niteliğindedir. 27 Mayıs İhtilalinden sonra kabul edilen 1961 Anayasası ile oluşan özgürlük ortamı; her alanda serbest düşünme ve tartışma olanağı sağlar. Toplum ideolojik açıdan yapılanma süreci yaşar. Sosyalist, Milliyetçi ve muhafazakar kesim arasındaki ayrımlar belirginleşir. Muhtıraya doğru yaklaşan süreçte genel anlamda bir toplumsal gerginlik yaşanmaktadır. Fraksiyon farklılıkları, dünya görüşleri arasındaki uzlaşmazlık silahlı çatışmalara dönüşmüş, öğrenci ve işçi olayları patlak vermiştir. Enflasyonist politikaların getirdiği hayat pahalılığı gibi etkenler de eklenince toplum bunalıma sürüklenmiştir.Yetmişli yıllarda, yaşanan tüm değişimlerin izleri tiyatroya yansımıştır. Toplumsal yapının, siyasi ortamın, sosyal hayatın içindeki değişimin yoğunluk kazandığı bu dönem tiyatro metinlerine dolayısıyla da genel anlamda tiyatroya yansır. Oyun yazarları, 12 Mart dönemi öncesi ve sonrasında yaşanan çalkantılardan, dönemin hem ülkede hem de dünyadaki gelişimden etkilenen, toplum ve bireyin değişim dönüşümünü oyunlarına taşımış, irdelemişlerdir. Bu dönem, Türk Tiyatrosu'na uygulanan sansürün yoğun olduğu yıllardır. Siyasal ve ideolojik olarak ayrılan taraflar tiyatronun yönelişini de belirlemişlerdir. İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu 12 Mart döneminde kurum içi çalkantılar yaşamakta, tiyatro çevresi tarafından eleştiri oklarına isabet olmaktadır. Kuruluşundan bugüne gerileme, ilerleme, duraksama dönemlerinden geçmiş olan Şehir Tiyatrosu seçtiği oyun repertuarıyla, yönetim değişiklikleriyle, iç karışıklarıyla 12 Mart döneminde varlığını sürdürmüştür. Dönemin tiyatro yaşantısındaki canlılık, Şehir Tiyatrosu'nun içerik ve biçim yönünden arayışlarına etken olmuştur.
1960 sonrası Türk tiyatro eleştirisinde ulusal tiyatro tartışmaları
ÖZETTürk Tiyatrosu Tanzimat'tan bugüne kadar Batı etkisiyle yoğrulmuş ve Geleneksel olan ile modern olan arasında seçim yapma zorunluluğuna itilmiştir. Kimi aydınlar, geleneksel değerlerden yararlanıp, şimdi adına Geleneksel Türk Tiyatrosu dediğimiz sanatımıza sahip çıkılması gerekliliğini savunurken, kimi aydınlar, Tanzimat döneminin başlamasıyla beraber, Batı tarzı tiyatro anlayışını benimsemişlerdir. Türk Tiyatrosu bugün bile bu tartışmalar ve bunların yarattığı gerginlikten kurtulamamaktadır.1960 dönemi ile birlikte, değişen siyasi yapı ve toplum yapısı sanatı da etkilemiş, bir Ulusal Tiyatro kurma çabası ve düşüncesi gündeme gelmiştir. Bu düşünce, tartışmanın kaynağını oluşturan Tanzimat döneminde de kendisini göstermiş ve düşünce alanındaki bu çatışmalar yazın alanında da yer bulmuştur.Cumhuriyet ile birlikte yenilenen ve kabuk değiştiren tiyatro, tüm alanlarında olduğu gibi eleştiri alanında da değişime uğramış, tiyatroda eleştirmen ve tiyatronun işlevi gibi kavramlar, tiyatro terimleri tartışılmaya başlamıştır.Bu çalışmada, tüm bu tarihi süreç içersinde tiyatro eleştirisindeki değişimleri, ulusallaşma sürecini ve ulusal tiyatro kavramını, eleştirmenlerin eleştirilerinden görme fırsatı yakalayacağız.