Evoked potentials-auditory
59 theses under this subject heading
Çocuklarda ardışık koklear implant uygulamasının ilk koklear implant uygulanan kulaktaki en rahat duyma seviyesi, impedans ve elektriksel uyarımlı birleşik aksiyon potansiyeli ölçüm sonuçlarına etkisinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı, ardışık bilateral koklear implantlı çocuklarda ikinci koklear implant uygulamasının ilk koklear implantın impedans, en rahat duyma seviyesi ve elektriksel uyarımlı birleşik aksiyon potansiyeli ölçüm sonuçlarına etkisini tespit etmektir. Bu çalışma 12 kız (%40) ve 18 erkek (%60) olmak üzere toplam 30 çocuk ile yapılmıştır. Çocukların yaşları 15 ay ile 144 ay arasında değişmektedir. Çalışmaya en az 3 ay süre ile ilk koklear implant kullanım sonrası karşı kulağına koklear implant uygulanan çocuklar alınmıştır. Tüm çocukların ikinci koklear implantları açık ve kapalı iken impedans, ECAP ve M seviyeleri değerlendirilmiştir. Kİ2 cerrahi öncesi Kİ1 den alınan impedans, ECAP ve M bulgularına göre ikinci koklear implant kapalı iken birinci koklear implantın impedans, ECAP ve M seviyelerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık mevcut değildir (p>0.05). İkinci koklear implant aktive edildiğinde ise birinci implantın impedans ölçümlerinde sadece 1. ayda, ECAP ve M seviyelerinde ise 1. ay, 3. ay ve 6. ayda kapalı konumdaki ölçümleri ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Ardışık koklear implant uygulamasında ikinci koklear implant kapalı olduğunda Kİ2 ameliyatı öncesindeki değerleri ile karşılaştırıldığında birinci koklear implantın impedans, ECAP ve M seviyelerinde herhangi bir değişiklik olmamaktadır. Fakat ikinci koklear implantın aktive edilmesi ile birinci koklear implantta impedans, ECAP ve M seviyelerinde değişiklikler olmaktadır. İkinci koklear implant aktive edildikten sonra hem birinci koklear implantın hem de ikinci koklear implatın impedans değerleri, ECAP, M seviyeleri ve dinamik ranjın kontrol edilmesi hastanın işitsel performansı açısından gereklidir.
Vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyellerde normatif veriler ve test retest değişkenliği
Vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller, periferik vestibüler sistemin uyarılması ile tetiklenen miyojenik refleks cevaplarının ölçülmesi temeline dayanan bir elektrofizyolojik test yöntemidir. Refleks cevabı sternokleidomastoid kas üzerinden ölçülüyorsa servikal VEMP, ekstraoküler kaslar üzerinden ölçülüyorsa oküler VEMP olarak isimlendirilir. Servikal VEMP'in sakkül ve inferior vestibüler sinir kaynaklı vestibülokollik refleksin aktivasyonunu, oküler VEMP'in ise vestibülooküler refleks aktivasyonu gösterdiği belirtilmiştir. Bu çalışmanın amacı servikal VEMP'e ait normatif verilerin elde edilmesi ve test retest değişkenliğini değerlendirilerek standardizasyona katkı sağlanması ile test güvenirliğinin ortaya konulmasıdır. Çalışmada sağlıklı katılımcılar her grupta 30 kişi olacak şekilde yaş gruplarına göre üçe ayrılmış (1. Grup:10-17 yaş arası, 2. Grup: 18-59 yaş arası, 3. Grup: 60 yaş ve üzeri) ve herbirine ortalama 12 gün ara ile iki kez servikal VEMP testi uygulanmıştır. Testler baş rotasyonu metodu kullanılarak 80, 85, 90 ve 95 dB uyaran şiddetlerinde ve 500, 1000 ve 2000 Hz tone burst uyaran ile yapılmıştır. Her iki kulak ayrı ayrı test edilmiştir. Test parametrelerinin ortalama değerleri hesaplandığında P1 latansı 18,43±3,09 ms, N1 latansı 25,77±3,5 ms, P1-N1 interlatansı 7,34±2,53 ms ve amplitüd 32,84±28,81 μV olarak saptanmıştır. Kulak tarafı ve cinsiyet açısından ölçülen parametreler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. P1 latansı, N1 latansı, P1-N1 interlatansı ve amplitüd değerleri gruplar arasında karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı farklılıkların olması yaş gruplarına göre ayrı normatif verilerin belirlenmesi gerektiği kanısına varılmıştır. Test ve retest karşılaştırıldığında latans süreleri ve amplitüd değerlerinde anlamlı fark olmadığı saptanmıştır. Sonuç olarak; bu çalışma ile servikal VEMP'in tekrarlanabilir bir test olduğu gösterilmiş olup tanı testi olarak güvenilir bir test olduğu görülmüştür. Standardizasyon için her kliniğin kendi normatif değerlerini belirlemesi ve bunun için yaş gruplarını da dikkate alması yerinde olur. Amplitüd değerlerindeki geniş dağılım ve standart sapmanın fazla olması nedeniyle test sonuçlarının değerlendirilmesinde amplitüdten çok latans değerlerinin dikkate alınması daha uygundur.
İşitsel stabil durum yanıtları ve saf ses odyometrisi arasındaki korelasyon
Bu çalışma ASSR testinin güvenirliğinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya 20 normal işiten ve farklı derecelerde sensörinöral tipte işitme kaybı bulunan 82 katılımcı dâhil edilmiştir. Normal işiten ve işitme kaybı olan katılımcılara saf ses odyometrisi eşikleri ve ASSR eşikleri ölçülmüş ve aralarındaki korelasyon değerlendirilmiştir. Sensörinöral işitme kaybı olan kulaklarda yapılan testlerde frekanslara özgü olarak incelendiğinde 500 Hz, 1000 Hz ve 2000 Hz'deki sonuçlar arasında istatistiksel olarak güçlü korelasyon bulunurken, 4000 Hz'de ise anlamlı bir korelasyon bulunamamıştır. İşitmesi normal olan olgularda her iki testte tüm frekanslarda elde edilen sonuçlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon saptanmadı. Bu veriler ışığında ASSR testinin normal işitme eşiğinin belirlenmesinde tek başına güvenilir bir yöntem olmadığı görülmektedir. Test kendi içerisinde tutarlı olmakla birlikte saf ses odyometrisinin yerine kullanılması uygun değildir. İşitme kaybının belirlenmesinde diğer testlerle birlikte tamamlayıcı olarak kullanıldığında, işitme ile ilgili yararlı bilgiler sağlayabilir
Mekanik ventilatörlü çocuk hastalara aspirasyon işlemi sırasında uygulanan işitsel uyaranların ağrı ve fizyolojik parametreler üzerindeki etkisi
Araştırma, çocuk yoğun bakım ünitesinde mekanik ventilasyon desteğindeki çocuklara aspirasyon işlemi sırasında uygulanan ebeveyn sesi ve müzik sesinin ağrı ve fizyolojik parametrelere etkisini belirlemek amacıyla yapılan randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Araştırma, Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim Araştırma Hastanesi ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitelerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri Eylül 2018- Mayıs 2019 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmanın örneklemini yapılan güç analizi sonucuna göre, araştırma kriterlerine uyan 84 hasta oluşturmuştur (28 ebeveyn sesi grubu, 28 müzik sesi grubu ve 28 kontrol grubu). Araştırmada veriler Tanıtıcı Bilgi Formu, Ramsey Sedasyon Ölçeği, Fizyolojik Parametre Formu ve "FLACC-Davranışsal Ağrı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Çocukların ağrı sonuçları değerlendirildiğinde, kontrol grubunda yer alan çocuklara ait ortalama FLACC değeri, ebeveyn sesi ve müzik sesi grubunda yer alan çocuklara ait ortalama FLACC değerlerinden anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Fiziksel parametre sonuçları değerlendirildiğinde, deney grubunda yer alan çocukların ebeveyn sesi ve müzik sesi uygulamaları sonrası fizyolojik ölçüm değerlerinin pozitif yönde etkilendiği bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, ebeveyn sesi ve müzik sesi uygulamasının aspirasyon işlemine bağlı oluşan ağrıyı azalttığı ve yaşam bulgularını olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Çalışmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, aspirasyon işlemi sırasında ve sonrasında oluşan ağrıyı azaltması ve fizyolojik parametreleri düzenlemesi amacıyla ebeveyn sesi ya da müzik sesi dinletme yöntemlerinin kullanılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, anne sesi, çocuk yoğun bakım ünitesi, endotrakeal aspirasyon, hemşirelik girişimi, müzik sesi.
Meniere sendromlu olgularda elektrokokleografi ve VEMP bulgularının karşılaştırılması
Meniere hastalığı epizodik vertigo, dalgalı sensörial işitme kaybı, tinnitus ile karakterize ve sıklıkla kulakta dolgunluk ya da basınç hissinin eşlik ettiği, iç kulağın idiopatik bir hastalığıdır. Meniere sendromu hastaların yaşam kalitesini ciddi oranda bozmaktadır. Meniere sendromunun tanısı ve tedavisinde büyük gelişmeler olsa da kulak burun boğaz hekimleri için hala çok zor vakalardır.ECochG, Meniere sendromu teşhisinde halen tek objektif metot olarak çoğu merkezde kullanılmaktadır. ECochG'nin değerlendirmesinde en etkili metot olarak SP/AP oranları kabul edilmektedir. VEMP testi ise 1980'lerden sonra kullanıma girmeye başlamış göreceli olarak yeni bir testtir. Temel olarak sakkül ve inferior vestibüler sinir değerlendirilmesinde kullanılmaktadır. Meniere sendromunda ise hastalığın doğası gereği en erken dönemde etkilenen bölgelerden biri olan sakkülün fonksiyonlarını değerlendirmesi açısından Meniere sendromunun tanısında ümit verici bir yöntemdir. Bu çalışmanın amacı bu iki test metodundun karşılaştırılmasıdır.Bu çalışmada gruplar 1995 Amerikan Otolaringoloji ve Baş Boyun Cerrahisi Akademisi İşitme ve Denge Komitesi'nin yayımladığı kriterlere göre etkilendiği düşünülen 37 kulak ve etkilenmediği düşünülen 21 kulaktan oluşmaktadır. Bu çalışma sonucunda ECochG testinin sensivitesinin %72,97 ve VEMP testinin sensivitesinin ise %67,57 olduğu tespit edildi. Bu testlerin beraber kullanımında ise sensivitenin %91,89'e artış gösterdiğini gördük. Her iki testinde hastalığın evresi ve süresi ile ilişkisi olmadığını tespit ettik. Aynı zamanda bu iki teste alınan cevapların da aralarında bir korelasyon olmadığını gördük. Bunun temel nedeninin testlerin ölçüm yaptığı anatomik bölgelerin ve buna bağlı olarak etkilenmenin farklı olmasından kaynaklandığını düşünmekteyiz.
Normal işiten bireylerde kemik yolu işitsel uyarılmış beyin sapı cevaplarının normalizasyonu
İşitsel beyin sapı cevapları (ABR), günümüzde işitme yolunun periferal ve santral fonksiyonunun değerlendirilmesinde yaygın olarak kullanılan en önemli objektif testlerden birisidir. ABR' nin hava ve kemik yolu olmak üzere iki farklı uyaran yolunun olması ve böylece işitme kaybının tipi ve derecesi hakkında saf ses odyometrisine yakın sonuçlar sunması testin önemini artırmıştır. Genel olarak işitsel duyarlılığın belirlenmesi amacıyla uygulanan hava ve kemik yolu ABR testinde elde edilen en önemli veriler dalga latansları ve interpik latanslardır (IPL). Bu latanslara etki eden faktörlerden bazıları yaş ve cinsiyettir. Bu nedenle latans anomalilerinin saptanabilmesi için yaşın ve cinsiyetin dalga latansları üzerindeki etkisinin öngörülmesine ve bunun için de çeşitli yaş dönemlerinde normal işitenlere ait normal verilerin belirlenmesine gereksinim duyulmaktadır. Çalışmamızın amacı kemik yolu ABR yanıtlarında yaş ve cinsiyetin latans ve IPL üzerindeki etkisini ortaya koymak ve bu bilgiler doğrultusunda klinik normatif verileri oluşturmaktır. Çalışmamıza 10-60 yaş arası normal işitmeye sahip 100 olgu alınmış ve bunlar yaşlarına göre beş gruba ayrılmıştır (her bir grup 10 erkek ve 10 kadın toplam 20 kişiden oluşturulmuştur). Bütün olgulara 50, 30 10 dB nHL uyaran şiddetinde kemik yolu ABR testi yapılarak latans ve IPL'leri incelenmiştir. Çalışmamızın sonucunda cinsiyete göre dalga latansları ve IPL arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). Yaş grupları arasında dalga latanslarında uyaran şiddetine bağlı istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir (p<0,05). Ancak IPL açısından yaş grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Klinik kullanım ve referans olmak amacıyla, kemik yolu ABR testinde 50, 30, 10 dB nHL uyaran şiddetinde elde edilen dalga latans ve IPL'leri kapsayan normatif değerler oluşturulmuştur.
Frekansa özgü işitsel elektrofizyolojik değerlendirme yöntemlerinden tone burst ABR'nin yetişkinlerde klinik normalizasyonu
İşitme, insanın çevresiyle iletişimini sağlayan en önemli duyu fonksiyonlarındandır. İşitme duyusunun azalması ya da tamamen ortadan kalkması kişinin yaşam kalitesinde ciddi sorunlar ortaya çıkarabilir. Bu durum kişilerde işitme kaybına ilave olarak sosyo-psikolojik problemlerin ortaya çıkmasına neden olabilir. İşitmenin değerlendirilmesinde güvenilir davranışsal yanıtlar alınamayan hastalarda, işitmenin tespit edilebilmesi için güvenilir objektif yanıtlara ihtiyaç duyulmaktadır. İşitsel Beyin Sapı Cevapları ?Auditory Brainstem Responce? (ABR) işitmenin objektif değerlendirilmesi için klinik uygulamalarda ve literatürde en çok kullanılan odyolojik test bataryasıdır. Bizim çalışmamızın amacı; işitme kaybının odyolojik tanısı ve işitme kaybının rehabilitasyonuna yönelik belirlenecek amplifikasyon yaklaşımı için, frekansa özgü elektrofizyolojik işitme değerlendirmesine yardımcı olacak şekilde tb-ABR'nin saf ses odyometresinin normal eşikleriyle uyumluluğunu araştırmaktır.Bu çalışmada yetişkin normal işiten 15 kadın, 15 erkek toplam 30 deneğin 60 kulağından 4, 2, 1, 0.5 ve 250 Hz frekanslarında elde edilen saf ses eşikleri ile tone burst uyaran kullanılarak elde edilen İşitsel Beyin Sapı Cevapları (tb-ABR) eşikleri karşılaştırıldı.Çalışmada, 18-55 yaş aralığında seçilen olgular cinsiyetin etkisini araştırmak için, kadın ve erkek denek olarak eşit sayısıda alınmıştır. Kadın ve erkek olgularda istatiksel fark anlamlı bulunmamıştır.Kulaklar arası farklılıkları araştırmak için sağ ve sol kulaklar çalışmaya dahil edilerek kulaklar arası farklılıklar değerlendirilmiştir. İstatiksel olarak farklar anlamlı bulunmamıştır.Bütün deneklerde tb- ABR eşik seviyelerinin SSO eşik seviyelerinden daha yüksek elde edilmiştir. 4, 2, 1, 0.5 kHz ve 250 Hz'de tb-ABR eşiği ile SSO eşikleri arasındaki fark sırasıyla, 6.13, 11.13, 13.97, 14.00 ve 14.67 dB fark saptanmıştır bulundu. tb-ABR eşiklerinin, saf ses odyogram eşiklerini 4, 2, 1 kHz'de istatiksel olarak anlamlı yansıttığı bulunmuştur.Sonuç olarak tb-ABR normal işiten bireylerde 4, 2, 1, eşiklerinin saf ses eşiklerinin tahmininde istatiksel anlamlı sonuç elde edilmiştir. 500 ve 250 Hz tb-ABR eşikleri saf ses eşiklerinin tahmininde istatiksel anlamlı sonuç vermemektedir.
Posterior semisürküler kanal bening proksismal pozisyonel vertigo hastalarında vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller
1. ÖZET Posterior semisirküler kanal bening proksismal pozisyonel vertigo (PSK-BPPV) periferik vertigonun en sık karşılaşılan, ilaç tedavisi gerektirmeyen formudur. PSK-BPPV baş pozisyonunun yerçekimine göre yön değişmesi ile ortaya çıkan kısa süreli rotatuar ani baş dönmesi atakları ile karekterize periferik vestibüler hastalıktır. Her yaşta görülebilmesine rağmen en sık 40-70 yaş arasında ve erkeklere göre kadınlarda daha fazla görülen bir hastalıktır. PSK-BPPV tanısı için Dix-Hallpike manevrası uygulanmaktadır. Kliniklerde rutin olarak kullanılan vestibüler değerlendirme yöntemleri ile semisirküler kanallar test edebilmektedir. Vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller (VEMP: Vestibular Evoked Myogenic Potential) testi sakkül ve inferior vestibüler sinirden beyin sapı düzeyine kadar bilgi verir. PSK ampullası ile sakkül makulasından kaynaklanan lifler birleşerek inferior vestibüler siniri oluşturur. VEMP testi, otolit organları sakkül fonksiyonunu ve vestibüler sinir ile birlikte vestibülokolik refleksi değerlendirir. Bu çalışmaya 30 ile 60 yaş arasında değişen (3 ayrı yaş grubu, her grupta 10 kadın ve 10 erkek) PSK-BPPV tanısı konan 60 birey, otolojik ve sistemik herhangi bir hastalığı olmayan sağlıklı 60 birey dahil edildi. PSK-BPPV tanısı alan hastalara ve sağlıklı bireylere vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel testi yapılarak elde edilen yanıtın dalga latansları ve interpik amplitüd değerleri incelendi. PSK-BPPV'li hastalar ile sağlıklı bireyler arasında fark olup olmadığı araştırıldı. Araştırmamız sonucunda, herhangi bir hastalığı olmayan sağlıklı bireylerin cVEMP (Servikal Vestibüler Uyarılmış Miyojenik Potansiyeller) latans ve interpik amplitüd değerlerinin normatif verileri elde edildi. Sağlıklı bireylerde P ve N latans değerlerinde cinsiyete göre farklılık bulunmadı. İnterpik amplitüd değerlerinde ise yaşa ve cinsiyete göre farklılık olduğu belirlendi. Sağlıklı bireylerden elde edilen normatif veriler PSK- BPPV'si olan hastaların cVEMP bulgularıyla karşılaştırıldı. PSK-BPPV hastalarının P dalga latansının yüksek olduğu N dalga latansında istatiksel olarak anlamlı farklılık olmadığı sonucuna ulaşıldı. Çalışmamız sonucunda cVEMP testinin hastalarda vestibüler sistemi değerlendirmede ve PSK-BPPV tanısında bir alternatif olabileceği düşünüldü. Anahtar Kelimeler: Vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller, Posterior semisürküler kanal, Bening proksismal pozisyonel vertigo
Mikst tip işitme kayıplı yetişkinlerde saf ses odyometri eşikleri ile klik ve tonal işitsel beyinsapı cevap odyometri eşiklerinin karşılaştırılması
İşitsel beyinsapı cevapları (ABR) günümüzde odyolojik ve nörootolojik tanıda önemli bir yere sahiptir. Klinikte en çok işitme eşiğinin belirlenmesinde ve retrokoklear patolojilerin ayırıcı tanısında kullanılmaktadır. Bu çalışmada normal işiten ve mikst tip işitme kayıplı erişkinlerde ABR latans süreleri karşılaştırılarak mikst tip işitme kayıplı erişkinlerde hava-kemik aralığının tahmin edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 19-55 yaş arası normal işitmeye sahip sağlıklı 30 gönüllü bireye ait 30 kulak (Kontrol grubu) ve 19-55 yaş arası mikst tip işitme kaybı olan 30 bireye ait 30 kulak (Çalışma grubu) alındı. Bütün bireylere ABR ölçümleri öncesinde saf ses odyometri, konuşma odyometrisi, akustik immitansmetri ve transient uyarılmış otoakustik emisyon testleri uygulandı. ABR?de I, III ve V. dalganın mutlak latansları ve bunların interpik latansları değerlendirildi. Mikst tip işitme kayıplı erişkinlerde klik ve tone-burst uyaran kullanılarak kaydedilen ABR latans sürelerinin, normal işiten erişkinlerden daha uzun olduğu görüldü (p<0.05). Ayrıca mikst tip işitme kayıplı erişkinlerde saf ses işitme eşiklerindeki hava-kemik aralığı ile ABR?de kaydedilen V. dalga latansı ve I-V interpik latanslar arasında pozitif yönlü zayıf düzeyde bir ilişki olduğu saptandı (sırasıyla r=0.28-0.50; r=0.15-0.51). Mikst tip işitme kayıplı erişkinlerin saf ses işitme eşiklerindeki havakemik aralığı arttıkça ABR?deki dalga latanslarının ve I-V interpik latansının uzadığı belirlendi. Fakat saf ses işitme eşiği hava-kemik aralığında meydana gelebilecek her 10 dB HL?lik değişimin ABR?de kaç milisaniyelik bir gecikmeye neden olduğunu kesin olarak söyleyebilmek için daha fazla olgudan oluşan ileriki çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Odyometri, ABR, Mikst tip işitme kaybı, Hava-kemik aralığı.
Kekeme bireylerde işitsel uyarılmış geç latans potansiyellerin değerlendirilmesi
Kekemelik kişinin yaşına uygun olmayan şekilde konuşmanın akış ve ritminde istemsiz kesintilerle karakterize bir konuşma bozukluğudur. Genellikle 3-8 yaşlar arasında başlar ve sebebi belli değildir. Kekemelik gelişimsel, psikolojik ve nörolojik olarak üçe ayrılmaktadır. Gelişimsel kekemelik en yaygın formudur.İşitsel uyarılmış geç latans potansiyeller santral sinir sisteminden, talamik ve işitsel kortikal bölgelerden elde edilen ilk işitsel elektriksel cevaplardır. Geç latans potansiyellerden P1 sekonder işitsel korteksten, N1 ise primer işitsel korteksteki lateral supratemporal, frontal lob ve orta beyinden kaynağını almaktadır.Çalışmamızda, kekemeliğin normal konuşanlara göre işitsel geri bildirimde gecikmeye sebep olabileceği düşüncesiyle, işitsel uyarılmış geç latans potansiyeller kullanılarak kekemelerde kortikal cevapların değerlendirilmesi ve normal konuşanların cevapları ile karşılaştırılması amaçlanmıştır.Çalışmaya 18-43 yaş arasında sağ elini kullanan, işitme kaybı ve nörolojik problemi olmayan 15 kekeme ve 15 normal konuşan (kontrol grubu) erkek birey alındı. Kekemelerin 11 tanesinin birinci ya da ikinci derece akrabalarında kekemelik vardı. Dokuz kekemeden korku ve psikolojik travma sonucu, bir kekemeden nörolojik defisit bırakmamış yüksek ateş sonucu başladığı bilgisi alındı. Beş kekeme kekemeliğin başlama nedenini bilmiyordu.Normal konuşan ve kekeme bireylere kulak burun boğaz muayenesinden sonra immitansmetrik inceleme, distortion product otoakustik emisyon ve saf ses işitme testleri yapıldı. Normal odyolojik bulgular elde edilenlerin geç latans potansiyel kayıtları alındı. Klik uyarı TDH-49 kulaklıklarla sağ kulaklarından verildi ve altın elektrodlar kullanıdı. Verteks (Cz) noninverting elektrot, alın (Fpz) toprak elektrot, mastoid (M1) inverting elektrot olarak belirlendi. Test sırasında deneklere bilgisayardan sessiz görüntüler izletildi.İşitsel uyarılmış geç latans potansiyellerin kaydedilmesi sonucunda kekemelerde P1 latansı 56,68 ± 7,37 msn'de, N1 latansı 85,09 ± 3,90 msn'de, normal konuşanlarda P1 latansı 57,36 ± 7,74 msn'de, N1 latansı ise 86,68 ± 5,10 msn'de elde edidi. Kekemelerde P1 amplitüdü 0,71 ± 0,53 µV'da, N1 amplitüdü ?0,63 ± 0,46 µV'da, normal konuşanlarda P1 amplitüdü 0,73 ± 0,51 µV'da, N1 amplitüdü ise ? 0,99 ± 0,76 µV'da bulundu.Kekemelik süresi ile P1 dalga latansı arasında korelasyon saptanmazken, N1 dalga latansı arasında çok zayıf bir korelasyon saptandı. Kekemeler ve normal konuşanlardan elde edilen işitsel uyarılmış geç latans potansiyeleri arasında istatistiksel bir fark bulunamadı.Anahtar Kelimeler: Kekemelik, geç latans, kortikal potansiyeller
Kedilerde akustik refleksin beyin sapı işitsel uyandırılmış potansiyel (Baer) testi ile araştırılması
Veteriner hekimlerin ve pet sahiplerinin non-invaziv tanı testlerine duydukları ilginin artmasıyla birlikte temel odyolojik değerlendirme testleri daha sık kullanılır hale gelmiştir. Diğer test teknikleri ile değerlendirilemeyen beyin sapının işitme yollarındaki iletimin muayenesinde güvenli bir yöntem olarak BAER testi kullanılabilmektedir. Veteriner odyoloji alanında elde edilen bilgiler genellikle köpekler ve deney hayvanları üzerinde gerçekleştirilen çalışmalara dayanmaktadır. Bu çalışma ile beşeri hekimlikte yenidoğanlarda işitmenin değerlendirilmesinde kullanılan akustik refleksin, kedilerde BAER testi ile değerlendirilebilirliğini araştırmak ve geniş olgu sayısıyla, kedilerde klik uyaran BAER ile elde edilen yanıtların latans, amplitüd ve interpeak latans değerlerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu araştırmaya, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi Cerrahi Kliniğine getirilen ve çeşitli endikasyonlarla operasyona alınan, değişik ırk ve yaştaki 26'sı erkek, 24'ü dişi 50 kedi dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen kedilerde indüksiyon amacıyla 4 mg/kg propofol intravenöz kullanılmıştır, entübasyonun ardından anesteziye sevofluran ile devam edilmiştir. Otovideoskopik muayene ile dış kulağında enfeksiyon, paraziter enfestasyon bulunmayan ve kulak zarı normal görünen kedilerin, timpanogramları alınmış ve akustik refleks testi yapılmıştır. Ön muayene sonrası kedilerin BAER kayıtları, klik uyaran ile şiddeti 100 dB HL' den başlanarak 10' ar dB düşürülerek trasenin kaybolduğu eşik seviyeye kadar alınmıştır. Sonuçlar özellikle 90 dB, 100 dB ölçümlerinde akustik refleksi düşündürmektedir ancak bu konuyla ilgili daha fazla çalışma yapılması önerilmektedir.
Anestezide bilinç düzeyi değişikliklerinin beyin biyofiziği yöntemleri ile irdelenmesi
Amaç: Bu tez çalışmasının amacı genel anestezi uygulamasında oluşan bilinç değişikliği düzeylerinin beyin dalgası dinamikleri üzerine etkilerini, kognitif beyin biyofiziği yöntemleriyle tanımlamaktır.Yöntem: Etik kurul izni ve aydınlatılmış onamları alınan 14 kişinin verisi değerlendirmeye alındı. Hastalara, rutin anestezi ve Bispektral İndeks (BIS) monitörizasyonu yapıldı. Elektroensefalografi (EEG) bonesi giydirildi ve işitsel uyarılma potansiyel (İUP) kayıtları için 40 kanallı dijital EEG cihazı ve uyaran ünitesi (EMISU) kullanıldı. İşitsel uyaranlar (1500-1600Hz, 85dB SPL) gürültü azaltıcı özelliği olan kulaklıkla uygulandı. Operasyon odasında hastanın başlangıç durumunda ilaçsız olarak (0µg/mL), bazal EEG aktivitesi ve İUP kayıtları alındı. Propofol Marsh ve arkadaşları tarafından geliştirilen farmakokinetik model temel alınarak, hedef kontrollü infüzyon cihazı ile propofol beyin konsantrasyonu (0,4, 0,8, 1,2, 1,6 ?g/mL) olacak şekilde infüze edildi. Bu infüzyon sırasında EEG aktivitesi ve İUP kayıtları alındı. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde tek yönlü ANOVA kullanıldı.Bulgular: İUP (N1P2) genliği ilaç uygulanmayan oturumda 13,9 µV olarak bulundu. 0,4 ?g/mL doz seviyesinde 11,33 µV, 0.8 ?g/mL doz seviyesinde 6,00 µV, 1.2 ?g/mL dozunda 3,58 µV ve 1,6 ?g/mL dozunda 2,77 µV olarak bulundu. İlaçsız durumdaki N1P2 genliği 0,8 ?g/mL doz seviyesine göre (p<0.01) ve ayrıca 1,2-1,6 ?g/mL dozlarına göre (p<0,001) anlamlı olarak yüksekti. Benzer yönelim BIS değerlerinde de mevcuttu. İlaçsız doz ortalama BIS değeri 94 iken, 0,4 ?g/mL dozunda 92,68, 0,8 ?g/mL dozunda 87,71, 1,2 ?g/mL'de 79,32 ve 1,6 ?g/mL doz seviyesinde 75,61 olarak bulundu. İlaçsız doz BIS değeri diğer doz seviyelerinden anlamlı olarak yüksektir (p<0,001). Çalışmada uygulanan 1,2 ?g/mL propofol dozunda tüm katılımcıların bilincini kaybettikleri gözlendi.Tartışma ve Sonuç: İUP kullanılan birçok çalışmada erken ve orta latanslı yanıtlar incelenmiştir. Çalışmamızda, BIS monitorizasyonuna paralel olarak propofolün geç latanslı İUP yanıtları üzerindeki suprese edici etkisi gösterilmiştir. Bu yöntem ile İUP yanıtları ve BIS skorlarında birbirleriyle korele olarak doğrusal azalma saptanmıştır. Çalışmamızda gösterilen BIS ve İUP korelasyonunun, bilinç ve bilinç dışı durumlarının fonksiyonel özellikleriyle beraber değerlendirilmesi için uygun bir analiz platformu sağlayacağı kanısına varılmıştır.
Hafif kognitif bozukluk hastaları ile sağlıklı yaşlılarda işitsel olay ilişkili potansiyeller ve nöropsikolojik testlerin kesitsel olarak incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada Hafif Kognitif Bozukluk (HKB) tanısı alan hastalar ve sağlıklı yaşlıların nöropsikolojik testleri ile işitsel uyarana yanıt olarak olaya ilişkin potansiyel kayıtlarını birlikte inceleyerek HKB hastalarının değişen beyin dinamiklerini incelemeyi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Çalışmada, Petersen kriterlerine göre HKB tanısı almış 28 hasta ve 20 sağlıklı yaşlı yer almıştır. Tüm katılımcıların nöropsikolojik değerlendirmeleri ve işitsel seyrek uyaran paradigması (SUP) uygulanarak F3, FZ, F4, C3, CZ, C4, TP7, TP8, P3, PZ, P4, O1, OZ ve O2 elektrotlarından P300 yanıtları incelenmiştir. Verilerin analizi için bağımsız örneklem t testi, eşleştirilmiş örneklem t-testi, ANOVA ve Pearson korelasyonu kullanılmıştır.Bulgular: Yapılan nöropsikolojik değerlendirmede, bellek ve yürütücü işlev performanslarında gruplar arası fark bulunmuştur. P300 genlik ve latans değerlerinde gruplar arası bir fark bulunamamıştır. Dikkat, bellek ve yürütücü işlev testleri ile çeşitli elektrot kanalları arasında genlik ve latans değerlerinde pozitif ve negatif korelasyonlar bulunmuştur.Sonuç: Hastalık süreci ile beklenen, HKB hastalarında nöropsikolojik test skorlarındaki düşüşe paralel yanıtın azalması ve yanıt süresinin uzaması sonuçlarına varılamamıştır. Öngörüldüğü gibi genlik ve latans değerleri açısından gruplar arası bir fark bulunamamıştır.Anahtar Kelimeler: Hafif Kognitif Bozukluk, Nöropsikolojik Test, EEG, OİP, P300
Vestibüler migren tanısı alan bireylerde farklı uyaran modelleriyle vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyellerin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, VM hastalarında sVEMP ve oVEMP testlerinde farklı uyaran modelleri ( tone burst, klik ve chirp) kullanılarak latans ve amplitüd üzerine etkisini kontrol grubu ile karşılaştırmak amaçlanmıştır. Çalışmaya, Şubat 2022- Eylül 2022 tarihleri arasında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı' nda, Vestibüler migren tanısı almış 26 birey (52 kulak) ve 26 sağlıklı birey (52 kulak) dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara, 500 Hz tone burst (TB) ve 500 Hz Frekansa spesifik chirp ve klik uyaran ile vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller (sVEMP, oVEMP) testleri uygulanmıştır. sVEMP ve oVEMP testinde tüm uyaran (chirp, TB ve klik) yanıtlarında VM grubu kontrol grubuna göre eşik değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur (p<0.00). Chirp uyaran yanıtları TB uyaran yanıtlarına göre; VM grubunda sVEMP ve oVEMP testinde, kontrol grubunda oVEMP testinde P1, N1 latans, P1-N1 amplitüd ve eşik değerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktur (p> 0.05). Chirp uyaran yanıtları klik uyaran yanıtlarına göre; VM hasta ve kontrol grubunda sVEMP ile oVEMP testlerinde P1-N1 amplitüd ve yanıt oran değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Chirp uyaran yanıtları klik uyaran yanıtlarına göre VEMP eşik değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük bulunmuştur (p<0.05). 500 Hz frekansa-spesifik chirp uyaran ile yapılan VEMP testinde kontrol grubu VM grubuna göre, sVEMP P1-N1 amplitüd değeri ile oVEMP N1 latans değeri istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.05). 500 Hz TB uyaran ile yapılan teste, VM grubu kontrol grubuna göre, sVEMP P1-N1 amplitüd ve asimetri oranı ile oVEMP P1, N1 latans ve asimetri oranı istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Klik uyaran ile yapılan sVEMP testinde VM hasta grubu kontrol grubuna göre N1 latans, P1-N1 amplitüd ve istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük bulunmuştur (p<0.05). sVEMP testinde VM grubu kontrol grubuna göre asimetri oranı istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Vestibüler migren hastalarında ve kontrol grubunda sVEMP ve oVEMP yanıtları 500 Hz TB uyaranda %100 elde edilmiştir. sVEMP ve oVEMP testinde en az yanıt oranı her iki grupta da klik uyaran ile elde edilmiştir. En yüksek yanıt oranı 500 Hz tone burst uyaran bulunmuştur. 500Hz frekansa spesifik chirp uyaranın yanıt oranları ile amplitüd değerlerinin yüksek olması, eşik değerlerinin düşük olması ve daha düzgün dalga morfolojisi nedeniyle VM hastalarında VEMP testi ile vestibüler sistem değerlendirilmesinde etkili bir uyaran olduğu sonucuna varılmıştır.
Ventilasyon tüp öyküsü olan çocuklarda işitsel işlemleme becerilerinin değerlendirilmesi ve geç latanslar
Bu çalışmada amaç çocukluk döneminde (3-10yaş) efüzyonlu otitis media tanısı almış bireylerde bilateral ventilasyon tüpü uygulaması sonrası temporal işitsel işlemlemede meydana gelen değişiklikler ve bu değişikliklerin gürültüde konuşmayı anlama performansı üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Çalışma olgu-kontrol çalışmasıdır. Çalışmaya İstanbul Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi Kulak Burun Boğaz kliniğine gelen normal işitme eşiklerine ve normal immitansmetrik değerlendirmeye sahip, otitis media tanısı almamış, 10-15 yaş arası 30 birey ve çocukluk döneminde (3-10 yaş) effüzyonlu otitis media tanısı alarak bilateral ventilasyon tüpü uygulanmış, normal işitme eşiklerine ve normal immitansmetrik değerlere sahip 10-15 yaş arası 30 birey olmak üzere toplam 60 birey dahil edilmiştir. Her gruba türkçe matriks test, rastgele aralık tespit etme testi, frekans pattern testi ve süre pattern testi, işitsel uyarılmış kortikal potansiyeller testi uygulanmıştır. Kontrol grubuna göre çalışma grubunda temporal işlemleme testleri (frekans patern testi, süre patern testi rastgele aralık tespit etme testi) karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmiştir (p<0,01). Türkçe matriks testi sonucunda çalışma grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düşük skorlar elde edilmiştir (p<0,05,p<0,01). Ayrıca işitsel uyarılmış kortikal potansiyeler testindeki latans değerleri çalışma grubunda, kontrol grubuna göre uzamış elde edilmiş olup, bu sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Çalışma sonucunda VT öyküsü olan çocuklarda santral işitsel işlemleme becerilerinin etkilenmiş olduğu tespit edilmiştir. Yapılan temporal işlemleme testleri, Türkçe matriks test ve işitsel uyarılmış kortikal potansiyel testleri güvenilir, kolay uygulanabilir testler olarak efüzyonlu otitis media öyküsü olan çocuklarda geleneksel işitme test yöntemleri ile beraber kullanılması sınıf gürültüsünde anlama becerierini değerlendirmek açısından önerilebilir. Anahtar Sözcükler: Otitis Media, İşitsel işlemleme, Gürültüde konuşmayı anlama, Konuşma algısı, Temporal çözünürlük, Temporal sıralama, İşitsel Uyarılmış Kortikal Potansiyeller
İşitme kayıplı bireylerde işitme cihazının denge fonksiyonları üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Sensörinöral tip işitme kaybı olan birçok hastada beraberinde baş dönmesi ve buna bağlı vestibüler semptomlar görülebilmekle birlikte, vestibulopatiye neden olabilecek herhangi bir iç kulak veya sistemik hastalık kanıtı olmadığında da vestibüler disfonksiyonun olabileceğine ilişkin çalışmalar mevcuttur. İşitme cihazı kullanımının vestibüler semptompları belirgin olmayan hastalarda etkisi üzerine literatürde yeterli çalışma yer almamaktadır. Bu bilgiler ışığında bilateral sensörinöral işitme kaybı olan bireylerde işitme cihazı kullanımının denge fonksiyonları üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Başkent Üniversitesi İstanbul Hastanesi KBB Polikliniğine başvuran ve bilateral orta derecede sensörinöral işitme kaybı tanısı almış, 18-50 yaş aralığında olan 40 yetişkin hasta ile aynı yaş ve cinsiyet eşleştirmeli işitme kaybı olmayan 40 yetişkin gönüllü kişi çalışmaya dahil edildi. Katılımcıların tamamına, saf ses odyometri, timpanometri, videonistgmografi, Servikal-Vestibüler Uyarılmış Miyojenik Potansiyeller (cVEMP), Video Head Impulse Test (VHIT), Statik Postrografi objektif testleri uygulandı. Ayrıca başdönmesi engellilik envanteri, uluslararası düşme etkinlik skalası ve berg denge ölçeği anketleri yapıldı. Hasta gruba Odyo vestibüler değerlendirme sonrasında kulak arkası digital şitme cihazı uygulanarak 6 ay sonra Odyo-vestibüler testler ve anket değerlendirmeleri tekrar edildi. Çalışma grubunun öncesi ve sonrası olarak karşılaştırmaları yapıldı. Sonuçlarda; cVEMP testlerinde işitme cihazı kullanımı öncesinde ve sonrasında latans süreleri karşılaştırıldığında anlamlı düzeyde farklılık gözlenmezken (p>0,05) amlitüd değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu tespit edildi (p<0,01), VHIT sonuçlarında hasta grupta işitme cihazı kullanımı öncesine göre 6. ay kontrollerde sakkadların istatistiksel olarak anlamlı düzeyde kaybolduğu gözlendi (p<0,01), Statik Postürografi testlerinde işitme cihazı kullanımı öncesinde ve işitme cihazı kullanımı sonrasında Düşme Riski açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edildi (p<0,01). Baş Dönmesi Engellilik Envanteri, Berg Denge Ölçeği ve Uluslararası Düşme Etkinlik Skalası sonuçlarında da istatistiksel olarak anlamlı düşme gözlendi (sırası ile, p<0,01, p<0,01, p<0,01). Sonuç olarak işitme cihazının vestibüler fonksiyonlar üzerinde olumlu etkisi olduğu, objektif bulgularda düzelme meydana getirebileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Denge, işitme kaybı, işitme cihazı, Servikal Vestibüler Uyarılmış Miyojenik Potansiyeller (cVEMP), vHIT, Posturografi.
Benign paroksismal pozisyonel vertigo hastalarında ve sağlıklı bireylerde utriküler fonksiyonların sanal gerçeklik ve vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller ile değerlendirilmesi
Amaç: Benign paroksismal pozisyonel vertigo (BPPV) tanısı alan hastalarda utriküler fonksiyonları, kanalit repozisyon manevrası (KRM) tedavisi öncesi ve sonrası değerlendirerek vestibüler bilgilerin vertikal algı üzerindeki etkisini incelemek, sağlıklı bireylerin vertikal algısı ile karşılaştırmak, ayrıca elde edilen test sonuçları arasındaki korelasyonu değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 2023 yılı içerisinde Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Odyoloji Kliniği'nde BPPV tanısı alan 26 hasta ve 26 sağlıklı katılımcı dahil edildi. Hasta grubuna KRM tedavisi öncesi ve sonrası subjektif vizüel vertikal test (SVV), dinamik subjektif vizüel vertikal test (DSVV) ve oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel test (oVEMP) uygulandı. Kontrol grubuna ise SVV ve DSVV testleri uygulandı. Elde edilen sonuçların istatistiksel analizleri IBM SPSS Statistics Base 25.0 (IBM SPSS Statistics for Windows, IBM Corp. Released 25.0.0, Armonk, NY: IBM Corp.) ile değerlendirildi. İstatistiksel anlamlılık için p değerinin 0.05'in altında olması anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya yaş ortalaması 41,15±14,46 olan 26 hasta birey, yaş ortalaması 35,77±12,77 olan 26 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Hasta grubunda manevra öncesi ve sonrası DSVV değerleri karşılaştırıldığında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05), fakat SVV değerleri karşılaştırıldığında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Kontrol grubu SVV değerleri ile hasta grubu manevra öncesi SVV değerleri arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Kontrol grubu SVV değerleri ile hasta grubu manevra sonrası SVV değerleri arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Kontrol grubu DSVV değerleri ile hasta grubu manevra öncesi DSVV değerleri arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05), fakat manevra sonrası DSVV değerleri arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Hasta bireylerden elde edilen manevra öncesi P1 latans değerleri ve P1 – N1 amlitüd değerleri ile normatif veriler arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Hasta bireylerden elde edilen manevra sonrası P1 latans değerleri ve P1 – N1 amlitüd değerleri ile normatif veriler arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Hasta bireylerde manevra öncesi ve sonrası elde edilen SVV – DSVV değerleri arasında pozitif yönde korelasyon bulunmaktadır (p<0,05). Hasta bireylerde manevra öncesi elde edilen SVV değerleri ile manevra sonrası elde edilen sol kulak P1 – N1 amplitüd değerleri arasında negatif yönde korelasyon bulunmaktadır (p<0,05). Sonuç: Sonuç olarak çalışmamız, BPPV tanısı alan hastalarda utriküler fonksiyonların da etkilendiğini aynı zamanda BPVV'nin vertikal algı üzerinde etkisi bulunduğunu göstermektedir. Tedavi manevralarını takiben yapılan testler sonucunda, iyileşmenin SVV testi değeri üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamışken; DSVV testi değerleri üzerinde olumlu anlamda etkisi olduğu bulunmuştur. İleri çalışmalar için örneklem sayısının artırılmasının yararlı olabileceğini düşünmekteyiz.
Farklı uyaran türleriyle kaydedilen koklear mikrofoniklerin yaşa, cinsiyete ve gürültü hassasiyetine göre incelenmesi
Elektrokokleografi (ECochG), işitsel uyarılmış potansiyeller içerisinde ilk tanımlanan testlerden biri olup; akustik bir uyarana karşılık, kokleada bulunan iç ve dış saç hücrelerinden ve işitme sinirinden gelen yanıtların oluşturduğu elektriksel yanıtların kayıt tekniğidir. Bu kayıtlar Meniere hastalığı ve işitsel nöropati spektrum bozukluğu tanısında, intraoperatif monitörizasyonda kullanılmakla birlikte, koklear mikrofoniklerin varlığı özellikle işitsel nöropati spektrum bozukluğu tanısında oldukça önemlidir. Yapılan araştırmada, sağlıklı bireyler, klik ve Level Spesific Claus Elberling Chirp (LS CE-Chirp) uyaran kullanılarak ekstratimpanik elektrokokleografi ölçüm metodu ile test edildi ve elde edilen değerler yaş, cinsiyet ve gürültü hassasiyeti varlığına göre karşılaştırıldı. Çalışma Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü Eğitim ve Araştırma Laboratuvarı'nda yürütüldü. Çalışma grubuna 18 – 40 yaş arasında normal işitmeye sahip 42 gönüllü dahil edildi. Demografik bilgileri alınan katılımcıların çalışmaya uygun olup olmadıklarını belirlemek amacıyla saf ses odyometri, timpanometri ve transient otoakustik emisyon testleri uygulandı. Herhangi bir işitme problemi olmadığı saptanan bireylere klik ve LS CE-Chirp uyaranlar kullanılarak 100 dBnHL şiddet seviyesinde ECochG testi yapıldı. Elde edilen değerler verilerin dağılımına uygun olarak SPSS 23.0 programında istatistiksel olarak değerlendirildi. Normal dağılıma uygunluk gösteren veriler için bağımsız örneklem t testi, normal dağılıma uygunluk göstermeyen veriler için Mann-Whitney U testi uygulandı. Yapılan tüm analizler için P<0.05 düzeyi istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Klik ve LS CE-Chirp uyaran ile kaydedilen koklear mikrofonik amplitüdlerin erkeklerde kadınlardan daha yüksek olduğu kaydedildi (sırasıyla p=0.051 ve p=0.001). Yaş grupları değerlendirildiğinde ise hem klik hem de LS CE-Chirp uyaran ile elde edilen koklear mikrofonik (KM) amplitüdlerinde herhangi bir farklılık gözlemlenmedi. Yaş ile KM amplitüdleri arasında da herhangi bir korelasyon olmadığı görüldü. Ayrıca gürültü hassasiyeti olan bireylerde klik uyaran ile kaydedilen KM amplitüdlerinin gürültü hassasiyeti olmayanlara göre daha yüksek olduğu belirlendi (p=0.051). Elde edilen verilerin işitsel nöropati spektrum bozukluğu gibi hastalıkların tanısında kullanılan ECochG testi koklear mikrofonik amplitüdlerinin değerlendirilmesinde tanıya yardımcı olacağını düşünmekteyiz.
Akustik travmalarda vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller (VEMP)
Bu çalışmanın amacı Türk Silahlı Kuvvetleri'nde görevi esnasında patlamaya maruz kalan, beraberinde sensorinöral işitme kaybı gelişmiş olan hastalarda geç dönemde baş dönmesinin servikal ve oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller (cVEMP, oVEMP) ve Baş Dönmesi Engellilik Envanteri (BEE) ile değerlendirilmesidir. Çalışmaya 22 sağlıklı erişkin gönüllü (44 sağlıklı kulak) ve blast travma geçirmiş 25 askeri personel (43 hasta kulak) hasta grubu olarak dahil edilmiştir. Kontrol ve hasta grubuna hem 500 Hz Tone-Burst (TB) hem 500 Hz Narrow Band (NB) Level Specific (LS) CE-Chirp uyaran ile cVEMP ve oVEMP testleri yapılmıştır. Hasta grubuna ayrıca Baş Dönmesi Engellilik Envanteri (BEE) doldurtulmuştur. 44 sağlam kulağın hepsinden hem TB hem de NB LS CE-Chirp uyaran ile cVEMP ve oVEMP yanıtları alınmıştır. Kontrol grubunda cVEMP ve oVEMP testinde P1 ve N1 latansı NB LS CE-chirp uyaran kullanıldığında, TB uyarana göre istatistiksel olarak anlamlı kısa izlenmiştir. P1N1 amplitüdü NB LS CE-chirp uyaran kullanıldığında, TB uyarana göre istatistiksel olarak anlamlı büyük izlenmiştir. Ayrıca hem cVEMP hem oVEMP'de NB LS CE-chirp uyaranda, TB uyarana göre istatistiksel olarak anlamlı düşük eşik izlenmiştir. Hasta grubun Baş Dönmesi Engellilik Envanteri (BEE) ortalaması 14.80 ± 23.38 (0-88.00) bulunmuştur. Hasta grubunda etkilenen 43 kulağın 3'ünde hem NB LS CE-Chirp uyaranla hem de TB uyaranla cVEMP yanıtı alınmamıştır. 43 kulağın 38'inde TB uyaran ile oVEMP yanıtı alınırken, 40'ında NB LS CE-Chirp uyaran ile oVEMP yanıtı alınmıştır. TB ve NB LS CE-chirp uyaran ile yapılan cVEMP ve oVEMP testlerinde kontrol ve hasta grubu arasında P1 latans, N1 latans ve P1N1 amplitüd açısından istatistiksel olarak anlamlı fark izlenmemiştir. Sonuç olarak blast travma sonrası geç dönemde otolit organların fonksiyonlarının etkilenmediği görülmüştür.
Demir eksikliği olan yetişkinlerde işitmenin ve denge fonksiyonlarının değerlendirilmesi
Anemisiz demir eksikliği, demir eksikliği anemisinden önce meydana gelen veya progresyon olmaksızın devam eden demir depolarının azalmasıdır. Demir eksikliği anemisi ise mikrositik hipokromik eritrosit varlığıyla gelişen ve düşük demir seviyesinin anemiyle ilişkili olduğu daha ciddi bir durumdur. Koklea ve vestibüler labirentin kanlanmasını sağlayan internal işitsel arter minimal kollaterallere sahip bir uç arter olduğundan, iç kulak yüksek enerjili metabolizma gerektirdiğinden ve bazı koklear enzimler demir içerdiğinden, demir eksikliğine bağlı hipoksi işitme ve denge sistemini etkileyebilir. Bu çalışmada demir eksikliği olan yetişkinlerde işitmenin ve denge fonksiyonlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. 19-50 yaş aralığında, anemisiz demir eksikliği tanısı almış 22 birey, demir eksikliği anemisi tanısı almış 22 birey ve 22 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan tüm bireyler saf ses odyometri (125-16000 Hz), videonistagmografi, oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel (oVEMP), servikal vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel (cVEMP) ve video head impulse test (vHIT) ile değerlendirilmiş ve odyo-vestibüler testler yapılmadan önce subjektif şikayetlerin olup olmadığı sorgulanmıştır. Anemisiz demir eksikliği grubunda %27,3, demir eksikliği anemisi grubunda %36,4 oranında tinnitus gözlenmiştir, fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). 125-14000Hz frekanslarında demir eksikliği anemisi grubunun işitme eşikleri kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek elde edilmiştir (p<0,016). Demir eksikliği gruplarında saf ses ortalama değeri kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,016). Sensörinöral işitme kaybı görülme oranı, anemisiz demir eksikliği grubunda, sağ kulakta %9,1, sol kulakta %27,3, demir eksikliği anemisi grubunda sağ ve sol kulakta %27,3'tür. Pursuit testi, demir eksikliği anemisi grubunda 9 hastada (%40,9) patolojik olarak saptanırken, anemisiz demir eksikliği ve kontrol grubunda normaldir, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardır (p<0.05). Demir eksikliği anemisi grubunda oVEMP'te %13,6, cVEMP'te %9,1 oranında yanıt alınamamıştır, fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). oVEMP testinde, demir eksikliği anemisi grubunda ve anemisiz demir eksikliği grubunda P1 latans değeri, demir eksikliği anemisi grubunda N1 latansı ve N1-P1 interlatansı değeri kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha uzundur (p<0,016). oVEMP ve cVEMP testlerinde N1-P1 amplitüd değeri demir eksikliği anemisi grubunda kontrol grubuna göre daha düşüktür (p<0,016). Anterior SSK VOR kazancı ortalama değeri, demir eksikliği gruplarında kontrol grubuna göre istatistiksel olarak daha düşüktür (p<0,016). Anterior SSK VOR kazanç ortalama değerleri demir eksikliği anemisi grubunda 0,79 ± 0,2; anemisiz demir eksikliği grubunda 0,81 ± 0,16'dır. Demir eksikliği anemisi grubunda %4,5'inde covert, %9,1 overt ve %6,8 covert-overt sakkad; anemisiz demir eksikliği grubunda %6,8 overt sakkadlar gözlenmiştir, gruplar arasındaki fark anlamlıdır (p<0.05). Çalışmamızdan elde edilen bulgular doğrultusunda demir eksikliğine bağlı hipoksi nedeniyle işitme ve vestibüler sistemde etkilenme olabileceği sonucuna varılmıştır.
Orta ve ağır tıkayıcı uyku apnesi sendromu olan hastalarda santral işitsel yanıtların değerlendirilmesi ve sürekli pozitif hava yolu basıncı tedavisinin olası etkilerinin yanıtlara etkisi
Bu çalışmada, orta veya ağır tıkayıcı uykusu apnesi sendromu tanısı alan bireylerin santral işitsel yolaklarının değerlendirilmesi ve CPAP tedavisi sonrası olası etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Kulak Burun Boğaz AD'na başvuran hastalar çalışmaya alındı. Toplam TUAS (n=46) ve sağlıklı olan (n=22) kişi çalışmaya dâhil edilmiştir. İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Kulak Burun Boğaz (KBB) polikliniğinde, çalışmaya katılan tüm katılımcılara genel KBB muayenesi yapıldıktan sonra çalışmaya alınma kriterlerini karşılayan kişiler çalışmaya dâhil edildi. Çalışmada katılımcılara Yüksek frekans odyometri (10 kHz, 12.5 kHz, 14 kHz ve 16 kHz), İşitsel Uyarılmış Geç Latanslar (LLR) ve P300 testi yapılmıştır. Çalışmaya alınan TUAS hastalarından CPAP tedavisi almış olup 2 ay boyunca düzenli olarak kullanan hastalar test tekrarına çağırılıp işitsel testler tekrar edilmiştir. Elde edilen veriler 3 grup arasında karşılaştırılmıştır. Ağır ile Orta TUAS ve Kontrol ile Ağır TUAS grubu arasında yaş ve kilo değişkenleri için istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Orta ve ağır TUAS'lı hastaların Epworth Uykululuk Ölçeği'nden aldıkları puanlar kontrol grubundan istatistiksel olarak yüksek saptandı (p<0.05). Ağır TUAS'lı hastaların ortalama ve uykuda en düşük kan O2 satürasyonları istatistiksel olarak düşük saptandı (p<0.05). Ağır TUAS'lı hastaların uykuda kan O2 düzeyi %90'ın altında geçen süre değerleri istatistiksel olarak yüksek saptandı (p<0.05). Grup değişkeninin kategorileri açısından yüksek frekanslar (sağ-sol 10 kHz, 12.5 kHz, 14 kHz, 16 kHz) için yapılan analizlerde fark saptandı (p<0.05). P300 latans değişkeni için Ağır TUAS ile Kontrol grubu ve Orta TUAS ile Kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). P1 latansı, N1 latansı, P1-N1 amplitud değişkenleri için tüm gruplar arasında(Ağır TUAS, ORTA TUAS ve Kontrol grubu) istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). Ağır TUAS grubunun CPAP tedavisi öncesi ve sonrası P300 latansı değişkeni arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Ayrıca Yüksek Frekans değişkeni için sağ kulak 10 kHz'de anlamlı farklılık bulunmasına rağmen diğer tüm frekanslarda istatistiksel olarak fark bulunmamıştır (p>0.05). Çalışmamızda elde edilen bulgular doğrultusunda orta ve ağır TUAS olan hastalarda P300 testinde ve bazı yüksek frekanslarda etkilenmeler olması nedeniyle bu kişilerde dikkat, bilişsel hafıza, algılama bozukluğu gibi etkilenmelerin olabileceği sonucuna varılmıştır. CPAP tedavisinin posterior parietal korteks, superior kollikulus ve talamik pulvinar çekirdeği gibi yollarda iyileştirmeler ortaya çıkardığı bu da TUAS'ın getirmiş olduğu dikkat dağınıklığı, unutkanlık gibi şikâyetlerde gerilemeler ortaya çıkardığı düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: TUAS, Santral işitsel yollar, P300, Geç latanslar, Yüksek frekans
Sağlıklı erişkin bireylerde okuler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel ( OVEMP) normal değerleri
Kuvvetli ses ve vibrasyon gibi uyaranlar, baş hareketi olmaksızın refleks oküler hareketleri başlatabilirler. Yakın zamanda kullanıma giren okuler vestibüler uyarılmış myojenik potansiyel testi, noninvaziv olarak inen (assenden ) vestibüler yolu ve beyin sapında çaprazlanan vestibülooküler refleksi değerlendirmektedir. Bu çalışmanın amacı sağlıklı erişkin bireylerde oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel normal değerlerini belirlemektir.Çalışma, Başkent Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda kulak şikayeti olmayan 38 adet gönüllü, sağlıklı birey ile yürütülmüştür. Çalışmaya katılan bireylere KBB muayenesini takiben odyolojik değerlendirim, pozisyonel testler uygulanmıştır. Saf ses ortalamaları 20 dB'den iyi olan, pozisyonel testlerinde nistagmus saptanmayan bireyler çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcılara oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel testi yapılarak, elde edilen dalgaların latans ve amplitüd değerleri saptanmıştır.Çalışmaya alınan 38 (76 kulak) sağlıklı bireyin 18'i erkek, 20'si kadın; yaş ortalaması 40,2± 11.6 (22-58) idi. N1 latansı sağ kulak için 9,8±2,1 msn, sol kulak için 9,3±1,9 msn (p=0,312) idi. Sağ kulakta P1 15,0±2,3 msn, sol kulakta 14,7±2,2 msn (p= 0,651) idi. Amplitüd değerleri sağ kulakta 3,3±1,5 µV, sol kulakta 3,3±1,1 µV (p= 0,919) bulundu. Her iki cinsiyet için parameterlere bakıldığında latans ve amplitüd değerleri arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Yaş ve oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel testi ilişkisine bakıldığında, N1 değerleri ile yaş arasında pozitif bir korelasyon saptandı(r=242, p =0,0359). Aynı şekilde P1 değerleri ile yaş arasında da pozitif bir korelasyon saptandı(r=250, p=0,030). Ancak yaş ile amplitüd arası anlamlı ilişki yoktu (r=052, p=0,633). Elde edilen bulgulara göre cinsiyet ve kulak yönü test sonuçlarını etkilemediğinden toplam 76 kulak için test parametreleri hesaplandı. Buna göre, N1 latansı 9,62±2,02 (4,30-16,00) msn; P1 latansı 14,90 ±2,33 (9,0-21,00) msn idi. Amplitüd ortalaması 3,36 ±1,36 (1,06-8,48) µV idi.Okuler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel latans değerleri literatüre benzer olarak saptanmıştır. Elde edilen değerler, kliniğimizin yetişkin normatif değerleri olarak belirlenmiştir. Sonuçlar vestibüler hastalıkların değerlendiriminde kullanılacaktır.Anahtar Kelimeler: Vestibulookuler refleks, okuler vestibuler miyojenik cevap, normatif veri
Normal işitmeye sahip yetişkinlerde chirp uyaranı normatif değerleri
İşitsel beyin sapı cevapları; odyolojik ve nörolojik tanıda kullanılan, hastanın katılımını gerektirmeyen, kokleadan başlayarak subkortikal yapılara kadar elektrofizyolojik fonksiyonları değerlendiren noninvaziv ve güvenilir bir testtir. ABR objektif bir test olmasına rağmen; dalga latansları ve amplitüdleri uyaran çeşidine, kullanılan parametrelere, bireyin yaş ve cinsiyetine göre farklılıklar gösterir. Bu tür farklılardan dolayı her klinik kendi normal değerlerini oluşturmalı ve standartlarını tespit etmelidir. Bu çalışmada, normal işiten yetişkinlerde chirp uyaran ile V. dalga latans ve amplitüdlerinin belirlenerek, kliniğimize ait normatif verilerin oluşturulması amaçlanmıştır. Bu amaçla, Başkent Üniversitesi Hastanesi KBB Kliniğine başvuran işitme şikayeti olmayan ve otoskopik muayenesi normal 31'i kadın 31'i erkek toplam 62 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcılar 18-39 ve 40-60 yaş olarak 2 gruba ayrılmıştır. Saf ses ortalaması 18-39 yaş için maksimum 15 dB, 20-40 yaş için maksimum 20 dB olan ve immitansmetrik değerlendirmesi normal olan bireyler çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmamızda, 90, 70, 50, 40 ve 20 dB şiddetlerinde gönderilen chirp uyaran ile I. ve III. dalga elde edilebilirliği değerlendirilmiş, oluşan V. dalga latansları ve amplitüdleri ölçülmüştür. 90 dB şiddetinde 17 bireyde I. dalga, 14 bireyde ise III. dalga elde edilememiştir. Tüm bireylerden elde edilen V. dalga değerlerinde en yüksek amplitüd(0,41µV±0,12 µV) 70dB şiddetinde, en düşük latans(4,62ms±0,34ms) 90dB şiddetinde tespit edilmiştir. Cinsiyete göre yapılan değerlendirmede erkeklerde V. dalga latansları daha geç elde edilmiştir. Yaş gruplarına göre yapılan değerlendirmede ise 40-60 yaş grubu V. dalga latansları daha geç bulunmuştur. Çalışmamızdan elde edilen V. dalga latans ve amplitüdleri kliniğimize ait chirp uyaran ABR standartlarımızı oluşturmuştur. Bundan sonra yapılacak çalışmalar için referans oluşturacaktır. Anahtar Kelimeler: İşitsel beyin sapı cevabı, ABR, Chirp
Düzeltilmiş yaşı 0-6 ay arası yüksek riskli prematürelerde ce-chirp uyaran latans ve amplitüd değerlerinin sağlıklı yenidoğanlarla karşılaştırılması
İşitsel beyin sapı cevapları (ABR) kokleadan, beyin sapı yollarına kadar ses uyaranı verilerek oluşturulan elektriksel aktiviteye denir. ABR'lerin dalga latansları ve amplitüdleri, uyaran çeşidine, kullanılan parametrelere, cinsiyete ve yaşa bağlı olarak maturasyonla birlikte değişiklik gösterirler. Bu nedenle özellikle yetişkinler, bebekler ve çocuklar için ayrı ayrı standart oluşturmak gereklidir. Bu çalışmada, düzeltilmiş yaşı 0-6 ay arası yüksek riskli prematürelerde CE-Chirp uyaran latans ve amplitüd değerlerinin sağlıklı yenidoğanlarla karşılaştırılması ile işitsel nöral maturasyon hakkında bilgi edinmek amaçlanmıştır. Bu amaçla, Başkent Üniversitesi Hastanesi KBB Kliniğine başvuran işitme kaybı şikayeti olmayan ve otoskopik muayenesi normal ve düzeltilmiş yaşı 0-6 ay arası olan 35 yüksek riskli prematüre, 35 sağlıklı yenidoğan toplam 70 bebek çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmamızda, 500, 1000, 2000 ve 4000 Hz de 90, 70, 50, 40 ve 20 dB şiddetlerinde gönderilen CE-Chirp uyaran ile oluşan V. dalga latansları ve amplitüdleri ölçülmüştür. Tüm bebeklerden elde edilen V. dalga değerlerinde en yüksek amplitüd (0,58 µV) 1000 Hz de 90 dB şiddetinde, en düşük latans (3,73 msn) 2000 Hz de 90 dB şiddetinde elde edilmiştir. Cinsiyetlere göre yapılan değerlendirmede V. dalga latansları arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Çalışmamızda yüksek riskli prematüre ve sağlıklı yenidoğanların karşılaştırılmasında elde edilen V. dalga latans ve amplitüd ölçümleri sonucunda tüm latans ölçümlerinde tüm gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlılık bulunmuştur. Elde edilen değerler işitsel nöral maturasyon ve tanı koymada bundan sonra yapılacak çalışmalar için referans olarak kullanılabilir.