Infant-newborn

381 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sepsis tanısı alan preterm ve term yenidoğanlarda mikro CRP ve delta nötrofil indeksinin tanısal değeri

Yenidoğan dönemi hayatın ilk 28 günlük sürecini kapsamaktadır. Enfeksiyon etkeni bir mikroorganizma tarafından yenidoğanın herhangi bir dokusunun invazyonuna karşı, yenidoğanın inflamatuar süreçleri içeren mekanizmalar ile oluşturduğu cevabın klinik hali neonatal sepsis olarak tanımlanmaktadır. Neonatal sepsisin ciddi mortalitesi, kliniğinin hızlı kötüleşmesi ve antimikrobiyellerin gereksiz kullanım olasılığı sebepleri ile tanı sürecinde hız ve özgüllük oldukça önem arz etmektedir. Neonatal sepsis için altın standart tanı yöntemi halen kan kültürüdür. CRP ve hemogram gibi kan tetkikleri de tanı sürecinde büyük önem taşımaktadır. Tanıda önemli kan sayımı parametrelerinin modifiye bir hali olan, nötrofil farklılaşması ile nükleer lobülarite değişikliklerini temel alan ve immatür granülosit sayısı olarak ifade edilen delta nötrofil indeksi neonatal sepsisin tanı süreci için büyük önem arz etmektedir. Bu çalışma ile neonatal sepsisin tanısında delta nötrofil indeksi ve Mikro CRP değerlerinin biyobelirteç olarak değeri araştırılmıştır. Klinik veya kanıtlanmış neonatal sepsis tanısı alan 30 yenidoğan ile 30 kontrol yenidoğan çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. İlgili parametreler tüm örneklemden alınan venöz kan örnekleri ile değerlendirilmiştir. Mikro CRP ile rutin CRP sonuçları pozitif yönlü güçlü ilişkili saptanmıştır (p<0,001; r=0,918). Neonatal sepsis grubunda Mikro CRP ortalama değeri kontrol grubuna göre yüksek saptanmıştır (p<0,01). Neonatal sepsis tanısı için 1,905 mg/dL değeri %86,7 sensitivite ve %83,3 spesifite ile kesim değeri olarak belirlenmiştir. Neonatal sepsis grubunda delta nötrofil indeksi ortalama değeri kontrol grubuna göre yüksek saptanmıştır (p<0,01). Neonatal sepsis tanısı için 1,95 değeri %90,0 sensitivite ve spesifite ile kesim değeri olarak belirlenmiştir. Neonatal sepsis tanısında Mikro CRP ve delta nötrofil indeksi rutin kullanıma geçmeye aday belirteçler olarak düşünülmüştür.

Bebek-prematürBebek-yenidoğmuşBebek-yenidoğmuş hastalıkları+6
Soner Günder
Tekirdağ Namık Kemal University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

25-OH vitamin D eksikliği olan yenidoğanlarda oral vitamin D tedavi protokollerinin karşılaştırılması

Ciddi bir halk sağlığı sorunu olan D vitamini eksikliği, tüm dünyada bebekleri ve çocukları etkilemektedir. D vitamininin insan organizmasında birçok işlevi olmasına rağmen esas görevi; dolaşımda normal kalsiyum ve fosfor dengesini sağlayarak kemik sağlığının korunması ve idamesini sağlamaktır. D vitamininin iskelet sistemi dışında, diğer sistemler üzerinde de düzenleyici rolü vardır. Araştırmamız kesitsel retrospektif bir çalışmasıdır. Çalışmamızda, 25 OH vitamin D eksikliği veya yetersizliği saptanan yenidoğanlarda, üç ay boyunca rastgele yöntem ile verilen 1000 ve 1500 ünite/gün D vitamini tedavi dozlarının etkinlikleri ve sonuçları karşılaştırıldı. Gebelik haftası 32-40 olan, 80 yenidoğan çalışmaya dahil edildi. Tedavi öncesi ve sonrasında 25 OH vitamin D, parathormon, kalsium, fosfor, alkalen fosfataz, spot idrar kalsiyum/kreatinin oranı bakıldı. Grupların demografik özellikleri ve diğer sonuçları karşılaştırıldı. Hastaların %35'inde hipokalsemi, %2.5'inde hipofosfatemi, %1.3'ünde hiperfosfatemi mevcuttu. Hastalarda konvülzyon gibi semptomatik hipokalsemi bulguları görülmedi. Alkalen fosfataz yüksekliği %2.5, parathormon yüksekliği %18.8, düşüklüğü %1.3 hastada tespit edildi. Yüksek doz D vitamini tedavi grubunda, tedavi sonrası 25 OH vitamin D ortalama değeri 60.7 ng/ml, düşük doz tedavi grubunda 48.5 ng/ml saptandı. Tedavi sonrası D vitamini intoksikasyonu bulguları olan hasta yoktu. Yüksek doz grubunda tedavi sonrası üç hastada, düşük doz grubunda bir hastada asemptomatik vitamin D hipervitaminozu görüldü. Tedavi öncesi hipofosfatemi ve hipokalsemi olan hastalarda, tedavi sonrasında hipokalsemi ve hipofosfatemi görülmedi. Tedavi öncesi parathormon yüksekliği olan hastalarda, tedavi sonrası parathormon düzeyi normal bulundu. Yüksek doz D vitamini tedavisi alan grupta tedavi sonrası iki, düşük doz D vitamini alan grupta tedavi sonrası iki hastada izole hiperkalsiüri görüldü. Bu hastalarda kontrol D vitamini değerleri normal aralıklarda idi.

Bebek beslenmesiBebek-yenidoğmuşBebekler+3
Shafa Gozalova
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Soluble ürokinaz plazminojen aktivatör reseptörünün yenidoğan sepsisinde tanısal değeri

Yenidoğan dönemi hayatın ilk 28 günüdür. Enfeksiyon etkeni bir mikroorganizma tarafından yenidoğanın herhangi bir dokusununun istilasına karşı, yenidoğanın inflamatuar süreçleri içeren mekanizmalar ile oluşturduğu cevabın klinik durumu neonatal sepsis olarak tanımlanmaktadır. Neonatal sepsisin ciddi mortalitesi, kliniğin hızlı kötüleşmesi ve antimikrobiyal ajanların gereksiz kullanımları ile tanı sürecinde hız ve özgüllük oldukça önem kazanmaktadır. Neonatal sepsis için altın standart tanı yöntemi kan kültürüdür. Bu çalışma ile neonatal sepsisin tanısında SUPAR değerlerinin biyobelirteç olarak değeri araştırılmıştır. Klinik veya kanıtlanmış neonatal sepsis tanısı alan 34 yenidoğan ile 20 kontrol yenidoğan çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. İlgili parametreler venöz kan örnekleri ile değerlendirilmiştir. Neonatal sepsis tanısı için SUPAR >1160,8 ng/L kesme değeri için duyarlılık %88,24 özgülllük %100,00'dur. Neonatal sepsis grubunda SUPAR ortalama değeri kontrol grubuna göre yüksek saptanmıştır. SUPAR ölçümü >1160,8 ng/l olan olguların ilk CRP ölçümleri anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır. Exitus olan olguların ilk SUPAR ölçümü, taburcu olanlardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Tüm bu veriler ışlığında neonatal sepsis tanısında SUPAR molekünün yeni bir biyobelirteç olarak kullanılmaya aday görülmüştür. Ancak bu konuda daha fazla sayıda hastayı içeren çok merkezli çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Yenidoğan Sepsis, Prematürite, SUPAR, Tanı Belirteci

Bebek-yenidoğmuşBebek-yenidoğmuş hastalıklarıBebekler+5
Fatıma Sümeyye Sertoğlu
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde banyo bakım paketi uygulamasının preterm bebeklerin konfor düzeyi ve cilt nemine etkisi

Banyo, preterm bebeklerde konforu etkileyen ve stres yanıt oluşturan bir uygulamadır. Banyonun daha az stresli ve konforlu hale getirilmesi önemlidir. Araştırma, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde banyo bakım paketi uygulamasının preterm bebeklerin konfor düzeyi ve cilt nemine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Araştırma Kasım 2024-Nisan 2025 tarihleri arasında kontrol gruplu yarı deneysel tipte gerçekleştirildi. Araştırmann örneklemini, 64 preterm bebek oluşturdu. Çalışmadan elde edilen verilerin analizinde SPSS 25.0 istatistik paket programı kullanıldı. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Yenidoğan Konfor Ölçeği, Takip Formu kullanıldı. Araştırmaya dahil olan preterm bebeklerin demografik özellikleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Banyo bakım paketi ve kontrol grubundaki bebeklerin banyo uygulaması sonrası 15. ve 30. dakikalardaki Yenidoğan Konfor Davranış Ölçeği ortalama puanları bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0,05). Banyo bakım paketi grubunda uygulama öncesine göre 30. dakikada cilt neminde anlamlı azalma olduğu tespit edildi. Kontrol grubunda ise uygulama öncesine kıyasla 15. dakikada cilt neminde anlamlı azalma olduğu tespit edildi (p<0,05). Grup içi karşılaştırmalara göre kontrol grubunda, uygulama öncesine kıyasla 15. dakikada vücut sıcaklığında anlamlı bir azalma olduğu tespit edildi (p<0,05). Yapılan bu çalışmanın sonucunda, banyo bakım paketininin preterm yenidoğanların cilt nemini ve vücut sıcaklığını ve oksijen satürasyonunu korumada etkili olduğu görüldü.

Bebek-yenidoğmuş
Kıymet Aygün
Tarsus University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Prematüre retinopatisinde (ROP) yenidoğan yoğun bakım hemşirelerinin bilgi düzeyleri ve etkileyen faktörler

Bu araştırmanın amacı yenidoğan yoğun bakım hemşirelerinin prematür retinopatisi ile ilgili bilgi düzeyi ve etkileyen faktörlerin belirlenmesidir. Tanımlayıcı tipteki bu çalışma Gaziantep ilindeki 5 yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşireler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma Ocak-Nisan 2017 tarihleri arasında yapılmıştır. Bu ünitelerde çalışan toplam 190 hemşire araştırmanın evrenini oluşturmuştur. Evrenin tamamı örnekleme alınmış, ancak çalışma 139 hemşire ile tamamlanabilmiştir. Veriler "Kişisel Bilgi Formu" ve "Prematür Retinopatisi Bilgi Formu" kullanılarak toplanmıştır. Veriler bilgisayar ortamında değerlendirilmiştir. Araştırma için Etik Kurul onayı, kurum izinleri ve anket çalışmasına katılan hemşirelerden aydınlatılmış onam alınmıştır. Araştırmanın sonucunda hemşirelerin prematür retinopatisi ile ilgili bilgi düzeylerinin düşük (20.4) olduğu belirlenmiştir. Cinsiyetin prematür retinopatisi bilgi düzeyini etkilediği belirlenmiştir. Kadın olan hemşirelerin prematür retinopatisi bilgi puanlarının erkeklere göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Elde edilen veriler doğrultusunda prematür retinopatisi ve oksijen tedavisinin hemşirelik eğitim müfredatına eklenmesi, mezuniyet sonrası konuyla ilgili eğitim, seminer ve kongrelerin desteklenmesi yönünde önerilerde bulunulmuştur.

Bebek-prematürBebek-yenidoğmuşBebekler+3
Alev Sivaslı
Sanko University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Bebeği yenidoğan yoğun bakımda yatan annelerin bebek bakımı hakkındaki bilgi düzeyleri ve uyguladıkları geleneksel yöntemler

Bu çalışmada bebeği yenidoğan yoğun bakımda yatan annelerin bebek bakımı hakkındaki bilgi düzeyleri ve uyguladıkları geleneksel yöntemlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır Tanımlayıcı türde yapılan araştırma Malatya'da Turgut Özal Tıp Merkezi hastanesinde 25 Ocak- 25 Mayıs 2022 tarihlerinde 384 anne ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama formu olarak; Kişisel Bilgi Formu, Annenin Bebek Bakımı Hakkındaki Bilgi Düzeyi Formu, Doğum Sonrası Dönemde Annenin Bebek Bakımına Yönelik Geleneksel Uygulamaları Belirleme Formu kullanılmıştır. Veriler SPSS 24.0 istatistik paket programında değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiklerin yüzde, frekans, ortalama, standart sapma, minimum, maksimum değerler hesaplanmıştır. Bağımsız değişkenlerin karşılaştırılmasında ki kare testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan annelerin çoğunlukla 31-40 yaş aralığında olduğu, çekirdek aileye sahip olduğu ve çalışmadığı, %33,1'inin lise mezunu olduğu sonucuna varılmıştır. Araştırmaya katılan annelerin çoğunluğunun %67,2'sinin bebeği kundakladığı, %74,7'sinin bebeğin sarılık olmaması için yüzüne sarı örtü örttüğü, %77,6'sının nazardan korumak için dua okuduğu saptanmıştır. Annelerin yaşı ile bebeği emzirirken memede tutma süresi, bebeği emzirirken tutma şekli ve bebeği uyurken nasıl yatırılması gerektiği durumları arasında anlamlı farklılık olduğu, annelerin eğitim düzeyi ile anne sütünün buzdolabında saklanma süresi, bebeği emzirirken memede tutma süresi, beslendikten sonra bebeğin gazının çıkarılması, yenidoğanın kaç saat uyuduğu, bebeğin altına höllük koyma ve bebeği tuzlama durumları arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık olduğu belirlenmiştir(p<0,05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda annelerin yaygın olarak geleneksel uygulamaları bildiği ve yapılan uygulamalarda bebeğin sağlığına zarar veren uygulamaların olduğu ve uygulama nedenlerinin de çok çeşitlilik gösterdiği, annelerin bebek bakımında yaygın olarak höllük, tuzlama, kundaklama, güzel olması için alnını sıkıca bağlama gibi zararlı geleneksel uygulamalara başvurdukları belirlenmiştir. Annelere sağlığa zararlı geleneksel uygulamalara yönelik farkındalık oluşturulması, annelerin geleneksel uygulamalara başvurma nedenlerine yönelik girişimlerin planlanması, annelerin en çok bilgiye ulaştıkları ve uygulama nedenlerinde de etkisi olan aile büyüklerinin de verilen eğitime dâhil edilmesi, sağlık hizmetlerine uzak olan ailelere daha sık takip ve eğitim planlanması, ailelerin sağlık hizmetlerine kolay erişiminin sağlanmasına yönelik girişimlerin planlanması önerilmektedir.

AnnelerBebek bakımıBebek-yenidoğmuş+2
Yunus Emre Şaş
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Otuz dört gestasyon haftasından önce doğan prematürelerde gelişen tedavi gerektiren prematüre retinopatisinde risk faktörlerinin incelenmesi

Bu çalışmada, tedavi gerektiren prematüre retinopatisi (ROP) risk faktörlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız tek merkezden ve retrospektif olarak planlandı. Koç Üniversitesi Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde 01.01.2019-31.12.2022 tarihleri arasında takip edilmiş yenidoğanlar çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen yenidoğanların demografik ve klinik özellikleri incelendi. Çalışmaya 185 prematüre bebek dahil edildi. Hastaların 83'ünde (%44.86) ROP tespit edildi. Çalışma hastaları olan 185 hastadan 60'ında (%32.43) evre 1, 22'sinde (%11.89) evre 2 ve birinde (%0.54) evre 3 prematüre retinopatisi tespit edildi. Prematüre retinopatisi tespit edilen 83 hastanın 13'ünün (%15.66) ROP için tedavi edildiği belirlendi. Prematüre retinopatisi nedeniyle tedavi edilen 13 hastadan dördü evre 1, sekizi evre 2 ve birinde evre 3 prematüre retinopatisi olduğu tespit edildi. Prematüre retinopatisi grubunda solunum destek süresi, maksimum oksijen desteği düzeyi, yatış süresi, maternal hipertansiyon, canlandırma ihtiyacı, bebekte hipotansiyon, erken ve geç sepsis, apne, patent duktus arteriozus (PDA), respiratuar distres sendromu, bronkopulmoner displazi (BPD), intraventriküler kanama (İVK), transfüzyon ihtiyacı ve propranolol kullanımı yüksek bulundu. Tek değişkenli lojistik regresyon analizinde canlandırma ihtiyacı, postnatal steroid, eritrosit süspansiyonu transfüzyonu, İVK, BPD, PDA, sepsis (erken ya da geç), çoğul gebelik yokluğu, bebekte hipotansiyon, apne ve propranolol kullanımı hem ROP gelişimi hem de tedavi gerektiren ROP için risk faktörleri olarak anlamlı bulundu. Çoklu değişkenli lojistik regresyon modelinde ROP gelişimi için en önemli bağımsız risk faktörleri maternal hipertansiyon varlığı ve gebelik haftasının olduğu bulundu.

Bebek-yenidoğmuşBebek-yenidoğmuş hastalıklarıKomorbidite+1
Mustafa Törehan Aslan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan işitme taraması sonrası risk altındaki gruplarda takip süreçlerindeki kayıplar ve ilişkili faktörlerin araştırılması

Bu araştırma, yenidoğan işitme tarama programında ilk tarama testinden "geçti" sonucu almasına rağmen risk faktörü taşıdığı için altıncı ayda izlem önerilen bebeklerdeki takip kaybı oranını ve bu duruma etki eden faktörleri incelemeyi amaçlamaktadır. Aynı zamanda ebeveynlerin geç başlangıçlı işitme kaybı farkındalığı ile risk faktörlerine ilişkin bilgi düzeyleri değerlendirilmiştir. Araştırmaya, 01.09.2019 – 15.06.2024 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi'nde doğan ve riskli grupta yer alan 543 bebek dahil edilmiştir. Takip kontrolüne devam eden ve etmeyen bebekler karşılaştırılmış; annelerle yapılan görüşmeler aracılığıyla takip kaybı nedenleri ve bilgi düzeylerine ilişkin veriler toplanmıştır. Takip için yönlendirilen bebeklerin %72'si (n=389) altıncı ay kontrolüne gelmemiştir. Gelmeme nedenleri arasında ilk sırada unutma (%42), ikinci sırada ise kontrolün gerekmediğine inanma (%19) yer almıştır. Ayrıca ebeveynlerin %77'si geç başlangıçlı işitme kaybı tanısını daha önce duymadığını, %75'i ise bebeklerinin bu açıdan risk grubunda olduğunu bilmediğini ifade etmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen verilere göre, ikinci (β = -1.117, p < 0.001) ve üçüncü (β = -0.807, p = 0.0225) çocukların işitme tarama kontrolüne getirilme olasılığı birinci çocuğa kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşüktür. Takibe gelme eğilimi, prematürite, ventilasyon desteği, ototoksik ilaç kullanımı ve ailede işitme kaybı öyküsü gibi risk faktörlerine sahip olan katılımcılar arasında, diğer risk gruplarına kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (p < 0.001). Ek olarak, sosyoekonomik düzey ile geç başlangıçlı işitme kaybı farkındalığı arasında orta düzeyde pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r = 0.42, p < 0.001). Elde edilen bulgular, riskli bebeklerin takibinin sürekliliğini sağlamak için sağlık kayıtlarının bütüncül şekilde kullanılması, ebeveynlerin yapılandırılmış sistemlerle bilgilendirilmesi ve toplum düzeyinde farkındalık artırıcı stratejilere ihtiyaç duyulduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Yenidoğan İşitme Tarama, Risk Faktörü, Takip Kaybı, Geç Başlangıçlı İşitme Kaybı

Bebek-düşük doğum ağırlığıBebek-yenidoğmuşOdyoloji+6
Müjgan Demir
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hadlock büyüme standardına göre fetal büyüme kısıtlılığı tanısı alan olguların Fenton büyüme çizelgesine göre oluşturulan gruplar arasında erken yenidoğan komplikasyonları açısından karşılaştırılması

Fetal büyüme kısıtlılığı günümüzde perinatal morbidite ve mortalitenin önemli bir nedeni olmaya devam etmektedir. FBK tanısı alan bebekler erken yenidoğan döneminde; hipoglisemi, hipotermi, polistemi, sepsis, konvülziyon, nekrotizan enterekolit (NEK), intraventriküler kanama (İVK), periventriküler lökomalazi (PVL), respiratuar distres sendromu(RDS), bronkopulmoner displazi (BPD), prematür retinopatisi, fototerapi gereksinimi, artan yoğun bakım ve mekanik ventilatör ihtiyacı yönünden risk altındadırlar. Çocukluk ve erişkin dönemde ise nörogelişimsel problemler, obezite, diyabet, hipertansiyon, kardiyovasküler hastalıklar açısından risk altındadırlar. Biz bu retrospektif klinik çalışmada; 2016-2021 yılları arasında kliniğimizde fetal büyüme kısıtlılığı tanısı ile takip ettiğimiz bebeklerin neonatal dönemde kullanılan Fenton büyüme çizelgesine göre oluşturulmuş gruplar arasında erken yenidoğan komplikasyonları açısından fark olup olmadığını incelemeyi amaçladık. FBK tanısı için EFW < 10 persentil olarak kabul ettik. Yenidoğan döneminde ise doğum ağırlıkları persentillerine göre bebekleri SGA ve AGA olarak gruplandırdık. Çalışma popülasyonuna toplamda 24 hafta ile 36 hafta 6 gün arasında doğan 290 hasta dahil edildi. FBK tanısı alan olguların 135'i (%46,6) Fenton büyüme çizelgesine göre SGA, 155'i AGA olarak değerlendirildi. Fenton'a göre oluşturulmuş SGA ve AGA grupları arasında komplikasyonlar yönünden yapılan karşılaştırmalarda; transfüzyon ihtiyacı (p=0.005) ve vücut ağırlığı artışı(gr/gün) (p=0.036) yönünden istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptandı. AGA olarak değerlendirilen grupta transfüzyon ihtiyacı azalmış ve yenidoğan döneminde kilo artışı daha yüksek oranda normal olarak tespit edildi. Diğer yenidoğan komplikasyonları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı. Doğum haftalarına göre oluşturulan gruplarda (<34 hafta ve 334 hafta), <34 hafta doğan grupta AGA ve SGA bebekler arasında transfüzyon ihtiyacı ii (p=0.019) yönünden , 334 haftada ise SGA ve AGA olan grupta RDS (p= 0.039) görülme ve tam enteral beslenmeye geçiş süresi( p=0.009) yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. Sonuç olarak bizim çalışmamıza göre erken yenidoğan komplikasyonlarını ön görme açısından fetal büyüme standartları prognostik önemini korumaktadır. Ancak fetal büyüme standartları ile yenidoğan büyüme çizelgeleri arasındaki uyumsuzluğun giderilmesi için daha fazla sayıda hastanın dahil edildiği prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Fetal büyüme kısıtlılığı, SGA, erken yenidoğan komplikasyonları

Bebek-yenidoğmuşBebeklerFetal gelişim+3
Sanem Özcan
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yenidoğanlarda aortik nabız dalga hızının maternal faktörler, demografik ve klinik özelliklerine göre değerlendirilmesi

Arter sertliğinin bir ölçüsü olarak, nabız dalga hızı (PWV) erişkinlerde koroner kalp hastalığı, inme ve kardiyovasküler mortalitenin güvenilir bir belirleyicisidir ve artmış PWV arterlerin daha sert olduğunu gösterir. Çocuklar arasında, obezite, diyabetes mellitus ve kalp nakli alıcılarında artmış PWV tanımlanmıştır. Veriler çelişkili olsa da bazı perinatal faktörler ileri yaşlarda arteriyel sertliği etkiler. Erken doğum öyküsü olan adolesanlarda brakiyal-radyal PWV'de bir artış bildirmiştir. Gebelik yaşına göre küçük doğan veya anneleri gebelik sırasında alkol almış olan çocuklarda da artan PWV bildirilmiştir. Yenidoğanlarda PWV hakkında az sayıda çalışma mevcuttur ve bu konu hala aydınlatılması gereken bir alandır. Çalışmamıza 15'i hipertansif anne bebeği, 26'sı diyabetik anne bebeği ve 26'sı kontrol grubu olmak üzere toplam 67 12-29 gün aralığındaki yenidoğan dahil edildi. Diyabetik anne bebeği grubundaki 5 bebeğin annesinde hem diyabet hem hipertansiyon tanısı mevcuttu. Çalışmamızda arteriyal sertlik belirteci olarak karotis-femoral nabız dalga hızı (cfPWV) kullanıldı ve ölçümler günün benzer saatlerinde aynı cihaz kullanılarak ekokardiyografi aracılığı ile yapıldı. Sonuç olarak çalışmamız dahilindeki bebeklerin cfPWV değeri 3,16 m/s ile 8,41 m/s arasında değişmekte olup cfPWV ortalaması 5,27±1,33 m/s olarak saptandı. Diyabetik anne bebeklerinin cfPWV değeri hem hipertansif anne bebeklerine hem de kontrol grubuna oranla anlamlı düzeyde daha yüksek saptandı. Hipertansif anne bebekleri ile kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Gestasyonel diyabetes mellitus tanılı annelerde diyet ile kan şekeri regülasyonu sağlananların bebekleri ile insülin ile kan şekeri regülasyonu sağlananların bebekleri arasında cfPWV değeri açısından anlamlı bir farklılık saptanmadı. Çok değişkenli lineer regresyon analizi sonucuna göre, cfPWV değerini öngören etkenler anne yaşının artması ve annede diyabet olması olarak bulundu. Anne vücut kitle endeksi (BMI), gebelik sayısı, doğum şekli, doğum ağırlığı, anne hemoglobin miktarı, in vitro fertilizasyon (IVF) ile gebelik olma durumu cfPWV'yi etkilememektedir. Yenidoğanlarda arteriyal sertlik alanında az sayıda çalışma mevcuttur. Çalışmamızda diyabetik anne bebeklerinde daha yüksek cfPWV değerleri saptanmış olup, bu durum erişkin çalışmaları verilerine dayanarak artmış kardiyovasküler morbidite ile ilişkilendirilebilse de mevcut bulguların ileri yaşlardaki etkileri konusunda uzun takip süreli daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

AortBebek-yenidoğmuşBebekler+6
Umut Berk Mercan
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Annelerin perspektifinden işitme kaybı ve yenidoğan işitme tarama programları

Çalışmada annelerin işitme kaybına dair bilgi düzeyleri, yenidoğan işitme tarama programlarına dair memnuniyetleri ve algıladıkları stres düzeyinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma Buca Seyfi Demirsoy Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde bebeğine yenidoğan işitme taraması uygulanan 19-46 yaş aralığında 75 anne ile gerçekleştirilmiştir. Anneler yenidoğan bebeğe sahip olanlar ve 12-60 ay aralığında küçük çocuğa sahip olanlar olmak üzere iki grupta incelenmiştir.Her grup işitme tarama testine göre geçti sonucunu alanlar ve refere edilenler olarak ikiye ayrılmıştır. Değerlendirmede İşitme Kaybına Yönelik Anne Bilgi Düzeyi Kontrol Listesi, Yenidoğan İşitme Tarama Programı için Ebeveyn Memnuniyet Anketi ve Algılanan Stres Ölçeği kullanılmıştır. Bilgi düzeyi, memnuniyet ve stres faktörleri arasındaki ilişki incelendiğinde işitme kaybına yönelik bilgi düzeyinin tarama öncesi bilgilendirmeye dair memnuniyet ile negatif (p<0.05), toplam memnuniyet ile pozitif korelasyon (p<0.05) gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Tarama programına yönelik genel memnuniyet, personele (p<0,01) ve randevu sürecine (p<0,01) yönelik memnuniyet ile pozitif korelasyon göstermiştir. Tarama programına dair toplam memnuniyet puanları ile personel (p<0,01), randevu (p<0,01) ve genel memnuniyet (p<0,01) puanları arasında güçlü pozitif korelasyon elde edilirken tarama öncesi bilgilendirmeye yönelik memnuniyet ile negatif korelasyon elde edilmiştir (p<0.01). Personele yönelik memnuniyet ile bilgilendirmeye yönelik memnuniyet arasındaki ilişki negatif yönlü (p<0.05), randevu süreci memnuniyeti ile güçlü pozitif yönlü (p<0,01) elde edilmiştir. Annelerin stres düzeyi ile bilgi ve memnuniyet durumları arasında ise herhangi bir korelasyon elde edilmemiştir(p>0,05).Çalışmanın sonucunda gruplar arasında işitme kaybına dair bilgi düzeyi ve algılanan stres açısından anlamlı farklılık gözlenmezken memnuniyet düzeyleri arasında anlamlı fark elde edilmiştir. Bu farkın personel faktörüne bağlı olabileceği düşünülmüştür. Elde edilen bulguların işitme tarama programının iyileştirilmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

AnnelerBebek-yenidoğmuşBebek-yenidoğmuş hastalıkları+5
Bilge Keskin
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kritik konjenital kalp hastalıklarında sıklık, mortalite ile ilişkili durumlar ve taramanın gerekliliğinin belirlenmesi

Kritik konjenital kalp hastalığı (KKH) yaşamın erken dönemlerinde girişim ve/veya cerrahi tedavi gerektiren doğumsal kalp lezyonlarını tanımlamaktadır. Bu çalışma ile kritik KKH sıklığının, bebek ölümleri içinde kritik KKH oranının, mortalite ile ilişkili durumların belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 2018-2021 yıllarında Ölüm Bildirim Sistemine (ÖBS) kayıtlı 4083 kritik KKH bebek ölümü olgusu ve 2018-2020 doğum kohortunda kritik KKH tanısı olan 9884 olgu dahil edildi. Bebek ölümlerinin %9,8'i neonatal ölümlerin %8.0'i kritik KKH ile ilişkiliydi. Kritik KKH' ye özel bebek ölüm hızı 10.000 canlı doğumda 8,8, neonatal ölüm hızı 4,6 iken, kritik KKH mortalite hızının en yüksek olduğu değişkenler prematürite ve düşük doğum ağırlığı (DDA) idi. Doğum kohortunda kritik KKH sıklığının 10.000 canlı doğumda 27,8 olduğu bulundu. Kritik KKH sıklığının en yüksek olduğu değişkenler prematüre doğum ve DDA'dır. 2018-2020 doğum kohortunda Kritik KKH tanılı canlı doğan bebeklerde ölüm oranı neonatal dönemde %16,6 yaşamın ilk yılında %31,6 idi. 2018-2020 doğum kohortunda ortalama sağkalım süresi 40,0 ay (%95 GA: 39,5-40,6) olarak bulundu. Sonuç olarak; bu çalışma Kritik KKH'lerin ülkemizde sık görüldüğünü, mortalite oranlarının yüksek olduğunu, Kritik KKH'nın yenidoğan ve bebek ölümleri içinde önemli yer tuttuğunu gösterdi.

Bebek ölümleriBebek-yenidoğmuşBebekler+6
Nilgün Demirli Çaylan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğanlarda fototerapi tedavisi esnasında amplitüd entegre elektroensefalografi ile beyin matürasyonu izlemi

Hiperbilirubinemi yenidoğan döneminde sık görülen sorunlardan biridir. Tedavi gerektiren bilirubin düzeyi bebeğin gebelik yaşına, doğum ağırlığına ve postnatal yaşına göre değişmekle birlikte tedavide ilk tercih fototerapidir. Amplitüd entegre elektroensefalografi (aEEG) monitörizasyonu, yenidoğan ünitelerinde yaygın kullanılmaya başlanmıştır. Yenidoğanlarda zemin aktivitesi, uyku uyanıklık döngüsü, nöbet aktivitesi tespitinde değerlidir. Fototerapi tedavisi altındaki yenidoğanların aEEG takibinin yapılarak ışığın aEEG kayıtlarını etkileyip etkilemediği araştırılması planlandı. Yenidoğan yoğun bakım ünitesine fototerapi tedavisi için yatan term yenidoğanlara ilk 6 saat fototerapi tedavisi altında aEEG monitörizasyonu yapılıp, uyku-uyanıklık siklusları ve zemin aktivite ölçümleri kaydedildi. Sonraki 6 saat boyunca aynı bebeklerin fototerapi tedavilerine ara verilip, göz bantları çıkarılarak aEEG monitörizasyonu yapılıp, uyku-uyanıklık döngüleri ve zemin aktivite ölçümleri kaydedildi. Kaydedilen sonuçlar, hastaların demografik verileri, yatış günleri istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Çalışmaya 64 term yenidoğan dahil edildi. 43'ü (%67) erkek olup, doğum ağırlığı ortalaması 3174± 417, doğum haftası ortancası 38 (37-41)'dir. Fototerapi esnasında 6 saat bakılan uyku uyanıklık siklusu ortancası 8 (4-12), alt zemin aktivitesi ortancası 6 (4-10), üst zemin aktivitesi ortancası 18 (10-24) iken fototerapiye ara verildiğinde bakılan uyku uyanıklık siklusu ortancası 6 (3- 10), alt zemin aktivitesi ortancası 6 (5-10), üst zemin aktivitesi ortancası 18 (12-25) tespit edilmiştir. İki grup arası Wilcoxon işaretli sıralar testi yapıldığında uyku uyanıklık siklusları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,001). Çalışmamız sonucunda term yenidoğanların fototerapi esnasında uyku uyanıklık döngülerinin arttığı tespit edildi. Bu da anlamlı hiperbilirubineminin uyku uyanıklık döngüsünü etkilediğini göstermektedir. Fototerapi tedavisi esnasında maruz kalınan ışığın etkisi ile uyku uyanıklık döngüsünün arttığını düşünmekteyiz. Bu da bu çalışmanın, şu an için bildiğimiz kadarıyla fototerapi tedavisinin uyku uyanıklık döngüsüne etkisi olduğunu kanıtlayan ilk çalışma olabileceğini düşündürmektedir.

Bebek-yenidoğmuşBebeklerBeyin+3
Ümit Ayşe Tandırcıoğlu
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Yenidoğanlarda sternum pansumanı sırasında beyaz gürültü ve kalp sesi dinletmenin ağrı üzerine etkisi

Araştırma, konjenital kalp ameliyatı olan yenidoğanlarda sternum pansumanı işlemi sırasında farmakolojik olmayan iki yöntem olan beyaz gürültü ve kalp sesi dinletmenin yenidoğanların hissettiği ağrıya etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü deneysel olarak gerçekleştirildi. Örneklemini ise örneklem seçim kriterlerine uyan 48 yenidoğan (beyaz gürültü:16 kalp sesi:16 ve kontrol:16) oluşturdu. Veri toplamada Yenidoğanın Tanıtıcı Özellikler Formu, Yenidoğan Girişim İzlem Formu, NIPS ölçeği kullanıldı. Tüm deney gruplarına sternum pansumanından 10 dk önce beyaz gürültü ve kalp sesi dinletilmeye başlandı. İşlem öncesi, sternum pansumanından 1 dk önce, işlem sırası ve işlemden 15 dk sonrası yenidoğanların fizyolojik parametreleri kaydedildi ve video kaydı alınarak iki gözlemci tarafından NIPS puanları verildi. Gruplar arasında değerlendirmede sternum pansumanı işlemi sırasında; kalp tepe atım hızı, sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı ve oksijen satürasyonu ortalama değerleri açısından istatiksel olarak anlamlı farklılık olduğu bulundu (p<0,001). Kontrol grubunun kalp tepe atım hızı, sistolik ve diyastolik kan basıncı ortalamalarının beyaz gürültü ve kalp sesi grubuna kıyasla anlamlı olarak daha yüksek olduğu, oksijen satürasyonu değerinin ise diğer iki gruptan düşük olduğu belirlendi. Beyaz gürültü grubunun sternum pansumanı işlem sırasında sistolik ve diyastolik kan basıncı ortalama değerleri anlamlı olarak diğer iki gruptan düşük olduğu gözlemlendi (p<0,001). Gruplar arasında sternum pansumanı işlem sırasında NIPS ağrı puanları bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0,001). Kontrol grubundaki yenidoğanların NIPS ağrı ölçeği puanlarının kalp sesi ve beyaz gürültü grubundan anlamlı olarak daha yüksek olduğu, kalp sesi grubunun NIPS ağrı ölçeği puanının beyaz gürültü grubuyla benzer bulundu (p<0,001). Beyaz gürültü ve kalp sesi dinletmenin yenidoğanların deneyimledikleri ağrıyı azaltması açısından etkinliğini gösteren çalışmanın bulguları, beyaz gürültü ve kalp sesi dinletmenin farmakolojik olmayan yöntemlerle karşılaştırıldığı çalışmalar yapılmasını önermektedir.

AğrıAğrı yönetimiBebek-yenidoğmuş+5
Meltem Aslan
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Açık kalp ameliyatı olan yenidoğanlarda sternum pansumanı sırasında sağılmış anne sütü ve oral sukroz uygulamasının ağrı ve stres düzeyine etkisi

Araştırma açık kalp ameliyatı olan yenidoğanlarda sternum pansumanı sırasında sağılmış anne sütü ve oral sukroz uygulamasının ağrı ve stres düzeyine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla çift kör, randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak gerçekleştirdi. Çalışmanın evrenini, Haziran 2022-Ekim 2022 tarihleri arasında kardiyovasküler cerrahi yoğun bakım ünitesinde açık kalp ameliyatı olan yenidoğanlar, örneklemini ise örneklem seçim kriterlerine uyan 45 yenidoğan oluşturdu. Yenidoğanlar tesadüfi çaprazlama (cross over) yöntemiyle; pansuman sırasında sağılmış anne sütü verilenler (Grup 1; n=15), oral sukroz verilenler (Grup 2; n=15) ve Plasebo verilenler (distile su) (Kontrol grubu); n=15) olmak üzere bilgisayar destekli randomizasyonla 3 gruba ayrıldı. Yenidoğanlara bu 3 yöntem, ilk 3 sternum pansumanı sırasında farklı sıralarla uygulandı. Yenidoğanların pansuman değişimi öncesi, sırası, pansuman sonrası 1., 5. ve 15. dakikada ağrı ve stres düzeyleri iki gözlemci hemşire tarafından birbirlerinden bağımsız olarak ALPS-NEO ölçeği(ağrı) ve Yenidoğan Stres ölçeği(stres) ile değerlendirildi. p<0,05 düzeyi istatistik olarak anlamlı kabul edilmiştir. Gruplar ağrı düzeyleri açısından karşılaştırıldığında; pansuman öncesi ağrı düzeyleri açısından gruplar arasında fark bulunmazken, pansuman sırasında, pansumandan sonra 1., 5. ve 15. dakikada anne sütü grubunun ağrı düzeylerinin sukroz ve kontrol grubundan anlamlı ölçüde düşük olduğu (p<0.001) sukroz ve kontrol grubu arasında ise anlamlı fark olmadığı (p>0.05) belirlendi. Gruplar stres düzeyleri açısından karşılaştırıldığında, pansuman öncesi stres düzeylerinin benzer olduğu(p>0.05), pansuman sırasında, pansuman sonrası 1., 5. ve 15. dakikada anne sütü grubunda stres düzeylerinin sukroz ve kontrol grubundan anlamlı ölçüde düşük olduğu (p<0.001), sukroz grubunun işlem sırası ve işlem sonrası 1. dakikada stres düzeylerinin kontrol grubuna benzer bulunurken, 5. ve 15 dakikada kontrol grubundan anlamlı ölçüde düşük olduğu belirlendi (p<0.001). Sonuç olarak; yenidoğanlarda sternum pansumanı sırasında ağrı ve stresi azaltmada anne sütü sukrozdan daha etkilidir. Sukroz uygulaması, yenidoğanların daha kısa sürede stres düzeylerinin azalmasına katkı sağlamış, ağrı düzeyini azaltmada etkili bulunmamıştır. Yenidoğanlarda sternum pansumanına bağlı ağrı ve stres düzeyini azaltmada anne sütü ilk seçenek olarak düşünülmelidir.

Anne sütüAğrıBebek-yenidoğmuş+6
Merve Mete
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Konjenital kalp ameliyatı olan yenidoğanlarda endotrakeal aspirasyon sırasında dinletilen beyaz gürültü ve ninni sesinin ağrı üzerine etkisi

Araştırma, konjenital kalp ameliyatı olan yenidoğanlarda endotrakeal aspirasyon (EA) sırasında nonfarmakolojik iki yöntem olan beyaz gürültü ve ninni sesi dinletmenin ağrıya etkisini belirlemek amacıyla randomize çapraz tasarım (crossover) olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini, Haziran 2022 ve Ekim 2022 tarihleri arasında İstanbul Mehmet Akif Ersoy Kalp, Damar ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Pediatrik Kardiyovasküler Yoğun Bakım Ünitesi'nde yatan entübe yenidoğanlar, örneklemini ise örneklem seçim kriterlerine uyan 27 bebek oluşturdu. Veri toplamada Yenidoğan Tanıtıcı İzlem Formu, Yenidoğan Girişim İzlem Formu, Yenidoğan Ağrı/Ajitasyon ve Sedasyon Ölçeği (N-PASS) kullanıldı. Endotrakeal aspirasyon işleminden beş dakika (dk) önceden 15 dk sonrasına kadar yer aldığı gruba göre bebeklere beyaz gürültü ve ninni sesi dinletildi. İşlem öncesi, sırası ve sonrası bebeklerin fizyolojik parametreleri (kalp tepe atımı (KTA), solunum, kan basıncı, satürasyon) kaydedildi ve video kaydı alınarak iki gözlemci tarafından N-PASS puanları verildi. Araştırmada başlangıç değerleri açısından grupların tüm parametrelerinin benzer olduğu, ses dinlemeye başladıktan sonraki 5.dk, EA sırası, hemen sonrası, 5 dk ve 15 dakika sonrası ninni ve beyaz gürültü gruplarının N-PASS puan ortalamalarının kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük olduğu, beyaz gürültü grubunun N-PASS puan ortalamasının da ninni grubuna kıyasla anlamlı olarak daha düşük olduğu saptandı. (p<0,001). Ninni ve beyaz gürültü gruplarının EA sırasındaki KTA, sistolik ve diastolik kan basıncı ortalamalarının kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük olduğu bulundu (p<0,05). Araştırmada EA işlemine bağlı ağrının azaltılmasında yenidoğanlara beyaz gürültü ve ninni sesi dinletmenin etkili olduğu sonucuna varıldı. EA işlemi sırasında yenidoğanların ağrısının azaltılması amacıyla öncelikle beyaz gürültü tercih edilmesi, beyaz gürültü dinletmenin mümkün olmadığı durumlarda ninni dinletilmesi önerilir. Beyaz gürültü ve ninni dinletmenin yenidoğana özgü diğer nonfarmakalojik yöntemlerle karşılaştırıldığı çalışmalar yapılması önerilir. Anahtar Kelimeler: ağrı, beyaz gürültü, endotrakeal aspirasyon, ninni, yenidoğan.

Anestezi-endotrakealAğrıAğrı şiddeti+6
Ecem Öztürk Acar
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Prematüre bebeklerde iki farklı destekleyici yöntemin anne memesine geçiş sürecine etkisi

Araştırma 01.04.2021 – 01.11.2021 tarihleri arasında, Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu Şehir Hastanesi'nin Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak gerçekleştirildi. 35 deney grubu 1 (kapla beslenen) (n=35), deney grubu 2 (emzirme ekleyicisi) (n=35) kontrol grubu (n=35) olmak üzere toplam 105 prematüre bebek araştırmaya dahil edildi. Veriler "Preterm Bebeği Tanıtıcı Bilgi Formu", "Preterm Bebek İzlem Formu" ve "LATCH Emzirme Tanılama Ölçeği" kullanılarak sorumlu araştırmacı tarafından elde edildi. 9:00, 12:00, 15:00 öğünlerinde Deney grubu 1 bebekler kap ile, Deney grubu 2 bebekler emzirme ekleyicisi ile, kontrol grubu bebekler ünitenin rutin beslenme düzenine göre beslendi. Bebeklerin emme durumları, taburculuk süresi ve emzirme başarısı araştırmacı tarafından değerlendirildi. Emzirme başarısının değerlendirilmesinde LATCH emzirme ölçeği kullanıldı. Bulgular değerlendirildiğinde; grupların LATCH puanları arasında istatistiksel düzeyde anlamlı fark olduğu (p=0,001; p<0,01) görüldü. En yüksek LATCH puanının deney 2 (emzirme ekleyicisi) grubuna (8,23±0,81), ikinci yüksek LATCH puanının deney 1 (kapla beslenen) gruba (7,23±0,49), en düşük LATCH puanının ise kontrol grubuna (7,11±0,63) ait olduğu belirlendi. Bebeklerin taburculuk süresi gruplara göre karşılaştırıldığında, en uzun hastane yatış süresinin kontrol grubuna ait olduğu (17±14,92 gün), ikinci sırada deney 1 (kapla beslenen) grubunun yer aldığı (14,52±16,82 gün), en kısa hastane yatış süresinin ise deney 2 (emzirme ekleyicisi) grubuna ait olduğu (6,14±8,99 gün) belirlendi. Sonuç: emzirme ekleyicisi kapla beslenmeye göre anne memesine geçişi kolaylaştırmakta, hastanede kalış süresini kısaltmaktadır. Emzirme ekleyicisi bebeklerin anne memesini daha başarılı emmesine katkı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler : Prematüre, Kapla Beslenme, Emzirme Destekleyici Sistem

Bebek beslenmesiBebek-prematürBebek-yenidoğmuş+2
Özge Uzal Mete
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğanda termoregülasyonun emzirme başarısına etkisi

Araştırma yenidoğanda termoregülasyonun emzirme başarısına etkisini incelemek amacıyla, tekrarlı değerlendirmeye dayalı randomize kontrollü deneysel nitelikte gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini, Ocak- Ekim tarihleri arasında, sağlıklı doğan, yenidoğan ve anneleri oluşturdu. Örneklemi ise örneklem seçim kriterlerine uyan, deney grubunda 40 ve kontrol grubunda 40 olmak üzere, toplam 80 anne- yenidoğan bebek alındı. Deney grubu bebekler 22-25°C oda ısısında giysileri azaltılarak (yalnız body ve alt bezi bırakılarak) emzirildi, kontrol grubu ise giysileri ile emzirildi. Veri toplama aracı olarak, Tanıtıcı Bilgi Formu, Emzirme Günlüğü ve LATCH Emzirme Tanılama Ölçeği kullanıldı. Çalışmanın deney ve kontrol grubundaki annelerin; yaş, eğitim durumu, çalışma, aile tipi, bebeğin cinsiyeti, gebelik, çocuk ve düşük sayısı, gebelikte sorun yaşama ve doğum şekline göre gruplar homojendi (p>0,05). Deney ve kontrol grubundaki annelerin; sosyodemografik, obstetrik ve emzirmeye ilişkin özelliklerine göre LATCH puan ortalamaları arasında fark yoktu (p>0,05). Annelerin bebeği kucağa alma zamanı kısaldıkça emzirme başarısı artmıştı (p<0,05). Emzirme öncesi ve emzirmeden 5 dakika sonra nabız ve vucut ısısının kontrol grubunda daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Emzirmeden önce ve emzirmeden 5 dk sonra deney ve kontrol grubunun SpO2 değeri arasında fark yoktu (p>0,05). Deney ve kontrol grubundaki annelerin ilk 24 saatte ve 8. günde emzirme başarısı açısından fark olmadığı belirlendi (p>0.05). Deney grubundaki yenidoğanlar kontrol grubuna göre ilk gün daha uzun süre emzirildi (p<0,05). Emzirme süresi ile LATCH puanları arasında pozitif yönlü bir ilişki bulundu (r=0,403, p<0,01). Sonuç olarak; termoregülasyon ile ilgili yapılan müdahale (giysiyi azaltma) emzirme başarısını etkilememiştir. Deney grubundaki bebekler ilk gün daha uzun süre emmiştir. İlk gün emzirme süresi artıkça emzirme başarısının arttığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Emzirme, Emzirme Başarısı, Emzirme Süresi, Termoregülasyon.

Bebek-yenidoğmuşBebeklerEmzirme+1
Tuğba Gözlüklü
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İndirekt hiperbilirubinemi nedeniyle kan değişimi uygulanan yenidoğanların retrospektif analizi

İndirekt Hiperbilirubinemi Nedeniyle Kan Değişimi Uygulanan Yenidoğanların Retrospektif Analizi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Van, 2019. Amaç: Bu çalışmada yedi yıllık süre içerisinde hastanemize başvuran, kan değişimi yapılmış indirekt hiperbilirubinemili hastaların sarılık nedenleri, klinik özellikleri, risk faktörleri, kan değişimine bağlı komplikasyonların araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Yenidoğan Yoğunbakım Ünitesi'ne 01.05.2012 ve 30.09.2019 tarihleri arasında indirekt hiperbilirubinemi tanısıyla yatırılan ve hastaneye kabul edildiğinde total serum bilirubin değeri kan değişimi yapılmasını gerektirecek sınırda veya sınırın üstünde olan 214 yenidoğan retrospektif olarak araştırılmıştır. Hastalarda bebek kan grubu, anne kan grubu, Rh alt grupları, kan değişimi öncesi ve sonrası hemoglobin, platelet, kalsiyum ve total bilirubin değerleri, G6PD aktivitesi, direk coombs, albümin, total bilurubin/albümin oranı, başvuru yeri, doğum şekli, doğum haftası, cinsiyet, kaçıncı gebelik ve kaçıncı yaşayan çocuk olduğu, doğum ağırlığı, eşlik eden ek patoloji varlığı, beslenme şekli, kan değişimi öncesi kilosu, kilo kaybı yüzdesi, beslenme şekli, çoğul gebelik olup olmadığı, doğum travması varlığı, hastaya IVIG verilip verilmediği, hastada başvuru esnasında akut bilirubin ensefalopatisi bulgusu olup olmadığı, kardeşlerde sarılık, fototerapi, kan değişimi öyküsü, kan değişimi sayısı, anne yaşı, anne baba arası akrabalık, hastaneye başvuru yaşı, doğumunun kaçıncı saatinde kan değişimi yapıldığı, hastaneye yatışının kaçıncı saatinde kan değişimi yapıldığı, hastanede kaç gün yattığı, kan değişimi şekli, kan değişimi esnasında veya sonrasında komplikasyon gelişimi, etiyoloji bulunamayan hastalarda metabolik panel sonucu, beyin MR sonucu ve olgunun kan değişimi sonrası nörolojik durumu gibi demografik ve klinik bulgular araştırılmıştır. Verilerin analizinde SPSS paket programı kullanılmıştır. Bulgular: Hastaların %55,6'sı erkek, %60,7'si NSVY ile doğmuş, doğum ağırlıkları ortalaması 2884±608 gr idi. Etiyoloik nedenlere bakınca %36'sında ABO uyuşmazlığı, %27,1'i Rh uyuşmazlığı, %2,3'ünde ABO ve Rh uyuşmazlığı, %8,8 prematürite, %5,1'inde Rh subgrup uygunsuzluğu, %2,8'inde hipernatremik dehidratasyon, %2,8'inde G6PD eksikliği, %1,8'inde konjenital hipotiroidi, %4'ünde idrar yolu enfeksiyonu, galaktozemi, herediter sferositoz, sefal hematom, polisitemi ve sepsis olduğu görüldü. Olguların %9,3'ünün etiyolojisi aydınlatılamamıştır. NSVY ile doğan bebeklerde, sezeryanla doğan bebeklere göre total serum bilirubini istatistiksel açıdan daha yüksek bulunmuştur (p:0.01). Erkek olguların başvuru TSB değerlerinin kızlara göre anlamlı derecede yüksek olduğu görüldü (p<0.05). Etiyolojisinde hemolitik hastalık olan olguların başvuru hemoglobin ve yaş düzeyleri hemolitik hastalık olmayanlara göre anlamlı şekilde daha düşük saptanmıştır (p<0.01). Yatış süreleri kıyaslandığında, sepsis tanısı alan vakaların, sepsis olmayan vakalara göre hastanede yatış sürelerinin anlamlı derecede fazla olduğu saptandı (p<0.01). Doğum ağırlıkları, başvuru ağırlıkları ile karşılaştırıldığında anlamlı derecede fazla bulundu (p<0.01). Patolojik kilo kaybı olanların hastaneye yatış tartılarının daha düşük olduğu ve yatış total serum bilirubin değerinin daha yüksek olduğu bulundu (p<0.05). Hipernatremik dehidratasyon tanısı olan vakaların, diğer tanılı vakalara göre tartı kaybı oranlarının anlamlı derecede yüksek olduğu görüldü (p<0.05). Olguların başvuru total serum bilirubin değeri, fototerapi sonrası bilirubin değerine göre anlamlı derecede düşüş gösterdi (p<0.01). Hastaneye geç başvuranların istatiksel olarak anlamlı şekilde, ciddi hiperbilirubinemi (TSB ≥25 mg/dl) ile yattığı gösterilmiştir (p<0,01). En sık görülen kan değişimi komplikasyonları; trombositopeni (%26,1), hipokalemi (%24,7) ve hiperkalsemidir (%23,8). İşlem sırasında 2 olgu solunum arresti geçirmiştir, birisi ex olmuş ve çalışmamızda kan değişimine bağlı mortalite oranı %0,5 bulundu. Yüksek risk grubundaki hastaların orta ve düşük risk grubundaki hastalara göre daha düşük bilirubin düzey ile hastaneye başvurduğu görüldü (p:0.01). Akut bilirubin ansefalopatisi tanısı ile başvuran olguların başvuru TSB düzeyi ve başvuru yaşı değerlerinin, ABE olmayan olgulara göre anlamlı derecede yüksek saptandı (p:0.01). Sonuç: Hiperbilirübinemi ülkemizde hala önemli bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Kan değişimi indirekt hiperbilirubineminin acil tedavisinde etkili bir yöntem olmasına rağmen, nörolojik sekellerin önlenmesinde en iyi tedavi yöntemi taburculuk öncesi riskli bebekleri belirleyerek, belirli aralıklarla kontrol edip erken müdahele etmektir.

Bebek-yenidoğmuşBebek-yenidoğmuş hastalıklarıEnsefalopati+5
Aysun Atay Güneş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan yoğun bakımda görülen enfeksiyonlar, antibiyotik kullanımı ve bu antibiyotiklere karşı gelişen bakteri direnci

Son yıllarda neonatolojideki gelişmeler sayesinde, düşük doğum ağırlıklı prematüre bebekler yaşamakta ve bu bebekler uzun süre yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde izlenmektedir. Ancak uzun süreli yatış çeşitli komplikasyonları da beraberinde getirmektedir. Bu komplikayonların en önemlisi hastane enfeksiyonlarıdır. Özellikle yoğun bakım ünitesinde yatan bebekler bu hastane enfeksiyonları için diğer bebeklere göre daha fazla risk faktörleri taşımaktadır. Bu risk faktörlerinin en önemlileri düşük doğum ağırlığı, prematüre doğum, mekanik ventilatör ve kateter uygulamalarıdır. Van ilinde bulunan Özel Lokman Hekim Hastanesi yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde 2015-2018 tariheleri arasında yatan hastalar hastanenin bilgi işlem veri tabanından retrospektif olarak tarandı ve toplam 310 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, kateter durumları, mekanik ventilasyon durum ve süreleri, enfeksiyon durumları, hastanedeki yatış süreleri cerrahi işlem görüp görmeme durumları, en sık üreyen mikroorganizmalar, hastaların antibiyogram sonuçları, yıllara göre bebeklerde kullanılan antibiyotikler ve kullanım sonrası görülen enfeksiyon tipleri ve antibiyotiklere gösterilen direnç oranlarına incelendi. Çalışmamızda kan kültüründe en fazla üreyen patojen, sepsise neden olan Gr + Staphylococcus epidermidis'di (%57). Onu, Gr - Escherichia coli (% 11) ve Klebsiella (% 10) takip etmekteydi. İdrar kültüründe ise sırasıyla en fazla üreyen patojen E.coli (% 58), Staphylococcus epidermidis (% 13) ve Enterobacter'di (% 13). Gram negatif bakterilerin Levofloksasin, Moksifloksasin, İmipenem ve Vankomisin antibiyotiklerine direnç geliştirmediği ve genel olarak gram pozitif bakterilerin, gram negatif bakterilere göre daha düşük direnç gösterdikleri görülmektedir. Çalışmamızın sonuçları, yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde yatmakta olan bebeklerin daha çok preterm-SGA'lı hastalardan oluştuğunu, hastaların yatış süresinin uzun olduğunu, kateter kullanımının ve enfeksiyon oranının oldukça fazla olduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler: Antibiyotik, direnç, enfeksiyon, prematür, yenidoğan

AntibiyotiklerBebek-prematürBebek-yenidoğmuş+7
Seda Çartı Ökten
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yenidoğan persistan pulmoner hipertansiyon hastalarının retrospektif değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Yenidoğan Yoğun Bakım Servisi'nde Persistan Pulmoner Hipertansiyon tanısıyla takip edilen 0-28 günlük hastaların demografik özellikleri, tanı zamanı, tanı şekli, uygulanan tedavi ve tedaviye alınan cevap süresinin değerlendirilmesi, persistan pulmoner hipertansiyonu presipite eden nedenlerin belirlenmesi hedeflenmiştir. Yöntem: Çalışmaya 15 Şubat 2016 - 1 Temmuz 2019 tarihleri arasında Van YYÜ Yenidoğan Yoğun Bakım Servisinde yatarak, yenidoğan ve çocuk kardiyolojisi tarafından takip edilen, 0-28 günlük Persistan Pulmoner Hipertansiyon tanısı alan 29 hasta dahil edilmiştir. Hastalar retrospektif olarak dosyalardan incelendi. Anne yaşı, gebelik haftası, erken membran rüptürü ve koryoamnionit gibi prenatal risk faktörleri, doğum ağırlıkları, fetal distres/acil sezeryan öyküsü, ilk 24 saatte mekanik ventilatöre alınma öyküsü, tanı yaşı, eşlik eden sepsis, pnömoni, asfiksi, yenidoğanın geçici takipnesi, solunum güçlüğü sendroumu, pnomotoraks, nekrotizan enterokolit, konjenital kalp hastalıkları gibi ek hastalıkları, APGAR skoru değerleri, tedavi öncesi ve sonrasında kalp hızı, sistolik ve diastolik kan basıncı değerleri (sKB ve dKB, oksijen saturasyon değerleri (SatO2), sistolik pulmoner basınç değerleri (sPAP), alınan medikal tedaviler kaydedildi ve değerlendiridi. Patent duktus arterious ve patent foramen ovale dışında konjenital kalp hastalığı olan hastalar çalışmadan çıkartıldı. Bulgular: Persistan pulmoner hipertansiyon (PPHN) tanısı alan toplam 29 hasta vardı. Hastaların 17'si (%58.6) erkek, 12'si (%41.4) kız idi. Hastaların 11'inde (%37.9) normal doğum, 18'inde (%62.1) sezaryen ile doğum öyküsü mevcut idi. PPHN'li yenidoğanların 4'üne (%13.8) 1 doz, 2 'sine (%6.9) 2 doz sürfaktan, 2'sine (%6.9) 2 doz Celestone uygulanmıştı. Hastaların 21'i (%72.4) ilk 24 saat içerisinde mekanik ventilasyon uygulanmıştı. İnotropik destek olarak hastaların 15'ine (%51.7) dobutamin, 10'una (%34.5) dopamin, 2'sine (%6.9) digoksin, 2'sine (%6.9) milrinon, 1'ine (%3.4) adrenalin uygulanmıştı, 10'una (%34.5) herhangi inotropik ilaç kullanılmamıştı. Tedavi amacıyla hastaların 24'üne (%82.2) sildenafil, 13'üne (%44.8) MgSO4, 9'una (%31) iNO, 2'sine (%6.9) ilioprost verilmişti. Tedavi sonucunda hastaların 19'u (%65.6) başarılı olarak tedavi olurken, 1'i (%3.4) kronikleşmiş, 9'u (%31) ise ex olmuştu. Tedavi başarısı cinsiyet, doğum şekli, gestasyonel yaş, kan basıncı, tanı yaşı, APGAR 1-5.dk skoru, kalp hızı, eşlik eden hastalıklar ve uygulanan tedaviye göre değişmemekte idi (p>0.05). Değerlendirilen kan gazı parametrelerinden PO2 ve HCO3 değerleri, tedavi öncesi ve sonrası SatO2 düzeyleri tedavi sonucu olumlu olan hastalarda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksektir (p<0.05). ALT değerinin ve CPAP uygulama süresinin ex olan / kronikleşen hasta grubunda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptandı (p=0.03). Saptanan enfeksiyon sayısı, tanı yaşı ile ve MV süresi ile istatistiksel olarak anlamlı derecede pozitif yönde düşük düzeyde korelasyon göstermektedir (p<0.05). Sonuç: PPHN tedavisinde SatO2, PO2, HCO3, ALT ve CPAP uygulama süresi parametrelerinin tedavi sonucunu öngörmede önemli olduğu belirlendi. Bu değerlerin erken dönemde belirlenmesi ile hastalığın prognozu tahmin edilebilir.

Bebek-yenidoğmuşBebeklerHipertansiyon-pulmoner+3
Nermin Çelik
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Biyotinidaz eksikliği tanılı 901 hastanın geriye dönük değerlendirilmesi: 30 yıllık deneyim

Biyotinidaz eksikliği sıklıkla hayatın ikinci ayında semptomatik olan, biyotin ile tedavi edilebilen kalıtsal metabolik hastalıktır. Yenidoğan taraması ile asemptomatik dönemde saptanarak uzun dönemde mortalite ve morbiditenin azaltılması amaçlanmaktadır. Bu çalışmada, ülkemizdeki en deneyimli metabolik hastalık merkezlerinden birinde, biyotinidaz eksikliği ile izlenen hastalar geriye dönük olarak incelenmiş ve hastaların fenotipik ve genotipik özellikleri belirlenmiştir. Çalışmaya 1990-2020 yılları arasında semptomatik olan, aile taraması ya da yenidoğan taraması ile tanı alan 901 hasta dahil edilmiştir. Yenidoğan taramasıyla 733, aile taramasıyla 135, semptomatik 33 hasta saptanmıştır. 641 hasta kısmi, 260 hasta ağır biyotinidaz eksikliği tanısı almıştır. Hastaların %34,9'unun anne babası arasında akrabalık görülmüştür. Semptomatik hastalarda en sık görülen bulgular nöbet, alopesi ve solunum sıkıntısı olmuştur. Yenidoğan taraması ile asemptomatik dönemde tanı alan hastalarda nöbet, işitme kaybı, görme bozukluğu ve konjenital malformasyonların sıklığında normal topluma göre artış görülmemiştir. Ulusal Yenidoğan Tarama Programı sonucuna göre ağır eksiklik için sınır değer ilk 48 saat içinde alınan kan örneğinde 21,5 MRU, ikinci örnek için 33,9 MRU saptanmıştır. Semptomatik hastalarda en sık görülen mutasyon c.98_104delGCGGCTGinsTCC, ağır eksiklik saptananlarda en sık görülen mutasyon c.470G>A (p.Arg157His) olmuştur. c.1330G>C (p.Asp444His) için homozigot olan hastaların ortalama enzim aktivitesi %28,7 bulunmuştur. Bu çalışma, ülkemizde görülen biyotinidaz eksikliği tanılı hastaların genel özelliklerini ve izlemlerini yansıtması sebebiyle hastaların tanı ve izlem süreçlerinin iyileştirilmesi için bir kaynak olacağı düşünülmüştür.

Bebek-yenidoğmuşBiyotinidazMutasyon+1
Ayşe Hümeyra Özdemir
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde doğan yeni doğanların kordon kanında bisfenol-A, F, S ile tiroit stimulan hormon ve serbest T4 hormonu düzeylerinin belirlenmesi

Bu çalışmada Hacettepe Üniversitesi Hastanesi doğumhanesinde Kasım-Aralık 2021'de doğum yapan annelerin bisfenol türevlerinin olası bazı maruz kalım kaynakları belirlenerek, kord kanında bisfenol A, F ve S ile tiroit stimülan hormon ve serbest T4 hormonu düzeyleri ölçülmüştür. Araştırma tanımlayıcı tipte epidemiyolojik bir araştırma olup veriler yüz yüze görüşme tekniğiyle veri toplama formu ve kan örnekleri toplanmıştır. Hekim tarafından tanı koyulmuş tiroit hastalığı olanlar ve in vitro fertilizasyon yöntemiyle gebe kalanlar araştırma dışında bırakılmıştır. Toplam 121 annenin anket sonuçları ve 104 yeni doğan kord kanı değerlendirilmiştir. Ölçüm yapılan kord kanlarının %96,2'sinde BPA, %93,3'ünde BPF ve %89,4'ünde TSH ve fT4 düzeyleri deteksiyon limitinin üstündedir ve BPA düzeyi ortalama 10,69±2,39 ng/ml, BPF 3,80±0,58 ng/ml; TSH 2,36±0,23 µIU/ml ve fT4 14,18±0,53 pg/ml olarak ölçülmüştür. Kord kanlarındaki BPS düzeylerinin ölçüm yöntemi deteksiyon limitinin altında kaldığı görülmüştür. Araştırmaya katılan annelerin %41,3'ü, eşlerin %47,1'i lise ve üzeri öğrenim görmüştür. Annelerin ve eşlerin öğrenim durumu ile doğrama yüzeyi, yemek hazırlığı ve servisi sırasında plastik tercih durumları arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Doğan bebeklerin kord kanı bisfenol A ve F düzeyleri ile doğrama yüzeyi, yemek hazırlığı ve servisinde malzeme tercihi, gıda alışverişinde ambalaj tercihi, saklama kabı malzeme tercihi, mikrodalga fırın kullanım durumu, plastik malzemeleri bulaşık makinesinde yıkama durumu ve polikarbon damacana kullanım durumu arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır. Araştırmada kord kanındaki BPA ve BPF değerleri arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki ve orta düzey korelasyon bulunmaktadır. Diğer parametreler arasında yapılan korelasyon analizinde parametreler arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır. BPA ve BPF ile bebek doğum özellikleri ve anne yaşı arasında yapılan korelasyon analizinde istatistiksel anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır. Anahtar Kelimeler: Bisfenol, Kord Kanı, Maruz Kalım, Yeni Doğan

Bebek-yenidoğmuşBebeklerBisfenol A+3
Merve Büke Şahin
Hacettepe University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Noninvaziv mekanik ventilasyondaki prematürelerde hidrokolloid bant ve yüz masajı uygulamasının nazal yaralanma, konfor ve stres üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışma noninvaziv mekanik ventilasyon (NIMV) desteği alan prematürelerde hidrokolloid bant kullanımı ve yüz masajı uygulamasının nazal septum yaralanması, stres ve konfor üzerine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırma, tek kör, randomize kontrollü deneysel olarak, Şubat 2023-Şubat 2024 tarihleri arasında 3. Basamak yenidoğan yoğun bakım ünitesinde (YYBÜ) yatan, NIMV desteği alan ve dahil olma kriterlerini karşılayan 28-34 gestasyon haftaları arasındaki 108 prematüre bebek (Hidrokolloid bant grubu: 36, yüz masajı grubu: 36, kontrol grubu: 36) ile yürütüldü. Çalışmanın verileri Yenidoğan Tanıtıcı Bilgi Formu, Yenidoğan Cilt Durumu Değerlendirilmesi Ölçeği (YCDDÖ), Burun Yaralanması Skalası (BYS), Prematüre Bebek Konfor Ölçeği (PBKÖ) ve Yenidoğan Stres Ölçeği (YSÖ) kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde parametrik yöntemler kullanıldı. Gruplar arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında Tek yönlü (One way) Anova testi kullanıldı. Anova testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı post-hoc analizi olarak Scheffe, grup içi ölçümlerin karşılaştırılmasında tekrarlı ölçümler anova testi ve tamamlayıcı bonferroni testi kullanıldı. Tüm hesaplamalarda ve yorumlamalarda istatistik önem düzeyi p<0,05 olarak alındı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen preterm bebekler gruplar arasında tanımlayıcı ve klinik özelliklerine göre cinsiyet hariç anlamlı farklılık göstermedi (p>0.05). Gruplar arasında BYS puanları, YCDDÖ puanları, PBKÖ puanları ve YSÖ puanları anlamlı farklılık gösterdi. Tüm değerlendirmelerde en yüksek BYS ve YCDDÖ puanı kontrol grubunda; en düşük BYS ve YCDDÖ puanının ise hidrokolloid bant grubunda olduğu görüldü. Grupların YSÖ puanları incelendiğinde en düşük yüz masajı uygulanan grupta; en yüksek ise kontrol grubundaki bebeklerde olduğu saptandı (p<0.05). Gruplar arası PBKÖ puanları incelendiğinde ise en yüksek yüz masajı grubunda, en düşük ise kontrol grubunda olduğu belirlendi (p<0.05). Sonuçlar: Çalışmada NIMV desteği alan prematüre bebeklerde hidrokolloid bant uygulamasının burun yaralanmalarını önlemede yüz masajı uygulamasına göre daha etkili olduğu ve cilt durum puanını düşürdüğü ancak stres puanını düşürmede ve konfor düzeyini artırmada yüz masajı uygulamasının daha etkili olduğu sonucuna ulaşıldı. Anahtar Kelimeler: Burun yaralanması, Hidrokolloid bant, Noninvaziv mekanik ventilasyon, Prematüre, Yüz masajı

Basınç yarasıBebek-yenidoğmuşBebek-yenidoğmuş hastalıkları+2
Dilara Cengiz
Ordu University · Institute of Health Sciences
2024
00

Related subjects