Mekan
321 theses under this subject heading
Resim sanatı bağlamında disiplin aşırılığın bir göstergesi olarak mekan
20. yüzyılda bilimsel ve kültürel gelişmelerle yaşanan değişimlerin etkisiyle, sanat disiplinleri arasında yeni durumlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu yeni durumlar 'disiplinlerarası', 'multidisipliner' ve 'disiplinaşırı' gibi terimler ile tanımlanmaktadır. 20. yüzyılda sanat pratiklerinin birbirleriyle olan ilişkileri, disiplinlerarası yapılara zemin hazırlamış ve multidisipliner üretme biçimlerinin oluşmasını sağlamıştır. Bu ortamlararası yapılar birçok akımın ve hareketin etkileşimleri sonucunda ortaya çıktığı görülür. Disiplinlerarası yapıda sanatçı birçok disiplinden yararlanarak tek bir sanatçı odaklı çalışırken, multidisipliner yapıda farklı disiplinden kişilerin iş odaklı üretimi ve etkileşimi söz konusudur. Bugün üretilen her şey, kendi disiplininin sınırını aşan bir noktada olup, başka alanların olanağını içinde barındıran ve pratiğinde uygulayan yapıya sahiptir. Disiplinaşırılık, bir disiplin odağında diğer disiplinlerin o odak içerisinde ya da sürecinde doğrudan gösterimine dayanır. Sürekli yeni medyumların eklenmesiyle birlikte resim sanatının bir disiplin olarak varlığı, çeşitli disiplinlerin medyum olarak katılımı ile disiplinaşırı bağlamlara uğramakta ve günümüz sanatında disiplinlerin ortaya koyduğu işler, disiplinaşırı olarak bakmayı zorunlu kılmaktadır. Bu çalışma, yapısal bir araştırma olarak; resim sanatı ile mekân kavramı arasındaki yapısal ilişkiyi, disiplinaşırılık kavramı üzerinden bir bağlam kurulmaya çalışılacaktır. Araştırmada mekân kavramı resim sanatı bağlamında ele alınacak, disiplinaşırılığın bir göstergesi olarak varlık tabakaları ortaya konmaya çalışılacaktır. Bu araştırma bağlamında mekân kavramı, resim sanatı bağlamında incelenecek olan çalışmanın paradigması olacaktır. Günümüzde artık sanatçı (ressam), resim temelli yola çıkarak bir mimarinin, sesin ya da dijital teknolojilerin olanağında resimsel üretimler yapabilmektedir. Farklı algı aralığında yer alan medyumlar artık resmin içinde bir yer işgal etmeye başlamaktadır. Bu konuda çeşitli disiplinlerin çoklu algı ve çoklu zekâ gibi kavramlarla, bu duruma kendi perspektiflerinden baktıkları görülmektedir. Sanatçı artık nesnel dünyanın sunduklarına eşit bir uzaklıkta yer alır. Kendi pratiğinin öz nitelikleri dolayımında bir mekânı ya da bir metni kendi pratiğinden bakışla kurabilir. Resim pratiğinden mekâna bakıldığında hala resimden söz edilebilir noktada olunduğu görülmektedir. Bu araştırmada, mekân olgusunu resim sanatı bağlamında bir disiplinaşırılık olarak ele almak ve resim disiplini olanağında mekânı bir aşırılık olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Bu aşırılık, sanatçının kendi algı aralığının olanağı olan medyumun aşılması anlamına da gelmektedir. "Resim Sanatı Bağlamında Disiplinaşırılığın Bir Göstergesi Olarak Mekân" başlıklı çalışmada, resim sanatı çerçevesinden, mekân: disiplinaşırılık olarak yanılsama mekân, reel mekân ve sanal mekân olmak üzere üç aksta incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Disiplinaşırılık, Mekân, Yanılsama mekân, Reel mekân, Sanal mekân
Heterotopik destinasyonlarda varoluşsal hisler: Olympos'ta etnografik bir araştırma
Turizm, mekanlar ve insanlar ile üretilen, onlar arasındaki ilişkiye dayanan bir kavramdır. İnsanların gündelik yaşamlarından ayrı kaldıkları zaman dilimlerini içeren tatiller, seyahatler ve geziler; insan sosyolojisi ve psikolojisi bağlamında anlaşılması, farklı bakış açılarıyla yaklaşılması gereken olgulardır. Destinasyonların mekânsal pratiklerinin anlaşılması da oldukça önemlidir. Çünkü turizm destinasyonları insanların yaşadıkları yerlerden farklı pratiklere sahiplerdir. Farklı pratiklere sahip mekanlara dair teorilerden biri de Foucault (1986)'nun heterotopya teorisidir. Aslında turizm mekanlarının hepsi heterotopya bağlamı içerisinde konumlandırılabilecek özelliklere sahiptir. Çünkü alternatif düzenlemelere ve onları hem girilebilir hem izole kılan bir giriş çıkış sistemine sahip heterotopyalar, ütopyaların aksine gerçek yerlerdir ve aynı anda birden fazla uyumsuz mekanı bir araya getirebilmektedir. Bu anlamda heterotopya kavramının anlaşılması ve turist-çalışan-bölge sakini ekseninde değerlendirilmesi destinasyonlara farklı bir gözle bakılmasını sağlamaktadır. Hisler ve özellikle varoluşsal hisler (Ratcliffe, 2008) turizm disiplini içerisinde çok fazla ele alınmamış bir konudur. Duygular veya etkiler çalışılmış olsa da varoluşçuluk felsefesinin benimsendiği turizm araştırmalarında genellikle otantiklik kavramı incelenmiştir. Turizm psikolojisi bağlamında varoluşsal hislerin anlaşılması turist davranışlarının öğrenilmesine katkı sağlayacaktır. Hisler ve mekanlar arasındaki ilişkinin önemi ise destinasyonların insanlarla yani turistler, çalışanlar ve yerliler ile sakinlerle birlikte var olmasıdır. Bu bağlamda bu tez çalışmasının amacı heterotopik destinasyonlarda yaşayanlar, ziyaretçiler ve çalışanlar tarafından deneyimlenen varoluşsal hislerin keşfedilmesidir. Bu amaç doğrultusunda, Antalya'da bulunan Olympos destinasyonu heterotopya olarak incelenmiş; orada yaşayan, çalışan ve orayı ziyaret edenlerin varoluşsal hisleri araştırılmıştır. Bu çalışmada nitel bir yaklaşım benimsenmiş; verilerin toplanması için etnografik yöntemler kullanılmıştır. Olympos'ta alan çalışması yirmi gün sürmüş; bu süre içerisinde katılımcı gözlem ve derinlemesine görüşme teknikleriyle veri toplanmıştır. Alanda toplanan verilerin geçerlik ve güvenirliğini sağlamak amacıyla netnografik araştırma da eklenmiş ve çevrimiçi seyahat yorum siteleri, seyahat blogları ve sözlük forumlarında yer alan Olympos ile ilgili yorumlar incelenmiştir. Toplanan veriler analiz edildikten sonra ortaya çıkan temalar doğrultusunda Olympos'un heterotopik özellikleri ve bireylerin varoluşsal hisleri ortaya konmuştur. Çalışma sonucunda Olympos'un, Foucault (1986) tarafından belirlenen altı ilkenin tümüne uyan özelliklere sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Olympos eşikte bir mekan olarak insanlar için bir kaçış yeri sunmakta; farklı mekanları bir araya getirmesiyle tiyatro benzeri bir sahne oluşturmakta; zıtlıkları, kodları ve kuralları ile alternatif düzen oluşturarak kendisini izole kılmakta ve diğer deniz-güneş-kum ve kültür/tarih destinasyonlarından kendisini ayırmakta; geçmişten gelen ve yabancı sırt çantalı turistlerin getirdiği hippi ruhuyla, hem ziyaretçilere hem sakinlerine sunduğu özgürlük ve rahatlıkla ön plana çıkan yaşam tarzıyla insanlara heterotopik bir deneyim sunmaktadır. Bu tür karmaşık bir deneyim içerisinde katılımcıların bu heterotopik mekanda deneyimlediği varoluşsal hisler; doğa-beden, mekan-beden ve kişiler arası ilişkiler doğrultusunda ortaya konmuştur. Doğa veya mekan bu noktada hislerin yönlendirildiği belirli nesneler olarak görülmemeli; bedensel hislerin anlaşılması için belirlenen temalar olarak görülmelidir. Ziyaretçilerin, yaşayanların veya çalışanların Olympos'ta deneyimlediği doğa ve mekan aracılı varoluşsal hisler doğanın bir parçası olma, doğaya ait hissetme, huzurlu hissetme, şifa bulmuş hissetme; huşu, farklı bir zamanda gibi hissetme, sonsuzluk hissi, hayal gücü ve dünyayı yeniden keşfetme hissi, ölümlülük ve yuvada hissetme olarak bulunmuştur. İnsanlar arası ilişkiler içerisinde hissedilenler ise hemhal olma, ruhların sevişmesi, topluluk hissi ve aşk temaları altında toplanmıştır. Sonuç olarak tüm bu hisler bireyin varoluşsal özgürlük hissetmesine, öz farkındalık geliştirmesine, düşünce ve davranışlarında kısa veya uzun süreli değişimlere ve eşikte anlarda da olsa otantik benlik hissine neden olmuştur. Bu tez çalışmasının turizm disiplinine farklı bir bakış açısı kazandırması beklenmektedir.
İlkokul mekanlarının çocuk gelişimi ve mekan algısına etkilerinin değerlendirmesi
Çocuk, fiziksel olarak ilk kez eğitim gereksinimi için yuvasından ayrılır. Okul öncesi eğitimi ülkemizde zorunlu olmaması nedeniyle çocukların önemli bir bölümü bu fiziksel ayrılmayı ilköğretim eğitimine başlarken yaşar. Etkileşime girdikleri bu yeni çevre, çocukların gelişim süreçlerinde önemli karşılıklar bulur. Çocuğun yaşadığı bu deneyim, yalnızca okul binalarını değil, okulun bahçesini, yakın çevreyi ve çocuğun okula yaklaşım güzergahını kapsar. Çalışmada öncelikle çocuk gelişim süreçleri incelenerek, mekan tasarımcısı gözüyle, kullanıcı olarak çocuğu yakından tanımak amaçlanmıştır. İlköğretim eğitiminde kullanılan yenilikçi eğitim-öğretim yaklaşımları araştırılmış, bunların çocuk-mekan-mobilya ilişkileri incelenmiştir. Çalışmanın kavramsal alt yapısını çevre psikolojisi ve çocuğun mekan algısı oluşturur. Çocukların mekan algısını gözlemlemek ve değerlendirmek amacıyla sınıf içinde bir çalışma yapılmıştır. Bu çalışmada; tezde belirtilen ölçütlere göre Eskişehir'de seçilmiş olan dört farklı ilkokulda, ikinci ve üçüncü sınıf düzeyindeki çocuklardan okullarını resimler yoluyla anlatmaları istenmiştir. Çocukların resimleri üzerinden yapılan çalışma, ilkokul mekanlarının, onların algı süreçlerindeki karşılıklarını değerlendirmeyi amaçlar. Sonuç olarak ilkokul mekanlarının, çocuğun gelişiminde ve tüm yaşamında kalıcı etkileri olduğu vurgulanmış, tasarımcıların ve bu alanda çalışan kişilerin konu üzerine farkındalığını arttırmak hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: İlkokul Mekanları, İlkokul Çevreleri, Çocuk ve Okul, Çocuğun Mekan Algısı, Çocuk Gelişimi ve Okul, Mekan Psikolojisi, Çevresel Psikoloji.
Mekânsal eşitsizlik ve Türkiye'de demiryollarının gelişimi
Bu tezin amacı mekânsal bakış açısıyla eşitsiz gelişme kavramını yeniden ele alarak tartışmak, eşitsiz gelişme sürecini açıklayan kuramsal yaklaşımlarda göz ardı edilen coğrafya ile ilişkisini ortaya koymak ve Türkiye'nin eşitsiz gelişme sürecini, sermayenin coğrafi hareketliliğinin mekânsal bir altyapısı olan demiryolu ulaşımı ve politikalarıyla ilişkili olarak çözümlemektir. Bu amaç doğrultusunda ilk bölümde mekânsal bakış açısının ne olduğu sorusu üzerinde durularak mekânın sosyal teori ile ilişkisi ele alınmaktadır. Tezin ikinci bölümünde eşitsiz gelişme kavramı üzerinde durulmakta ve modernleşme sürecinde coğrafi/mekânsal farklılıkları göz ardı eden eşitsiz gelişme kuramları değerlendirilmektedir. Üçüncü bölüm, Türkiye'de eşitsiz gelişme sürecinin nasıl tartışıldığına odaklanmaktadır. Türkiye'de bölgesel eşitsiz gelişmenin mekânsal bir bakış açısıyla ele alınmadığının görülmesi üzerine, son bölümde Türkiye'deki bölgesel eşitsiz gelişme sürecinin, mekânsal bakış açısıyla ele alınarak değerlendirilmesi ve coğrafi farklılıklarla ilişkisinin anlaşılmasına yönelik bir çalışma geliştirilmiştir.
Toplumsal mekân ve mekânsal bilinç
Bu çalışmada varlığın ve toplumsal ilişkilerin temel kategorilerinden biri olan mekân ve bu bağlamda gelişen mekânsal kavrayışlar, "mekânsal bilinç" kavramıyla tartışılmaktadır. Mekânın dışında değil, içinde ve onun tarafından sarılı olan özneler ve toplum için bütünsel ve ilişkisel analizler, mekân kavrayışlarının ön koşulu sayılarak, öncelikle modern öncesi düşünce biçimlerinde mekân kavramı açıklanmaktadır. Daha sonra, değişen kapitalist üretim ilişkileri ve toplumsal ilişkiler özelinde, mekân kavramının ve kavrayışlarının ele alınışı, buna bağlı olarak da mekânsal bilincin konumu tartışılmaktadır. Son olarak, kapitalist ilişkilere eşlik eden modernlik aracılığıyla çoklaşan mekânsal kavrayışların analizi ve mekânın zihinsel örgütlenişi, mekânsal bilincin çelişkileriyle tartışılmaktadır. Tüm bu izlekte ve ilişkilerde gerçekleştiği varsayılan düşünsel yarılmalara, mekânın ontolojik konumuna bağlı çelişkilere ve toplumsal alanda görünmez kılındığı düşünülen mekân kavramına, mekânsal bilinç aracılığıyla bütünsel ve ilişkisel bir sorgulama zemini oluşturmak amaçlanmaktadır. Anahtar Sözcükler: Mekân, Mekânsal Kavrayış, Mekânsal Bilinç, Toplumsal Mekân.
Cittaslow Hareketi ve Seferihisar örneği; Tarım, emek, mülkiyet ilişkileri ve mekan bağlamında bir çözümleme
Küreselleşme ile birlikte değişen tarım, gıda, yemek, kent dünyanın birçok ülkesinde ve yerel birimlerde değişim ve dönüşümü beraberinde getirmiştir. Küresel kapitalizmin, sermayenin ve neoliberal politikaların önemli ölçüde etkili olduğu bu süreçte bireylerin ve toplumların yaşamları serbest piyasa koşullarına terk edilmiştir. Bu sürece karşı çıkan hareketler ise benzer dönemde farklı coğrafyalarda farklı tepkiler göstermişlerdir. Bu çalışmada küresel gıda ve tarım sermayesine karşı İtalya'da başlayan Slow Food hareketi ve kentsel düzlemde varlığını gösteren bağıl hareket olan Cittaslow hareketinin sosyo-ekonomik etkileri ele alınmıştır. Türkiye'de 2009 yılında başlayan hareketin Seferihisar ilçesi örneğinde sahip olduğu kriterler ve uygulamaları ile tarım, kadın emeği, mülkiyet ilişkileri ve mekân özelindeki etkileri ve dönüşümleri çözümlemek çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Hareketin Seferihisar'a gelişi ve bağıl projelerin uygulamaya konulması ile birlikte ilçede yaşanan tarımsal değişim, yerelde yaşayanların ekonomik hayatta yer alma süreçleri ve potansiyellerini ortaya çıkarmaları bağlamında önemlidir. Hareket, küçük kentler için küreselleşme ve sermayeye karşı yeni bir model ortaya koymaktadır. Bu süreçte mülkiye ilişkileri ve mekânda yaşanan dönüşümler ise özel önem gösterilmesi gereken kavramlardır.
Düşlerin resimsel yorumu
Bu rapor kapsamında ele alınan düş kavramı, temelini, insanın kendi içinde yaşadığı düş ve gerçek kurgusundan alır. Düş ve gerçek, bu anlamda aslında bütünüyle iç içedir ve farkındalığın yarattığı farklılıklarla kurguya ve anlatıma yansır. Yani insan, düşün ve gerçeğin ne kadar farkındaysa, anlatımı o kadar bu farkındalığı ve kendini anlatır. Kurgulanan, buradan yola çıkarak, tümevarım ya da tümdengelim şeklinde, konuyla bütün ya da tamamen alakasız görünür.Çalışmanın birinci bölümünde düş ve gerçek, öncelikle kavram olarak ele alınmış, gerçek ve mecaz anlamda tanımlarından yola çıkılmış, aslında vizyonun gelişmesine bağlı olarak öğrenilenin ve öğretilenin ve her insanın tarihsel sürecinin bir sonu olarak oluşan bilinçlerin yaratılarından, genel olarak söz edilmiştir. Bu yaratıların, nasıl ortaya çıkıp, nasıl geliştiği, bilinçli ya da bilinçsiz ele alınan, seçilen figürlerin ve kavramların, aslında insanın geçmişiyle ve düşleriyle bir bütün oluşturduğu, bunlardan bağımsız düşünülünce anlamını yitirdiği vurgulanmaya çalışılmıştır. Hem bir bütünden, hem de bu bütünü oluşturan parçalardan söz edilmiş, gerek tümevarım gerekse tümdengelim düşünce biçimleriyle konuya yaklaşılmış, `biz mi düşlerimizin belirleyicisiyiz yoksa düşlerimiz mi bizi belirliyor? Bizi diğerlerinden farklı yapan düşlerimiz mi?' sorularına yanıt verilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde düş ve gerçek kavramları sanat tarihi süreci içerisinde değerlendirilmiş ve farklı tarzlarda çalışan sanatçılara ve akımlara yer verilmiştir. Özellikle dada ve gerçeküstücülük üzerinde durulmuş ve bu tarzlarda çalışan sanatçıların düş kavramıyla ilgili düşünceleri vurgulamaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise tez konusu kapsamında yapılan resimler, kavramsal açıdan değerlendirilmiş, resimlerde yer alan kavramların anlamları ve resimlerde yer alış amaçları üzerinde durulmuştur. Resimlerin plastik çözümlemeleri yapılmış, resimler, açık-koyu, renk, mekân, armoni ve biçim anlamında değerlendirilmiştir.
Servet-i Fünûn romanında mekân
Türk romanı, Servet-i Fünûn döneminde, mekân unsuru açısından önemli bir mesafe kat etmiştir. Başta Halit Ziya Uşaklıgil olmak üzere, Servet-i Fünûn romancıları, mekânı ön planda olan bir öğe olarak kullanmışlardır. Servet-i Fünûn romanlarındaki mekân algısı, mekânın temel düzeydeki anlamının dışında sosyal çözümleyiciliği olan değerleri barındırması ve ruhsal durumu yansıtması bakımından özgündür. Bu çalışmada Servet-i Fünûn dönemi romanlarında mekân ele alınmış ve Servet-i Fünûn romanlarında mekânın poetiği üzerine geniş bir uygulamayı da içerisinde barındıran mekânsal çözümlemeye gidilmiştir.
Türk destanlarında dağ kutsalının zaman ve mekân bağlamında değerlendirilmesi
Dağ kültü, birçok toplumda yaygın olan önemli bir kültürel ögedir. Türk kültüründe, mitolojisinde, inanç sisteminde ve anlatı geleneğinde yer kaplamış kutsallardandır. Tanrının gökyüzünde olması sebebiyle, dağlar, yükseklikleri ile ona yakın kabul edilir. İnsanlar tarafından tapınma, ritüel, korunma gibi işlevler yüklenir. Kahramanlar ve efsanevi figürler, maceralarını dağlarda yaşar. Dağları aşarak bilgelik ve güç arayışlarında ilerler ve kutsal topraklarına varmak için dağların zirvelerini hedefler. Yükseklikleri ve Tanrıya yakınlıkları açısından önemlidir. Güç, kutsallık, iye ve ata ruhunu barındıran, kahramanların yoldaşı/sığınağı olan kutsal mekânlardır. Bu özellikler dağların bir kutsal mabet olarak görüldüğünü ortaya koyarken, ata toprağı olması da zamanın döngüselliğini gösterir. Öyle ki, destanlarda karşımıza çıkan ata topraklarına olan hasret, ilksel zamana duyulan özlemden gelir. Dağlara doğru yapılan her yolculuk kahramanı ataları ile bir araya getirir. Ata ruhları ile bağdaştırılan dağların kutsal sayılarak kurban kesilmesi, dualar edilmesi ve sığınak haline gelmesi belirtilen niteliklerden ileri gelir. Aynı zamanda, önemli ritüel merkezi sayılan dağların Tanrının evi olması inancı da yaygın bir gerçektir. İnsanlar için dağlar yerin ve göğün birleşme noktasıdır. Bu birleşme toplumun kutsal ile aralarındaki mesafeyi ortadan kaldırır ve insan ile Tanrıyı dualarda, ritüellerde bir araya getirir. Kutsal/ilksel zamanda Tanrı ile birlikte yaşayan insan, dağa çıktığında o anı tekrar yaşar. Dağa yönelen kişi kendini Tanrıya yakın, Tanrıdan bir parça ve ölümsüz hisseder. Böylece dağlar kutsal mekân olarak kabul edilir ve zamanla bir "dağ kültü" oluşur. Dağdan hareketle inşa edilen mabetler; zigguratlar, obolar, kiliseler, sinagoglar ve piramitler ondan ilham alınarak şekillenir.
1940-1960 toplumcu gerçekçi şairlerin hapishane temalı şiirleri
Bu çalışmada, 1940'dan 1960'a toplumcu çizgide eser veren şairler konu edilmiştir. Bu şairlerin, kapalı bir mekân olan hapishaneyi konu edindiği şiirlerin tahlilleri yapılırken amaçlanan; hapishanenin şairin gözünden nasıl görüldüğü ifade etmek ve ona yüklediği anlamın ne olduğunu yansıtmaktır. Çalışmadaki şair kadrosu, bu dönemde yaşayan ve araştırma yapan herkesin ortak olarak ismini belirttiği, müstakil şiir kitapları bulunan ve toplumcu çizgide eserlerini veren isimlerden oluşmaktadır. 1940-1960 toplumcu gerçekçi şairlerde hapishanenin değerlendirildiği tez dört bölümdür: Birinci bölümde toplumcu gerçekçiliğin Rusya'daki gelişimi, bu anlayıştaki sanat-sanatçı kavramı ve toplumcu gerçekçiliğin Türkiye'deki gelişim seyri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde Türkiye'de kırk kuşağı kadrosuna yer verilmiştir. Üçüncü bölümde mekân kavramına ve tezin ana mekânı olan hapishaneye değinilerek ayrıntılı bilgi verilmiştir. Dördüncü bölümde ise kırk kuşağı içinde yer alan ve incelenmesine karar verilen şairlerin, hapishane mekânlı şiirleri tahlil edilmiştir.
Batılılaşma sürecinde Türk resminde figür mekân ilişkisi
Bu araştırmada Osmanlı Devleti'nin Batılılaşma süreci içinde yer alan 19. yüzyılın son çeyreğinden, Cumhuriyetin Kuruluşu ile yeni bir sürece giren Türkiye'nin 1950 yıllarına kadarki dönemi içinde Türk Resim sanatında figür ve mekân ilişkisinin ele alınışı kuramsal bir çerçevede incelenmiştir. Araştırma, Türk Resminde mekân figür ilişkisini ele alan sanatçılar ve yapıtlarıyla sınırlandırılmıştır. Araştırmada Osmanlı devletinin son döneminde başlayan ve Cumhuriyetin kuruluşu ile devam eden modernleşme ve çağdaşlaşma düşüncesi ve bu değişimin, yenilik arayışının resim sanatında figür ve mekân ilişkisi çerçevesindeki etkisi ele alınmıştır. Bu değişimde Osmanlı padişahlarınca saraya davet edilen yabancı ressamlar, azınlıklar ve batıya eğitim almaya giden asker ressamların önemli katkıları olmuştur. Batılılaşma süreci ile birlikte özellikle Avrupa'da ortaya çıkan akım ve oluşumların paralelinde Türkiye de de resim sanatı gelişme göstermiştir. Bu gelişimin hızlı ve içselleştirilememiş bir gelişme olduğu söylenebilir. Çünkü batıdaki kültür sanat ortamındaki yaşanan süreç (Rönesans ve Barok gibi) Türk sanat ortamında yaşanmadığından içselleştirilememiştir. Minyatürden batı resminin genel kurallarına geçiş sürecinde figür, model sorunu, daha ortada olmayan sanat akademilerinin kuruluşu ve akademik anlamda eğitim verebilecek sanatçıların yabancı oluşu ya da yeterli olmayışına rağmen resimde çağdaş ülkelerle paralellik sağlanması açısından ilerleme olduğu görülmüştür. Resim sanatında bu değişime paralel olarak mekân ve nesnelerin daha gerçekçi ifade buluşu, nesnelerin ve en önemlisi insanın bir fotoğraf gerçekliği ya da izlenimci anlayışın romantizmle harmanlanmış yeni senteziyle, bazen dışavurumcu bir tavırda ya da soyutlanmış bir kurgu içinde yer alışı önemli bir gelişme olarak görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Resim sanatı, Resimde Figür, Resimde Mekân, Türk Resmi, Figür ve mekân ilişkisi.
Jan Vermeer'in resimlerinde figür, mekân ve yalnızlık ilişkisi
Bu araştırma "Jan Vermeer'in resimlerinde figür, mekân ve yalnızlık ilişkisi" konusunu içermektedir. Araştırmada 17. yüzyılda Hollanda'da yaşayan Jan Vermeer'in resimlerinin figür, mekân ve yalnızlık ilişkisi doğrultusunda incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma tarama modelinde desenlenmiştir. Araştırma bu modele dayalı nitel araştırma yöntemlerinden betimsel analiz yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre, Janr (Tür) resminin Hollanda altın çağında içlerinde bulunan sayısız mesajlarla oluşturulmuş, her kesime hitap eden resimler olduğu anlaşılmıştır. Janr resminin, dolayısıyla Jan Vermeer'in resimlerinin bütünleştiği, toplumunun manevi değerlerinin yansıtıldığı yerin "Hollanda" olduğu belirtilmiştir. Jan Vermeer'in resimlerinin ise sosyal ve kültürel etmenler göz önünde bulundurularak oluşturulduğu, yalnızlığı yansıttığı belirtilmiştir. Eleştirel değerlendirme bağlamında tartışıla gelen kimliğine ve yapıtlarına ilişkin görüşlere özel olarak dikkat çekilmiş, Feldman'ın Araştırıcı Sanat Eleştirisi Yöntemine göre Vermeer'in tarihten, mitolojiden yola çıkarak döneminin beğenilerine göre oluşturduğu resimlerine ve yalnızlığı yansıtan resimlerine analizler yapılmıştır. Analiz kapsamında seçilen bu resimlerde, plastik eleman ve ilkelerin kullanılışına dair açıklamalar getirilmiştir. Jan Vermeer'in resim serüveni bütünsel olarak ele alınmış olup sanatçının bu resimlerde ortaya koyduğu semboller üzerinden değerlendirilme yapılmıştır. Hollanda Janr resmi içinde yer alan Jan Vermeer'in resimlerinin niteliğinin önemli olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: 17. yüzyıl, Hollanda, Janr Resmi, Jan Vermeer, Figür, Mekân, Yalnızlık.
Bursa şehr-engîzlerinde mekân tasvirleri
Çalışmamız, 16. ve 18. yüzyıllar arasında Klasik Edebiyatımız içerisinde yer alan Bursa Şehr-engîzlerinin mekân tasvirlerini konu edinmektedir. Giriş kısmında; çalışmanın amacı, niteliği, Klasik Türk Edebiyatımızda yer alan şehr-engîzler ve Bursa'nın kültür tarihimizdeki yeri ile araştırmanın metodu, konuyla ilgili yayın ve kaynaklar üzerinde durulmuştur. Tez üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Bursa Şehr-engîz yazarlarımızın bibliyografik bilgilerinin yanısıra şehr-engîzlerinin muhtevalarına ve nüsha bilgilerine yer verilmiştir. İkinci bölümde, Şehr-engîzlerdeki Bursa'ya dair mekânlarla ilgili beyitler belirlenip, bu yerler hakkında tanıtıcı resim, konum karekod bilgisi ve ansiklopedik bilgiler paylaşılmıştır. Üçüncü bölümde Şehr-engîzlerdeki mekâna ait mefkumlar belirlenerek dini mekân, sosyal mekân ve tabiatla ilişkin olmasına göre beyitler 3 ana kategoride sınıflandırılmıştır. Akabinde bu mefhumların ıslahat anlamlarıyla birlikte örnekleri verilmiştir. Son olarak, Bursa Şehr-engîzlerinin; kültürümüze ve edebiyatımıza kattığı öneme değinilmiş ve özellikle yaşadığı şehre göre şekil alan insanın mekânla kurduğu ilişki tasvirlerle incelenmiştir.
Seyitömer Höyük 24 No'lu Orta Tunç Çağı (IVA) Mekânının değerlendirilmesi
Batı Anadolu'da Orta Tunç Çağı, siyasal ve sosyo-ekonomik açıdan doğusunda bulunan Assur Ticaret Kolonileri Çağı ve batısında yer alan Minos Uygarlığı'na göre daha az bilinen bir dönemi karakterize etmektedir. Bu durumun başlıca sebebi olarak bölgede gerçekleştirilen kazıların azlığı ve kazıların ayrıntılı yayınlarının henüz gerçekleştirilmemiş olması gösterilebilir. Son yıllarda bir kurtarma kazısı projesi olarak gerçekleştirilen Seyitömer Höyük Kazıları, sözü geçen döneme ait tabakalarının tümüyle kazılmış olması ve sunduğu veriler sebebiyle, Batı Anadolu'nun OTÇ için önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmada; Seyitömer Höyük 24 No.lu OTÇ (IVA) mekanının, öncelikle yerleşimde bulunan diğer OTÇ yapılarıyla ve kendisinden önce gelen ETÇ yapılarıyla olan konum ve işlevi konusundaki benzer veya farklı yönleri incelenmiştir. Daha sonra Anadolu'da çağdaşı olan anahtar yerleşimlerde ortaya çıkartılan yapılarla olan plansal ve iç donanımsal benzerlikleri karşılaştırılmıştır. Son olarak da 24 No.lu Mekân'dan yola çıkarak mekânların hem kendi yerleşimlerinin içerisinde hem de diğer yerleşimlerle olan plansal benzerliklerini etkileyen etmenler yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Seyitömer Höyük, Orta Tunç Çağı, Mimari, Mekân, Konut.
1980-1981'de basılmış romanlarda İstanbul algısı
Bu çalışmamızda 1980 ve 1981 yılında basılan romanlardaki "İstanbul Algısı"nı konu edindik. Burada algı ile kast ettiğimiz romanda mekân olarak kullanılan şehrin yazar/anlatıcının gözüyle nasıl görüldüğü, şehri yorumlayışı ve şehirle ilgili değerlendirmesidir. İstanbul, iki büyük imparatorluğa başkentlik etmiş, içerisinde siyasî, dinî, kültürel, sosyal alanda bir çok unsuru iç içe bulunduran bir şehirdir. Tarihî, kültürel ve sosyal anlamda çok geniş statüye sahip olan İstanbul ile ilgili çalışmamızı 1980 ve 1981 yıllarında basılmış romanlar ile sınırlandırdık. Biliniyor ki Cumhuriyet İlanı'ndan sonra da Türkiye'de hem siyasî hem de sosyal anlamda bir çok değişim yaşanmıştır. Özellikle 1950'li yıllardan sonra İstanbul, yaşanan iç göçlerle "mega-köy" konumuna gelmiştir. Dolayısıyla Osmanlı Devleti'nin Klasik Dönemi'nden bu yana biriktirdiği bir çok kültürel unsur, mimarî yapı dejenere olmuştur. Biz de çalışmamız da 1980-1981 yılları içerisinde İstanbul'un peyzajının, kültürel, sosyal ve siyasal yapısının değişimini, yazarların ve kahramanların şehri nasıl değerlendirdiklerini yorumlamaya çalıştık. Bu değerlendirmeyi yaparken mekânların insan psikolojisi üzerindeki etkisinden yararlandık. İstanbul hem doğal güzellikleri hem de sosyal hayatı ile kahramanları etkilemiş bir şehirdir. Şehrin açık mekânları; mesire yerleri, parkları ve kapalı mekânları; yalılar, apartmanlar, gecekondular kahramanların şehre bakış açısını değiştirmiştir. Anahtar Kelimeler: İstanbul, Algı, Bakış Açısı, Değişim, Dejenere.
Mustafa Kutlu öykücülüğünde mekân: Bir edebiyat sosyolojisi incelemesi
İnsan ve mekân ilişkisi ilkel dönemden modern döneme, modern dönemden postmodern döneme doğru bir bütünlük içerisinde süreklilik arzetmektedir. Bu bağlamda mekân-insan ya da mekân-toplum ilişkisi kaçınılmazdır. Tarihsel düzlemde mekânlar toplumu ürettiği gibi toplumlar da mekânı ürete gelmiştir. Dolayısıyla insanın ve mekânın mutlak bir ilişkiselliği söz konusudur. Mağaralardan gökdelenlere uzayan bu süreç içerisinde insan ve mekân birbirinden ayrılmaz iki unsur haline gelmiştir. Bu bağlamda mekânın insan üzerindeki etkisi, insanın mekân üzerindeki etkisi ayrıntılı bir şekilde irdelenmiştir. Zaman, insanın ve mekânın şekillendiricisi konumundadır. Tarihsel süreçle bakıldığında Sanayi İnkılabı sonucunda ortaya çıkan kapitalist düşünce insan-mekân ilişkisini de etkilemiş, mekânlar bir araç iken bu süreçten sonra bir amaç haline gelmiştir. Bu durum toplumsal mobilitenin ve kırılmaların mekâna ve insana şekil verme gücünü göstermektedir. Kapitalizm sonrası modern dünyada insanlar artık mekânı bir yaşam alanı olmaktan ziyade bir yatırım aracı görüp mekânı kapitalizme kurban etmişlerdir. Bu bağlamda mekanik bir ilişki içerisinde olan mekânlar organik birer kapitalist mekâna evrilmiştir. Köy kasabaya, şehir kente, kent megakente evrilmiştir. Modernizm ve gelenek ilişkisi karşıtlık üzerine kuruludur. Bu karşıtlık bağlamında Mustafa Kutlu'nun hikâyeleri gelenek ekseninde konumlandırılabilir. Mustafa Kutlu'nun hikâyeleri sadece mekânsal unsurlar bağlamında değerlendirilmemelidir. Edebi eserlerin asli unsuru olan insan ve toplum sosyolojide de bu konumdadır ve bu anlamda ortak bir paydada buluşmaktadır. İşte bu birliktelik çerçevesinde Mustafa Kutlu'nun hikâyeleri mekânsal açıdan sosyolojik nüanslarla bezelidir Anahtar Kelimeler: Mekân, Sosyoloji, Modernizm, Gelenek, Edebiyat Sosyolojisi, Mekân Sosyolojisi, Köy, Kent.
Ahmet Hamdi Tanpınar'da kent ve mekân poetikası
Ahmet Hamdi Tanpınar'ı Kent Sosyolojisi zaviyesinden inceleyen bu tez, mekân ve kentin Tanpınar'ın eserlerinde nasıl yer ettiğini soruşturmaktadır. Bu soruşturmada birçok disiplinden faydalanılmıştır. Tez bu anlamda disiplinler arası bir çalışmadır. Kent ve mekân düşünceyi, dili, kültürü, yaşam biçimini belirleyen özgül içerikleri olan iki kavramdır. Mekân toplumsaldır, toplum tarafından belirlenir ve toplumu biçimlendirir. Medeniyetin vuku bulduğu yer olarak adlandırılan kent ise bireyin ve toplumun gündelik hayatını belirleyen ve biçimlendiren bir yapıya sahiptir. Mekânın ve kentin incelenmesi Tanpınar tarafından kent planlaması yahut kentolog zaviyesinde ele alınmamıştır. Muharrir ve şair olarak Tanpınar mekânı ve kenti poetik biçimde ele almıştır. Poetika muhayyile, temaşa, tasavvur etme, mekânı edebi dil üzerinden yeniden üretmekle ilgilidir. Bu incelemeye mekânın poetik biçimde ele alınışının fenomenolojisini gösteren Gaston Bachealard'ın Mekânın Poetikası kitabı kılavuz olmuştur. Bir mekânda yaşamanın ontolojik, toplumsal, poetik boyutu Tanpınar metinleri üzerinden gösterilmeye çalışılmıştır. Yöntem olarak içerik analizi ve eleştirel içli-dışlılık benimsenmiştir. Tezin amacı, insanın ontolojik olarak tecrübe ettiği mekânın elimine edilmesi, izinin silinmesi ve yeni tecrübelere girildiği modern zamanlarda kentte yaşamanın poetik biçimde ne demek olduğunu göstermektir. Özet olarak tezde, disiplinler arası kontekste Tanpınar'ın eserlerinde mekânın toplumsallığı ve ilişkiselliği; kentin gündelik hayat ve medeniyet üzerindeki etkisi gösterilmiştir.
Çağdaş müzecilikte teşhir ve mekân
İnsanlığın misyonlarından biri olarak düşünülmesi gereken "kuşaktan kuşağa aktarım" olgusu, müzelerin ortaya çıkmasında etken bir rol oynamaktadır. Müze nedir? Müzeler; içerisinde eserlerin konulduğu birkaç vitrinden mi ibarettir? Gelecek kuşaklara bu aktarım nasıl verimli bir şekilde yapılabilir sorularının cevabını da "Çağdaş Müzecilik" kavramı vermektedir. Her müzenin bir hikâyesi vardır. Bir müze ilk kurgu aşamasındayken öncelikle bu hikâyenin ortaya çıkarılması gerekir. Bu hikâye; ziyaretçiyi, sıkıcı, rutin müze gezisinden çıkarıp, ziyaretçinin o müzenin hikâyesinin içerisine girmesini, "öz" ünü almasını sağlamaktadır. İşte tam bu esnada işin içine çağdaş müzecilik kavramı girmektedir ki bu kavram müzelere özgünlük, anlaşılabilirlik, erişilebilirlik katmaktadır. Hikâye ile birlikte mekân ve tasarım kavramları işin içine girmektedir. Mekân ve tasarım ile birlikte, hikâye birleştiğinde kuşaktan kuşağa aktarım konusunda başarılı olunacağı gibi, müzeleri artık sıkıcı mekânlar kategorisinden de çıkarmak mümkün olacaktır. Çağdaş müzecilik kavramında sadece vitrinlere yer verilmemektedir. Vitrinler ile birlikte, vitrinlerin içindeki nesneler ile paralel birçok unsur müzeler içerisinde yer almaktadır. Bunların arasında interaktif uygulamalar, grafik uygulamaları, diaromalar, maketler, realistik silikon heykeller ile yapılan canlandırmalar, ses sistemleri, günümüz bilgisayar teknolojisinin sunduğu hemen hemen tüm imkânlar sayesinde günümüz müzeciliğine yeni bir soluk getirilmeye çalışılmaktadır. Çağdaş müzecilikte teşhir ve mekân konulu bu tezde yukarıda anılan unsurların nasıl ve ne şekilde olması gerektiğini tarif ederek, yapılacak bu işlerin güvenlik boyutunun da sorgulanarak, engelli ziyaretçiler de dâhil olmak üzere toplumun her kesimine hitap edebilecek bir müzenin nasıl olması gerektiği anlatılmaktadır.
Kültürlerarası iletişim ve mekan: Bir gündelik deneyim alanı olarak sürsürü mahallesi
Bu tez, gündelik hayat ve mekan arasındaki ilişkiyi kültürlerarası kültürlerarası iletişim bağlamında ele almaktadır. Çalışmanın temel sorusu, kültürün nasıl inşa edildiği ve aralarındaki ilişkilerin nasıl kurulduğuyla ilgilidir. Bu soruya yanıt verebilmek için, görgül bir kültürlerarası iletişim neticesinde, gündelik kültür söyleminde kimliğe dair simgesel sınırların nasıl belirlendiği ve bu belirlenen sınırlar ile kültürel anlamlar üzerinde bulunan söylemsel durumlar araştırılmıştır. Bunun sonucunda, farklı etnisitelerin bir arada yaşam sürdüğü çokkültürlü bir mahalle olan Sürsürü mahallesinde etnografik bir alan araştırması yapılmış, kültürel topluluklarla ilgili iletişim etnografileri ve kültür söylemleri hakkında niteliksel bir veri oluşturulmaya çalışılmıştır. Alan araştırmasında 30 kişiyle derinlemesine mülakat yapılmıştır. Ayrıca gözleme dayalı çalışmalar da gerçekleştirilmiştir. Tezin bulgu ve sonuçlarına göre oluşan kültürel ayrımlar, hem kültürlerarası sınırı belirlemekte hem de kültürel kimliği, benimsenen ve dışarıda bırakılan kültürel özellikler vasıtasıyla oluşturmaktadır. Kültürlerarası ilişkiler, kimlik bilincinin oluşmasıyla ilgili önemli bir rol üstlenmektedir. Kültürel kimliğin sabit bir özü yoktur, kültürlerarası ilişkiye bağlı olarak gelişen bir unsurdur. Kimlik, hem kültürel farklılıkların yoğun bir şekilde oluşmasından diğer yandan bu farklılıkların kurduğu ayrımlar bakımından yumuşatılmasından ve kaldırılmasından kaynaklanmaktadır.
Murathan Mungan'ın hikâye ve romanlarında mekân
Mekân, hikâye ve romanın önemli unsurlarından biri olmasına rağmen edebiyat araştırmalarında yeteri değeri görememiştir. Oysa eserlerin var olabilmesi için ihtiyaç duyduğu zemini oluşturması bakımından oldukça önem taşımaktadır. "Murathan Mungan'ın Hikâye ve Romanlarında Mekân" başlıklı çalışmamızda yazarın dört romanı ve on bir hikâye kitabı incelenerek bu eserlerde mekânı kullanımı araştırılmıştır. Mekan kavramının kapsamı, edebi eserlerde mekanın kullanımı ve yazarın hayatı, sanatı, edebi yönü hakkında bilgi verilmiştir. Hikâyeler üç farklı başlık altında, metin merkezli bir bakış açısı ile incelenerek mekân ile insan arasındaki bağ ve bu bağın edebi eserin gidişatına olan etkisi ele alınmıştır. Mekânların haricinde eserlerde yer alan eşyalar ile kişilerin arasındaki ilişkiler de incelenerek çalışma zenginleştirilmiştir. Çalışma boyunca aynı metod kullanılarak çalışmada bütünlük sağlanmıştır. İncelemenin amacı eserleri ile Türk edebiyatına büyük katkı sağlayan Murathan Mungan'ın eserlerinde yer alan ve hikâye ile roman türünün temel unsurlarından olan mekânın önemini ve işlevini araştırmaktır. Araştırma sonucunda edebi türlerde mekânın kullanımının önemi ve esere katkısı hakkında elde edilen bulgular bilim dünyasına sunulmuştur. Anahtar sözcükler: Murathan Mungan, mekân, roman, hikaye
Sosyal hayat mekân ilişkisi Gaziantep geleneksel şehir evleri
Bu çalışmada mekânın kavramsal ögeleri, insan ve mekân ilişkisi Gaziantep şehri özelinde incelenmiştir. Özellikle bu noktadan yola çıkarak mekânın sosyal hayat ile bir ilişkisi var mıdır sorusu tezin problemini oluşturmuştur. Gaziantep şehrinin geleneksel evlerinin mimari yapısı ve birimleri incelendiğinde mekânın örgütlenmesi ve her birinin sosyal hayatta farklı işlevlerde olması tezin esas odağı olmuştur. Tezde birçok uygarlık ve medeniyete ev sahipliği yapmış Gaziantep'in geleneksel şehir evlerinin genel özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Kültürel değerlerin harmanlanarak oluşturduğu, sosyal hayatı içinde barındıran bu tarihi evlerin ve mimari yapıların unutulmaması ve bizlerden sonraki nesillere korunarak aktarılması için böyle bir tez çalışması hazırlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Gaziantep, ev, mekân, şehir, kent, geleneksel, kültür, sosyal hayat.
Göçle gelen kadın girişimciliği mekân inşası "Gaziantep örneği"
Girişimcilik, Yeni fikirlerin, buluşların ortaya çıkarılması ve hayata geçirilerek mal ve hizmetlere dönüştürülmesi ile toplumsal yaşamının daha nitelikli bir hale getirilmesi birbirleriyle doğrudan ilişkilidir. Ülkelerin ekonomik kalkınmasında güçlü bir rol üstlenen girişimler, üretimin ve kar elde etmenin yanı sıra sosyal, kültürel ve fiziksel değişimlerde de bulunmaktadır. Konu ile bağlantılı olarak bu değişimler ve mekânlar birbirlerinden sürekli etkileşim içindedirler. Mekânsal değişimin cinsiyetler arası olan değişimi göz önüne alındığında kadın girişimcilerin ve özellikle göçle gelen kadın girişimcilerin hangi mekânlarda faaliyet göstermekte ve bu mekânlarda yaşamış olduğu zorlukları araştırılacaktır. Girişimcilik eskiden daha çok erkeklere özgü olurken, ilerleyen dönemlerde kadınlar için de önemli bir unsur haline gelmiştir. Ancak kadınların girişimcilik çalışmaları sosyal, politik ve ekonomik yönden çok karmaşık bir yapıya sahiptir. Yapılan bu çalışmada; girişimcilik kelimesi ana unsur olarak ele alınarak, kadın girişimcilerin iş hayatındaki faaliyetleri ve yeri incelenerek bu bağlamda girişimcilik konusundaki kadının durumu çeşitli boyutlarıyla ele alınacaktır. Yöresel bağlamda Gaziantep ili ele alınarak göçle gelen kadınların mekân inşası mekânların fiziksel, ekonomik, sembolik mekânların kadın ve kadın girişimcilerle nasıl etkileşim içerinde olduğu araştırılacaktır.
Kentsel açık mekânların kalite açısından değerlendirilmesine yönelik bir yaklaşım: İstanbul meydanlarının incelenmesi
Özellikle son on yılda dünyadaki teknolojik, bilimsel gelişmeler paralelinde kentleşme kavramının yeniden sorgulamasıyla birlikte; kentlerdeki yaşanabilirlik, insanların yaşam kalitesi ve bunun paralelinde kentsel mekân kalitesinin geliştirilmesine yönelik, bu konu üzerinde ciddi araştırmalar yapılmakta, bunların sonuçları araştırma raporları olarak sunulmaktadır. Hatta bazı ülkeler bunu devlet araştırmaları olarak desteklemekte ve programlı bir şekilde bu konunun iyice araştırılması için, konu üzerinde ciddiyetle durmaktadırlar.Bu çalışmada da dünyadaki gelişmeler paralelinde, ülkemizdeki kentsel mekânların, mekân kalitesi bağlamında, gerek tasarımı yeni yapılacak gerekse yeniden düzenlemesi yapılacak kentsel mekânlar (meydanlar ve sokaklar) için, ülkemiz genelinde bu mekânların yenilenmesi ve yeni tasarımlarının uygulanmasında, bu mekânlara yönelik kullanılabilecek, bir öneri model ve mekânsal kalite parametrelerinin belirlenilmesine çalışılmıştır.Bu konu kapsamında birinci bölümde konu ile ilgili hipotezler, çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemi ortaya konmuştur. 2.bölümde ise mekân kalitesinin tanımı doğrultusunda, mekânın deneyimlenmesi ve algılanması gerekli koşul olduğundan mekân ve algılanması ile ilgili bilgiler verilmiştir.3.bölümde kentsel mekân ve öğeleri tanımlanmış, literatürdeki geçmiş ve günümüz araştırmaları paralelinde detaylı bir şekilde irdelenmiştir. 4. bölümde genel anlamda kalite mekân kalitesi ve kentsel mekân kalitesi nedir araştırılmıştır.5. bölümde bu araştırmalar paralelinde kentsel mekânlar için öneri mekânsal kalite prensipleri, parametreleri ve model sunulmuştur.6. bölümde mekân kalitesinin ölçülmesine yönelik yaklaşım, yöntem ve teknikler üzerinde durulmuş ve bu çalışmada kullanılabilecek yöntem ve teknik belirlenmiştir.7. bölümde çalışma alanlarının seçimi nedenleri ve ölçütleri belirlenmiş, çalışmanın süreci tariflenmiş ve alan çalışmasının sonucunda verilerden elde edilen bulguların sonuçları ve yorumları verilmiştir.8. bölümde ise ulaşılan sonuçların tartışılması ve ileriye dönük bu mekânlara ait yapılacak çalışmalar için önerilerin oluşturulmasına çalışılmaktadır.
Hastane genel kullanım alanları ve hasta yatak odalarında kullanıcı mekan ilişkisi: İzmit Seka Devlet Hastanesi ve İzmit Özel Konak Hastanesi örneği
Günümüzde hastaneler, tedavi hizmetleri vermelerinin yanında, hastalar başta olmak üzere tüm kullanıcıların her türlü sağlık gereksinmelerine cevap vermek durumundadır. Hastaneler hastaların tedavi edildikleri yerler olmalarının dışında, iyi olma hallerinin de devamlılığını sağlamakla yükümlüdürler.Çalışma; hastane binalarındaki mekansal düzenlemeler ve mekanların fiziksel özelliklerinin kullanıcı-mekan ilişkisi bağlamında irdelenerek, hasta sağlığı açısından önemi ve hasta gereksinmeleri ve davranışları üzerindeki etkilerinin ortaya çıkarılmasını amaçlamaktadır.Giriş bölümünde, tezin amaç, kapsam ve yöntemi ortaya konulmaktadır. 2. bölümde, hastane binaları ve gelişim süreçleri başlığı altında, sağlık, sağlık kuruluşları, hastalık ve hastane tanımları ve sınıflandırılmaları ile birlikte dünyada ve Türkiye'deki hastane binalarının tarihsel gelişim süreçleri incelenmiştir.3. bölümde; hastanelerde kullanıcı tanımı, sınıflandırılması ve gereksinimleri, hastanelerin iyileşmeye etkisi, hasta odaklılık ve tasarım etkileşimi ile mekan, insan mekan ilişkisi ve mekanda insan davranışı ve hastanelerde kullanıcı-mekan ilişkisi ele alınmaktadır.4. bölüm, konu ile ilgili yapılan alan çalışmaları sonucunda elde edilen verilerin analizi, değerlendirilmesi ve yorumlanmasını içermektedir. 5. bölüm ise, sonuçların değerlendirilmesi ve önerilerin belirtilmesini kapsamaktadır.