Iran
474 theses under this subject heading
2000'li yıllarda ABD dış politikasında İran
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) dış politikasında İran ile ilişkilerdeki ilk resmi gelişme; 1856 yılında imzalanan "Dostluk ve Ticaret Anlaşması" olmuştur. Ancak, İran ile bu anlaşmayla başlayan diplomatik ilişkiler ABD'nin dönem itibariyle benimsediği izolasyonist politikalardan dolayı süreklilik göstermemiş, ABD'nin İran politikası ancak ABD'nin Ortadoğu siyasetine daha çok müdahil olmaya başladığı 1950'li yıllarla birlikte gelişmeye başlamıştır. 1950'lerde dünya petrol üretiminin Basra (Fars) Körfezi'ne kaymasıyla birlikte ABD dış politikasında İran'a yönelik ilgi de artmıştır. 1953 yılında dönemin İran Başbakanı Muhammed Musaddık'a yönelik askeri darbe, iki ülke ilişkileri açısından dönüm noktası olmuş, Musaddık sonrası Şah Rıza Pehlevi yönetimiyle birlikte 1979 yılındaki rejim değişikliğine kadar İran, ABD'nin Ortadoğu'da iyi ilişkiler kurduğu müttefiklerinden biri olmuştur. 1979 yılındaki İran İslam Devrimi iki ülke ilişkilerinin gergin bir hal almasına ve diplomatik ilişkilerin askıya alınmasına neden olmuştur. 1979 sonrası resmi ilişkiler kesilmiş olsa da ABD dış politikasında İran, o tarihten sonra da ABD başkanlarının izlediği dış politikalarda özel önem taşıyan ülkelerden biri olmuştur. 2000'li yıllara gelindiğinde ise ABD başkanları; İran nükleer programı, bölgesel güvenlik meseleleri, insan hakları konuları, diplomatik girişimler ve uluslararası politika dinamikleri gibi bir dizi faktöre bağlı olarak İran'a yönelik dış politikalarını şekillendirmişlerdir. Örneğin George W. Bush, "Önleyici Savaş Doktrini" çerçevesinde İran'ı "Şer Ekseni"nde ilan edip, İran'a yönelik sert bir tutum benimserken; diplomasi ve müzakereye önem veren Barack Obama ise "değişim" söylemi ile İran'a yönelik ılımlı bir politika izlemiştir. Obama sonrasında Donald Trump İran ile ilişkilerde George W. Bush gibi sert bir politika benimserken; Joe Biden ise Obama gibi diplomasi ve müzakere söylemlerini benimsemiştir. Bu bağlamda çalışmada, 2000'li yıllarda ABD yönetimlerinin izledikleri İran politikalarının Başkanlara bağlı olarak bir değişim gösterip göstermediği ve ABD yönetimlerince İran politikaları belirlenirken hangi hususların bu politikaların belirlenişinde etkili olduğunun ortaya konulması amaçlanmaktadır.
Ortadoğu'da çatışma ve iktidar kavgaları kapsamında terörizmin finansmanı
Tez çalışmasında, örgütler/terör örgütleri ile onların finansmanını sağlayan bölge içi ve bölge dışı devletler üzerinde durulmuş olup, bölge içi devletlerden İran, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail; bölge dışı devletler arasından ABD ve Rusya incelenmiştir. Bahsedilen devletlerin örgütler/terör örgütleri ile pragmatist hedefler bağlamındaki ilişkileri ve finansman yöntemleri araştırmanın konusunu oluşturmaktadır. Çalışmada, devletlerin örgütler/terör örgütleriyle ilişkisi ile devletten devlete değişen terör algısı; söz konusu faydalı görülen eylemlerin temeline değinmesiyle konu en ince ayrıntısına kadar işlenmiştir. Söz konusu çalışma hem pragmatizm ile açıklanan finansman ilişkileri hem de bölge devletlerinin SWOT analiziyle rekabet ve çatışma ilişkilerinin incelenmesi bakımından alanında özgündür. Tezin hazırlanma nedenleri arasında, yazarın çalışma alanının başından beri güvenlik çalışmaları olması, yazarın güvenliğe bakış açışının ayrıntılı bir incelemeye olanak vermesi, sürekli değişen Ortadoğu atmosferinde aktörlerin rekabet, çatışma ve iktidar kavgaları kapsamındaki tavrının bir sonraki politik hamleler için elzem olması bulunmaktadır. Dolayısıyla bu yönde araştırma yapmanın elzem olması ve yazarın kendi iş kolunun da tezin yazım sürecine katkı sağlaması gibi unsurlar yazarı bu konuda tez yazma konusunda teşvik etmiştir. Çalışmanın sonunda, devletlerin gerekirse devletleri bile örgütler gibi vekil aktör nezdinde değerlendirerek pragmatist hedeflerini maksimize etmek için kullandığı hususuna varılmıştır.
The Shia Crescent discourse: A critical geopolitical approach
This thesis aims to study "the" Shia Crescent discourse through a critical geopolitical approach. King Abdullah II of Jordan claimed in 2004 that the Islamic Republic of Iran aimed at creating a Shia Crescent under its own control and in accordance with its own interests. Moving from this discourse, on the one hand, this study analyses the effect of this discourse on the Middle Eastern countries ruled by Shia political elites, while on the other hand, it elaborates on the approaches taken by those Middle Eastern countries' political elites who have acknowledged the Sunni branch of Islam, but rule over substantial Shia populations, to what extent those elites are influenced by this discourse, and are susceptible to Iranian influence. While undertaking these tasks, this study offers a critical geopolitical analysis of "the" Shia Crescent discourse. Keywords: Shia Crescent, Iran, foreign policy, critical geopolitics, sectarianism,Shiism.
Başarılı güvenlikleştirmeden başarısız güvenlik-dışılaştırmaya: 2001-2017 yılları arasında ABD yönetimlerinin İran nükleer programı'na yönelik politikası
Bu tez 2001-2017 yılları arasında ABD Yönetimi'nin İran Nükleer Programı'na yönelik güvenlikleştirme politikasını söylem analizi ve süreç takibi yöntemleriyle kapsamlı şekilde analiz etmeyi hedeflemiştir. Bu amaçla; öncelikle Bush ve Obama başkanlıklarındaki sekizer yıllık dönemlerde İran Nükleer Programı'na yönelik baskın politikanın ne olduğu, ardından güvenlikleştirmenin veya güvenlik-dışılaştırmanın kim tarafından, ne amaçla, hangi koşullar altında, nasıl ve hangi sonuçlarla gerçekleştirildiği sorularına cevap aranmıştır. Kopenhag Okulu'nun ortaya attığı Güvenlikleştirme Teorisi'ni ve bu teoriye sonradan yapılan katkıları dikkate alarak yürütülen analiz sonucunda Bush döneminde güvenlikleştirme hamlesinin iç hedef kitleye yönelik başarılı ve dış hedef kitleye yönelik kısmen başarılı şekilde sonuçlandırıldığı tespit edilmiştir. 2013 yılında hem ABD hem İran tarafında yaşanan önemli değişimler nedeniyle Obama'nın birinci ve ikinci dönemleri ayrı ayrı incelenmiştir. Birinci dönemde Obama Yönetimi'nin Bush Yönetimi'nden devraldığı güvenlikleştirmeyi başarılı şekilde sürdürdüğü ve uluslararası desteğini artırdığı görülmüştür. İkinci dönemde Obama Yönetimi politikasını tersine çevirmiş ve İran'la diplomatik bir çözüme ulaşabilmek için hedef kitlesi ABD Kongresi olan bir güvenlik-dışılaştırma hamlesi başlatmıştır. Varılan nükleer anlaşmaya rağmen ABD Kongresi İran'ı nükleer bir tehdit olarak görmeye devam etmiş ve güvenlik-dışılaştırma hamlesi başarısız olmuştur.
İttifak perspektifinden "Direniş Ekseni" söylemi: Tehdit Dengesi Kuramı ve Suriye iç savaşı
Bu çalışma, 2000'li yıllarda bir söylem ve eylem olarak ortaya çıkan Direniş Ekseni'ne odaklanmaktadır. Amerika ve İsrail karşıtlığında birleşen İran ve bölgesel müttefikleri Suriye, Hizbullah, Hamas ve İslami Cihad arasındaki ilişkiler her ne kadar 2000'li yıllarda Direniş Ekseni olarak tanımlansa da ilişkilerin kökeni 1979 İslam Devrimi ile İran'da yaşanan köklü değişime uzanmaktadır. Bu bağlam literatürde Direniş Ekseni'nin ağırlıklı olarak ideoloji ve kimlik gibi unsurların bir ürünü olarak tarif edilmesine neden olmaktadır. Oysa Ortadoğu'da yükselen bir dizi tehdidin eksenin kuruluşuna eşlik etmesi, bu oluşumun söylem düzleminde incelenmesi ve ideolojik olarak okunmasının ötesinde ittifak olarak değerlendirilmesinin mümkün olup olmadığı sorusunu gündeme getirmektedir. Bu bağlamda tez 2000'li yıllarda söylem olarak ortaya çıkan ancak temelleri 1979'dan itibaren atılan Direniş Ekseni olgusunun ittifak olup olmadığını sorgulamaktadır. Tez, Direniş Ekseni'nin kuruluşunda ve güç kazanmasında Stephen Walt'un tehdit dengesi kuramından hareketle toplam güç, coğrafi yakınlık, saldırgan kapasiteler ve saldırgan niyetler gibi unsurların rolünü hem 1979-2010 arası dönemde, hem de 2010'dan günümüze Arap Baharı döneminde Suriye iç savaşı bağlamında irdelemektedir. Tez ayrıca 1979 İslam Devrimi ile devlet kimliğinde yaşanan büyük dönüşümün Devrim öncesi ve sonrasında İran'ın ittifak davranışını nasıl şekillendirdiğini, ideolojik dönüşümün ittifak davranışına nasıl etki ettiğini de sorgulamaktadır. Bu bağlamda tez kalitatif araştırma yöntemlerinden vaka analizi ve söylem analizi yöntemlerini kullanmaktadır.
Tehdit ve yetersiz dengeleme: Ahmedinejad dönemi Türkiye'nin İran politikasının neoklasik realist analizi (2005-2013)
Tehdit dengesi teorisi devletlerin uluslararası sistemden gelen tehditlere karşı etkin dengeleme davranışı sergilediğini savunmaktadır. Ancak devletlerin her zaman bu davranışı sergilememesi yapısal realizm açısından bir anomali oluşturmaktadır. Neoklasik realist yetersiz dengeleme teorisi ise, devletlerin tehditlere karşı, uluslararası sistemin dikte ettiği etkin dengeleme davranışı yerine yetersiz dengeleme davranışı sergilemesinin iç politik faktörlerin etkisiyle olduğunu savunur. Bu tez, yukarıdaki anomalinin açıklanabilmesi için iki alt hipotez ortaya atmaktadır. Bu bağlamda tez, stratejik kültür ve/veya toplumsal bütünleşiklik değişkenlerinin etkilerinin, devletlerin, sistemik etkilerle uyumlu biçimde etkin dengeleme davranışı sergilemesine engel olabileceğini ve yetersiz dengeleme davranışı sergilemelerine sebep olabileceğini savunmaktadır. Bu tez, yetersiz dengeleme teorisini test etmek için vaka çalışması yöntemini kullanacaktır. Bu açıdan, Türkiye'nin Ahmedinejad dönemi İran politikası en muhtemel vaka olarak dikkat çekmektedir. Değişkenlerin etkileri Türkiye'nin Ahmedinejad dönemi İran politikasında görülmektedir.
Demokrasi ve nükleer silahlar: İran örneği
Demokrasi, toplumsal ve ekonomi durumu gözetmeksizin tüm vatandaşların eşit sayıldığı, halkın özgür ve adil seçimler yoluyla temsilcilerini seçme hakkına sahip olduğu barışçıl bir yönetim sistemidir. Uluslararası İlişkiler literatürüne 1980'lerden itibaren giren Demokratik Barış teorisi de bir ülkenin yönetim sisteminin dış politikasındaki davranışlarını belirlediğini dolayısıyla yönetim sistemi demokrasi olan ülkelerin dış politikalarında barışçıl yaklaşımlarda bulunduklarını ve aralarındaki çıkan sorunları savaş ya da çatışma yöntemlerine başvurmadan çözmeye çalıştıklarını savunmaktadır. Tarihte çeşitli nedenlerden dolayı ülkelerarasında birçok anlaşmazlık yaşanmıştır. Ülkelerarasında yaşanan anlaşmazlıklardan biri de nükleer silahlanma yarışıdır. Tek bir hamleyle orduları, şehirleri hatta bölgeleri tamamıyla ortadan kaldırabilecek kapasitede olan nükleer silahlar, yok etme gücüyle tüm dünyanın korkulu bir rüyası haline gelirken diğer taraftan da askeri, siyasi, ekonomi, diplomasi gibi birçok alanda sağladığı avantajları elde etmek için ülkeleri peşinden sürüklemiştir. Nükleer silahların ülkeler arasında yayılması nükleer savaş tehlikesini arttıracağından dolayı uluslararası ortamda endişe oluşturmuştur. Bu noktada tez, bu endişelenmede demokrasinin rolünü, nükleer silahlar ile demokrasi arasındaki ilişkiyi İran nükleer programı üzerinden Demokratik Barış teorisi varsayımları çerçevesinde açıklamayı amaçlamıştır. Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Nükleer Silahlar, Nükleer Silahsızlanma, Demokratik Barış Teorisi, İran
Dinî-geleneksel devlet yapısından modern-seküler devlet formlarına: Türkiye, Mısır ve İran'da Çağdaş İslami Siyasal Hareketlerin reaksiyonları
Bu tezin amacı aynı dönemlerde dinî-geleneksel devlet yapısından modern seküler devlet yapılarına geçen Türkiye, Mısır ve İran'da Çağdaş İslami Siyasal Hareketler (ÇİSH'ler) olarak adlandırılan hareketlerin reaksiyonlarını incelemektir. Tezin kapsamı karşılaştırmalı tarihsel metodoloji kullanılarak her üç ülkede modern-seküler devlet inşa süreçlerinden ÇİSH'lerin her bir ülkede iktidara geldikleri bir yıl zarfındaki süreçtir. Bu tez, bahsi geçen reaksiyonların Türkiye'de neden siyasal sistem ile bütünleşen, Mısır'da neden sistem dışı kalıp yer altına inmek zorunda kalan ve İran'da neden İslam Devrimi ile sonuçlanan ve siyasal sistemi ele geçiren bir ÇİSH biçiminde ortaya çıktığını göstermeye çalışmaktadır. Araştırma ile Türkiye'de tarihsel olarak deorganize gelişen ulema örgütlenmesi, toplumun gündelik hayatına ilişkin hukuki düzenlemelerin seküler anlamda kök salması, seçimlerin değiştirici etkisi, ÇİSH'in toplumsal kontrol düzeyinin düşük olması ve siyasal pragmatizmi gibi sebeplerle Türkiye'de ÇİSH siyasal sistemle bütünleştiği gösterilmiştir. Mısır'da, tarihsel olarak yarı organize gelişen ulema örgütlenmesi, toplumun gündelik hayatına ilişkin hukuki düzenlemelerin seküler anlamda cılız olması, seçimlerin değiştirici etkisinin sınırlı olması, ÇİSH'in toplumsal kontrol düzeyinin sınırlı olması ve siyasal pragmatizmi gibi sebeplerle Mısır'da yarı eklemlenmiş bir durum olsa da çatışma kaçınılmaz olmuştur. Bu çatışma ÇİSH'in siyasal sistemden dışlanmasını beraberinde getirmiştir. İran'da tarihsel olarak organize gelişen ulema örgütlenmesi, toplumun gündelik hayatına ilişkin hukuki düzenlemelerin ulema kontrolünde olması, seçimlerin değiştirici etkisinin olmaması, ÇİSH'in siyasal pragmatizme başvurmaması gibi sebeplerle İran'da da çatışma kaçınılmaz olmuştur. Bu çatışma İslam Devrimi'yle sonuçlanmış ve ÇİSH siyasal sisteme hâkim olmuştur.
Edimsel yaklaşımla İran Azerbaycan Türkçesinden Türkiye Türkçesine kültür ve çeviri - Rukiye Kebiri örneği
Bu tez, İran Azerbaycan Türkçesi ve Türkiye Türkçesi arasında yapılan çeviride kültürün kolaylaştırıcı ve zorlaştırıcı etkilerini sorgulamayı amaçlar. Akraba diller belirli sınırlarda ortak bir tarihi ve kültürü paylaştığı için çeviride bilgi kaybı en az düzeyde tutulabilir. Tarihsel süreçte yaşanan dil ilişkileri, göçler, sosyal ve siyasi vb. olaylar akraba dillerin farklı dil ve alt kültürleri barındırmasına neden olur. Çeviride, kültürün farklılaştığı noktada kaynak metin yanlış yorumlanabilir. Tezde, kültürel bağlamda seçilen örnekler ve kültürel farklılıklardan kaynaklanan sorunlar edimsel yaklaşımla incelendi.
İran Türklerinde mersiye geleneği: Dinî ve millî kimlik etkileşimi üzerine bir inceleme
İran coğrafyasında varlık gösteren İran Türkleri, tarih boyunca birçok devletin kuruculuğunu üstlenmişlerdir. Ancak, Rıza Şah'ın 1921'de iktidarı devralmasıyla Türklerin İran'daki hâkimiyet alanının azalmaya başladığı görülmüştür. Bunda yeni bir ulus devlet kurma girişimleriyle ortaya koyulan politikaların etkisi son derece önemlidir. Pehlevi Dönemi'ne kadar kimlik farkındalıklarını her alanda vurgulayan İran Türkleri özellikle 1979 Devrimi sonrasında dinî kimliğin millî kimlikten daha kapsayıcı bir etkiye sahip olduğu bir sosyokültürel süreç yaşamıştır. Bu süreç, Şii paradigmasının oluşturulmasıyla beraber bağlayıcı bir üst kimlik oluşturma çabasıyla tamamlanmıştır. Şiilik üst kimliği, İran genelinde toplumun her kesimini etkileyerek kıyafetlerden müziğe, dilden yaşayış biçimine kadar pek çok unsuru kapsayan bir koruma mekanizmasıyla sürdürülmektedir. Bu kültürel dinamikler arasında, dinî ve millî kimlik etkileşiminin kesişmesiyle kimlik farkındalığının ortaya koyulabildiği alanların başında ise mersiye geleneği gelmektedir. Mersiye geleneğinin, İran Türklerinin yaşamında önemli bir yer tutmasıyla dili koruma, arınma, geleneği sürdürme, toplu katılımla bütünleşme, sosyal kontrol ve gizli protesto gibi özgün işlevlere sahip olduğu gözlemlenmiştir. Öte yandan ülkenin resmî dilinin Farsça olması ve Türkçenin resmî dil olarak kabul edilmemesi gibi faktörlerle İran içinde tek dil yaklaşımının kamusal boyutta sınırlı kalmayarak sosyal hayatı derinlemesine etkilediği bir ortamda, mersiye geleneği Türkçenin yaşatılmasında önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışmada söz konusu faktörlerden hareketle mersiye geleneğinin, İran Türklerinin dinî kimlik ile millî kimlik etkileşimi üzerindeki rolü incelenmiştir. Öncelikli olarak araştırmaya konu olan kavramların tanımı ve tarihî açıklamalarına yer verilmiştir. Bu çerçevede İran Azerbaycanı ile çalışmanın sınırlılığını oluşturması açısından Türklerin yoğun yaşadığı ve geleneğin kuvvetli bir şekilde sürdürüldüğü bölgelerden Zencan iline ilişkin bölgeyi tanıtıcı bilgiler sunularak İran Türklerinin mersiye geleneğiyle ilişkilendirilebilecek literatür çalışmaları ele alınmıştır. Akabinde mersiye geleneği ana hatlarıyla tanımı, tarihi ve kavram-âyin uygulamaları yönüyle incelenmiştir. Mersiye geleneğinin folklor disiplini içinde önemli bir yer tutması işlevsel yöntembilim çözümlemesi ile konuya bütüncül bir yaklaşımı sağlayabilmektedir. Nitekim işlevsel boyut sadece kültürel bir ifade olarak değil aynı zamanda toplumun dinî ve sosyal dinamikleri içindeki rolünü de anlamamıza yardımcı olmaktadır. Dolayısıyla da çalışmaya bulgu oluşturmasıyla Zencan merkezi ve kırsal bölgelerinden saha çalışması ve katılımlı, katılımsız gözlem yoluyla elde edilen veriler üzerinden icracı, icra ortamları, dinleyici/izleyici ve metin örnekleriyle mersiye geleneğinin genelden İran Türkleri özeline işlevsel boyutu ortaya koyulmuştur. Son olarak dinî ve millî kimlik etkileşimine örnek oluşturan veriler ele alınarak mersiye geleneğinin bu kimliklerdeki rolüne dair bulgu ve çıktılar paylaşılmıştır. Anahtar Kelimeler Mersiye Geleneği, İran Türkleri, Zencan.
Şiraz nakkaşhaneleri ve resimli şehnameler (1470-1500)
Bu çalışmanın konusunu, İran edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan ve Firdevsi (ö. 411/1020) tarafından 11. yüzyılın başlarında tamamlanan Şehnamenin Şiraz kentinde 1470-1500 yılları arasında üretilen resimli örnekleri oluşturmaktadır. Belirlenen zaman aralığında hazırlanmış olan örnekler içerisinden Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi koleksiyonunda bulunan sekiz nüsha H.1515 (1478), H.1489 (1482-83), H.1506 (1486), H. 1507 (1494), R. 1542 (1494), H.1491 (1495), H.1508 (1498), H.1478 (1490) ile Staatsbibliothek zu Berlin (Berlin Eyalet Kütüphanesi)'de bulunan tek nüsha (Ms.or.fol.4255/ 18 Haziran 1489) çalışmamız kapsamına alınmıştır. Bu tez kapsamında 16. yüzyıla kadar Şiraz'daki politik durum hakkında bilgi verilmiştir. Akkoyunlu Beyliğinin (1340-1514) siyasi tarihine bakılmıştır. Önemli bir el yazması üretim merkezi olan Şiraz'ın kitap üretimindeki yerine değinilmiştir. Böylece odaklandığımız dönem için siyasi ortam tanıtılmış ve sanatsal alt yapı belirlenmiştir. Resimli Şehname geleneği 1470 yılına kadar ele alınmış ve çalışmanın odaklandığı dönemden önce var olan resimli örnekler incelenmiştir. Konu kapsamında ele aldığımız dokuz Şehname nüshasının incelemesi yapılmıştır. Nüshaların resim üslubu, sayfa tasarımları, tezhip özellikleri irdelenmiş ve değerlendirmeleri yapılmıştır. Bu incelemenin önemli bir bölümünü yazmalarda yer alan resimlerin ikonografik çözümlemeleri oluşturmuştur. Yapılan incelemede, konu kapsamında ele alınan Şehname nüshalarının birbirlerine benzeyen özellikleri ortaya çıkarılmış, sahip oldukları özgün yönleri belirlenmiştir. Böylece Şiraz nakkaşhanelerinin söz konusu dönemdeki üretimi hususunda değerlendirme yapılabilmiştir.
Türkiye'de Hristiyan İranlı sığınmacıların sosyo-ekonomik durumları ve sorunları: Ankara örneği
Bu tez Türkiye'deki İranlı mülteciler ve İranli Hristiyan mültecilerin sosyo- ekonomik durumları ve sorunlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda mültecilerin durumunu daha iyi anlamak için genel olarak ve dünyada mültecilik ele alınacaktır. Birinci bölümde mülteci, sığınmacı ve göçmen kavramları ve arasındaki farklar ve uluslararası platformda mültecilik irdelenecektir. İkinci bölümde Türkiye'deki mülteciler ve onların hukuki statüleri incelenecektir. Üçüncü bölümde Türkiye'deki İranlı mültecilerin geliş nedenleri ve sorunlarına değinilecektir. Son bölümde ise tezin ana eksenini oluşturan Hristiyan İranlıların Türkiye'deki sosyo-ekonomik durumları, din yaşantıları, siyasal durumları, sorunları ve Türkiye'den geleceğe yönelik beklenti aktarılacaktır.
Modernism a road to death for Virginia Woolf and Sadegh Hedayat
Modern life is very attractive when you think about the new world and new technologies but when you go through that, you can see the negative sides more than the positive sides. Years ago when the modern ideas appeared it was very interesting for some people but not for all of them. Modern ideas were changing the world fast without any attention to the people and how do they adapt themselves with that. Pioneers like Woolf and Hedayat were writers who tried to create a new point of view toward life; they sacrificed themselves to ascertain the truth of the humanity, art and existence. In this thesis I am going to do research about the common ideas between Woolf and Hedayat also how they changed their environment, how they affected by modern ideas, how they struggled to create new methods of writing and how they finalized their lives. I will give some information about the historical and social issues related with these writers' lives and then I will analyze their works to reach to the idea that modernism was a road to death for Woolf and Hedayat. Key words: Woolf, Hedayat, Modernism, İran, England
The relationship between Hamas and Iran after the Syrian uprising
This study examines the Iranian foreign policy towards the Islamic Resistance Movement (Hamas) during the period (2006-2013), which saw the movement's victory in the parliamentary elections in 2006, and the formation of its government, which was boycotted regionally and internationally except for some Islamic countries such as the Islamic Republic of Iran which announced from the first moment its support for the elected Palestinian government, boosting the relationship between Iran and Hamas, yet some events led to the decline in this relationship between the two parties. The year 2013 represents a crucial year in Hamas' rule of the Gaza Strip, when Mohammed Morsi, the Egyptian president was isolated as well as the Muslim Brotherhood, which is the spiritual father of the Hamas Movement. The study relied on several research approaches, including the descriptive, analytical, historical approaches and the analysis of strengths and foreign policy approaches. In addition, the researcher used interviews with specialists and officials as a research tool. This study falls in four chapters, which deals with the elements of Iran's foreign policy, which touches on the relationship between Iran and Hamas. It also addressed the impact of these changes on the Palestinian arena during that period on Iran's foreign policy towards Hamas, and the impact of the Arab revolutions on this policy. The study concluded by presenting a review of the possible future scenarios between the two parties at the regional and international levels. The study found that the Palestinian issue is of major concern to the political decision-maker in Iran, and to support the Palestinian resistance is necessary to confront Israel despite the different positions on the Syrian crisis. Keywords: Hamas, Iran, Foreign policy, Arab spring, Syria
Türkiye ve İran dış politikası üzerinde kamu diplomasisinin etkisi : Irak & Suriye örnekleri (2000 – 2016)
This thesis shall focus on the role of public diplomacy of the Republic of Turkey and the Islamic Republic of Iran to their foreign policy approaches since 2000; a case study largely dwells on the developments in Iraq and Syria. For Turkey, the focal starting point is since the time the Justice and Development Party won the 2002 general election. In case of Iran, this issue will be contemplated by considering the 8th - , 9th- 10th and 11th governments; that is, the government of Seyed Mohammad Khatami (2nd term in office; 2001-2005), Mahmoud Ahmadinejad (2005 - 2013) and the government of Hassan Rouhani since 2013 as the 11th government. Turkey and Iran are effective, influential and powerful countries in the region in the sense that their foreign policy approaches toward each other and with respect to other States is of crucial importance both for the regional stability and for the wider global peace. Seeing that, the aim is to find the answer that to what extent their public diplomacy determines their foreign policy approaches in Syria and Iraq, what are the parameters and the tools of their public diplomacy and what has been or would be the outcome. The objectives that might help to reach the aforementioned aim is to understand what is/are the logic and policy behind their decision and selection of their regional interests considering the developments in Syria and Iraq. I have tried to analyze the paths and approaches they adopted in the application of different tools of public diplomacy by comparison and description. To this aim, in this study, the public diplomacy and foreign policy of Turkey and Iran towards developments in Iraq and Syria illustrated in terms of effectiveness and pro-activism, considering the impacts of their political culture, political structures, historical background, geographical location, ideological intentions and geopolitical position. Among many of these factors that directly affects their stances in various fields, is the characteristic of representing two different sects of religion of Islam, which, by itself, has caused many challenges such as sectarian or religious oriented alliances and conflicts during the ages. This fundamental nature, specially, becomes more subtly evident particularly since 2011 with the start of Syrian crisis. Other global and regional incidents like 9/11, the occupation of Iraq by the U.S. in 2003 and 2010 Arab Spring, each has also distinctly had its own share of its impacts on their stances towards their foreign policy approaches in Syria and Iraq. In the same manner, factors such as their lobbying power and the status of their engagement in the region based on their memberships in regional and international organizations have also relatively affected the framework of the strategic planning for their public diplomacy and foreign policy approaches. Under such circumstances, their political stances revealed and uncovered out of the emergence of new religious based coalitions and alliances and, as a consequence, has aggravated the ongoing crisis in the region. Such a climate became a dangerous incentive for these countries to set out a serious provocative show of power, albeit, not addressing directly to each other. Even if their foreign policy approaches may not be a direct reflection of this characteristic; it has become the root and cause of, at least, many misunderstandings and, as the result, many challenges. Competitive relations made them to utilize relatively similar instruments of public diplomacy; however, they could not stay untouched by the ramifications of the regional and global developments such as 9/11, the U.S. occupation of Iraq in 2003, Arab Spring in 2010 and the start of Syria crisis in 2011. Under the effect of these developments and their ideological and strategic preferences, their public diplomacy initiatives have not been proper for directing their foreign policies for the ultimate benefits of the region. More accurately, although they felt responsible to design new structure to promote their existing norms in public diplomacy either for the sake of success of their own domestic and foreign policy or, perhaps, establishment of sustainable peace in Syria and Iraq, there has not been much " serious will for cooperation" over Syria and Iraq; moreover, Iran and Turkey have been continuously criticizing each other. However, apart from these parameters, Turkey and Iran have been historically as bridges in terms of culture and economy; a characteristics which has not only given their ties a unique status in the region but also determine how these countries relate to each other in the regional developments. On the other side of the coin, the said regional developments provided new climate and opportunity for Turkey and Iran to benefit the power vacuum or lack of domestic authority in Iraq and Syria to promote either their optimal political system, rather than appropriate policies, or in an attempt to prevent any harmful shift of the regional balance of power, which can also be evaluated as their quest for the regional hegemony. So, theories that determined to explore the nature of foreign policy and public diplomacy of Turkey and Iran in Iraq and Syria, should consider the issue of regional hegemony, too. Accordingly, in the process of power employment by these countries in Syria and Iraq, soft instruments such as norms, values and identities are applied. That is, soft power applied besides hard power since the theoretical framework should consider both the hard and soft dimensions of power. Considering the fact that the "Constructivism" regards important places for values, norms and identity and looks at the relationship between the structure and broker and/or agent with interactive manner and as mutually constituted ( Wendt 2000) , it has more potential and capacity in analyzing the foreign policy of Turkey and Iran with regard to developments in Syria and Iraq. This theory pays attention not only to both materialistic and non-materialistic dimensions but also to micro and macro in a dynamic and non- stationary process. That is, it pays attention to those matters related to norms and realities regarding regional structure. In the social science, Structure is the intermittent patterned arrangements, which influence or limit the choices and opportunities available. On the other hand, Agency is the capacity of individuals to act independently and to make their own free choices. Barker (2005, p.448). The structure versus agency debate may be understood as an issue of socialization against autonomy in determining whether an individual acts as a free agent or in a manner dictated by social structure. In such manner, in term of IR theory, this contribution considers the nature of their policies in the context of Constructivism, as it is able to explicate and analyze these two countries behavioral patterns. On the other hand, their relations has been always experiencing ups and downs but at the same time when economic factors and cooperation attain prominence vis-à-vis politics, along with cultural cooperation, it has worked as a core and motor of maintaining warm mutual relations. However, the fact is that this has not been able to help for regional peace because furthering trade and economic cooperation has only eased the path for furthering mutual political willingness. There are various aspects, such as regional and International interests, historical backgrounds, geographical and geopolitical location, memberships in regional and International organizations, which has made them pursuing different approaches in their diplomacies that inescapably affected their selection and preferences of coalition and corporation both in regional and global spheres. In this regard, there are some preliminary questions to ask in order to arrive at proper solid responses. These questions constitute the macro-level part of the present study; 1- What are the public diplomacy tools of Turkey and Iran in Syria and Iraq? 2- How their public diplomacy has managed to a contributive foreign policy for the achievement of peace and stability in Iraq and Syria? The Justice and Development Party has been on power in Turkey since 2002 .In the case of Iran, been different parties have been in power since 2002. That is, during 1997-2005 the reformists (Eslah-talaban) were in power in the 7th and 8th governments. Then Mahmoud Ahmadinejad, the candidate from conservative party (Osool-garayan) won the elections in two consecutive terms as the sixth and seventh President in 9th and 10th governments from 2005 to 2013. Dr.Hassan Rouhani mostly influenced by reformist (Eslah-talaban) and much less affected by the "Moderates" (Eetedal-garayan), won the election in 2013 as the eighth President in the 11th government. The governing political parties in these countries and their political structures have affected the paradigms of their public diplomacy since, by definition, public diplomacy acts with the help of tools such as media and communication; considering that, the application of these tools varies in these countries based on the instructions of constitution law, political culture, political system, geography and historical background; moreover, the preferences of the governing political parties. I will conclude that the foreign policies of Turkey and Iran have been seriously influenced by their public diplomacy approaches in negative manner. This has caused them to become inconsistent albeit proactive under the effect of new developments, both global, regional and the needs of their domestic policies. More accurately, the existing situation has naturally made them more curious, concerned and beware of with regard to their mutual policies and stances as a kind of direct or indirect response.
Ortadoğu ülkelerinde ekonomik kalkınma; İran ve Suudi Arabistan örneği
Ortadoğu coğrafyası, konumu ve tüm doğal zenginlikleri ile hem siyasi hem de ekonomik olarak önemli bir yere sahiptir. Bu ülkelerde başlıca ekonomik kaynak doğal zenginlikleridir. Ekonomik açıdan en büyük gelir kaynağı bu ülkelerde petroldür. Ortadoğu coğrafyasında yer alan ülkelerin ekonomileri petrol üretimleriyle bağlantılı olarak gayet iyi durumdadır. Bu ülkelerin en büyük sorunu, sürekli olarak yaşanan siyasi sorunlardır. Yaşanan siyasi sorunlar nedeniyle bu ülkelerde sürekli olarak bir kaos ortamı oluşmakta ve ülke ekonomileri buna bağlı olarak olumsuz etkilenmektedir. Yapılan bu çalışmada, birer Ortadoğu ülkesi olan İran ve Suudi Arabistan'ın ekonomik açıdan ülke kalkınmasında rol oynayan tüm faktör ve etmenler tespit edilerek detaylı bir şekilde incelenecektir. Ekonomik kalkınmanın hakkında genel bir bilgi verilirken, ekonomik kalkınmada yol gösterici olan makroekonomik değişkenlerden ve bu değişkenlerin ekonomiye olan etkisinden bahsedilecektir. Ayrıca, İran ve Suudi Arabistan'ın ekonomik yapısı incelenerek bu ülkelerin ekonomik olarak kalkınmasında rol oynayan faktör ve ekonomik değişkenlerin neler olduğundan bahsedilecektir. Ayrıca bu iki ülkenin ekonomik açıdan birbirleriyle benzerlik gösterip göstermediği incelecektir. Son olarak Türkiye ile bu iki ülkenin tüm ticari ve ekonomik ilişkileri detaylı bir şekilde incelenerek değerlendirilecektir. Değerlendirme sonucunda bu iki ülkenin Türkiye açısından ekonomik önemi değerlendirilmiştir. Ayrıca bu iki ülkenin dış ticaretlerinin ekonomik büyümelerine olan etkisi Granger Nedensellik Analizi ile ölçümlenmiştir ve çıkan sonuca göre ihracat oranı ile ekonomik büyüme oranı arasında çift taraflı bir ilişki olduğu sonucu elde edilmiştir.
Performans, taziye ve seyirci
Bu çalışmada, "Performans Teorisi" ışığında İran taziyesinin önemi ortaya konurken, bu teori ile taziye ritüelinin ilişkisinin belirtilmesi amaçlanmış ve ritüelin tarihî, siyasi ve kültürel yönleri incelenmiştir. Ayrıca bu ritüelin performans ve tiyatro yönü, yeni bir bakış açısıyla gösterilmiştir. Bu tezdeki üç kavram, yani performans, ritüel ve tiyatro, tezin konusuna paralel olarak açıklandıktan sonra, taziye terimi detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Ayrıca taziye ritüelindeki seyirci ve oyuncu ilişkisi incelenmiştir. Çalışmada, taziye seyircilerinin izledikleri oyunla ilgili katılımları ile inanç konusu değerlendirilmiş ve bu törensel gösterinin kimliği, Amerikalı yönetmen Richard Schechner'in Performans Teorisi çerçevesinde incelenmiştir. Ayrıca taziye konusunu içeren ritüel ve performans kavramları analiz edilerek seyirci ve oyuncu arasındaki enerjinin hem zihinsel hem bedensel eylem olarak nasıl bir alışveriş içinde olduğu ortaya konmuştur. Bu alışverişin hem bireysel hem toplumsal olarak sebep olduğu dönüşümden bahsedilmiştir.
İran'da insani kalkınma analizi: Eğitim ve cinsiyet eşitsizliği karşılaştırmalı bir bakış açısından
This thesis attempts to address existing gender parities and gaps in Iran compared to Azerbaijan and Turkey in terms of human development perspective. Human development by enlarging people's freedoms and potentials draws the attention to "ends" and insists on both intrinsic and instrumental values of development. The three main components within human development are: capabilities, free agency and achievements. Health, education and per capita income are the essential indicators of Human Development Index (HDI). Each of which has the same ratio in HDI value estimation. Gender inequality as a global phenomenon, increasingly focuses on women's deprivation of education, health, income and social developments. This thesis discusses Iran's educational developments analytically and compares female-to-male progresses in HDI indicators of Iran with Turkey and Azerbaijan. The main goal of human development and capability approach is equal distribution of capabilities and functionings among people. The exceptional status of education in having both intrinsic and instrumental values multiplies the significance of equal education in a global context. In addition to the direct impact of education on total health and income rates, parity in education has the capacity to empower women and make them qualified for well-paid vocations. Iran from 1990 to 2015 has had a sustainable progress in health, education and per capita income. In case of education, Iran has proceeded remarkably in women's access to schools. Iran has almost succeeded to close the gender gap in education, while gender inequality remains in achievements so far. In comparison, in Turkey and Azerbaijan, raising women's capabilities has led to more achievements in terms of economic resources, labor force participation and political participation. According to human development reports, Turkey in capability distribution has experienced more gender disparity than Iran. By filtering the health indicator, Azerbaijan has the best status in gender parity rather than Turkey and Iran. Turkish women's high life expectancy at birth is the best among the analyzed countries. Unlike Iran, educated women in Azerbaijan and Turkey have lower unemployment rates than Iranian women. That is probably why women in Iran recently have less interest to continue their education in tertiary level and this disappointment has reproduced the gender gap.
Bir e-ticaret platformunda müşteri memnuniyetini etkileyen faktörler: İran'da bulunan Digikala'nın vaka analizi
In the era of globalization, E-commerce is a great revolution, which has made life simple and innovative for everyone. In online shopping, customers demand to receive high quality products and services. If they perceive that the current website is unsatisfactory, they move away to another one easily. So customer satisfaction in e-commerce is different from physical market where customers have access to see products. Like other countries, online shopping has gradually become more popular in Iran and competition among e-retailors becomes continuously fierce in this industry. Thus, the purpose of this study was to investigate the key factors that affect the level of customer satisfaction in Digikala Company, which is one of the biggest Iranian B2C e-commerce platforms. For this reason, emphasis took place on the elements of website design, information quality, website usability, order fulfillment quality, security and privacy and also trust. Based on these factors, six hypotheses of the study were developed as part of the research model. Conducted research method was quantitative research, based on a self-administered questionnaire that was sent by email to the respondents. The data was collected from 416 respondents, who had done online shopping at least four times monthly. Acquired data were analyzed with Multiple Regression in SPSS 18.0 and AMOS software. The findings revealed that there was a positive significant relationship between all mentioned factors and customer satisfaction. Out of these six significant factors, security and privacy played a stronger influence than other ones. Based on the results, conclusion, managerial implications, suggestions and limitations were discussed. E-retailors and e-commerce service designers can utilize findings of this study to know about how to improve satisfaction level of their customers and as a result gain competitive advantage based on a better understanding of their customers' needs, wants and expectations.
The role of religion in Iranian foreign policy as a soft power in the Middle East
Middle East lies in a geopolitical area which has gained attraction of the regional and the global powers throughout the history. This region is the connecting bridge between Asia, Europe and Africa, which encompasses different nationalities and religions and till today it has been politically unstable mainly because of direct and indirect religious conflicts. After Islam and its division into two main sub groups by the name of Sunni and Shia, this process continued and till today competition between the two groups Sunnis and Shias has been carried on in the Middle East. Iran Islamic Revolution happened as a remarkable evolution in the Shia-centric community of Iran and after that the leaders of Iran did not focus only in their internal affairs, but rather shifted their concentration on regional politics, particularly through Shia Revolutionists in order to play a considerably active role in the Middle Eastern region. Iran got an active position in the world, especially in the Middle East, after the revolution as a Shia-centric community. Different educational, cultural and political activities of Iran outside its borders are clear examples of Iran's international actions after the revolution. This thesis is based on the research regarding the methods and approachs that Iran has used to expand its borders and influence in the Middle East. It also investigates the elements and factors which Iran has used to have influence over the Middle East. The main objective of this thesis is to investigate and search on foreign politics of Iran and the usage of religion as a soft power in the Middle East. In this essay the religious factors of Iranian politics would be researched and the way it is used. In addition to these, this essay would research about the political and cultural opposition between Iran and other countries in the Middle East. After investigating about the usage of religious factors of Iran in the Middle East, the role of Iran as a regional power and a pro-Shia in the Middle East will be discussed. It will be clarified how Iran has used the Shia factor as a tool in order to reach its political and cultural aims in the Middle East. Keywords: Religion, Revolution, Cultural Struggle, Shia, Soft power, Middle East
Comparative analysis of the politics put into practice by Iran and U.S.A in the Middle East region
Relations between the United States and the Islamic Republic of Iran are influenced by complex historical, geopolitical, and ideological factors. To have a genuine understanding of the relations between the U.S. and Iran requires knowledge of the historical, ideological, and philosophical grounding of the two nations. This report will analyze the history of both the United States and Iran, their geopolitical situation, and the worldview which shapes their foreign policy. Only with this comprehensive level of understanding can American policymakers create a foreign policy towards Iran which is in the national interest of the United States. This report argues that the primary goal of United States foreign policy for the last century is the creation of a liberal world order which respects the rule of law promotes free trade, and respects individual rights. The direction of American foreign policy might be shifting towards a nationalist direction under the leadership of President Trump. Iranian foreign policy is guided by the principle of maintaining its national sovereignty. The primary influence on Iranian philosophical and ideological development is Shia Islam, which serves to re-enforce the independence of Iran from its Sunni neighbors. The tense relationship between the United States and Iran is a product of the Islamic Revolution of 1979, in which a theocratic revolutionary movement overthrew the Shah, an ally of the United States, and took American diplomats hostage. This report recommends a re-examination of Iranian United States relations. The Islamic Republic of Iran and the United States share a common interest in suppressing radical Sunni extremist groups such as ISIS, and Iran's willingness to sign the Iran Deal indicates a desire to deal in good faith with the United States. This report recommends a re-examination of the Bush II/Obama era policy of regime change and instead argues that is in the national interest to have a policy towards Iran, and the Middle East, which emphasizes stability rather than ideology. Keywords: Iran Policy, US Policy, Iran – US relations, Middle East Policy, foreign policy
İran'ın nükleer silahlanma girişimleri
İran'ın uzun bir süredir uluslararası toplum ve kuruluşlardan gizli bir şekilde nükleer silah üretme amaçlı yürüttüğü nükleer enerji programının, 2002 yılında ülkedeki yönetime muhalif bir örgüt tarafından dünya kamuoyuna ifşasıyla birlikte, konuyla ilgili olarak başta Birleşmiş Milletler (BM) ve önde gelen küresel güçler tarafından bu ülkeye siyasi, ekonomik ve ticari alanlarda sürekli ve kapsamlı bir biçimde ambargo ve yaptırımlar uygulanmaya başlamıştır. 2015 yılına gelindiğinde ise İran ile P5+1 (ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin + Almanya) olarak anılan ülkeler arasında uzun süren diplomatik müzakerelerin sonunda, İran'ın nükleer enerji programını sınırlandıran ve bunun karşılığında da bu ülkeye uzun yıllar uygulanan ekonomik ambargo ve yaptırımları aşamalı şekilde kaldıran nükleer bir antlaşma imzalanmıştır. Ancak son dönemde ABD-İran-İsrail arasındaki geriliminin yeniden tırmanması ve ABD'nin anılan antlaşmadan çekilmesiyle birlikte İranlı karar alıcılar, yeniden antlaşma öncesindeki nükleer programa dönebileceklerini ifade etmişlerdir. Bu gelişmeler bir yandan mevcut statükonun değişme ihtimalini gösterirken, diğer yandan da İran'a ilişkin bölgesel ve küresel anlamdaki endişelerin yeniden artmasına neden olmaktadır. Çalışmada, İran'ın nükleer enerji programı başlangıcından günümüze dek incelenerek, meselenin uluslararası hukuk çerçevesinde bir değerlendirmesi yapılmış ve nükleer silaha sahip olacak bir İran'ın Batı ve bölge ülkelerine olan etkileriyle (siyasi, ekonomik, güvenlik) bu ülkelerin meseleye ilişkin yaklaşımları ortaya konulmuştur.
Küreselleşme bağlamında Rusya-İran ve Türkiye arasındaki işbirliğin süreklilik potansiyeli
Soğuk Savaş'ın bitişi ve ardından SSCB'nin dağılmasıyla, dünya güç dengesinde büyük değişiklikler meydana gelmeye başlamıştır. Soğuk Savaş boyunca sürmüş olan iki kutuplu yapı son bulmuş, doksanlı yılların uluslararası sistemi ABD hegemonyasında tek kutuplu bir yapıya dönüşmüştür. 21. yüzyıla girerken 11 Eylül Terör Saldırısı, başarısız Afganistan ve Irak Harekatları ABD'nin prestijini sarsmış, toparlanan Rusya, büyüyen ekonomileri ile AB, Çin, ve Japonya, ABD'nin rakibi konumuna gelmişlerdir. Küreselleşme gibi başka faktörler de olmakla birlikte ABD hegemonyasındaki tek kutuplu yapı sarsılmaya başlamış, 21. yüzyıl uluslararası sistemi çok kutupluluğa doğru evrilmeye başlamıştır. Küreselleşme süreci bazı çevrelerce yararlı bulunsa da bazı çevrelerce getirdiği ekonomik, siyasi ve kültürel olumsuzluklar yüzünden eleştirilmiştir. Bünyesinde barındırdığı olumsuzluklar küreselleşme sürecinin tamamlayıcısı ya da karşıtı olarak görülebilen bölgeselleşme hareketlerini başlatmıştır. Bölgeselleşme hareketleri ile küreselleşme karşısında zayıf düşen ulus devletler ayakta durmaya çalışmakta, aşınan yetkilerini tekrar kazanmaya çabalamaktadırlar. Küreselleşmenin barındırdığı olumsuzluklar ulus devlet yapısını çevre ülkelerle ekonomik ve siyasi birlikler kurmaya sevk etmiştir. 21. yüzyıl uluslararası sistemin çok kutuplu yapısı, küreselleşme sürecinin ulus devleti bölgesel birlikler kurmaya teşvik etmesi; Suriye krizi üzerinden gelişen Rusya-İran ve Türkiye işbirliğinin süreklilik arz ederek daimi bir birliğe dönüşmesini kolaylaştırmaktadır.
İran sinemasında kadın temsili : Samira Makhmalbaf örneği
Samira Makhmalbaf'ın filmlerindeki kadın imgesinin simgesel ve İran sinemasının minimalist özelliklerinin irdelendiği çalışmada devrim öncesi, birkaç film hariç, yalnızca kamera önünde, aslolarak niteliksiz bir temsilin nesnesi olan kadınların 1979 devrimi sonrasında kameranın hem önü hem de arkasında nitelikli bir temsil ve duruş sergilemelerinin ve sinemanın yaratıcı özneleri haline gelmelerinin süreci anlatılmış ve rejime rağmen var olmaya çalışan kadınların hayatlarından bahsedilmiştir.