Iran

416 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Sinemaya sinemayla bakmak: Devrim sonrası İran sinemasında düşünümsellik

Sinema, ilk yıllarından bu yana bir eğlence aracı olmanın yanında; bir ifade aracı, gerçeğin aynası, sanat dalı, propaganda aygıtı gibi pratiklere hizmet etmiştir. Tüm bu pratiklere hizmet ederken de bir olayı, bir insanı, bir derdi, bir bunalımı, bir aşkı, bir ayrılığı veya bir gerçeği ele alarak konu edindiğini nesnesi haline getirmiştir. Ancak bazı durumlarda sinema, kamerayı kendine, yani özneye de çevirmeyi bilmiştir. Başka bir deyişle, sinemanın konusu yine sinema olmuş, düşünümsel bir stratejiye geçilmiştir. Devrim sonrası İran sinemasında sinemayı konu alan, film yapım sürecini konu eden veya sinemanın doğasına dönen filmlerde düşünümsel olarak adlandırılan bu tekniklerin nasıl uygulandığını saptamaya yönelen bu çalışma, düşünümsel filmlerin İran sinema çevresini ve sinemaya uygulanan baskı, sansür ve yasaklar hakkında bilgi verebileceği düşüncesinden doğmuştur. Bunun yanı sıra İran sinemasında düşünümsel filmlerin daha önce yapılan çalışmalarda söz edilen tutucu, eleştirel ve yanılsama karşıtı gibi tavırlara bağlı olarak düşünümsel teknikleri ne şekilde uyguladığı fikri bu çalışmanın ortaya çıkışına hizmet eden diğer bir düşüncedir. Bu amaç doğrultusunda devrim öncesi ve devrim sonrası İran sineması hakkında bilgi verilmiş, daha sonra sinemada düşünümselik üzerine getirilen görüşler üzerinde durulmuştur. Bu görüşlerden hareketle tutucu, eleştirel ve yanılsama karşıtı düşünümselliği içeren yeni bir yaklaşım tarzı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Son olarak devrim sonrası İran sinemasından seçilen filmlerin söyleme ve biçime dayalı düşünümsel teknikleri incelenmiştir. İnceleme sonucunun ardından ele alınan filmlerin en genel anlamda İran sinema çevresi hakkında verdiği bilgiler saptanmış ve filmlerin düşünümsellik tavrı biçime ve söyleme dayalı teknikler göz önünde bulundurularak yorumlanmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: düşünümsellik, metasinema, özdüşünümsellik, metakurmaca, İran sineması

Düşünce yapısıSinemaSinema tarihi+4
Murat Yağız Aydın
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

İran Türklerinde müzik ve sosyokültürel işlevi

Milletleri özgün ve değerli kılan unsurların başında ilim, fikir ve sanat gelmektedir. Sanatın ana dallarının en önemlilerinden biri ise şüphesiz ki mûsikîdir. Mûsikî sanat dallarından biri olmasına rağmen hem bütün sanat dallarını hem de ilim ve fikir hayatını belirli oranda etkilemektedir. Bir milletin kültür ve medeniyet seviyesini doğru değerlendirebilmek için onun mûsikîsini iyi incelemek gerekmektedir. Bu cümleden, Türk Dünyasının önemli bir dilimi olan İran Türklüğünün kültür ve medeniyetini doğru değerlendirip, isabetli tahlil ve tenkidini yapabilmek için mûsikî medeniyetini iyi bilmek gerekmektedir. XI. yüzyılın başlarında Selçukluların hâkimiyetinden XX. yüzyılın başlarına kadar bin yıl Türk hanedanlarının yönetiminde bulunan İran coğrafyasında bugün de Türk soylu halklar ülke nüfusunun çoğunluğunu oluşturmaktadır. İran Türklüğü, Orta Asya/Türkistan Türklüğünü, Kafkasya ve Anadolu Türklüğüne bağlayan köprü ve istasyon niteliğindedir. Altay, Kaşkar, Yesi, Taşkent, Semerkant, Buhara, Harezm, Maveraünnehir, Horasan'dan akıp gelen Türk kültür ve medeniyeti, insan gücü gibi burada istasyon yapıp, hatta olgunlaştıktan sonra Batıya yürümüştür. Türk medeniyetinin önemli bir öğesi olan mûsikî, Türk Dünyasının büyük dahileri olan Türkistan/Otrar'dan gelen Fârâbî, Buhara'dan gelen İbni Sina, Urmiye'de doğup büyüyen Safiyüddin Urmavî, Marağa'da doğup büyüyen Abdulkadir Marağayî, Tebriz'de sanatını sergileyen Ali Selimî gibi saz ve söz üstatları sanatları ile neşvünema bulmuş ve dünya sahnesinde hak ettikleri yeri almışlardır. İran Türk mûsikîsi, Şah Tahmasb zamanında karşılaştığı gibi XX. yüzyılın başlarından itibaren, daha doğrusu Farsların yönetimi olan Pehlevîler ve "Humeyni" rejimleri ile birlikte çok büyük engel ve yasaklarla karşılaşmıştır. Ancak her türlü yasak ve engele rağmen köklü geçmişe sahip İran Türk mûsikîsi, bugün istenilen düzeyde olmasa da varlığını devam ettirmektedir. Resmî olmayan rakamlara göre nüfusları 35 milyon civarında olan İran Türklerinin yerleşik bulundukları, Firuzabad'dan Erdebil'e, Türkmensahra'dan Sulduz'a kadar bütün il, ilçe ve kasabalarda büyüklü küçüklü müzik toplulukları, müzik okulları, orkestraları ve çalgı aletleri yapım yerleri bulunmaktadır. Ayrıca Türk âşıklık geleneğini devam ettiren iki binden fazla âşık ve bunun iki katı kadar da bunlara eşlik eden sanatçılar faaliyet göstermektedir. Bugüne kadar üzerinde akademik çalışma yapılmayan İran Türklüğünün mûsikîsini araştırıp, inceleyip değerlendirerek onların mûsikî dünyasını dünya bilim âlemine sunmak, bununla da Türk mûsikîsine katkıda bulunmak bu çalışmanın maksadını oluşturmuştur.

İran
Yavuz Selim Kafkasyalı
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Ali el-Kerekî'nin İsnaaşerî Şiiliği üzerindeki etkisi

Geçmişten günümüze İran halkları, bulundukları coğrafya için oldukça önemli bir konumda durmayı başarmışlardır. Onlar için kritik öneme sahip bazı zaman dilimleri vardır ki bu yıllar ülkenin geleceğini şekillendirmiştir. Safevî Devleti bu zaman dilimlerinin belki de en önemli eşiğini oluşturmaktadır. Çünkü Safevî Devleti'nin kuruluş aşamasında karşılaştığı sorunlar ve bu sorunlara yönelik uygulamak istediği politikaların bilinmesi bugün dahi birçok sorunun çözülmesine sebep olacaktır. Böylelikle ilk bölümde, Safevî Devleti'nin İsnaaşeri Şiîliğini kabul sürecinde kendi toprakları dışından getirip yazdıkları eserlerden ve fikirlerinden oldukça faydalandığı muhâcir ulemânın burada ne tür bir işleve sahip olduğunu incelemeye çalışmak ve özelde Kereki'nin buradaki konumu mümkün oldukça ortaya çıkarmak temel hedefimiz olmuştur. Ali el-Kereki'nin hayatı, hocaları ve eserlerini incelediğimiz ikinci bölümde, yetiştiği ortam ve ilim seyahatleri hakkında değerlendirmelerde bulunarak fikirlerinin oluşum sürecinin ipuçlarını aradık. Ayrıca gaybet düşüncesiyle bağlantılı bir şekilde durumu ele almaya çalıştık. Çünkü Şiî fıkhının oluşum süreci içerisinde mütekellimler tarafından bina edilen bu fıkhın temeline gaybet düşüncesi tüm ağırlığıyla oturmuştur. Şiî mütekellimlerin her bir fikrine neredeyse müdahele eden bu anlayış, oluşma sürecinden gelişme sürecine kadar birçok yoruma muhatap olmuştur. Ali el-Kerekî'nin fikirlerinin oluşum aşamasında Usûlî-Ahbâri ayrışmasının da incelenmesi gereken ayrı bir konu olarak ele alınması gereğini düşündük. Farklılıkları hakkında çok detaya inmeden yüzeysel bir şekilde inceleyerek durumun ayrışma yönlerine dikkat çekmeye çalıştık. Çünkü ayrışma noktalarını anlamak Kerekî ve Kerekî gibi düşünen ulemânın daha anlaşılır olmasında sağlayacaktır. Üçüncü bölümde Ali el-Kereki'nin fikirleri üzerine yoğunlaştık. Şu bir geçektir ki İsnaaşeriyye fıkhında ahbâr anlayıştan gelen gaybet anlayışı fıkhı durağanlaştırmıştı. Zamanla Usûlî ulemânın çabasıyla temel kaynaklarda akli istidlâl metodları kullanılarak bu durum aşılmaya çalışılmıştır. Safevîler döneminde Usûlî anlayışın devlet gücünüde bir şekilde yanında hissetmesi durumu dahada kolaylaştırmış gözükmektedir. Ali el-Kerekî, bu gücün farkında olarak onu kullanmayı bilmesi, geleceğin fakih-sultan ilişkilerine yeni bir boyut kazandırmıştır. Eserlerinde ve verdiği fetvalarla Şiî fakihlerine ayrıcalıklı bir konum oluşturmuştur. Özellikle Cuma namazı, haraç ve İmamın nâibliği konusunda fakihe yüklediği misyon onun konumunu her zamankinden daha çok güçlendirmiştir.

Ali el-KerekiMezheplerMezhepler tarihi+5
Osman Ömer Orta
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

İslam öncesi İran dinlerinde din adamı ve ruhbanlık

İran gerek kendine has tarihi gerekse edebi yönü ile birçok araştırmacıyı cezbetmeyi başarmış oldukça farklı bir coğrafyadır. Çok kültürlü yapısı ve yakın coğrafyalarla iletişime ve ticarete açık olması çok farklı inanışların bu bölgede filizlenmesinde ve serpilmesinde önemli bir katkıya sahiptir. Zerdüştîlik günümüze kadar ulaşabilen tek İran tandanslı din olsa da Zurvân kültü, Anâhitâ kültü, Mithraizm, Maniheizm ve Mazdekiye İran'da doğan, gelişen ve günümüze bilgileri ulaşan diğer önemli inanışlardır. Şüphesiz bu inanışların büyümesinde ve etrafını domine etmesinde ya da sönüp gitmesinde en önemli paye bu dinlerin ruhbanlarına aittir. Çalışmamız, İslam öncesi İran merkezinde gelişen söz konusu dinler ile sınırlı olup amacımız bu dinleri din adamı kavramı ve ruhban sınıfları arasındaki benzerlik ve farklılıkları ile ele almaktır. Bu sayede eski İran'daki ruhbanlığın mahiyeti ve din adamlarının dinî, siyasi, ekonomik, toplumsal, kültürel, coğrafi vb. faaliyetleri ve etkileri araştırılmak ve elde edilen veriler ışında karşılaştırmalı olarak aktarılmak istenmektedir.

Cahiliye DönemiDinDini hayat+6
Nevfel Akyar
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

I. ve II. Körfez Savaşları dönemi Türkiye- ABD ilişkileri

İngilizler tarafından isimlendirilmiş olan Ortadoğu bölgesi özellikle sanayi devriminin gerçekleşmesiyle ve petrol yatakları bakımından zengin olması aynı zamanda kültürel ve tarihi açıdan manevi anlamda önem taşıması sebebiyle uluslararası alanda ele geçirilmesi veya üzerinde söz sahibi olunması gereken bir bölge olarak günümüze kadar önemini korumuştur.Soğuk Savaş sonrasında yaşanan iki kutuplu dünyadan tek kutuplu dünyaya geçiş ve yumuşama döneminin ardından tek süper güç olarak karşımıza çıkan ABD, Ortadoğu üzerindeki amaçlarını gerçekleştirmek amacıyla bölgede dengeleri kendi lehine çevirecek politikalar izlemeye başlamıştır. Türkiye de yakın coğrafik özellikleri neticesinde olayların dışında kalamamıştır. Ayrıca Türkiye özellikle 1991 yılında yaşanan Körfez Krizi ile o yıllara kadar izlemiş olduğu aktif tarafsızlık politikasını terk ederek ABD yanlısı politika benimseyerek olayların içinde bulunmuştur.1991 yılında ABD müttefiki ülke pozisyonunda yer alan Türkiye, Kuzey Irak ve PKK konusunda politikalarının çatışması sebebiyle politikalarında birtakım değişiklik yapmaya başlamıştır. 2003 yılında ABD'nin Irak'ı işgal etmesinin meşruiyeti oldukça tartışılan bir durum yaratmıştır. Bu anlamda Türkiye, güçlü bir Kürt Devleti'nin kurulma tehdidiyle karşı karşıya bulunduğundan ve işgali meşru olarak nitelendiremediğinden askeri anlamda ABD'nin taleplerini gerçekleştirmemiştir. Ancak, daha sonraki dönemlerde almış olduğu kararlarla kendi güvenliğini ön planda tutarak ABD'nin bazı isteklerinin yerine getirilmesi konusunda kararlar almıştır.Ortadoğu'da yaşanan ve özellikle ABD ve Irak'ın savaşı olarak nitelendirilebilecek olan I. ve II. Körfez Savaşı dönemlerinde ABD ve Türkiye arasında yaşanan gelişmeler ile Türkiye'nin bu iki savaşta izlemiş olduğu politikalar paralel değil de değişken nitelik taşımıştır.Anahtar Kelimeler: Ortadoğu, Amerika Birleşik Devletleri, Irak, I. Körfez Savaşı, II. Körfez Savaşı, Türkiye

Körfez kriziNATOSoğuk savaş+2
Burcu Bastacıoğlu
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Demokrat Parti Dönemi Türkiye-İran ilişkileri (1950-1960)

Türkiye ile İran Orta Doğu'nun iki büyük devletlerindendir. Bu iki devlet geçmişten beri süre gelen dostluk ilişkilerine sahiptir. Bu dostluk Atatürk zamanında pekişmiş olsa da zaman zaman ilerlemiş ve gerilemiştir. Geliştiği süre zarfında karşılıklı anlaşmalar ve jestlerin arttığı ilişkiler gerildiği zaman bile tamamıyla kopmamıştır. Zira gerginken bile iki ülke ilişkisi sürmüştür. Belirtilen zaman aralığı olan 1950-1960 dönemi her iki ülke içinde sosyal ve siyasal şekilde değişimlerin yaşandığı bir dönemdir. Zira bahsi geçen zaman Orta Doğu'da yeni bir düzenin oluşturulmaya çalışıldığı bir dönemdi. Karşılıklı ilişki Demokrat Parti döneminde dış politikada benzer amaç ve hedefler belirlendiği zaman artmış ve yakınlaşmıştır. Bu yakınlaşmalardan biri her iki ülke içinde bir zaman Şah döneminde dış politika hedefi olan batılılaşma idi. Bu ortak amaç sayesinde iki ülke çıkarları doğrultusunda hareket etmiş ve ortak paktlar ve anlaşmalarda bir araya gelmiştir. Bunların yanı sıra ülke güvenliği amacıyla ekonomik, kültürel ve siyasal anlaşmalar yapmışlardır. Benzer bir diğer yaklaşım olan milliyetçi politika sayesinde iki ülke birbirleri ile işbirliğine yanaşmış ve yıllardan beri süre gelen bazı anlaşmaları sonuca bağlamıştır. Her ne kadar yabancıların da dâhil olduğu Demokrat Parti'nin iktidarda kaldığı bu on yıllık süreç içerisinde iki devlet ortak paydada ve dostluk ilişkileri yürütme tutumunda bulunup çatışmadan kaçınmışlardır. Ancak buna rağmen Sovyet tehdidi olan komünizm sebebiyle Türkiye, bir müddet İran ile olan ilişkisinde oldukça dikkatli olmuştur. Zira bir süre İran Başbakanlığı yapan Musaddık'ın Sovyet yanlısı olduğunu düşünmekteydi. Bu ve bunun gibi birçok iç ve dış sebepler dolayısıyla iki ülke ilişkilerinde dikkatli olmuş ve ortak çaba göstermişlerdir.

Demokrat PartiOrtadoğuTürk dış politikası+4
Halime Zehra Mangör
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
10
Master'sOpen AccessTR

İran ve nükleer silahlanma politikası

Nükleer silahlar ilk kez 1945 yılında İkinci Dünya Savaşı'nın bitirilmesi için kullanılmış, Soğuk Savaş dönemine damgasını vurmuş ve halen devletlerin güvenlik politikalarında önemini korumaktadır. Öte yandan, bu silahlara sahip olmanın meşruiyeti de dünyada başlı başına bir tartışma konusudur. Nükleer yayılmanın gerek dikey ve gerekse yatay boyutlarıyla devam etmesi ve devlet-dışı aktörlerin de bu silahlara sahip olmaya çalışması, uluslararası barış ve istikrarın korunmasında bu tür silahların kontrolünü ve nükleer yayılmanın önlenmesi çabalarını önemli kılmaktadır.Bu bağlamda İran gibi stratejik öneme sahip orta ölçekli bölgesel güçlerin nükleer silahlanma çabasında olması kuşkusuz Ortadoğu'daki güç dengesini ve güvenlik denklemlerini alt üst edici bir etki yaratma potansiyeline sahiptir. İran, nükleer güç olduğu takdirde Ortadoğu'daki gücünü ve nüfuzunu dramatik olarak arttırırken bölgede var olan nükleer silahlanma yarışına ivme kazandıracaktır. Diğer yandan bölgedeki [bu arada İran'ın] nükleerleşme çabaları askeri müdahaleyle önlendiği takdirde bölgede uzun yıllar sürecek istikrarsızlıklar ve insani trajediler ortaya çıkacak ve dünyadaki Müslüman [Doğu]-Hıristiyan [Batı] gerginliği tırmanacaktır.Türkiye ise İran'ın bu çabalarından en ciddi olarak etkilenecek ülkelerin başında gelmektedir. İran'ın nükleer güç olması Türkiye'yi askeri güvenlik bakımından yeni önlemler almaya yönelteceği gibi siyasal, ekonomik ve çevresel sorunlarla da yüzleştirecektir. Öte yandan ABD'nin [veya bir bölge ülkesinin] İran'ın nükleerleşme çabalarına yönelik olası bir müdahalesi de Türkiye için farklı düzlemlerde sorunlar doğurabilecek bir seçenek olacaktır.Anahtar Kelimeler: İran, Ortadoğu, Nükleer Silahlanma, Nükleer Yayılma, Nükleer Yayılmanın Önlenmesi, Nükleer Güçler, Soğuk Savaş, Nükleer Terörizm, Türkiye

Nükleer silahlarOrta DoğuOrta Doğu politikası+4
Evren İşbilen
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

İran İslam Cumhuriyeti dış politikasında Şiiliğin rolü

İran İslam Cumhuriyeti dış politikası üzerine yapılan çalışmalar devrim sonrasında Şiilik çerçevesinde oluşturulan anayasal kurumların etkisini göz ardı etmiştir. Bu çalışmanın amacı 1979 Devrimi sonrasında mezhepsel temeller üzerinden şekillenen anayasal kurumların İran dış politikasını belirlemede ne ölçüde etkili olduğunu ortaya koymaktır. Disiplinlerarası yaklaşımla ele alınan bu çalışma Şiiliğin ortaya çıkışını, siyasi gelişimini, İran'ın tarihsel sürecini ve 1979 Devrimi ile birlikte kurulan anayasal düzeni ve sonrasındaki dış politik anlayışını Şiilik ekseninde ele almıştır. Bu çerçevede Türkçe ve İngilizce kaynaklar ile incelenen dönemin gazete ve dergileri gibi süreli yayınlarından faydalanılmıştır. Bu çalışma Şiiliğin İran'ın dış politikasında son derece etkili olduğunu ortaya koymakla birlikte ülkenin dış politik yaklaşımlarının tamamen Şiilik eksenli olmadığını, kimi zaman reel politik bir yaklaşımı da içerdiğini göstermiştir.

MezheplerUluslararası ilişkilerUluslararası politika+3
Oğuz Can Caferoğlu
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk savaş sonrası enerji güvenliği bağlamında İran dış politikası

Enerji güvenliği, tüketici ülkelerin, makul fiyatlardan, farklı kaynaklardan ve sürdürülebilir bir şekilde arz güvenliklerinin sağlanması olarak tanımlanmaktadır. Jeopolitik istikrarsızlıklar, doğal afetler, terörizm veya yatırım eksikliği gibi nedenler bir ülkenin enerji güvenliği boyutunda sorun yaşamasına neden olabilmektedir. Bu nedenle, devletler enerji arz güvenliklerini sağlamak için farklı stratejiler geliştirmektedirler. Enerji güvenliği, özellikle hidrokarbon kaynakları bakımından zengin olan Ortadoğu için oldukça önemli bir kavram olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada, Ortadoğu'nun en önemli ülkelerinden biri olan İran'ın Soğuk Savaş sonrası dış politikası enerji güvenliği bağlamında ele alınacaktır. Soğuk Savaş'ın bitmesiyle iki kutuplu sistemin sona ermesi, Humeyni'nin vefatı ve ABD'nin Irak müdahalesi gibi küresel etkileri olan olayların meydana gelmesi, İran dış politikasında önemli değişikliklere neden olmuştur. İran'ın coğrafi konumu ve zengin yeraltı kaynakları, bu olaylardan sonra enerji güvenliğinin dış politikada daha önemli bir faktör olarak yer almasına neden olmuştur. Özellikle İran'ın nükleer enerji çalışmaları, uluslararası gündemi ve İran dış politikasını meşgul eden en önemli konulardan biri olmuştur. Soğuk Savaş sonrası şekillenen yeni uluslararası sistemde enerji güvenliği, İran dış politikası açısından her geçen gün daha fazla önem kazanan bir parametre haline gelmiştir. Enerji güvenliğinin, İran'ın dış politikası açısından stratejik önemini koruyacağı tahmin edilmektedir.

Enerji ekonomisiEnerji güvenliğiEnerji kaynakları+7
Alican Ekren
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bölgesel güç arayışında devrim sonrası İran'ın asimetrik güç kapasitesi ve güvenlik stratejisi

Bu çalışmada, İran'ın İslam devrimi sonrası bölgesel rekabetinde savunma ve güvenlik stratejisinin temelini oluşturan asimetrik güç kapasitesi yapılacak araştırmalar neticesinde elde edilen nitel bulgularla irdelenecektir. İran'ın son dönemlerde çokça üzerinde durduğu bu asimetrik güç unsurlarının dış politika yapımına ve bölgesindeki nüfuzuna katkı sağlayıp sağlamadığı, çalışmanın temel sorunsalını oluşturmaktadır. Bu çalışma alanının belirlenmesindeki temel amaç ise Türkiye'de yapılan araştırmaların sınırlı kalması ve özellikle asimetrik güç unsurlarının İran dış politika yapımındaki etkisine dair çalışmaların bütüncül bir şekilde ele alınamamasıdır. Yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkan tabloda asimetrik güç kapasitesinin varlığı ve düzensiz savaş taktiklerinin, İran hedef coğrafyasında yapıcı bir etki sunduğu gözlemlenmiştir. 1979 yılında Ayetullah Humeyni liderliğinde gerçekleşen İslam devrimiyle beraber savunma ve güvenlik alanında önemli reformlar yapılmıştır. Humeyni öncesi İran askeri gücü büyük oranda tasfiye edilmiş ve yerine devrim rehberine bağlı Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) kurulmuştur. Günümüz İran güvenlik politikasının şekillenmesinde de DMO önemli bir yere sahiptir. Öte yandan 1990'lı yılların başında ve Irak savaşından hemen sonra İran, Ortadoğu'daki mücadelesinde yeni bir konsepte gitmiş ve bu minvalde savunma ve güvenlik stratejisini de revize etmiştir. Uzun süre yaşanan savaş neticesinde gerek İran gerekse de Irak istenilen sonuca ulaşamamış ve büyük bir insan kaynağı ve fiziki tahribata maruz kalmıştır. Gelinen bu süreçte İran yaşanan bu savaştan büyük ders çıkararak savunma stratejisini gözden geçirmiştir. Bu doğrultuda İran askeri gücünde gayri nizami taktik ve unsurlara İran bürokrasisinin ciddi yatırımlar yaptığı gözlemlenmiştir. Sonuç olarak İran, özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) 2003'teki Irak işgalinden sonra bölgede Şii asimetrik güç unsurlarını destekleyerek günümüz Irak siyasetinde söz sahibi olduğu gözlemlenmiştir. Yine Suriye'de de 2011 yılından bugüne benzer konseptte bir politika izlediği elde edilen bulgular neticesinde teyit edilmiştir. Bu çalışmada da İran'ın ana karadaki gayri nizami askeri faaliyetleri mercek altına alınarak Suriye ve Irak'taki etki kapasitesi incelenmiştir.

Askeri stratejilerBölgesel güçGayrinizami harp+5
Ahmet Sağlam
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İran İslam Devrimi'nin Türkiye'deki siyasal İslam düşüncesi üzerindeki etkisi

İran İslam Devrimi'nin Türkiye'deki Siyasal İslam düşüncesi üzerindeki etkilerini siyasal ve sosyolojik yönleriyle ortaya koymayı amaçlayan bu tez, iki ülke arasındaki siyasal ve sosyolojik yapıyı ilgili literatür taranarak karşılaştırmalı analiz yöntemiyle incelemeye çalışmıştır. Ortaya çıkan siyasal gelişmeler ise tarihsel bir çerçeve içerisinde sosyal koşullar ve değişim süreçleri dikkate alınarak yorumlanmıştır. Bu çerçevede Türkiye'deki Siyasal İslam'ın fikirsel altyapısı ve buna bağlı olarak faaliyetlerinin 1980'li yıllardan itibaren küresel ekonomi politikalarıyla buluştuğu ve zaman içerisinde sisteme entegre olduğu görülmektedir. Sisteme giderek eklemlenen Siyasal İslam; ekonomik, sosyal, kültürel ve politik alanlarda İslam'ı referans aldığı kadar, çağın gerekliliklerini de dikkate alan bir yaklaşımla faaliyetlerini sürdürmeye çalışmıştır. Buna bağlı olarak Türkiye'de Siyasal İslam düşüncesi demokrasi, çoğulculuk, küreselleşme ve modernleşme süreçleriyle barışık bir yaklaşımı benimserken; İran ise Şiiliğe dayalı, dışa kapalı, radikal bir İslami söylem ve faaliyetleri içeren İslam Devleti modeliyle farklı bir yapı ve yaklaşımı benimsemiştir. Sonuç olarak İran İslam Devrimi İslam ülkeleri için siyasal, toplumsal, ekonomik, hukuksal ve dinsel anlamda ihtiyaç duyulan bir rejim modeli olamamış, Türkiye'deki Siyasal İslamcılar açısından ise bir ütopyadan ibaret kalmıştır. Çünkü Türkiye'deki toplumsal yapı ve değişimin parametreleri sosyolojik ve siyasal anlamda farklı dinamiklere dayanmaktadır.

Din sosyolojisiDin-siyaset ilişkileriRefah Partisi+6
Derya Kahraman
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İranlı Türkolog Dr. Cevad Heyet'in Türkçe dil yazıları

İran, günümüzde yaklaşık 87 milyon nüfusa sahip olup farklı etnik grupların bir araya gelmesiyle oluşmuştur. İran'da nüfus çoğunluğuyla önemli bir yere sahip etnik gruplardan biri de Türklerdir. İran, Türk Cumhuriyetleri dışında Türklerin en yoğun olduğu ülkelerin başında gelmekte ve Azerbaycan Türkleri, Türkmenler, Kaşkaylar, Halaçlar başta olmak üzere çeşitli Türk topluluklarına ev sahipliği yapmaktadır. İran'da yaşayan Türklerin sayıları kesin olarak bilinmemektedir. Bununla birlikte yapılan çalışmalar ışığında günümüzde yaklaşık 30-40 milyon Türk olduğu tahmin edilmektedir. Araştırmalardan elde edilen verilere göre Türkler ülke nüfusunun yaklaşık olarak yarısını oluşturmaktadır. 1979 İran İslam Devriminden sonra İran'da Cevat Heyet öncülüğünde çıkarılmaya başlanan Varlık dergisi bugün yayın hayatına Ankara'da devam etmektedir. Cevat Heyet'in Varlık dergisinde, Türk dili kurultaylarında, çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanan Türkçe dil yazıları temelinde dile yaklaşımı ve bakış açısı bu tezde ele alınmıştır. Türkçe dil yazılarında hangi kaynaklardan faydalandığı da incelenmiş ve ayrı bir bölümde verilmiştir. Bu tezde, Cevat Heyet'in 1979-2013 yılları arasında Varlık dergisinde, Türkiye'deki dergilerde ve kurultay bildirilerinde yayımlanan Türkçe dil yazıları incelenmiştir. Dil yazıları, yayım tarihine göre sıralanmıştır. Cevat Heyet'in dil yazılarında işlediği konular dil yazılarının odak noktasını oluşturmaktadır. Bu konular tasnif edilerek Cevat Heyet'in görüşleri farklı yönleriyle ele alınmıştır. Bu tezin amacı, genelde Türk dünyası ve özelde İran Türklerinin dil, kimlik, ana dili durumlarını doğru tespit etmek ve bilimsel bir şekilde sunabilmektir. Dil yazılarının değerlendirilmesi sonucunda, genel olarak alfabe, dil, kimlik, ana dili bilinci, şovenizm gibi konular üzerinde durulduğu tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Türk dili, İran, İran Türkleri, Cevat Heyet, Varlık Dergisi, Millî kimlik, Ana dili bilinci.

AnadilDil bilinciDil çalışmaları+5
Rabia Yıldırım
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yemen üzerinde bölgesel rekabet

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Osmanlı Devleti'nden ayrılıp bağımsızlığını ilan eden Yemen, 1962-1968 yılları arasında bir iç savaşa sahne olur, benzer bir şekilde 2011'den günümüze kadar devam eden yeni bir iç savaşı yaşanır. Geçmişte halkının refah ve huzur içinde yaşadığı, mutlu Arap (Arabia Felix) gibi anlamlara gelen isimlerle anılan Yemen, günümüzde bu sıfatlardan çok uzak, kaos ve kargaşa içinde varlığını sürdürür. Aden Körfezi-Bab'ül Mendeb Boğazı, Kızıldeniz, Süveyş Kanalı suyolunun güneyini kontrol eden stratejik bir coğrafyada bulunan Yemen'e farklı devletlerin kendi çıkarları için yapmış oldukları müdahaleler, ülkenin kırılgan bir yapıya sahip olmasına ve devlet yönetiminin zayıf kalmasına sebep olur. Her ne kadar ülkenin kuzey ve güney bölgeleri birleşmiş olsa da hükümet zayıflığı ile gelen iç çatışmalar Husiler'in Sana'yı ele geçirmesine yol açar. Yemen'de kendi içinde farklı gündemler takip eden gerek siyasi gerekse toplumsal rol oynayan iç dinamikler, bu savaşlarda hedef ve çıkar ortaklığına dayalı dış aktörlerin desteğini alırlar. Güney ve Kuzey Yemen'in birleşmesi ile oluşan Yemen Cumhuriyeti'nin beş ana aktörü vardır. Bunlar Husiler, El-Kaide, Islah Partisi, Ali Abdullah Salih ve Yemen Sosyalist Partisi'dir. Arap Baharı'ndan olumsuz etkilenen Yemen'de bahsettiğimiz söz konusu beş ana unsur bütün bu yaşananlarda etkili olmuştur. İran bu mücadeleler sırasında görünürde yumuşak güç unsurlarına başvurur. Sert güce başvurması ise perde arkasından Husiler aracılığı ile gerçekleşir. Suudi Arabistan ise bu güç mücadelesinde geleneksel dış politika anlayışında görülmemiş bir hamle yaparak 2015 yılında düzenlenen "Kararlılık Fırtınası" ile doğrudan sert güç unsurlarını kullanarak sahnede yerini alır. Bu çalışmada, Yemen'deki iç çatışmalara müdahil olan dış aktörlerin, (BAE, Suudi Arabistan ve İran) çatışmaların seyrini nasıl değiştirdiği ve iç aktörler üzerinde nasıl bir tesire sebep olduğu ele alınmıştır.

Arap BaharıBirleşik Arap EmirlikleriBölgesel rekabet+4
Saeed Kamal Mohammed Alı Waka
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Suudi Arabistan ve İran güç mücadelesinde Yemen faktörü

Arabistan Yarımadası'nın stratejik noktalarının birinde yer alan ve kırılgan bir yapıya sahip Yemen halen Suudi Arabistan ve İran arasındaki güç mücadelesine sahne olmaktadır. Yemen topraklarında devam eden jeopolitik ve ideolojik mücadele 2011 yıllında Ortadoğu ve Kuzey Afrika'nın bazı bölgelerinde başlayan halk hareketleriyle birlikte derinleşmiştir. Statükocu bir dış politika izleyen Riyad'ın aksine dış politikada revizyonist bir politika izleyen Tahran, Arap Baharı'ndan sonra Riyad'la arasındaki bu güç mücadelesini hat safhaya taşımıştır. Riyad ve Tahran arasındaki rekabet ve karşılıklı düşmanlık Yemen'in iç savaşa sürüklenmesine yol açmıştır. İki bölgesel gücün müdahalesi nedeniyle BM ve diğer küresel güçlerin tüm diyalog girişimlerine ve barış görüşmelerine rağmen siyasi açmaz sürmeye devam etmiştir. Elbette Riyad ve Tahran'ın güç mücadelesine ek olarak Yemen'deki iç dinamikler de çatışmanın fay hatlarını derinleştirmiştir. Hatta iç dinamikler bölgesel güçlerin müdahalesine davetiye çıkarmıştır. Bu minvalde İran yumuşak güç unsurlarını kullanarak Şiilerin ağabeyi rolüyle Husiler aracılığıyla müdahalede bulunurken, Suudi Arabistan ise sert güç unsurları çerçevesinde müdahaleci bir politika izleyerek meşru hükümet aracılığıyla çatışmaya müdahil olmuştur. Böylece Riyad ve Tahran vekil gruplar aracılığıyla birbirini dengelemeye çalışmıştır. Kriz basit bir iktidar kavgası ve iç savaştan evrilerek vekâlet savaşına dönüşmüştür. Bazen de Riyad ve Tahran menfaatleri uğruna mezhepçi politikalar izleyerek Şii-Sünni arasındaki gerilimin de tırmandırmasına neden olmuştur. Son olarak İran ve Suudi Arabistan arasındaki güç mücadelesinin ne kadar süreceğini ve ne tür kazanımlar elde edeceği, Yemen'in geleceğinin ne yöne evriliceğine dair net bir tablodan bahsetmek doğru olmaz. Anahtar Kelimeler: Güç Mücadelesi, İran, Suudi Arabistan, Yemen

Bölgesel güçGüçSuudi Arabistan+3
Besra Toktaş
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Arap Baharı çerçevesinde İran-Suudi Arabistan ilişkilerini yeniden düşünmek

Uluslararası ilişkiler alanında devletler arasında bir sorun ortaya çıktığı zaman sorunun çözümünde uygulanacak çeşitli yöntemler bulunmaktadır. Bu yöntemler kimi zaman barışçıl yöntemler olarak uygulanmakta, kimi zaman ise baskıcı olarak uygulanmaktadır. Özellikle Ortadoğu coğrafyasında bulunan birçok devlet Monarşi ile yönetildiğinden dolayı baskıcı yöntemlerin daha sık kullanıldığını görmekteyiz. Bu çalışma da temel amaç, Körfez'de İran ile Suudi Arabistan arasında 1979 İran İslam Devrimi ile başlayıp 2011 yılında meydana gelen Arap Baharı olayları ve sonrasında yaşanan gelişmelerin Ortadoğu coğrafyasında İran ile Suudi Arabistan'a etkilerinden söz etmektir. İran ile Suudi Arabistan arasındaki rekabetçi yaklaşımlarının incelenmesi, Tahran- Riyad yönetiminin günümüzde yaşanan çatışmalarını anlamlandırmak adına yol gösterici olacaktır. İran ve Suudi Arabistan arasında rekabetin başlamasında temel olacak noktanın 1971 yılında İngiltere'nin Körfez'den çekileceğini açıklamasıdır. İran İslam Devrimi ile başlayan süreçte Körfez savaşları ve İran-Irak savaşının ortaya çıkması İran ve Suudi Arabistan ilişkilerinde bir dönüm noktası olmuştur. İran ve Suudi Arabistan arasındaki rekabet genel itibari ile farklı konularda ortaya çıkmıştır. Bu konuların başında ilk başta değindiğimiz üzere İngiltere'nin Körfez çekilmesini açıklamasının ardından oluşan güç boşluğunu her iki ülkenin de doldurmak istemesidir. Diğer konular ise; temel de mezhep farklılıkları, ekonomik güçlenme olgusu ve İslam dünyasında lider olma arayışı olarak karşımıza çıkmıştır. Son dönemde meydana gelen Arap Baharı olayları ise rekabetin fitilini iyice ateşlemiş ve aralarındaki mücadele farklı bir boyut kazanmaya başlamıştır. Arap Baharı olaylarının ortaya çıkması sonucunda daha önceden fiilen yürütülen mücadele bu sefer farklı devletlerin olaylara katılması ile vekâlet savaşları şeklinde yürütülmeye başlanmıştır. Arap Baharı olayları Tahran ve Riyad arasındaki rekabetin en somut örneklerini oluşturmaktadır.

Arap BaharıSuudi ArabistanUluslararası ilişkiler+3
Hakan Kılıç
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Zerdüşt'ün Gatha'sı üzerine bir araştırma

İran kültür havzasında doğan Zerdüştilik yaklaşık 3000 yılı aşkın geçmişe sahiptir. Tek tanrılı dinler arasında yer almaktadır. İran, Ortadoğu ve Orta Asya'nın dinsel, kültürel ve sosyal yapısında etkili olmuş bir dindir. Kadim Aryanlar döneminden kalma tarım ve göçebelik geleneklerini taşımakta olan Zerdüştilik kendine özgü teoloji, ritüel, eskatoloji ve ahlak anlayışına sahiptir. Monoteist yapısı, düalist anlayışı ve muhafazakâr geleneğiyle varlığını günümüze kadar sürdürmüştür. Sasanilerin yıkılmasıyla Zerdüştilik gerileme sürecine girmiştir. Milli bir dine dönüşerek varlığını İran, Hindistan ve diasporada devam ettirmektedir. Zerdüştiliğin geçirdiği dönüşümleri, diğer din ve kültürlere etkilerini anlamada Avesta ve Zendler temel kaynaktır. Zerdüştiliğin kendi içindeki değişim, dönüşüm ve farklılaşmasını anlamada ise Avesta'nın Gatha bölümü oldukça önemlidir. Günümüz modern Zerdüştiliği Gatha merkezli din anlayışına dayanmaktadır.

Din felsefesiDinlerDinler tarihi+5
Mahmut Polat
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kolektif şiddet eğilimlerinde üçüncü devlet müdahalesi: Afganistan örneği

Bu çalışmanın amacı, uzun süredir istikrarsız ve çatışma iklimi içerisinde bulunan Afganistan'da son dönemde yaşanan siyasi dönüşümün; etnik ve dini temelli çatışma iklimini güçlendirerek bölgesel istikrarsızlığı artırıcı bir çatışma sarmalı yarattığını ortaya koymaktır.Afganistan yönetimini 250 yıldır elinde bulunduran Peştunların, Şii ve Türk azınlıklara yönelik şiddet eylemlerinin arka planında iktidar mücadelesi yatmaktadır.Bu mücadelenin tarihsel arka planı ile iç çatışmaların temelinde yatan dinamikler ortaya konulurken yaşanan süreç ele alınarak günümüze kadar süregelen olaylar dizisi bağlamında Afganistan'daki istikrarsızlık ve çatışma ikliminin bölgesel etkileri sonucu Tahran Yönetimi üzerinde yarattığı güvenlik ikilemi neticesinde İran'ın Afganistan'a yönelik olası bir müdahalesi değerlendirilmektedir. 50 bin kişiden kurulu ve İran'a bağlı paramiliter yapı olan Fatimiyyun Tugayı'nın; Afganistan'da etnik ve dini temel dayalı yeni bir iç çatışma neticesinde Hazara Toplumu'nun Taliban tarafından katliama maruz kalması durumunda Tahran yönetimi tarafından Afganistan'da görevlendirileceği düşünülmektedir. İran'ın dolaylı müdahalesi sırasında yaşanan iç savaşın Fatimiyyun Tugayı lehine sonuçlandırılması adına İran'ın doğrudan askeri müdahalesi de söz konusudur.İran ve Afganistan arasında yaşanacak olan savaş halinde ise istikrarsız olan Afganistan'daki çatışma iklimi yayılmacı etkisiyle bölgesel bir krize dönüşecek ve yeni göçmen hareketleri ile yeni insani krizler yaşanacaktır.

AfganistanAskeri müdahaleHazaralar+5
Ömer Duran
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Etkileşim ritüeli bağlamında Asghar Farhadi sineması: The Salesman, About Elly ve A Separation filmleri üzerine bir inceleme

İran'da sinema, ülkedeki baskıcı rejime rağmen halkın aydınlatılmasında kurtarıcı olarak görülmüştür. Yönetmenler, sansür mekanizması tarafından ağır kısıtlamalar altında kalsalar da üretmeye devam etmişlerdir. Ülkeye dair dertlerini, eleştirilerini sansüre uğramadan işleyebilmek için, alegorik anlatım sıklıkla tercih edilip İran sinemasının tarzı olagelmiştir. İran'daki rejimi, kurumları doğrudan eleştiremeyen yönetmenler, merceklerini gündelik yaşamdaki sıradan hikayelere çevirerek ve çetrefilli insan ilişkilerine odaklanarak ülkenin sosyolojik yapısına dair derinlikli gözlemler sunmuşlardır. Ana akım İran sinemasında genellikle didaktik öykülemeler yolu ile vicdan sahibi, dini itikatları yerine getirme konusunda hassas davranan, ne olursa olsun iyi olanı seçen insan tipolojisi çizilmiştir. İranlı yönetmen Asghar Farhadi ise, farklı olarak, benliği ve inançlarıyla çelişen, durum gereği menfaatini ya da konumunu korumak için 'yanlış'ı tercih edebilen, birden fazla durumda birden fazla ve birbiriyle çelişen benlikler sergilemek zorunda kalan bireyleri ve ilişkilerini anlatmak istemiştir. İlişkilerin çatışmalı yanlarını, zedelenen benlikleri ve yüzleşmeleri dramatik öykülere işleyerek sahneye aktarmıştır. Farhadi, gündelik hayatta karşılaştığımız insan profillerini ve onların sıradan hikayelerini izleyiciyle buluşturma konusunda oldukça başarılı bir yönetmendir. Bu yönüyle Farhadi'nin filmleri, Goffman'ın kuramsal alet çantasının sunduğu kavram ve perspektiflerle okunmaya elverişli hikayeler sunmaktadır. Goffman perspektifiyle izlendiğinde, Ferhadi'nin sıradan kahramanlarının sürekli benlik ve izlenim müzakereleri yapmak durumunda kalmaları; seyircinin olayları, durumları ve bunlara maruz kalan bireylerin seçimlerini sorgulamasına yol açmaktadır. Seyirci, hikâye geliştikçe, kızdığı karakterlerle empati kurup onlara hak verebilmekte; en azından hikâye içinde konumlanmaya, olayların gelişimini sorgulamaya ve anlamaya çağrılmaktadır. Farhadi, her karaktere eşit söz hakkı vererek insanı, "içinde bulunduğu durumun insanı" olarak görmemizi sağlamaktadır. Seyircinin yaşadığı bu deneyim, iyiliğin ve kötülüğün durumsallığının yanı sıra iyi ve kötü karakterin kim olduğu sorusuna verilecek yanıtın kolay bir yanıt olmadığını vurgulamaktadır. Sosyolog Erving Goffman ise toplumsal dünyanın hakikatine ulaşabilmek için bireyin gündelik hayatına katılımcı gözlem metoduyla yaklaşılması gerektiğini savunmaktadır. Goffman'ın sosyal bilimci, Farhadi'nin ise sinemacı kimliğiyle bireyin gündelik hayatını izlerken vardıkları sonuç, söylemek istedikleri sözler benzerlik taşımaktadır. Goffman, bireylerin en sıradan etkileşim anlarında bile benlik müzakeresine ve inşasına girdiğini vurgularken, inşa edilen bu benliklerin durumsal ve geçici olduğunu da göstermeye çalışmıştır. Geçici olan bu benliklerin bir başkasına nasıl aktarıldığını önemseyen Goffman, bireyin benlik sunarken tek amacının başarılı olmak olduğunun altını çizer. Goffman sosyolojisi bireyin dahil olduğu etkileşimleri ve etkileşim anında başarılı olabilmek için geliştirdiği taktikleri incelemeyi görev edinmiştir. Goffman'ın katılımcı gözlem metoduna benzer şekilde, Farhadi de insan hikayelerini tüm gerçekçiliği ile kadrajına alarak insan ve davranışlarını anlatır. Bu benzerlikten yararlanarak çalışmada, Farhadi sinemasının Goffman merceğiyle incelenmesi amaçlanmıştır.

DramaturjiEtkileşimFarhadi, Asghar+4
Kübra Kopuzlu
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Afganistan ve iran arasındaki ticari ve siyasi ilişkiler

Asya kıtasının kalbine yakın Orta Asya'nın bir parçası olan Afganistan, Kıta'nın doğu ile batı ve kuzey ile güney arasında önemli geçiş noktasıdır. Orta Asya ülkelerin doğal gazı, petrolü ve elektriği Güneydoğu Hindistan boru hattıyla Afganistan üzerinden Pakistan, Hindistan ve uluslararası piyasalara aktarılmaktadır. Afganistan'ın Stratejik önemi, komşu ülkeleriyle mücadele etmesine neden olmuştur. Bu çalışmada Afganistan'ın komşularından İran ile Ticari ve siyasi ilişkileri incelenmiştir. 11 Eylül 2001 tarihinde Dünya Ticaret Merkezine gerçekleştirilmiş olan terör saldırılarından sonra ABD Afganistanı karşı askeri harekatı başlattı. Taliban rejiminin devrilmesinden sonra, Afganistan'deki yeni yönetim ülkenin kalkınması, ekonomik büyümesi, yeniden yapılandırılması ve muhtelif alanlarında reformlar yapmıştır. İran ekonomisi, büyük ölçüde petrole dayalıdır. İhracat gelirleri %80 petrol ihracatından elde etmektedir. İran'in Irak ile 8 yıllık savaş aynı zamanda ABD ve Avrupa Birliğin İran'a uygulanan ambargoları İran ekonomisine olumsuz etkilemiştir. 2001'dan sonra Afganistan ve İran arasındaki ticari ilişkiler genişlemiştir. 2016 yılında Hindistan, İran ve Afganistan arasında transit konusunda yapılan Çabahar Limanı analşmanın sonucunda, Afganistan denize çıkış alternatif yolu bulmuştur. Etnik, tarihî, kültürel, ekonomik, güvenlik ve dış unsurlar, ABD, Pakistan ve Suudi Arabistan, Afganistan ve İran arasındaki ilişkileri belirleyen unsurlardır. Ayrıca, su ve sınır problemi Afganistan ve İran arasındaki ilişkilere olumsuz etkilemiştir. İran, etnik ve kültürel faktörlerden yararlanarak Afganistan'da nüfuz alanı genişletmiştir. Anahtar Kelimeler: Afganistan, İran, Genel Ekonomi, Afganistan Dış Ticareti, Afganistan Siyasi İlişkiler.

AfganistanEkonomik ilişkilerSiyasi ilişkiler+3
Jan Muhammad Hemat
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessEN

Representation of cultural elements in efl textbooksused in Iranian efl high schools

English language has now become the language of international communication all over the world. It means that speakers of different languages use it to interact with each other in diverse situations. Therefore, speakers of English language may encounter with people of different cultures from various countries. Thus, to be a successful language communicator, learners should have information about the customs, traditions, and beliefs of various countries. In this case, textbooks and teachers are important factors to promote learners' cultural knowledge. Consequently, the main purposes of this dissertation study were to discover the cultural contents of three English language textbooks that are being used in high schools in Iran. It was also intended to explore English language teachers' views and outlooks on teaching cultural contents in their English language classes. This study was designed and carried out as a descriptive case study. To analysis the cultural contents of the English language textbooks, content analysis was used. Accordingly, Kachru's (1986) model was used to determine the geographical origins of the cultures which were represented in the three English language textbooks. Besides, Horibe's (2008) model was utilized to investigate the aspects of cultural contents incorporated in the three English language textbooks. Similarly, nine English language teachers that were teaching in high school in Iran were interviewed. The method that was used to analyze the findings of interviews was thematic analysis. The results of the study showed that the cultural contents of Iran dominated the cultural subjects of these English language textbooks. Also, it was discovered that among three aspects of culture represented in Horibe's (2008) model, culture as social customs cover most of the cultural contents of these three English language textbooks. Moreover, teachers believed that cultural contents should be taught alongside language in English language classes. Furthermore, they thought that the cultural contents of these English language textbooks were mostly about Iran which were not too beneficial for students. Considering English as an international language, it seems that the cultural contents of these English language course books are not useful to promote students' intercultural competence. Students may communicate with people of different countries with various cultures therefore to avoid communication breakdown, students should encounter with different cultures of diverse countries. The authors of English language textbooks should recognize internationality of the English language and prepare English language textbooks considering this fact. They should contain the cultural contents of their own countries as well as the cultural contents of other countries. Key Words: English language teaching, course book evaluation, culture, intercultural elements.

TextbooksCultureCultural difference+6
Monıreh Azımzadeh
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sert güç unsuru olarak ekonomik yaptırımların iran nükleer anlaşma sürecine etkileri

Ekonomik yaptırımlar doğrudan savaş durumunun mümkün olmadığı zamanlarda devletlerin istediklerini yaptırabilmek için uyguladıkları sert güç unsurlarıdır. Ekonomik yaptırımların sonuç alma konusundaki etkileri İran örneği üzerinden incelenerek gelişmeler bu çalışma ile analiz edilmiştir. Çalışmanın konusu İran'ın üyesi olduğu anlaşmaları görmezden gelmesi ile başlamış ve bu krizin uluslararası toplumda nükleer silah korkusu yaratması üzerine uluslararası güvenlik sorunu ortaya çıkmıştır. Bu güvenlik krizinin aşılması için Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler askerî müdahale seçeneklerinin çeşitli nedenlerle mümkün olmaması üzerine sert güç unsurlarından biri olan ekonomik yaptırımları kullanarak nükleer krizi çözme girişimlerinde bulunmuşlardır. Uygulanan kapsamlı ve sert yaptırımlar sonucunda İran Devleti büyük ekonomik hasarlar yaşamış ve bu ekonomik bunalımdan kurtulabilmek adına 2015 yılında anlaşma şartlarına uymak durumunda kalmıştır. Bu yönüyle ekonomik yaptırımlar tarafların 14 Temmuz 2015 yılında karşılıklı onayı ile nihai anlaşma başarıya ulaşmıştır. Bu süreç içerisinde sert güç unsurlarından biri olan ekonomik yaptırımların nükleer krizin çözümünde diplomasi ve müzakerelerin önünü açması ve uygulamadaki esnekliği bakımından başarılı olduğu gözlemlenmiştir.

Ekonomik yaptırımlarKrizNükleer güç+6
Cumali Özbek
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Suriye'de bölgesel güç rekabeti: Türkiye ve İran örneği

Bu çalışmada, Ortadoğu'da "Bölgesel Güç" olarak kabul edilen Türkiye ve İran devletlerinin, Suriye'de ortaya çıkan istikrarsızlık ve beraberinde gelişen hâkimiyet savaşları ortamında iki ülkenin Suriye içinde kendi aralarında rekabetleri ve işbirlikleri test edilmiştir. Ortadoğu'da yaşanan güncel gelişmeler ışığında Türkiye ve İran'ının Suriye politikasındaki gelişme ve değişikliklere değinerek, özellikle Arap Baharı sonrasında Türkiye Cumhuriyeti ve İran devletinin, Suriye Arap Cumhuriyeti arasındaki ilişkileri nasıl şekillendiğine ilişkin değerlendirmeler önemli bulunmuştur. Çalışmada "Bölgesel güç olarak Türkiye ve İran devletlerinin Suriye savaşında oluşturdukları ittifaklar ve rekabetler, menfaatlerine nasıl hizmet etmektedir?" sorusunu çözümlemeye çalışılmıştır. Bu çözümleme neticesinde iki devletin küresel güçler, yerel güçler ve kendi aralarında kurdukları ittifakları çıkarlarına nasıl yansımakta olduğu anlatmaya çalışılmıştır. Bu açıdan, Ortadoğu'da yaşanan güç mücadelesindeki değişim ve dönüşüm, giderek ayrışan ve çatışmaya başlayan yerel unsurlar ve bu unsurların farklı kutuplardaki destekçilerinin bulunması Türkiye ve İran'ın Suriye'de güç tahkim etme çabalarının boyut ve karakterini değişikliğe uğrattığı sonucuna ulaşılmıştır.

Bölgesel güçRekabetSuriye+3
Muhammet Zencirli
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İslam devriminden günümüze İran'da fıkıh ve dış politika ilişkisi

Bu çalışma, İran'ın iç ve dış politikasını dini kıstaslara göre şekillendirdiği gerçeği ile bu gerçeğin etkilerinin izdüşümlerini ortaya çıkarmayı ve elde edilen bulguların İran halkı için ne anlam ifade ettiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmanın temel hipotezine göre İran'ın Ortadoğu'da taraf olmaktan uzaklaşması ve içte refah ve özgürlüğü artırıcı önlemleri alması hem İran halkının özgürleşmesine fayda sağlayacak hem de İran devletinin uluslararası sisteme daha fazla uyum sağlamasına sebep olacaktır. Çalışmada içerik analizi ve literatür taraması nitel yöntemleri kullanılmıştır. Bu bağlamda çalışmada rejim taraftarı olan Rehber ve diğer önemli dini liderler ile rejime karşı veya reform isteyen dini-fikri liderlerin rejim ve dış politika ile ilgili dini-fıkhi söylemlerinin analizi yapılmıştır. Ardından bu söylemlerin Suriye Savaşı örneğindeki izdüşümleri incelenmiştir. Bununla birlikte genellikle dini yönetim tarafından şekillendirilen dış politika sonucu ortaya çıkan mevcut durum İran'ın ekonomik ve siyasi ilişkilerindeki kazanım ve tehditleri de etkilediği için çalışmada ayrıca İran'ın ticari, askeri, kültürel alanlardaki ekonomik resmi ortaya konmuştur. Sonuç olarak İran'ın genel olarak dış politikasında batıya yaklaşacak adımları atması, Suriye Savaşı'nda ki politikasını bırakarak Suriye'den askeri kuvvetlerini çekmesi gerektiği tavsiye edilmiştir. Böylelikle İran'ın Suriye politikası özelinde harcadığı imkân ve kabiliyetlerini halkının özgürlük ve refahı için kullanmalıdır. Ancak bu tedbirleri aldığı takdirde İran kendi "kutsal" rejimini koruyabilecektir. Anahtar kelimeler: İran, Orta Doğu, Dini Söylem, Dış Politika, Pragmatizm

OrtadoğuPragmatizmUluslararası politika+4
Kübra Yılmaz
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Suriye iç savaşında etkisi olan faktörler ve İran'ın Suriye politikası'nın etkisi

Orta Doğu hiçbir zaman savaş, çatışma, savaş ve değişimden özgür olmamıştır. Bu çalışma, kurulduğu günden bu yana kapsamını genişleten Suriye İç Savaşı'na odaklanacaktır. Suriye'ye komşu olan ülkeler mevzilerini almışlardır ve konuyla ilgili özel politikalar belirlemişlerdir. İran'ın Suriye'ye yönelik dış politikası bu bağlamda incelenecektir. Suriye'nin İran'a değeri, İran'ın Suriye'deki eylemlerinin gelişigüzel olmadığını göstermek için analiz edilecektir. Ayrıca, bu çalışma, geçmiş çatışmaları ve huzursuz savaşları sürdürme perspektifinde tarihsel arka planı mevcut durumla kapatmaya çalışacaktır. Kriz sonrası iç savaş, Sünni-Şii çatışmasına sebep olurken, dünyada genelinde demokratikleşme akımlarına katılan aktörlerle otoriter rejimleri destekleyen ülkeler arasında ciddi çekişmeye sebep olmuştur.Rusya, ABD küresel güçlerinin yanında İran yerelde yerleştirdiği Şii milislerinin varlığı ve Suriye'ye yaptığı sınırsız her türlü destek ve direniş söylemiyle söz sahibi olmuştur.İddia olunan Şii Hilali görünür olmuştur.Bu savaş insan hakları ihlalleriyle gündemdedir.Suriye karmaşık bir ittifaklar ağı oluşmuştur. Suriye'nin mutlak egemenliğini savunan Şii söylemiyle direniş anlayışı dış müdahalelere karşı çıkmaktadır. İran-Suriye ittifakı giderek pekişmektedir.Suriye savaşın sonlandırılması gerekmektedir. Çözüm savaşta değil demokrasidedir. Anahtar Sözcükler: Suriye-İran İttifakı, İç Savaş, Direniş, Şii Milisler, Dış Aktörler

Ortadoğu politikasıSuriyeUluslararası politika+4
Varol Kuzu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00

Related subjects