Ventilasyon
90 theses under this subject heading
Yoğun bakım hastalarında ventilatör ilişkili pnomoninin önlenmesinde kullanılan demetlerin pnomoni gelişiminin önlenmesi ve mortalite üzerine etkisinin değerlendirilmesi
ÖZETGiriş ve Amaç: Hastane enfeksiyonları arasında önemli yer tutan, mortalite vemorbiditesi yüksek olan ventilatör ilişkili pnömoni (VİP)'nin önlenmesine yönelik birçok önleme stratejileri geliştirilmiştir. Son yıllarda bu önlemlerin tek tek uygulanmasıyerine, VİP önleme demeti (bundle) oluşturularak uygulanması üzerinde durulmaktadır.Hastanemizde önemli bir sorun olan VİP'in azaltılmasına yönelik VİP önlemedemetinin VİP gelişimi ve mortalite üzerine etkisini araştırmak amacıyla bu çalışmaplanlandı.Gereç ve Yöntem: Mart 2011 ile Nisan 2012 tarihleri arasında ReanimasyonYoğun Bakım 1ve 2 ünitelerinde prospektif, vaka kontrol çalışması gerçekleştirildi. VİPtanısı, CDC önerileri doğrultusunda nosokomiyal PNÖM-1 kriterlerine göre kondu.Hastalar VİP gelişmesi yönünden ve VİP önleme demetlerini oluşturan parametrelereuyum yönünüden günlük olarak değerlendirildi. VİP önleme demeti; subglottikaspirasyonlu endotrakeal tüpün (SSD-ETT) kullanımı, kaf basınıcının ölçülmesi, yarıoturur pozisyon, klorheksidinli ağız bakımı, sedasyona günlük ara verilmesi, peptikülser proflaksisi, orogastrik kateterin nazogastrik katetere tercihi ve derin ven trombozuproflaksisi şeklinde oluşturuldu. Çalışma 2 dönemde gerçekleştirildi. İlk 6 aylıkdönemde SSD-ETT ve kaf basınç ölçerlerin olmaması nedeniyle kontrol grubu vakalarıağırlıklı bu dönemde çalışmaya dahil edildi ve bu iki parametre dışında kalanlara uyumyönünden hastalar izlendi. İkinici dönemde SSD-ETT ile entübe edilen hastalar vakagrubunu oluştururken standart endotrakeal tüple entübe edilen hastalar kontrol grubuna71dahil edildi. Vaka ve kontrol grupları VİP gelişimi, mortalite ve demete uyum yönündenizlendi.Bulgular: Vaka grubunda 37, çalışma grubunda 96 olmak üzere 133 hastaçalışmaya dahil edildi. Grupların yaş ortalamaları vaka ve kontrol grubunda sırasıyla60,3 ve 61,3, (p=0,7) geliş APACHE II skoru ortalamaları ise 29,3 ve 28,9 (p:0,7)olarak saptandı . Vaka grubunda kontrol grubuna göre VİP insidansında 1000 ventilatörgününde 41,86'dan 22,16'a gerileme (P<0,05) saptandı. Ortalama VİP gelişme günüvaka grubunda 17,33±21,09 olurken, kontrol grubunda 10,43±7,83 olduğu tespit edildi(p:0,04). Demetlere uyum oranı; kaf basınç ölçer için vaka ve kontrol grubundasırasıyla %50,1 ve %6,6, klorheksidinle ağız bakımında ise %37,4 ve 18,6 olaraksaptandı (p<0,05). Bu iki parametre dışında uyum oranlarında anlamlı fark tespitedilmedi (p>0,05). Her iki grupta da tüm demete tam uyum sağlanan hasta olmadı.Vaka ve kontrol grubu arasında 14. gün ve 30. gün mortaliteleri yönünden farksaptanmadı (p>0,05).Sonuç olarak; SSA-ETT kullanımının, kaf basınç ölçümünün ve klorheksidinliağız bakımının dahil edildiği ve SSD-ETT'nin tam kullanımının sağlandığı VİP önlemedemetleri VİP hızını azaltmada etkilidir. Ancak mortalite üzerine etkisi saptanmadı.Demetlere uyum oranları düşük olup artırılmasına yönelik çalışmalar yapılmalıdır.Anahtar kelimeler: Ventilator ilişkili pnömoni, VİP Önleme, VİP önlemedemetleri, subglottik sekresyon drenajı ve kaf basınç monitorizasyonu.
Kardiyopulmoner bypass esnasında uygulanan ventilasyonun postoperatif akciğer komplikasyonları üzerıne etkileri
Amaç: Koroner arter greftleme cerrahisinde kardiyopulmoner bypass esnasında ventilasyon uygulanan ve uygulanmayan hastaların Postoperatif Pulmoner Komplikasyon Skoru (PPCs) ve Modifiye Pulmoner Enfeksiyon Skoru (mCPIS) değerlendirerek karşılaştırmayı amaçladık. Ayrıca grupların postoperatif kan gazı değerlerini, ekstübasyon sürelerini, yoğun bakım ve hastanede kalış sürelerini de karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza koroner arter greftleme cerrahisi geçirmiş olan 18-70 yaş arası hastalardan kardiyopulmoner bypass esnasında akciğer ventilasyonu uygulanan (Grup V) 32 hasta ve akciğer ventilasyonu uygulanmayan (Grup N) 32 hasta dahil edildi. Hastaların demografik verileri (yaşı, cinsiyeti, ASA skoru, boyu, kilosu, vücut kitle indeksi (VKİ) ve sigara içme durumu) kaydedildi. Grup V'de hastalar kardiyopulmoner bypass aşamasında 3-4 ml/kg tidal volüm ile ventile edildi. Bu gruptaki hastalara 5 cmH2O PEEP uygulandı. Grup N'de kardiyopulmoner bypass aşamasında ventile edilmedi. Cerrahi sonlandıktan sonra entübe şekilde yoğun bakım ünitesine transfer edildi. Entübasyon sonrası 24. saatte PPC skoru ve mCPIS skoru değerelendirildi. Ek olarak yoğun bakıma girdikten sonra 1., 6., 12. ve 24. saatte kan gazı değerleri kaydedildi. Hastaların ekstübasyon süreleri, yoğun bakım yatış sürleri, serviste yatış süreleri de kaydedildi. Bulgular: İki grup arasında demografik veriler açısından fark yoktu (p>0,05). PPCs ve mCPIS değerleri Grup V'de Grup N'ye göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktü (p<0,05). Grup V'de hastaların preoperatif albümin miktarı ve intraoperatif verilen kristalloid miktarı Grup N'ye göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşüktü (p<0,05). Postoperatif 6., 12. ve 24. saat kan gazında PaO2 Grup V'de Grup N'ye göre anlamlı derecede daha yüksekti (p<0,05). Hastaların mekanik ventilasyon süreleri, ekstübasyon süreleri, yoğun bakımda kalış süreleri ve hastaneden kalış süreleri KPB'de ventilasyon uygulananlarda ventilasyon uygulanmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışma kardiyopulmoner bypass sırasında uygulanan ventilasyonun, postoperatif akciğer komplikasyonlarını azaltabileceğini veya ortaya çıkmasını önleyebileceğini göstermiştir. Bunun sonucunda da hastaların daha kısa mekanik ventilasyon süresi, ekstübasyon süresi, yoğun bakım yatış süresi ve hastanede kalış süresi sağlayabileceğini göstermiştir. Anahtar kelimeler: Kardiyopulmoner bypass, Postoperatif Pulmoner Komplikasyon, Mekanik Ventilsyon
2006-2008 yılları arasında Ç.Ü.T.F. Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi'nde akut respiratuar distres sendromu (ARDS)) tanısı ile izlenen hastaların değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi'ndeki ARDS insidansını,ARDS'nin etyolojik nedenlerini, komplikasyonlarını, tedavi protokollerini, ARDS'ye bağlı gelişen multiorgan disfonksiyonu (MODS) sıklığını ve mortalite oranlarını belirlemeyi amaçladıkGereç ve yöntemler: Bu çalışmaya 65 ARDS'li hasta alındı. Hastaların 35'inde pulmoner ARDS ve 30'unda ekstrapulmoner ARDS mevcuttu. Hastaların 33'üne konvansiyonel ventilasyon sonrasında yüksek frekanslı ossilatuar ventilasyon (YFOV) uygulandı. Bu hastalar da ayrıca pulmoner ve ekstrapulmoner ARDS grubuna ayrılarak incelendi. Çalışmaya alınan hastaların demografik özellikleri, etiyolojik faktörleri, arteriyel kan gazı değerleri, mekanik ventilasyon paremetreleri, kullanılan sedasyon, analjezi ve kas gevşeticileri, PRISM II skorları, PaO2/FiO2 oranları, Murray indeksleri, oksijen indeksleri (OI), arteriyoalveoler oksijen gradyent farkları (AaDO2), ARDS'ye bağlı gelişen komplikasyonlar, multiorgan disfonksiyonu ve mortalite oranları kaydedildiBulgular: Çocuk Yoğun Bakım Ünitemizdeki ARDS insidansı % 4,6, mortalite oranı % 40 ve MODS oranı % 72 bulundu. Altta yatan en önemli predispozan faktörler malignite ve travma idi. Hastaların % 54'ünde (n=35) pulmoner, % 46'sında ekstrapulmoner ARDS mevcuttu. Her iki grubun ilk PaO2/FiO2 oranları, OI değerleri, Murray indeks değerleri ve AaDO2 farkları arasında anlamlı farklılık bulunmadı (hepsi için p>0,05). Ayrıca grupların arasında MODS ve mortalite oranları benzerdi (p>0,05, p>0,05). Hastaların % 51'ine (n=33) konvansiyonel ventilasyon sonrasında YFOV uygulandı. Yüksek frekanslı ossilatuar ventilasyon sonrasında PaO2/FiO2 değerinin arttığı (p<0,05), OI değerinin ise düştüğü gözlendi (p<0,05). YFOV uygulanan hastalar pulmoner ve ekstrapulmoner kaynaklı ARDS gruplarına ayrıldığında, YFOV tedavisi sonrasında ekstrapulmoner grupta pulmoner gruba oranla PaO2/FiO2 oranının arttığı (p<0,05), OI'inin düştüğü (p<0,05) gözlendi. Mortalite oranı YFOV uygulanan ekstrapulmoner grupta pulmoner gruba oranla daha düşüktü (p<0,05Sonuç: Çalışmamızda YFOV kullanımı ile ARDS'li hastaların oksijenizasyonununiyileştiği saptandı, bu nedenle konvansiyonel mekanik ventilatörde iken oksijenizasyonusağlanamayan hastaların YFOV'a alınabileceğini söyleyebiliriz. Ayrıca YFOV'nunekstrapulmoner nedenli ARDS'de daha yararlı olduğu görülmektedir. Ancak YFOV'nunetkinliğini gösterebilmek için daha fazla hastanın dahil edildiği prospektif çalışmalaraihtiyaç vardır.Anahtar kelimeler: Akut respiratuar distres sendromu, mekanik ventilatör, pulmoner veekstrapulmoner ARDS, yüksek frekanslı ossilatuar ventilasyon (YFOV), mortalite, çocuk
Burden and depression levels of parents of children with tracheostomy and home mechanical ventilator
As a reflection of healthcare technology on patient care through its development today, the number of children, who continue to live as dependent on technological devices at home environment and who need special care, is increasing. This study was carried out descriptively to determine care burden and depression levels of the parents of children with tracheostomy who are on mechanical ventilation at home. Data were collected by a sociodemographic data form including 38 questions which were generated by reviewing literature, and by using "Caregiving Burden Scale" to determine care burden of the parents and "Beck Depression Scale" to determine depression levels. The study was conducted with 70 parents of children with tracheostomy who were on mechanical ventilation at home, who were aged between 1-18 and registered to Domestic Health Services Unit of Ankara Dr. Sami Ulus Obstetric and Pediatric Health Training and Research Hospital between September 2017 and September 2018. Most of the children of the parents included in our study were males (62.9%), 32.9% were 3 years old and younger and 47.1% had a neuromuscular disease. The ratio of children who have been on mechanical ventilation for 25 months and more was 51.4%. All of the parents who were interviewed were mothers; 55.7% of them were between 31-40 years old and 35.7% had an education level of elementary school and lower. At the end of the study, it was determined that sex and age of the children, disease group, nutrition type and the duration of staying connected to ventilator did not have an effect on the mean scores of care burden and depression of the mothers (p>0.05). Significant relationships were found between mean caregiving burden and depression scores and variables such as age of the mother and her state of having a disease, economic status of the family, mother's state of experiencing a problem during social isolation and care, and state of thinking that family bonds and privary were affected (p<0.05). Besides, a positive and weak correlation was detected between caregiving burden and depression scales; and it was determined that depression scale scores increased as caregiving burden scores increased. In conclusion, it was observed that care of technology-dependent children at home was met especially by the mothers; and they had difficulties physically and psychologically. It is important for the nurses to support parents about domestic care adequately, to provide discharge training and consulting and to maintain support through home visits during transfer to home. It can be suggested to plan, improve, evaluate and regularly provide domestic care services for the children who are dependent on medical technology; and to carry out studies that will reduce caregiving burden of the mothers. Key Words : Technology-dependent Child, Caregiving Burden, Depression, Parent, Domestic care, Nursing
Ultrasonografi ile inferior vena cava çapı ölçümü ile santral venöz basınç ölçümü arasındaki ilişkinin saptanması
Amaç: Acil servise başvuran hastalar için intravasküler volüm durumunun tespiti çok önemlidir. Biz çalışmamızda USG (ultrasonografi) cihazı yardımıyla noninvaziv olarak ölçülen vena kava inferior çapı (VCI) çapı ile santral venöz basınç (CVP) arasındaki ilişkinin saptanması ve hastanın volüm durumunun değerlendirilmesinde vena kava inferior çapını yol gösterici bir metod olarak sunmayı amaçladık.Materyal ve Metod: Çalışmamız Ocak 2011-Eylül 2011 tarihleri arasında Acil Tıp Anabilim dalında subclavian vene veya internal juguler vene santral venöz katater takılmış olan 18 yaş üzeri 45 hasta üzerinde yapıldı. Vena kava inferior çapı ultrasonografi cihazı hem inspirasyon hem de ekspirasyon fazında ölçülerek milimetre cinsinde kaydedildi. Santral venöz basınç ölçümü monitorda izlendi ve mmHg olarak kaydedildi.Bulgular: Hastaların 24'ü erkek (% 53,3), 21'i kadındı (% 46,7). Yaş ortalaması 58,3±17,43 yıl olarak hesaplandı. Spontan solunuma sahip hastalarda ekspiriumda ultrasonografi ile ölçülen vena kava inferior çapı ve ekspiriumda ölçülen santral venöz basınç arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edildi. Mekanik ventilatör ile solunum yapan hastalarda ekspiriumda ultrasonografi ile ölçülen vena kava inferior çapı ile ekspiriumda ölçülen santral venöz basınç arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edildi.Sonuç: Spontan solunuma sahip hastalarda ekspiriumda ultrasonografi ile ölçülen vena kava inferior çapı çapının volüm durumunun tespiti için kullanılabileceği tespit edildi.
Çocuklarda ventilasyon-entübasyon zorluk derecesini belirlemede, Mallampati ve Cormeck-Lehane, diş yapısı ve antropometrik ölçümlerin değerlendirilmesi
Genel anestezi altında opere olacak hastalarda preoperatif havayolu değerlendirmesi, anestezinin temel kurallarından biridir. Zor havayolu; anestezisti ciddi sıkıntılara sokabilmekle beraber hasta açısından da hipoksik hasar ve hatta ölüme varan riskler barındırır. Özellikle pediatrik hasta grubunda hipoksiye düşük tolerans ve hızlı klinik kötüleşme, etkin bir preoperatif hava yolu değerlendirilmesinin önemini arttırmaktadır. Çalışmamız etik kurul izni ve hasta ebeveynlerinin onamları alındıktan sonra, GAÜN Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD.'da elektif ameliyat olacak 7-15 yaş arası çocuklarda yapıldı. Genel anestezi altında endotrakeal entübasyon gerektiren ASA Ι-ΙΙ toplam 200 olgu çalışmaya dahil edildi ve Grup 1 (7-9 yaĢ n:69), Grup 2 (10-12 yaĢ n:65), Grup 3 (13-15 yaş n:66) olarak ayrıldı. Demografik veri olarak; yaş, cinsiyet, boy, vücut ağırlığı, vücut kitle indeksleri kaydedildi. Çalışmamızda çocuk ve adölesanlarda preoperatif havayolu değerlendirilmesinde; Modifiye Mallampati sınıflaması (MMC), mandibula protrüzyonu (MP), tiromental mesafe (TMM), sternomental mesafe (SMM), atlantooksipital eklem hareketliliği (AEH 1- AEH 2) testleri uygulandı ve diş anomalileri (eksik diş sayısı, çürük diş sayısı, fırlak diş ve uzun üst kesici dişlerin varlığı) gözlenerek kaydedildi. Bütün bulgular Cormeck-Lehane laringoskopik derecelendirilmesi ile karşılaştırılarak güvenilirlik araştırıldı. Havayolu değerlendirilmesi tamamlandıktan sonra hastalara standart monitorizasyon yapıldı. Uygun çaplı bir kanül ile damar yolu açılarak 0,5-1 mcg/kg dozunda fentanyl, 2 mg/kg propofol iv bolus uygulandı. Hastanın yüze uygun bir maskeyle ventile edilebildiği görüldükten sonra kas gevşemesi için 0,5 mg/kg rokuronyum i.v olarak uygulandı. Roküronyum uygulamasından 2-3 dk sonra direkt laringoskopi işlemine geçildi. Bunun için Macintosh 2, 3 veya 4 nolu laringoskop bleydleri kullanıldı. Larinksin görünümü Cormack-Lehane'in tanımlamasına göre derecelendirilerek zor havayolu öngörü testleri ile karşılaştırması yapıldı. Çalışmamızda 8 zor entübasyon olgusu tespit edildi ancak başarısız entübasyona rastlanmadı. Gruplar arasında tiromental mesafe, sternomental mesafe, ve eksik diş sayısı bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmış olup diğer bulgular benzerdi. Testlerin cormeck-lehane ile korelasyon analizi sonucunda duyarlılığı ve PKD en yüksek test MMC (%100, %47), özgüllüğü en yüksek test MP (%94,5) olarak bulundu. TMM ve SMM ile ilgili olarak erişkinlerde zor entübasyon öngörüsünde kullanılan 'TMM ≤6 cm- SMM ≤12cm' kriterlerinin 7-9 yaş arasında geçerli olmadığı, yaĢ ve boy ile doğru orantılı olarak değişeceği öngörüldü. TMM ve SMM ölçümlerinde 10 yaş ve üstü çocuklar için erişkin referans değerler uygunken, 7-9 yaş arası çocuklarda TMM için ≤5 cm, SMM için ≤10 cm referans değerlerin daha yararlı bilgiler sağlayacağı öngörüldü.Pediatrik hasta grubunda uygun teknik ve referans değerlerle, bu testlerin daha yol gösterici olabileceği kanısındayız.
Uykuda solunum durması olan kalp yetmezlikli hastalarda pozitif basınçlı ventilasyon tedavisinin apelin ve iskemi modifiye albumin düzeylerine etkisi
Uykuda solunum durması kardiyovasküler morbidite ve mortalite sebebi olup kalp yetmezliği ile birlikteliği sıktır. Bu nedenle kalp yetmezlikli hastalarda uykuda solunum bozukluğu birlikteliğini akla getirmek ve tedavisini vermek önemlidir. Apelinin kardiyovasküler etkileri başta olmak üzere, gıda alımının düzenlenmesi, sıvı metabolizması, deneysel ağrı modelleri, kemik metabolizması ve insan adipositlerinde oluşan oksidatif stresin önlenmesinde yer aldığı görülmüştür. İskemi modifiye albümin (İMA) ise iskemi, hipoksi durumunda artış gösteren, özellikle akut myokard enfarktüsünde biyomarker olarak yeri olan bir belirteçtir. Bu çalışmadaki amacımız kalp yetmezlikli hastalarımızda morbidite ve mortalite üzerine olumsuz etkileri olan uykuda solunum bozukluğu tespit etmek ve pozitif basınçlı ventilasyon (PAP) tedavisinin apelin 13 ve İMA üzerindeki akut ve kronik etkilerini değerlendirmektir. Çalışmamız Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs hastalıkları Anabilim Dalı Uyku Laboratuarında, Nisan 2016-Mayıs 2017 tarihleri arasında prospektif olarak yapıldı. Çalışmaya 18 yaş ve üzeri, aydınlatılmış onam formunu imzalayan, ekokardiyografik olarak ejeksiyon fraksiyonu (EF) ≤%50 tespit edilen ve PAP tedavisine uygun olan 50 olgu dahil edildi. Hastaların anamnezleri alınıp, fizik muayeneleri yapılıp polisomnografi (PSG) planlandı. Apelin 13 ve İMA düzeyleri için venöz kanları alındı. Hastaların %96'sında uykuda solunum bozukluğu tespit edildi. Bu hastalar Bilevel Positive Airway Pressure (BPAP) titrasyonuna yatırıldı. Bunlardan 21'i BPAP'ı tolere etti. 21 hastadan BPAP titrasyonunun sabahında tekrar venöz kan alınarak apelin 13 ve İMA bakıldı. Apelin 13 düzeyi bazal değeri 8.635±6.344 pg/ml iken BPAP 1. günde 16.353±11.999 pg/ml olarak bulundu (p=0.022). İMA düzeyi bazali 4.511±2.026 IU/ml iken BPAP 1.günde 3.977±1.985'e düşüş görüldü (p=0.302). 21 hastanın eve BPAP cihazı reçete edildi. Bu hastalardan BPAP kullanımı olan 11 hastaya 3 ay sonra ulaşılarak kontrol kan alındı. Bu hastalarda bakılan apelin 13 değerleri 6.021±3.529 pg/ml iken 3. ay sonunda 8.458±3.510 pg/ml olarak tespit edildi (p=0.117). İMA düzeylerinde bazale göre BPAP 3.ayda görülen azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p=0.445). Sonuç olarak kalp yetmezlikli ve uykuda solunum durması tespit edilen hastalarda PAP tedavisi ile İMA düzeyinde anlamlı değişiklik görülmediği fakat kardiyoprotektif özelliği olduğu düşünülen apelin 13'ün PAP tedavisi ile sadece akut dönemde artış gösterdiği tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Obstrüktif uyku apne sendromu, santral uyku apne sendromu, apelin, kalp yetmezliği, IMA
Acile solunum sıkıntısı ile başvuran hastalarda noninvaziv mekanik ventilatör uygulamasının değerlendirilmesi
Amaç: Solunum sıkıntısı ile acil servise başvuran hiperkapnik solunum yetmezliği olan hastalarda non invaziv mekanik ventilasyon uygulamasının etkinliği araştırılacaktır. Çalışmaya cinsiyet, hastalık farkı gözetmeksizin şuuru açık olan ve 18 yaşından büyük hastalar alınıp, şuuru kapalı olan ve 18 yaş altındaki hastalar çalışma dışı bırakılacaktır. Gereç ve Yöntem: Prospektif yöntemle yapılacak çalışma Ç.Ü.T.F. Acil Tıp A.B.D.'na solunum sıkıntısı ile başvuran cinsiyet, hastalık farkı gözetmeksizin şuuru açık olan ve 18 yaşından büyük hiperkapnik solunum yetmezliği olan hastalar alınacaktır. Bu hastalara non-invaziv mekanik ventilasyon uygulanacak ve yöntemin etkinliği araştırılacaktır. Non-invaziv ventilasyon, invaziv olana göre daha konforlu, daha kolay uygulanabilir ve daha az maliyetli bir yöntemdir. Bu yöntemle yoğun bakım yatış ihtiyacı ve hastenede kalım süresi belirgin kısalmaktadır. Bulgular: Çalışmaya acile solunum sıkıntısı ile başvuran ve arteryel kan gazında hiperkapnik solunum yetmezliği saptanan toplam 51 vaka alındı. Hastaların gelişindeki pCO2 değerleri 45,8-91,7 arasında değişmekte olup pCO2 değerlerinin ortalaması 63,69±11,13 idi. NIV sonrası pCO2 değerleri 35,9-87,7 arasında değişmekte olup ortalaması 53,75±10,58 idi. Hastanede yatış süreleri 0-18 gün arasında değişmekte olup ortalaması 4,18±4,80 idi. Çalışma sonunda hastaların arteryel pCO2 düzeyleri ve hastanede yatış ve yoğun bakım yatış süreleri belirgin kısaldığı gözlendi. Sonuç: Non-invaziv mekanik ventilatör uygulaması ile acile solunum sıkıntısı ile başvurup, şuuru açık olan hiperkapnik solunum yetmezliğinde mortalite ve hastanede kalış süresini kısaltmak mümkündür. Anahtar Kelimeler: Acil Tıp, hiperkapnik solunum yetmezliği, non invaziv mekanik ventilatör
Ventilatör ilişkili pnömonide presepsinin rolü
Giriş: Yoğun bakım ünitelerinde, akut solunum yetmezliği tedavisinde mekanik ventilasyon önemli bir yere sahiptir. Mekanik ventilasyonun en korkulan komplikasyonlarından birisi olan ventilatör ilişkili pnömoni (VİP) yatış sürelerini ve maliyeti arttırması yanısıra, morbidite ve mortalite için de önemli bir risk faktörüdür. Bu durum agresif tedavi gerektiren yüksek riskli VİP hastalarının erken tanımlanması ihtiyacını doğurur. Amaç: Bu çalışmanın amacı, yoğun bakımdaki VİP tanısı almış hastaların APACHE II skoru hesaplanarak, yeni bir biyomarkır olan Presepsin ile birlikte rutinde kritik hastaların takibinde bakılan WBC, CRP, PCT ve Laktat değerlerinin, hastaların erken tanısı ve mortalitelerine olan etkilerini değerlendirerek hastalığın prognozu hakkında öngörüde bulunmaktır. Materyal ve Metod: Bu çalışma prospektif olarak Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi etik kurul izni alındıktan sonra Kasım 2015-Temmuz 2016 tarihleri arasında Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Yoğun Bakım Kliniğinde ve Dahiliye Anabilim Dalı Yoğun Bakım Kliniğinde yapıldı. Çalışmamıza yoğun bakım ünitesinde 120 saatten fazla yatan 18 yaş ve üzeri VİP tanısı almış 60 hasta dahil edildi HIV enfeksiyonu olan, aktif tüberkülozu olan, immün supresif tedavi alan, postsplenektomili hastalar ve nötropenik hastalar ise çalışmaya dahil edilmedi. VİP tanısı konulan ilk gün içerisinde APACHE II skorunu oluşturan değişkenlerin en kötü değerleri alınarak APACHE II değeri hesaplandı ve kaydedildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların 1. 3.ve 7. gününde Presepsin, WBC, CRP, PCT ve Laktat değerlerini bulmak için kan örnekleri alındı. Çalışmaya dahil edilen hastalar 28. Güne kadar takip edildi ve şifa, takibe devam veya exitus olarak kayıt edildi. Sonuç: VİP tanısı almış hastalarda Presepsinin diagnostik bir özelliğinin olmadığı, APACHE II değerlerinin ise bu hastalarda prognostik özelliklere sahip olduğunu ve artmış sonuçlarının mortalite ile ilişkili olduğu kanısına vardık. Anahtar Kelimeler: APACHE II, Presepsin, Ventilatör İlişkili Pnömoni, WBC, CRP, PCT, Laktat.
Çukurova Üniversitesi Tıp fakültesi çocuk yoğun bakım ünitesinde bir yıl süresince invaziv mekanik ventilasyon uygulanan hastaların değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitesinde mekanik ventilasyon uygulanan hastaların insidansını, demografik bilgilerini, primer hastalıklarını, mekanik ventilasyon endikasyonlarını, kullanılan MV yöntemlerini, weaning ve ekstübasyon yöntemlerini, eksitus riski ve eksitus gelişme oranlarını, mekanik ventilasyon komplikasyonlarının sıklığını ve trakeostomi açılma oranını belirlemektir. Gereç ve yöntem: Çalışmaya alınan hastaların günlük takiplerinde hasta gözlem formlarından, hasta dosyalarından, mekanik ventilatör parametrelerinden ve klinisyen görüşünden faydalanıldı. Çalışmaya alınan hastaların demografik özellikleri, MV endikasyonu, primer hastalık varlığı, yoğun bakımda yatış süresi, mekanik ventilatörde kalış süresi, ekstübasyon yöntemleri, ekstübasyon sonrası kullanılan inhaler tedaviler, mekanik ventilasyon komplikasyonları, aldığı sedatif ve analjezikler, trakeostomi varlığı, ARDS varlığı, VİP gelişimi, PİM II, PRİSM III, PELOD skorları ve mortaliteleri kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 173 hastanın 99'u (%57,2) erkek, 74'ü (%42,8) kız olup yaşları 2 ile 216 ay (68,1 ± 65,7) arasında idi. Hastaların yoğun bakımda kalış süreleri 1 ile 65 gün arasında (ortalama 10±10,9) idi. Hastaların mekanik ventilatöre bağlı kaldıkları süre 1 ile 61 gün arasında (ortalama 7,69±8,76) idi. 88 hastaya (%50,8) hiperkarbik solunum yetersizliği nedeniyle mekanik ventilasyon uygulanmıştı. En sık eşlik eden primer hastalık nörolojik hastalıklar (%44,5) idi. MV' de izlenen hastaların organ yetmezliği skorlamaları ortalamasına bakıldığında PİM II değeri %4,5 ile %100 arasında (40,8±32,7), PRİSM III değeri 5 ile 67 arasında (23,5±11,9) idi. PELOD skoru % 0,1 ile %100 arasında (25,3±33,4) idi. Trakeostomili 92 hasta (%53,2) mevcuttu. Hastaların 4' üne (%4,3) akut trakeostomi açıldı, diğerleri kronik solunum yetmezliği nedeniyle açılmış idi. 126 hastaya (%72,8) sedasyon-analjezi verildi. Sedasyon süresi 1ile 61 gün arasında (ortalama 5,4±9,1) idi. Midazolam en sık tercih edilen ajan idi. 126 hastada (%72,8) kullanıldı. Opioidlerden en sık kullanılan ajan fentanil 87 hastada (%50,3) kullanıldı. Remifentanil 31 hastada (%17,9), morfin 11 hastada (%6,4) kullanıldı. Kas gevşetici özellikle trakeostomi açılan hastalarda ve ağır ARDS'si olan hastalarda tercih edildi. 57 hastada (%32,9) kullanıldı. Eksitus gelişen hastalarda çoklu inotrop ihtiyacı saptanmış olup, mortalite ile yüksek ilişkili bulunmuştur. İnotrop ajanlardan en sık kullanılan ajan dopamin idi ve 57 hastada (%32,9) kullanıldı. En sık görülen komplikasyon atelektazi (%7,5) idi. Ventilatör ilişkili pnömoni 12 hastada (% 6,4) saptandı. Hastaların 19 unda (%11) eksitus geliştiği görüldü. ÇYB' de genel mortalite insidansı %2,4 olarak saptandı. En sık görülen eksitus sebebi 12 hastada (%63,1) görülen çoklu organ yetmezliği sendromu idi. Sonuç: Mekanik ventilasyon, çocuk yoğun bakım ünitelerinin vazgeçilmez tedavi yöntemlerinden biridir. Kullanımında klinisyenin tecrübesi çok önemlidir. Kullanılan modlar ile ilgili kesin bir ortak görüş yoktur. Çalışmamızın sonuçları değerlendirildiğinde ünitemizde mekanik ventilasyon uygulamalarının büyük ölçüde dünya standartlarına uygun olarak gerçekleştiği sonucu çıkarılmaktadır. Sonuçlarımız, mevcut durumun tespiti ve yapılacak çalışmalara bakış açısı sağlayabilmek açısından önem taşımaktadır.
Mekanik ventilasyon uygulanan hastalarda diyafram kalınlığı ve ventilatörden ayırma ilişkisi
Amaç: Bu uzmanlık tezinde mekanik ventilasyon desteği uygulanan hastalarda diyafram kalınlığının, kalınlaşma fraksiyonunun ve ekskürsiyonunun mekanik ventilatörden ayırmaya; ayrıca bu hastaların yaş, cinsiyet, BMI, ΔP, total sıvı dengesi, APACHE II ve SOFA skorlarının diyafram parametrelerine etkileri araştırılmıştır. Yöntem: Prospektif olarak yapılan bu araştırma Ocak 2019 - Haziran 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. 18 yaş üstü, entübasyon sonrası geçen süre 5 saatten fazla olmayan ve birinci derece yakınından bilgilendirilmiş gönüllü onamı alınan hastalar çalışmaya dahil edildi. Morbid obez, nöromüsküler hastalık, diyafram anatomik anomalisi, diyaframa penetran travma, aminoglikozid ve steroid kullanım öyküsü, gebelik, nöromüsküler bloker kullanımı olan hastalar çalışma dışı bırakılmıştır. Çalışmaya alınan hastaların takip formuna demografik verileri (yaş, cinsiyet, kilo, boy, vücut kitle indeksi) ve yatış tanıları kaydedildi. Hastaların mekanik ventilatör desteği aldığı süre boyunca ve ventilatörden ayrıldıkları günden bir gün sonra, günde 1 kez diyafram USG ölçümleri, mekanik ventilasyon tedavilerinin tipi (invaziv İMV- non invaziv NİMV), mekanik ventilatörde driving pressure ''ΔP'' düzeyleri, geliş APACHE II ve günlük SOFA skorları ve sıvı denge durumları kaydedildi. Diyafram USG ölçümleri hasta başı portable Siemens Acuson P500 ultrasonografi cihazı ile yapıldı. Hasta supin pozisyonda iken; USG ile inspiryum sonu ve ekspiryum sonu diyafram kalınlığı, diyafram kas kalınlaşma oranı ve diyafram ekskürsiyonu parametreleri ölçüldü. Tüm bu parametrelerin ''weaning'' süreciyle ve birbirleri ile ilişkilerinin araştırılması hedeflenerek istatistiksel analiz uygulandı. Bulgular: Çalışmamıza 64 erkek ve 36 kadın hasta dahil edildi. Hastaların yaş ortalamaları 57,55±18,92 yıl olarak kaydedildi. Hastaların 92'sine İMV desteği, 8'ine NİMV desteği uygulandı. Ortalama MV süresi 7,24±4,07 gün olarak kaydedildi. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda diyafram kalınlığının BMI arttıkça arttığı, yaş ve APACHE II skoru arttıkça azaldığı; diyafram kalınlaşma fraksiyonunun (TFdi) ve diyafram ekskürsiyonunun MV süresi ve APACHE II skoru arttıkça azaldığı, TFdi' nin ayrıca total sıvı dengesi arttıkça azaldığı gözlendi. Cinsiyet ve MV tipinin (IMV/ NIMV) diyafram USG parametreleri üzerinde etkisinin olmadığı saptandı. SOFA skorları ve MV' de ΔP düzeyleri yüksek seyreden hastaların MV sürelerinin daha uzun olduğu; diyafram kalınlığı, TFdi ve DE değerlerinin daha düşük seyrettiği ve bu hastalarda geliş APACHE II skorlarının da daha yüksek olduğu görüldü. Sonuç: Diyafram USG' si; MV destek tedavisi almakta olan hastaların ventilatörden ayırma tahmininde kullanılabilecek noninvaziv, hızlı sonuç veren, yatak başı bir araçtır. Anahtar kelimeler: Mekanik ventilasyon, diyafram kalınlığı, weaning, ultrasonografi
Tek akciğer ventilasyonu uygulanan hastalarda farklı ventilasyon stratejilerinin akciğer mekanikleri üzerine etkisi
Amaç: Çalışmamızda tek akciğer ventilasyonu yapılan hastalarda farklı tidal volüm uygulamalarının akciğer mekanikleri üzerine etkisinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Elektif video yardımlı torakoskopik cerrahi uygulanacak ASA I-II sınıfı, 18-65 yaş arası 46 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların yaş, cinsiyet, ağırlık, boy, tanı, pre-op FEV1, pre-op FEV1/FVC değerleri ve sigara öyküsü kaydedildi. Bilgisayarlı randomizasyon yöntemi ile 3 gruba ayrılan hastalar 1.5-2 mg/kg %1 propofol ile anestezi indüksiyonunu takiben 0,5 mg/kg rokuronyum ile kas gevşekliği sağlanarak çift lümenli tüp ile entübe edildi ve tüpün yeri fiberoptik bronkoskopla doğrulandı. Anestezi idamesi %5-6 desfluran ve O2-hava karışımı ile sağlandı. Çift akciğer ventilasyonu sırasında: TV 6-8 ml/kg, FiO2 %21-70, PEEP 5 mmHg, frekans 10/dk, I/E:1/2 olacak şekilde mekanik ventilasyon uygulandı. Tek akciğer ventilasyonu sırasında ise; Grup I: FiO2 %21-70, tidal volüm 8 ml/kg, frekans 10/dk, I/E:1/2, PEEP 5 mmHg Grup II: FiO2 %21-70, tidal volüm 6 ml/kg, PEEP 5 mmHg, frekans PaCO2 35-45 mmHg olacak şekilde Grup III: FiO2: %21-70, tidal volüm 4 ml/kg, PEEP 5 mmHg, frekans PaCO2 35-45 mmHg olacak şekilde ventile edildi. Üç grupta da arter kan gazı değerleri ameliyatın başlangıcında (giriş), tek akciğer ventilasyonu başladıktan 10 dk sonra, tek akciğer ventilasyonu sonlandırıldıktan 10 dk sonra ve ekstübasyondan 10 dk sonra alındı. Eşzamanlı olarak hemodinamik veriler (KAH, OAB, SpO2), solunum yolu basınçları (Ppeak, Pplato, PEEP), AKG değerleri (PaO2, PaCO2, pH, BE) ve FiO2, dakika volümü (MV), EtCO2, solunum frekansı kaydedildi. Tüm hastaların ekstübasyon süresi, ameliyat süresi ve kullanıldıysa kan ürünü miktarı kaydedildi. Hastalar hastaneden taburcu edilene kadar günlük takip edilerek yoğun bakım ihtiyacı/süresi, postoperatif komplikasyonlar, taburculuk süresi ve 28 günlük mortalite kaydedildi. Bulgular: Çalışmamızın primer sonucu olarak gruplar arasında arteriyal oksijenasyon açısından istatistiksel açıdan anlamlı bir fark saptanmadı. Giriş ve tek akciğer ventilasyonu başlangıç PaCO2 değerleri Grup II'de diğer iki guba göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmakla birlikte klinik olarak kabul edilen değerler arasında tespit edildi (35-45 mmHg). Gruplar arasında postoperatif oksijenizasyon, yoğun bakım ihtiyacı ve süresi, taburculuk süresi, postoperatif komplikasyon ve 28 günlük mortalite açısından anlamlı fark saptanmadı. Sonuç: Elektif video yardımlı torakoskopik cerrahide tek akciğer ventilasyonu uygulanan hastalarda uygun dakika hacmi korunarak ve çift lümenli tüpün yeri fiberoptik bronkoskopla doğrulandığı sürece 4 ml/kg, 6 ml/kg ve 8 ml/kg TV uygulamalarının hemodinami, akciğer mekanikleri, hastanede kalış süresi, yoğun bakım ihtiyacı, postoperatif komplikasyon ve mortalite üzerine etkilerinin benzer olduğu ve güvenle uygulanabileceği kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: Fiberoptik bronkoskop, tek akciğer ventilasyonu, tidal volüm, video yardımlı torakoskopik cerrahi
Mekanik ventilasyon desteğindeki hastaların ağız bakımında kullanılan farklı yoğunluktaki klorheksidinin mikrobiyal kolonizasyona etkisi
Bu araştırma mekanik ventilatöre bağlı hastalarda mikrobiyal kolonizasyonu azaltmada en etkili klorheksidin yoğunluğunu belirlemek amacıyla randomize kontrollü, çift kör, deneysel olarak yapılmıştır. 2019 yılı Şubat-Aralık tarihleri arasında T.C. Sağlık Bakanlığı Aydın İl Sağlık Müdürlüğü Nazilli Devlet Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon yoğun bakım ünitesinde yatan 116 hasta araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Hastalar randomize olarak belirlenerek dört farklı gruba ayrılmıştır. Birinci gruptaki hastalara %2 klorheksidin glukonat, ikinci gruptaki hastalara %1'lik klorheksidin glukonat, üçüncü gruptaki hastalara %0.2'lik klorheksidin glukonat ve dördüncü gruptaki hastalara %0.12'lik klorheksidin glukonat ile günde dört kez ağız bakımı uygulama protokolü doğrultusunda bakım verilmiştir. Verilerin toplanmasında Hastalara Ait Tanıtıcı Özellikler Formu, Hasta İzlem Formu, Mikrobiyolojik İzlem Formu ve Ağız Değerlendirme Rehberi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 70,00±15,57 olup, %62,1'i erkektir. Ağız bakımında kullanılan klorheksidin glukonat solüsyonlarının hepsinde hastaların tamamının tüm günlerde ağız mukozasının hafif disfonksiyon olduğu belirlenmiştir. %2 ve %1'lik klorheksidin glukonat ile ağız bakımı yapılan hastaların tüm günler arasındaki ağız değerlendirme ölçeğinden alınan puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu (p<0.001), %0.12'lik ve %0.2'lik klorheksidin glukonat ile ağız bakımı yapılan hastaların tüm günler arasındaki ağız değerlendirme ölçeğinden alınan puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı bulunmuştur (p>0.001). Ağız bakımında %1'lik klorheksidin glukonat solüsyonu kullanılan hastalardan alınan oral mukoza örnekleri arasında mikroorganizma üreme durumu açısından istatiksel olarak anlamlı fark olduğu saptanmıştır. Araştırma bulgularına göre mekanik ventilasyon desteğindeki hastalara uygulanan ağız bakımında mikrobiyal kolonizasyonu önlemede en etkili klorheksidin glukonat solüsyonunun %1'lik konsantrasyonu olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Ağız bakımı, klorheksidin glukonat, mekanik ventilasyon, mikrobiyal kolonizasyon, yoğun bakım ünitesi.
Güncellenen yeni ulusal sürveyans yaklaşımı ile ventilatör ilişkili olay olgularının, ventilatör ilişkili pnömoni açısından değerlendirilmesi
Ventilatör ilişkili pnömoni (VİP), solunum yetmezliği ile ventilatör desteği alan hastalarda mortalite, morbidite ve sağlık hizmetinde maliyette artışa yol açan sık bir komplikasyondur. VİP tanısı koymak problemlidir, çünkü ideal bir tanı kriteri yoktur. Sağlık hizmetiyle ilişkili infeksiyonların sürveyansında kullanılan olgu tanımları, "Centers for Disease Control and Prevention (CDC)–Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri" tarafından 2013 yılında güncellenmiştir. Bu güncellemelerin en önemlilerinden biri ventilatörle ilişkili pnömoni (VİP) tanımı ile ilgili yenilikleri kapsamaktadır. Daha önce "National Healthcare Safety Network (NHSN)" nozokomiyal pnömoni tanı kriterlerinde yer alan değişkenlik ve görecelilik nedeniyle oldukça heterojen bulgularla bildirimi yapılan VİP olgularıyla ilgili olarak; akciğer radyolojisi tanı kriteri olmaktan çıkartılmış, düzeylerinde anlamlı artışla tanımlanan oksijenlenme bozukluğu tanıda belirleyici hale gelmiştir. Olgu tanımlarında ise "Ventilatörle İlişkili Olay (VİO)" başlığı altında; "Ventilatörle İlişkili Durum (VİD)", "İnfeksiyona Bağlı Ventilatörle İlişkili Komplikasyon (İVİK)", "olası VİP (OVİP)" ve "yüksek olası VİP (YOVİP)" gibi farklı klinik kategorilerin tanımlanmasıyla yeni bir sürveyans algoritması oluşturulmuştur. Ülkemizde 2017'den itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Bu çalışmada, Aydın Devlet Hastanesi Anestezi-Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitelerinde (ARS1, ARS2, ARS3) yeni algoritmaya göre saptanan ventilatör ilişkili olay tanılı olgular retrospektif olarak incelenerek, bunların arasından ventilatör ilişkili pnömoni tanısını karşılayan olgu sayısı araştırılıp, güncellenen yeni kriterlerin infeksiyon oranları üzerine etkisi değerlendirilmiştir. Toplanan veriler SPSS 18.0 programı kullanılarak çözümlenerek istatistiksel analizleri yapılmıştır. Çalışmanın sonucu olarak şunları söyleyebiliriz; teorik olarak sistemin oynanamaması için geliştirilmiş yeni kriterler, "Positive End-Exituspiratory Pressure (PEEP)–Pozitif Son Ekspirasyon Basıncı", "Fraction Of İnspired Oxygen (FiO2)–Solunan Havadaki Oksijen Oranı" veya her ikisinin manipülasyonuna yatkın olması sebebi ile düşündürücüdür. Ventilatör İlişkili Olay (VİO) tespitini önlemek için ünitelerin FiO2 veya PEEP'i daha küçük artışlarla ayarlaması mümkündür. PEEP ve FiO2'de artış ve azalmaların sağlanmasına yönelik herhangi bir skorlama, scala ya da algoritma bulunmamaktır. Bundan dolayı yalnızca VİP'e odaklanmayıp, oksijenasyon değişikliklerine neden olan komplikasyonların belirlenmesi ile birlikte PEEP ve FiO2'nin ayarlanmasının önemi vurgulanmalıdır.
Koroner arter hastalarında aerobik egzersiz ile dirençli ev egzersiz programının hemodinamik, ventilasyon ve metabolik etkilerinin saptanması
Amaç: Çalışmamızın amacı; koroner arter hastalarına, hastanede gözetim altında verilen aerobik egzersiz ile dirençli ev egzersiz programını karşılaştırmak ve hemodinamik, ventilatuvar, metabolik etkilerini saptamak ve değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji ya da Kalp Damar Cerrahisi Polikliniği'nde takip edilen koroner arter hastalığı öyküsü olan toplamda 40 stabil hasta dahil edilmiştir. Hastalar fizik tedavi kliniği kardiyak rehabilitasyon ünitesinde aerobik egzersiz eğitim grubu (aerobik egzersiz grubu) ve ev egzersiz grubu (grup 2) olarak randomize edilmiştir. Aerobik egzersiz grubundaki hastalara hastanede denetimli olarak 6 hafta boyunca, haftada 3 kez treadmilde denetimli aerobik egzersiz programı uygulandı. Grup 2'deki hastalara hastalıkları ve risk faktörleri hakkında eğitim verilerek, performanslarına ve hedefe uygun olarak evde yapmaları gereken egzersiz programı reçete edilerek kardiyak rehabilitasyon (KR) programına alındı. Tüm hastalar, orta düzeyde egzersiz yoğunluğunda çalıştırıldı. Bütün hastalara programın başlangıcında ve bitişinde, egzersiz tolerans testi (ETT), altı dakika yürüme testi (6DYT), Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ ), Sağlık Değerlendirme Anketi(HAQ) ,Egzersizin Yararları/Engelleri Ölçeği (EBBS),Kısa Form-36 (SF-36) yaşam kalitesi testi yapılmış ve kandaki metabolik, hemodinamik değişimleri saptamak için kan tetkikleri istenmiştir. Bulgular :Altı hafta sonunda; aerobik egzersiz grubu ve ev egzersiz grubunda 6DYT'de istatiksel olarak anlamlı artışlar elde edildi (p<0.05). Aerobik egzersiz grubunda FEV 1 ve FVC'de istatiksel olarak anlamlı artışlar saptandı (p<0.05).Her iki grupta da VKİ ve kiloda istatiksel olarak anlamlı azalma kaydedildi (p<0.05). Aerobik egzersiz grubunda AKŞ'de istatiksel olarak anlamlı azalma saptandı (p<0.05). Aerobik egzersiz grubunda SF-36'nın fiziksel fonksiyon ,sosyal fonksiyon ve fiziksel rol kısıtlılığı alt kategorilerinde istatiksel olarak anlamlı artış gözlendi (p<0.05). Fiziksel aktivitenin değerlendirildiği IPAQ anketinde aerobik egzersiz grubunda istatiksel olarak anlamlı artış elde edildi (p<0.05). Aerobik egzersiz grubunda VO2 ve MET değerlerinde istatiksel olarak anlamlı olmasa da artış elde edildi. Aerobik egzersiz grubunda anlamlı olmasa da LDL-K, TOTAL-K'da azalma, HDL-K' da artış saptandı. HR parametresinde her iki grupta istatiksel olarak anlamlı saptanmasa da azalma gözlendi. Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre hastanede denetimli olarak yapılan aerobik egzersiz, solunum kapasitesi, lipid profili, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesi parametreleri üzerinde evde yapılan dirençli egzersize göre daha olumlu etki sağlamaktadır. Dirençli ev egzersizi verilen grupta da VKİ azalma ve yürüme mesafesinde artış gibi kardiyovasküler risk faktörlerini azaltıcı olumlu etkilerin saptanması dirençli egzersizlerin de fonksiyonel ve metabolik kapasite üzerine anlamlı etkilerini göstermiştir. Çalışmamız klinikte gözetimli egzersiz programlarının daha etkili olabileceğini göstermekle birlikte sosyal sebeplerle hastane egzersiz programlarına katılamayan, düşük ya da orta riskli hastalara verilen ev programlarının da kardiyovasküler risk faktörlerinden koruyucu etkisi olduğunu göstermiştir. Anahtar kelimeler : Kardiyak rehabilitasyon, koroner arter hastalığı, egzersiz
Gram-negative bacteria and antimicrobial resistance rates isolated from the lower respiratory tract of intensive care patients depending on mechanical ventilator: Five-year retrospective analysis
Gram-Negative Bacteria and Antimicrobial Resistance Rates Isolated from the Lower Respiratory Tract of Intensive Care Patients Depending on Mechanical Ventilator: Five-Year Retrospective Analysis Aim: The aim of the study is to demonstrate the importance of an active surveillance program in recognizing multiple drug resistance outbreaks in intensive care units, review of antimicrobial use to prevent the emergence of antibiotic resistant strains. Materials and Methods: Selection of cases and collection of data; between January 2015-December 2019 Celal Bayar University, Faculty of Medicine, Department of Medical Microbiology, Bacteriology Laboratory Lower respiratory tract samples of ventilator dependent patients hospitalized in intensive care units were analyzed retrospectively. Isolated gram negative bacteria species were included in the study. Results: 1294 grams of negative bacteria growth was detected from respiratory samples. Acinetobacter baumannii is the most common gram negative bacteria, second common bacteria is Pseudomonas aeruginosa and the third one is Klebsiella pneumoniae. In our study, Tigesiklin is effective for Acinetobacter baumannii with a resistance rate of 12.09% and is one of the best options for MDR microorganisms. The resistance rate of colistin was found to be 0.84% in our study. Colistin has been an indispensable agent in the treatment of Acinetobacter baumannii. No colistin resistant isolate detected for Pseudomonas aeruginosa. Amikacin Low resistance rate (18.26%) High efficacy of cephalosporins were found. Conclusions: In conclusion, this study demonstrates the importance of an active surveillance program in recognizing multiple drug resistance outbreaks in intensive care units, and the importance of reviewing antimicrobial use to prevent the emergence of antibiotic resistant strains and maintaining the therapeutic option available for the maintenance of such infections. The approach to MDR bacterial infections should be regulated in the light of current surveillance data. Thus, both cost-effective and targeted treatment are planned. Key words: gram negative, ventilator-associated pneumonia, resistance
Ventilatör tedavisi uygulanan hastalarda oral antiseptiklerin subglottik bakteri kolonizasyonuna etkileri
Giriş ve Amaç: Yoğun bakımda invazif mekanik ventilasyon tedavisi uygulanan olgularda uygun ağız bakımı yapılırken kullanılan dezenfektanlar oro-farinks, subglottik bölge ve endotrakeal alanın bakteri florasını etkileyebilir ve bu yolla ventilatör ilişkili pnömoni gelişimini önleyebilir. Orofarinks dezenfeksiyonu için klorheksidin ve povidon iyot bileşiklerini içeren sıvı preparatlar mevcuttur. Bu klinik araştırmada yoğun bakımda entübe izlenen olguların ağız bakımları ?klorheksidin? ve ?povidin iyot? kullanılarak yapılıp ağız içi, subglottik ve endotrakeal aspirasyon sıvılarından alınan örneklerde bakteri kolonizasyonu değerlendirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Yoğun bakım ünitesinde izlenen, endotrakeal entübasyon yapılmış ve mekanik ventilatör tedavisi uygulanan 30 hasta rasgele 3 eşit gruba ayrılıp her birine günde 4 kez izotonik sodyum klorür (kontrol grubu), %0.12 klorheksidin glukonat + %0.15 benzidamin hidroklorür (KG) ve %7.5 povidon iyot (PI) ile yapıldı ve tüm olgulardan yoğun bakıma kabul sırasında (0. gün), 3. ve 5. günlerde ağız içi sürüntü, subglottik sekresyon ve endotrakeal aspirasyon (ETA) örneklerinden kültür alındı. Örneklerden elde edilen üremeler gruplar arasında karşılaştırıldı. Bulgular: Demografik veriler her üç grupta da benzerdi. Ağız bakımı etkili dezenfektanlarla yapıldığında yoğun bakım süreci boyunca üremeler kontrol grubuna göre anlamlı oranlarda baskılandı; subglottik alandan alınan örneklerde kontrol grubunda %80, Pİ grubunda %10 üreme oldu, buna karşın klorheksidin glukonat grubunda subglottik üreme olmadı. Sonuç: Yoğun bakımda invazif mekanik ventilasyon uygulanan olgularda klorheksidin glukonat ve povidon iyot ile ağız bakımı yapıldığında bakteri kolonizasyonunun baskılandığı saptanmıştır.
Sezaryen operasyonu yapılan obez gebelerde perioperatif noninvazif mekanik ventilasyonun anne ve yenidoğana etkisi
Obezitenin gebelerdeki pulmoner sistem ve kardiyovasküler sistem olmak üzere oluşturduğu değişiklikler, obstetrik ve neonatal risklerin artmasına neden olabilmektedir. Fonksiyonel rezidüel kapasitedeki azalma, kapanma kapasitesinin altına inmesi ile altta kalan akciğer bölgelerinde atelektaziler gelişerek, arteriyel kan gazında daha sık hipoksemi görülmesine neden olabilmektedir. Oluşan bu değişiklikler maternal uterin arter oksijen içeriğini etkilemektedir; fetuse giden oksijen, plasentanın fonksiyonuna, maternal arteriyel O2 içeriği ve uterin kan akımına bağlıdır. Biz çalışmamızda; sezaryen operasyonu uygulanan obez gebelerde, perioperatif non invazif mekanik ventilasyonunun anne ve yeni doğan sağlığına etkisini araştırdık. Çalışmaya bilimsel etik kurul izni 04.06.2014/230 alındıktan sonra, Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Ameliyathanesi'nde elektif şartlarda sezaryen planlanan ve VKİ ≥ 30 ve VKİ< 40 arasında olan 69 olgu dahil edildi. NIMV uygulamasını tolere edemeyen 9 olgu çalışma dışı bırakıldı. Onam alındıktan sonra olgular 2 gruba ayrıldı. Grup I (n=30)'e yüz maskesi ile non invazif mekanik ventilasyon, Grup II (n=30)'ye de maske ile 5 Lt/dk O2 uygulandı. Her iki grubun uygulama öncesi ve sonrası arteriyel kan gazı alındı. Doğumu takiben umblikal arter kan gazı alındı. Doğum sonrası yenidoğanın 1.ve 5. Dakika APGAR skorları kaydedildi. Aynı zamanda yenidoğan periferik saturasyonu ölçüldü. Tüm sonuçlar hasta izlem formuna kaydedildi. İstatiksel incelemelerde, sürekli değişkenlerin çalışma ve kontrol grupları karşılaştırılmasında student t testi, çalışma ve kontrol gruplarının kendi içinde karşılaştırılmasında ise bağımlı gruplarda t Testi kullanıldı. Olguların ortalama yaşları, vücut kitle indeksleri ve gebelik haftaları arasında anlamlı fark saptanmadı.Tüm olguların uygulama öncesi preoperatif arteriyel kan gazı değerlerinde istatistiksel olarak fark gözlenmezken, uygulama sonrası pH değerinde anlamlı artış gözlendi (p= 0.047). HCO3 değerlerinde ise anlamlı bir azalma görüldü (p=0.043). Non invazif mekanik ventilasyon uygulanan grubun umblikal arter kanı BE değerleri diğer gruba göre anlamlı olarak düşük saptandı (p=0.007). APGAR skorları değerlendirildiğinde ise her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Sonuç olarak, obez gebelerde noninvazif mekanik ventilasyon uygulamasının anne sağlığında olumlu etkilere yol açarken, yenidoğan sağlığı üzerine belirgin bir etki gözlenmediği kanısına varıldı.
KOAH alevlenme ile hastaneye yatan hastalarda DECAF skoru ile mortalite tahmini
Giriş ve Amaç: Kronik obstruktif akciğer hastalığı (KOAH), tüm dünyada en önemli morbidite ve mortalite nedenlerinden biridir. Alevlenme sıklığı arttıkça hastalık şiddeti ve mortalite riski artmaktadır. Çalışmamızda, KOAH alevlenme ile başvuran hastalarda mortaliteyi ve prognozu belirleyici faktörleri değerlendirmek istedik. Bu amaçla geliştirilmiş DECAF skorunun ( dispne, eozinopeni, konsolidasyon, asidemi, AF), hastalarda mekanik ventilasyon ihtiyacı, hastane yatış süresi ve mortaliteyi öngörmede etkisini araştırdık. Bu skorlamaya göre risk gruplarının belirlenmesi, hastalarda erken taburculuk ya da erken ventilasyon desteğini planlamada klinisyenlere yardımcı olabilecektir. Materiyal Metod: Manisa Celal Bayar Üniversitesi hastanesinde, KOAH alevlenme nedeniyle hastaneye yatırılan hastalar retrospektif olarak tarandı. Özellikle metastatik maligniteli olan, beklenen yaşam süresi 1 yıl ve altında olan hastalar ve bilinen astım tanılı hastalar çalışma dışı bırakıldı. Hastaların demografik özellikleri, labarotuvar verileri, mMRC dispne skoru, FEV1 değeri, USOT ve NİMV kullanımı, komorbidite ve komplikasyonları, mekanik ventilasyon ihtiyacı, hastanede yatış süresi, hastane yatışında ve taburculuk sonrası 30 gün içindeki mortalite verileri kaydedildi. Veriler ki-kare testi, ya da gerektiğinde fisher exact ve korelasyon testleri ile analiz edildi. Bulgular: Araştırmamızda toplam 100 olgu değerlendirildi. %98 erkek %2'si kadın olup ortalama yaş 67,46 ±8,32'di. Hastaların % 5'inin hastane içinde, % 5'inin ise taburculuk sonrası 30 gün içinde öldüğü görüldü. DECAF skoruna göre 0-1 puan alan düşük riskli grupta ve 2 puan alan orta riskli grupta hastane içinde ölüm oranı % 0 iken 3 ve üzerinde puan alan hastalarda mortalite oranının anlamlı olarak arttığı görüldü. Bununla birlikte bu grupta İMV ihtiyacının da arttığı, aynı hastalarda korele olarak NİMV ihtiyacının azaldığı görüldü. DECAF skoru 5 olan hastalarda hastane yatış süresinin de diğer gruplara göre anlamlı düzeyde arttığı görüldü. Bu skorlamada kullanılan veriler bağımsız olarak değerlendirildiğinde mMRC dispne skoru arttıkça ve AF varlığında mortalite riskinin arttığı görüldü. Sonuç: Araştırmamızda ortaya çıkan en önemli sonuç; DECAF skorlamasının, KOAH alevlenme ile başvuran hastalarda iyi bir prognostik belirteç olarak kullanılabileceğidir . Henüz yeterli veri olmasa da, bu konuda yapılmış çalışmalar bu bulgularımızı desteklemektedir.
Sıçan ve farelerde yapay solunum altında oksijen ve karbondioksit gazlarının analizi
Yapay solunumda ventilasyonun sağlanması ve kontrol edilmesi özel bir önem taşımaktadır. Küçük laboratuar hayvanlarında yapay solunum uygulamasının zorluğunun yanı sıra solunum gazlarının ölçümleri de ayrıca zordur. Bu çalışmada yapay solunum yapan küçük deney hayvanlarında ?indirekt kalorimetri? uygulamasında kullanılmak üzere bir yapay solunum valfi ve solunum cihazı yapılması amaçlanmıştır.Deneylerde Wistar cinsi sıçanlar ve BALB-c cinsi fareler kullanılmıştır. Üretan anestezisi uygulanmış ve cerrahi trakeotomiyi takiben, oda havası ile genel anestezi altında yapay solunum uygulanmıştır. Ekspire edilen solunum havası bir bölme içinde özel bir valf yardımı ile biriktirilmiştir. Ekspirasyon havasındaki oksijen ve karbodioksit konsantrasyonları ölçülmüş ve bilgisayara kayıt edilmiştir. Bilgisayar kayıtları kullanılarak, ?ventilasyon? ve ?oksijen alımı? ve ?karbondioksit atımı? hesaplanmıştır.Sıçanlarda elde edilen sonuçlar net bir şekilde uygulamamızın başarısını göstermektedir. Farelerde üretan anestezisi dozuna bağlı olduğu düşünülen dolaşım depresyonu gelişmiştir. Buna paralel olarak, deneysel düzeneğimizin performansından kaynaklanmayan, bifazik solunum parametreleri varyansları izlenmiştir.Yapay solunum için geliştirilen ?silindir pistonlu solunum valfinin? kullanıldığı deneysel düzenek, düşük ölü boşluğu ile solunum gazlarının duyarlı bir şekilde ölçülmesini sağlamış ve küçük laboratuar hayvanlarında uygulaması başarılı bir şekilde yapılmıştır. Deney sonuçlarımız bu ilk defa kullanılan -icat edilen- gaz toplama ünitesinin ve solunum makinesinin etkinliğini göstermiştir. Dolayısı ile sözü edilen deneysel düzenek, yapay solunum altında indirekt kalorimetrik olarak metabolizma hızını ölçmeyi gerekli kılan daha birçok bilimsel hayvan modellerinde ve muhtemel akciğer hasarının fonksiyonel olarak değerlendirilmesinde kullanılabilinir.
Ventilatör desteği alan preterm yenidoğanlarda sarmalama yönteminin bebeğin konforuna etkisi
Amaç: Bu çalışma ventilasyon desteği alan 28-37 gestasyon haftası aralığındaki preterm yenidoğanlarda sarmalama yönteminin bebeğin konfor düzeyine etkisini belirlemek amacıyla klinik, randomize kontrollü deneysel tasarımlı olarak yapılmıştır. Yöntem: Araştırma Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi ve Sağlık Bakanlığı Sakarya İl Sağlık Müdürlüğü Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Ünitelerinde Ocak-Haziran 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini yapılan güç analizi sonucuna göre, araştırmaya dahil edilen iki araştıma merkezinde doğan ve takip edilen 62 bebek oluşturmuştur (31bebek sarmalama grubu , 31 bebek kontrol grubu). Araştırmanın veri toplama sürecinde Anne ve Bebek Bilgi Formu, Preterm Bebek Fizyolojik Ölçüm Formu ve Prematüre Bebek Konfor Ölceği kullanılmıştır. Kontrol grubunda yer alan yenidoğan bebeklere rutin klinik uygulamalar dışında herhangi bir uygulama yapılmayıp bebeklerden fizyolojik parametre ölçümleri alınmış ve PBKÖ uygulanmıştır. Deney grubundaki bebekler güvenli olarak sarmalanmıştır. İşlem sırasında PBKÖ ve preterm bebek fizyolojik ölçüm formu araştırmacı tarafından kaydedilmiştir. Çalışma verileri değerlendirilirken kategorik değişkenler için frekans dağılımı (sayı, yüzde), sayısal değişkenler için tanımlayıcı istatistikler (ortalama, standart sapma) verilmiştir. İki grup arasındaki farklılık için bağımsız örneklem t testinden, iki sayısal değişken arasındaki ilişkinin incelenmesi için pearson korelasyon testinden ve iki kategorik değişken arasındaki ilişkinin incelenmesi için ki kare testinden yararlanılmıştır. Anlamlılık için p<0,05 kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışma verileri incelendiğinde bebeklerin PBKÖ skorları açısından gruplar arası fark istatistiksel olarak bulunmuştur (p<0,05). Buna göre, ventilasyon desteği sırasında sarmalanan grubun konfor düzeyinin kontrol grubuna kıyasla daha yüksek olduğu görülmüştür. Gruplar arasında ateş ölçümleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı derecede bir farklılık bulunmamakta (p>0,05) iken, gruplar arasında kalp tepe atımı sayısı, saturasyon ve solunum sayısı bakımından istatistiksel olarak anlamlı derecede bir farklılık bulunmaktadır (p<0,05). Sonuç: Ventilasyon desteği alan pretermleri sarmalamanın bebeğin konforunu arttırdığı, KTA'nı düşürdüğü ve bebeği sakinleştirdiği sonucuna ulaşılmıştır. Sarmalama yönteminin söz konusu pozitif etkileri nedeniyle yenidoğan hemşireleri tarafından uygulanması önerilir. Anahtar sözcükler: Sarmalama, prematüre, bebek konfor düzeyi, ventilasyon, bakım
Mekanik ventilasyon uygulanan hastalara dinletilen müziğin ağrı, nabız, kan basıncı ve oksijen satürasyonuna etkisi
Bu çalışma müziğin, yoğun bakımda yatan ve mekanik ventilasyon uygulanan hastaların nabzına, sistolik ve diyastolik kan basıncına, satürasyonuna ve ağrıya etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Araştırmaya dahiI edilecek hasta sayısı yapılan power analizi ile 68 (34 müdahale grubu-34 kontrol grubu) olarak belirlendi. Araştırma öncesi etik kuruldan, çalışmanın yapılacağı kurumdan, hastalardan ve yakınlarından gerekli izinler alındı. Veriler soru formu, fizyolojik parametrelerin kayıt edildiği form ve Davranışsal Ağrı Skalası ile toplandı. Müdahale grubuna günde iki kez, 60'ar dakika süreyle, toplam üç gün boyunca, sabahları Rast makamı (enstrumantel), akşamları ise Hüseyni makamı (enstrumantel) dinletildi. Müzik dinletilirken her hastaya özel kulaklık kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesi sonucunda müdahale grubundaki hastaların nabız ve kan basıncı değerlerinin birinci, ikinci ve üçüncü günde değişmediği ancak gün içinde 30. ve 60. dakikalarda 0. dakikaya göre azaldığı; ağrı değerlerinin ise birinci, ikinci ve üçüncü gün sabah, akşam ve gün içerisinde 30. ve 60. dakikalarda 0. dakikaya göre azaldığı tespit edildi. Hem müdahale hem de kontrol grubunda oksijen satürasyon değerlerinin bütün ölçümlerde değişiklik göstermediği belirlendi. Müziğin dinletilme süresi uzadıkça nabız, kan basıncı ve ağrı düzeylerinin olumlu etkilendiği ve bu nedenle müziğin gün içinde uzun süreli dinletilmesi önerilebilir.
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahiliye Yoğun Bakım Ünitesi'nde saptanan ventilatör ilişkili pnömoni sürveyans verilerinin irdelenmesi
Ventilatör ilişkili pnömoni, mekanik ventilasyon uygulanan hastalarda yaygın görülen, önemli bir nozokomiyal enfeksiyondur. Bu çalışma hastanemiz Dahiliye Yoğun Bakım Ünitesi'nde ventilatör ilişkili pnömonilerde, enfeksiyon hızının, etkenlerinin, etkenlerin antibiyotik duyarlılıklarının ve enfeksiyon gelişimi için risk faktörlerinin ortaya çıkarılması amacıyla yapılmıştır.Ocak 2007-Aralık 2008 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahiliye Yoğun Bakım Ünitesi'nde, 16 yaş üzerinde olan ve 48 saat ya da daha uzun süreyle invaziv mekanik ventilasyon uygulanan ventilatör ilişkili pnömoni gelişen ve gelişmeyen toplam 280 olgu çalışmaya alınmıştır. 280 olgunun, ventilatör ilişkili pnömoni gelişen gelişen 130'u hasta grubunda yer alırken, ventilatör ilişkili pnömoni gelişmeyen 150'si kontrol grubunu oluşturmuştur. 2007 Ocak-Aralık ve 2008 Ocak-Aralık dönemlerine ait ventilatör ilişkili pnömoni insidans dansitelerinin hesaplanabilmesi için, bu dönemler içinde VİP tanısı konulmuş bütün hastalar kullanılmıştır.Çok-değişkenli lojistik regresyon analizinde, APACHE 2 skorunun 20'den büyük olması (p=0.000), mekanik ventilasyon uygulamasından önce yoğun bakım ünitesinde ve yoğun bakım ünitesine kabul öncesi yatırıldığı ünitede non-invaziv mekanik ventilasyon uygulanması (p=0.030), yoğun bakım ünitesinde ventilatör ilişkili pnömoni gelişimi öncesi mekanik ventilasyon sürecinde, koma-stupor durumu (p=0.000), yoğun bakım ünitesi dışına transport edilme (p=0.000), reentübasyon (p=0.015), diğer non-pulmoner nozokomiyal enfeksiyonların varlığı (p=0.034), trakeostomi açılması (p=0.000), santral parenteral beslenme (p=0.020) ve nazoenteral beslenme (p=0.000) ventilatör ilişkili pnömoni için bağımsız risk faktörleri olarak tespit edilmiştir. Ventilatör ilişkili pnömoni insidans dansitesi 2007 ve 2008 yılı için sırasıyla 38.1/1000 ve 37.7/1000 ventilatör günü olarak bulunmuştur. Ventilatör ilişkili pnömoni gelişen olgulardan en sık saptanmış 3 patojen Acinetobacter baumannii (%36.6), Pseudomonas aeruginosa (%20) ve Staphylococcus aureus (%16.6) olarak sıralanmıştır. Non-fermentatif Gram negatif bakterilerin çoğunluğu çoklu ilaç dirençli idi. Gram pozitiflerin hakim patojeni metisilin dirençli Staphylococcus aureus olarak tespit edildi.Sonuç olarak yukardaki tanımlanmış bu sürveyans verilerinin rehberliğinde, hastanemizde daha etkin enfeksiyon kontrol ve tedavi stratejilerinin geliştirilmesini sağlayarak, Dahiliye Yoğun Bakım Ünitesi'nde ventilatör ilişkili pnömoni prevalansını ve ventilatör ilişkili pnömoniye bağlı olumsuz etkileri en aza indirebilmek, ayrıca enfeksiyon gelişimi için yüksek riskli hastaları erken tanımak ve onlara uygun antimikrobiyal tedavileri vaktinde ulaştırabilmek hedeflenmiştir.Anahtar kelimeler: Ventilatör ilişkili pnömoni, Yoğun Bakım Ünitesi, Risk Faktörleri
Obstrüktif uyku apne sendromlu hastalarda pozitif hava yolu basıncı tedavisinin kardiyopulmoner egzersiz testine etkileri
Obstruktif uyku apnesi sendromu (OUAS) erişkin popülasyonda sık görülen, kardiyovasküler başta olmak üzere birçok önemli komplikasyona neden olabilen klinik bir tablodur. OUAS'lu hipertansif hastalarda pozitif hava yolu basıncı (PAP) tedavisi ortalama kan basıncı değerlerini ve kalp hızını azaltır. Sağ ve sol ventrikül fonksiyonunu düzeltir, pulmoner arter basıncını düşürür. Biz bu çalışmada OUAS hastalarında pozitif hava yolu basıncı tedavisi ile kardiyopulmoner egzersiz kapasitesindeki olası değişiklikleri incelemeyi hedefledik.Çalışmaya polisomnografi ile OUAS tanısı konularak PAP tedavisi önerilen 65 uyku kliniği hastası dahil edildi. On sekiz yaşından büyük, tespit edilen obstrüktif veya restriktif akciğer hastalığı olmayan, kalp yetmezliği hastalığı olmayan, bisiklet kullanmayı engelleyecek ortopedik sorunu olmayan hastalar çalışmaya alındı.Olgularda, tanı anında ve en az 4 hafta sonra bisiklet ergometrisi kullanılarak, kardiyopulmoner egzersiz kapasiteleri araştırıldı. Karbondioksit üretimi (VCO2), oksijen tüketimi (VO2), anaerobik eşik (AT), kardiyak ritim (HR), tidal volum (VT), HR-VO2 ilişkisi, VE/VCO2, VE/VO2, iş yükü (WR), nabız rezervi (HRR), solunum rezervi(RR), oksijen pulse, dakika ventilasyonu (VE) parametreleri değerlendirildi.Hastalar 4 hafta sonra yapılan kontrollerde PAP tedavisine uyuma göre gruplandırıldı ve istatistiksel analizler bu 2 grup arasında yapıldı. Olguların 57 (%87.7)' si erkek, yaş ortalaması 45.29±10.57 yıl'dı. AHİ ortalaması 38.02±23.19 olay/saat, VKİ ortalaması 31.72±4.87 kg/m2 olarak tespit edildi.Gruplar arasında yaş bakımından anlamlı farklılık görüldü (p=0.006). Bu yüzden yaşa göre düzeltilmiş verilerin analizinde tekrarlanan ölçümlü varyans analizi kullanıldı.VO2 max/kg cihaz kullanan (n=33) grupta korunurken (22.52±6.62 ml/dk/kg, 21.32±5.26 ml/dk/kg; p=0.111), cihaz kullanmayan (n=32) grupta VO2 max'ın (21.31±5.66 ml/dk/kg, 19.92±5.40 ml/dk/kg; p=0.050) düştüğü saptandı.İş yükü yüzdelerine (WR%) bakıldığında PAP tedavisine uyumlu grupta ortalama 84.03±16.31 iken tedavi sonrası 85.03±14.60'a çıktığı saptandı. Tedaviye uyumsuz grupta ise ortalama 79.56±17.86 iken kontrolde 77.06±17.76'ya düştüğü saptandı (p=0.041).Anaerobik eşikteki VE/VCO2 oranında cihaz kullanan grupta ortalama 28.42'den 27.36'ya gerileme, diğer grupta ortalama 27.41'den 27.81'e yükselme görüldü (p=0.033).Sonuç olarak, OUAS'lularda egzersiz kapasitesindeki düşüş 4 haftalık PAP tedavisi önlendi. AT'de VE/VCO2'deki değişiklikler, OUAS'lulardaki patofizyolojik değişikliklerin PAP tedavisi ile tersine dönerek kardiyak fonksiyonlarda iyileşme ve ölü boşluk ventilasyonunu ve/veya pulmoner arter basıncını azaltarak daha efektif ventilasyona yol açabileceği izlenimini vermektedir.