Yoğun bakım üniteleri-neonatal

Bu konu başlığı altında 111 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Prematüre retinopatisinde (ROP) yenidoğan yoğun bakım hemşirelerinin bilgi düzeyleri ve etkileyen faktörler

Bu araştırmanın amacı yenidoğan yoğun bakım hemşirelerinin prematür retinopatisi ile ilgili bilgi düzeyi ve etkileyen faktörlerin belirlenmesidir. Tanımlayıcı tipteki bu çalışma Gaziantep ilindeki 5 yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşireler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma Ocak-Nisan 2017 tarihleri arasında yapılmıştır. Bu ünitelerde çalışan toplam 190 hemşire araştırmanın evrenini oluşturmuştur. Evrenin tamamı örnekleme alınmış, ancak çalışma 139 hemşire ile tamamlanabilmiştir. Veriler "Kişisel Bilgi Formu" ve "Prematür Retinopatisi Bilgi Formu" kullanılarak toplanmıştır. Veriler bilgisayar ortamında değerlendirilmiştir. Araştırma için Etik Kurul onayı, kurum izinleri ve anket çalışmasına katılan hemşirelerden aydınlatılmış onam alınmıştır. Araştırmanın sonucunda hemşirelerin prematür retinopatisi ile ilgili bilgi düzeylerinin düşük (20.4) olduğu belirlenmiştir. Cinsiyetin prematür retinopatisi bilgi düzeyini etkilediği belirlenmiştir. Kadın olan hemşirelerin prematür retinopatisi bilgi puanlarının erkeklere göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Elde edilen veriler doğrultusunda prematür retinopatisi ve oksijen tedavisinin hemşirelik eğitim müfredatına eklenmesi, mezuniyet sonrası konuyla ilgili eğitim, seminer ve kongrelerin desteklenmesi yönünde önerilerde bulunulmuştur.

Bebek-prematürBebek-yenidoğmuşBebekler+3
Alev Sivaslı
Sanko University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yenidoğan geçici takipnesi (YDGT) tanısı ile takip edilen bebeklerde yaşamın ilk 6 saatindeki non invaziv monitörizasyonla elde edilen perfüzyon indeksi (Pİ), pletismografik varyabilite indeksi (PVİ), oksijen rezerv indeksi (ori), saturasyon, kalp tepe atımı, hemoglobin parametrelerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada ko-oksimetre yöntemiyle noninvaziv elde ettiğimiz Pİ, PVİ, Hb, Ori, SpO2 ve kalp tepe atımı parametrelerinin ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Endotrakeal entübasyon, nazal CPAP desteği alanlar ve hiç oksijen desteği almayan kontrol grubu arasında bahsedilen parametreler araştırılmıştır. Çalışmaya Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde 2022 yılında tedavi gören ve yenidoğan geçici takipnesi (YDGT) tanısı ile takip edilen bebeklerde yaşamın ilk 6 saatindeki non İnvaziv monitörizasyonla elde edilen perfüzyon indeksi (pi), pletismografik varyabilite indeksi (pvi), oksijen rezerv indeksi (ori), saturasyon, kalp tepe atımı, hemoglobin parametrelerinin değerlendirilmesi 100 hasta dahil edilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre; çalışmaya katılım sağlayan, hastaların Pi değerlerine ait ölçümlerin gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığa neden olduğu, anne yanında kalan hastaların ölçüm değerlerine ait puan ortalamasının entübe ve NCPAP olan hastalara göre daha yüksek olduğu, KTA değerlerine ait ölçümlerin gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığa neden olduğu, Anne yanında kalan hastaların ölçüm değerlerine ait puan ortalamasının Entübe olan hastalardan daha yüksek olduğu, NCPAP olan hastaların puan ortalamasına ise yakın olduğu saptanmıştır. Entübe, NCPAP ve anne yanında kalan hastaların PVİ, SPO2,HGB VE ORİ değerlerine ait puan ortalamalarının birbirine yakın olduğu belirlendi. Hastaların NCPAP ölçüm değerlerine ait puan ortalamasının Entübe olan hastaların ölçüm değerlerine ait puan ortalamasına göre daha yüksek olduğu, Entübe ve NCPAP hastaların PVİ, SPO2, HGB VE ORİ değerlerine ait puan ortalamalarının birbirine yakın olduğu, Yenidoğan hastalarda gebelik haftası ile doğum ağırlıkları arasında istatistiksel olarak %99 oranında pozitif yönde güçlü bir korelasyon saptanmıştır. Entübe ve NCPAP gruplarına dahil olan hastaların ölçüm puaanları arasında anlamlı bir farklılık olmadığı saptandı. Anne yanında kalan hastaların Entübe ve NCPAP gruplarında yer alan hastaların ölçüm değerleri arasında istatistiksel olarak farklılık belirlendi. Buna göre entübe ve NCPAP desteği alan hastalar anne yanında kalan hastaların ölçüm değerlerine ait puan ortalamasına göre daha düşük olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Pİ, PVİ, Hb, Ori, SpO2 ve Kalp Tepe Atımı, Yenidoğan,

BebeklerKalp hızıKan parametreleri+6
İsmail Tankuş
Harran University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yenidoğan yoğun bakımda görülen enfeksiyonlar, antibiyotik kullanımı ve bu antibiyotiklere karşı gelişen bakteri direnci

Son yıllarda neonatolojideki gelişmeler sayesinde, düşük doğum ağırlıklı prematüre bebekler yaşamakta ve bu bebekler uzun süre yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde izlenmektedir. Ancak uzun süreli yatış çeşitli komplikasyonları da beraberinde getirmektedir. Bu komplikayonların en önemlisi hastane enfeksiyonlarıdır. Özellikle yoğun bakım ünitesinde yatan bebekler bu hastane enfeksiyonları için diğer bebeklere göre daha fazla risk faktörleri taşımaktadır. Bu risk faktörlerinin en önemlileri düşük doğum ağırlığı, prematüre doğum, mekanik ventilatör ve kateter uygulamalarıdır. Van ilinde bulunan Özel Lokman Hekim Hastanesi yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde 2015-2018 tariheleri arasında yatan hastalar hastanenin bilgi işlem veri tabanından retrospektif olarak tarandı ve toplam 310 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, kateter durumları, mekanik ventilasyon durum ve süreleri, enfeksiyon durumları, hastanedeki yatış süreleri cerrahi işlem görüp görmeme durumları, en sık üreyen mikroorganizmalar, hastaların antibiyogram sonuçları, yıllara göre bebeklerde kullanılan antibiyotikler ve kullanım sonrası görülen enfeksiyon tipleri ve antibiyotiklere gösterilen direnç oranlarına incelendi. Çalışmamızda kan kültüründe en fazla üreyen patojen, sepsise neden olan Gr + Staphylococcus epidermidis'di (%57). Onu, Gr - Escherichia coli (% 11) ve Klebsiella (% 10) takip etmekteydi. İdrar kültüründe ise sırasıyla en fazla üreyen patojen E.coli (% 58), Staphylococcus epidermidis (% 13) ve Enterobacter'di (% 13). Gram negatif bakterilerin Levofloksasin, Moksifloksasin, İmipenem ve Vankomisin antibiyotiklerine direnç geliştirmediği ve genel olarak gram pozitif bakterilerin, gram negatif bakterilere göre daha düşük direnç gösterdikleri görülmektedir. Çalışmamızın sonuçları, yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde yatmakta olan bebeklerin daha çok preterm-SGA'lı hastalardan oluştuğunu, hastaların yatış süresinin uzun olduğunu, kateter kullanımının ve enfeksiyon oranının oldukça fazla olduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler: Antibiyotik, direnç, enfeksiyon, prematür, yenidoğan

AntibiyotiklerBebek-prematürBebek-yenidoğmuş+7
Seda Çartı Ökten
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İndirekt hiperbilirubinemili yenidoğanlarda vitamin düzeyleri ve bazı biyokimyasal parametreler

İndirekt hiperbilirubinemi, yenidoğanlarda bilirubinin normalden yüksek seviyelerde olmasıyla karakterizedir ve genellikle fizyolojik sarılık olarak bilinir. Bu çalışmada indirekt hiperbilirubinemili bebeklerde vitamin düzeylerini, biyokimyasal ve hematolojik parametre değişimlerini birlikte incelenmek amaçlandı. Çalışmada SBÜ Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesine sarılık ile başvuran hasta bebekler ve onlardan başvuru anından hospitalize ve taburcu süresine kadar yapılan tedavi sürecinde rutin olarak alınan kan örneklerinden yapılan hemogram ve biyokimya kan değerleri kullanıldı. Araştırmada kullanılan anne ve bebeklerin demografik özellikleri tablo halinde gösterildi. Çalışmada 20 sağlıklı bebek kontrol grubunu oluştururken, indirekt hiperbilirubinemi saptanan 20 erkek ve 20 kız yenidoğan toplam 40 bebek hasta grubu olarak kabul edildi. Hepsinden usulüne uygun olarak kandamar yoluyla alınıp elde edilen serumlarda; Retinol, α- tokoferol ve VitD3 düzeyleri HPLC kullanarak ölçülürken, Vitamin C spektrofotometrik olarak tayin edildi. Üre, Glukoz, Kreatinin, ALT, AST, T.Bilirubin, D.Bilirubin, Ürik Asit, Kalsiyum, Magnezyum, Sodyum, Klor gibi biyokimyasal parametrelerin düzeyleri Cobas c 702 otoanalizörü ile saptandı. Hematolojik prarametrelerden WBC, RBC, Hb, HCT, MCV, MCH, MCHC, PLT, PCT, RDW-CV, RDW-SD, NE değerleri ise MİNDRAY BC-6800 cihazında ölçüldü. Retinol, α-tokoferol, Vitamin D3 ve Vitamin C düzeylerinde hasta bebeklerde normal sağlıklı olanlara göre istatistiksel öneme sahip azalmalar saptandı. Biyokimyasal parametreler ele alındığında hasta grubunda glukoz azalırken üre total ve direkt bilirubin ile sodyum düzeylerinde artış tespit edildi. Özellikle total ve direkt bilirubin düzeylerinde hasta bebeklerde sağlıklı olanlara göre önemli artış p≤0.0001 bulundu. Hesaplanan değer olarak da indirekt bilirubindeki yükselme yine dikkati çeker düzeyde yüksekti. Yine hematolojik olarak Hb, HCT değerlerinde hasta bebeklerde azalma saptanırken MCH, PCT de artış tespit edildi. Elde edilen tüm değerler ve erkek ve kız bebeklerde cinsiyete göre farklılıklar çalışma içinde tablolar halinde sunuldu. Sonuç olarak araştırmada temel hedef olan vitamin düzeyleri hiperbilirubinemili çocuklarda düşük olarak saptanmış, eksikliklerinin sarılık gelişimindeki önemi ve normal vitamin düzeylerinde hiperbilirubinemi rastlanılma ve fototerapi süresinde kısalmaların olacağı vurgulanmış, bu alanda çalışan klinisyen ve kadın doğum hekimlerine gebelikte A, D, E, C vitamin takviyelerinin yapılmasının gerektiği önerilmiştir.

HiperbilirubinemiLipofilik vitaminlerSarılık-neonatal+1
Emsal Günay
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yenidoğan hastalarda ilaç kaynaklı sorunlar

Hastaneye yatışı yapılan yenidoğanlarda ilaç kaynaklı sorunların daha yüksek olmasının, kullanılan ilaçların çeşitliliği ve hastaların yaş, ağırlık ve tanılarındaki farklılıklar ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Bu tez çalışmasında, Hacettepe İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi yenidoğan yoğun bakım ünitesine (YYBÜ) Şubat 2020-Haziran 2021 tarihleri arasında yatışı yapılan hastaların tüm tedavi basamaklarında tespit edilen ilaç kaynaklı sorunların (yan etki, ilaç etkileşimi ve ilaç hatası) risk matrisi kullanarak risk (olasılık ve şiddet) analizini gerçekleştirme, yapay zekâ teknolojisini kullanarak hasta odaklı bir yaklaşımla bu sorunların gerçekleşmeden tahmin edilmesini sağlayan modeller geliştirme ve bu modeller ile optimal farmakoterapinin uygulanması ile klinisyenlerin uyarı yorgunluğunu ve işyükünü azaltma amaçlanmıştır. Aynı zamanda YYBÜ'nden taburcu olan hastalarda malnütrisyon belirteci ekstrauterin büyüme geriliği (EUBG) varlığını tahmin eden bir başka modelin daha geliştirilmesi amaçlanmıştır. Toplam 412 hastanın dahil edildiği çalışmada, 98 (%23,8) hastada saptanan 49 farklı ilaç kaynaklı yan etkiden 6'sı (%12,25) objektif risk analizine göre yüksek riskli bulunmuştur. Bununla birlikte 125 (%30,4) hastada potansiyel ilaç etkileşimi ve bu hastaların 38'inde (%30,3) klinik anlamlı belirteçlere sahip ilaç etkileşimi görülmüştür. Ayrıca 75 farklı klinik anlamlı ilaç etkileşiminden 4'ü (%5,33) yüksek riskli bulunmuştur. İlaç hatalarına bakıldığında ise hastaların 174'ünde (%42,2) hekim kaynaklı (reçeteleme ve monitörizasyon), 235'inde (%57,0) hemşire kaynaklı (hazırlama ve uygulama) en az bir hata türü saptanmıştır. Çalışmaya prospektif olarak dahil edilen hastalar, R programı (caret paketi) kullanılarak 10-kat çapraz doğrulama yöntemi ile randomize olarak 70:30 oranında bütün modellerde train ve test seti olarak ayrılmıştır. Elde edilen yan etki, ilaç etkileşimi, ilaç hatası ve malnütrisyon modellerinin doğru tahmin performansını gösteren AUC değerleri sırasıyla 0,862, 0,929, 0,920 ve 0,884 olarak saptanmıştır. Sonuç olarak elde edilen risk analizleri ve yüksek performanslı tahmin modelleri ile klinik pratikte kullanılmak üzere geliştirilen web araçlarının; EUBG (http://www.softmed.hacettepe.edu.tr/NEO-DEER/), yan etki (http://softmed.hacettepe.edu.tr/NEO-DEER_Adverse_Effect/), ilaç etkileşimi (http://www.softmed.hacettepe.edu.tr/NEO-DEER_Drug_Interaction/) ve ilaç hatası (http://softmed.hacettepe.edu.tr/NEO-DEER_Medication_Error/) varlığını tahmin etmede kullanılmaya başlanmasıyla bu sorunların en aza indirileceği tahmin edilmektedir.

Bebek-yenidoğmuş hastalıklarıBebeklerMakine öğrenmesi+7
Nadir Yalçın
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yenidoğan yoğun bakıma giren bebeklerin yoğun bakımda kalma sürelerine göre işitme tarama sonuçları

AMAÇ: Bu çalışmanın amacı yenidoğan yoğun bakım ünitesinde kalan bebeklerin yatış sürelerine göre tarama ABR testinden geçme/kalma/sevk oranlarının karşılaştırılması ve işitme kaybına neden olabilecek risk faktörleriyle tarama ABR test sonuçları arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. GEREÇ-YÖNTEM: Bu çalışma kapsamında Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi ve SBÜ Kanuni Sultan Süleyman Eğitim Araştırma Hastanesi'nde Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde tedavi gören 75 bebek dahil edilmiştir. Bu bebekler yoğun bakımda kalma sürelerine göre 5-10 gün (25 bebek), 10-20 gün (25 bebek) ve 20-30 gün (25 bebek) olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Sağlık Bakanlığı'nın Güncel Yenidoğan İşitme Tarama Programına göre bebeklerin işitme testleri tamamlanmıştır. BULGULAR: Gruplar arasında yapılan karşılaştırma sonucunda 20-30 gün yoğun bakımda tedavi alan bebeklerin işitme testinden kalma oranlarının daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0.001). İşitme kaybına neden olabilecek risk faktörleri (hiperbilirübinemi, fototerapi, akraba evliliği, ventilasyon tedavisi vb.) ile testten kalma durumları arasında ise anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). SONUÇ: Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatış süresi uzadığında bebeklerin işitme tarama testinden kalma oranları artmaktadır. Bu bağlamda yoğun bakımda tedavi alan bebeklerin yatış sürelerinin işitme tarama protokolünde göz önünde bulundurulması gerekmektedir. İşitme kaybına neden olabilecek risk faktörleri ile işitme tarama test sonuçları arasında ilişki bulunmamaktadır.

Bebek-yenidoğmuşBebeklerYoğun bakım+3
Ebru Şahan İşler
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Riskli bebeklerin klinik özellikleri ve yaşam kalitelerinin, annelerinin yaşam kalitesi üzerine olan etkisinin incelenmesi

Bu çalışmada, riskli bebeklerin klinik özellikleri ve yaşam kalitelerinin annelerinin yaşam kalitesi üzerine olan etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 130 riskli bebek ve bebeklerin anneleri dahil edildi. Bebeklerin klinik bilgileri ve demografik özellikleri kaydedildi. Annelerin yaşam kalitesini değerlendirmek için Pediatrik Yaşam Kalitesi Soru Formu (PedsQL™)'nun Ailevi Etki Anketi ve Aile Etki Ölçeği (IPFAM) kullanıldı. Riskli bebeklerin yaşam kalitesini değerlendirmek için Pediatrik Yaşam Kalitesi Envanteri (PedsQL™) (Bebek Skalaları-Bebekler için Ana Baba Raporu (1-12 aylık)) kullanıldı. PedsQL™ Bebek Skalaları total skoru ile PedsQL™ Ailevi Etki Anketinin total skoru ve IPFAM total skoru arasında pozitif yönde istatistiksel yönden anlamlı ilişkiler bulundu (p<0,05). İntrauterin gelişim geriliği, maternal risk faktörleri varlığının ve düşük doğum ağırlığının aile üzerinde etkisi bulunamamıştır (p>0,05). Riskli bebeğin yaşam kalitesinin ailesi üzerine etkisi olduğu ve annenin yaşam kalitesini etkilediği görüldü.

AnnelerBebek-düşük doğum ağırlığıBebek-prematür+6
Melek Güngör
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde verilen eğitimin ünitenin gürültü düzeyine ve hemşirelerin farkındalık düzeylerine etkisi

Bu çalışma yenidoğan yoğun bakım ünitesinde hemşirelere verilen eğitimin ünitenin gürültü düzeyine ve hemşirelerin farkındalık düzeylerine etkisini incelemek amacıyla öntest-sontest yarı deneysel olarak Temmuz- Eylül 2018 tarihleri arasında İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde çalışan 36 hemşire ile yapıldı. Gürültü farkındalığını kazandırmak için 1 hafta içinde 4 oturumda verilen bir eğitim programı oluşturuldu. Eğitim programı interaktif şekilde gerçekleştirildi ve eğitimi pekiştiren yaka rozetleri dağıtıldı. Eğitim programı öncesi ve eğitim sonrası 14 gün olmak üzere günlük 24 saat gürültü düzeyi ortalamaları, gürültü düzeyi yükseldiğinde ışıklı uyarı veren bir desibelmetre ile kaydedildi. Eğitim öncesi ve eğitim sonrası hemşirelere soru formu uygulanarak gürültü ile ilgili bilgileri ve farkındalıkları incelendi. Veriler Mcnemar Test, Wilcoxon Test, Bağımsız Örneklem T Testi aracılığıyla yüzdelik dağılımlar, standart sapma ve ortalama değerleri ile değerlendirildi. Araştırma sonucunda hemşirelerin %63,9'unun lisans mezunu olduğu, %77,7'sinin 2-9 yıldır yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalıştığı, %75'inin yenidoğan ile ilgili bir eğitime sahip olduğu belirlenmiştir. Eğitim sonrası, uluslararası gürültü düzeyini doğru bilme oranı artmıştır ve bu artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,02). Hemşirelere göre gürültü düzeyinin en yüksek olduğu saatlerin hemşire bakım saatleri olduğu (EÖ=%69,4 ES=%83,3), gürültünün yenidoğanı (EÖ=%94,4 ES=%100) ve sağlık çalışanlarını (EÖ=%86,1 ES=%97,2) etkilediği ifade edilmiştir. Eğitim sonrası gürültü düzeyi ortalaması, eğitim öncesine oranla 1,4 desibel azalma göstermiştir ve bu azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,023). Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde düzenli olarak gürültü ölçümü yapılması, çalışanların konu hakkında eğitilmesi ve sürekliliğin sağlanması önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yenidoğan yoğun bakım ünitesi, yenidoğan yoğun bakım hemşiresi, gürültü düzeyi, eğitim programı

Bebek-yenidoğmuşBebeklerFarkındalık+6
Ceren Koltan
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Nekrotizan enterokolit patogenezinde vitamin D reseptör gen polimorfizminin rolü

Amaç: Nekrotizan enterokolit (NEK), özellikle premature bebeklerde önemli bir mortalite ve morbidite nedenidir. Bunda da NEK' in patogenezinin tam olarak ortaya konulamaması etkilidir.Son yıllarda kemik dışı etkileri dikkati çekmekte olan D vitaminin inflamatuar barsak hastalıkları,crohn hastalığı ,ülseratif kolit ve diğer gastrointestinal sistem hastalıklarında inflamasyonun düzenlenmesi ve baskılanması ile gastrointestinal sistem fonksiyonlarında düzelmeye neden olmaktadır. Vitamin D Reseptör (VDR) gen polimorfizmi ile inflamatuar barsak hastalıklarına karşı direnci, yatkınlığı etkileyebildiği ve perinatal morbidite arasında ilişki olabileceği gösterilmiştir. Bu çalışmada preterm bebeklerde, etyopatogenezinde inflamatuvar sürecin sorumlu tutulduğu nekrotizan enterokolit (NEK)'e yatkınlıkta VDR gen polimorfizminin rolü araştırılmıştır. Yöntem: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde Ocak 2013 ve Aralık 2016 tarihleri arasında YYBÜ'de izlenmiş, 36 hafta ve altında doğan, NEK olan (n=74) ve NEC olmayan prematüre (n=174) olguların periferik kan örneklerinden DNA izolasyonu yapılmıştır. VDR genine ait Fok 1 polimorfizmi RFLP (Restriction Fragment Length Polymorphism) yöntemiyle araştırılmıştır. Bulgular: NEK grubunda ortalama gestasyonel yaş ve doğum ağırlığı NEK olmayan prematüre grubuna oranla daha düşük bulunmuştur (sırasıyla ortalama gestasyonel yaş değerleri 28.45 ±3.01 vs 32.4 ±3.67 hafta, p<0.001; ortalama doğum ağırlığı 1157.4 ±504 vs 1995.2±857 gr, p<0.001). NEK grubunda surfaktan, mekanik ventilasyon ve oksijen tedavilerine ihtiyaç, PDA, sepsis ve mortalite artmıştır. Gruplar arasında VDR genine ait Fok 1 polimorfizminin dağılımı incelendiğinde CC ve CT genotiplerinde anlamlı fark saptanmamış olup, TT genotipinin ise NEK riskini 2.69 (p=0.041) kat artırdığı görülmüştür.Ayrıca T alelinin varlığı NEK riskini 2.39 kat artırırken istatiksel olarak anlamlı saptanmamıştır(p=0.059). Yorum: Prematüre bebeklerde D vitamini metabolizmasında genetik farklılıkların kemik dışı etkilerinin incelendiği bu çalışmada; Fok 1 polimorfizmi NEC açısından önemli bir risk faktörü olarak görülmektedir. NEC artmış yatkınlığa neden olan gen polimorfizmlerinin saptanmasıyla risk gruplarının belirlenmesi, bu hastaların izleminde ve tedavi kararlarının erken alınmasında yardımcı olabilir.

Antioksidan vitaminlerEnterokolit-nekrotizanRestriksiyon fragman uzunluğu polimorfizmi+1
Doğan Barut
Ege University
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışan ebe ve hemşirelere yönelik travma bilgisi içeren bakım eğitim programının oluşturulması ve etkinliğinin değerlendirilmesi

Ebe/hemşireler yenidoğan yoğun bakım ünitesinde (YYBÜ) yenidoğan ile doğrudan temas halindedir. Dolayısıyla yenidoğan için travmatik bir deneyim olan ünitede TBB (Travma Bilgisi İçeren Bakım) sunmak için iyi konumdadırlar. Ancak ebe/hemşirelerin bu konuda yeterli bilgiye sahip olmadıkları ve bu nedenle uygulamaya karşı özgüvensiz oldukları belirtilmektedir. Bu araştırma, YYBÜ'de TBB eğitim programını oluşturmak ve etkinliğini değerlendirmek amacıyla bilgi, tutum ve beceri değişikliğini değerlendirmek amacıyla ön test- son test ve izlem testi kullanılarak yarı deneysel araştırma olarak yapılmıştır. Araştırmanın verileri 14-21 Ocak 2023 tarihleri arasında online platformda toplanmıştır. Eğitim programı araştırmacılar tarafından yapılandırılmış olup, çevrimiçi online platformda üç oturumda ve toplam 12 saatte gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak tanıtıcı bilgi formu ve bilgi, beceri ve tutumlarını değerlendirmeye yönelik ön -test, son-test ve izlem-testi kullanılmıştır. Araştırmaya 270 ebe/hemşire başvuru yapmış, 177 kişi ön testi uygulayarak eğitime katılmış, 146 kişi eğitim sonrası son teste katılmış ve 137 kişi TBB uygulamalarını yapıp izlem testi yaparak tüm sürece dahil olmuştur. Nicel verilerin analizinde, tanımlayıcı istatistikler, tek faktörlü tekrarlanan ölçümlerde ANOVA ve Cochran Q testi, nitel verilerin analizinde ise içerik ve tematik analiz kullanılmıştır. Katılımcıların ön-test, son test ve izlem testte bilgi ve beceriye yönelik puan ortalamalarının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı (p<.05), tutuma yönelik puan ortalamalarının ise eğitim sonrası ile karşılaştırıldığında uygulama sonrasında anlamlı düzeyde azaldığı belirlenmiştir. Katılımcıların eğitime yönelik görüşleri değerlendirildiğinde, TBB eğitimine ihtiyaç duydukları ve yenidoğan hemşire/ebelerinin bu eğitimi almalarını istediklerini belirlenmiştir. Eğitim sonrası TBB uygulama becerilerinin geliştiğini ve yenidoğana psikolojik bakımı da içeren bütüncül bakım sunabildiklerini belirtmişlerdir. Eğitimin ebe/hemşirelerin YYBÜ'de TBB sunumunun önemine yönelik farkındalıklarının arttığı ve uygulama sürecinde engelleri kaldırmaya yönelik eylem planı yapabildikleri saptanmıştır. YYBÜ'de çalışan ebe/hemşirelerin yenidoğan, ebeveynler ve kendileri için travmalarını tanılama, tedavi ve rehabilitasyon süreçlerinde aktif rol ve sorumluluk almaları önerilmektedir. Ayrıca katılımcıların eğitime olan ihtiyaçlarının belirlenmesi ve TBB kültürünün oluşturulması, gereksinim temelli yeni eğitim programlarının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması önerilmektedir.

BebeklerEbelerEbelik eğitimi+6
Elif Yılmaz
Mersin University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği olan ebeveynlerin anksiyete düzeyleri ile sosyal destekleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu araştırma, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde bebeği olan ebeveynlerin anksiyete düzeyleri ile sosyal destekleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evreni 15 Mart 2022-15 Haziran 2022 tarihleri arasında Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde en az 48 saat tedavi gören bebeklerin ebeveynlerinin tamamı, araştırmanın örneklemini ise 15 Mart 2022- 15 Haziran 2022 tarihleri arasında Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde hizmet alan dâhil edilme kriterlerini karşılayan toplam 250 ebeveyn oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, ‟Ebeveyn Bilgi Formu", "Bebek Bilgi Formu", "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği" ve " Beck Anksiyete Ölçeği" ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde niceliksel verilerin karşılaştırılmasında iki bağımsız grup arasındaki fark için bağımsız örneklem t testi, ikiden fazla bağımsız grup karşılaştırılmasın da ise tek yönlü varyans testi uygulanmış ve fark bulunduğu durumda fark yaratan grubu bulmak için Bonferroni kullanılmıştır. Numerik değişkenler arasındaki ilişkiyi test etmek için Spearman korelasyon uygulanmıştır. Bebeği Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde olan ebeveynlerin yarıdan fazlası 18-29 yaş arasında olup yaş ortalaması 28,60±6,44' tür. Çalışan ebeveynlerin ailelerinden aldıkları sosyal desteğin çalışmayan bireylere göre düşük düzeyde olduğu, geliri giderinden az olan ebeveynlerin özel bir insandan aldıkları desteğin en düşük olduğu, daha önce bebek kaybı yaşayan ebeveynlerin aile, arkadaş ve özel bir insandan aldıkları desteğin bebek kaybı yaşamayan bireylere göre düşük düzeyde olduğu, gebeliği plansız olan ebeveynlerin aile ve arkadaştan aldığı desteğin gebeliği planlı olanlara göre düşük düzeyde olduğu, bebeği Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde olan annelerin anksiyete düzeyinin babalara göre yüksek olduğu, ebeveynlerin şiddetli düzeyde anksiyete yaşadıkları, ebeveynlerin aile ve arkadaş desteği azaldıkça anksiyete düzeyinin arttığı belirlendi. Bu bulgulara göre Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde bebeği olan ebeveynlerin ruhsal durumları ve sosyal destekleri ile ilgili eğitim çalışmalarının yapılmasını ve bu çalışmanın Türkiye' de bebeği YYBÜ' de tedavi alan ebeveynlerin tamamına yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde bebeği olan ebeveynler; Sosyal destek; Anksiyete; Hemşirelik

Ana-babaAnksiyeteBebek-yenidoğmuş+6
Gizem Yeter
Mersin University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yenidoğan yoğun bakım hemşirelerinin yenilikçi yaklaşımları ve etkileyen faktörler: Niteliksel bir çalışma

Yenidoğan yoğun bakım üniteleri, hasta profilleri ve çalışma ortamı nedeniyle yenilikler konusunda önde gelen alanlardan biridir. Bu nedenle bu çalışma, yenidoğan yoğun bakım hemşirelerinin yenilikçi yaklaşımları ve bunu etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Kalitatif yöntem ve fenomenolojik desende tasarlanan araştırmanın çalışma grubunu 25 hemşire oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında uzman görüşü esas alınarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Veriler çevrimiçi yöntemle, sesli veya görüntülü görüşmeler şeklinde Ekim 2021- Mart 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin analizi MAXQDA Analytics Pro2022 programı kullanılarak yapılmıştır. Hemşirelerin ifadeleri doğrultusunda bulgular dört ana tema, 10 alt tema ve 32 koddan oluşmaktadır. Ana temalar 1) yenilik fikrinde kişisel dinamikler (özel hayatta yeniliğe karşı duruş, yeni bir fikir için kullanılan kaynaklar), 2) yenilik fikrinde kurumsal faktörler (kuruma güven, yenilik fikri karşısında yönetici duruşu, yenilik fikrini meslektaşlarla paylaşma), 3) mesleki hayatta yeniliğe bakış (yenilikçi yaklaşımın hemşirelik mesleğine etkisi, yenilik fikirleri) ve 4) yeniliğin hayata geçmesindeki engeller (kurumsal engeller, bireysel engeller, fikirlerin ifadesinde yaşanan engeller) olarak dört ana başlık altında toplanmıştır. Hemşirelerin yeni bir ürün veya fikir geliştirmediği, var olan süreçleri iyileştirmeye yönelik fikirlerinin olduğu, yenilikçilik ile ilgili bir eğitim almadıkları bulunmuştur. Hemşirelerin yeniliğe olumlu baktıkları ve yeniliklerin mesleği profesyonelleştireceğini düşünerek meslek imajını geliştireceğini düşündükleri görülmüştür. Hemşirelerin yenilikçi fikirlerini ifade etmede yaşanan engellerin iletişim sorunları, hekim egemen ortam ve fikirlere değer verilmeme gibi durumlar olduğu görülmüştür. Hemşirelerin yeni bir ürün veya fikir geliştirmeleri için, yenilikçilikle ilgili eğitimlerin müfredata eklenmesi, hemşirelerin fikirlerini ifade edebilecekleri uygun ortamların oluşturulması, hemşirelerin yeniliklere teşvik edilmesi ve desteklenmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: İnovasyon, hemşire, niteliksel çalışma, yenidoğan, yenilikçi yaklaşım.

BebeklerHemşirelerHemşirelik+6
Rabia Arslan Çakmak
Necmettin Erbakan University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Prematüre retinopati muayenesinde dinletilen okyanus sesinin fizyolojik parametreler, ağrı ve konfor düzeyine etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Bu çalışma Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde, Prematüre Retinopati muayenesinde dinletilen okyanus sesinin ağrı, konfor ve fizyolojik parametreler üzerinde etkisini belirlemek amacıyla tek kör, paralel grup, randomize kontrollü deneysel tasarımda yapılmıştır. Çalışma Konya'da bulunan bir Üniversite Hastanesi'nin Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde Mart 2021-Haziran 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Örneklem seçiminde tabakalı randomizasyon yöntemi kullanılmış olup müdahale (n:21), kontrol (n:23) olmak üzere toplam 44 prematüre bebek çalışmaya dahil edilmiştir. Müdahale grubundaki prematüre bebeklere ROP muayenesinden 1 dakika önce okyanus sesi dinletilmeye başlanmıştır ve işlemden sonra 5. dakikada okyanus sesi kapatılmıştır. Kontrol grubuna herhangi bir ses dinletilmemiştir. ROP muayenesi video kaydına alınmış ve görüntüler araştırmacılar dışında, birbirine kör iki gözlemci tarafından incelenerek işlemden 2 dakika öncesi, işlemden 1 dakika ve 5 dakika sonrasında prematüre bebeklerin ağrı ve konfor değerlendirmeleri yapılmıştır. Veriler Bebek Bilgi Formu, Fizyolojik Parametre Takip Formu, Prematüre Bebek Ağrı Profili Ölçeği-Revize Formu (PIPP-R), Prematüre Bebek Konfor Ölçeği (PBKÖ) ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra bağımsız gruplarda Ki-kare Testi, Mann Whitney U Testi, bağımlı gruplarda Wilcoxon Signed Ranks Testi ve tekrarlı ölçümlerde Friedman Testi, gözlemciler arasındaki uyumu değerlendirmede sınıf içi korelasyon katsayısı analizi (ICC-Intraclass Correlation Coefficent), etki büyüklüğünün değerlendirilmesinde Cohen d ve %95 güven aralığı kullanılmıştır. Müdahale ve kontrol grubundaki prematüre bebeklerin işlem sonrası 1. dakikadaki ağrı düzeyleri (9,40±2,45; 8,34±2,64) ile 5. dakikadaki ağrı düzeyleri (6,14±2,94; 5,19±3,67) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı bulunmuştur (p>0,05). Konfor düzeyinin değerlendirilmesinde müdahale ve kontrol grubunun işlem sonrası 1. ve 5. dakikalardaki konfor puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık olmadığı (p>0,05) belirlenmiştir. Kalp atım hızı ve oksijen satürasyonu parametrelerinde her iki grupta da stabilizasyonun sağlandığı ancak gruplar arasında farkın anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Sonuç olarak prematüre bebeklere ROP muayenesi sırasında sadece okyanus sesi dinletilmesinin ağrı, konfor ve fizyolojik parametreler üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı bulunmuştur. ROP muayenesinde okyanus sesi dinletmenin etkinliğini inceleyen ve farklı müzik müdahaleleri ile karşılaştıran daha fazla çalışmaların yapılması önerilmiştir. Bu çalışma Clinical Trials veri tabanına kayıtlıdır (NCT05203159). Anahtar Kelimeler: Ağrı, Hemşire, Prematüre bebek, Prematüre retinopatisi, Yenidoğan yoğun bakım.

AğrıBebek-prematürKonfor+4
Gülay Arslan
Necmettin Erbakan University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde izlenen bebeklerde konjenital malformasyon sıklığı

Konjenital malformasyon veya doğum kusuru, doğumda mevcut olan, genetik olarak kalıtsal olabilen, gebelik sırasında edinilmiş veya doğumdan kaynaklanan yapısal veya işlevsel herhangi bir anormallik olarak tanımlanır. Konjenital malformasyonlar yenidoğan ve çocukluk çağı ölümlerinin, kronik hastalıkların ve morbiditenin en önemli nedenlerinden birini oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatarak tedavi gören olgularda konjenital malformasyonları tanımlamak, sıklığını saptamak ve etiyolojide etkili olabilecek faktörleri araştırmaktır. 1 Ekim 2017 – 15 Ekim 2021 tarihleri arasında yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan 4860 hastanın dosyaları retrospektif olarak incelendi. Bu vakalar arasında malformasyon sıklığı %8.7 olarak saptandı. Organ sistemlerine göre malformasyonların dağılımına bakıldığında en sık etkilenen sistem kardiyovasküler sistemdi (%23,8). Bunu sırayla santral sinir sistemi (%21,6), genitoüriner sistem (%17,7), gastrointestinal sistem (%12,5), baş-boyun-yüz (%11,5), kas-iskelet (%7) ve solunum sistemi (%6) anomalileri izledi. En sık saptanan izole anomali ise hidronefrozdu (%11,5). Çalışma kapsamına giren olgularda ayrıca; cinsiyet, anne-baba akrabalık durumu, anne yaşı, antenatal tanı alıp almadığı, gebelik haftası, doğum ağırlığı, doğum şekli, fetüs sayısı, gebelik sayısı, eşlik eden sendromlar, maternal hastalıklar, maternal ilaç, sigara ve madde kullanımı, gebelik öncesi ve gebelikte folik asit replasmanı, önceki gebeliklerde düşük, malformasyon ve ölüm hikayesi, malformasyonlu bebeklerdeki ölüm oranı, malformasyonun tipi, tekli/çoklu oluşu araştırıldı, bu parametreler arasındaki ilişki arandı. Çalışma sonucunda, idrar yolu enfeksiyonu geçiren gebelerin bebeklerinde GÜS malformasyonları ve Covid-19 enfeksiyonu geçiren gebelerin bebeklerinde santral sinir sistemi malformasyonlarının görülmesi göze çarpmaktaydı. Ayrıca preterm bebeklerde kardiyovasküler ve gastrointestinal sistem anomalilerinin ortaya çıkması ve solunum sistemi malformasyonlarının ise yüksek oranda ölümle sonuçlanması diğer öne çıkan bulgular arasındaydı. Genel olarak konjenital malformasyon sıklığının belirlenmesi ve etiyolojide etkili olabilecek faktörlerin saptanıp buna göre önlemler alınması gerek morbidite ve mortalitenin azalmasında gerekse toplumların sosyoekonomik refahının artmasında önemli bir rol oynayacaktır.

AnomalilerBebek-yenidoğmuş hastalıklarıBebekler+4
Mustafa Öz
Necmettin Erbakan University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yoğun bakım ünitesinde yapılan terapötik uygulamalar ile hemşire iş yükü ilişkisinin değerlendirilmesi

Tanımlayıcı nitelikte olan bu araştırma, YBÜ hemşirelerinin hastalığın şiddeti ve prognozuyla bağlantılı terapötik uygulamalardaki sorumluluklarından ve genel hemşirelik bakım aktivitelerinden kaynaklanan toplam iş yüklerini değerlendirmek ve iş gücü gereksinimini hesaplamak amacıyla izlem/gözlem yapılarak yürütüldü. Örneklem, literatürdeki çalışmalar baz alınarak istatistiksel yöntemle hesaplandı ve örneklem grubunu bir üniversite hastanesinin Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesi (CYBÜ) ve Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitesinde (RYBÜ) >18 yaş ve en az bir gün süreyle yatan hastalar üzerinden yapılan 425 gözlem oluşturdu. Araştırmanın verileri; Terapötik Müdahale Skorlama Sistemi-28 (Therapeutic Intervation Scoring System, TISS-28) ve araştırmacı tarafından literatür bilgilerine ve klinik deneyimlere dayandırılarak hazırlanan Hemşire Aktivite Listesi (HAL) kullanılarak toplandı. Veriler, her iki YBÜ'nde 30 gün süresince TISS-28 puanlarının, HAL'nin 4 ayrı TISS-28 puan grubu için ayrılan zamanının ve her ikisinin getirdiği toplam HİY'nün hesaplanması yapılarak değerlendirildi. Çalışma grubunun CYBÜ'nde TISS-28 puan ortalaması 33,1, RYBÜ'nde 34,7 olarak bulundu. TISS-28 puan ortalaması RYBÜ'nde daha yüksektir ve fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). TISS-28 puanıyla ilişkili bir hasta için HİY, CYBÜ'nde351,3 dakika (dk), RYBÜ'nde 368,8 dk'dır. Doğrudan/dolaylı hemşirelik bakım uygulamaları Sınıf I için 105,5 dk, Sınıf II için 111dk, Sınıf III için 127,5 dk, Sınıf IV için 142,5 dk olarak hesaplandı. TISS-28 puanı ve doğrudan/dolaylı hemşirelik bakım uygulamaları ilişkili toplam HİY CYBÜ'nde 4175,8 dk, RYBÜ'nde 2535,7 dk olarak belirlendi. HİY ilişkili hemşire iş gücü (HİG) planlaması yapıldığında ünitelerdeki mevcut hemşire sayısı dışında CYBÜ'nde 4,4, RYBÜ'nde 2,7 hemşire açığının olduğu saptandı. Çalışmada elde edilen sonuçlar doğrultusunda CYBÜ ve RYBÜ'nde HİG planlamasında yetersizlik olduğu ve hemşire/hasta oranının 1:1 olması gerektiği saptandı

HemşirelikTerapötik yöntemlerYoğun bakım üniteleri-neonatal
Nebibe Ataç
Demiroğlu Bilim University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yenidoğan yoğun bakım hemşirelerinin, fizyolojik sarılıklı bebeklerin ve annelerinin bakım gereksinimlerine yönelik bilgi düzeyleri ve etkileyen faktörler

Amaç: Araştırma, yenidoğan yoğun bakım hemşirelerinin fizyolojik sarılıklı bebeklerin ve annelerinin bakım gereksinimlerine yönelik bilgi düzeyleri ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini Grup Florence Nightingale Hastanelerinde Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerinde çalışan hemşireler, örneklemi ise araştırmanın yapıldığı tarihlerde araştırmayı kabul eden ve ulaşılabilen 40 hemşire oluşturdu. Kurum izni ve etik kurul onayı alındı. Veriler anket formu ile toplandı. SPSS 16.0 programında değerlendirildi. Bulgular: Hemşirelerin demografik özellikleri incelendiğinde; %52,5'i 25 yaş altında, %57,5'i lisans mezunu, %47,5'i 2-5 yıl arasında çalışmakta ve %87,5'inin bekar olduğu belirlendi. Hemşirelerin sarılık bilgi düzeyi toplam tam puanı 25, ortalamaları 16,08±3,23, anne bakımı tam puanı 13, ortalamaları 12,80±0,51 ve toplam bilgi düzeyi tam puanı 38, ortalamalarının 28,87±3,36 olduğu belirlendi. Hemşirelerin toplam bilgi formundan en düşük aldıkları puan fototerapi uygulamaları ve fizyolojik sarılıklı bebeklerdeki günlük öğün sayısıydı. Hemşirelerin demografik özellikleri ile sarılık bilgi düzeyi ve toplam bilgi düzeyi puan ortalamaları karşılaştırıldığında; 25 yaş ve üzeri, evli, 6-10 yıl arası çalışan hemşirelerin puanlarının diğer hemşirelere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Hemşirelerin anne bakımı bilgi düzeyi ve toplam bilgi düzeyi yaş, eğitim, medeni durum ve yatak kapasitesi ile karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05). Sonuç: Yoğun bakım alanında 6-10 yıl arası çalışan, 25 yaş ve üzeri olan hemşirelerin hem sarılık hem de anne bakımı bilgi düzeylerinin yüksek olduğu, evli hemşirelerin sarılık bilgi düzeyinin bekarlara göre daha yüksek olduğu belirlendi. Hemşirelerin fizyolojik sarılık tanısı alan bebeğe uygulanan hemşirelik girişimlerini, fototerapinin uygulanışı ve tedavide oluşabilecek komplikasyonlar ile bilgi gereksinimleri olduğu belirlendi. Anahtar Sözcükler: Fizyolojik sarılık, bilgi düzeyi, yenidoğan, yoğun bakım, hemşire.

Ana-çocuk hemşireliğiAnnelerBebek bakımı+7
Buşra Yalanız
Demiroğlu Bilim University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Erişkin yoğun bakımda yatan hastaların yakınları tarafından algılanan yoğun bakım ünitesi stresörleri.

Hastanın yoğun bakım ünitesine yatırılması, genellikle akut bir durum sonucu ortaya çıktığından aile üyelerinin hazırlıklı olmadıkları ve bilinmeyen şeylerle karşılaşacakları stresli ve güç bir süreç başlar. Onlara bilgi veren, gereksinimlerini karşılayan olmazsa kendilerini umutsuz ve çaresiz hissederler. Hasta yakınlarının gereksinimlerini belirlemek Yoğun Bakım Ünitesi ortamından kaynaklanan stresörleri daha da azaltacaktır. Bu durum Yoğun Bakım Ünitesin de verilen bakımın kalitesini yükseltip, hasta yakınlarının memnuniyetini sağlayacaktır. Araştırma yöntemi: Araştırmanın verileri 'Kritik bakım alanların aile gereksinimleri ölçeği (critical care family needs inventory) ' ile araştırmacı tarafından hazırlanan YBÜ'si stresörleri ve kişisel özelliklere yönelik formlar kullanılarak toplanması planlanmıştır. Araştırmaya kabul edilme ve edilmeme ölçütleri: En az 72 saat yoğun bakımda yatan erişkin yoğun bakım hastasının yakını olması, 18 yaşından büyük olması, Hastayla arasında kan bağı bulunması gerekmektedir. Kullanılacak istatistiksel yöntemler: Verilerin tanımlanmasında sayı, yüzde, ortalama ve Ki – kare testleri kullanılacaktır Anahtar Kelimeler: Yoğun Bakım, Stres, Hasta yakını gereksinimleri, Hasta yakını memnuniyeti.

Hasta ziyaretçileriStresYoğun bakım üniteleri-neonatal
Demet Turan Bayraktar
Avrasya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan annelerin kaygı düzeyleri

Amaç: Çalışma yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan annelerin kaygı düzeylerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı tipte olup, gerekli izinler alındıktan sonra Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde bebeği yatan ve araştırmaya katılmada gönüllü 148 anne ile Kasım 2015-Mayıs 2016 tarihleri arasında yürütülmüştür. Veriler "Ebeveyn ve Bebek Bilgi Formu" ve "Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği" ile toplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan annelerin %56.1'inin 25-34 yaş grubunda, %35.8'inin lise mezunu ve çalışmadığı (%70.9) çoğunun sezaryen ile doğum (%75.7) yaptığı ve %6.8'inin daha önceki gebeliklerinde riskli bir bebeğe sahip olduğu belirlenmiştir. Annelerin Durumluk Kaygı puan ortalamaları 40.43±4.31, Sürekli kaygı puan ortalamaları ise 41.43±4.89 olarak bulunmuştur. Yapılan çalışmada annelerin emzirme durumu, doğum şekli ve taburcu olmasına kendisini hazır hissetme durumu ile Durumluk Kaygı puanları arasında, annenin çalışma durumu ve doğum şekli ile Sürekli Kaygı puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu bulunmuştur. Sonuç: Araştırmada annelerin Durumluk ve Sürekli Kaygı puanlarının hafif düzeyde olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Anne kaygı düzeyi, anksiyete, prematüre, yenidoğan

AnksiyeteAnnelerBebek-prematür+4
Deniz Omak
Avrasya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği olan annelerin anksiyete düzeylerinin emzirme öz yeterlilik ve bebeklerini besleme tutumlarına etkisi

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan annelerin bebeklerinin sağlığı konusunda endişelenmesi ve yaşamsal kaygı duyması bebeklerini anne sütü ile beslenmesine engel olabilmektedir. Annelerin stres düzeyleri, yaşamış ve yaşamakta oldukları duyguları emzirmeye karşı hissettikleri özgüveni ve yeterlilik algılarını, bebeklerini anne sütü ile besleme yatkınlığını etkileyebilir. Bu anlamda çalışmada annelerin anksiyete düzeylerinin, emzirme öz yeterlilikleri ve bebeklerini besleme tutumları üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı tipte yapılan çalışmanın örneklemine Giresun Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde bebeği olan 138 anne alınmıştır. Veriler Tanıtıcı Bilgi Formu, Preterm Bebeklerin Anneleri İçin Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği, Iowa Beslenme Tutum Ölçeği ve Durumluk/Sürekli Kaygı Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerinin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, t testi, Anova, Mann Whitney U ve Kruskal Wallis ve MANOVA kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0,050 olarak alınmıştır. Çalışmaya alınan annelerin kaygı düzeylerinin yüksek olduğu saptanmıştır (Durumluk Kaygı Ölçeği puan ort. 50, Sürekli Kaygı Ölçeği puan ort. 47). Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği puan ortalamaları 70,5'dir. Annelerin Beslenme Tutum Ölçeği puan ortalamalarının 63 olduğu, emzirme konusunda kararsız oldukları belirlenmiştir. Aynı zamanda emzirme öz yeterlilik ile Durumluk/Sürekli Kaygı Ölçek puan ortalaması arasında pozitif yönlü bir ilişki (sırası ile r=0,215, p=0,011; r=0,003, p=0,974) saptanmıştır. Durumluk/Sürekli Kaygı Ölçek puanı ile beslenme tutumu ölçek puanı ortalaması arasında pozitif yönlü (sırası ile r=0,334, p<0,001; r=0,189, p=0,027) bir ilişki saptanmıştır. Ayrıca emzirme öz yeterlilik ve beslenme tutum ölçeği puan ortalamaları (r=0,490, p<0,001), Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçek puan ortalamaları arasında pozitif yönlü (r=0,306, p<0,001) bir ilişki belirlenmiştir.

AnnelerBebek-yenidoğmuş hastalıklarıEmzirme+5
Yasemin Uzunay
Avrasya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde tedavi gören yenidoğanların cilt florasında üreyen malassezia türleri ve etki eden faktörler

Malassezia mayaları hem yetişkinlerin hem de yenidoğanların normal cilt florasında bulunan, üremesi lipide bağımlı olan lipofilik kommensal maya mantarlarıdır. Hem yetişkinlerde hem de yenidoğanlarda fırsatçı enfeksiyonlara neden olmaktadır. Yenidoğan döneminde birçok farklı nedenle yüksek Malassezia kolonizasyonu görülmektedir. Çalışmamızda yenidoğan yoğun bakım ünitesindeki yenidoğanlarda Malassezia kolonizasyonu araştırılmıştır. Çalışmamız; 1 Ocak 2021- 1 Ocak 2022 tarihleri arasında Pamukkale Üniversitesi Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesin'de takip edilen 150 yenidoğan üzerinde yapılmıştır. Yenidoğanlardan Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesine yatışlarından sonraki 24-48 saat içinde örnekler alınmıştır. 150 yenidoğanın alın, yanak ve göğüslerinden steril pamuklu eküvyonla cilt sürüntü örnekleri alınmıştır. Alınan örnekler mDixon agar besiyesine ekilerek iki hafta 32C'de, nemli etüvde inkübasyona bırakılmıştır. Üreme görülen koloniler nativ mikrokopik inceleme ile maya olarak doğrulandıktan sonra Sabouraud'un dektrozlu agar (SDA) besiyerine ekilmiştir. Bir hafta süre ile aynı şartlarda inkübe edilen örnekler, SDA besiyerinde üremenin olmamasını takiben, tween asimilasyonları (%10 Tween 20, %0.5 Tween 40, %0.5 Tween 60, %0.1 Tween 80) ile tiplendirilmiştir. Örnek alınan 150 yenidoğanın 50'sinde (%33,3) hem alın hem yanak hem de göğsünde üreme olmuştur. Malassezia üremesi olan yenidoğanların her 3 vücut bölgesinden aynı tür Malassezia izole edilmiştir. Malassezia üremesi saptanan 50 yenidoğanda 16 (%32) Malassezia furfur, 13 (%26) Malassezia sympodialis, 9 (%18) Malassezia restricta, 6 (%12) Malassezia obtusa, 6 (%12) Malassezia globosa izole edildi. 150 yenidoğanın 50'sinde (%33,3) kolonizasyon bulundu. Örnek alınan 150 yenidoğandan 30'u (%20) flukonazol profilaksisi almaktaydı. Flukonazol profilaksisi alan 30 yenidoğanın 3'ünde (%10) Malassezia üremesi oldu. Flukonazol profilaksisi almayan 120 yenidoğanın 47'sinde (%39,1) Malassezia üremesi oldu. Çalışmamız sonucunda flukonazol profilaksisi ve örnek alım yaşı yenidoğan kolonizasyonunda istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Flukonazol profilaksisi alan yenidoğanlarda kolonizasyon oranı düşük bulundu. Örnek alımındaki yaşı büyük olan yenidoğanlarda kolonizasyon oranı yüksek bulundu. Yenidoğanın cinsiyeti, örnek alındığı zamanki ağırlığı, örnek alındığı zaman total parenteral nütrisyon alıp almadığı, doğum şekli kolonizasyon açısından istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Yenidoğanlarda flukonazol profilaksisi alımının Malassezia kolonizasyonu açısından koruyucu olduğu bulundu. Ayrıca yenidoğanların yaşla beraber cilt kolonizasyonlarının arttığı bulundu.

Bebek-yenidoğmuşBebeklerDeri+4
Mehmet Okul
Pamukkale University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID-19 pandemisi döneminde yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan prematüre bebeklere beslenme öncesi hemşire tarafından uygulanan çoklu-duyusal uyarının stres düzeyine ve beslenme sürecine etkisi

Sağlık Bakanlığınca Covid-19' la mücadeleye yönelik aldığı tedbirler kapsamında Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesine hasta ziyaretlerine günde bir kez izin verilmesinden dolayı, anne bebek etkileşimi kesintiye uğramıştır. Bu dönemde çoklu-duyusal uyarımın ve beslenmenin anne yerine hemşire tarafından yapılması önem taşımaktadır. Bu araştırmanın amacı pandemi döneminde Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde yatan prematüre bebeklere beslenme öncesi hemşire tarafından uygulanan çoklu-duyusal uyarımının, bebeklerdeki stres düzeylerine ve beslenme süreçlerine etkilerinin değerlendirilmesidir. Bu amaç doğrultusunda Pamukkale Üniversitesi Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde tedavi gören 60 prematüre bebek çalışmaya dahil edilmiş, bebekler deney (30) ve kontrol (30) grubu olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Deney grubundaki bebeklere beslenme öncesi hemşirelerce çoklu-duyusal uyarımı uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre deney grubundaki bebeklerin beslenme süreleri kontrol grubuna oranla daha kısadır. Deney grubundakilerin beslenme miktarının ise kontrol grubuna oranla daha fazla olduğu görülmüştür. Her iki gruptaki bebeklerin düzenli olarak kilo aldıkları belirlenmiştir. Ancak deney grubundaki bebeklerin daha fazla kilo aldığı görülmüştür. Her iki gruptaki bebeklerin beslenme öncesi ve beslenme sonrası video kayıtları yapılmış ve iki uzman gözlemci tarafından stres düzeyleri değerlendirilmiştir. Her iki gözlemciye göre deney grubundaki bebeklerin hem 1. hem de 5. günde stres düzeylerinin kontrol grubundakilere oranla daha düşük olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak; pandemi döneminde YYBÜ'de yatan prematüre bebeklere beslenme öncesi hemşire tarafından uygulanan çoklu-duyusal uyarımının bebeklerin beslenme süresini kısalttığı, beslenme miktarını arttırdığı ve stres düzeylerini düşürdüğü belirlenmiştir. Sonuçta, YYBÜ'de bebeklerin ihtiyaç duyduğu çoklu-duyusal uyarımlarının ebeveynlerce karşılanamadığı durumlarda YYBÜ hemşirelerince uygulanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Prematüre bebek, çoklu-duyusal uyarım, yenidoğan yoğun bakım ünitesi, hemşire, stres

Bebek-prematürBebeklerCOVID 19+4
Gülay Öncel
Pamukkale University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan bebeklere uyku başlığı giydirmenin bebeklerin uykusu ve fizyolojik değişkenlerine etkisi

Amaç: Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan bebeklere uyku başlığı giydirmenin, bebeklerin uykusu ve fizyolojik değişkenlerine etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Randomize kontrollü deneysel olarak tasarlanan bu çalışmanın verileri, Eylül 2020- Mart 2021 tarihleri arasında Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan 53 bebekten (26 çalışma grubu, 27 kontrol grubu) toplandı. Çalışmaya yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan oda havasında stabil ve 32 hafta üstünde doğan bebekler dahil edildi. Çalışma grubundaki bebeklere uyku süresince uyku başlığı giydirildi. Kontrol grubundaki bebeklere ise klinik rutini uygulamalar yapıldı. Hem çalışma hem de kontrol grubundaki bebeklerin üç gün süresince, 19:00-07:00 saatleri arasında video kaydı yapıldı. Video kayıtları araştırmacı ve çalışmadan bağımsız bir uzman tarafından değerlendirilerek körleme sağlandı. Bebeklerin uyku süreleri, uyanma sayıları, uyanma nedenleri, fizyolojik değişkenleri değerlendirildi. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, ki-kare, t testi, Mann-Whitney U testi, Friedman Varyans Analizi, Wilcoxon testi ve tekrarlı ölçümlerde ANOVA testi kullanıldı. Bulgular: Gruplar arasında uyku süresi açısından üçüncü izlem gününde istatistiksel olarak anlamlı fark vardır (p=0,006). Çalışma ve kontrol gruplarının uyanma sayıları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur (p>0,05) ancak preterm bebeklerin uyanma sayılarında anlamlı fark saptanmıştır (p= 0,016). Gruplar arasında ikinci izlem gününde çalışma grubunun satürasyon değerinin anlamlı olarak yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,001). Sonuç: Bu çalışmada, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan bebeklere uyku başlığı giydirmenin; uyku süresini artırdığı, uyanma sayısını azalttığı ve satürasyon değeri üzerinde etkisi olduğu görüldü. Bu nedenle YYBÜ'de yatan bebeklere uyku başlığı giydirilmesi önerilir. Anahtar kelimeler: Fizyolojik değişkenler, Uyku başlığı, Yenidoğan uykusu, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi

Bebek-yenidoğmuşBebeklerFizyoloji+4
Esra Bozkurt
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID-19 pandemi sürecinde bebeği yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan annelerin belirsizliğe tahammülsüzlük, psikolojik iyi oluş düzeyleri ve ilişkili faktörler

Amaç: Bu araştırma COVID-19 pandemi sürecinde bebeği yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan annelerin belirsizliğe tahammülsüzlük ve psikolojik iyi oluş düzeylerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel ve tanımlayıcı nitelikte olan çalışmanın örneklemini, Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi yenidoğan yoğun bakım ünitesinde 01.06.2022 – 01.12.2022 tarihleri arasında bebeği yatan 321 anne oluşturmuştur. Araştırma verileri, Kişisel Bilgi Formu, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ) ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği Kısa Formu (PİOÖ) kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin tanımlayıcı istatistiklerinde ortalama, standart sapma, medyan en düşük, en yüksek, frekans ve oran değerleri kullanılmıştır. Değişkenlerin dağılımı Kolmogorov Simirnov test ile değerlendirilmiştir. Normal dağılım gösteren değişkenler bağımsız t testi ve ANOVA testi ile; normal dağılım göstermeyen değişkenler de Man Whitney U ve Kruskal Wallis testi kullanılarak analiz edilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişki ve ilişkinin gücünü belirlemek için Sperman korelasyon ve lineer regresyon analizleri kullanılmıştır. Elde edilen bulgular %95 güven aralığında %5 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Tüm testlerde istatistiksel anlamlılık için p değerinin 0,05'ten küçük saptanma koşulu aranmıştır (p<0,05). Bulgular: Araştırmaya katılan annelerin yaş, medeni durum, sosyal güvence, öğrenim durumu, çalışma durumu, meslek, aylık gelir durumu, aile tipi, kronik hastalığı olma durumu, çocuk sayısı ile BTÖ puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Annelerin daha önce düşük yapma durumu, çocuk sahibi olmak için tedavi olma durumu, yoğun bakımdaki bebeğin planlı gebelik olma durumu, yoğun bakımdaki bebeğin cinsiyeti, bebeğin doğum haftası, yoğun bakıma geldiği yer, bebeğin bakımında yardımcı olacak kişi olma durumu ve daha önce yoğun bakımda yatan bebeğin olması durumu ile BTÖ puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). BTÖ puanları ile bebeğin yoğun bakımda yatma süresi arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). BTÖ puanları ile annelerin ruhsal durumları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Annelerin yaş, medeni durum, kronik hastalığı olma durumu, çocuk sayısı ile PİOÖ puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). PİOÖ puanları ile sosyal güvence arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p<0,05). PİOÖ puanları ile öğrenim durumu arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). PİOÖ puanları ile çalışma durumu arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). PİOÖ puanları ile aylık gelirler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p<0,05). PİOÖ puanları ile aile yapısı arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Annelerin daha önce düşük yapma, çocuk sahibi olmak için tedavi olma durumu, yoğun bakımdaki bebeğin cinsiyeti, bebeğin doğum haftası ve yoğun bakıma geldiği yer ile PİOÖ puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). PİOÖ puanları ile yoğun bakımdaki bebeğin planlı gebelik olma durumu arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). PİOÖ puanları ile bebeğin bakımında yardım edecek biri olma durumu arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). PİOÖ puanları ile bebeğin yoğun bakımda yatma süresi arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). PİOÖ puanları ile annelerin ruhsal durumları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Annelerin BTÖ ile PİOÖ puan ortalaması arasında negatif yönde orta düzeyde bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0,001). Sonuç: Annelerin bebekleri yoğun bakım ünitesinde yatarken en çok çocuğunu yoğun bakımda istediğinde görememe sorunu ile karşılaştığı belirlenmiştir. Anneler kendilerini ruhsal olarak yüksek oranda üzgün hissetmektedirler. Annelerin BTÖ ile PİOÖ puan ortalamaları arasında negatif yönde orta düzeyde bir ilişki olduğu, annelerin belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri yükseldikçe psikolojik iyi oluş düzeylerinin azaldığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Anne, Bebek, Belirsizliğe tahammülsüzlük, Psikolojik iyi oluş. Yenidoğan, Yoğun bakım.

AnnelerBebek-yenidoğmuşBebekler+7
Özge Yılmaz
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan prematüre bebeklere uygulanan erken müdahale programının konfor ve gelişime etkisi

Amaç: Bu çalışma yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan prematüre bebeklerde, şefkatli dokunma ile birlikte ninni söylemenin erken dönemde konfora ve sonrasında gelişimsel destek programı uygulamanın gelişime etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Araştırma Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde 28 Kasım 2021- 18 Temmuz 2022 tarihleri arasında yapıldı. Örnekleme yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan 330/7 -366/7 gestasyon haftasındaki prematüre bebekler alındı. Örneklem çalışma grubunda n=27 ve kontrol grubunda n=30 olmak üzere n=57 prematüre bebekten oluştu. Veriler iki aşamada toplandı. Çalışma grubundaki bebeklere birinci aşamada annesi haftada üç kez ninni söyledi ve şefkatli dokundu. İkinci aşamada aynı bebeklere 40. gestasyon haftasından itibaren üç ay süre ile gelişimsel destek programı (GEDEP) uygulandı. Kontrol grubundaki bebeklere rutin bakım yapıldı. Verilerin toplanmasında, Anne ve Yenidoğan Tanıtıcı Bilgi Formu, Prematüre Bebek Konfor Ölçeği (PBKÖ), Gelişimsel Destek Programı Değerlendirme Formu, GEDEP kullanım kılavuzu formu ve Ses Desibel Ölçüm Cihazı kullanıldı. Veriler, Ki-kare testi, Student t-testi ve tek yönlü varyans analizi, Mann-Whitney U testi ve Wilcoxon testi ile değerlendirildi. Tekrarlı ölçümler için bağımlı gruplarda t testi ve Wilcoxon işaretli sıralar testi kullanıldı. Bulgular: Çalışma ve kontrol grubunun uygulama öncesi PBKÖ puan ortalamaları uygulama sonrasına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti. Uygulama sonrası çalışma grubunun PBKÖ puan ortalamaları kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha düşüktü. Çalışma grubundaki bebeklerin birinci ayda sosyal duygusal gelişim becerisi -1, alıcı dil becerisi-2, alıcı dil becerisi-3, ifade edici dil becerisi-1, ifade edici dil becerisi-3 ve ifade edici dil becerisi-4, bilişsel beceri-1, bilişsel beceri-2 ve küçük kas becerisi-1 becerilerini yapabilme oranları kontrol grubundaki bebeklere göre daha fazlaydı (p<0,05). Çalışma ve kontrol grubundaki bebeklerin ikinci ayda alıcı dil becerisi-3 becerisini yapabilme oranları arasında anlamlı fark varken, alıcı dil becerisi-1, alıcı dil becerisi-2, ifade edici dil becerileri ve motor becerilerin tüm alanlarında fark yoktu. Çalışma ve kontrol grubundaki bebekler arasında üçüncü ayda alıcı dil becerileri, ifade edici dil becerileri ve motor becerilerin tüm alanlarında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmazken, çalışma grubunun bilişsel beceri-4 becerisini yapabilme oranı kontrol grubuna göre daha fazlaydı ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Sonuç: Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan prematüre bebeklere şefkatli dokunmayla birlikte ninni söylenmesi, bebeğin konforunun artmasına, şefkatli dokunmayla birlikte ninni söylenmesi ve GEDEP uygulaması sosyal duygusal gelişim, dil gelişimi ve bilişsel gelişime olumlu etki gösterdi.

Ana-çocuk hemşireliğiBebek-prematürBebek-yenidoğmuş+6
Funda Güler
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00

İlgili konular