Vision
Bu konu başlığı altında 79 tez
Antrenörlerin örgütsel bağlılık düzeylerinin spor yöneticilerinden algıladıkları vizyoner liderlik davranışlarına göre incelenmesi
Bu araştırmada, antrenörlerin örgütsel bağlılık düzeylerinin spor yöneticilerinden algıladıkları vizyoner liderlik davranışlarına göre incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma literatür taraması ve uygulama bölümlerinden oluşturulmuştur. Literatür araştırması kapsamında vizyoner liderlik ve örgütsel bağlılık konuları ele alınmıştır. İlişkisel tarama modeli uygulanan araştırmada uygulama bölümüne gelindiğinde araştırma grubunu Tekirdağ ASKF' ye bağlı bulunan spor kulüplerinde görev yapan futbol antrenörleri içerisinden 106 erkek, 8 kadın olmak üzere toplam 114 futbol antrenörü kapsamaktadır. Araştırma için gerekli verilerin elde edilmesi kapsamında antrenörlere anket yöntemi uygulanmıştır. Anket formunun ilk bölümünde antrenörlerin demografik değişkenlerine yönelik genel bilgiler soruları sorulmuş, ikinci bölümünde ise Çınar ve Kaban' ın (2012) geliştirdiği Vizyoner Liderlik Ölçeği ile Meyer ve Allen (1991) tarafından geliştirilen, İşcan ve Naktiyok' un (2004) kullandığı Örgütsel Bağlılık Ölçeğinden yararlanılmıştır. Araştırmanın sonucunda antrenörlerin örgütsel bağlılık düzeyleri ile spor yöneticilerinden algıladıkları vizyoner liderlik davranışları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Spor yöneticilerinin vizyoner liderlik davranışları arttıkça antrenörlerin de örgütsel bağlılık düzeylerinin artış gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır.
Hassân Ahmed Kamhiyye'nin şiirsel deneyimi: Motifler ve anlam ilişkileri üzerine bir inceleme
Bu çalışma, çağdaş Suriyeli şair Hassân Ahmed Kamhiyye'nin şiirlerinde yer alan motifler ve anlam ilişkisine odaklanmaktadır. Kamhiyye'nin, Arap ve İslam dünyasının yaşadığı zor yılların yükünü ve gurbetin getirdiği acıları şiirlerine nasıl yansıttığı incelenmiştir. Şairin eserlerinde ortaya koyduğu duygusal deneyimler ve iç dünyasındaki acı ve trajedi, araştırmanın ana konusunu oluşturmaktadır. Kamhiyye'nin şiirleri, zulüm, baskı ve zorbalığa karşı verdiği mücadelenin bir yansımasıdır. Şiirlerinde samimi bir kaynaktan doğan duygular, onun özgür vicdanı ile olayları gözlemleyip yeniden şekillendirme becerisini göstermektedir. Bu nedenle, Kamhiyye'nin eserleri, hem tarihsel bir belge niteliğinde olup hem de edebi değer taşımaktadır. Bu araştırmanın amacı, Kamhiyye'nin şiirsel üslubunu, kullandığı temaları ve dilsel özellikleri belirlemek ve analiz etmektir. Ayrıca, şairin İhya ve Yenilik Okulu'na bağlılığının şiirlerindeki yansımaları da ele alınmıştır. Araştırmada, Kamhiyye'nin divanları ve şiirleri üzerinde içerik analizi yöntemi uygulanmıştır. Şiirlerin tematik analizi yapılarak, şairin duygusal deneyimlerinin ve içsel çatışmalarının nasıl dile getirildiği incelenmiştir. Ayrıca, Kamhiyye'nin klasik vezinli şiiri koruma çabası ve İhya ve Yenilik Okulu'na olan bağlılığı da araştırmanın odak noktalarından biri olmuştur. Araştırma sonucunda, Kamhiyye'nin şiirlerinde büyük bir acı ve hüzün temasının hakim olduğu, ancak bu duyguların umut ve aydınlık bir gelecek beklentisi ile dengelendiği görülmüştür. Şairin, klasik Arap şiiri geleneklerine bağlı kalarak, modern temaları ustalıkla işlediği tespit edilmiştir. Ayrıca, Kamhiyye'nin şiirlerinde, zulüm ve baskıya karşı özgürlük mücadelesinin güçlü bir şekilde vurgulandığı belirlenmiştir.
Türkiye'nin 2023 vizyonu ve dış ticaret hedefleri
Ülkelerin geleceği planlamaları yeni bir kavram değildir bu anlamda ülkeler gelecekte olması gereken politikalarını planlayarak veya hedefleyerek ekonomik siyasi anlamda çağdaşlaşma hedeflerini gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. Vizyon 2023 Projesinin ana teması; Cumhuriyetimizin 100. yılında, Atatürk'ün işaret ettiği muasır medeniyet seviyesine ulaşma hedefi doğrultusunda ülkemizde siyasi ve ekonomik alanda gelişmektir. Ülkemizde başlatılan 2023 hedefleri ile ekonomide sektörlerin gelişimi ile birlikte gelişme kaydedilecektir. Bu gelişme ülkemizin dünyada söz sahibi olan ekonomisi büyük ve dış ticareti son derce gelişmiş bir ülke haline getirecektir.Çok uzaklarda görünüyorsa da stratejik Türkiye Vizyonu için hedef olarak Cumhuriyetimizin yüzüncü kuruluş yıldönümüne denk düşen 2023 seçilmesi kitlelere yön göstermek, motivasyon sağlamak bakımından önemlidir. Böylesi bir vizyon çalışması tarımdan eğitime, yabancı yatırımlardan bilgi ekonomisine, dış ticaret ve dış politikadan su sorununa, sürdürülebilir kalkınmaya, güvenlik mimarisinden kent planlamasına, AB üyeliğinden alternatif enerji kaynaklarına, kültürel yenilenmeye kadar uzanan geniş bir menzilde değişen dünyanın ve değişemeyen Türkiye'nin fotoğrafını çekmeye, geleceğe dönük görüş ve önerileri, kestirimleri paylaşmaya çalışmalıdır.Şüphesiz bu amaçları gerçekleştirmek hiç de kolay olmayacaktır. Bu açıdan öncelikle harekete geçmesi gereken bazı unsurlar vardır. Bunlar teknoloji, enerji politikaları, KOBİ politikaları ve yatırım politikaları v.b ülkemizin dünya ülkeleri arasında büyüme potansiyeli açısından iyi bir konumda olması her şeyden önce dış ticarete yansımalı ve ekonomik büyüme ile beraber dış ticaret hacmimiz de artmalıdır.
Görme olgusu "Portre, yüz, benlik"
Bu çalışmada, insanın var olma kaygısı sonucu kendini resmetmeye başlamasıyla ortaya çıkan portre resminin zaman içerisinde "ben" imgesi haline gelmesi incelenmiştir. Birinci bölümde, portrenin varlığını ortaya koyacak olan görme olgusunu ve görmeyi oluşturan göz ele alınmış, görmenin seyretmeye dönüşmesi ve insanın kendini nasıl kendi arzu nesnesi haline getirdiği incelenmiştir. İkinci bölümde, portrenin "ben" imgesine dönüşmesi mitolojik açıdan araştırılmış olup "Yüz Nedir?" sorusuyla tanımlanmış ve insanın kendi yüzünü görebilmesi için gerekli olan ayna olgusu incelenmiştir. Ardından portrenin kimlik oluşturma süreci ve portrelerin maske olarak kullanımı araştırılmıştır. Son bölümde ise portrenin din, felsefe, mitoloji, fotoğraf, resim, sosyal medya ve sinema sanatlarından güç alarak zaman içerisindeki oluşumu ve tarihsel süreci incelenmiştir. Anahtar kelimeler: Portre, ayna, yüz, narsisizm, ben.
Okul yöneticilerinin vizyoner liderlik davranışları ile öğretmenlerin bireysel yenilikçilik düzeyleri arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı okul yöneticilerinin vizyoner liderlik davranışları ve öğretmenlerin bireysel yenilikçilik düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu araştırmada, öğretmenlerin okul yöneticilerinin sergilediği vizyoner liderlik davranışlarının cinsiyet, eğitim durumu, mesleki deneyim yılı, yaş grubu ve okul türü değişkenlerine göre farklılık gösterip göstermediği belirlemek amaçlanmaktadır. Ayrıca bu araştırmada, öğretmenlerin bireysel yenilikçilik düzeylerinin cinsiyet, eğitim durumu, mesleki kıdem, yaş grubu ve okul türü değişkenlerine göre farklılık gösterip göstermediği belirlemek amaçlanmaktadır. Belirtilen amaçlar doğrultusunda araştırmada ilişkisel tarama ve nedensel karşılaştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Şanlıurfa ili Viranşehir ilçesinde yer alan tüm liselerde görev yapan öğretmenler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise Viranşehir ilçesinde yer alan liselerde görev yapan 748 öğretmen arasından "Basit Seçkisiz Örnekleme" yöntemi ile belirlenmiş olan 243 öğretmen oluşturmaktır. Araştırma sürecinde, öğretmenlerin okul yöneticilerinin vizyoner liderlik davranışlarını değerlendirmek amacıyla "Vizyoner Liderlik Ölçeği" ve öğretmenlerin bireysel yenilikçilik düzeylerini belirlemek için "Bireysel Yenilikçilik Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS paket programından faydalanılmıştır. Araştırmada yapılan analiz sonucunda öğretmenlerin okul yöneticilerinin vizyoner liderlik davranışları ile öğretmenlerin bireysel yenilikçilik düzeyleri arasında pozitif yönlü düşük düzeyde bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu bulgu, okul yöneticilerinin vizyoner liderlik davranışlarının öğretmenlerin bireysel yenilikçilik potansiyellerini etkileyebileceği şeklinde açıklanabilir. Bunun yanı sıra öğretmenlerin bireysel yenilikçilik düzeylerinin öğretmenlerin cinsiyetlerine ve çalıştıkları okul türlerine göre anlamlı bir farklılık gösterdiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca araştırma sonucunda öğretmenlerin okul yöneticilerinin vizyoner liderlik davranışlarına yönelik algılarında öğretmenlerin yaş gruplarının ve çalıştıkları okul türlerinin de etkili olduğu ifade edilebilir.
Eğitimde 2023 vizyon belgesinin uygulanabilirliği hakkında yönetici ve öğretmen görüşleri
Eğitim sisteminin sorunlarını planlama yöntemi ile çözme eğilimi önemlidir. Planlı dönemde politika ve kararların yaşama geçirilmesi ve hedeflerine ulaşılması, eğitim sorunlarının çözülmesinde önemli nedenler arasındadır. Milli Eğitim Bakanlığı da bu kapsamda beş yıllık planlama çerçevesinde Eğitimde 2023 Vizyon belgesi başlığında çalışmasını tamamlamış ve paydaşlarına açıklamıştır. İyi niyet ve irade beyanı olan, gidilmesi gereken ana yolların belirlenmesi ve eğitimin ana sorunlarını yazılı bir metin olan belgenin sürdürülebilirliği bakımından önemlidir. Belgenin, taşra teşkilatları örgütlerinde yansımaları ve tespiti de sürdürülebilirlik açısından önem arz etmektedir. Bu amaçla illerde ve ilçelerde vizyon belgesine ilişkin paneller ve çalıştaylar düzenlenmeye başlanmıştır. Bu çalışmada da Van ili Tuşba İlçesinde İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde Eğitimde 2023 vizyon belgesinin kapsamlı değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Atatürk'ün meclis açış konuşmalarının muhteva analizi metoduyla incelenmesi
Muhteva analizi metodu, metinlerin sistematik bir biçimde incelenmesiyle, verilmek istenen mesaj, yazarı, hatta metnin yazıldığı dönem hakkında açıklayıcı bulgular elde etmeye yarayan bir metottur. Aynı amaçla söylenmiş birden çok konuşma metnine tatbik edildiğinde, konuşmacının mesajlarında var olan ortak duygu ve düşüncelerin meydana çıkarılmasını sağlayabilmektedir. Bu yolla, konuşmacının dinleyenler üzerinde yarattığı etki ve onların söylenenlerden aldıkları mesajları bulmak mümkün olabilmektedir. Çalışmamız, Türkiye Büyük Millet Meclisi?nin açılışından itibaren, Atatürk?ün her yıl yaptığı meclis açış konuşmalarının, muhteva analizi metoduyla incelenmesi üzerinedir. Söz konusu konuşmalar, Meclis?in çalışma yılı başlangıcında yapılmaları nedeniyle, diğer zamanlardaki konuşmalardan ayrı bir amaç ve öneme sahiptirler. Her konuşma metni, meclis çalışmalarının ve dolayısıyla hükümet işlerinin, geçmişi ve geleceğine ilişkin mesajlar içermektedir. Atatürk?ün üzerinde durduğu konularla, ülkedeki gelişmeleri şekillendiren meclis faaliyetleri bir arada değerlendirilmek suretiyle, konuşma metinlerinin etkileri araştırma konusu olarak seçilmiştir. Hedefimiz, konuşma metinlerinin vizyon çizmeye yönelik olup olmadıklarını ortaya koymaktır. Böylelikle, Atatürk?ün liderlik özelliğinin bir parçası olan, kitleleri yönlendirme becerisi, ayrı bir açıdan değerlendirilmiş olacaktır. Yapılan inceleme, 1920-1938 yılları arasını kapsamaktadır. Bu dönem, Türkiye Cumhuriyeti Devleti?nin kuruluşuna giden yol ile gelişiminin başlangıç sürecini ihtiva etmektedir. Ülkede halk egemenliğinin tam manasıyla tesis edilmesinin de temel taşlarının oluşturulduğu yılları tarif eder. Bu açıdan, Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarıyla başlayan ve günümüz Türkiye?sine uzanan yolda, Atatürk?ün işaret ettiği konuların ne ölçüde anlaşıldığı ve benimsendiği de gözlemlenebilecektir. Ayrıca konuşma metinlerinin içerdiği konulara ayrılan zaman ve söz söylenirken izlenen sıra, dönemin ülke açısından önceliklerine önemli bir gösterge olarak görülebilecektir. Konuşma metinlerinin aynı konu üzerine söylenen bölümleri ayrı ayrı analize tabi tutularak, bütünü üzerinde yorum ve değerlendirmelere ulaşılmıştır. Yani, küçük parçalardan başlanarak tümevarım yolu izlenmiştir. Söz konusu parçalar, kendi konu başlıkları üzerine yapılacak çalışmalara da veri sunma özelliği taşıyabileceklerdir. Nitekim, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi üzerine hazırlanan birçok eserde benzer konu başlıklarıyla tasnif edilerek sunum yapılmaktadır. Dolayısıyla, Atatürk?ün meclis açış konuşmaları bir anlamda döneminin özeti gibidir. Bu yüzden, diğer söylev ve demeçlerinde rastlanamayacak kadar geniş zaman dilimleri üzerine düşüncelerinin topluca meclis açış konuşmalarına yansıdığı kabul edilebilir. Atatürk, hayatın her sahasında olduğu gibi, meclis açış konuşmalarında da öğreticilik yönünü elden bırakmamıştır. O?nun sözleriyle hareketini şekillendirenler, körü körüne değil, inanarak adım atmışlardır. Kendisinin, hükümet işleri ile alakası ve yol göstericiliği sayısız örneklerle gözler önündedir. Bu çalışma ise, milletvekillerini yönlendirmedeki başarısı ve çizdiği vizyonu ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Meclis, Muhteva Analizi, Vizyon, Meclis Açış Konuşmaları.
Stratejik yönetimde misyon ve vizyon ifadelerinin önemi: Türkiye ve Japonya karşılaştırması
İşletmelerin başarılı olabilmesi, ayakta kalmaları ve güçlü rekabet edebilmeleri için stratejik olarak yönetilmeleri, stratejik olarak doğru yönetilmek içinde bu alandaki ifadeleri iyi oluşturmaları oldukça önemlidir. Bu bakımdan başarılı işletmelerin misyon ve vizyon ifadelerinin incelenmesi bakımından çalışmanın önemi yadsınamaz. Bu çalışmanın amacı, işletmelerin stratejik yönetiminde misyon ve vizyon ifadelerinin önemi ile birlikte işletmelerde kullanım şekli ve bu ifadelerde bulunması gerekli unsurlara ne derece yer verildiği konusunda detaylı analiz yapmak, Türk-Japon başarılı işletmelerini bu yönden karşılaştırmaktır. Özellikle işletmelerde misyon ve vizyon ifadeleri oluşturulurken bulundurulması gereken unsurlar konusundaki anlam karmaşasını gidermek ve bu ifadelerin gerçek değerini bulması yönünde bir çalışma yapmaktır. Kapsam olarak sadece vizyon ve misyon ifadeleri ele alınmıştır. Nitel içerik analizi ve yorumlama yöntemine başvurulmuştur. Çalışma evrenini İstanbul Sanayi Odası 2015 yılı ilk 500 işletmesi ile Japan Times 2015 yılı ilk 200 işletmesi oluşturmaktadır. Bu işletmelerden ilk 100'e girme başarısını göstermiş işletmeler incelenmektedir. Elde edilen bu veriler ışığında içerik analizi ile iki ülke arasında karşılaştırma yapılarak, tablo ve grafikler ile desteklenmektedir. Çalışmanın stratejik yönetim alanında çalışan araştırmacı ve akademisyenlere yararlı olması beklenmektedir. Çalışmada Türk ve Japon işletmelerce misyon ifadesinde felsefe, ürün/hizmet, işletme yetkinliği ve müşteri unsurlarına yarıdan fazla işletme yer vermektedir. Ancak yer/pazar, teknoloji, kârlılık/büyüme/süreklilik, sosyal sorumluluk ve çalışanlar unsuru geri planda kalmıştır. Vizyon için ise; özgün olma, yönetim felsefesi, gelecek odaklı olma ve işletme imajı önemli görülürken, ilham verici olma ile çekici olma unsurları geri planda kalmıştır. Sonuç olarak Türk ve Japon işletmelerinin misyon ve vizyon ifadelerini oluştururken yer alması gerekli görülen unsurlar konusunda eksiklikler ve karmaşıklık gözlemlenmiştir. Anahtar kelimeler: Strateji, Stratejik Yönetim, Misyon, Vizyon, İçerik Analizi
Stratejik yönetimde misyon ve vizyon ifadesinin önemi: Türkiye ve Hollanda lojistik sektörü karşılaştırması
Sürekli bir değişim içinde olan dünyanın önemli ve hızlı bir değişimin yaşandığı sektörlerinden biri olan lojistik sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin dinamik olması süreklilikleri için gereklidir. Rekabetin beraberinde getirdiği farklılık yaratma çabası içinde olan işletmeler için stratejik yönetimde yer alan misyon ve vizyon ifadeleri örgütün iç ve dış çevresinde önemli fırsatlar sağlayacaktır. Bu araştırmanın amacı, önemli farklılıklar barındıran Türkiye ve Hollanda lojistik sektöründe faaliyet gösteren ilk 100 şirketin stratejik yönetim sürecinin önemli bir parçası olan misyon ve vizyon ifadelerinde kullanılan kavramların farklılaştığı alanların MAXQDA 2018 programıyla yapılan karşılaştırmalı içerik analizi ile belirlenmesidir. Araştırmada ilk 100 Türk lojistik şirketlerinin 40'ında misyon ve vizyon ifadesi bulunmamaktadır, 52 şirketin hem misyon hem de vizyon ifadesi bulunmaktadır, 4 şirketin sadece misyon ifadesi, 4 şirketin sadece vizyon ifadesi kullandığı tespit edilmiştir. Türkiye'de faaliyet gösteren şirketlerin 3 tanesinin internet sitesi bulunamamış, 3 firmanın internet sitelerinde ise bakım - onarım çalışması yapıldığı için misyon ve vizyon ifadeleri olmadığı varsayımı ile analiz yapılmıştır. Hollanda lojistik sektöründe faaliyet gösteren ilk 100 şirketin 44'ünün misyon ve vizyon ifadelerini kullanmadığı, 12 şirket sadece misyon ifadesi, 9 şirket sadece vizyon ifadesi, 35 şirket misyon ve vizyon ifadelerinin her ikisini de kullanmıştır. Ayrıca Hollanda da faaliyet gösteren işletmelerin tümünün internet sitesi bulunmuştur. Araştırma sonucu iki ülkenin misyon ve vizyon ifadeleri üzerinde durdukları konuların farklılıkları ve benzerlikleri detaylı bir şekilde incelenmiştir.
Tedavisi tamamlanmış retinoblastom hastalarının görme rehabilitasyonu
Retinoblastom (RB) çocukluk çağının en sık görülen primer intraoküler malignitesidir. Son yıllarda yeni tedavi modaliteleri ile RB hastalarının sağkalım oranları artmıştır. Bununla yanı sıra göz kurtarılma oranlarında da belirgin artış gözlemlenmiştir. Her ne kadar öncelik hastanın hayatını kurtarmak olsa da RB hastalarının tedavi başarıları ile artık görme fonksiyonunun korunması gündeme gelmiştir. Bu nedenle RB hastalarının görme rehabilitasyonu günümüzde önem arz etmektedir. Çalışmanın amacı RB hastalarının görme keskinliği düzeyini değerlendirmek, görme keskinliğini etkileyen faktörleri tespit etmek ve bu hastalarda kapama tedavisinin faydasını araştırmaktır. Çalışmaya dahil edilen 47 hastanın 56 RB gözü analiz edilmiştir. LogMAR'a göre en iyi düzeltilmiş görme keskinliği 1,16±0,89 olarak bulunmuştur. Görme keskinliğini olumsuz etkileyen önemli faktörlerden biri olarak makula tutulumu tespit edilmiştir. Makula tutulumu olan hastalarda en iyi düzeltilmiş görme keskinliği ortalama değerleri 1,6±0,6, makula tutulumu olmayan hastalarda 0,8±0,93 olarak olarak saptanmıştır. Fovea ile tümör arsında ölçülen mesafe görme keskinliği ile orta derece negatif korelasyon göstermiştir. Diffüz koryoretinal atrofi daha kötü görme keskinliği ile ilişkilendirilmiştir (p<0,05). Tümör lateralitesine göre unilateral hastaların görme keskinliği düzeyi bilateral hastalara göre daha iyi olduğu bulunmuştur (p<0,05). Tümörün lokalizasyonu, regresyon paterni, tanı anında Uluslararası Retinoblastom Sınıflaması görme keskinliğini etkilediği tespit edilmiştir (p<0,05). Tümörün temporal yerleşimi görme keskinliğini olumsuz etkilerken, perifer ve inferior yerleşimli tümörlerin daha iyi görsel sonuçlara sahip olduğu gösterilmiştir. Regresyon paternlerinden tip II odakların tip I odaklara göre daha iyi görsel sonuçlara sahip olduğu bulunmuştur. Tanı anında Uluslararası Retinoblastom Sınıflaması grup B tümörlerin görme keskinlikleri grup D tümörlere göre daha iyi olduğu saptanmıştır. Odak sayı, tümör boyutu ve çapı ile anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Optik koherens tomografi görüntüleri incelenmiş olan hastaların (n=42) santral makula kalınlığı ortalama 270±86 μm olarak ölçülmüştür. Santral makula kalınlığı değerleri ile görme keskinliği arasında zayıf korelasyon bulunmuştur. Çalışmamızda tümöre yönelik uygulanan tedavilerin görme keskinliği üzerine etkisi araştırılmıştır. İntravenöz kemoterapi ve intraarteriyel kemoterapi ile RB gözlerin görme keskinliği ve santrak makula kalınlığı arasında korelasyon saptanmamıştır. İntravitreal kemoterapi ile görme keskinliği arasında pozitif korelasyon bulunmuştur (p<0,05). Kapama tedavisi önerilen 31 hastadan 17 (%54,8)'sinde görme keskinliğinde artış tespit edilmiştir. Kapama süreleri 0,5-12 saat, ortalama kapama süresi 2,1±2,9 olarak tespit edilmiştir. Takip süreleri 6-30 ay, ortalama hastaların takip süresi 12 ay olmuştur. Hastaların görmede artış ile kapama süresi ve takip süresi arasında güçlü korelasyon tespit edilmiştir (p<0,05). Refraksiyon kusurları analizinde 14 gözde ≥3,00 miyopi, 7 gözde ≥3,00 hipermetropi ve 16 gözde ≥2,0 astigmatizm saptanmıştır. Makula tutulumu ve koryoretinal atrofi olması, tümörün bilateral olması görsel prognoz açısından olumsuz etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Tümörün evresi, lokalizasyonu, regresyon paterni görme prognozunu etkileyen faktörler arasında saptanmıştır. Uygulanan kemoterapilerden sadece intravitreal kemoterapinin görme keskinliği üzerine negatif etkisi tespit edilmiştir. RB hastalarının görme keskinliğinin kapama tedavisi ve refraksiyon kursurlarının düzeltilmesi ile arttığı görülmüştür. RB hastaları tanı alınıp tümör stabilizasyonu sağlandıktan sonra en kısa zamanda rehabilitasyon programına alınması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Az gören çoklu engelli çocukların postür, yürüyüş, denge ve fiziksel performanslarının katılıma olan etkisinin incelenmesi
Çalışmamızın amacı, az gören çoklu engelli çocukların postür, yürüyüş, denge ve fiziksel performanslarının katılım durumlarına etkisinin belirlenmesiydi. Bu kapsamda dahil edilme kriterlerine uygun 6-14 yaş aralığındaki 18 çoklu engelli ve 18 tipik gelişim gösteren çocuk değerlendirildi. Postür değerlendirmesinde "New York Postür Analizi Yöntemi", denge değerlendirmesinde "Gövde Kontrolü Ölçüm Skalası", fiziksel performans değerlendirmesinde ise "İki Dakika Yürüme Testi" kullanılmıştır. Yürüyüş değerlendirmelerinde "GAITRite Bilgisayarlı Yürüyüş Yolu" cihazı kullanıldı. Yürüyüş analizi çoklu engelli grupta hem sesli hem de taktil uyaran ile iki farklı şekilde değerlendirildi. Katılım değerlendirmelerinde çocukların ailelerinin doldurduğu "Çocuk ve Adölesan Katılım Anketi" kullanıldı. Çoklu engel grubu, tipik gelişim grubu ile kıyaslandığında: postür (Z=-4,065, p<0,001) denge, fiziksel performans (Z=-4,904, p<0,001), yürüyüş ve katılım değerlendirmesi sonuçlarının tipik gelişim grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü (p<0,05). Çoklu engelli çocukların her iki yürüyüş analizi parametrelerinde yaşıtlarına göre daha yavaş yürüme hızına, kısa adım uzunluğuna ve artmış adım genişliğine sahip oldukları belirlendi. Bu çocukların çoğu yürüyüş parametresi değişim katsayısı, tipik gelişimli yaşıtlarına kıyasla daha büyük değerlere sahipti. Çoklu engelli çocukların postür (r=0,44, p=0,034), yürüyüş, denge, fiziksel performans (r=0,699, p=0,001) değerlendirmelerinin toplumsal katılım puanları ile korelasyonları incelendiğinde, istatistiksel olarak anlamlı ilişkiye sahip oldukları görüldü (p<0,05). Bu ilişki üzerinde, çoklu engelli çocukların duyusal ve zihinsel engelleri sebebiyle geliştirdikleri kompansatuar mekanizmaların etkisinin olabileceği belirlendi. Çalışmamızın sonuçlarının, fizyoterapistlerin çoklu engelli çocukların değerlendirme ve tedavi yaklaşımlarında yol gösterici olabileceğini düşünüyoruz.
A case study on the parameters underlying patterns of change in directed motivational currents
Following the introduction of "Directed Motivational Currents (DMCs)" theory in recent years to account for highly robust and productive motivational surges in second/foreign language learning (L2), we have witnessed the emergence of a wide range of studies seeking to enhance our understanding of this unique type of motivational phenomenon. However, research into DMCs as a construct is still lagging behind in the Turkish EFL context. Besides, although L2 motivation research is going through a paradigm shift nowadays that recognizes motivation as a dynamic phenomenon, there remains very little discussion on the dynamic nature of DMCs. Against this background, the aim of the current study is twofold: 1) to offer additional evidence on the validity of DMCs as a construct in the Turkish EFL context, 2) to investigate the parameters that cause motivational fluctuations in learners' DMC-induced motivational trajectory. The study utilized a qualitative database collected from 3 focal EFL learners studying in a private university in Turkey. First, ebbs and flows in participants' motivational trajectories were identified via self-plotted motigraphs over 4 weeks. Then, each participant was interviewed once a week to determine what caused their motivational fluctuations and the interview data were analyzed using thematic analysis. Findings indicated that a DMC is a highly complex, dynamic, and personal experience. The findings also revealed that learners' DMC experience is influenced by a multitude of social, personal and contextual factors. Taken together, the findings provide implications for how to facilitate the use of DMC-type motivation in L2 classroom settings.
The effect of a visionary motivational program on learners' ideal L2 self
This study aimed to investigate the effect of a visionary motivational program on learners' Ideal L2. The study was conducted in the academic year of 2017-2018 at a state university, Central Anatolia, Turkey. 59 female and male Turkish EFL learners formed an experimental and a control group. While the experimental group attended a visionary motivational program, the control group attended a general program. Data were collected through a survey questionnaire, semi-structured interviews and an open-ended questionnaire. Quantitative data were analyzed by using a statistical analysis program and the findings were shown in tables and interpreted afterwards. Qualitative data were analyzed using the grounded theory and the constant comparative method. The findings were listed narratively and supported with the direct quotations from the data. The results showed that the Ideal L2 self of both groups increased, but the difference between them was not at a statistically significant level. The overall comparison of the quantitative data did not yield any significant difference between the experimental and the control group in nine domains. However, only in the domain of English anxiety, the control group had a significantly lower level of anxiety after the program. The results from the qualitative data, on the other hand, revealed that both groups found their programs effective and motivating for different reasons such as feeling an increase in their self-confidence, setting broader and concrete goals, understanding the crucial role of English and getting to know themselves.
Kronik ayak bileği instabilitesi olan sporcularda görsel girdinin denge, nöral geribildirim, fonksiyon ve koşu mekaniklerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, kronik ayak bileği instabilitesi (KAİ) olan sporcularda stroboskopik eğitim ile yapılan 6 haftalık denge eğitim programının denge skorları, kortikal aktiviteler ve koşu mekaniği üzerine etkilerini belirlemektir. Çalışmaya yaşları 18 ile 25 yıl arasında olan, "Uluslararası Ayak Bileği Konsorsiyumu" tarafından belirlenen kriterlere uyan KAİ tanısı konulmuş 39 sporcu dahil edildi. Sporcular görsel girdinin sağlanacağı Stroboskopik Gözlüklü Grup (n = 13), Gözlüksüz Grup (n = 13) ve Kontrol Grubu (n = 13) olmak üzere rastgele üç gruba ayrıldı. Dengenin değerlendirilmesinde HUBER denge cihazı, kortikal aktivitelerin değerlendirilmesinde elektroensefalografi kullanıldı. Sporcuların 3 boyutlu kinematik koşu analizleri Noraxon cihazı ile değerlendirildi. Gözlüklü ve gözlüksüz grupta olan sporculara 6 hafta boyunca aynı denge eğitim programı uygulandı. Kontrol Grubu ise eğitim almadı. İstatistiksel analizler hem gruplar arası hem de grup içi zaman (ön test, son test) olarak gerçekleştirildi. Son test Cz teta, Gözlüklü Grupta, Kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek (p = 0,009) ve son test Cz alfa, Gözlüklü Grupta Gözlüksüz Grup (p = 0,039) ve Kontrol Grubuna (p = 0,001) göre anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Gözlüklü Grubun 6 haftalık denge eğitimi sonrasında elde edilen ilk ve son test dinamik denge sonuçlarında iyi yönde artış bulundu (p=0.006). Gruplar arasında yapılan karşılaştırmada Gözlüklü Grubun sonuçlarında Kontrol Grubu (p = 0.039) ve Gözlüksüz Gruba (p=0.029) göre anlamlı artış bulundu. Koşu analizi ölçüm sonuçlarında ayak bileği dorsifleksiyon açısında ilk test son test sonuçlarında, gözlüklü grup lehine anlamlı fark bulundu (p <0.001). Gruplar arasında yapılan karşılaştırmada Gözlüklü Grubun denge sonuçlarında, Kontrol Grubu (p=0.001) ve Gözlüksüz Gruba (p=0.002) göre artış yönünde anlamlı fark bulundu. Ayak bileği eversiyon ve abduksiyon hareketlerinde fark yoktu. Bu çalışmanın sonuçları KAİ'li sporcularda görsel girdi ile yapılan denge eğitimi ile dinamik dengenin geliştirilebileceğini, ayak bileği dorsi fleksiyon eklem hareket açısında artış sağlanabileceğini ve kortikal aktiviteler üzerinde değişiklik yaratılabileceğini göstermektedir. Stroboskopik gözlükle yapılan denge antrenmanları KAİ olan sporcularda tedavi programları içerisine eklenerek sahaya ve spora dönüşe hazırlık aşamalarında yararlı olabilir.
Eksüdatif tip yaşa bağlı makula dejenerasyonunda direkt tedavi maliyeti ve kazanılan/korunan görme miktarı ile yapılan harcamanın karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada eksüdatif tip Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonunda (YBMD) direkt medikal masrafların; korunan veya kazanılan görme miktarı ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ocak 2009-Ocak 2014 tarihleri arasında yaş tip YBMD tanısı ile tedavi gören ve en az 2 yıl takibi bulunan hastaların klinik verileri retrospektif olarak taranmıştır. Çalışmaya, yalnızca intravitreal ranibizumab ile tedavi edilmiş olan ve çalışma periyodu boyunca ek okuler cerrahi geçirmemiş olan hastalar dahil edilmiştir. Hastaların demografik verileri, yıllık tanısal işlem, vizit ve enjeksiyon sayıları; başlangıç, birinci ve ikinci yıl sonu görme keskinliği düzeyleri kaydedilmiştir. Tanısal işlem, muayene, enjeksiyon yapılması birim ücretleri ve ilaç ücretleri için Sosyal Güvenlik Kurumu geri ödemeleri dikkate alınmıştır. Alt grup analizleriyle birlikte, tedavinin birinci ve ikinci yıl toplam maliyeti ve kazalanılan veya korunan görmenin değeri hesaplanmıştır. Bulgular: Çalışmaya; yaş ortalaması 72.3±7.8 olan, 86'sı erkek 89'u kadın, toplam 175 hastanın 200 gözü dahil edilmiştir. Ortalama görme keskinliği başlangıçta 0.292 (logMAR 0.67), birinci yıl sonunda 0.338 (logMAR 0.60) ve ikinci yıl sonunda 0.299 (logMAR 0.67) bulunmuştur. Tedavinin ikinci yılı sonunda; 82 gözde görme keskinliği artmış, 42 gözde korunmuş ve 76 gözde azalmıştır. Ortalama vizit sayısı ilk yıl 6.56 (3-12) ve ikinci yıl 5.74 (3-10); ortalama enjeksiyon sayısı ilk yıl 4.42 (1-8), ikinci yıl 2.25 (0-7) olarak saptanmıştır. İki yılın sonunda YBMD tedavisinde kişi başı toplam direkt medikal gider 9.628,13 TL bulunmuş olup; toplam muayene masrafı 529,11 TL, fundus floresein anjiografi ve indosiyanin yeşili anjiografi masrafı 115,33 TL, intravitreal enjeksiyon yapılması işlemi masrafı 611,84 TL ve ilaç (ranibizumab 0.5 mg enjeksiyonluk solüsyon) masrafı 8.371,84 TL olmuştur. İlk yıl bir sıra görme artışının maliyeti 11.911 TL bulunmuş olup; görme keskinliğinde düşüş olması nedeniyle ikinci yıl bu hesaplanamamıştır. Sonuçlar: YBMD yaşlı populasyonda körlük nedenlerinin başında gelmektedir ve bu hastalar için yapılan direkt, indirekt medikal giderler ile non-medikal giderler ciddi bir biçimde artmaktadır. Hasta sayısının fazlalığı, hastalığın ekonomik yükünü arttırmakta ve katma değere dayalı tıbbın önemini gündeme getirmektedir. Çalışmamızda görülmüştür ki tedavi ile önemli oranda hastada görme korunabilmiş veya arttırılabilmiştir. İkinci yıl tedavi maliyetleri daha düşüktür. Geri ödemelerde en büyük pay ilaç masraflarına aittir. Anahtar kelimeler: Yaşa bağlı makula dejenerasyonu, direkt medikal giderler, QALY
Glokom hastalarında hayat kalitesinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada glokomun farklı evrelerindeki hastalarda sağlıkla ilişkili hayat kalitesinin değerlendirilmesi, sosyodemografik, klinik özellikler ve görsel fonksiyonların hayat kalitesine olan etkisinin araştırılması amaçlandı. Çalışmaya Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Glokom Birimi'nde glokom şüphesi ve glokom tanısı ile takipli 160 hasta prospektif olarak dahil edildi. Tüm olguların sosyodemografik özellikleri, göz muayene bulguları kaydedildi. Bilgisayarlı görme alanı testi, optik koherans tomografi ile optik disk ve maküla analizilerine ek olarak Metrovision® Monpack 3 cihazıyla kontrast duyarlılık testi yapıldı. MNREAD ile okuma fonksiyonu değerlendirildi. Sağlıkla ilişkili yaşam kalitesini değerlendirmek için olgular SF-36 ve NEI-VFQ-25 ölçeklerinin Türkçe versiyonunu cevapladı. Glokom evrelemesinde MD değerlerine dayanan Hoddap-Parrish-Anderson evreleme sistemi kullanıldı. Sosyodemografik faktörlerden yaş, cinsiyet, eğitim durumu, çalışma durumu ile SF-36 ölçeği fiziksel komponentlerinin özet puanının ilişkili olduğu, kronik hastalıkları olanlar ve şehirlerde yaşayanların NEI-VFQ-25 ölçek toplam puanının daha yüksek olduğu tespit edildi. NEI-VFQ-25 ölçeğinde en düşük puanı genel sağlık alt boyutu alırken, en yüksek puanı renkli görme alt boyutu aldı. Erken evreden, ileri evreye hastalar kıyaslandığında puanı en çok düşen alt boyutlar rol güçlükleri ve araba sürme alt boyutlarıydı. SF-36 ölçeği ile hiçbir görsel fonksiyon arasında ilişki kurulamamışken, NEI-VFQ-25 ölçeği, görsel fonksiyonların hepsi ile düşük-orta düzeyde korelasyon göstermekteydi. Korelasyon analizlerinde, NEI-VFQ-25 ölçeği toplam puanı ile en iyi korelasyon gösteren parametre kötü gören gözün VFI değeriydi. İyi gören gözün MD değeri ile NEI-VFQ-25 toplam puanı arasındaki korelasyon ileri evre glokom hastalarında daha kuvvetliydi. Ayrıca kontrast duyarlılık değerleri ve yapısal testlerin sonuçları ile NEI-VFQ-25 toplam puanı arasındaki ilişkinin orta düzeyde olduğu görüldü. Glokom şüphesi olan olgularda ölçek puanlarına görsel fonksiyonların etkisinin olmaması, yaşam kalitesine etki eden başka faktörlerin olduğunu düşündürmektedir. SF-36 ölçeği fiziksel komponentlerin özet puanı ile NEI-VFQ-25 ölçeği toplam puanına ek çoğu alt boyut puanlarının paralel olması, SF-36 ölçeğinin görme ile ilişkili günlük aktiviteleri ilgilendiren sorular sorduğunu göstermektedir. Sonuç olarak glokomda yaşam kalitesi ile ilgili bilinmezlikler devam etmekte, görsel fonksiyonların yaşam kalitesine olan etkisi glokomun evresi ilerledikçe artmaktadır. SF-36 ölçeği, kronik hastalıklarda olduğu gibi glokomda da genel sağlıkla ilgili değerlendirme yapmamızı sağlarken, görme ile ilişkili yaşam kalitesi hakkında NEI-VFQ-25 ölçeği daha doğru sonuçlar vermektedir. Görsel fonksiyonları gösteren yapısal testler ve kontrast duyarlılık yaşam kalitesini değerlendirirken önemsenmelidir. Anahtar sözcükler: Glokom, Görsel Fonksiyonlar, NEI-VFQ-25, SF-36, Yaşam Kalitesi
Herediter retina distrofili olgularda görsel algı rehabilitasyonunun fonksiyonel görmeye etkisi
Herediter retina distrofileri (HRD) ilerleyici görme kaybına neden olan genetik hastalıklardır. Özellikle çocukluk çağı az görme nedenleri arasında önemli bir yer işgal ederler. Çocukluk çağında başlayan görme kaybı yaş ile birlikte artar ve bu kişiler artan görme kayıpları ile birlikte başkalarına bağımlı bireyler haline gelirler. Yetişkinlik çağında da toplumun sosyal ve iş gücü kayıplarına neden olur ailelerine, topluma ve en önemlisi kendilerine hastalık yükü oluştururlar. Son yıllarda nöroplastisite ve deneyim ile öğrenme kavramının gelişimi herediter retina hastalıklarında rehabilitasyonun işlevsel görmeyi arttırabileceğini göstermiştir. Deneyim ile öğrenme beynin algılama, düşünme, hareket etme, hatırlama ve planlama stratejilerini geliştirmesinde görme korteksi ve diğer duyular ile çevreden aldığı sürekli uyaranları kullanması demektir. Yaşanan deneyimler yeni snaps oluşumuna, snapsların yapısal ve fonksiyonel olarak değişimine neden olur. Rehabilitasyonun hedefi adaptasyon çabalarının ve sensorimotor kompanzasyon becerilerinin hastanın ihtiyaçlarına en uygun ve en üst düzeyde gerçekleşmesini sağlamaktır. Çalışmamızın amacı HRD/Kon Distrofisi (KD) nedeni ile az gören kişilerin görsel becerilerini ve işlevsel görmelerini arttırmak, engellilik düzeyini azaltan ve toplumsal üretime katılmayı arttıran görme rehabilitasyon yaklaşımlarının geliştirilmesi için bir başlangıç oluşturmaktır. HRD li hastalarda işlevsel görme ve yaşam kalitesi ve engellilik oranlarına etkisi ile ilgili uluslararası çok az çalışma vardır ve ülkemizde ise bu konuda hiçbir çalışma bulunmamaktadır. Az görme rehabilitasyonu uygulamalarının göz hekimi bakış açısı ile gözden geçirilmesi ve etkinliklerinin değerlendirilmesi hastaya özel rehabilitasyon programlarının oluşturulmasına ve sonuçlarının bilimsel değerlendirilmesine önemli katkıda bulunacaktır. Çalışmamızın evrenini Ankara Üniversitesi Göz hastalıkları kliniği az görme rehabilitasyonu ve görme araştırmaları merkezinde kayıtlı bulunan 180 hasta oluşturmaktadır. %80 güç ve %5 hata payı ile örneklem genişliği 16 hasta olarak hesaplanmıştır ve KD nadir hastalık grubunda olduğu için hastaların rehabilitasyon öncesi değerleri kontrol grubu olarak kullanılmıştır. Proje kapsamında rehabilitasyon uygulanacak hasta sayısı kadar (16 hasta) kişi evrene dahil olan hastalar arasından randomize olarak seçilmiştir. Seçilen hasta grubunun KD olduğunu doğrulamak için Elektroretinografi (ERG) kullanılmıştır. Görme keskinliği, refraktif değer ölçümü, ön segment, fundus, göz hareketleri muayenelerine ek olarak kontrast sensitivite, Mikroperimetri, MVPT_4 testi (Görsel algılama becerileri testi) ve NVFQ-25 az görenler yaşam kalitesi ölçeği, MNRead okuma testi uygulanmıştır. Rehabilitasyon uygulamalarında manuel yöntemler ve bu konuda en çok kullanılan dijital cihaz olan Bernell Vision Trainer (OTSP1SO ve OTSP1) kullanılmıştır. Tüm hastalara ICF.kodlaması uygulanmıştır. Sonuç: Görsel rehabilitasyon uygulamaları işlevsel görme düzeylerinde ve görsel becerilerin geliştirilmesinde etkili olmuş ve yaşam kalitesinde artış sağlamışlardır. Anahtar Sözcükler: Herediter retina Distrofileri, Kon distrofisi, Nöroplastisite, görme rehabilitasyonu, algısal öğrenme, az görme, yaşam kalitesi, ICF
Görme engellilerde ruhsal belirtilerin, yaşam doyumunun ve stresle baş etme tarzlarının araştırılması
Amaç: Çalışmanın birincil amacı görme kaybı ile psikiyatrik belirti ilişkisinin aydınlatılması, ikincil amacı ise görme engelli bireylerde yaşam doyumu düzeyleri ile stresle baş etme tarzlarının araştırılmasıdır.Gereç ve Yöntem: Araştırmaya, Haziran 2009-Eylül 2009 tarihleri arasında, adreslerine ulaşılabilen toplam 110 görme özürlü kişi alınmıştır. Veri toplama aracı olarak; sosyodemografik veri formu, Kısa Semptom Envanteri; Yaşam Doyum Ölçeği; Stresle Baş Etme Tarzları Anketi kullanılmıştır. Katılımcılardan araştırmacı gözetiminde bir anketör yardımı ile yüzlerine okuma yöntemi ile toplamda 130 anket sorunun yanıtlanması istenmiştir. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 12 paket programı ile yapılmıştır.Bulgular: Katılımcıların sadece %17'si kronik fiziksel bir rahatsızlıktan ve %5'i kronik ruhsal rahatsızlıktan söz etmiştir. Katılımcıların psikiyatrik belirti dağılımlarına bakıldığında; KSE alt ölçekleri arasında özellikle kişiler arası duyarlılık, hostilite ve paranoid belirti puanlarının kısmen daha yüksek olduğu görülmüştür. Yaşam doyumlarına bakıldığında genel olarak yaşam doyum oranlarının orta ve yüksek düzeylerde seyrettiği görülmüştür. Yaşam doyum oranları sosyodemografik verilerden eğitim düzeyi ve bir işi olma durumu ile istatistik olarak anlamlı düzeyde ilişkili bulunmuştur. Stresle baş etme tarzlarına bakıldığında ise görme engellilerin %50'sinin kendine güvenli yaklaşım tarzını kullandıkları görülmektedir. Katılımcıların stresle baş etme tarzları ile psikiyatrik belirti grupları arasındaki ilişki değerlendirildiğinde, stresle baş etme tarzları ile sadece hostilite grubu arasında anlamlı ilişki görülmüştür.Sonuç: Fiziksel ve ruhsal sağlık açısından görme engellilerin iyi düzeyde olduğu belirlenmiştir. Bu konuda çelişkili sonuç bildiren birçok çalışma olmakla birlikte, bulgularımız özellikle ruhsal sağlık açısından engellilerle diğer insanların benzer olduğunu bildiren çalışmalarla örtüşmektedir. Bulgularımız görme duyusundan mahrum kalmanın bireyi daha şüpheci, hostil ve duyarlı kılıyor olabileceğini düşündürmektedir. Beklenenin aksine yaşam doyum düzeylerinin genel anlamda iyi düzeyde olması literatürle uyumludur. SBTÖ verileri görme engellilerin genel anlamda stresle baş etmede olumlu tarzları kullandıklarını ve streslerini yönetebildiklerini göstermektedir. Kronik ruhsal rahatsızlığı olmayanlarda stresle baş etme tarzı olarak kendine güvenli yaklaşım kullanımının daha fazla görülmesi literatürle örtüşmekte, görme engellilerin direnme gücü ve allostatik uyumu açısından bize önemli bir veri sunmaktadır. Hostilite puanları dışında görme engellilerin stresle baş etme tarzları ile psikiyatrik belirtileri arasında ilişki olmadığını ve birbirlerini etkilemediğini düşündürmektedir. Hostilite puanları yüksek grubun stresle baş etme tarzı olarak sosyal desteğe başvurma tarzını daha çok kullandıkları görülmüştür. YDÖ düzeyleri ile SBTÖ arasındaki ilişkiye bakmak için katılımcı sayımız yeterli olmamıştır.Anahtar Kelimeler: Görme engelli, hedonik uyum, yaşam doyumu, YDÖ, stresle baş etme tarzı, SBTÖ, kısa semptom envanteri, KSE
Foreign language education in Turkish history and suggestions for improvement in the light of the 2023 Education Vision of the Ministry of National Education
Education has always been one of the most important issues in Turkish history for thousands of years. The educational understanding and practices of the first Turkish communities were shaped by their lifestyles. The first Turkish civilizations in Central Asia, consisting of horse-drawn nomadic tribes, interacted with their closest neighbor China for many years and exchanged both culture and language as a result of this interaction. After their conversion to Islam, Turks moved to the west and interacted with the Arab world and Iran, as a result of their relations with these civilizations, they learned Arabic to read and understand the Qur'an as well as cultural exchange and used Persian in many areas of daily life until the middle of the 19th century. Turning completely to the West with the proclamation of the Republic, Turkey has focused on education in French and German rather than Arabic and Persian in foreign language teaching. Since 1950, English has started to be the dominant foreign language in Turkey as in the whole world, and foreign language education policies have been shaped over this language. Although modern language education policies and practices have been tried many times on foreign language education, especially in English, for more than 60 years, the desired level of success has not been achieved. In this study, suggestions to increase the level of success in foreign language education will be proposed in the light of the "MEB 2023 Education Vision", which is currently in practice.
İlköğretim okulu müdürlerinin vizyoner liderlik özelliklerine sahip olma yeterlilikleri
Bu araştırmanın amacı; ilköğretim okulu müdürlerinin vizyoner liderlik özelliklerine sahip olma yeterliliklerini belirlemek ve önerilerde bulunmaktır.Araştırmaya ilişkin veriler; İstanbul'un dört ilçesindeki ilköğretim okulları içerisinden random yöntemiyle seçilen 29 okulda görevli 25 ilköğretim okulu müdür yardımcısı ve 215 öğretmeninin görüşlerinden oluşmaktadır.Hazırlanan anket iki bölümden oluşturulmuştur. Birinci bölümde katılımcıların kişisel ve mesleki bilgileri toplanmaya çalışılmış, ikinci bölümde ise vizyoner liderlik yeterliliklerine ilişkin dört ölçekli likert tipi bir formatta hazırlanmış otuz önermeye yer verilmiştir.Bu önermelere katılımcıların verdiği puanlar SPSS programından yaralanılarak; frekans analizi, t-testi ve varyans analizi gibi istatistik hesaplamalarla sonucunda tablolaştırılmış ve yorumlanmıştır.Okulun vizyonunun oluşturulmasında, vizyonu gerçekleştirmek için gerekli kaynakların temininde, konusunda öğretmen ve müdür yardımcılarını ortak kanaati, müdürün vizyonu belirlediği noktasındadır.Okul vizyonu oluşturulurken diğer katılımcılardan yararlanıldığı ve okul müdürünün vizyonu gerçekleştirmek için gerekli kaynakları araştırıp temin etmesi hususlarında bekâr öğretmen ve müdür yardımcılarının diğerlerine göre daha fazla katıldıkları gözlemlenmiştir.Önermelere verilen cevaplara göre; okul müdürlerinin okulun vizyonunun oluşturulması ve gerçekleştirilmesi hususundaki vizyoner liderlik yeterliliklerinin özel ilköğretim okullarında görev yapan öğretmen ve müdür yardımcıları tarafından algılanma boyutunun devlet okullarında görev yapan öğretmen ve müdürü yardımcılarına göre daha olumlu olduğu tespit edilmiştir.İlköğretim okul müdürlerinin vizyoner yeterlilikleri konusunda sınıf öğretmenleri branş öğretmenlerine göre, mesleki kıdemi 1-5 yıl olan öğretmen ve müdür yardımcıları da daha fazla kıdeme sahip olan meslektaşlarına göre daha olumlu görüş belirtmişlerdir.Genel olarak genç, bekâr ve bayan öğretmen ve müdür yardımcılarının, okul müdürlerinin vizyoner liderlik özelliklerine sahip olma yeterliliklerini, diğer guruplara göre daha üst düzeyde gözlemledikleri anlaşılmıştır.
Amerikan vizyon oluşturma yöntemlerine ve M.E.B standartlarına uygun stratejik plan hazırlama sürecinin incelenmesi bir örnek olay çalışması
Ulusal sınırları tanımayan, dünyanın her köşesindeki her kurumu etkileyen küreselleşme, kar amacı gütmeyen eğitim örgütlerini de etkisi altına almıştır. Rekabetin kıyasıya yaşandığı günümüz dünyasında eğitim örgütlerinin ayakta kalması, geleceği görmelerine ve gerekli tedbirleri almalarına bağlıdır. Bunun için eğitim kurumlarının kendilerini iyi tanımaları; vizyon, misyon ve değerlerini oluşturmaları, hedef ve amaçlarını belirleyip eylem ve değerlendirme planları hazırlamaları gerekmektedir.Eğitim örgütlerinde stratejik planlamaya yönelik var olan durumu, Amerikan eğitim örgütlerinde uygulanan stratejik plan süreçleriyle kıyaslayarak ortaya çıkarmayı amaçlayan bu çalışmada nitel veriler, Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü Yönetimi Değerlendirme ve Geliştirme Dairesi Başkanlığı (YÖDGED) tarafından 2001 yılı içerisinde adı geçen birimdeki konu ile ilgili uzmanlar tarafından geliştirilen öğrenci memnuniyeti, veli memnuniyeti ve çalışan memnuniyeti anketleriyle desteklenmiştir.İlgili literatür taramasından sonra, Amerikan eğitim örgütlerinde kullanılan stratejik vizyon oluşturma yöntemlerinden Trend Değer Biçimi, Senaryo Planlaması, Delphi Tekniği ve Crawford Slip Metodu'nu kullanılarak görev yapılan okulun stratejik planlamasını yapmakla görevli stratejik takımı belirlemek için kullanmıştır.Belirlenen takımın stratejik plan yapabilmesi için ihtiyaç duyduğu çevre analizi için nitel verilerin ve nicel verilerin toplandığı iki aşamalı bir araştırma yapılmıştır. Öncelikle nitel verilere ulaşmak istemiş, bunun için Crawford Slip Metodunu kullanmıştır. Araştırmacı, takım üyelerinden metoda uygun şekilde verdiği kâğıtlara okulun sorunlarını yazmalarını istemiştir.Çalışma sonunda kâğıtlar toplanıp, takım üyelerinin yazdığı sorunlar kategorize edilip ortak ifadeleri belgelendirilmiştir. Çıkan sonuçlar, takım üyelerine önceden bildirilmiş, birkaç gün sonra da aynı metot sorunların çözümü için uygulamıştır.İkinci aşamada, Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) her okulda uygulattığı 18 alt boyut ve 67 önermeden oluşan öğrenci memnuniyet anketi 436 öğrenciye, 16 alt boyut ve 57 önermeden oluşan veli memnuniyet anketi 393 veliye, 6 alt boyut ve 28 önermeden oluşan çalışan memnuniyeti anketi 47 öğretmene okul yönetimi tarafından uygulanmıştır. Okul yönetimi tarafından uygulanan anketlerdeki verilerin çözümlenmesi frekans ve yüzde hesabı kullanılarak yapılmış ve sonuçları yorumlanmıştır. Çevre analizi yapmak için uygulanan bu anketlerde yüzdesi %67'den düşük çıkan sorular, okulun stratejik planlamada ağırlık vermesi gereken gelişmeye açık alanlarını ortaya çıkarmıştır.Stratejik planlaması yapılacak eğitim kurumunun sosyal durumunu, bütçesini, tarihsel gelişimini, başarı durumunu, görev dağılımını, toplam kalite ile ilgili belgeleri inceleyerek stratejik planlama için hazırlık yapılmıştır. Yapılan çevre analizi sonucunda eğitim kurumunun amaçları ve hedefleri ile eylem ve değerlendirme planları belirlenerek Amerikan vizyon geliştirme yöntemlerinin ve M.E.B'nın standartlarının kullanıldığı örnek bir stratejik plan hazırlamıştır.
Kur'an-ı Kerim'de görme ifade eden fiillerin çokanlamlılık açısından incelenmesi
Birçok dilde bir kelimenin birden fazla anlamı bulunmaktadır. Aynı zamanda bazı dillerde aynı anlama sahip birçok kelime bulunmaktadır. Dilbilimde bu durum çokanlamlılık olgusu içinde değerlendirilmektedir. Çokanlamlılık olgusuna ise çeşitli etkenler sebep olmaktadır. Çokanlamlılık olgusu üç gruba ayrılmaktadır. Bunlar eşadlılık, eşanlamlılık ve ezdâdlıktır. Arapça olarak indirilen Kur'ân-ı Kerim'de çokanlamlı kelimeler bulunmaktadır. Kur'an'da geçen nazara, rea ve basara fiilleri çokanlamlı kelimeler içerisinde değerlendirilmektedir. Bu fiilerin ortak anlamı görme olarak ifade edilmektedir. Fakat bu fiillerde, anlamca bazı farklılıklar vardır. Nazara fiili bakmak, rea fiili görmek ve gördüğünü düşünmek, basara fiili bir şeyin iç yüzünü görerek kavramak anlamına geldiği ifade edilmektedir. Ayrıca Kur'an'daki bu fiiler; görmek, bakmak anlamlarının dışında başka anlamlara da gelmektedir.
Görme engelli kadınlarda menstrual hijyen yönetimi
Görme duyusu menstrual hijyenin doğru yönetimi için önemlidir. Hemşirelerin, görme engelli kadınların menstrual hijyenlerine ilişkin uygulamalarını bilmesi, onlara verecekleri eğitim ve sağlıklarının korunması açısından önemlidir. Bu araştırma, görme engelli kadınların menstrual hijyen yönetimlerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini, Altı Nokta Körler Derneği'nin yayınladığı Kibele Dergisi'ne abone 522 görme engelli kadın oluşturmuştur. Örneklem, evreni bilinen örneklem yöntemi ile belirlenmiştir. Araştırma, dergiye üye olan 187 görme engelli kadınla tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. Örneklem seçiminde amaca uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Veriler soru formu kullanılarak telefonla görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırmada yer alan görme engelli kadınların %61,5'inin menstrual hijyen yönetimi konusunda bilgi aldıkları ve bu bilginin en çok anneden ve okuldan alındığı saptanmıştır. Menstruasyon döneminde katılımcıların %95,7'sinin hijyenik ped kullandığı, %52,4'ünün pedini günde 4'den az değiştirdiği, %25,1'inin tuvaletten önce ve sonra ellerini yıkadığı, %43,9'unun genital bölge temizliğini yanlış yaptığı ve %33,2'sinin banyo yapmadığı bulunmuştur. Kadınların %52,9'unun menstrual hijyen yönetimi konusunda destek aldığı, destek alınan konular arasında materyal temini, kıyafetlerin kanla bulaş durumu ve adetin başlangıç/bitişine karar vermenin yer aldığı, desteğin en çok annelerden alındığı belirlenmiştir. Görme engelli kadınların menstruasyonun başlangıcına kanın kokusunu fark ederek, bitişine ise menstruasyonun süresini takip ederek karar verdikleri saptanmıştır. Kadınların %36,4'ü menstruasyon döneminin günlük yaşantısında değişikliğe neden olduğunu ve %51,5'i menstruasyon döneminde koyu renk kıyafet giymeyi tercih ettiğini belirtmiştir. Kadınların %34,8'i çevresindeki kişilerin, menstruasyon dönemine ilişkin sorular sorduğunu, bunların %60'ı soru sorulmasının kendisini rahatsız ettiğini/hoşlanmadığını söylemiştir. Araştırmada görme engelli kadınların, menstruasyon dönemindeki hijyen uygulamalarının istendik düzeyde olmadığı, menstruasyonun başlama ve bitişini anlamada farklı belirteçler kullandığı, yaklaşık yarısının bu dönemi bağımsız yönetemediği ve menstruasyon döneminin bazı kadınların sosyal yaşantılarını etkilediği belirlenmiştir. Hemşireler ve diğer sağlık çalışanları görme engelli kadınların menstrual hijyen uygulamalarının iyileştirilmesi ve periyodlarını bağımsız yönetebilmeleri için engellerine uygun, eğitim materyalleri geliştirmeli, planlanmış eğitimler vermeli ve araştırmalar yapmalıdır.
Miyop ve hipermetrop hastalarda ön segment parametrelerinin ön segment optik koherens tomografi, ultrasonografi ve scheimpflug kamera ile değerlendirilmesi
Amaç: Miyop ve hipermetrop hastalarda ön segment paramatrelerinin ön segment optik koherens tomografi (ÖS-OKT), ultrasonografik (US) ve Scheimpflug Kamera (SK) ölçüm yöntemleri ile değerlendirilmesi ve bu yöntemlerle alınabilen ortak ölçümler arasındaki uyumluluğun araştırılmasıGereç ve Yöntem: Hipermetrop (Grup 1) (Sferik eşdeğer (SE) ? +2,00 diyoptri (D)) 30 hastanın (12 erkek, 18 bayan) 60 gözü, miyop (Grup 2) (SE ? -2,00 D) 30 hastanın (14 erkek, 16 bayan) 60 gözü ve kontrol grubu (Grup 3) (SE ± 0,50 D) olarak alınan kırma kusuru bulunmayan grupta ise 30 olgunun (12 erkek, 18 bayan) 60 gözü ÖS-OKT ile elde edilen merkezi korneal kalınlık (MKK), ön kamara açısı (ÖKA); Scheimpflug kamera (SK) ile elde edilen MKK, ÖKA, ön kamara derinliği (ÖKD) ve US ölçüm yöntemleriyle elde edilen MKK, ÖKD değerleri tüm gruplar arasında karşılaştırıldı. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.Bulgular: Gruplar arasında anlamlı cinsiyet ve yaş farklılığı yoktu (p>0,05). ÖS-OKT, SK ve US ölçüm yöntemleri ile elde edilen MKK değerlerinde gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). SK ve US ölçüm yöntemleri kullanılarak elde edilen ÖKD ve ÖS-OKT ve SK ölçüm yöntemleri kullanılarak elde edilen ÖKA değerleri; Grup 2'de, Grup 3'e göre istatiksel olarak anlamlı yüksek bulunurken (p<0,05), Grup 1'de ise Grup 3'e göre anlamlı şekilde düşük bulundu (p<0,05). MKK ölçümlerinde; US ile SK yöntemleri ile elde edilen değerler arasında Grup 1 ve 3 için `çok yüksek düzeyde' korelasyon (sırasıyla rho=0,922 ve 0,938), Grup 2 için `yüksek düzeyde' korelasyon (rho=0,804) saptanırken, US ile ÖS-OKT yöntemleri ile elde edilen değerler arasında Grup 1 için `yüksek düzeyde' korelasyon (rho=0,745), Grup 3 için `orta düzeyde' korelasyon (rho=0,542), Grup 2 için `zayıf korelasyon' (rho=0,487) saptanmış olup, SK ile ÖS-OKT yöntemleri ile elde edilen değerler arasında Grup 1 için `çok yüksek' düzeyde korelasyon (rho=0,759), Grup 3 için `orta düzeyde' korelasyon (rho=0,581), Grup 2 için `zayıf' korelasyon (rho=0,444) saptanmıştır. ÖKD ölçümlerinde; US ve SK yöntemleri ile elde edilen değerler arasında; Grup 1 ve Grup 2 için `yüksek düzey' korelasyon (sırasıyla rho=0,788 ve rho=0,749) Grup 3 için `orta düzey' korelasyon (rho=0,576) saptandı. ÖKA ölçümlerinde, SK ve ÖS-OKT yöntemleri ile elde edilen değerler arasında nazal ve temporal kadran için ayrı ayrı olmak üzere Grup 1 ve Grup 3'te `orta düzeyde' korelasyon (nazal kadran için sırasıyla rho=0,624 ve rho=0,540, temporal kadran için sırasıyla rho=0,672 ve rho=0,514) saptanırken, Grup 2'de `zayıf' korelasyon (nazal kadran için rho=0,332, temporal kadran için rho=411) saptandı.Sonuç: MKK ölçümlerinde altın standart olarak kabul edilen US yöntemi ile diğer yöntemler ile yapılan ölçümler arasındaki korelasyon, miyop kırma kusuru bulunan hastalarda azalmaktadır. ÖKD ölçümlerinde US ve SK ölçüm yöntemleri ile elde edilen değerleri arasında; kırma kusuru olan hastalarda daha kuvvetli olmak üzere, tüm gruplarda korelasyon bulunmuştur. ÖKA ölçümlerinde miyop kırma kusuru bulunan hastalarda ölçümler arasında korelasyon azalmaktadır. MKK ölçümlerinde US yönteme en yakın sonuç veren yöntem SK olarak bulundu. İki yöntem birbirleri yerine kullanabilir olarak değerlendirildi. MKK ölçümlerinde ÖS-OKT cihazı ise diğer iki cihaza göre oldukça yüksek değerler vermekte olup, birbirlerinin yerine kullanılması uygun olmayabilir. ÖKD ölçümlerinde, US ve SK ölçüm yöntemlerinin birbirleri yerine kullanılmaları uygun olmayabilir. ÖKA ölçümlerinde nazal kadranda SK, ÖS-OKT'ye göre daha yüksek ölçümler vermektedir.