Will

Bu konu başlığı altında 68 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

İbn Sînâ'da Tanrı'nın irade sıfatına yönelik Gazzâlî ve İbn Rüşd'ün görüşleri

Bu tez çalışması, İslâm felsefesinin en önemli isimlerinden biri olan İbn Sînâ'nın Tanrı anlayışını, özellikle 'irade' sıfatı bağlamında incelemektedir. İbn Sînâ'nın sudûr teorisi çerçevesinde şekillenen Tanrı anlayışı, Tanrı'nın evrenle olan ilişkisinin zorunlu, akli ve hikmete dayalı bir sistem içinde gerçekleştiğini savunur. Bu yaklaşım, klasik kelâm geleneğindeki Tanrı'nın mutlak irade ve kudret sahibi olduğu görüşüyle zıtlık oluşturmakta ve ciddi tartışmalara yol açmaktadır. Çalışmada, İbn Sînâ'nın Tanrı'nın iradesini nasıl temellendirdiği, bu anlayışın sudûr teorisi ile olan ilişkisi, İslâm düşünürlerinden Gazzâlî ve İbn Rüşd'ün bu konuya yönelik eleştiri ve savunuları detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Özellikle varlık-mahiyet ayrımı, zorunlu ve mümkün varlık ayrımı gibi temel kavramlar üzerinden sistemin tutarlılığı değerlendirilmiştir. Tezin özgün yönü, yalnızca kuramsal bir analizle yetinmeyip, irade sıfatı etrafındaki tartışmaların ontolojik, epistemolojik ve teolojik boyutlarını birlikte değerlendirmesidir. Böylece hem felsefi hem de kelâmi geleneklerin birbirleriyle etkileşimi incelenmiştir. Bu çalışma, İbn Sînâ'nın irade anlayışını daha yakından anlamayı ve İslâm felsefesi literatürüne sistematik bir katkı sunmayı hedeflemektedir.

GazaliTanrıİbn Rüşd+2
Ramazan Akyıldız
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ehl-i sünnet kelâmında irâde kavramının nöroteoloji bağlamında incelenmesi

İnsanın irade özgürlüğü meselesi, konusu insan olan hemen her disiplin için tartışma konusu olmuştur. Felsefe ve teolojinin gündemini meşgul eden bu meseleye sonraları sinirbilimi de dâhil olmuştur. Sinirbilimin ortaya koyduğu sonuçlar, bu konuda süregelen tartışmalara farklı bir boyut kazandırmıştır. İnsanın irade özgürlüğü olmadığı anlamına gelebilecek sonuçların elde edilmesi özellikle felsefecilerin tepkisine yol açmıştır. Batı dünyasında sinirbilimin konuya dâhil olması ile tartışma felsefe ve sinirbilimi arasında devam etmiştir. İslam kelamında, tarihsel süreç içerisinde, meselenin kader kavramı çerçevesinde gündeme geldiği söylenebilir. Daha sonra müstakil olarak tartışılmaya başlayan meselenin İslam kelamı için bir diğer boyutu Allah'ın mutlak iradesidir. Bu anlamda Cebriyye'nin Allah'ın mutlak iradesi karşısında insana irade özgürlüğü tanımadığı söylenebilir. Buna karşılık Mu'tezile insana mutlak irade özgürlüğü alanı açmıştır. Ehl-i Sünnet kelamcılarının bu iki mezhebin arasında orta bir yol tutmuştur. İnsanın fiilleri bağlamında ele aldıkları irade özgürlüğü konusunda genel olarak Allah'ın mutlak irade sahibi ve insanın fiillerinin yaratıcısı olduğu düşüncesindedirler. Bununla birlikte insan irade sahibidir ve fiillerinde sorumludur. Sinirbilimi ve teolojinin arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışan Nöroteoloji, son zamanlarda popülerlik kazanan bir alandır. Teolojik düşüncelerin nörolojik çalışmalarla anlamlandırılması amacı da taşıyan bu alan dâhilinde Ehl-i Sünnet'in irade konusundaki düşüncelerinin, sinirbilimin insan iradesi ile ilgili ortaya koyduğu verilerle karşılaştırılabileceğini düşünmekteyiz. Bu amaçla hazırladığımız çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde irade ile ilgili kavramlar ele alınmış ve değerlendirilmiştir. İkinci bölümde Ehl-i Sünnet açısından irade konusu incelenmiştir. Üçüncü bölümde sinirbilimi açısından insan iradesi bu alanda yapılan çalışmalarla ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde öncelikle nöroteolojik bağlam oluşturulmuş ve Ehl-i Sünnet kelamında irade kavramı nöroteoloji bağlamında incelenmeye çalışılmıştır.

Ehl-i sünnetEş`ariKelam+7
Sabahaddin Kılıç
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Klasik dönem Eş'arîliğin teklif anlayışı

İslâm dünyasının bir taraftan fetihler etrafında büyümesi ve islâm toplumun çeşitli inançlarla, felsefe ve kültürlere sahip toplumlara karşılaşması diğer yönden müslümanların dinî, siyasî ve içtimaî problemlerinden kaynaklanan iç sebeplerin etkisiyle İslâm dinine yönelik eleştiriler ortaya çıkmaya başlamıştır. Oldukça geniş bir alana yayılan İslâm dininin temel hükümlerine yapılan gerek iç gerekse dış kaynaklı eleştiriler âlimler tarafından cevaplandırılmaya çalışılmıştır. Bu ilmî faaliyetler İslâm dininin bütününe yönelik eleştirileri cevaplamaya çalışarak kelâm ilminin doğuşuna ve teşekkülüne yol açmıştır. Kelâm ilminin doğmasının ardından Cehmiyye, Mu'tezile, Ehl-i sünnet ve Şia kelâm ekolleri teşekkül etmiştir. Bu kelâm ekolleri dinin ana ilkelerini yorumlama konusunda bazı ihtifalara düşmüş veya farklı tercihlerde bulunmuşlardır. Bu konulardan birisi de tekliftir. Kelâm âlimleri, teklîf konusunu; Allah'ın kullarını bazı zorluklarla mükellef tutmasının hikmeti, mükelleflerin yükümlülükleri, teklîf ve kudret ilişkisini, kesb ve irâde kavramları mihverinde ele alarak incelemişlerdir. Söz konusu kavramlar çerçevesinde Eş'arî ekolünün düşüncelerini şu şekilde somutlaştırmak mümkündür: Eş'arî âlimleri, Allah'ın kullarını birtakım yükümlülüklerle mükellef tutmasının hikmeti konusuna, "Bütün ilâhî fiiller hikmet ve adalet ürünü olmakla birlikte bu fiillerde menfaat elde etme veya bir zararı ortadan kaldırma anlamında bir hikmet aramak gereksizdir." argümanıyla yaklaşmışlardır. Mükelleflerin yükümlülükleri hususunda, Eş'arîler'e göre hüsün ve kubhun şer'î olduğunu ve dinî sorumluluğun vahiyle sabit olduğunu ifade etmeleridir. İnsan, aklını kullanarak iyi ve kötüyü, güzel ve çirkini bilerek mükellef tutulamaz. Çünkü bir fiil Allah tarafından emredildiği için iyi; yasaklandığı için kötüdür. Yine Eş'arî âlimlerinin geneline göre insanın fiilleri Allah tarafından yaratılır. Fiilinin gerçek fâili insan olmayıp ancak kâsibi olur. Dolayısıyla kesb, kullara ait fiillerin meydana gelişine hâdis kudretin tesir etmesinden ibarettir. Teklîf ve kudret ilişkisini de tartışan Eş'arîyye, Allah'ın kişiyi güç yetiremeyeceği şeyle yükümlü tutmasının câiz ve aklen mümkün olduğunu ileri sürmektedir. Anahtar kelimeler: Kelâm, İmam Eş'arî, teklîf, güç yetirilemeyen fiil, kudret, irâde.

Eş`ariKelamKudret+3
Yakub Nergis
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İbn Sînâ'da Aşk ve Schopenhauer'da irade: Ontolojik bir araştırma

İbn Sînâ açısından aşk, Zorunlu Varlık tarafından var oldukça var olarak kalmak isteyen canlı, cansız bütün bir tabiata varlıklarını koruma adına bahşedilen, aynı zamanda Varlığın bizâtihî kendisine işaret eden önemli bir kavramdır. Aşkın tecellî etmesi ile varoluş bir ve aynı anlama gelmektedir ve aşk varlığın garantörü durumundadır. İbn Sînâ bir iç muharrik olarak kabul ettiği; ontolojik, epistemolojik, kozmogonik ve psikolojik olmak üzere çeşitli formülasyonlarına yer verdiği aşkı, Mutlak İyilik ile özdeş kabul etmekte ve bireysel varlıkların tamamının fıtrî bir aşk ile Tanrı'ya bağlı olduğunu ortaya koyma amacını taşımaktadır. Bu amaç dahilinde İbn Sînâ, cansız varlıklardan başlayarak ilâhî nefislere varana kadar varlık dairesinin her aşamasında tecellî eden aşkın tüm görünüşlerine rağmen küllî olduğunun altını çizmektedir. Öte yandan Schopenhauer'da bütün bir evrenin itici gücü olarak nitelendirilebilecek irade, temel gerçeklik olmakla birlikte, yaşamın sürekliliğini temin eden ve yeni yaşam formlarının açığa çıkmasını sağlayan merkezî bir kavramdır. Schopenhauer iradeyi insanın kendi varlığına ilişkin dolaysız farkındalığı/bilgisi üzerinden temellendirmektedir. "İrade (Alm. Wille) bedenin a priori bilgisi ve beden de iradenin a posteriori bilgisi"dir. Buradan çıkarılacak sonuç insanın, aynı zamanda irade olarak tezahür ettiği ve dolayısıyla iradenin her bir ediminin aynı zamanda bedenin de bir edimi olmak durumunda olduğudur. İrade bir bütün halinde ve doğanın bütününde aktif bir güç olarak kendisini göstermektedir. Schopenhauer nedensellik ilkesinden bağımsız bir biçimde işleyen iradeyi, diğer her şeyin kendisinden türediği, varlığın en temel ilkesi olarak kabul etmekle birlikte, tezahürlerinin çeşitliliği içerisinde değişmeksizin kaldığı ve birliğini daima koruduğunu düşünmüştür.

AşkNesnelleştirmeSchopenhauer, Arthur+5
Emine Aslan
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mütekaddimin Dönemi Eş'ari ve Mu'tezili usul eserlerinde mutlak emrin mucebi ile ilgili tartışmalar

"Emir"in mahiyeti ve emirle ilgili meseleler, İslam hukuk düşüncesinin felsefi ve metodolojik temellerini inceleyen fıkıh usulü eserlerinde ilk dönemlerden itibaren en fazla tartışılan konular arasında yer almıştır. Belirli karînelerin bulunması durumunda emirden çıkarılacak anlamın daha çok bu karîneler ışığında tespit edileceği genel bir kabul görmekle birlikte, usul bilginlerince karînelerden soyutlanmış (mutlak) emrin mûcebi hususunda ilkesel bir tavır belirlenmesi önemli görülmüş ve bu çerçevede ayrıntılı tartışmalar cereyan etmiştir. Bu bağlamda, bazı mütekaddimîn dönemi Eş'arî ve Mu'tezilî usul bilginlerinin görüşleri ile alakalı -gerek ileriki dönem klasik usul eserlerinde gerekse muasır yayınlarda- farklı bilgilerin yer aldığı görülmektedir. Günümüzde bu bilginlere veya onlara en yakın dönemde yaşamış müelliflere ait eserlerin ilmî neşirlerinin yapılmış olması, bu konuda araştırmacılara daha güvenilir tespitler yapabilme imkânı sağlamıştır. Bu nedenle, tezimizde Mütekaddimîn dönemi Eş'arî ve Mu'tezilî usul eserlerinde yer alan emrin mûcebi ile ilgili tartışmalar ele alınmış ve bu tartışmalar ışığında, bazı usul bilginerinin görüşlerine açıklık getirilmeye çalışılırken usul düşüncesi bakımından da bazı değerlendirmeler yapılmıştır.

EmirEş`ariKur'an-ı Kerim+6
Zeynep Büşra Beşikci
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

A comparative approach to the neurobiological basis of human will: Kant and al-Ghazali

This study aims to present both the neuroscientific findings on Human Will and its philosophical perspectives from the Civilisations of the West and Islam. It aims to cor-relate the philosophies of the concept Human Will with the Neuroscientific evidences deduced from human brain experiments. The central thesis of this research claims that the Neuroscientific perspectives on the issue of Human Will are compatible with the Human Will concepts of Kant and Al-Ghazali. This compatibility is argued for in order to frame a more informed conversation between Neuroscientists and Philosophers. This argument is contrary to the belief that the findings of Neuroscientific studies are in opposition to the transcendental connotations that are embedded in the works of Kant and Al-Ghazali.

GazaliKant, ImmanuelNeurobiology+2
Muhammad Yusoph Balındong Ramos
Ibn Haldun University · Medeniyetler İttifakı Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

الكسب والإرادة عند محمد سعيد رمضان البوطي

Aslında kesp ve irade farklı iki kavram iken bazı kelamcılar bunu irade ve tercih diye tabir etmişlerdir. Kesp, eylemi meydana getirmeye değil; ceza ve mükafatı gerektirecek olan, insanın kastından ibaret olup istek ve yönelmeye delalet eden bir kavramdır. İrade ise; isteyen bir kişinin arzusunun olup olmadığına bakılmaksızın bir eylem ya da herhangi bir tasarruf ile hükmeden aklın kararıdır. İrade, hikmetin gerektirdiği yapıcı bir karadır. İster kesb ister irade olsun bu iki kavram kaderin zor ve ince meselelerindendirler. Tartışmaların çoğuda bu iki temel kavram etrafında yoğunlaşmıştır. Özellikle Eş'ari ve Maturidilerin nezdinde çokça işlenmiş bir konudur. Biz de bu tezimizde; istedik ki, bu önemli konuyu ehl-i sünnet ve'l-Cemaatin çağdaş fikirlerini temsil eden ve bu konuyu suhuletle izah eden insaflı ve alim olan Muhammed Ramazan el-Buti'nin görüşleri çerçevesinde izah edeyim. Bu tez bir ön sözden, iki bölüm bir sonuç, baş vurulan önemli kaynaklar fihristi ve bir ekten oluşmaktadır. Böylece biz tezimizin ön sözünü kesp ver irade konusunu detaylı bir şekilde anlatan, konunun önemini açıklayan ve niçin bu konuyu tercih ettiğimi beyan eden bir ön söz ile baştık danışman . Giriş kısmındaysa, araştırmayı yaparken; karşılaştığım sorunlardan ve araştırmanızın temelini oluşturan başvurduğumuz kaynakları anlattık Birinci bölümü altı başlığa ayırdık. Birinci kısmda; kesbin manasını, ikinci bölümde; el-Buti'nin kesb kavramını niçin tercih ettiğini, üçüncü bölümde; kesbin ceza ve mükafat kaynağı olduğunu, dördüncü bölümde; kudret ile birlikte kesbin konumunu, beşinci bölümde; kesb kavramının gerçeğini anlattım. İkinci bab ise iradeyi anlatır. Ben bu ikinci babı da beş bölüme ayırdım. Birinci bölümde iradenin manasını ve kelam uleması arasındaki tanım farklılığını, ikinci bölümde; Allah'ın iradesiyle Allah'ın emrine muhalefet edenlerin tehdit edildikleri azap arasında bir çelişkinin olmadığını, üçüncü bölümde; muhaliflerin ortaya attıkları evham ve şüphelere karşı Ramazan el-Buti'nin Reddiyesini, dördüncü bölümde; Allah'ın iradesi yanında insan iradesinin konumunu, beşinci bölümde; cebri çağrıştıran ayet ve hadislerin kısımlarını anlattım. Birinci kısım ayetlerde kast edilen manaları, ayetlerin ikinci kısmında ise; ayetlerin sahih manalarını açıklamakla birlikte cebri çağrıştıran bazı hadisleri ve alimlerin sözlerini izah etmeye çalıştım. Daha sonra tez çalışma sürecim boyunca konunun özetini ve başvurduğum belli başlı kaynakları içeren bir sonuç kısmı ile bitirdim. Bu tezimde El-Buti'nin kayıtlı, işitsel derslerini ve kitaplarını takip etmekle beraber konuyla ilgili ayet ve hadislerin amaçlarını, sahih manalarını esas alarak El-Buti'nin görüşlerini selef kelamcıların görüşleriyle katşılaştırmalı olarak tüme varımsal bir metot kullandım. Netice itibarıyla bu tez çalışmasında şunları öğrendim: insan, kesb ve irade sahibidir. Kıyamette bu iki unsura göre ceza ve mükafat belirlenecektir. İnsan iradesiyle Allah'ın iradesi arasında bir çelişkinin olmadığını, kesb meselesi Eş'ari'nin bir uydurması olmayıp bilakis Kur-an'ı Kerim'in değindiği bir konu olduğunu öğrendim. Ve yine bu araştırmamın neticesinde şu bilgilere ulaştım: insanın bağımsız bir iradesi ve meşiyeti vardır ve bu irade de Allah'ın iradesine dayanmaktadır aynı zamanda bu iradenin seyri herhangi bir zorlama olmaksızın Allah'ın iradesine dayanmaktadır. Allah dilediğini hidayete erdirir; dilediğini de saptırır. Bu durum Allahı'ın adaletine aykırı değildir. Çünkü Allah, insana seçme özgürlüğünü vermiştir. İnsan, bu özgürlüğüyle dilerse hidayet; dilerse dalalet yolunu tercih eder. Allah insana emir ve nehiy bildiriminde kesinlikle insanın özgürlüğünü kısıtlamaz dolayısıyla insanın yaptığı işler onun öz iradesinden kaynaklandığı için insan sorumludur. Bu çağımızda özellikle tartışmalı ve etrafında şüphelerin döndüğü konuların ele alınması ve bu konularda ilim ehlinin çalışmalarından istifade edilerek çalışmaların sürdürülmesini öneririm.

İbrahim El Abdullah
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Elmalılı Hamdi Yazır'ın kaza ve kader anlayışı

İnsanın var olmasıyla başlayıp günümüze kadar gelinen süreçte kader meselesi, tarihin her döneminde olduğu gibi günümüzde de en fazla tartışılan kelâmî konuların başında gelmektedir. Kadar meselesi, insanı ve onun eylemlerini konu edindiğinden, hemen hemen her inanç ve ideolojiden konuyla ilgili farklı fikirler ileri sürülmüştür. Kader meselelerinden dolayı İslam Mezhepler Tarihinde de birçok itikâdî mezhebin ortaya çıktığını görmekteyiz. Çalışmamızda tefsirci olmakla beraber aynı zamanda kelami görüşleri de olan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'ın kaza ve kader ile ilgili görüşlerini ele almaya çalıştık. Elmalılı, var olan her şeyin Allah ezeli ilminde (Levhi Mahfuz'da) yazılı olduğunu; sonradan meydana gelen her şeyin de O'nun önceden belirlediği gibi ilmine uygun olarak zamanı geldiğinde gerçekleştiğini söyler. Ona göre Allah'ın iradesi olmadan bir şeyin meydana gelmesi mümkün değildir. Zira Allah dilemeden kul dileyemez. Kulun dileyebilmesi için Allah Teâlâ'nın kulun dilemesini de dilemesi gerekir. Elmalılı'ya göre her ne kadar Allah tarafından insana cüz-i bir irade verilmiş ise de nihayetinde bu iradenin de mutlak irade olmadığını ve sonuçta ilahi iradeye bağlı bir irade olduğunu ifade eder. Anahtar Sözcükler: Elmalılı, kaza, kader, ecel, irade, ilim, musibet,

KaderKazaMusibet+5
Safet Alkış
Şırnak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Can sıkıntısı ve acı arasında yaşam: Seneca ve Arthur Schopenhauer'da istenç ve mutsuzluk problemi

Felsefe tarihinde uzun bir geçmişi olan bir kavram olarak ''isteme'' yaşamı belirlemesi bakımından büyük bir öneme sahiptir çünkü isteme kavramı, yaşama devam etmeyi istemeyi de içermektedir. İsteme, yaşamı istemeyi de içerdiği için, insan yaşam içinde acıyı yaşamaya devam eder. Bu nedenle tez, isteme ve mutsuzluk arasındaki ilişkiyi problem edinir. Bu çalışma, temelde istenç ve mutsuzluk ilişkisine eğilmeyi ve bu bağlamda Seneca ile Schopenhauer felsefesini karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Bu çalışmanın birinci bölümünde, Seneca'nın isteme kavramına bakışı ve acı ile birlikte olan yaşamın içinde mutsuzluğun ifadesi araştırılacaktır. Seneca'ya göre kendi devinimlerini bilmeyen insanın mutsuz olması kaçınılmazdır. Dünyanın onun yurdu olduğunu söyleyen Seneca'ya göre, mutlu yaşam her yerde bulunur. Bu bağlamda tezin birinci bölümünde bilgi ve mutluluk ilişkisini ele alacak ve bilge kişinin yaşamını araştırma konusu edineceğiz. Stoa felsefesinde, kişinin özgürlüğü, kabaca duygular ve tutkulardan arınmaktır. Bilge insanın erdemi, onun bu durumdan arınabiliyor oluşundadır (apathaia). Aşırı duygulanmak, tutkulanmak, kişinin yaşamında başına gelen bir durumdan fazla etkileniyor oluşu, bunların tümü bilge insanın uzak durması gereken şeylerdir. Seneca'ya göre bilge kişi duygulardan ve tutkulardan arındığı ölçüde özgür olur dolayısıyla kesin özgürlük, bedeni hor görmektir. Güç ve bedensel güzellik, mutluluk kaynağı değildir. İnsan, akıl sayesinde yaşamdaki felaketlere bir güç ile karşı koyar ve mutluluğu iyi karşılar. Bu anlamda en üstün mutluluk, beden ve ruhun barışından başka bir şey değildir. Çalışmamızın ikinci bölümü Schopenhauer'un anladığı biçimde istemenin görünüşe gelmiş biçimi olan tasarım olan dünyayı araştırmaya ayrılmıştır. Kavramların yalnızca insanın mülkiyetinde olduğu göz önünde bulundurulursa, öznenin tasarlamış olduğu söylenen dünya Schopenhauer'a göre özünde bir istemedir. Kavram olarak istemenin ve bunun dünya ile ilişkisinin ortaya koyulabilmesi için öncelikle dünyanın bilgisine bakmak gerekmektedir. Bu nedenle çalışmanın ikinci bölümünde tasarım olarak dünyanın bilgisi incelenecek ve tasarımın temelinin istenç olduğu ortaya koyulacaktır. Dolayısıyla bu bölümde temelde "özgürlük" ve "isteme" kavramları açıklığa kavuşturulacak ve Schopenhauer'a göre bu iki kavram arasındaki ilişki incelenecektir. Bir yanılsama olarak ortaya çıkan özgürlüğün yaşam ile bağlantısı bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu problem çerçevesinde varlığını devam ettirmek için insanın istediği ve yaşamını devam ettirdiği ancak bu yaşam içinde özgürlüğün yalnızca bir yanılsama olduğu görülmektedir. Sonuç bölümünde bu iki filozofun özgürlük, mutluluk ve isteme kavramlarının bilgi temelinde görünümlerine bakılacak olup, son iki kavram arasındaki problem açıklığa kavuşturulacaktır.

AcıArzuBilgi+7
Ezgi Can
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Rousseau'nun genel irade kavramı üzerine bir inceleme

Bu çalışmanın odağında Rousseau'nun "genel irade" kavramı bulunmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, klasik ve modern dönemde ortaya konulan siyaset kuramları ele alınacaktır; bu bölümde Rousseau'nun kuramını şekillendiren kavramsal tertibatı serimlemek ve polemik halinde olduğu düşünceleri ortaya koymak amaçlanmaktadır. İkinci bölümde ise Rousseau'nun kuramının temel kavramlarından olan genel irade kavramı, ilişkili olduğu diğer kavramlarla birlikte ele alınacak, genel irade kavramının tanımıyla uygulaması arasında tespit ettiğimiz farklılıklar ortaya konulacaktır. Sonuç bölümünde ise genel irade kavramının, Rousseau'nun murat ettiği eşitlikçi ve özgürleştirici siyasal zemini kurmaya hizmet edip etmediği tartışılacaktır.

EgemenlikEşitlikGenel irade+7
İnan Taylan Durdu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İbnü'l-Hümam'a göre hüsün-kubuh meselesi

İbnü'l-Hümam'a Göre Hüsün-Kubuh Meselesi adlı çalışmamızda İslâm düşünce tarihinde farklı disiplinler tarafından ele alınan ve ahlâkî yargıları ifade eden "hüsün-kubuh" kavramları noktasında, 9. Hicrî asırda yaşamış, kelam, fıkıh, hadis ve diğer ilimlerde değerli eserlerin sahibi olan, geliştirmiş olduğu kelâmî yöntemler ile gerek yaşadığı devir ve gerekse sonraki dönemlerin Müslüman düşüncesi üzerinde etkili olan İbnü'l-Hümam'ın düşüncelerini, klasik kelâm düşüncesindeki görüşlerle arasındaki farklılık ve benzerlikleri tespit etmeye çalıştık. Tezimiz giriş ve iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, hüsn ve kubh kavramlarından yola çıkarak meselenin genel bir tasvirini çizmeye, hüsün-kubuh meselesinin tarihçesini ele alarak meselenin kökenini anlamaya ve kelamda hangi noktalarda tartışma konusu olduğunu ele almaya çalıştık. Mu'tezile, Eş'arî ve Mâtürîdî kelâm ekollerinin meseleye dair yaklaşımları, ayrışma noktaları ve kendi yorumlarını desteklemek için sunmuş oldukları argümanların incelemesini yaptık. İkinci bölümde ise, hüsün ve kubuhun kaynağı, hüsün-kubuh ile ilgili olabileceğini düşündüğümüz ta'dil-tecvir, hidâyet-dalâlet konuları ve İbnü'l-Hümam'ın mesele hakkındaki görüşlerini etkileyen faktörlerden akıl-nakil, irade-fiil, salah-aslah, ecel ve teklif anlayışı üzerinde durarak müellifimizin görüşlerini ortaya koyduk. Tezimizi sonuç kısmında İbnü'l-Hümam'ın Mu'tezilî ve Eş'arî bilginlerin aksine aklı ve nakli buluşturan mutedil bir yol izlediği şeklinde bir değerlendirme yaparak sonlandırdık. Anahtar Kelimeler: Kelam, İbnü'l-Hümam, Hüsün-Kubuh, Akıl, Nakil, İrade, Sorumluluk.

AkılHüsnü KubuhKelam+5
Ayşe Karaman
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İslam hukuk çevresinde vasiyetnamenin Türk hukukuyla karşılaştırılması

4721 sayılı Türk Medeni Kanun. m. 539-541 arasında düzenlenen ve şekli anlamda bir ölüme bağlı tasarruf türü olan sözlü vasiyetname; el yazılı ve sözlü vasiyetname düzenlenmesine engel, olağanüstü durumlar içinde olan miras bırakanın başvurabileceği bir yoldur. Ölüme bağlı tasarruf, kişinin ölümünden sonra malvarlığına ne olacağını belirlemesine olanak veren bir hukuki işlem türüdür. Sözlü vasiyetnameyi el yazılı ve resmi vasiyetname şekillerinden ayıran en önemli özellik, bu türe sadece her iki türde de vasiyetname yapma imkanından mahrum olan kişilerin başvurabilecek olmasıdır. Sözlü vasiyetnamenin bu özelliği bile tek başına onun önemini açıklar mahiyettedir. Çünkü Kanun koyucu bu yolla son anlarını yaşayan kişiye, olağanüstü şartlar altında da olsa terekesinin kaderini belirleme imkanı vermekte ve onun arzularına verdiği değeri göstermektedir. Çalışmada, vasiyetin anlamı, çeşitleri ve geçerli bir vasiyet olması için, vasiyetin tarafları şekli üzerinde durulmuş Türk medeni hukuk ve İslam hukuku çerçevesinde karşılaştırılmıştır. çalışma sonucunda medeni kanun ile İslam hukukunda vasiyet konusunun da yer yer paralellik gösteren durumların olduğu sonucuna varılmıştır.

Karşılaştırmalı hukukSözlü vasiyetnameTürk Medeni Kanunu+4
Jamal Ibrahım Khamees
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Arthur Schopenhauer ve Nurettin Topçu'da irade ve insan problemi

"Arthur Schopenhauer ve Nurettin Topçu'da İrade ve İnsan Problemi" başlıklı bu çalışma her iki filozofun felsefi sistemlerini ve bu sistemlerinde irade ve insan anlayışlarını karşılaştırmaktadır. Schopenhauer felsefesinde irade nedensiz ve amaçsız kör irade olarak varlığın sebebi ve dinamik gücüdür. İrade kendini insanda ve tabiatta nesneleşerek ortaya çıkarmaktadır. Dünyadaki acı, sefalet ve kötülüğün kaynağı yine iradedir. Çünkü irade tükenmek ve doymak bilmeyen bir isteme olarak bütün var olanları belirlemekte, bireyin değil türün sürekliliğinin korunmasını arzulamakta ve insanı acı, can sıkıntısı, aşk gibi ihtiyaçlarla kuşatmaktadır. Hayat iradenin esaretidir ve insan için en iyi yol iradeyi inkâr etmesi; sanat, merhamet ve çileci yaşam pratiklerinde kendinde iradeyi öldürmesi ve acıyla dolu yaşamdan Nirvana'nın(hiçliğin) mutlak acısızlık durumuna erişmesidir. Nurettin Topçu, Schopenhauer'in irade anlayışından hem yararlanmakta hem de eleştirmektedir. Ona göre Schopenhauer iradeye isyanında haklıdır fakat ulaştığı sonuç itibariyle insana kurtuluş olarak hiçliğe sığınmayı teklif etmesi hatalıdır. Topçu'ya göre her hareket daha mükemmel olana özlemdir ve her isyan karşısına aldığı düzene karşılık yeni bir düzen getirmelidir. Topçu'da irade kaynağını sonsuzluktan alır ve yine sonsuzluğu arzular; insan kendinden başlayarak aile, toplum, devlet, insanlık gibi hareket sahalarında Mutlak iradeye iştirak ederek sonsuzluğa ulaşmanın talibi olmalıdır. Gerçek isyan iradenin inkârı değil onu kademe kademe yükselterek evrensel ve sonsuz olanı istemektir. Schopenhauer iradeyi inkâr etmekle insanı hiçliğe sürüklemiş, onun sonsuzluk boyutunu ıskalamıştır. Oysa irade kaynağını sonsuzluktan alan bir çağrıdır ve inkâr edilerek değil ona iştirak edilerek yaşanmalıdır. Schopenhauer'de kötülüğün kaynağı olan ve kurtuluşun ancak onun inkârıyla mümkün olduğu irade; Topçu'da insanı hiçliğe değil Sonsuzluğa ulaştıracak bir imkân ve evrensel nizamdır. Anahtar kelimeler: Schopenhauer, Topçu, irade, hareket, insan, isyan ahlakı, hiçlik, sonsuzluk, personalizm

Action felsefesiAhlak felsefesiFelsefi düşünce+6
Sinan Kösedağ
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimTR

Fatma Aliye'nin yazılarında ve romanlarında otorite, irade ve öznellik

Bu tez, Fatma Aliye'nin bir yazar olarak ortaya çıkışına ve kendini bir modern Osmanlı öznesi olarak kuruşuna odaklanmaktadır. Bu amacını Georges Ohnet'nin Volonté romanının Fatma Aliye tarafından yapılan tercümesi Meram'ın yayınlanış sürecinin parantezinde gerçekleştirmektedir. Çalışmanın birbiriyle bağlantılı üç ana iddiası vardır. Tezin ilk iddiası, Fatma Aliye'nin kendi öznelik hamlesinin, Ahmet Mithat Efendi tarafından yazılmış olan Fatma Aliye Hanım yahut Bir Muharrire-i Osmaniye'nin Neş'eti adlı biyografi nedeniyle tarihsel olarak görünmez kılındığı ve ikinci plana itildiğidir. İkinci iddia, Fatma Aliye, edebiyat kamusunda var olabilmek için stratejik olarak bu perspektife doğrudan itiraz etmez ve bu perspektifle uzlaşırken, Hanımlara Mahsus Gazete'nin yayımlanmaya başlayışı ve Refet romanından itibaren ise çatışmasının mecrasını bulduğudur. Dolayısıyla bu tezde Fatma Aliye'nin yazarlığı için yeni bir dönemlendirme önerilmektedir. Bu tezdeki üçüncü ve son iddia ise Fatma Aliye'nin yazarlık kapasitesinin ve kendini inşa sürecinin Meram tercümesiyle açığa çıktığı, bu açıdan da Meram tercümesinin bir kök metin olduğu, tercümenin içeriğinin, tercümenin başına ve sonuna yazılan yazıların ve tercümeyi takip eden sürecin Fatma Aliye'nin yazarlığı hakkındaki anahtar tartışmaları ve çelişkileri ortaya çıkardığıdır. Böylelikle yazarın "baba"larıyla uzlaşması ve hesaplaşması ile patriyarkayla kurduğu ilişki irade, otorite, yazarlık (authority) kavramlarıyla ilişkisine odaklanarak ortaya konulur.

Fatma AliyeKadın yazarlarMektuplar+6
Başak Deniz Özdoğan Doğduaslan
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ortaokul Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretim programında irade eğitimi ve öğretmen görüşlerinin değerlendirilmesi

Dünya üzerinde artan çeşitli bireysel ve toplumsal sorunlar, davranışlar üzerindeki kontrolsüzlük, şiddetin ve hoşgörüsüzlüğün ciddi boyutlara ulaşması çocuk ve genç nesilleri ciddi anlamda etkilemektedir. Çeşitli ülkelerde, uluslararası organizasyonlarda ve Türkiye'de pek çok din eğitimcinin ve ailelerin bireyin yaşam kalitesini azaltan, kişiyi ve toplumu mutsuz eden bu sorunlardan kurtulmak için etkili bir din eğitimi ve ahlaki değerler eğitimi alanında önemli çalışmalar yapmasını sağlamıştır. Zira ülkemizde artan bireyselleşme, kontrolsüz özgürlüğün oluşması gibi hususlar, içsel denetim yapan iradenin eğitimini önemli hale getirmiş ve bireysel ve toplumsal anlamda daha da giderek hissedilir olmuştur. Çalışmamızın amacı; irade eğitimini gelişim ve eğitim yönünden inceleyip, ortaokullarda uygulanmakta olan Ortaokul Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretim Programının irade eğitimine nasıl katkı sağladığını ve öğretim süreçlerinde nasıl yer aldığını incelemek ve öğretmen görüşleri açısından değerlendirerek irade eğitimine katkı sağlayabilecek uygulamalar için öneriler geliştirmektir. Çalışmamızda nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi ve yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Çalışmamız giriş ve dört ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde literatüre dayalı olarak irade kavramının tanımı, temel bileşenleri ve modern psikolojinin yaklaşımları ve gelişim kuramları ile açıklanmaya çalışılarak kavramsal bir çerçeve oluşturulmuştur. İkinci bölümde eğitim ve irade ilişkileri ve öğretim ortamlarında irade eğitimi konuları çerçevesinde eğitim boyutlarıyla ele alınmıştır. Üçüncü bölümde Ortaokul Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretim Programı ve ders kitaplarının irade eğitimine katkısı açısından incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise Ortaokul Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretim Programının irade eğitimine katkısı DKAB öğretmenlerinin görüşlerinden yararlanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızın sonuç bölümünde, elde ettiğimiz bulguların yanı sıra bu bulgulara dayanarak yaptığımız öneriler de sunulmuştur.

Branş öğretmenleriDers kitaplarıDin eğitimi+6
Büşra Doğan
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İmâm Mâtürîdi'nin Te'vîlâtü'l-Kur'ân adlı eseri bağlamında Nisâ Sûresi 26-27-28. âyetlere göre irâde hürriyeti

İrâde hürriyeti eski din ve kadim felsefelerde tartışılan çok önemli bir konudur. Aynı şekilde İslâm'da da tartışılmış ve konu etrafında birçok görüş ortaya çıkmıştır. Bu tezimizde İmâm Mâtürîdî'nin Te'vîlâtu'l-Kur'ân adlı eseri bağlamında Nisâ Sûresi 26-27-28. âyetlerine göre irâde hürriyeti konusundaki görüşleri araştırma konusu yapılmıştır. Çalışmada öncelikle İmâm Mâtürîdî'nin hayatı ve eserlerine kısaca değinildi. İlgili âyetlerin açıklamasına geçilmeden önce araştırmanın ana konusunu teşkil eden irâde kavramıyla ilgili bilgiler verildi. Akabinde irâde kavramıyla bağlantılı olan Kader, Kaza, İlim, Kudret, Fiiller, Kesb, Rızık ve Ecel kavramları kısaca açıklandı. Söz konusu ön bilgilerde İslam düşünce ekollerinin konuya yaklaşımları kısaca zikredildi. Araştırmanın ikinci bölümünde ise Nisâ sûresinin ilgili ayetleri farklı tefsir kaynaklarından araştırılarak müfessirlerin konuya yaklaşımı ele alınmıştır. Daha sonra İmam Mâtürîdî'nin ilgili ayetlere ve mezkûr ayetler bağlamında irade konusuna yaklaşımı ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Tefsir, İrâde, Hürriyet, Mâtürîdî, Mezhep, Görüş.

AyetlerKur'an-ı KerimMaturidi+5
Gülfer Dayı
Hakkari University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnsan iradesi açısından sabır, şükür ve kanaat kavramları (Hadis tahlilleri)

İnsan, iradesi ile yaşayan ve diğer canlılardan daha üstün yeteneklere sahip olan akıllı bir varlıktır. Tüm mahlûkatın aksine, donanımlar noktasında en üstün konumda olan, sınırlarını aşabilen, potansiyelini keşfedip kendisini geliştirebilen, yaşamını ve karakterini kendi iradesi ile şekillendirebilen ve tüm bunlardan ötürü de mükellef olan tek varlıktır. İnsanın irade eğitiminde sabır, şükür ve kanaat kavramları çok kıymetli bir yer tutar. Bireyin içinde bulunduğu yaş ve konum itibarıyla, sayılan bu kavramların doğru anlaşılması ve uygulanması sonucunda dünya ve ahiret saadeti gerçekleşecektir. İnsanın daha çok sorguladığı, çatışmadan çekinmediği, farklı arayışlar içinde olduğu, mantığından çok hazlarına kulak verdiği, tatminden uzak mücadele gerektiren gençlik dönemi; elem ve hastalıkların çoğaldığı, tahammülsüzlüğün arttığı yaşlılık dönemi gibi zaman dilimlerinde bu kavramların doğru ve geniş anlaşılması önem arz etmektedir. İnsan yaşamının doğrudan içinde olan bu kavramların ayet ve hadislerde fiil hâlinde daha çok kullanılması, bizlere bu kavramların dinamik ve uygulama alanına sahip olduğunu gösterir. Yüzeysel anlaşılması, bu çağ insanının problemlerine çözüm bulacak şekilde ele alınmaması, dinde özgür iradeye bırakılan meselelerde bile kısıtlamaya gidilmesi, ne yazık ki dini şuur almamış insanların dinden çok erken soğumalarına sebep olmaktadır. Artık fark edilmelidir ki toplum, önlerini kapayan, sorgulamalarına engel olan, onları belirli bir kalıba hapseden, kendinden daha aşağılara bakarak şükretme gibi İslâmî gelenekteki tanımları reddetmektedir. Bilakis, hayatın akışında yaptıklarını veya yapmak istediklerini kabul eden ya da alternatif sunan bir rol model talep etmektedirler. Bir irade terbiyecisi olan Hz. Peygamber'in, bu konuda en güzel rol model olacağı aşikardır. Bu sebeple Hz. Peygamber'in bu konudaki hadisleri tespit edilip irade üzerinden değerlendirmeleri yapılmış, aralarında tespit edilen paralel noktalar üzerine de vurgu yapılarak hadisler ışığında bu kavramlar yeniden ele alınmıştır.

Din sosyolojisiHadisKanaat+6
Sena Çakır Öztürk
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gazâlî'nin düşünce sisteminde irade varlığı olarak Tanrı

İrade kelimesi Allah'a atfedilip atfedilmeyeceği hususunda filozoflar ve kelamcılar arasında tartışmalara neden olan bir kavramdır. Problemin kaynağı Tanrı-âlem ilişkisine dayanmaktadır. Tanrı ve âlem arasındaki ilişkiyi sudur teorisi ile açıklayan filozoflar için irade kelamcıların anladığı manada "âlem ile Tanrı arasına giren zaman" şeklinde kabul edilemez bir sıfat iken, zamansal yaratmayı kabul eden kelamcılar için ise olmazsa olmaz bir sıfat olup, Tanrı ile âlem arasına zaman girmesinde problem yoktur. Çalışmamız, kavramın içerdiği anlamlar ve ihtilafa sebep olan yönleri ile beraber Gazâlî'nin içerisinden geldiği kelam geleneği ve üzerinde çalışmalar yaptığı felsefe geleneği arasında 'İrade Varlığı Olarak Tanrı'nın nasıl temellendirildiğini incelemeyi hedeflemektedir. Key Words: Islamic Law, Formalism, Formalism, Formalism, Law, Legal Interpretation, Legal Uncertain, Chill, Remedy

AllahBiçimcilikGazzali+4
Hatice Nur Kırıcıoğlu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Vasiyet (Belirli mal bırakma)

Mirasbırakanın, vasiyetname ya da miras sözleşmesi yoluyla bir kişiye, mirasçı atama anlamına gelmeksizin, bir malvarlığı menfaatini kazandırma amacıyla tasarrufta bulunması, vasiyet olarak adlandırılmaktadır. Maddi anlamda ölüme bağlı bir tasarruf olan vasiyet, mirasın açıldığı anda vasiyet alacaklısına bir alacak hakkı kazandırmakta ve bu bağlamda vasiyet alacaklısı ile vasiyet yükümlüsü arasında bir borç ilişkisi kurmaktadır. Vasiyete konu malvarlığı menfaatinin kazandırılması, vasiyet alacaklısı ile vasiyet yükümlüsü arasında yapılacak, o vasiyet konusuna özgü sağlararası bir hukuki işlemle mümkün olmaktadır. Çalışmanın amacı, vasiyet tasarrufunun her yönüyle incelenmesi ve bu bağlamda, teorik tartışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulunulması ile uygulamada karşılaşılabilecek sorunlara çözüm önerileri getirilmesidir. Çalışmada öncelikle vasiyetin tanımı, özellikleri, unsurları ve konusuna ilişkin açıklamalara yer verilmiş; benzer hukuki müesseselerle karşılaştırma faaliyetinde bulunulmuştur. Daha sonra vasiyetten doğan borç ilişkisinin tarafları, vasiyetin geçerlik koşulları ve türleri incelenmiştir. Son olarak vasiyetin yerine getirilmesi, vasiyetin yerine getirilmesinde sıra ve vasiyetin yerine getirilmemesinden doğan sorumluluk üzerinde durulmuştur.

Miras hakkıMiras hukukuVasiyet+1
Ayşe Merve Belge
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

Aile eğitiminde Kur'an-ı Kerim müfredatı, model olarak Lokman'ın Hutbesi

Bu araştırmada aile terbiyesi konusunda Kur'ân metodunun bir örneği olduğu için Lokman'ın oğluna olan öğütleri incelenmiştir. Bu çalışmanın önemi, Kur'an-ı Kerim'in insanı terbiyeye, iyileştirmeye teşvik etmesi ve Lokman'ın öğütlerinin ümmetin vicdanındaki yerinden kaynaklıdır. Allah Lokman'a hikmet, ince düşünce ve ahlaken değerli olan her şey hakkında yüksek bir anlayış vermiştir. Onun oğluna öğütleri bugün dünyanın teoriler üreterek ahlak problemlerini halletmeye çalıştığı yüksek bir ahlak örneğidir. Lokman Peygamber'in hayatı ve kitaplardaki Lokman hakkındaki bulgular değerlendirilirken betimleyici metodun tarihsel kısmı kullanılmıştır. Araştırılan problemin hallinde en faydalı yöntem olması sebebiyle betimleyici metodun analitik tümevarımcı kısmı vasiyetlerin tahlil edilip, eğitici prensiplerin çıkarılmasında tercih edilmiştir. Araştırmada ulaşılan neticelerden önemlileri şunlardır: Kur'an-ı Kerim, eğitim politikaları, planları ve programlar belirlenirken ahlakla ilgili çağdaş meydan okumalara karşı koymak için başvurulması gereken bir kaynaktır. Çünkü Kur'ân'ın eğitici metodu her zaman ve mekânda geçerlidir. Lokman'ın vasiyetleri, aile eğitimi ve ahlak konusunda söylenenlerin en kısa ve özlülerindendir. Bu nedenle, Lokman'ın tavsiyeleri benzersiz bir eğitim modeli ve İslam terbiyesinin temel esaslarındandır. Onun öğütleri, ahlakı toplumda yerleştirmek için oluşturulan programların her bir için güçlü bir genel felsefe oluşturabilecek birçok değer ve ilkeyi içermektedir. Bu vasiyetler günümüzde zayıflatılan, insafsızca saldırılan tevhit, anne babaya iyi davranma, namaz, emri bi'l-maruf nehy-i ani'l-münker, tezkiye ve adab-ı muâşeret gibi temel ahlaki değerlere odaklanmaktadır. Bunların her birisi gizli bir hazine olup, yok olmaları, topluma zarar verir. Lokmanın tavsiyelerinde nasihat eden baba ve Allah yoluna davet edenler için tevazu, yumuşaklık sevgiyle öğretmeye dayalı belirgin bir üslup görülmektedir. Bu üslup, Lokman'ın sözlerini en beliğ, diyalog ve yumuşaklığın en ince yöntemleriyle nakleden ilahi hitap kaynaklıdır.

Hussein Ali Hussein Al-mousa
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

Şafiî Fikhin'da Feraiz ve vasiyetlerin hükümleri (mukayeseli araştırma

Farâiz ve miras ilmi, diri ve ölülerin haklarının teyidi olup, ilmin yarısı sayılır. Bu çalışma, İmam Beğavî'nin Tehzîb isimli eserinde yer alan ferâiz ve vasiyet hükümlerine ışık tutmaktadır. Ferâiz ve vasiyetin manası, mirastaki şer'î payların beyanı, Kitap ve sünnet tarafından açıklanmayan miras hükümlerinde alimlerin ihtilafı ve konuyla ilgili fakihlerin içtihatlarıyla ilgili bilgi verilirken mezkûr konulara değinilmiştir. Çalışmanın amaçlarına ulaşabilmesi için İmam Beğavî'nin şahsi ve ilmi hayatı, yaşadığı dönemde meydana gelen siyasi, ekonomik ve kültürel olaylar anlatılırken betimleyici tarihsel metot kullanılmıştır. Aynı şekilde kitap ve metodu hakkında bilgi verilmiştir. Kitaptaki miras meselelerinin bir araya getirilmesi, konuyla ilgili alimlerinin görüşlerinin nakledilmesi, nakillerin analiz edilip, doğrusunun tercih edilmesi, şeriatın ruhu ve genel maslahata muvafakat konularında analitik yöntem tercih edilmiştir. Araştırmada ulaşılan neticelerden önemlileri şunlardır: Miras meselelerin aslına inilmiş, Kur'ân ve sünnet delillerine değinilmiş, cumhur ulema yanında İbadiye ve İmamiyye mezheplerine mensup alimlerin görüşlerine de yer verilmiştir. Şâfiî mezhebinin görüşlerine muhalif olsa dahi delile göre tercih yapılmıştır. Örneğin vasiyyetin manası konusunda Hanefilerin görüşlerini tercih etmiştir. Ana baba bir öz kardeşlerin, 1/3 hissede anne bir kardeşle ortak olması tercih ettiği görüşlerdendir. O bu meseleyi anne baba yönüyle ölüye ulaşmaları ve yakınlığın gücü ile ta'lil etmiştir. Istılahların açıklanmasında lügat yönünü ihmal etmemiş, garib kelimeleri sözlüklerden yardım alarak açıklamış, sonrasında ıstılahı beyan etmiştir. Ayrıca kitabında zikrettiği çok sayıda görüş ve iktibas, ilminin bolluğu, bilgi kaynaklarının çeşitliliğine delalet etmenin yanında kitabı araştırmaya değer, miras hukukunun asli kaynaklarından biri haline getirmiştir. Anahtar Kelimeler: Miras, Ferâiz, Vasiyet, Begavî, et-Tehzîb

Thakır Mohammed Mahmood Al-warıdı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İbn Hazm'da irade ve insanın hürriyeti problemi

?İbn Hazm'da İrade ve İnsanın Hürriyeti Problemi? isimli tezimizin konusu, İbn Hazm'ın Kelam ilminin konuları kapsamına giren ve hem kelamcıları hem de filozofları ilgilendiren irade ve insanın hürriyeti meselesindeki görüşlerinin araştırılmasıdır. Bu sebeple İbn Hazm'ın görüşlerini hem kelamcılar hem de filozoflarla karşılaştırmalı olarak incelemeye çalıştık.Birinci Bölüm'de Endülüs'ün siyasî, dinî, sosyo-kültürel yapısı, İbn Hazm'ın hayatı, siyasî, ilmî ve mezhebî şahsiyeti, usulü ve Endülüs'ün İbn Hazm üzerindeki etkileri gibi konuları ele almaya gayret ettik.İkinci bölümde ise ?İbn Hazm'da İrade ve İnsanın Hürriyeti Problemi? başlığı altında öncelikle araştırmamızın temel kavramları olan irade ve hürriyet kavramlarını inceledik. Yine bu bölümde irade ve hürriyet probleminin felsefede nasıl ele alındığını, İslam felsefesinde konunun nasıl değerlendirildiğini, kelam ekollerinin konuya nasıl yaklaştıklarını göstermeye çalıştık. Bu bölümü incelerken hürriyet problemi ve bu problemi yakından ilgilendiren irade, kudret-istitâat, fiil, kaza ve kader gibi konulara özellikle İbn Hazm'ın bakışına kelam ekollerinin görüşleriyle karşılaştırmalı olarak yer vermeye çalıştık.Anahtar Kelimeler: İbn Hazm, İrade, Fiil, İnsan Hürriyeti, Kelam.

FelsefecilerKelamÖzgürlük+3
Şule Burcu Çam
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Vasiyetle ilgili rivayetlerin değerlendirilmesi -Sahih-i Buharî özelinde-

İslam literatüründe Kur'an-ı Kerim'den sonra en önemli kitap kabul edilen Sahih-i Buhâri, kendi dönemi ve kendisinden sonraki dönemlerde Müslümanlara dinî alanda ışık tutmuştur. Sahîh-i Buhâri'nin diğer hadis kitaplarından daha güvenilir kabul edilmesinin sebebi, müellifinin sened ve metinlerin tespitinde gösterdiği titizliktir. Bu nedenledir ki üzerinde çok fazla şerh ve inceleme yapılmış; yapılmaya da devam edilmektedir. Sahih'in tamamı ve belli bölümleri incelemeye tabi tutulmuş ve üzerinde çok sayıda çalışma yapılmıştır. Ancak bizim tespit ettiğimiz kadarıyla, müstakil olarak vasiyet konusu üzerinde, diğer konulara nispeten çok fazla çalışılmamıştır. Bu nedenle Sahîh-i Buhâri'nin vasiyet bölümünün incelenmesini kararlaştırdık. Günümüzde vasiyet konusu tam olarak bilinmemektedir. Vasiyet konusundaki hadis çalışmaları diğer konulara göre geride kalmış, istenilen seviyeye ulaşamamıştır. Konumuzu Sahih-i Buharî özelinde yapmamızın sebebi ise Sahih-i Buhâri'nin Kur'an-ı Kerim'den sonra en güvenilir kaynak olması ve içinde vasiyet konusu ile ilgili yeterince rivayetin bulunmasıdır. Bu çalışma giriş, onu takip eden üç bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı ve önemi üzerinde durulmuştur. Onu takip eden birinci bölümde; Buhâri'nin hayatı, ilmi kişiliği anlatılmış; Sahih-i Buharî hakkında bilgi verilmiştir. Aynı zamanda 'vasiyet' kelimesinin tahlili yapılmıştır. İkinci bölümde; vasiyet bölümünün bâb başlıkları, senedlerin incelenmesi, râvi şeceresi, âli-nâzil isnad ve konu bakımından hadisler değerlendirmeye alınmıştır. Üçüncü bölümde ise önce Kütüb-i Sitte'nin diğer müellifleri hakkında kısa bilgiler verilmiş daha sonra vasiyet bölümleri karşılaştırılmıştır. Sonuç bölümünde ise genel değerlendirme yapılmıştır.

Kütüb-i SitteRivayetlerSahih-i Buhari+2
Dursun Aykut
Yozgat Bozok University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Eş'arîlik ve Schopenhauer düşüncesinde irade anlayışı

Tez çalışmasının temel amacı Kelâm ilmindeki irade anlayışı ile Schopenhauer'in irade felsefeni inceleyerek karşılaştırmalı bir analiz yapmaktır. Çalışmada Kelâm düşüncesinde tarihsel olarak ortaya çıkan Kelâmî mezheplerin irade ve irade özgürlüğü düşünceleri literatür taraması yapılarak incelenmiştir. Kelâmî yaklaşımlar temelde üç farklı kategoride irade konusunu tartışmışlardır. Birinci yaklaşıma göre insanın özgür iradesi yoktur. İnsan ancak Allah'ın dilemesi ve O'nun izin verdiği kadar eylem ve davranışlarda bulunur. Bu görüş Cebriyye ekolünde katı bir şekilde savunulmuştur. Daha ılımlı savunucusu ise Eş'arî geleneğidir. İkinci görüş, Mu'tezilî düşünce tarafından temsil edilmektedir ve insan fiillerinde tam bir özgürlük vardır. Aksi takdirde insanın yapıp etmelerinde ahlaki bir sorumluluk yüklenemez. Aynı zamanda insan Allah'ın vermiş olduğu akıl ile seçebilme kudretine sahiptir. Üçüncü görüş Mâtürîdî düşünce mensuplarınca savunulmaktadır. Onlara göre insan davranışları bir taraftan Allah'ın insana verdiği cüz'î iradesinin etkisi altındadır. Diğer taraftan Allah'ın iradesinin insanda bulunmasını takdir etmesi dolayısıyla insani seçimler küllî iradeye bağlıdır. Schopenhauer'in düşünceleri modern Batı düşünce geleneğinde hâkim olan idealist ve realist fikri ekollerden ayrı düşünülebilir. Schopenhauer, Batı aydınlanmasının aklı ön plana çıkartan insan davranışı açıklamalarına karşılık, aklın yerine sezgi, karakter ve diğer irrasyonel motivasyonlara daha fazla değer vermiştir. Schopenhauer aynı zamanda çağının ana akım deist düşünce kültürü yerine, kendisinin ateist temellere dayalı düşüncesini yerleştirmeye çalışmıştır. Bu anlamda Schopenhauer'e göre bütün olayların müsebbibi her şeyin üstünde ve her şeyi kontrol edebilen güç, mutlak iradedir. İrade insan davranışları da dahil olmak üzere evrendeki her şeyi kendi amacına uygun olarak kontrol ve idare etmektedir. Bu nedenle insanın irade özgürlüğünden söz edilemez. Kelâmî düşüncede ve Schopenhauer felsefesinde iradeye yönelik açıklamalar bazı noktalarda paralellik göstermektedir. Ancak Kelâmî düşüncede Allah'a atfen yapılan açıklamalar, Schopenhauer'de metafizik bir olgu olarak irade olgusuna dayanılarak yapılır. Bununla birlikte irade kavramı ve uzantıları Kelâm ilminin açıklamaları ile Schopenhauer'in açıklamalarının ortak birçok noktada buluştuğu görülür. Tez çalışması öncelikle Kelâmî düşüncedeki irade kavramını ele aldıktan sonra Schopenhauer'in düşüncelerine yer vermiştir. Yapılan araştırma sonucunda, iki görüş arasında ortak ve zıt görüşlerin olduğu tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Schopenhauer, Kelâm, irade, irade özgürlüğü, istitaat, kesb, küllî irade, cüz'î irade, determinizm

DeterminizmEş`ariKelam+5
Rüveyda Şıvgın
Yozgat Bozok University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00

İlgili konular