Restructuring
112 theses under this subject heading
Mobil öğrenme: Meslek yüksekokullarında bilginin yeniden yapılandırılması üzerine bir durum çalışması
Bu araştırmada meslek yüksekokullarında mobil öğrenmenin uygulanabilirliği araştırılmıştır. Bu amaçla, araştırmacı tarafından bir mobil öğrenme ortamı tasarlanmıştır. İç Anadolu bölgesinde ilçe merkezinde yer alan bir meslek yüksekokulunda yürütülen araştırma, öğrenenlerin başarmakta zorlandığı gözlenen "Algoritma ve Programlamaya Giriş" dersi kapsamında yapılmış ve araştırma verileri 2015-2016 öğretim yılı güz döneminde toplanmıştır. Bu çalışma, 36 kişilik öğrenci grubuyla başlamış ve araştırmanın derinlemesine yapılabilmesi için amaçlı örneklem seçimi yöntemiyle 6 kişilik katılımcı grubuyla sürdürülmüş nitel bir durum çalışmasıdır. Ayrıca, katılımcılar bizzat araştırmacı tarafından 14 hafta boyunca gözlenmiş ve durum çalışmasının veri tabanını oluşturan araştırmacı günlüğü, bireysel görüşmeler nitel veri analizi ile değerlendirilmiştir. Buna ek olarak; çalışmada, anket sonuçları ve mobil öğrenme ortamının kullanımına ilişkin veriler de sunulmuştur. Sonuç olarak, geliştirilen mobil öğrenme ortamının öğrenenlerde derse yönelik olumlu tutum geliştirmeye katkı sağlamada, derse katılım motivasyonunu arttırmada ve öğrenen-öğrenen, öğrenen-öğreten iletişimini kolaylaştırma bağlamında olumlu sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Ancak, olumsuz etkiler de gözlenmiştir, bunlar; aktif katılımın zamanla düşmesi, geliştirilen ortamın sınava yönelik bir çalışma ve sohbet ortamı haline gelmesi, öğrenme amacından sapma ve teknik problemler gibi olumsuz etkilere rastlanmıştır. Benzer şekilde, öğrenenlerin mobil öğrenme ortamını faydalı ve motive edici bulduğu buna rağmen ders başarılarına etki etmediği de gözlenmiştir. Anahtar Sözcükler: mobil öğrenme, meslek yüksekokulları, durum çalışması
İslam düşüncesinde yeniden yapılanma -Muhammed Âbid El-Câbirî Örneği-
Müslüman dünyanın en derin problemi, kendi tarihi yükünün dinin mesajını anlamada yardımcı olmaktan çok engelleyici bir iĢlev görmesidir. Tarih içinde yaĢanan beĢerî olaylar, dinin yerine geçip kutsal ve mükemmel olan her Ģeyi içinde barındıran bir unsur haline dönüĢmüĢtür. Bu, bir yorum ve okuma süreci olup, baĢlangıcı ise Câbirî‟ye göre "Tedvin Asrı"dır. Bu asrın ortaya çıkardığı epistemolojiler, tesirlerini günümüzde de canlı olarak sürdürmektedir. Câbirî modern dünyada yeni bir "Tedvin Çağı"nın geldiğini belirtir. ÇağdaĢ Arap-Ġslam düĢüncesinin ve kültürünün ana prensiplerinin yazılması devrinin doğumunu öngörür. Bunu yaparken geçmiĢin Arap ve Ġslam felsefi mirasını bütünüyle dikkate almaksızın hiç kimsenin çağdaĢ Ġslam dünyasının karĢılaĢtığı meydan okumalara yeterince karĢılık veremeyeceğine inanmaktadır. Bu çalıĢmamızda, Ġslam dünyasında bir tıkanıklığın hatta bir krizin bulunduğu, bu krizi aĢma yollarının da yine kendi kültürümüzde mevcut olduğu düĢüncesinden hareket ederek, konuyu Câbirî‟nin bakıĢ açısından inceledik. Krizin köklerinin çok öncelere ve derinlere dayandığı düĢüncesinden hareketle bunların Ġslam medeniyetindeki siyasal uygulamaların belirleyici ve görüntülerinin günümüze kadar olan uzantılarını kavramsal analizlerle ortaya koyduk. Cabiri, düĢünce tarihi hakkında geniĢ bir külliyatın mevcut olmasına rağmen düĢünceyi oluĢturan mekanizmaların yapısına yönelik bir çalıĢma olmadığını kaydeder. Ona göre yapılması gereken bilgiye odaklanmak değil bilgiyi ortaya çıkaran mekanizmaların hangileri olması gerektiğini belirlemektir. DüĢünce tarihimizdeki epistemolojileri üç ana grupta inceler. Bunlar; irfan, beyan ve burhandır. Cabiri irfani epistemolojiyi din ile hermetik düĢüncenin iliĢkisinden ortaya çıkmıĢ bir paradigma olarak görür. Ġrfani bilgi sistemi ya da mutasavvfların hakkâl yakîn diye isimlendirdikleri sistem Ġslamdan yüzyıllar öncede bilinmektedir. Ona göre irfan, akıldıĢı kavram ve kurgulara dayandığı için aklı ortadan kaldırmıĢ Ġslam düĢüncesinin ilerlemesinin önündeki en önemli engellerden biri olmuĢtur. Beyan epistemolojisinde sunduğu problematikler oldukça dikkat çekicidir. Lafız-mana problematiği ile Ġslam hukuku lafızlara bağlı kalarak hükümlerin çıkarıldığı bir sisteme dönüĢtürülmüĢ, içtihat kapısının kapanmasına neden olmuĢtur. Cevher ve ii araz problematiğinde ise beyan âlimleri mucizeleri izah edebilmek için tabiattaki sebepliliği inkâr etmeleri daha derin bir sorun ortaya çıkarmıĢtır. Sebep sonuç iliĢkisinin inkârı bir zihniyet olarak müslüma toplumlara yerleĢmiĢ, batı düĢüncesinde ortaya çıkan bilimsel geliĢmenin bir benzerinin Ġslam düĢüncesinde ortaya çıkmamasının temel sorunlarından biri olmuĢtur. Asıl-fer problematiğine gelindiğinde ise beyan âlimleri bir düĢünce, hüküm, fikir hatta bir cevap verebilmenin temel koĢulu bir "asıl"a dayanılması gerektiğini söylemiĢlerdir. Cabiri‟ye göre bu asıl sadece metinlerle sınırlı kalmamıĢ, geçmiĢten bize kalan herĢey asıldır hükmüne dönüĢmüĢtür. Artık asıllara değil onlardan üretilmiĢ ayrıntılara bile dokunulmaz hale gelmiĢtir. Zaman içinde selefin otoritesinin kutsallaĢması sonucu bütünüyle din anlamı kazanmıĢtır. Bütün bunlar özelde Arap-Ġslam, genelde Ġslam düĢüncesinin tıkanmasının arkasındaki sâiklerdir. Zira Tedvin Asrında oluĢturulan bu düĢünce kalıpları günümüze halâ hükmetmekte ve Ģekillendirmektedir. Cabiri kültürümüzdeki hareketin bir çatıĢma, bilgi sistemleri arasındaki bir çakıĢma hareketi olup, bir sıçrama, bir merhaleden diğerine intikâal ederek sonraki merhalenin öncekini aĢma hereketi olmadığını ifade eder. Ancak Endülüs tecrübesi kendine has üslubuyla bu genel halin istisnasıdır. Cabiri‟nin perspektifinden hareket ettiğimizde aklın kendisine biçilen sınırlı rolden kurtulması tabiatın dikkate alınması ile mümkün olacaktır. Bunu gerçekleĢtirecek bilgi sistemi de burhandır. Cabiri yenilenmenin temelini burhani epistemolojiyi yerleĢtirir. Ona göre burhani epistemoloji belli bir ideolojinin veya epistemolojinin dar sınırları içerisinde hapsolmamıĢ evrensel akıldır. Bu bilgi sisteminin geleneğimizde uygulama alanı Endülüs tecrübesinde kendisini göstermiĢtir. Ġbn Hazm‟ın baĢlattığı bir kültür projesi olan Endülüs tecrübesi akılcı, eleĢtirel bir kültürel projedir. Ġbn Hazm‟ın taklidin terki, asıllara dönüĢ projesini Ġbn RüĢd‟ün aklı devreye sokarak sebeplilik ilkesini savunması takip etmiĢ ve ġâtıbî‟nin nassı lafızcı yaklaĢımın tutsaklığından kurtarıp maslahat âlemi ile iliĢkilendirmiĢtir. Ġbn Hazm‟ın eleĢtiriciliğini, Ġbn. RüĢd‟ün akılcılığını, ġâtıbî‟nin usulcülüğünü yeniden yorumlarsak, kültürümüzle iliĢkimiz bize Ġslam düĢüncesini yeniden üretmeyi sağlayacak, ihtiyaç duyduğumuz gereksinimleri karĢılayacaktır. Yoksa kültürümüzü akılcı bir eleĢtiriye tabi tutmadan bu fikri birikimler bazen radikalizm bazen de selefilik olarak karĢımıza çıkacaktır. iii Amacımız Câbirî‟nin fikri atmosferini anlamak ve günümüz Ġslam toplumlarının sorunlarına yönelik çözüm önerilerini mercek altına almaktır. Zira sorun hâlâ ortadadır ve çözüm beklemektedir. Ġbn Haldun ve Ġbn RüĢd‟ü öne çıkaran Endülüs tecrübesini önemseyen ve model olarak kurgulayan Câbirî‟nin görüĢleri Ġslam toplumlarının sorunlarına çözümler içermektedir.
Endüstriyel ürün pazarlamasında kamu kurumlarının rekabet gücü açısından yeniden yapılandırılması TEMSAN örneği
Günümüzde artan rekabet koşullarında firmalar rakip firmalara göre rekabet üstünlüğü elde etmek ve bu üstünlüğü sürdürülebilir hale getirmeyi amaçlamaktadır. Kamu kuruluşları faaliyet gösterdikleri pazarlar içerisinde özel kuruluşlarla rekabet etmek durumdadırlar. Çalışmaya konu olan Temsan bu kamu kuruluşlarından biridir. Bu çalışmanın temel amacı, Temsan firması için rekabet gücünü belirleyen faktörleri belirlemek ve bunu arttırmayı sağlayacak öneriler geliştirmektir. Bunun yanında araştırma sonunda ortaya konacak öneriler doğrultusunda enerjide dışa bağımlılığı azaltmak için kurulan Temsan açısından rekabetçiliği arttırıcı yeniden yapılandırma seçenekleri sunabilmektir. Bir kamu kuruluşu olan Temsan'ın rekabet gücü açısından incelenmesini amaçlayan bu çalışma nitel bir araştırmadır. Nitel araştırmalarda amaç, insanların bulundukları çevre ve buradaki tecrübelerini nasıl algıladıkları ve nasıl yorumladıklarını analiz etmektir. Bu araştırmanın verilerini elde etmek için nitel araştırmalarda kullanılan veri toplama yöntemlerinden biri olan yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen veriler içerik analizi yardımıyla çözümlenerek temalar altında yorumlanmıştır. Araştırmanın sonuç kısmında Temsan firmasının rekabet açısından sahip olduğu üstünlükler ve zayıflıklar açıklanmış, firmanın rekabet gücü elde etmesi için öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Rekabet, Rekabet Gücü, Temsan, Endüstriyel Pazarlama.
Türkiye'de neo-liberal politikalar çerçevesinde devletin yeniden yapılandırılması: Siyasi ve idari anlamda yerel özerklik
Liberalizm, bireylerin özgür olması gerektiğini vurgular. Neo-liberalizm ise politika olarak ekonomik liberal anlayışın kolektif düşünce karşısında bireyi öncü görerek piyasa temelli çözümler sunması olarak görülür. Türkiye'deki neo-liberal politikalar 1980'den sonra özelleştirme, deregülasyon, siyasi liberalizasyon ve küreselleşmenin yaygınlaştırılması olarak ortaya çıkmaktadır. Modernleşen dünyada özgürlüklerin, devlet düzenlerinin ve ekonomideki gelişmelerin bir dayanak noktası her zaman bulunur. Bu gelişmelerin ışığında liberalizmin dünyada modernleşmenin ön ayağı niteliğinde olması Türkiye'de de etkisini ortaya koymaktadır. 1980'den sonra ülkemizin içinde bulunduğu durum toplumun içerisinde bulunduğu kriz, mevcut politikaların yetersizliğini ortaya koymaktadır. Yönetimsel krizler sonucunda yeniliğe ihtiyaç duyularak reform çalışmaları yapılmaktadır. Böylece kendi kendine yetebilme fikrinden dolayı özerklikliğin neo-liberal eksende yaşanan gelişmelerle ortaya çıktığı söylenmektedir. Dolayısıyla çalışmamızda; yeniden yapılanma, neo-liberal anlayışın ortaya çıkışı, yönetim ilkeleri, yerel yönetimler, merkezden ve yerinden yönetim arasındaki ilişki açıklanmaktadır. Faaliyet gösterme alanlarının ülkede meclis tarafından ortaya çıkarılan kanunlarla belirlendiği özerk yapılara yerel yönetimler denir. Özerklik; muhtariyet ve otonomi olarak da kullanılır. Ülkede yaşayan bireylerin ve grupların, sorumluluklarını ve görevlerini yerine getirmeleri için özerklik, ön koşuldur. Gerçekleşen neo-liberal dönüşümün ülkemizde ortaya çıkardığı yeni kurumlar ile gelenekselliğini bir kenara bırakmaya çalışan toplumsal yapı çerçevesinde modernleşme süreci geçiren kurumların incelenmesi yapılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda neo-liberal politikalar çerçevesinde siyasi ve idari özerklik konuları izah edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Liberalizm, Neo-Liberalizm, Yeniden Yapılanma, Siyasi Özerklik, İdari Özerklik.
Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde Türk kabotajının yeniden yapılandırılması
Bir ülkenin denizlerinde, karayollarında, hava sahasında o ülke vatandaşları için uygulanan öncelikleri ve yabancılara uygulanan yasakları belirleyen kabotaj hakkı ülkenin denizcilik sektörünü geliştirmesinin yanı sıra içinde ekonomik, siyasal, stratejik unsurlar da barındırır.Kabotaj Kanunu ülkemizde zor koşullar altında 29 Nisan 1926 tarihinde kabul edilmiş ve üzerinde hiçbir değişikliğe gidilmeksizin günümüze gelmiştir. Günümüz Türkiye' sinin koşulları 1926 yılı Türkiye' sinin koşullarından oldukça farklıdır. Kabotaj Kanunu' muzun günümüz ihtiyaçlarına layıkıyla cevap verebilmesi ve taşımacılığımızın değişen dünya şartlarına ayak uydurabilmesi için kabotaj altyapısının yeniden yapılandırma ihtiyacı ortaya çıkmıştır.Bu tezin amacı Avrupa Birliği' ne giriş sürecinde olan ülkemizin 1926' dan bu yana değişen dünya şartlarına ayak uydurabilmek için kabotaj taşımacılığımızda nasıl bir yapılandırmaya ihtiyaç duyulduğu sorusunu irdelemektedir.Bu bağlamda tezin ilk bölümünde kabotaj hakkı öncelikle bir tanım olarak irdelenmiş, Türkiye' de ve Dünya'daki kabotaj uygulamaları incelenmiştir.İkinci bölümde Avrupa Birliği'nin kabotaj rejimi üzerinde durulmuş, Roma Antlaşması ışığında Birlik içinde daha önceden kabotaj uygulamış olan ülkelere yer verilmiştir. Üyelik sürecinde bulunduğumuz Avrupa Birliği'nin temel Denizcilik Politikası ve Ortak Denizcilik Politikasının oluşum süreci bağlamında alınan kararlar incelenmiştir.Üçüncü bölümde kabotaj rejimi incelenmiş, Avrupa'nın kendi iç ulaşımını oluşturan temel öğeler irdelenmiş ve bu doğrultuda, 92/106 Sayılı Konsey Direktifi' ne, Kısa Mesafeli Deniz Yolu Taşımacılığı kavramına yer verilmiştir. Ayrıca Bu bölümde Avrupa Birliği' nin diğer kıtalar ve ekonomik bloklarla ulaşım bağlantıları ve Pan- Avrupa Ulaşım Koridorları, Trans Avrupa Ulaşım Koridorları, TRACECA ve Deniz Otoyolları incelenmiştir.Cumhuriyetle birlikte ülkemizde ilk kez kabotaj tekeli hakkı tesis edilmiş, Türk sermayesi ile Türk vatandaşının denizlerle iç içe olması sağlanmıştır. Bu bağlamda tezin dördüncü bölümünde, kabotaj hakkının kazanılması ile ilgili tarihsel süreç incelenmiştir.Beşinci bölümde, Ülkemizdeki kabotaj taşımacılığı karayolu, demiryolu, denizyolu ve limanlar altyapıları çerçevesinde araştırılmış ve Beş Yıllık Kalkınma Planları öncesi ve sonrasındaki durumlar karşılaştırılmıştır.Tezin son bölümünde ise Türk ulusal taşımacılığının dünyadaki gelişmelere ayak uydurabilmesi ve günümüz ihtiyaçlarına gerektiği gibi cevap verebilmesi adına yapılması gereken yenilikler ortaya konmuştur. Bu bağlamda İntermodel taşımaya dönük yükçün destekli tümleşik hizmet anlayışıyla dünyada hızla yaygınlaşan ve günümüz modern taşımacılık anlayışının temelini oluşturan kapıdan kapıya taşımacılık hizmetini ana taşımacılık felsefesi olarak benimsemenin önemi vurgulanmıştır.Anahtar Kelimeler: İntermodal Taşımacılık, Kapıdan Kapıya Taşımacılık, Multimodal Taşımacılık, Tümleşik Taşımacılık, Kombine Taşımacılık,
Yeni mahalli idareler yasa tasarısı ışığında belediyelerin ekonomik girişimlerinin yeniden yapılandırılmasının stratejik analizi: Kütahya belediyesi örneği
ÖZET Belediyeler 1580 Sayılı Kanunla sayılan asli hizmetleri yaparken, yörenin ihtiyaçlarından doğan diğer hizmetleri de ekonomik girişimleri (şirketleri, işletmeleri ve birlikler) vasıtasıyla yaparlar. Piyasa düzeninin sağlanması, tekelleşmenin önlenmesi, alt yapı tesislerinin işletilmesi belediye ekonomik girişimlerin önemli görevlerindendir. Görevlerin ifası şurasında; kaynakların israfı, yetersiz ve kalitesiz hizmet, siyasi kararlar ve personel atamaları "Belediye Ekonomik Girişimlerinin" yeniden yapılandırılmasını gündeme getirmiştir. Araştırmada Mahalli İdarelerden belediye ve ekonomik girişimlerinin kuruluş, işleyiş ve görevleri hukuksal, finansal, yönetsel ve personel bakımından incelenmiş, sorunları stratejik bir yaklaşımla ele alınmıştır. Sorunların çözümü ile ilgili 1996-2001 yapılandırma çalışmaları ile son yasa teklifinden Merkezi îdare İle Mahalli İdareler Arasındaki Görev Bölüşümü ve Hizmet İlişkilerinin Esasları ile Mahalli İdare İle İlgili Çeşitli Konularda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının getirdikleri SWOT analizi ile irdelenmiştir. Ayrıca, kanunlar, belgeler incelenmiş ve görevdeki yöneticilerle mülakat yapılmıştır. Araştırma sonucunda, seçimlerden önceki bir yılda memur ve işçi istihdamının engellenmesi, sözleşmeli personel istihdamı, borçlanma kolaylıkları, birlik kurulması ile ilgili "yap işlet devret" modeli getirmesi, şirket gelir giderlerinin 3 'er aylık periyotlar halinde açıklanması, denetimlerde komisyonların dışarıdan uzman sağlaması ve bir aylık sürede sonuçlarının bildirilmesi gibi yeni pozitif düzenlemeler olduğu tespit edilmiştir. İşletme ve birliklerdeki fiyat tarifelerinin hazırlanması, bütçe ve kesin hesap çalışmasında yer alacak komisyon üyelerinin siyasi olmaktan çıkarılması, sayman ve muhasiplerin görevleri icabı maliye bakanlığı kadrolarına atanması, belediyelerin % 50'den fazla sermaye sahibi olduğu şirketlerin Sayıştay'ca denetlenmesi, personel alımlarının "Devlet İşçi - Memur" sınavlarıyla yapılması, yapılandırma çalışmalarıyla getirilemeyen ancak kanunlaşması uygun olacak düzenlemelerdir.
Yönetimin etkinliği ve verimliliği açısından Gediz Belediyesi'nin reorganizasyonu
ÖZET Ülkemizde kamu hizmetlerinin önemli bir bölümü yerel yönetimler tarafından gerçekleştirilmektedir. Ancak bu hizmetlerin gerek kalite düzeyi gerekse kaynak kullanımında etkinlik ve verimlilik kavramlarının yerleştirilmesi konusunda yetersizlikler görülmektedir. Bu yetersizliklerin giderilebilmesi için yerel yönetim üst yönetiminden başlayarak her alt birimde kurumların reorganize edilmesi gerekmektedir. Gediz halkının müşterek ihtiyaç ve beklentilerini karşılayan Gediz Belediyesi'nin aldığı her karar ve yaptığı her hizmet sosyal ya da ekonomik olarak bölge halkını etkilemektedir. Belediye hizmetlerinde, hizmet kalitesinin geliştirilmesi ve yöre halkının istifadesine sunulacak projelerin üretilmesinde etkin ve verimli bir yönetim yaklaşımının önemli bir rolü olduğu açıktır. Etkin ve verimli bir yönetim yaklaşımının olmadığı belediye hizmetlerinden, vatandaşın memnun olması beklenilemez. Bu düşüncelerle Gediz Belediyesinin, yörede yaşayan 22,000 insan ve belediyeye ait Ilıca ve Murat Dağı Kaplıcalarından faydalanan insanları da katarsak 50,000 civarındaki insanları etkileyen yönetim anlayışı, hizmetleri ve bu anlamdaki etkinlik ve verimlilik kavramlarının yönetim birimlerine ne derece yerleştirildiği konularında 342 Gmeklem üzerinde araştırma yapılarak bilgilerin toplanması suretiyle genel ilkeler doğrultusunda ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırma alanı Gediz ilçesini kapsamakta ve Araştırma Gediz Belediyesinde yönetim etkinliği ve verimliliği üzerine yöneliktir. Gediz Belediyesinin bilimsel olarak incelenmesinin nedenlerinin başında en çok etkilenen bölge halkının kendileri ile ilgili alman kararların somut bilgilerle aydınlatılması ve belediye üst yönetimine talip olanlara ışık tutmak düşüncesi yatmaktadır. Araştırma üç bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde, belediyelerin kavramsal çerçevesi ana başlığı altında belediyelerin tarihçesi, yapısı, görevleri, gelir kaynakları konularım kapsamaktadır. İkinci bölüm, belediyelerde reorganizasyon sonucu belediye hizmetlerinde etkinlik, verimlilik kapsamaktadır. Üçüncü bölümde ise Yönetimin etkinliği ve verimliliği açısından Gediz Belediyesinin reorganizasyonuna yönelik bir araştırmayı kapsamaktadır.
Şirketlerin birleşme ve bölünme işlemlerinin Türk Ticaret Kanunu ve Vergi Kanunları açısından değerlendirilmesi
Şirketler küreselleşme sürecinde artan rekabet ortamına uyum sağlayabilmek için yeniden yapılanma eğilimindedirler. Yeniden yapılanmaların işletmelere faydası olduğu kadar makro düzeyde ülke ekonomisine olan katkısı tartışmasızdır. Özellikle ülkemiz açısından yabancı sermaye girişinin hızlandığı son birkaç yıl içinde sermaye şirketlerinin yeniden yapılanması ayrı bir önem kazanmıştır. Dolayısıyla konu, son dönemlerde şirketlerin rekabet stratejilerinden biri haline dönüşen şirket yapılanmalarına olan eğilimin artması nedeniyle Türkiye için önemlidir. Birleşme ve bölünme yeniden yapılanma modellerinden uygulamada en yaygın kullanım alanı bulan yöntemlerden ikisidir. Bu yüzden çalışmamızda yeniden yapılanma yöntemlerinden sadece birleşme ve bölünmelere yer verilmiştir. Çalışmamızın asıl amacı Türkiye'de önemi gittikçe artan sermaye şirketlerinin birleşme ve bölünme işlemleri hakkında teorik çerçevede detaylı bilgi vermek ve söz konusu işlemlerin Türk Ticaret Kanunu ve Vergi Hukuku içindeki yerlerinin kavranmasına yardımcı olmaktır. Ayrıca çalışmamızda amaçlanan bir diğer unsur birleşme ve bölünme işlemlerine ilişkin uygulama örneklerine yer vererek söz konusu işlemlerin uygulamada nasıl bir işlem akışı izlediğini sunmak ve söz konusu işlemlerin şirketlerin finansal tablolarına nasıl yansıdığını ilgili muhasebe kayıtlarıyla örnekler üzerinden göstermektir. Buradan hareketle, çalışmamızda birleşme ve bölünmeyi ortaya çıkaran dinamiklere değinildikten sonra söz konusu işlemler konunun maddi hukuk boyutunu düzenleyen 6102 Sayılı TTK ve çeşitli Vergi Kanunları ışığı altında incelenerek, birleşme ve bölünme işlemlerinin esas ve usulleri üzerinde durulmuş, hukuki ve vergisel sonuçlarına yer verilmiştir. Bölüm içerisinde konulara ilişkin analiz ve yorumlar yine bölüm içerisinde Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen özelgeler ile desteklenerek sunulmuştur. Anahtar Kelimeler : Birleşme, bölünme, Türk Ticaret Kanunu, Vergi Kanunları, yeniden yapılanma
İşletmelerde kurumsal mühendislik metodolojisinin uygulanması ve bu uygulamaya yönelik bir hizmet endüstrisi modeli tasarımı
Gelişen teknoloji, uluslararası pazarlardaki şuurların kalkmasına ve müşteri beklentilerinde değişikliğe neden olmuştur. Böylece klasik şirketlerdeki amaç, yöntem ve temel organizasyon ilkelerinin güncelliği kaybolmuştur. Şirketlerin verimlilikleri, kaynaklarını etkin bir şekilde kullanmaları, kaliteli mal üretmeleri ve müşteri beklentilerini gerçekleştirebilmesiyle ölçülmeye başlanmıştır. Bu değerleri en üst seviyeye getirmek için kullanılan metodolojilerden biri de kurumsal mühendisliktir. Kurumsal mühendislik, bir işletmenin her biriminin mühendislik ve analiz metot ve gereçleri çerçevesinde çalışılmak koşuluyla, daha verimli ve daha gelişmiş bir hale getirilmesi için yapılan çalışmalardır. Bu çalışmaların aşamaları ise stratejik planlama, proses geliştirme ve performans ölçümünden oluşmaktadır. Bu aşamaların hepsinin amacı ise kullanılan bilgiyi analiz etmek, yeniden düzenlemek ve bilgiyi kullamlabilir bir yapıya getirmektir. Bu çalışmanın giriş bölümünde kurumsal mühendisliğin tanımı, amacı, ve süreçlerinden bahsedilmiştir, ikinci bölümde, organizasyon yönetimine ait literatür incelemesi yapılmış, bilimsel yönetim öncesi ve bilimsel yönetim dönemindeki organizasyon yapılan incelenmiştir. Üçüncü bölümde organizasyonel değişim yönetimi kavramından bahsedilmiş, değişime olan ihtiyacın neden kaynaklandığmdan, organizasyonel değişim süreci, organizasyonel değişimin uygulanması ve organizasyonel değişimde karşılaşılan problemlerden bahsedilmiştir. Dördüncü bölümde kurumsal mühendislik yaklaşımı incelenmiştir. Kurumsal mühendislik disiplini, kurumsal mühendislik metodolojisinin adımlan, kurumsal mühendisliğin avantaj ve dezavantajlarından bahsedilmiştir. Beşinci bölümde, kurumsal mühendislikte yeniden yapılanmanın nasıl olması gerektiği incelenmiştir. Altıncı bölümde, EGS Holding' de yeniden yapılanma sonrası uygulanmakta olan sistemin, kurumsal mühendislikle olan benzerlikleri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler : Kurumsal Mühendislik, Organizasyonel Değişim Yönetimi, Yemden Yapılanma, Kurumsal Mühendislik Metodolojisi vı
Güvenlik sektörü reformu kapsamında Afganistan Polis Teşkilatının yeniden inşası
Bu çalışmanın temel amacı, Devlet İnşası ve Güvenlik Sektörü Reformu kapsamında Afganistan Ulusal Polisinin (ANP) yeniden inşa sürecinde izlenen politikaları incelemektir. Bu analiz, inşa sürecindeki başarısızlığa eleştirel bir bakışa sahiptir. Afganistan Orta Asya'nın stratejik olarak önemli bir devletidir. Bu nedenle konum olarak önemli bir noktadadır. Konumu sebebiyle bugüne kadar egemen güçlerin müdahalelerine ve işgallerine maruz kalmıştır. Bu işgaller ve müdahaleler neticesinde devlet yapılanması zarar görmüş istikrarlı bir devlet varlığı gerçekleşmemiştir. 2001 yılında Taliban'ın 11 Eylül saldırılarını üstlenmesinin ardından gerçekleşen ABD ve koalisyon güçlerinin müdahalesi ile Taliban Rejimi'ne darbe vurulmuştur. Taliban'ın sonrasında devletin yeniden inşası için ABD baş aktör olmak üzere pek çok devletin katkılarıyla çeşitli toplantılar düzenlenmiştir. Bu toplantılar neticesinde alınan kararlar ile devletin inşasında pek çok ülke destek verme taahhüdünde bulunmuştur. Öncelikle geçiş hükümeti kurulmuş ve Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Akabinde meclis seçimleri yapılmış demokratik hak ve özgürlükler konuşulmaya, tartışılmaya başlanmıştır. Tüm bu gelişmeler ile birlikte devletin de tüm kurum ve kuruluşlarıyla yeniden inşası süreci başlatılmıştır. Diğer tüm eksikliklerin giderilmesi adına ülkede karışıklığın son bulması elzemdir. Bu amaçla güvenlik sektörünün reform çalışmalarıyla güçlendirilmesi öncelikle hedef olarak görülmektedir. Bu süreçte güvenlik, sağlık, eğitim ve idari ve siyasi yapılanmalar da başlatılmıştır. Bu çalışmada, Afganistan devletinin yeniden inşası süreci ve bu süreçte Afganistan Polis Teşkilatının yeniden yapılanması sürecindeki başarısızlığın nedenleri incelenmektedir.
İşletmelerin yönetim sistemlerinde yeniden yapılanma modelindeki temel yaklaşımlar ve Türkiye'deki uygulanma koşullarına yönelik bir model tasarımı
Gelişen teknoloji, uluslararası pazarlardaki şuurların kalkmasına ve eskisine göre çok daha fazla seçeneğe sahip olan müşteri beklentilerinde değişikliğe neden olmuştur. Böylece, klasik işletmelerdeki amaç, yöntem ve temel organizasyon ilkelerinin güncelliği kaybolmuştur. İşletmeler, rekabet gücünü arttırarak hayatta kalabilmek, daha fazla kar etmek, sürekli gelişme temposunu sağlayabilmek ve hızla değişen dünya şartlarına ayak uydurabilmek için işletmenin kendisini tüm yönleriyle yemlemesi gerekmektedir.İşletmeler rekabet yeteneklerini geliştirmeleri, elemanlarının daha fazla çalışmalarım sağlamakla değil, daha farklı bir şekilde çalışmayı öğrenmeleriyle mümkün olacaktır. Bu da, işletmelerin ve elemanlarının, bu zamana kadar başarılı olmalarını sağlayan geleneksel yaklaşımları terk edip, alışılagelmiş operasyonel ve organizasyonel prensiplerini tamamen yenilemeleri ile mümkün olacaktır. İşletmelerin bunları yapabilmesi için, değişen dünya koşullarında işleri kısa, orta ve uzun vadede izleyebilmesi, geleceğe yönelik tahminlerde bulunabilmesi, yani bir vizyon belirlemesi, belirlenen bu vizyona göre yeni geliştirme stratejilerini tayin ederek fonksiyonel organizasyonu ve işletmeyi yeniden düzenleyebilmesini gerektirmektedir. Bu çalışmanın giriş bölümünde, yönetim ve yönetim sistemleri hakkında genel bilgiler verilmiştir ve yönetim sisteminin tarihsel gelişimi verilmiştir. İkinci bölümde, yönetim sisteminde yeniden yapılanma kavramı ayrıntılı olarak açıklanmış ve yeniden yapılanmanın uygulanma afimlan belirtilmiştir Üçüncü bölümde, yönetim sistemlerinde değişim yönetimi konusu ele alınmıştır, yönetim ve organizasyonda değiştirme ile ilgili kavramlar açıklanmıştır. Dördüncü bölümde, organizasyonlarda değişim ve yönetimi konusu incelenmiş ve değişimin oprganizasyon üzerine olan etkileri incelenmiştir. Beşinci bölümde ise, uygulamaya yönelik bir model tasarımı yapılmış ve bu model tasarımı ile hizmet sektöründe yer alan bir işletmenin yönetim sistemi yeniden tasarlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Yeniden yapılanma, organizasyonel değişim, süreç, müşteri odaklılık
Türkiye'deki iç güvenlik yapılanmasında değişim ihtiyacı ve güvenlik yöneticilerinin değişime yönelik tutum ve davranışları üzerine bir araştırma
Değişim olgusu örgütlerin varlıklarını devam ettirebilmeleri için vazgeçilmez bir süreçtir. Ancak bu sürecin örgütlerin çoğunluğu için başarılı olarak atlatıldığı söylenemez. Tersine, örgütlerin neredeyse yarısından fazlasının bu süreçte sınıfta kaldığı araştırmacılar tarafından ortaya konulmuş bulunmaktadır. Değişim yönetimi literatürü, örgütlerin değişim sürecini başarılı bir biçimde yürütebilmeleri için dikkat edilmesi gereken konularla doludur. Bu yönüyle de değişim yöneticilerine etkili, hızlı ve başarılı örgütsel değişimler konusunda rehberlik etmektedir.Ancak bu çalışmaların içerisinde kamusal örgütlere odaklananların sayısı fazla değildir. Literatürde, değişim yönetimi yaklaşımlarının, kamusal örgütlerden olan `İç Güvenlik Örgütleri' bağlamında çalışılmış bir araştırmaya rastlamak ise oldukça zordur. Bu araştırmada değişim yönetimi yaklaşımları, kamusal örgütler içinde yer alan ?İç Güvenlik Örgütleri? bağlamında çalışılarak, hem literatürdeki bir boşluğun doldurulması ve hem de bu örgütlerce girişilecek örgütsel değişimlerde izlenecek yollara ve uygulanacak yöntemlere ışık tutulması amaçlanmıştır.Bu amaçla, Türkiye'nin iç güvenlik yapılanması alanında 2010 yılında gerçekleştirilen ?Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı?nın kurulması şeklindeki örgütsel değişim girişimine, değişim yönetimi açısından projektör tutulmaktadır. Böylelikle, ?Türkiye'nin iç güvenlik yapılanmasında girişilecek örgütsel değişimlerde başarı için, ne tür bir değişim yönetimi?? sorusunun yanıtı aranmaktadır.Anahtar Kelimeler: Değişim, Değişim Yönetimi, İç Güvenlik, İç Güvenlik Yönetimi, Yeniden Yapılanma
İşletmelerde finansal sıkıntı durumu ve finansal yeniden yapılandırma: Türkiye'de bir vaka çalışması
Finansal sıkıntı süreci içerisinde olan firmaların finansal yeniden yapılandırma çalışmaları ile ilgili kamuya yapılan bildirimlerin firmaların değerine etkisi üzerine birçok araştırma yapılmıştır. İşletmelerin finansal yeniden yapılandırma uygulamaları ile ilgili yapılan açıklamalara piyasanın aşırı bir reaksiyon gösterip gösteremediği finans literatürünün tartışmalı konularından birisini oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı, finansal sıkıntı durumunda olan bir firmanın finansal yeniden yapılandırma uygulamaları hakkında kamuya yapılan bildirimlerin hisse senedi getirileri (firma değeri) üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Çalışmada olay çalışması (event study) yönteminin kullanılması benimsenmiş ve Türkiye'de tekstil sektöründe faaliyet gösteren bir firma hakkında örnek olay incelemesi yapılması ile daha detaylı ve somut verilere dayalı bir finansal sıkıntı ve finansal yeniden yapılandırma süreci üzerine çalışılma imkanı bulunmuştur. Bildirimlerin firma değerine olan etkisini ölçmek için kümülatif aşırı getiri (Cumulative Abnormal Return-CAR) modeli kullanılmıştır. Analiz sonuçları, yapılan bildirimlere piyasanın genel olarak pozitif yönde tepki verdiği ve firma hisse senedinin pazar getirisi (İMKB 100) üzerinde bir getiri sağladığını ortaya koymaktadır.
Finansal kriz-bankacılık krizleri bağlamında krizden etkilenen bankaların yeniden yapılandırılması
Karlılık bir işletmenin varoluş sebebi olup, şirketler kar yarattıkça yaşarlar. Bankalar da kar amacı güden işletmelerdir. Dolayısıyla bankaların karlılık performansı, banka yönetiminin başarısını da ortaya koymaktadır. Bankacılık sektöründe yaşanan kriz; mali piyasalarda bir ya da birkaç bankanın iflasıyla sonuçlanan ve yaşanan bu durumun tüm sektöre yayılarak ödemeler sistemini olumsuz etkilemesiyle, hatta işleyişini durdurması nedeniyle, piyasaların işleyişinde problemlerin yaşanması şeklinde tanımlanabilir. Bu krizlerin nedenleri; en başta istikrarsız makroekonomik yapı, bankacılık sektöründe etkin denetim ve gözetim yapılamaması, yasal düzenlemelerin yetersiz olması, ödemeler sistemi gibi mali altyapı unsurlarının güvenilir olmaması ve risk yönetimi için gerekli kredi kültürünün oluşmamasıdır. Gelişmekte olan ülkelerde bankalar ve finansal kuruşlar (Sigorta şirketleri, Faktöring Şirketleri, Leasing Şirketleri vb), finansal sisteme hakim olan aracı kuruluşlardır. Finansal krizin yaşandığı bir ülkede, bankacılığın bu krizden etkilenmemesi için sistemin oldukça güçlü olması gerekmektedir. Spekülatif krizler, temel yapının zayıf ve rezervlerin yetersiz olduğu koşullarda ortaya çıkar. Bankacılık sektörünün krizi atlatmasında o ülkenin merkez bankasının önemli bir rolü vardır. Bankaların ve özelliklede bankacılık sektörünün kredibilite değeri, göstergeleri, bankaların yaşadıkları krizi yenmelerinde önemli birer rol oynamaktadır. Bankacılık sektörünü etkileyen finansal krizler, bankaların etkinlik ve verimlilikten uzak çalışmasına yol açmakla kalmaz, kurumsal yapıda da bozulmalara neden olur. Bankacılık krizlerinin yayılma etkisinin, diğer sektörleri etkilemesi sonucunda, sorun makroekonomik istikrarı etkileyecek hale gelebilir. Bu bağlamda krizin maliyeti, bankacılık sektörünün iyileştirilmesinin bütçeye yükü ve onun ulusal gelirdeki payı ile sınırlı kalmayıp, reel anlamda daha büyük boyutlara ulaşabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, öncelikle finansal krizlerin temel nedenleri, teorileri ve bankacılık sektöründeki bozulmalardır. Bu bozulmaların ülke ekonomisine olan olumsuz etkileri ile birlikte bozulan veya iflas eden bankaların yeniden yapılandırılmasıdır. Anahtar Kelimeler: Finansal kriz, bankacılık krizleri, yeniden yapılandırma
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelik, temsiliyet ve veto hakkı tartışmaları çerçevesinde reform ihtiyacı
Devletler arasındaki işbirliği gereksiniminin kaçınılmaz hale gelmeye başlamasından bu yana, uluslararası örgütler uluslararası ilişkilerin en önemli aktörlerinden biridir. Her ne kadar devletlerin çıkarları uluslararası ilişkilerde belirleyici konumda olmaya devam etse de, ister bu çıkarlar için bir mekanizma görevi üstlensin isterse doğrudan bu çıkarları etkileyen bir faktör olsun, uluslararası örgütler sistemin vazgeçilmez parçalarıdır. En kapsamlı uluslararası örgüt olan Birleşmiş Milletler, iki savaş arası dönemde Milletler Cemiyetinin başarısız olması sonucu çok daha etkili bir örgütün kurulması fikri ile ortaya çıkmıştır. Birleşmiş Milletler de, Milletler Cemiyet gibi savaşı kazanan devletler tarafından oluşturulan bir örgüt olma özelliğine sahiptir. Bundan dolayıdır ki, hakim devletler Birleşmiş Milletler bünyesinde önemli konumlar elde etmişlerdir. Özellikle Güvenlik Konseyi'nde daimi üyelik ve veto hakkı gibi ayrıcalıklar, örgüte egemen olma noktasında hakim devletlere büyük bir avantaj sağlamaktadır. Tartışma konusu oluşturan bu unsurlar, dönemin şartları göz önünde bulundurulduğunda anlaşılabilirdir. Fakat aradan geçen 70 yılın ardından dünya düzeni değiştiği gibi Birleşmiş Milletlerin yapısı da değişim göstermektedir.Bu bağlamda tez çalışması; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin reform gereksiniminden hareketle, reforma yönelik talep ve önerileri, reforma yönelik olumlu ve olumsuz tepkilerle ilişkilendirmek ve ortaya bir sonuç koymak amacıyla gerçekleştirilmiştir.
E-devlet kapsamında KOSGEB destek uygulamalarının memnuniyeti üzerine bir araştırma
KOSGEB desteklerine, 2018 Şubat ayından itibaren e-Devlet üzerinden başvuru yapılmaya başlanmıştır. KOSGEB desteklerine e-Devlet üzerinden başvuru yapılmasının kurum çalışanlarının memnuniyeti üzerindeki etkisi, bu çalışmada incelenmiştir. Bu bağlamda, öncelikle e-Devlet kavramına ilişkin temel tanımlara kavramlara değinilmiş, e-Devlete ilişkin bilimsel literatürde yer alan bilgiler aktarılmaya çalışılarak, internet kullanımının ve e-Devletin tarihsel süreç içerisindeki gelişmeleri irdelenmeye çalışılmıştır. Çalışmada, e-Devlet kavramının tarihsel süreç içerisinde gelişimi incelenirken ülkemizdeki e-Devletin gelişim sürecindeki bulgulara da yer verilmiştir. e-Devlet portalı incelenerek, vatandaşlar için e-Devlete başvuru sürecinin sistem içerisinde nasıl yürütüldüğü ortaya konmuştur. Portalın işleyişine ilişkin sürece yönelik bilgiler e-Devlet sitesinden alınan ekran görüntüleri ile zenginleştirilmiştir. e-Devlet sürecinde karşılaştırma yapılabilmesi amacıyla Avusturya ve İsviçre'deki e-Devlet sistemi ilgili ülkelerin hükümet internet siteleri kanalıyla incelenmiş ve ülkemiz e-Devlet sistemine incelenen ülkeler doğrultusunda öneriler getirilmiştir. Akabinde, KOSGEB kurumuna ilişkin genel manada bilgilendirme yapılarak, kurumun e-Devlet sürecine geçişine ilişkin bulgulara değinilmiştir. Vatandaşların, e-Devlet sistemine başvuru yapmasına ilişkin sürecin tam manasıyla anlaşılabilmesi için ekran görüntülerine yer verilmiştir. KOSGEB kurumunda çalışan ve destek sürecinde görev alan KOBİ Uzmanı, KOBİ Uzman Yardımcısı ve Müdür pozisyonundaki kişilerle anket çalışması yürütülmüş ve çalışanların KOSGEB desteklerine e-Devlet üzerinden başvurulmasına ilişkin memnuniyet değerlendirilmesi ortaya konmuştur. Sonuç tartışma ve öneriler kısmında çalışmaya ilişkin genel bir değerlendirme yapılarak Türkiye'deki e-Devlet sistemine ve çalışanlardan gelen geri bildirimlere göre KOSGEB e-Devlet süreçlerinin yürütülmesine ilişkin öneriler getirilmiştir.
6360 sayılı yasa sonrasında büyükşehir belediyelerinin yeniden yapılandırılması: Manisa Büyükşehir Belediyesi üzerine bir inceleme
Yerel yönetimlerin tarihi dünya genelinde çok eskilere dayansa da, Türk idare kültürüne girmesi Osmanlı Devleti'nin son zamanlarına ve Tanzimat dönemine denk gelmiştir. Ancak konu 1980'li yıllarda ayrı bir boyut kazanmıştır. Küreselleşme olgusunun etkisiyle başta kamu yönetimi, kentler ve yerel yönetimler olmak üzere, yerleşik tüm kavram ve kurumların değişim süreci başlamıştır. Bu değişim süreci ülkemizde hızlı kentleşmeye bağlı olarak şekillenmiştir. Kentsel alanlarda artan nüfus yığılmaları, hizmet taleplerinin karşılanmasında gecikmeler ve yetersizliklere neden olmuştur. Bu da metropoliten kentsel alanlara dair yeni arayışları gündeme getirmiştir. Bu arayışlar 1984 yılında çıkarılan 3030 sayılı Büyükşehir Belediye Yasası ile somutlaşmıştır. 3030 sayılı Kanun, yasal dayanağını 1982 Anayasasının 127. maddesinden almıştır. Çünkü bu maddede büyük yerleşim yerleri için özel yönetim biçimleri getirilebileceğini ifade edilmiştir. Küreselleşmenin beraberinde getirdiği yeni kavram ve ilkelerle kamu yönetimi anlayışındaki dönüşüm, büyükşehir belediyelerinin yönetim anlayışında da birtakım değişiklikler gerektirmiştir. 3030 sayılı Kanun ile başlatılan, 5216 sayılı Kanun ile geliştirilen büyükşehir belediye sistemi, 2012 yılında kabul edilen ve 30 Mart 2014 yerel seçimleri sonrası uygulamaya konulan 6360 sayılı Kanun ile yeni bir döneme girmiştir. Bu kanun büyükşehir belediye sistemine yönelik yapısal ve işlevsel önemli değişiklikler getirmiştir. İdari-mali açıdan ve hizmetlerin sunumu bakımından farklılıklar oluşmuştur.Buradan hareketle bu çalışmada öncelikle Türkiye'de yerel yönetimlerin tarihsel süreç içerisinde gelişim ve değişimi incelenmektedir. Sonrasında 6360 sayılı Kanun özeline inilerek bu kanunla birlikte büyükşehir belediyesi statüsüne kavuşmuş olan Manisa hakkında genel bilgiler verilmekte, kentte belediyeciliğin tarihi gelişim süreci ve kentin büyükşehir olma süreci ele alınmaktadır. Söz konusu değişikliklerin Manisa ilini hangi boyutlarda ve nasıl etkilediği ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Bu kapsamda hazırlanan çalışmada, nitel araştırma tekniklerinden mülakat yönteminden faydalanılarak yerel yönetim birimi yetkilileri ile kapsamlı görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda 6360 sayılı Kanun'un Manisa Büyükşehir Belediyesi'ne etkileri çeşitli başlıklar çerçevesinde ele alınmıştır.
Yeni kamu yönetimi yaklaşımının sosyal hizmetlerin yeniden yapılandırılmasına etkisi: Manisa örneği
Amaç: Bu çalışmada yeni kamu yönetimi yaklaşımının sosyal hizmetleri yeniden yapılandırma sürecinde etkisini anlamak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, Manisa'da toplamda dokuz kamu kurumunda görev yapan yönetici ve personelden oluşan 21 kişi ile gerçekleştirilmiş nitel bir çalışmadır. Araştırmada katılımcılardan yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla veri toplanmıştır. Bu kapsamda katılımcıların sosyo-demografik bilgilerinin elde edilmesinin yanı sıra, yeni kamu yönetimi yaklaşımı ve bu yaklaşım çerçevesinde yapılan reformlar, sosyal sorunlar ve toplumsal cinsiyet konularındaki görüşlerinin alınması ve yeni kamu yönetimi ilkeleri ile yasal düzenlemelerin kurumları ve hizmet sunumlarını nasıl etkilediğinin tespiti yapılması amacıyla açık uçlu sorular sorulmuştur. Araştırmanın verileri 2019 yılı Temmuz-Ağustos aylarında derinlemesine görüşme yöntemi ile elde edilmiştir. Elde edilen veriler içerik analizi ve tematik analiz ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırma kapsamında katılımcılar yeni yönetim anlayışı çerçevesinde yapılan reformlar hakkında bilgi sahibi olmakla birlikte görev yaptıkları kurumlarda bu anlayış çerçevesinde gelişen kurumsal yenilikleri uyguladıkları fakat yönetişim anlayışının yetersiz olduğu tespit edilmiştir. Yeni kamu yönetimi yaklaşımıyla birlikte hizmetlere erişimin kolaylaştığı, etkili, verimli ve vatandaş odaklı hizmet sunumunun gerçekleştiği belirtilmektedir. Bununla birlikte katılımcılar toplumsal cinsiyete ilişkin geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri doğrultusunda görüşe sahiptir. Sonuçlar: Yeni kamu yönetimi yaklaşımının Manisa genelinde henüz yeni görülmeye başlandığı, bu doğrultuda kurumlarda birtakım yeniliklerin ortaya çıktığı, etkin ve verimli hizmet sunmaya çalışıldığı, vatandaş odaklı hizmet anlayışının geliştiği görülmektedir. Fakat Manisa'da yönetişim ve kent yönetimi anlayışı, cinsiyet eşitliği kültürü ile yerelleşmenin başarısız olduğu görülmektedir.
Kamu hizmetlerinin alternatif sunumunda devlet rolünün değişmesi ve yeni arayışlar
ÖZET Devlet insanların birarada yaşama ihtiyacın sonucu ortaya çıkmıştır, insanlar, toplumsal ihtiyaçların giderilmesi için bir organizatöre ihtiyaç duydular. Devlet adını verdikleri bu organizatör, yetki ve sorumlulukları, bizzat halk tarafından belirlenen alanda hizmet üretecekti. Halk dilerse bu hizmet alanını genişletebilir isterse daraltabilirdi. Başlangıçtaki görevleri koruma ve güvenlik olarak belirlenen devlet, sonraları, ekonomik, sosyal ve siyasi sebeplerle bu alanı genişletmiştir. özellikle bu yüzyılın ikinci yarısında hız kazanan, büyüme niçin engellenemiyor? Devlet neden küçülemiyor? ya da nasıl küçültülebilir? Peki devlet mutlaka küçültülmeli midir? Bu sorular, ve devletin nasıl sarsıntısız küçültülebileceği, en azından, devletin temel görevlerini yok etmeden bu işin nasıl başarılabileceği, maliyecilerin sürekli cevap aradığı problemler olmuştur. Günümüzde, Liberalist görüş çerçevesinde devletin milli ekonomi içerisindeki rolünü ve sınırlarını belirlemeye yönelik araştırmalar yoğunluk kazanmıştır. Bu yaklaşımlar çerçevesinde, devletin ancak; devleti yönetenlerin sahip oldukları güç ve yetkilerin, (harcama, vergileme, borçlanma ve para basma gibi) anayasal kurallarla sınırlandırılması halinde küçülebileceği savunulmaktadır. Bunun için de, anayasada "kamusal mal ve hizmetlerin" ne.olduğu ve devletin faaliyet alanının genel çerçevesi kanunla belirtilmelidir. Bununla birlikte devlet her türlü üretim işinden elini çekmeli ve bir hakem rolünü oynamalıdır. Yeni yaklaşımların, devlete belirlediği alan, devletin asgari varlık sebebi olan ve onlar olmasa, devlete ihtiyaç kalmayacağı düşünülen; adalet, savunma, asayiş ve diplomasi çerçevesiyle sınırlandırılmıştır. Bunun yanında devletin, bir kısım yarı kamusal hizmet alanlarında da varolabileceği tartışılmaktadır. Özel sektörün yetersiz kaldığı düşünülen refah harcamaları alanı da, kimilerince "üçüncü sektör", kimilerince de gönüllü organizasyonlar (kar amaçsız kuruluşlar) olarak adlandırılan kuruluşlar tarafından yerine getirilebilecektir. Nitekim günümüzde, özellikle vakıf adı altında örgütlenen bu kesimin, kamuya yararlı pek çok hizmete (okul, hastahane, yurt gibi) imza attıkları bilinmektedir.Bu gün devletin, küçültülmesi ve kamuya sunulan refahın azaltılmaksızın, özel kesime devri için bir yönteme inanıyoruz. Bu da, refah harcamaları ve sosyal yardım hizmetleriyle eğitim ve sağlık gibi alanların gönüllü kuruluşlara bırakılması önerisidir. Bu uygulama siyaset tarihinde refah devleti uygulamasından çok önce başlamıştır. Gerçekten de insanların sosyal hizmet ve yardımlar için dini motiflerin etkisiyle harekete geçmeleri tarihin çok eski dönemlerinden beri varolagelmiştir. örneğin, Türk-İslam aleminde, bu uygulamanın karşılığı olan vakıf kurumunun tarihi, dört bin yıllık geleneğe dayanmaktadır. Sonuç olarak, Kamu hizmetlerinin üretiminde, devlet, bizzat kendisinin varlık sebebi olan; milli sınırların korunması, yurt içi asayişin sağlanması, yasama ve yargı görevlerinin dışında, hiçbir alana girmemeli ve bunların dışında kalan özel ve yarı kamusal nitelikli hizmetler de tamamen, kar amaçlı özel sektör ve kar amaçsız gönüllü organizasyonlar arasında dağıtılmalıdır.
1999 depremleri sonrası Düzce ilinin yeniden yapılanma süreçlerinin incelenmesi
Depremler; aniden ortaya çıkmaları, durdurulamamaları, geniş alanları etkileyerek insanlara ve çevrelerine büyük maddi-manevi zararlar vermeleri gibi etkenlerden dolayı afetler içerisinde etki bakımından ilk sıralarda yer almaktadırlar. Depremlerin toplumlar ve bireylerler üzerinde yol açtığı çok yönlü zararların azaltılabilmesinde deprem öncesi ve sonrası planlama, tasarım ve uygulama çalışmaları çok önemli bir yer tutmaktadır. Bu tür çalışmalarla geçmiş depremlerden elde edilen deneyimler kullanılmakta, depreme uğramış bölgeler incelenmekte ve analiz edilerek değerlendirilmektedir. Bu değerlendirmeler sonucunda çıkarılan dersler olası deprem zararlarının azaltılmasında kullanılabilmektedir.Bu araştırmanın amacı 1999 depremlerinin etkisinde kalan Düzce ilinin yeniden yapılanmasının bir alan çalışması yöntemiyle incelenmesi ve analiz edilmesidir. Böylece geçmiş deneyimlere ilişkin verilere ulaşılarak olası depremlerde kullanılabilecek yeniden yapılanma adımlarının daha sağlıklı ve hızlı atılması sağlanması hedeflenmektedir. Bu sayede deprem zararları da azaltılabilecektir.Bu alan çalışmasında deprem sonrası yeniden yapılanma fiziksel evreleri içinde ele alınarak depremin insanların yaşadıkları çevreye ait etkilerinin belirlenmesi ve zamanla oluşan yeni çevreyi nasıl algıladıkları değerlendirilmektir. Ayrıca deprem sonrası yeniden yapılanmanın Türkiye-Düzce alan çalışmasında fiziksel ve mekansal dönüşüm bağlamında incelenmiştir. Bu amaçla uygulanan anketler ile elde edilmiş niceliksel ve niteliksel veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir.Alan çalışmasının evrenini Düzce kent merkezinde en çok zarar gören beş mahalle ile sınırlı bir alan oluşturmaktadır. Çalışma, deprem sonrası yıkılan veya hasar gören çevresinden yeni bir çevreye taşınarak yer değiştirmek zorunda kalan veya eski çevresinde yaşamaya devam ederek yer değiştirmeyen iki yüz doksan dört kişilik bir grup üzerinde gerçekleştirilmiştir.Çalışma sonucu depreme uğrayan toplumların fiziksel çevre koşullarına uygun deprem sonrası yeniden yapılanma için bir değerlendirme yaklaşımı getirilmiştir. Bu yaklaşım planlayıcılar, uygulayıcılar ve tasarımcılar için deprem sonrası tasarlanacak ve inşa edilecek çevrelerin mekânsal dinamiklerinin anlaşılabilmesine olanak tanıyacaktır.Çalışma sonucu elde edilen verilerin analizi deprem sonrası tamamen yer değiştirmenin halen süren olumsuz etkilerini göstermektedir. Bu nedenle yeni çözüm önerileri olarak Aynı yerde veya Eski yerleşime yakın yerde yeniden yapılanma yaklaşımları getirilmiştir. Ayrıca bu yaklaşımların olası alt biçimleride değerlendirilmiştir.
2000 Kasım ve 2001 Şubat finansal krizleri sonrasında Türk bankacılık sektörünün yeniden yapılandırma süreci ve sonuçları: 2001-2011
Ülkemizde 2001 yılında yaşanan finansal kriz Türk ekonomisinin ve bankacılık sektörünün kırılgan, sağlıksız yapısını gözler önüne sermiş, başta finans sektörü olmak üzere ülke ekonomisinde derin yaralar açmıştır. Krizin oluşumunda baş rolu üstlenen bankacılık sektörünün krizlerden almış olduğu hasarın onarılması, rekabet gücü yükseltilmesi, yasal ve kurumsal tabanının sağlamlaştırılması, iç ve dış şoklara dayanıklı bir yapıya kavuşturulması amacıyla 2001 Mayıs ayında Bankacılık Sektörü Yeniden Yapılandırma Programı yürürlüğe sokulmuştur. Geçen 10 yıl boyunca bankacılık sektöründe büyük bir gelişim süreci yaşanmıştır.Çalışmamızda, Türkiye'nin 2000 Kasım ve 2001 Şubat aylarında yaşamış olduğu finansal krizler sonrası BDDK tarafından açıklanmış olan Bankacılık Sektörü Yeniden Yapılandırma Programı esas alınarak oluşturan ?Kamu Bankalarının Yeniden Yapılandırılması?, ?TMSF Bünyesindeki Bankaların Çözümlenmesi?, ?Özel Bankaların Sağlıklı Bir Yapıya Kavuşturulması? ve ?Kurumsal/Yapısal Düzenlemeler? süreçleri ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Söz konusu süreçler içerisinde alınan önlemlerin, banka satış ve devirlerinin, bankacılık sektörünün güçlendirilmesi için yapılandırılan hususların, yasal ve kurumsal düzenlemelerin sonuçları üzerinde durulmuştur. Yeniden yapılandırma çalışmalarının başlangıcı ardından geçen 10 yıllık süreç; karlılık, bilanço yapısı, likidite ve sermaye yeterliliği göstergelerinin yıllar itibariyle değişimlerinden yararlanılarak değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler:1.Finansal Kriz,2.Yeniden Yapılandırma,3.Bankacılık
Türkiye'de kamu ağız ve diş sağlığı hizmetlerinin yeniden yapılandırılması: Sorunlar ve öneriler
Ağız ve diş sağlığı genel sağlığın ayrılmaz bir parçası ve bir ülkenin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyinin bir göstergesidir. Türkiye?nin ağız ve diş sağlığı düzeyi ise gelişmiş ülkelerin oldukça gerisindedir. Son on yılda kamu ağız ve diş sağlığı hizmetlerinde önemli gelişmeler olmasına rağmen, ağız ve diş sağlığı sorunlarını çözecek ve halkın ağız ve diş sağlığı düzeyini yükseltecek sistemli ve kapsamlı bir yeniden yapılanma çalışması ortaya konulamamıştır. Türkiye?de kamu ağız ve diş sağlığı hizmetlerinde yeniden yapılanma konusunu ele alan bu çalışmada; bir yandan ağız ve diş sağlığı sisteminin mevcut yapısı ve sistemde yaşanan sorunlar analiz edilirken diğer yandan dünyada çeşitli ülkelerde uygulanan kamu ağız ve diş sağlığı sistemleri ve reform stratejileri incelenmiştir. Ankete dayalı saha araştırmasında ise Türkiye?de İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması(İBBS)?na göre 12 bölgede kamu ağız ve diş sağlığı merkezlerinde çalışan 560 diş hekimi ve 84 yönetici ile 52 Türk Diş Hekimleri Birliği genel merkez ve oda yöneticisinin Türkiye?deki ağız ve diş sağlığı hizmetlerinde yaşanan sorunlarla ilgili görüşlerine ve yeniden yapılanma ile ilgili önerilerine yer verilmiştir. Araştırmanın sonucunda, Türkiye?de ağız ve diş sağlığı hizmetleri için sağlık sistemi ile entegre, toplum temelli, kanıta dayalı, halk sağlığı yaklaşımını esas alan, koruyucu hizmet sunumunu önceleyen yeni bir organizasyon modeİi önerilmiştir. Türkiye?de ağız ve diş sağlığı hizmetlerinin yeniden yapılandırılması için daha çok sayıda araştırmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler 1. Ağız-Diş Sağlığı 2. Yeniden Yapılandırma 3. Ağız-Diş sağlığı Bakımı 4. Kamu Ağız-Diş Sağlığı Hizmetleri 5. Ağız-Diş Sağlığı Reformu
İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Cumhuriyet dönemi kamu yönetiminin yapılanmasına etkileri
İttihat ve Terakki hareketinin arkasında "Yeni Osmanlılar" hareketi bulunmaktadır. Yeni Osmanlılar ya da Batı'daki adlandırmasıyla Jön Türk düşüncesi, anayasacılığın yanında, yerli burjuvazinin önünü açacak kontrolü bir iktisadi liberalizm ve bir "Osmanlı vatanı" fikrini esas alır. Cumhuriyetin başındaki düşünce yapısı, özellikle Osmanlı Devletinden, Türkiye Cumhuriyeti'ne gelişimlerle aktarılan, Batılı devletleri örnek alan Batılılaşma/Modernleşme sürecinde şekillenmeye başlamıştır. Genç aydın muhalefeti hareketi olarak ortaya çıkan İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1908 sonrasında tedricen siyasal iktidarı üstlenmiş, Cumhuriyet kamu yönetimine aktardığı politikaları ve fikriyatı ile birçok devlet mekanizmasının dönüşümüne kaynaklık etmiştir.
Basel II sürecinde kamu bankalarında iç denetimin yeniden yapılandırılması: İller Bankası örneği
Son yıllarda globalleşmeyle birlikte artan riskler, finansal sistemdeki hassasiyeti ve kırılganlığı artırarak finansal krizlerin çok sık yaşanmasına sebep olmuştur.Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde, karmaşık finansal araçlar, bilgi teknolojisindeki hızlı gelişim, serbest sermaye dolaşımı ve düzenlemelerdeki yetersizlikler finansal sistemdeki kırılganlığın asıl nedenleri olmuştur. Bu olumsuzluklar krizlerin ülke sınırları içinde kalmasının mümkün olamayacağını göstermiş, finansal sistemin ve bu sistemde yer alan kurumların işleyişinin yeniden düzenlenmesini gerektirmiştir. Bu yöndeki uluslararası çabalar Türk Bankacılık Sistemi ve bu sistemin en önemli unsuru olan iç denetim fonksiyonunu önemli ölçüde etkilemiştir.İç denetim fonksiyonunun kamu bankalarında yeniden yapılandırılması süreci hakkında bilgi veren bu çalışmada: I. Bölümde; Basel II Kriterleri, II. Bölümde; Basel II kriterlerinin Türk Bankacılık Sistemi üzerine etkileri, III. Bölümde; Denetim Kavramı, İç Denetim ve İç Kontrol ve IV. Bölümde; Türk Bankacılık Sisteminde iç kontrol ve iç denetim sitemi üzerinde açıklamalar yapılırken tezin son kısmını oluşturan V. Bölümde de İller Bankasının İç Denetim Sisteminin yeniden yapılandırılması ve özellikle Teftiş Kurulunda yaşanan değişim üzerinde durulmuştur.Anahtar Sözcükler1.Basel II Süreci2.İç Denetim3.İç Denetim Sistemi4.Yeniden Yapılandırma