Adnan Menderes University
Anabilim Dalı

Göz Hastalıkları Anabilim Dalı

Adnan Menderes University

188

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Fakoemülsifikasyon cerrahisi sonrası cerrahiye bağlı astigmatizma

Amaç: Bu çalışmanın amacı iki farklı cerrah tarafından (TK ve HÇ) 2,8 mm'lik üst limbal (TK) ve üst saydam korneal (HÇ) kesilerden uygulanan fakoemülsifikasyon cerrahisi sonrası oluşan cerrahiye bağlı astigmatizmayı karşılaştırmaktır. Yöntem: Eylül 2012 - Eylül 2013 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'na başvurarak katarakt tanısı almış ve fakoemülsifikasyon ve göz içi lens implantasyon cerrahisi uygulanmış 31'i kadın ve 37'si erkek olan 65 hastanın 68 gözü çalışmamıza dahil edildi. Tüm ameliyatlar iki cerrah (TK, HÇ) tarafından uygulandı ve hastalar cerrahlara göre iki gruba ayrıldı. Grup 1'de 2,8 mm'lik üst limbal kesi, Grup 2'de 2,8 mm'lik üst saydam korneal kesi uygulandı. Gruplar arasında cerrahi yöntem olarak kesi tipi dışında fark yoktu. Tüm hastalar 1. gün, 1. hafta ve 1. ayda olağan muayenelerine ek olarak topografi ölçümleri ile değerlendirildi. Cerrahi öncesi ve sonrası astigmatizma değerleri vektör analiz yöntemi ile hesaplanarak, kesi yerinin cerrahiye bağlı astigmatizmaya etkisi karşılaştırıldı. Bulgular: Vektör analiz yöntemi ile hesaplanan ortalama cerrahiye bağlı astigmatizma değerleri ameliyat sonrası 1. gün, 1. hafta ve 1. ayda Grup 1'de sırasıyla 1,13±0,67 D, 0,89±0,47 D, 0,77±0,37 D iken Grup 2'de 1,42±0,62 D, 1,15±0,54 D, 0,94±0,47 D olarak saptandı. Vektör analiz yöntemine göre Grup 1'de ortalama cerrahiye bağlı astigmatizma, Grup 2'den daha az olmakla birlikte bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Sonuç: Fakemülsifikasyon ve GİL implantasyonu cerrahisinde 2,8 mm'lik üst limbal ve üst saydam korneal kesilerle meydana gelen cerrahiye bağlı astigmatizma miktarları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı olmasa da; üst limbal kesi grubunda ameliyat sonrası 1. gün, 1. hafta ve 1. ayda daha az astigmatizma geliştiği gözlendi. Anahtar kelimeler: Katarakt, fakoemülsifikasyon, cerrahiye bağlı astigmatizma

AstigmatizmCerrahiCerrahi-göz+3
Derya Buran Kağnıcı
Adnan Menderes University
2013
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Göz içi enjeksiyon uygulanan hastalarda gözün ön ve arka segment morfolojisinde değişiklikler

Göz İçi Enjeksiyon Uygulanan Hastalarda Gözün Ön Ve Arka Segment Morfolojisinde Değişiklikler Amaç: Tek doz intravitreal (iV) anti-VEGF enjeksiyonunun gözün ön ve arka segment morfolojisi üzerine olan etkilerini değerlendirmeyi amaçladık. Yöntem: Yaşa bağlı makula dejenerasyonu, diyabetik makula ödemi, reti¬na ven tıkanıkları ve santral seröz retino¬pati tanılarıyla İV anti-VEGF enjeksiyonu uygulanmış, 120 hastanın dosyaları retrospektif olarak incelendi. Enjeksiyon öncesi, üçüncü saat, birinci gün, birinci hafta ve birinci ay olmak üzere optik biyometri cihazı ile santral kornea kalınlığı (SKK), ön kamara derinliği (ÖKD), lens kalınlığı (LK), aksiyel uzunluk (AU), korneal K1, K2, astigmatizma (AST) değerleri ve non kontakt tonometre ile göz içi basınç (GİB) ölçümleri kaydedildi. Bulgular: Yüz yirmi hastanın 81' i erkek (% 67,5), 39' i kadın (% 32,5) , yaş ortalama 67,20 ± 10 idi. Enjeksiyon öncesine göre, birinci günde GİB' de azalma (p=0,003), üçüncü saatte K1' de bir azalma (p=0,015), üçüncü saatte ÖKD' de artış (p˂0,001), üçüncü saatte SKK' da artış (p˂0,001), birinci gün AST' da (p=0,001) artışın olduğu izlendi. AU' da birinci ayda, enjeksiyon öncesine ve üçüncü saate göre artışın (p˂0,001), K2' de birinci günde,,üçüncü saat ve birinci haftaya göre artışın (p˂0,001), LK' da üçüncü saatte, birinci hafta ve birinci aya göre azalışın (p˂0,001) olduğu izlendi. Sonuç: Tek doz İV anti-VEGF enjeksiyonu sonrası SKK, ÖKD, LK, AU, K1, K2, AST ve GİB' de değişiklikler saptandı. Daha uzun süreli ve prospektif izlem çalışmaları literatüre ek katkılar sağlayabilir. Anahtar kelimeler: İntravitreal enjeksiyon, Anti-VEGF, Santral korneal kalınlık, Ön kamara derinliği, Göz içi basıncı, Aksiyel uzunluk

EnjeksiyonlarGözGöz hastalıkları+6
Mehmet Özbağçıvan
Adnan Menderes University
2015
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Korneal neovaskülarizasyonda interferon alfa 2b'nin etkisi

Amaç: Bu çalışmadaki amacımız, korneal neovaskülarizasyonda (KNV) interferon-alfa 2b'nin anti-vasküler endotelyal büyüme faktörü (anti-VEGF) etkisinin olup olmadığını, eş zamanlı polimeraz zincir reksiyonu (PCR) ve immünohistokimyasal boyama yöntemleriyle araştırmaktır.Yöntem: Otuz adet Wistar-Albino cinsi erkek sıçan randomize olarak onarlı üç gruba ayrılmış ve her bir sıçanın iki korneası da kullanılmıştır. Bütün gruplarda KNV gümüş nitrat çubuklar ile oluşturulmuştur. Her iki göze gümüş nitrat uygulanımı sonrası iki hafta süreyle günde iki damla olacak şekilde birinci gruba 1 milyon İÜ/ mL ve ikinci gruba 3 milyon İÜ/ mL dozunda interferon-alfa 2b; kontrol grubuna ise izotonik salin topikal olarak uygulanmıştır. Çalışma sonunda sıçanlar eterli anestezi altında servikal dislokasyonla sakrifiye edilerek her iki göz korneaları çıkarılmıştır. Sağ kornealar immmünohistokimya boyamada, sol kornealar ise eş zamanlı PCR çalışmasında kullanılmıştır.Bulgular: Mitojen aktive edici protein kinaz-1 gen ekspresyon düzeyi, 1 milyon İÜ/ml ve 3 milyon İÜ/ml gruplarında kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek saptanmıştır (p=0.014, p=0.008, sırasıyla). Vasküler endotelyal büyüme faktörü reseptörü 2 gen ekspresyonu düzeyi 3 milyon İÜ/ml grubunda kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek saptanmıştır (p=0.028). Kontrol grubu ile 1 milyon İÜ/ml grubu ve 1 milyon İÜ/ml ile 3 milyon İÜ/ml grubu arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Vasküler endotelyal büyüme faktörü A gen ekspresyonu da 3 milyon İÜ/ml grubunda kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek saptanmıştır (p≤0.05). Kontrol grubu ile 1 milyon İU/ml grubu ve 1 milyon İU/ml ile 3 milyon İÜ/ml grupları arasında yine istatiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Ekstrasellüler sinyal düzenleyici kinaz gen ekspresyon düzeyinde ise gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p=0.545). İmmunhistokimyasal boyamada grupları karşılaştıracak düzeyde yeterli boyanma elde edilememiştir. Sonuç: Çalışma sonunda, normalde anti-VEGF aktivitesi bilinen interferon-alfa 2b'nin KNV'de gen ekspresyonu düzeyinde anti-VEGF etkisinin olmadığı görülmüştür. Farklı denekler ve tedavi süresi ile farklı sonuçlar elde edilebilir. Anahtar kelimeler: Korneal neovaskülarizasyon, vasküler endotelyal büyüme faktörü, interferon-alfa 2b, eş zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu, immünohistokimya.

Göz hastalıklarıKorneaKorneal hastalıklar+5
Müjdat Karabulut
Adnan Menderes University
2015
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Katarakt operasyonunun retina sinir lifi (RNFL) kalınlığına etkisinin araştırılması

Amaç: Fakoemülsifikasyon cerrahisinin RNFL üzerine etkisinin OCT ve GDx ile araştırılması. Yöntem: Nisan 2014 - Ekim 2015 tarihleri arasında, Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalına başvurarak katarakt tanısı almış ve tek cerrah tarafından (AİAÜ) yapılan, komplikasyonsuz fakoemülsifikasyon göz içi lens implantasyon cerrahisi uygulanmış 32 erkek 22 kadın toplam 54 hastanın 66 gözünün verileri çalışmada kullanıldı. Bu amaçla katarakt cerrahisi öncesi hem cerrahi geçirecek göze hemde cerrahi olmayacak göze GDx-VCC, OCT-RNFL, OCT-makula topografisi yapılmıştır ve aynı ölçümler postoperatif 6. aylık dönemde de çekilmiştir. Bulgular: Elde edilen veriler postoperatif 6. aylık dönemde GDx-VCC ölçümlerinde TSNIT verisinde kalınlığın azaldığını fakat OCT-RNFL verilerinde kalınlık artışı olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde makula kalınlığının da artmış olduğunu göstermektedir. Sonuç: Çalışmada diğer çalışmalarla korele bulgular saptanmıştır. Çalışmada olgu sayısının fazla olması, tek tip katarakt cinsi ile çalışılmaya çalışılması ,tek cerrah tarafından ameliyatların yapılması ve ameliyat olmayan göz bulgularının değişiminin de ölçülmesi güvenilirliliği artırmıştır. Diğer çalışmalardan farklı olarak GDx-VCC ölçümlerindeki RNFL kalınlığının azalmış bulunması uzun işlem süresi ve katarakt yoğunluğu nedeniyle hastaların makineye uyumunun bozulmasına bağlanmıştır. Fakemülsifikasyon ve GİL uygulamasının optik sinir başı kalınlığında ve makula RNFL kalınlığında artış sağladığı ve bunun görme artışı ve görme artışının sürdürülmesine olumlu etki yapacağı düşünülmektedir. 6 aydan daha uzun ölçüm aralıkları olan ileri çalışmalar daha net veriler elde etmemize yardımcı olacaktır. Anahtar kelimeler: Katarakt, Fakoemülsifikasyon, Tarayıcı Lazer Polarimetrisi, Optik Koherans Tomografisi, Retina, Optik Sinir

FakoemülsifikasyonGöz hastalıklarıKatarakt+5
Gökhan Evren Evliçoğlu
Adnan Menderes University
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Glokom birimimizde takipli hastaların korneal biyomekanik özelliklerinin oküler cevap analizörü cihazı ile karşılaştırılması

Amaç: Glokom hastalarının (primer açık açılı glokom, normal tansiyonlu glokom ve psödoeksfoliasyon glokomu) Oküler Cevap Analizörü ile elde edilen korneanın biyomekanik özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Primer açık açılı glokom, normal tansiyonlu glokom ve psödoeksfoliasyon glokomu tanısı ile takip edilen 114 hasta ve polikliniğe başvuran 45 sağlıklı gönüllü (kontrol grubu), toplam 159 olgu çalışmaya alındı. Çalışmaya olguların sağ gözleri dahil edildi. Oküler Cevap Analizörü cihazı ile olguların korneaya göre düzeltilmiş göz içi basıncı, Goldmann'a göre düzeltilmiş göz içi basıncı, kornea histerezisi ve kornea direnç faktörü ölçüldü. Bulgular: Olguların yaş ortalaması primer açık açılı glokom, normal tansiyonlu glokom ve psödoeksfoliasyon glokomu ve kontrol gruplarında sırasıyla 64,84 66,86 68,40 ve 67,93 idi (p=0,272). Korneaya göre düzeltilmiş göz içi basıncı değerleri, primer açık açılı glokom ve psödoeksfoliasyon glokomu gruplarında, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p değerleri sırasıyla 0,030 ve 0,005). Kornea histerezisi değerleri pimer açık açılı glokom ve psödoeksfoliasyon glokomu gruplarında, kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,001). Psödoeksfoliasyon glokomu grubunda, normal tansiyonlu glokom grubuna göre kornea histerezisi değeri anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p=0,031). Kornea direnç faktörü değeri psödoeksfoliasyon glokomu grubunda, kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p=0,001). Goldmann'a göre düzeltilmiş göz içi basıncı değeri farklılıkları gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı çıkmadı (p=0,477). Sonuç: Primer açık açılı glokom, normal tansiyonlu glokom ve psödoeksfoliasyon glokomu hastalarında kornea histerezisinin düşük olması kornea biyomekaniğinin glokom hastalarının tanı ve takibinde dikkat edilmesi gereken bir parametre olduğunu düşündürmektedir. Anahtar kelimeler: Glokom, Oküler Cevap Analizörü, korneanın biyomekanik özellikleri.

BiyomekanikGlokomGlokom-geniş açılı+2
Sinan Bekmez
Adnan Menderes University
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Diyabetik retinopati taramasında fundus fotoğraf, optik koherens tomografi ve klinik muayene bulgularının karşılaştırması

Amaç: Diabetes Mellitus' u (DM) olup daha önceden diyabetik retinopati (DR) için tedavi almamış hastalardaki DR bulgularını saptamada fundus fotoğraf, klinik muayene ve optik koherens tomografi (OKT) bulgularını karşılaştırmak Yöntem: Prospektif olarak gerçekleştirilen çalışmada; Endokrinoloji polikliniğinde DM tanısı önceden konulmuş ve takip edilen veya yeni tanı konulmuş hastalardan daha önceden DR için tedavi almamış olan 150 hastanın 292 gözü dâhil edildi. Tam oftalmolojik muayene bulguları tek bir hekim tarafından; ETDRS protokolüne uygun çekilmiş renkli fundus fotoğrafları ve OKT çekimleri tek bir teknisyen tarafından kaydedildi. Çekilen fundus fotoğrafları, hastaların muayenesini yapan hekim tarafından hasta toplama süreci bitiminde hastalara kör bir şekilde değerlendirildi. Bulgular: Olguların DR evrelerini belirlemek için yapılan stereoskopik fundus muayenesinde; 76 gözde (%26) DR bulgusu saptanmadı. Hafif proliferatif olmayan diyabetik retinopati (PODR) 76 olguda (%26), orta PODR 44 olguda (%15,1), ağır PODR 78 olguda (%26,7) ve proliferatif DR 18 olguda (%6,2) saptandı. DR evrelemesi için ETDRS protokolüne göre çekilen fundus fotoğrafları incelendiğinde ise 79 gözde (%27,1) DR bulgusu saptanmazken, hafif PODR 81 olguda (%27,7), orta PODR 50 olguda (%17,1), ağır PODR 68 olguda (%23,3) ve proliferatif diyabetik retinopati (PDR) 14 olguda (%4,8) saptandı. DR evrelemesi için ETDRS protokolü Alan 2 fundus fotoğrafı incelendiğinde ise 98 gözde (%33,5) DR bulgusu saptanmazken, hafif PODR 84 olguda (%28,8), orta PODR 52 olguda (%17,8), ağır PODR 48 olguda(%16,4) ve PDR 10 olguda (%3,4) saptandı. OKT ile toplam 106 gözde (%36,3), klinik muayene ile 100 gözde (%34,2) diyabetik makula ödemi (DMÖ) saptandı. Klinik muayene bulguları ile ETDRS protokolüne uygun çekilen fundus fotoğraflarındaki bulgulara dayanılarak yapılan DR ciddiyet ölçümü önemli derecede uyum gösterdi (p<0,001). Klinik muayene bulguları ile ETDRS protokolü Alan 2 fundus fotoğrafındaki bulgulara dayanılarak yapılan DR ciddiyet ölçümü orta derecede uyum gösterdi (p<0,001). Klinik muayene bulguları ile OKT bulgularına dayanılarak konulan DMÖ tanısı da önemli derecede uyum gösterdi (p<0,001). ETDRS fotoğraflarından elde edilen bulgular ile OKT bulgularına dayanılarak konulan DMÖ tanısı orta derecede uyum göstermiştir (p<0,001). Sonuç: ETDRS protokolüne göre çekilmiş fundus fotoğraflarına göre yapılan DR ciddiyeti evrelemesi klinik muayene ile önemli derecede uyum göstermektedir. ETDRS protokolü Alan 2 fundus fotoğrafına göre yapılan DR ciddiyeti evrelemesi klinik muayene ile orta derecede uyumlu bulundu. Klinik muayene bulgularımız DMÖ varlığını tespit etmede etkili bir yöntemdir.

Diabetes mellitusDiabetik retinopatiFizik muayene+3
Erol Erkan
Adnan Menderes University
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Obstrüktif uyku apne sendromu glokom ilişkisi

Amaç: Bu çalışmadaki amacımız Obstrüktif Uyku Apne Sendromu (OUAS) tanısı almış hastalarda Heidelberg Retinal Tomografi (HRT), Optik Koherens Tomografi (OCT) ve görme alanı kullanılarak glokom sıklığı ve glokoma olan yatkınlık araştırıldı.Hastalar ve Yöntem: Polisomnografi ile OUAS tanısı almış 64 hasta ve 32 kontrol olgusu çalışma grubunu oluşturdu. Çalışma grubuna detaylı oftalmolojik muayene, görme alanı, HRT III ve OCT ile disk ve sinir lifi tabakası (RSLT) analizi yapıldı. OUAS'lı hastaların yirmi dört saatlik göz içi basıncı (GİB) eğrisi çıkarıldı. OUAS'lı hastalar AHI'ne göre üç gruba ayrıldı. Glokoma eğilimli olgular progresif takip edilerek RSLT'daki değişim incelendi. Sonuçlar kontrol grubuyla karşılaştırıldı.Bulgular: Hafif, orta ve ağır OUAS'lı hastalarda, AHI (Apne-hipopne İndeksi) ile MD (Ortalama sapma) ve sinir lifi kalınlığı (HRT 3 ve OCT ölçümleri) arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptandı (p<0.05). Çalışma sonunda 64 OUAS'lı hastadan sekiz hastanın 16 gözünde glokom saptandı. Glokom sıklığı %12.5 olarak bulundu. Bu hastalardan birine primer açık açılı glokom (PAAG), kalan yedisine ise normal basınçlı glokom (NBG) tanısı kondu. Glokom tanısı konan sekiz hastadan (16 göz) beş tanesi (10 göz) ağır OUAS'lı grupta yer aldı. Glokomlu olguların çoğunun ağır OUAS'lı grupta yer alması istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0.033). Takibi yapılan 25 olgunun son muayenedeki sinir lifi kalınlığı ölçümleri ilk muayene ölçümlerine göre istatistiksel açıdan anlamlı olacak şekilde düşük bulundu (p=0.007).Sonuç: Bu çalışma OUAS'lı hastaların, özellikle patogenezinde vasküler faktörlerin rol aldığı NBG'a yatkın olabileceğini ve bu hastaların glokom gelişimi açısından dikkatli takip edilmesi gerektiğini gösterdi. Erken görme alanı defektlerinin tespiti için mavi-sarı görme alanı yapılmasının önemi görüldü. Retina sinir lifinde progresif incelme olabileceği için takiplerde sinir lifi değerlendirmesinin önemli olduğu saptandı. Aynı zamanda OUAS'ın şiddetinin glokom sıklığında önemli bir faktör olması dikkat çekici bir özellik olarak karşımıza çıktı.Anahtar Kelimeler: Glokom, görme alanı, Heidelberg Retinal Tomografi III, Obstrüktif Uyku Apne Sendromu, Optik Koherens Tomografi, Polisomnografi

Mehmet Özgür Zengin
Dokuz Eylül University
2008
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Yaşa bağlı makula dejeneresansında tekil fotodinamik tedavi ile üçlü kombine tedavinin karşılaştırılması

Amaç: Yaşa bağlı makula dejeneresansında (YBMD) fotodinamik tedavi (FDT) ile FDT'ye kombine intravitreal triamsinolon asetonid (İVTA) ve vasküler endotelyal büyüme faktörü inhibitörü (anti-VEGF) tedavisinin etkinliklerinin karşılaştırılmasıMetod: Çalışmaya Ocak 2005-Temmuz 2008 tarihleri arasında eksüdatif tip YBMD'ye sekonder subfoveal koroidal neovaskülarizasyon (KNV) tanısı konan 80 hastanın 80 gözü dahil edildi. Uygulanan tedavi şekline göre hastalar iki gruba ayrıldı. Grup I'deki 40 göze FDT uygulanırken, grup II'deki 40 göze FDT'ye kombine 4 mg İVTA ve anti-VEGF (20 göze 1.25 mg bevacizumab, 20 göze 0.3 mg pegabtanib sodyum) uygulaması yapıldı. İVTA enjeksiyonundan ortalama 4-5 gün sonra FDT uygulaması ve FDT'den 45 dakika sonra intravitreal anti-VEGF enjeksiyonu yapıldı. Her iki gruptaki bütün hastalar 1.ay, 3.ay ve 6.ay takiplerini eksiksiz tamamladı. Grup I'de 8, grup II'de 15 hastanın henüz 12 aylık takip süresi dolmadı. Bu yüzden 12.ay değerlendirmesine grup I'den 32, grup II'den 25 hasta alındı. Bütün hastalara tedavi öncesi ve sonrası oftalmolojik muayene yapıldı, floresein anjiografi (FA) ve optik kohorens tomografi (OKT) çekildi.Bulgular: Ortalama takip süresi grup I'de 11.93±0.99 ay, grup II'de 10.90±1.58 aydı. Grup I ve grup II'de tedavi öncesi ortalama en iyi görme keskinliği (EİGK) sırasıyla 0.95±0.34 logMAR ve 0.90± 0.43 logMAR, tedavi sonrası 12.ayda sırasıyla 1.24± 0.42 logMAR ve 0.71±0.09 logMAR ölçüldü (p<0.05). Grup I'de tedavi öncesine göre 12.ayda 2.88 logMAR sırası azalma, grup II'de 1.95 logMAR sırası artış tespit edildi (p<0.05). Grup I ve grup II'de 3 sıradan az kayıp oranı 6. ayda sırasıyla %67.5 ve %87.5, 12. ayda %56.3 ve %80 bulundu (p>0.05). Grup I ve grup II'de 3 sıra ve üzeri görme artışı 12.ayda sırasıyla %6.3 ve %32 idi. (p<0.05). Tedavi öncesine göre 12.ayda, OKT'deki santral fovea kalınlığında (SFK) grup I'de 50 ?m, grup II'de 125 ?m azalma oldu. Oniki ayda grup I'de ortalama 2.00 seans FDT, grup II'de ortalama 1.15 seans kombine tedavi yapıldı. Grup II'de 13 (%32.5) göze anti-VEGF ya da anti-VEGF+İVTA enjeksiyonu yapıldı. Grup II'de komplikasyon olarak %12.5 glokom ve %16.1 katarakt progresyonu gelişti.Sonuç: YBMD'ye sekonder KNV'nin tedavisinde FDT monoterapisine göre FDT'ye kombine İVTA ve anti-VEGF uygulaması hem mevcut görmenin korunması hemde görme artışı yönünden daha etkin ve güvenilirdir. Kombinasyon tedavisi, görsel başarıyı sağlamak için uygulanan monoterapi sıklığını ve sayısını azaltır.

Ahmet Selim
Dokuz Eylül University
2008
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Antimalaryal ilaç kullanan hastalarda retina sinir lifi kalınlığının değerlendirilmesi

Amaç: Klorokin ve hidroksiklorokin kullanan hastalarda retina sinir lifi kalınlığının Heidelberg retinal topografi (HRT) ve oküler koherans tomografi (OCT) ile değerlendirilmesiMetod: Vaka kontrol çalışması şeklinde olan bu çalışmada 46 antimalaryal ilaç kullanan hasta ile 32 yaş uyumlu daha önce klorokin kullanım hikâyesi olmayan sağlıklı bireyin retina sinir lifi kalınlığı HRT ve OCT ile değerlendirildi. Peripapiller sinir lifi kalınlığı her iki grup arasında karşılaştırıldı.Bulgular: Hasta grubu 40 (%87) bayan, 6 (%13) erkek içermekteydi. Hastaların 18 (%39,1)'inde sistemik lupus eritematozus (SLE), 5 (%10,8)'inde diskoid lupus eritematozus (DLE), sekiz (%17,3)'inde romatoid artrit (RA), dokuz (%19,5)'unda Sjögren sendromu ve altısında (%13)'sında bağ dokusu hastalığı mevcuttu. Kontrol grubu 25 (%78,1) bayan,7 (%21,9) erkekten oluşmaktaydı.Hastaların HRT ile RNFL kalınlıkları başlangıçta, altıncı ve 12. ayda sağ göz için 0.26±0.06 mm, 0.27±0.05 mm ve 0.27±0.05 mm, sol göz için 0.27±0.07 mm, 0.28±0.06 mm ve 0.26±0.06 mm idi. Kontrol grubunun HRT ile RNFL kalınlıkları sağ ve sol göz için 0.27±0.09 mm ve 0.25±0,05 mm idi.Hastaların OCT ile ortalama RNFL kalınlıkları başlangıçta, altıncı ve 12. ayda sağ göz için105.3±12.3 mm, 104.5±11.0 mm ve 100.6±11.5 mm; sol göz için 104.8±12.2 mm, 103.9±13.1 mm ve 100.0323±8,99809 mm idi. Kontrol grubunun OCT ile ortlama RNFL kalınlığı sağ ve sol göz için 99.5±11.5 mm ve 97.1±11.3 mm idi.Hasta ve kontrol grubunda ölçülen RNFL kalınlıkları arasında anlamlı fark tespit edilmedi.Sonuç: Sistemik hastalıklara bağlı antimalaryal ilaç kullanan hastalarda hem HRT hem de OCT ile RNFL kalınlığında incelme tespit edilmedi.Anahtar kelimeler: Antimalaryal ilaçlar, Heidelberg retinal tomografi, oküler koherans tomografi, retina sinir lifi kalınlığı, retinal toksisite

Orhan Yılmaz
Dokuz Eylül University
2008
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Goldmann aplanasyon tonometrisi ve pascal dinamik kontur tonometrenin karşılaştırılması ve santral kornea kalınlığının göz içi basıncı ölçümlerine etkisi

Amaç: Bu çalışmadaki amacımız, primer açık açılı glokom (PAAG), oküler hipertansiyon (OHT) ve kontrol grubu olgularında Goldmann aplanasyon tonometrisi (GAT) ve Pascal dinamik kontur tonometre (DKT) yöntemlerini karşılaştırmak, santral kornea kalınlığı (SKK) ve diğer kornea özelliklerinin ölçümlere etkisini değerlendirmektir.Hastalar ve Yöntem: PAAG'lu 50 olgu, OHT'lu 43 olgu ve 50 kontrol grubu olgusunun GİB, GAT ve DKT yöntemleriyle ölçüldü. Tüm olguların SKK, ultrasonik pakimetri ile belirlendi. Olguların korneal kurvatür ve astigmatizma değerleri tespit edildi. Tüm gruplarda sağ ve sol gözlerde GAT ve DKT yöntemleri karşılaştırıldı. SKK ve diğer kornea özelliklerinin GİB ölçüm yöntemlerine etkisi incelendi.Bulgular: Tüm gruplarda GAT ve DKT yöntemleri ile yapılan ölçümler birbiri ile korelasyon gösterdi. DKT ile yapılan ölçümler PAAG ve kontrol grubunda GAT'a göre anlamlı derecede yüksekti. OHT grubunda DKT ve GAT ölçüm değerleri arasında anlamlı fark yoktu. DKT ve GAT arasındaki GİB değeri farkı, düşük GİB değerlerinde daha fazla iken yüksek GİB değerlerinde farkın azaldığı tespit edildi. SKK, OHT grubundaki olgularda PAAG ve kontrol grubundaki olgulara göre anlamlı derecede kalındı. GAT ve DKT değerlerinin SKK ile korelasyon gösterdiği görüldü fakat GAT ve SKK arasındaki korelasyon GAT ve DKT arasındaki korelasyona göre daha fazlaydı. DKT ile GAT arasındaki GİB değeri farkı ince kornealarda kalın kornealara göre daha fazla idi. GAT ve DKT yöntemlerinin, korneal kurvatür, korneal astigmatizma ve yaş faktörleri ile ilişkili olmadığı belirlendi.Sonuç: GAT'a göre SKK'ından daha az ekilenen DKT yöntemi, günlük pratikte kullanılabilecek bir yöntemdir. Glokom teşhisinde DKT yöntemi için yeni eşik GİB değerleri belirlenmelidir.Anahtar Kelimeler: Pascal dinamik kontur tonometre, Goldmann aplanasyon tonometrisi, primer açık açılı glokom, oküler hipertansiyon, santral kornea kalınlığı

Eyyüp Karahan
Dokuz Eylül University
2008
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Cup/disk oranı tespitinde optik sinir başı analiz yöntemleri arasındaki uyumluluk, tekrarlanabilirlik ve ölçüm sonuçlarını etkileyen faktörlerin analizi

Amaç: Glokom tanısı olan, glokom şüphesi veya aile hikayesi nedeni ile tetkik edilen hastaların DPRDF , HRT 3 ve Stratus OCT ile değerlendirilen cup/disk oranları arasındaki uyum, tekrarlanabilirlik; eğik disk, peripapiller atrofi ve miyopinin ölçüm sonuçları üzerindeki etkisini incelemek.Metod:100 hastanın 188 gözü çalışmaya dahil edildi. Hastalar normal, eğik disk, peripapiller atrofi ve miyopi grubu olarak kategorilendirildi. Cup/disk oranları DPRDF, HRT 3 ve Stratus OCT ile değerlendirildi. İstatiksel analizde sınıf içi korelasyon analizi (ICC), paired t test, Blant Altman plots kullanıldı.Bulgular: Normal grupta HRT 3-DPRDF, Stratus OCT-DPRDF ve HRT 3-Stratus OCT ile elde ölçülen VCDR için ; ICC:0,83, 0,7, 0,755, HCDR için ; ICC: 0,793, 0,7, 0,65 idi. Metodlar arasında orta-iyi uyum gözlenirken, Blant- Altman analizlerinde Stratus OCT ile daha büyük ölçümler alındığı gözlendi.Eğik disk grubunda HRT 3-DPRDF, Stratus OCT-DPRDF ve HRT 3-Stratus OCT ile ölçülen VCDR değerleri için; ICC: 0,0554, 0,29, 0,833, HCDR için ; ICC: 0,378, 0,44, 0,455 idi. Özellikle VCDR ölçümlerinde HRT 3 `ün ölçüm kalitesinin bozulduğu, Blant-Altman analizlerinde Stratus OCT ile daha büyük ölçümler alındığı gözlendi.Peripapiller atrofi grubunda DPRDF-HRT 3, Stratus OCT-DPRDF , Stratus OCT-HRT 3 ile ölçülen VCDR için ; ICC: 0,68, 0,7, 0,777, HCDR için; ICC: 0,753, 0,7, 0,642 idi. Peripapilller atrofinin HRT 3'ün ölçüm kalitesini bozduğu, Blant Altman analizlerinde özellikle VCDR için, HRT 3 ile daha büyük ölçümler alındığı gözlendi.Miyopi grubunda DPRDF-HRT 3, Stratus OCT-DPRDF, Stratus OCT-HRT 3 ile ölçülen VCDR için; ICC: 0,344, 0,75, 0,165, HCDR için ; ICC: 0,604, 0,60, 0,151 idi. VCDR için, Stratus OCT`nin DPRDF ile daha uyumlu olduğu, Stratus OCT ile daha büyük ölçümler alındığı, artan CDR değerleri için sonuçların birbirine yaklaştığı gözlendi.HRT 3 ve Stratus OCT ile yapılan iki ayrı ölçümün yakınlığını değerlendirmek amacı ile VCDR ve HCDR için sırası ile ; ICC:0,9364, 0,9174 ve 0,6794, 0,6721 olarak ölçüldü, HRT 3'ün tekrarlanabilirliğinin daha iyi olduğu görüldü.Sonuç: Hekimin optik disk başını görerek yaptığı analizler altın standart olarak hala önemini korumaktadır.Anahtar Kelimeler: Cup(çukurluk)/disk oranı, DPRDF, HRT 3, Stratus OCT, peripapiller atrofi, eğik disk, miyopi.

Tülin Kaçmaz
Dokuz Eylül University
2008
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Optik disk kabarıklığında retina sinir lifi tabakası kalınlığının OCT ve HRT ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmadaki amacımız optik sinir kabarıklığı saptanan psödotümör serebri (PTS), nonarteritik anterior iskemik optik nöropati (NAİON), optik nörit, santral retinal ven oklüzyonu (SRVO) ve optik disk druzeni (ODD) olan çeşitli etiyolojilerdeki hastalarda, retina sinir lifi tabakası kalınlığını Heidelberg Retinal Tomografi (HRT) ve Optik Koherens Tomografi (OCT) yöntemleri ile değerlendirmektir.Hastalar ve Yöntem: Optik disk kabarıklığı olan 40 hasta ile yaş ve cinsiyet dağılımı uygun olan 41 kontrol olgusu çalışmaya dahil edildi. Çalışma grubuna detaylı oftalmolojik muayene, HRT III ve OCT ile ortalama retina sinir lifi tabakası (RSLT) kalınlığı ve OCT ile ayrıca temporal, nazal, superior ve inferior olmak üzere dört kadranda retina sinir lifi tabakası kalınlığı analizi yapıldı.Bulgular: Çalışmaya katılan 81 olgunun yaş ortalaması 44,6 ± 14,4 (11?72) olup, hasta grubunda 41,3 ± 17,3 ve kontrol grubunda 47,8 ± 10,1 olarak saptanmıştır. Hastaların 17'si kadın (%42,5) ve 23'ü erkekti (%57,5). Bilateral tutulumu olan hastalarda tutulumun daha belirgin olduğu göz çalışmaya dahil edildi. Hastaların 11'inde (%27,5) PTS, 11'inde (%27,5) AİON, 8'inde (%20) ODD, 4'ünde (%10) optik nörit, 6'sında (%15) SRVO'ya bağlı optik disk kabarıklığı mevcuttu. Tüm hasta grubunda ortalama RSLT kalınlığı OCT ile 176,10µm, HRT ile 251,47 µm olarak; kontrol grubunda OCT ile 98,85µm, HRT ile ise 275,60µm olarak saptandı. Hasta grubunda iki farklı yöntemle elde edilen değerler arasındaki korelasyona bakıldığında, pozitif yönde, orta derecede ilişki saptanmıştır (R= 0,42)(p=0,007). Kontrol grubunda iki farklı yöntemle elde edilen değerler arasındaki korelasyonda pozitif yönde, orta derecede ilişkili bulunmuştur (R= 0,27) (p=0,094). Ancak bu ilişki istatistiksel olarak anlamlı değildir. HRT ile alınan ortalama RSLT ölçümleri gruplar içinde karşılaştırıldığında, sadece NAİON grubu ile kontrol grubu arasındaki fark istatistiksel olarak NAİON grubu lehine yüksek saptandı (p=0,02). OCT ile alınan ortalama RSLT ölçümleri karşılaştırıldığında, tüm gruplarda kontrol grubuna göre hasta grupları lehine istatistiksel anlamlı yüksek bulunurken (p<0,05); hasta gruplarının kendi içindeki ikili karşılaştırmalarında sadece PTS ile ODD grubunda PTS lehine anlamlı yükseklik saptandı (p=0,04). OCT ile alınan superior kadran RSLT ölçümleri karşılaştırıldığında, PTS, NAİON ve SRVO gruplarında, kontrol grubuna göre hasta grupları lehine istatistiksel anlamlı yüksek bulunmuştur (p=0,00, p=0,02, p=0,03). OCT ile alınan inferior kadran RSLT ölçümleri karşılaştırıldığında, tüm gruplarda kontrol grubuna göre hasta grupları lehine istatistiksel anlamlı yüksek saptanırken (p<0,05); hasta gruplarının kendi içindeki ikili karşılaştırmalarında, PTS ile ODD ve SRVO grupları arasında, PTS lehine istatistiksel anlamlı yüksek fark bulundu (p=0,04, p=0,01). OCT ile alınan temporal ve nazal kadran RSLT ölçümleri karşılaştırıldığında, PTS, NAİON ve SRVO gruplarında, kontrol grubuna göre hasta grupları lehine istatistiksel anlamlı yüksek bulundu (p<0,05).Sonuç: Tüm hasta grubu birlikte değerlendirildiğinde her iki yöntem ile alınan RSLT ölçümünde uyumun daha fazla olduğu izlenirken, kontrol grubunda HRT'nin OCT'ye göre daha kalın ölçüm aldığı izlenmektedir. Ölçüm için kullanılan cihazlar değerlendirildiğinde ise OCT ile yapılan ölçümlerin özellikle ayırıcı tanıda daha faydalı olabileceği düşünülebilir.Anahtar Kelimeler: Anterior iskemik optik nöropati, Heidelberg Retinal Tomografi, optik disk druzeni, optik disk kabarıklığı, Optik Koherens Tomografi, optik nörit, retina sinir lifi tabakası kalınlığı, santral retinal ven oklüzyonu.

Elşen İbrahimov
Dokuz Eylül University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Yaşa bağlı maküla dejenerasyonu tedavisinde intravitreal Pegaptanib Sodyum uygulaması ile Fotodinamik Terapi ve düşük doz Fotodinamik Terapi kombinasyonlarının karşılaştırılması

Amaç: Yaşa bağlı maküla dejenerasyonu (YBMD) tedavisinde intravitreal pegaptanib sodyum uygulaması ile fotodinamik terapi (FDT) ve düşük doz FDT kombinasyonlarının etkinliğinin karşılaştırılması amaçlandı.Yöntem: Çalışmaya yeni YBMD tanılı, düzeltilmiş en iyi görme keskinliği (EİGK) 0.3 ve üzeri (Snellen) olan 45 hasta alındı. Birinci gruptaki 15 olguya düşük doz FDT (25 J/cm2; 300 mW/cm2; 83 sn) ile intravitreal pegaptanib sodyum kombinasyonu, ikinci gruptaki 15 olguya tam dozda FDT (50 J/cm2; 600 mW/cm2; 83 sn) ile intravitreal pegaptanib sodyum kombinasyonu, üçüncü gruptaki 15 olguya ise intravitreal pegaptanib sodyum monoterapisi uygulandı. Hastaların preoperatif muayeneleri ve kontrollerinde düzeltilmiş EİGK ölçümleri, biyomikroskopi, göz içi basıncı ölçümü, fundoskopi, optik koherens tomografi (OKT) ve floresein anjiografi (FA) tetkikleri yapılarak tedavi etkinliği karşılaştırıldı. Tedavi öncesi ve sonrası dönemde, subretinal hemoraji varlığı, OKT'de sıvı varlığı, FA'da boyanma paterni ve lezyon boyutuna göre hastalığın klinik aktivite skorlaması yapıldı. Takip dönemi sonunda düzeltilmiş EİGK'nde 3 logMAR sırasının altında azalma ile klinik aktivite skorunda azalma olması başarılı tedavi olarak nitelendirildi.Bulgular: Çalışmaya katılan 19'u kadın (%42.2) ve 26'sı erkek (%57.8) toplam 45 hastanın yaş ortalaması 72.82±8.02 yıl (50?87) olarak bulundu. Ortalama takip süresi 13.93±5.87 aydı (6 ? 24). Olguların %62.2'sinde okült tip membran mevcuttu. Düzeltilmiş EİGK'ne göre tedavi başarısı oranının Grup I'de %86.7, Grup II'de %80 ve Grup III'te %60 olduğu görüldü (p>0.05). Takip döneminde düzeltilmiş EİGK'nde ortalama azalma, gruplarda sırasıyla 0.3, 1.0 ve 2.2 logMAR sırası olarak bulundu. Santral maküla kalınlığı azalması açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlılık bulunmadı (p=0.850). Klinik aktivasyon skorunda azalma saptanan ve başarılı tedavi olarak değerlendirilen olguların oranı Grup I ve II için %86.7 olurken, Grup III için %73.3 idi (p>0.05). Kombinasyon tedavisi alan olguların, pegaptanib monoterapisi alanlara göre istatistiksel anlamlı olarak az sayıda intravitreal enjeksiyona ihtiyaç duyduğu saptandı (p=0.015).Sonuçlar: Düşük dozda FDT ve intravitreal pegaptanib sodyum enjeksiyonu kombinasyonu eksüdatif tip YBMD tedavisinde mevcut görmenin korunması ve klinik aktivasyonunun azaltılması açısından etkin ve güvenilir bulunmuştur.Anahtar kelimeler: Yaşa bağlı maküla dejenerasyonu, fotodinamik terapi, düşük doz FDT, anti-VEGF

Arif Taylan Öztürk
Dokuz Eylül University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Prematüre retinopatisi gelişen bebeklerde hastalık şiddetinin ve tedavi gereksiniminin öngürülmesinde VEGF, VEGFR ve HGF-cMet gen polimorfizmlerinin rolü

Amaç: Prematüre retinopatisi (ROP) gelişen bebeklerde vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF), vasküler endotelyal büyüme faktörü reseptörü (VEGFR), hepatosit büyüme faktörü(HGF) ve HGF reseptörü (cMet) gen polimorfizmlerinin araştırılması ve bu polimorfizmlerin hastalık gelişimi, hastalıkta kendiliğinden gerileme ya da eşik hastalığa ilerleme üzerindeki etkisini araştırmak.Materyal ve Metod: Aralık 2006- Şubat 2009 tarihleri arasında prospektif olarak, gestasyonel doğum haftası ? 34 hafta olan 123 prematüre bebek çalışmaya alındı. Her bir preterm bebekten periferik kan örnekleri toplandı ve DNA izolasyonu yapıldı. Çalışılacak genlere ait promotor bölgeler kullanılarak primer tasarım işlemi yapıldıktan sonra, ilgili gen bölgesi PCR ile çoğaltıldı. Preterm bebeklerde VEGF G-634C (+405) gen polimorfizmi restriksiyon enzimi ile kesilerek araştırıldı. VEGF T-460C, VEGFR-2 (Flk-1), HGF ve cMet genlerinin promotor bölgelerindeki polimorfizm varlığı sekanslama yöntemi ile tarandı. 123 bebek; tedavi gerektiren ROP (Grup 1), kendiliğinden gerileyen ROP (Grup 2) ve ROP gelişmeyen bebekler (Grup 3) olarak sınıflandırıldı.Bulgular: VEGF G-634C (+405) polimorfizm varlığı sırasıyla Grup 1 bebeklerin %40.5, Grup 2 bebeklerin %42.0 ve Grup 3 bebeklerin %35.5'inde saptandı. VEGF T-460C polimorfizmi sırasıyla Grup 1'de %59.5, Grup 2'de %58 ve Grup 3 bebeklerde %64.5 saptandı. Flk-1 G+32A polimorfizm varlığı ise sırasıyla Grup 1'de %33.3, Grup 2'de %26 ve Grup 3'te %19.4 saptandı. Sonuçlarımız, preterm bebeklerde ROP gelişimi, hastalıkta kendiliğinden gerileme ya da eşik hastalığa ilerleme ile VEGF G-634C (+405), VEGF T-460C ve VEGFR-2 (Flk-1) G+32A genlerinin promotor bölgelerindeki polimorfizm sıklığı arasındaki ilişki üç grup arasında da benzer bulundu (sırasıyla p=0.840, p=0.840 ve p=0.406). VEGF G-634C (+405), VEGF T-460C ve VEGFR-2 G+32A polimorfik alel taşıyıcığı açısından da gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı. HGF ve cMet genlerinin promotor bölgesinde herhangi bir polimorfizm saptanmadı.Sonuç: Çalışmamızda, ROP gelişimi ve progresyonu ile VEGF, VEGFR, HGF ve c-Met promotor gen polimorfizmleri arasındaki ilişkinin zayıf olduğu gösterildi. Çalışmamızın, ROP ile ilişkili genetik faktörlerin, hastalık şiddeti ve tedavi gereksiniminin öngörülmesinde aday genlerin aydınlatılmasına katkı sağlayacağı düşüncesindeyiz.

Mahmut Kaya
Dokuz Eylül University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

İntravitreal bevacizumabın retinal fotoreseptör apopitozisini artırıcı etkisinin ve l-karnitinin koruyuculuğunun araştırılması

Amaç: İntravitreal bevacizumabın, retinal fotoreseptörler üzerindeki apopitotik etkisinin tavşanlar üzerinde araştırılması ve olası apopitotik etkinin L-karnitin ile önlenip önlenemeyeceğinin gösterilmesi.Yöntem: Çalışmaya 2?3 kg ağırlığında toplam 30 erkek tavşan (Yeni Zelanda albino tavşan) dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen tavşanların tümünün sağ gözlerine ya 2 mg (0,08 ml) ya 4 mg (0,16 ml) ya da 6 mg (0,24 ml) intravitreal bevacizumab (Altuzan, Roche®) uygulandı. Tavşanlarin sol gözlerine ise sağ gözleri ile aynı hacimde intravitreal salin solüsyonu uygulanarak kontrol grubu oluşturuldu. 30 tavşanın 15 tanesine ilaveten intraperitoneal 500 mg/kg L-karnitin uygulandı. İki hafta boyunca tavşanlar DEÜTF Hayvan Deneyleri Laboratuvarı'nda günlük olarak takip edildi. İkinci haftanın sonunda tavşanlar sakrifiye edildi ve gözler enükle edildi. Enükle edilen gözler; ışık mikroskobik, elektron mikroskobik ve immünohistokimyasal çalışma için saklandı.Bulgular: Takip süresince kornea ve lensde değişiklik gözlenmedi, herhangi bir retinal komplikasyon gelişmedi. Hematoksilen-Eozin (H&E) boyama ile yapılan incelemede, çalışma ve kontrol gözlerinde retinal toksisiteye rastlanmadı. Elektron mikroskobisi, immünohistokimyasal yöntem ve TUNEL tekniği ile yapılan incelemelerde bütün intravitreal bevacizumab uygulanan gruplarda; ultrastrüktürel hasar, DNA fragmantasyonu ve kaspaz?3 ile boyanma gözlendi. 2 mg ve 4 mg intravitreal bevacizumab uygulanan gruplarda ultrastrüktürel hasar ılımlı düzeyde iken, 6 mg intravitreal bevacizumab uygulanan grupta ultrastrüktürel hasar şiddetliydi. 2 mg ve 4 mg intravitreal bevacizumaba ilaveten intraperitoneal L-karnitin uygulanan grupta hücresel hasar saptanmadı. 6 mg intravitreal bevacizumab uygulanan grup ile ilaveten intraperitoneal L-karnitin uygulanan grup arasında hücresel hasar açısından anlamlı farklılık yoktu.Sonuçlar: İntravitreal bevacizumab, bütün doz gruplarında retinal fotoreseptör hücreleri üzerinde apopitozise neden olmaktadır. İntraperitoneal uygulanan L-karnitin, 2 mg ve 4 mg intravitreal bevacizumab dozlarında bu hasarı önleyebilirken, 6 mg intravitreal bevacizumab dozlarında bu hasarı önleyememektedir.Anahtar kelimeler: Apopitozis, İntravitreal bevacizumab, L-karnitin, VEGF inhibisyonu, Yaşa bağlı makula dejenerasyonu

Talip Örel
Dokuz Eylül University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Yaş tip yaşa bağlı makula dejenerasyonunu hastalarının uzun dönem takibinde retinanın fonksiyonel ve anatomik değişimlerinin değerlendirilmesi

AMAÇ :İntravitreal ranibizumab tedavisi ile tedavi edilen yaş tip yaşa bağlı makula dejenerasyonu hastalarında bir yıllık takip döneminde retinal katmanlarda oluşan değişiklikleri segmentasyon analizi ile tespit etmek.GEREÇ VE YÖNTEM : Daha önce herhangi bir tedavi almamış yaş tip yaşa bağlı makula dejenerasyonu tanılı 37 hastanın katıldığı prospektif girişimsel bir çalışma planlandı. Tedavi protokolü olarak hastalara üç ay aylık ve sonrasında gerektiği zaman intravitreal ranibizumab enjeksiyonu yapılan PRN tedavi rejimi uygulandı. Hastalar ortalama 13 ay takip edildi. Hastaların tedavi öncesi en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK),fundus fluoresein anjiografileri, optik koherens tomografileri (OKT) çekildi. Santral 1mm'lik alan ve 1-3 mm'lik alanda retinal segmentasyon programı aracılığıyla retinal segmentlerin analizi yapıldı. Olguların her ay OKT 'leri çekildi ve EİDGK' leri değerlendirildi. Başlangıç değerleriyle 3.ay, 6.ay ve 12. Ay değerleri istatiksel olarak karşılaştırıldı.BULGULAR : Yaş tip yaşa bağlı makula dejenerasyonu bulunan hastalardan 33 tanesiçalışmayı tamamladı. Hastalara yapılan ortalama enjeksiyon sayısı 9,8 idi. Ortalama tedavi öncesi en iyi düzeltilmiş görme keskinliği logMAR 0.60±0,28 ve harf olarak ise 47,3±22,05 harfken, 3.ayda logMAR 0.45±0,30 ve harf olarak ise 59±22,45 harf, 6.ayda logMAR 0.41±0,33 ve harf olarak ise 60,1±19,90 harf, 12.ayda logMAR 0.40±0,23 harf olarak ise 60,7±19,80 harf idi. Başlangıca göre görmede 3.ay, 6.ay ve 12. ayda anlamlı düzeyde artış oldu (p:0,001, p:0,001, p:0,001). Santral maküla kalınlığı başlangıçta 390,25±149,6-μm iken, 3. Ayda 365,62±168,1-μm, 6.Ayda 366,66±160,3-μm ve 12. Ayda 312,74±118,4-μm idi. Retinal segmentasyon analizinde santral 1 mm' lik alanda ve parafoveal 1-3 mm' lik alanda tedavi ve takip süresi boyunca başlangıç değerlerine göre RNFL analizlerinde istatiksel olarak anlamlı değişiklik saptanmadı.Başlangıca göre santral 1 mm' lik alanda ve parafoveal 1-3 mm' lik alanda tedavi ve takip süresi boyunca başlangıç değerlerine göre 12.ayda GCL (santral 1 mm' lik alan 23,93±13,73-μm' dan 19,50±9,50-μm' a, parafoveal 1-3 mm' lik alan ise 44,48±12,58-μm'dan 39,60±10,60-μm' a geriledi) analizlerinde istatiksel olarak anlamlı azalma saptandı (p:0,001 ve p:0,005). Başlangıca göre santral 1 mm' lik alanda ve parafoveal 1-3 mm' lik alanda tedavi ve takip süresi boyunca başlangıç değerlerine göre 12. ayda IPL (santral 1 mm' lik alan 28,90±14,36'-μm'dan 22,35±6,23-μm'a, parafoveal 1-3 mm' lik alan ise 39,34±8,53'-μm' dan 35,58±7,93-μm'a geriledi) anlalizlerinde istatiksel olarak anlamlı azalma saptandı (p:0,001 ve p:0,004).Başlangıca göre santral 1 mm' lik alanda ve parafoveal 1-3 mm' lik alanda tedavi ve takip süresi boyunca başlangıç değerlerine göre 6.ayda INL (santral 1 mm' lik alan 24,80±15,33-μm' dan 27,60±12,59-μm' a) analizlerinde istatiksel olarak anlamlı azalma saptandı (p:0,013).Santral 1 mm' lik alanda ve parafoveal 1-3 mm' lik alanda tedavi ve takip süresi boyunca başlangıç değerlerine göre OPL ve ONL analizlerinde istatiksel olarak değişiklik saptanmadı. Başlangıca göre santral 1 mm' lik alanda ve parafoveal 1-3 mm' lik alanda tedavi ve takip süresi boyunca başlangıç değerlerine göre 3.ayda RPE (santral 1 mm' lik alan 39,12±22,33-μm' dan 29,70±22,05-μm'a, parafoveal 1-3 mm' lik alan ise 31,27±13,11-μm' dan 24,40±9,99-μm' a geriledi) analizlerinde istatiksel olarak anlamlı azalma saptandı (p˂0,001 ve p:0,001).Başlangıca göre santral 1 mm' lik alanda ve parafoveal 1-3 mm' lik alanda tedavi ve takip süresi boyunca başlangıç değerlerine göre 12.ayda IRL (ILM' den ELM'ye kadar santral 1 mm' lik alan 222,93±93,09-μm' dan 180±53-μm'a, parafoveal 1-3 mm' lik alan ise 255,06±42,74-μm' dan 240,25±40,37-μm' a geriledi) katmanlarında istatistiksel olarak anlamlı azalma saptandı (sırasıyla p: 0.001, p: 0.003). Başlangıca göre santral 1 mm' lik alanda ve parafoveal 1-3 mm' lik alanda tedavi ve takip süresi boyunca başlangıç değerlerine göre 3. ayda ORL ( ELM' den BM' a kadar santral 1 mm' lik alan 128,32±26,92-μm' dan 115,54±43,98-μm'a, parafoveal 1-3 mm' lik alan ise 103,81±16,73-μm' dan 96,38±16,22-μm' a geriledi) tabakalarında istatistiksel olarak anlamlı azalma saptandı (p˂0,014 p:0,011). SONUÇ: Yaş tip yaşa bağlı makula dejenerasyonu tedavisinde kullanılan intravitreal ranibizumab tedavisi ile anatomik düzelme meydana gelmektedir. Bu düzelme iç katmanlarda özellikle GCL, IPL dolayısıyla IRL tabakası, dış katmanlarda ise RPE dolayısıyla ORL tabakası kalınlıklarında azalma sonucu meydana gelmektedir.

RanibizumabRetinal neovaskülarizasyon
Zeki Baysal
Afyon Kocatepe University
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Retinitis pigmentosa hastalarının klinik ve demografik özellikleri

Amaç: Retinitis Pigmentosa (RP) hastalarının klinik ve demografik özelliklerini değerlendirmek. Gereç - Yöntem: Çalışmaya Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları polikliniğine başvurmuş 18 yaşından büyük RP tanısı alan 46 hastanın 92 gözü ile yaş ve cinsiyet açısından benzer 46 sağlıklı kişinin 92 gözü dahil edildi. Yapılan ön segment muayenelerinde katarakt varlığı her iki grup açısından detaylı olarak değerlendirildi. Tüm olgulara detaylı oftalmolojik muayene sonrası santral kornea, santral makula ve retina sinir lifi tabakası kalınlıkları ölçümleri yapılarak kaydedildi. Hastalar görme keskinliği, optik diskin mumsu solukluğu ve kemik spikül oranına göre hafif, orta ve ağır olmak üzere üç gruba ayrıldı. Tüm olgularda makula ve optik disk segmentlere ayrıldı. Makula kalınlıkları ve retina sinir lifi tabakası kalınlıklarının kadran kadran sonuçları değerlendirilerek hem GK ile aralarındaki ilişki incelendi, hem de kontrol grubu ile karşılaştırma yapıldı. Bulgular: Retinitis Pigmentosa tanılı olguların % 43,5'i kadın, % 56,5'i erkek idi. Kontrol grubunun ise % 47,8'i kadın, % 52,2'si erkek idi. Hasta grubunda yaş ortalaması 35,5 ± 11,6 yıl, kontrol grubunun yaş ortalaması ise 39,1 ± 14,4 yıl idi. Olguların hepsi Afyonkarahisar merkez ve ilçeleri ile çevre illerden başvuran olgulardan oluşmaktaydı. Retinitis Pigmentosa hastalarının sağ ve sol göz katarakt oranı % 28,3 olarak değerlendirildi. Katarakt tespit edilen olguların çoğunda posterior subkapsüler katarakt tipi gözlendi. Segmentlerine ayrıldıktan sonra değerlendirilen makula, sağ ve sol nazal ve sağ perifer nazal kadran dışındaki tüm kadranlarda sağlıklı olgulardan anlamlı oranda ince saptandı. Retina sinir lifi tabakası kalınlıkları açısından hasta ve kontrol grubu karşılaştırıldığında her iki göz nazal, nazal süperior ve temporal kadranlarda anlamlı bir fark saptandı. Retinitis Pigmentosa hasta grubu ile kontrol grubu karşılaştırıldığında; RP olgu grubunda SKK'nın hem sağ hem de sol gözde anlamlı derecede düşük bulunduğu tespit edildi. Göz içi basınçları ile sadece SKK arasında anlamlı bir korelasyon saptandı. Retinitis Pigmentosa olgularında tüm hastaların sağ ve sol göz EDGK'lari, bu hastalığın fundus muayenesinin tipik bulgularından olan kemik spikül yoğunluğu ve optik diskin mumsu solukluğu bulguları ile karşılaştırıldı ve aralarında anlamlı korelasyon saptandı. Hasta grubunda santral makula kalınlıkları (SMK) ve retina sinir lifi tabakası (RSLT) kalınlıklarının EDGK ile ilişkisi değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Sonuç: Retinitis Pigmentosa hastalarında katarakt prevalansı yaş arttıkça artmakla birlikte en sık PSK tipi görülmektedir. Hasta olgularda makula kadranlara ayrılıp değerlendirildiğinde sağlıklı olgulara oranla makula kalınlığının anlamlı derecede inceldiği saptanmıştır. Retina sinir lifi tabakası kalınlıklarının da nazal, nazal süperior ve temporal kadranlarda sağlıklı kişilere oranla hasta olgularda anlamlı olarak farklı çıktığı gözlenmiştir. Retinitis Pigmentosa hastalarında santal kornea kalınlığı (SKK) sağlıklı kişilere oranla anlamlı olarak düşük çıkmıştır. Retinitis Pigmentosa hastalarında görme keskinliğinin önemli oranda düşük bulunduğu ve RP bulgularıyla korele biçimde değiştiği gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Retinitis Pigmentosa, Görme Keskinliği, Optik Koherens Tomografi, Santral Makula Klaınlığı, Retina Sinir Lifi Tabakası Kalınlığı

Derya Çevik Kaşıkcı
Afyon Kocatepe University
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Glokom hastalarında uzun dönem takipte multimodal görüntüleme yöntemlerindeki değişimin elektrofizyolojik değişim ile ilişkisi

AMAÇ :Primer açık açılı glokom hastalarının takibinde OD OKT ve retina katmanlaraındaki değişiklikler ile MfERG sonuçlarında ki değişimlerin karşılaştırılması planlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM :Primer açık açılı glokom tanısı alan 44 hastanın katıldığı prospektif girişimsel olmayan bir çalışma planlandı. Çalışmaya alınma kriterlerini karşılayan olgular 12 ay boyunca takip edildi. Hastalar Mean Deviasyon(MD) değerlerine göre iki gruba ayrıltıldı. Birinci grup -6 ve -6'dan büyük olan erken evre glokom hastaları, ikinci grup ise -6' dan küçük değerleri olan orta-ileri evre glokom hastaları olarak ayrıldı. Hastaların başlangıç, 6 ve 12. ay en iyi düzeltilmiş görme keskinliği(EİDGK), göziçi basınçları(GİB) ve santral kornea kalınlıkları(SKK) ölçüldü. Bütün kontrollerde optik koherens tomografileri (OKT) ve MfERG'leri çekildi. Retina 7 katmana ayrılmış şekilde ETDRS halkasında santral, perisantral ve periferik alanlarda değerlendirilmiştir. Elde edilen OD OKT, retina katmanları ve MfERG sonuçları gruplar arasında karşılaştırıldı. BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen olgulardan 44 tanesi çalışmayı tamamladı. Çalışmaya dahil edilen hastaların 25'i erkek 19'u kadındı. Ortalama yaş 63±9.31/yıl olarak tespit edildi. Erken ve orta evre glokom grubu ile ileri evre glokom grupları arasındaki EİDGK farkı istatistiksel olarak anlamlı değildi. İkinci grupta başlangıç, 6 ve 12. Aylarda ortalama ppRNFL ölçümleri her kadranda birinci gruba göre düşük saptandı. Progresyona baktığımızda her iki grubunda ortalama ppRNFL değerlerinde anlamlı bir fark olmadığı görüldü. Perisantral ve periferik alandlarda mRNFL değerleri ikinci grupta düşük saptanmış ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. GCL, IPL ve INL katman ölçümleri bütün ETDRS alanlarında ikinci grupta düşük saptandı. Dış retina katmanlarında gruplar arasında anlamlı bir fark görülmedi. Retina katmanlarının progresyonunda her iki grupta anlamlı bir değişim görülmedi. İkinci grupta özellikle P1 ve N2 dalgalarının 1. Ve 2. Halka amplitütlerde azalma ve implisit zamanında ise uzama olduğu dikkat çekmektedir. Korelasyona baktığımızda özellikle temporal kadranlarda olmak üzere merkez kadranda da ppRNFL değerlerinde düşüklüğe 1. ve 2. Halkalarda P1 ve N2 dalgalarının amplitütlerinde düşüklük eşlik etmekte idi. İç katmanlarda ETDRS santral, perisantral ve periferal subalanlarında ile N1, P1 ve N2 dalga amplitüdleri arasında anlamlı korelasyon saptandı. Dış katmanlar ile MfERG sonuçları arasında anlamlı bir fark yoktu. SONUÇ : Sonuç olarak çalışmamızda orta ve ileri evre glokom grubu hastalarında OD OKT parametrelerinden ortalama ppRSLT kalınlığı her kadranda ince saptandı. Retina katmanlarına bakıldığında dış katmanlarda büyük bir değişikliğin olmadığı ve daha çok iç katmanlarda değişiklliğin olduğu görüldü. Ayrıca çalışmamızda mfERG parametrelerinden özelllikle 1. Ve 2. halkada P1 ve N2 dalgası amplitüt değerleri orta ve ileri evre glokom grubunda daha düşüş olabilmektedir. Özellikle temporal ppRNFL olmak üzere bununla birlikte retina iç katmanaları ile MfERG parametrelerinden N1, P1 ve N2 dalga amplitüdleri arasında anlamlı pozitif korelasyon mevcut.

Ersan Çetinkaya
Afyon Kocatepe University
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tavşanlarda intravitreal golimumab uygulamasının retina üzerine histopatolojik etkisinin incelenmesi

Amaç: Tavşanlarda intravitreal uygulanan Golimumab'ın (anti-TNF) retina üzerine histopatolojik etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Çalışmaya 16 adet tavşan (Yeni Zelanda albino tavşan) dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen tavşanlar 3 gruba ayrılarak, deneklerin sağ gözüne intravitreal Golimumab enjeksiyonu [grup 1 (n=6): 5 mg/0.05 ml, grup 2 (n=6): 10 mg/0.1 ml, grup 3 (n=4): 20 mg/0.2 ml], sol göze ise eş volümde sham enjeksiyon (Dengeni Tuz Solüsyonu-BSS) yapıldı. Tavşanların gözleri bir hafta boyunca günlük takip edildi. Bir haftalık takibin ardından sakrifikasyon sonrası, gözleri enüklee edilerek dokuları ışık mikroskopisinde apopitotik aktivasyonu gösteren immünohistokimyasal (TUNEL ve Kaspaz-3 boyama) ve elektron mikroskopi incelemeleri için hazırlandı. Sonuçlar: Hematoksilen-eozin (H&E) boyama ile yapılan incelemede, çalışma gözlerinin histolojik kesitlerinin hiçbirinde makroskopik olarak retina tabakalarında kayba rastlanmadı. Tüm dozlarda (5 mg/0.05 ml, 10 mg/0.1 ml ve 20 mg/0.2 ml), aynı volümde BSS enjeksiyonu yapılan kontrol gözlerine göre, Golimumab enjekte edilen gözlerde, H&E boyamada dış nükleer (sırasıyla p=0.001, p=0.044 ve p=0.045) ve iç nükleer (sırasıyla p=0.047, p=0.045 ve p=0.048) tabakalarda azalmış hücre sayısı görülürken; ganglion hücre sayısında anlamlı farklılık gözlenmedi. (sırasıyla p=0.11, p=0.067 ve p=0.20) 5 mg/0.05 ml Golimumab enjeksiyonu yapılan gruplardaki tavşan gözlerinde dış nükleer tabakada TUNEL ile kontrole göre boyanma yüzdesinde farklılık görülmezken; Kaspaz-3 boyanma yüzdesi kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı olarak daha fazla saptandı. (sırasıyla p=0.061 ve p=0.048) Aynı dozda iç nükleer tabakada ise TUNEL ve Kaspaz-3 boyanma yüzdeleri, kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı olarak daha fazla bulundu. (sırasıyla p=0.018 ve p=0.015) 10 mg/0.1 ml ve 20 mg/0.2 ml dozlarında ise hem dış hem iç nükleer tabakada TUNEL ve Kaspaz-3 boyanma yüzdeleri, kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı olarak daha fazla saptandı. (TUNEL boyama ile sırasıyla p=0.009, p=0.020, p=0.029 ve p=0.029, Kaspaz-3 boyama ile sırasıyla p=0.041, p=0.041, p=0.048, p=0.041) Golimumab enjekte edilen gözlerin ganglion hücre tabakasında gerek TUNEL gerekse Kaspaz-3 boyamasında kontrol grubuna göre pozitif boyanan hücre yüzdesinde üç dozda da anlamlı farklılığa rastlanmadı. (TUNEL boyama ile sırasıyla p=0.937, p=1.000 ve p=1.000, Kaspaz-3 boyama ile sırasıyla p=0.064, p=0.163 ve p=0.198) Kaspaz-3 boyanmada, artan dozlarda gruplar arasında her üç tabakada da apoptosis oranı açısından istatistiksel olarak anlamlı doz bağımlı ilişki bulunmadı (Kaspaz-3 boyama ile sırasıyla p=0.555, p=0.092 ve p=0.877). Tartışma: Tavşanlarda intravitreal olarak uygulanan TNF-α antagonisti Golimumab, retinal fotoreseptör ve bipolar hücrelerde apopitoza neden olmuştur. Uygulanan üç farklı dozda (5 mg/0.05 ml, 10 mg/0.1 ml ve 20 mg/0.2 ml) da retina hücrelerinde kontrole göre artan hücre ölümü gözlendiğinden, tedavi planlaması esnasında bu dozlarda yapılacak intravitreal Golimumab enjeksiyonunun retina için toksik olabileceği göz önüne alınmalıdır. Anahtar kelimeler: Apopitozis, Golimumab, intravitreal anti-TNF ilaçlar, retina

ApoptozisGolimumabHistopatoloji+4
Ceren Durmaz Engin
Dokuz Eylül University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Yaşa bağlı maküla dejenerasyonu tanılı olgularda intravitreal anti-VEGF ilaç değişimi ile elde edilen anatomik ve görsel sonuçların değerlendirilmesi

Amaç: İntravitreal ranibizumab tedavisine yeterli görsel ve anatomik yanıt alınamayan yaş tip yaşa bağlı maküla dejenerasyonu (YBMD) tanılı gözlerde, tedaviye intravitreal aflibercept olarak devam edildiğinde ortaya çıkan anatomik ve görsel sonuçların değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Otuz yedi hastanın 40 gözü değerlendirildi. Neovasküler YBMD tanısıyla, ranibizumab protokolünden, intravitreal aflibercept tedavisine geçilen ve en az 6 ay süre takibi olan gözlerin verileri geriye dönük olarak incelendi. Tüm hastalara, aflibercept tedavisine geçiş öncesi, en az 12 ay süre ile intravitreal ranibizumab tedavisi uygulanmıştı. Bu çalışmada, ranibizumab tedavisinden aflibercept tedavisine geçmeden önceki ve sonraki en iyi düzeltilmiş görme keskinlikleri (logMAR) ölçüldü. Spektral domain optik koherens tomografi (SD-OKT) ile retinal morfoloji(fotoreseptör iç segment/dış segment bileşkesi (İSOS), eksternal limitan membran (ELM), intra- ve subretinal sıvı (İRS, SRS), en geniş PED taban çapı ve en büyük PED yüksekliği) ve santral maküla kalınlığı (SMK) değerlendirildi. Bulgular: Otuz yedi hastanın (20 kadın, 17 erkek) 40 gözü çalışmaya alındı Hastaların ortalama yaşı 71.6±9.1 (54-91) idi. İlaç değişimi öncesi 6 aylık ortalama enjeksiyon sayısı 2,34±1 olarak tespit edilmiş iken; ilaç değişimi sonrasında 1.91±0.7 olarak tespit edilmiştir(p<0.05). İlaç değişimi öncesi EİDGK 0,50±0,27 LogMAR iken, ilaç değişimi sonrası EİDGK 0,41±0,30 LogMAR ve ortalama SMK 479,32±187.57 µm'dan, 305,42±164,70 µm'a gerilemiştir(p<0.005). İlaç değişimi öncesi en büyük PED yüksekliği 283±162,47 µm, en geniş PED taban çapı 2972±1392,42 µm olarak tespit edilmiş iken; ilaç değişimi sonrası en büyük PED yüksekliği 242±201,42 µm, en geniş PED taban çapı 2927±1386,17 µm'a gerilemiştir(p>0.05). İlaç değişimi öncesi 22 gözde (% 55) İRS, 31 gözde (%77.5) SRS saptanmıştı. İlaç değişimi sonrasında ise 11 gözde (%27.5) İRS, 7 gözde (%17.5) SRS saptanmıştır. ELM' nin bütünlüğü ile EİDGK arasında istatistikel anlamlı korelasyon saptanmıştır. Sonuç: Başlangıçta ranibizumab'a yetersiz cevap veren neovasküler YBMD' li hastalarda intravitreal aflibercept tedavisine geçiş, klinik bulguları iyileştirmektedir. PED yüksekliği ve SMK' nın azalması gibi retinal morfolojide iyileşmenin yanı sıra, ortalama enjeksiyon uygulama aralığı uzamıştır. Bununla birlikte, ortalama görme keskinliği değişiminde de istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Yaş tip yaşa bağlı maküla dejenerasyonu, intravitreal ranibizumab tedavisinden intravitreal aflibercept tedavisine geçiş, görsel ve anatomik sonuçlar

AfliberseptAnatomiGörme+6
Volkan Bolluk
Dokuz Eylül University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tavşanlarda sefuroksı̇mı̇n farklı sulandırma solüsyonları ı̇le sulandırıldıktan sonra ı̇ntrakameral uygulama sonrası kornea üzerı̇ne lokal etkı̇lerı̇nı̇n değerlendı̇rı̇lmesı̇

Giriş: Dünyada ve ülkemizde katarakt cerrahisi yaygın olarak yapılmaktadır. Yaşam koşullarının iyileşmesi ve yaşlı insan nüfusunun giderek artması bu cerrahinin de artmasına sebep olmaktadır. Endoftalmi bu tür göz içi cerrahilerde görülen komplikasyonlardan biri olup, hem hasta için hem de hekim için üzücü bir tablodur. Endoftalminin önlenmesi için ameliyat öncesi ve sonrası bir takım önlemler alınmaktadır. Bu uygulamalardan birisi de operasyon sonunda intrakameral çeşitli antibiyotiklerin uygulanmasıdır. Sefuroksim bu antibiyotiklerden birisidir. Amaç: Tavşanlarda sefuroksimin farklı sulandırma solusyonları ile sulandırıldıktan sonra intrakameral uygulama sonrası kornea üzerindeki lokal etkilerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Çalışmaya, 2-2.5 kg'lık 14 adet Yeni Zelanda albino tavşanı dahil edildi.Çalışmaya dahil edilen tavşanlar 3 gruba ayrıldı.( grup-I: İntrakameral 1mg/0.1 ml SF ile sulandırılmış Aprokam® enjekte edilen grup, grup-II: İntrakameral 1mg/0.1 ml BSS ile sulandırılmış Aprokam® enjekte edilen grup, grup-III: İntrakameral enjeksiyon yapılmayan kontrol grubu).Tavşanların gözleri bir hafta boyunca günlük takip edildi.İntrakameral enjeksiyonları yapılmadan önce ve yapıldıktan bir hafta sonra kornea kalınlıkları ultrasonik pakimetri yardımıyla ölçüldü.Korneaları alındıktan sonra tavşanlar sakrifiye edildi.Alınan kornealar speküler, ışık ve elektron mikroskobik incelemeler için hazırlandı. Sonuçlar:Speküler mikroskobik incelemelerde endotel hücre sayıları, sefuroksim sulandırılmasında SF kullanılan grupta BSS kullanılan gruba göre istatistiksel olarak anlamlı daha düşük saptandı(p=0.040). BSS grubunda kontrol grubuna göre endotel hücre sayılarında istatistiksel fark saptanmadı(p=0.948).SF kullanılan grupta kontrol grubuna göre endotel sayısı istatistiksel anlamlı daha düşük saptandı.(p=0.022) Ultrasonik pakimetride enjeksiyon öncesi santral korneal kalınlıkların parametrik dağılmadığı görüldü(p=0.127).Her iki grupta enjeksiyon öncesi ve sonrası alınan pakimetri değerlerinde artış saptandı ve bu artışın istatistiksel anlamlı olduğu hesaplandı.(p=0.038) Elektron mikroskopik incelemelerden SEM görüntülemede her grupta kornea endotelinin hekzagonal yapılarının korunduğu görüldü.Endotel mikrovilluslarında her iki intrakameral enjeksiyon yapılan grupta kayıp olduğu bu kaybın SF uygulanmış grupta daha fazla olduğu görüldü. Kontrol grubunda ise endotel mikrovilluslarının salim olduğu görüldü.SF uygulanan grup kornea endotelinde hücreler arasındaki sıkı bağlantılarda yer yer ayrışmalar olduğu saptandı.TEM görüntülemede kontrol grubuna göre ilaç uygulanan her iki grupta mitokondrilerde şişme ,endoplazmik retikulumlarda kabalaşma, intrasitoplazmik belirgin vakuol oluşumları ve endotel hücre boyutlarında artış izlendi.Ancak her iki grup arasında TEM görüntülemede belirgin bir bir farklılık saptanmadı. Hematoksilen-Eozin boyama ile yapılan mikroskobik incelemede Grup I (SF ile sulandırılmış Aprokam®) uygulanan grupta korneal stromanın Grup II (BSS ile sulandırılmış Aprokam®) ve kontrol grubuna göre daha ödematöz ve kalın olduğu saptandı. Tartışma: Tavşanlarda intrakameral uygulan sefuroksimin serum fizyolojik(SF) ile sulandırılmasının balance salt solution(BSS) ile sulandırılmasına göre endotel hücreleri üzerinde toksik etki oluştururak endotel hücre sayısında azalmaya ve hücre içi ve hücrelerarası morfolojide değişikliklere sebep olabileceği saptanmıştır.İntrakameral olarak uygulanacak herhangi bir ilacın sulandırılmasında ön kamera sıvısına fizyolojik olduğu düşünülmeyen serum fizyolojiğin(SF) kullanımında dikkatli olunması gerektiği ve literatürce ön kamera kullanımı için güvenilirliği kanıtlanmış balance salt solution(BSS) gibi diğer solusyonların tercih edilmesi korneal endotel fonksiyonlarının korunması açısından göz önünde bulundurulmalıdır.

AntibiyotiklerGöz hastalıklarıKornea endoteli+3
Ferhan Yılmaz
Dokuz Eylül University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Açık açılı glokom olgularında selektif lazer trabeküloplasti etkinliğinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada Selektif Lazer Trabeküloplastinin (SLT) glokom tedavisindeki etkinliği ve güvenilirliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Glokom biriminde Şubat 2009 ile Nisan 2010 tarihleri arasında, açık açılı glokom tanısıyla takip edilen 29 hastanın 49 gözü dahil edildi.SLT tedavisi yapılırken 270º'lik trabeküler ağa, ortalama 0.84±0.09 mJ lazer enerjisi ile toplamda ortalama 104.6±21.2 adet lazer spotu uygulandı. Tedavi esnasında kullanılan total enerji ise ortalama 87.90±17.80 mJ idi.SLT yapılan hastaların tedavi öncesi, tedavi sonrası 1. saat, 1. hafta, 1. ay, 3. ay ve 6. aydaki kontrollerinde GİB'ları ölçüldü. Tedavi öncesi ortalama GİB'ları ile diğer kontrollerdeki ortalama GİB'ları karşılaştırıldı. GİB'ları tedavi öncesi ortalama 20.12±3.85 mmHg iken 1. saat, 1. hafta, 1. ay, 3. ay ve 6. ayda sırasıyla ortalama 21.88±5.02 mmHg, 17.02±3.81 mmHg, 16.59±3.21 mmHg, 16.80±3.11 mmHg, 16.53±2.23 mmHg olarak bulundu. Tedavi öncesi GİB ile tedavi sonrası 1. saat GİB arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0.264). Tedavi öncesi GİB ile tedavi sonrası 1. hafta, 1. ay, 3. ay ve 6. aydaki GİB'ları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05, ANOVA)SLT tedavisi uyguladığımız açık açılı glokom hastalarında tedavi öncesi GİB ile diğer kontrollerdeki GİB değişimi kıyaslandığında, GİB'da 1. haftada 3.10 mmHg (% 15.40), 1. ayda 3.53 mmHg (% 17.54), 3. ayda 3.32 mmHg (% 16.50) ve 6. ayda 3.59 mmHg (% 17.84) azalma saptadık. Tedavi öncesi GİB'na göre 6. ayda ölçülen GİB, 3 mmHg veya daha fazla azalmışsa tedavi başarılı olarak kabul edildi. Buna göre başarı ile tedavi edilen hasta oranımız % 57.1 idi.Altmış yaş altı ve 60 yaş üstü hasta grupları ile fakik ve psödofakik hasta grupları arasında SLT tedavisi sonrası GİB azalması ve başarı oranları yönünden istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı.SLT tedavisi öncesi ve SLT tedavisi sonrasında prostaglandin analogu ilaç kullanan hasta grubu (PG grubu) ile prostaglandin analogu olmayan ilaçları kullanan hasta grubu (non-PG grubu) karşılaştırıldığında SLT sonrası 1. haftada ölçülen ortalama GİB, non-PG grubunda PG grubuna göre daha yüksek olup aradaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.01). Diğer takiplerde ölçülen GİB değerleri arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı.SLT yapılan hastalarda görülen komplikasyonlar; tedavi esnasında hafif ağrı/rahatsızlık hissi (% 10.2), SLT sonrası 1. saatte GİB'da 5 mmHg'dan daha az bir yükselme, SLT sonrası 1 haftadan kısa süren ön kamara reaksiyonu, 4 gözde (% 6.12) tedavi öncesi mevcut olan kataraktta ilerlemeye bağlı görme keskinliğinde azalma ve tedaviden 2 ve 3 hafta sonra 3 gözde (% 6.12) görülen folliküler konjonktivitti. Hiçbir hastada tedavi esnasında hifema ve tedavi sonrasında takipler esnasında periferik anterior sineşi, korneal ödem ve haze gelişmedi.Sonuç olarak; SLT tedavisi, açık açılı glokom olgularının tedavisinde etkin olarak kullanılabilecek etkili ve güvenli bir tedavi yöntemidir. SLT tedavisinin tedavi protokolündeki yerinin belirlenmesi için daha ileri ve geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır.

GlokomGlokom-geniş açılıLazer tedavisi+2
Erhan Tümer
Afyon Kocatepe University
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Transkanaliküler multi-diod lazer dakriosistorinostominin etkinliği ve güvenirliği

Amaç: Kronik dakriosistit hastalarında lakrimal drenajın sağlanması için transkanaliküler multidiod lazer dakriosistorinostominin etkinliğini ve güvenirliğini değerlendirmeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya eylül 2008 ile mart 2012 tarihleri arasında kliniğimizde kronik dakriosistit tanısıyla opere olan 65 hastanın 70 gözü retrospektif olarak dahil edildi. Olguların 51'i kadın (% 72,86), 19'u erkek (% 27,14) idi (p=0.009). Olguların ortalama yaşları 50,6 ± 17,3 yıl (18 ? 84 yıl) idi. Ameliyat esnasında ameliyatı engelleyecek septum deviasyonu veya konka hipertrofisi gibi nazal patolojisi olan olgulara septoplasti veya konka rezeksiyonu uygulandı. Tüm hastalara 0° nazal video endoskop eşliğinde transkanaliküler multidiod lazer DSR ve silikon tüp entübasyonu yapıldı.Bulgular: Transkanaliküler lazer DSR işleminin süresi ortalama 26,50±4,9 dk (16-39 dk) olarak saptandı. İşlem esnasında kemik pencere açılması için kullanılan enerji ortalama 287,3±27,9 J (239 J ? 367 J) idi. Hastalarda ortalama 8,01 aylık takip sonrasında başarı oranı % 90 idi. 3. ay kontrolünde nazolakrimal tıkanıklık gelişen 7 hastaya revizyon için tekrar transkanaliküler multidiod lazer DSR önerildi. 5 hastanın onayıyla revizyon cerrahisi uygulandı ve 3 hastada başarılı olunurken 2 hastanın 1. hafta kontrollerinde nazolakrimal tıkankılık izlendi. Ameliyat esnasında herhangi bir komplikasyon izlenmedi. Ameliyat sonrasında komplikasyon olarak 3 olguda (% 4.29) ilk gün hafif şiddette epistaksis, 5 olguda (% 7.14) yaklaşık 5 gün devam eden kapak ödemi ve ekimoz, 4 olguda (% 5.71) ise punktumlardan silikon tüpün prolabe olduğu izlendi.Sonuç: Endoskopik transkanaliküler multidiod lazer DSR sonuçları başarılı olup ameliyat süresinin ve ameliyat sonrası iyileşme süresinin kısa olması, hemorajinin az olması, cilt insizyonunun olmaması, çevre dokuların daha az hasar görmesi sebebi ile diğer cerrahi yöntemlere alternatif olarak kabul edilebilir.

DakriyosistitDakriyosistorinostomiLakrimal kanal tıkanması+4
Osman Bakan
Afyon Kocatepe University
2012
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Çocuklarda Sweep VEP ile görme keskinliğinin değerlendirilmesi

Çocukluk çağında görme keskinliğini (GK) sweep VEP (sVEP, görsel uyarılmış potansiyel) ile değerlendirmek ve sVEP GK ölçümlerini Snellen GK değerleri ile karşılaştırmak. Yaşları 0-17 arasında değişen 216 çocuk olgu çalışmaya dahil edildi. Olguların 104?ü (%48,1) 7-17 yaş arasında, görme ifade edebilen ve sistemik ve oküler patolojisi olmayan olgulardan oluşmaktaydı (Grup 1). Olguların 56?sı (%25,9) 6-17 yaş arasında görme ifade edebilen ancak Snellen eşelinde en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EDGK) 0,1-0,8 arasında saptanan strabismik veya anizometropik ambliyop olgulardan oluşmaktaydı (Grup 2). 56 (%25,9) olgu ise 0-5 yaş arasında ve görme ifade edemeyen sistemik ve oküler patolojisi olmayan olgulardan oluşmaktaydı (Grup 3). Tüm olgulara detaylı oftalmolojik muayene yapıldı. Tüm olguların Snellen görme keskinlikleri ölçülerek EDGK kaydedildi. Olguların tümüne sVEP testi (Metrovision, Monelec 3, Fransa) uygulandı. sVEP ortalama ve maksimum GK kaydedildi. Veriler paired t testi, Pearson korelasyon analizi, regresyon ve Bland-Altman analizi ile istatiksel olarak analiz edildi. Grup 1?deki olguların Snellen ile ölçülen EDGK 0.013±0.007 logMAR, sVEP ortalama GK 0.18±0.057 logMAR ve sVEP maksimum GK 0.10±0.016 logMAR?dı (p<0.001,p<0.001). Grup 1?de sVEP ortalama GK?nin Snellen EDGK?den 0.16 logMAR, sVEP maksimum GK?nin Snellen EDGK?den 0.084 logMAR düşük olduğu saptandı. Grup 1?de sVEP ortalama ve maksimum GK değerleri Snellen EDGK değerleri ile korele idi (r=0.54, p<0.001; r=0.72, p<0.001, sırasıyla). Bland-Altman analizine göre, Grup 1?de Snellen EDGK ile sVEP ortalama GK arasındaki farkların dağılımı ±0.11 logMAR, Snellen GK ile sVEP maksimum GK arasındaki farkların dağılımı ±0.23 logMAR?dı. Grup 2?de Snellen ile ölçülen EDGK 0.24±0.11 logMAR, sVEP ortalama GK 0.39±0.10 logMAR ve sVEP maksimum GK 0.28±0.08 logMAR?dı. Grup 2?de sVEP ortalama GK?nin Snellen EDGK?den 0.15 logMAR, sVEP maksimum GK?nin Snellen EDGK?den 0.04 logMAR düşük olduğu saptandı (p<0.001,p=0.009). Grup 2?de sVEP ortalama ve maksimum GK değerleri Snellen EDGK değerleri ile korele idi (r=0.71, p<0.001; r=0.54, p<0.001, sırasıyla). Bland-Altman analizine göre Grup 2?de Snellen EDGK ile sVEP ortalama GK arasındaki farkların dağılımı ±0.16 logMAR, Snellen GK ile sVEP maksimum GK arasındaki farkların dağılımı ise ± 0.19 logMAR?dı. Grup 3?de sVEP ortalama GK değeri 0.24±0.07 logMAR, sVEP maksimum GK değeri 0.12±0.06 logMAR?dı. sVEP ortalama ve maksimum GK değerleri yaşla korele idi (r=-0.264, p=0.050, r=0.396,p=0. 0025, sırasıyla). sVEP tekniği ile elde edilen görme keskinliği değerleri, Snellen eşeli ile elde edilen görme keskinliği değerleri ile karşılaştırılabilir sonuçlar vermektedir. Preverbal çağdaki ve görme ifade edemeyen çocuklarda kolay ve objektif ölçüm avantajı nedeniyle görme keskinliğinin değerlendirilmesinde güvenilir ve alternatif bir yöntem olarak kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Görme keskinliği, Görsel Uyarılmış Potansiyel, Snellen eşeli, Sweep VEP

GörmeGörme keskinliğiUyarılmış potansiyeller-görsel+1
Murat Kaşıkçı
Afyon Kocatepe University
2013
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Primer açık açılı glokom olgularında EDI-OCT ile koroid kalınlığının değerlendirilmesi

AMAÇ : Primer açık açılı glokom olgularında EDI-OCT ile koroid kalınlığının değişiminin incelenmesi ve antiglokomatöz tedavinin koroid kalınlığına etkisinin değerlendirilmesi. GEREÇ VE YÖNTEM : Daha önce herhangibir glokom tedavisi almamış primer açık açılı glokom tanısı alan50 hasta ile polikliniğe başvuran ve herhangi oküler patolojisi bulunmayan 50 sağlıklı gönüllünün katıldığı prospektif girişimsel olmayan bir çalışma planlandı. Glokom olgularına antiglokomatöz monoterapi başlandı ve çalışmaya alınma kriterlerini karşılayan olgular 6 ay boyunca takip edildi. Hastaların tedavi öncesi en iyi düzeltilmiş görme keskinliği(EİDGK) kaydedildi, göziçi basınçları(GİB) ve santral kornea kalınlıkları(SKK) ölçüldü, optik koherens tomografileri(OKT), görme alanı (GA) tetkikleri ve m-ERG'leri çekildi. Olguların 1. 3. ve 6.aydaEDGK'leri değerlendirildi, GİB'ları ölçüldü, OKT, GA ve mf-ERG çekimleri tekrarlandı. Sonuçları istatistiksel olarak karşılaştırıldı. BULGULAR : Çalışmaya dahil edilen olgulardan 96 tanesi çalışmayı tamamladı. Glokom grubu kontrol grubu ile karşılaştırıldığında ortalama koroid kalınlığı değerleri arasında bütün kontrollerde anlamlı fark saptandı. Glokom grubu başlangıç ortalama koroid kalınlığı 254.91 μm iken 6.ay kontrollerinde ortalma koroid kalınlığının 237.55 μm'e gerilediği gözlendi. Kontrol grubu için başlangıç ortalama koroid kalınlığı 287.42 μm iken 6.ay kontrollerinde 285.02 μm idi ve anlamlı azalma saptanmadı. Brinzolamid+Timolol, Dorzolamid+Timolol ve Bimatoprost+Timolol kullanan glokom hastalarının ortalamakoroid kalınlığında azalma gözlenmedi (p>0.05).Glokom grubu ile kontrol grubu OKT parametreleri karşılaştırıldığında ortalama retina sinir lifi tabakası kalınlığı (RSLT), optik disk inferior kadran ortalama RSLT ve nöroretinal rim alanı glokom grubunda daha düşük saptandı. Ayrıca glokom grubunda çukurluk hacmi (CV), ortalama çukurluk-disk oranı(ACDR) ve ortalama vertikal çukurluk-disk oranı(VCDR) kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksekti. Multifokal elektroretinografi kayıtlarında sadece 1.halka N1 ortalama amplitüt değeri ve 2.halka P1 dalgası ortalama amplitüt değeri glokom grubunda daha düşük idi. Her iki grup için RSLT, mean deviasyon (MD), patern standart deviasyon (PSD) değerleri ile EDGK değerleri arasında anlamlı korelasyon mevcut idi. Glokom grubu için RSLTİ ile EDGK arasında anlamlı korelasyon varken, kontrol grubu için ACDR, VCDR, N1 dalgası ve P2 dalgası amplitüt değerleri ile koroid kalınlığı arasında anlamlı korelasyon saptandı. SONUÇ : Primer açık açılı glokomda (PAAG) koroid kalınlığında azalma görülebilmektedir. PAAG'da GİB'nın kontrol altına alınabilmesine rağmen koroid kalınlığında azalma devam edebilmektedir. Bununla birlikte Brinzolamid+Timolol, Dorzolamid+Timolol ve Bimatoprost+Timolol kullanan glokom hastalarında koroid kalınlığında azalma durabilmektedir. Erken evre glokom olgularında mfERG yeterince güvenli tanı değeri bulunmamaktadır. Bu konularda çalışmalara ihtiyaç vardır.

Bünyamin Kutluksaman
Afyon Kocatepe University
2015
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Diabetik maküla ödeminde intravitreal triamsinolon ve bevacizumab enjeksiyonu ile grid lazer fotokoagülasyon tedavilerinin etkinliklerinin karşılaştırılması

DİABETİ MAKÜLA ÖDEMİK NDE İNTRAVİTREALTRİAMSİNOLON VE BEVACİZUMAB ENJEKSİYONU İLEGRİ LAZER FOTOKOAGÜLASYON TEDAVİD LERİ NNİETKİ KLERİ N KARŞNLİ Nİ ILAŞTIRILMASIDR. ÜMİ KAPLANTÖZETAMAÇ: Diabetik maküla ödemi olan gözlerde modifiye grid lazerfotokoagülasyon, intravitreal triamsinolon ve intravitreal bevacizumabenjeksiyonu tedavilerinin görme keskinliğ ve ödem regresyonu üzerindekiietkilerini incelemek.MATERYAL-METOD: Diabetik maküler ödemi olan 90 hastanı 90nş kapsamı alı . Hastalar 3 gruba ayrı , 1. grup İgözü çalıma na ndı ldı VTAenjeksiyonu grubu, 2. grup intravitreal bevacizumab enjeksiyonu grubu ve3. grup modifiye grid lazer fotokoagülasyon grubu. Ortalama DM süreleri,yaş cinsiyet bakı ndan gruplar arası, mı istatiksel fark yoktu. Hastalar 3 aytakip edildi. Tedavi öncesi, tedaviden sonra 1. hafta, 1. ay ve 3. ay ayrı lıntıoftalmolojik muayene yapı . Düzeltilmişgörme keskinlikleri alı . Tedavildı ndıöncesi, 1. ay ve 3. ay FFA, Mikroperimetri ve HRT-2 makula modülüölçümleri yapı .ldıBULGULAR : Ortalama görme keskinlikleri intravitreal bevacizumabgrubu için tedavi öncesi 0.199±0.14, 1. hafta 0.228±0.15, 1. ay0.242±0.16, 3. ay 0.264±0.16 olarak bulundu. İntravitreal triamsinolongrubu için tedavi öncesi ortalama 0.183±0.10, 1. hafta 0.219±0.14, 1. ay0.249±0.15, 3. ay 0.279±0.17 olarak bulundu. Modifiye grid lazer grubuiçin tedavi öncesi ortalama 0.337±0.16, 1. hafta 0.357±0.17, 1. ay0.389±0.19, 3. ay 0.399±0.19 olarak bulundu. Grup-1 ve grup-2 de 1. haftaIş grup-3'e göre istatistiksel olarak anlamlıve 1. ay görülen görme artıları ydı(p<0,05). Grup-1 de tadavi öncesine göre 1. ay görülen santral 4 dereceortalama makula duyarlı ı ş istatistiksel olarak anlamlı (p=0.014).lı artıığ ydıncı ş ıGrup-1 de gözlenen 1.hafta, 1.ay ve 3. ay göziçi bası artı grup-2 vegrup-3'e göre istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Enjeksiyongrupları endoftalmi, katarakt oluşnda umu, dirençli glokom, dekolman gibikomplikasyonlar gözlenmedi.SONUÇ: İntravitreal bevacizumab enjeksiyonu diabetik maküler ödemtedavisinde grid lazer fotokoagülasyon ve intravitreal triamsinolon asetonidtedavisine benzer sonuçlar vermiş Yan etki insidansı n düş olmasıtir. nı üktekrar uygulamalar açından bir avantaj gibi görünmektedir . Etkisini tamsıolarak değerlendirebilmek için çok merkezli, randomize ve kontrollüaraş rmalar yapıtı lmasıgerekmektedir.II

Ümit Kaplan
Afyon Kocatepe University
2006
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Diabetik maküla ödeminde selektif retinal lazer ile grid lazer fotokoagülasyon tedavilerinin etkinliklerinin karşılaştırılması

AMAÇ: Diabetik maküla ödemi (DMÖ) tedavisinde selektif retinal lazerin (SRL) etkinliğini saptamak ve SRL'nin görme keskinliği ve DMÖ regresyonu üzerindeki etkilerini grid lazer fotokoagulasyonu ile karşılaştırmaktır. GEREÇ-YÖNTEM: Diabetik maküla ödemi olan 84 hastanın 99 gözü çalışma kapsamına alındı. Hastalar 2 gruba ayrıldı. Birinci grup selektif retinal lazer tedavi grubu, 2. grup grid lazer tedavi grubu idi. Hastalar 6 ay takip edildi. Tedavi öncesi, tedaviden sonra 1. hafta, 6. hafta, 3. ay ve 6. ay ayrıntılı oftalmolojik muayene yapıldı. Hastalar tedavi öncesi, tedaviden sonra 6. hafta, 3. ay ve 6. ayda FFA, ETDRS eşeli ile en iyi düzeltilmiş görme keskinlikleri (EDGK), HRT-2 maküla modülü ile ödem indeksi, MP-1 Mikroperimetri ile santral 8º ve 16º ortalama maküla duyarlılığı ve fiksasyon stabilite yüzdeleri değerlendirildi. BULGULAR: Ortalama diabetes mellitus süreleri, yaş, cinsiyet bakımından gruplar arası istatistiksel fark yoktu (sırasıyla p=0.083, p=0.063, p=0.069). Görme keskinliği logaritmik ortalaması, SRL grubu için tedavi öncesi 0.52±0.35 iken tedavi sonrası 1.hafta 0.49±0.34, 6. hafta 0.48±0.34, 3.ayda 0.41±0.35, 6.ayda 0.39±0.34 olarak bulundu. Grid lazer grubu için görme keskinlikleri logaritmik ortalamaları tedavi öncesi 0.53±0.31 iken tedavi sonrası 1. hafta 0.53±0.35, 6. hafta 0.50±0.33, 3. ayda 0.47±0.33, 6. ayda 0.44±0.34 olarak bulundu. SRL grubu hastalarında tedavi öncesine göre 3. ay ve 6. ay görmelerindeki artış istatistiksel olarak anlamlıydı (sırasıyla p=0.002, p=0.000). SRL grubundaki hastaların %84.9'nda görme keskinliklerinde 6. ayda artış ve stabilizasyon saptandı. Grid lazer grubu hastalarında tedavi öncesine göre 6. ayda görme artışları istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0.003). Grid lazer grubu hastaların %89.9' da 6 aylık takip sonucunda görme keskinliğinde artış ve stabilizasyon izlendi. SRL grubu hastalarında tedavi öncesi, tedavi sonrası 6. hafta, 3. ay, 6.ay ortalama HRT-2 maküla ödemi indeksleri 1.96±0.52, 1.53±0.46, 1.47±0.50 ve 1.24±0.58 iken, grid lazer grubunda 2.08±0.4, 1.85±0.34, 1.66±0.31 ve 1.41±0.39 idi. Her iki grupta da 6. ay HRT-2 maküla ödemi indeksleri istatistiksel olarak anlamlı derecede azaldığı gözlendi (p=0.000, p=0.000). SRL grubunda tedavi öncesi ve tedavi sonrası 6. hafta, 3. ay, 6. ayda görülen santral 8° maküla duyarlılıkları 9.11±4.1, 9.02±4.2, 8.57±4.3 ve 8.67±4.1 iken grid lazer grubunda 9.79±4.2, 8.43±4.6, 8.06±3.6 ve 7.78±3.5 idi. SRL grubunda tedavi sonrası 3. ay ve 6. ayda görülen santral 8° maküla duyarlılıklarında istatistiksel olarak anlamlı azalma izlenmezken (sırasıyla p=0.29, p=0.23) grid lazer grubunda tedavi sonrası 3. ay ve 6. ayda görülen santral 8° maküla duyarlılıklarındaki azalma istatistiksel olarak anlamlı idi (sırasıyla p=0.00, p=0.00). SRL grubunda tedavi öncesi ve tedavi sonrası 6. hafta, 3. ay ve 6. ayda görülen santral 16° maküla duyarlılıkları 9.95±3.8, 9.98±2.9, 10.31±4.2 ve 9.49±3.9 iken grid lazer grubunda 11.06±4.8, 12.45±3.2, 10.04±3.2 ve 9.39±4.4 idi. SRL ve grid lazer grubunda tedavi sonrası 3. ay ve 6. ayda görülen santral 16° maküla duyarlılıklarındaki azalma istatistiksel olarak anlamlı değildi (sırasıyla SRL grubu için p=0.48, p=0.24, grid lazer grubu için p=0.51, p=0.28). SRL grubunda 6. ayda FFA'da 24 (%45) gözde tamamen, 19 (%36) gözde kısmi düzelme saptanırken grid lazer grubunda 25 (%57) gözde tamamen ve 11 gözde (%23) kısmi düzelme saptandı. Her iki grupta da koroidal neovaskülarizasyon, vitreus hemorajisi, subfoveal fibrozis ve retina dekolmanı gibi komplikasyonlar görülmezken grid lazer grubundaki tüm hastalarda lazere ait atrofik skar spotları gelişti. SONUÇ: Selektif retinal lazer fotokoagülasyon diabetik maküla ödemi tedavisinde görme keskinlikleri, HRT-2 ödem indeksleri, FFA'daki bulguları ile grid lazer fotokoagülasyon tedavisine benzer sonuçlar vermiştir. SRL grubunda mikroperimetrik olarak santral 8° maküla duyarlılığının korunuyor olması, nörosensorial retinaya hasar vermeden retina pigment epitelinin selektif olarak uyarıldığını gösteriyor olabilir. SRL'nin yan etki insidansının düşük olması tekrarlayan uygulamalara izin veriyor olması bir avantaj gibi görünmektedir. SRL'nin etkisini tam olarak değerlendirebilmesi için ileri klinik çalışmalar yapılması gerekmektedir.

Diabetik retinopati
Sevim Yaman
Afyon Kocatepe University
2007
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Psödofakik gözlerde akomodasyonun Powerrefraktör II (Plus Optix CR03) cihazı ile ölçümü

AMAÇ: Akomodasyonu objektif olarak ölçen plus optix cihazı yardımı ile psödofakik göz grubunu fakik kontrol grubu ile kıyaslamakGEREÇ VE YÖNTEM: Bir gözünde katarakt olan ve başka patolojik bulgu izlenmeyen, diğer gözde ise muayene bulguları tamamıyla doğal olarak izlenen ve Snellen eşelinde görme keskinliği 1,0 olarak saptanan, Fakoemülsüfikasyon ve Sensar AR 40eTM GİL implantasyonu yapıldıktan sonra ameliyatlı gözünde ameliyat sonrası görme keskinliği Snellen eşelinde 1,0 olarak saptanan 30 hastanın opere olan 30 gözü psödofakik göz grubunu, fakik olan diğer gözleri ise kontrol grubunu oluşturdu. Ameliyat sonrası 1. gün, 1. hafta, 1.,3., ve 6. ay kontrollerinde ayrıntılı refraksiyon, ön segment ve fundus muayenesi yapılan hastaların biyometri ve akomodasyon ölçümleri 6. ayda yapıldı. İstatistiksel analiz student t testi ve Pearson korelasyon testi kullanılarak yapıldı.BULGULAR: Hastaların ortalama yaşı 54,13±6,46 yıl (37?61 yıl) olarak bulundu. Psödofakik göz grubunda yalancı akomodasyon ortalama 1,17±0,56 D ve kontrol göz grubunda akomodasyon gücü ortalama 1,50±0,61 D olarak saptandı. Kontrol göz grubunda akomodasyon gücü psödofak göz grubundaki yalancı akomodasyondan istatiksel olarak anlamlı daha yüksek bulundu (p=0,003).SONUÇ: Psödofakik göz grubunda akomodasyon gücünü kontrol grubuyla kıyasladığımızda anlamlı olarak düşük olarak saptamış olmakla birlikte psödofak gözlerde düşük miktarlarda da olsa bir miktar akomodasyonun olduğunu saptadık. Psödofak gözlerdeki akomodasyonu değerlendirebilmek için değişik ölçüm yöntemleri kullanılarak daha fazla sayıda araştırmaya ihtiyaç olduğuna inanmaktayız.

Mustafa Şanlı
Afyon Kocatepe University
2008
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimDE

Primer açık açılı glokom olguları ile nonarteritik anterior iskemik optik nöropati olgularında optik sinir başının morfolojik ve fonksiyonel olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmada primer açık açılı glokom (PAAG) ve non arteritik iskemik optik nöropati (NAİON) olgularında optik sinir başı fonksiyonel ve morfolojik değişikliklerini değerlendirmeyi ve benzer yaş grubundan oluşan normal olgular ile karşılaştırmayı amaçladık.Çalışmaya Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Glokom biriminde takip edilen 24 PAAG'lu hastanın 24 gözü ve Nörooftalmoloji, biriminde takip edilen 17 NAİON'li hastanın 17 gözü dahil edildi. Kontrol grubundaki 23 hasta ise, polikliniğimize göz muayenesi için başvuran presbiyopi haricinde herhangi bir sistemik veye oküler hastalığı olmayan olgulardan oluşturuldu. Optik sinir başı morfolojik değerlendirilmesi Heildelberg retina tomografisi (HRT) ile yapılarak disk alanı, rim alanı, rim hacmi, C/D oranı, RSLT ve RSLT kesitsel alanı kaydedildi. Gangliyon hücre tabakasının fonksiyonel olarak değerlendirilmesinde patern ERG kullanıldı.Çalışmada PAAG, NAİON ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı yaş farkı bulunmadı. Topografik değerlendirmede PAAG olgularında disk alanı ve C/D oranı kontrol grubundan fazla iken, rim alanı ve rim hacmi bakımından fark saptanmadı. Non arteritik iskemik optik nöropati olgularının disk alanı yönünden kontrol grubu ile arasında fark saptanmadı ancak C/D oranı kontrol grubundan anlamlı olarak düşük saptandı. Rim alanı ve rim hacmi NAİON olgularında kontrol grubundan fazla saptandı. Primer açık açılı glokom ve NAİON olguları arasında topografik değerlendirmede gruplar arasında RSLT ve RSLT kesitsel alanı bakımından fark saptanmadı. Optik sinir başının fonksiyonel değerlendirilmesi ise PERG ile yapıldı. Patern ERG incelemesinde gruplar arasında P50 latansı ve N95 latansı bakımından anlamlı fark izlenmedi. Glokom olgularında P50 amplitüdü kontrol grubuna göre farklılık göstermemekte idi ancak N95 amplitüdü düşük saptandı. P50 ve N95 amplitüdleri NAİON grubunda kontrol grubu ve glokom grubundan anlamlı olarak düşük idi. N95/P50 amplitüd oranı, hem NAİON grubunda, hemde glokom grubunda kontrol grubundan düşük olup ancak NAİON grubu ile glokom grubu arasında fark saptanmadı.Geniş optik diskler glokomatöz hasara daha yatkındırlar ancak geniş optik disklerde de çukurluk alanının yapısal olarak geniş olabileceği, dolayısı ile erken glokom teşhisinde belirgin glokomatöz hasar gelişimi olana kadar optik diskte topografik değişiklik olmayabileceği unutulmamalıdır. NAİON gelişiminde ise küçük optik disk, geniş rim alanı ve küçük optik disk alanı bir risk faktörüdür. Patern elektroretinografi parametreleri glokomda ve NAİON'de optik disk RSLT'den daha önce değişim göstermektedir. Glokomatöz hasara özellikle N95 amplitüdü duyarlıdır. Non arteritik iskemik optik nöropatide ise hem P50 amplitüdü hem de N95 amplitüdü belirgin olarak etkilenmektedir.Retina sinir lifi tabakasında değişiklik olmadan PERG değişiklikleri olabilmesi sebebi ile glokomatöz hasarın erken dönemde saptanabilmesinde optik sinirin fonksiyonel olarak değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Hem PAAG olgularında, hem de NAİON'de optik sinir başında RSLT değişiklikleri olmadan gangliyon hücrelerinin fonksiyonları etkilenebileceğinden bu olgularda topografik değerlendirme ile beraber elektroretinografik değerlendirme önem taşımaktadır

Mutlu Eğicioğlu
Afyon Kocatepe University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Komplikasyonsuz fakoemülsifikasyon cerrahisi sonrası gelişen kistoid makula ödeminin optik koherans tomografi ile değerlendirilmesi

Çalışmamızda katarakt operasyonu geçiren hastaların makula kalınlığındaki değişikliklerin optik koherans tomografi ile ölçüp, bu değişikliklerin görme keskinliği ve fundus floresein anjiyografi ile korelasyonunu değerlendirmeye amaçladık.Afyon Kocatepe Üniversitesi Göz Hastalıkları Kliniğinde Aralık 2008 ile Mayıs 2009 tarihleri arasında komplikasyonsuz katarakt operasyonu uygulanan 88 hastanın 91 gözü gözü çalışmaya alındı.Senil katarakt nedeniyle fakoemülsifikasyon cerrahisi geçiren ve operasyonda herhangi bir komplikasyon gelişmeyen postoperatif olarak düzenli takip edilen sistemik yada okuler herhangi bir hastalığı olmayan hastalar çalışma kapsamına alındı. Hastaların tümüne preoperatif ve postoperatif detaylı oftalmolojik muayene, preoperatif, postoperatif 1. hafta, 4. hafta, 12. hafta ve 24. hafta optik kohorens tomografi ile makula kalınlık ölçümü, 12. haftada fundus floresein anjiyografi çekimi yapıldı. Ortalama santral makula kalınlığı süperir, inferior, nazal ve temporal makula kadranlarının kalınlıkları ölçüldü.Preoperatif ve postoperatif çalışma verileri tek yönlü varyans analizi ANOVA testi karşılaştırmalı t testi, Bonferroni düzeltme metodu kullanılarak değerlendirildi.Santral makula kalınlığının OCT ile yapılan ölçümlerinde preoperatif değerler ile postoperatif 1. hafta, 4. hafta, 12. hafta ve 24. hafta değerler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark mevcuttu (p=0.043). Santral makula kalınlığındaki artış postoperatif 1. haftada başlamakla birlikte en belirgin artış postoperatif 12. haftada yapılan ölçümlerde tespit edildi (p=0.028).Perifoveal makula kalınlıkları preoperatif ölçümleri; temporal kadran 300.62±34.69 µm, nazal kadran 311.27±35.73 µm, süperior kadran 312.72±19.78 µm, inferior kadran 306.96±20.88 µm ve postoperatif 12. hafta ölçümleri sırasıyla; temporal kadran 312.93±20.33 µm, nazal kadran 326.43±21.14 µm, süperior kadran 323.74±21.26 µm ve inferior kadran 321.63±22.13 µm idi (p<0.001 her kadran için).Postoperatif 1 ve 4. hafta makula kalınlık artışları görme keskinliği ile korelasyon göstermezken, 12 ve 24. hafta santral makula kalınlığı değerleri görme keskinliği ile korelasyon göstermekteydi.Ogulara postoperatif 12. haftada çekilen FFA'da görülen kistoid makula ödemi (%3.1) oranı, OCT ile gösterilen KMÖ oranından (%5.04) daha azdı.Sonuç olarak OCT makuldaki kalınlaşmayı ya da kistoid değişiklikleri daha erken evrede tespit edilmesini sağlamakta ancak bu değişiklikler hastanın görme keskinliğini etkilememekte ya da görme keskinliğini etkileyen anormallikler hem FFA hem de OCT ile gösterilebilmektedir.

Leyla Eryiğit
Afyon Kocatepe University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ekstrakapsüler katarakt ekstraksiyonu ve arka kamara intraokuler lens implantasyonu sonrası intraöküler lens eğiklik ve desantralizasyonu

ÖZET Seksen yedi hastanın 95 gözünde yaptığımız bu prospektif çalışmada, çeşitli ön kapsülotomi yöntemlerinin (KA, Zarf, KKK, KKK 1, KKK 2) AK İOL eğiklik ve desantralizasyonuna olan etkisini araştırdık. Erken ve geç dönem İOL eğiklik ve desantralizasyon açısından tüm gruplar karşılaştırıldığında, KKK grubunda eğiklik ve desantralizasyonun diğer gruplara oranla istatistiki olarak anlamlı derecede az olduğu saptandı (KKK ile KKK 1 arasındaki erken dönem desantralizasyon hariç). Bu nedenle İOL eğiklik ve desantralizasyonunu hem erken hem de geç dönemde en az düzeyde tutan ön kapsülotomi yönteminin kapsül bütünlüğünün bozulmadığı kapsüloreksis olduğu sonucuna varıldı. 52

Katarakt çıkartılmasıLensler-intraoküler
Ferit Han Öner
Dokuz Eylül University
1996
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Fakoemülsifikasyon öğrenme sürecindeki asistanların cerrahi gelişim profili

ÖZET Fakoemülsifikasyon, her geçen gün popülaritesini arttırarak katarakt cerrahisinin temel metodu olmuştur. Bu durum fakoemülsifikasyon cerrahisini oftalmoloji eğitimi verilen kurumlarda öğretilmesi gerekli haline getirmiştir. Bu çalışmada, katarakt cerrahisi eğitiminin bir süreç olarak nasıl olması gerektiğine ışık tutabilecek bazı parametrelerin ortaya çıkarılmasını ve insan faktörünün, bu eğitim süreci içindeki konumunu ve deneyim - beceri kazanma sürecindeki gelişim profilini ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Kliniğimize başvuran ve katarakt cerrahisi gerektiren hastalar rutin uygulamada olduğu gibi, o günün sorumlu öğretim üyesi gözetiminde, görevlendirdiği asistan tarafından ameliyat edildi. Yine o dönem içerisinde öğretim üyelerinin fakoemülsifikasyon tekniği ile katarakt ameliyatı yaptığı hastalar kontrol grubu olarak kaydedildi. Hastalar 3 gruba ayrıldı. 1. grup öğretim üyelerinin (kontrol grubu) 145 olgusundan, 2. grup 3. yıl asistanlarının 134 olgusundan, 3. grup ise 2. yıl asistanlarının 41 olgusundan oluşturularak karşılaştırıldı. Elde edilen bulgulara bakıldığında, öğretim üyeleri olgularının 2. ve 3. yıl asistanlarının olgularına göre daha sert kataraktlara sahip olduğu görüldü. Gruplar kendi aralarında kapsül ile ilgi sorun çıkan ya da çıkmayan olarak karşılaştırıldığında, öğretim üyelerin vakalarında diğer 2 gruba göre çok daha az komplikasyonla karşılaşıldığı ortaya çıktı. Kapsüloreksisin perifere uzaması, 2. yıl asistanlarında (%12.6) öğretim üyelerine göre (%1.4) oldukça sık yaşanan bir sorun olduğu anlaşıldı. Fakoemülsifikasyon cerrahisinin en önemli komplikasyonlarından biri olan arka kapsül yırtığının 2. yıl asistanlarında (%19.5) diğer 2 gruba göre (öğretim üyeleri için %0.7, 3. yıl asistanları için %4.3) daha sık karşılaşılan bir komplikasyon olduğu tespit edildi. 2.yıl asistan olgularındaki vitreus kaybı öğretim üyeleri olgularına göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek olduğu anlaşıldı (öğretim üyeleri için %1.4, 3. yıl asistanları için %4.4, 2. yıl asistanları için %9.8). Operasyon sırasında 2. ve 3. grup hastalarının kimin tarafından bitirildiği kaydedildi. Bu 2 grup kendileri bitirenler ve bitirmeyenler olarak karşılaştırıldığında 2. yıl asistanları ile 3. yıl asistanları arasında anlamlı fark bulundu. Bu sonuçlar değerlendirildiğinde asistan olgularının seçiminde kataraktın sertliğine, PE'li olmamasına, pupil dilatasyonunun 4 mm'den büyük olmasına ve önemli retinal hastalığının olmamasına dikkat edildiği anlaşılmıştır. 3. yıl asistanlarımızda oldukça sık keşi sorunuyla karşılaşılmakta olduğu görülmektedir. Asistan eğitimin de keşi teknikleri üzerine eğinilmesi ve daha çok pratik yapılması önerilmektedir. Kapsüloreksis perifere uzanması, literatür ile karşılaştırıldığında, kliniğimizde yaşanan önemli bir sorundur. Cerrahi tecrübe ile 65bu sayının azaldığı görülmektedir. Asistanlarımızın kapsüloreksis ile ilgili pratik sayısının artırılması gerektiği düşünülmüştür. Arka kapsül yırtığı 2. yıl asistan olgularında sık karşılaşılmıştır. Asistanların kıdem düzeyleri artıkça hızlı bir şekilde bu oran düşmektedir. Literatür ile karşılaştırıldığında 2. yıl asistanlarımızın arka kapsül yırtık oram oldukça yüksektir. Bu durum Kliniğimizde 2. yıl asistanlarının bilgi ve deneyimlerini biraz daha artırarak cerrahiye başlamaları gerektiğini düşündürmüştür. Literatürdeki vitreus kaybı oranlan ile karşılaştırıldığında 3. yıl asistanları için başarılı olduğu söylenebilir. 2. yıl asistanlarımızın oram yüksek bulunmuştur. 2. yıl asistanlarımızda yüksek arka kapsül yırtığına rağmen düşük bir vitreus kaybı ile karşılaştığımız görülmektedir. Bu durum arka kapsül yırtılması durumunda asistans durumundaki eğitimcinin vitreus gelmeden gereken önlemleri aldığım göstermektedir. 2.yıl asistanlarımız 3. yıl asistanlarımıza göre beklenildiği gibi çok daha fazla yardım almıştır. Eğitmen cerrah, fako cerrahisine yeni başlayan asistanlara hastaların zarar görmemesi adına daha fazla müdahalede bulunmakta ve cerrahinin bitirilmesine yardım etmek zorunda kalmaktadır. Asistanların tecrübesi artıkça bu yardım girişimleri azalmaktadır. 66

Özgür Irmak
Dokuz Eylül University
2003
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Fakoemülsisfikasyon yöntemiyle yapılan küçük kesili katarakt operasyonları sonrası keratometrik değişim

ÖZET Bu çalışmada katlanabilir lens implante edilen küçük insizyonlu fkaoemülsifîkasyon sonrası oluşan cerrahiye bağlı astigmatizma araştırıldı. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalında Kasım 97 ile Kasım 98 tarihleri arasında katarakt nedeni ile küçük insizyonlu fakoemülsifikasyon ve katlanabilir intraoküler lens uygulanan 62 olgunun 64 gözü çalışma grubunu oluşturdu, implante edilecek lense uygun olarak insizyon gözlerin 20'sinde ( % 31.25 ) 3.2 mm'ye, 44'ünde ( % 68.75 ) 4 mm'ye genişletildi. 3.2 mm insizyonlu hasta grubunda stromal hidrasyon ile yara stabilitesi sağlanırken 4 mm insizyon grubunda bulunan 44 gözün 24'üne ( % 54.54 ) sütür uygulandı. Sürür uygulanan hastalara 10/0 monoflaman sütür materyeli ve çapraz sütür tekniği kullanıldı. Hastalar 3.2 mm sütürsüz, 4 mm sütürsüz ve 4 mm sütürlü insizyon olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Hastalar postoperatif 1.hafta, 1., 3., 6. ve 12. aylarda kontrole çağırıldı. Preoperatif ve postoperatif keratometri değerleri Javal (Haag Streit) keratometri kullanılarak en dik ve en düz akstaki keratometrik değerler karşılaştırılarak ölçüldü. Her bir kontrol için hastaların net korneal astigmatik değişimleri ve Jaffe ve Clayman'ın vektör analiz yöntemi kullanılarak vektöryel astigmatik değişimleri hesaplandı. Net korneal astigmatik değişim 12.ayda 3.2 mm insizyon grubunda 0.58 ± 0.38 D, 4 mm sütürsüz insizyon grubunda 0.50 ± 0.68 D, 4 mm sütürlü grupta ise 0.59 ± 0.44 D olarak saptandı. Vektöryel astigmatizma değeri ise 12.ayda 3.2 mm iniszyon grubunda 0.88 ± 0.52 D, 4 mm sütürsüz grupta 0.95 ± 0.67 D, 4 mm sütürlü grupta 0.87 ± 0.51 D olarak bulundu. Net korneal astigmatik değişim ve vektöryel astigmatik değişime göre 3.2 mm ile 4mm sütürsüz gruplar ve 4 mm sütürlü ile sütürsüz gruplar arasında ilk kontrollerde fark daha fazla görünmekle birlikte biç bir kontrol anında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Cerrahiye bağlı astigmatizmanın stabilizasyonuna göre gruplar değerlendirildiğinde ise 3.2 mm insizyon grubunda postoperatif daha düşük olan cerrahiye bağlı astigmatizma değeri 3 ayda stabilize olmuştur. 4 mm sütürsüz grupta ise 3. ayda stabilizasyon görülürken 4 mm sütürlü grupta stabilizasyon süresinin 6. aya uzadığı görülmüştür. 35

AstigmatizmKatarakt çıkartılması
Aylin Yaman
Dokuz Eylül University
1999
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Santral retinal ven oklüzyonlu gözlerde kan akımının orbital renkli doppler ultrasonografi ile görüntülenmesi

ÖZET Mart 1998- Şubat 1999 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Retina Birimine başvuran ve santral retinal ven oklüzyonu ( SRVO ) tanısı alan 20 hasta çalışma kapsamına alınmıştır. Bilateral SRVO olan, SRVO öyküsü üç aydan eski olan, diyabetik retinopatisi olan ve göz içi cerrahi geçirmiş olan gözler çalışma dışı bırakılmıştır. Yine Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı polikliniğine çeşitli nedenlerle başvuran, diyabetik retinopatisi ve geçirilmiş göz içi cerrahi öyküsü olmayan, hasta grubu ile uyumlu yaşta, gönüllü 20 hasta da kontrol grubunu oluşturmuştur. Detaylı bir anamnez ve sistem sorgulamasının ardından hastalar tam bir oftalmolojik muayeneden geçirilmiştir. Fundus floresein anjiyografi ( FFA ) çekildikten sonra iskemik / non-iskemik sınıflaması yapılmıştır ve iskemik gözlere profilaktik Argon lazer panretinal fotokoagülasyon tedavisi öncesi renkli Doppler ultrasonografi yapılarak SRA, SRV ve OA maksimum sistolik hızları, diastol sonu hızları ve rezistif indeksleri ölçülmüş ve bu değerler açısından hasta grubunun hasta ve sağlam gözleri; hasta grubu ve kontrol grubu karşılaştırılmıştır. Hasta grubunun hasta gözleri ve sağlam gözleri arasında santral retinal arter ( SRA ) ve oftalmik arter ( OA ) Vmax, Vmin ve Ri değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır ( p>0.05 ). Hasta grubunun hasta gözleri ve sağlam gözleri arasında santral retinal ven ( SRV ) Vmin ve Ri değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmazken, SRV maksimum sistolik hızları ( Vmax ) hasta gözde sağlam göze göre anlamlı oranda azalmış bulunmuştur ( p= 0.0105 ). Hasta grubunun hasta gözleri kontrol grubu ile karşılaştırıldığında ise SRA ve SRV Vmax değerleri hasta gözlerde kontrol grubuna göre anlamlı oranda düşük ölçülmüş; fakat SRA ve SRV Vmin ve Ri değerleri açısından iki grup arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Aynı şekilde oftalmik arter ( OA ) Vmax, Vmin ve Ri değerleri açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır ( p>0.05 ). İskemik grubun ölçümleri non-iskemiklerle karşılaştırıldığında, SRA, SRV ve OA Vmax, Vmin ve Ri değerleri açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır ( p>0.05 ). Doppler teknolojisinin ehil ellerde yapıldığında retinal dolaşım hakkında güvenilir bilgi verdiği artık kabul edilmiştir. 29Ancak SRVO' da vizüel prognoz, yaşam kalitesi ve kalıcı iş gücü kaybı anlamında çok önemli bir faktör olan iskemi varlığının erken dönemde etkin bir şekilde saptanmasında renkli Doppler ultrasonografinin bir yer edinebilmesi için daha çok sayıda hasta üzerinde, uzun klinik izlemle ve daha tecrübeli bir ekiple ek çalışmalar gerekmektedir. 30

OrbitaRetinaRetinal ven oklüzyonu+1
Zeynep Özbek
Dokuz Eylül University
1999
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Rutin kontrole getirilen 0-2 yaş arası bebeklerin göz ölçümlerinin değerlendirilmesi

AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, prematüritenin göz gelişimine etkilerini değerlendirmek için 0–2 yaş arası bebeklerde aksiyel uzunluk (AU), santral kornea kalınlığı (SKK), sferik eşdeğer (SE) ve astigmatizma değerlerinin doğum haftası, doğum ağırlığı ve yenidoğan yoğun bakım ünitesinde (YYBÜ) kalış süresi ile ilişkisini incelemek. YÖNTEM: Retrospektif longitudinal olarak tasarlanan bu çalışmada, Eylül 2022- Kasım 2024 tarihleri arasında Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Yenidoğan Göz Polikliniği'ne başvuran bebeklerin dosyaları taranmıştır. AU, SKK, SE ve astigmatizma değerleri ile doğum haftası, doğum ağırlığı, YYBÜ kalış süresi ve bazı maternal-fetal faktörlerle ilişkileri değerlendirilmiştir. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 27.0 yazılımı ile yapılmıştır. BULGULAR: Dosya taraması sonucunda yenidoğan döneminde AU ve SKK ölçümleri mevcut olan 311 bebek, altıncı ay muayenesine devam eden 125 bebek ve on ikinci ay muayenesi bulunan 85 bebek çalışmaya dahil edildi. Yenidoğan döneminde prematüre bebeklerin AU değerleri term bebeklerden anlamlı olarak daha kısa (p<0.001), SKK değerleri ise daha kalın bulundu (p<0.001). Ancak 6. ve 12. aylarda prematüre ve term bebekler arasında AU ve SKK açısından anlamlı fark saptanmadı. Maternal sigara kullanımı ve sarılık nedeniyle fototerapi uygulanmış olan bebeklerde yenidoğan döneminde AU değerlerinde anlamlı azalma görüldü (sırasıyla p=0.04 ve p=0.024); fakat bu etkinin 6. ve 12. aylarda kaybolduğu gözlendi. Erkek bebeklerin AU değerleri 6. ve 12. aylarda kızlara göre anlamlı olarak daha uzundu (p=0.018). Term bebeklerde SE değerleri altıncı aydan 12. aya anlamlı şekilde azaldı (p=0.004); prematüre bebeklerde ise SE değerlerinde anlamlı değişiklik olmadı. Tüm gruplarda astigmatizma değerleri altıncı aydan 12. aya anlamlı düzeyde azalma gösterdi (p<0.001). SONUÇ: Prematüre bebeklerde gözün biyometrik gelişimi term bebeklere göre farklılık göstermekte ancak bu farklar yaşamın ilk yılında kaybolmaktadır. Term bebeklerde refraktif değişim (emetropizasyon) daha hızlı gerçekleşirken, prematüre bebeklerde daha yavaş seyretmektedir. Bu nedenle prematüre bebeklerin refraktif açıdan yakın takibi önerilir. Anahtar Kelimeler: Aksiyel uzunluk, emetropizasyon, prematürite, santral kornea kalınlığı, term.

Merve Nur Mutlu
Sakarya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Yüksek hipermetroplarda ambliyopisi olan ve olmayan hastaların retinal vasküler yapılarının OKTA ile karşılaştırılması

Bilateral 6 diyoptri (dp) hipermetropi ve üzeri sferik eşdeğeri (SE) olan çocuklarda ambliyopi ve şaşılığın optik kohorens tomografi anjiyografi (OKTA) cihazi ile ölçülen retinal vasküler yoğunluk ile ilişkisi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, ambliyopisi, şaşılığı, en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK) değerleri, sferik eşdeğeri, astigmatizma değerleri ve aksları, optik kohorens tomografi anjiyografi ile yüzeyel ve derin vasküler yoğunluk ölçümleri retrospektik olarak incelendi. Yüksek hipermetropisi olan pediatrik yaş grubundaki 50 hastanın 100 gözü, kontrol grubundaki 20 sağlıklı katılımcının 40 gözü çalışmaya dahil edildi. Tüm gözlerin retinal vasküler yoğunluk ölçümleri retina anjiyografi modunda 6 x 6 mm kesit alanında yapıldı. Elde edilen veriler istatiksel olarak incelendi. Yaş, en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK), sferik eşdeğer, astigmat ve aksı açısından gruplar arasında anlamlı istatiksel fark saptanmadı. Yüksek hipermetropik ambliyop hastaların, ambliyopi olan gözü ile ambliyopi olmayan gözleri arasında retinal vasküler yoğunluk açısından anlamlı fark saptanmazken kontrol grubu gözleri arasında anlamlı fark saptandı (p<0.05). Ambliyop olmayan yüksek hipermetrop hastaların gözleri ile ambliyop olan hastaların sağlam gözleri arasında retinal vaskülarite açısından anlamlı fark saptanmazken kontrol grubu gözleri arasında yüzeyel retinanın iç, alt ve dış kadranlarında anlamlı fark saptandı (p<0.05). Ezotropyası olan yüksek hipermetrop gözlerde yüzeyel vasküler pleksusta, ezotropyası olmayan yüksek hipermetroplara göre anlamlı bir vasküler yoğunluk değişimi saptanmadı; kontrol grubuna göre anlamlı oranda vasküler yoğunluğun düşük olduğu saptandı (p<0.05). Ambliyop olan yüksek hipermetrop gözlerde yüzeyel ve derin retinal vasküler pleksusta, total vasküler yoğunluğun ambliyop olmayan yüksek hipermetroplara ve sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı derece düşük olduğu saptandı. Yüksek hipermetropide ambliyopinin retinal vaskülariteye etkisini değerlendirebilmek için hastaların uzun süre takip edildiği prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.

Mehmet Emin Gürlü
Sakarya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Premaküler subhyaloid hemoraji tedavisinde Nd: YAG lazer hyaloidotomi

YÖNTEM: 2014-2022 yılları arasında retina birimimize başvuran premaküler SHH nedeniyle Nd:YAG hyaloidotomi uyguladığımız 37 hastanın dosyaları retrospektif olarak incelendi. Hastalar yaş, cinsiyet, etyoloji, semptom süresi, görme keskinliği, lazer enerji miktarı, atış sayısı, komplikasyonlar ve ek işlem gereksinimi açısından değerlendirildi. Başvuru anındaki, işlem sonrası 1.gün, 1.hafta, 1.ay, 3.ay ve 6.ay görme keskinlikleri not edildi. İşlem başarısı açısından temel değerlendirme ölçütleri, SHH'nin vitreusa drenajı ve emilmesi, görme keskinliğinde artış, ek işlem gereksinimi ve işlem sonrası komplikasyonlar olarak belirlendi. BULGULAR: 19 (%51.35) erkek ve 18 (%48.65) kadın toplam 37 hastanın 39 gözü vardı. Ortalama yaş 52.03 ± 20.51 yıl, ortalama semptom süresi 10.51± 7.43 gün idi. Etyolojik olarak sırasıyla en sık proliferatif diyabetik retinopati (PDRP)(n:13), retinal ven tıkanıklığı(n:6), valsalva retinopatisi (n:5), lösemi(n:5), makroanevrizma(n:2), hipertansif kriz(n:2), koroid neovasküler membran(n:2), Terson sendromu(n:2) olarak saptandı. Uygulanan ortalama lazer enerjisi 7.38± 2.08 mJ(minimum 5 maximum 12 mj), ortalama atış sayısı 4.28± 1.87 idi. Nd:YAG lazer hyaloidotomi 34 gözde (%87.17) başarılı oldu. Proliferatif diyabetik retinopati tanılı 2 hastada, Terson sendromu tanılı 1 hastanın 2 gözünde, lösemi tanılı 1 hastada işlem başarısız oldu ve pars plana vitrektomi gerekti. Görme keskinliği işlem öncesi ortalama 2.89±0.49 logMAR düzeyinden 6.ayda ortalama 0.34±0.37 logMAR düzeyine yükseldi(p<0.001). Hastaların 6.ay vizitlerinde herhangi bir komplikasyon gelişmediği görüldü. SONUÇ: Nd:YAG lazer hyaloidotomi, premaküler SHH tedavisinde ucuz, etkili, güvenli ve noninvaziv bir tedavi yöntemidir. İnvaziv vitreoretinal cerrahi ve komplikasyonlarından kaçınmayı sağlar. Görsel prognoz, SHH'nin etyolojisine ve eşlik eden maküler değişikliklere bağlıdır. Anahtar Kelimeler: Subhyaloid, hemoraji, YAG, lazer, hyaloidotomi, cerrahi

Göz hastalıklarıGöz hemorajileriHemorajiler+4
Büşra Güner Sönmezoğlu
Sakarya University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Diyabetik retinopatili olgularda arka hyaloidin durumunun tedavi başarısına etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Diyabetik maküla ödemi (DMÖ) nedeni ile intravitreal enjeksiyon (İVE) uygulanan olgularda, optik koherens tomografi (OKT) ile değerlendirilen arka hyaloid (AH) ayrışmasının tedavi yanıtına etkisini değerlendirmek. YÖNTEM: Çalışmaya DMÖ tanısı almış, 4-6 hafta arayla 3 doz İVE uygulanmış, 12 ay takipli ve OKT ile AH durumu değerlendirilebilen olgular dahil edildi. Çalışma başlangıcında AH ayrışmış olan (Grup 1) ve olmayan (Grup 2) gözler; başlangıç, 3. Ay (yükleme sonrası [YS] 1. Ay), 6. ay ve 1. yılda en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK, LogMAR) ve değişimi, merkezi maküla kalınlığı (MMK, µm) ve değişimi açısından karşılaştırıldı. BULGULAR: Çalışmaya, Ocak 2012-Ocak 2022 tarihleri arasında 4-6 hafta arayla 3 doz intravitreal bevacizumab (İVB), ranibizumab (İVR) ve aflibercept (İVA) tedavisi uygulanan 284 DMÖ hastasının 457 gözü dahil edildi. Başlangıçta 133 gözde (%29.1) AH'in ayrıştığı, 269 gözde (%58.8) AH'in intakt olduğu ve 55 gözde (%12.1) AH durumunun değerlendirilemediği kaydedildi. AH durumunun değerlendirilemediği olgular çıkarıldığında elimizde kalan örneklemin 132'si kadın (%53), 117'si erkek (%47) olmak üzere 249 hastanın 399 gözü idi. Ortalama yaş 63.6±9.1 yıl ve ortalama DM süresi 15.4±7.2 yıl idi. Bu iki grup anti-VEGF etkinliği açısından karşılaştırıldığında, 1. Yılda AH'in ayrıştığı gözler ile ayrışmadığı gözler arasında başlangıç EİDGK, 1. Yıl EİDGK, başlangıç MMK, İVE sayısı ve vizit sayısı açısından anlamlı fark olmadığı (sırasıyla başlangıç EİDGK LogMAR 0.62±0.36 ve 0.59±0.39; p: 0.064, 1. Yıl EİDGK LogMAR 0.48±0.44 ve 0.43±0.35; p: 0.363; başlangıç MMK 498.922±209.221 ve 466.241±105.237; p: 0.205, İVE sayısı (min-max) 4.34±1.36 (1-9) ve 4.68±1.49 (1-11); p:0.245, vizit sayısı (minmax) 7.36±2.11 (4-13) ve 8.22±2.33 (4-13); p: 0.145) gözlendi.1. Yıl MMK'nın ise AH'in ayrıştığı olgularda istatistiksel açıdan anlamlı derecede daha az olduğu görüldü (sırasıyla 294.35±94.456 ve 357.66±139.341; p<0.001) SONUÇ: DMÖ nedeni ile İVE uygulanan olgularda; başlangıçta AH'in ayrışmış olmasının, 1.yıl sonunda EİDGK değişimini etkilemediği, enjeksiyon ve vizit sayısını değiştirmediği; sadece1.yıl sonunda MMK'nı olumlu etkilediği gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Anti-VEGF, arka hyaloid, diyabetik maküla ödemi, inrtavitreal enjeksiyon.

Diabetes mellitusDiabetik retinopatiGöz+5
Meryem Dilara Kılıç
Sakarya University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

İnflamatuar bağırsak hastalıklarında oküler yüzey özellikleri

İnflamatuar bağırsak hastalıkları (İBH) olan ülseratif kolit (ÜK) ve crohn hastalıkları (CH) ekstraintestinal komplikasyonlara da neden olan hastalıklardır. Çeşitli göz komplikasyonları olan bu hastalıkların kuru göz ile ilişkilerini değerlendirmeyi amaçladık. Bu çalışma Afyon Kocatepe Üniversitesi Gastroenteroloji Bölümü'nde CH (n=26) ve ÜK (n=31) ile takipli 57 hasta ile yapılmıştır. Kontrol grubu ise 29 sağlıklı bireyden oluşmaktaydı. Çalışmaya katılan tüm hastalara ve kontrol grubuna sırası ile Schirmer 1 testi, GYKZ ölçümü, korneal ve konjonktival floresein boyanma değerlendirmesi ve konjonktival impresyon sitolojisi incelemesi yapıldı. Son olarak da gözde sübjektif yakınmalar oküler yüzey hastalık indeksi (OSDİ) anketi uygulandı. Seksen altı birey üzerinde yapılan analizlerde Schirmer testine göre İBH grubunda kuru göz oranı %56,1 iken kontrol grubunda % 10,3 olarak tespit edildi (p<0,001). GYKZ testine göre İBH grubunda kuru göz oranı %52,6 iken kontrol grubunda % 20,7 olarak tespit edildi (p=0,004). OSDI anket skoru İBH hastalarında (15,25±7,31) kontrol grubuna göre (11,75±7,33) anlamlı olarak yüksekti (p=0,039). Oxford şemasına göre hafif-orta şiddette boyanma İBH grubunda (%54,4) kontrol grubuna (%6,9) göre daha fazla idi (p<0,001). Nelson evrelem sistemine göre İBH hastalarında %69 hastada evre 2 ve evre 3 impresyon sitolojisi düzeyi bulunurken, kontrol grubunda hiçbir bireyde evre 2 ya da 3 impresyon sitolojisi düzeyi tespit edilmedi (p<0,001). Schirmer testine göre, sadece 5-ASA kullanan grupta göz kuruluk sıklığı %55,8 iken, 5-ASA ve azathiopurin birlikte kullanan hastalarda %61,5 olarak tespit edildi (p=0,485). Hastalığın başlama zamanından geçen süre ile göz kuruluğu arasında ilişki tespit edilmedi. Sonuç olarak, Kontrol grubuna göre İBH grubunda göz kuruluğunun 3 kata yakın oranda daha fazla olduğu görüldü. İBH hastalarında her nekadar rutin göz muayenesi önerilmemesine karşın, bizim çalışmamızda hastaların %50'sinde göz kurluğu görülmesi bu hasta grubunda rutin göz muayenesine klinik pratikte yer verilmesi gerektiğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: İnflamatuar bağırsak hastalığı, ülseratif kolit, crohn hastalığı, kuru göz.

Serkan Özcan
Afyonkarahisar Health Sciences University
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Retinitis pigmentosa hastalarında oksidatif ve antioksidatif stres markerlarının ölçülmesi

ÖZET Amaç: RP hastalarının klinik ve demografik özellikler tanımlamak ve RP hastalarının periferik kandaki antioksidan-oksidan durumu sağlıklı kontrollerle karşılaştırmak amaçlandı. Gereç - Yöntem: Çalışmaya Afyon Kocatepe Üniveritesi Tıp Fakültesi polikliniğine başvuran 18 yaşından büyük Retinitis pigmentosa tanısı alan 35 hasta, ikinci grupta ilk grupta yer alan hastalara aynı yaş grubunda ve cinsiyette 33 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Tüm olgulara ayrıntılı oftalmolojik muayne yapıldı ve makula ve retina sinir lifi tabakası kalınlıkları ölçümleri yapılarak kaydedildi. Retinitis pigmentosa hastaları ve kontrol grubundan kan alınarak serumda total oksidan kapasite, total antioksidan kapasite, katalaz, seruloplazmin, albumin, iskemi modifiye albumin, nativ tiyol, total tiyol ve disülfid düzeyleri ölçüldü. Bulgular Çalışmaya Retinitis Pigmentosa tanısı konulmuş 35 hasta ile herhangi bir sistemik ve oftalmolojik hastalığı olmayan sağlıklı 33 kişi dahil edildi. Retinitis Pigmentosa hastalarının %57,1 'i erkek, %42,9 'u kadındı. Kontrol grubunun %54,5 'i erkek, %45,5'i kadındı. Yaş ortalamaları RP hastalarında 37,68±12,76 yıl iken, kontrol grubunun yaş ortalaması 35,18±8,74 yıl idi. Retinitis pigmentosa hastaları ve kontrol grubu serumda total oksidan kapasite, total antioksidan kapasite, katalaz, seruloplazmin, albumin, iskemi modifiye albumin, nativ tiyol, total tiyol ve disülfid düzeyleri açısından karşılaştırıldığında TAS, katalaz, seruloplazmin, albumin, total tiyol, nativ tiyol değerleri arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Retinitis pigmentosa hastalarında TOS, İMA, disülfid, indeks 1, indeks 2 düzeyleri anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,05 ). Sonuç Bu çalışma RP'li hastaların serumlarında oksidatif stres ve oksidatif hasarın devam ettiğine dair kanıtlar bulundu. Bununla birlikte, antioksidan-oksidan durumun RP'nin farklı evrelerinde nasıl ilerlediğini analiz etmek için ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

Elif Ertan
Afyonkarahisar Health Sciences University
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Diyabetik maküler ödemi olan hastalarda intravitreal aflibercept enjeksiyonu sonrası mikroperimetrik değişiklikler

AMAÇ : Diyabetik makuler ödem tedavisinde uygulanan intravitreal aflibercept tedavisi ile elde edilen görme keskinliği ve anatomik düzelmeye nöroretinal fonksiyonda iyileşmenin eşlik edip etmediğinin tespit edilmesi. GEREÇ VE YÖNTEM: Daha önce herhangi bir tedavi almamış diyabetik maküler ödem tanılı 32 hastanın 32 gözünün dahil edildiği prospektif girişimsel bir çalışma planlandı. Çalışmaya alınma kriterlerini karşılayan hastalara beş ay aylık intravitreal aflibercept enjeksiyonu yapılmak üzere 6 ay takip edildi. Hastaların tedavi öncesi en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK) kaydedildi, fundus fluoresein anjiografileri, optik koherens tomografileri (OKT), mikroperimetri ve mfERG'leri çekildi. Olguların her ay OKT'leri çekildi ve EİDGK'leri değerlendirildi. Ayrıca 3. ve 6. .ayda mikroperimetri ve mfERG'leri çekildi. BULGULAR : Başlangıçtaki ortalama EİDGK 0,73 logmar iken tedavi sonrası 3.ay ortalama EİDGK 0,57 logmar, 6.ay ortalama EİDGK'nin 0,33 logmar değerlerine yükseldiği saptandı (p<0,001). Göz içi basıncı değişimi istatiksel olarak anlamlı değildi (p=0,472). Başlangıç SMK ortalama 390,2 μm iken 3. ay SMK ortalama 289,7 µm, 6.ay ortalama SMK 242,6 μm olarak ölçüldü. SMK'da başlangıç değerleri ile 3.ay ve 6.ay değerleri arasında istatiksel olarak anlamlı azalma olduğu görüldü (p<0.001). OKT segmentasyon analizi verilerinde başlangıç değerleri ile 6.ay verileri kıyasladığında, S1MMK'da, RNFL tüm alanlarda (santral 1mm, iç halka, dış halka), GCL santral alanda, IPL santral ve dış halkada, INL tüm alanlarda, OPL santral alanda, ONL tüm alanlarda, IRL tüm alanlarda anlamlı incelmeler izlendi (her biri için p<0,050). Tedavi sonrası 6.ayda mikroperimetri testinde fiksasyon paternlerinde anlamlı düzelmeler izlendi. Maküler duyarlılık 8,2 dB'den 14,2 dB'e yükseldi ve anlamlı idi (p<0,001). Lokal defisit -10,3 dB'den -5,5 dB'e düştü ve anlamlı idi (p<0,001). 6.ayda mfERG çekimlerinde N1 amplitüdü 1.halka ve P1 amplitüdü bütün halkalarda anlamlı artışlar izlendi (her biri için p<0,050). 6.ayda mfERG çekimlerinde N1 dalgası implisit zamanı bütün halkalarda ve P1 dalgası 2.,3.,4. ve 5. halkalarda anlamlı azalma izlendi (her biri için p<0,050). SONUÇ : DMÖ'de intravitreal aflibercept enjeksiyonu uygulanan hastalarda hem anatomik ve yapısal bütünlüğü gösteren OKT bulgularında hem de fonksiyonel ve nörofizyolojik düzelmeyi gösteren MP-1 ve mfERG bulgularında anlamlı düzelmeler olduğu görülmektedir. DMÖ patagonezinde günümüzde gittikçe öne çıkan nörodejenerasyonun etkisi düşünüldüğünde intravitreal antiVEGF tedavilerinin, MP-1 ve mfERG ile OKT'nin kombine edilerek nörofizyolojik etkilerinin değerlendirilmesine ihtiyaç vardır.

Zübeyir Yozgat
Afyonkarahisar Health Sciences University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Hiperreflektif noktalar tespit edilen diyabetik retinopatili hastalarda oksidatif, antioksidatif belirteçlerin ve inflamatuar sitokinlerin değerlendirilmesi

AMAÇ: Optik koherans tomografi ile hiperreflektif noktalar tespit edilen diyabetik retinopati ve diyabetik maküler ödem (DMÖ) tanılı hastalarda serumda oksidatif, antioksidatif belirteçlerin ve inflamatuar sitokinlerin düzeylerini belirlemek amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Daha önce herhangi bir tedavi almamış DMÖ ve hiperreflektif noktalar (HRN) tespit edilen 31 hasta (grup-1), daha önce herhangi bir tedavi almamış izole DMÖ tespit edilen 29 hasta (grup-2) ve diyabetik retinopati tespit edilmeyen sadece diyabetes mellitus tanısı olan 28 hasta (grup-3) çalışmaya dahil edildi. Hastaların tanı anında, en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK) kaydedildi, optik koherens tomografileri (OKT) ile SMK (santral maküler kalınlık), SMV (santral maküler volüm), TMV (total maküler volüm), KK (subfoveal koroid kalınlığı) belirlendi ve tüm hastalardan bir biyokimya tüpüne kan alınıp santrifüj ile serum elde edilip -80° derecede saklandı. Hasta serumlarından TAS (total antioksidan seviye), TOS (total oksidan seviye), VEGF (vasküler endotelyal büyüme faktörü), FGF (fibroblast büyüme faktörü) ve IL-1b (interlökin-1beta) düzeyleri ölçüldü. Üç hasta grubu OKT parametreleri ve biyokimyasal ölçümleri açısından istatistiksel olarak karşılaştırıldı. BULGULAR: Çalışmaya toplamda 43'ü kadın (%48,9), 45'i (%51,1) erkek 88 hasta dahil edildi. Yaş ortalaması 56.29 ± 9,23 yıl idi. Gözlerin 64'ü fakik, 24'ü psödofakik idi. Yaş ve cinsiyet açısından üç grup arasında fark saptanmadı. Grup 1 ve 2'de EİDGK, grup 3'e göre istatistiksel olarak düşük idi. Grup-1'de SMK, SMV, TMV, TAS, TOS, VEGF ve FGF değerleri grup 3'e göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek idi. Grup-2'de SMK, SMV, TMV, VEGF ve FGF değerleri grup 3'e göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek idi. Grup-1'de TOS ve VEGF değerleri grup-2'ye göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek idi SONUÇ: Bu çalışma, hiperreflektif noktalar tespit edilen DMÖ'lü hastalarda oksidatif ve inflamatuar belirteçlerin daha yüksek olarak saptanması nedeniyle, optik koherens tomografide görülen hiperreflektif noktaların inflamatuar bir belirteç olabileceğini göstermektedir.

Mehmet Cem Sabaner
Afyonkarahisar Health Sciences University
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Diyabetik makula ödemi olan hastalarda intravitreal bevacizumab enjeksiyonu sonrası retinal anatomik, fonksiyonel ve vasküler değişikliklerin incelenmesi

Diyabetik retinopati (DRP), diyabetes mellitusun (DM) en sık görülen mikrovasküler komplikasyonudur ve çalışan yaş grubundaki en sık körlük nedenidir. Biz de çalışmamızda diyabetik makula ödemi (DMÖ) tedavisinde uygulanan intravitreal bevacizumab enjeksiyonu sonrası sırasıyla optik koherens tomografi (OKT), mikroperimetri (MP) ve optik koherens tomografi anjiografi (OKTA) görüntüleme yöntemleri ile gösterilen retinal anatomik, fonksiyonel ve vasküler değişiklikleri tespit etmeyi ve bu değişikliklerin görme keskinliği artışı ile korele olup olmadığını ortaya koymayı amaçladık. Daha önce herhangi bir tedavi almamış diyabetik maküler ödem tanılı 31 hastanın 31 gözünün dahil edildiği çalışmamızda, hastalara birer ay arayla 3 doz intravitreal bevacizumab enjeksiyonu yapıldı. Hastaların tedavi öncesi ve sonrası en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK) kaydedildi; fundus floresein anjiografi, optik koherens tomografi, mikroperimetri ve optik koherens tomografi anjiografi tetkikleri yapıldı. Hastalar görme keskinliğindeki artışa göre gruplandırıldı. Üç ardışık enjeksiyondan sonra EİDGK 10 harften fazla artanlar grup 1, 5 harften az artanlar grup 2 ve 5-10 harf arası artanlar grup 3 olarak belirlendi. Başlangıçtaki ortalama EİDGK 34,2 harf iken tedavi sonrası 3.ay ortalama EİDGK 39,9 harf değerlerine yükseldiği saptandı (p<0,001). Göz içi basıncı değişimi istatiksel olarak anlamlı değildi (p=0,665). Başlangıç SMK ortalama 335,1 μm iken 3. ay SMK ortalama 276,4 µm olarak ölçüldü. SMK'da başlangıç değerleri ile 3.ay değerleri arasında istatiksel olarak anlamlı azalma olduğu görüldü (p<0.001). Tedavi sonrası 3.ayda mikroperimetri testlerinde fiksasyon stabilitesinde anlamlı düzelmeler izlendi. Ortalama retinal duyarlılık 8,2 dB'den 11,2 dB'e yükseldi ve istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0,001). Lokal defisit -10,7 dB'den -7,9 dB'e yükseldi ve istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0,001). Tedavi sonrası OKTA ile elde edilen verilerde anlamlı bir değişiklik izlenmedi. Gruplar arasında başlangıç yaş, cinsiyet, başlangıç ortalama EİDGK, ortalama HbA1c, ortalama göz içi basıncı, fakik/psödofakik lens oranı, eşlik eden HT varlığı, yüzeyel kapiller pleksus vasküler dansite değerleri açısından istatistiksel anlamlı bir fark yoktu. OKTA ile elde edilen veriler incelendiğinde foveael avasküler zon (FAZ) genişliği az olan, FD-300 değeri ve derin pleksus vasküler dansite değerleri fazla olan hastaların tedavi sonrası görme keskinliği, ortalama retinal duyarlılık ve lokal defisit değerlerinin daha fazla düzeldiği izlendi. Sonuç olarak, DMÖ'de intravitreal bevacizumab enjeksiyonu uygulanan hastalarda görme keskinliğindeki artışla beraber, anatomik ve yapısal bütünlüğü gösteren OKT bulgularında ve retinanın fonksiyonel durumunu gösteren MP-1 bulgularında anlamlı düzelmeler olduğu görülmektedir. Fonksiyonel düzelmenin yapısal düzelme ile korele olduğu ve OKTA bulguları ile öngörülebildiği saptanmıştır.

AnatomiAnjiyografiBevacizumab+5
Furkan Fatih Gülyeşil
Afyonkarahisar Health Sciences University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Retinal ven tıkanıklığı geçiren hastalarda retina ve optik disk özelliklerinin optik koherens tomografi anjiografi ile değerlendirilmesi

AMAÇ: Retinal ven tıkanıklığı geçiren hastalarda optik koherens tomografi anjiografi (OKTA) yardımı ile retina ve optik disk parametrelerinin değerlendirilerek kontrol grubu ile karşılaştırılması, görme keskinliği ve yaş ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya 104 (kadın: 50, erkek: 54) hastanın 104 sağ gözü dahil edilmiştir. 53 RVT hastası ile 51 kontrol grubunun en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK) ile birlikte OKTA ölçümleri ile elde edilen yüzeyel kapiller pleksus (YKP), derin kapiller pleksus (DKP), damar yoğunlukları (DY), foveal avasküler zon (FAZ) ölçümleri, dış retina (DR),koryokapillaris (KK) akım alanları (AA), tüm alan peripapiller damar yoğunluğu (TA-PPDY), peripapiller damar yoğunluğu (PPDY) ve retina sinir lifi tabakası (RSLT) değerleri gruplar arasında karşılaştırıldı. Görme keskinliği, yaşveOKTA parametreleri arasındaki korelasyon incelendi. RVT hastaları, uygulanan tedavi ve eşlik eden risk faktörü durumuna göre alt gruplara ayrıldı ve gruplar OKTA parametreleri açısından karşılaştırıldı. BULGULAR: Cinsiyetler arasında RVT sıklığı ve OKTA ölçümleri açısından anlamlı fark izlenmemiştir. RVT grubunda kontrol grubuna göre EİDGK anlamlı olarak düşük izlenmiştir (p<0,001). Foveal bölge dışındaki YKP ve DKP DY ölçümleri ile FAZ değişkenlerinden FD değerinin, RVT grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşük olduğu bulunmuştur (hepsi için p<0,001). Ek olarak KK-AA, RSLT kalınlıkları ve TA-PPDY ve PPDY değişkenlerinde RVT grubunda etkilendiği görülmüştür. FAZ genişliğinde ise gruplar arasında anlamlı bir farklılık izlenmemiştir. Laser fotokoagülasyon (LFK) tedavisi uygulanan RVT hastalarında TA-PPDY ve PPDY ölçümlerinde anlamlı düşüklük gözlenmiştir (sırasıyla p<0,001 ve p=0,001). SONUÇ: RVT'nin ve tedavisinde kullanılan yöntemlerin makuler vasküler yoğunluk ölçümlerine ek olarak peripapiller vasküler yoğunluklarında, koryokapillaris akım alanında, RSLT değerlerinde de etkilenmelere neden olabileceği gösterilmiştir.

AnjiyografiGörme keskinliğiGöz hastalıkları+6
Neriman Efe Çalışkan
Afyonkarahisar Health Sciences University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Farklı ambliyopi tiplerinde optik koherens tomografi anjiografi ile ölçülen maküler ve peripapiller vasküler dansitelerin karşılaştırılması

AMAÇ: Bu çalışmada, farklı ambliyopi tiplerinde (ametropik ambliyopi, anizometropik ambliyopi, strabismik ambliyopi, deprivasyon ambliyopisi) optik koherens tomografi anjiyografi (OKTA) ile ölçülen maküler ve peripapiller bölgedeki vasküler dansite değerlerini yaş ve cinsiyet uyumlu sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırmayı amaçladık. MATERYAL METOD: Prospektif, kesitsel çalışmamıza Mayıs 2020 ve Şubat 2021 tarihleri arasında pediatrik oftalmoloji birimine başvuran 8-18 yaş arası hipermetropik ametropik ambliyopi tanılı 16 hastanın 32 gözü, hipermetropik anizometropik ambliyopi tanılı 21 hastanın ambliyop 21 gözü, ezotropyaya bağlı gelişen strabismik ambliyopi tanılı 15 hastanın 15 ambliyop gözü, deprivasyon ambliyopisi tanılı 12 hastanın 12 ambliyop gözü, kontrol grubuna da 8-18 yaş arası emetrop, herhangi bir oküler patolojisi olmayan 30 bireyin 30 gözü dahil edildi. Hastaların refraksiyon kusurları ve Snellen eşeli ile en iyi düzeltilmiş görme keskinlikleri (EİDGK) logMAR olarak kaydedildi. Tüm olgularda OKTA ile maküler bölge vasküler dansite tespiti için yüzeyel vasküler pleksus ve derin vasküler pleksus tüm görüntü damar yoğunluğu, foveal damar yoğunluğu, parafoveal damar yoğunluğu ve perifoveal damar yoğunluğu değerleri, foveal avasküler zon alanı (FAZ) değerleri ölçülüp kaydedildi. Retina sinir lifi tabakası (RSLT) ve peripapiller bölge damar dansite tespiti için tüm görüntü, disk içi ve peripapiller damar yoğunluğu ölçümleri yapıldı. İstatistiksel analiz için Kruskal Wallis testi ve gruplar arası karşılaştırma için post hoc testi yapıldı. BULGULAR: Gruplar arasında yaş ve cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Ortalama EİDGK (LogMar), Anizometropik ambliyopi (0.44 ±0.16), strabismik ambliyopi (0.40 ± 0.13) ve deprivasyon ambliyopisi (0.98 ± 0.23) gruplarında (unilateral ambliyopi) ametropik ambliyopi (bilateral ambliyopi) (0.26 ±0.10) ve sağlıklı gruba (0) göre istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu (p<0,001). Anizometropik ambliyopide, strabismik ambliyopide ve deprivasyon ambliyopisinde ametropik ambliyopi ve sağlıklı gönüllülere göre yüzeyel ve derin vasküler pleksusun tüm görüntüsü damar yoğunluğu, foveal damar yoğunluğu ve parafoveal damar yoğunluğu istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulundu (p < 0.001). FD-300 damar yoğunlukları ve optik disk tüm görüntü damar yoğunlukları unilateral ambliyopilerde ametropik ambliyopi ve sağlıklı gönüllülere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulundu (p < 0.001). FAZ (Foveal Avasküler Zon) alanı ve PERİM (Perimetre)ölçümleri, RSLT değerleri ve optik disk disk içi ve peripapiller damar yoğunlukları arasında beş grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Yapılan korelasyon analizinde LogMAR cinsinden ortalama görme keskinliği ile yüzeyel vasküler pleksus foveal damar yoğunluk (p < 0.001, r= - 0.622), yüzeyel vasküler pleksus parafoveal damar yoğunluk (p < 0.001, r= -0.556), derin vasküler pleksus foveal damar yoğunluk (p < 0.001, r = -0.636) ,derin vasküler pleksus parafoveal damar yoğunluk (p < 0.001 r=-0.596) arasında negatif korelasyon saptandı. SONUÇ: Anizometropik ambliyopi, strabismik ambliyopi ve deprivasyon ambliyopisinde maküler bölge yüzeyel ve derin vasküler pleksus damar yoğunlukları etkilenmiştir ve OKTA bu değişimlerin tespit edilebilmesinde faydalı olabilir.

AmbliyopiAnjiyografiGöz hastalıkları+3
Merve Şimşek
Afyonkarahisar Health Sciences University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Göz kapağı şekil bozukluğu cerrahilerinin gözyaşı ve ön segment parametrelerine olan etkisinin meibografi ve korneal topografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Göz kapağı şekil bozuklukları her yaşta ortaya çıkabilen, hastanın yaşam kalitesini, görsel fonksiyonlarını ve konforunu etkileyebilen durumlardandır. Ptozis, entropion, ektropion, lagoftalmus ve dermatoşalazis gibi tanımları içinde barındıran, medikal ve cerrahi tedavisinin yapıldığı hastalıklar olarak karşımıza çıkmaktadır. Meibomian bezleri ise, alt ve üst kapak içerisinde tarsın içerisine yerleşmiş büyük sebase bezlerdir. Bu çalışmamızda, göz kapağı şekil bozukluklarına bağlı opere olan hastalardaki, korneal ön segment parametreleri ve meibomian bezlerindeki değişimleri görmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hastanesinde göz kapağı şekil bozukluğu nedeniyle opere olan 31 hastanın, ameliyat öncesi, ameliyat sonrası 1.ay ve ameliyat sonrası 3.aydaki kornea topografik değerleri ve meibomian bezlerindeki kayıpları incelendi. Hastaların cerrahi olan gözleri çalışma, sağlıklı olan gözleri ise kontrol grubu olarak belirlendi. Bulgular: 31 hastanın cerrahi olan ve sağlıklı olan gözleri çalışmaya dahil edildi (N=62). Çalışmada 18 erkek, 13 kadın hasta mevcuttu. Hastaların ortalama yaş ve standart sapma değerleri; erkeklerde 66,50±17,315, kadınlarda 65,92±13,714 (P=0,659) olarak bulundu. Kornea ön segment parametrelerinde (K1,K2,ACD ve CCT), her iki grupta ameliyat öncesi ve sonrası belirgin bir fark saptanmadı. Meibografide, sağlıklı olan gözlerdeki değişim istatistiksel olarak anlamsızken (P=0,051), cerrahi olan gözlerin ameliyat öncesi ve sonrası ölçümlerindeki meibomian bez kaybı artışı istatistiksel olarak anlamlı bulundu (P=0.000*). Ameliyat grupları ayrı ayrı incelendiğinde, entropion hastalarındaki meibomian bezlerindeki değişim anlamsız bulunurken, diğer gruplardaki meibomian bez kaybı istatistiksel olarak anlamlı bulundu (P<0,05). Sonuç: Göz kapağı şekil bozuklukları nedeniyle yapılan cerrahi yöntemler, hastalarda meibomian bez kaybına yol açabilir. Olası semptomların artmaması ve meibomian bez disfonksiyonu olmaması adına, cerrahi planlanan hastalarda preop değerlendirme ve postop takip özenle yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler:Göz kapağı cerrahileri, ptozis, ektropion, entropion, blefaroplasti, lagoftalmus, meibografi, meibomian bez disfonksiyonu, kornea topografi

BlefaroplastiCerrahi-gözEktropion+6
Mehmet Gülal
Afyonkarahisar Health Sciences University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Dermatoşalazis olgularında, blefaroplasti cerrahisinde yapay zekanın kullanımı

Amaç: Dermatoşalazis nedeniyle blefaroplasti cerrahisi uygulanan hastaların ameliyat öncesi ve sonrası göz çevresi görüntülerinin yapay zeka (YZ) ile analiz edilerek, subjektif değerlendirmeyi en aza indirerek ölçüm doğruluğunu artırmaktır. Gereç ve Yöntem: Nisan-Kasım 2024 tarihleri arasında Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'nda dermatoşalazis tanısıyla blefaroplasti uygulanan 25 hastanın cerrahi öncesi ve sonrası 50 göz çevresi fotoğrafı çekildi. Standartlaştırılmış çekim koşullarında, cerrahinin etkinliğini nicel olarak değerlendirmek amacıyla bilgisayar destekli analiz gerçekleştirildi. Ölçümlerde maksimum refleks mesafesi-1 (MRD-1), tarsal platform açıklığı (TPS), kaş yağı aralığı (BFS) ve palpebral aralık yüksekliği (PFH) değerlendirildi. Yüz hatlarını tespitinde MediaPipe platformu, görüntü işlemelerinde ise Açık Kaynak Bilgisayarla Görüsü Kütüphanesi (OpenCV) kullanıldı. Hibrit bir yaklaşımla segmentasyon ve ölçüm işlemleri yapılarak dermatoşalazis ve blefaroplasti sonrası değişimi saptandı. Bulgular: Ameliyat öncesi ve sonrası toplam 50 dijital görüntü çalışmaya dahil edildi. Derin öğrenme modelleri gelişmiş algoritmalarla desteklendi. İstatistiksel analizlerde IBM SPSS 29 yazılımıyla Wilcoxon İşaretli Sıra Testi sonuçlarına göre tüm ölçümlerde istatistiksel olarak anlamlı artış saptandı (p < 0,001). Bu bulgular, geliştirilen YZ destekli görüntü işleme yaklaşımının blefaroplasti sonrası takipte klinik olarak güvenilir ve geçerli bir yöntem sunduğunu desteklemektedir. Sonuç: Blefaroplasti değerlendirmelerinde yüz hattı tespiti algoritmalarında kullanılan bu YZ destekli uygulamalar, görüntüler arasındaki farklılıkları ortadan kaldırarak bireysel değişkenliği en aza indirir ve daha güvenilir ölçümlere olanak tanır.

Aynur Er Bilir
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Diyabet oluşturulmuş ratlarda ketojenik diyet ve western diyet ile beslenmenin kornea ve retina üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Diyabet oluşturulmuş ratlarda farklı beslenme tarzlarının kornea ve retina üzerindeki etkilerini karşılaştırmak Gereç ve Yöntem: Çalışmada 28 adet,8-10 haftalık, LongEvans cinsi erkek ratlar rastgele seçilerek dört gruba ayrıldı.Çalışma için; sağlıklı ve normal beslenme uygulanmış (Grup 1); diyabet oluşturularak normal beslenme uygulanmış (Grup 2); diyabet oluşturularak ketojenik beslenme uygulanmış(Grup 3); diyabet oluşturularak western tipi beslenme uygulanmış (Grup 4) olmak üzere toplam 4 grup oluşturuldu. Ratlarda diyabet oluşturmak için 60 mg/kg tek doz streptozotosin phosphate buffered salin (PBS)'de çözdürülerek intraperitoneal uygulandı. Uygulamadan 72 saat sonra kuyruk veninden alınan kanda, glikoz düzeyi 200 mg/dl'nin üzerinde olanlar diyabetik kabul edildi. On hafta sonunda anestezi altında ekssanguinasyon sonrası gözler enüklee edildi. Parafin bloklara gömülü doku kesitlerinden vascular endotelyal growth factor (VEGF) ve Caspase-3 immünreaktiviteleri için immünohistokimyasal boyama yöntemi kullanıldı. Boyamalarda immünreaktivitenin kornea ve retinadaki yaygınlığı ve şiddeti esas alınarak histoskorlama yapıldı. Hematoksilen-eozin ile boyanan retina tabakalarının kalınlıkları karşılaştırıldı. Bulgular: VEGF ile retina boyamasında grup 3'te az yoğun boyanma daha yüksek oranda bulundu (p: 0,018). Caspase-3 ile retina boyamasında gruplar arasında anlamlı fark görülmedi (p: 0,65). Retina tabakalarının kalınlıkları karşılaştırıldığında; iç nükleer, iç plexiform, dış nükleer ve ganglion tabakalarının grup 4'te diğer gruplardan anlamlı olarak kalın olduğu görüldü (Sırasıyla p değerleri <0,001, 0,013, 0,006, 0,017). Koroid kalınlıkları karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı fark görülmedi(p: 0,118).VEGF ile kornea boyamasında grup 4'te çok yoğun, grup 3'te az yoğun boya tutulumu daha yüksek oranda bulundu(p<0,001). Caspase 3 ile kornea boyamasında gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı (p: 0,121). Sonuç: Western tipi diyetin apoptozisi, vaskülerpermeabiliteyi, inflamasyonu ve dolayısıyla hücresel ödemi artırdığı, sonuç olarak doku kalınlaşmasına neden olduğu söylenebilir. Ketojenik diyetin western tipi diyete göre faydalı veya daha az zararlı olduğu söylenebilir. Ancak ketojenik diyetle ilgili kısa vadede olumlu sonuçlar bildirilmesine karşın uzun vadede etkisi bilinmeyen bir beslenme türüdür. Uzun vadedeki etkilerini saptamak için daha uzun süreli çalışmalara ihtiyaç vardır.

BeslenmeDiabetes mellitusDiabetik retinopati+7
Halil İbrahim Sönmezoğlu
Sakarya University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Komplikasyonsuz fakoemülsifikasyon cerrahisinin koroid ve ganglion hücre kompleksi kalınlığına etkilerinin değerlendirilmesi

GİRİŞ ve AMAÇ : Katarakt, gelişmekte olan ülkelerde başta olmak üzere, tüm dünyadaki görme azalmasının ve körlüğün en önemli sebebidir. Senil kataraktın tedavisi için günümüzde çok sık uygulanan fakoemülsifikasyon cerrahisinin koroid ve ganglion hücre kompleksi tabakası kalınlıklarının değişimine olan etkisini araştırmak için bu retrospektif çalışmayı planladık. YÖNTEM:Çalışmamıza senil katarakt sebebiyle komplikasyonsuz fakoemülsifikasyon cerrahisi yapılan ve göz içi lens (GİL) implantasyonu uygulanan 40 hastanın 40 gözü dahil edildi. Hastalardaki nükleusun sertlik derecelendirilmesi nükleusun rengini temel alan Oxford Klinik Katarakt Sınıflandırma ve Derecelendirme Sistemi'ne göre değerlendirilmişti.Hastaların preoperatif dönemde ve postoperatif 1. ayda tam oftalmolojik muayeneleri yapılmıştı. Subfovealkoroid kalınlığı (SFKK), ganglion hücre kompleksi kalınlığı (GHKK) ölçümlerinin yanı sıra merkezimaküla kalınlığı (MMK)ve retina sinir lifi tabakasının kalınlık (RSLTK) ölçümleri preoperatif ve postoperatif 1. ayda yapılan Spectral-domain optik koherenstomografi (SD-OKT) sonuçlarından elde edildi. BULGULAR:Çalışmamızdaki olguların postoperatif 1. aydaki SFKK, GHKK,MMK, RSLTKdeğerlerini, preoperatif değerleri ile kıyasladığımızda,anlamlı artış olduğunu gördük. Ayrıca SFKK ve GHKK; yaş, cinsiyet, santral kornea kalınlığı (SKK), aksiyel uzunluk (AU), operasyon süresi (OS) ve efektif fakoemülsifasyon zamanı (EFZ) ile ilişkili bulunmadı. SONUÇ:Cerrahi komplikasyonsuz olsa bile, fakoemülsifikasyonunarttırdığı inflamasyon nedeniyle arka segmentin etkilenmesi muhtemeldir. Günümüzde katarakt tedavisinde en sık uygulanan cerrahi olan fakoemülsifikasyonun arka segmentteki etkilerini değerlendirmek için daha uzun takip süreli ve daha fazla olgu sayısı içeren çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Fakoemülsifikasyon, optik koherenstomografi, koroid kalınlığı

CerrahiFakoemülsifikasyonGanglion+4
Kadriye Demir Boncukçu
Sakarya University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Glokomlu ve glokomu olmayan psödoeksfolyasyonlu olguların progresyonlarının bilgisayarlı görme alanı ve konfokal laser oftalmoskopla değerlendirilmesi

Alper Özel
Akdeniz University
2005
00