Afyon Kocatepe University
Anabilim Dalı

İslam Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalı

Afyon Kocatepe University

357

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şah Tahmasb (1524-1576) ile Osmanlı Sarayı arasında teati edilen mektupları içeren "Münşe,at-ı atîk"in edisyon kritiği ve değerlendirilmesi

XVI. Yüzyılda slam âleminin ve hatta o günkü dünyanın basta gelen iki önemli devleti olan ran Safevî Devleti ile Osmanlı Devleti arasında slam Dünyası'nın Liderligi ve Cihan Hâkimiyetini elde etme rekabeti yüzünden birçok çatısma yasanmıstır. Mamafih Yavuz Sultan Selim zamanında siddetlenip Osmanlıların Çaldıran Zaferi'yle had safhaya ulasan mücadele; Sultan Süleyman döneminde üç büyük ran Seferi ile devam etmistir. Anadolu'da yasayan Türkmenler arasında Siiligi yayıp bu bölgelerde çesitli isyanlar çıkartarak Osmanlıyı zayıflatmaya çalısan Safeviler, bunu basaramamıs olsalar da büyük ölçüde varlıklarını ve güçlerini hissettirmislerdir. Osmanlı Devleti ile Safevî Devleti arasında 1555'te yapılan Amasya Anlasması ile çesitli sartlarda uzlasan iki devlet, Sehzade Bayezid'in, ran'a iltica etmesiyle tekrar karsı karsıya gelmistir. Zira Sehzade Bayezid'in iadesi için birçok mektup teatisi olmustur. Bu mektupların büyük bir kısmının suretinin yer aldıgı zmir Milli Kütüphanesi 899/1 numarada kayıtlı Münse'at-ı Atik adlı yazmayı mektupların bir kısmını yine suret olarak içeren diger yazmalarla karsılastırmalı transkribe edip edisyon kritigini yapmaya çalıstık. Bu mektuplardan hareketle baslangıçta Tahmasb'ın bu meseleyi kardesi Elkas Mirza'nın Osmanlılara sıgınmasının intikamı olarak degerlendirdigini daha sonra ise, Bayezid'in kendisini öldürme planları yaptıgını ögrenince onu bazı menfaatler elde etmek için pazarlık konusu yaptıgını tespit ettik. Osmanlı Devleti'nin, büyük ödünler vermek zorunda kaldıgı, elini kolunu baglayan ve itibarını zedeleyen, Avrupa'da ilerleyisini yavaslatan ve dâhilî karısıklıkların çıkmasına zemin hazırlayan bu hadise, yapılançetin pazarlıklar sonucu, Sehzade Bayezid ve dört oglunun, Safevilerin baskenti Kazvin'de bogularak katledilmesiyle neticelenmistir. Mektuplardan anlasılan o ki, Sah Tahmasb, basarılı bir diplomasi uygulayarak, isteklerine büyük ölçüde ulastıgı gibi maddi-manevi kazanımlar elde etmenin yanında, gelecegin Padisahı Sehzade Selim'den iki devlet arasındaki anlasmanın ve dostlugun devamını saglamak arzusuyla bir ahid-name almaya muvaffak olmustur. Bayezid Vakası, Osmanlı Devleti'nin duraklama devrine girmesine sebep olan askerî, ekonomik ve sosyal problemleri tetikleyen hadiselerden birisi olmustur. Bu hâdise, tımar sisteminin bozulmasına, issiz levend ve suhtelerin eskiyalık hareketleriyle baslayan Büyük Celalî syanları'na, rüsvet ve ahlaksızlıgın artmasına en önemlisi de halk arasında idareye karsı tepki ve güvensizligin baslamasına zemin hazırlamıstır, denilebilir. Anahtar Kelimeler: 1) Sehzâde Bayezid 2) Sah Tahmasb 3) Kanuni Sultan Süleyman 4) Safevîler 5) Osmanlı

İsa Şevik
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Seher Abdal'ın `Saadet-Nâme' isimli mesnevisi (metin-muhteva-tahlil)

Seher Abdal'ın `Saadet-nâme' İsimli Mesnevisi (Metin-Muhteva-Tahlil) adını verdiğimiz bu çalışmada, Seher Abdal'ın Saadet-nâme'sinin tenkitli metnini vererek, manzumeyi dinî ve tasavvufî edebiyat açısından tahlil etmeye çalıştık.Çalışmamız, üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Nâsır-ı Hüsrev ve Seher Abdal hakkında bilgi verilmiş, Seher Abdal'ın Saadet-nâme dışındaki eserlerinin tanıtımı yapılmıştır.Çalışmamızın ikinci bölümünde, Saadet-nâme'de yer alan dinî ve tasavvufî kavramlar tahlil edilmiştir.Üçüncü bölümde ise, Saadet-nâme nüshalarının tavsifi yapılmış ve mesnevî metninin kuruluşunda takip ettiğimiz metod açıklanmıştır. Ayrıca bu bölüm, Saadet-nâme'nin tenkitli metnini içermektedir.

Mustafa Özağaç
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Afyonkarahisar cami ve tekke mûsikîsi

Türk Din Mûsikîsi, cami ve tekke mûsikîsi olmak üzere iki ana başlık altında ele alınmaktadır. Çeşitli mûsikî formlarını kapsayan cami ve tekke mûsikîsi, icrâ, yer ve zamanına göre farklılıklar göstermektedir. "Afyonkarahisar Cami ve Tekke Mûsikîsi" başlıklı bu çalışmada, Afyonkarahisar ilinde yaşatılan dînî mûsikî icrâları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Afyonkarahisar ilinin tarihi, kültürel ve dînî özelliklerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde cami ve tekke mûsikîsine ait formlar kısaca açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise Afyonkarahisar'da yaşatılmakta olan dînî mûsikî icrâ ve şekillerinden bahsedilmiştir. Çalışmada veri elde etmek amacıyla ulaşılabilen kaynaklar (yazılı kaynaklar, görsel ve işitsel materyal, vb.) taranarak gerekli veriler toplanmaya çalışılmıştır. Alan araştırması yapılarak, konu ile ilgili kaynak kişilerle yüz yüze görüşülmüş, ilgili çalışmalar kayıt altına alınmıştır. Çalışmanın alana katkı sağlayacağı ve konu üzerinde yapılacak yeni çalışmalara destek olacağı umulmaktadır.

AfyonkarahisarCamiDini müzik+3
Ozan Topal
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sa'lebî tefsiri özelinde Hz. Peygamber'in son üç yılıyla ilgili rivâyetlerin tespiti ve değerlendirilmesi

Hz. Peygamber (s.a.v), peygamber olduktan sonraki hayatını vahiy bağlantılı olarak yaşamıştır. Dolayısıyla onun hayatını en iyi anlatan kaynağın Kur'ân olduğu söylenebilir. Hz. Peygamber'in vefatından sonra onun hayatını sonraki nesillere aktarmak için geliştirilen ve süreç içinde sürekli kendini yenileyen siyer yazıcılığı, başlangıcından itibaren farklı süreçlerden geçmiştir. Hz. Peygamber'in (s.a.v) hayatı ile ilgili farklı dönemlerde yazıya geçen rivâyetler bu süreci göstermektedir. Hz. Peygamber'in (s.a.v) hayatının son üç yılında geçen olaylar, hayatındaki önemli noktaları göstermiştir. Bu sürecin sonrası da Müslümanların hayatını etkilemiştir. el-Keşf ve'l-Beyân'an Tefsîri'l-Kur'ân eserin müellifi Sa'lebî'nin yaşadığı dönem de bu süreç ile ilgili farklı yansımalar görülmüştür. Dolayısıyla, bu Tefsîrde Hz. Peygamber'in (s.a.v) hayatının son üç yılında geçen olaylar üzerinde durulmuştur. Söz konusu süreç içerisinde geçen olaylar ele alınmıştır ve olaylar ile ilgili tespit edilen rivâyetlerde detaylara değinilmiştir. Bu rivâyetler ilk siyer kaynaklarında mevcut rivâyetlerle mukayese edilmiŞtir. Rivâyetler arasında farklılıklar kayıt edilmiştir. Binaen aleyh o dönemin etkileri yazarın kullandığı rivâyetlerde görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Tefsîr, Siyer, Sa'lebî, Rivâyet, Hz.Peygamber'in Son Üç Yılı.

HadisHz. MuhammedHz. Muhammed Dönemi+7
Fatıma Alzahra Fouad Ahmed Ahmed
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Cemel ve Sıffin savaşlarında tarafsız kalan sahabîler

Cemel ve Sıffin Savaşları Hz. Ali (35-40/656-661)'nin hilafeti sırasında Müslümanlar arasında meydana gelen iki önemli savaştır.İslam Tarihinin dönüm noktası kabul edilen, binlerce Müslümanın hayatına mâl olan bu dönem, İslam Tarihinde ?büyük fitne dönemi? olarak da bilinmektedir.Bazı sahabîler bu savaşlarda hiçbir gruba katılmayıp tarafsız kalmışlardır. Bu sahabîlerden Sa'd b. Ebî Vakkas, Said b. Zeyd, Abdullah b. Ömer, Üsame b. Zeyd, Muhammed b. Mesleme, Ühban es-Sayfî, Selemetü'bnü Ekva, Zeyd b. Sabit, Ebu Bekre, İmrân b. Husayn ve Eymen b. Huraym ara buluculuk yapmadıkları ve başkalarını tarafsızlığa davet etmedikleri halde sadece kendileri uzlete çekilerek pasif bir tarafsızlık politikası izlerlerken, Ebu Musa el-Eş'arî, Ebu Mes'ud el-Bedrî, Abdullah b. Selâm, Ebu Hureyre, Said b. As ve Muğîre b. Şu'be kendileri savaşlara katılmadıkları gibi insanları da savaşlardan uzaklaştırmışlar, bununla da aktif bir tarafsızlık örneği sergilemişlerdir. Cemel Savaşı'nda bir kenara çekilip tarafsız kalan Abdullah b. Amr, Sıffin Savaşı'nda babasının isteği üzerine Muaviye'nin yanında yer almış ama yine de savaşmamış, hatta yanındakilere de Müslümanlarla savaşmanın doğru olmadığını anlatmıştır. Diğer taraftan Huzeyme b. Sabit ve Malik b. Teyyihan gibi bazı sahabîler, Hz. Ali'nin yanında yer almalarına rağmen haklı ve haksızı birbirinden ayırt edemedikleri için savaşıp savaşmama hususunda kararsız kalmışlar ancak Ammar b. Yasir'in şehit edilmesiyle karara vararak savaşa katılmışlar ve Muaviye'ye karşı savaşmışlardır.İlk Mürcîler olarak da bilinen bu sahabîlerin tarafsız kalmalarında, dinin etkisi olduğu kadar; siyasetin, asabiyetin hatta bazen psikolojik karakter yapısının da etkisi olduğu söylenebilir.

Yusuf Tunç
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gelibolulu Mustafa Ali'nin Nadiru'l-Mehârib adlı eserinin edisyon kritiği ve muhtevasının değerlendirilmesi

Yüksek Lisans Tezi olarak hazırladığımız bu çalışmada; Gelibolulu Mustafa `Âlî'nin ?Nâdiru'l-Mehârib?inin mevcut yazma nüshaları okunup metninin edisyon kritiğini yapılmıştır. Ayrıca eserin içeriği Osmanlı tarihi açısından değerlendirilmiş-tir.Çalışmamız giriş ve sonuçtan ayrı iki bölümden ve eserin transkripsiyonlu metninden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, eserin yazıldığı dönemin daha iyi anlaşı-labilmesi için dünyada meydana gelen değişmeleri ve Osmanlı Devleti'nin dünya devletleri arasındaki konumunu ortaya koymak amacıyla, Kanunî Sultan Süleyman dönemi hakkında kısaca bilgi verilmiştir.Birinci bölümde, eserin yazarı olan Gelibolulu Mustafa `Âlî'nin hayatı, ilmi şahsiyeti ve tarihçiliği hakkında bilgi verilerek eserleri kısaca tanıtılmıştır.İkinci bölümde ise, Nâdiru'l-Mehârib'in muhtevası sunularak, eserin tarihi açıdan değeri belirtilmeye çalışılmıştır. Ayrıca, Nâdiru'l-Mehârib'in tespit edilebilen iki nüshasının tavsifi yapılarak metinin çözümünde uygulanan yöntem üzerinde du-rulmuştur.Son olarak Nâdiru'l-Mehârib'in tenkitli metni sunulmuştur.Anahtar Kelimeler: 1) Nâdiru'l-Mehârib 2) Kanunî Sultan Süleyman 3) Gelibolulu Mustafa `Âlî 4) Tarih 5) Selim(II.) ve Bâyezid(III.)

Gülhizar Kara
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
DoktoraAçık ErişimTR

XVII. yüzyılda Balıkesir'de kadınlar

17. Yüzyıl Balıkesir Şer'iye Sicillerine göre kadınlar, tıpkı erkekler gibi bizzat veya vekilleri aracılığıyla mahkemeye müracaat edebiliyor, şikayette bulunabiliyor ve hakkını arayabiliyordu. Kadınlar boşanma, malî veya adlî konularda "davacı" oluyor ve hatta kocalarını, anne-babalarını, çocuklarını ve diğer akrabalarını dahi dava edebiliyorlardı. Mahallî mahkemede hakkını alamayınca üst mahkemeye (Divân-ı Hümâyûn) müracaat etmekten çekinmiyorlardı. Kadınlar mahkemeye sadece davacı olmak için değil, alım-satım veya hibe işlemlerini tescil ettirmek için de gidiyordu. Yıllardır kayıp olan kocasının öldüğünü tespit ettirip yeniden evlenebilme imkanı buluyordu. Her tür işlem için kendisine vekil tayin ediyor veya kendisi çocuğu için vasi veya veli tayin edebiliyordu. Bu işlemleri sicillere kaydettiriyordu, Kocalarından, babalarından veya erkek kardeşlerinden bağımsız olarak mülk sahibi olabilen kadınlar onları dilediği gibi satabiliyor, köle- cariye satın alabiliyordu. Miras, mihr, vakıf görevi, kira gibi yollarla kendisine gelir sağlıyor, az da olsa bazı iş kollarında çalışıyordu. Onlar ekonomiye "alıcı"dan çok "satıcı" olarak katkıda bulunuyorlardı. Ailede önemli bir yeri bulunan kadın genellikle ev işleriyle uğraşıyor. Aile dışındaki sosyal ve iktisadî faaliyetlere erkekler kadar katılmıyorlardı. Hayır kurumlarına bağışta bulunan kadınlar, sevap kazanmak için çoğu kez köle ve cariyeleri azat ediyorlardı. Gayr-ı müslim kadınlar da temel hak ve hürriyetler açısından diğerlerinden farklı değildi. Cariyeler ise, hür kadınlar kadar haklara sahip olmasalar da sonunda çoğunun hürriyetine kavuştuğu görülüyor.

17. yüzyılBalıkesirKadın hakları+8
Abdülmecit Mutaf
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2002
00
DoktoraAçık ErişimTR

Fenayi Divanı (metin-muhteva-tahlil)

ÖZET XVI. yüzyılın ikinci yansı ile XVII. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olan Fenâyî Cennet Efendi (1577-1665)' nin hayatta bulunduğu yıllar, Osmanlı'nın gerileme dönemine rastlamaktadır. XVII. yüzyıl, edebî ve tasavvufi açıdan zengin ve renkli bir dönemdir. Asıl adı Mehmet'tir. Cennet Efendi olarak da bilinir. Şiirlerinde Fenâyî mahlasını kullanmıştır. Tahminen 1577 yılında İstanbul Tophane'de doğmuştur. Celveti tarikatı şeyhlerindendir. 12 Ocak 1665 tarihinde Üsküdar'da ölmüştür. Mezarı Üsküdar'dadır. Fenâyî celvetî tarikatına mensup önemli mutasavvıf şairlerden biridir. Tecelliyât isimli küçük bir risalesi ile Divan'ı bulunan Fenâyî' nin, incelemeye esas aldığımız eseri Divan'ıdır. Yaptığımız inceleme, Fenâyî' nin yaşadığı dönemin siyasi ve edebi çerçevesinin ele alındığı bir giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Fenâyî'nin hayatı, tarikatı, edebî şahsiyeti, eserleri ve Divanı üzerinde durulmuştur İkinci bölümde, Fenâyî Divanı'ndaki din ve tasavvuf konulan, mutasavvıf şairlerle ilgili son zamanlarda yapılan çeşitli araştırmalar da gözden geçirilerek, incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, "Cemiyet ve Tabiat" başlığı ile, bu başlık altına giren diğer bazı konulara açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Bunlar içerik itibariyle tamamen din ve tasavvuftan ayrı ve uzak bir mahiyette değildirler. Fenâyî'nin hemen her mısraında bir şekilde din ve tasavvuf yer almaktadır. Dördüncü ve son bölümde, Fenâyî Divanı'nın edisyon kritikli metni verilmiştir.

DinDivan edebiyatıDivan edebiyatı+6
Alim Yıldız
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2002
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İstanbul`da Selatin camilerin kitabeleri

Mermer, taş, ahşap ve maden gibi sert ve kalıcı malzemeler üzerine kabartma ya da oyma tekniğiyle işlenen yazılara "kitabe", kitabeleri okuma ve anlamlarını açıklama bilimine ise "kitabeler bilimî" adı verilmektedir. Kitabeler tarihte önemli olaylar, bazı kanunlar, önemli şahısların hayattan hakkında bilgi, ölmüş kişilerin doğum ve ölüm tarihleri, mimari eserlerin banileri, inşa tarihleri, mimarları, ustaları ve geçirdikleri tamirler gibi konulan içermektedir. Kitabelerin yazımındaki amaç, genellikle istenilen bilgileri gelecek nesillere kalıcı bir yolla aktarmaktır. Kitabeler, milletlerin, medeniyet kurduktan bölgelerde bir çeşit tapularıdır, denilebilir. Bu konuda dünyanın en zengin koleksiyonlarından birine sahip olan Türk milleti de üzerinden geçtiği hemen her bölgede bu çeşit ayak izleri bırakmış, son olarak Anadolu'da güçlü ve kalıcı bir medeniyet kurmuştur. Tezin konusunu oluşturan, Sultanlar ve Valide Sultanlar tarafından Yaptırılan İstanbul camilerinin kitabeleri, bu okyanustan bir damladır. Fakat bu kitabeler, Dünya Tarihinde sayılı devletler arasında yer alan Osmanlı Devleti'nin hanedan yapısı ve medeniyet tarihi bakımından önemli bilgiler içermektedir. Bu kitabelerin bîr kısmı daha önce okunmuş olmakla birlikte hepsinin birarada bulunduğu derli toplu bir çalışma henüz yapılmamıştır. Bu konuda daha önce yapılan çalışmalarda bulunan bir takım eksik ve hatalar burada giderilmeğe çalışılmış, ayrıca kitabeler dil, anlam, üslup, vezin, hat, estetik ve teknik bakımlardan değerlendirilmiştir, içeriklerinde yer alan tarih düşürme beyitleri tesbit edilmiştir. Elde edilen bilgiler, diğer yazılı kaynaklarla ve belgelerle karşılaştırılarak tarih bilimindeki bazı eksikleri giderebilir.

CamilerYazıtlarİstanbul
F. Gülsüm Ersoy Top
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2002
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Osmanlı arşiv belgelerine göre şura-yı devlet (1868-1922)/(1284-1341)

Meclis-i Vâlâ'nın lağvedilmesi üzerine 1868'de Divân-ı Ahkâm-ı Adliye ile birlikte kumlan Şûrâ-yı Devlet'in görevleri şunlardır: I-Hûkümeti oluşturan bakanlıklara; yatırım, finans, harcama, vergi, tesis kurma, altyapı, ziraat, ticaret, eğitim, savunma, denizcilik, iç güvenlik ve personel istihdamı konularında danışmanlık yapmak, planlama ve koordineyi sağlamak. 2-Yine bu bakanlıklara ait kanun ve yönetmelikleri hazırlamak, değiştirmek ve yorumlamak. 3-Halk ile devlet arasındaki idarî davalara bakmak ve memurları yargılamak. Bunlarla beraber denetim görevi de bulunan kurum, yürütmeye ise asla karışmaz. Şûrâ-yı Devlet bu görevleri bünyesinde bulunan daireler vasıtasıyla yerine getirir.Dairelerde bir Reis-i ;Sâni ve yeteri kadar da üye bulunur. Havale edilen konular buralarda müzakere edildikten sonra karar yazılır. Daireler, Şûrâ-yı Devlet Reis-i Evveli'ne bağlıdır. Danışmanlık hizmeti veren dairelerle (Dahiliye, Maliye, Nâfia, Maarif, Ticaret-Zaraat v.b.) yasama görevi gören daireye (Tanzimat Dairesi), Devâir-i İdare denir. Yargılama yapan daireye (Muhâkemât Dairesi) ise, Mehâkim-i İdare adı verilir. Bu dairelerde görüşülen kanun, yönetmelik ve bazı önemli hususlar bir defa da Hey'et-i Umûmiye'de (Genel Kurul) görüşülür, ondan sonra karara varılır. Şûrâ-yı Devlet'in aslî personeli olan Reis-i Evvel, Reis-i Sâni'ler ve Azâ'ların görevleri, haklan ve seçilme şartları yönetmeliklerle tesbit edihrüştir. Özellikle üyeler; hukukçu, ilim adamı, asker ve bürokratlardan atandığı gibi, taşradan da temsilciler belirlenirdi.Bunlar arasında müslüman olmayanlar da oldukça fazladır. Şûrâ-yı Devlet'in bürokratik işlemleri; Başkâtip (Genel Sekreter), Muavin, (Raportör), Mülâzım (Editör) ve diğer görevlilerden oluşan Hey'et-i Tahririye (Yazı Heyeti) tarafından yürütülür. Bunların amiri Başkâtip 'tir ve o da Reis-i Ewel-e bağlıdır. Şûrâ-yı Devlet daireleri 54 yıllık süre içerisinde pek çok isim ve görev değişikliklerine uğramıştır. Bu değişiklikler ya zaruretten dolayı veya siyasi tercihlerden dolayı olmuştur. Genellikle beş olan daire sayısı bazen bire inmiştir. Yargıyla ilgili olan dairede de yine bazı değişiklikler olmuş ve yargı safhaları için (Bidâyet-Istinaf-Temyiz) ayrı ayrı mahkemeler kurulmuştur. E. Meşrutiyet'ten sonra ise bu yetkiler de diğer mahkemelere nakledilmiştir. Şûrâ-yı Devlet' e evrak Sadâret'ten havale edilir ve burada alman karar da yine Sadâret aracılığıyla diğer bakanlıklara ulaştırılır. Görüşülecek konunun raporunun hazırlanması, müzakere edilmesi, oylanması ve kararın yazılması usulleri yönetmeliklerle belirlenmiştir. Yani Şûrâ-yı Devlet ve daireleri, bir sistem dahilinde işlemektedir. 1922 yılında Osmanlı Devletiyle beraber Şûrâ-yı Devlette sona ermiştir. Ancak Cumhuriyet'ten sonra aynı isimle tekrar kurulmuş ve daha sonra ise Danıştay adını almıştır.

Danışma hizmetleriDevlet idaresiDevlet idaresi+3
Abdülmecit Mutaf
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
1997
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Manisa Kadılığı 189 No`lu Şeriye Sicili Defteri'ne göre Manisa`nın sosyal ve iktisadi durumu: 1145 / 1732

ÖZET Toplumsal hareketliliğin oldukça yavaş olduğu bu devirde, herhangi bir şehrin bir yıllık tarihinin araştırılması, aslında o şehrin daha büyük bir zaman dilimi içerisindeki durumunu ortaya koymaya yardımcı olacaktır. Bu düşünce ile; 1145 / 1732 yılma ait olan 189 nolu seriye sicilinin aynen transkripsiyonu ve değerlendirmesiyle Manisa kazasının idarî, iktisadî ve sosyo-kültürel yapısı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Sicilin bir yıl gibi kısa bir süreyi ihtiva etmesine rağmen kaza idaresi ve sosyal hayat hakkında özel ve kıymetli bilgiler sunmaktadır. Konu edindiğimiz tarihte Manisa'da görevli şahısların belirlenmesi ve bu şahıslara ait sosyal statünün belirtilmesinde önemli bilgilere ulaşılmıştır. Manisa halkının günlük yaşamına, mahkemeye intikal etmiş birçok olayların yardımıyla vâkıf olunmuştur. İnsanların ticarî ilişkileri sayesinde, günlük kullanılan eşyaların, bağ, dükkan ve ev gibi gayr-i menkullerin, ziraî alet ve hayvanların alım-satım ve fiyatları öğrenilmiştir. Çeşitli örf ve gelenekleri, hukukî uygulamaları, ailevî durumları hatta dünyayı algılayış açılarını hukukî bir metin olan mahkeme kayıtlarından çıkarmak ve kaza halkını tanımak mümkündür. Dolayısıyla bu çalışmada tüm veriler nicelik (rakamsal) ve niteliğiyle beraber sunulmaya çalışılmıştır.

18. yüzyılKadıManisa+2
Mehmet Masum Ocak
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
1997
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Müslümanların Hz. Peygamber (s.a.v)`e itirazları

İlk dönem ve sonrası yazılan İslam Tarihi kaynaklan, Hz. Peygamber (a.s.)'in hayatını anlatırken, onu, dinî ve manevî kimliği yanında, hayatın her alanına hükmeden bir lider olarak görürler. Gelen vahiylerle hayatı şekillenen Hz. Peygamberin hayatının Mekke ve Medine diye iki dönemi vardır ki, Mekke döneminde dinî bir lider hüviyetindedir ve insanları Allah'ın bir olduğuna imana çağırmaktadır. Medine döneminde de, manevi kimliğinin yanında, toplum hayatıyla daha ilgili, hatta devlet kuran bir dinî ve siyasî lider konumundadır. Mekke'deki iman çağrısına uyan Müslümanların, az da olsa iman ve ibadet noktasında itirazları görülmektedir. Medine'de bir toplum ve devlet dini olma durumundan sonra, bir devlete lazım olabilecek tüm hukukî ve sosyal yapılanmalar oluşturulduğu için, bu yönde daha fazla itirazlara ve itaatsizliklere rastlanmaktadır. Zaten Medine'de inen ayetler, Hz. Peygamber'in hayatının ikinci devresini doğrulamaktadır. İslam'ın insan haklarına ve hürriyetlerine verdiği önem nedeniyle, Hz. Peygamber'in bunları uygulaması kaçınılmazdı. Onun için, Hz. Peygamber'in İslam'ı yayma gayretlerinde, istişare'ye (danışma) büyük önem verdiğini görüyoruz. Hz. Peygamber'in, Müslümanlara sağladığı fikir ve düşünce hürriyeti, iman ve ibadet dairesinde az olmak üzere, ama çoğunlukla teknik ve becerinin önem kazandığı savaşlarda, ekonomik alanda, idarî ve siyasî alanlarda, toplum hayatında önemli denecek kadar çok itirazlara sebep olmuştur. Müslümanlar, Hz. Peygamber'in her söylediğini kabul etmeyip, onu akıllanyla kavrama sürecinden sonra, ancak itirazlarına son vermişleridir. Bu manada İslam, menşe' itibariyle Yüce Allah'tan gelmiştir. Ama Müslümanların akıl, düşünce süzgecinden geçip, anlayamadıktan nokta da itiraz ettikleri, en sonunda doğruya ulaşma noktasında İslam'ı benimsedikleri ve özümsedikleri için İslam, dogma kabul edilmeyebilir. İstişare (danışma) ve insan düşünce ve açıklama hürriyetine verilen önem sayesinde, anlamadığı hususlarda itiraz eden ve sahih bir imana kavuşan Hz. Peygamber devri Müslümanları, bize vahiy-akıl iiişkisindeki uyumu, dolayısıyla bilimle dinin birbirine ters olmadığını, sorgulayan, araştıran ve itiraz eden insanın her zaman doğruyu bulabileceğini gösteriyor.

Hz. Muhammedİslam diniİtiraz
Yusuf Yılmaz
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2000
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

VII.-X. yüzyıllarda Azerbaycan ve Kafkasya`da İslamiyet

ÖZET Azerbaycan Tarihi islam Tarihinin bölünmez bir parçasını teşkil etmektedir. Kafkasya'nın güneyinde yerleşen Azerbaycan uygun coğrafi şardar nedeniyle eskiden beri gelen göçleri kendi topraklarında barındırmıştır. İslam öncesi Azerbaycan uzun yıllar Sasani İmparatoriuğunun hakimiyeti altında kalmıştır. VILyüzyıldan itibaren Azerbaycan kuzeyden Hazarların ve güneyden gelen Arapların işgaline maruz kalmışa. Bununla ülkenin toplumsal ve kültürel hayatında değişmeler olmuştur. Fütuhatın ilk yıllarında Müslümanlar bu bölgede faaliyetlerde bulunmuşlardır. İlk fetihler sırasında Azerbaycan'ın güney bölgelerinde Zerdüşlük kuzey bölgelerinde ise Hristiyanfak mevcut idi Bölgeye yapılan ilk fetihlerden sonra Azerbaycan'ın yalnız güney bölgeleri İslamlaştı. Ülkenin kuzey bölgelerinde ise bazı siyasi sebeblerden dolayı Hristryanlığın güçlü yayılmış olması nedeniyle İslamlaşma süreci daha geç gerçekleşti. Arapların hakimiyetine giren Azerbaycan komşu ülkelerle kültürel iktisadi faaliyetler arttı. Bu dönemde yerli halk tarafından Arap yönetimine karşı isyanlar başladı. Bu isyanların en büyüyü ise Hürremiler harekatı olmuştur. İslam tarihinde önemli bir yeri olan bu harekat, hilafetin parçalanmasını daha da hızlandırdı. IX. yüzyılın n. yansından itibaren Azerbaycan'da siyasi hanedanlar kuruldu. Bu hanedanlar kuzey Kafkasya'nın diğer vilayetleri arasında kültürel ve siyasi münasebetlerin gelişmesine sebep oldular. Böylece İslam Medeniyetinin bölgeye hakim olması aynı zamanda, daha sonraki dönemlerde ortaya çıkan siyasi ve kültürel gelişmelerin başlangıcı oldu.

AzerbaycanDini hayatKafkasya+3
Vüsale İslamova
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2000
00
DoktoraAçık ErişimTR

Osmanlı arşivindeki İstanbul cami ve türbelerinin tamirleriyle ilgili belgeler

ÖZET Türk İmâr Târihi' nde inşâi hareketler kadar restorasyon faaliyetleri de üzerinde önemle durulması gereken konulardan biridir. Teze konu olan İstanbul Cami ve Türbeleri' nin bir kısmı devlet ileri gelenleri tarafından yaptırıldıktan sonra vakf edilmiştir. Zaman zaman meydana gelen yangınlarda veya zelzelelerden sonra hasar gören yapılar ya tâ'mîr ettirilmiş yada yeniden yaptırılarak ihya edilmiştir. Dünya' nm en güzel şehirlerinden biri olan İstanbul, stratejik konumu ve tarihsel kimliğinin kendisine kazandırdığı özel imtiyaz ve ilginin yanı sıra, Osmanlı İmparatorluğu'na 469 yıl merkez olması bakımından da büyük bir gelişmeye mashâr olmuştur. Bu bakımdan, devletin ömrü boyunca İmparatorluğun en büyük şehri olma özelliğiniş koruduğu gibi bu müddet zarfında şehir anıtsal cami' 1er, saraylar, konaklar, narin evler, hânlar, hamamlar, imaret ve medreseler ve daha birtakım eserlerle donanmıştır. Çoğu bir san' at eseri olan İstanbul yapıları pek sık meydana gelen yangınlardan, zaman zaman da doğal afetlerden çok fazla zarar görmüşlerdir. İstanbul yapılarının zarar gömesinin çeşitli sebepleri arasında, ahşap inşâatın esâs tutulması gelmektedir. Buna rağmen cami', medrese, hamam gibi binalar hâriç, evler, konaklar, bâzı mescidler hattâ bir kısım hânlar bile ahşap yapılmıştır. Yangınlar ve tabiî afetler İstanbul'un binlerce yapısını yok etmekle kalmamış, bugün mevcûd olan san'at eserlerinin de pek çoklarının ilk şekillerini değiştirmeye de sebep olmuştur. Çeşitli sebeplerle zarar gören yada tâ'mîre muhtâc olan cami' ve türbelerle ilgili belge ve defterlerin bir kısmı T. C. Başbakanlık Osmanlı Arşivi'inde bulunmaktadır. Cami' ve türbe tâ'mîratlanyla ilgili olan belgelerin çok oluşu sebebiyle tez konusu İstanbul'daki Osmanlı hanedanı ve sadrâzamlarının yaptırdıkları eserlerle sınırlandırılmıştır. Mevcûd belge ve defterler lâtin harflere çevrilerek tasnif edilmiştir. Bu tasnif sırasında yapının kime âid olduğu hangi semtte bulunduğu, tâ'mîre muhtâc olan yerlerin isimleri, gerekli malzemeler, kaça mal olacağı ve hangi bütçeden karşılanacağına dâir hususlar değerlendirilmiştir.

ArşivlerBelgelerCamiler+5
Ayşe Üstün
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2000
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kemâl-nâme-i Düğümlü Baba cild-i sâlis (İnceleme-metin)

Bu çalışmanın kapsamı 19. yüzyılda yaşamış şair, hattat ve devlet adamı olan İsmâil Sâdık Kemâl Paşa'nın "Kemâl-nâme-i Düğümlü Baba" isimli 11 ciltlik eserinin üçüncü cildidir. İsmâil Sâdık Kemâl bu eseri intisap ettiği Düğümlü Baba lakabı ile tanınan ve İstanbul'un meşhur meczuplarından olan Hacı Hafız Mustafa Efendi'nin hayatını, kerametlerini ve feyizlerini anlatmak amacıyla kaleme almıştır. Bu çalışmada mezkur menâkıbnâmenin metni transkribe edilmiş ve muhtevası incelenmiştir. Tez üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde eserin müellifi İsmâil Sâdık Kemâl Paşa'nın hayatı ve eserleri, Düğümlü Baba'nın kimliği ve Düğümlü Baba Tekkesi ele alınmıştır. İkinci bölüm Kemâl-nâme-i Düğümlü Baba başlığı altında incelenmiştir. Bu bölümde eser "Eserin Şekil Özellikleri" ve "Eserin Muhteva Özellikleri" olmak üzere iki alt başlıkta incelenmiştir. "Eserin Şekil Özellikleri" başlığı altında, eserin nazım şekilleri, vezni, dili ve üslûbu ele alınmıştır. "Eserin Muhtevâ Özellikleri" alt başlığı altında ise eserde adı geçen şahıslar, esere Âsâr-ı Kemâl'den dahil edilen kasideler ve eserde yer alan menkıbeler incelenmiştir. Son bölümde eserin neşir esaslarına ve metnin transkripsiyonuna yer verilmiştir.

Eski Türk edebiyatıKemal-name-i Düğümlü BabaMenakıbname+1
Şeyda Nur Küçük
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hollandalı seyyah Pieter van Woensel'ın gözlemiyle XVIII. yüzyılda Osmanlı sosyal hayatı

Seyahatnameler; tarihe tanıklık eden seyyah aracılığıyla seyahat edilen topraklara dair gözlem ve veriler ortaya koymaları bakımından oldukça önemli bilgi kaynakları arasında yer alırlar. Bu eserler vesilesiyle farklı kültürlere ait tarihî bilgiler geçmişten günümüze kadar uzanabilmiştir. Seyyahların Osmanlı hakkındaki aktarımları gerek Osmanlı gerekse kendi toplumlarının hayata bakış açısını ortaya koymaktadır. Seyahatnameler yazıldığı döneme ışık tutan eserler olmaları bakımından önemlidir. Osmanlı'yla ilgili seyahatnameler incelendiğinde bazılarının subjektif bazılarınınsa tarafsız tutumdan beslendikleri görülmektedir. Hollandalı hekim ve seyyah Pieter Van Woensel (1747-1808) Osmanlı hakkında ortaya atılan haksız iddiaları kendi gözlemlerine dayanarak eleştiren bir isim olarak karşımıza çıkmaktadır. Aantekeningen gehouden op een reize door Turkeyen, Natolien de Krim en Rusland in de jaren 1784-1789 (1784-1789 yılları arasında Türkiye, Anadolu, Kırım ve Rusya seyahatine dair notlar) adlı iki ciltlik eserinde Van Woensel, Osmanlı'yla ilgili gözlem ve düşüncelerini okurlarına aktarmıştır. Van Woensel'ın Aantekeningen adlı iki ciltlik eserinin incelendiği bu çalışmada seyahatnamede yer alan sosyal hayatla ilgili tüm bilgiler belli başlıklara göre kategorize edilerek bir araya getirilmiş, XVIII. yüzyıl Osmanlı sosyal hayatı Van Woensel'ın gözünden aktarılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda Van Woensel'ın ortaya koymuş olduğu objektif bakış açısı tarih çalışmalarına olumlu katkılar sunacağı gibi Osmanlı sosyal tarihiyle ilgili gözlemleri ortaya çıkaran henüz Türk diline kazandırılmamış seyahatnamelere de dikkat çekeceği söylenebilir.

18. yüzyılHollandaOsmanlı Devleti+5
Safinur Genç
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Burcî Memlük Sultanlarının kutsal beldelere hizmetleri (784-923/1382-1517)

Bu araştırmada Burcî Memlük sultanlarının Mekke, Medine ve Kudüs'e yapmış oldukları hizmetler incelenmiştir. Araştırma giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Mekke, Medine ve Kudüs'ün Müslümanlar için önemi ve buralara verilen önemin sebeplerinden, ayrıca devletlerin Mekke ve Medine'yi ifade eden Haremeyn'e ve onların üçüncüsü olarak kabul edilen Kudüs'e hizmet etmesinin öneminden bahsedilmiştir. Mukaddes kabul edilen bu bölgelere hizmet etmenin diplomasiye etkisine de değinilmiştir. Ayrıca giriş kısmında Memlük Devleti tarihini ana hatlarıyla sunulmuştur. Birinci bölümde sultanların söz konusu bölgelerin halkına çeşitli alanlarda sundukları hizmetler, ihsan ve ikramlar, ikinci bölümde hacıların ihtiyaçlarını gidermek ve ibadetlerini rahatlıkla yerine getirmelerini sağlamak amacıyla yapılan hizmetler ve üçüncü bölümde mescitlere yönelik hizmetler incelenmiştir. Sultanların hizmetlerine emîrlerin ve şerîflerin hizmetleri de dahil edilmiştir. Gerekli görülen yerlerde Bahrî Memlük sultanlarının hizmetleri de zikredilmiştir. Araştırma sırasında dönemin kaynak eserleri ve araştırmalardan faydalanılmıştır. Elde edilen bilgiler karşılaştırılarak tasnif edilmiş, böylece bir olay örgüsü kurulmaya çalışılmıştır. Bu durum her zaman mümkün olmamıştır ve bilgiler örneklendirme biçiminde olay örgüsünden bağımsız kronolojik sırayla sunulmuştur.Yapılan hizmetler arasında mahmil ve kisve gönderme, halka tahıl ve para dağıtma, Mekke şerîfine hil'at ve hediyeler gönderme, şehrin iç ve dış güvenliğini sağlama, su ihtiyacını giderme, hacıların yol güvenliğini ve her türlü ihtiyacını karşılama, şehirlerde halkın yararına yapılar inşa ettirme, mescitlerin tamir, ıslah ve tezyinlerini yaptırma, mahfil ve minber hediye etme, özellikle doğal afetlerden sonra şehrin imarını ve halkın sükûnetini sağlama gibi faaliyetler yer almaktadır. Neticede Memlük Devleti'nin sultanlarının her dönemde kutsal beldelere hizmet ettiği tespit edilmiştir. Hizmetlerin içeriği ve oranı değişiklik göstermiştir. Fakat devletin ekonomik ve siyasî durumunun kötüye gittiği dönemlerde bile hizmetten geri durulmamıştır. Yol güvenliğinden korkularak hac kervanı çıkarılamadığı zamanlarda bile Memlük sultanının bölgedeki hâkimiyetini simgeleyen mahmil Mekke'ye gönderilmiştir.

Burci MemlüklerFilistin-KudüsHaremeyn+7
Hanife Karakaş
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bahrî Memluk sultanlarının İn'am, ihsan ve hediyeleri(648-784/1250-1382)

Bu araştırmada Bahrî Memlük sutanlarının, ümerâya, ulemâya, halk tabakasına in'am ve ihsanları ile diğer devlet başkanlarına gönderilen hediyeler incelenmiştir. Bahrî Memlük sultanlarının hem görevlilere hem de diğer tüm insanlara in'am, ihsan ve hediyelerinin neler olduğu, hangi sebeplerle verildiği tespit edilmiş, kısmen de olsa ekonomik veya siyasî kriz dönemlerinde Memlük sultanlarının ihsan ve hediyelerinde bir değişiklik olup olmadığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yapılan bu çalışma ile Memlük araştırmalarından özellikle sosyal tarihe dair olanlara katkı sunulması hedeflenmektedir. Araştırma giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Memlük devletinin kısa tarihçesi ve dönemin sultanlarına, kavramsal ve tarihsel çerçeveye değinilmiştir. Birinci bölümde sultanın ümerâya in'am ve ihsanları; ikinci bölümde ulemâya ve halka in'am ve ihsanlar; üçüncü bölümde ise diğer devlet hükümdarlarına gönderilen hediyeler incelenmiştir. Bu araştırma sonucunda sultanların farklı tabakalardaki insanlara farklı hediyeler ve ikramlarda bulunduğu görülmüştür. Ümerâ ve ulemâya hil'at, para, at, kılıç, kumaş vb. değerli şeyler ihsan edilmiş ve simâtlarda ikramda bulunulmuştur. Halk tabakasına ise para ve mal dağıtılmış, simâtlar kurulmuş, bazı zümrelere kumaşlar, elbiseler ve kıymetli mücevherler verilmiştir. Diğer devlet başkanlarına değerli hediyeler gönderilirken elçilere genellikle in'amda ve ikramda bulunulmuş ve hil'at giydirilmiştir. Araştırmada Memlük sultanlarının in'am, ihsan ve hediyelerinin tespitinin yanı sıra sebepleri de incelemeye tabi tutulmuştur. Ümerâya ve ulemâya in'am ve ihsanlarda sultanın tahta çıkışı; emîrlerin ve âlimlerin tayin, görevdeki istikrar ve affedilmeleri; sultanın genellikle çıkan isyanları bastırmak üzere çıktığı seferlerden dönmesi ve çeşitli vesilelerle ziyaret edilmesi; sultanın veya yakınındakilerin şifa bulması ve bayram, düğün gibi merasimler söz konusu sebepler arasında yer almaktadır. Sultanların ilme ve âlimlere verdiği değer de ulemâya cömertliğin önemli bir diğer sebebidir. Halk tabakasından insanlara ise sultanın seyahate, hacca ve sefere gitmesi ya

Bahri Memlükler DönemiGiftMemlük Devleti+5
Fatma Nur Soylu
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hicrî birinci asır İslâm toplumunda yemek kültürü

Hicrî birinci asrın yemek kültürünü ortaya koymak üzere hazırlanan tezimizde yüzyıl boyunca yenilen yiyecek ve yemekler araştırılmıştır. Konu incelenirken dönemler arası karşılaştırmalar yapılmış ve dönemin sosyo-kültürel hayatıyla ilgili önemli bilgiler elde edilmiştir. Konuyla doğrudan ilgili kaynaklar merkeze alınarak hazırlanan araştırmamızda, tahlil, değerlendirme yöntemleri kullanılmıştır. Çalışmamızda Câhiliye geleneğinde var olan çoğu yemeğin Erken İslâmî dönemde de yenilmeye devam ettiği, İslâm'ın gelişi ile birlikte yasak kılınan bazı yiyecekler dışında beslenme alışkanlıklarının çok fazla değişmediği anlaşılmıştır. Bu dönemde coğrafyanın getirdiği imkânlarla yerel halkın elinde bulunan yiyecek ve yemeklerin tüketildiği ayrıca ticaret yoluyla da bazı yeni yiyeceklerle tanışıldığı bilinmektedir. Hz. Peygamber döneminden itibaren yeni yiyecek ve yemeklerle karşılaşma yollarından biri de fetihler aracılığıyla diğer kültürlerin yemekleriyle tanışılmasıdır. Böylece yeni yemekler de Müslümanların beslenmesine dâhil edilmiştir. Hulefâ-yi Râşidîn ve Emevîler döneminde bazı kişilerin sade beslenme biçimini devam ettirirken çoğunluğun artan refah seviyesine bağlı olarak eski beslenme biçimini oldukça değiştirdikleri tespit edilmiştir. Özellikle devlet adamlarının halka düzenlediği ziyafetlerde yemeklerde çeşitliliğin arttığı görülmektedir. Abbasîler dönemi bu tarihi bilgilerin kayıt altına alındığı, yemek kitaplarının yazıldığı, ayrıca saray yemek kurallarının ortaya koyulduğu bir dönem olarak bilinmektedir. İncelediğimiz dönem açısından ekmek, ekmeğe katık yapılan tuz, sirke, zeytinyağı, tereyağı, kaymak, kurutulmuş lor, bal gibi yiyeceklerin; et ve et çeşitleri, sebze ve meyvelerin beslenmede önemli bir yere sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Tezimizde İslâm toplumunda tüketilen yemekler ve diğer kültürlerden örnek alınan yemek çeşitleri hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca gıdaların üretilmesi, taşınması, tüketim alışkanlıkları, yemek pişirme yöntemleri, kullanılan malzemeler, sofra adabı, tat algısı, sağlık ve beslenme ilişkisi ile ilgili konular da ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Sevim Demir Akgün
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Bolu yöresinde bulunan cami ve mescidlerin Osmanlı mimarisindeki yeri

Bolu, tarihte birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış, bu süreçte Batı Karadeniz'in önemli bir şehri olmuştur. 1323 yılında Osmanlı hâkimiyetine giren Bolu ve yöresi 14. yüzyıldan itibaren dini, ticari ve sosyal amaçlı birçok anıtsal kültür varlığının yer aldığı bir Türk-İslam şehri haline gelmiştir. Osmanlı hâkimiyeti sürecinde bölgeye dini mimari örneklerinden birçok cami ve mescid kazandırılmıştır. Bölgede erken Osmanlı döneminden başlayıp geç döneme kadar uzanan Cami ve mescidler bulunmaktadır. Yapılar genellikle başta Bolunun merkezi olmak üzere Göynük, Gerede, Mudurnu ilçelerinde yoğunlaşmıştır. Bu yerleşim yerlerinin yanı sıra Dörtdivan, Mengen, Seben ve Yeniçağa ilçelerinde de eserler inşa edilmiştir. Katalogda günümüze ulaşan yapılar Bolu merkezinde; on üç, Dörtdivan'da; bir, Gerede'de; altı, Mengen'de; üç, Mudurnu'da; beş, Seben'de; iki, Yeniçağa'da; iki olmak üzere toplamda otuz bir adettir. Bolu merkezinde günümüze ulaşamayan yapılar ise beş tanedir. Göynük cami ve mescidleri farklı bir çalışmada ele alındığı için kataloğa dâhil edilmemiş ancak değerlendirmede ele alınmıştır. 1 Şubat 1944 yılında meydana gelen ve Cumhuriyet döneminin en şiddetli depremlerinden biri olarak kayıtlara geçen Bolu- Gerede depremi şehir dokusunu ve özellikle anıtsal mimarlık örneklerini etkilemiştir. Bu nedenle günümüze ulaşan ve kullanımı devam eden cami ve mescidlerin birçoğu deprem sonrasında hasar almış sonraki süreçlerde onarım görmüştür. Bu minvalde hazırlanmış olan "Bolu Yöresinde Bulunan Cami ve Mescidlerin Osmanlı Mimarisindeki Yeri" isimli doktora tezi, Sanat Tarihi disiplini içerisinde ele alınmıştır. Tezin hazırlanmasında belirli bir metot takip edilmiştir. İlk olarak konu ile ilgili literatür çalışması hazırlanmış, elde edilen kaynaklar ışığında saha çalışmasına başlanmıştır. Bölgede tarihi niteliğe sahip cami ve mescidler tespit edilip, yapılar ve mimari ögeler yerinde incelenmiştir. İncelenen bu yapılar, belirli bir metot çerçevesinde ele alınmış ve Türk-İslam mimarisindeki yerleri belirlenmeye çalışılmıştır.

Hüseyin Can
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

14 ve 15. yüzyıl Anadolu sahası Türkçe mesnevîlerde Sebeb-i Te'lîf: Kurgu ve muhteva

Bu tez, mesnevilerin sebeb-i telif bölümlerini incelemeyi amaçlar. 14 ve 15. yüzyıllarda Anadolu sahasında Türkçe olarak kaleme alınmış eserler tetkik edilmiştir. Buna göre Gülşehrî'nin 1317'de yazdığı Mantıķu't-tayr ile Hamdullah Hamdî'nin 1499'da kaleme aldığı Leylā vü Mecnūn isimli eseri ve bu ikisi arasındaki mesneviler çalışmanın kapsamına dâhil edilmiştir. Toplam 24 mesnevi tetkik edilmiştir. Sebeb-i telif kavramı, genellikle müstakil bir başlık altında yazılan ve eserin telif nedenini açıklayan bölüm için kullanılır. Mürettep mesnevilerde ana hikâyenin öncesinde tevhid, naat, münacat ve ithaf manzumelerinin yazılması bir gelenek olmuştur. Sebeb-i telif de bu giriş bölümünün bir parçası olarak mesnevide yer alır. Çalışma, literatür taraması ve dokümantasyon yöntemlerine ek olarak nitel analiz ile mesnevilerdeki ilgili muhtevanın icelenmesine dayanır. Eserin neden yazıldığı sorusuna sebeb-i telif metinlerinin verdiği cevaplar ve bu cevapların gerçek sebep ile ilişkisi araştırılmıştır. Bütün bir mesnevi literatüründe tek tip sebeb-i telif yazıcılığı olmaması nedeniyle farklı sonuçlara ulaşılmıştır. En dikkat çekici olan ise sebeb-i teliflerde tahkiye kullanılması ve şairlerin kurmaca anlatılar oluşturmasıdır. Tez, birinci bölümünde bu bakımdan söz konusu kurgusal yapıyı merkezine almış ve sebeb-i telif yazıcılığını çeşitli yönlerden analiz etmeye ve yorumlamaya çalışmıştır. Ayrıca sebeb-i telif muhtevası ikinci bölümde müstakil olarak incelenmiştir. Şairlerin eser yazmakla umdukları beklentileri haricinde poetik görüşlerini de sebeb-i telif metinlerinde dile getirdikleri tespit edilmiştir.

Nazım Taşan
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Halife Mu'izz-Lidînillâh döneminde Fâtımî Devleti (341-365/953-975)

Şiî-İsmâilî anlayışa sahip Fâtımî Devleti, 297 (909) yılında Mağrib bölgesinde yer alan İfrîkıye'de kurulmuştur. Fâtımîler, ilk halifeden itibaren batıda Mağrib'in geri kalan kısmını, doğuda ise Mısır'ı ele geçirmeyi hedeflemişlerdir. Fâtımîler'i bu hedefe ulaştıran isim dördüncü Halife Mu'izz-Lidînillâh olmuştur. Tahta çıktığı andan itibaren aktif bir siyasî ve askerî mücadele yürüten Mu'izz kısa sürede, Mağrib'in tamamında hâkimiyet sağlamayı başarmıştır. Böylece bölgedeki isyancı kabileler itaat altına alınırken, Endülüs Emevî Devletinin bu bölge üzerindeki nüfuzu kırılmıştır. Sicilya ve İtalya'nın güneyinde Bizans İmparatorluğuna karşı kesin bir üstünlük elde eden Mu'izz, Fâtımîler'in Akdeniz'in batısında hâkimiyetlerini sürdürmelerini sağlamıştır. 358 (969) yılında Mısır'ı, ardından Bilâdüşşam'ı ele geçiren Mu'izz, kendisinden önceki halifelerin gerçekleştiremediği büyük bir başarıya imza atmıştır. Böylece Hicaz'da hutbelerin kendi adına okunmasını sağlayan Mu'izz İslâm dünyasında büyük bir güç haline gelmiştir. Daha sonra pek çok İslâm Devletinin desteklediği Karmatîler'in Kahire'ye düzenledikleri iki saldırıyı da başarısız kılan Mu'izz, Fâtımîler'in bu bölgedeki kalıcılığını sağlamayı başarmıştır. Halife Mu'izz dönemi siyasî ve askerî açıdan olduğu kadar kültürel açıdan da devletin yükselişte olduğu bir dönem olmuştur. Bu dönemde idarî, adlî, malî ve askerî teşkilâtlar da bir dizi reformlar yapılarak devletin gücünün artırılması sağlanmıştır. Bu dönem ayrıca İsmâilî mezhebinin Mısır gibi Sünnîler'in çoğunlukla yaşadığı bölgelerde tedrîcî bir şekilde uygulandığı dönem olmuştur. Halife Mu'izz, İsmâilî doktrinde yapmış olduğu reform ve güncellemeler ile doğu bölgelerinde mezhebin ideolojik birliğini yeniden sağlamak adına önemli bir mesafe kaydetmiştir. Yine bu dönem Kahire şehrinin kurulması ve Ezher Cami'nin inşâ edilmesiyle İslâm Medeniyet tarihinde iz bırakan bir dönem olmuştur. Anahtar Kelimeler: Fâtımîler, Halife Mu'izz-Lidînillâh, Mağrib, Mısır, Bilâdüşşam

İslam tarihi
Furkan Erbaş
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kemâl-nâme-i Düğümlü Baba Cild-i Râbî' (İnceleme-metin)

Bu çalışma, kapsamı itibarıyla 19. yüzyılda yaşamış olan şair, hattat ve devlet adamı İsmâil Sâdık Kemâl Paşa'nın "Kemâl-nâme-i Düğümlü Baba" isimli 10 ciltlik manzum eserinin dördüncü cildini içermekte, müellifin intisap edip yakın ilişki kurduğu Düğümlü Baba lakaplı meczup bir derviş olan Hacı Hafız Mustafa Efendi'nin hayatından, kerâmetlerinden, ilminden ve manevi hallerinden kesitler taşıyan menkıbelerin rik'a hattından transkripsiyonu ve metnin muhtevasını tahlilinden oluşmaktadır. Tez üç ana bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde bir alt başlıkla İsmâil Sâdık Kemâl Paşa'nın hayatı, ailesi ve eğitimi; diğer bir alt başlıkla eserleri incelenmiştir. İkinci bölüm olan "Kemâl-nâme-i Düğümlü Baba"da "Eserin Şekil Özellikleri" alt başlığında eserin nazım şekilleri, vezni, dili ve üslûbu ele alınırken, "Eserin Muhtevâ Özellikleri" alt başlığında Düğümlü Baba'nın hayatı ve Düğümlü Baba Tekkesi, eserde adı geçen şahıslar ve kerâmetlere göre menâkıbnâmenin sınıflandırılmasıyla tamamlanmıştır. Üçüncü bölümde ise neşir esaslarıyla birlikte metnin transkripsiyonuna yer verilmiştir.

19. yüzyılEdebiyatKemal-name-i Düğümlü Baba+3
Zeynep Tekin Bakan
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kemâl-nâme-i Düğümlü Baba Cild-i Sâdis (İnceleme-metin)

Bu çalışmanın konusu 1824-1892 yılları arasında yaşamış olan İsmâil Sâdık Kemâl Paşa'nın Hacı Hâfız Mustafa Efendi'nin, nâm-ı diğer "Düğümlü Baba" isimli meczup şahsiyetin hayatı ve gösterdiği kerametleri hakkında yazmış olduğu manzum menâkıb-nâme türünde olan ve 10 ciltten müteşekkil "Kemâl-nâme-i Düğümlü Baba" isimli eserinin altıncı cildi üzerinedir. Düğümlü Baba hayattayken eseri yazmaya başlamış olan müellif vefatından sonra da yazıya devam etmiştir. Sâdık Kemâl edip, şair ve hattattır. Aynı zamanda yüksek devlet görevlerinde de bulunmuştur. Tezin amacı rik'a hattıyla yazılmış olan bu eserin altıncı cildinin transkribe edilmesi ve tahlilinin yapılmasıdır. Bu tez üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm İsmâil Sâdık Kemâl Paşa'nın hayatı ve eserleri alt başlığıyla yazılmış, ilk başlıkta ailesi ve eğitim hayatı ile ilgili de bilgiler verilmiştir. İkinci alt başlıkta ise müellifin Kemâl-nâme-i Düğümlü Baba isimli eserinin yanında yazmış olduğu diğer eserler de aktarılmıştır. İkinci bölümün başlığı Kemâl-nâme-i Düğümlü Baba'dır. Bu başlık altında ise "Eserin Şekil Özellikleri" ve "Eserin Muhteva Özellikleri" anlatılmıştır. Eserin şekil özellikleri incelenirken nazım şekli, vezni, dili ve üslubu ele alınmıştır. Eserin muhteva özelliklerini belirleme esnasında ise Düğümlü Baba'nın hayatı, tekkesi, eserde yer alan şahsiyetler ve sınıflandırma yapılarak eserde geçen menkıbeler incelenmiştir. Son olarak üçüncü bölümde metnin transkibe edilmiş hali neşir esaslarıyla birlikte verilmiştir.

Melike Şentürk
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kemâl-Nâme-i Düğümlü Baba Cild-i Sâmin (İnceleme-metin)

Bu çalışmada, 1828-1892 yılları arasında yaşamış hattat, şair ve devlet adamı olan İsmail Sâdık Kemâl'in, Düğümlü Baba nâmıyla tanınan Hacı Hafız Mustafa Efendi'nin hayatını ve kerametlerini merkeze alarak yazdığı 10 ciltlik "Kemâl-nâme-i Düğümlü Baba" adlı eserinin sekizinci cildi incelenmiştir. Mezkûr menâkıb-nâmenin metni transkribe edilmiş ve muhteva incelemesi yapılmıştır. Tez üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm eserin müellifi İsmâil Sâdık Kemâl Paşa'nın hayatı ve eserleri ile ilgili olup iki alt başlıktan oluşmaktadır. İlk alt başlıkta, İsmâil Sâdık Kemâl'in ailesi, eğitimi, çalışma hayatından söz edilmiştir. İkinci alt başlıkta İsmâil Sâdık Kemâl'e ait diğer eserler verilmiştir. İkinci bölüm'de eser, Kemâl-Nâme-i Düğümlü Baba ana başlığı altında "Eserin Şekil Özellikleri" ve "Eserin Muhteva Özellikleri" olarak iki alt başlık olarak ele alınmıştır. Eser, dil ve üslup açısından incelenmiş ve içerdiği tasavvufî kavramlar ve tartışmalar alt başlıklar halinde tespit edilmeye çalışılmıştır. Son bölüm olan üçüncü bölümde ise metnin hazırlanmasında takip edilen yol ve yöntemler hakkındaki bilgilere, neşir esaslarına ve eserin tam transkripsiyonlu metnine yer verilmiştir.

Betül Söğüt
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Osmanlı'nın son yüzyılında bir Amerikalı: Cyrus Hamlin

Tanınmış Amerikalı misyonerlerden biri olan Cyrus Hamlin 17 Ocak 1839'da geldiği Osmanlı İmparatorluğu'nda büyük işler başarmış önemli bir şahsiyettir. Hamlin öncelikle Ermeni topluluğunun protestanlaştırılması ve bölge halklarının eğitilmesi için İstanbul'a gönderilmişti. Bu misyonu çerçevesinde Bulgaristan'ın bağımsızlığını kazanmasında kolejinde yetişen öğrencilerin önemli bir katkısı olmuştur. Sonraki dönemde de Bulgar bürokrasisine insan yetiştirmiştir. Osmanlı topraklarında 35 yıl yürüttüğü misyonerliği boyunca karşılaştığı birçok zorluğu bazen tehditlerle, bazen zekice hamlelerle aşabilmiştir. Tezimiz Bebek İlahiyat Okulu adıyla eğitim ve öğretime başlayan, 1863 yılında Robert Kolejine dönüşen organizasyonun gelişimini, onun kurucusu olan Hamlin'in hayatını ve ideallerini konu edinmektedir. Kendi yorumları eşliğinde misyonerlik faaliyetlerinin hem halka bakan yönü hem de eğitim yönü incelenmeye ve sonuçları ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Hamlin'in kurduğu Robert Kolejinden sonra açılan diğer Amerikan Kolejlerinin ve azınlık okullarının onun yöntem ve tekniklerini örnek almaları onun başarı hanesine yazılabilir. American Board teşkilatı onun eğitim ve öğretim yöntemlerine itirazı nedeniyle başta Hamlin'i eleştirmiş, Hamlin de teşkilattan istifa etmiştir. Fakat bu eğitim öğretim yöntemlerinin teşkilatça daha sonra benimsenmesi de Hamlin için bir başka başarı karinesi olmuştur. Açtığı fırında ekmek üretmesi, İngiliz hastanesinin ve ordusunun ekmek ihtiyacını karşılaması, askerlerinin kıyafetlerini temizlemek üzere çamaşırhane kurması, orduya kahve temin etmesi, okula kurduğu atölyelerde öğrencilerini zanaat sahibi yetiştirmesi Hamlin'in girişimciliğinin başarılı örnekleri arasındadır. Hamlin kararlı, çalışkan ve ileri görüşlü yapısıyla Anadolu'da başardıkları sayesinde asırlar sonra bile hakkında çokça söz edilen biri olmuştur. Onu anlamak yetiştirdiği şahsiyetlerin bulundukları toplumlara yön veren bir yapıya nasıl büründüklerini anlamamızı kolaylaştıracaktır.

Abdulkadir Türkmetin
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mukâtil b. Süleyman'ın et-Tefsîrü'l-Kebîradlı eserinde yer alan Hz. Peygamber Dönemi Hıristiyanlarıyla ilgili bilgilerin tespit ve analizi

İslâm tefsir geleneğinde önemli bir yere sahip olan Mukâtil b. Süleyman'ın et-Tefsîrü'l-Kebîr adlı eseri hem günümüze ulaşması hem de tüm sûreleri kapsayan ilk tefsir olmasından dolayı tefsir ilminin en önemli kaynaklarından biridir. Mukâtil, tefsirciliği ile ön plana çıkmış olsa da et-Tefsîrü'l-Kebîr adlı eserinde yer vermiş olduğu Hz. Peygamber'in hayatına ve ashâbına dair rivayetler, Hz. Peygamber döneminde yaşayan diğer topluluklarla olan siyâsî ve sosyal ilişkilerle ilgili aktarmış olduğu bilgiler onu, siyer ve megâzî alanında da önemli bir kaynak haline getirmiştir. Araştırmamızda Mukâtil b. Süleyman'ın et-Tefsîrü'l-Kebir adlı eserindeki Hz. Peygamber dönemi Hıristiyanlarıyla ilgili bilgilerin tespiti ve analizi esas alınmıştır. Tespit ve analizi yapılan bu bilgiler ilk dönem siyer ve megâzî kaynaklarından Urve b. Zübeyr, İbn Şihâb ez-Zührî, Mûsâ b. Ukbe, İbn İshak, Vâkıdî, İbn Hişâm ve İbn Sa'd'ın siyer ve megâzîye dair sundukları bilgilerle karşılaştırılmış ve eserler arasındaki benzerlik ve farklılıklar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırmamız neticesinde Mukâtil'in eserinde Hz. Peygamber dönemi Hıristiyanlarına dair naklettiği bazı bilgilerin, ilk dönem siyer ve megâzî eserlerinde yer aldığı; bazılarının yer almadığı, bazı bilgilerin ise konu kapsamı dışında yer aldığı görülmüştür. Mukâtil'in aktardığı bazı bilgilerle bu kaynakların yer verdiği bazı bilgilerin çeliştiği, konuyla alakalı olan bazı şahıslara dair isimlerin Mukâtil'in eserinde farklı olduğu, bazı olayların ise sebeb-sonuç ilişkisinin doğru kurulamadığı tespit edilmiştir.

Hz. Muhammed DönemiMukatil bin Süleyman
Halil Akıncıoğlu
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Güney Hindistan'da İslâmiyet'in yayılışı

Günümüzde Müslüman nüfusun yoğun olduğu bölgelerden biri olmasına rağmen, Güney Hindistan bölgedesindeki İslâmlaşma süreci hakkında yapılan araştırmalar oldukça sınırlıdır. Bununla birlikte İslâm'ın ortaya çıktığı Arap Yarımadası'na oldukça uzak bir mesafede bulunan Güney Hindistan coğrafyasına İslâm'ın ilk defa ne zaman ve nasıl ulaştığı, bu bölgede nasıl yaygınlık kazandığı ilim dünyasında büyük bir merak konusudur. Birinci bölümde Güney Hindistan'ın coğrafî yapısı, bu bölgenin İslâmlaşmasında önemli bir yere sahip olan limanları, siyasî ve sosyo-kültürel durumu incelenmiştir. Bu kısımda özellikle Güney Hindistan coğrafyasının sahip olduğu özelliklerin bu bölgenin İslâmlaşmasında sağladığı avantajlar tespit edilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde Güney Hindistan'a İslâm'ın girişi olayı ele alınmış ve bu olayın çeşitli açılardan değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu kısımda İslâm'ın Güney Hindistan'a giriş süreci hakkında farklı tarihçilerin ve araştırmacıların görüşlerine yer verilerek konu detaylı bir şekilde tartışılmıştır. Kuşkusuz böyle farklı bakış açılarının bir araya getirilmesi, bu bölgenin tarihi ve kültürel evrimini daha iyi kavramamıza yardımcı olacaktır. Üçüncü ve son bölümdeyse Güney Hindistan'a İslâm'ın ulaşmasında deniz ticaret yollarının rolü ve İslâm'ın bu bölgeye ulaşmasıyla başlayan yayılma süreci ele alınmıştır. Deniz yoluyla gerçekleşen ticaret, Güney Hindistan'ın İslâm'la tanışmasında kilit oynamıştır. İslâm'ın Güney Hindistan'da bu dönemde nasıl yayıldığı konusu bu bölümde cevap aranan temel soruyu oluşturmuştur. Ayrıca Güney Hindistan'da İslâm'ın yayılış sürecinde kilit bir rol oynayan Sûfi hareketlerin etkisi detaylı bir şekilde incelenmiştir. Sûfilerin öğretileri, mistik yaklaşımları ve toplumsal etkileşimleri, İslâm'ın bu bölgede benimsenmesinde nasıl etkili olduğu ortaya konmaya çalışılmıştır.

İslam tarihi
Ahammed Ishac Chembırıka Ebrahım
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Arnavut şair Beratlı Nazîm'in Türkçe Divanı (İnceleme-metin)

Beratlı Nazîm, Türkçe, Farsça ve Arnavutça olmak üzere üç divan sahibi bir şairdir. On sekizinci ‎yüzyılda yaşamıştır. Medrese eğitimi için İstanbul'da bulunduğu yılları 1157-1160 (m. 1744-‎‎1748) olarak tahmin etmekteyiz. Hayatının ilk yıllarını ve medrese eğitimi sonrasındaki yılları ‎Berat'ta geçirmiş olmalıdır. Çağdaşı şair Feyzî'nin tarih kıt'asına dayandırılarak Nazîm'in ‎İstanbul'da bir hapishanede ölmesiyle ilgili yaygın inanışın aksine tarih kıt'ası incelendiğinde ‎vebadan öldüğü anlaşılmaktadır. Hicrî 1173 (m. 1759-60) tarihli bu kıt'ada Nazîm'in Arnavut ve ‎Frakull kasabasından olduğu da kaydedilmiştir. Dolayısıyla şairin ismi literatüre Nezim Frakulla ‎olarak geçmiştir. Daha sonra yapılan çalışmalarda ortaya çıkan arşiv belgeleri ve divanlarında ‎kendisine hitabından hareketle şairin ismi Nezim Berati olarak yaygınlaşmaya başlamıştır. Erken ‎dönem Arnavut edebiyatı araştırmacıları, şairi Nezim Berati, Nezim Frakulla, İbrahim Nezimi, ‎Nezîmî gibi isimlerle tanımaktadır.‎ Şairin hayatıyla ilgili bir diğer yanlış bilgi de 1680-1685 tarihleri arasında doğduğuna dair ‎bilgidir. Hiçbir araştırmacının bu bilgiyi hangi kaynağa dayandırdığını ifade etmemesi, şairin ‎ailesiyle ilgili bilgiler dahi bu kadar zayıfken doğum tarihinin bu kadar açık ifade ediliyor olması ‎şüphe uyandırmaktadır. Çalışmamız sonucunda şairin medrese eğitimi aldığı yıllar ve Türkçe ‎Divanı'nın tedvin tarihiyle, yakın tarihte yazılmış bir şiirinde "kırk yaşına yaklaştığı" ifadesinin ‎değerlendirilmesi sonucunda doğum tarihinin 1705 sonrasına tarihlenmesi gerekmektedir. Şairin ‎annesinin ismini öğrenemediğimiz halde 1735-36'da, babası Muhtar'ın 1747'de, kardeşi ‎Hasan'ın da 1748-49'da vefatı tarih kıt'alarıyla belirtilmiştir. Divanın tedvini 1747'ye işaret etse ‎de hâşiyeye yazılan şiirlerde son tarih III. Osman'ın cülusuna yazılmıştır, 1754'e işaret ‎etmektedir.‎ Çalışmamızın birinci bölümü Beratlı Nazîm hakkındaki bilgilere ayrılmıştır. İsimlendirilmesi ‎hakkındaki detaylar, hayatı hakkında edindiğimiz ve Türkçe Divanı'ndan çıkardığımız bilgiler, ‎eserleri ve İslami eğilimi üzerinedir. Şair, Türkçe Divanı'nın tedvininin ardından bir mürşide ‎intisap ettiğini anlatmış, çeşitli işaretlerle Eyüp'teki bu zâtın ismini gizlemiştir.‎ Çalışmamızın ikinci bölümü Nazîm'in Türkçe Divanı'nın şekil ve muhteva incelemesine ‎ayrılmıştır. Nazım biçimlerinin incelenmesi, beyit sayılarına dair tablolar, ta'miyeli tarih ‎beyitlerinin hesabı, şairin kullandığı vezinlerin bir tablosu, kafiye incelemesi, ayet ve hadis ‎iktibasları, İstanbul'da o dönemdeki mesire kültürü ve divandaki mekanlar gibi başlıklar altında ‎kısmi bir inceleme söz konusudur.‎ Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde Beratlı Nazîm'in Türkçe Divanı'nın çevriyazıya ‎aktarımında kullandığımız usul ve divanın çevriyazıya aktarımı bulunmaktadır. Çalışmamızın ‎yapı taşını bu bölüm oluşturmaktadır. Arnavutluk Millî Kütüphanesi'nin El Yazmaları ‎bölümünde H.000015876 numarası ve Mecmû'a-i Eş'âr ve Dîvân adıyla şair adı Nezim Frakulla ‎olarak kayıtlı ta'lik hatla yazılmış 153 varaklık eserin 1b-107a sayfaları arasında Türkçe Divan ‎yer almaktadır. Bu divanın içerisinde 30 kaside, 300 gazel, 68 kıt'a, 14 nazım, 57 mesnevi, 3 ‎murabba, 3 tahmis, 3 müseddes, 1 tercî-i bend mevcuttur. Divandaki lugazların cevapları ve ‎tamiyeli tarihlerin çözümü çalışmamızın ikinci bölümünde ilgili nazım biçiminin işlendiği bölüm ‎altında ifade edilmiştir‎.

Betül Elmacı Çetin
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Modern dönem batı literatüründe Abbâsî ihtilâli

Abbâsî ihtilâli, Hilafet'te Emevîler'in yerini Abbâsîler'in almasına yol açan olaylar dizisinin tamamı olarak tanımlanabilir. Bu olaylar dizisinin 100 (718-719) yılı ile başlayıp, 132 (750) yılıyla sonlandığı kabul edilmiştir. İhtilâl ile doksan yıla yakın hüküm sürmüş olan Emevî Devleti yıkılmıştır. Böylece, Emevî hanedanının yerine, Hz. Peygamber'in amcası Hz. Abbas'ın soyundan gelen ve beş asra yakın tarih sahnesinde kalacak olan Abbâsî hanedanı iktidara gelmiştir. Abbâsî ihtilâli, 19. yy. sonundan günümüze kadar modern dönem batı literatürünün İslâm tarihi çalışmalarında önemli bir yere sahip olmuştur. Yüzyılı aşkın bir süredir bilim adamları tarafından Abbâsî ihtilâli hakkında çok sayıda müstakil eser kaleme alınmıştır. Bu sayede konu ile ilgili pek çok teori ileri sürülmüş ve geniş bir literatür ortaya çıkmıştır. Hatta, araştırmacıların bir asırdan fazla bir süredir kafa yorduğu bu konu hakkında farklı ekoller ortaya çıkmıştır. Bu tezde Abbâsî ihtilâli hakkında yazılan mevcut literatür üzerinden modern dönem tarihçilerinin görüşleri değerlendirilmiş, bir asrı aşan süre boyunca ortaya çıkan ekoller belirlenerek bunların genel bir taslağı çizilmiştir. Ulaşılan noktada, Arap ve mevâlî tezi olmak üzere ihtilâli gerçekleştiren ana unsur hakkında iki farklı tez ile klasik, revizyonist ve post-revizyonist olmak üzere üç ana ekol ortaya çıkmıştır. Araştırmaya konu olan literatür, modern dönemde batıda kaleme alınmış başlıca çalışmalardır. Bu çalışmalarda öne çıkan hususlar bölümler içerisindeki başlıkları oluşturmuş ve tarihçilerin savundukları ana tez dikkate alınarak değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışma ile hem çoğunluğu İngilizce olan birçok eserin muhtevası Türkçe literatüre kazandırılmış hem de Abbâsî ihtilâli üzerinden modern dönem batı İslâm tarihçiliğinin analizi yapılmıştır.

AbbasilerAbbasiler DönemiHalifelik+3
Öznur Özdemir
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hz. Peygamber döneminde hacamat kültürü

Hacamat, tarihi milattan öncelere dayanan, pek çok medeniyet tarafından benimsenip uygulanan bir tedavi yöntemidir. Arap toplumunda da bu tedavi yönteminin uygulandığı bilinmektedir. Hadis kitaplarında, Hz. Peygamber döneminde öne çıkan tedavi yöntemlerinden biri olarak dikkatleri çekmektedir. Resûlullah'ın da bizzat tedavi amaçlı hacamat yaptırdığı ve çevresindeki kişilere tavsiye ettiği hususunda pek çok rivayet mevcuttur. Buna ilave olarak günümüzde de hacamat yoğun bir ilgi görmektedir. Bu yoğun ilgiye rağmen Hz. Peygamber dönemi hacamat uygulamasının mahiyetine dair ülkemizde bilimsel nitelikte yapılmış, yeterli ve tatmin edici bir çalışma bulunmamaktadır. Bu eksikliği gidermek amacıyla çalışmamızda, dönemin tıp kültürünün bir yönünü teşkil eden hacamat uygulamaları ele alınmıştır. Hacamat, medeniyet tarihi ve tıp tarihi açısından da irdelenerek bu tedavi yönteminin tarihî süreçte diğer toplumlarda nasıl bir yere sahip olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Böylece Hz. Peygamber dönemindeki hacamat uygulamalarının tarihî süreç içerisindeki yerini görme imkânı elde edilmiştir. Araştırmamızın sonucunda, Hz. Peygamber döneminde Arap toplumunun medeniyetler arası etkileşim sayesinde elde ettiği tıbbî birikimin bir yansıması olarak hacamatı uyguladığı kanaatine varılmıştır. Aynı zamanda, Hz. Peygamber döneminde hacamatın vücudun hangi bölgelerinden ve hangi rahatsızlıklar sebebiyle yapıldığı hususlarıyla ilgili önemli bulgulara ulaşılmıştır. Bunun yanında, hacamatı uygulayan haccâmlarla ilgili tartışmalar ve rivayetlerde kimliği zikredilen haccâmlar hakkında bilgiler elde edilmiştir. Son olarak Hz. Peygamber döneminde hacamatı gerçekleştirmek için ihtiyaç duyulan hacamat aletleri hakkında bir takım bilgiler tespit edilmiştir.

HacamatHalk sağlığıHz. Muhammed+5
Büşra Yıldırım
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mahmud Tâ'î bin Muhammed'in Şerh-i Gülistân'ının 1b-51 Varakları (İnceleme-Metin)

Bu çalışmada on dokuzuncu yüzyılda yaşamış olan Mahmud Tâ'î bin Muhammed'in Şerh-i Gülistân'ı çevriyazıya aktarılarak incelenmiştir. Tez üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında şerh türü hakkında genel bilgiler sunulmuş, Sa'dî-i Şirâzî'nin Gülistân'ı hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Mahmud Tâ'î bin Muhammed'in hayatı ve Şerh-i Gülistân'ı ile ilgili ulaşmış olduğumuz bilgiler sunulmuştur. İkinci bölümde Şerh-i Gülistân klasik mensur metin şerhi kuralları çerçevesinde, Sûdî-i Bosnevî'nin Şerh-i Gülistân'ının bazı kısımları ile karşılaştırılarak incelenmiş ve Mahmud Tâ'î bin Muhammed'in şerhinde uygulamış olduğu şerh metodu ve Gülistân'ı şerh etme amacı tespit edilmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölümde metnin hazırlanmasında takip edilen yöntemler açıklandıktan sonra Şerh-i Gülistân'ın ilk yüz sayfası Latin harflerine transkribe edilmiş, sonuç bölümünde çalışmamız esnasında ulaşmış olduğumuz bilgiler değerlendirilmiştir.

Eski Türk edebiyatıFars edebiyatıGülistan+5
Sümeyye Güldenoğlu
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İbn Mâce'nin (Ö.273/887) es-Sünen'indeki Megâzî rivayetlerinin tespiti ve Siyer-Megâzî kaynaklarıyla mukayesesi

Hz. Peygamber'in savaş ve seriyyeleri siyer-megâzî alanının konusu olmasına rağmen farklı alanlarda da bu konulara dair bilgiler bulunmaktadır. Hz. Peygamber'in söz, fiil ve takrirlerini içeren hadisleri tespit, nakil ve anlamaya yönelik bir ilim dalı olan hadis de bu alanlardan biridir. Bu alanda telif edilmiş olan kitaplarda Hz. Peygamber'in hayatının pek çok safhasına dair bilgi bulunmaktadır. Dolayısıyla hadis literatüründe yer alan megâzîye dair bilgilerin oranı ve bu bilgilerin siyer-megâzî çalışmaları bakımından değeri merak edilen bir mevzu olmuştur. Bu hususun tespiti adına çalışmamızda Kütüb-i Sitte'den biri olarak kabul edilen İbn Mâce'nin es-Sünen adlı eseri örneklem olarak ele alınmıştır. İbn Mâce'nin hadis alanında kaleme aldığı bu eser fıkıh bâblarına göre düzenlenmiş sünen türü eserlerdendir. Ancak Hz. Peygamber'in hayatının her kesitine dair bilgi verdiği için savaş ve seriyyeleriyle ilgili rivayetler de eserde yer almaktadır.

Kitabu's-SünenRivayetlerSiyer+4
Hatice Kızılorman
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üsküdar Nasûhî Mehmet Efendi Câmii, Türbesi ve hazîresi'ndeki mezar taşları

Üsküdar Nasûhî Mehmet Efendi Camii ve müştemilatı, 1688 H. (1099 M.) yılında Nasûhiyye tarikatinin kurucusu Nasûhi Mehmet Efendi adına bir dergâh olarak inşâ edilmiştir.Nasûhî Mehmet Efendi vefât edince dergâhın bahçesine defnedilmiş, daha sonra kabrinin üzerine bir türbe inşâ edilmiştir. 1925' de Tekkeler Kanunu ile dergâhın tevhidhâne kısmı camiye çevrilmiştir. Dergahın selamlık binasına da Nasûhî Mehmet Efendi'nin akrabaları yerleşmiştir. Cami geçmişte çeşitli tamirler geçirmiş olarak işlevini günümüzde sürdürmektedir. Selamlık binası ise; Nasûhî Derneği, Sebil Yayınevi ve Sosyologlar Derneği'ne ev sahipliği yapmaktadır. Caminin hazîresinde 275 adet muhtelif özellikte şâhide bulunmaktadır. Şâhidelerden 179 tanesi kitabelidir. Bezemeli 67 adet şâhide mevcuttur. 3 tane de cellat mezar taşı bulunmaktadır. Çalışmamız, giriş, Nasûhî Mehmet Efendi'nin kısaca hayatı, Nasûhî Mehmet Efendi Camii ve Türbesi'nin tarihi ve mimârî açıdan değerlendirilmesini kapsayan birinci bölüm ile cami hazîresindeki şâhidelerin değerlendirilmesinden oluşan ikinci bölümden müteşekkildir. Nasûhî Mehmet Efendi'nin hayatı ve Nasûhî Efendi Cami ve Türbesinin tarihi hakkında yazılı kaynaklara ve arşiv belgelerine müracaat edilmiştir. Cami, türbe ve selamlık binasının, iç-dış, bütün ve detay fotoğraflarına yer verilerek mimari açıdan değerlendirilmiştir. Hazîredeki şâhideler kitâbeli olanlar ve bezemeli olanlar ayrı ayrı gruplandırarak ele alınmıştır. Kitâbeli olanlar, numaralandırılıp fotoğraflanarak okumaları yapılmıştır. Her bir şâhide için bilgi fişi oluşturulmuş, mezar sahibinin kimlik, cinsiyet, kitâbenin yazı türü, varsa hattatı, şâhidenin incelenme tarihi, ölçüleri gibi bilgilere yer verilmiştir. Kitâbelerin hat sanatı açısından değerlendirilmesi ayrı başlık dahilinde ele alınmıştır. Bezemeli olan taşlar dönem özelliklerine göre yine ayrı başlık altında değerlendirilmiştir. Şâhidelerin, kabir sahibinin cinsiyet, meslek, tarikat mensubiyeti ve sosyal statü gibi durumlara göre değişiklik arz eden şâhide başlıkları, türlerine göre değerlendirilmiş ve şâhide başlıkları hakkında bilgi verilmiştir.

CamilerMehmed Nasuhi EfendiMezar taşları+5
Sümeyye Yaman
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ebû Yûsuf'un (Ö. 182/798) Kitâbü'l-Harâc'ındaki siyer-megâzî rivayetlerinin tespit ve tahlili

Hz. Peygamber'in hayatının çeşitli safhalarına duyulan ilginin bir neticesi olarak pekçok alanda onunla ilgili eser kaleme alınmıştır. Bu konuda en zengin telifat siyer ve megâzî literütürü içinde yer alır. Siyer ve megâzî literatürü dışında kalan diğer alanlarda yazılan eserlerde de Hz. Peygamber hakkında bilgiler bulunur. Bu alanlardan birisi de fıkıhtır. Fıkıh literatüründe yazılmış olan eserlerdeki siyer ve megâzî bilgilerini ortaya koyan kapsamlı bir ilmî çalışma henüz yapılmamıştır. Bu çalışmada fıkıh literatüründe önemli bir yeri olan Ebû Yûsuf'un Kitâbü'l-Harâc adlı eseri incelenmektedir. Ebû Yûsuf'un Kitâbü'l-Harâc adlı eseri öncelikli olarak vergiler konusunu ele alan bir fıkıh kitabıdır. Amacı doğrudan Hz. Peygamber'in hayatını ele almak değildir. Ancak çeşitli fıkhî konularla ilişkili olarak siyer ve megâzî bilgilerine de yer vermektedir. Bu araştırmada öncelikle Ebû Yûsuf'un Kitâbü'l-Harâc adlı eserinde yer alan Hz. Peygamber dönemi siyer ve megâzî rivayetlerinin tespiti yapılmıştır. Bu rivayetler kronolojik olarak sıralanmıştır. Ayrıca rivayetlerin Ebû Yûsuf'un eserinde hangi bağlamda zikredildikleri de ortaya konmuştur. Daha sonra tespit edilen bilgiler ve rivayetler siyer ve megâzî kitaplarıyla karşılaştırılmıştır. Çalışmanın daha kolay takip edilebilmesi için tablolar oluşturulmuştur. Karşılaştırma sonucunda elde edilen veriler ışığında rivayet farklılıkları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ulaşılan sonuçlar çerçevesinde Kitâbü'l-Harâc'da yer alan siyer ve meğâzî bilgilerinin, Ebû Yûsuf'un çağdaşı olan tarihçiler tarafından kullanılıp kullanılmadığı, ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu araştırma Ebû Yûsuf'un siyer ve megâzî rivayetlerine eserinde ne şekilde yer verdiğini, ictihatlarında siyer ve megâzî bilgisini ne derecede kullandığını görmemize imkân tanımaktadır. Bu çalışma aynı zamanda Ebû Yûsuf'un siyer ve megâzî bilgilerini nasıl kullandığını değerlendirme imkânı da sunmaktadır.

Ebu YusufHz. MuhammedKitabü'l-Harac+5
Yavuz Sarı
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sahîh-i Müslim'deki Hz. peygamber'in savaşlarıyla (Gazveleriyle) ilgili rivayetlerin tespiti ve siyer kaynaklarıyla karşılaştırılması

Hz. Peygamber'in gerçekleştirdiği savaşları müstakil olarak ele alan çalışmalar megâzî literatürünü oluşturmaktadır. Hadis alanında kaleme alınan eserlerdeki mevcut malzemenin de Hz. Peygamber'in gazveleri hakkında bilgi içerdiği bilinmektedir. Bu çalışma Hadis kitaplarındaki Hz. Peygamber'in savaşları (gazveleri) ile ilgili rivayetlerin tespit edilmesi ve Siyer Bilim Dalı açısından malzeme değerinin ortaya konulması amacıyla yapılmıştır. Hadis kitaplarında yer alan Hz. Peygamber'in gazveleri ile ilgili bilgiler tespit edilirken, Kütüb-i Sitte içerisinde yer alan Müslim b. Haccâc'ın (ö. 261/875) el-Câmiu's-Sahîh adlı eseri ele alınmıştır. Bu eser Sahîh-i Buhârî ile birlikte Kur'an-ı Kerîm'den sonra en güvenilir kaynak olarak kabul edilmiştir. Eserde Hz. Peygamber'in söz ve davranışları çoğu zaman meydana gelen olaylar çerçevesinde de aktarılmıştır. Buna bağlı olarak megâzî ile ilgili bilgiler aktarılan bu olayların birer parçası halinde bulunmaktadır. Bu çalışmada Sahîh-i Müslim'deki megâzî kavramı içerisine giren bilgiler tespit edilmeye çalışılmıştır. Dolayısıyla Hz. Peygamber'in bizzat katıldığı savaşlar konumuzu teşkil etmektedir. Sahîh-i Müslim'de "Kitâbü'l-Cihâd ve's-Siyer" bölümü genelde bu bilgilerin yoğunlaştığı bölümdür. Ancak eserin tamamında Hz. Peygamber'in gazvelerine dâir bilgiler bulunmaktadır. Yapılan çalışmada Sahîh-i Müslim detaylı bir şekilde okunmuş ve tüm rivayetler incelenmiştir. Bu rivayetlerden megâzî ile ilgili olanlar tespit edilmiştir. Tespit edilen bu rivayetler bir araya getirilerek olaylar kronolojik olarak sıralanmıştır. Elde edilen bilgiler bazı siyer kitaplarıyla karşılaştırılmıştır. Yapılan karşılaştırmaya ilk dönem İslâm Tarihi müelliflerinden İbn Şihâb ez-Zührî (ö. 124/742) ve Musa b. Ukbe'den (ö. 141/758) gelen nakiller ile Vâkıdî (ö. 207/823) ve İbn Hişâm'ın (ö. 218/833) eserleri tâbi tutulmuştur. Karşılaştırma yapılırken elde edilen bilgiler tablolar halinde sunulmuştur. Araştırmanın sonucunda Sahîh-i Müslim'de megâzî ile ilgili azımsanmayacak ölçüde rivayetin yer aldığı tespit edilmiştir. Elde edilen bilgilerin bir kısmının mukayese yapılan eserlerle ortaklık gösterdiği, bir kısmının ise farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Bazı rivayetlerin de sadece Sahîh-i Müslim'de var olduğu diğer kaynaklarda yer almadığı görülmüştür.

GazaGazavat-ı NebiHz. Muhammed+6
Büşra Ersoy
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nesâî'nin (Ö.303/915) es-Sünen'indeki Megâzî rivayetlerinin tespiti ve Siyer-Megâzî kaynaklarıyla mukayesesi

Hz. Peygamber'in hayatı her dönemde ilgi odağı olmuştur. Bunun neticesinde zamanla onun yaşamına dair bilgi sunan literatür ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri de Hz. Peygamber'in gazve ve seriyyelerinin tarihini konu alan megâzî literatürüdür. Megâzî literatürü dışında Resûlullah'ın tavsiyelerini ve fiillerini tespit etmeyi amaçlayan hadis ilmi de bu alanda malzeme sunmaktadır. Bu maksatla yazılan pek çok hadis kitabı bulunmaktadır. Hadis edebiyatında Kütüb-i Sitte ismiyle meşhur olan altı kitaptan biri de Nesâî'nin (ö.303/915) es-Sünen adlı eseridir. es-Sünen, Nesâî'nin rivayetleri seçerken sahih olanları almaya özen göstererek hazırladığı ahkâm merkezli yazılan bir hadis kitabıdır. Bu nedenle o her ne kadar tarihî bilgi verme amacı gütmese de Hz. Peygamber'in ahkâma dair davranışı ve söylemini naklederken onun hayatının her anına şahitlik edecek bilgiyi de aktardığı bir gerçektir. Bu bağlamda çalışmamızda Nesâî'nin es-Sünen adlı eserindeki megâzî rivayetlerinin tespiti yapılmış, akabinde tespit edilen bu bilgiler ilk dönem siyer-megâzî müelliflerinden İbn Şihâb ez-Zührî (ö.124/742), Mûsâ b. Ukbe (ö.141/758), Vâkıdî (ö.207/823) ve İbn Hişâm'ın (ö.218/833) eserleriyle mukayese edilmiştir. Bu tespit ve mukayese sonucunda bir hadis kitabı olarak es-Sünen'in megâzî rivayetleri bakımından değerinin ortaya konması amaçlanmıştır. Araştırmamızın sonucunda es-Sünen'de önemli sayıda megâzî bilgisinin bulunduğu görülmüştür. Nitekim tespit ettiğimiz üç yüz dokuz rivayetin on sekiz gazve ve dokuz seriyyeye dair bilgi sunması bu gerçeği göstermektedir. Bu bilgilerin diğer eserlerle karşılaştırılarak tahlil edilmesi neticesinde ise her iki literatürdeki bilgilerin çoğu zaman örtüştüğü, çok az bilginin farklılık arz ettiği ve bazen de Nesâî'nin diğer megâzî kitaplarında yer almayan fakat tarihî açıdan katkı sunan bilgilere yer verdiği ortaya çıkmaktadır.

HadisKitabu's-SünenMegazi+4
Beyza Yılmaz
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hâfız Kemal Tezergil'in hayatı ve eserleri

Mûsikî hemen her medeniyet ve millet tarafından, ilâhî bir kaynağı olan sanat türü olarak algılana gelmiştir. Her millet benimsemiş olduğu dine özgü bir dinî mûsikî var etmiştir. Türk Din Mûsikîsi de, Türklerin İslam dinini kendi estetik dünyalarına uygun bir biçimde daha yoğun, daha coşkulu; halisâne ve zahidâne bir tutumla yaşama arzularına göre şekillenmiştir. Türk Din Mûsikîsinin şekillenmesinde ve bugünlere gelmesinde isimleri bilinen sanatkârlar kadar isimleri unutulmuş ya da unutulmaya yüz tutmuş nice sanatkârlar da vardır. Bu sanatkârlardan birisi de; yirminci yüzyılda yaşamış olan ve Abdülkadir Meragi'den zamanımıza sözlü aktarım ile gelen mûsikî kültürünün aktarılmasında ve icrasında önemli bir şahsiyet olan Hâfız Kemal Tezergil'dir. Yirminci yüzyılda İstanbul'da din hizmetleri, dinî mûsikî ve tekke camiasının aktif olarak içerisinde yer almış, icralarıyla dinleyenleri etkilemiş, son dönem İstanbul tavrının önemli bir temsilcisi olmuş, besteleriyle bestekârlık kudretini de göstermiş olan Hâfız Kemal Terzergil yeteri kadar tanınmamıştır. Dolayısıyla bu çalışmanın amacı; dinî mûsikî alanında hatırı sayılır izler bırakmış; ancak hakkında yeteri kadar yazılı bilgi bulunmayan Hâfız Kemal Tezergil'i hayatı ve eserleriyle tanıtabilmektir. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Hâfız Kemal Terzergil'in doğumu, kişiliği, evliliği, vefatı gibi kişisel hayatıyla ilgili; ikinci bölümde ise müezzinliği, görev yaptığı camiler, istifade ettiği hocalar, mûsikî çalışmaları, dinî mûsikîdeki yeri vb meslekî ve mûsikî hayatıyla ilgili konular üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde kendisini tanıyanlarla yapılan görüşmelere yer verilmiştir. Dördüncü bölümde ise; besteleri hakkında bilgiler verilmiş ve tespit edilebilen eserlerinin notaları bilgisayar ortamında yazılıp alfabetik sırayla teze dâhil edilmiştir. Kendisiyle ilgili elde edilebilen belgeler(orijinal notalar, fotoğraf, gazete yazısı, arşiv belgeleri vb.) tezin sonuna eklenmiştir. Bu çalışmayla, Hâfız Kemal Tezergi'in hayatı ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.

BiyografiDini müzikMüzik+3
Ahmet Hasipek
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İbn Kesîr'in (ö. 774/1373) Tefsîrü'l-Kur'âni'l- Azîm Adlı Eserindeki siyer rivâyetlerinin tesbiti ve değerlendirmesi (Mekke Dönemi)

Tefsir, tarih, hadis, usûl ve daha birçok alanda eser veren İbn Kesîr, Dımaşk havzasında yetişmiş ve kendisinden sonrakilerin kaynak olarak görüşlerinden istifade ettikleri önemli bir âlimdir. İbn Kesîr'in kaleme aldığı Tefsîrü'l-Kur'âni'l-Azîm adlı eseri meşhur bir rivâyet tefsiri olarak bilinmektedir. O bu eserinde kendinden önce yazılan geniş bir rivâyet külliyatını sonraki nesillere aktarmaktadır. İbn Kesîr bu tefsirinde âyetleri açıklarken çok miktarda siyer rivâyetini de kullanmıştır. O bu rivâyetleri sadece nakletmekle sınırlı kalmamış, aynı zamanda senet ve metin tenkidini de yaparak değerlendirmelerde bulunmuştur. Onun tarihçiliği, müfessirliği ve hadisçi yönünün bir araya geldiği bu eserde yer alan siyerle ilgili zengin muhteva, siyer araştırmaları için önemli bir malzeme teşkil etmektedir. Amacımız âyetlerin doğru anlaşılmasında başat bir rol üstlenen siyer bilgilerini, İbn Kesîr'in zengin birikimiyle yazdığı Tefsîr'i özelinde derlemek ve değerlendirmektir. Bu çalışmamızda İbn Kesîr'in Tefsîr'inde oldukça fazla oranda yer verdiği siyer rivâyetleri tesbit edilmiş, çok yönlü ilmî kişiliği ile yaptığı değerlendirmeler incelenmiştir. Bu hususta zikredilen rivâyetlerin çok fazla oluşu ve araştırmamızın sınırlarını zorlaması sebebiyle araştırmamız Mekke dönemi rivâyetleriyle sınırlandırılmıştır. Araştırmamızda tesbit edilen siyerle ilgili rivâyet malzemesi, muhtevaya göre kronolojik bir tasnife tabi tutulmuştur. Bilgilerin muhtevası başlıklarımızı belirlemiştir. Rivâyetlerin incelendiği bölümün ana başlıklarının sonunda ve ilgili yerlerde müellifin görüşlerini de dikkate alarak değerlendirmeler yapılmıştır. İbn Kesîr'in geniş ilmî birikimiyle yaptığı değerlendirmeler kendisinden sonra yapılacak araştırmalara ışık tutmaktadır. Onun sahih, en doğru ve güvenilir olanı bulma çabasıyla yaptığı titiz değerlendirmeler, eserinin güvenilir kaynaklar arasında kabul edilmesine sebep olmuştur. Çalışmamızda Mekke döneminde Hz. Peygamber'in müşriklerle yaptığı mücadele ile isrâ ve mi'râc konuları ile ilgili rivâyetlerin, diğer siyer konularına oranla çoğunlukta olduğu görülmektedir.

Kur'an-ı KerimRivayetlerSiyer+4
Meral Göveç
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Arşiv belgelerinde Zeyneb Sultan Külliyesi

Osmanlı mimarisi, 18. yüzyılda batılı unsurları klasik anlayış içinde harmanlayarak güzide eserler vermeye devam etmiştir. Bu eserlerden biri de III. Ahmed'in kızı olan Zeyneb Sultan'ın, 1769'da dönemin Hassa Başmimarı Mehmed Tahir Ağa'ya inşa ettirdiği kendi adıyla anılan külliyesidir. Pek çok tarihi eser gibi bu külliye de günümüze gelene kadar çeşitli sebeplerle değişikliğe uğramış; türbe ve sebil yok olurken 20. yüzyıl başında avluya bir medrese inşa edilmiştir. Külliye, bu zamana kadar yapılan araştırmalarda bir bütün olarak ele alınmamış; yalnızca cami ve haziresi müstakil çalışmalara konu olmuştur. Ancak yapılan bu çalışmalarda da arşiv belgeleri kullanılmamıştır. Bu tezde, mevcut literatür, Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı ve Cumhuriyet Arşivleri, Vakıflar Genel Müdürlüğü, İstanbul Vakıflar I. Bölge Müdürlüğü ve İstanbul IV Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü tarafından tutulan kayıtlar, kütüphane arşivleri ve farklı tarihli İstanbul haritaları incelenip mümkün olduğunca birincil kaynaklara erişilmeye çalışılarak külliyenin tarihi süreci işlenmiştir. Giriş bölümünde, konunun amacı, kapsamı, önemi ve takip edilen yöntem sunulmuştur. Birinci bölümde, konunun daha iyi anlaşılması için Zeyneb Sultan'ın hayatına, dönemin mimari eğilimlerine ve külliyenin haritalardan faydalanılarak hazırlanmış kısa tarihçesine yer verilmiştir. İkinci bölümde, külliyenin elemanları ayrı başlıklar halinde işlenerek eldeki veriler çerçevesinde yapıların geçirdiği onarımlardan bahsedilmiş; ayrıca mimari ve süsleme özeliklerine değinilerek güncel durumları kaydedilmiştir. Hazire ve burada medfun önemli şahsiyetlere ait mezar taşları çalışılırken, hazire hakkında hazırlanmış iki katalog eser esas alınarak karşılaştırma yapılmış ve bunlarda görülen bazı eksikler giderilmiştir. Külliye hakkında yapılan genel değerlendirmeye ve ulaşılan yeni bilgilerin özetine sonuç bölümünde yer verilmiştir. Önemli görülen plan, çizim, belge ve transliterasyonlar ekler bölümüne konmuştur.

18. yüzyılArşiv belgeleriArşivler+6
Hanife Çoban Seymen
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Arşiv belgeleri ışığında Beylerbeyi ve Emirgan camileri

Kaybedilmiş gücün tekrar kazanılabilmesi düşüncesiyle batıya açılan Osmanlı'nın Avrupa ile siyasal, sosyal, kültürel ve sanatsal alanda yakınlaşmaları Osmanlıya her alanda yeni bir boyut kazandırmıştır. Özellikle mimaride Batı'dan alınan yeni teknik ve üsluplar kullanılmaya başlanmış, bu üsluplar Osmanlı mimarlarının elinde yoğrularak Türk rokoko ve baroğu diyebileceğimiz kendine özgü bir hal almıştır. Çalışmada öncelikle I. Abdülhamid'in yaşamı, ıslahatları ile devletin ekonomik ve sosyal durumunun yanında dönemin sanat anlayışı üzerinde durulmuştur. Osmanlı devletinin ekonomik anlamda sıkıntılı bir süreç içinde bulunduğu bu dönemde I. Abdülhamid'in almış olduğu tedbirler ile bu sıkıntılara rağmen yaptırdığı eserlere vakfiyesi ışığında değinilmiştir. Osmanlı'nın zengin arşivi, bazen ustası bilinmeyen bir müze eşyasının, bazen bir saray mensubu tarafından yaptırılan bir binanın, bazen kaybolmuş bir sarayın, bir kasrın veya herhangi bir yapının, bazen padişah ve hanedan üyelerinin yaptırdığı vakıfların, bazen de şehzadelere, padişahlara çeşitli sebeplerle verilen hediyelerin bilgilerini orijinal belgeler ışığında ortaya koymaktadır. Tezin ana konusu olan ikinci ve üçüncü bölümlerinde ise I. Abdülhamid'in vakıf eserlerinden Beylerbeyi ve Emirgan camileri arşiv belgelerine dayanarak incelenmiştir. Onarım belgelerine bağlı olarak günümüze kadar gelen zaman diliminde Camilerin geçirdikleri değişimler ele alınmaya çalışılmıştır. Hatta onarımların yanında kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre II. Mahmud döneminde Emirgan Camii'nin neredeyse yeniden inşa edildiği bilgisine ulaşılmaktadır. Beylerbeyi Camisine ise II. Mahmud döneminde minare ve hünkâr mahfili gibi yeni unsurlar eklenmiştir. Onarım ve eklemelerde ilgili dönemin sanatsal üsluplarını taşıyan büyük değişimler yapıldığı arşiv kayıtlarından çıkarılmaktadır. Tezde arşiv belgeleri ışığında I. Abdülhamid tarafından vakfedilen camilerin onarım ve değişim biçimleri ele alınacaktır. Ayrıca camilerde kullanılan sanatsal üsluplar da analiz edilecektir.

Abdülhamid IArşiv belgeleriBelgeler+7
Neziha Bezci
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sa'du'llâh Halvetî'ye atfedilen anonim Kasîde-i Bürde şerhi (İnceleme-metin)

Bu çalışmada SaǾdu'llâh Halvetî'ye Atfedilen Anonim Kasîde-i Bürde Şerhi çeviri yazıya aktarılarak incelenmiştir. Üç ana bölümden oluşan bu çalışmanın giriş kısmında, eserin müellife aidiyeti sorunu gündeme getirilmiş ve araştırma sonuçları sunulmuştur. Birinci bölümde Hz. Peygamber'i konu alan edebi türler, Kasîde-i Bürde'nin şâiri İmâm Bûsîrî'nin hayatı, Kasîde-i Bürde'nin inşâ sabebi ve son olarak Türk-İslâm Edebiyatı şerh geleneği içinde Kasîde-i Bürde'nin yeri ve önemi hakkında bilgiler ele alınmıştır. Bölüm sonunda ise Osmanlıdan günümüze kadar Arapça, Farsça ve Türkçe dillerinde yazılan Kasîde-i Bürde şerhlerinin listeleri verilmiştir. İkinci bölüm, şerhe ayrılmıştır. Bu bölümde eserin, muhteva ve şekil yönünden incelemesi yapılmıştır. Muhteva incelemesinde eserin şerh metodu, bölüm başlıkları, yapılan iktibaslar vs. incelenmiştir. Eserin şekil incelemesinde ise dil ve üslup, vezin, edebi sanatlar gibi alt başlıklar açılmıştır. Üçüncü bölümde, metnin hazırlanmasında izlenen yol hakkındaki bilgilere, transkripsiyon cetveline ve şerhin tam transkripsiyonlu metnine yer verilmiştir. Çalışma esnasında edinilen bilgiler, Sonuç bölümünde değerlendirilmiştir. Sa'du'llâh Halvetî'ye Atfedilen Anonim Kasîde-i Bürde Şerhi'nin, bu çalışma ile Klasik Türk Edebiyatı tarihindeki yerini almasını ümit ediyoruz.

Eski Türk edebiyatıKaside-i BürdeSadullah Halveti+2
Mine Taşdemir
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Arşiv belgeleri ışığında İstanbul Surdışı Sıbyan mektepleri (Rumeli yakası)

İlk vahiyden itibaren İslam dininin eğitime verdiği önem Hz. Muhammed tarafından ciddi bir şekilde ele alınmış, kadın-erkek ayırmadan tüm Müslümanların ilim öğrenmesi tavsiye edilmiştir. Sonraki dönemlerde de bu tavsiyeye uyularak, eğitim konusunda gerekli adımlar atılmıştır. Her devlet kendi eğitim sistemini kurmuş, geliştirmiş ve kendinden sonrakine miras bırakmıştır. Osmanlı Devleti'nde eğitimin ilk aşaması sıbyân mektepleriydi. Taş mektep, mahalle mektebi, darüttalim, muallimhane, mektephane, mekteb-i ibtidai gibi isimlerle bilinen bu mektepler, Kur'an-ı Kerim, okuma-yazma, ilmihal ve basit hesapların öğretildiği, genelde 4-12 yaş arası çocukların gittiği başlangıç seviyesindeki eğitim kurumlarıydı. Parasız eğitim veren sıbyân mektepleri, ekonomik durumu iyi olan kişiler tarafından yaptırılan, devlete bağlı olmayan vakıflardı. Mimari açıdan bakıldığında genellikle tek derslikli, bazen iki derslikli, dikdörtgen veya kare planlı, tonoz, kubbe yahut kırma çatıyla örtülü, almaşık örgü veya kesme taş ile inşa edilmiş, çoğunlukla fevkanî olan yapılardı. Daha çok bir külliye bünyesinde yapılmış olan bu yapıların müstakil olarak inşa edilenleri de mevcuttur. İstanbul'un geneline bakıldığında, sıbyân mekteplerinin ağırlıklı olarak sur içinde inşa edildiği görülmektedir. Ancak sur dışı olarak bilinen bilad-ı selase'de (Galata, Eyüp ve Üsküdar) bu sayı azımsanmayacak boyuttadır. Bu çalışmada, sur dışı olarak bilinen bölgenin Rumeli yakasında bulunan, günümüzdeki 5 ilçede tespit edilen sıbyân mekteplerinden mevcut olanları mimari açıdan ele alınarak, geçirdikleri değişimler ve günümüzdeki durumları, kütüphane taramaları ve çeşitli kurumlardan alınan arşiv belgeleriyle elde edilen bilgiler doğrultusunda ortaya konulmuştur.

Arşiv belgeleriEğitimEğitim tarihi+6
Hilal Değirmenci
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnşaat masraf defteri ve bazı arşiv belgelerine göre Nakşıdil Valide Sultan Külliyesi

Bu çalışma, Nakşıdil Valide Sultan'ın İstanbul'un Fatih İlçesinde yer alan külliyesini tanıtmak ve arşiv belgeleri bağlamında yapıların inşa süreci ve geçmişine ışık tutmak amacıyla hazırlanmıştır. İnsanlara yardım etmeyi yaşamlarının gayesi haline getiren valide sultanlardan biri olan Nakşıdil Sultan, yaşamı boyunca hayır ve hasenat işleri ile uğraşmış dini, ilmi ve sosyal alanlarda önemli eserler inşa ettirmiştir. Nakşıdil Sultan'ın eserlerinden biri olan türbe, sıbyan mektebi, çeşme, sebil ve imarethâneden oluşan külliyesi, İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü'nde (1970) lisans çalışması olarak hazırlanmış ancak bu çalışmada arşiv kaynakları kullanılmamıştır. Bununla birlikte bugüne değin yapılan araştırmalara bakıldığında yapıların inşa sürecini ve geçirdiği onarımları da ele alan kapsamlı bir çalışma bulunmamaktadır. Buna istinaden hazırlanan çalışmada, Nakşıdil Sultan Külliyesini daha kapsamlı bir şekilde incelemeye gayret edilmiştir. Söz konusu külliye yapılarının tespiti için ilk olarak Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi arşivlerine başvurulmuş, bunun yanında arşivlerden ulaşılabilen diğer belge ve görsel malzemeler ile birlikte mimarlık ve sanat tarihi alanındaki literatürden de faydalanılarak yapıların tarihsel süreçleri ve onarımları ile zaman içerisindeki değişimleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Külliye yapılarının anlatıldığı ikinci bölümde ele alınan inşaat masraf defteri yapıların ilk inşa durumunu ortaya çıkarması, inşaat aşamasında yapılan masrafları, kullanılan malzeme çeşitlerini ve çalışan işçi gruplarını içermesi açısından oldukça önemlidir. Bunun dışında BOA, VGMA ve Türbeler Müzesi Müdürlüğü'nden temin edilen bir kısım belgeler ile yapıların onarımlarından ayrıca bahsedilmiştir. Sonuç bölümünde genel bir değerlendirme yapılarak tamamlanmıştır.

KülliyelerNakşidil Valide Sultan VakfıOnarım+4
Handan Koçyiğit
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kemâl-Nâme-i Düğümlü Baba Cild-i Sânî (İnceleme-metin)

Bu çalışma, 19. yüzyılda yaşamış, hattat, şair ve devlet adamı İsmâil Sâdık Kemâl Paşa'nın, Kemâl-Nâme-i Düğümlü Baba adlı 11 ciltlik eserin ikinci cildini konu edinmiştir. İsmâil Sâdık Kemâl'in intisap ettiği meczup bir derviş olarak Düğümlü Baba adıyla şöhret bulmuş Hacı Hafız Mustafa Efendi'nin, hayatını, kıssalarını, kerametlerini ve feyizlerini anlatmak maksadıyla, manzum menâkıbnâme olarak kaleme aldığı eser, muhteva açısından incelenmiş ve eserin metin tenkidi yapılmıştır. Tez üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm eserin müellifi İsmâil Sâdık Kemâl Paşa'nın hayatı ve eserleri ile ilgili olup iki alt başlıktan müteşekkildir. İlk alt başlıkta, İsmâil Sâdık Kemâl'in ailesi, eğitimi, çalışma hayatından söz edilmiştir. İkinci alt başlıkta İsmâil Sâdık Kemâl'in eserlerinin içeriklerinden bahsedilmiş, nüshaların bulunduğu kütüphane ve koleksiyonlar tablo halinde verilmiştir. İkinci bölüm'de eser, Kemâl-Nâme-i Düğümlü Baba ana başlığı altında Eserin Şekil Özellikleri ve Eserin Muhteva Özellikleri olarak iki alt başlık olarak ele alınmıştır. Eserin nazım şekilleri, vezin, dil ve üslubu Eserin Şekil Özellikleri başlığı altında; Düğümlü Baba'nın hayatı, tekkesi ve eserde adı geçen şahıslar da Eserin Muhteva Özellikleri alt başlığında incelenmeye çalışılmıştır. Son bölümde ise tenkitli metin ile söz konusu metin oluştururken dikkat edilen esaslara yer verilmiştir.

19. yüzyılKemal-name-i Düğümlü Babaİslam tarihi+2
Nergiz Önce
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dârülhilâfe'nin oluşum sürecinde doğu Bağdat'taki mimari yapılar (279-334/892-945)

İslam medeniyeti tarihi içerisinde büyük bir öneme sahip olan Bağdat, devlet merkezi olarak Abbâsî halifesi Ebû Ca'fer el-Mansûr (136-158/754-775) tarafından ilk olarak Dicle nehrinin batı yakasında kurulmuştur (145/762). Yine onun Dicle nehrinin doğusunda Rusâfe Sarayı'nı inşa ettirmesi ve kendinden sonraki bazı Abbâsî halifelerinin bu tarafta ikamet etmeleriyle birlikte Bağdat'ın doğu yakası da gelişmeye başlamıştır. 279 (892) yılına kadar geçen süreç içerisinde Doğu Bağdat'ta Rusâfe, Şemmâsiye ve Muharrim olmak üzere üç büyük mahalle kurulmuştur. Doğu Bağdat, bu üç mahallenin sınırları içerisinde gelişmiş ve büyümüştür. Halife Mu'tasım (218-227/833-842) tarafından 221 (836) yılında Sâmerra'ya taşınan devlet merkezi 279 yılında Halife Mu'tazıd-Billâh (279-289/892-902) tarafından yeniden Bağdat'a taşınmıştır. Hilafet sarayı olarak Hasenî Sarayı'nı tercih eden Mu'tazıd, Doğu Bağdat'ta Dârülhilâfe adında büyük bir yeni yerleşim yerinin daha ortaya çıkmasına öncülük etmiştir. O ve ondan sonra halife olan oğulları Müktefî (289-295/902-908) ve Muktedir (295-320/908-932) tarafından Dârülhilâfe içerisinde pek çok sarayın yanı sıra cami, meydan, hayvanat bahçesi ve at çiftliği gibi çeşitli yapılar inşa edilmiştir. Mu'tazıd ve oğulları tarafından oluşturulan Dârülhilâfe, devletin yıkılışına kadar hilafet sarayı olmaya devam etmiştir. Bu çalışmada Bağdat'ın 279 yılında yeniden hilafet merkezi olmasından 334 (945) yılında Büveyhîler'in Abbâsîler'i nüfuzları altına alıncaya kadar geçen yaklaşık 55 yıllık süreç içerisinde Doğu Bağdat'ta özellikle de Dârülhilâfe'de yürütülen imar faaliyetleri incelenecektir.

AbbasilerIrak-BağdatKent tarihi+1
Ömer Sazak
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mektep Müzesi dergisinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi

Bu çalışmada 14 Mayıs 1913 (1 Mayıs 1329) - 14 Mart 1914 (1 Mart 1330) tarihleri arasında yayınlanan Mektep Müzesi dergisinin transkript metnine ve değerlendirilmesine yer verilmiştir. Osmanlı Devleti , yayın hayatına Kahire topraklarında basılan Vakʻa-i Mısriyye (1828) gazetesiyle başlamıştır. Mektep Müzesi'ne kadar geçen 85 yıl içerisinde her çeşit alanda farklı periyotlarla ve muhtelif sayfa sayılarına sahip pek çok dergi ve gazete yayınlanmıştır. Dergi ve gazete gibi basın-yayın organları; döneminin kültürünün incelenmesi, değerlendirilmesi ve araştırılmasında birinci dereceden kaynaklardır. Özellikle geçiş dönemlerinde meydana gelen fikri değişimlerin izleri bu mecralarda açığa çıkar. Bu sebeple bu kaynaklar araştırmacılar tarafından günümüz Türkçesine çevrilmiş ve üzerine çalışmalar yapılmıştır. Mektep Müzesi, II. Meşrutiyet'in son dönemleri ve I. Dünya Savaşı'nın hemen öncesi olan çok önemli bir tarihte yayın hayatında yer almıştır. On beş günlük periyotlarla on iki sayı olarak yayınlanmıştır. Ahmet Edip tarafından çıkarılmış, Halide Edip ve Nakiye Elgün gibi dönemin meşhur isimlerine sayfalarında yer vermiştir. Siyaset dışında durarak ilmî ve fennî konulara değinmiş, Batı'daki çalışmalardan ve gelişmelerden haberler vermiş, kadınlara yönelik meseleleri işlemiş ve genel anlamda herkese hitap eden bir dergi olmayı amaçlamıştır. Amacımız böyle bir derginin varlığından haberdar etmek, tanıtmak, Latin harflerine çevirmek suretiyle kendisinden daha fazla istifade edilmesini sağlamak ve dergi hakkında elde ettiğimiz bilgileri sunmaktır.

Basın tarihiDergilerMektep Müzesi dergisi+3
Hatice Kübra Özdemir
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hz. Peygamber Döneminde Bakî' mezarlığı

Hz. Peygamber Medine'ye hicret ettikten sonra orada bir mescit ve aynı tarihlerde bir mezarlık oluşturmuştur. Bu çalışmanın amacı Medine'de oluşturulan ve yaygın adıyla Bakî' Mezarlığı olarak bilinen bu kabristanın kuruluş tarihini ve mezarlıkla ilgili tüm bilgileri ortaya koymaktır. Tespitlerimiz arasında Bakî' Mezarlığı'na defnedilen sahâbîlerin isimleri, vefat tarihleri ve vefat sebepleri yer almaktadır. Hz. Peygamber dönemi Medine'sindeki diğer mezarlıklar da tespit edilmeye çalışılmış, böylece Bakî' Mezarlığı'nın önemi anlaşılmaya gayret edilmiştir. Tezimiz Hz. Peygamber dönemi ile sınırlandırıldığından Hz. Peygamber'in vefatından sonraki süreçlerde Bakî' Mezarlığı'ndaki değişimlere ve defnedilen sahâbîler hakkındaki bilgilere yer verilmemiştir. Görülebildiği kadarıyla bu konu ülkemizde çalışılmamış, Arap bilim dünyasında ise yeterince incelenmemiştir. İlk dönem İslâm toplumunda defin, mezarlık gibi konularla alakalı yapılan çalışmalar bulunmasına karşın Bakî' Mezarlığı'nın tarihçesi eksik kalmıştır. Bu sebeple çalışmamız Türkçede yapılan ilk araştırma olma özelliğine sahiptir. Diğer yandan konunun bilimsel olarak derinlemesine incelenmesi bakımından da önem taşımaktadır. Tezimizde materyal analizi ve kaynak tenkidi yöntemi kullanılmış, rivayetler arası farklılıklar ve çelişkiler derinlemesine incelenmiştir. Kaynaklarda yer alan bilgilerin birer nakil olduğu gerçeği daima göz önünde bulundurulmuş ve kendi içinde bir bütünlük arz etmeyen rivayetler tartışmaya açılmıştır. Hz. Peygamber Medine'ye hicret ettikten sonra Medine merkezinde bir mezarlık inşa ettirmiş, hicretin birinci yılında Mescid-i Nebevî ile birlikte kurulan bu mezarlığa ilk olarak Ensar'dan Es'ad b. Zürâre'nin defnedilmiştir. Kaynaklarda Hz. Peygamber döneminde Bakî' Mezarlığı'na defnedilen on dokuz sahâbînin ismine tesadüf edilmiş, birçok da ismi zikredilmeyen veya oraya defnedilip defnedilmediği berraklık kazanmayan kişi ile ilgili verilere ulaşılmıştır. Medine'nin merkeze uzak çeşitli mahallerinde farklı mezarlıkların mevcudiyeti Bakî'a defnin zorunlu olmadığını göstermektedir. Çalışmamızda farklı kabile veya cinsiyetlere göre bir mezarlık kurulup kurulmadığı tespit edilememiştir.

Hz. Muhammed DönemiMezarlarMezarlıklar+1
Gülay Özkan
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Cemâleddin Çauşeviç (1870-1938) - Hayatı ve eserleri

Bu çalışma, yirminci yüzyılın ilk yarısında Bosna-Hersek'te dinî lider olan Cemâleddin Çauşeviç'in hayatı ve eserleriyle oradaki İslâm Birliği'nin tarihine ışık tutmaya yönelik bir girişimdir. Bosna-Hersekli âlimin hayatı ve eserleri incelenerek, Balkanlarda belli bir tarihsel dönemde Müslümanların durumu da ele alınmıştır. Bosna-Hersek'teki Müslümanlar için on dokuzuncu yüzyılın sonu bir tür medeniyet çöküşünü temsil etmektedir. Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları içinde yaşayan Müslümanları merkezi olan İstanbul'dan koparmak, onların kaybolmaları demekti. Bosnalı Müslümanların tarihsel gelişimi için büyük güçlerin onayıyla 1878'de Avusturya-Macaristan tarafından yapılan işgal, kendi kimliklerini korumak için mücadele ettikleri bir dönemin başlangıcı idi. Bu çalışmanın ana hedefi, Cemâleddin Çauşeviç'in hayatını takiben Bosnalı Müslümanlar için yirminci yüzyılın ilk yarısında meydana gelen tarihsel koşullar ve zorlukları belirtmektir. Boşnakların dinî kimlik kaybı, Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkanlardaki askerî ve siyasî yönden zayıflamasıyla yakından bağlantılıdır. Çalışmanın içeriğine bakıldığında, Bosnalı Müslümanlar tarafından Avusturya-Macaristan hükümetine karşı nasıl bir tutum izlendiği ve 1878'den sonra ortaya çıkan dinî düzenin nasıl olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Cemâleddin Çauşeviç'in ortaya çıkışı ile Bosnalı Müslümanların tarihi ve kültürel gelişmelerinde bazı değişiklikler meydana gelmiştir. Bu değişikliklerin temelinin ne olduğu ve Çauşeviç'in başarısının kilit noktaları bu çalışmada tartışılmaktadır. Tarihte yirminci yüzyılın büyük bir kargaşa yüzyılı olduğunu, büyük imparatorlukların ortadan kalktığını ve çok sayıda bağımsız devletin kurulduğunu hesaba katarsak, Çauşeviç'in bu tarihsel olgulara karşı nasıl bir tavır sergilediği ortaya konmuştur. Çalışma üç bölümden oluşmakla birlikte her bölümde farklı bir yaklaşımla Çauşeviç'in Bosna ve Balkanlardaki Müslümanlar için elde ettiği başarılar belirlenmektedir. Çalışmada çok sayıda farklı kaynaklar kullanılarak Çauşeviç'in hayatı ve eserleri ile ilgili yeni sonuçlar çıkarılmaktadır. Çalışmanın elde edilen sonuçları, Cemâleddin Çauşeviç'in yirminci yüzyılda Bosnalı Müslümanların dinî ve kültürel ilerlemesi için en önemli kişilerden biri olduğu tezini doğrulamaktadır.

BiyografiBosna-HersekÇauşeviç, Cemaleddin+1
Adnan Kajevıc
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İsmail Sâdık Kemâl'in Rûh-ı Kemâl adlı eseri (inceleme-metin)

Delâ'ilü'l-Hayrât; içinde Hz. Muhammed'e, onun âline, ashabına ve ezvacına dua salavât, Esmâ-i Hüsnâ, Esmâ-i Nebî ve bir takım hadîs-i şerîfler bulunduran bir evrâd ve ezkâr kitabıdır. Şâzeliyye tarikatının Cezûliyye kolunun kurucusu olan Şeyh Muhammed b. Süleyman el-Cezûlî (ö. H. 870) tarafından kaleme alınmıştır. İlk zamanlar Şazeliyye tarikatının mensupları tarafından okunsa da, daha sonraları Anadolu'da ve Kuzey Afrika'da çok rağbet görmüştür. Sadece tarikat mensupları tarafından değil; halk tarafından da faziletine inanılarak okunmuştur. Bu şöhretinin sonucunda Delâ'ilü'l-Hayrât, dinî-tasavvufî zümre çatısı altındaki edebiyatçılar tarafından da ilgi görmüş, tercüme ve şerh çalışmalarına konu olmuştur. Delâ'ilü'l-Hayrât, Klasik Türk Edebiyatı'nda tercih edilen şerh konularının birden fazlasını içinde barındırmaktadır. Özellikle Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı alanında üzerine birçok şerh yazılmıştır. Mensur şerhlerden en önemlisi Kara Dâvûd-zâde Mehmed Efendi'nin (ö. H. 1170) şerhidir. Kara Dâvûd-zâde, şerhine başka kaynaklardan menkıbeler ve bilgiler eklemiş ve bunun neticesinde gayet hacimli bir eser ortaya koymuştur. Delâ'ilü'l-Hayrât'a yazılan manzum şerhlerin örneklerinden bir tanesi ise 1828-1892 yılları arasında yaşamış olan İsmail Sâdık Kemâl'in Rûh-ı Kemâl isimli eseridir. Delâ'ilü'l-Hayrât şerhlerinin genel itibarıyla nesir olduğu göz önünde bulundurulduğunda İsmail Sâdık'ın şerhi, nazım olması hasebiyle ehemmiyetlidir. Çalışma üç ana bölümden müteşekkildir. Birinci bölümde İsmail Sâdık Kemâl'in yaşantısı, eserleri, edebî kişiliği gibi alt başlıklarda müellifin hayatı incelenmiştir. İkinci bölüm kendi içerisinde Eserin Şekil Özellikleri ve Eserin Muhteva Özellikleri olmak üzere iki ana başlığa ayrılmıştır. Bu iki başlığın altındaki çeşitli alt başlıklarla eser derinlemesine incelenmiştir. Son olarak üçüncü bölümde ise neşir esasları belirtilerek çalışmaya konu olmuş olan metin çevriyazı şeklinde (transkripsiyonlu) verilmiştir.

Delailü`l-Hayratİsmail Sadık KemalŞerh
Furkan Terzioğlu
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00