Akdeniz University
Discipline

Dahiliye Anabilim Dalı

Akdeniz University

6

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

6 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artrit, Ankilozan spondilit ve Psöriatik artritte inflamasyon göstergesi olarak serum amiloid A

Serum amiloid A'nın (SAA); romatoid artrit (RA), Ankilozan spondilit (AS) ve psöriatik artritte (PsA) inflamasyon belirteci olarak kullanılabilirliğini; hastalık aktivite ve tedavi yanıtını değerlendirmede kullanılabileceğini göstermeyi amaçladık. Çalışmamız 2014-2019 tarihleri arasındaki tüm erişkin RA, AS ve PsA'lı hastalardan SAA düzeyi ölçülmüş olan hastalar diğer prediktif faktörleri de içerecek şekilde retrospektif olarak gerçekleştirildi. Hastaların verilerine hastane otomasyon ve hasta dosyalarından temin edildi. Hastaların yaş, cinsiyet, eritrosit sedimentasyon hızı (ESR), c-reaktif protein (CRP), SAA düzeyi (0. ay, 3. ay ve 6. ay ), RA şiddeti (DAS 28), AS şiddeti ve tedavi grupları değerlendirildi. Çalışmamızdaki hastaların 387'si (%59,9) RA, 238'i (%36,8) AS ve 21'i (%3,3) PsA idi. RA'lı hastaların yaş ortancası, AS grubundan anlamlı olarak yüksek saptandı (p<0,05). PsA'lı hastaların yaş ortancası, RA ve AS ile benzer olarak saptandı (p>0,05). RA grubunda kadın hasta sıklığı, AS ve PsA'lı gruplardaki kadın sıklığından anlamlıolarak yüksek saptandı (p<0,05). RA'lı hasta grubun ESR ortancası AS ve PsA'lı hastalardan anlamlı olarak yüksek saptandı (p<0,05). AS ve PsA'lı hastaların ESR değerleri arasında farklılık saptanmadı (p>0,05). RA'lı hastalarda CRP ortancası, AS'li gruptan anlamlı olarak yüksek saptandı (p<0,05). PsA'lı grubunCRP düzeyi ortancası RA ve AS'li gruplar ile benzerdi (p>0,05). RA'lı grubun SAA 0., 3. ve 6. aylardaki düzeyleri; AS ve PsA grubundan anlamlı olarak yüksek saptandı (p<0,05). AS ve PsA gruplarının 0., 3. ve 6. aylardaki SAA düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0,05). Tüm grubun SAA düzeylerinin zaman içinde anlamlı şekilde azaldığı saptandı (p<0,05). Tüm grubun 0. ay ve 3. aylar arasındaki;3. ay ve 6 aylar arasındaki; 0. ay ve 6. aylar arasındaki SAA azalmaları istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). RA ve AS'li grupların SAA düzeylerinin zaman içinde anlamlı şekilde azaldığı saptandı (p<0,05). RA ve AS'li grupların 0. ay ve 3. aylar arasındaki;3. ay ve 6 aylar arasındaki; 0. ay ve 6. aylar arasındaki SAA azalmaları istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). PsA grubunun SAA düzeyinin zaman içinde değişimi istatistiksel olarak anlamsızdı (p>0,05). Biyolojik ve antiromatizmal tedavi alan grupların SAA düzeylerinin zaman içinde anlamlı şekilde azaldığı saptandı (p<0,05). Biyolojik ve antiromatizmal tedavi alan grupların 0. ay ve 3. aylar arasındaki;3. ay ve 6 aylar arasındaki; 0. ay ve 6. aylar arasındaki SAA azalmaları istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). SAA düzeyinin 0., 3. ve 6 ay düzeylerinin ESR ve CRP arasında pozitif yönlü korelasyon saptandı (p<0,05). RA şiddet yüksek olan hastaların, RA şiddeti düşük olanlara kıyasla yapılan ROC eğrisinde ESR'nin eğri altında kalan alanının daha büyük olduğu CRP ve SAA'dan üstün olduğu saptandı.RA şiddetine etki eden faktörler incelendiğinde ESR'nin tek başına etkili, iken CRP ve SAA0'dan daha üstün olduğu saptandı. AS şiddet yüksek olan hastaların, AS şiddeti düşük olanlara kıyasla yapılan ROC eğrisinde CRP'nin eğri altında kalan alanının daha büyük olduğu; SAA0 ve ESR'yi takip ettiği saptandı. ESR, CRP ve SAA parametrenin AS şiddeti üzerinde tek başına etkili olmadığı, en güçlü faktörün CRP, takiben SAA olduğu saptandı. Sonuç olarak ESR, CRP ve SAA romatolojik hastalık tanı ve takibinde kullanılabilecek parametrelerdir. Ayrıca hastalık şiddetini göstermede RA'lı olgularda ESR daha üstün iken, AS'deSAA'nın üstün olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Romatoid artrit, Ankilozan spondilit, psöriatik artritte, Serum amiloid A, eritrosit sedimentasyon hızı, C-reaktif protein

AmiloidArtrit-psoriatikArtrit-romatoid+3
Zeliha Bilge Dağlı Göçener
Akdeniz University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bolu il merkezi ̓ nde (Araştırılmamış) dispepsi prevalansı: Populasyona dayalı çalışma

Dispepsi ülkemizde ve tüm dünyada önemli sağlık sorunlarından biridir. Dispepsi sağlık harcamalarında artışa, iş gücü kaybına (böylece önemli bir mali kayba) ve zaman kaybına neden olmaktadır. Farklı patolojilere bağlı olarak ortaya çıkabilen, ayırıcı tanısı geniş bir semptomdur. Organik veya fonksiyonel bir nedene bağlı olabilir. Toplumun yaklaşık %25'ini etkiler. Ülkeler arasında dispepsi sıklığı değişmekle birlikte ortalama %13-48 arasındadır. Pek çok hastalık dispepsiye neden olabilir. Tüm vakaların %40'ında organik bir neden bulunur. Altta yatan neden %25'e varan oranda peptik ülserdir. Fonksiyonel dispepsinin patolojisi net değildir. Üst gastrointestinal motor ve duyusal bozuklukların etkili olduğu düşünülmektedir. Önemli bir iş verimliliği kaybı ve sağlık harcamaları nedeni olması ile Bolu İl'i Merkezi'nde araştırılmamış dispepsi prevalansını araştırmayı amaçladık. Bu amaçla yaptığımız çalışmaya 155'i erkek ve 173'ü kadın olmak üzere 328 kişi dahil edilmiştir. Olguların evlerine gidilerek onamları alındıktan sonra Roma III kriterlerine göre hazırlanan anket yüz yüze görüşme şeklinde uygulanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %47.3'ü erkek (n=155), %52.7'si kadın (n=173) olup katılımcıların yaş ortalaması 41.5±13.57, boy ortalaması 1.66±0.08 metre, VKI ortalaması 26.3±4.1 kg/m² olarak saptanmıştır. Olguların medeni durumuna bakıldığında; %76.5'i (n=251) evli, %20.1'i (n=66) hiç evlenmemiş, %3.4 ̓ ü (n=11) boşanmış/dul olarak belirlenmiştir. 141 kişi (%43) ilköğretim mezunu iken, okul bitirmemiş 17 kişi (%5), lise mezunu olan 92 kişi (%28), üniversite mezunu ise 78 kişidir. Katılımcıların meslek, öğrenim durumlarına göre sosyoekonomik düzey matriksi (Ek-3) kullanılarak SED (sosyoekonomik düzey) belirlenmiştir. Buna göre %15.5 ̓ i (n=51) düşük, %82.6 ̓sı (n=271) orta ve %1.8'i (n=6) yüksek SED'e sahiptir. Çalışma bitiminde Bolu İl Merkezi ̓ nde dispepsi prevalansı %18.6 olarak bulunmuştur Yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, eğitim ve sosyoekonomik düzey, çalışma durumu, medeni durum, sigara ve alkol kullanımının dispepsi sıklığını artırmadığı bulunmuştur. Bununla beraber dispepsisi olan bireylerde GÖRH, bulantı ve göğüs ağrısı anlamlı olarak yüksek saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Araştırılmamış dispepsi , dispepsi prevalansı, Bolu İl'i

BoluDispepsiPrevalans
Esma Özmen
Bolu Abant Izzet Baysal University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnsidental papiller tiroid karsinomlu hastaların preop nodül özellikleri ve tiroid fonksiyon testleri açısıdan değerlendirilmesi

Tiroid kanseri insidansı son yıllarda dünya çapında artış göstermiştir. Bu artışın nedeni ultrasonografik tetkiklerin ve patolojik değerlendirmelerin yaygın olarak uygulanmaya başlanmasıdır. Ancak tiroid kanser insidansında artış olmasına rağmen tiroid kanserine bağlı mortalitede artış olmamıştır. Tiroid karsinomlarının en sık görülen türü epitelyal tiroid karsinomlarından olan papiller tiroid karsinomlarıdır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan tanımlamaya göre en büyük çapı ≤10 mm olan tümörler tiroid papiller mikrokarsinomları olarak (PTMK) adlandırılmaktadır. Tirotoksikoz, bası yapan guatr ya da multi nodüler guatr (MNG) gibi kanser dışı nedenlerle yapılan tiroidektomiler sonrasında patoloji spesmenin incelenmesi ile tesadüfen tanı alan tümörlere insidental papiller karsinom denmektedir. Bu tümörlerin klinik önemiyle ilgili birçok tartışmalı konu vardır. İnsidental PTMK sağkalım oranı hemen hemen genel popülasyon ile aynıdır. İnsidental tiroid karsinomu son yıllarda artış göstermekte ancak bu artışa rağmen bu olguların saptanması için henüz belirlenmiş spesifik özellikler ortaya konamamıştır. Çalışmamızda kliniğimizde tanı alan 250 insidental PTMK hastası ile total tiroidektomi sonrası benign patoloji rapor edilen 250 nodüler guatr hastası (kontrol grubu) retrospektif olarak taranmıştır. Her iki grup arasında preop nodül özellikleri ve tiroid fonksiyon testleri (TFT) açısından maligniteyi ön gören bir fark olup olmadığı değerlendirildi. Çalışmanın sonucunda malign ve benign gruplar arasında T3 değeri, nodül boyutları, nodül çap oranları, nodül ekojenitesi, EU-TIRADS skoru ve tiroid bez boyutları parametrelerinde istatistiksel anlamlı farklar tespit edildi. ANAHTAR SÖZCÜKLER: İnsidental tiroid papiller karsinomu, tiroid nodülü, Tiroid fonksiyon testleri

Cüneyt Beyaz
Recep Tayyip Erdogan University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Penisilin alerjisi persistansında etkili olan faktörler

İstenmeyen ilaç reaksiyonları doktor reçetelerini ve pratiğini etkileyen ciddi bir toplum sağlığı sorunudur. İlaç aşırı duyarlılıklarına en sık neden olan ilaçlar arasında beta-laktam (BL) antibiyotikler ve nonsteroidal antiinflamatuar ilaçlar yer alır. Klinik pratikte BL antibiyotikler içerisinde en sık penisilin alerjisi ile ve her yaş grubunda karşılaşılmaktadır. Penisilin maruziyeti sonrası gelişen reaksiyonlar deri döküntüsü gibi hafif reaksiyonlardan anafilaksi gibi yaşamı tehdit edecek boyutta ciddi reaksiyonlara kadar çok geniş yelpazede olabilir. Bu yüzden bu ilaçların kullanımları gerek hekimler gerekse hastalarda tedirginlik yaratmaktadır. Birçok durumda gerçekten gerektiği halde penisilin yerine daha az etkili ve daha pahalı olan başka antibiyotikler kullanılmaktadır. Penisilin alerjisi olan bireylerin, ilaçlardan uzak durulması halinde, 5 yılda %50'sinde, 10 yılda %80'inde tolerans geliştiği gösterilmiştir fakat bu konudaki veriler kısıtlıdır. Diğer yandan hangi hastalarda deri testinin negatifleştiğine dair veri bulunmamaktadır. Her ne kadar penisilin alerjisinin persiste etme olasılığı sayısal olarak az olsa da, halen anafilaksi ve hatta ciddi/ölümcül anafilaksi nedenlerinin başında penisilin alerjileri yer almaktadır. Ölümcül sonuçları nedeniyle penisilin alerjisi persistansında etkili faktörlerin ortaya konması önem arz etmektedir.

Şafak Yıldırım
Recep Tayyip Erdogan University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koledok darlıkları veya kitlelerinin histopatolojik tanısında ERCP tabanlı doku biyopsisi ve EUS-FNA'nın yerinin incelenmesi

Amaç: Koledokta darlık veya kitle saptanan hastalardan sadece ERCP tabanlı doku biyopsisi yapılan, sadece EUS-FNA veya ERCP sonrası EUS-FNA yapılan hastaların histopatolojik tanılarının retrospektif incelenmesi planlandı. Hastalar ve Yöntem: Çalışmaya 2015 ve 2022 yılları arasında başvuran, görüntülemelerinde koledok darlığı veya kitlesi olan 135 hasta dâhil edildi. Hastalar geriye dönük olarak taranarak hasta cinsiyeti ve yaşı, başvuru semptomları, yapılan görüntüleme sonuçları, stenoz lokalizasyonu, görüntülemede koledok genişliği, final teşhis sonucu, yapılan endoskopik prosedür, endoskopik prosedüre bağlı gelişen komplikasyonlar kaydedildi. Bulgular: Yapılan görüntülemelerde hastaların %28,15'inde (n=38) biliyer striktür, %25,19'unda (n=34) pankreatik kitle, %21,48'inde (n=29) periampuller kitle, %13,33'ünde (n=18) biliyer kitle ve %4,4'ünde (n=6) ise hiler LAP saptandı. ERCP tabanlı doku örneklemelerinin duyarlılık, özgüllük ve tanısal doğruluk oranları sırasıyla %76,62, %86,84 ve %80 idi. EUS-FNA'nın duyarlılık, özgüllük ve tanısal doğruluk oranlarının ise sırasıyla %97,50 %58,33 ve %88,46 idi. Tartışma ve Sonuç: Biliyer darlık konumuna göre tanısal performanları karşılaştırıldığında stenoz lokalizasyonu distal olan vakalarda EUS-FNA'nın duyarlılığı ve tanı doğruluk oranı yüksek saptanırken ERCP tabanlı doku örneklemelerinin özgüllüğü EUS-FNA'dan üstündü. Stenoz lokalizasyonu proksimal olan vakalarda ise ERCP ve EUS-FNA'nın duyarlılığı ve özgüllüğü arasında anlamlı bir fark saptanamadı. Literatürde koledok darlıklarında ve kitlelerinde ERCP tabanlı doku biyopsilerinin ve EUS-FNA'nın yerini araştıran birçok çalışma olsa da ülkemizde bununla ilgili çalışmalar kısıtlı sayıdadır. Bu nedenle çalışmamızın ülke verilerine katkı sağladığını düşünmekteyiz.

BiyopsiBiyopsi-iğneEndoskopi+7
Hilal Ünal
Ondokuz Mayıs University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Behçet hastalığında intertlökin-16(Il-16) ve AIRE gen mutasyonunun promotör metilasyon durumunun araştırılması

Giriş: Behçet Hastalığı ülkemizde sık görülen, özellikle genç erişkinlerde ciddi morbidite ile seyreden ve etiyopatogenezi hakkında henüz net bir fikir birliği sağlanamayan bir hastalıktır. Bu çalışmada Behçet Hastalığında interlökin-16 (IL-16) ve otoimmun regülatör genlerindeki (AIRE) epigenetik değişikliklerin belirlenmesi ve bu epigenetik değişimlerin hastalık mekanizmasıyla ilişkisininin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamıza Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Romatoloji Bilim Dalı Polikliniklerine başvuran 18 yaş üstü hastalar dahil edildi. Çalışma 2014 Uluslararası Behçet Hastalığı Kriterleri referans alınarak BH teşhisi konan 40 hasta ile 40 sağlıklı gönüllünün periferik kan örnekleri alınarak yapıldı. Gönüllülerden alınan kan örneklerinden DNA izolasyon kiti kullanılarak elde edilen genomik DNA'ların DNA konsantrasyonları ve saflıkları nanodrop ile ölçüldü. Sonrasında, DNA örnekleri, bisülfit modifikasyon kiti kullanılarak modifiye edildi. Daha sonra metilasyona spesifik PCR yöntemiyle, metilasyona özgül dizayn edilen primerler kullanılarak IL-16 ve AIRE genlerinin promotör metilasyon profilleri belirlendi. Çalışmanın sonuçları istatistiksel analiz programı ile değerlendirildi. Sonuçlar: Çalışmaya alınan Behçet Hastaları ve sağlıklı kontrol grubunun her ikisinde de IL-16'nın promotör bölgesi metile olarak saptandı ve IL-16 geninin ekspresyonunun güçlü olmadığı gösterildi. Diğer taraftan AIRE geninin promotör bölgesi sağlıklı tüm bireylerde metile iken, Behçet Hastalarının tümünde unmetile olarak saptandı. Tartışma: Çalışmamız hem AIRE geninin hem de IL-16'nın Behçet Hastalığındaki rolünü değerlendiren ilk araştırmadır. Çalışmamamızın sonuçlarına bakıldığında self toleransın gelişiminde ve sürdürülmesinde önemli rolü olduğu gösterilen AIRE geninin promotör bölgesinin unmetile olması, Behçet Hastalığında otoimmun regülatör geninin aktif hale geldiğini ve otoreaktif T hücreleri elimine eden otoimmün regülatuar protein üretimi yaptığını göstermektedir. Bu sonucun Behçet hastalığının otoimmun doğasına işaret ettiğini düşünmekteyiz. Çalışmamızın diğer bir sonucunda ise birçok romatizmal hastalığın patogenezinde rol alan IL-16'nın Behçet Hastalığı patogenezinde önemli bir rolünün olmadığı gösterilmiştir.

Behçet hastalığıEpigenetikGenler+1
Melih Akpunar
Ondokuz Mayıs University
2023
00