Aydın Adnan Menderes University
Discipline

Plant Protection

Aydın Adnan Menderes University

637

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Yeni kurulan turunçgil bahçelerinde fungal patojenlerin belirlenmesi ve çeşit duyarlılıklarının saptanması

Bu çalışma yeni kurulan turunçgil bahçelerinde fungal patojenlerin belirlenmesi ve turunçgil çeşitlerinin duyarlılıklarının araştırılması amacı ile yürütülmüştür. Bu amaç ile bölgemize yakın zamanda girmiş ve yaygın tesis olanağı bulabilecek 24 adet turunçgil çeşidinin turunçgil bahçelerinde üretimini kısıtlayan Alternaria alternata f.sp. citri, Phytophthora citrophthora ve Phoma tracheiphila olmak üzere bu üç önemli turunçgil patojenlerine olan hassasiyetleri belirlenmiştir. Yürütülen çalışmalarda turunçgil tür ve çeşitleri A. alternata f.sp. citri izolatlarına karşı farklı duyarlılık seviyeleri göstermiştir. In vitro testlerde A. alternata f.sp. citri izolatlarına en duyarlı tür mandarin olmuştur. Limon çeşitleri A. alternata f.sp. citri izolatlarına en dayanıklı çeşit olmuştur. In vivo testlerde Phoma tracheiphila'ya en duyarlı tür limon olmuştur ve bunu altıntop izlemiştir. Mandarin ve portakal çeşitlerinde ise hastalık oluşumu az da olsa gözlenmiştir. Phytophthora citrophthora duyarlılıkları açısından değerlendirildiğinde portakal ve mandarin çeşitleri patojene dayanıklılık göstermiş ve çok az bir infeksiyon gelişim alanı olmuştur. Altıntop ve limon çeşitlerinin hepsinde infeksiyon gelişimi önemli düzeyde gerçekleşmiştir.

Serhan Emin Avcı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Çilekte Rhizoctonia kök çürüklüğü (Rhizoctonia solani)'ne karşı bazı bitki aktivatörlerinin etkilerinin araştırılması

Çilekte Rhizoctonia solani'nin neden olduğu siyah kök çürüklüğü hastalığına karşı kök ve yapraktan uygulanan bitki aktivatörlerinin (Salisilik asit, Acibenzolar S-Methyl, Messenger, ISR 2000, Crop Set ve Fosetyl-Al) etkisi serada saksı denemeleriyle araştırılmıştır. Adana ve Niğde'de çilek fidesi üretim alanları incelenerek çilek çeşitlerindeki (Festival, Fortuna, Kabarla, Rubygem, Sabrina, Sahara ve Sweet Ann) kök hastalıklarının oranları ortaya konulmuştur. Niğde'deki fide üretim alanlarında kök çürüklüğü gösteren bitkilerden yapılan izolasyonlarda, Alternaria, Aspergillus, Fusarium, Phytophthora ve Rhizoctonia cinslerine ait funguslar %90 oranında izole edilmişlerdir. İnfekteli çilek köklerinden yapılan izolasyonlarda Rhizoctonia türleri %50.7 oranı ile en fazla izole edilen fungus grubu olmuştur. Bunu %29.5 ile Fusarium türleri izlemiştir. Niğde ve Tuzla-Adana'daki fide üretim alanlarında ortalama infekteli kök oranı Adana'da %17.5 iken Niğde'de %3.9 olarak bulunmuştur. Bitki aktivatörlerinin Rhizoctonia solani'nin miseliyal gelişimine olan etkileri incelendiğinde, Salisilik Asit ve Aliette 700 ppm'in üzerindeki konsantrasyonlarda patojen gelişimini baskılarken diğer bitki aktivatörleri patojene herhangi bir etkide bulunmamıştır. Bitki aktivatörlerinden Salisilik asit, BION ve Aliette kök daldırma uygulamasında hastalığı %47-65 arasında baskılarken, yeşil aksama uygulamasında, Messenger ve Aliette hastalığı %59-64 arasında baskılamıştır. Hem kök daldırma hem de yeşil aksam uygulamasında Aliette uygulaması başarılı bulunmuştur. Sonuçta, çilekte Rhizoctonia solani'nin neden olduğu kök çürüklüğü hastalığının entegre mücadelesinde bitki aktivatörlerinin kullanılabileceği bu çalışmayla gösterilmiştir.

Mustafa Aysan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Akdeniz bölgesinde turunçgil Tristeza virüsünün yeni izolatlarının belirlenmesi ve bu izolatların moleküler karakterizasyonu

Bu çalışma, Doğu Akdeniz Bölgesi Adana, Mersin ve Hatay illerinde Turunçgil tristeza virüsünün (CTV) yeni izolatlarının saptanması amacıyla yapılmıştır. Toplam 11 tane turunçgil bahçesinden CTV simptomları gösteren ağaçlardan 75 tane örnek toplanmıştır. Bahçelerde bulunan bu örnekler turunç anacı üzerine aşırı portakal, altıntop, mandarin, kamkat ve kalamondin çeşitlerini içermektedir. Örneklerin moleküler karakterizasyonu belirlemek için TT-PZR uygulanmış ve primer olarak CTV-CPU primeri kullanılmıştır. Toplam 75 örnekten 8 tanesi örnek CTV ile pozitif olarak bulunmuştur. Bu örneklerden Karataş ve Mersin'den toplanan CTV-T1, CTV-T2 CTV-T3 ve CTV-T4 olarak belirlenen 4 izolat için sekans analizi yapılmış, çalışmalar sonrası elde edilen bu 4 izolat Genbank verileri ile karşılaştırılarak % 96 ile % 99 oranında eski Türkiye izolatları ile benzerlik saptanmıştır. Tüm örnekler Kaliforniya T525 izolatı ile aynı grupta kendini göstermiştir. Daha önce yapılan çalışmalarda T525 izolatı T30 ve T36 ılımlı ve şiddetli genotiplerini. İçermektedir. Ek olarak Türkiye izolatları Adriyatik bölgesinde Bosna, Hırvatistan, Karadağ ve Sırbistan ile yakın ilişkide olduğu saptanmıştır. Ayrıca P. trifoliata CTV dayanıklılık kırılması gösteren Yeni Zelanda izolatı da bu izolatlar benzer özellikler göstermiştir. Bu çalışma daha önce Çevik tarafından yapılan çalışmayı doğrulamaktadır. Bu veriler turunçgillerde gelecekte cross protection çalışmalarında kullanılması açısından faydalı olacağı düşünülmektedir.

Johana Yıceth Medına Gıl
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Kök yara nematodları (Pratylenchus thornei ve Pratylenchus neglectus) ve kist nematodları (Heterodera avenae ve Heterodera latipons)'na karşı buğdayda dayanıklılık mekanizmasının araştırılması

Bu çalışmada, yazlık ve kışlık buğday çeşitlerinin Kök yara nematodları, Pratylenchus thornei ve P. neglectus ile Tahıl kist nematodları, Heterodera avenae ve H. latipons'a karşı reaksiyonlarının tespiti çoğalma oranları ve dayanıklılık durumları 2014-2017 yılları arasında yarı doğa koşullarında araştırılmıştır. Kist nematodlarına karşı bitkilerdeki dayanıklı gen kaynaklarının belirlenmesi, kist ve kök yara nematodlarının bitki kök hücrelerindeki değişimlerinin araştırılması hedeflenmiştir. Çalışma sonucuna göre türlerin birarada olduğu kombine denemelerde buğday çeşitleri üzerinde, kist nematodlarının, kök yara nematodlarının çoğalmasını baskı altına aldığı, tür bazında ise H. avenae'nin H. latipons'un gelişmesini olumsuz yönde etkilediği saptanmıştır. Tahıl kist nematoduna karşı Cre-1 ve Cre-3 genlerinin tam olarak dayanıklılık sağlamadığı belirlenmiştir. Uzunyayla, Atlı-2002, Yayla-305, Gerek-79, Harmankaya-99, Aldane, Silverstar çeşitlerinin hem Cre-3 geni, hem de Cre-1 geni taşıdıkları saptanmıştır. Kök yara nematodlarının hücrede toplu olarak beslendiği ve hücre çeperini eriterek füzyon oluşturduğu, kist nematodlarının dayanıklı çeşitlerde küçük sinsityum oluşturduğu gözlenmiştir.

Ece Börteçine Kasapoğlu Uludamar
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Bitki ekstraktlarının domates bakteriyel hastalık etmenlerine antimikrobiyal etkilerinin araştırılması

Pseudomonas syringae pv. tomato (Pst)'nun neden olduğu Bakteriyel Benek ve Clavibacter michiganensis subsp. michiganensis (Cmm)'in neden olduğu Bakteriyel Solgunluk Hastalıkları domatesin en önemli tohum kaynaklı bakteriyel hastalıklarıdır. Bu çalışmada, yirmi dokuz bitki ekstraktının antibakteriyel etkileri in vitro ve in vivo'da araştırılmıştır. In vitro'da, Allium sativum, Coriandrum sativum, Eucalyptus camaldulensis Pst'ye, Myrtus communis ve A. sativum ise Cmm'e antibakteriyel etki göstermiştir. A. sativum, C. sativum, E. camaldulensis, O. onites, Origanum vulgare subs. hirtum ve Zingiber officinale bitki ekstraktları tohuma uygulanmış ve Pst'nin neden olduğu hastalık %8.8-100 oranında engellenmiştir. A. sativum ve O. onites en başarılı tohum uygulamaları olarak saptanmıştır. Bitki ekstraktları domates tohumlarının çimlenmesi üzerine herhangi bir olumsuz etkisi yapmamıştır. Saksı çalışmalarında, A. sativum, E. camaldulensis, O. onites, Z. officinale ekstraktları yeşil aksamına püskürtüldüğünde Pst'nin neden olduğu hastalık %96-99, ekstraktlar köke uygulandığında %80-100 oranında baskılanmıştır. Cmm'in neden neden olduğu hastalık ekstraktlar yeşil aksamına püskürtüldüğünde %40-67, köke uygulandığında %63-89 oranında hastalık engellenmiştir. Köke A. sativum ekstraktı uygulamak domates fidelerinde toksik olmuştur. Sonuç olarak, bitki ekstraktları domates bakteriyel hastalıklarının mücadelesinde yeni pestisitlerin geliştirilmesi açısından ümit vaat etmektedir. Anahtar Kelime: Domates, Antibakteriyel etki, Bitki Ekstraktı, Tohum uygulamaları, Yeşil aksam uygulamaları

Feray Karabüyük
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı bitki besleme programlarının domates gövde çürüklüğü (Pectobacterium carotovorum) hastalığına etkisi

Domates (Solanum lycopersicum L.) dünyada en fazla üretimi yapılan sebzedir. Doğu Akdeniz Bölgesinde seralarda yetiştirilen domateslerde Pectobacterium carotovorum'un neden olduğu Gövde Çürüklüğü Hastalığı önemli bir bakteriyel hastalıktır. Bu çalışmada, farklı bitki besleme programlarının (1: Makro Besin Elementleri, 2: Makro Besin Elementleri + Minör Besin Elementleri 3: Makro Besin Elementleri + Fosfor, 4: Makro Besin Elementleri +Potasyum) gövde çürüklüğü hastalığına etkisi cam serada saksı denemesiyle araştırılmıştır. Mersin ili Erdemli ilçesi domates üretim alanlarından domates gövde çürüklüğü belirtisi gösteren bitki örnekleri toplanmış bakteri izolasyonu ve tanısı yapılmıştır. Bitki besleme programlarında hastalık % 48-67 arasında belirlenirken sadece patojenle bulaşık bitkilerde bu oran % 78 olarak belirlenmiştir. Fosfor gübrelemesi hastalığı % 38 oranında baskılayan en etkili uygulama olarak belirlenmiştir. Bir kültürel önlem olan fosfor beslemesi domateste Gövde Çürüklüğü Hastalığını azalttığından entegre mücadele programına dahil edilmesi önerilmiştir. Anahtar Kelime: Domates, Pectobacterium, fosfor, potasyum, kalsiyum

Sema Gaffaroğlu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Dormant asma kalemlerine yapılan bazı uygulamaların, endofitik fungal flora ve Neofusicoccum parvum'un kontrolüne etkilerinin araştırılması

Bu çalışmada, ısıtılmış fungisit süspansiyonları ve sıcak su uygulamalarının Neofusicoccum parvum ve diğer endofitik mantarların içsel enfeksiyonlarına muhtemel eradikatif etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Endofitik fungal florayı belirlemek için Manisa, Tokat ve Tarsus'tan alınmış dormant asma kalemlerinden (Vitis vinifera cv. Prima), standart mikolojik izolasyonlar yapılmış ve elde edilen türler klasik ve moleküler yöntemlerle tanılanmıştır. Uygulamaların N. parvum infeksiyonlarına etkisini ortaya koymak için, infekteli kalemler sıcak su uygulamaları (30°C-12 sa, 35°C-6 sa, 40°C-2 sa, 50-53°C'de 30 dk) ve ısıtılmış fungisit süspansiyonlarına (cyprodinil + fludioxonil, tebuconazole ve thiophanate-methyl; 30°C-12 sa, 35°C-6 sa, 40°C-2 sa ve 50°C-30 dk) maruz bırakılmış ve patojen, inokulasyon bölgelerinden yeniden izole edilmiştir. 50°C ve altındaki ısıtılmış fungisit süspansiyonları (özellikle 40°C-2 sa, tebuconazole), N. parvum infeksiyonlarını en fazla %34.3 azaltabilmiş ancak bu derecelerdeki sadece sıcak su uygulamaları hiçbir etki gösterememiştir. Su sıcaklığının artışıyla cyprodinil + fludioxonil ve thiophanate-methyl'in tedavi edici etkisi azalmış ancak tebuconazole bundan etkilenmemiştir. Aynı şekilde bu uygulamalar, kalemlerdeki endofitik türlerin varlığını da azaltmıştır (Acremonium sp. hariç). Alınan sonuçlara göre, 40°C-2 saatlik tebuconazole uygulamasının, asma fidancılığında sağlıklı fidan üretmek için kullanılabilecek makul bir uygulama olduğu kanısına varılmıştır.

Vedat Görür
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
DoctorateOpen AccessEN

Identification, characterization and biocontrol of Botrytis spp. causing faba bean chocolate spot using Trichoderma harzianum

Eighteen isolates of Botrytis spp., as well as 20 isolates of Trichoderma spp., were identified from faba bean and field pea fields in Adana and Mersin provinces. In addition, eight isolates of Botrytis strain, collected from faba bean leaves in Ethiopia, were included for molecular study. All fungal isolates were purified using a single spore method. Botrytis spp. collected in Adana was identified as B. cinerea while all isolates of Botrytis collected from Ethiopia were identified as B. fabae based on morphological features as well as phylogenetic analysis using two primers (ITS5/ITS4 and Bt2a/Bt2b). All fungal bioagents were identified as T. harzianum based on the internal transcribed spacer (ITS5/ITS4) and translation elongation factor (tef71/tef997) primers. The optimum temperature growth ranges for B. cinerea and T. harzianum isolates were 15-20 °C and 25-30 °C, respectively. From the pathogenicity test experiment, Bc7 and Bc8 were found to be the most virulent among screened B. cinerea isolates. All isolates of T. harzianum showed promising results in reducing faba bean chocolate spot epidemics both under in vitro and in vivo conditions. However, the efficacy was variable among the isolates tested.

Amın Mohammed Yones
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Doğu Akdeniz bölgesi sebze alanlarında zararlı unlubit Phenacoccus madeirensis Green (Hemiptera: Pseudococcıdae)'in mevcut durumu, biyolojisi, parazitoit ve predatörleri ile anagyrus amnestos rameshkumar noyes & poorani (Hymenoptera: Encytridae) üzerine araştırmalar

Bu çalışma, 2015-2018 yılları arasında Doğu Akdeniz Bölgesi'nde (Adana, Mersin, Osmaniye, Hatay) yürütülmüştür. Çalışmada Phenacoccus madeirensis Green (Hemiptera: Pseudococcidae)'in sörveyi, labaoratuvar koşullarında farklı sebze çeşitleri üzerinde biyolojisi, tarla koşularında farklı sebze çeşitleri üzerindeki popülasyon değişimi ve biyolojik mücadele olanakları araştırılmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda P. madirensis'in Adana, Mersin, Osmaniye ve Hatay'da sebze ve süs bitkilerinde varlığı tespit edilmiştir. Yapılan laboratuvar çalışmaları sonucunda 4 farklı sebze çeşidinde (Domates, Biber, Patlıcan ve Pepino) yaşam çizelgesi oluşturulmuş ve bu zararlı için en uygun konukçu bitkinin Patlıcan olduğu tespit edilmiştir. Tarla kopşullarında yapılan popülasyon takibinde de patlıcanın en uygun konukçu olduğu kanısına varılmıştır. Ayrıca yapılan sörveylerde bu zararlının doğal düşmanları tespit edilmiş ve etkili parazitoiti Anagyrus amnestos Rameshkumar et al. (Hymenoptera: Encyrtidae)'un P.madirensis'i parazitlemede, unlubitin 3. dönem nimf ve ergin dişi dönemlerini tercih ettiği ve bu dönemlerden en çok ergin dişi bireyleri parazitlediği belirlenmiştir. Ayrıca, parazitoitin artan konukçu yoğunluklarına gösterdiği işlevsel tepki tipinin, Holling'in Tip II modeline uyumlu olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak ülkemize yakın zamanda giriş yapmış olan bu türün biyolojisi hakkında bilgi sahibi olunmuş ve biyolojik mücadelesi hakkında veri elde edilmiştir.

Mustafa Gökhan Bilgin
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de yetiştirilen muz çeşitlerindeki virüs hastalıklarının saptanması ve karakterizasyonu

Sürveyler, Türkiye'de muz üretiminin yoğun olarak yapıldığı Antalya ve Mersin illerinde 2012-2015 yılları arasında mayıs ve kasım aylarında yapılmıştır. İklim koşullarından dolayı muzun ülkemizde sınırlı olarak yetiştirildiği bu alanlarda yapılan çalışma, dünyada muz üzerinde rapor edilen 8 virüsün serolojik, biyolojik ve moleküler olarak araştırılması ve saptanan virüslerin karakterizasyonu amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada ELISA ve PCR tekniği ile muz yetiştiricliğinde rastlanılan 8 adet viral etmen taranmıştır. ELISA analizi sonucunda 7 adet örnek CMV, 13 adet örnek BSV ve 1 adet örnek BBrMV ile infekteli olduğu tespit edilmiştir. PCR analizi sonucunda 4 adet örneğin CMV ile 9 adet örneğin ise BSV ile infekteli olduğu tespit edilmiştir. RT-PCR analizi sonucu elde edilen üründen yapılan dizi belirleme ve filogenetik analizler sonucunda elde edilen CMV izolatları, dünyadaki diğer CMV ırkları ile karşılaştırılmış ve sebzelerden izole edilen CMV ırkları ile %99-96 benzerlik saptanırken muzdan elde edilen CMV ırkları ile benzerlik tespit edilmemiştir.

Ela Tohumcu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Orius vicinus (Ribaut) (Hemiptera: Anthocorıdae)'un kışlama biyolojisinin araştırılması

Bu çalışmada Adana ili Balcalı yöresinde Kasım 2017-Nisan 2018 döneminde Orius vicinus (Ribaut) (Hemiptera: Anthocoridae)'un kışlama biyolojisi araştırılmıştır. Avcı böceğin yumurta açılma süreleri, nimf gelişme süreleri ve ergin dişilerin preovipozisyon, ovipozisyon ve postovipozisyon süreleriyle bıraktıkları yumurta sayıları ve ayrıca ergin ömür süreleri her ayın ilk haftasında kurulan denemelerle belirlenmiştir. Denemeler Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü'nde doğa koşullarında yürütülmüştür. Orius vicinus yumurtalarının açılma süreleri, tüm aylar için yaklaşık 5 ile 10 gün arasında sürmüştür. Kışın karşılaşılan düşük sıcaklık ve kısa gün koşullarında bile yumurtaların açıldıkları görülmüştür. Denemeye alınan nimflerin yarısından fazlasının sert geçen kış aylarında bile ergin olabildikleri belirlenmiştir. Nimflerin ani sıcaklık değişimlerinden etkilendikleri fakat düşük sıcaklık ve kısa gün koşullarına da toleranslı oldukları gözlenmiştir. Nimf gelişme sürelerinin ise sıcaklıkların düşmesiyle birlikte uzadığı belirlenmiştir. Tüm denemelerdeki dişi bireylerin en soğuk dönemlerde bile (ortalama 15 °C'nin altı) yaklaşık bir ay boyunca yumurta bıraktıkları saptanmıştır. Dişi bireylerin değişken çevre koşullarından fazla etkilenmediği ve üreme diyapozu göstermedikleri tespit edilmiştir. Aralık ve ocak ayındaki bireylerin erken bahara (mart ayı) ulaşamadıkları görülürken, bunun yanında şubat ayından gelen ergin bireylerin bu dönemde de yaşamlarını sürdürdükleri belirlenmiştir.

Tuğcan Alınç
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
DoctorateOpen AccessEN

Investigating the developmental biology and management possibilities for two mesquite species [Prosopis farcta (Banks & Sol.) J.F. Mac.] and [Prosopis juliflora (Sw.) DC.]

Dwarf mesquite [Prosopis farcta (Banks & Sol.) J.F. Mac.] is an invasive weed most commonly infest non-irrigated areas along the Eastern Mediterranean region of Turkey. Whereas common mesquite [Prosopis juliflora (Sw.) DC.] was introduced to Sudan in early 1900's and currently become an invasive weed causing a major threat to cropland and natural ecosystems. In the present research, temperature requirements for seed germination of the two mesquite species were determined. As a result, optimum temperatures were found to be 35C and 30C for P. juliflora and P. farcta, respectively. Moreover, the effect of some mechanical and physical treatments such as pre-chilling, preheating and seed cutting on the germinatability of these two mesquite species was studied. In addition, the phenological growth stages of dwarf mesquite have been determined when the vegetative growth, development and reproductive phenology of this plant were precisely studied. As an attempt to combine the results obtained from the weed biology and management studies, the efficacy of different herbicides on P. farcta and P. juliflora was investigated by conducting several greenhouse and field experiments. . According to the results obtained from the greenhouse experiments, all tested herbicides provided effective control for the two species. However, under the field conditions, only application of 2,4-D+picloram has demonstrated an acceptable effect on dwarf mesquite. Furthermore, as an alternative management option, impact of indigenous seed-feeding insects on dwarf mesquite was investigated. In biological control studies, five insect species of Bruchid family were identified and they were considered potential biological control agents for management of dwarf mesquite.

Abdalla Eısa Tagaldeen Adam
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
DoctorateOpen AccessEN

Comparison of different assay techniques used for detecting acetyl-CoA carboxylase (ACCase) and acetolactate synthase (ALS)-inhibitors herbicide resistance in sterile wild oat (Avena sterilis L.)

Intensive use of herbicides has resulted in the occurrence of herbicide resistance. Recently, herbicide resistance has become a global issue threatening agricultural food production. ACCase and ALS-inhibitor-resistant weeds constitute more than one-third of all the reported resistance cases worldwide becoming the main constraint to wheat production in Mediterranean environments. However, different techniques have been devised to detect herbicide resistance in weeds. This study was aimed to compare the reliability and validity of quick tests [filter paper and agar-based (seed and seedling)], greenhouse (whole-plant pot) and molecular tests for detecting the resistance to acetyl-CoA carboxylase (ACCase) and acetolactate synthase (ALS)-inhibiting herbicides in sterile wild oat (Avena sterilis L.) in Adana, Turkey. In the molecular test, ACCase genes of the resistance and susceptible populations were sequenced and compared. As a result, greenhouse tests confirmed that the resistant population of A. sterilis has a high-level of resistance to clodinafop-propargyl (11.97 fold) and pyroxsulam (42.88 fold); and low resistance level to pinoxaden (2.1 fold) and mesosulfuron-methyl+iodosulfuron-methyl-sodium (1.08 fold). The levels of resistance obtained from quick tests were less than 5-folds in all herbicides. Six mutation points "Serine (Ser), Glycine (Gly), Threonine (Thr), Valine (Val), Glutamine (Gln) and Phenylalanine (Phe)" were detected in the ACCase gene. In conclusion, the agar-based tests provided feasible, accurate, rapid and cost-effective herbicide resistance confirmations which need less space than a greenhouse and filter paper tests. The molecular test confirmed the target-site resistance in the resistant population. The study reports these mutations for the first time in A. sterilis in Turkey.

Abdullatıef Mohammed Abdurruhman Mohammed
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Limon ağaçlarında uçkurutan hastalığına (Phoma tracheiphila Kanc. & Ghik.) karşı mikorizal funguslar ve dayanıklılık teşvik edicilerin etkinliğinin belirlenmesi

Bu çalışmada, limon ağaçlarında Phoma tracheiphila'nın neden olduğu Uçkurutan hastalığına karşı, Salisilik asit (SA), DL-β-amino-n-butirik asit (BABA), Acibenzolar -S- methyl (ASM) ve Fosetyl-Al dayanıklılık teşvik edici kimyasalları ve Glomus caledonium, Glomus clarium, Glomus etunicatum, Glomus fasciculatum, Glomus intraradices ve Glomus mosseae mikorizal funguslarının hastalık oluşumu ve bitkideki fenolik bileşikler üzerine etkinleri değerlendirilmiştir. Farklı limon çeşitlerinin Phoma tracheiphila'ya duyarlılığının belirlendiği çalışmada, Kütdiken duyarlı; Enterdonat ve Mayer çeşitleri ise dayanıklı olarak belirlenmiştir. Dayanıklılık teşvik edici kimyasallardan Fosetyl-Al, in vitro koşullarda patojenin miseliyal gelişimini 600 ppm dozda tamamen engellemiştir. In vivo'da ise hastalık gelişimine % 40 oranında etki ederek diğer kimyasallara göre en etkili kimyasal olmuştur. Bu kimyasalın sadece hesperidin miktarı üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Bunun yanında, ASM, patojen varlığında çalışmada değerlendirilen tüm fenolikler üzerinde en etkili kimyasal olarak bulunmuştur. Glomus fasciculatum uygulaması, limon fidanları üzerinde hastalık oluşumu üzerine % 60 oranında etki etmiştir. Ayrıca bu fungus, patojen varlığında, incelemesi yapılan tüm fenolik bileşiklerin miktarında en yüksek artışa neden olmuştur. Bu nedenlerle Phoma tracheiphila ve fenolikler üzerinde en etkili mikorizal fungus olarak değerlendirilmiştir. Genel olarak değerlendirildiğinde, Phoma tracheiphila'nın neden olduğu Uçkurutan hastalığının önlenmesine yönelik ümitvar sonuçlar elde edilmiştir. Bu konuda yapılacak olan yeni çalışmalarda, mikorizal fungus ve dayanıklılık teşvik edici kimyasal interaksiyonlarının da incelenmesi bu hastalık ile mücadelede yeni bir yaklaşım sunabilecektir.

Selda Kozak Özdemir
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tarsus Bölgesi'nde yeni tesis edilen bağlarda fungal kökenli kurumaların araştırılması

Genç asma ölümleri fungal bitki patojenleri tarafından neden olunan, Türkiye bağlarındaki önemli ve yaygın bir hastalıktır. Her yıl birçok üzüm yetiştiricisi, bağlarında bu problemi yaşamakta ve bununla başa çıkmak için çözümler aramaktadır. Bu çalışmanın amaçları; Tarsus ve çevresinde genç asma ölümleriyle ilişkili fungal patojenleri araştırmak ve hastalıkta rolü bulunan fungusların patojenisitesini belirlemektir. Mart 2018'de Tarsus ve çevresindeki 2-3 yaşındaki bağlar incelenmiş, kuruma belirtisi gösteren asmalar bütün halde alınarak mikolojik izolasyon prosedürleri uygulanmıştır. Saflaştırılan koloniler ışık mikroskobu altında konidi, konidiofor şekli ve koloni morfolojisi yönünden incelenmişlerdir. Moleküler tanı için uygun primerler kullanarak PCR ile ITS, Beta-tubulin, TEF1-α ve histon gen bölgeleri çoğaltılmış ve PCR ürünleri dizilenmiştir. Bu diziler BLASTn yazılımı kullanarak NCBI gen bankasındaki dizilerle karşılaştırılmış ve kayıt numarası alınarak fungal tanılar doğrulanmıştır. Patojenisite testleri 2 ay süreyle, iklim odası koşullarında icra edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, Petri Hastalığı ve Diaporthe Geriye Ölüm Hastalığı patojenlerinin nadir, Siyah Bacak ve Botryosphaeria Geriye Ölüm Hastalığı patojenlerinin ise yaygın olan patojen grupları olduğunu göstermiştir. Kuruyan asmalardan çok sayıda Fusarium türü elde edilmesine rağmen sadece Fusarium brachygibbosum ve F. solani'nin hastalık oluşumunda önemli paya sahip olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Tarsus, Asma, Kuruma, Botryosphaeriaceae, Siyah Bacak

Murathan Ahioğlu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Seyreltme suyu ph değerinin EC formülasyonun ev sineği (musca domestica) üzerindeki biyolojik etkinliği ile ilişkisinin incelenmesi

Bu araştırmada, etkin madde olarak Cypermethrin (Asmetrin®) ve Cyfluthrin (Ciftox®) biyosidal ürünlerinin ev sineği (Musca domestica L.) popülasyonları üzerindeki etkinliği; seyreltme suyu pH düzeyi, temas süresi ve uygulama zamanının biyolojik etki üzerindeki rolü çerçevesinde kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Çalışmada, Asmetrin® ürünü için 0,025 g aktif içerik (a.i.)/m² ve Ciftox® ürünü için 0,03 g a.i./m² dozları kullanılmış; üç farklı pH düzeyi (5,5; 7,0 ve 8,5), üç uygulama zamanı (başlangıç, 48. saat ve 120. saat) ile hem yerel hem de duyarlı ev sineği popülasyonları üzerinde, 5, 10, 15 ve 30 dakika sonrası knock-down (KD) ve 24 saat sonrası ölüm oranları değerlendirilmiştir. Denemeler, faktöriyel deneme desenine göre üç tekerrürlü olarak yürütülmüş ve elde edilen veriler çok değişkenli varyans analizi (MANOVA) ile analiz edilmiştir. İstatistiksel analizler sonucunda; temas süresi, uygulama zamanı, pH düzeyi, böcek popülasyonu ve biyosidal ürün faktörlerinin tamamının biyosidal etkinlik üzerinde anlamlı etkilerinin olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Ayrıca, faktörler arasındaki çeşitli ikili ve üçlü etkileşimlerin de istatistiksel olarak önemli olduğu tespit edilmiştir. Bulgular, Asmetrin® ürününün hafif bazik ortamlarda (pH 7,0-8,5), Ciftox® ürününün ise asidik koşullarda (pH 5,5) daha yüksek etkinlik gösterdiğini; her iki ürünün de başlangıç koşullarında en üst düzeyde etkiye ulaştığını, ancak 48 ve 120 saat sonraki rezidüel etki nedeniyle ürünlerin etkinliklerinin azaldığını ortaya koymuştur. Özellikle ilk 15-30 dakikalık temas süresinde baygınlık oranı etkinliğinin en üst düzeye çıktığı belirlenmiştir. Ayrıca, her iki ürünün de duyarlı popülasyon üzerinde daha yüksek ölüm oranı oluşturduğu tespit edilmiştir. Probit analiz sonuçları, %50 baygınlık süresi (LT50) değerlerinin 3 dakikadan 27 dakikaya kadar geniş bir aralıkta değiştiğini göstermekte olup, bu değerler biyosidal ürünlerin etkinliğinin pH ve ev sineğinin biyolojik duyarlılığına bağlı olarak önemli ölçüde farklılaştığını ortaya koymaktadır. Veriler, uygulama stratejilerinin optimize edilmesi açısından kritik öneme sahiptir. Elde edilen sonuçlar, seyreltme suyu pH değerinin EC formülasyonlarının biyolojik etkinliğinde belirleyici bir unsur olduğunu doğrulamaktadır. Sonuç olarak, bu çalışma; biyosidal ürünlerin optimum etkinliğinin sağlanabilmesi için pH düzeyinin, uygulama zamanının ve temas süresinin dikkatle yönetilmesi gerektiğini ortaya koymakta ve insan yaşama alanlarında zararlı kontrolünde daha etkili ve sürdürülebilir stratejilerin geliştirilmesine bilimsel bir zemin sunmaktadır.

Onur Şahbaz
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Adapazarı ve Osmaniye illerinde ıspanak mildiyösü (Peronospora farinosa f.sp. Spinaciae) yaygınlığının saptanması ve patojenin ırklarının belirlenmesi

Peronospora farinosa f. sp. spinaciae'nın neden olduğu ıspanak mildiyösü hastalığı birçok üretim yapılan arazide, sonbahar ve ilkbahar dönemlerinde sık ekimin yapıldığı tarlalarda yaygın olarak görülmektedir. Bu çalışmada ıspanak yetiştiriciliği yapılan bölgeler; özellikle Adapazarı ve Osmaniye illerinde bu hastalığın ırk tespitleri araştırılmıştır. 2017 yılı itibari ile Dünya genelinde tespit edilen ıspanak mildiyösü hastalığının 16 ırkı olduğu bilinmektedir. Türkiye'de şimdiye kadar ıspanak yetiştiriciliği yapılan bölgelerde hangi ırklarının zarar yaptığı ve hastalık şiddeti tespit edilmemiştir. Bu çalışmada 2015 – 2016 yılı sonbahar ve kış ıspanak üretim sezonlarında, Adapazarı / Pamukova ve Osmaniye / Kadirli bölgelerinde 205 tarladan örnekleme yapılmıştır ve ırk tespiti amacı ile ayırtedici çeşitlerle denemeler kurulmuştur. 2015 – 2016 döneminde tarlalarda yapılan sörveyler sonucunda hastalık oranı Kadirli'de % 9, Pamukova'da %13 ve toplamda %12 olarak tespit edilmiştir. Adapazarı / Pamukova'da 2015 yılında yapılan deneme sonuçlarına göre ıspanak mildiyösününün 12. ırkı tespit edilmiştir. Osmaniye / Kadirli'de 2015 yılında yapılan deneme sonuçlarına göre ıspanak mildiyösünün 8. ırkı tespit edilmiştir. Toprak kökenli olan ıspanak mildiyösü hastalığının mücadelesinde tek bir mücadele yöntemi yerine farklı mücadele stratejilerinin birlikte kullanıldığı entegre mücadele programlarının uygulaması bu çalışmada birkez daha tespit edilmiştir. Bölgelerde tespit edilen ıspanak mildiyösü ırklarına karşı dayanıklı çeşitlerin tercih edilmesi hastalığın mücadelesi için ümit verici olmuştur. Bu çalışma SYNGENTA Firması tarafından desteklenmiştir.

Tolga Tabur
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Pamuk beyazsineği, Bemisia tabaci (Gennadius) (Hemiptera:Aleyrodidae)'nin entomopatojen florasının mikrobiyal mücadelede kullanımı

Pamuk beyazsineği, Bemisia tabaci (Gennadius) (Hemiptera: Aleyrodidae) dünyada olduğu gibi Türkiye'de de farklı konukçu bitkilerde önemli ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Zararlının biyolojik mücadelesinde parazitoit ve predatörlerin yanı sıra entomopatojen funguslar, bakteriler ve nematodlar da kullanılmaktadır. Bu çalışmada, B. tabaci'nin entomopatojen florasının mikrobiyal mücadelede kullanımını belirlemek amacıyla 2013-2014 yıllarında Adana ve Mersin illerinden farklı bitkilerden toplanan B. tabaci örneklerinden bakteri ve fungus izolasyonları yapılmıştır. Yapılan izolasyonlar sonucunda 89 adet bakteri ve 67 adet fungus izolatı elde edilmiştir. Seçilen 12 adet bakteri ve 15 adet fungus izolatı biyolojik etkinlik denemelerinde kullanılmıştır. Bakteri izolatlarının etkinliğinin belirlenmesi amacıyla laboratuvar koşullarında yapılan çalışmada Serratia marcescens izolatı ergin beyazsineğe karşı %72 oranında başarı göstermiştir. Diğer izolatların etki oranları ise %25'in altında kalmıştır. Denemeye alınan 15 fungus izolatının etkinliği %5-99 arasında değişmiştir. Kontrolle karşılaştırıldığında 8 izolatın etkinliği %66-99 arasında olmuş ve bu 8 izolat için deneme aynı şekilde tekrarlanmıştır. İkinci denemede fungus izolatlarının etkinliği %57-98 arasındayken en yüksek etkiyi gösteren 3 izolat saksı çalışmaları için seçilmiştir. Serratia marcescens izolatı saksı çalışmalarında beyazsineğin ergin öncesi dönemlerine karşı etkili bulunmamıştır. Saksı denemesinde en yüksek etkiyi %65 ile Penicillium oxalicum göstermiş ve bu izolat sera çalışmalarında kullanılmak üzere aday entomopatojen olarak belirlenmiştir. Laboratuvar ve saksı çalışmalarında etkili bulunan Penicillium oxalicum uygulaması sera koşullarında zararlının ergin ve nimf dönemlerine karşı etkisiz bulunmuştur. Bu çalışma Türkiye'de B. tabaci'nin entomopatojen florasının belirlenmesine yönelik yapılan ilk çalışma olma özelliği göstermektedir.

Şebnem Tireng Karut
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Sympherobius pygmaeus (Rambur) (Neuroptera:Hemerobııdae)'un turunçgil bahçelerinde Planococcus citri (Rissio) (Hemiptera:Pseudococcidae)'nin mücadelesine yönelik kullanım olanaklarının araştırılması

Laboratuvar koşullarında (25±1ºC sabit sıcaklıkta ve % 6010 orantılı nem) S. pygmaeus bireylerine besin olarak Aphis gossypii, Ceroplastes floridensis, Aspidiotus nerii, Panonychus citri ve Planococcus citri verilmiş bu avlar içerisinde S. pygmaeus gelişimini A. gossypii ve Planococcus citri bireyleri üzerinde tamamlamıştır. Farklı P. citri yoğunluğunda (5, 10, 20, 40, 60 ve 80 adet) S. pygmaeus' un işlevsel ve sayısal tepkileri araştırılmıştır. S. pygmaeus' un gelişim ve üremesi için en iyi yoğunluğun 60 olduğu belirlenmiştir. S. pygmaeus'un larvaları Leptomastix dactylopii ve Anagyrus pseudococci tarafından parazitlenmiş ve parazitlenmemiş unlubitler üzerinde beslenme tercihi belirlenmiş ve S. pygmaeus larvalarının parazitli olan unlubit nimflerini tercih etmediği saptanmıştır. Doğa koşullarında P. citri popülasyonu üzerinde S. pygmaeus'un popülasyon dalgalanması üç farklı altıntop bahçesinde (Mersin-Alata, Adana-Balcalı ve Hatay-Erzin) yürütülmüş ve tüm bahçelerde unlubit popülasyonunun çok kısa sürede baskı altına alındığı belirlenmiştir. Diğer doğa çalışmasında ise tül kafes içerisine alınan altıntop ve portakal ağaçları üzerinde S. pygmaeus ve Cryptolaemus montrouzieri karşılaştırıldığında, S. pygmaeu's un P. citri mücadelesinde daha iyi bir avcı olduğu saptanmıştır.

Miraç Yayla
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı bitki ekstraktlarının bezelye bakteriyel yaprak yanıklığına (Pseudomonas syringae pv. pisi) antibakteriyel etkilerinin araştırılması

Bezelyede bakteriyel yaprak yanıklığı hastalığına neden olan Pseudomonas syringae pv. pisi adlı patojen tohumla taşınır ve Dünya genelinde bezelye üretimi yapılan alanlarda önemli bir sorundur. Hastalığın ilk belirtileri kotiledon yapraklarda su emmiş lekeler şeklinde başlar ve ilerleyen aşamada nekrotik lekelere dönüşür. Bu yüksek lisans tez çalışmasında, Pseudomonas syringae pv. pisi'ye karşı bitki ekstraktlarının antibakteriyel özelliği araştırılmıştır. Bu amaç doğrultusunda, 34 farklı tıbbi ve aromatik bitkinin sulu ekstraktı in vitro çalışmalarda difüzyon disk yöntemine göre antibakteriyel etkisi araştırılmış ve etkili bulunan bitki ekstraktları tohuma uygulanarak hastalığı baskılama oranı saksı ve tarla denemeleriyle belirlenmiştir. Petri denemelerinde patojene karşı antibakteriyel etkiye sahip dokuz bitki türü tespit edilmiştir. Farklı dozlar uygulanarak yapılan petri denemelerinde en yüksek antibakteriyel etkiye sahip üç bitki ekstraktıyla (Allium sativum, Cistus creticus ve Syzygium aromaticum) saksı ve arazi denemeleri yapılmıştır. Bu üç bitki ekstraktı saksı denemesinde hastalığı %17-95, tarla denemesinde %76-98 oranında baskılamıştır. Çalışmada en etkili tohum uygulamasının Syzygium aromaticum ekstraktı olduğu belirlenmiştir. Bu uygulama saksı denemesinde %95 ve tarla denemesinde %98 oranda hastalığı engellemiştir. Ayrıca çimlenme oranında %5 artış da sağladığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, bu hastalığın entegre mücadelesinde bitki ekstraklarının tohuma uygulanması başarılı mücadele stratejilerinden biri olarak değerlendirilmiştir.

Mustafa Alparslan Umarusman
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Akdeniz bölgesi turunçgil üretim alanlarında turunçgil psorosis virüsü (CPsV)'nün yaygınlığının araştırılması, moleküler olarak tanılanması ve karakterizasyonu

Bu çalışmada, Doğu Akdeniz Bölgesinde Turunçgil kavlama hastalığı etmeni Citrus psorosis virus (CPsV) ile bulaşık olduğu bilinen turunçgil türlerinden portakal, mandarin ve altıntop bahçelerinde etmenin yaygınlığı belirlenmiş ve alınan bitki örneklerinin biyolojik ve moleküler karakterizasyonu yapılmıştır. CPsV varyantları arasındaki farklılıklar birbirinden ayrılarak nükleotid dizilimleri belirlenmiştir. CPSV'nin tanılanması ve karakterizasyonu için 50 farklı turunçgil ağacından şiddetli kabuk kavlama lezyonu ve genç yapraklarda damar bantlaşması, meşe yaprağı deseni simptomu, yaşlı yaprak ve concave gum simptomları gösteren farklı örnekler toplanmıştır. Toplanan örnekler TT-PZR çalışmalarıyla analiz edilmiştir. Kullanılan farklı primer çiftleri ile CPsV'nin farklı gen bölgeleri belirlenmiştir. Yapılan biyolojik indeksleme çalışmalarında ise tohumdan yetiştirilen 8 aylık Pineapple portakal (Citrus sinensis) fidanlarına CPsV'nin inokulasyonu yapılmış ve enfekteli indikatör bitkilerin ilk gelişen sürgünlerinde CPsV'nin damar bantlaşması ve şok simptomları gözlemlenmiştir. Blast analizi ve NCBI gen bankasındaki CPsV'nin referans genomlarının karşılık gelen bölgeleri ile nükleotid dizilimlerinin %98 oranında benzerliğe sahip olduğu belirlenmiştir.

Saime Büşra Fidancı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Akdeniz bölgesi fidanlık ve satsuma bahçelerinde satsuma cücelik virüsü (SDV) ve turunçgil klorotik cüceleşme virüsü (CCDaV) nün araştırılması ve moleküler karakterizasyonu

Turunçgil, Türkiye'de ekonomik açıdan önemli bir meyvedir. Çukurova ovası, Türkiye'nin toplam narenciye üretiminin %85'inin üretildiği Doğu Akdeniz Bölgesi (DAB)'nde en önemli narenciye üretim alanıdır. Türkiye'de DAB' da satsuma üretim alanlarında ve fidanlıklarda Citrus chlorotic dwarf-associatedvirus(CCDaV)ve Satsuma dwarf virus(SDV) hastalıklarının dağılımını belirlemek amacı ile bir araştırma yürütülmüştür. Bu araştırma; yaprak deformasyonları ve genç yapraklarda klorotik lekelenme şeklinde makroskopik simptomlara göre yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göreCCDaV ile en yüksek enfeksiyonbulaşıklık oranı %11,7ile Hatay ilinde belirlenmiştir.DAB' daki mandarin fidanlıklarında yapılan kapsamlı araştırmada, Adana'da 2 fidanlık, Mersin'de 2 fidanlık ve Hatay'da ise 6 fidanlık CCDaV ile bulaşık bulunmuştur.CCDaV ile bulaşık 10 turunç örneğinden PCR testleri CCDaV genomuna dayanılarak tasarlanmış(sense:5′-GTTCTGTGTTTCGCCCGTT-3′ ve antisense:5′-GGGATTCGCATGGATAGCTCATCCAA-3′)Citrus chlorotic dwarf-associated virusprimerleri ile gerçekleştirilmiştir. BLAST analizinde, Satsuma mandarinine ait CCDaV izolatlarının, Genbank izolatlarının ilgili CCDaV bölgesi ile %98'den fazla nükleotid sekans benzerliğine sahip olduğu bu çalışma sonucunda belirlenmiştir.Arazi çalışmaları, SDV'nin Türkiye'de Doğu Akdeniz Bölgesi'ndeki satsuma bahçelerinde ve fidanlıklarında yaygın olmadığını göstermiştir. SDV'den etkilenen ağaçlar bodur kalmış, gondolve kaşık şekli gibi anormal yapraklar görülmüştür.Satsuma fidanları ile satsuma bahçeleri aynı belirtileri göstermiştir. Satsuma mandarin çeşitlerinin enfeksiyon oranı Adana'da ve Mersin'de %5, Hatay ilinde %10 olarak görülmüştür. Enfekte olmuş bitkiler, sağlıklı bitkilerde bulunmayan SDV manto protein parçasını (342) göstermiştir. BLAST analizi, nükleotit sekanslarının, NCBI gen bankasındaki ilgiliSDV referans genom bölgesi ile %98 oranında benzerlik olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Turunçgil, SDV, CCDaV, RT-PCR, indikatör bitki, nükleotid dizi analizi

Aykut Öztürk
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Akdeniz bölgesinde yemeklik baklagil yetiştiriciliğinde virüs hastalıklarının belirlenmesi ve karakterizasyonu

Bu çalışma ile Doğu Akdeniz Bölgesi'ndeki yemeklik baklagil alanlarında Bean Common Mosaic Virus (BCMV), Soybean Dwarf Virus (SbDV), Cucumber Mosaic Virus (CMV), Bean Yellow Mosaic Virus (BYMV), Pea Enation Mosaic Virus (PEMV), Tobacco Ringspot Virus (TRSV), Peanut Stant Virus (PSV), Alfalfa Mosaic Virus (AMV)'lerinin varlığı ve karakterizasyonu biyolojik, serolojik ve moleküler yöntemlerle yapılmıştır. Doğu Akdeniz Bölgesi'nde 2015-2016 yıllara arasında yapılan survey çalışmaları sonucunda 5 ilden toplanan toplam 337 yemeklik baklagil örneği ELISA testi ile testlenmiş ve Adana ilinden toplanan 97 örneğin 14'ü (%14,43), Mersin ilinden 107 örneğin 18'i (%16,82) ve Hatay ilinden alınan 65 örneğin 6'sının (%9,23) de en az bir virüsle enfekteli olduğu belirlenmiştir. Buna karşılık, Kahramanmaraş ilinden 49 ve Osmaniye ilinden alınan 19 örneğin herhangi bir virüsle bulaşık olmadığı saptanmıştır. SbDV' nin Türkiye' de varlığı ilk kez bu çalışmada DAS-ELISA yöntemi ile belirlenmiştir. Ayrıca, yapılan moleküler incelemelerde bölgede saptanan BCMV'nin Adana izolatlarının NCBI'a kayıtlı izolatlar ile nükleotit düzeyinde % 93-97 benzerlik gösterdiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yemeklik Baklagiller, BCMV, SbDV, CMV, RT-PCR, DAS-ELISA

Alaittin Apalak
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Akdeniz bölgesinde örtü altı biber üretim alanlarında hıyar mozaik virüsü (Cucumber Mosaic Virus, CMV)'nün saptanması ve karakterizasyonu

Bu çalışma, 2016-2018 yılları arasında Adana, Mersin, Hatay ve Antalya illerinde örtü altı biber yetiştiriciliği yapılan alanlarda Hıyar mozaik virüsü (Cucumber Mosaic Virus, CMV)'nün saptanması ve karakterizasyonu amacıyla yürütülmüştür. Arazi gözlemlerinde simptomatolojik olarak CMV ile enfekteli olabileceğinden şüphelenilen toplam 263 adet örtü altı biber bitkisinden yaprak, sürgün, meyve ve tohum olmak üzere 300 örnek alınmış ve DAS-ELISA yöntemi ile testlenmiştir. Testlenen 300 örneğin 62'sinin CMV ile enfekteli olduğu saptanmış, ayrıca 23 örneğin de düşük absorbans değeri ile hastalıklı olabileceği dikkate alınmıştır. RT-PCR çalışmaları, CMV'ye spesifik RW8/RV11 primer çifti kullanılarak, DAS-ELISA da pozitif olarak saptanan toplam 85 örnek içerisinden 16 izolat ile yürütülmüş ve 650 bp büyüklüğünde bant elde edilmiştir. Survey alanlarını temsil edecek şekilde 8 izolat seçilmiş ve DNA dizileme yaptırılmıştır. Testlenen izolatlardan seçilen bu 8 izolatın hem birbirilerine, hem de daha önce Türkiye'den turp izolatı olarak Gen Bankasında yayınlanmış olan LC066508 Gen Bank numaralı CMV ile çok yakın ilişkili olduğu dizi analizi sonucu oluşturulan soyağacı ile ortaya konmuştur.

Sabire Can
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mersin ili seralarında yetiştirilen kültür bitkilerinde Bemisia tabaci (Gennadius) (Hemiptera: Aleyrodidae) biyotiplerinin moleküler yöntemlerle belirlenmesi

Bu çalışmada, Mersin ilinin Akdeniz, Aydıncık, Bozyazı, Erdemli, Gülnar, Silifke ve Tarsus ilçelerindeki sera alanlarından toplanan Bemisia tabaci (Hemiptera: Aleyrodidae) popülasyonlarının, PCR-RFLP moleküler tanı teknikleri kullanılarak biyotip yapısı ve bunların sezon içi popülasyon değişimleri belirlenmiştir. B. tabaci örnekleri 2016-2017 yılları ilkbahar ve sonbahar sezonunda, ayrıca bu sezonların dışında açık alanda var olan B. tabaci'nin de biyotip yapısının belirlenmesi amacıyla 2016 yılı Ağustos ayı sonu ile Eylül ayı başında ağız aspiratörü yardımıyla erginler toplanmıştır. İlkbahar ve sonbahar üretim sezonlarında örtüaltından sırasıyla 219 ve 195, açık alandan ise 129 ergin dişi birey analizi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda; B. tabaci biyotip yapısının ilçelere ve sezonlara göre farklılık göstermediği saptanmıştır. Çalışmada B ve Q biyotiplerini ve Q biyotipinin Q1 ve Q2 olmak üzere 2 adet alt gurubu belirlenmiştir. B biyotipinin tüm ilçelerde baskın olduğu, ilkbahar ve sonbahar sezonlarında sırasıyla 97.7 ve 99.5 oranlarında bulunduğu belirlenmiştir. Açık alanda ise sera alanlarına benzer olarak %99.2 oranında B biyotipi saptanmıştır. En yüksek Q biyotipi Erdemli ilçesinde % 12.8 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, Mersin ili sera alanlarında ilkbahar ve sonbahar sezonlarında B biyotipinin başat olduğu belirlenmiştir.

İlksen Topçu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Adana ili soğan ekiliş alanlarında zararlı olan türler ile bunların parazitoit ve predatörlerinin saptanması

Bu çalışma 2017-2018 yıllarında Adana ili soğan ekim alanlarında zararlı türler ile bunların parazitoit ve predatörlerinin saptaması amacıyla yapılmıştır. Ayrıca soğanda, özelde Thrips tabaci Lindeman ve genelde diğer thrips türlerinin popülasyon gelişmesi Adana'nın üç farklı yöresinde Ekim 2017- Mayıs 2018 tarihleri arasında çalışılmıştır. Periyodik olmayan arazi çıkışları sörvey amaçlı yapılmış olup, periyodik çıkışlar ise soğanda zararlı thripslerin popülasyon gelişmesini takip etmek amacıyla Adana ilinin üç farklı yöresinde [(Sarıçam, Yüreğir (Misis), Karataş)] yapılmıştır. Çalışma sonucunda 4 takıma bağlı 9 familyadan 18 tür belirlenmiş olup; bu türler içerisinde soğanda en çok zarar yapan türlerin; Eobania vermiculata Müller, Thrips tabaci Lindeman ve Frankliniella occidentalis Pergande olduğu belirlenmiştir. Saptanan yararlı türler 4 takıma bağlı 6 familyadan olup, bunlardan; Aeolothrips collaris Priesner, A. fasciatus L., Aeolothrips ericae Bagnall, Orius niger Wolff ve Coccinella septempunctata L. olmak üzre 5 predatör türün teşhisi yapılmıştır. Adana ili soğan ekiliş alanlarında en yaygın thrips türleri de tespit edilmiş olup, bu türler arasında Thrips tabaci % 81 ile ilk sırayı aldığı, bunu %18 ile Frankliniella occidentalis'in izlediği, diğer türlerin ise ancak %1'lik bir oranda olduğu tespit edilmiştir. Thripslerin popülasyon yoğunluğu 3 soğan ekiliş alanında da yüksek bulunmuştur. Bu zararlıların soğan alanlarında yüksek yoğunlukta bulunmalarının nedeni gerek kışlama ve gerekse beslenme amacıyla soğan yapraklarının arasına gelmeleri şeklinde yorumlanmıştır.

Emine Yıldırım
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Adana'da domateste görülen bakteriyel benek hastalığının bakırlı preparatlara duyarlılıklarının araştırılması

Pseudomonas syringae pv. tomato (Pst)'nun neden olduğu Bakteriyel Benek Hastalığı domatesin en önemli tohum kaynaklı bakteriyel hastalıklarından biridir. Adana ilinin Karataş ilçesinde son beş yıldır aynı tarlalarda görülen hastalık üreticinin ana sorunlarından biri durumundadır. Üreticiler bu hastalığın mücadelesinde bakırlı preparatların yetersiz olduğunu beyan etmektedir. Bu çalışmada, Adana ilinin Karataş ilçesinden izole edilen patojen bakteri izolatıyla yapılan denemelerde, dört farklı bakırlı preparatın ve bir bitki gelişim düzenleyicinin bu hastalığa etkisi araştırılmıştır. In vitro'da Bakır sülfat, Bakır oksiklorür, Bakır hidroksit ve Bakır+Mancozeb Pst'ye antibakteriyel etki göstermiştir. Harpin proteinin antibakteriyel etkisi bakırlı preparatlara kıyasla daha az olarak değerlendirilmiştir. In vivo'da Bakır sülfat, Bakır oksiklorür, Bakır hidroksit, Bakır+Mancozeb ve Harpin proteini bitkinin yeşil aksamına püskürtüldüğünde Pst'nin neden olduğu hastalık %53.3-86.9 oranında engellenmiştir. Bakır sülfat ve Bakır oksiklorür en başarılı uygulama olarak saptanmıştır. Bakır uygulamaları domatesin gelişimi üzerine herhangi bir olumsuz etki yapmamıştır. Sonuç olarak, bu hastalığın mücadelesinde halen bakırlı preparatların kullanılabileceği belirlenirken üreticilerin doğru zamanda ilaçlama yapamadıkları kanaatine varılmıştır.

Mehmet Ali Gül
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çilek üretiminde kullanılan bazı gübre ve dozlarının Macrophomina phaseolina'nın koloni gelişimi ve mikrosklerot oluşumu üzerine etkisi

Bu çalışma bazı azotlu, fosforlu ve potasyumlu gübreler ve dozlarının çilek bitkisinde Macrophomina phaseolina neden olduğu kömür çürüklüğü hastalığına olan etkilerini değerlendirmek amacıyla ele alınmıştır. Çalışmada çilek alanlarından izole edilmiş virulensi yüksek M. phaseolina izolatları (AMp2, AMp9, OMp1) kullanılmıştır. Bazı azotlu, fosforlu ve potasyumlu gübrelerin çilek için önerilen dozlarının amonyum sülfat, amonyum nitrat, üre için 10,5 kg/da-21 kg/da-42 kg/da-63 kg/da-84 kg/da, fosforik asidi için 5,5 kg/da-11 kg/da-22 kg/da-33 kg/da-44 kg/da, potasyum sülfat için 16 kg/da-32 kg/da-64 kg/da-96 kg/da-128 kg/da ayrı ayrı ve kombinasyonları PDA besi ortamına ilave edilmiş ve her karakterdeki koloni gelişimi, mikrosklerot sayısı ve mikrosklerot boyutu saptanmıştır. Kullanılan her bir izolat, gübreler ve dozları için ayrı ayrı 5 tekerrürlü olarak deneme kurulmuştur. M. phaseolina'nın koloni gelişimi açısından izolat gübre arasında olumlu ya da olumsuz bir etkinin olmadığı saptanmıştır. En düşük mikrosklerot sayısı OMp1 izolatında potasyum uygulamasında, K1 ve K2 dozunda saptanmıştır. Potasyum ve fosfor gübrelerinin her 3 izolatta da mikrosklerot sayısı azotlu gübrelere oranla daha düşük bulunmuştur. Mikrosklerot boyutu değerlendirildiğinde potasyum sülfat ve fosforik asit gübrelerinin Omp1 izolatında hem diğer izolatlardan hem de azot uygulamalarından daha büyük olduğu görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Amonyum sülfat, Amonyum nitrat, Üre, Potasyum sülfat, Fosforik Asit, M. phaseolina, Çilek

Bilge Coşkun
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Karadeniz bölgesinde Cryphonectria parasitica populasyonunda vejetatif uyumsuzluk (vic) genlerinin dağılımının PCR ile belirlenmesi

Son yıllarda Türkiye'de kestane kanseri etmeni Cryphonectria parasitica'nın vejetatif uyum gruplarının sayısında önemli artışların olduğu gözlemlenmektedir. Bu çalışma, vejetatif uyum grup çeşitliliğinin yüksek bulunduğu Doğu Karadeniz Bölgesinde C. parasitica'nın vc gruplarının, vejetatif uyumsuzluk (vic) genlerine ait moleküler belirteçler kullanılarak, PCR ile belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada, 20 adet arazi ve 30 adet tek askospor izolatının vic genotipleri, vic1, vic2 , vic3, vic4, vic6 ve vic7 gen bölgelerine ait spesifik primerler ile belirlenmiştir. Arazi izolatları arasında, EU-2, EU-3, EU-7, EU-8, EU-12, EU-17, EU-21, EU-22, EU-30 ve EU-55 olmak üzere, 11 vc grup, tek askospor izolatları arasında ise, EU-1, EU-2, EU-3, EU-5, EU-8, EU-11, EU-12, EU-17, EU-21, EU-22, EU-29, EU-35, EU-36, EU-51 ve EU-58 olmak üzere, 15 vc grup bulunmuştur. Ardından her bir izolat, ait olduğu vic genotipine ait Avrupa vc grup testerları ile klasik test olan besi yerinde eşleştirme testine tabi tutulmuştur. Arazi izolatlarından 15'i, tek askospor izolatlarından ise, 21'inde, PCR ile eşleştirme testlerinin sonuçları örtüşmüştür. Ancak 5 arazi ile 9 tek askospor izolatında, iki testin sonuçları örtüşmemiştir. Bu bulgular, 2 allelli 6 vic geni ile kontrol edildiği düşünülen C. parasitica'ya ait vejetatif uyumsuzluk sisteminde, başka vic geni veya allellerin var olduğu görüşünü kuvvetlendirmektedir. Vc grup tanısında kullanılan PCR testinin, eşleştirme testine göre, çok daha pratik ve hızlı sonuç vermesine rağmen, iki yöntem sonuçlarının her zaman tutarlı olmaması, vic genleri üzerinde daha çok çalışmaların yapılmasının gerekliliğini ortaya çıkarmıştır.

Esra Hatipoğlu
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Pamuk- fesleğen birlikte ekim yönteminin pamuk zararlıları ve doğal düşmanlarının popülasyon değişimleri üzerine etkisi

Bu çalışma, 2018 ve 2019 yılları pamuk üretim sezonunda Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama Çiftliğinde yürütülmüştür. Çalışma, pamuk-fesleğen birlikte ekiminde önemli zararlılar ve doğal düşmanların popülasyon değişimlerini ve bulaşma oranlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada pamuk çeşidi olarak Gloria ve iri yapraklı fesleğen (Ocimum basilicum L.) kullanılmıştır. Deneme arazisinde haftalık periyotlarla yapılan zararlı gözlemleri sonucunda Empoasca spp. (Hem.: Cicadellidae), Aphis gossypii Glover (Hem.: Aphididae), Bemisia tabaci (Gennadius) (Hem.: Aleyrodidae), Thrips tabaci Lindeman (Thys.: Thripidae), Frankliniella occideantalis (Pergande) (Thys.: Thripidae) türleri tespit edilmiştir. Birlikte ekim sistemlerinde zararlıların popülasyon yoğunluğu açısından istatistiksel fark olmadığı saptanmıştır. Ancak, sadece Bemisia tabaci türünde istatistiksel olarak fark gözlenmiştir. 2018 yılında Bemisia tabaci popülasyon yoğunluğu en düşük pamuk-fesleğen birlikte ekiminde 2F 2P uygulamasında (0.27 birey/yaprak) , en fazla yalnız pamuk uygulamasında (0.49 birey/yaprak) tespit edilmiştir. Doğal düşman olarak ise, Neuroptera takımından Chrysoperla carnea (Stephens) (Chrysopidae); Thysanoptera takımından Aeolothrips spp. (Aeolothripidae); Hemiptera takımından Orius spp. (Anthocoridae), Nabis spp. (Nabidae), Geocoris spp. (Geocoridae), Campylomma diversicornis Reuter (Miridae); Coleoptera takımından Coccinella septempunctata Linnaeus (Coccinellidae), Coccinella undecimpunctata Linnaeus (Coccinellidae), Adonia variegata (Goeze) (Coccinellidae), Stethorus spp. (Coccinellidae) türleri tespit edilmiştir. Pamuk-fesleğen birlikte ekim uygulamaları ile tek pamuk ekimi arasında doğal düşman popülasyonu açısından önemli fark gözlenmemiştir. Çalışmadan elde edilen veriler doğrultusunda, bölgede zararlıların yoğunluğu EZE üzerinde olmadığı için zararlılarla mücadelede fesleğenin birlikte kullanımının uygun görülmediği, bunun yerine pamuğun diğer kültür bitkileri ile birlikte ekiminin yapılacağı zararlılar ve doğal düşmanlar üzerinde çalışmaların yapılmasının daha uygun olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Birlikte Ekim, Zararlılar, Doğal Düşmanlar, Pamuk

Duygu Karaöz
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kırşehir ili ayçiçeği üretim alanlarında görülen yabancı ot türleri, yoğunlukları ve rastlanma sıklıklarının belirlenmesi

Kırşehir ili ayçiçeği üretim alanlarında yayılış gösteren yabancı otların türlerini, yoğunluklarını ve rastlanma sıklıklarını belirlemek için yürütülen bu çalışmada, 2023-2024 üretim sezonlarında surveyler gerçekleştirilmiştir. Kışehir ilinin7 ilçesinde (1 merkez, 6 ilçe) iki farklı üretim sezonunda survey döneminde toplam 77 üretim alanında çalışmalar yürütülmüştür. Çalışmalar sonucunda 26 farklı familya ya dahil olan 70 adet yabancı ot türü tespit edilmiştir. 2023 yılında birim alanda bitki yoğunluğu; Heliotropium europaeum L. (2.60 bitki/m2), Centaurea depressa L. (1.97 bitki/m2), Chenopodium album L. (1.83 bitki/m2), Sinapis arvensis L. (1.22 bitki/m2), Convolvulus arvensis L. (0.56 bitki/m2) olarak belirlenmiş olup bu yabancı ot türleri en baskın türler olarak belirlenmiştir. 2024 yılı survey sonuçlarına göre ise; Chenopodium album L. (3.02 bitki/m2), Heliotropium europaeum L. (1.87 bitki/m2), Centaurea depressa L. (1.56 bitki/m2), Sinapis arvensis L. (1.31 bitki/m2), Convolvulus arvensis L. (1.01 bitki/m2) birim alanda tespit edilen yabancı ot türleri en yoğun türlerdir. Yabancı otların rastlanma sıklıklarına birlikte değerlendirildiğinde; 2023 üretim sezonunda Convolvulus arvensis L. (%72.97), Chenopodium album L (%70.27), Heliotropium europaeum L. (%52.94), Amaranthus retroflexus L. (%45.94), Sinapis arvensis L. (%40.54) olarak belirlenirken, 2024 üretim sezonunda Chenopodium album L. (%77.5), Convolvulus arvensis L. (%70), Sinapis arvensis L. (%57.5), Heliotropium europaeum L. (%42.5), Centaurea depressa L. (%37.5) yabancı ot türleri en yaygın türler olarak tespit edilmiştir.

Ayçiçeği
Muhammed Emre Göktaş
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel ekmeklik buğdayların sürme hastalığına karşı reaksiyonlarının belirlenmesi ve dayanıklılık genleri ile taranması

Sürme (Etmen; Tilletia foetida (Wallr.) Liro) hastalığı, buğday üretiminde ekonomik kayıplara yol açabilen ve tohumla taşınan fungal bir hastalıktır. Bu çalışmada; beş farklı ilden toplanmış 80 yerel ekmeklik buğday çeşidi kullanılmıştır. Bu çeşitler, sürme hastalığı reaksiyonları bakımından değerlendirilmiş ve dayanıklılıkla ilişkili bazı genler kullanılarak taranmıştır. Reaksiyon çalışmaları, Kırşehir (Merkez) ve Ankara (Polatlı) lokasyonlarında, yapay epidemi koşulları altında gerçekleştirilmiş ve materyal 1 m uzunluğundaki sıralara 33 cm sıra arası mesafede, 5-7 cm derinlikte ve üç tekerrürlü olarak elle ekilmiştir. Hastalık reaksiyonlarının güvenilirliğinin test edilmesi amacıyla hassas kontrol genotipleri Little Club ve Yakar-99 kullanılmıştır ve bu genotiplerin hastalık oranı %90–100 olarak değerlendirilmiştir. Hastalık kaynağı inokulumun Bt0, Bt2, Bt3, Bt4, Bt6 ve Bt7 dayanıklılık genlerine karşı virülent (etkin) olduğu belirlenmiştir. Moleküler çalışma sonuçlarına göre; test edilen 80 yerel ekmeklik buğday çeşidinin 13'ünde Bt10, 9'unda Bt8 ve 2'sinde Bt11 dayanıklılık geni tespit edilmiştir. Ayrıca, 2 çeşitte Bt8 ve Bt10 ikili gen kompozisyonu saptanmıştır. Diğer taraftan, test edilen çeşitlerin hiçbirinde Bt9 dayanıklılık geni belirlenememiştir. Çalışma sonucunda; test edilen yerel ekmeklik buğdayların 45 tanesinin (%56) dayanıklı ve 35 tanesinin ise (%44) hassas grup da olduğu belirlenmiştir. Dayanıklı genotipler, ıslah programlarında değerli genetik kaynaklar olarak kullanılabileceği gibi, Bt8, Bt9, Bt10 ve Bt11 dayanıklılık genleri marker destekli seleksiyon stratejileri kullanılarak hastalığa dayanıklı buğday hatlarının geliştirilmesine de katkı sağlayacaktır.

Mehmet Saratlı
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Pratylenchus thornei sher et allen (tylenchıda: pratylenchıdae)'a karşı myristica fragrans houtt (magnolıales: myrıstıcaceae) bitki ekstraktlarının nematisidal etkinliğinin belirlenmesi

Pratylenchus türleri tahıl ve baklagillerde önemli verim kayıplarına neden olmaktadır. Bu zararlılar ile mücadelede ruhsatlı bir pestisitin olmaması ve nematisitlerin insan ve çevre sağlığına olan olumsuz etkilerinden dolayı alternatif mücadele yöntemleri üzerine yoğunlaşılmıştır. Bu yöntemlerin başında bitki ekstraktları gelmektedir. Doğada bulunan birçok bitkinin içermiş olduğu sekonder bileşikler zararlılara karşı biyopestisit etki göstermektedir. Bu çalışmada Pratylenchus thornei Sher et Allen (Tylenchida: Pratylenchidae)'a karşı Myristica fragrans Houtt (Magnoliales: Myristicaceae)'ın metanol, aseton ve su ekstraktları in vitro ve in vivo (sera-saksı) koşullarda denenmiştir. In vitro çalışmalarda, M. fragrans'ın metanol, aseton ve su ekstraktlarının %1, %2.5, %5 ve %10'luk dozları uygulanmış ve deneme 5 tekerrür 2 tekrar halinde yürütülmüştür. In vitro koşullarda kurulan denemede ölüm oranları 24, 48 ve 72 saat sonunda belirlenmiştir. Deneme sonuçlarına göre en düşük ölüm oranı 24 saat sonunda %19.96 ile %1 su ekstraktında, en yüksek ölüm oranı ise 72. saat sonunda %1 aseton ekstraktında % 85.86 olarak belirlenmiştir. In vivo (sera/saksı) koşullarda ise denemeler tesadüf parselleri deneme deseninde 4 tekerrürlü olarak kurulmuş ve 2 kez tekrar edilmiştir. İnokülasyondan 10 hafta sonra kök ve toprak örnekleri alınmış ve mikroskop altında sayımlar yapılmıştır. Deneme sonucuna göre üreme oranı en düşük %10'luk su ekstraktında 0.48 ve en yüksek üreme oranı ise %1 su ekstraktında 0.94 olarak belirlenmiştir. Denemeden elde edilen bulgulara göre M. fragrans'ın metanol, aseton ve su ekstraktlarının P. thornei'yi baskıladığı tespit edilmiş olup Pratylenchus spp. mücadelesinde kimyasal pestisitlere alternatif olarak kullanılma potansiyeline sahip olduğu belirlenmiştir.

Fatma Gül Kamçılar
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Muğla ili, Datça ilçesinde badem ağaçlarında dal ve sürgünlerde kuruma ve yanıklıklara neden olan fungal etmenlerin saptanması

Çalışma, Muğla İli Datça ilçesinde badem ağaçlarında sürgün ve dal yanıklıklarına, geriye doğrum ölüme ve verim kayıplarına neden olan Botryosphaeriaceae familyasında yer alan türlerin ve Diaporthe spp.'nin varlığını ortaya koymak ve neden olan etmenleri klasik ve moleküler yöntemler ile tanılamak amacıyla ele alınmıştır. 2018 ve 2019 yıllarında 8 köyde toplam 25 badem bahçesinden alınan hastalıklı bitki örneklerinden toplam 78 izolat elde edilmiştir. Tüm izolatlardan 36 tanesi (%46) Botryosphaeriaceae, 42 (%54) adet izolat Diaporthe spp. olarak belirlenmiştir. Bir yıllık badem sürgünlerinde (Nurlu badem çeşiti) yapılan patojenisite testinde tüm izolatların patojen olduğu saptanmıştır. Moleküler tanılamalar, patojen tek hif ucu izolatlardan elde edilen genomik DNA'ların Internal Transcribed Spacer (ITS) bölgesi, translation elongation factor 1-α (TEF-1α) geni ve β-tubulin (BT) genlerine özgü primer çiftleri ile PCR'da çoğaltılarak ürünlerinin baz dizilerinin belirlenmesi şeklinde yapılmıştır. Her izolata ait 3 farklı gene özgü baz dizileri Gen Bankası veri tabanı ve BLAST (Basic Local Alignment Search Tool) yöntemi ile orijini belirli izolatların dizileri ile karşılaştırılarak analiz edilmiştir. Sonuç olarak, 14 Botryosphaeriaceae izolatından 5 izolat Neofusicoccum mediterraneum, 4 izolat Fusicoccum aesculi (Telemorph: Botryosphaeria dothidea), 4 izolat Dothiorella iberica (Telemorph: Botryosphaeria iberica), 1 izolat Dothiorella sarmentorum (Telemorph: Botryosphaeria sarmentorum) olarak tanılanmıştır. Bu türlerin hepsi bademde ülkemiz için ilk kayıt niteliğindedir. Ayrıca 38 Diaporthe spp. izolatından 37 izolatın Diaporthe amygdali, 1 izolatın Diaporthe ambigua olduğu belirlenmiştir. Bademde Phomopsis spp. nin varlığı ülkemizde daha önce saptanmakla birlikte tür düzeyinde tanımlanmamıştır. Etmen bu çalışma ile moleküler ve morfolojik olarak ilk kez Diaporthe amygdali olarak belirlenmiştir. Bilindiği kadarıyla bademde sürgün ve dal yanıklığına neden olan Diaporthe ambigua'nın varlığı dünyada ilk kayıt niteliğindedir. Çalışmada tüm Botryosphaeriaceae izolatları ile temsilci olarak seçilen 5 D. amygdali ve 1 D. ambigua izolatının morfolojik karakteristikleri de belirlenmiştir.

BademDiaporthe ambiguaFungal hastalıklar+1
Canan Erdem
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Şeker pancarı üreticilerinin tarımsal mücadele eğimlerinin analizi: Amasya Şeker Fabrikası üretim sahası örneği

Bu çalışma, 2024 ve 2025 yıllarında Amasya Şeker Fabrikası üretim alanında; Amasya ilinin Merkez, Göynücek, Gümüşhacıköy, Merzifon, Suluova ve Taşova ilçeleri ile Tokat'ın Erbaa ve Samsun'un Havza ve Vezirköprü ilçelerinde, 188 şeker pancarı üreticinin katılımıyla anket soru formları doldurularak yürütülmüştür. Üreticiler Tabakalı Örnekleme Yöntemi ile üç tabakaya ayrılmışlardır. Çalışmada, üreticilerin abiyotik ve biyotik stres faktörleri (hastalıklar, zararlılar ve yabancı otlar) ile mücadelede benimsedikleri tutum ve uygulamaların; bilgi düzeyleri, bilgiye erişim kaynakları ve çevresel koşullarla yakından ilişkili olduğu belirlenmiştir. Araştırma bulgularına göre, üreticilerin tamamı şeker pancarındaki bazı hastalıkları tanıdığını ifade etmiş, ancak mücadelede tamamen kimyasal yöntemlere başvurdukları tespit edilmiştir. Biyolojik mücadele yöntemlerinin hiç kullanılmaması, çevresel sürdürülebilirlik açısından önemli bir eksiklik olarak öne çıkmaktadır. Üreticilerin %32,45'i toprak analizi yaptırmadığını, %36,17'si ise yalnızca ara sıra yaptırdığını belirtmiştir. Gübreleme uygulamalarında %48,40 oranında orta düzeyde bilgiyle hareket edilirken, yalnızca %8,51'lik bir kesim teknik destek alarak bilinçli gübreleme yapmaktadır. Bilgi kaynakları arasında Amasya Pancar Ekicileri Kooperatifi (%98,4) ve şeker fabrikaları (%72,87) ön planda yer almakta, ancak yenilikçi tarım uygulamalarının benimsenme oranı oldukça düşüktür. Pestisit kullanımında, üreticilerin %50,53'ü ilaç dozunu etikete uygun şekilde hazırlarken, %47,87'si bayilerin önerilerine göre hareket etmektedir; düzenli olarak kullanım talimatlarını okuyanların oranı ise %42,55'te kalmaktadır. Şeker pancarı üretiminde ortalama verim 6.803,19 kg/da olarak belirlenmiş, ancak üreticilerin çoğu bu verimi yeterli bulmamıştır. Ayrıca, çalışmada örneklemede tabakalara ayrılarak oluşturulan üç farklı grubun bitkisel üretim faaliyetlerine yönelik bilgi düzeyi, katılım eğilimi ve şeker pancarı üretimine dair görüşleri karşılaştırılmış ve gruplar arasındaki farklılıklar Ki-Kare testi ile analiz edilmiştir. Sonuç olarak, şeker pancarı üretiminde karşılaşılan stres faktörleriyle mücadelede üreticilerin bilgi düzeyi, ekonomik koşulları ve bilgi kaynaklarına erişimi belirleyici olmaktadır. Bu nedenle, üreticilerin bilgi düzeylerinin artırılması, biyolojik mücadelenin teşvik edilmesi ve sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması, karşılaşılan sorunların çözümünde önemli adımlar olarak önerilmektedir.

Melike Zengin
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Aydın il merkezindeki park ve yeşil alanlardaki yaprak bitleri üzerinde beslenen akarların belirlenmesi

Bu çalışma Mart 2019-Haziran 2020 tarihleri arasında Aydın il merkezindeki park ve yeşil alanlarda görülen yaprak bitleriyle beslenen akarların saptanması amacıyla yürütülmüştür. Bu çalışma sonucunda Allothrombium, Balaustium, Curteria, Erythraeus (Erythraeus), Erythraeus (Zaracarus) ve Lassania cinslerine ait toplam 17 tür saptanmıştır. Biri Erythraeus (Erythraeus) ve üçü Erythraeus (Zaracarus) olmak üzere toplam dört türün dünya faunası için yeni türler olduğu belirlenmiş ve bu türlerin tanılama çalışmaları devam etmektedir. Dokuz tür, Allothrombium clavatum Saboori, Pešić & Hakimitabar, 2010, A. polikarpi Haitlinger, 2006, A. scilianum Haitlinger, 2012 (Trombidiidae), Erythraeus (Erythraeus) phalangoides (De Geer, 1778), E. (E.) uhadi Kamran & Alatawi, 2014, Erythraeus (Zaracarus) coleopterus Mortazavi, Hajiqanbar & Saboori, 2012, E. (Z.) iranicus Saboori & Akrami, 2001, E. (Z.) kurdistaniensis Khanjani & Ueckermann, 2005 (Erythraeidae) ve Lassenia novoseljensis Haitlinger & Šundić, 2015 (Tanaupodidae), Türkiye faunası için yeni kayıt niteliğindedir. Bu çalışmada elde edilen larvaların çok sayıda farklı yaprak biti türü (Aphis (Aphis) craccivora Koch, 1854, A. (A.) nerii Boyer de Fonscolombe, 1841, Aulacorthum (Aulacorthum) solani (Kaltenbach, 1843), Brachycaudus (Appelia) tragopogonis (Kaltenbach, 1843), Hyalopterus pruni (Geoffroy, 1762), Hyperomyzus (Hyperomyzus) lactucae (Linnaeus, 1758), Macrosiphoniella (Macrosiphoniella) sanborni (Gillette, 1908), Myzus (Nectarosiphon) persicae (Sulzer, 1776), Uroleucon (Uroleucon) sonchi (Linnaeus, 1767), Uroleucon (Uromelan) aeneum (Hille Ris Lambers, 1939) (Hemiptera: Aphididae)) üzerinde ektoparazit olarak beslendiği belirlenmiştir. Bu akar türlerinin yaprak bitleri üzerindeki etkililiğini ve biyolojik mücadelede kullanılıp kullanılamayacağını belirlemek için ileride çalışmalar yapılmalıdır.

Durmuş Öner
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı pestisitlerin bal arısına yan etkilerinin saptanması

Bu çalışmada ülkemizde ve dünyada bal arısı koloni kayıplarına doğrudan veya dolaylı olarak neden olduğu düşünülen neonicotinoid grubundan imidacloprid etkili maddesi ile imidaclopridin yasaklanması sonucu onun yerine kullanımının yaygınlaşabileceği iki yeni etkili madde sulfoxaflor ve flupyradifuronenin bal arılarına etkileri arazi, yapay çiçek ve laboratuvar koşullarında karşılaştırılması amaçlanmıştır. Arazi koşullarında imidacloprid, sulfoxaflor ve flupyradifurone etkili maddeleri uygulanmış kiraz ve ayçiçeği bitkileri çiçeklerinde beslenen işaretlenmiş arıların yaşam süreleri kıyaslanmış ve kontrol grupları ile aralarındaki fark istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır. Yapay çiçek yönteminde tarlacı arılara imidacloprid, sulfoxaflor ve flupyradifurone aktif maddelerinin bilinen LD50 dozlarının 1/1, 1/2.5, 1/5, 1/10 katları yedirilerek renk ve besin ayırt etme ile yön bulmaları kıyaslanmıştır. İmidaclopridin LD50 dozunun 1/2.5 katını tüketen arılarda renk ve besin ayırt etme yeteneğinde azalma olduğu, sulfoxaflor ve flupyradifurone etkili maddelerinin LD50 dozunun 1/2.5, 1/5, 1/10 katlarını tüketen arılarda değişiklik olmadığı görülmüştür. Laboratuvar koşullarında üç etkili maddenin tarlacı bal arılarına oral ve kontak LD50 değerleri belirlenmeye çalışılmış ve imidacloprid, sulfoxaflor ve flupyradifuronenin akut oral LD50 değerleri sırasıyla 6.221 ng, 45.662 ng ve 2.592 µg olarak, akut kontak LD50 sırasıyla 14.58 ng, 109.32 ng ve 10.45 µg olarak belirlenmiştir. Çalışma sonunda sulfoxaflor ve flupyradifuronenin imidaclopridden daha az zararlı olacağı değerlendirilmiştir.

Fatih Yıldırım
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

İzmir ili karanfil üretim alanlarında Fusarium solgunluğu (Fusarium oxysporum f. sp. dianthi) ve mücadelesi

Dünyada ve ülkemizde karanfil üretiminde karşılaşılan en yaygın ve tahripkâr biyotik etmen, Fusarium solgunluğuna sebep olan Fusarium oxysporum f. sp. dianthi (Fod)'dir. Bu tez çalışmasında, 2016 yılı Nisan-Ağustos ayları arasında İzmir'in örtü altı kesme çiçek karanfil alanlarında yapılan survey ve izolasyon çalışmaları sonunda hastalığın bulunma oranının ortalama %55 civarında olduğu saptanmış, toplam 100 Fusarium spp. izolatı elde edilmiştir. Klasik ve moleküler tanı çalışmaları sonucunda izolatların 84'ü Fusarium oxysporum f. sp. dianthi, 16'sı ise Fusarium proliferatum olarak tanılanmıştır. Irka özgü primer çiftleri ile yapılan PCR testleri sonucunda ise 84 Fod izolatının 67'sinin Fod ırk 2, 16'sının da Fod ırk 1/8 olduğu belirlenmiştir. Karanfil Solgunluğu ile mücadele çalışmalarında, in vitro'da en iyi sonucu prochloraz ve bromuconazole, in vivo'da ise %71,22 etki ile bromuconazole vermiştir. Toprak dezenfeksiyonu uygulamalarının 1. yılında %78,32 etki ile solarizasyon, 2.ci'de % 77,2 ile dazomet, 3.cü'de % 86,30 ile dimethyl disulfide (DMDS) en iyi uygulamalar oluştur. Fungisit denemelerinde 1. yıl fide bulaşıklığının çok yüksek ve parseller arasında varyasyonun yüksek olması, 2. yılda ise hastalığın çok düşük olması nedeniyle beklenen sonuçlar elde edilememiştir.

Toprak solarizasyonu
Ceren Cer
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çeşme kavunu yetiştiriciliğinde Fusarium solgunluğu ile mücadelede aşılı fide kullanım olanaklarının araştırılması

Çeşme Kavunu ülkemizde Urla Yarımadası'nda yetiştiriciliği yapılan yerel kavun çeşitlerinden biridir. Bu kavun çeşidinin yetiştiriciliğinde Fusarium oxysporum f.sp. melonis'in (Fom) yol açtığı Fusarium solgunluğu hastalığı nedeniyle önemli ürün kayıpları ortaya çıkmaktadır. Çeşme Kavunu Fom'un bütün ırklarına karşı yüksek hassasiyet göstermektedir. Fusarium Solgunluğunun mücadelesinde Fom'a dayanıklı anaçlar üzerine aşılı fide kullanımı son yıllarda oldukça başarılı sonuçlar vermektedir. Bu çalışma Fom'un ırklarına dayanıklı olan bazı kavun çeşitlerinin ve kavuna yakın diğer kabakgil türlerinin anaç olarak kullanılmasıyla Fusarium Solgunluğuna dayanıklı ya da tolerant Çeşme Kavunu bitkilerinin yetiştirilme olanaklarının araştırılması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla bu çalışmada Fom'a karşı dayanıklı olduğu düşünülen 'Sphinx RZ ', 'Albatros', 'Isabelle', 'Kırkağaç 637' kavun çeşitleri ile 'Acar', 'TZ-148' adlı Cucurbita maxima X Cucurbita moschata kabak hibriti anaç olarak kullanılmıştır. 'Çeşme 10' çeşidi eğimli kesik yöntemi ile anaçlara aşılanmış ve uyumlu reaksiyonlarda elde edilen bitkiler Fom'un dört farklı ırkına karşı (ırk0, ırk 1, ırk2 ve ırk 1-2) test edilmiştir. Kabak anaçlardan 'TZ-148' ve 'Acar' ile aşılanan bitkiler Fom'un dört ırkına tamamıyla dayanıklı bulunmuştur. Ticari kavun anaçlar olan 'Sphinx RZ ', 'Albatros' ile aşılanan bitkilerde Fom'un ırklarına bağlı olarak hastalık meydana gelse de hastalık oranı aşısız 'Çeşme 10' bitkilerine göre önemli seviyede daha az bulunmuştur. Ticari anaç olmayıp dayanıklı oldukları için test edilen 'Isabelle' ve 'Kırkağaç 637' kavun çeşitlerinde hem aşı uyumu hem hastalık kontrolü istenilen seviyede olmamıştır. Sonuç olarak Çeşme kavunun yetiştiriciliğinde Fusarium solgunluk hastalığının mücadelesinde aşılı fide kullanımının alternatif yöntem olarak geliştirilme potansiyeli vardır. Anahtar Sözcükler: Fusarium Solgunluğu, Fusarium Oxysporum F.Sp. Melonis, Kavun, Çeşme 10, Aşılı Fide

Ayşe Eken
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı Ceratitis capitata Wied. (diptera: tephritidae) populasyonlarının bazı insektisitlere karşı direnç düzeylerinin belirlenmesi

Bu çalışmada Doğu Akdeniz Bölgesinde belirlenmiş 8 farklı bölgelerde yoğun ilaçlama yapılmasına rağmen kimyasal mücadelesinde başarı elde edilemeyen C. capitata popülasyonlarının esfenvalerate, spinosad, tau-fluvalinate, malathion etkili maddeli insektisitlere karşı direnç düzeyleri bioassay ve biyokimyasal yöntemlerle belirlenmiştir. Hassas ve tarla popülasyonlarının LC50 değerlerine bağlı olarak esfenvalerate, spinosad, tau-fluvalinate ve malathion insektisitleri için popülasyonlarda belirlenen direnç düzeyleri sırasıyla 10.16-23.81, 1.75-3.02, 3.10-12.40, 2.75-7.54 kat arasında saptanmıştır. Farklı C.capitata popülasyonlarının esteraz ve glutathion S-transferaz (GST) enzim değerleri kinetik olarak okunmuştur. Tarla popülasyonlarının esteraz ve glutathion S-transferaz enzim değerleri sırasıyla 1.69-3.36 ve 2.19-2.34 mOD/min/mg protein arasında bulunmuştur. Hassas popülasyon için ise bu enzim değerleri 0.86 ve 2.20 mOD/min/mg protein olarak belirlenmiştir. Biyokimyasal çalışma sonucuna göre esteraz enzimi direnç gelişiminde istatistiksel açıdan önemli bulunurken GST enzimi önemsiz bulunmuştur. Akdeniz meyvesineğinin mücadelesinde kullanılan bu ilaçlar tarla dozlarında bahçede meyve ağaçlarına püskürtülmüştür. Uygulamadan sonraki 1, 4, 7 ve 10.günlerde bahçeden örnek meyveler alınmıştır. Bu meyveler özel kafeslerde meyvesineği erginleri ile 24 saat aynı ortamda bırakılarak ölüm oranları incelenmiştir. Meyvesineğinin ölüm oranları 1, 4 ve 7. günlerde önemli bulunmuştur. Hiçbir ilaç 10. günde bir ölüme neden olmamıştır. Bu deneme sırasında ortamda bırakılan meyvelerden larva elde edilmiş olup ilaçlar arasında larva sayıları bakımından da bir farklılık gözlenmemiştir.

Dindar İşpınar
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kök yara nematodlarının (Pratylenchus thornei, P. neglectus, P. penetrans) farklı nohut çeşitleri üzerinde gelişmelerinin araştırılması

Bu çalışmada Kök yara nematodları, Pratylenchus thornei, Pratylenchus neglectus ve Pratylenchus penetrans'ın Bari 2, Bari 3 (Cicer reticulatum) ve Cermi (Cicer echinospermum) nohut çeşitlerinin köklerinde populasyon gelişimi ve çoğalma oranları iklim odası koşullarında araştırılmıştır. Pratylenchus thornei, Cermi çeşidinde en yüksek populasyon yoğunluğuna 21. günde, Bari 3 çeşidinde ise 42. günde ulaşırken, Bari 2 çeşidinde ise gelişme gösterememiştir. Pratylenchus neglectus, Cermi ve Bari 3 çeşidinde en yüksek populasyonluğuna 28. günde ulaşırken, Bari 2 çeşidinde ise gelişme gösterememiştir. Pratylenchus penetrans Cermi, Bari 3 ve Bari 2 çeşitlerinde en yüksek populasyon yoğunluğuna 28. günde ulaşmıştır. Pratylenchus penetrans en yüksek populasyon yoğunluğuna Bari 3 çeşidinde 49. günde ulaşırken, Bari 2 ve Cermi çeşitlerinde deneme süresinde düşük yoğunluklarda gelişme göstermiştir. Kök yara nematodları'nın denemeye alınan çeşitlerde oluşturduğu üreme oranları dikkate alındığında, Bari 2 çeşidinin Pratylenchus thornei ve Pratylenchus neglectus' a karşı dayanıklı, Pratylenchus penetrans' a karşı duyarlı; Bari 3 çeşidinin Pratylenchus thornei' ye karşı dayanıklı, Pratylenchus neglectus ve Pratylenchus penetrans' a karşı hassas, Cermi çeşidinin ise Pratylenchus thornei ve Pratylenchus neglectus' a karşı duyarlı, Pratylenchus penetrans' a karşı orta düzeyde dayanıklı olduğu belirlenmiştir.

İrem Ayaz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Boztepe (Kırşehir) ilçesindeki buğday alanlarında süne (eurygaster spp.) yoğunluğunun belirlenmesi ve zarar oranının tespiti

Bu araştırma, Kırşehir'in Boztepe ilçesinde 2024 ve 2025 hasat dönemlerinde buğday tarlalarındaki süne (Eurygaster spp.) yoğunluğunu ve bu yoğunluğun buğday tanelerine verdiği zarar oranı ile protein ve hektolitre değerlerine etkisini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Hasat öncesi dönemde, ilçeye bağlı mahalle ve köylerdeki süne ile bulaşık tarlalarda kışlamış ergin, nimf ve yumurta sürveyleri gerçekleştirilmiştir. Yapılan incelemelerde, süne yoğunluklarının her iki yılda da ekonomik zarar eşiğinin (EZE) altında kaldığı, ancak 2024 yılında 2025 yılına kıyasla daha yüksek yoğunluk gözlendiği belirlenmiştir. Hasat sonrasında, Toprak Mahsulleri Ofisi'ne getirilen ekmeklik buğday örneklerinden ISO 24333 standardına uygun olarak numuneler alınmıştır. TS 2974 Buğday Standardına göre hazırlanan numuneler elenmiş, süne zarar görmüş taneler ayrılarak tartılmış ve kütlece zarar oranı hesaplanmıştır. Kalan örneklerde Near Infrared Transmission (NIT) yöntemiyle protein ve hektolitre değerleri ölçülmüştür. Araştırma sonucunda, Boztepe ilçesine bağlı 3 mahalle ve 14 köyden alınan örneklerde süne zarar oranı 2024'te %0.95, 2025'te %0.89 olarak belirlenmiştir. Protein değerleri %18–11.80 iken hektolitre ağırlıkları ise 82.30–75.00 kg arasında değişmiştir.

Süne
Ülkü Yıldız Kızıl
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Buğdayda kullanılan farklı etki mekanizmasına (als ve accase) sahip herbisitlerin kısır yabani yulaf (Avena sterilis L.)'a karşı etkili minimum dozlarının araştırılması

Yabancı otlar, buğdaya göre daha erken çimlenebilme ve hızlı gelişme yeteneğine sahip olmaları nedeniyle buğdayla rekabete girerek zarar oluşturmaktadırlar. Bu yabancı otlardan, Kısır Yabani Yulaf (Avena sterilis L.), bugün Çukurova Bölgesi buğday ekim alanlarında ana zararlı konumunda olup, mücadelelerinde çoğunlukla herbisitler kullanılmaktadır. Herbisitlerin, gereksiz ve aşırı kullanımının getirmiş olduğu çevre kirliliği, yüksek maliyet, kalıntı ve direnç oluşumu gibi bazı problemlerin önüne geçilebilmesi için herbisit kullanımında optimizasyona gerek duyulmaktadır. Tüm bu problemler göz önüne alındığında, ana zararlı yabancı otların tür bazında ve etkili minimum dozlarında ruhsatlandırılması gerekliliği nedeniyle bu çalışma planlanmıştır. Çalışmada buğdayda ruhsatlı, mesosulfuron-methyl 45 g/kg+thiencarbazone-methyl 22.5 g/kg+iodosulfuron- methyl-sodium 9 g/kg ve pinoxaden 50 g/l+cloquintocet-mexyl 12.5 g/l etkili maddeli herbisitlerin, Kısır Yabani Yulaf için etkili minimum dozunu belirlemek hedeflenmiştir. Sonuçlara göre, herbisitlerin uygulanan tüm dozları Kısır Yabani Yulaf (Avena sterilis L.) üzerinde etkilidir. En yüksek etki ise mesosulfuron-methyl 45 g/kg+thiencarbazone-methyl 22.5 g/kg+iodosulfuron-methyl-sodium 9 g/kg' ın önerilen dozuna (25 g/da, 18,75 g/da, 12,5 g/da, 6,25 g/da) aittir. Kısır Yabani Yulaf (Avena sterilis L.)' ın 2018-2019 yılları kuru ağırlık ortalamalarına göre % etki sırasıyla %86,4, %72, %70,5 % 65,3 olarak saptanmıştır.

Emrah Muştu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Konya ve Niğde illeri civarında yeni tesis elma bahçelerinde elma mozaik virüsü (Apple mosaic Virus, APVM'nün saptanması ve karakterizasyonu

Bu çalışma 2017-2019 yılları arasında ilkbahar ve yaz dönemlerinde Konya ve Niğde illerinde yeni kurulan elma bahçelerinde Elma Mozaik Virüsü (Apple mosaic virus, ApMV)'nün saptanması ve karakterizasyonu amacıyla yürütülmüştür. Arazi çıkışlarında simptomatolojik olarak 14 bahçe ve 6220 da alan taranmış ve ApMV ile infekteli olduğundan şüphelenilen toplam 130 adet elma ağacından örnekleme yapılmış DAS-ELISA testleri sonucunda 32 bitki bulaşık bulunmuştur. ApMV'ye spesifik 92D9UP (1) ve 1425RE (2) primer çifti ile kullanılarak yapılan RT-PCR çalışmaları sonucunda, DAS-ELISA'da pozitif çıkan örneklerden 382 bp büyüklüğe sahip band elde edilmiştir. Bunlar arasından seçilen, Konya-Kutören izolatlarının (ApMV-2, ApMV-3, ApMV-4, ApMV-7, ApMV-15 ve ApMV-33), ApMV-2 (Kutören 3-2) ve ApMV-33 (Kutören4-1 ) izolatları diğerlerinden farklı olarak kendi aralarında bir grup oluştururken, ApMV-3 (Kutören 3-3) ve ApMV-4 (Kutören 3-4) izolatları (Türkiye (KX034209.1), Güney Kore ( LC006865.1), Kanada ( KY971021.1), Çek Cumhuryeti ( LT574872.1), Hindistan ( FN564150.1), Slovakya (HG328268.1), Avusturalya (KY883320.1), Belarus (HG328270.1), Antarktika (KC4690368.1), Brezilya (GQ13185.1), İtalya (AY542546.1) ve Norveç (KC469067.1) ile aynı gruba dahil olmuştur. Buna karşılık ApMV-15 (Kutören 1-3) izolatı diğer izolatlarla %80 benzerlik göstermesine rağmen tek başına farklı bir grup oluşturmuştur. ApMV-7 (Kutören 3-7) izolatı ise, Türkiye'de daha önceden tanımlanmış ApMV izolatı (JX155668.1) ile aynı grupta yer almıştır.

Hilal Eser Aytürk
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı su hacmi, su kalitesi, uygulama tekniği ve gün içi uygulama zamanları koşullarında Glyphosate'ın amaranthus palmeri S. watson'ye karşı etkinliğinin araştırılması

Amaç: Bu çalışmada Amaranthus palmeri yabancı otunun glyphosate herbisiti ile mücadelesindeki sorunların giderilmesinde su kalitesi, su miktarı, ilaçlama sıvısına amonyum sülfat ilavesi, ilaçlama aletindeki farklılıklar ve gün içi ilaçlama zamanlarının etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Materyal Yöntem: Sera ve tarla koşullarında yürütülen çalışmalarda glyphosate etkili maddeli herbisit üç farklı su kalitesinde, iki su miktarında, ilaçlama sıvısına amonyum sülfat ilavesiyle, iki farklı ilaçlama aletiyle ve farklı iklim koşullarının hakim olduğu gün içi farklı ilaçlama zamanlarında uygulanmıştır. Bu uygulamaların etkileri görsel etki değerlendirmeleri ile bitki yaş ve kuru ağırlıkları aracılığıyla tespit edilmiştir. Bulgular: Saksı denemelerinde söz konusu faktörlerin glyphosate etkinliğini tavsiye dozunun altındaki dozlarda etkilediği, tavsiye dozlarında ise etkide önemli bir değişme sebep olmadığı tespit edilmiştir. Düşük su miktarı, sertlik derecesi düşük olan su kullanımı sonucunda etkinliğin daha yüksek olduğu görülmüştür. Amonyum sülfat ilavesi etkinlikte kısmi artışlara sebep olurken, yüksek nem yada sıcaklıkta yapılan uygulamalar daha etkili bulunmuştur. Tarla koşullarında glyphosate herbisitinin tek başına etkisinin düşük olduğu görülmüştür. Sonuç: A. palmeri ülkemiz açısından tehdit oluşturan ve henüz ülke geneline yayılma göstermemiş ancak bu potansiyele sahip olan önemli bir yabancı ot türüdür. Bu nedenle bu türün görüldüğü bölgelerde eradikasyonu ilk alınması gereken önlemdir. Bu çalışma kapsamında glyphosate'in bu amaçla kullanılabilecek bir herbisit olmadığı ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle mekanik mücadele ve alternatif herbisitlerin kullanımının gerekli olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Glyphosate, Amaranthus palmeri, uygulama koşulları, herbisit

Anıl Altuğ Pek
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Nevşehir ili fasulye alanlarında kök çürüklüğüne neden olan patojenlerin saptanması

Bean (Phaseolus vulgaris L.) is a main crop that provides an essential source of protein for human nutrition. This study was conducted with the aim of determining fungal pathogens which cause root rot on bean plants in Yazıhüyük and Suvermez villages which are the largest producers of bean in Nevşehir province, Turkey. The survey was conducted at the vegetation period of 2018. According to the distribution of fungal pathogens of the surveyed fıelds, the highest isolates obtained from bean cultivation areas were Fusarium with an average rate of 62.5%. Followed by Rhizoctonia with an average rate of 27.5%, while Rhizopus was an average rate of 4.8%. Alternaria was obtained an average rate of 2.4%. Followed by Penicillium at an average rate of 2.1%. The least isolate was Epicoccum with an average rate of 0.7%. The isolates with the highest virulence (Y1A, Y1B and Y8) were found to belong to Fusarium oxysporum, Fusarium solani and Rhizoctonia solani isolates respectively, which were used in pathogenicity test. As the results of pathogenicity tests, on all bean varieties, the disease severity rate of F. oxysporum was determined as varying from 48.3% - 91.7%. The Average rate of disease severity caused by F. oxysporum isolate to all bean varieties was calculated as 72.8%. The isolate of F. solani, rates of disease severity was determined as varying from 33.3% - 95.0%. Average rate of disease severity of F. solani isolate to all bean varieties was calculated as 70.6%. While R. solani AG-4 isolate was calculated as the lowest with an average rate of 49.4% in all tested bean varieties. Key Words: Phaseolus vulgaris, Fusarium spp., root rot, pathogenicity

Abdullahı Isaq Omar
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yonca tarlasında yonca yaprakböceği, Gonioctena fornicata (Bruggeman) (Coleoptera: Crysomelidae)'nın popülasyon değişimi ve zararının araştırılması

Bu çalışma, Adana ilinde Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama Çiftliğinde 2017 ve 2018 yıllarında yürütülmüştür. Deneme alanı (1 dekar) alanda 100 m2'lik 8 parsele ayrılmış ve çalışma bölünmüş parseller deneme modeline göre 4 tekrarlı olarak yapılmıştır. İlaçlı ve ilaçsız parseller de Gonioctena fornicata (Bruggeman) (Coleoptera: Chrysomelidae)'nin popülasyon değişimi, popülasyon değişimde etkili olan faktörler ve ayrıca verim kayıpları araştırılmıştır. G. fornicata bulaşmaları mart ayı sonlarında saptanmıştır. Ergin ve larvalar en yüksek populasyon yoğunluklarına nisan ayı sonlarında ulaşmış olup, mayıs ayının ilk haftalarında ergin ve larva popülasyonları azalmıştır. Yeni nesil erginler mayıs ayında saptanmıştır. Zararlının bir döl verdiği bulunmuştur. Yonca yaprakböceği'nin özellikle larvalarının bitkilerin yaprak, sürgün, çiçek ve tohumlarında obur bir şekilde beslenerek bitkileri adeta çalımsı duruma getirdiği görülmüştür. İlaçsız parsellerde 2017 yılında yaş ağırlıkta %14.68, kuru ağırlıkta, %14.57 kayıp meydana gelmiştir. 2018 yılında ise yaş ağırlıkta %26.27, kuru ağırlıkta %27.44 kayıplar saptanmıştır ve G. fornicata'nın yonca ekili alanlarda mart-mayıs döneminde ana zararlı duruma geldiği belirlenmiştir.

Yusuf Dağ
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Domates yaprak galeri güvesi tuta absoluta (meyrick) (lepıdoptera: gelechııdae)'nın milas (Muğla) tarla koşullarında biyo-ekolojik özellikleri

Bu çalışmada, 2014 ve 2015 yıllarında Tuta absoluta (Meyrick) (Lepidoptera: Gelechiidae)'nın Milas (Muğla)'da açık tarla domates üretim alanlarında bazı biyo-ekolojik özellikleri araştırılmıştır. Tuta absoluta erginleri doğada yıl boyu varlığını sürdürmüş, zararlı 2014 ve 2015 yıllarında sırası ile 9.11 ve 9.98 döl vermiştir. Farklı domates çeşitlerinde T. absoluta'nın ergin öncesi larva popülasyon yoğunluğu her iki üretim sezonunda da en düşük Pembe, en yüksek BT-Tokat çeşidinde görülmüştür. Farklı renk yapışkan tuzaklardan kırmızı ve sarı renk tuzaklarda diğer renklere göre daha yüksek sayıda ergin birey yakalanmıştır. Delta tuzak-feromon kombinasyonu tuzaklarda ise beyaz ve siyah renk tuzaklarda yakalanan ergin birey sayısı diğer renklerde yakalanan ergin birey sayılarından daha yüksek olmuştur. Domates üretim sezonunda, doğa koşullarında T. absoluta'nın ergin öncesi gelişme süresi 2014 yılında ilk döl için 26.00, 2015 yılında birbirini izleyen iki döl için 25.63 ve 27.83 gün olarak belirlenmiştir. Çalışmanın yapıldığı iki üretim sezonunda da tarla koşullarında en yüksek ölüm oranı yumurta döneminde saptanmıştır.

Yaşar Mutlu Türkmen
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
DoctorateOpen AccessEN

Some bionomic parameters, molecular characterization, and susceptibility of spotted stem borer chilo partellus swinhoe, 1885 (Lepidoptera: crambidae) to selected insecticides in Adana province, Turkey

In this study, the population dynamics of spotted stem borer, Chilo partellus Swinhoe 1885 was investigated in Balcalı, Adana, Turkey in 2018-2019. Also, the susceptibility of blackhead eggs and first instar larvae of C. partellus to some insecticides was determined in laboratory conditions. In addition, Turkish populations of C. partellus were characterized using molecular techniques. The first observation of C. partellus larvae on maize plants was on 03 May and 15 May in 2018 and 2019 respectively. The population of C. partellus peaked twice, in May and July in both years. High levels of Ostrinia nubilalis Hübner and Sesamia nonagrioides Lef. were observed in the second crop of maize for both years. The generalist egg parasitoid Trichogramm evanenscens Westwood was recorded on eggs of C. partellus for the first time. Deltamethrin reduced hatching of blackhead egg masses of C. partellus to 30.62%. All insecticides tested in the study caused mortality of first instar larvae of C. partellus greater than 50.0% after 72 h of exposure. Phylogenetic analysis confirmed the identity of the C. partellus samples collected by 99-100% nucleotide accuracy. The Turkish populations of C. partellus were mixed populations, hypothesized to have originated from India, Kenya and South Africa. This study reveals that insecticides and natural enemies such as T. evanenscens mght play a critical role in the management of C. partellus in the Mediterranean region of Turkey. Key words: Adana, Chilo partellus, phylogentic analysis, Trichogramma evanenscens, Turkey

Tange Denıs Achırı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Pamuk unlubiti, Phenacoccus solenopsis tinsley (Hemiptera: Pseudococcidae) ile parazitoiti Aenasius arizonensis Girault (Hymenoptera: Encyrtidae)'in bazı biyolojik özellikleri üzerinde araştırmalar

Bu tez çalışması 2017-2019 yılları arasında laboratuvar ve doğa koşullarında yürütülmüştür. Bu çalışmada öncelikle Phenacoccus solenopsis Tinsley (Hemiptera: Pseudococcidae)'in Doğu Akdeniz Bölgesi'nde dağılımı ve doğal düşmanları araştırılmış ve parazitoiti Aenasius arizonensis Girault (Hymenoptera: Encyrtidae)'in laboratuvar koşullarında konukçu-tercih denemeleri, farklı sıcaklıklarda gelişme süresi, sayısal-işlevsel tepkisi ve yaşam çizelgesi araştırılmıştır. Ayrıca, Adana ve Mersin illerinde 2017 ve 2018 yıllarında parazitoit salım çalışmaları yapılmıştır. Phenacoccus solenopsis'in Adana, Mersin, Osmaniye ve Hatay'da sebze ve süs bitkilerinde yayıılımı ile birlikte parazitoit ve predatörleri tespit edilmiştir. A.arizonensis laboratuvar çalışmaları sonucunda, bu parazitoitin unlubitin en çok 3. dönem nimf ve ergin dişi dönemini parazitlediği (%70-72) saptanmıştır. A. arizonensis için en uygun sıcaklığın 25 oC olduğu ve bu sıcaklıkta 16 günde pupadan çıkş yaptığı, ovipozisyon süresinin 26 gün, ergin dişi ömrünün 31 gün, erkek bireyin ise 18 gün olduğu belirlenmiştir. A. arizonensis'in yaşam çizelgesini oluşturmak için kalıtsal üreme yeteneği (rm) 0.135 gün-1, Doğal Artış Oranı (λ) 1.144 gün-1, Net Üreme Gücü (R0) 41.25 döl/birey, Ortalama Döl Süresi (T) 27.57 gün ve Toplam Üreme Oranı (GRR) 60.90 döl/birey olarak saptanmıştır. 2017 ve 2018 yılında yapılan salım çalışmaları sonucunda bu parazitoitin parazitleme oranının %80-82 seviyelerine çıktığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak, bu parazitoitin P.solenopsis'in biyolojik mücadelesinde etkili olarak kullanılabilecek bir parazitoit olduğu kanısına varılmıştır.

Doğancan Kahya
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00