
260
Archived Theses
13
DOIs Assigned
5%
DOI Rate
Discipline
Sağlık sektöründe çalışanların çatışma yönetim tarzları ile yönetici liderlik davranışlarını algılama biçimleri arasındaki ilişki
İnsanın yaratılışıyla birlikte çatışma olgusu da oluşmuştur. Çatışma sadece insanlar arasında değil tüm canlılar arasında az ya da çok kendini göstermektedir. Bu çalışmanın amacı sağlık sektöründe çalışan bireylerin çatışma çözme tarzları ve liderlerini algılama biçimleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi İstanbul Kamu Hastaneler Birliği Genel Sekreterliği'nde çalışan, yaş aralığı 21-53 olan, 46'sı erkek (%38), 75'i kadın (%62) olmak üzere toplam 121 kişiden oluşmaktadır. Katılımcılara, Kozan ve Ergin (1999) tarafından Türkçe'ye uyarlanan Çatışma Yönetimi Tarzları Anketi (ÇYTA) ve Tengilimoğlu (2005) tarafından Türkçe' ye çevrilen Liderlik Davranış Ölçeği (LDÖ) uygulanmıştır. Bu çalışmada, çalışılan bölümlere göre katılımcıların lider algılarının ve çatışma çözme tarzlarının farklılaşıp farklılaşmadığının değerlendirilmesi için ANOVA testi uygulanmıştır. Ayrıca, katılımcıların lider algılamalarıyla çatışma çözme tarzları arasındaki ilişkinin incelenmesi için Pearson Korelasyon yöntemi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, İdari ve Mali Hizmetler Başkanlığı'nda çalışan katılımcıların lider algılamalarıyla çatışma çözme tarzları arasında anlamlı bir farkın olmadığı bulunmuştur. Tıbbi Hizmetler Başkanlığı'nda çalışan katılımcıların tümleştiren ve ödün veren çatışma çözme tarzlarına göre, Tıbbi Hizmetler bölümü lehine anlamlı bir fark yarattıkları saptanmıştır. Ayrıca, eğitim düzeyi arttıkça yöneticilerin çatışma çözme tarzı açısından ödün veren tarzda bir eğilim gösterdikleri tespit edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, lideri algılama biçiminin kişilerin çatışma çözme tarzını belirleme üzerinde bir etkisinin olmadığı, çalışanların kendi bireysel özelliklerine göre çatışma çözme tarzını belirlediği görülmektedir.
Özel hastane çalışanlarının hasta haklarına yönelik bilgi ve tutumlarının ölçülmesi
Hasta haklarına yönelik uygulamaların verimliliği hem hasta memnuniyetini artırmakta hem de son yıllarda artan hasta ve sağlık personeli arasındaki şiddet gibi problemlerin önüne geçilmesinde fayda sağlayabilmektedir. İnsan olmanın temel haklarından biri olan hasta haklarının sağlık personeli tarafından benimsenmesi ve uygulanması önemli kriterlerdendir. Bu araştırma ile , sağlık personelinin cinsiyet, eğitim, yaş gibi kriterlerinin yanı sıra hasta hakları konusunda eğitim alıp almamış olmasının , hasta haklarına yönelik bilgi ve tutumlarını nasıl etkilediği ölçümlenecek , bu ölçümlemenin kullanılması ile hasta haklarına yönelik uygulamalar iyileştirilebilecektir.
Hizmet içi eğitimlerin kliniklerde çalışan hemşirelerin iş verimliliğine etkisi
Bu araştırma İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanlığı-6'ya bağlı 4 (dört) hastanede kurum içi sağlanan eğitim organizasyonlarının sağlık çalışanları arasında önemli bir yeri olan hemşirelerin yaş, cinsiyet, eğitim, medeni durum gibi özelliklerine göre edinmiş oldukları bilgilerin iş verimliliklerine etkisi olup olmadığını belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma örneklemini kurumda çalışan 649 hemşireden, araştırmanın yapıldığı tarihler arasında izinli olmayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 128 hemşire oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak ilk bölümde katılımcıların tanımlayıcı özellikleri, İkinci bölümünde hemşirelerin hizmet içi eğitim ve oryantasyon eğitimine yönelik düşünceleri, son bölümde ise Serbest ve Ulupınar Alıcı tarafından 2010 yılında kullanılan, kurum içerisinde yürütülen hizmet içi eğitim faaliyetlerine yönelik değerlendirmelerinin irdelendiği 5' li Likert anketi tekniği tercih edilmiştir. Toplanan veriler Windows için SPSS (SPSS Inc., Chicago, Illinois, USA) 15.0 versiyon paket programı ile istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda, hemşirelerin %71,9' u lisans ve yüksek lisans mezunu olduğu, %75' inin mesleğinden memnun olduğu, %92,2' sinin kuruma ilk başladığında oryantasyon eğitimi aldığı, %67,2' si eğitimlerin beceri eğitimi ile desteklenmesi gerektiğini düşündüğü ve %62,5' inin ise okulda aldığı eğitimi mesleki yaşantısı boyunca yeterli görmediği saptanmıştır. Hizmet içi eğitimlerin beceri eğitimi ile desteklenmesi ve eğitim ihtiyaçları belirlenirken hemşirelerin görüş ve talepleri dikkate alınması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Hizmet, Hizmet İçi Eğitim, Hemşire, Verimlilik
Sağlık çalışanlarının öznel iyi oluş düzeylerinin çalışma motivasyonuna etkisi
Sağlık kuruluşlarına gelen hastalar ve sağlığını kontrol ettirmek isteyen kişilerin tüketilen hizmet ile beklenilen hizmet anlayışı hızlı bir şekilde değişmektedir. Bu hususta beklenti, belirli bir performansın önceden gösterileceğini ummaktır. Bu nedenle sağlık sektörü paydaşları var olan potansiyellerini yükseltmek ve olanı kaybetmemek için tüm bu hasta ve sağlık hizmeti talep edenlerin beklenti düzeylerinden haberdar olmak ve bu doğrultuda sağlık hizmetlerini geliştirmeye odaklanmalıdırlar. Aynı zamanda sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışanların iş tatmini ve memnuniyeti seviyesini artırarak motivasyonlarını yükseltmelidirler. Bu hususlar göz önüne alındığında motivasyonu ve öznel iyi oluşu etkili biçimde kullanacak olan sağlık ve hastane yöneticileri büyük önem taşımaktadırlar. Bu sebeple ilk bölümde, yönetim, sağlık yönetimi, sağlık hizmetleri, hastane ve sağlık kuruluşları hakkında bilgiye yer verilmiştir. İkinci bölümde ise motivasyon, yönetim kuramlarında motivasyon, motivasyonu arttırma yöntemleri ve motivasyonda özendirici araçlar, müşteri memnuniyeti ve hizmet kalitesi, sağlık kuruluşlarında müşteri memnuniyeti kavramlarına değinilerek bu alanda yapılan literatür kaynaklarına yer verilmiştir. Bu çalışmanın temel amacı sağlık çalışanlarının, öznel iyi oluş düzeylerinin çalışma motivasyonuna etkisinin incelenmesidir. Bu amaçla üçüncü bölümde, sağlık çalışanlarının günlük hayatta ve iş ortamında kendilerini ne kadar iyi hissettiklerine dair araştırmalardan ilham alınarak, öznel iyi oluş ve öznel iyi oluşu artırıcı faktörler üzerinde durulmuştur. Son bölümde araştırmamızın doğrultusunda yapılan araştırma ile ilgili bilgilere yer verilmiştir.
İşe yabancılaşma, iş yerinde mutluluk ve işin anlamlılığı arasındaki ilişkilerin incelenmesi: Sağlık çalışanları üzerinde bir araştırma
Bu araştırmanın temel amacı işe yabancılaşma, iş yerinde mutluluk ve işin anlamlılığı arasındaki ilişkiyi tespit etmektir. Çalışmanın evrenini Antalya'da bir ilçe devlet hastanesinde görev yapan 302 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Anket formunda; katılımcılara yönelik kişisel ve mesleki sorular, işe yabancılaşma, iş yerinde mutluluk ve işin anlamlılığı ölçekleri kullanılmıştır. Korelasyon analizi sonucunda; işe yabancılaşma ile iş yerinde mutluluk, işin anlamlılığı ve alt boyutları arasında negatif yönlü; iş yerinde mutluluk ile işin anlamlılığı ve alt boyutları arasında pozitif yönlü ve orta düzeyde bir ilişki tespit edilmiştir. Regresyon analizi sonucunda katılımcıların iş yerinde mutluluk ve işin anlamlılığı düzeyinin artması işe yabancılaşmayı istatistiksel olarak azaltırken; katılımcıların iş yerinde mutluluk düzeyinin artması işin anlamlılığını istatistiksel olarak arttırmaktadır. Aracı etki analizi sonucuna göre işin anlamlılığının işe yabancılaşma üzerindeki etkisinde iş yerinde mutluluk kısmi aracı rolü üstlenmiş ve sonuç olarak katılımcıların işini anlamlı bulmaları iş yerinde mutluluğu arttırmakta, artan iş yerinde mutluluk ile bireyler daha az işe yabancılaşma yaşamaktadırlar. Düzenleyici etki analizi sonucuna göre işin anlamlılığının işe yabancılaşma üzerindeki etkisinde iş yerinde mutluluğun düzenleyici rolü istatistiksel olarak anlamlı çıkmış ve sonuç olarak iş yerinde mutluluk arttıkça işin anlamlılığının işe yabancılaşma üzerindeki etkisi azalmaktadır. Sağlık çalışanlarında işe yabancılaşma, iş yerinde mutluluk ve işin anlamlılığı konularında sağlık bakanlığına, hastane yönetimine ve araştırmacılara önemli sorumluluklar düşmektedir.
Yoğun bakım sağlık çalışanlarının benlik saygısı, tükenmişlik ve duygusal emek düzeyi arasındaki ilişki
Hastalara etkili, verimli, ekonomik ve kaliteli sağlık hizmetlerin sunulabilmesi, sağlık çalışanlarının iş tatmini, öznel iyi oluş hali, iş yapmaya istekli oluşları ile etkili ve verimliliklerinin yüksek düzeyde olması ile gerçekleşebileceğinden sağlık çalışanlarının çalışan benlik saygısı, tükenmişlik ve duygusal emek düzeylerinin belirlenmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Sağlık çalışanlarında verimliliğin ve etkililiğin artırılması için çalışan benlik saygısı, tükenmişlik ve duygusal emek düzeylerinin en düşük seviyede olması gerekmektedir. Yoğun bakım servisinde çalışan personelin hastalara verilen sağlık hizmetleri üzerinde önemli etkisi olmaktadır. Bu nedenle bu çalışmada İstanbul'da bulunan hastanelerin yoğun bakım servislerinde görev yapan sağlık çalışanlarının çalışan benlik saygısı, tükenmişlik ve duygusal emek düzeylerinin belirlenmesini, bu değişkenler arasındaki ilişkinin ortaya konulmasını hedeflemektedir. İstanbul ilinde yapılan bu araştırma tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. "Benlik Saygısı Ölçeği'', "Tükenmişlik Ölçeği'' ve "Duygusal Emek Ölçeği" kullanılarak oluşturulan 200 kişiye uygulanan anket 'in sonucunda araştırmaya ait veriler elde edilmiştir. Bu araştırmanın evrenini İstanbul'da bulunan Biruni Üniversitesi Sağlık Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi, Özel Medilife Beylikdüzü Hastanesi ve servisi çalışanları oluşturmaktadır. Veriler SPSS 19,0 paket programı ile analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda ankete katılan 200 kişinin %30' u erkek %70' i kadındır. Katılımcıların %62' si 18-24 yaş aralığındadır. Katılımcıların %71' i bekâr %29' u evlidir. Katılımcıların %22'si lisans, %14'ü yüksekokul mezunudur. Katılımcıların büyük çoğunluğu (%47) aylık ortalama 2500 TL kazanmaktadır. Yine katılımcıların büyük çoğunluğu (%48) sağlık sektöründe 1-5 yıl arası kıdeme sahiptir. Yoğun bakım sağlık çalışanlarının yüksek benlik saygısı ortalama ölçek puanı 3,40' dır. Ankete katılım sağlayanların tükenmişlik düzeyleri ortalama ölçek puanı 2,56 dır. Sağlık çalışılanları mesleklerini icra ederken düşük düzeyde bir tükenmişlik hissi yaşadıkları söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Hastane, Hasta, Benlik Saygısı, Duygusal Emek, Tükenmişlik
Sağlık çalışanlarının algılarına göre sağlık kuruluşlarında görev yapan yönetici kadınların liderlik tarzları
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de meydana gelen sosyal ve ekonomik değişimler, kadının toplum içindeki statüsünü değiştirmeye başlamış ve iş gücüne katılımında artışa neden olmuştur. Köylerde tarım ve kentleşmenin olduğu bölgelerde ise hizmet sektöründe çalışan kadınların sağlık sektöründeki payı ise oldukça yüksektir. Ancak, kadınlar çoğunlukla el emeği veya hizmet sağlayıcı olarak kullanılmakta, üst yönetim ve denetim kurulları stratejik konumlara bakıldığında, erkek katılımının her zaman daha yüksek olduğu görülmektedir. Aynı durum toplumumuzdaki diğer kuruluşlar içinde de gözlenmektedir. Genel olarak, çalışma ortamının tüm organizasyonlarda olduğu gibi sağlık organizasyonlarında da hedeflenen sonuçlara ulaşılabilmesi işgücü çeşitliliği, sağlıklı ve gelişen bir profesyonel ortam geliştirilip sürekli hale getirilmesi, kadın çalışanların yönetim kademelerinde eşit düzeyde temsili ve liderlik özeliklerinin geliştirilebilmesiyle mümkün olacaktır. Bu çalışmada, sağlık çalışanlarının kadın liderlerinin ve yöneticilerinin algılanan liderlik özellikleri belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma, iki yüz otuz iki hastane çalışanın katılımıyla, Biruni Üniversitesi Araştırma, Özel Medicine ve Medicana hastaneleri çalışanlarının, kadın yöneticilerinin Otokratik, Demokratik, Serbest bırakıcı, Dönüşümcü, Etkileşimci liderlik tarzı davranışlarının hangileriyle ilişkilendirildiklerine dair algılarını belirlemek için tasarlanmıştır. Bu çalışmada çok faktörlü liderlik teorisine dayalı olarak kadın yöneticilerin liderlik tarzını belirlemek ve hastane çalışanlarının demografik özelliklerine göre liderlik tarzlarındaki algı farklılıklarının tespit edilmesi hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kadın, Liderlik, Sağlık Sektöründe Kadın Yöneticiler.
Tıbbi görüntüleme teknikerlerinin mesleki risklere karşı tutumu
Bu çalışma İstanbul ili Bağcılar ilçesinde özel hastanelerde çalışan tıbbi görüntüleme teknikerlerinin mesleki risk algılama durumları ve bunu etkileyen etmenleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Kesitsel nitelikteki bu çalışma özel hastanelerde 5 Ekim 2019 – 5 Ocak 2020 tarihlerinde yürütülmüştür. Toplam 88 teknikere ulaşılmıştır. Sosyo demografik özellikler, çalışma yaşamı ve mesleki risk algısı ve koruyucu önlemlerden oluşan anket formu ile veriler toplanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için SPSS (Statistical Pack age for Social Sciences) for Windows 22 programı kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotlar (ortalama, standart sapma, sayı ve yüzde) kullanıldı. Gruplar arasındaki farklılığın test edilmesinde, karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testinden yararlanıldı. İki değişken arasındaki ilişki düzeyine Spearman korelasyon testi ile bakıldı. Sonuçlar; %95 güven aralığında anlamlılık ise p<0,05 altında değerlendirildi. Teknikerlerin demografik veri dağılımı incelendiğinde, teknikerlerin ortalama yaşı 25,95±5,67 olduğu ve yaş aralığının 20 ile 47 arasında değiştiği saptanırken; teknikerlerin cinsiyet dağılımının %55,3'ünün (n=47) erkek , %44,7'sinin(n=38) kadın olduğu saptandı. Mevcut bulgulardan teknikerlerin 68'i (%80) mesleki riskler hakkında yeterli bilgi sahibi olduğu, 16'sı (%18,8) bilgi sahibi olduğu ve 1'i(%1,2) ise az bilgi sahibi olduğu saptandı. Teknikerlerin MRBD toplam puan ortalamasının 21,16±2,72 olduğu mevcut verilerden saptanırken, teknikerlerin en yüksek puanı(2,79±0,44) "Tıbbi görüntüleme tekniklerinin mesleki riskleri hakkında bilgi sahibi olma" ifadesinden aldığı; en düşük puanı (1,58±0,82) ise "Bir hastaya verilen dozun teknikeri ne kadar etkilediği hakkında bilgi sahibi olma" ifadesinden aldığı mevcut verilerden saptandı. Farklılığın test edilmesinde, karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testinden yararlanıldı. İki değişken arasındaki ilişki düzeyine Spearman korelasyon testi ile bakıldı. Sonuçlar; %95 güven aralığında anlamlılık ise p<0,05 altında değerlendirildi.
Güvenli cerrahi kontrol listesi kullanımında sağlık profesyonellerinin görüşlerinin belirlenmesi
"Güvenli Cerrahi Hayat Kurtarır'' projesi kapsamında oluşturulan "Güvenli Cerrahi Kontrol Listesi" (GCKL) ile cerrahide hasta güvenliğinin sağlanması hedeflenmiştir. Güvenli Cerrahi Kontrol Listesi 2009'da "Güvenli Cerrahi Kontrol ListesiTR" (GCKLTR) adı ile Türkiye'de kullanılmaya başlanmıştır. Bu araştırma, GCKLTR kullanımında sağlık profesyonellerinin görüşlerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Literatürde yapılan çalışmalara bakıldığında GCKLTR nicel olarak ele alınmış olup, konu ile ilişkili nitel bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Çalışmamızda; liste kullanımına yönelik, özellikle yaşanılan sıkıntılar ve engellerin neler olduğunun saptanması, buna yönelik çözümlerin tespit edilmesi ve geliştirilmesi hedeflenmiş olup, listeyi aktif olarak kullanan sağlık profesyonellerinin, liste kullanımı ile ilgili düşüncelerini daha derinden ve net olarak anlaşılabilmesi için bu yöntem tercih edilmiştir. Uygun örneklem seçimi ise İstanbul ilindeki, bir zincir hastane grubunun Bağcılar, Beylikdüzü İlçeleri ile Çapa semtine konuşlanmış olan hastanelerinde görev yapan 41 sağlık profesyoneli ile gerçekleştirilmiştir. Her katılımcı ile bire bir ve yüz yüze olmak üzere görüşme yapılmış ve görüşmeler ses kayıt cihazına alınarak kayıt edilmiştir. Yapılan görüşmeler daha sonra nitel araştırma yöntemlerinden biri olan yorumlayıcı fenomonolojik analiz yöntemiyle incelenmiştir. Örneklemler belirli ölçütleri sağlayan, özel grup hastane bünyesinde görev yapan sağlık profesyonellerinden gönüllülük esasına dayalı olarak seçilmiştir. Analiz sonuçlarına göre bireylerde "eğitim, risk alma, ötekiler, empati, sirkülasyon, baskı" olmak üzere 6 üst tema çıkmıştır. Her üst temanın çeşitli sayılarda alt temaları bulunmaktadır. Çalışmaya katılan kişilerin 28' i erkek, 13'ü kadın olup, kişilerin yaptıkları yorumlar neticesinde, cinsiyet faktörünün liste kullanımı üzerine etkisi olmadığı anlaşılmıştır. 10 yıl ve üstü çalışan 31 kişi olup, 0-4 yıl 9 kişi, 5-9 yıl arası 1 kişi çalışmaya katılmış olup, 41-50 yaş arası 12 kişi, 18-30 yaş arası 11 kişi olup, 51-60 yaş arası 9 kişi, 61 yaş üstü 5 kişi, 31-40 yaş arası 4 kişi, liste kullanımına yönelik verdikleri cevaplar ile meslek deneyimi arttıkça ve yaş ilerledikçe farkındalığın olumlu yönde arttığını, yaş küçüldükçe ve meslek deneyimi azaldıkça farkındalığın daha azaldığı anlaşılmıştır. Yaş ile meslek deneyiminin doğru orantılı olarak liste kullanımına etki ettiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Güvenli Cerrahi, Hasta Güvenliği, Güvenli Cerrahi Kontrol Listesi, Yorumlayıcı Fenomonolojik Analiz
Kamu sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan yöneticilerin iş doyumu ile tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi: İstanbul ili örneği
Hem kamu hem de özel sektörde çeşitli statülerde görev yapan kişilerin iş doyumu ve tükenmişlik düzeylerini ölçmek, mevcut durumda iyileştirme yapmak, iş doyumunu yükseltmek ve tükenmişliğin önüne geçmek için önem arz etmektedir. Literatürde bu iki kavramı ele alan çok sayıda çalışma bulunmakta olup, sağlık sektöründe yöneticilik yapan bireylerde iş doyumu ve tükenmişliğin ayrı ayrı ele alındığı, çeşitli il ve ilçelerde daha küçük evren ve örneklem üzerinden çalışmalar yapıldığı görülmüştür. Bu araştırma ile İstanbul ilinde kamuda görev yapan sağlık yöneticilerinin iş doyumları ve tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişki ve bu iki faktör üzerindeki sosyo-demografik özelliklerin etkisi incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini İstanbul'da bulunan kamu sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan 307 yönetici oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Minnesota İş Doyum Ölçeği ve Maslach Tükenmişlik Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Yöneticilerin içsel doyum, dışsal doyum ve genel iş doyum düzeyleri arttıkça duygusal tükenme ve duyarsızlaşma düzeylerinde azalma ve kişisel başarı düzeylerinde artış olduğu bulgusu elde edildi. Sosyo-demografik özelliklerin etkisi açısından bakıldığında yöneticilerin iş doyum düzeylerinin; yaşa, mesleğe, yönetici unvanına, toplam hizmet süresine ve gelir düzeyine göre farklılık gösterdiği, tükenmişlik düzeylerinin; medeni duruma, eğitim durumuna, yöneticilik alanında lisansüstü eğitim alma durumuna, mesleğe, yönetici unvanına, görev yapılan kurum türüne, toplam hizmet süresine, yönetici olarak görev yapma süresine ve gelir düzeyine göre farklılık gösterdiği bulunmuştur.
Sağlık çalışanlarında işe angaje olmanın iş performansına etkisi: Darülaceze Başkanlığı örneği
Bu araştırmada Darülaceze Başkanlığı'nda hizmet veren sağlık çalışanlarının işe angaje olma durumlarının iş performansına etkisi değerlendirilmiştir. Bu araştırmanın amacı, örgütlerin insan kaynakları yönetimi konusunda ve yöneticilerin çalışan performansını arttırmaya yönelik çalışmalarında yardımcı olabilmek ve bu konuda çalışma yapacaklar için bir öngörü sağlayabilmektir. Araştırmada basit tesadüfi örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Demografik form, işe angaje olma ölçeği ve iş performans ölçeğinden oluşan anket 142 kişiye uygulanarak araştırma verileri elde edilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 16.0 programı kullanılmıştır. Araştırma verileri analiz edilirken parametrelerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov-Smirnov testi ile değerlendirilmiştir. Tanımlayıcı istatistiksel metodların (Sayı ve Yüzde) yanı sıra değerlendirmelerde, niceliksel verilerde normal dağılım gösteren parametrelerin karşılaştırmalarında Varyans Analizi ve iki grup arası karşılaştırmalarında Student t-test kullanılmıştır. Niceliksel veriler arasındaki ilişkinin incelenmesi için Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. İlişkisi olan değişkenlerin etki oranlarını görebilmek için Basit Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Sonuçlar %95'lik güven aralığında, anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, Darülaceze Başkanlığında çalışan sağlık çalışanlarının işe angaje olma durumu ve alt boyutları ile görev performansı, bağlamsal performans ve iş performansı arasında pozitif yönde orta şiddette bir ilişki olduğu görülmüştür. Ayrıca bazı demografik özelliklerin işe angaje olma alt boyutlarını etkilediği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: İş Performansı, İşe Angaje Olma, Performans, Sağlık Çalışanı, Dinçlik, Adanmışlık, İlgi
Sağlık çalışanlarının algılarına göre sağlık yöneticilerinin kriz yönetim becerileri ve liderlik stilleri arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı, kriz yönetim becerisi ve liderlik türleri gibi kavramları doğrultusunda, sağlık çalışanlarının algılarına göre sağlık yöneticilerinin kriz yönetim becerileri düzeylerini saptamak ve kriz yönetim becerileri ile liderlik stilleri arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Çalışmada kullanılan ölçekten elde edilen verilerin analizi IBM SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) 25.0 sürümü kullanılarak yapılmıştır. Birinci aşamada, demografik bilgilerin bulunmuş olduğu genel bilgilere ilişkin yüzde ve sıklık dağılımları sunulmaktadır. İkinci aşamada, çalışmada kullanılan ölçeklere yönelik yüzde dağılımları ve ortalama cevap ile standart sapma gibi tanımsal istatistik bilgilerine yer verilmiştir. Boyutlar için Kolmogorov-Simirnov ve Shapiro-Wilk normallik sınamaları yapılmıştır. Boyutların dağılımları normal dağılıma uymadığı için grup farklılıkları sınamasında her bir ikili grup için Mann-Whitney-U testi ve üçlü ve fazla grup için de Kruskal Wallis testleri yapılmıştır. Gruplar arasındaki farkların kaynağını tespit edebilmek için ortalama sıra (Ortalama Sıra) değerleri incelenmiştir. Ölçeğin dağılımında normal dağılıma uygunluk sağlanamadığından ilişki analizlerinin sınanmasında Kendall's Tau_b korelasyon analizinden faydalanılmıştır. Diğer aşamada ilişkilerin model yardımıyla belirlenmesi amaçlı regresyon analizi uygulanmıştır. Regresyon modelinde en küçük kareler varsayımlarının sağlanması için Newey-West algoritması altında çözümler gerçekleştirilmiştir. Yapılan regresyon analizinde, liderlik tarzı, kriz yönetim becerisi üzerinde pozitif yönde (olumlu yönde) anlamlı ilişkili çıkmıştır (p<0.05). Liderlik tarzı kriz yönetimi davranışını R2 =%33.1 açıklama gücüne sahiptir. Liderlik Tarzı algısı 1 br. arttığında kriz yönetim becerisi 0.275 br. artış gösterecektir. Böylece, ana hipotez H01 sağlanmıştır. Liderliğin alt boyutlarına göre incelendiğinde ise Kriz yönetim becerisini en çok etkileşimci liderler arttırmaktadır.
Geleneksel toplumda sağlık hizmetlerinden yararlanmanın etnosentrik eğilimin hekim seçimine etkisi
Bu çalışmanın amacı, etnosentrik duyguları yüksek kültüre sahip kişiliklerin, hekim-hasta yöneliminde nasıl bir davranış sergilediklerini, aralarında nasıl ve ne yönlü bir ilişki olduğunu ortaya koymak ve demografik bilgiler açısından etnosentrik eğilimin ve hasta-hekim yönelim algısının anlamlı farklılık gösterip göstermediği bulmaktır. Çalışmada kullanılan ölçekten elde edilen verilerin analizi IBM SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) 25.0 sürümü kullanılmıştır. Birinci aşamada, demografik bilgilerin bulunmuş olduğu genel bilgilere ilişkin yüzde ve sıklık dağılımları sunulmaktadır. İkinci aşamada, çalışmada kullanılan ölçeklere yönelik yüzde dağılımları ve ortalama cevap ile standart sapma gibi tanımsal istatistik bilgilerine yer verilmiştir. Boyutlar için Kolmogorov-Simirnov ve Shapiro-Wilk normallik sınamaları yapılmıştır. Boyutların dağılımları normal dağılıma uymadığı için grup farklılıkları sınamasında her bir ikili grup için Mann-Whitney-U testi ve üçlü ve fazla grup için de Kruskal Wallis testleri yapılmıştır. Gruplar arasındaki farkların kaynağını tespit edebilmek için ortalama sıra değerleri incelenmiştir. Ölçeğin dağılımında normal dağılıma uygunluk sağlanamadığından ilişki analizlerinin sınanmasında Kendall's Tau_b korelasyon analizinden faydalanılmıştır. Diğer aşamada ilişkilerin model yardımıyla belirlenmesi amaçlı regresyon analizi uygulanmıştır. Regresyon modelinde en küçük kareler varsayımlarının sağlanması için Newey-West algoritması altında çözümler gerçekleştirilmiştir. Tüketici etnosentrizm skoru; hasta-hekim yönelim genel skorunu %19,3 (r=0,193, p=0,000) oranında pozitif yönde (artırıcı) etkilemektedir. Hasta-Hekim Yönelimi üzerinde pozitif yönde (olumlu yönde) anlamlı ilişkili çıkmıştır (p<0.05). Tüketici Etnosentrizmi Hasta-Hekim Yönelimi davranışını R2 =%29,8 açıklama gücüne sahiptir. Tüketici Etnosentrizmi algısı 1 br. arttığında Hasta-Hekim Yönelimi davranışı algısı 0.275 br. artış gösterecektir. Böylece ana hipotez H01 kabul edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Etnosentrizm, Hasta-Hekim Yönelimi, Tüketici Etnosentrizmi, Sağlıkta Dönüşüm Programı.
Hemşirelerin kişilik özellikleri ile işbirliği niyetinin Planlı Davranış Teorisi kapsamında incelenmesi: Sağlık kurumları örneği
Çalışmanın amacı, planlanmış davranış teorisi kapsamında; hemşirelerin sahip oldukları kişilik özelliklerinin, işbirliği niyetlerinden elde edilen verilere göre aralarında anlamlı bir ilişki bulunup bulunmadığının incelenmesidir. Çalışmanın evrenini, bir kamu hastanesinde çalışan hemşirelerdir. (N=600) Çalışmada evrenden örneklem belirleme işlemi yapılmamış, hastanede görev yapan tüm hemşirelere anket uygulanması planlanmış ve uygulanmıştır (n=549). Veri toplama aracı olarak beş faktör kişilik özellikleri ölçeği, hemşire-hemşire işbirliği ölçeği ve genel işbirliği ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 21.0 (Statistical Package for the Social Sciences) istatistik paket programı kullanılmıştır. Araştırmanın ana ve alt hipotezlerinin testi yapılmadan önce kullanılan ölçeklerin güvenilirlikleri Cronbach's Alpha Analizi ile test edilmiştir. Anketten elde edilen verilerle istatistiki analiz yapılmadan önce normal dağılım testi yapılmıştır. Hemşirelere uygulanan anket sorularının planlı davranış teorisi ve alt boyutlarını ne kadar açıklayabildiğini ve tüm anket sorularının planlı davranış teorisi alt boyutlarına nasıl dağıldığını tespit etmek amacıyla faktör analizi uygulanmıştır. Yapılan analiz sonucunda tüm anket sorularının ölçmek istediğimiz planlı davranış teorisini %61 açıkladığı ve Kaiser-Meyer-Olkin Örnekleme Yeterliliğinin Ölçümü sonucunun yüksek olduğu (KMO=0,935) tespit edilmiştir. Yaptığımız çalışmada; planlı davranış teorisinin alt değişkenlerinden algılanan davranışsal kontrol/öz etkililik/normatif inanç boyutlarının hemşirelerin çalıştığı bölüm bakımından, algılanan davranışsal kontrol/öznel norm boyutlarının hemşirelerin hastanede çalışma süresi bakımından ve normatif inanç/öz etkililik boyutlarının sağlık sektöründe çalışma süresi bakımından aralarında anlamlı bir fark bulunmuştur. Sonuç olarak işbirliği niyeti ile nevrotiklik/açıklık/özdisiplin kişilik tipleri arasında anlamlı fark bulunmuştur. Bu kişilik tiplerine sahip olan hemşirelerin işbiliğine olan yatkınlıkları daha yüksektir. Çalışma sonucunda planlı davranış teorisi kapsamında, hemşirelerin kişilik özellikleri ve işbirliği niyetlerini geliştirmeye yönelik öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Hemşire, Kişilik Özellikleri, İşbirliği, Planlı Davranış Teorisi
Sağlık kurumlarında örgütsel körlüğün tespiti ve oluşumunun önlenmesi
Bu araştırmada, sağlık sektörü çalışanlarının demografik ve genel özelliklerinin örgütsel körlük açısından değerlendirilmesi ve aradaki ilişkinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Araştırma verileri değerlendirilirken öncelikle ankette bulunan demografik ve genel bilgiler soruları için daha sonra örgütsel körlük ölçeğinde bulunan sorular için sıklık (frekans) ve yüzde dağılım bilgileri verilmiştir. Ankete açıklayıcı faktör analizi (AFA) uygulanmıştır. SPSS programı içinde yer alan Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilk normal dağılım testi AFA 'dan elde edilen boyutlara yapılmıştır. Bu testler sonucunda, ölçeklerden elde edilen maddelerin oluşturduğu boyutlar normal dağılımlı olmadığı için, analizlerde normal dağılım gerektirmeyen non-parametrik yöntemler kullanılmıştır. Grup farklılığı analizlerinde, iki grup için t testi yerine non-parametrik karşılığı olan ve ikili grup için uygunluk gösteren Mann-Whitney-U testi kullanılmıştır. İkiden fazla grup için Kruskal-Wallis testi uygulanmıştır. Anlamlı farklılıkların kaynağının belirlenmesinde ortalama sıra (mean rank) değerlerine bakılmıştır. İlişkilerin belirlenmesi için normal dağılım sağlanmadığı için Pearson ilişki analizi yerine Kendall's tau-b ilişki analizi kullanılmıştır. Ayrıca, ilişkilerin belirlenmesi amaçlı regresyon modeli analiz edilmiştir. Regresyon modelinde en küçük kareler varsayımlarının sağlanması için Newey-West algoritması altında çözümler gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın sonucunda, katılımcıların cinsiyetlerine ve yaşlarına göre anlamlı bir farklılık elde edilmemiştir. Eğitim düzeyi, meslekte toplam çalışma süresi ve halen çalışmakta olduğu kurumdaki toplam çalışma süresi ile anlamlı bir farklılık elde edilmiştir. Eğitim düzeyi, meslekteki ve kurumdaki süre arttıkça körlük seviyesinin azaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bireylerde sağlık farkındalığının COVİD-19'dan kaçınma ve korunma davranışlarına etkisi
Bu araştırmada bireylerin sağlık farkındalığı düzeyleri ile COVID-19'dan kaçınma ve korunma davranışları arasındaki ilişkinin incelenmiştir. Araştırmaya İstanbul İlinde ikamet eden 18-65 yaş arası 384 birey dahil edilmiştir. Araştırmada verilerin elde edilmesi için anket yönteminden yararlanılmıştır. Katılımcılara anketler Online olarak iletilmiştir. Katılımcılara gönüllü onam formu imzalattırılmıştır. Araştırmadaki veriler "Kişisel Bilgi Formu", "Sağlıklı Yaşam Farkındalığı Ölçeği (SYFÖ)" ve "Covid-19 Salgınına Yönelik Algı ve Tutumları Değerlendirme Ölçeği" kullanılarak elde edilmiştir. İstatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) 25.0 ve AMOS 23.0 sürümü kullanılmıştır. Araştırmada katılımcıların %64,8'i kadın, %59,9'unun bekar, %45,1'inin 18-25 yaş arasında, %49,5'inin lisans mezunu, %62'sinin geliri giderine denk olduğu ve %53,6'sının çalıştığı bulunmuştur. Cronbach alpha katsayıları Sağlık farkındalığı ölçeğinde 0.923 ve Covid-19 salgınına yönelik algı-tutum ve kaçınma ölçeğinde ise 0.915 düzeyinde bulunmuştur. Covid-19 salgınına yönelik algı ve tutumları genel boyutu sosyalleşme alt boyutunu %11.0 oranında negatif yönde (azaltıcı) etkilemektedir. Covid-19 salgınına yönelik algı ve tutumları genel boyutu sorumluluk alt boyutunu %10.9, beslenme boyutunu %9.1 ve sağlık farkındalığı genel boyutu %12,0 oranında pozitif yönde (artırıcı) etkilemektedir. Değişim, hastalık algısı ve kaçınma davranışları alt boyutları ile sağlıklı yaşam farkındalığı genel boyutunun cinsiyete göre farklılık tespit edilmiştir (p≤0.05). Sosyalleşme, kontrol algısı ve kaçınma davranışları alt boyutları medeni duruma göre farklılık gösterdiği bulunmuştur (p≤0.05). Sosyalleşme, nedenler algısı, kontrol algısı ve kaçınma davranışları alt boyutları eğitim durumuna göre farklılık gösterdiği bulunmuştur (p≤0.05). Sorumluluk, değişim ve kaçınma davranışları alt boyutlarının gelir durumuna göre farklılık gösterdiği bulunmuştur (p≤0.05). YEM tahmin sonuçlarına göre sağlık farkındalığı COVİD-19'a yönelik algı-tutum-kaçınma üzerinde pozitif yönde anlamlı etkilidir. Anahtar Kelimeler: COVİD-19, Sağlık farkındalığı, Davranış, Korunma, Kaçınma
Sağlık profesyonellerinin cinsel saldırı suçu mağduru kadınlara yönelik tutumlarının incelenmesi
Kadına yönelik şiddet ve cinsel saldırı toplumun gelişmesinin önüne geçen önemli problemlerden birisidir. Kadın mağduru olduğu cinsel saldırı sonucu fiziksel zararın yanı sıra psikolojik zarar da görmektedir. Yaşadığı psikolojik zararın en önemli nedeni ise toplum tarafından yapılan olumsuz nitelendirmelerdir. Cinsel saldırı mağduru kadınların bu süreçte temasta olduğu toplumsal birimlerden bir de sağlık profesyonelleridir. Bu araştırmanın amacı sağlık profesyonellerinin cinsel saldırı suçu mağduru kadınlara yönelik tutumlarının incelenmesidir. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma, 2021 yılında İstanbul ilinde bulunan hastanelerde görev yapan rastgele seçilen 450 sağlık profesyonelinden elde edilen veriler ile yürütülmüştür. Araştırmada veri toplamak amacıyla 'Illinois Tecavüz Mitlerini Kabul Ölçeği' ile 'Kadına İlişkin Namus Anlayışı Tutum Ölçeği 'kullanılmıştır. Toplanan veriler belirlenmiş bazı faktörlere göre (cinsiyet, yaş, medeni durum, meslek, deneyim süresi, cinsel saldırı vakası ile karşılaşma durumu, cinsel suç/istismar ile ilgili eğitim alma durumu gibi değişkenler) değerlendirilmiştir. Gruplar arasında anlamlı bir fark olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla "t" testi ve "tek yönlü varyans analizi" (Anova) kullanılarak yorumlanmıştır. Yapılan çalışma sonucunda sağlık profesyonellerinin cinsel saldırı suçu mağduru kadınlara yönelik tutumlarının pozitif yönlü olduğu görülmüştür. Sağlık profesyonellerinin cinsel saldırı suçu mağduru kadınlara yönelik tutumlarının cinsiyet, yaş, meslek, daha önce cinsel saldırı vakası ile karşılaşma durumu, cinsel suç/istismar ile ilgili eğitim alma durumu faktörlerinden etkilendiği belirlenmiştir. İleri yaşlardaki sağlık profesyonellerinin, doktor olan katılımcıların, daha önce cinsel saldırı vakası ile karşılaşmış olan katılımcıların ve cinsel suç/istismar eğitimi almış olan katılımcıların cinsel saldırı suçu mağduru kadınlara yönelik tutumlarının daha pozitif yönlü olduğu tespit edilmiştir.
Sağlık bilimleri öğrencilerinde çevrim içi öğrenme tutumunun kariyer geleceğine etkisinde dijital okur-yazarlığın aracı rolü
Dijital yeterlilikler sadece dijitalleşme ile yaşanan değişimi yapılandırılmış eğitim düzeylerinde yakalamak için değil, yaşam boyu öğrenmeyi de desteklemek için hem öğrenen hem de öğreten açısından gerekli bir beceri seti, önemli bir okur yazarlık düzeyidir. Çevrimiçi tutumu yüksek bireylerde dijital becerilerin de geliştiği düşünülmektedir. Yaşadığımız dijital çağ içinde öğrencilerin kariyer geleceği, bu becerilerin yüksek düzeyde olması ile olumlu yönde etkilenecektir. Günümüzde 21. yy. becerileri, yeni meslek gruplarını gündeme getirmiş, kariyer yolunda farklı seçenekler gündeme gelmiştir. Buradan hareketle, çalışmanın amacı, İstanbul'da sağlık eğitimi alan öğrencilerin çevrimiçi öğrenme tutumunun kariyer geleceğine etkisinde dijital okur-yazarlığın aracı rolünü yapısal eşitlik modeli (YEM) yardımıyla ortaya koymaktır. Çalışmanın örneklemini farklı sağlık bölümlerinde okuyan 810 öğrenci oluşturmaktadır. YEM analizi sonucunda, çevrim içi öğrenme tutumu boyutu kariyer geleceği boyutu üzerinde pozitif yönde anlamlı etkilidir (β =0.481, p <0.01). Çevrim içi öğrenme tutumu boyutu boyutu dijital okuryazarlık üzerinde pozitif yönde anlamlı etkilidir (β =0.410, p <0.01). Dijital okuryazarlık boyutu kariyer geleceği üzerinde pozitif yönde anlamlı etkilidir (β =0.433, p <0.01). Dijital okuryazarlığın çevrimiçi tutumunun kariyer geleceğine etkisinde aracılık rolü olduğu boostrap metodolojisi belirlenmiştir. Böylece H1, H2, H3 ve H4 hipotezleri sağlanmıştır. Ayrıca, demografik özelliklere yönelik grup farklılığı sınamalarında, cinsiyet, yaş, eğitim durumu, sosyal medya hesabı sayısı, sosyal kullanım süresi ve sıklığı, aylık internet kullanımı açısından bazı boyutlar için anlamlı farklılıklar elde edilmiştir. Alt hipotez olan H5 kısmen sağlanmıştır. Anahtar kelimeler: Çevrimiçi Tutum, Dijital Okuryazarlık, Kariyer Geleceği, Yapısal Eşitlik Modeli
Sağlık sektöründe lider-üye etkileşimi ve iş performansı arasındaki ilişkide Pelz etkisinin düzenleyici rolü
Çalışan performansı, kişinin başarma arzusu, sahip olduğu yetkinlik ve beceriler gibi bireysel faktörlerle birlikte, liderin performansı arttırmaya dönük çabası ve motivasyon sağlamasından etkilenmektedir. Yöneticileri ile yüksek kalitede ilişki kuran çalışanların, düşük nitelikli ilişki kuran çalışanlara göre; örgüt içinde daha fazla iş ve sorumluluk aldıkları, örgütsel çıktılara daha fazla katkı sağladıkları ve daha yüksek performans gösterdikleri bir çok çalışmada ortaya konulmuştur. Liderin kullandığı güç kaynakları sonucunda, çalışanın algıladığı gücün performans üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu belirtilmektedir. Buradan hareketle çalışmanın amacı, İstanbul'da hizmet veren özel ve devlet hastane çalışanları için lider-üye etkileşimi ve performans ilişkisinde pelz (güç) etkisinin düzenleyici rolünü yapısal eşitlik modeli (YEM) yardımıyla ortaya koymaktır. Çalışmanın örneklemini farklı görevlerdeki 545 sağlık personeli oluşturmaktadır. YEM analizi sonucunda, lider-üye etkileşimi boyutu performans üzerinde pozitif yönde anlamlı etkilidir (β =0.423, p <0.01). Lider-Üye etkileşimi boyutu Pelz etkisi üzerinde pozitif yönde anlamlı etkilidir (β =0.240, p <0.01). Pelz etkisi boyutu performans üzerinde pozitif yönde anlamlı etkilidir (β =0.322, p <0.01). Pelz etkisinin lider-üye etkileşiminin performansa etkisinde hem aracılık hem de moderatör rolü olduğu belirlenmiştir. Pelz etkisinin düzenleyici rol üstlendiği modelde aracı rolü olan modele göre, lider-üye etkileşimi ile performans ilişkisi daha yüksek bir orana sahiptir. Böylece H1, H2, H3 ve H4 hipotezleri sağlanmıştır. Ayrıca, demografik özelliklere yönelik grup farklılığı sınamalarında, cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim, gelir algısı, meslekte çalışılan süre, görev yapılan hastanede çalışılan süre açısından bazı boyutlar için anlamlı farklılıklar elde edilmiştir. Alt hipotez olan H5 kısmen sağlanmıştır.
Covid-19 dönemi kriz yönetiminin performansa etkisinde duygusal zekânın aracı rolü: Sağlık sektörü örneği
Dünya genelinde COVID-19 salgını, yaygın bir pandemi oluşturan ve yaşamı ciddi anlamda tehdit eden bir hal almış ve krize neden olmuştur. Pandemi gibi büyük çaplı krizler bireylere, topluma ve örgütlere önemli sorumluluklar getirmektedir. Kriz etkilerinin minimize edilmesi ve bu krizlerden yeni fırsatlar oluşturulması, işletmenin yeteneği ve krizin iyi bir şekilde yönetilmesi ile mümkün olacaktır. Bu süreçte, pandeminin olumsuz etkilerini en aza indirerek krizi doğru yönetmek adına, duygusal zekası yüksek yöneticiler ve acil çözüm üretebilme kabiliyetleri büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı, İstanbul Avrupa yakasında hizmet veren özel hastanelerdeki sağlık personeline yönelik olarak, Covid-19 dönemi kriz yönetiminin performansa etkisinde duygusal zekanın aracı rolünü yapısal eşitlik modeli yardımıyla belirlemektir. Çalışmanın örneklemini farklı görevlerdeki 692 sağlık personeli oluşturmaktadır. YEM tahmin sonuçlarına göre; kriz yönetimi boyutu performans üzerinde pozitif yönde anlamlı etkilidir (β =0.482, p <0.01). Kriz yönetimi boyutu duygusal zeka üzerinde pozitif yönde anlamlı etkilidir (β =0.231, p <0.01). Duygusal zeka boyutu performans üzerinde pozitif yönde anlamlı etkilidir (β =0.394, p <0.01). Duygusal zekanın kriz yönetiminin performansa etkisinde aracılık rolü olduğu belirlenmiştir. Böylece H1, H2, H3 ve H4 hipotezleri sağlanmıştır. Ayrıca, demografik özelliklere yönelik grup farklılığı sınamalarında, cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim, gelir algısı, meslekte çalışılan süre, görev yapılan hastanede çalışılan süre açısından bazı boyutlar için anlamlı farklılıklar elde edilmiştir. Alt hipotez olan H5 kısmen sağlanmıştır. Anahtar kelimeler: Kriz Yönetimi, Performans, Duygusal Zeka, Yapısal Eşitlik Modeli
Örgütsel çevikliğin kriz yönetim süreci ile örgütsel dayanıklılığa etkisi: Sağlık sektörü örneği
Günümüzde sıkça yaşanan krizler, süreklilik arz eden değişim süreçleri örgütlerin varlığını sürdürmesini gittikçe zorlaştırmaktadır. Bu noktadan hareketle çalışmada, sağlık örgütlerinde, örgütsel çevikliğin kriz yönetim süreci ve örgütsel dayanıklılığa etkisini yapısal eşitlik modeli yardımıyla ortaya koymak ve bu değişkenleri etkileyen demografik faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. Çalışma İstanbul'da hizmet veren kamu sağlık kurumlarında farklı görevlerde çalışan 1208 sağlık çalışanı örneklemi ile nicel araştırma yöntemlerinden biri olan ilişkisel tarama tasarımında gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma iki aşamadan oluşmakta olup, birinci aşamada sosyo-demografik özelliklerle ölçekler arasında farklılık, ikinci aşamada ise kurgulanmış olan araştırma modeli yapısal eşitlik modeli ile sınanmıştır. Analiz sonucunda, YEM tahmin sonuçlarına göre; örgütsel çevikliğin kriz yönetimi (β =0.592, p <0.01) ve örgütsel dayanıklılık (β =0.643, p <0.01) üzerinde pozitif yönde anlamlı etkisinin olduğu belirlenmiştir. Örgütsel çevikliğin ele alınan örneklem için katsayı değerlerine göre örgütsel dayanıklılığı daha fazla etkilemekte, ikinci sırada kriz yönetimine katkıda bulunmaktadır. Korelasyon analizi sonuçlarında: Örgütsel çeviklik ile kriz yönetimi %55 (r=0,550, p=0,000) oranında, örgütsel çeviklik ile örgütsel dayanıklılık %56,6 (r=566, p=0,000) oranında, kriz yönetimi ile örgütsel dayanıklılık %67,1 (r=0,671, p=0,000) oranında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte, sosyo-demografik özelliklere yönelik grup farklılığı analizlerinde, yaş, eğitim durumu, kurumdaki görevi, yöneticilik görevi olması, ekonomik durumu, görev yapılan kurum türü açısından bazı boyutlar için anlamlı farklılıklar elde edilirken, cinsiyet, medeni durum, mesleki deneyim ve kurumda çalışma süresi açısında anlamlı farklılık bulunmamıştır. Çalışmanın sonucunda hem alan yazınına katkı sağlayacağı öngörülen, hem de sağlık kurumlarında örgütsel çeviklik, örgütsel dayanıklılık ve kriz yönetim sürecini geliştirmeye yönelik öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Örgütsel Çeviklik, Örgütsel Dayanıklılık, Kriz Yönetimi, Sağlık Yönetimi, Sağlık Hizmetleri, Yapısal Eşitlik Modeli
Veri madenciliği ve doğal dil işleme teknikleri kullanılarak salgın hastalıklarda tutum, davranış ve bilgi kirliliğinin belirlenmesi
Günümüzde bilgi toplumunun unsurlarını hayatın her alanında görmek mümkündür. Bu durum veri üretimi istatistiklerine net bir şekilde yansımaktadır. 2012 rakamları ile dünyada günlük 2.5 Kentirilyon byte veri üretilmektedir. Bu çapta büyük veriyi işleme, transfer etme gibi işlerin tümüne Büyük veri (Big Data) adı verilmektedir. Alanında uzman olmayan kişilerin; herhangi bir deneyime dayalı olmayan, bir akıl ve mantık süzgecinden geçirilmemiş bazı şeyleri, doğru bir bilgi gibi insanların kullanımına sunması da "bilgi kirliliği" denilen kavramı günümüzde ortaya çıkarmıştır. Denetimsiz bir mecra olan internette, doğruluğu ispat edilmemiş ve güvenirliği sorgulanmayan, kaynağı belirsiz her şeyi aklına geldiği gibi yazarak bunu gerçek bir bilgi gibi paylaşması sonucunda; değerli ve yararlı bilgiye erişmek oldukça zor hâle gelmiştir. Bu bilgi kirliliğinin sağlık yönetimi üzerine olan negatif etkilerinin araştırılması, bu negatif etkilere karşı akılcı önlemler alınması sağlık yönetimini kolaylaştırabilir. En güncel örnek olarak covid 19 pandemisi süresince uzman olmayan kişiler tarafından bilinçsizce veya kasıtlı olarak sosyal medya mecralarında paylaşılan kaynaksız bilgiler salgın yönetimini zorlaştırmıştır. Anılan sebepler doğrultusunda bu alanda bilgi kirliliğini tespit edip azaltmaya yarayacak algoritmalar denemek ve bu doğrultuda analiz çalışmaları yapmak problemin çözümü açısından faydalı olabilir. Çalışmamızda veri madenciliği teknikleri kullanılarak sosyal medyada (Twitter) paylaşılan bilgilerin salgın ve sağlık yönetimi açısından etkileri araştırılmıştır. Bilgi kirliliğinin toplum sağlığına etkileri programlama dilleri vasıtasıyla internet tabanlı sosyal mecralardan toplanan verilerle analiz edilmeye çalışılmış ve etkileri sunulmuştur.
Dijital sağlık okuryazarlığı ile sağlıklı yaşam davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi: Kuşaklararası bir karşılaştırma
Bu çalışmada Dijital Sağlık Okuryazarlığı (DSO) Ölçeği'nin Türkçeye uyarlanması ile geçerlik ve güvenirliğinin analiz edilmesi amaçlanmış, DSO ile X, Y ve Z kuşağından katılımcıların sağlıklı yaşam tarzı davranışları arasındaki ilişki ortaya koyulmuştur. Kesitsel bir araştırma olan bu çalışmada web tabanlı kişisel beyana dayalı online anketler kartopu örnekleme yaklaşımı ile kolayda örnekleme yöntemi kullanılarak katılımcılara uygulanmıştır. Araştırma 18-64 yaş aralığındaki 1274 katılımcıyla gerçekleştirilmiştir. Veri toplama araçları Kişisel Bilgi Formu, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II ve Dijital Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği'nden oluşmuştur. DSO Ölçeğinin kültürel uyarlaması ve psikometrik analizi, Açımlayıcı Faktör Analizi, Doğrulayıcı Faktör Analizi, Cronbach Güvenirlik Analizi, İkili ve Çoklu Regresyon analizi araştırmada kullanılan istatistik analizlerdir. Çalışmada altı alt boyuttan oluşan DSO Ölçeği'nin Türkçe versiyonunun, geçerli ve güvenilir olduğu kanıtlanmış olup, tüm yaş gruplarında kullanıma uygun olduğu görülmüştür. Katılımcıların DSO Ölçeği ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışlarına ait toplam puan ortalamaları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki görülmüştür. DSO Ölçeği'nin alt boyutlarından en yüksek ortalama puanlarının DSO Güvenilirliğin Değerlendirilmesi, DSO Gizliliğin Korunması ve DSO Bilgi Arama alt boyutlarında olduğu tespit edilmiş, en düşük ortalama puanlarının ise DSO Yön Bulma Becerileri ve DSO İlgi Düzeyini Belirleme alt boyutlarında olduğu görülmüştür. DSO Güvenilirliğin Değerlendirilmesi, DSO İlgi Düzeyini Belirleme ve DSO İçerik Ekleme alt boyutları, katılımcıların sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını istatistiksel olarak en fazla yordayan değişkenlerdir. Bu çalışmanın en önemli özelliği ve yeniliği, DSO Ölçeğinin birçok ülkede yaygın olarak kullanılmak üzere farklı dillere adapte edilmesine rağmen, ilk kez bu tez çalışmasında Türkçeye uyarlanmasıdır. Çalışmanın sonuçlarına göre X, Y ve Z kuşağının DSO düzeyleri ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki vardır. Bu nedenle, kamuoyu ve tüm paydaşlar hükümetlerle birlikte, bireylerin etkili, güvenli ve sağlığı teşvik edici bir şekilde, çevrimiçi bilgileri anlama ve kullanma konusunda güçlendirilmesinde öncülük etmelidir.
Üniversite öğrencilerinde internet bağımlılığının serbest zaman yönetimi ile ilişkisi üzerine bir araştırma
Genç yaş grupları üzerinde zararlı etkileri bulunan ve giderek artan internet bağımlılığını önlemek ve azaltmak amacıyla birçok çalışma yapılmıştır. İnternet bağımlılığının sebepleri ve alınabilecek önlemler, en çok tartışılan konuların başında gelmektedir. Zamanı iyi yönetmek de internet bağımlılığının önüne geçilmesinde önemli rol oynar. Bu çalışmada internet bağımlılığının sosyo-demografik değişkenler ile ilişkisinin yanı sıra serbest zaman yönetimindeki başarı ile internet bağımlılığı arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmak amaçlamıştır. Araştırmanın örneklemini Dicle Üniversitesi'nin tüm bölümlerinden toplam 1241 öğrenci oluşturmaktadır. Bu kesitsel çalışmada orantılı kota örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Öğrencilere ilgili birimlerin yöneticileri vasıtası ile ulaşılmış, çevrimiçi olarak anketler uygulanmıştır. Üç bölümden oluşan çevrimiçi anketler kişisel bilgi formu, Young'ın İnternet Bağımlılığı testi-kısa formu (YIAT-SF) ve Serbest Zaman Yönetimi Ölçeğinden oluşmaktadır. Çalışmadan elde edilen verilere tanımlayıcı, ilişkisel ve nedensel istatistik analizler uygulanmıştır. Çalışmanın sonuçları internet bağımlılığı puanları ile öğrencilerin serbest zaman yönetimi becerileri arasında güçlü ve anlamlı bir negatif ilişki olduğunu ortaya koymuştur (β=-0,415, p<0,001). Bir diğer önemli bulgu ise İnternet bağımlılığı düzeyinin daha genç gruplara ait olanlar (F=3,324, p<0,05), ailelerinden uzakta yaşayanlar (F=4,105, p<0,01) ve düşük gelir gruplarından gelenler (F=5,177, p<0,01) arasında daha yüksek olduğudur. Ancak, internet bağımlılığı düzeyi kadın ve erkek öğrenci gruplarında farklı bulunmamıştır. Öğrencilerin serbest zaman yönetimi becerileri göz önüne alındığında, ileri yaş (F=11.553, p<0.001), yüksek gelir (F=3.547, p<0.05) ve sosyal bilimler alanında eğitim almış olmak (F=4.265, p<0.05) gibi değişkenler serbest zaman yönetiminin belirleyicileri olarak bulunmuştur. Ancak, cinsiyet, aile tipi ve ikamet yeri gibi sosyo-demografik özelliklerin serbest zaman yönetimi ortalama puanları üzerinde etkisi bulunmamıştır. Çalışmanın bulgularına göre, fiziksel ve sosyal aktivitelere ayırılan zaman arttıkça öğrencilerin İnternet bağımlılığı düzeyleri düşmektedir (F=3.276, p<0.05). Sonuç olarak bu çalışma göstermiştir ki, öğrencilerin fiziksel, sosyal, kültürel ve açık hava, etkinliklerine teşvik edilmesi veya grup ve hobi odaklı aktivitelere katılmaları gençlerin sosyal adaptasyonuna katkıda bulunabilir ve İnternet bağımlılığını azaltmaya yardımcı olabilir.
COVID-19 aşılarına ilişkin karar pişmanlığı ve etkileyen faktörler
Amaç: Bu çalışma, COVID-19 aşısı yaptıran bireylerde yaşanan karar pişmanlığı düzeylerini ve bu pişmanlığa etki eden demografik ve sağlıkla ilişkili değişkenleri incelemeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, nedensel karşılaştırma modeli çerçevesinde desenlenmiş; veriler, üç doz COVID-19 aşısı yaptırmış 748 bireyden toplanmıştır. Veri toplama sürecinde Kişisel Bilgi Formu ile Karar Pişmanlığı Ölçeği kullanılmış, analizler SPSS 25 programı aracılığıyla parametrik test yöntemleriyle gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Bulgular, yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim, çalışma durumu ve gelir düzeyi gibi demografik değişkenlerin karar pişmanlığı üzerinde anlamlı etkiler yarattığını göstermektedir. Ayrıca aşı kararsızlığı, kronik rahatsızlık, COVID-19'a yakalanma durumu ve pandemi nedeniyle kayıp yaşama gibi sağlıkla ilişkili değişkenlerin de pişmanlık düzeylerini anlamlı biçimde etkilediği tespit edilmiştir. Öte yandan, aşı türü, aşının yan etki yaratacağına dair inanç ve aşının hayatı nasıl etkilediği gibi değişkenlerde anlamlı bir fark bulunmamıştır. Sonuç: Elde edilen sonuçlar, sağlıkla ilgili kararların bireylerin psikolojik süreçleri üzerinde belirgin etkiler yarattığını ortaya koymaktadır. Araştırma, COVID-19 pandemisi gibi kriz dönemlerinde bireylere yönelik geliştirilecek sağlık iletişimi stratejilerinin, toplumsal özellikler ve bireysel hassasiyetler gözetilerek yapılandırılması gerektiğini vurgulamaktadır.
Hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinde iş sağlığı ve güvenliği ikliminin güvenlik performansına etkisi
Olay yerine ilk ulaşan ve hastaya müdahaleyi ilk yapan birimler olan acil sağlık hizmetlerinde iş sağlığı ve güvenliği tüm çalışma alanlarından daha da büyük bir önem taşır. Bu çalışmanın amacı hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinde çalışanların iş yerinde algıladıkları güvenlik iklimi düzeyinin güvenlik performansına etkisinin belirlenmesidir.Bu çalışma Diyarbakır ili merkezindeki 464 hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinde çalışan personel ile yüz yüze yürütülmüştür. Çalışmada herhangi bir örnekleme yöntemi seçilmemiş tüm çalışanlara ulaşmak amaçlanmıştır. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Güvenlik İklimi Ölçeği ve Güvenlik Performansı ölçeğinden oluşan üç bölümlü bir anket ile toplanmıştır. Çalışmada toplanan verilere tanımlayıcı istatistikler, ilişkisel ve nedensel analizler ve Path analizi uygulanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre çalışanların %40'ı en az bir kez şiddet gördüğünü, %50'si iş kazası geçirdiğini, %60'ı en az bir kez meslek hastalığı geçirdiğini ifade etmiştir. En fazla görülen iş kazası sebepleri enfekte iğne batması, ambulansta sarsıntı sebebiyle yaralanma, hasta taşırken yaralanma ve kesici, delici alet ile yaralanmadır. En çok geçirilen meslek hastalıkları ise uyku düzenindeki bozukluklar, bel fıtığı, depresyon, anksiyete, boyun fıtığı ve bulaşıcı hastalıklardır. Araştırma sonuçlarına göre çalışanların güvenlik iklimi algısı yükseldikçe güvenlik performansı artmaktadır. Güvenlik iklimi alt boyutlarından örgütsel çevre en düşük, farkındalık ve yetkinlik en yüksek ortalamayı göstermiştir. Daha fazla şiddet gören, iş kazası geçiren ve meslek hastalığı geçiren çalışanlarda güvenlik performansı ve güvenlik iklimi algısı ortalaması düşük bulunmuştur. Güvenlik performansına en fazla etki eden güvenlik iklimi alt boyutları farkındalık ve yetkinlik, güvenlik iletişimi ve güvenlik eğitimidir. Örgütsel çevrenin olumsuzlukları ise çalışanların daha fazla güvenli davranışlar sergilemesine sebep olmaktadır. Bu çalışmanın sonuçları göstermiştir ki, hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinde çalışanlar en fazla risk altındaki çalışma gruplarındandır. İşin doğası gereği acil sağlık hizmetini sunarken güvenli davranışlar sergilemek zordur. Buna rağmen çalışanların güvenlik performansı hem güvenlik uyumu hem de güvenlik katılımı alt boyutlarında yüksek çıkmıştır. Güvenlik eğitimlerinin ve iletişiminin çalışanların iş sağlığı ve güvenliği davranışlarındaki olumlu etkisi de göz önüne alınması gereken bulgulardandır. Sonuç olarak iş görenlerin en fazla olumsuz bulduğu unsur işin kendisinden kaynaklanan örgütsel çevredeki eksik ve yanlışlardır. Daha iyi bir iş planı ve personel takviyesi ile bu problem de azaltılabilir.
Yetişkin bireylerde akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyi ve davranışlarını etkileyen faktörlerin incelenmesi ''Diyarbakır ili örneği''
Amaç: Bu araştırmanın amacı Diyarbakır İli'nde yaşayan yetişkin bireylerin AİK bilgi düzeyleri ve davranışlarını etkileyen faktörleri tespit etmektir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Araştırma verileri Ekim 2024- Şubat 2025 tarihleri arasında Diyarbakır İli'nde yaşayan 18 yaş ve üzeri bireylerin Online Anket çalışmasına katılımı ile toplandı. Araştırmanın örneklemine, kolayda örnekleme yöntemi ile 383 birey alınmıştır. Verilerin analizinde Bağımsız Gruplar T-testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Tukey Testi ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi uygulandı. Evreni temsil edecek örneklem büyüklüğü, %80 güç, %50 AİK prevalansı, %5 sapma payı ve %95 güven düzeyi ile hesaplandı; çift yönlü p<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Cronbach's α değeri 0,73 kabul edildi. Bulgular: Araştırmaya 383 kişi katıldı. Araştırma grubunda 221 kişinin AİKÖ puan ortalaması 37,5±1,06 ve 163 kişinin AİKÖ puan ortalaması 34,2±2,16 bulundu. Katılımcıların %57,7'sinin AİK'lerinin yeterli düzeyde olduğu saptandı. Araştırma grubunun %46.2'si kadın, %53.8'i erkektir. Araştırma grubunun %69.2'sinin yükseköğretim mezunu, %44.4'ünün geliri giderden az, %85.6'sının sosyal güvenceye sahip olduğu, %82.8'inin kronik hastalığının olmadığı, %84.3'ünün düzenli ilaç kullanmadığı, %56.4'ünün ilk olarak hekime başvurduğu ve %48.3'ünün hastalandığında ilk olarak aile sağlığı merkezine (ASM) başvurduğu belirlendi. Araştırmada öğrenim durumu, sosyal güvence, yakın önerisiyle ilaç kullanımı, ilaç kullanma talimatını okuma, hekimin önerdiği dozda ilaç kullanımı, ilaç yan etkisi durumunda ilk başvurulan kişi ve ilaç saklama koşullarına uyma davranışlarının istatistiksel olarak anlamlı fark oluşturduğu saptandı (p<0.001). Sonuç: Araştırmanın bağımsız değişkenleri ile araştırma grubunun AİK'leri arasında orta düzeyde bir korelasyon saptandı (R=0.573). Araştırma grubunun AİK'leri üzerinde belirleyici 8 bağımsız değişken saptandı. Cinsiyet, yaş, kronik hastalık, düzenli ilaç kullanımı, ilaç kullanma talimatını okuma, hekimin önerdiği dozda ilaç kullanımı, ilaç yan etkisi yaşama ve ilaç saklama koşullarına uyum faktörlerinin katılımcıların AİK'lerini pozitif ve negatif yönde etkilediği saptandı. Anahtar Kelimeler: Akılcı ilaç kullanımı, bilgi düzeyi, yetişkin bireyler, akılcı antibiyotik kullanımı, ilişkili faktörler
Ebe ve hemşire sağlık yöneticilerinde iş doyumunun tespiti: Diyarbakır örneği
Amaç: Bu çalışmada, Diyarbakır ilinde ebe ve hemşire sağlık yöneticilerinde iş doyumunu tespit etmek, iş doyumu ilişkisini kurulan hipotezlerle test etmek ve yorumlamak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Yapılan bu araştırmada evren Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı izin alınan hastanelerde görev yapan ebe ve hemşire sağlık yöneticilerinden meydana gelmektedir. Örneklemde kotalama yönteminde basit rastgele örneklem yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Kişilere demografik ve mesleki sorular içeren Bilgi Formu ve Minnesota İş Doyum Ölçeği yüz yüze uygulanmıştır. Toplamda 98 kişiden ankete katılmayı kabul eden 72 ebe ve hemşire sağlık yöneticisi yanıtlamıştır. Bulgular: Cinsiyet, yaş, meslek, eğitim durumu, çocuk sahibi olma, çalışma yılı, yönetici olarak çalışma süresi değişkenleri ile iş doyumu puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir. İş doyumu değişkeni açısından yöneticilik pozisyonları arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Birim kat sorumlusu ve süpervisör pozisyonundaki katılımcıların iş doyumu ortalamalarının, idari birimde sorumlu grubundaki katılımcılardan anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edilmiştir. Elde edinilen puanlar incelendiğinde ortalama değer 3.37 olup bu değer memnuniyet belirtmek için yeterli değer olan 3.5 değerinin altında kalmış ancak kararsızlık noktası olan 3 değerinin üzerindedir. Bu durumda katılımcıların iş doyumu konusunda kısmi doyumlarının varlığından söz edilebilir. Sonuç: Ebe ve hemşire sağlık iş doyumlarını artırmak adına örgütsel destek algılarının güçlendirilmesi, iş yüklerinin adil ve dengeli dağıtılması, klinik ve yönetimsel süreçlere katılımlarının teşvik edilmesi büyük önem taşımaktadır. Anahtar Sözcükler: Sağlık, Ebe, Hemşire, Sağlık yöneticisi, İş doyumu
Sağlık çalışanlarında örgütsel iletişim ikliminin yaşam doyumu üzerine etkisinde mesleki çalışma süresinin düzenleyici rolü
Bu araştırmanın temel amacı, sağlık çalışanlarının örgütsel iletişim iklimine ilişkin algılarının yaşam doyumu üzerindeki etkisini incelemek ve bu ilişkide mesleki çalışma süresinin düzenleyici rolünü ortaya koymaktır. Nicel araştırma yöntemi benimsenerek, ilişkisel tarama modeli çerçevesinde yürütülen çalışmada, örgütsel iletişim iklimi bağımsız değişken, yaşam doyumu bağımlı değişken; mesleki çalışma süresi ise düzenleyici değişken olarak ele alınmıştır. Araştırmanın evrenini Diyarbakır ilinde görev yapan sağlık çalışanları oluşturmakta, örneklem ise 459 sağlık çalışanından oluşmaktadır. Veriler, demografik bilgi formu ile Örgütsel İletişim İklimi Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılarak anket yoluyla toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 25.0 programı ile Hayes tarafından geliştirilen PROCESS macro eklentisinden yararlanılmıştır. Frekans ve betimsel istatistikler aracılığıyla tanımlayıcı özellikler belirlenmiş, normallik varsayımı skewness ve kurtosis değerleri üzerinden test edilmiştir. Ölçeklerin güvenilirlik düzeyleri Cronbach's Alpha katsayısı ile değerlendirilmiştir. İki grup arasındaki karşılaştırmalarda bağımsız örneklem t-testi, üç ve daha fazla grup karşılaştırmalarında ise tek yönlü varyans analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Değişkenler arası ilişkiler Pearson korelasyon analiziyle incelenmiş, düzenleyici etki ise PROCESS macro Model 1 üzerinden analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, örgütsel iletişim iklimi ile yaşam doyumu arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca, mesleki çalışma süresinin bu ilişki üzerinde düzenleyici bir rol oynadığı ve özellikle 12 yıl ve üzeri deneyime sahip bireylerde örgütsel iletişim ikliminin yaşam doyumu üzerindeki etkisinin daha belirgin olduğu ortaya konulmuştur.
Medikal turistlerin destinasyon seçiminde dijital pazarlama araçlarının etkisi: Kuzey Irak örneği
Amaç: Dijital pazarlama araçları, günümüzün teknoloji tabanlı yaşamının pazarlama alanındaki önemli yeni yöntemlerden biridir. Bu yeni pazarlama yaklaşımı, son yıllarda önemli bir sektör haline gelen tıbbi turizm pazarlamasında da kullanılmaktadır. Bu araştırmanın amacı, dijital pazarlama araçlarının tıbbi turistlerin destinasyon seçimi üzerindeki etkilerini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma, kesitsel araştırma türü ve nedensel araştırma modeli olarak tasarlanmıştır. Araştırma verileri, 497 Iraklı tıbbi turistten yüz yüze anket yöntemi ile toplanmıştır. Anket formu, demografik sorulardan ve araştırmacılar tarafından geliştirilen tıbbi turizmde dijital pazarlama araçlarının kullanımına ilişkin 16 maddelik beş boyutlu bir ölçekten oluşmaktadır. Binom lojistik regresyon analizi, Jamovi sürüm 2.4 ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Lojistik regresyon analizi modelinin anlamlı olduğu bulunmuştur (R2=0.0553, p<0.001). Buna göre, E-posta SMS pazarlama araçları (R2=0,1798, p>0,05) ve sosyal medya pazarlama araçları (R2=0,2031, p>0,05) alt boyutları destinasyon seçiminde anlamlı değişkenler değilken, arama motoru optimizasyonu (R2=0,2919, p<0,001), içerik pazarlama araçları (R2=0,2601, p<0,05) ve toplam ölçek (R2=0,2052, p<0,05) alt boyutlarının istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur. Modele göre, arama motoru optimizasyonu puanındaki 1 birimlik artış, potansiyel bir sağlık turistinin ilgili destinasyonu seçme olasılığını 1,34 kat, içerik pazarlama araçları puanındaki 1 birimlik artış, potansiyel bir sağlık turistinin ilgili destinasyonu seçme olasılığını 1,30 kat ve toplam ölçek puanındaki 1 birimlik artış, potansiyel bir sağlık turistinin ilgili destinasyonu seçme olasılığını 1,21 kat artırmaktadır. Sonuç: Dijital pazarlama araçları, tıbbi turistlerin destinasyon seçimini şekillendirmede önemli bir kriter olarak görülmüştür. Tıbbi turizm hizmet sağlayıcılarının dijital medyayı iyi kullanmaları ve bunu bir pazarlama aracı olarak görmeleri, tercih edilebilirliklerini artıracak gibi görünmektedir.
Sağlık iletişimi sorunlarının sağlık çalışanlarına şiddet uygulama üzerine etkisinde cinsiyetin düzenleyici rolü
Bu araştırmanın temel amacı, sağlık iletişimi sorunlarının, sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti nasıl etkilediğini belirlemek ve bu etkileşimde cinsiyet değişkeninin düzenleyici rolünü test etmektir. Bu amaç doğrultusunda ilişkisel tarama modeli kullanılarak nicel bir araştırma deseni benimsenmiştir. Araştırmanın evrenini, 10–30 Mart 2025 tarihleri arasında Diyarbakır ilinde herhangi bir sağlık kuruluşundan hizmet almış, 18 yaş ve üzeri bireyler oluşturmaktadır. Kolayda örnekleme yöntemiyle belirlenen örneklem grubundan 424 katılımcıya anket uygulanmıştır. Veri toplama süreci, etik kurul onayı ve ilgili kurumlardan alınan izinler çerçevesinde çevrim içi ve yüz yüze yöntemlerle gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak, bireylerin sağlık iletişimi sorunlarını ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddet eğilimlerini ölçmeye yönelik geçerli ve güvenilir ölçekler kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 25.0 programı ve Hayes'in PROCESS Macro Model 1 eklentisi ile analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında, betimsel istatistikler, normallik analizleri, güvenilirlik testleri, bağımsız örneklem t-testleri, ANOVA, korelasyon ve regresyon analizleri ile moderasyon analizi gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulgularına göre, sağlık iletişimi sorunlarının sağlık çalışanlarına yönelik şiddet ile pozitif yönde ve anlamlı düzeyde ilişkili olduğu belirlenmiştir. Özellikle etkili iletişimin sağlanamaması, sosyal iletişim eksikliği ve iletişim engelleri değişkenlerinin şiddet uygulama niyeti, geçmiş deneyimler, davranışa yönelik tutum, öznel norm ve algılanan davranışsal kontrol gibi değişkenleri anlamlı biçimde yordadığı tespit edilmiştir. Cinsiyet değişkeninin moderatör etkisi anlamlı bulunmuş; sağlık iletişimi sorunlarının sağlık çalışanlarına yönelik şiddet üzerindeki etkisinin erkek bireylerde daha güçlü olduğu görülmüştür. Kadın bireylerde ise iletişim sorunlarına verilen tepkinin daha duyarlı ve hızlı biçimde artış gösterdiği anlaşılmıştır. Ayrıca, düşük gelir düzeyindeki bireylerin sağlık iletişimi sorunlarını ve şiddet eğilimlerini daha yüksek düzeyde algıladığı; şiddeti hak arama yöntemi olarak gören bireylerde ise bu eğilimin belirgin biçimde arttığı saptanmıştır.
Yapay zekâ kaygı durumunun tıbbi yapay zekâ hazırbulunuşluğa etkisi: Sağlık profesyonelleri örneği
Amaç: Gelişen teknolojiyle birlikte sağlık hizmetlerinde yapay zekânın önemi her geçen gün artmakta, bu durum sağlık profesyonellerinin bu değişime nasıl yaklaştığını anlamayı gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda bu tezin amacı sağlık çalışanlarının yapay zekâya yönelik kaygılarının tıbbi yapay zekâ hazırbulunuşluk düzeylerine olan etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipteki bu tez çalışması, Türkiye'de kamu ve özel sağlık sektöründe görev yapan 444 hekim, hemşire, diğer sağlık çalışanından online anket yöntemi ile elde edilen veriler ile yürütülmüştür. Anket formu sosyo-demografik bilgiler, Yapay Zekâ Kaygı Ölçeği ve Tıbbi Yapay Zekâ Hazırbulunuşluk Ölçeğinden oluşmaktadır. Jamovi 2.4 sürümü ile Frekans, yüzde değerleri, bağımsız örneklem t-testi, ANOVA, Pearson korelasyonu ve çoklu doğrusal regresyon analizleri rapor edildi. Bulgular: Araştırma bulguları, tıbbi yapay zekâ hazırbulunuşluk skorlarının bazı demografik değişkenlere göre farklılık gösterdiğini doğruladı. Yapay zekâ kaygısı ile tıbbi yapay zekâ arasında istatiksel olarak anlamlı ters yönlü bir ilişki saptandı. Bu ilişki üzerine kurulan çoklu doğrusal regresyon modeline göre yapay zekâ kaygı durumunun tıbbi yapay zekâ hazırbulunuşluğu negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı seviyede etkiledi. Sonuç: Elde edilen bulgular ışığında sağlık profesyonellerine yönelik yapay zekâ eğitimlerinin artırılması ve farkındalık çalışmalarının yaygınlaştırılması önerilmektedir. Aynı zamanda, yapay zekânın sağlık hizmetlerine katkıları konusunda bilinçlendirme çalışmaları yapılmalı; uygulamalı eğitimlerle sağlık çalışanlarına teknolojiyi pratikte deneyimleme fırsatları sunulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Yapay zekâ, kaygı, tıbbi yapay zekâ, sağlık teknolojileri, hazır olma, hazırbulunuşluk, sağlık hizmetleri
Yapay zekâ okuryazarlığının sağlık turizmi yapay zekâ uygulamalarına etkisi: Sağlık turizmi paydaşları örneği
Amaç: Bu çalışmanın amacı, yapay zekâ okuryazarlığının sağlık turizmi alanında kullanılan yapay zekâ temelli uygulamalara olan etkisini ortaya koymaktır. Bu kapsamda, sağlık turizmi sektöründe yer alan paydaşların yapay zekâ okuryazarlık düzeyleri analiz edilerek, bu düzeylerin sektördeki yapay zekâ tabanlı hizmet süreçlerine olan yansımaları değerlendirilecektir. Elde edilecek verilerle, bireylerin bilgi ve farkındalık düzeylerinin teknoloji kullanımına olan katkısı açıklanarak, dijitalleşme sürecine yönelik stratejik öneriler geliştirilmesi hedeflenmektedir. Gereç ve Yöntem: Yapılan araştırmada anket yöntemi ve survey (tarama) modelinden yararlanılmıştır. Bu çalışma için amaçlı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Veri toplama sürecinde, Yapay Zekâ Okuryazarlığı Ölçeği ve Sağlık Turizminde Yapay Zekâ Uygulamaları Ölçeği kullanılmıştır. Bu kapsamda çalışmaya gönüllü olarak katılım sağlayan minimum 384 ve maksimum 560 kişiden veri toplanmıştır. Veriler Jamovi 2.4 programı ile incelenmiştir. Bulgular: Araştırma bulguları, sağlık turizminde yapay zekâ uygulamalarına ilişkin değerlendirmelerin, katılımcıların yapay zekâ öğrenme çabalarıyla doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Yapay zekâ okuryazarlığı ve alt boyutlarının sağlık turizmindeki yapay zekâ uygulamalarına etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilen çoklu doğrusal regresyon analizi sonucunda, analiz için gerekli varsayımların karşılandığı görülmüştür. Mevcut değişkenlerle oluşturulan modelin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (F=40,7; p<0,001). Ayrıca modelde yer alan bağımsız değişkenlerin, sağlık turizminde yapay zekâ uygulamalarındaki varyansın yaklaşık %26'sını açıkladığı saptanmıştır. T testi sonuçları, yapay zekâ okuryazarlığı ve alt boyutlarının tamamının bu uygulamalar üzerinde anlamlı bir etkisi olduğunu göstermektedir (p<0,001). Sonuç: Sonuç olarak, yapay zekâ okuryazarlığının sağlık turizminde yapay zekâ uygulamalarının benimsenmesinde önemli bir belirleyici olduğunu ortaya koymuştur. Katılımcıların yapay zekâya ilişkin bilgi düzeyleri ve bu teknolojileri kullanabilme becerileri arttıkça, sağlık turizmi alanındaki yapay zekâ uygulamalarına yönelik yaklaşımlarının da daha olumlu hale geldiği tespit edilmiştir.
6 Şubat Kahramanmaraş Depremine katılan sağlık personelinin afetlere hazırlık algı düzeyinin belirlenmesi
Amaç: Bu çalışmada, 6 Şubat Kahramanmaraş Depremine katılan sağlık çalışanlarının afetlere hazırlık algı düzeylerinin belirlenmesi ve olası afet durumlarına ilişkin sağlık çalışanlarının süreçteki durumlarını belirlemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmada sağlık çalışanlarının afetlere hazırlık algı düzeylerini tespit etmek için cinsiyet, yaş, eğitim durumları, çalışma süresi ve mesleki durumlarına ilişkin değişkenler üzerinde de analiz gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma nicel analiz araştırma türlerinden tanımlayıcı araştırma ile hazırlanmıştır. Araştırmanın verileri anket formu ile elde edilmiş olup araştırmaya katılan 288 sağlık çalışanına "Hastane Öncesi Acil Sağlık Hizmetlerinde Çalışan Personelin Afetlere Hazırlık Algısı Ölçeği" aracılığıyla toplanmıştır. Sağlık çalışanlarına uygulanan ölçekler beş boyutu kapsayan toplam 28 sorudan oluşmaktadır. Birinci bölüm istek, ikinci bölüm önem, üçüncü bölüm öz yeterlilik, dördüncü bölüm müdahale becerisi ve beşinci bölüm yarar ile ilgili sorulardan oluşmaktadır. Bulgular: Araştırma kapsamında yer alan katılımcıların istek, önem, öz yeterlilik, müdahale becerisi, yarar ve afetlere hazırlık düzeyleri cinsiyet, yaş ve çalışma süresi değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermemiştir. Ancak istek, öz yeterlilik, müdahale becerisi ve afetlere hazırlık düzeyleri, katılımcıların eğitim durumlarına göre anlamlı düzeyde farklılık göstermiştir. Yüksek lisans ve üzeri eğitime sahip katılımcıların istek düzeyleri, lisans mezunlarına kıyasla daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca lise mezunu katılımcıların öz yeterlilik düzeyleri lisans mezunlarına göre daha yüksek çıkarken; müdahale becerileri düzeyleri ön lisans ve lisans mezunlarına göre daha yüksek bulunmuştur. Lise mezunlarının afetlere hazırlık düzeylerinin de ön lisans mezunlarına kıyasla daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Sağlık çalışanlarının afet durumuna ilişkin hazır olma düzeylerinde cinsiyetin herhangi bir etkisinin olmadığı, sağlık çalışanlarının afet durumlarına hazır olma düzeylerinde eğitim düzeylerinin oldukça önemli olduğu ve sağlık çalışanlarının meslekteki çalışma sürelerinin onların karşılaşılan afet durumlarına karşı performanslarını etkilediği belirlenmiştir.
Psikolojik sermayenin örgütsel bağlılığa etkisinde cinsiyetin düzenleyici rolü: Sağlık sektörü çalışanları üzerinde bir araştırma
Bu çalışma, sağlık sektörü çalışanlarında psikolojik sermayeninörgütsel bağlılık üzerindeki etkisini ve bu ilişkide cinsiyetin olası düzenleyici rolünü incelemektedir. Nicel, kesitsel tasarımla yürütülen araştırmada 246 katılımcıdan anket yoluyla veri toplanmıştır. Psikolojik sermaye, PCQ-24'ün Türkçe uyarlamasıyla (Luthans vd., 2007; Akçay, 2011), örgütsel bağlılık ise Allen ve Meyer'in üç boyutlu ölçeğiyle (Allen ve Meyer, 1990; Bolat ve Bolat, 2008) ölçülmüştür. Betimsel istatistiklerin yanı sıra karşılaştırmalı testler, korelasyonlar ve moderasyon analizi uygulanmıştır; moderasyon modelinde psikolojik sermayenin toplam puanı yordayıcı, cinsiyet düzenleyici değişken olarak ele alınmıştır. Bulgular, psikolojik sermayenin örgütsel bağlılıkla anlamlı ve pozitif ilişkili olduğunu ve özellikle duygusal bağlılık düzeylerini yükselttiğini; buna karşılık devam bağlılığıyla yer yer ters yönlü ilişkiler görülebildiğini göstermektedir. Moderasyon analizinde psikolojik sermaye-cinsiyet etkileşimi istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır(B=-0.111; p=.179). Bu sonuçlar, psikolojik sermayenin örgütsel bağlılığı artırmada cinsiyetten bağımsız, genel geçer bir etkiye sahip olabileceğini ve cinsiyetin bu ilişkide düzenleyici bir rol üstlenmediğini düşündürmektedir. Uygulamada, çalışanların psikolojik kaynaklarını güçlendiren insan kaynakları politikalarının özellikle duygusal bağlılığı artırarak kurumların sürdürülebilirliğine katkı sunabileceği değerlendirilmektedir. Anahtar Sözcükler Psikolojik sermaye, örgütsel bağlılık, cinsiyet, sağlık sektörü çalışanları, demografik değişkenler, moderasyon analizi
Yoğun bakım ünitesinde hastalara uygulanan ampirik antibiyotik tedavisinin Ankara'da bir vakıf üniversitesi hastanesinde maliyet analizi
Tüm işletmeler de olduğu gibi sağlık hizmeti işletmelerinde de maliyet analizi önemli bir yere sahiptir. Sağlık işletmelerinde en önemli amaç, mevcut girdiler ile en üst düzeyde çıktı alınabilmesi ve kaynakları en doğru şekilde kullanılabilmesidir. Hastanelerde maliyetlerin hesaplanması ve hastaların maliyetinin belirlenmesi, sağlık yöneticilerinin bu bilgilere hâkim olması daha doğru kararlar vermesine olanak sağlar. Ülkemizde son yıllarda akılcı antibiyotik kullanımı ile ilgili çalışmalar yürütülse de yeterli olmadığı görülmüştür. Bu nedenle çalışmamızın amacı akılcı olmayan antibiyotik kullanımının maliyeti hesaplamaktır. Bu çalışmanın amacı ampirik olarak başlanan antibiyotik tedavisinin uygun zamanda kesilmemesiyle oluşan antibiyotik maliyetini ortaya koymak olmuştur. Yaptığımız araştırmaya göre Başkent Üniversitesi Cerrahi ve Dahiliye Yoğun Bakım Ünitelerinde 1 yıllık süreçte yatan hastalara başlanan ve uygun zamanda tedavisi kesilmeyen 45 hastanın oluşturduğu fazla antibiyotik maliyetinin Başkent Üniversitesi Hastanesi'ne getirdiği maliyet yükü hesaplanmıştır. Çalışmamızda akılcı olmayan antibiyotik kullanımının antibiyotik direncine ek olarak oluşturduğu ek maliyet gözler önüne serilmiştir. Bu konu hakkında hekimleri bilgilendirmek, antibiyotik kullanımında akılcı bir yol izlemek ve tedavi maliyetlerini azaltmak amaçlanmıştır. Araştırmanın 1 yıllık süreci kapsaması, çalışmaya dahil edilen hasta verilerinin tek bir Üniversite Hastanesi ve sadece 20 yataklı Cerrahi ve Dahiliye Yoğun Bakım Ünitesinden toplanması araştırmanın kısıtlılığını oluşturmakla beraber, daha büyük bir evreni kapsayan çalışma ile maliyetin ne kadar büyük olacağı açıktır. Sonuç olarak akılcı olmayan antibiyotik kullanımı ile fazla bir maliyet ortaya çıkmış ve hekimlerin bu konu hakkında bilgilendirilmesi planlanmıştır.
Tıbbi sekreterlerde algılanan örgütsel destek ile tükenmişlik ilişkisinde psikolojik sermayenin aracılık rolü: Bir vakıf üniversitesine bağlı sağlık kuruluşları üzerine araştırma
Tükenmişliğin hem bireysel hem de örgütsel düzeyde sorunlar yaratması olgunun, farklı meslek gruplarında sıklıkla ele alınmasına neden olmaktadır. Hem yoğun çalışma saatlerinin hem de yapılan işin niteliğinin sağlık alanında çalışan grupları tükenmişlik konusunda daha riskli hale getirmesi, bu alana olan ilgiliyi daha da artırmaktadır. Algılanan örgütsel destek ve psikolojik sermayenin tükenmişliğin azalmasında önemli etkiye sahip olduğu çeşitli çalışmalarla kanıtlanmıştır. Bununla birlikte algılanan örgütsel destek ve tükenmişlik; psikolojik sermaye ve tükenmişlik değişkenleri arasındaki ilişkiler sıklıklar ele alınsa da algılanan örgütsel destek, psikolojik sermeye ve tükenmişlik değişkenlerini bir arada ele alan çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu doğrultuda çalışmanın amacı tıbbi sekreterlerde algılanan örgütsel destek ile tükenmişlik arasındaki ilişkiyi tespit ederek bu ilişkide psikolojik sermayenin aracılık rolünün olup olmadığını incelemektir. Bu amaç doğrultusunda bir vakıf üniversitesine bağlı sağlık kuruluşlarında çalışan 411 tıbbi sekreterden anketler aracılığıyla veriler toplanmıştır. Verilerin analizi için IBM SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Yapılan regresyon analizi sonucunda örgütsel desteğin ve psikolojik sermayenin tükenmişliği negatif yönde ve anlamlı olarak; örgütsel desteğin psikoloji sermayeyi pozitif yönde ve anlamlı olarak etkilediği tespit edilmiştir. Bununla birlikte psikolojik sermayenin örgütsel destek ile tükenmişlik arasındaki ilişkide aracılık rolüne sahip olduğu ortaya konulmuştur. Sosyodemografik değişkenlerden eğitim, ekonomik durum ve çalışılan şehre ait alt gruplarda algılanan örgütsel destek puan ortalamaları; hizmet süresi alt gruplarında ise psikolojik sermaye puan ortalamaları arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Tükenmişlik puan ortalamaları açısından ekonomik durum ve yaşanılan şehir alt grupları arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Araştırmanın ortaya koyduğu bulgular tükenmişliğin ortadan kaldırılmasında veya azaltılmasında önemli bilgiler sunma potansiyeline sahiptir. Bu bilgiler tükenmişliğe ilişkin kurum içi politikaların oluşturulmasına da ışık tutabilecek niteliktedir.
Ankara'da bir vakıf üniversite hastanesi arşiv ve tıbbi dokümantasyon ünitesi envanterinde bulunan kâğıt yapıdaki tıbbi belgelerin dijitalleştirilme sürecinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, kuruluşundan günümüze kadar hastanede oluşturulmuş hasta bilgilerini içeren kâğıt ortamda saklanan hasta dosyalarının bilişim teknolojileri kullanılarak, dijitalleştirilmesi süreçlerin tüm bileşenlerinin araştırılması, raporlanması ve uygulayacak kurumlara bir yol haritası oluşturma hedefini taşımaktadır. Çalışmanın temel amacı Türkiye'deki tıbbi arşivlere örnek olacak biçimde, tıbbi arşivlerin geçmiş birikimlerini güncel olan ile birleştirerek, etik ve mevzuat kuralları ve dünyada benimsenmiş standartlar çerçevesinde, sürdürülebilir-yönetilebilir iş süreçlerine yönelik bütüncül tartışmaları gündeme getirecek farkındalık yaratmaktır. Bu çalışmada izlenilen yöntem olarak; Türkiye'deki tıbbi arşiv ve tıbbi dokümantasyon süreçlerinin nasıl işlediğini ve karşılaşılan problemlerin neler olduğunu belirlemek için "Görüşme Formları" kullanılmıştır. Tıbbi dokümantasyon ve tıbbi arşiv süreçlerine ait ulusal ve uluslararası standartlar ve hukuki mevzuat araştırılmıştır. Dijitalleştirme süreçlerinde kullanılan güncel bilişim teknolojileri araştırılmış, maliyet analizi yapılmıştır. Ankara ilinde bulunan bir vakıf üniversite hastanesi arşiv ve tıbbi dokümantasyon ünitesi envanterinde bulunan kâğıt yapıdaki tıbbi belgelerin, dijitalleştirme pilot projesi uygulamaya konulmuş ve sonuçlar, yapılması planlanacak hasta dosyalarının dijitalleştirilmesi çalışmalarına katkı sunması amacıyla raporlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Dijitalleşme, Hasta Dosyası, Sürdürebilirlik, Tıbbi Arşiv, Tıbbi Dokümantasyon.
Türkiye'de algılanan sağlık durumunun OECD ülkeleri ile karşılaştırmalı analizi ve sağlık yönetimi açısından değerlendirilmesi
Algılanan sağlık durumu, bireylerin kendi sağlıklarını öznel olarak değerlendirmelerine dayanan ve toplumların genel sağlık düzeyini yansıtan önemli bir sağlık göstergesidir. Bu gösterge; sağlık çıktıları, yaşam kalitesi ve sağlık hizmetlerinin değerlendirilmesinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Algılanan sağlık düzeyi; sosyoekonomik koşullar, sağlık hizmetlerine erişim, yaşam standartları ve sağlık sistemi özelliklerinden etkilenmektedir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye’de algılanan sağlık durumunun 2010–2024 dönemindeki değişimini OECD ülkeleri ile karşılaştırmalı olarak incelemek ve sonuçları sağlık yönetimi perspektifinden değerlendirmektir. Araştırma, OECD Sağlık İstatistikleri verileri kullanılarak gerçekleştirilen nicel, betimleyici ve karşılaştırmalı bir ikincil veri analizidir. Çalışmada Türkiye’nin zaman içindeki eğilimi, OECD ortalaması ve medyanı karşısındaki konumu, sıralama performansı, yakınsama-uzaklaşma durumu, ülkeler arası istikrar düzeyi ve sağlık sistemi göstergelerine dayalı SWOT analizi değerlendirilmiştir. Bulgular, Türkiye’nin algılanan sağlık durumu göstergesinin dönem boyunca genel olarak istikrarlı ancak hafif azalış eğiliminde olduğunu göstermektedir. Türkiye’nin ortalama algılanan sağlık düzeyi %67,33 olup, 2010 yılında %66,0 olan değer 2024 yılında %64,4’e gerilemiştir. Türkiye bazı yıllarda OECD ortalamasına yaklaşmasına rağmen tüm dönem boyunca OECD medyanının altında kalmış, özellikle 2022–2024 döneminde göreli konumu zayıflamıştır. İstikrar analizinde Türkiye’nin düşük düzeyde ancak istikrarlı bir profile sahip olduğu görülmüştür. SWOT analizi sonuçları; sağlık altyapısı ve insan gücündeki gelişmeleri güçlü yönler, algılanan sağlık düzeyindeki düşüş ve memnuniyet azalmasını ise zayıf yönler olarak ortaya koymuştur. Sonuç olarak Türkiye’nin algılanan sağlık durumu açısından OECD ülkeleri içinde orta-alt düzeyde konumlandığı görülmektedir. Bulgular, sağlık politikalarında hizmet kalitesi, hasta deneyimi, sağlık sistemine güven ve sağlık eşitsizliklerinin azaltılmasına yönelik bütüncül yaklaşımların önemini ortaya koymaktadır.
Sağlık çalışanlarının algılanan örgütsel adalet ve farklılıklar yönetiminin insan kaynakları verimliliği üzerindeki etkisi hakkında görüşlerinin değerlendirilmesi: Kamu ve özel hastane örneği
Bu araştırma, sağlık çalışanlarında algılanan örgütsel adaletin ve farklılık yönetiminin insan kaynakları verimliliği üzerindeki etkisini tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla çalışmada örgütsel adalet, farklılık yönetimi ve insan kaynakları verimlilik ölçekleri kullanılmıştır. Araştırmada örgütsel adalet ve farklılık yönetimi bağımsız değişkeni insan kaynakları verimliliği ise bağımlı değişkeni temsil etmektedir. Araştırma tipi tanımlayıcı – ilişki arayıcı tipte bir araştırmadır. Çalışma bir il merkezinde yer alan 3 kamu ve 1 özel hastanede aktif olarak görev yapan 2215 çalışandan 437 kişiye ulaşılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın analizinde SPSS paket programı ile ölçek faktörlerinin doğrulanabilmesi için AMOS uygulaması kullanılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre katılımcıların sosyo-demografik özellikleri ile örgütsel adalet, farklılık yönetimi ve insan kaynakları verimliliği arasında anlamlı farklılıkların olduğu görülmüştür. Bu farklılıklar örgütsel adalet ile cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, unvan, çalışılan kurum ve çalışma biçimi arasında; farklılık yönetimi ile cinsiyet, eğitim düzeyi, unvan, çalışılan kurum ve çalışma biçimi arasında; insan kaynakları verimliliği ile gelir durumu, çalışılan kurum ve kurumdaki çalışma yılı değişkenleri arasında tespit edilmiştir. Araştırma verileri doğrultusunda örgütsel adalet ve insan kaynakları verimliliği arasında yüksek ve pozitif yönlü bir ilişki; farklılık yönetimi ile insan kaynakları verimliliği arasında ise orta düzeyde ve pozitif yönlü bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Değişkenler arasında yapılan regresyon analizi sonucunda ise algılanan örgütsel adaletin ve farklılık yönetiminin insan kaynakları verimliliğini olumlu yönde etkilediği tespit edilmiştir. Son olarak algılanan örgütsel adaletin ve farklılık yönetiminin insan kaynakları verimliliği üzerindeki etkisini inceleyen bu çalışmanın sağlık sektöründe bir ilk olması nedeniyle yerli literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Üniversite hastanelerinde tam gün yasası sonrasında hasta memnuniyeti ve bir üniversite hastanesi örneği
Bu güne kadar ülkemizde sağlık alanında birçok farklı politikalar geliştirilmiştir. Bunlardan bazıları uygulamada kullanılmış olsa da bir kısmı zamanla uygulamadan kaldırılmıştır. Kamuda görev yapan hekimlerin çalışma durumlarına ilişkin politikaları ele alan Tam Gün Yasası da bazı etkileri bünyesinde barındırmaktadır. 2010 yılında uygulamaya alınan bu yasa kapsamında hasta memnuniyetinin üniversite hastanelerindeki sonuçlarının araştırılmasına bağlı olarak sunulan birçok çalışma yapılmıştır. Bu yasanın uygulanması sonucunda, üniversite hastanelerinden hizmet alan hastaların memnuniyetlerini, hizmet pazarlamasının önemli alanlarından olan sağlık sektöründeki sonuçlarının belirlenmesine katkı sağlaması amaçlanmıştır. Sağlık kuruluşları memnuniyeti sağlamak açısından hizmet talep eden hastalara; kaliteli hizmet vermeli, hizmet sürecini en üst seviyeye çıkarmalı, tanı ve tedavide sıfır hatayı seçmeli, hastaya durumu hakkında bilgi vermeli, hastayı mümkün olduğunca en hızlı biçimde sağlığına kavuşturmalı, hastaların hastaneden memnun ayrılmasını sağlamalıdır. Bunun sağlanması konusunda çalışmakta olan üniversite hekimlerinin, tam zamanlı olarak üniversite hastanelerinde görev yapmaları yanında eğitim veriyor oldukları da bilinmektedir. Böylelikle bu yasayla üniversitelerde yapılacak olan bilimsel çalışmalarda artışların olması yanında eğitim kalitesinde de artış olacağı öngörülmektedir. Sonuçta hekimlerin özlük haklarında oluşacak farklılıklarla birlikte hizmet alan hastaların memnuniyet durumuna ilişkin sonuçların da saptanması sağlanacaktır. Araştırmada hasta memnuniyet durumunun belirlenmesi amacıyla nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Gerçekleştirilen bu çalışmada belirlenen örneklem Yükseköğretim Kurumu YÖK'e bağlı biçimde çalışmalarını sürdüren 500 ve daha fazla yatak kapasitesine sahip devlete ait üniversite hastanelerinde çalışan hekimlerin hizmet verdiği hastalardaki memnuniyet düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda Ankara ilinde faaliyet gösteren devlete ait üniversite hastanelerindeki hasta memnuniyet durumunun belirlenmesi amaçlanmaktadır. Veriler Tam Gün Yasası ve Hasta Memnuniyetinin ele alındığı anket formundan alınan sonuçların toplanmasıyla elde edilmiştir. Analizler sonucunda elde edilen verilerle birlikte, tam gün yasasındaki mevzuatlar ve yapılan literatür taraması sonrasında devlete ait üniversite hastanelerinde verilen sağlık hizmetinin hasta memnuniyetindeki etkisine bağlı olarak sunulan ve oluşturulan öneriler doğrultusunda belirlenmiştir. Kamuya bağlı üniversite hastanelerinde tam gün yasasına bağlı olarak çalışan hekimlerin hasta memnuniyetindeki durumunun belirlenmesine bağlı olarak sunulan kapsamlı bir çalışmanın olmaması nedeniyle bu çalışmanın önemi artmaktadır.
Ankara ili Keçiören ilçe merkezinde ayakta bakım hizmeti veren üç sağlık kurumunda hasta memnuniyetinin değerlendirilmesi
Ankara ili Keçiören ilçe Merkezinde Ayakta Bakım Hizmeti Veren Üç Sağlık Kurumunda Hasta Memnuniyetinin Değerlendirilmesi. Araştırmada, Ankara ili Keçiören ilçesinde ayakta bakım hizmeti veren üç farklı sağlık kurumunda hasta memnuniyetinin ölçülmesi, memnuniyeti etkileyen değişkenlerin belirlenmesi ve kurumların memnuniyet açısından karşılaştırılmaları amaçlanmıştır. Araştırma tanımlayıcı türdedir. Araştırma üç kurumda gerçekleştirilmiş ve özel Poliklinikte 57, Sağlık Ocağında 53, Hastane Semt Polikliniğinde 71 kişi olmak üzere toplam 181 kişi ile görüşülmüştür. Araştırmada 57 maddeden oluşan anket formu kullanılmıştır. Ankette memnuniyeti ölçmeyi amaçlayan ve 38 maddeden beşli Likert tipi ölçek biçiminde düzenlenmiş bölüm yer almaktadır. Memnuniyet yedi boyutta değerlendirilmiştir. Hazırlanan anket formu bir sağlık ocağında 20 hastaya uygulanarak ön uygulaması yapılmış, gerekli değişiklikler yapılarak son şekli verilmiştir. Araştırmada, "yaş", "cinsiyet", "öğrenim durumu", "muayene olmayı beklerken oturabilme durumu" ve "hastaların rahatsızlıklarına konan tanı" değişkenlerinin kurum seçimini etkilemediği; "ilk başvuru işlemlerinin süresi", "muayene öncesi bekleme süresi", "muayene süresi" ve "seçme şansı olduğunda tercihi" değişkenlerinin ise kurum seçimini etkilediği saptanmıştır. Araştırma yapılan kurumlardan hastaların memnun oldukları saptanmıştır, özel poliklinik 84,0 puan ile birinci, sağlık ocağı 78,9 puan ile ikinci, hastane semt polikliniği 68,6 puan ile son sırada yer almıştır. Araştırmada; "yaş", "cinsiyet", "öğrenim durumu", "daha önce kuruma gelme", "muayene öncesi bekleme süresi", "muayene olmayı beklerken oturabilme durumu", "hastaların rahatsızlıklarına konan tanı" ve "seçme şansı olduğunda tercihi" değişkenlerinin memnuniyeti etkilemediği; "sosyal 76güvence", "kurumu tercih nedeni", "ilk başvuru işlemleri süresi" ve "muayene süresi" değişkenlerinin memnuniyeti etkilediği saptanmıştır. Araştırmada değerlendirilen kurumlarda hastaların genel olarak memnuniyetleri, ancak yalnızca hastane semt polikliniğinden fiziksel koşullar alt boyutunda memnun olmadıkları saptanmıştır. Tüm kurumlarda bilgilendirme alt boyutu puanlarının diğer alt boyutların puanlarından düşük olduğu saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Hasta memnuniyeti, Ayaktan bakım hizmeti, Sağlık, Ölçek, Toplam Kalite Yönetimi 77
Türkiye'de sağlık okuryazarlığı düzeyi: Bir meta-analiz çalışması
Kapsamlı sağlık okuryazarlığı ölçeklerinin çeşitli Türk popülasyonları üzerinde kullanımı ile birlikte yaklaşık son 10 yılda Türk sağlık okuryazarlığı literatürü önemli düzeyde zenginleşmiştir. Öyle ki halihazırda Sağlık Bakanlığına ve uluslararası sağlık okuryazarlığı literatürüne oldukça faydalı olabilecek olgunluğa ulaşmıştır. Bu sistematik derleme ve meta-analiz çalışmasının temel amacı, ulusal sağlık okuryazarlığı literatürüne bu işlevselliği kazandırmak üzere, Türkiye'de yetersiz-sınırlı ve yeterli-mükemmel düzeyde sağlık okuryazarlığı prevalansını ve ilişkili sosyodemografik ve metodolojik faktörleri çalışma-düzeyinde ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda ilgili çalışmalara ulaşmak üzere yedi farklı veri tabanı (Web of Science, PubMed, Scopus, EBSCO, DergiPark, TRDizin ve Yükseköğretim Kurulu Tez Merkezi) sistematik olarak taranmıştır. Okuryazar olan, 15 yaş ve üzeri, sağlık meslek mensubu veya öğrencisi olmayan Türk vatandaşları üzerinde yürütülen ve meta-analiz için gerekli çıktıları raporlayan veya bu çıktıların sorumlu araştırmacılardan temin edilebildiği toplam 187 adet çalışma meta-analize dahil edilmiştir. Analizlerin yürütülmesinde MetaXL 5.3 ve StataMP 17.0 yazılımlarından yararlanılmıştır. Etki ölçütü olarak "havuzlanmış prevalans" esas alınmış olup, heterojenite tespitinde "I2" indeksinden yararlanılmıştır. Çalışmalar arasında yüksek heterojenite beklendiğinden, analizler rastgele-etkiler modeli ile yürütülmüştür. Yayın yanlılığı tespitinde Luis-Furuya-Kanamori Asimetri indeksinden yararlanılmıştır. Heterojenitenin çözümlenmesi için alt grup analizleri, duyarlılık analizleri ve meta-regresyon analizlerine başvurulmuştur. Çok değişkenli meta-regresyon modellerinin güvenilirliğini ve genellenebilirliğini sağlamak için uygun istatistiksel prosedürler izlenmiştir. Toplam 187 çalışmadan (65.544 birey) elde edilen meta-analiz bulgularına göre, Türkiye'de yetersiz-sınırlı düzeyde sağlık okuryazarlığı prevalansı %63,7 (CI:%61-%66); yeterli-mükemmel düzeyde sağlık okuryazarlığı prevalansı ise %36,3 (CI:%34-%39) olarak saptanmıştır. Yaklaşık son 10 yılın ortalaması olan bu bulgular, Sağlık Bakanlığının 2024 yılında raporladığı son sağlık okuryazarlığı araştırmasında saptamış olduğu iyileşmeyi desteklemektedir. Diğer yandan, Türk toplumunda yetersiz-sınırlı düzeyde sağlık okuryazarlığı prevalansında meydana gelen değişimlerin yaklaşık yarısını (Adj.R2=%47,4) açıklayan belirleyici sosyodemografik ve metodolojik değişkenler; eğitim düzeyi, örneklem büyüklüğü, cinsiyet, yaş ve eğitim düzeyi-yaş interaksiyonudur. Sağlık okuryazarlığı ölçümlerinde ve toplumun sağlık okuryazarlığı düzeyinin iyileştirilmesine yönelik müdahalelerde Sağlık Bakanlığının ve sağlık okuryazarlığı araştırmacılarının bu meta-analitik bulgu ve çıkarımları dikkate alması önerilir.
Hasta deneyiminin değerlendirilmesi: Türkiye ve Kazakistan karşılaştırması
Deneyim, sağlık hizmetleri kullanımında öne çıkan kavramlardan biridir. Tüketim kavramıyla yakından ilişkili olan deneyimin, sağlık hizmetlerinde kalite ve memnuniyet ile yakından ilişkisi vardır. Hasta deneyimi, hastaların sağlık hizmeti almak için sağlık kuruluşuna başvurmadan başlayan sağlık planlarını, sağlık profesyonellerinin uygulamalarını ve sağlık kuruluşunun sunduğu hizmetleri içeren sağlık sistemi ile etkileşimini kapsamaktadır. Hasta deneyimi sağlık kuruluşunun hizmet kalitesini ve performansını değerlendirmenin yanı sıra, hasta memnuniyetinin değerlendirilmesini de dikkate alan bir süreçtir. Günümüzde sağlık kuruluşlarının performans ve kalite algıları, tek başına ideal sağlık bakımının sağlanmasını incelemenin ötesine geçmeye ve hasta deneyimini önemli bir gösterge olarak görmeye ve benimsemeye başlamıştır. Bu doğrultuda, hasta deneyiminin sağlık hizmetlerinde önemli bir konu olduğu düşünülmektedir. Diğer taraftan yabancı ülkelerde tedavi gören hastaların kültürel farklılıklarla karşılaşmaları beklenmektedir. Bu farklılıkların olumsuz algılanması durumunda, hasta memnuniyetsizliğine, tedavi uyumsuzluğuna ve olumsuz sağlık sonuçlarına neden olabilmesi muhtemeldir. Nitekim yabancı hastalar tarafından algılanan sağlık hizmetlerindeki kültürel farklılığın hasta deneyimini etkileyeceği varsayılmaktadır. Bu doğrultuda çalışmanın amacı kültürel farklılıkların hasta deneyiminde değişikliğe yol açıp açmayacağının belirlenmesidir. Çalışmanın evrenini Türkiye'de sağlık hizmeti alan Kazakistan Cumhuriyeti vatandaşları ile Kazakistan'da sağlık hizmeti alan Kazakistan Cumhuriyeti vatandaşları oluşturmaktadır. Kolayda örnekleme yöntemi ile Türkiye'de sağlık hizmeti alan 300 Kazakistan Cumhuriyeti vatandaşına ve Kazakistan'da sağlık hizmeti alan 300 Kazakistan Cumhuriyeti vatandaşına ulaşılması hedeflenmektedir. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket formu kullanılacaktır. Anket formu "Sosyo-Demografik Bilgi Formu" ile "Picker Hasta Deneyimi Ölçeği" esas alınarak hazırlanacaktır. Anket sonucunda elde edilecek verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler ve fark analizleri kullanılacaktır. Bu çalışma ile hasta deneyiminin değerlendirilmesinin yanı sıra, Türkiye'de ve Kazakistan'da sağlık hizmeti alan hastalar arasında hasta deneyiminin farklılaşıp farklılaşmadığının tespit edilmesi ve Kazakistan'da sağlık kuruluşları ve sağlık sistemi için hasta deneyimine yönelik çıkarımlara ulaşılması hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Hasta Deneyimi, Türkiye, Kazakistan
Nitelikli sağlık insan kaynağını yurt dışında çalışmaya iten faktörlerin belirlenmesine yönelik bir alan araştırması
Bu araştırmanın temel amacı sağlık sektöründe nitelikli insan kaynağının yurt dışına göçüne neden olan faktörlerin belirlenmesi ve bu faktörlerin ortadan kaldırılmasına yönelik politika önerileri sunulmasıdır. Bu noktada araştırmada yurt dışına göç eden sağlık profesyonellerinin deneyimleri ve yurt dışına gitmek isteyen sağlık profesyonellerinin göç niyetlerinde etkili olan itme ve çekme faktörleri belirlenmeye çalışılmıştır. Bu amaç doğrultusunda literatürden elde edilen bilgilerden yararlanılarak hazırlanan ve 64 sağlık profesyoneli ile gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formunun MAXQDA 2020 analiz programı ile analiz edilen sonuçlarına yer verilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre sağlık profesyonellerini yurt dışına göç etmeye iten üç önemli itici faktör; mesleki faktörler (kötü çalışma koşulları, uzun çalışma süreleri, eksik kariyer fırsatları, mesleki tatminsizlik, eğitim-gelişim olanaklarının noksanlığı vb.), yasal/politik mevzuat (meslek yasalarının olmaması, çalışan haklarına önem verilmemesi, sağlık çalışanına karşı işlenen suçlara yönelik yaptırımların azlığı vb.), ekonomik faktörlerden (ekonomik gelişmişlik seviyesinin düşük olması, birikim yapma imkanının olmaması, düşük maaş ödemeleri vb.) oluşmaktadır. Sağlık profesyonellerinin göçünde etkili olan göçün üç önemli çekici faktörü ise demografik/sosyokültürel faktörler (yaşam kalitesi, sosyal haklar, sosyal faaliyet imkanları, aile ve arkadaşlara yakın olma fırsatı, farklı kültürleri tanıma fırsatı, farklı bir dil öğrenme avantajı vb.), mesleki faktörler (sağlık profesyoneli başına düşen hasta sayılarında iyileştirmeler, meslek örgütlerinin çalışan haklarını savunması, meslektaşlar arasında mobbingin olmaması, eğitim gelişim olanakları, mesleki tatmin vb) ve yasal/ politik mevzuattır (sağlık çalışanlarına yönelik işlenen suçlarda caydırıcı cezaların verilmesi, meslek yasalarının uygulanması, çalışan haklarının korunması, insan haklarına saygılı olunması vb.). Göçün avantajları noktasında toplumsal dokuya uyum faktörü; dezavantajları noktasında ise psikolojik faktörler önem arz etmektedir. Katılımcılar daha özgür, daha mutlu bir toplumda daha güvenli koşullarda çalışmanın ve yaşamanın önemini vurgulamaktadır. Sağlık profesyonellerinin yoğunluklu olarak üniversiteden mezun olmadan yurt dışına göç kararı aldıkları ve meslekte uzmanlaşmanın artmasıyla göç niyeti arasında negatif bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre göç eden sağlık çalışanları ekonomik nedenlerden ziyade sosyokültürel faktörlere ve özellikle mesleki faktörlere yönelik memnuniyetsizliklerinden yakınmaktadır. Gelişmiş ülkelere oranla bilinçli hasta sayısındaki noksanlık sebebiyle çıkan sorunların hizmet kalitesini düşürdüğü ortaya çıkmaktadır. Sağlık profesyonelinin mesleki bilgisinin yok sayılması, hastalar tarafından şiddet görmesi, mobbinge uğraması gibi olumsuz durumları engelleyecek yasa ve politikaların uygulanmaması da hekimi göçe iten önemli faktörlerdendir. Yurt dışına göç eden sağlık profesyonellerinin Türkiye'deki gelişmelerden memnuniyetsizliği ve tersine bir göç düşünmemeleri de çalışmanın önemli sonuçlarından biridir. Anahtar Kelimeler: Nitelikli İnsan Kaynağı Göçü, Sağlık Profesyoneli Göçü, İtme ve Çekme Faktörleri, Beyin Göçü
Atriyal fibrilasyonlu hastalarda oral antikoagülanlara kıyasla yeni nesil antikoagülanların maliyet etkililiğinin değerlendirilmesi: Bir meta-analiz çalışması
Atriyal fibrilasyon, küresel ölçekte artan prevalansı, inme ve tromboembolik komplikasyonlarla ilişkili yüksek morbidite–mortalitesi ve sağlık sistemlerine getirdiği ekonomik yük nedeniyle kritik bir halk sağlığı sorunudur. Varfarin uzun yıllar standart antikoagülan tedavi olarak kullanılmış, ancak sık INR takibi gereksinimi ve etkileşim sorunları nedeniyle klinik uygulamada zorluklar yaratmıştır. Yeni nesil oral antikoagülanlar (NOAK'lar; dabigatran, rivaroksaban, apiksaban, edoksaban) daha öngörülebilir farmakolojik profil, sabit doz ve izlem kolaylığı ile hızla yaygınlaşmış, ancak yüksek ilaç maliyetleri nedeniyle maliyet-etkililiklerinin değerlendirilmesi gerekliliği doğmuştur. Türkiye bağlamında bu konuda meta-analitik bir sentez bulunmamaktadır. Bu tez çalışmasının amacı, AF yönetiminde NOAK'ların varfarine kıyasla maliyet-etkililiğini değerlendirmek ve uluslararası literatür bulgularını meta-analiz yoluyla birleştirerek artımlı maliyet-etkililik oranı (ICER) ve artımlı net fayda (INB) ölçütleri üzerinden politika yapıcılar için genellenebilir kanıt üretmektir. PRISMA rehberine uygun ve PROSPERO'ya (CRD42023447453) kayıtlı olarak yürütülen sistematik derleme ve meta-analizde; PubMed, Scopus, Web of Science, ScienceDirect, EBSCOhost, Cochrane Library, ClinicalTrials ve Wiley veritabanlarında yapılan taramalar sonucunda 14.637 kayıttan 105 çalışma kriterlere uygun bulunmuştur. Çalışmalardan elde edilen maliyet, QALY ve ICER verileri 2023 yılı satın alma gücü paritesi (PPP) ve TÜFE ile standardize edilmiştir. Dahil edilen yayınların metodolojik kalitesi ECOBIAS ile değerlendirilmiş; heterojenlik durumunda rastgele etkiler modeli uygulanmıştır. Yayın yanlılığı huni grafiği, Egger ve Begg testleriyle analiz edilmiştir. Meta-analiz bulguları, NOAK'ların yüksek gelirli ülkelerde varfarine kıyasla pozitif INB değerleriyle maliyet-etkili olma eğilimi gösterdiğini; düşük ve orta gelirli ülkelerde ise ilaç maliyetleri ve düşük ödeme istekliliği (WTP) eşikleri nedeniyle sıklıkla varfarin lehine sonuçların raporlandığını ortaya koymuştur. Analizlerinde apiksaban en güçlü maliyet-etkililik profilini sergilerken, edoksaban için sonuçların ülkeye göre değişken olduğu; dabigatran ve rivaroksaban için ise bağlama duyarlı bulgular elde edilmiştir. Sonuç olarak, gelişmiş ülkelerde NOAK'lar varfarine kıyasla daha maliyet-etkin bulunurken, gelişmekte olan ülkelerde varfarin daha maliyet-etkin bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Çin ise düşük WTP eşiği nedeniyle her iki tedavi seçeneğinin de maliyet-etkin bulunduğu istisnai bir örnek oluşturmaktadır. Kısa vadede düşük gelirli ülkelerde varfarin daha maliyet-etkin görünse de uzun vadede komplikasyonları azaltma potansiyeli nedeniyle NOAK'ların kullanımı önerilmektedir. Türkiye açısından ise, bu alanda ülkeye özgü ekonomik değerlendirme çalışmalarının yapılması, politika geliştirme süreci açısından önem arz etmektedir.
Sağlık hizmetlerine erişim: Kadınların meme ve rahim kanseri tarama hizmetlerine erişimine yönelik bir nitel çalışma
Kansere bağlı ölümler arasında kadınlarda ilk sırada meme kanseri dördüncü sırada ise rahim kanseri yer almaktadır. Dünya genelinde ise meme kanseri ikinci sırada rahim kanseri ise yedinci sırada kanser ölümlülüğünün nedenleri arasındaki önemlerini korumaktadır. Pek çok ülkede önemli bir halk sağlığı müdahalesi olarak bu kanser türlerine bağlı mortalite ve morbiditeyi azaltmak için kanser tarama programları yürütülmektedir. Ancak tarama programlarının etkinliği büyük oranda kadınların tarama yaptırma motivasyonlarına bağlıdır. Bu bağlamda meme ve rahim kanseri tarama hizmetlerine erişim son yıllarda araştırmacıların üzerinde durduğu önemli konulardan biri haline gelmiştir. Bu nitel tez çalışmasının amacı, kadınların meme ve rahim kanseri tarama hizmetlerine erişim hakkındaki görüşlerinden yola çıkarak erişimi zorlaştırıcı veya kolaylaştırıcı durumları keşfetmektir. Çalışma temel nitel araştırma desenine göre yürütülmüştür. Bu kapsamda Trabzon iline bağlı bir aile sağlığı merkezi ve bir Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezine başvuran 19 kadınla bireysel ve altı kadınla odak görüşmesi gerçekleştirilmiştir. Görüşme için kavramsal çerçeve ve literatürden yararlanılarak oluşturulan yarı-yapılandırılmış görüşme formundan yararlanılmıştır. Görüşmeler katılımcının onayı alındıktan sonra ses kayıt cihazı ile kaydedilerek kelimesi kelimesine yazıya dökülmüştür. Elde edilen metinler her görüşmenin ardından deşifre edilerek araştırma soruları geliştirilmiştir. Görüşmeler araştırmacı tarafından yeni cevaplar gelmediği anlaşılana kadar devam etmiştir. Metinlerin analizinde NVivo 12 nitel analiz programı kullanılmıştır. Elde edilen metinlere, NVivo 12 nitel analiz yazılımı kullanılarak temaları, kategorileri ve kodları belirlemek için içerik analizi uygulanmıştır. Çalışma kapsamında elde edilen model altı tema ve 24 kategori altında toplanmıştır. Temalar kodlama sıklıklarına göre kadınların meme ve rahim kanseri tarama hizmetlerine erişimlerini zorlaştıran veya kolaylaştıran durumlar hakkındaki görüşlerini içeren "bireysel özellikler", "hizmet sunum sistemi", "psikolojik özellikler", "çevresel ve sosyokültürel yapı", "coğrafi özellikler" ve "sağlık politikasından" oluşmaktadır. Bireysel özellikler teması kapsamında genel olarak kadınlar kendilerinde risk görmemeleri nedeniyle tarama yaptırmaya gerek duymadıklarını belirtmiştir. Hizmet sunum sistemi teması kapsamında kadınlar en çok bekleme süreleri ve hizmet sunucunun tutum ve davranışları gibi konuların genel olarak taramaya erişimi zorlaştırıcı yönleri hakkında görüş bildirmiştir. Psikolojik özellikler teması kapsamında kadınların çoğu tarama öncesi, tarama süreci ve tarama sonrası korku ve kaygılarını dile getirmiştir. Çevresel ve sosyokültürel yapı teması kapsamında kadınlar genel olarak hizmet sunucu cinsiyetinin, coğrafi özellikler teması kapsamında mesafe ve ulaşımın ve sağlık politikası teması kapsamında ise finansman ve sağlık eğitiminin taramaya erişimi zorlaştırıcı ve kolaylaştırıcı yönleri hakkındaki görüşlerini ifade etmiştir. Sonuç olarak elde edilen bulgular literatürde yer alan araştırmalarla benzerlik ve farklılıklar göstermiştir. Bu çalışmaya özgü ortaya çıkan önemli bulgulardan bazıları kadınların kanser ve tarama hizmetleri hakkındaki doğru bildikleri yanlışlar, olumsuz doğum deneyimleri nedeniyle ortaya çıkan jinekolojik masa korkusu ve özellikle kırsal kesimde yaşayan kadınlar için yaz mevsiminde mevsimsel göçün başlaması ve tarımsal faaliyetlerin artması nedeniyle taramaya erişimde güçlük yaşamasıdır. Bu nedenle araştırmacıların bu konuda farklı bağlamlarda çalışmalar yapması, politika yapıcıların finansman, eğitim, iş gücü, tedarik ve personel eğitimlerine yönelik konularda iyileştirme yapması ve uygulayıcıların hasta merkezli hizmet sunumuna özen göstermesi önerilmektedir.
Kamu hastanelerinde sağlık teknolojilerinde inovasyon, entelektüel sermaye ve kurumsal performans ilişkisi
Yenilikçi uygulamaların en büyük kaynaklarından ve kullanıcılarından biri olan sağlık sektöründeki entelektüel sermaye, kurumlar arasında fark yaratan ve kurumlara sürdürülebilir rekabet avantajı sağlayan en kritik unsurlardan biri olarak kabul edilmektedir. Bilgiye yapılan vurgunun artmasıyla birlikte, entelektüel sermaye bilgi ve deneyiminin birleşimi, kurumların başarısı ve performansının anahtarı olmuştur. Bu açıdan çalışma, kamu hastanelerinde sağlık teknolojileri inovasyonu, entelektüel sermaye ve kurumsal performans arasındaki ilişkiyi incelenmesi açısından değerli olacaktır. Çalışmanın amacı, sağlık teknolojilerinde inovasyon, entelektüel sermaye ve kurumsal performans arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Çalışmanın evrenini İstanbul İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı kamu hastaneleri oluşturmaktadır. Örneklem grubuna yapılan ön görüşmeler sonrasında inovatif davranış gösterdiği tespit edilen beş kamu hastanesinde çalışan 388 sağlık personeli dahil edilmiştir. Veri toplama yöntemi olarak, kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın verileri 27 Haziran ve 1 Temmuz 2022 tarihleri aralığında toplanmıştır. Anketin bölümleri sırasıyla; sosyo-demografik bilgi formu, sağlık teknolojileri inovasyonu ölçeği, entelektüel sermaye ölçeği ve son olarak kurumsal performans ölçeği şeklinde sıralanmaktadır. Veri analizinden önce sağlık teknolojileri inovasyonu ve entelektüel sermaye ölçeklerin güvenilirlik ve faktör analizleri yapılmıştır. Verilerin analizlerinde SPSS 26 programı kullanılmıştır. Çalışmada sağlık teknolojileri inovasyonu ölçeği, entelektüel sermaye ölçeği ve kurumsal performans ölçeği puanları hesaplanmış ve puanların normal dağılıma uygunluğunun belirlemesi için basıklık ve çarpıklık katsayıları incelenmiştir. Puanların normal dağılım göstermesi nedeni ile çalışmada parametrik test teknikleri kullanılmıştır. Analiz kapsamında entelektüel sermaye ve sağlık teknolojilerinde inovasyon arasındaki ilişkiyi, entelektüel sermaye ve kurumsal performans arasındaki ilişkiyi ve sağlık teknolojilerinde inovasyon ve kurumsal performans arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Diğer yandan sağlık teknolojilerinde inovasyonun kurumsal performans ile ilişkisinde entelektüel sermayenin aracı rolünü incelemek amacıyla da regresyon analizi sonuçları incelenmiştir. Analiz sonucunda Sağlık teknolojileri inovasyonu ile entelektüel sermaye ilişkisinde (r=0,522) ve sağlık teknolojileri inovasyonu ile kurumsal performans ilişkisinde (r=0,517) orta düzeyde pozitif yönde ilişki tespit edilmiştir. Entelektüel sermaye ve kurumsal performans ilişkisinde (r=0,848) güçlü düzeyde pozitif yönde ilişki saptanmıştır. Ayrıca aracı etki için kurulan regresyon modelinde, kurumsal performans sağlık teknolojileri inovasyonu (β=0,517) üzerinde etkilidir. Kurumsal performans entelektüel sermaye (β=0,848) üzerinde etkilidir. Kurumsal performans birinci adımdaki regresyon analizine dâhil edildiğinde; entelektüel sermaye ile sağlık teknolojileri inovasyonu arasındaki ilişkide (β=0,297) azalma meydana geldiğinden kısmi aracılık etkisi sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçlara göre kamu sağlık kurumları performanslarını artırmak için entelektüel sermaye ve inovatif uygulamalarına ağırlık vermeleri önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: İnovasyon, Entelektüel Sermaye, Kurumsal Performans, Sağlık Teknolojileri
Sağlık hizmetlerinde bilgi mahremiyeti endişesi ve korunma davranışlarını etkileyen faktörler üzerine bir araştırma
Bu çalışmanın temel amacı, bireylerin sağlık bilgi mahremiyeti endişesi düzeylerini, endişeye etki eden faktörleri ve bilgi mahremiyeti endişesi nedeniyle sergilenebilecek korunma davranışlarını ve bu davranışlara etki eden faktörleri belirlemektir. Ayrıca, bu amaçlar doğrultusunda Türkçe bir ölçme aracının uyarlaması da amaçlanmıştır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, mahremiyet ve mahremiyet endişesi kavramları ile bu endişenin olası nedenleri ulusal ve uluslararası literatürde göre tartışılmıştır. İkinci bölümde, çalışmanın yöntemi açıklanmış ve kullanılan ölçme aracı tanıtılmıştır. Üçüncü bölümde, çalışmanın amaçları doğrultusunda gerçekleştirilen istatistiksel analizlerin bulguları sunulmuştur. Son bölümde ise elde edilen bulgular tartışılmış ve öneriler geliştirilmiştir. Bu çalışmada, veri toplama aracı olarak Türkçe uyarlaması yapılan bilgi mahremiyeti endişesi ölçeği ve ilgili literatürden elde edilen anket formları kullanılmıştır. Veri toplama sürecinde Ankara ilinde toplam 692 katılımcıdan veri elde edilmiştir. Elde edilen verilerin geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler ve lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularında katılımcılar arasında, kişisel sağlık bilgilerinin gizliliği endişesi nedeniyle bilgi saklama eğilimi ve sağlık hizmetlerini ertelemek gibi korunma davranışları gözlemlenmiştir. Araştırma, bilgi mahremiyeti endişesinin bilgi toplama, bilgi hatası, yetkisiz erişim ve ikincil kullanım olmak üzere dört boyuttan oluştuğunu ortaya koymuştur. Bulgulara göre, bireylerin bilgi toplama endişesiyle doktordan ve sağlık kurumundan bilgi saklama davranışları arasında bir ilişki vardır. Bilgi toplama endişesi, bireylerin kişisel sağlık bilgilerini daha az ifşa etmelerine ve bilgi saklama olasılığının artmasına yol açmaktadır. Ayrıca, bilgi toplama endişesi, bireylerin doktorlarına bilerek yanlış sağlık bilgisi verme davranışını artırırken, sağlık hizmetlerini ertelemeleri veya almamaları olasılığını da artırmaktadır. Mahremiyet ihlali deneyimleri ve medyada mahremiyet ihlali haberlerine maruz kalmanın bireylerin endişelerini ve davranışlarını etkilediği belirlenmiştir. Önceden sağlık bilgilerinin ihlal edildiğini düşünen bireyler, bilgi toplama endişesi, bilgi saklama, doktordan ve sağlık kurumundan bilgi saklama, doktordan hakkındaki bilgiyi kaydetmemesini isteme ve başka bir tanı yazılmasını isteme olasılıklarının arttığını göstermektedir. Hasta-hekim iletişimi ve teknolojik mekanizmalara olan güvenin, sağlık bilgileriyle ilgili endişeler ve korunma davranışları üzerinde önemli bir rol oynadığı tespit edilmiştir. Hekimleri ile iyi iletişim kuran katılımcılar, sağlık bilgilerinin ikincil kullanımı konusunda daha fazla endişe duymaktadır, ancak sağlık hizmetlerini ertelememe veya almama olasılıkları daha düşük olduğu görülmüştür. Ayrıca, bireylerin kendilerini internet ve bilgi teknolojilerini anlama ve kullanma konusunda yeterli hissetmeleri, sağlık bilgilerinin ikincil kullanımı endişesini arttırmaktadır. Bu durumun aksine sağlık hizmeti kalitesini yüksek değerlendiren katılımcıların bilgi toplama endişesi olasılıklarının daha düşük olduğu görülmüştür. Bu araştırmanın bulguları, sağlık hizmetlerindeki bilgi mahremiyeti politikalarının güçlendirilmesi ve iletişim stratejilerinin geliştirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Hastanelerin idari ve mali birimlerinde görevli personelin kararlarının elektroensefelografi aracılığı ile incelenmesi
Bilişsel bir süreç olan bireysel karar verme, sağlık kuruluşlarının etkili ve verimli yönetilmesi bakımından kritik öneme sahiptir. Bireylerin karar verme davranışlarının beyin sinyalleri aracılığıyla ölçülmesine yönelik ekonomi, finans ve pazarlama gibi farklı alanlarda çalışmalar yapılmış olmasına rağmen sağlık yönetimi alanında bu yöntemi kullanan herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Çalışmanın amacı hastanelerin idari ve mali birimlerinde görevli sağlık çalışanlarının karar verme süreçlerinde beyinde meydana gelen elektrofizyolojik yanıtları araştırmak; söylem ve uygulama üzerinden rasyonel ve sezgisel karar verme davranışlarını belirlemektir. Çalışmaya, hastanelerin idari ve mali birimlerinde görev yapan sağlıklı kadın (n=32) ve erkek (n=24) katılımcılar dahil edilmiştir. Çalışma üç aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Bu aşamada hastanelerin idari ve mali birim yöneticileri yapılan görüşmelerden elde edilen veriler analiz edilerek söylem ve uygulama analizinde kullanılacak kararlar ve bu kararların verilmesi sürecinde görülebilen hataların sonuçlarına ilişkin sözcükler ve uygulamalar belirlenmiştir. İkinci aşamada nicel yöntemlerden yararlanılarak çalışmaya katılan bireylere uygulanan bir anketle rasyonel ve sezgisel karar verme özellikleri belirlenmiştir. Son aşama, deneysel süreçlerden oluşmaktadır. Bu aşamada sözcüksellik etkisi altında sezgisel ve rasyonel karar vermeyi ölçmek için sözcükler içeren bir paradigma oluşturulmuştur. Bu paradigma, aynı zamanda kararların hastaneleri zarara uğratma riski taşıyan davranışlarla ilgili belge örnekleri içeren uygulama esnasında rasyonel karar verme sorularını da kapsamaktadır. Çekimlerden elde edilen beyin sinyalleri, olaya ilişkin osilasyonlar yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Analizlerde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, tekrarlı ölçümler t testi, tekrarlı ölçümler ANOVA testi, bağımsız örnekler t testi, tekyönlü varyans analizi ve Kolmogorov Smirnov testi kullanılmıştır. Analizler %95 güven aralığında (p=0,05) gerçekleştirilmiştir. EEG analizlerinde delta ve theta yanıtlarından yararlanılmıştır. Delta yanıtları çoğunlukla anlık karar verme mekanizmaları, sezgi ve dikkat tahsis süreçleri ile ilişkilidir ve kognitif görevler sırasında frontal, santral ve parietal lokasyonlarda artmaktadır. Tetha yanıtları çoğunlukla çalışma belleği kapasitesi ve dolayısıyla hatırlanması gereken ögelerin sayısı ile ilişkilidir. Bellek çağrışımları ve geçmiş deneyimlerden öğrenilenleri hatırlamayı kolaylaştırır. Bu durum karar verme süreçlerini desteklemektedir. Rasyonel ve sezgisel karar verme davranışını değerlendiren bulgulara göre hem bölgesel olarak hem de soru tiplerine göre delta ve theta yanıtlarında anlamlı farklılıklar vardır. Rasyonel kararın uygulanması esnasında karar vermedeki tepki hızları sözcüksellik etkisinde sezgisel ve rasyonel karar verme türlerine göre farklılık göstermektedir. Kadınlar sözcüksel karar verme sırasında beynin parietal ve temporal bölgelerini; erkekler ise beynin santral bölgesini aktif olarak kullanmaktadır. Güç analizi bulgularına göre, sözcüksellik etkisi altında karar verirken beynin herhangi bir bölgesinde anlamlı bir yanıt gözlemlenmemesine karşılık, uygulama esnasında rasyonel karar verme davranışı sırasında frontal bölgede theta yanıtının ortaya çıkmaktadır. Çalışmanın sonuçları, karar verme sürecinde cinsiyet farklarının ve bölgesel beyin aktivitesinin kullanılabileceğini göstermektedir. Bu sebeple kritik karar verme gerektiren alanlarda EEG deneylerinden yararlanarak personel seçimi yapılabilir ve çalışanların kariyer planlarının yapılmasında bu deneylerin sonuçları kullanılabilir.