
90
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Hoffmann Von Fallersleben'in çocuk şarkı sözleri. Vormarz dönemi eserlerinin Türkçe çevirisi yoluyla kültürlerarası erişim
Çocuk şarkıları ve şiirleri farklı kültürler arasinda aracı olarak görülebilir, çünkü edebi metinler gibi onlar da ilgili kültürün taşıyıcılarıdır. Çocuklar, eğitim işlevleri sayesinde dili çocuk şarkıları üzerinden eğlenceli olarak deneyimliyor ve örneğin yetişkinlerin yabancı bir dili öğrendiklerinden tamamen farklı bir şekilde öğreniyorlar. Alman kültürü çocuk şarkıları açısından zengin olduğu için onları Türkçeye aktarma ve Türk çocuk şarkılarının repertuarını genişletme fikri ortaya çıktı. Bu fikir, Ankara'daki Alman Büyükelçiliği'ne bağlı kültür bölümü ile birlikte bir proje ile desteklendi. Proje ve şimdiki çalışma için Vormärz ve Biedermeier döneminden 13 çocuk şarkısı seçildi ve öncelikle metrikleri ve kafiye şeması açısından analiz edildi. Bu analiz olmadan, saf bir çeviri uygun olmayacaktır, çünkü bu metinler bilimsel metinler değil, mısraları her biri farklı bir kafiye şemasına sahip olan edebi metinler, hatta şarkılardır. Buna ek olarak, kaynak metindeki (şarkıdaki) melodinin bu çeviri işlemi sonucu hedef metinde (şarkıda) eşdeğer olup olmadığını ve çeviri sırasında dil engellerinin olup olmadığını ve eğer varsa bunların nasıl kaldırılabileceğini göstermeye çalışılmıştır.
Almanca öğretmen eğitimi sürecinde uygulama öğretmenlerinin yeterliklerinin belirlenmesi
Teorik bilgilerin uygulama ile bütünleştirildiği uygulama dersleri, öğretmen eğitimi için çok önemlidir. Uygulama derslerinin etkili bir biçimde gerçekleştirilmesinde uygulama öğretmenleri etkin bir rol oynamaktadır. Bu çalışma, Almanca branşındaki uygulama öğretmenlerinin yeterliklerini araştırmayı ve doğrulamayı amaçlamaktadır. Bu amacı gerçekleştirmek için üç aşamalı Delphi yöntemi tasarlanmıştır. Birinci aşama, açık uçlu anketler ve yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla ilgili yeterlikleri tanımlamak içindir. Bu aşama alanla ilgili uzmanlar, son sınıf öğretmen adayları ve uygulama öğretim elemanlarından toplanan verilerden elde edilen sonuçlardan oluşur. İkinci aşamada, daha önceki bulgulara dayanılarak likert tipi bir anket tasarlanıp maddeleri değerlendirmeleri ve yorumları için uzman gruplarına gönderilir. İkinci aşamada uzmanlar arası mutabık olmayı belirlemek için uzmanların değerlendirmelerinin birinci çeyrek son çeyrek, medyan ve çeyrekler arası genişlik değerleri betimsel istatistik yöntemi ile değerlendirilir. Son adımda, uzmanlara anketleri her madde için hesaplanmış istatistiksel sonuçlarla birlikte yeniden gönderilir. Bu aşamada uzmanlardan kararlarını gözden geçirmeleri ve sonuçlandırmaları istenir. Araştırmada hem nitel hem de istatistiksel veri analiz teknikleri kullanılmaktadır. Nitel veriler için değerlendirenler arası güvenilirlik analizi ile güvenilirlik sağlanmaktadır. Çalışmanın sonucunda Almaca öğretmenliği uygulama öğretmenlerinin sahip olması gereken 47 yeterlik maddesi oluşturulmuştur. Elde edilen yeterlikler hizmet öncesi Almanca öğretmenlerinin uygulama eğitimleri sürecinde nitelikli uygulama öğretmeni seçimi ve eğitimi için bir kılavuz olarak sunulmaktadır. Anahtar sözcükler: uygulama öğretmeni yeterlikleri, almanca öğretmeni, delphi metodu, uygulama dersi, almanca öğretmeni eğitimi.
Gesellschaftskritik in Friedrich Dürrenmatts Der Besuch der alten Dame und in Haldun Taners Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım
Tezin ana hedefi, toplumların hasta ve/veya sağlıklı olmasına neden olan etkenleri iki edebi eser üzerinden araştırmak, bu etkenler doğrultusunda eserlerde gözlemlenen toplumsal eleştiriyi ortaya koymaktır. Bu tez; 'Toplum nedir?' sorusuna yanıt ararken, 'Sağlıklı ve/veya hasta bir toplumun belirtileri nelerdir?' sorusuyla bütünleşmiş ve toplumsal, insancıl psikanaliz ışığı altında toplumsal eleştiri kavramı, Alman-İsviçre Edebiyatı'na ait İkinci Dünya Savaşı'nın önemli bir tanığı olan Friedrich Dürrenmatt'ın kaleminden Yaşlı Hanım'ın Ziyareti adlı ve Türk Edebiyatı'na ait İkinci Dünya Savaşı'nın bir diğer önemli tanığı olan Haldun Taner'in Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım adlı iki modern tiyatro eserde ele alınmıştır. Tez yedi bölüme ayrılıp incelenmiştir: Birinci bölümde; her iki eserin bu tezde neden incelendiği açıklanmıştır. İkinci bölümde; toplum kavram olarak ele alınmış, toplumsal eleştiri kavramı hastalık kavramından yola çıkılarak tanımlanmıştır. Sonra, sahne bir laboratuvar olarak ele alınmış, toplumsal, insancıl psikanaliz kavramından yola çıkarak toplumların nasıl giydirildiği, maskelerinin altında yatan savaş, kriz vs. gibi sebepler tespit edilmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölümde; eserlerdeki çizilen toplum resimleri detaylı olarak incelenmiştir. Dürrenmatt'ın ve Taner'in sahnedeki toplumda karikatürleştirdiği figürleri nasıl resmettiği, iki eser arasındaki benzerlikler ve zıtlıklar ortaya konmuştur. Dördüncü bölümde; Brecht'ten etkilenen her iki yazarın yabancılaştırma efektini eserlerinde nasıl incelediği ele alınmıştır. Özellikle dildeki yabancılaştırma, müzik ve koroların eserlerdeki rolü ve son olarak eserlerde kilit rol oynayan anlatıcı ya da anlatıcı rolü üstlenmiş eserlerdeki figürlerin üzerinde durulmuştur. Beşinci bölümde, eserlerde trajik ve komedi unsurları taşıyan öğeler üç ana mekânda incelenmiştir: dünya mekânı, tiyatro mekânı ve toplumsal mekân. Bu mekânlar baz alınarak, sahnedeki figürlerin taşlama, ironi, mizah, kimi zaman grotesk, kimi zaman da parodi ve paradoks ile resmedildiği tespit edilmiştir. Altıncı bölümde, her iki eserde epilog ya da epilog olarak tanımlanabilecek bölümlerin ışığı altında, toplumun hasta mı yoksa sağlıklı mı olduğu sorusu üzerinde durulmuştur. Hasta bir toplumun bağışıklık sistemini zayıflatan etmenlerin doğurduğu sonuçların, toplumdaki figürlerin maskelerini nasıl düşürdüğü anlatılmıştır. Sonuç olarak, yedinci bölümde savaş ve/veya kriz atlatmış bir toplumun sağlıklı olabilmesinin mümkün olmadığı; ama varlığını koruduğu sürece, hastayı da sağlıklıyı da bir arada barındırdığı için normal, makul bir toplum olarak görülebileceği düşüncesi ortaya çıkmıştır. Anahtar kelimeler: hasta/sağlıklı toplum, psikanaliz, tiyatro, ayna, toplumsal figürler
Ein vergleich der frauenbilder in den werken „Madonna im pelzmantel" und „die villa am bosporos": Türkischer autor - deutsche fraudeutsche autorin – Türkische frau
Tarih öncesi çağlardan günümüze kadar kadın imgesi bulunduğu toplumda, kültürde gerektiği gibi değerlendirilmemiş, bunun yanı sıra değer verilmek istenmemiştir. Kadına, insan olarak bakılmaması ise anaerkil ve ataerkil ayrımına maruz bırakılmasına sebebiyet vermiştir. Buna bağlı olarak her millet kendi dil, din, adet, gelenek-görenek ve törelerine bağımlı yaşamak zorunda kalmıştır. Kültürel değerlerler bu öğelerle bütünleşmektedir. Ortaya çıkan görüşler, fikirler, varsayımlar hatta önyargılar bu doğrultuda ilerleme kaydetmektedir. Kültürlerarası etkileşimin güvenilir ve iyi temeller üzerine inşa edilmesi için zemin hazırlar. Bu nedenle öncelikle kadına atfedilen kimlikleri incelemek gerekir. Bu çalışmada, Sabahattin Ali'nin "Kürk Mantolu Madonna" adlı eseriyle, Sigrid Weiner'in "Die Villa am Bosporos" adlı eserindeki kadın motifi üzerine farklı kültürlerde yaşamış olan her iki yazarın eseri incelenmiştir. Kadına karşı olan bakış açılarının, kendi normlarına bağımlı olmaksızın, kültür gözlükleriyle tahlil ederek kadının toplumdaki hak ve eşitlik mücadelesinin tarihsel gelişiminin aktarılması ele alınmıştır. Alman bir yazarın Türk kadınına, Türk bir yazarın da Alman kadınına özgü olan bakış açısının ortaya koyulması hedeflenmiştir. İncelenen eserlerin benzer özellikleri ve farklılıkları karşılaştırılarak değerlendirilmesi yansıtılmaya çalışılmıştır. Belirtilen bulgular, nitel bir araştırma yöntemi olan doküman analizi ve çoğulcu inceleme yöntemiyle incelenmiştir. Karşılaştırmalı bir betimleme yapılarak elde edilen veriler aktarılmıştır. Araştırma bulguları doğrultusunda kadına olan bakış açılarının yargılayıcı ya da destekleyici olmasının toplum ve kültüre bağlı olduğu gözlemlenmiştir.
Yabancı dil olarak Almanca öğrenen lise öğrencilerinin motivasyonunun incelenmesine yönelik bir durum çalışması
Bu çalışmada, Türkiye'deki lise öğrencilerinin Almancayı yabancı dil olarak öğrenme motivasyonları incelenmiştir. Araştırmanın amacı, öğrencilerin dil öğrenme süreçlerinde etkili olan bireysel, okul temelli ve toplumsal faktörleri belirlemektir. Kuramsal çerçeve, içsel ve dışsal; bütünleştirici ve araçsal olmak üzere çok boyutlu bir motivasyon modeline dayanmaktadır. Ayrıca kültürel ilgi, grup aidiyeti, başarı isteği ve öğretmenle olan ilişki gibi tamamlayıcı faktörler de dikkate alınmıştır. Veriler karma yöntem yaklaşımıyla toplanmıştır. Nicel veriler, Nevşehir bölgesindeki üç farklı devlet lisesinde öğrenim gören 383 onuncu sınıf öğrencisine uygulanan standartlaştırılmış bir motivasyon ölçeğiyle elde edilmiştir. Nitel veriler ise, 28 öğrencinin katıldığı odak grup görüşmeleri aracılığıyla toplanmış; öğrencilerin öznel tutumları, duygusal tepkileri ve öğrenme deneyimleri daha derinlemesine analiz edilmiştir. Bulgular, öğrencilerin Almanca öğrenme motivasyonunun büyük ölçüde dışsal ve araçsal nedenlere dayandığını göstermektedir. Özellikle eğitim ve kariyer olanakları gibi pratik nedenler ön plandadır. İçsel motivasyon unsurları - örneğin kültürel ilgi, öğrenme isteği- ise daha zayıf bir şekilde gözlemlenmiştir. Öğretmenin rolü ve olumlu sınıf ortamı öğrencilerin motivasyonunu önemli ölçüde etkilemektedir. Ayrıca birçok öğrenci, Almanca derslerinin daha erken yaşlarda, ancak pedagojik olarak uygun şekilde başlatılmasının daha etkili olacağını ifade etmiştir. Araştırma bulguları, Almancanın yabancı dil olarak öğretildiği bağlamlarda öğretim uygulamalarına yönelik önemli öneriler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yabancı Dil Olarak Almanca, Öğrenme Motivasyonu, İçsel - Dışsal Motivasyon, Araçsal Nedenler, Okul Ortamı.
İkinci Dünya Savaşı'nın Alman yazarlarının kısa hikayeleri üzerindeki etkisi
Apearences like earthquake, sandstorm, war and so on are subjects for the authors work because the people are very effected by these events. The event executes and ends but the detrimental consequence remains. The harm starts after the disaster for the People. Authors who workes out specified subjects have a big obligation because they are not only describing the physical side but also the psychological side of the people. Even after the world war II appeared the world different for the authors. They wrote about the war to assist the suffering people and to worn the next generation. Authors who wrote in those times picked up their subjects from their environment. We can't know wether these literary texts helped the people at that time but their are very important documents for today. The life which was very hard for the people at this time, is showen by these documents. All these works and other happenings are experiences of human being. It is the literature by which the authors try to work up the problems of their past and to master these problems on a literaturical way. The authors showed the reality of the ruins, with "ruins" is not ment only the cities and streets but also the ruins of the souls, ideals and hopes from the people, the reality of war, death, suffering, undergoing and of survive, are all showen by them in literature. The people were forced blind into the war but they came back regained their sights because they had to make many experiences.
Türk imajının Avusturya basınındaki konumu Standart ve Die Neue Kronen Zeitung örnekleriyle
" We wanted to find in our research, which place the image of the turks in austrian newspapers has. We researched newspapers from 1990 until 1997. A lot of Turks are living in Europe today. The most of them went to northern Europe in 1960 cause the economic structure in Turkey was very bad and turkish people wanted to earn money in Europe. We know, that the Turks have a negativ Image all around Europe. We can hear and sea that from the Media. We tried to find, why, how and from whom this negative image exist. We are living in a world, where racism exist and it takes more and more fans of it. We thought, that the media have the power to stop the racism. If this could be happen, we'll live in a world without negative images and with peace, if the media take a position with a humanistic tendence. We hope, that this will be happen in a short time.
Yabancı dil öğretiminde oyunlar yardımıyla konuşma becerisinin geliştirilmesi
YÜKSEK LİSANS TEZİ ÖZÜ YABANCI DİL ÖĞRETİMİNDE OYUNLAR YARDIMIYLA KONUŞMA BECERİSİNİN GELİŞTİRİLMESİ Gfilcan ÇAKIR Alman Dili Eğitimi Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Haziran 1999 Danışman: Yrd. Doç. Dr. Umut GÜRBÜZ Televizyon, radyo, telefon gibi teknolojik araçların yanı sıra, ülkeler arası iletişimi daha da arttıran ve insanların birbirine yakınlaşmasını, bilgi alış-verişinde bulunabilmesini sağlayan çeşitli internet ağlarının da hüküm sürdüğü ve anahtar sözcüklerinin "bilgi, ileri teknoloji ve iletişimin" oluşturduğu bir çağda yaşıyoruz. Dolayısıyla bu çağa ayak uydurmak isteyen çağdaş insan birden fazla dilin gerekliliğinin bilincindedir. Bunun dışında bir dilin insamn dünyayı anlayabilmesine, kendi tecrübelerini, yaşadıklarını, varsayımlarını çözümleyip dışa vurabilmesine olanak tanıması ve aynı zamanda bir iletişim aracı olması gerçeği, dilsel öğrenmenin insanı kişisel, toplumsal ve mesleki açıdan hareketli ve özgür kıldığının bir göstergesidir. İşte bu hareketliliğin daha da artması ve kendi dil ailemizin dışına taşabilmesi, ancak yabancı bir dil edinilerek ulaşılması mümkün bir amaç halini alabilir. Genel anlamda yabancı dil öğretimine daha da önem vermek ve ortaya çıkmış veya çıkabilecek olan sorunlara karşı da bir takım çözümler getirmek gerekmektedir ve bu da demektir ki, var olanla yetinmek değil de dil öğretimi konusunda eksiklikleri bulup, artan imkanlara paralel şekilde yeni yollar, yeni atılımlar gerçekleştirilmelidir. Kuşkusuz ki, yabancı dil öğretiminde var olan tüm sorunlara bir kere de eğilmek göze alınamayacak kadar kapsamlı ve güç bir hedef demektir. Çünkü öğrencisinden öğretmenine, ders yönteminden belirlenen hedeflere kadar bir çok unsur söz konusudur. Bu yüzden sınırlandırılmış bir şekilde bazı sorunlara eğilmek daha sağlıklı çözümler getirecektir.Yabancı dil öğretiminde genel anlamda dört temel dilsel becerinin (okuma, yazma, dinleme-anlama, konuşma) geliştirilmesi amaçlanmakta ve çoğu zaman da bu becerilerin önem sırası dil öğrenme sebebine göre farklılaşmaktadır. Ancak günümüzün iletişim çağı kabul edilmesi ve iletişimin hayatımızda çok büyük bir yer tutması sebebiyle ve yine derslerde iletişimin ön planda olması, yabancı dil dersinde ve özellikle de yabancı dil öğretmeni yetiştiren kurumlarda "konuşma becerisinin" önemini gözler önüne sermektedir. Hedef beceri olarak da kabul edebileceğimiz konuşma becerisi çoğu zaman geri plana atılmış, yeterli dilbilgisi ve kelime hazinesiyle kendiliğinden oluşabilecek bir beceri halini almıştır. İşte bu gerçek, üniversitelerdeki hazırlık sınıflarında konuşma becerisinin geliştirilmesi konusuna yemden değinilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmış ve bu araştırmaya zemin hazırlamıştır. Araştırmada yabancı dilde konuşmanın geliştirilebilmesi için gerekli duygusal faktörlerin önemi vurgulanmakta ve özellikle serbest konuşmanın geliştirilmesinde uygulamanın (alıştırmanın) kaçınılmazlığından yola çıkılmaktadır. Her iki işlevi de yerine getiren konuşma oyunları ya da başka bir deyişle oyun olarak algılanan aktiviteler öneri olarak sunulmaktadır. Oyunlar sayesinde öğrenci biraz olsun dersi ders havasında değil de, normal bir konuşma atmosferinde algılama şansına sahiptir, dolayısıyla da zevk alabileceği fazla zorlanmayacağı bir öğrenme söz konusudur. Böylece öğrenci güncel yaşamda da kullanabileceği bir konuşma becerisine ve isteğine sahip olabilecek bir duruma getirilebilir. 111
Edebi metinlerin farklılığından kaynaklanan yanlış anlamlar
Günümüzde ülkeler arasındaki yoğun ilişkiler yabancı dil bilmeyi önemli bir gereksinime dönüştürmüştür. Yabancı bir dil öğrenme aynı zamanda yabancı bir kültürün, o dili konuşan kişilerin değer yargılarını, yaşama ve düşünme biçimlerini tanıma olanağı sunar. Özellikle yabancı dilde yazılmış olan yazınsal metinler temsil ettikleri toplumun kültürel özelliklerini taşıyarak, o toplumun yaşam deneyimleriniyansıtır. Yabancı dil öğretiminde yazınsal metinlerle bildirişime giren okur / öğrenci onu kendi önbilgisi, kültürüne dayanarak somutlaştınr.Yabancı dilde oluşturulmuş yazınsal metinle okur olarak yabancı dil öğrenen öğrenci arasında gerçekleşen bildirişimde, iki farklı kültürün buluşması söz konusudur. Eğer öğrenci yabancı kültürü tanımıyorsa, metni alımlama sürecinde metni kendi önbilgisi, kendi kültürel tecrübeleri ışığında anlamaya çalışacaktır, bu da anlama zorluklarına ve hatta yanlış anlamalara neden olabilecektir. Bu araştırma, bu anlama zorluklarının ve yanlış anlamaların nedenlerini ve nasıl giderilebileceklerini incelemektedir. Öncelikle deneysel bir çabşmayla bu yanlış anlamaların ve anlama zorluklarının nedeninin öğrencinin yabancı kültürü tanımamasından kaynaklandığı tespit edilmiştir.Bunu takiben öğrencinin edebi metni yanlış anlamasına veya hiç anlamamasına neden olan kültür bilgisinin eksi klikl iğini gidirmek amacıyla ileti şimsel-açıklayıcı bir yöntemle öğrencilere metne yönelik kültür bilgisi verilmiştir. Bu uygulamanın sonucunda yapılan istatiksel ölçümlerle, bu yöntemin öğrencinin edebi metni anlamasında önemli bir işlevi olduğu ve bunun için de yabancı dil öğretiminde kullanılması gerektiği vurgulanmıştır.
Türk ilkokullarında ikinci yabancı dil olarak Almanca 'Hallo, Freunde'-6' ders kitabının analizi (Öğretmen ve müfredat örneğinde)
YÜKSEK LİSANS TEZİ OZU TÜRK İLKOKULLARINDA İKİNCİ YABANCI DİL OLARAK ALMANCA "HALLO,FREUNDE!-6" DERS KİTABI ANALİZİ (ÖĞRETMEN VE MÜFREDAT ÖRNEĞİNDE) Bora BAŞARAN Almanca Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Ocak 2002 Danışman: Doç.Dr. Yüksel KOCADORU Dünya yeni iletişim ve enformasyon teknolojileri ile küçülmektedir. Bu gelişmelerin Yabancı Dil Öğretimini ve Öğrenilmesini -Yabancı Dil olarak Almanca'yı da ne derece etkilediği ve değiştirdiği görülmektedir. Gelişmeler doğal olarak Türkiye için de geçerli olmaktadır. Türkiye'de ikinci yabancı dil (Almanca) için yeni bir Yabancı Dil Programı yürürlüğe girdi. Bu çalışma ile ikinci yabancı dil ders kitabı olan "Hallo, Freunde!-6" hakkında, ders kitabının ders programını gerçekleştirmede önemli bir faktör olması nedeniyle elde edilen ilk veriler toplanmaya çalışılmıştır. Bu çalışma ile Türkiye'de ikinci yabancı dil olarak Almanca alanında ilk defa hazırlanmış "Hallo, Freunde!-6" ders kitabının Milli Eğitim Bakanlığı'nın belirlemiş olduğu ikinci yabancı dil olarak Almanca hedeflerine ve Nürnberg Kriterleri'ne ne derece ulaşılabildiği ve gerçekleştirilebildiği saptanmaya çalışılmıştır.
Lessing`in fabllarına didaktik açıdan bir yaklaşım: Ampirik bir çalışma
DOKTORA TEZ OZU Lessing'in Fabl'Ierine Didaktik Açıdan Bir Yaklaşım Mustafa BİLGEN Alman Dili Eğitimi Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2004 Danışman: Doç. Dr. Kadriye ÖZTÜRK Bu çalışma, Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Almanca öğretmenliği bölümü öğrencileri Gotthold Ephraim Lessing'in Fabllarının eleştirel çözümlemesini yapabilirler mi? sorusuna yanıt aramaktadır. Araştırmada bu öğrencilerin Lessing'in altı Fablının çözümlemedeki durumlarını ortaya koymak ve Fablın dolayısıyla Lessing'in Fabllarının Türkiye'deki Almanca öğretmenliği bölümlerinde okutulan derslerde çalışma materyali olarak kullanılmasını önermek amaçlanmaktadır. Yöntem olarak çoğulcu yöntemden ve ampirik çalışma yönteminden faydalanılmıştır. Yorumlama becerisinin ölçülmesinde kullanılacak olan ölçme testinin oluşturulmasında genelde Bernd Matzkowski'nin çözümleme yöntemi kullanılmıştır. Deneklere ait veriler iki anket ve bir test ile elde edilmiştir. Toplanan bu veriler nitel ve istatistiksel çözümleme teknikleri yardımıyla yapılmıştır. Daha sonra verilere ait sonuçlar tablolar yardımıyla ortaya konarak yorumlanmıştır. Sonunda da Fablın Türkiye'deki Almanca öğretmenliği bölümlerindeki derslerde kullanılmasının faydalı olacağına ilişkin öneriler getirilmiştir. Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Almanca öğretmenliği bölümü öğrencilerine uygulanan test sonuçlan öğrencilerin, Lessing'in Fabllarını yorumlayabilme becerisine sahip olduklarını göstermiştir. Burada öğrencilerin Lessing'in Fabllarını yorumlayabilmelerinde etkin olan nedenler arasında yazarın fabllarının amaca yönelik, edebi süslemelerden uzak, kısa ve öz oluşunu sayabiliriz. Bu sonuçlara göre, Fabl' m Türkiye Üniversitelerindeki Eğitim Fakülteleri Almanca öğretmenliği Anabilim Dallarında okuma becerileri I, II, ileri okuma becerileri, konuşma, edebi metinlerin incelenmesi ve öğretimi derslerinin işlenmesinde ders materyali olarak kullanılması önerilmektedir.
Grimm masallarının çocuklar üzerindeki etkileri
iiDOKTORA TEZ ÖZÜGR MM MASALLARININÇOCUKLAR ÜZER NDEK ETK LERHasan GÜNEŞAlman Dili Eğitimi Anabilim Dalı- DoktoraAnadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2006Danışman: Prof. Dr. Yüksel KOCADORUMasal, çocuklar için vazgeçilemeyen, hayal dünyalarını süsleyen, besleyen,zenginleştiren bir türdür. Bu açıdan büyük önem taşımaktadır. Masalların çocukeğitimine katkısı olduğu kadar, tarihçilere, dilbilimcilere ve çocuk edebiyatına da çokkatkısı olmuş ve olmaktadır. Masallar, yaşandığı dönemin kültür ve dil yapısını bizlereakıcı bir üslûpla aktarmaktadır. Bu açıdan, toplum için de büyük önem taşımaktadır.Zamanla değişen çocuk eğitimi ve modern toplumlardaki gelişmeler doğrultusunda bazımasallardaki öğelerin gözden geçirilme ihtiyacı doğduğu kesindir.Bazı masallar çocukların ufuklarını, hayal dünyalarını zenginleştirmektedirler.Grimm kardeşlerin masallarına da bu gözle bakılınca bazı değişikliklerin yapılmasıgerektiği ihtiyacı ortaya çıkmaktadır.Sinema endüstrisinin de sayesinde filme alınmış masalların günümüzdemilyonlarca aileye ve eve ulaştığını da dikkate alırsak, artık aşınmış, çocuğu yanlışyerlere götürebilecek, şiddetin parçası haline getirebilecek olan masalların uzmanlartarafından ele alınarak incelenmesi faydalı olacaktır.Bu çalışma da bu amaçtan yola çıkarak Grimm kardeşler masallarındabulunabilecek ve çocuk eğitimi açısından eleştirilecek olan unsurları inceleyerek ortayaçıkarmaktır.Daha önce de ifade ettiğimiz gibi masalların toplumsal yönden de çok büyükönemleri bulunmaktadır. Bu nedenlerden dolayı bunları yok saymamız mümkündeğildir. Bizler bu masalları çocuk eğitimi açısından düşündüğümüzden dolayı bunlarabir çözüm üretmemiz gerekmektedir.
İngilizce`den sonraki ikinci yabancı dil Almancanın öğrenimi
Bu çalısmada ?ngilizce'den sonra ikinci yabancı dil olarak Almanca öğrenenlerin her iki dil arasındaki benzerliklerin etkisiyle Almanca'nın öğrenilmesi sırasında karsılastıkları dilsel benzerliklerden ne sekilde etkilendikleri arastırılmaktadır. Çalısma sadece sözcük boyutu ile sınırlandırılmıstır. Arastırmada Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Almanca öğretmenliği Programındaki öğrencilerin birinci yabancı dil olarak ?ngilizce öğrendikleri ve anılan programa ?ngilizce yabancı dil puanı ile kayıt yaptırdıkları, ardından ikinci yabancı dil olarak Almanca'yı öğrendikleri gerçeğinden hareketle; önce ?ngilizce ve Almanca yabancı dil bilgileri, standart seviye belirleme sınavlarıyla (Michigan Test ve Test-DaF) ölçüldü. Ardından, sözcük boyutundaki dilsel etkilesimlerin etkisini / kaynağını gösterebilecek bir 5'li likert tipi ölçek gelistirilerek uygulandı. Anılan ölçeğin ilk bölümünde öğrencilerin öğrenim durumları ve demografik bilgileri yer aldı. Takip eden üç ayrı bölümde ise uluslar arası kabul edilebilirliği olan sözlük ve arastırma bulguları ile belirlenen sözcük çiftlerinden olusturulan üç ayrı kategori olusturuldu. Buna göre, önce Almanca sözcüklerin ortografik yazımla örtüstüğü veya benzestiği 113 Almanca?ngilizce sözcük çifti verilerek öğrencilerin bu alandaki sözcük bilgileri ölçüldü. Takip eden bölümde Almanca ve ?ngilizce anlam olarak örtüsen 114 sözcük çiftine yer verildi. Son bölümde ise ?ngilizce sözcükler ve bunların Almanca karsılıklarının verildiği 112 sözcük çifti yer aldı. Gelistirilen ölçekten elde edilen veriler ile ilk iki testin sonuçları SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) ortamına aktarıldı ve buradan elde edilen veriler sayısal olarak yorumlandı. Sözcüklerin anlamları farklı bile olsa öğrenciler birbirine tam benzeyen veya çok benzeyen sözcükleri birbirini anlamca karsılayan sözcükler olarak algılayıp kullanabiliyorlar. Bu da dilbilimsel bakısla, diller arasında olumlu veya olumsuz aktarımlar yapılabildiğini gösteriyor. Bu sonuçlara göre müfredatta bu durum dikkate alınabilir ve bu sözcük çiftlerine kısmen de olsa yer verilerek, öğrencilerin bu konuda bilinçlenmeleri sağlanabilir. Diller arasındaki bu benzesmeyi dil öğrenimini olumsuz olarak etkileyen bir durum olarak değerlendirip, dil öğrenmeyi engelleyen bir olgu olarak kabul etmek yerine, öğrencilerin bilinçlendirilmesiyle, dil öğrenme sürecinde avantaja dönüstürülebilir. Böylece öğrencinin bu yolla özgüveninin ve dil bilincinin gelistirilmesine katkıda bulunulabilir.
Hier sind wir ve hallo freunde 8 ders kitaplarında günlük yaşam ve ülke bilgisi yabancı dil olarak Almanca alanında bir resim incelemesi
Sürekli olarak gelişmekte olan teknoloji aracılığıyla insanlar birbirlerine daha çokyakınlaşmaktadır ve dolayısıyla kültürleri de birbirleriyle bir etkileşim içinegirmektedir.Doğal olarak, bu gelişmeler sebebiyle yabancı dil öğretimi alanında da ilerlemelerkaydedilmekte ve birçok farklı alanda yabancı dilin işlevi ve değeri artmaya devametmektedir.nsanlar birbirleriyle iletişim halinde olmak istediklerinde ise, sadece kullandıkları dilibilmeleri karşılıklı anlaşma için yetersizlikler ortaya çıkmasına neden olabilmektedir.Bu nedenden ötürü birbirlerinin yaşam tarzları hakkında bilgi sahibi olmaları bu tarzsorunları giderebilir.Bu çalışma Türkiye'deki ilköğretim ve liselerde 2. yabancı dil olarak okutulan almancaderslerindeki ?Hier sind Wir? ve ?Hallo Freunde 8? kitaplarının, salt resim çerçevesindene derecede günlük yaşam ve ülke bilgisini aktardığını saptamaya çalışmıştır.
Erken yaşta yabancı dil öğrenimi okul öncesi dönem çocuklarının yabancı dil öğrenmelerini etkileyen faktörler üzerine bir araştırma
Erken yaşta yabancı dil öğreniminin araştırıldığı bu çalışmada, okul öncesi çocukların yabancı dil başarılarını etkileyen faktörlerin betimlenmesi amaçlanmıştır.Nitel araştırma yöntemi çerçevesinde veriler, test ve anket teknikleriyle elde edilmeye çalışılmıştır. Araştırmada verilerin toplanmasında İngilizce Resim-Kelime Testi, Anne ve Öğretmen Anketi kullanılmıştır. Ayrıca araştırmadaki bağımsız değişkenlerle ilgili bilgi toplamak için Kişisel Bilgi Formu geliştirilmiştir. Verilerin analizinde dört istatistiksel analiz kullanılmış olup bu analizler bilgisayarda istatistik paket programı (SPSS) ile yapılmıştır. Verilerin analizi sonucu elde edilen bulgulara dayanarak aşağıdaki sonuçlara varılmıştır.Okul öncesi dönemdeki çocukların yabancı dil başarıları ile onların1. biyolojik özellikleri arasındaki ilişkilere ait sonuçlar: çocukların yabancı dil başarı-ları, onların yaşlarına göre değişmektedir,2. aileleri arasındaki ilişkilere ait sonuçlar: çocukların yabancı dil başarıları, onların ika-met yerlerine göre değişmektedir,3. kayıtlı bulundukları okul öncesi eğitim kurumu asındaki ilişkilere ait sonuçlar: çocukların yabancı dil başarıları, kayıtlı bulundukları okul öncesi eğitim kurumunda yabancı dile yönelik bir öğretim programının olması ve yabancı dil öğretimine ayrılan sürenin hafta içine yayılması durumuna göre değişmektedir,4. yabancı dil öğretmenleri arasındaki ilişkilere ait sonuçlar: çocukların yabancı dil başarıları, öğretmenlerinin bazı özelliklerine göre değişmektedir.Anahtar Sözcükler: Yabancı dil öğretimi, erken yaşta yabancı dil, öğrenmeyi etkileyen faktörler.
Üniversitede iletişim: Ders içi dilsel davranışlarda yeniden yapılandırmaya ilişkin ampirik bir araştırma-işlevsel edimbilime dayalı-
Dil öğretiminde, ister anadil ister yabancı dil öğretimi olsun, hem öğretici hem de öğrenci ders içi iletişimde belli dilsel davranışlardan yararlanır. Bu araştırma, ilgisini sınıf içi öğrenci-öğretici arasındaki dilsel davranışlarda yer alan yeniden yapılandırmaya yönlendirmiştir. Yeniden yapılandırma kavramı; konuşmacının, ilgili bir söz öbeğini veya bir sözceyi, içeriğini değiştirmeksizin iletişim ortamına getirdiği söylemleri tekrar ele almasına ve ders içinde geçen bilgiyi işlemesine yöneliktir. Yeniden yapılandırma olarak adlandırılan söylemler, bu çalışmada kendi içinde beş alt alana ayrılmakta ve bunlar yapısı ve işlevleri açısından incelenmektedir. Bu çalışma söylem boyutu ile sınırlandırılmıştır.Veriler, işlevsel edimbilim yöntemiyle ?Türk Dili? ve yabancı dil olarak ?Almanca? derslerinden elde edilmiştir. Kayıt yapılan derslerin işlendiği fakülteler, anabilim dallarından yola çıkılarak seçilmiştir. Fen Bilimleri Enstitüsü'nden Mühendislik Mimarlık Fakültesi (FI), Sosyal Bilimler Enstitüsü'nden İletişim Fakültesi (FM) ve Eğitim Bilimleri Enstitüsü'nden de Alman Dili Eğitimi (FE) tercih edilmiştir. Böylelikle her bir enstitünün bir bölümü irdelenmiştir. Ayrıca; Mühendislik ve İletişim Fakülteleri, ?Türk Dili? dersinin haftada dört saat okutulması ve bu fakültelerdeki Türk Dili derslerinde ortak konuların işlenmesi nedeniyle tercih edilmiştir. Yabancı dildeki farklı yeniden yapılandırmaların ortaya konulabilmesi için ise, Alman Dili Eğitimi bölümündeki Konuşma dersleri tercih edilmiştir. Her bir bölümdeki derslerden kayıtlar yapılmış, HİAT ortamında yazı diline dökülmüş ve araştırmanın amacına uygun biçimde gerekli bölümler yeniden alınarak yapılandırılmış ve incelenmiştir.İletişim Fakültesi (FM) ve Mimarlık Fakültesinde (FI) verilen Türkçe derslerinde sınıf içi dilsel davranışlarda ağırlıklı olarak öğreticinin kendi iradesiyle, yönlendirme olmaksızın oldukça fazla yeniden yapılandırmaya yöneldiği gözlenmiştir. Dilsel davranış olarak Türkçe derslerinde; 1) Özetleme ve 2) içeriği aynı olmasına rağmen sözcelerin farklılık gösterdiği yeniden yapılandırmalar ağırlıklı olarak yer almaktadır. Alman Dili Eğitimi bölümündeki (FE) Konuşma derslerinde ise 3) tekrarlar ve 4) söz öbeklerin üzerinde yeniden yapılandırılarak çalışılma olgusuna daha yoğun olarak rastlanmıştır. Her üç Fakültede de 5) sözceler arasında köprü görevi gören, anlamsal boyutta bir kavramı başka sözcelerle açıklayabilmemizi sağlayan, sözcelerin içinden önemli görülen söz öbeklerin tekrarı sıkça yer almaktadır.Öğrenci Türkçe derslerinde daha çok dinleyen konumundayken yabancı dil derslerinde daha etkin rol almakta ve öğreticiyle daha sık iletişime geçmektedir. Bu dilsel davranışla, öğreticide gözlendiği gibi öğrenci de yeniden yapılandırmaya yönelerek, öğrenilenlerin pekişmesinde etkin rol almaktadır.Bu çalışma sonucunda elde edilen veriler doğrultusunda yeniden yapılandırma, öğretmen adaylarına öğrenimleri sürecinde tanıtılabilir ve derslerdeki dilsel davranışlara daha bilinçli yaklaşmaları sağlanabilir. Üniversite öğrencilerinin de kendi dilsel davranışları üzerinde çalışmalarını sağlayarak, ders içinde anlamadıkları yerlerde kendilerini daha açık bir biçimde ifade etmelerine yardımcı olunabilir ve böylece kesintisiz bir bilgi aktarımına, sınıf içi iletişimdeki dil kullanımlarının daha bilinçli ve kontrollü hale gelmesine katkı sağlanabilir ve öğretimin kalitesi arttırılabilir.
Yabancı dil öğretim yöntemlerinin Türkiye'nin yabancı dil olarak Almanca ders kitaplarına yansıması
Yabancı dil öğreniminin tarihçesine baktığımız zaman, çeşitli faktörlerin rol oynamasıyla birçok yeni yöntemin geliştirildiğini görebiliriz. Bu çalışmanın amacı, Almanca Öğretiminde yabancı dil yöntemlerinin Türkiye'deki yabancı dil ders kitaplarında ne ölçüde kullanıldığını tespit etmektir. Ders kitabı analizinde kullanılacak kitaplar Milli Eğitim Müdürlüğünün izniyle Tebliğler Dergisinde yayınlanan ve Türkiye'de basılan kitaplardan seçilmiştir. Kitapları şu şekilde sıralayabiliriz. „Almanca Ders Kitabı II basım yılı 1940, Almanca Ders Kitabı III basım yılı 1940, Almanca Ders Kitabı I basım yılı 1957, Almanca Ders Kitabı basım yılı 1963, Texte und Situationen I basım yılı 1974 ve Texte und Situationen basım yılı 2006. Analiz esnasında özellikle şu yöntemlere odaklanılmıştır: dilbilgisi-çeviri yöntemi, doğrudan yöntem, işitsel-dilsel yöntem, işitsel-görsel yöntem, aracı yöntem, iletişimsel yöntem ve kültürlerarası yöntem. Bahse geçen yöntemler kronolojik sıraya göre işlenmiştir. Yöntemlerin tarihsel gelişimlerini aktaran kısa giriş metinlerinden sonra her bir yönteme özgü özellikler, alıştırmalar ve metodolojik prensipler sıralanmıştır. Anahtar Sözcükler: Ders kitabı, Ders kitabı inceleme, Yabancı dil öğretim metotları, Yabancı dil olarak Almanca, Yabancı dil öğretim metotlarının tarihsel gelişimi.
Kültür aktarımında çeviri stratejileri: Yüksel Pazarkaya'nın Türkçe- Almanca çeviri örneğinde bir araştırma
Bu araştırmada, Yüksel Pazarkaya esas alınarak kültür aktarımı bağlamında çeviri stratejileri incelenmiştir. Bunun için önce çeviri hakkında teorik bilgilendirmelerde bulunulmuştur. Ardından çevirinin Yüksel Pazarkaya ile ilişkisi ortaya konulmuş ve Yüksel Pazarkaya'nın Almancadan Türkçeye ve Türkçeden Almancaya yaptığı çevirilerden örnekler incelenerek çeviri stratejileri açısından en farklı sonuçları veren örnekler çalışmaya alınmıştır. Çeviri stratejilerinin incelenebilmesi için Yüksel Pazarkaya'nın hem Almancadan Türkçeye hem de Türkçeden Almancaya yaptığı çeviri örneklerinden yararlanılmıştır. Örnek incelemelerde hem kaynak metin hem de erek metin kullanılmıştır.Örnek parçalar incelenirken önce biçimsel inceleme yapılmış sonrada çeviri işlemi ve strateji taramasına geçilmiştir.Çalışmanın inceleme kısmı Türkçeden Almancaya ve Almancadan Türkçeye yapılmış çeviriler olmak üzere iki ana başlık altında toplanmıştır.Değerlendirme kısmı da Türkçeden Almancaya yapılmış çevirilerin ve Almancadan Türkçeye yapılmış çevirilerin değerlendirilmesi olmak üzere iki ana başlık altında yapılmıştır. Kültür Aktarımında kullanılan stratejiler değerlendirilmiştir. Bütün çeviri biçimlerini kapsayan genel bir değerlendirmeye de yer verilmiştir.Değerlendirmede, kullanılan işlem, strateji ve yönteme göre sonuçlar, biçime yönelik sonuçlar, uyaklara yönelik sonuçlar, dize çevirisine yönelik sonuçlar, başlık çevirisine yönelik sonuçlar, deyim ve atasözü çevirisine yönelik sonuçlar, özel isim çevirisine yönelik sonuçlar ve kültür aktarımında kullanılan stratejilere göre sonuçlar çıkarılmıştır.Türkçeden Almancaya yapılan çeviriler için şunlar söylenebilir: İncelenen tüm çevirilerin erek odaklı yapıldığı gözlemlenmiştir. Bu arada Pazarkaya, kaynak metni göz önünde bulundurmuştur. Çevirilerde ender olarak gerekli olan hallerde sözcüğü sözcüğüne çeviri stratejisi kullanılmış fakat çevirilerin genelinde bağımlı çeviri stratejisinin kullanıldığı açıktır. Yüksel Pazarkaya, kaynak metin yazarının dilsel özelliklerini olabildiğince muhafaza ederek çevirisini yapmaya özen göstermiştir.En çok kullanılan çeviri işlemlerinin sırasıyla; Doğrudan Aktarım, Uyarlama, Daha Açık Hale Getirme olduğu görülmektedir. Ödünleme, Yanlış Yorumlama, Yöntemsel Hata gibi işlemlerin (çeviri hatası) ise hiç kullanılmadığı görülmektedir.Almancadan Türkçeye yapılan çeviriler içinse şunları söylemek mümkündür: İncelenen tüm çevirilerin erek odaklı yapıldığı gözlemlenmiştir. Fakat her çeviride kaynak metne bağlı kalınmıştır. Çevirilerde gerekli durumlarda sözcüğü sözcüğüne çeviri stratejisi kullanılmıştır fakat çevirilerin genelinde bağımlı çeviri stratejisinin kullanıldığı açıktır. Yüksel Pazarkaya, kaynak metin yazarının dilsel özelliklerini olabildiğince muhafaza ederek çevirisini yapmaya özen göstermiştir.En çok kullanılan çeviri işlemlerinin sırasıyla; Doğrudan Aktarım, Örtükleme, Daha Açık Hale Getirme olduğu görülmektedir. Eksik Çeviri, Yersiz Açımlama, Yöntemsel Hata gibi işlemlerin (çeviri hatası) ise hiç kullanılmadığı görülmektedir.Kültürel öğelerin aktarımının, Açımlama, Doğrudan Aktarım ve Ödünçleme işlemleri ile gerçekleştirildiği görülmektedir. Bu bağlamda en çok kullanılan işlem ise Doğrudan Aktarma işlemidir.Sonuç olarak, Yüksel Pazarkaya'nın, kaynak metinlerde yer alan kültürel öğeleri erek metine aktardığı gözlemlenmiştir. Kültürel öğeler en çok doğrudan aktarma işlemi aracılığı ile erek metne taşınmıştır. Doğrudan aktarma işlemi ve bunun yanı sıra çeviri eylemi sırasında kullandığı tüm işlem, yöntem ve stratejiler inceleme ve değerlendirme aşamasında ortaya çıkmıştır.
Yabancı dil eğitiminde eğitici drama oyunları ve teknikleri, uygulamaya yönelik bir araştırma
Yabancı Dil Eğitiminde Eğitici Drama Oyunları ve Teknikleri, Uygulamaya Yönelik Bir Araştırma? başlıklı bu çalışma, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Alman Dili Eğitimi Anabilim Dalı bünyesinde `Yüksek Lisans Tezi' olarak hazırlanmıştır.Ülkemizde yabancı dil eğitimi konusunda hemen hemen her gün yeni yöntemler üzerine konuşulmakta, yeni stratejiler geliştirilmekte ve sayısız araştırma sonucu yayımlanmaktadır. Ancak yabancı dil eğitiminde de henüz istenilen seviyeye ulaşılamadığı da açıktır. Bunun temelinde birçok sorun yatmaktadır. Ancak bunları tek tek tartışmak bu araştırmanın sınırlarını aşmaktadır. Bu nedenle bu araştırmada etkili bir eğitim-öğretim tekniği olan drama teknikleri ele alınmıştır.Yabancı Dil Eğitimi derslerinde drama tekniklerinin önemi tartışılamaz. Drama kavram olarak; eylem, yaşamak, canlandırmak ve oynanmak için yazılmış oyun anlamlarına gelmektedir. Drama (oyun) yönteminde bir düşünce, durum, sorun ya da olay bir öğrenci grubunun önünde dramatize edilir.Yabancı dil eğitiminde drama tekniklerinin çok sayıda yararlarından bahsedilebilir.Her şeyden önce drama teknikleri öğrenci merkezli eğitim öğretimi olanaklı kılmakta ve yaparak, yaşayarak öğrenmeye katkı sağlamaktadır. Etkili eğitim- öğretim stratejilerinden biri olan drama sayesinde yabancı dil dersleri bir oyun olarak algılanmakta ve sınıf eğlenceli bir alana dönüşmektedir.Bu çalışmanın kurumsal bölümünde eğitimde öğretim modeli, strateji, yöntem ve beceri kavramları, eğitimde etkili öğrenci merkezli etkileşim stratejilerinden drama tekniğinin kullanımının tarihçesi, eğitimde drama, rol oynama, kavramları, eğitici dramada öğrenme türleri ve dramanın yararları, drama stratejilerinin yabancı dil eğitimindeki yeri ve önemi konuları ele alınmıştır.Buna ek olarak Milli Eğitim Bakanlığı Yabancı Dil Öğretimi müfredatı drama teknikleri açısından incelenmiştir.Çalışmanın uygulamaya dönük ikinci bölümünde, anket uygulamaları yardımıyla, ?drama teknikleri? konusunda öğretmen adayı öğrencilerin ve öğretmen ve öğretmenlerin bilgi ve yeterlilik düzeyleri araştırılmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı yabancı dil eğitimi ders müfredatlarında drama teknikleri konusuna yeterince yer ayrıldığı, araştırmaya dahil olan hem öğretmen adaylarının hem de öğretmenlerin ?Drama teknikleri/stratejileri? konusunun önemine ilişkin yeterli bilgiye sahip oldukları ortaya çıkmıştır. Ancak hem eğitim fakültelerinde hem de okullardaki uygulama boyutunda bir takım yetersizlikler saptanmıştır.Ankete katılan öğretmenler, drama tekniğini kullandıklarını belirtmektedirler. Ancak bilgilerinin eksikliğini de kabul etmektedirler. Bazı öğretmenlerin de kendilerini araştırma yapılan konuda eksik hissederek, ankete katılmadıkları göz önünde bulundurulursa, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı yürütülen hizmetiçi eğitim çalışmalarında stratejiler konusuna, özellikle de yabancı dil eğitiminde vazgeçilmez değerde olan ?drama stratejileri? konusuna özel önem atfedilmelidir diye düşünmekteyiz.Ancak şu anda asıl sorun eğitim fakültelerinden mezun olacak öğretmenlerin durumuyla ilgilidir. ?Drama İnceleme ve Eğitimi? dersinin bazı Anabilim dallarında kaldırılmış olması nedeniyle, 2010 yılından itibaren bu anabilim dallarından mezun olacak öğretmenler, drama stratejileri konusunda yeterince donanımlı olamayacaklardır. Bu dersin yeniden programa alınması, diğer taraftan ise diğer tüm yöntem derslerinde drama teknikleri konusuna gereken önem verilmelidir.
Almanca öğrenenlerin Alman diline karşı geliştirdikleri metaforik algılarının çok dillik çerçevesinde incelenmesi
Bu çalışma, Almanca öğrenenlerin Alman diline karşı geliştirdikleri metaforik algıları çok dillilik bağlamında ele almaktadır. Teorik temelden sonra bir liseden 503 katılımcının yer aldığı araştırmanın yapısı sunulmuştur. Sonuçlar 14 farklı kategoriye ayrılmış ve diller için ortaya çıkan kategorinin burada açık ara farkla ilk sıraya yerleştiği görülmüştür. Katılımcıların yaklaşık % 80'i çarpıcı bir şekilde Almanca ile İngilizce arasındaki benzerliklere dikkat çekmiştir. Buna ilişkin argümanlarını, iki dilin fonolojik, semantik ve sözdizimsel düzeyine kadar inen gerekçelerle desteklemişlerdir. Araştırmada, öğrenicilerin Almanca dersine deneyimsiz ve boş zihinle gelmedikleri, aksine çok dillilik ilkeleri doğrultusunda sürekli teşvik edilmesi gereken, bu derse daha önceki deneyim ve bilgilerini yanlarında getiren kişiler olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.
Almanya ve Türkiye deneyimi olan Almanca öğretmenlerinin kendi dil öğrenim biyografilerine yönelik bir inceleme
Bu araştırmanın amacı Almanya'da genç yaşlarında Alman dilini öğrenmeye devam eden, bugün Türkiye'de Almanca öğretmenliği yapan öğretmenlerin, Alman dilini nasıl ve hangi stratejilerle öğrendiklerini mülakat yolu ile belirleyerek, Alman dilini öğrenecek ve öğretecek öğrencilere yeni bakış açısı ve öğrenme stratejileri kazandırmaktır. Dil öğrenme biyografi yaklaşımını öğrenenlerin kullanması, dil öğrenme süreçlerini bilinçli olarak yönlendirme imkanı sunacağı gibi öğretmenlerin de kendi dil edinim süreçlerini gözden geçirirken hatırladıkları tecrübeleriyle dersi en iyi metotlarla ve yaklaşımlarla sunmasını ve öğrencilerinin dil öğrenme süreçlerini daha detaylı kontrol etmesini sağlayacaktır. Mülakatlardan elde edilecek veriler nitel incelenecektir ve öğretmenlerin görüşleri değerlendirilecektir.
Dibilimsel gerekçelenmdirme çözümlemesi -Almanca ve Türkçe boşanma metinleri bağlamında gerekçelendirme ve belirleyenleri-
11. ÖZET Bu çalışmanın temel konusu Almanca ve Türkçede hukuksal gerekçelendirme olmakla birlikte, doğal dilsel gerekçelendirmelere ilişkin genel kuramlar irdelenmiştir. Dilbilimsel gerekçelendirme kuramı oldukça yenidir; gerekçelendirme adı altında irdelenmesi genellikle söz- eylem kuramı çerçevesindedir. Yeni çalışmalar doğası gereği kuramsal ağırlıklıdır. Bu bakımdan, bu çalışmada dallararası kimi kuramlara geniş yer verildi. Çalışma on bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, toplumsal gerçekliği ve bunun yöntemlerini araştırma konusu olarak belirleyen budun yöntembilim irdelenmiştir. Gerekçelendirme, bir konuda uzlaşımı hedefler. Uzlaşım, ancak ortak deneyimlerin gözetilmesiyle sağlanır. Toplumsal gerçekliği gözetmeyen bir uzlaşma çabasının başarıya ulaşması çok güçtür. Bu yüzden, gerekçelendirmede budun yöntembilimin verilerinden yararlanılması gereği vurgulanmış ve konuya ilişkin savlar belirginleştirilmiştir. İkinci bölümde, dilbilimsel metin çözümlemesi konulaştırılmıştır. Burada, metin dilbilimin gelişimi, metin kavramı, metin türleri ve bunları ayrımlaştırma ölçütleri irdelenmiştir.228 özet Üçüncü ve dördüncü bölümde, hukuksal gerekçelendirmenin gelişimine katkı sağlayan kuramlar ve bu kuramlar arasındaki etkileşim sorunlaştırılmıştır. Bu bağlamda, Baier'in ahlaksal gerekçelendirme kuramı, Toulmin' in gerekçelendirme kuramı ve modeli, Hare'nin ahlaksal gerekçelendirme kuramı, Wittgenstein' m dil oyunu kavramı, Austin, Searle ve Klein' m söz-eylem kuramı irdelenmiştir. Söz konusu kuramlar, gerekçelendirme çözümlemesi açısından sınanmış ve gerekçelendirme kuramına katkıları tartışılmıştır. Beşinci bölümde, gerekçe ve gerekçelendirme tüm yönleriyle ele alınmış; formal mantığın doğal dilsel gerekçelendirmeyi betimlemedeki yetersizliği vurgulanmıştır. Gerekçelendirmenin, eylem, söylem, hakikat, tartışma ve güdüleme ile ilişkisi incelenmiştir. Ayrıca, sezdirim kuramı, bağıntı kuramı ve yapıcı etikin gerekçelendirmedeki işlevi sorunlaştırılmıştır. Altıncı bölümde, hukuksal gerekçelendirme kuramı ve bunun yorumbilim ve dilbilim ile ilişkisi konulaştırılmıştır. Bu bölümde, hukukbilim, dilbilim ve yorumbilim arasında olması gereken işbirliği ve olası yöntemler sav oluşturucu biçimde ayrımlaştırılmıştır.229 özet İrdelenen kuramlar ve değinilen bilim dalları, dallararası etkileşim ve işbirliğinin zorunluluğunu ortaya koymuştur. İzleyen bölümde ise, boşanmaya ilişkin yasal düzenlemelere kısaca yer verilmiştir. Alman ve Türk yasalarına göre boşanma nedenleri belirtilmiş, aralarındaki koşutluk ya da koşutsuzluk belirginleştirilmiştir. Edimsel bölümde, Türkçe ve Almancadan seçilen boşanma metinleri, Toulmin' in gerekçelendirme modeline göre çözümlenmiştir. Kararların yorumlanmasında kimi kuramlara gönde rme yap ı İmi ş 1 1 r. Sonuç bölümünde, kapsamlı bir gerekçelendirme modeline ilişkin savlar geliştirilmiştir. Gerekçelendirmede karşı gerekçelendirenin belirleyiciliği önemsenmiş; dallararasılık, ahlaksallık, iletişimsellik, anlaşılırlık, uygunluk, yararlılık ve akılcılığın gerekçelendirmedeki önemi ve işlevi bu çalışmanın başlıca savları olarak vurgulanmıştır. Kuramsal ve edimsel bölümde belirginleşen gerekçelendirme ölçütleri irdelenmiştir.
Almanca öğretmenliği hazırlık sınıfı öğrencilerinin yabancı dil kayıpları ile motivasyonları arasındaki ilişki
ivÖZETALMANCA ÖĞRETMENLİĞİ HAZIRLIK SINIFI ÖĞRENCİLERİNİN YABANCIDİL KAYIPLARI İLE MOTİVASYONLARI ARASINDAKİ İLİŞKİBahar ALBAYRAKYüksek Lisans Tezi , Alman Dili ve Eğitimi Anabilim DalıDanışman : Yrd.Doç. Dr. Ergün SERINDAĞAralï±k 2006, 116 sayfaBu çalışmada yabancı dil kaybı ile motivasyon arasındaki ilişki teorik vedeneysel bağlamda tartışılmaya çalışılmıştır. Çalışma iki ana konu üzerinekurulmuştur. Bir taraftan yabancı dil kaybı alanındaki araştırmalardoğrultusunda geliştirilmiş olan unutma teorileri ve hipotezleri üzerindedurulurken, diğer taraftan motivasyon faktörünün yabancı dil kaybına etkisininönemi üzerinde yoğunlaşılmıştır.Yabancı dil kaybı alanındaki araştırmalarıngelişimi ve gelişiminde ulaşılan belli noktalar ile ilgili bu araştırmaların belli başlıözellikleri üzerinde durulmuştur. Motivasyon faktörünün ve ilgili kavramlarıntanımlanmasından sonra bu faktörün yabancı dil öğrenim sürecine etkisivurgulanmıştır. Çalışmanın deneysel kısmında problem cümlelerine cevaparanması koşulluyla motivasyonun yabancı dil kaybına önemli ölçüde bir etkisiolduğu görülmüstür.Anahtar Kelimeler : Yabancı dil kaybı, motivasyon ,unutma ,unutma teorileri, yabancı dil kaybı araştırmaları.
Vecihi Timuroğlu'nun ve Friedrich Schiller'in şiirlerinde biçem karşılaştırması ve sözkonusu biçemlerin öğretimi
Türkiye'de iir çözümlemeleri hakk nda yap lan çal malar n büyük birço unlu u iirin biçimsel özelli i üzerinde durmaktad r. Biçem konusunda çokaz ara t rma bulunmakta, bu ara t rmalar n iir çözümlemelerine pekyans mad görülmektedir. Bu nedenle bu çal man n biçem ö retimine biryenilik getirmesi amaçlanmaktad r. Çal man n kuramsal bölümünde, iirkavram ve iirin tarihçesi hakk nda bilgi verilmeye çal lm , bunun yan s rabelirlenen biçemlerin kavramsal anlamlar , i levleri, özellikleri aç klanmayaçal lm t r.iir ö retimi dersinde biçemlerin gerekti i kadar incelenmemesi, dahaçok biçimsel inceleme yap lmas çal man n ç k noktas n olu turmu tur.Ancak biçem iirin anlama yön vermekte, dilin kullan m alanlar n göstermekteve okuyan n hayal gücünü ve yarat c l n geli tirmektedir. Bu nedenle biçemö retimi, iir incelemelerinde önemli bir yer tutmaktad r.Çal man n kuramsal bölümünde biçemler tan t lm , uygulamabölümünde ise belirlenen iki airin iirleri biçemsel aç dan çözümlenmeye veö retim önerilerinde bulunulmaya çal lm t r.Anahtar Sözcükler: iir Dili, Biçem, Biçem Ö retimi, iir ncelemeleri, Yaz nÖ retimi
İlköğretimde sınıf öğretmenliği yapan Almanca öğretmenleri
IIÖZETİLKÖĞRETİMDE SINIF ÖĞRETMENLİĞİ YAPAN ALMANCA ÖĞRETMENLERİYener ÇINIÇEVYüksek Lisans Tezi, Alman Dili Eğitim Anabilim DalıDanışman: Prof. Dr. Tahir BALCIOcak 2007, 81 SayfaBu çalışmada sınıf öğretmenliği alanında çalışan Almanca öğretmenlerinin,yaşadıkları sorunlar çalışılmıştır.Almanca öğretmenlerinin sınıf öğretmeni olarak atanması 1998 yılına kadarsüregelmiş bir olgudur. Bu öğretmenlerin farklı bir alana nasıl uyumsağladıkları, ya da sağlayıp sağlamadıkları tam bir araştırmaya değerkonudur. Çalışmam bu durumda olan Almanca öğretmenleri ile yapılan biranketle bu duruma açıklık getirmeye çalışmakta. Anketin yanı sıra bu ikidersin ders programları önce kendi içlerinde daha sonra birbirleri ilekıyaslanarak incelenmiştir, bundaki amaç bu iki farklı dersin ortak ve ayrışannoktalarını tespit edip bunları irdelemektir. Anket sonuçlarının dersprogramları sonuçları ile kıyaslanması ile Almanca öğretmenlerinin kendialanlarının dışında hangi sorunlarla karşılaştıkları tespit edilecek.Sorun yaşayan ve yaşamayan öğretmenlerin yüzdeleri çıkarılıp bunlaradayanılarak Almanca öğretmenlerinin sınıf öğretmenliği alanındaki durumlarınesnel ölçütlerle ölçülecek.Anahtar Sözcükler: Sınıf öğretmenliği, Almanca öğretmenliği, EğitimPolitikası, Alan Dışından Gelen Öğretmenlerin Sorunları
Etkin öğrenme modelinin ikinci yabancı dil olarak almancanın bilişsel, edimsel ve duyuşsal öğrenilmesine etkisi
Bu çalışmanın amacı, etkin öğrenme modelinin ikinci yabancı dil olarak Almancanın bilişsel, edimsel ve duyuşsal öğrenilmesine etkisini belirlemektir. Bu amaçla öntest-sontest kontrol gruplu model kullanılmıştır. Çalışma, 2006-2007 eğitim-öğretim yılında Adıyaman Merkez Fatih Anadolu Lisesi 10. sınıf öğrencileriyle yedi ay süreyle yürütülmüştür. Kuramsal bölümde yabancı dil öğretimini etkileyen öğrenme kuramlarına, dilbilimsel yaklaşımlara, yabancı dil öğretim yöntemlerine ve ikinci yabancı dil kavramına değinildikten sonra, etkin öğrenme modeline ilişkin açıklamaların ardından ikinci yabancı dil olarak Almanca dersinin etkin öğrenme modeline göre ne şekilde tasarlanması gerektiği ele alınmıştır. Görgül bölümde, veriler Almanca bilişsel alan öntest?sontesti, edimsel alanda okuma ve yazma becerilerine ilişkin sontestleri ve duyuşsal tutum ölçeği ön uygulama ve son uygulamaları ile elde edilmiştir. Bu verilerin yanında dersi yürüten öğretmenin gözlemlerinden elde ettiği bilgilere de yer verilmiştir. Verilerin çözümlenmesinde grup içi öntest-sontestlerin karşılaştırılmasında eşli (paired samples) t-testi uygulanmıştır. Gruplar arası puanların karşılaştırılmasında ise, bağımsız gruplar (independent samples) t-testi kullanılmıştır. Anahtar Sözcükler: Etkin öğrenme, çok di l l il ik, ikinci yabancı di l olarak Almanca, yapılandırmacıl ık, i letişimsel yaklaşım.
İkinci yabancı dil öğretiminde alternatif yöntemlerin almanca edebi metinlerle uygulanması
Türkiye'de yabancı dil öğretim yöntemleri hakkında bir çok çalışma yapılmıştır, ancak alternatif yöntemlerle ilgili yapılan çalışmaların sayısı sınırlıdır. Bu çalışmada ise kuramsal bilgi uygulama ile desteklenerek Türkiye'deki yabancı dil öğretimine bir yenilik ve değişiklik getirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın kuramsal bölümünde, geleneksel yöntemlerden alternatif yöntemlere kadar bir çok yöntem tanıtılmaya çalışılmıştır. Yöntemlerin tanıtımında orijinal kaynaklardan yararlanılmıştır.Günümüz yabancı dil öğretiminde genellikle geleneksel yöntem ve tekniklerin kullanılması, ağırlıklı olarak dilbilgisi yapılarının işlenmesi ve ders kitaplarının dışına çıkılmaması elinizdeki çalışmanın çıkış noktasını oluşturmuştur. Oysa öğrenci, hayal gücünü ve düşlerini yaratıcı, üretimsel ve eylemsel bir yaklaşımla kullanabilmeli; gerek bireysel gerek toplumsal ilgi ve gereksinimleriyle, yaşama bakış açısı ve mantığıyla metne yaklaşabilmelidir. Bu düşünceyi destekleyen yöntemlerden biri üretimsel yorumbilim yöntemi ve sahnesel yorumlama yöntemidir. Bu iki yöntemin çıkış nedeni, edebiyat dersine yenilik getirmektir. Bu çalışma ile bu yöntemlerin ikinci yabancı dil öğretiminde de uygulanabileceği gösterilmeye çalışılmıştır.Çalışmanın kuramsal bölümünde üretimsel yorumbilim yöntemi ve sahnesel yorumlama yöntemi ayrıntılarıyla tanıtılmıştır. Uygulama bölümünde ise İkinci Yabancı Dil olarak Almanca dersinde sözkonusu olan yöntemler uygulanarak çıkarımlarda bulunulmuştur. Uygulama İkinci Yabancı Dil olarak Almanca dersinde yapılmasına rağmen, sözkonusu yöntemler hem edebiyat derslerinde hem de yabancı dil derslerinde uygulanabilmektedir.
Sözlük kullanma eğitiminin yabancı dil olarak Almanca öğrenimine etkisi
Bu çalışmada öğrencilerin yabancı dil olarak Almanca öğrenirken sözlüğü doğru ve etkili kullanabilmeleri için Sözlük Kullanma Eğitimi almalarının etkisi araştırılmıştır. Çalışma, sözlüğün tarihsel gelişimi ve ortaya çıkışı, önemi ve karşılaşılan sorunlar hakkında giriş niteliğinde bilgilerin sunulması ve sözlük üzerine yapılmış çalışmaların gözden geçirilmesiyle başlamaktadır.Sözlüğün kullanımı ile ilgili olarak ciddi sorunlar bulunmaktadır. Öğrencilerin sözlüğü ancak gerektiğinde ele aldıkları bir başvuru kaynağı olarak görmeleri sorunun temelini oluşturmaktadır. Bu çalışmada, üçüncü sınıf (3A / 3B) öğrencilerinden biri deney diğeri karşılaştırma olmak üzere iki grup ele alınarak Sözlük Kullanma Eğitimi sayesinde öğrencinin sözlük türleriyle birlikte nerede, hangi sözlüğün daha yararlı ve etkili olduğunu öğrenmesiyle çok verimli bir süreç yakalayacağının uygulamalı olarak ortaya konması amaçlanmaktadır. Deney grubunda 12 kız, 6 erkek ve karşılaştırma grubunda 10 kız, 8 erkek, toplamda ise 22 kız, 14 erkek olmak üzere 36 öğrenci yer almıştır.Sözlük kullanma alışkanlığı kazandırmak, üzerinde önemle durulan konulardan biri olup, sözlüğün okuma kitabı olarak da görülebilmesine katkı sağlamaya çalışılmaktadır. Metin okuma ve incelemede, metin yazımı ve sunumunda doğru ve etkili sözlük kullanımının yeri ve önemini araştırmak ve tartışmaya açmak da çalışmanın amaçlarındandır.Çalışmanın sonucunda Sözlük Kullanma Eğitiminin yabancı dil olarak Almanca öğrenimine katkı sağladığı görülmüştür.Anahtar Sözcükler: Sözlük, Sözlük Türleri ve Seçimi, Sözlük Kullanma Tutumu, Sözlük Kullanma Eğitimi
Anadilin bir motivasyon faktörü olarak yabancı dil öğrenimine ve başarısına etkisi
Bu çalışmada yabancı dil öğrenim ve öğretim sürecinde anadilin yabancı dil dersine bilinçli ve sistematik olarak dahil edilmesi teorik ve deneysel bağlamda incelenmiştir. Bu araştırma, öğrencilerde var olan anadil sisteminin başka dilleri öğrenmek için güçlü bir temel oluşturduğunu savunmakta ve anadilin yabancı dil dersine katkısıyla, yabancı dili öğrenme motivasyonuna ve başarısına yarar sağladığı ortaya koymaktadır. Böylece anadilin ders içeriğine bilinçli bir şekilde katkısıyla yabancı dil öğrenme başarısını ve öğrenme motivasyonunu olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Anadilin yabancı dil dersinde yer almasına karşı çıkılmasının temelinde, anadilin yabancı dil dersine ve öğrenmeye olumsuz bir etkisi olacağı yatmaktadır. Yapılan deneysel araştırma sonucunda anadilin yabancı dil dersini olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Almanca başarı testlerinin analizleri sonucunda deney grubunun sonuçlarının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Başarı testinin varyans analizi sonucu [F(1-98) = 141, 442, p< 0.1]dir. Araştırmada kontrol ve deney grubunun final sınavı puanları arasında arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür (t= 9,66; p< 0.05). Motivasyon anketinin toplam faktörlerinin (4 Faktör) varyans analizi sonucu [F(1-98) = 334,347, p< 0.1]dir. Bu değerlerle anadil kullanımının deney grubunun öğrenme başarısı ve motivasyonu olumlu etkilediği tespit edilmiştir ve anadilin yabancı dil dersinde öğrenme motivasyonuna ve öğrenme başarısına ulaşmada önemli faktörlerden biri olduğu yönündedir. Bu nedenle anadil, yabancı dili öğrenirken olumsuz etki eden bir engel olarak değil, aksine öğrenme başarısına ve motivasyonuna ulaşmada etkili bir araç olarak benimsenmelidir.
Alman dilinde yazılmış Türk göçmen edebiyatının kültür-dönüşümsel boyutları ve yabancı dil olarak Almanca derslerinde kullanımı
Bu çalışmada, Almanya'da yaşayan Türk göçmenlerinin Almanca metinlerinin yabancı dil olarak Almanca derslerinde kullanımı sınanmaktadır. Çünkü göçmen edebiyatı olarak anılan bu metinlerle ilgili Türkiye'de birçok bilimsel çalışma yapılmasına karşın, bunların kültürlerarası eğitim bağlamında ele alınışı ihmal edilen bir konu olmuştur.Beş bölümden oluşan bu çalışmada Almanya'ya göç ve bu göç çerçevesinde ortaya çıkan göçmen edebiyatı farklı açılardan ele alınmaktadır.Göçmen edebiyatının Alman dil eğitimi derslerinde kullanılmasını amaçlayan bu çalışmada, farklı öğrenim/öğretim teknikleri göz önünde bulundurulmuştur. Çalışmanın amacı, Türk göçmen yazarlara ait metinlerin, yabancı dil olarak Almanca derslerinde kullanılmasının kültürlerarası eğitim bağlamında büyük bir önem taşıyacağını göstermektir. Çünkü bu metinler Almanya'da yaşayan Türklerin sosyal, kültürel ve siyasi yaşantılarına dair bilgiler içermekte; ayrıca benlik, çok kültürlülük, uyum gibi sosyal ve sosyolojik sorunları farklı bakış açılarıyla konu edinmektedir.Almancayı Türkiye'de öğrenen Türk öğrencilerin bu dili öğrenirken karşılaştıkları zorluklar dikkate alındığında, bu metinlerin dil öğretiminde kullanımının öğrencilerin ilgisini arttıracağı düşünülmektedir. Çünkü bu metinler çoğunlukla Alman yazarların edebi metinlerine göre daha basit bir dil yapısına sahip olup hem Türk hem de Almanların yaşantılarından kültürel öğeler içermektedir.Anahtar Sözcükler: Göçmen Edebiyatı, Yabancı Dil Öğretimi, Kültürlerarası Eğitim.
Necla Kelek'in ?Die Fremde Braut? ve Nuran Joerissen'in ?Süsser Tee? isimli eserlerinde `öz' ve `yabancı' kavramlarının irdelenmesi
Türklerin en çok göç ettiği dış ülke Almanya'dır. Eserleri `Göçmen Yazını' adı altında toplanan Almanya'daki Türk kökenli bazı yazarlarda, köken kültürlerine ve Türk insanına yönelik bir takım önyargılı söylemler göze çarpmaktadır. Bu söylemler, hem Türk insanı hakkındaki mevcut önyargıları ve kalıpyargıları güçlendirecek hem de henüz bu önyargılara sahip olmayan birçok genç Alman okurun da, Türk insanını bu önyargılar doğrultusunda algılamasına ve tanımasına neden olacak boyuttadır. Eserlerini bu yönde ele alan yazarlarda `öz' ve `yabancı' kavramlarının birbirleri ile yer değiştirdiği de gözlemlenmektedir.Çalışmada, kendi ve ailesinin yaşam hikayesinden yola çıkarak bütün Türk Toplumunu önyargılı söylemleri ile genelleyen Necla Kelek'in `Die Fremde Braut' (Yabancı Gelin) adlı eseri ile benzer bir konuyu kaleme alan ama bunu yaparken salt yaşam hikayesine sadık kalan ve bütün topluma yönelik genellemelerden kaçınan Nuran Joerissen'in `Süsser Tee' (Şekerli Çay) adlı eserlerinde `öz' ve `yabancı' imgeler irdelenecektir.Çalışma, Karşılaştırmalı Yazınbilim altında imge çalışmasıdır. Ele alınan imgeler, kadın yazarların kendi hayat hikayelerinden yola çıkarak kaleme aldıkları eserlerinde tespit edilen ortak, benzer ya da farklı imgelerdir. Çalışma, hem bazı yazarlarda köken kültürlerine karşı oluşan önyargılarla çevrili ve düşmanca tutumların nedenlerinin tespit edilmesi hem de yazın alanında imge araştırmalarının, kültürlerarası boyutta ne denli önemli olduğunun altının çizilmesi bakımından önem taşımaktadır.Anahtar Kelimeler: imge, önyargı, stereotip, Göçmen Yazını
Karşılaştırmalı yazınbilim çerçevesinde Herta Müller, Elke Schmitter, Saliha Scheinhardt ve Feridun Zaimoğlu'nun birer eserinde kadın imgesine eleştirel yaklaşım
Bu çalışmada kadın imgesi temel olarak ele alınacaktır. Almanya'da yaşayan ve Alman yazını'nın bir parçası olan Türk, Romen ve Alman yazarların eserlerinde kadın imgesi incelenecektir. Ele alınan dört eserden iki tanesi ( Scheinhardt'ın Frauen die sterben ohne dass sie gelebt hätten ve Zaimoğlu'nun Leyla adlı eserleri), aynı zamanda şimdiki Alman Yazını'nın bir parçası olan Göçmen işçi yazınındandır. Bu yazarlar Türk kültürünü Almanlara tanıtmaktadırlar. Bunlar Saliha Scheinhardt ve Feridun Zaimoğlu' dur. Ele alacağımız bir diğer eser Nobel Yazın Ödülü alan Romen yazar Herta Müller'e aittir. Elke Schmitter çalışmamızda Alman kültüründen olan tek yazardır. Çalışmamızın amacı, bu yazarların ele aldığımız eserlerinde kadını nasıl yansıttıklarını incelemektir. Bu bağlamda kadının kimliğine etki eden ve yaşam şeklini belirleyen milli, kültürel veya dini etkenleri ön plana çıkarmaya çalışacağız. Bu etkenlerin kadın sorunlarınlarındaki rolünü vurgulayarak eserlerde bize aktarılan farklı kültürlerin sözü geçen etkenlere etkisini irdeleyeceğiz. Kadının yabancı ve öz kültüründeki değişimi ve bu değişimin öz çevresine ve yaşadığı topluma nasıl yansıdığı gözler önüne serilmeye çalışılacaktır. Bu nedenle seçtiğimiz farklı köken kültürlerden gelen yazarlarının, eserlerinde kadının nasıl imgeselleştirildiği ve bu imgeselleştirmedeki sorunsallığı irdelemeyi amaçladık. Dünyamızın başlangıcından beri ?yabancı?nın ve ?öz?ün yeri, farklı toplumların ?yabancı?ya bakış açısı sürekli değişik tanımlanmıştır. Bazıları için ?yabancı? heyecan vericidir ve öz kültüre üretkenlik etkisi yapar. Diğerleri için öyle korku verici ve tehlikelidir ki ondan korunulması gerekmektedir. Bu ?öz? ün koruma istemi çoğu zaman ?öz? ün yitip gitmesine de zemin hazırlamaktadır. Bu zemin üzerinde kadının hayattaki ortak ve farklı sorunlarını mercek altına almaya çalıştık. Kadının bir toplumda yabancı veya öz olması bazen yaşadığı sorunların türünü de belirlemektedir. Eserlerde kadınla ilgili olarak bu tür konulara da yer verildiğinden yer yer öz ve yabancı konusunada değindik. Evrensel kadın sorunları ve hayattaki belli roller kadın imgesinin belirlenmesinde her zaman etken olmuştur. Bizler Saliha Scheinhardt'ın Frauen, Die Sterben, Ohne Dass Sie Gelebt Hätten, Feridun Zaimoğlu'nun Leyla , Elke Schmitter'in Frau Sartoris , Herta Müller'in Herztier adlı eserlerinde yansıtılan kadın imgesine (özellikle, kültürel, dini, ulusal ve ailevi zeminlerde) eleştirel yaklaşım sunmaya çalıştık.Anahtar Kelimeler: Göçmen yazını, önyargı, karşılaştırmalı yazınbilim, kadın imgesi
İşlevsel dilbilgisi açısından tarz eylemlerinin öğretimi üzerine
Bu çalışmada ?işlevsel dilbilgisi? nin öğretim üzerindeki etkisi ele alınmıştır. Öğretim alanının konusu çok kapsamlı olduğu için sadece ?tarz eylemler? üzerine bir çalışma yapılmıştır. Derslerdeki deneyimler ve Yabancı dil eğitimdeki iletişim ortamına bakıldığında, öğrencilerin tarz eylemlerinin nesnel kullanımında zorluk çekmediği ancak öznel kullanımlarda çektikleri görülmektedir. Bunun nedeni ise tarz eylemlerinin nesnel ve öznel kullanımı arasındaki farkı yapı benzerliğinden kavrayamamış olmalarıdır.Çalışmanın içeriği ikiye ayrılmaktadır. İlk bölümde işlevsel dilbilgisi kuramsal olarak ele alınmıştır. İkinci bölümünde de tarz eylemlerinin etkin bir şekilde öğretilmesine ve öğrenilmesine yönelik bazı yöntemler sunulmuştur. Böylece tarz eylemlerinin nesnel ve öznel kullanımdaki farkına dil bilinçlendirmesi yoluyla değinilmiştir.Anahtar Kelimeler: işlevsel dilbilgisi, iletişim, nesnel, öznel, tarz eylemler.
Almanya yeni göç yasası çerçevesinde Türkiye'de uygulanan Almanca dil kurslarının öğretbilimsel açıdan çözümlenmesi
Türklerin en çok göç ettiği dış ülke Almanya'dır. Günümüzde Almanya'ya göç edebilme şartları yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenleme ?yeni göç yasası? adı altında 2005 yılında Almanya tarafından yapılmıştır. Bu yasa değişikliği ile Almanya'ya göç etmek isteyen bireyler ?Start Deutsch 1? (A1 sınavı) sınavına katılarak bu sınavdan yeterli puanı almak zorundadır.Sınav zorunluluğunun getirilmesi ile Türkiye'deki dil kurslarında hızla A1 sınavı hazırlık kursları açılmaya başlanmıştır. Bu kursların temel kaynağını Almanca ders kitapları oluşturmaktadır.Yeni göç yasası ile Almanya uyum sorununu ortadan kaldıracağını söylemektedir. Ancak sınav zorunluluğu ile uyum sorununun ortadan kalkacağını söylemek olanaksızdır. Bunun yerine kültürlerarası etkileşim sağlanmalı ve varsa bireylerin karşıt kültür hakkında önyargıları ortadan kaldırılmalıdır. Ayrıca göç etmek isteyen bireyler uyum sorunu olduğu düşünülen alanlarda bilgilendirilmelidir.
Almancanın yabancı dil olarak öğretilmesinde çocuk ve gençlik yazınının yeri ve öneminin okuma dersleri bağlamında irdelenmesi
Bu çalışmada Almancanın yabancı dil olarak öğretilmesinde ÇGY'nin Alman dili eğitimindeki yeri ve öneminin okuma dersindeki kullanımı sınanıp belirlenecektir. Çünkü ÇGY derslerde ve müfredatta çok sıkça ele alınmayan bir yazın türüdür ve öğrencilerin gerek dilsel, gerek anlamsal bağlamda güncel yaşantılarına yakın olan bu alanın özellikle yabancı dil eğitiminde ihmal edildiği savunulmaktadır.Çalışmamız ÇGY'nin yanı sıra Kanon yazınının da okuma ve yazma yöntemleri bağlamında değişik bakış açıları ile konulaştırılıp aktarıldığı yedi bölümlük bir çalışmadan ibarettir.Çalışmanın amacı, ÇGY'nin dil derslerinde yalın dil kullanımı sayesinde yabancı dilde okumayı sevdirme de önemli olduğunu göstermektir. ÇGY'de ele aldığımız metin aynı zamanda Almanya'da yaşayan Türkleri de konu edindiğinden kültürlerarasılığı ve onu belirleyen ön yargı, stereotip, arkadaşlık gibi kavramları da yansıtmaktadır.ÇGY'nin gerek kolay okunduğu, gerekse okuru okumaya motive ettiği ve yabancı dil edinimini hızlandırdığı hakkındaki savımızı desteklemek amacıyla bu türün karşısına dili ağır ve metin bağlamı karmaşık olan Kanon yazınından sekiz ayrı metin benzer yöntem ve uygulamalarla okuma dersinde irdelenmiştir. Bu çalışmada, özellikle eğitim kurumlarında fazla ele alınmayan okuma günlüklerinin uygulanması gerek ÇGY metninde, gerekse Kanon yazını metinlerinde gerçekleştirilmiştir. Okuma günlüklerinin metni okuma-anlama ve yazmadaki olumlu katkısı gözler önüne serilmiştir. Nitel çalışmada öğrencilerin uygulamaları Türk diline çevrilmiş ve anlamsal eşdeğerlilik sağlanmaya çalışılmıştır.Çalışmanın sonunda ise ölçme değerlendirme yöntemi çerçevesinde ÇGY' nin yabancı dil edinimine katkısında doğru kaynak olduğu Kanon yazını çalışmaları ile de karşılaştırılarak, eldeki veriler doğrultusunda değerlendirilmiştir. Uygulanan anketlerle nicel sonuçlar elde edilmiştir.
Almanca öğretmenliği bölümlerinde verilen formasyon ve alan derslerinin ilk ve ortaöğretime uygunluğu
ürkiye'de Cumhuriyet sonrasında gerek ilk ve ortaöğretim gerekse yüksek öğretim kurumlarının yapılandırılması hususunda pek çok değişiklik gerçekleştirilmiştir. Ancak reformların uygulamaya alınması sırasında bazen birtakım eksiklikler ve aksaklıklar ortaya çıkmıştır.Çalışmada, lisans öğrencisinin eğitimi süresince almış olduğu derslere ve yabancı dil öğretmeninde bulunması gereken kendi alanına özgü yetilere değinilmiştir. Ayrıca Eğitim Fakülteleri bünyesinde bulunan Alman Dili Eğitimi Anabilim Dalları eğitim programlarında zaman içerisinde ne tür değişiklikler yapılmış ve yapılan değişikliklerin söz konusu lisans eğitim alanına ne ölçüde katkı sağladığı irdelenmiştir.Öğretim kurumlarında yabancı dil öğretimi ilköğretim kademesinin 4. sınıfından itibaren öğretilmeye başlanmaktadır. Yabancı dil öğretmenliği lisans programları öğretim kurumlarındaki kademe ayrımını dikkate almaksızın öğretmen yetiştirmeyi sürdürmektedirler. Değişimin çok hızlı gerçekleştiği çağımız koşullarında daha nitelikli ve beklentiyi karşılayabilecek bireyler yetiştirmek adına eğitim programlarında gerekli değişikliklerin yapılması öngörülmektedir. Alman Dili Eğitimi Anabilim Dalında kademe ayrımı gözetilmeksizin sürdürülmekte olan eğitim sorununa öğretmen adaylarında bu hususta farkındalık yaratabilecek çocuk ve ergen psikolojisi dersi ve mikro öğretim tekniği çözüm önerisi olarak sunulmuştur. Ayrıca hedef kitlenin daha aktif ve yaratıcı olmasını sağlayacak alternatif öğretim yöntemleri, öğrencinin sadece alan bilgisi anlamında değil kişilik olarak da gelişimlerine katkı sağlayacak drama ve özellikle çocuklara yabancı dil öğretiminde fayda sağlayacağı düşünülen oyun önerilmiştir. Etkilerini insan karakteri üzerinde dahi yoğun biçimde gösteren bilgisayarın, yabancı dil öğretiminde çok duyulu öğretim, zaman ve mekandan bağımsız öğrenme ve etkili sunum olanağı sunması çözüm önerilerine dahil edilmesi için kuşkusuz yeterli bir gerekçe olmaktadır. Söz konusu anabilim dalında yapılan dilbilgisi derslerinin de hitap edilecek gruba uygun olarak öğretiminin sağlanabilmesi için ise dilbilgisi öğretim tekniklerinin lisans eğitim sürecine dahil edilmesi uygun görülmüştür.Söz konusu derslerin lisans eğitiminde uygulanması ile öğretmen adayları gelecekteki mesleklerinde daha bilinçli, donanımlı, başarılı ve etkin olacaklardır.Anahtar Sözcükler: Çocuk ve Ergen Psikolojisi, Mikro Öğretim Tekniği, Yabancı Dil Öğretiminde Drama ve Oyun, Alternatif Yabancı Dil Öğretim Yöntemleri, Dilbilgisi Öğretim Teknikleri
Almanca öğrenenlerin motivasyon problemleri ve bunların aşılmasına yönelik etkili öğrenme stratejileri
Bu çalışmanın amacı, "Motivasyon ve yabancı dil öğrenme" konusu çerçevesinde Almanca öğrenenlerdeki güdülenme problemlerini araştırmak ve Almanca öğrenenlerin doğru stratejiler kullanarak güdülenmelerini olumlu yönde etkileyebileceklerini ortaya koymaktır. Çalışmada öncelikle teorik olarak Güdülenme kavramı ve güdülenmenin öğrenme sürecindeki rolü ele alınmış, daha sonra motivasyonu sağlayan farklı güdülere değinilmiştir. Motivasyonun yabancı dil derslerindeki yeri ve bu konudaki önemli güdülenme kaynakları incelenmiştir. Bunun yanı sıra öğrenicilerin güdülenmesinde öğreticinin rolüne değinilmiştir. Çalışmanın problem cümlelerine cevap aranması koşuluyla güdülenmenin yabancı dil öğrenmede önemli ölçüde bir etkisi olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Motivasyon, Yabancı Dil Öğrenme, Motivasyon Türleri, Motivasyon Problemleri.
Intermedialität im rahmen der Komparatistik: Dargestellt an den beispielen des werkes "Der Kaukasische Kreidekreis" von Bertolt Brecht und dem Film "Selvi Boylum Al Yazmalım" von Atıf Yılmaz
Karşılaştırmalı yazınbilimin bir alt alanı da metinlerarasılık ve medyalararasılıktır. Çalışmamızda, araştırmalarımız neticesinde, karşılaştırmalı yazınbilim alanında, medyalararasılık çalışmaların ve analizlerin ne denli az olduğunu tespit etmiş olduk. Bu bağlamda Bertolt Brecht'in `Kafkas Tebeşir Dairesi' adlı tiyatro eseri ile Cengiz Aytmatov'un Selvi Boylum Al Yazmalım' adlı kitabını senaryolaştıran Atıf Yılmaz'ın aynı adlı filmini, karşılaştırmalı yazınbilim çerçevesinde, metinlerarasılık, medyalararasılık/sanatlararasılık çerçevesinde, `emek' ve `adalet' kavramlarıyla derinlemesine irdeledik.Bilindiği gibi, `emek' ve `adalet' kavramları, gerek edebi eserlerde gerekse bilimsel çalışmalarda ele alınan bir konudur. Bu kadar sıkça konu edilmesinin sebebi ise, bu kavramların hayatta önemli bir yer tutmasıdır. Sevgi ne demektir? Emek gösteren neden sevgiyi hak eder? Ve emek sevgiyi yener mi? Emeğin ödüllendirilmediği yerde adalet yoktur, adaletin olmadığı yerde ise bir düzen yoktur. Çalışmamızda Cengiz Aytmatov'un eserini sinema filmi olarak bizlere sunan Atıf Yılmaz'ın `Selvi Boylum Al Yazmalım' adlı filmi ile Bertolt Brecht'in, bir Çin öyküsünden esinlendiği `Kafkas Tebeşir Dairesi' adlı eserindeki bu ana kavramlar derinlemesine irdelenmiş ve böylelikle bu medyalararasılık/sanatlararasılık alanında yapılacak olan çalışmalara katkı sağlanmak amaçlanmış, sonraki çalışmalar teşvik edilmek istenmiştir.Kültürlerarasılıkta yaşanmışlıkların benzerlikler gösterebileceğini düşündüğümüz için bu alana gerek kuramsal gerekse öğretbilimsel eğilimi artıracağı ümidiyle karşılaştırmalı yazınbilim çerçevesini genişletmeyi amaçlamaktayız. Çalışmamızın, kültürlerarası bir araştırmayı kapsadığından, öz ve yabancı kültürleri kucakladığından, karşılaştırmalı yazınbilim çerçevesinde yazılan diğer çalışmaları teşvik etmesini ummaktayız.
Yabancı dil olarak Almanca dersinde dilbilgisinin dört beceriye aktarımı ve kullanımına yönelik ders modeli önerileri
Bu çalışmada öğrencilerin öğrenmiş oldukları dilbilgisel yapıyı nasıl işlevsel hale getireceği, pasif halde bulunan dilbilgisel yapının nasıl aktif hale getirileceği teorik ve deneysel bağlamda incelenmiştir. Tek tip pasif alıştırmaların yerine aktif alıştırma tiplerinden çok sayıda seçenek sunularak öğrencilerin bu bilgiyi, dört beceriye aktarımı mümkün kılınmaya çalışılmıştır. Çalışmada dört beceri birbirinden soyutlanmış biçimde değil bütünleştirici şekilde ele alınmıştır. Bu çalışmada deneysel yöntemin "Kontrol Gruplu Ön-test Son-test Deney" deseni kullanılmıştır. Hem nitel hem de nicel boyutları içeren karma bir çalışmadır. Çalışmada eylemsel ve üretimsel yöntemlerin kullanıldığı deney grubundaki öntest ve sontest puanları arasındaki başarı farkının; geleneksel yöntemin uygulandığı kontrol grubundaki başarı farkından anlamlı derecede fazla olduğu görülmüştür (F(1,48)=111,582; p<0,001). Buradan hareketle deney grubundaki öğrencilerin daha fazla ilerleme gösterdiği ve başarılı oldukları görülmüştür. Bağımsız örneklem "t-Testi" sonuçlarına göre deney grubu vize puanları ile kontrol grubu vize puanları arasında anlamlı bir fark görülmüştür (t(48)=6.674; p<0.001). Bunun yanında deney grubu final puanları ile kontrol grubu final puanları arasında anlamlı bir fark olduğu görülmüştür (t(48)=6.804; p<0.001). Dilbilgisi dersinin iletişimsel yetinin geliştirilmesi için bir araç olduğu görüşü deneysel ve uygulamalı olarak araştırılmıştır. Yaratıcı, eyleme ve öğrencilerin üretimine dayalı bir dilbilgisi dersi geliştirilerek geleneksel dilbilgisi dersine alternatif ders modelleri geliştirilmiştir.
Kausation im Türkischen und im Deutschen. dargestellt am beispiel von Pınar Kürs erzählung „Yaz Gecelerinde Keman" und ihrer Deutschen übersetzung
Dilin en önemli kategrilerinden birisi, Almancada Diathese veya Genus verbi diye adlandırdığımız çatı kategorisidir. Bu anlamda eylemin kök ya da gövdesine yapım ekleri getirilerek edilgen, işteş, dönüşlü, oldurgan, ettirgen gibi yeni eylem çatıları oluşturulabilir. İşte çalışmamızın amacı, Türkçede neredeyse bütün eylemlerden oluşturulabilen ettirgen çatının niteliğini ve Almancadaki görünümlerini Pınar Kür'ün "Yaz Gecelerinde Keman" adlı öyküsü ve Almanca çevirisi "Die Violine in den Sommernächten" örneğinde incelemektir. Nicel değil, nitel bir değerlendirme hedeflemediğimiz için öyküdeki ettirgen eylem – ettirgen olmayan eylem oranlarına bakmadık, yalnızca kaç ettirgen eylem kullanıldığını saptadık. Bu çerçevede toplam 80 tümcede yapım ekiyle (benzetmek, yaptırmak, yatırmak, koparmak) ettirgenlik oluşturulduğunu görmüş olduk. "Kesmek-ölmek" gibi özü itibarıyla anlamsal ettirgenlik ifade eden, ancak ettirgenlik eki içermeyen örnekleri çalışmamızın dışında tuttuk. Ettirgenliği değişik gruplara ayıran görüşler vardır. Biz bu çalışmamızda a) morfolojik (biçimbirimsel) ettirgenlik, b) sözcüksel ettirgenlik ve c) edimsel ettirgenlik ayrımı yaptık. Sözcüksel ve edimsel ettirgenliğin belli bir dile özgü olmadığını ve bu anlamın her dilde faklı yollarla ifade edilebileceğini kabul edersek, konumuz olan biçimbirimsel ettirgenliğin – Almanca açısından önekler ne ise - Türkçe açısından son derece önemli ve üretken bir kategori olduğunu, ancak tam tersine Almanca ettirgenliğin hiç işlek olmadığını ve sadece sınırlı sayıdaki birkaç eylemde (sitzen – setzen, sinken – senken, fallen – fällen, fahren – führen…) varlığını sürdürdüğünü görmek şaşırtıcı olmuştur. Nitekim Türkçe tümcelerdeki ettirgen eylemlerin karşılıklarına baktığımızda ya yalın eylemler ya da önekli eylemlemler karşımıza çıkmaktadır. Almancanın bu bağlamda yararlandığı başka bir yapı türü de Funktionsverbgefüge diye adlandırılan yapıların ettirgenlik ifade eden türüdür (Einfluss ausüben, den/einen Versuch unternehmen, in Angst versetzen, die/eine Korrektur vornehmen, Kritik üben, Nachsicht üben, Rücksicht üben, Verrat üben, Zurückhaltung üben, die/eine Abmachung treffen, die/eine Anordnung treffen). Ettirgenlik ekleri, eklendikleri köklerde anlamsal değişimle birlikte genellikle dilbilgisel özelliklerin değişmesine de neden olurlar. Nitekim oldurgan diye nitelediğimiz eylemlerin tümü, ekleme sonucu geçişsizken geçişli olan eylemlerdir (uyumak – uyutmak, benzemek – benzetmek). Yani ettirgenlik, eylemlerin birleşim değerine (Valenz) doğruda etki edebilmektedir. Örneğin "Ülger arabayı sattı" tümcesinde "Ülger" eylemi yapan kişi iken, ""Ülger arabayı sattırdı" tümcesinde satma eylemini yapan başka bir kişi vardır, "Ülger" eyleme neden olan kişidir. Öyleyse eylemin birleşim değeri artmıştır. Ettirgenlik eylemin birleşim değerini yükseltirken, edilgenlik ve dönüşlülük çatıları tam tersine azaltır. Bu çalışmadan elde edilen verilerin özellikle yabancı dil olarak Türkçe öğrenen Almanlara yönelik hazırlanan öğretim materyalleri için yararlı olacağını düşünmekteyim. Çünkü saptadığımız örnekler Türkçe ve Almancada ettirgenliğin ne kadar farklı olduğunu, ancak Türkçe ettirgenliğin çok sistematik olması nedeniyle kolayca kavranabileceğini göstermektedir.
Barış eğitimi üzerine: Almanya ve Türkiye arasında karşılaştırmalı bir çalışma
Günümüzde ''Barış'' kavramından söz ederken her kişinin barış kavramıyla ilgili farklı tanımlamasının olduğunu görebiliriz. Bütün ülkelerde, bir günün bile cinayetsiz, işkencesiz, şiddetsiz geçmediği görülmektedir. Şiddetin, zarar vermek için pek çok çeşidi vardır. Bunların sebebi 'Barışın yoksunluğudur'. Dünya tarihi 'Barış' kavramının insanlık adına ne kadar önem taşıdığını anlatmaktadır. Şiddetsiz bir gelecek için ‚Barış Eğitimi'nin bir gereksinim olduğu görülmektedir. 'Barış' kendi başına dünya üzerinde her bölgede var olması gereken önemli bir unsurdur. Bu nedenle özellikle okullarda barış eğitiminin verilmesi zorunlu hale getirilmelidir. Buna bağlı olarak Barış Eğitimi bilinçli bir şekilde aktarılmalı ve böylelikle büyük ölçeklerde olumlu sonuçlar doğuracağı da ortaya çıkartılmalıdır. 'Barış Eğitimi' nedir, nerede ve ne zaman bir gereksinime dönüştüğü gibi sorular, bu alanın temel sorularıdır. Bu çalışma sadece kuramsal bilgiler üzerine kurulmamakta, aynı zamanda proje uygulanmış ve özellikle Türkiye ve Almanya arasında kıyaslamalar yapılmıştır. Bu anlamda ‚Friedenspädagogik im Paradigmenwechsel' (Barış Eğitimin Paradigma Değişikliği) konu başlığı altında Volker Buddrus ve Gerhard W. Schneitmann (1991) tarafından yazılmış olan kitabın içerdiği uygulamaların sonuçlarından bahsedilecektir. Buna bağlı olarak Barış Eğitiminin Avrupa'da yaygın bir şekilde yüzyıllardır araştırılıp geliştirilirken Türkiye'de neden daha yeni bir alan olmasınada değinilmiştir. Bu çalışmanın amaçlarından biri Barış Eğitimi'nin Türkiye ve Almanya´daki yerini ortaya koymak, yapılan uygulamaların verdiği sonuçları incelemek ve Türkiye'de bu kavramın nasıl daha yaygın hale getirebileceğini saptamaktır. Anahtar kelimeler: Barış, savaş, barış eğitimi, şiddet, şiddetsizlik.
İkinci yabancı dil olarak Almanca öğrenme sürecindeki Türk öğrencilerin ara dil sorunsalı
Bu çalışmada, Trakya Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu Hazırlık Sınıflarında, iki dönem boyunca yoğun bir şekilde verilen Almanca eğitimi sürecinde öğrencilerin geliştirdiği Ara Dil sorunsalının nedenleri araştırılmıştır. Araştırmayı yapabilmek için; 10'u Edebiyat Fakültesi Mütercim Tercümanlık Bölümüne, 20'si de Eğitim Fakültesi Almanca Öğretmenliği Bölümüne kayıtlı olmak üzere toplamda 30 Hazırlık sınıfı öğrencisi seçilmiştir. Bu seçimde öğrencilerin derse olan motivasyonları baz alınmıştır. Denek Grubun Ara Dil gelişimini tespit etmek için A1, A2 ve B1 Almanca dil seviyesinde hazırlanan Yazma Sınavlarının birer sorusu karşılaştırmalı hata analizi yöntemiyle irdelenmiş ve betimsel olarak yorumlanmıştır. Buna göre; A1 dil seviyesinde 21, A2 dil seviyesinde 15 ve B1 dil seviyesinde de 14 olmak üzere toplamda 50 hata türü tespit edilmiştir. Hata analizindeki ölçüt, sınav sorularının basit cümleler ile doğru cevaplanmasıdır. Elde edilen verilere göre öğrenciler, daha önce öğrendikleri Birinci Yabancı Dil olan İngilizceden fazlasıyla yararlandıkları ve bunun sonucunda da İkinci Yabancı Dil olan Almanca öğrenme sürecinde Ara Dil gelişiminin hızlandığı görülmüştür. Ara Dil gelişimini araştırma maksadıyla Denek Grubun Öğrenme Stratejileri, Oxford (1990) tarafından geliştirilen, beş likertli Dil Öğrenme Stratejileri Envanteri ile belirlenmiş ve elde edilen veriler SPSS-Paket Program ile istatiksel olarak analiz edilmiştir. Denek Grup iki bağımsız değişkenden oluştuğu için parametrik olamayan t-testi Mann-Whitney U Test ile hesaplanmıştır ve önem değeri (p<0.05) olarak bulunmuştur. Eşleştirilmiş değişkenlerin parametrik olmayan t-testi için de Wilcox on-Testi uygulanmıştır. Elde edilen ön test verilerine göre Deneklerin İkinci Yabancı Dil olan Almanca öğrenme sürecinde birinci Yabancı Dil olan İngilizce öğrenme sürecindeki stratejileri kullandıkları tespit edilmiştir. Öğrencilerin yeni stratejiler geliştirebilmeleri için araştırmacı tarafından konuyla ilgili bir sunum hazırlanmış ve ön testten iki hafta sonra ders kitabından örnekler eşliğinde sunulmuştur. Bu dil öğrenme stratejileri ile ilgili sunumdan iki hafta sonra aynı ölçek son test olarak tekrar uygulanmıştır. Elde edilen verilere göre denek grubumuzun strateji kullanma düzeyleri ve sıklıkla kullanılan strateji sıralamaları değişiklik göstermiştir. Bu değişiklikle birlikte Ara Dil gelişimi yavaşlamış ve böylece hata türü sayılarında düşüş görülmüştür. Sonuç olarak, öğrenme diller arasındaki benzer yapılardan olumsuz anlamda da etkilenebilmektedir. Dolayısıyla Almanca öğrenme sürecinde, İngilizce öğrenme sürecindeki stratejilerinden daha farklı stratejilerin geliştirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Mutabılıs Memorıa - Aequalıs Motıvum Max Frıschʼin „Andorra" ve Günter Wallraffʼın „Ganz Unten" adlı eserlerinde ortak suç çerçevesi altında ortak önyargı, öz değerlendirme sorunsallığı ve suçluluk duygusunun (Utanç duygusunun) karşılaştırmalı yansıması
Bu çalışmada, Nazi dönemi Almanya'sında etnik soykırıma ve negatif ayrımcılığa maruz kalmış olan Yahudiler ile İşçi Anlaşmasıyla 1960'lı yıllardan itibaren Almanya'ya göç etmiş olan Türklerin acılarını karşılaştırılması; tarihsel bağlamda her iki ırka karşı gösterilen düşmancıl davranışların, imgelerin, önyargıların ve kolektif (ortak) suç ile ilgili bilgilerin irdelenmesi amaçlanmıştır. Bu bulguları elde edip irdeleme evresinde karşılaştırmalı yazın yönteminden faydalandık. Karşılaştırmalı yazınbilim; sosyal, kültürel, etnik, felsefi, dini vs. konuları da kapsadığı ve birçok disiplinlerarası olgularla iç içe çalışmayı gerektirdiği için ele almış olduğumuz eserleri farklı bakış açılarından irdeledik. Dolayısıyla çalışmamızda karşılaştırmalı yazın yol göstericimiz olmuş, adeta pusula görevini üstlenmiştir. Araştırmamız Max Frischʼin ,,Andorra" (1961) ve Günter Wallraffʼın ,,Ganz unten" (1985) adlı eserlerine dayanmaktadır. Bu eserlerin suça ortak olma bağlamında öz değerlendirim sorunsalının vurgulanması ve suçlu olma duygusunun karşılaştırması hedeflenmektedir. Araştırmada ayrıca yazın sosyolojisi yöntemi, sosyal psikoloji kuramları dikkate alınmıştır. Söz konusu yüksek lisans tezi ile edebiyat ve sosyoloji alanında çalışan öğretmenlerin yanı sıra tarih ve kültür konularına ilgi duyan öğrencilere farklı bir bakış açısı kazandırmak istemekteyiz.
Almanca ve Türkçede sıfatların başka sözcük türlerine kayması ve Almanca dersinde uygulanması
Bu çalışmanın amacı, Almancada sıfat olarak bilinen bir kelimenin aynı zamanda başka bir sözcük türü olarak (isim, zarf, fiil) olarak nasıl kullanıldığını ve anadildeki benzer ve farklı yapıların yabancı dil olarak Almanca öğrenmeye etkilerini göstermektir. Anadildeki dilbilgisi yapısı yabancı dildeki yapılarla farklılık göstermekle beraber benzerlikler de göstermektedir. Bu farklı ve benzer yapıların, yabancı dil olarak Almanca öğrenmede olumlu ve olumsuz etkileri göz ardı edilmemelidir.Aktarım olayını dil öğrenmede avantaj haline getirmek ise karşılaştırmalı dilbilim çalışmaları ile mümkündür. Bu çalışmada dilbilgisinin bir parçası olan sıfatlar ve sıfatların başka sözcük türü olarak kullanılması, Almanca ve Türkçedeki kullanımları karşılaştırılarak gösterilmiş ve yabancı dil olarak Almanca eğitiminde nasıl bir yol izlenmesi gerektiği irdelenmiştir.
Almanca ve Türkçedeki adların birleşim değeri açısından karşılaştırmalı çözümlenmesi
Bu çalışma birleşimsel dilbilgisine dayanmaktadır. Birleşimsel dilbilgisi, eyleyenlerin sayısını ve türünü do konulaştırması açısından bağımsal dilbilgisinden ayrılır. Türkiye'de karşılaştırmalı dilbilgisine katkıda bulunan birçok dilbilimci vardır. Ancak Türkçe ve Almanca adların birleşim değeriyle ilgili karşılaştırmalı çalışma saptanamamıştır. Birleşimsel dilbilgisinde a) sözdizimsel, b) mantıksal-anlamsal, c) edimsel birleşim değerinden söz edilir. Bu çalışma sözdizimsel birleşim değerini esas almaktadır. Yapılan araştırma, adların da birleşim değerine sahip olduğu gerçeğine dayanmaktadır. Bir adın kavramsal içeriği, gerçeklikteki olguları yansıtan ilişkilere sahiptir; bu ilişkiler, adın çevresinde "eyleyen" (Aktant) denen boşluklar yaratır. Birleşim değerine sahip adlar nitelik adları (derinlik, uzunluk), ilişki adları (Freundschaft, dostluk), eylem adları (Teilnahme, Ablieferung, katılım, ilgi), oluş adları (olgunlaşma) ve durum adları (Lage, durum) şeklinde sınıflandırılabilir. Betimlenen Almanca adların çoğu „-ung" ile türetilen ve Türkçe karşılıkları „-Im/-Um", „-Iş/-Uş" veya „-mA" ile yapılan sözcüklerdir. Ancak „-e" ve „-heit/-keit" ile sıfatlardan yapılan ve Türkçede „-lIk/-lUk" yapım ekli türetmelerle karşılanan Almanca adların sayısı az değildir. Sık sık adların gerçekten doldurulması gereken boşluklara sahip olup olmadıkları sorusu sorulmaktadır. Bu soruyu hem "evet" hem "hayır"la yanıtlamak olanaklıdır. Çünkü bir adın çevresinde açtığı boşlukların doldurulması genellikle bağlamla ilgilidir ve çoğu zaman zorunlu değildir (fakultativ). Bu betimleme göstermektedir ki, „-ung" ile türetilen adların çoğu etken ve edilgen çatı anlamı taşımaktadır ve çokanlamlıdır (polysem). Dolayısıyla Türkçede edilgen çatılı bir adla da karşılanabilir: "Abänderung: die Abänderung des Statuts durch die Vollversammlung → değiştirme: genel kurulun yönetmeliği değiştirmesi oder değiştirilme: statünün genel kurul tarafından değiştirilmesi". Eylemden türetilen bir ad, geldiği eylemin birleşimsel özelliklerini büyük oranda korur. Örneğin "die Abänderung des Statuts durch die Vollversammlung" öbeği, eylemi iki eyleyenli "Die Vollversammlung ändert das Statut ab" tümcesine dayanır; eyleyenlerin sayısı aynı olmakla birlikte nitelikleri kısmen farklıdır. Eylem tümcesinin yalın adı ad öbeğinin ilgeçli adına, belirtme durumundaki ad ise tamlayan durumundaki ada dönüşür. Benzer bir Türkçe tümcenin yalın adıysa tamlayan durumundaki ada dönüşür, fakat belirtme durumundaki ad aynı kalır: „genel kurulun yönetmeliği değiştirmesi" ← „Genel kurul yönetmeliği değiştirdi". Almanca ve Türkçe adlar eyleyenlerin sayısından ziyade türleri açısından büyük farklılıklar gösterir. İncelenen tüm adların birinci eyleyeni belirtme durumunda bir addır. Eğer Almanca bir adın başka eyleyenleri varsa bunlar ilgeçli adlardır; nadiren yantümce, mastarlı tümce ya da sıfat tamlaması da olabilir. Yönelme, belirtme ya da yalın durumdaki Almanca adlar başka br adın eyleyeni olamaz. Buna karşılık her durumdaki ad Türkçe bir adın eyleyeni olabilir. Bu çalışmada toplam 600 Almanca ve 1.088 Türkçe adın birleşim değeri örneklerşe betimlenmiştir. Betimlenen Türkçe adların sayısının 600'den fazla oluşu, Almanca adların çokanlamlı oluşundan kaynaklanmaktadır. Bu çalışma sayesinde okuyucular Almanca ve Türkçe adların birleşim değerindeki farklılıkları ve benzerlikleri görebileceklerdir. Özellikle karşılaştırmalı çalışan dilbilimciler, öğrencilerine bir adın ve türediği eylemin birleşim değeri arasındaki farkı örneklerle göstermek isteyen yabancı dil olarak Almanca / Türkçe öğretmenleri ve nihayetinde bireysel çalışmayla birleşim değeri konusundaki bilgilerini derinleştirmek ve daha bilinçli bir bakış açısına sahip olmak isteyen öğrenciler bu çalışmadan önemli kazanımlar elde edebilir.
16. yy. ile 20. yy. aralığından seçilmiş eserler üzerinden karşılaştırmalı imgebilim açısından Alman toplumundaki Türk imgesinin incelenmesi
Bu çalışmada, 16. yüzyıl ile 20. yüzyıl arasında yazılmış olan altı eser üzerinde çalışarak, bu süreç içerisinde Avrupa ağırlıklı olarak Alman toplumunda ki "Türk" imgesinin nasıl evirildiğini karşılaştırmalı olarak ele aldık. Araştırmamızda incelediğimiz eserler Karl Kindt'in "Martin Luther - Aufruf an die bedrohte Christenheit" (1951), Daniel Casper von Lohenstein'ın "Ibrahim" (1649-1650), Bertrand Michael Buchmann'ın " Türkenlieder zu den Türkenkriegen und besonders zur Zweiten Wiener Türkenbelagerung" (1983), Max von der Grün'ün "Leben im gelobten Land" (1975), Max von der Grün'ün "Wenn der tote Rabe vom Baum fällt" (1978) ve Feridun Zaimoğlu'na ait "Kanak Sprak– 24 Mißtöne vom Rande der Gesellschaft" (1995) eserleridir. Bu eserleri seçmemizde ki amacımız, çalışmamızda farklı yüzyıllarda Alman toplumunda hâkim olan Türk imgelerini sergilemektir. Eserlerden edindiğimiz imgesel bulguları karşılaştırmalı imge bilimi yönteminden faydalanarak irdeledik. Araştırmamızın temel sütunlarından birisi ise zamanda yolculuk oldu. Eserlerimizin asıl içeriklerini ele almadan önce, her eserin yazıldığı dönemi ayrıntılı bir şekilde ele aldık. Çalışmamıza tarihsel olayların ve sonuçlarının edebi eserlerde yansıma bulduğu bilinci ile yaklaştık. Araştırmamızın temelini oluşturan, Alman toplumunda Türk imgesinin değişip değişmediği sorusuna cevap bulabilmek için, çeşitli tarih konulu kaynaklardan yararlandık. Çalışmamız açısından Alman ve Türk toplumlarının tarih sahnesinde süregelen temasları ve bu temasların sonuçlarını vurgulamamız önem arz etmekteydi. Ancak bu şekilde Türk imgesinin eserlerimizde ki yansımalarını irdelememiz ve zaman içerisinde Türk imgesinin Alman toplumunda değişip değişmediğini göstermemiz mümkündü. Söz konusu doktora tezi ile salt edebiyat ve karşılaştırmalı yazın bilimi ve karşılaştırmalı imge bilimi alanında çalışan akademisyenlerin ve öğretmenlerin değil, aynı zaman da Alman ve Türk toplumlarının tarihi ve kültürel etkileşimlerine ilgi duyan öğrencilere de yol gösteren bir nitelikte olması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Türk – Alman ilişkileri tarihi, Türk imgesi, karşılaştırmalı yazın bilimi, imge bilimi, Avrupa da Türk etkisi, Avrupa da Türk korkusu, önyargı, işçi göçü, göçmen edebiyatı
Kelime oluşturma olanaklarının metinsel bağlamda doğrudan aktarımı sayesinde Almanca öğretmen adaylarının sözcük dağarcıklarının geliştirilmesi
Kuramsal ve deneysel olmak üzere iki ana bölümden oluşan bu tezin asıl amacı, kelime oluşturma ürünlerini metinsel bağlam içerisinde doğrudan aktararak, Almanca Öğretmenliği Bölümü öğrencilerin sözcük dağarcıklarını geliştirmektir. Kuramsal bölümde kelime oluşturma didaktik ve dilbilimsel açıdan ele alınmıştır. Dil eğitimi bakımından yabancı dil dersinde sözcük aktarımından ve kelime öğrenme stratejilerinden bahsedilmiştir. Diğer taraftan dilbilimsel bir bakış açısından Almancanın kelime oluşturma sistemininin tarihsel sürecine kısa olarak değinilmiştir. Ayrıca birleşik sözcük, türetme ve evrişim gibi temel kelime oluşturma yöntemleri biçimbilimsel, anlambilimsel ve sözdizimsel açılardan kısaca incelenmiştir. Deneysel kısımda ise öncelikli olarak bu tezin temelini oluşturan okuma ve kelime öğrenme alanlarında bir ihtiyaç analizi yapılmıştır. Bu amaçla yukarıda bahsedilen öğrenme alanları ile ilgili sorunları tespit etmek için çeşitli anketler ve başarı testleri uygulanmıştır. Bu ihtiyaç analizinden elde edilen verilere dayanarak öğrencilerin yabancı dilde okuma stratejilerininin kullanımı ile Almanca metinlerle baş edebilecekleri ve metinlerde geçen kelime oluşturma ürünlerini aktarımı ve analizi sayesinde kelime hazinelerini geliştirip pekiştirebilecekleri bir ders modeli geliştirilmiştir. Bu yarı deneysel çalışma için katılımcılar kontrol ve deney olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Ampirik araştırmanın gerçekleşmesinden sonra her iki grubun katılımcılarına iki farklı kelime oluşturma bilgisi başarı testi uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar deney grubundaki öğrencilerin kontrol grubundakilerden daha yüksek bir puana ulaştıklarını göstermiştir. Sonuçlar bakımından deney grubunu lehine her iki grup arasında istatiksel olarak t = -12.34; p < 0.05 düzeyinde anlamlı bir farklılık ortaya çıkmıştır. Bu başarı testlerine ek olarak yarı yapılandırılmış görüşme tekniği, süreç değerlendirme (yansıtma) formu ve ürün odaklı görevler gibi farklı veri toplama araçları kullanılmıştır. Elde edilen hem nicel hem de nitel veriler uygulanan bu ders modelinin öğrencilerin kelime dağarcıklarının artmasına ve okuduklarını anlama becerilerinin gelişmesine önemli ölçüde bir katkı sağladığını ortaya çıkarmıştır.
Türkiye'deki meslek yüksekokullarındaki Almanca derslerinde mesleki terimlerin aktarımı
Günümüzde yabancı dil derslerinde klasik ders modellerinin yanı sıra alternatif ders modellerinin de kullanılması dikkate alınması gereken bir olgudur. Yabancı dil öğretiminde yöntem çeşitliliği dilsel yeti ve becerilerin ediniminin hızlandırılmasına ve geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Geleneksel ders modelleri, geçmişte ve günümüzde kabul gören bir olgu olmasına rağmen, alternatif ders modellerinin kullanımı ile, yabancı dil derslerinin başarılı bir şekilde şekillendirilmesi ve uygulanması sağlanabilir. Bu çalışmanın amacı, Turizm bölümlerinde öğrenim gören öğrencilere, turizm alanına ait olan mesleki terimlerin ve iletişim durumlarının alternatif alıştırmalar yardımıyla etkin aktarımını gerçekleştirmektir. Böylelikle öğrenciler kendilerine mesleki açıdan faydalı olabilecek terimleri iş yaşamlarında kullanabilecek imkana sahip olabileceklerdir. İnteraktif ders planlaması ile turizm alanına ait olan kelimeler, cümleler, diyaloglar ve terimler araştırılmış ve Almanca derslerinde kullanılmıştır. Bu çalışmada turizm alanına ait olan mesleki terimlerin öğretimi teorik ve deneysel bağlamda incelenmiştir. Aksaray Üniversitesinde iki adet Meslek Yüksekokulu'nun (Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu ve Güzelyurt Meslek Yüksekokulu) Turizm ve Otel İşletmeciliği bölümünde Almanca dersi bulunmaktadır. Bu çalışmada deney ve kontrol grubu oluşturulmuş, ilgili kelime ve terimlerin aktarımı kontrol grubunda geleneksel alıştırmalarla, deney grubunda ise alternatif alıştırmalarla gerçekleştirilmiştir. Öğrencilere içerisinde turizm alanına ait kelimeler olan ön test ve son test uygulanmıştır. Sonuca ulaşabilmek için ise elde edilen verilen karşılaştırılmış ve analiz edilmiştir. Deney grubunda alternatif alıştırmalar uygulanmış, öğrenciler yaratıcı ve bireysel bir şekilde çalışmış, pozitif bir şekilde desteklenmiştir. Kontrol grubunda ise geleneksel alıştırmalar uygulanmıştır. Kontrol grubunda öğretmen ön planda, deney grubunda ise öğrenci ön planda bulunmuştur. Çalışmaya veri elde edebilmek amacıyla Mann Whitney U-Testi ve Wilcoxon-İşaretli Sıra Testi yapılmıştır. Deney ve kontrol grubunun ön test ( u= 59,5 p> .05) ve son test (u=55 p> .05) puanları arasında anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Fakat grupların sıra ortalamaları incelendiğinde deney grubunun son test sıra ortalamasının (11,75) ön test sıra ortalamasına göre (15,57) arttığı görülmektedir. Bu nedenle, alternatif alıştırmaların deney grubunda anlamlı bir fark gösterip göstermediğini incelemek amacıyla Wilcoxon-İşaretli Sıra Testi uygulanmıştır. Analiz sonuçları, ön test ve son test arasında anlamlı bir farklılık göstermiştir. ( z=2,668, p<,05). İstatiksel sonuçlar, deney grubunun son testte kontrol grubuna göre daha başarılı olduğunu göstermiştir. Bu sonuçlardan yola çıkarak, alternatif alıştırmaların kelime öğreniminde başarı getirdiği söylenilebilir. Bu sonuç dikkate alındığında başarılı bir öğrenme için öğrencilerin ilgi ve deneyimlerinin dikkate alındığı, farklı yöntemler ile yaratıcı bir biçimde şekillendirilen ve öğretmenin rehber olarak destekte bulunduğu derslerin büyük öneme sahip olduğu söylenebilir. Bu sonuçtan yola çıkılarak Mesleki Almanca derslerinde kelime öğretiminde alternatif alıştırmalarla daha başarılı olduğu söylenilebilir.
Devlet okullarında daha etkili yabancı dil öğrenimi için öneriler
Bilindiği üzere dil öğrenimi yoğun zaman ve yeterli çaba gerektiren bir süreçtir. Devlet okullarında bu bilinç üzerine yabancı dil öğretimi ikinci sınıf düzeyine kadar indirildi. Yıllar boyunca ülkemizde etkili dil öğretimi üzerine kafa yoruldu, sürekli bu konuda yeni çalışmalar yapıldı. Ancak halen yabancı dil öğrenimi konusunda istenilen seviyeye ulaşılamadı. Atılan adımlar muhakkak ki değerli ve gerekli adımlardı, ancak bu konuda özellikle mantıklı zaman planlamasının göz ardı edildiğini düşünüyorum. Dil öğrenimi yoğun zaman, etkili öğrenim teknikleri, motivasyon, fakat en önemlisi mantıklı zaman palanlamasını gerektirir. Aksi takdirde verilen emek ve maliyetler çoğunlukla heba olur. Bu gereksinimlere dayanarak, daha verimli yabancı dil öğretimi konusunda ele aldığım tez çalışmam altı bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde bu araştırmanın problemi tartışılmış, sonra araştırmanın amacı ve önemi üzerinde durulup araştırmacı tarafından savunulan hipotezler sıralanmıştır. En son Türkiye'de yabancı dil öğrenme politikalarının kısa bir tarihi gelişimi anlatılmıştır. İkinci bölümde, yabancı dil ve dil öğrenimi ile ilgili terimler tanımlanmıştır. Üçüncü bölümde, devlet okullarında dil öğretiminin şu anki durumu ele alınmış ve yabancı dil öğrenimi için gerekli görülen zaman hakkında bilgi verilmiştir. En son dil öğrenimi için gerekli görülen zamanla devlet okullarında yabancı dil öğrenimi için ayrılan zaman karşılaştırılmıştır. Tezin dördüncü bölümünde devlet okullarında yabancı dil öğreniminde görülen sorunlar ortaya konulmuş ve bu sorunlara yönelik öneriler ele alınmıştır. Bu çalışmada hipotez olarak sınıflandırılan öneriler aşağıdaki gibi vurgulanmıştır. 1. Sosyal bilimler liselerindeki hazırlık sınıfı uygulamasının diğer tüm kademelere yayılması yabancı dil öğretimine büyük katkı saylayacaktır. 2. Yabancı dil öğretiminde motivasyon en önemli yere sahiptir. Motivasyonu artırmak için bazı önlemler alınabilir. Örneğin: a. Devlet okullarında yabancı dil derslerinin öğrenci merkezli işlenmesi öğrenme motivasyonunu arttıracaktır. b. Devlet okullarında farklı duyulara hitap edecek yabancı dil öğretim materyallerinin geliştirilmesi, dil öğrenimi için motivasyonu artıracaktır. c. İnternet olanaklarının etkin kullanımı ile yabancı dil uygulama ortamının sağlanması öğrencilerin öğrenme motivasyonunu arttıracaktır. 3. Yabancı dil derslerinde öğrenci merkezli iletişim odaklı yöntemlere ağırlık verilmesi dersi daha verimli kılacaktır. 4. Öğretmen kaynaklı yetersizliklerin giderilmesi okullardaki yabancı dil öğrenimine de olumlu yansıyacaktır. 5. Her adaya üniversiteye giriş sınavlarında yabancı dil sorularının da sorulması, onları üst sınıflarda daha fazla yabancı dil öğrenmeye teşvik edecektir. Bunun yerine mevcut üniversite hazırlık sisteminde, 12. sınıflardaki yabancı dil derslerini alt sınıflara yaymak da dil öğrenimini daha etkili hale getirecektir. Beşinci bölümde, araştırma sonuçları analiz edilmiştir. Sonuçlar altıncı bölüme dâhil edilmiş, burada anket katılımcılarının cevapladıkları sorular değerlendirilmiştir. Ayrıca araştırmacının önerilerinin desteklenip desteklenmediği belirlenmiştir.
İşbirlikli öğrenme yönteminin Almanca yazılı anlatım becerilerine etkisi
Yabancı dil öğretiminde işbirlikli yazma ile ilgili genel olarak çok az sayıda çalışma mevcuttur. Bu durumun birçok sebebi vardır ancak en çok bilineni işbirlikli yazmanın karmaşık olmasıdır. Yabancı dil eğitiminde işbirlikli yazmadan bahsedildiğinde grup içerisinde yazma veya takım içinde metinlerin üretilmesi anlaşılmaktadır. Bu çalışmada işbirlikli yazma yönteminin avantajları ve dezavantajları araştırılmış olup; aşağıdaki sorulara cevap aranmıştır: 1. Yazma becerilerinde hangi problemler ortaya çıkmaktadır ve bu problemler nasıl giderilebilir? 2. Öğrenciler birlikte öğreniyorlar mı yoksa birbirlerini rakip olarak mı görüyorlar? 3. İşbirlikli öğrenme yöntemi yabancı dil öğreniminde öğrencilerin yazma becerilerini etkiliyor mu ve geliştiriyor mu? 4. İşbirlikli öğrenme yöntemi yazma becerilerinin geliştirilmesinde üniversitede okuyan öğrencilere ne kadar uygundur ve yardımcı olmaktadır? 5. Yabancı dil öğretiminde yazma becerileri ne kadar desteklenebilir? 6. Yazma becerilerinin geliştirilmesinde geleneksel öğretim ile işbirlikli öğretimin etkisi arasında anlamlı bir fark var mıdır? Araştırmanın teorik bölümünde işbirlikli öğrenme yönteminin ortaya çıkışı, savunucuları, bugüne kadar yapılan araştırmalar, işbirlikli öğrenme teknikleri, geleneksel eğitim, metin türleri ve dört dil becerisinden olan yazma becerisi detaylı olarak açıklanmıştır. Araştırmanın uygulama kısmında ise Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Alman Dili Eğitimi Ana Bilim Dalı 2017-2018 güz dönemi birinci sınıf öğrencilerinden oluşan deney ve kontrol gruplarında yapılan çalışmalara değinilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak öntest, sontest, ara sınav (vize) ve ayrıca her metin türü (İçerik, Özgeçmiş ve Tartışma) sonunda yapılan değerlendirme sınavları kullanılmıştır. Araştırmadaki verilerin analiz ve değerlendirilmesinde Mrotzek ve Böttcher (2015, S. 132) tarafından geliştirilen değerlendirme kriterleri kataloğu (Basiskatalog zur Textbeurteilung) kullanılmış olup, bulguların değerlendirilmesinde Spss istatistik programı kullanılmıştır. Ayrıca yazılı ürünler Alman Kültür Merkezi'nin (Goethe Institut) yazma becerileri değerlendirme formu (Bewertungskriterien Schreiben) vasıtasıyla yorumlanmıştır. Öğrencilerin üretmiş oldukları metinler dilbilgisi, noktalama işaretleri, yazım yanlışları, kelime seçimi/cümle yapıları, ana düşünce ve metin yapısı bağlamında değerlendirilmiştir. Bu kriterlerin yanı sıra öntest ve sontestin uygulama aşamasında ilave iki madde (yazım yanlışını bulma, yan yana dizili harflerden metin oluşturma) eklenmiştir. Yapılan yarı deneysel araştırma sonucunda işbirlikli öğrenme yönteminin yabancı dil yazma becerilerinin geliştirilmesinde geleneksel öğrenme yöntemlerine göre daha çok katkı sağladığı tespit edilmiştir. Türkiye'de uygulanan yarışmacı ve bireysel öğrenme/öğretme yöntemlerinin aksine işbirlikli öğrenme yöntemine daha çok ağırlık verilmesi gerektiği ortaya çıkmıştır.