
99
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Dibilimsel gerekçelenmdirme çözümlemesi -Almanca ve Türkçe boşanma metinleri bağlamında gerekçelendirme ve belirleyenleri-
11. ÖZET Bu çalışmanın temel konusu Almanca ve Türkçede hukuksal gerekçelendirme olmakla birlikte, doğal dilsel gerekçelendirmelere ilişkin genel kuramlar irdelenmiştir. Dilbilimsel gerekçelendirme kuramı oldukça yenidir; gerekçelendirme adı altında irdelenmesi genellikle söz- eylem kuramı çerçevesindedir. Yeni çalışmalar doğası gereği kuramsal ağırlıklıdır. Bu bakımdan, bu çalışmada dallararası kimi kuramlara geniş yer verildi. Çalışma on bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, toplumsal gerçekliği ve bunun yöntemlerini araştırma konusu olarak belirleyen budun yöntembilim irdelenmiştir. Gerekçelendirme, bir konuda uzlaşımı hedefler. Uzlaşım, ancak ortak deneyimlerin gözetilmesiyle sağlanır. Toplumsal gerçekliği gözetmeyen bir uzlaşma çabasının başarıya ulaşması çok güçtür. Bu yüzden, gerekçelendirmede budun yöntembilimin verilerinden yararlanılması gereği vurgulanmış ve konuya ilişkin savlar belirginleştirilmiştir. İkinci bölümde, dilbilimsel metin çözümlemesi konulaştırılmıştır. Burada, metin dilbilimin gelişimi, metin kavramı, metin türleri ve bunları ayrımlaştırma ölçütleri irdelenmiştir.228 özet Üçüncü ve dördüncü bölümde, hukuksal gerekçelendirmenin gelişimine katkı sağlayan kuramlar ve bu kuramlar arasındaki etkileşim sorunlaştırılmıştır. Bu bağlamda, Baier'in ahlaksal gerekçelendirme kuramı, Toulmin' in gerekçelendirme kuramı ve modeli, Hare'nin ahlaksal gerekçelendirme kuramı, Wittgenstein' m dil oyunu kavramı, Austin, Searle ve Klein' m söz-eylem kuramı irdelenmiştir. Söz konusu kuramlar, gerekçelendirme çözümlemesi açısından sınanmış ve gerekçelendirme kuramına katkıları tartışılmıştır. Beşinci bölümde, gerekçe ve gerekçelendirme tüm yönleriyle ele alınmış; formal mantığın doğal dilsel gerekçelendirmeyi betimlemedeki yetersizliği vurgulanmıştır. Gerekçelendirmenin, eylem, söylem, hakikat, tartışma ve güdüleme ile ilişkisi incelenmiştir. Ayrıca, sezdirim kuramı, bağıntı kuramı ve yapıcı etikin gerekçelendirmedeki işlevi sorunlaştırılmıştır. Altıncı bölümde, hukuksal gerekçelendirme kuramı ve bunun yorumbilim ve dilbilim ile ilişkisi konulaştırılmıştır. Bu bölümde, hukukbilim, dilbilim ve yorumbilim arasında olması gereken işbirliği ve olası yöntemler sav oluşturucu biçimde ayrımlaştırılmıştır.229 özet İrdelenen kuramlar ve değinilen bilim dalları, dallararası etkileşim ve işbirliğinin zorunluluğunu ortaya koymuştur. İzleyen bölümde ise, boşanmaya ilişkin yasal düzenlemelere kısaca yer verilmiştir. Alman ve Türk yasalarına göre boşanma nedenleri belirtilmiş, aralarındaki koşutluk ya da koşutsuzluk belirginleştirilmiştir. Edimsel bölümde, Türkçe ve Almancadan seçilen boşanma metinleri, Toulmin' in gerekçelendirme modeline göre çözümlenmiştir. Kararların yorumlanmasında kimi kuramlara gönde rme yap ı İmi ş 1 1 r. Sonuç bölümünde, kapsamlı bir gerekçelendirme modeline ilişkin savlar geliştirilmiştir. Gerekçelendirmede karşı gerekçelendirenin belirleyiciliği önemsenmiş; dallararasılık, ahlaksallık, iletişimsellik, anlaşılırlık, uygunluk, yararlılık ve akılcılığın gerekçelendirmedeki önemi ve işlevi bu çalışmanın başlıca savları olarak vurgulanmıştır. Kuramsal ve edimsel bölümde belirginleşen gerekçelendirme ölçütleri irdelenmiştir.
Almanca ve Türkçenin yazım kuralları ve noktalama işaretleri
ÖZET ALMANCA VE TÜRKÇENÎN YAZIM KURALLARI VE NOKTALAMA İŞARETLERİ Cafer BOZKURT Yüksek Lisans Tezi, Alman Dili Anabilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Tahir BALCI Eylül 2001, 208 sayfa Yalnız okullardaki Almanca dersleri değil; Almanca konuşulan ülkelerden dönen kişileri de göz önünde bulundurduğumuzda Almancanm Türkiyede en çok konuşulan yabancı dillerden biri olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Almanca, Türkiyede bu denli yaygın olmasına karşın daha iyi öğretimi için gerekli temel araştırmalar halen tamamlanamamış, eksik kalmıştır. Temel araştırmalardan kastım, karşılaştırmalı dilbilim araştınnalan ve bunların sonucunun uygulamalı dilbilime; diğer bir deyişle Almanca derslerine entegrasyonudur. Türkiyedeki Almanca derslerine ve Almanca öğrenen Türklerin çalışmalarına bir göz atıldığında; bu derslerin ve çalışmaların transferlerle dolu olduğu anlaşılacaktır. Bu derslerin ve öğrenirlerin çalışmalarının transferle dolu olmasının nedeni, öğrenirlerin yabancı dili anadili temelinde öğrenmesi yatmaktır; başka bir deyişle öğrenir kendini ifade edebilecek ve düşünebilecek bir dili ve öğelerini zaten bilmektedir. Bu transferlere dil ediniminin her alanında ve aşamasında rastlamak olanaklıdır. Bu çalışmada bu alandaki yanlışların tahmininde yalnız teoriden hareket etmenin amaca uygun olmayacağını düşünerek ampirik bir yol izlemeyi tercih ettim.Ük bölümde dilin iletişim aracı olarak önemini vurgulayıp dilbilimin tarihini kısaca özetledim. Karşılaştırmalı dilbilimin terminolojisi, alanı ve yöntemlerini de bu bölümde ele aldım. Ayrıca yine aynı böîümde her iki dilin yazım ve noktalama kurallarının tarihi gelişimim sundum. İkinci bölümde ise Almancanın ve Türkçenin yazım kurallarının ve noktalama işaretlerinin karşılaştırmasını yaptım. Üçüncü bölümde bu alandaki transferleri tahmin ve tespit etmeye ve didaktik açıdan sebeplendirmeye çalıştım. Son bölümde elde edilen verileri değerlendirdim. Bu çalışmanın sonucunda Almancanın ve Türkçenin yazım kuralları ve noktalama işaretleri alanında benzerlikler ve farklılıklar gösterdiğini ve bu özelliklerin Almanca öğrenimini yerine göre kolaylaştırdığını veya zorlaştırdığını tespit ettim. Ayrıca bazı noktalama işaretlerinin yalnız Türkçede ya da yalnız Almancada bulunduğunu saptadım. Bu çalışmayla Almancanın yazım ve noktalama kurallarının Türkçeninkine göre kararlı bir yapıda olduğunu; Türkçede ise bu kuralların kullanımının kişilerin dil beğenilerine göre değişiklik gösterdiğini, bunun sebebinin de Türkiyede dil beğenileri farklı dil kurumlarının bulunmasına bağlı olduğunu tespit ettim. Ayrıca dillerin dil tipolojisi açısından bağlı bulundukları dil grubunun da transferlerin diğer bir nedeni olduğunu saptadım.Bu arada noktalama işaretleri alanındaki transferlerin yazım kurallarına göre daha az olduğunu gördüm. Bunun nedeni ise Türkçenin noktalama işaretlerinin Fransızcamn noktalama işaretlerinden etkilenmesi olarak açıklayabiliriz. v Anahtar Kelimeler: Yazım Kuralları, Noktalama İşaretleri, Almancanın Yazım Kuralları Reformu, Karşılaştırılmalı Dilbilim
Almanca öğretmenliği hazırlık sınıfı öğrencilerinin yabancı dil kayıpları ile motivasyonları arasındaki ilişki
ivÖZETALMANCA ÖĞRETMENLİĞİ HAZIRLIK SINIFI ÖĞRENCİLERİNİN YABANCIDİL KAYIPLARI İLE MOTİVASYONLARI ARASINDAKİ İLİŞKİBahar ALBAYRAKYüksek Lisans Tezi , Alman Dili ve Eğitimi Anabilim DalıDanışman : Yrd.Doç. Dr. Ergün SERINDAĞAralï±k 2006, 116 sayfaBu çalışmada yabancı dil kaybı ile motivasyon arasındaki ilişki teorik vedeneysel bağlamda tartışılmaya çalışılmıştır. Çalışma iki ana konu üzerinekurulmuştur. Bir taraftan yabancı dil kaybı alanındaki araştırmalardoğrultusunda geliştirilmiş olan unutma teorileri ve hipotezleri üzerindedurulurken, diğer taraftan motivasyon faktörünün yabancı dil kaybına etkisininönemi üzerinde yoğunlaşılmıştır.Yabancı dil kaybı alanındaki araştırmalarıngelişimi ve gelişiminde ulaşılan belli noktalar ile ilgili bu araştırmaların belli başlıözellikleri üzerinde durulmuştur. Motivasyon faktörünün ve ilgili kavramlarıntanımlanmasından sonra bu faktörün yabancı dil öğrenim sürecine etkisivurgulanmıştır. Çalışmanın deneysel kısmında problem cümlelerine cevaparanması koşulluyla motivasyonun yabancı dil kaybına önemli ölçüde bir etkisiolduğu görülmüstür.Anahtar Kelimeler : Yabancı dil kaybı, motivasyon ,unutma ,unutma teorileri, yabancı dil kaybı araştırmaları.
Vecihi Timuroğlu'nun ve Friedrich Schiller'in şiirlerinde biçem karşılaştırması ve sözkonusu biçemlerin öğretimi
Türkiye'de iir çözümlemeleri hakk nda yap lan çal malar n büyük birço unlu u iirin biçimsel özelli i üzerinde durmaktad r. Biçem konusunda çokaz ara t rma bulunmakta, bu ara t rmalar n iir çözümlemelerine pekyans mad görülmektedir. Bu nedenle bu çal man n biçem ö retimine biryenilik getirmesi amaçlanmaktad r. Çal man n kuramsal bölümünde, iirkavram ve iirin tarihçesi hakk nda bilgi verilmeye çal lm , bunun yan s rabelirlenen biçemlerin kavramsal anlamlar , i levleri, özellikleri aç klanmayaçal lm t r.iir ö retimi dersinde biçemlerin gerekti i kadar incelenmemesi, dahaçok biçimsel inceleme yap lmas çal man n ç k noktas n olu turmu tur.Ancak biçem iirin anlama yön vermekte, dilin kullan m alanlar n göstermekteve okuyan n hayal gücünü ve yarat c l n geli tirmektedir. Bu nedenle biçemö retimi, iir incelemelerinde önemli bir yer tutmaktad r.Çal man n kuramsal bölümünde biçemler tan t lm , uygulamabölümünde ise belirlenen iki airin iirleri biçemsel aç dan çözümlenmeye veö retim önerilerinde bulunulmaya çal lm t r.Anahtar Sözcükler: iir Dili, Biçem, Biçem Ö retimi, iir ncelemeleri, Yaz nÖ retimi
İlköğretimde sınıf öğretmenliği yapan Almanca öğretmenleri
IIÖZETİLKÖĞRETİMDE SINIF ÖĞRETMENLİĞİ YAPAN ALMANCA ÖĞRETMENLERİYener ÇINIÇEVYüksek Lisans Tezi, Alman Dili Eğitim Anabilim DalıDanışman: Prof. Dr. Tahir BALCIOcak 2007, 81 SayfaBu çalışmada sınıf öğretmenliği alanında çalışan Almanca öğretmenlerinin,yaşadıkları sorunlar çalışılmıştır.Almanca öğretmenlerinin sınıf öğretmeni olarak atanması 1998 yılına kadarsüregelmiş bir olgudur. Bu öğretmenlerin farklı bir alana nasıl uyumsağladıkları, ya da sağlayıp sağlamadıkları tam bir araştırmaya değerkonudur. Çalışmam bu durumda olan Almanca öğretmenleri ile yapılan biranketle bu duruma açıklık getirmeye çalışmakta. Anketin yanı sıra bu ikidersin ders programları önce kendi içlerinde daha sonra birbirleri ilekıyaslanarak incelenmiştir, bundaki amaç bu iki farklı dersin ortak ve ayrışannoktalarını tespit edip bunları irdelemektir. Anket sonuçlarının dersprogramları sonuçları ile kıyaslanması ile Almanca öğretmenlerinin kendialanlarının dışında hangi sorunlarla karşılaştıkları tespit edilecek.Sorun yaşayan ve yaşamayan öğretmenlerin yüzdeleri çıkarılıp bunlaradayanılarak Almanca öğretmenlerinin sınıf öğretmenliği alanındaki durumlarınesnel ölçütlerle ölçülecek.Anahtar Sözcükler: Sınıf öğretmenliği, Almanca öğretmenliği, EğitimPolitikası, Alan Dışından Gelen Öğretmenlerin Sorunları
Etkin öğrenme modelinin ikinci yabancı dil olarak almancanın bilişsel, edimsel ve duyuşsal öğrenilmesine etkisi
Bu çalışmanın amacı, etkin öğrenme modelinin ikinci yabancı dil olarak Almancanın bilişsel, edimsel ve duyuşsal öğrenilmesine etkisini belirlemektir. Bu amaçla öntest-sontest kontrol gruplu model kullanılmıştır. Çalışma, 2006-2007 eğitim-öğretim yılında Adıyaman Merkez Fatih Anadolu Lisesi 10. sınıf öğrencileriyle yedi ay süreyle yürütülmüştür. Kuramsal bölümde yabancı dil öğretimini etkileyen öğrenme kuramlarına, dilbilimsel yaklaşımlara, yabancı dil öğretim yöntemlerine ve ikinci yabancı dil kavramına değinildikten sonra, etkin öğrenme modeline ilişkin açıklamaların ardından ikinci yabancı dil olarak Almanca dersinin etkin öğrenme modeline göre ne şekilde tasarlanması gerektiği ele alınmıştır. Görgül bölümde, veriler Almanca bilişsel alan öntest?sontesti, edimsel alanda okuma ve yazma becerilerine ilişkin sontestleri ve duyuşsal tutum ölçeği ön uygulama ve son uygulamaları ile elde edilmiştir. Bu verilerin yanında dersi yürüten öğretmenin gözlemlerinden elde ettiği bilgilere de yer verilmiştir. Verilerin çözümlenmesinde grup içi öntest-sontestlerin karşılaştırılmasında eşli (paired samples) t-testi uygulanmıştır. Gruplar arası puanların karşılaştırılmasında ise, bağımsız gruplar (independent samples) t-testi kullanılmıştır. Anahtar Sözcükler: Etkin öğrenme, çok di l l il ik, ikinci yabancı di l olarak Almanca, yapılandırmacıl ık, i letişimsel yaklaşım.
İkinci yabancı dil öğretiminde alternatif yöntemlerin almanca edebi metinlerle uygulanması
Türkiye'de yabancı dil öğretim yöntemleri hakkında bir çok çalışma yapılmıştır, ancak alternatif yöntemlerle ilgili yapılan çalışmaların sayısı sınırlıdır. Bu çalışmada ise kuramsal bilgi uygulama ile desteklenerek Türkiye'deki yabancı dil öğretimine bir yenilik ve değişiklik getirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın kuramsal bölümünde, geleneksel yöntemlerden alternatif yöntemlere kadar bir çok yöntem tanıtılmaya çalışılmıştır. Yöntemlerin tanıtımında orijinal kaynaklardan yararlanılmıştır.Günümüz yabancı dil öğretiminde genellikle geleneksel yöntem ve tekniklerin kullanılması, ağırlıklı olarak dilbilgisi yapılarının işlenmesi ve ders kitaplarının dışına çıkılmaması elinizdeki çalışmanın çıkış noktasını oluşturmuştur. Oysa öğrenci, hayal gücünü ve düşlerini yaratıcı, üretimsel ve eylemsel bir yaklaşımla kullanabilmeli; gerek bireysel gerek toplumsal ilgi ve gereksinimleriyle, yaşama bakış açısı ve mantığıyla metne yaklaşabilmelidir. Bu düşünceyi destekleyen yöntemlerden biri üretimsel yorumbilim yöntemi ve sahnesel yorumlama yöntemidir. Bu iki yöntemin çıkış nedeni, edebiyat dersine yenilik getirmektir. Bu çalışma ile bu yöntemlerin ikinci yabancı dil öğretiminde de uygulanabileceği gösterilmeye çalışılmıştır.Çalışmanın kuramsal bölümünde üretimsel yorumbilim yöntemi ve sahnesel yorumlama yöntemi ayrıntılarıyla tanıtılmıştır. Uygulama bölümünde ise İkinci Yabancı Dil olarak Almanca dersinde sözkonusu olan yöntemler uygulanarak çıkarımlarda bulunulmuştur. Uygulama İkinci Yabancı Dil olarak Almanca dersinde yapılmasına rağmen, sözkonusu yöntemler hem edebiyat derslerinde hem de yabancı dil derslerinde uygulanabilmektedir.
Sözlük kullanma eğitiminin yabancı dil olarak Almanca öğrenimine etkisi
Bu çalışmada öğrencilerin yabancı dil olarak Almanca öğrenirken sözlüğü doğru ve etkili kullanabilmeleri için Sözlük Kullanma Eğitimi almalarının etkisi araştırılmıştır. Çalışma, sözlüğün tarihsel gelişimi ve ortaya çıkışı, önemi ve karşılaşılan sorunlar hakkında giriş niteliğinde bilgilerin sunulması ve sözlük üzerine yapılmış çalışmaların gözden geçirilmesiyle başlamaktadır.Sözlüğün kullanımı ile ilgili olarak ciddi sorunlar bulunmaktadır. Öğrencilerin sözlüğü ancak gerektiğinde ele aldıkları bir başvuru kaynağı olarak görmeleri sorunun temelini oluşturmaktadır. Bu çalışmada, üçüncü sınıf (3A / 3B) öğrencilerinden biri deney diğeri karşılaştırma olmak üzere iki grup ele alınarak Sözlük Kullanma Eğitimi sayesinde öğrencinin sözlük türleriyle birlikte nerede, hangi sözlüğün daha yararlı ve etkili olduğunu öğrenmesiyle çok verimli bir süreç yakalayacağının uygulamalı olarak ortaya konması amaçlanmaktadır. Deney grubunda 12 kız, 6 erkek ve karşılaştırma grubunda 10 kız, 8 erkek, toplamda ise 22 kız, 14 erkek olmak üzere 36 öğrenci yer almıştır.Sözlük kullanma alışkanlığı kazandırmak, üzerinde önemle durulan konulardan biri olup, sözlüğün okuma kitabı olarak da görülebilmesine katkı sağlamaya çalışılmaktadır. Metin okuma ve incelemede, metin yazımı ve sunumunda doğru ve etkili sözlük kullanımının yeri ve önemini araştırmak ve tartışmaya açmak da çalışmanın amaçlarındandır.Çalışmanın sonucunda Sözlük Kullanma Eğitiminin yabancı dil olarak Almanca öğrenimine katkı sağladığı görülmüştür.Anahtar Sözcükler: Sözlük, Sözlük Türleri ve Seçimi, Sözlük Kullanma Tutumu, Sözlük Kullanma Eğitimi
Anadilin bir motivasyon faktörü olarak yabancı dil öğrenimine ve başarısına etkisi
Bu çalışmada yabancı dil öğrenim ve öğretim sürecinde anadilin yabancı dil dersine bilinçli ve sistematik olarak dahil edilmesi teorik ve deneysel bağlamda incelenmiştir. Bu araştırma, öğrencilerde var olan anadil sisteminin başka dilleri öğrenmek için güçlü bir temel oluşturduğunu savunmakta ve anadilin yabancı dil dersine katkısıyla, yabancı dili öğrenme motivasyonuna ve başarısına yarar sağladığı ortaya koymaktadır. Böylece anadilin ders içeriğine bilinçli bir şekilde katkısıyla yabancı dil öğrenme başarısını ve öğrenme motivasyonunu olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Anadilin yabancı dil dersinde yer almasına karşı çıkılmasının temelinde, anadilin yabancı dil dersine ve öğrenmeye olumsuz bir etkisi olacağı yatmaktadır. Yapılan deneysel araştırma sonucunda anadilin yabancı dil dersini olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Almanca başarı testlerinin analizleri sonucunda deney grubunun sonuçlarının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Başarı testinin varyans analizi sonucu [F(1-98) = 141, 442, p< 0.1]dir. Araştırmada kontrol ve deney grubunun final sınavı puanları arasında arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür (t= 9,66; p< 0.05). Motivasyon anketinin toplam faktörlerinin (4 Faktör) varyans analizi sonucu [F(1-98) = 334,347, p< 0.1]dir. Bu değerlerle anadil kullanımının deney grubunun öğrenme başarısı ve motivasyonu olumlu etkilediği tespit edilmiştir ve anadilin yabancı dil dersinde öğrenme motivasyonuna ve öğrenme başarısına ulaşmada önemli faktörlerden biri olduğu yönündedir. Bu nedenle anadil, yabancı dili öğrenirken olumsuz etki eden bir engel olarak değil, aksine öğrenme başarısına ve motivasyonuna ulaşmada etkili bir araç olarak benimsenmelidir.
Alman dilinde yazılmış Türk göçmen edebiyatının kültür-dönüşümsel boyutları ve yabancı dil olarak Almanca derslerinde kullanımı
Bu çalışmada, Almanya'da yaşayan Türk göçmenlerinin Almanca metinlerinin yabancı dil olarak Almanca derslerinde kullanımı sınanmaktadır. Çünkü göçmen edebiyatı olarak anılan bu metinlerle ilgili Türkiye'de birçok bilimsel çalışma yapılmasına karşın, bunların kültürlerarası eğitim bağlamında ele alınışı ihmal edilen bir konu olmuştur.Beş bölümden oluşan bu çalışmada Almanya'ya göç ve bu göç çerçevesinde ortaya çıkan göçmen edebiyatı farklı açılardan ele alınmaktadır.Göçmen edebiyatının Alman dil eğitimi derslerinde kullanılmasını amaçlayan bu çalışmada, farklı öğrenim/öğretim teknikleri göz önünde bulundurulmuştur. Çalışmanın amacı, Türk göçmen yazarlara ait metinlerin, yabancı dil olarak Almanca derslerinde kullanılmasının kültürlerarası eğitim bağlamında büyük bir önem taşıyacağını göstermektir. Çünkü bu metinler Almanya'da yaşayan Türklerin sosyal, kültürel ve siyasi yaşantılarına dair bilgiler içermekte; ayrıca benlik, çok kültürlülük, uyum gibi sosyal ve sosyolojik sorunları farklı bakış açılarıyla konu edinmektedir.Almancayı Türkiye'de öğrenen Türk öğrencilerin bu dili öğrenirken karşılaştıkları zorluklar dikkate alındığında, bu metinlerin dil öğretiminde kullanımının öğrencilerin ilgisini arttıracağı düşünülmektedir. Çünkü bu metinler çoğunlukla Alman yazarların edebi metinlerine göre daha basit bir dil yapısına sahip olup hem Türk hem de Almanların yaşantılarından kültürel öğeler içermektedir.Anahtar Sözcükler: Göçmen Edebiyatı, Yabancı Dil Öğretimi, Kültürlerarası Eğitim.
Necla Kelek'in ?Die Fremde Braut? ve Nuran Joerissen'in ?Süsser Tee? isimli eserlerinde `öz' ve `yabancı' kavramlarının irdelenmesi
Türklerin en çok göç ettiği dış ülke Almanya'dır. Eserleri `Göçmen Yazını' adı altında toplanan Almanya'daki Türk kökenli bazı yazarlarda, köken kültürlerine ve Türk insanına yönelik bir takım önyargılı söylemler göze çarpmaktadır. Bu söylemler, hem Türk insanı hakkındaki mevcut önyargıları ve kalıpyargıları güçlendirecek hem de henüz bu önyargılara sahip olmayan birçok genç Alman okurun da, Türk insanını bu önyargılar doğrultusunda algılamasına ve tanımasına neden olacak boyuttadır. Eserlerini bu yönde ele alan yazarlarda `öz' ve `yabancı' kavramlarının birbirleri ile yer değiştirdiği de gözlemlenmektedir.Çalışmada, kendi ve ailesinin yaşam hikayesinden yola çıkarak bütün Türk Toplumunu önyargılı söylemleri ile genelleyen Necla Kelek'in `Die Fremde Braut' (Yabancı Gelin) adlı eseri ile benzer bir konuyu kaleme alan ama bunu yaparken salt yaşam hikayesine sadık kalan ve bütün topluma yönelik genellemelerden kaçınan Nuran Joerissen'in `Süsser Tee' (Şekerli Çay) adlı eserlerinde `öz' ve `yabancı' imgeler irdelenecektir.Çalışma, Karşılaştırmalı Yazınbilim altında imge çalışmasıdır. Ele alınan imgeler, kadın yazarların kendi hayat hikayelerinden yola çıkarak kaleme aldıkları eserlerinde tespit edilen ortak, benzer ya da farklı imgelerdir. Çalışma, hem bazı yazarlarda köken kültürlerine karşı oluşan önyargılarla çevrili ve düşmanca tutumların nedenlerinin tespit edilmesi hem de yazın alanında imge araştırmalarının, kültürlerarası boyutta ne denli önemli olduğunun altının çizilmesi bakımından önem taşımaktadır.Anahtar Kelimeler: imge, önyargı, stereotip, Göçmen Yazını
Karşılaştırmalı yazınbilim çerçevesinde Herta Müller, Elke Schmitter, Saliha Scheinhardt ve Feridun Zaimoğlu'nun birer eserinde kadın imgesine eleştirel yaklaşım
Bu çalışmada kadın imgesi temel olarak ele alınacaktır. Almanya'da yaşayan ve Alman yazını'nın bir parçası olan Türk, Romen ve Alman yazarların eserlerinde kadın imgesi incelenecektir. Ele alınan dört eserden iki tanesi ( Scheinhardt'ın Frauen die sterben ohne dass sie gelebt hätten ve Zaimoğlu'nun Leyla adlı eserleri), aynı zamanda şimdiki Alman Yazını'nın bir parçası olan Göçmen işçi yazınındandır. Bu yazarlar Türk kültürünü Almanlara tanıtmaktadırlar. Bunlar Saliha Scheinhardt ve Feridun Zaimoğlu' dur. Ele alacağımız bir diğer eser Nobel Yazın Ödülü alan Romen yazar Herta Müller'e aittir. Elke Schmitter çalışmamızda Alman kültüründen olan tek yazardır. Çalışmamızın amacı, bu yazarların ele aldığımız eserlerinde kadını nasıl yansıttıklarını incelemektir. Bu bağlamda kadının kimliğine etki eden ve yaşam şeklini belirleyen milli, kültürel veya dini etkenleri ön plana çıkarmaya çalışacağız. Bu etkenlerin kadın sorunlarınlarındaki rolünü vurgulayarak eserlerde bize aktarılan farklı kültürlerin sözü geçen etkenlere etkisini irdeleyeceğiz. Kadının yabancı ve öz kültüründeki değişimi ve bu değişimin öz çevresine ve yaşadığı topluma nasıl yansıdığı gözler önüne serilmeye çalışılacaktır. Bu nedenle seçtiğimiz farklı köken kültürlerden gelen yazarlarının, eserlerinde kadının nasıl imgeselleştirildiği ve bu imgeselleştirmedeki sorunsallığı irdelemeyi amaçladık. Dünyamızın başlangıcından beri ?yabancı?nın ve ?öz?ün yeri, farklı toplumların ?yabancı?ya bakış açısı sürekli değişik tanımlanmıştır. Bazıları için ?yabancı? heyecan vericidir ve öz kültüre üretkenlik etkisi yapar. Diğerleri için öyle korku verici ve tehlikelidir ki ondan korunulması gerekmektedir. Bu ?öz? ün koruma istemi çoğu zaman ?öz? ün yitip gitmesine de zemin hazırlamaktadır. Bu zemin üzerinde kadının hayattaki ortak ve farklı sorunlarını mercek altına almaya çalıştık. Kadının bir toplumda yabancı veya öz olması bazen yaşadığı sorunların türünü de belirlemektedir. Eserlerde kadınla ilgili olarak bu tür konulara da yer verildiğinden yer yer öz ve yabancı konusunada değindik. Evrensel kadın sorunları ve hayattaki belli roller kadın imgesinin belirlenmesinde her zaman etken olmuştur. Bizler Saliha Scheinhardt'ın Frauen, Die Sterben, Ohne Dass Sie Gelebt Hätten, Feridun Zaimoğlu'nun Leyla , Elke Schmitter'in Frau Sartoris , Herta Müller'in Herztier adlı eserlerinde yansıtılan kadın imgesine (özellikle, kültürel, dini, ulusal ve ailevi zeminlerde) eleştirel yaklaşım sunmaya çalıştık.Anahtar Kelimeler: Göçmen yazını, önyargı, karşılaştırmalı yazınbilim, kadın imgesi
İşlevsel dilbilgisi açısından tarz eylemlerinin öğretimi üzerine
Bu çalışmada ?işlevsel dilbilgisi? nin öğretim üzerindeki etkisi ele alınmıştır. Öğretim alanının konusu çok kapsamlı olduğu için sadece ?tarz eylemler? üzerine bir çalışma yapılmıştır. Derslerdeki deneyimler ve Yabancı dil eğitimdeki iletişim ortamına bakıldığında, öğrencilerin tarz eylemlerinin nesnel kullanımında zorluk çekmediği ancak öznel kullanımlarda çektikleri görülmektedir. Bunun nedeni ise tarz eylemlerinin nesnel ve öznel kullanımı arasındaki farkı yapı benzerliğinden kavrayamamış olmalarıdır.Çalışmanın içeriği ikiye ayrılmaktadır. İlk bölümde işlevsel dilbilgisi kuramsal olarak ele alınmıştır. İkinci bölümünde de tarz eylemlerinin etkin bir şekilde öğretilmesine ve öğrenilmesine yönelik bazı yöntemler sunulmuştur. Böylece tarz eylemlerinin nesnel ve öznel kullanımdaki farkına dil bilinçlendirmesi yoluyla değinilmiştir.Anahtar Kelimeler: işlevsel dilbilgisi, iletişim, nesnel, öznel, tarz eylemler.
Bertolt Brecht' in ?Der kaukasische Kreidekreis ? ve Wolfgang Borchert' in ?Draußen vor der Tür? adlı eserlerinde 1945 sonrası Alman tiyatrosunun teknik ve içeriksel yönelimleri
Bu çalışmada, 1945 sonrasındaki Alman tiyatrosu kapsamında Bertolt Brecht'in ?Der kaukasische Kreidekreis? ve Wolfgang Borchert'in ?Draussen vor der Tür? adlı eserleri teknik ve içeriksel açıdan incelenmiştir. İncelenen tiyatro eserlerinde içeriksel boyutta; oyunda yer alan motiflere, sembollere, karakterlerin özelliklerine; teknik anlamda da eserin oluşturulmasına etki eden yapısal yönelimlere yer verilmiştir.?Der kaukasische Kreidekreis? adlı eser, Brecht'in epik-diyalektik anlayışıyla ortaya konmuş bir eseridir. Borchert'in eseri ise; savaş sonrası edebiyatının önemli eserlerinden olma özelliğiyle dönemin özelliklerini taşımaktadır. Bu iki eser aracılığıyla, 1945 sonrası dönemin tiyatro anlayışının yansıtılması amaçlanmıştır.Bu iki eser doğrultusunda, 1945 sonrası Alman Tiyatrosu'nun tarihsel süreci somut örnekler ile gözler önüne serilmiştir.
Almanya yeni göç yasası çerçevesinde Türkiye'de uygulanan Almanca dil kurslarının öğretbilimsel açıdan çözümlenmesi
Türklerin en çok göç ettiği dış ülke Almanya'dır. Günümüzde Almanya'ya göç edebilme şartları yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenleme ?yeni göç yasası? adı altında 2005 yılında Almanya tarafından yapılmıştır. Bu yasa değişikliği ile Almanya'ya göç etmek isteyen bireyler ?Start Deutsch 1? (A1 sınavı) sınavına katılarak bu sınavdan yeterli puanı almak zorundadır.Sınav zorunluluğunun getirilmesi ile Türkiye'deki dil kurslarında hızla A1 sınavı hazırlık kursları açılmaya başlanmıştır. Bu kursların temel kaynağını Almanca ders kitapları oluşturmaktadır.Yeni göç yasası ile Almanya uyum sorununu ortadan kaldıracağını söylemektedir. Ancak sınav zorunluluğu ile uyum sorununun ortadan kalkacağını söylemek olanaksızdır. Bunun yerine kültürlerarası etkileşim sağlanmalı ve varsa bireylerin karşıt kültür hakkında önyargıları ortadan kaldırılmalıdır. Ayrıca göç etmek isteyen bireyler uyum sorunu olduğu düşünülen alanlarda bilgilendirilmelidir.
Almancanın yabancı dil olarak öğretilmesinde çocuk ve gençlik yazınının yeri ve öneminin okuma dersleri bağlamında irdelenmesi
Bu çalışmada Almancanın yabancı dil olarak öğretilmesinde ÇGY'nin Alman dili eğitimindeki yeri ve öneminin okuma dersindeki kullanımı sınanıp belirlenecektir. Çünkü ÇGY derslerde ve müfredatta çok sıkça ele alınmayan bir yazın türüdür ve öğrencilerin gerek dilsel, gerek anlamsal bağlamda güncel yaşantılarına yakın olan bu alanın özellikle yabancı dil eğitiminde ihmal edildiği savunulmaktadır.Çalışmamız ÇGY'nin yanı sıra Kanon yazınının da okuma ve yazma yöntemleri bağlamında değişik bakış açıları ile konulaştırılıp aktarıldığı yedi bölümlük bir çalışmadan ibarettir.Çalışmanın amacı, ÇGY'nin dil derslerinde yalın dil kullanımı sayesinde yabancı dilde okumayı sevdirme de önemli olduğunu göstermektir. ÇGY'de ele aldığımız metin aynı zamanda Almanya'da yaşayan Türkleri de konu edindiğinden kültürlerarasılığı ve onu belirleyen ön yargı, stereotip, arkadaşlık gibi kavramları da yansıtmaktadır.ÇGY'nin gerek kolay okunduğu, gerekse okuru okumaya motive ettiği ve yabancı dil edinimini hızlandırdığı hakkındaki savımızı desteklemek amacıyla bu türün karşısına dili ağır ve metin bağlamı karmaşık olan Kanon yazınından sekiz ayrı metin benzer yöntem ve uygulamalarla okuma dersinde irdelenmiştir. Bu çalışmada, özellikle eğitim kurumlarında fazla ele alınmayan okuma günlüklerinin uygulanması gerek ÇGY metninde, gerekse Kanon yazını metinlerinde gerçekleştirilmiştir. Okuma günlüklerinin metni okuma-anlama ve yazmadaki olumlu katkısı gözler önüne serilmiştir. Nitel çalışmada öğrencilerin uygulamaları Türk diline çevrilmiş ve anlamsal eşdeğerlilik sağlanmaya çalışılmıştır.Çalışmanın sonunda ise ölçme değerlendirme yöntemi çerçevesinde ÇGY' nin yabancı dil edinimine katkısında doğru kaynak olduğu Kanon yazını çalışmaları ile de karşılaştırılarak, eldeki veriler doğrultusunda değerlendirilmiştir. Uygulanan anketlerle nicel sonuçlar elde edilmiştir.
Almanca öğretmenliği bölümlerinde verilen formasyon ve alan derslerinin ilk ve ortaöğretime uygunluğu
ürkiye'de Cumhuriyet sonrasında gerek ilk ve ortaöğretim gerekse yüksek öğretim kurumlarının yapılandırılması hususunda pek çok değişiklik gerçekleştirilmiştir. Ancak reformların uygulamaya alınması sırasında bazen birtakım eksiklikler ve aksaklıklar ortaya çıkmıştır.Çalışmada, lisans öğrencisinin eğitimi süresince almış olduğu derslere ve yabancı dil öğretmeninde bulunması gereken kendi alanına özgü yetilere değinilmiştir. Ayrıca Eğitim Fakülteleri bünyesinde bulunan Alman Dili Eğitimi Anabilim Dalları eğitim programlarında zaman içerisinde ne tür değişiklikler yapılmış ve yapılan değişikliklerin söz konusu lisans eğitim alanına ne ölçüde katkı sağladığı irdelenmiştir.Öğretim kurumlarında yabancı dil öğretimi ilköğretim kademesinin 4. sınıfından itibaren öğretilmeye başlanmaktadır. Yabancı dil öğretmenliği lisans programları öğretim kurumlarındaki kademe ayrımını dikkate almaksızın öğretmen yetiştirmeyi sürdürmektedirler. Değişimin çok hızlı gerçekleştiği çağımız koşullarında daha nitelikli ve beklentiyi karşılayabilecek bireyler yetiştirmek adına eğitim programlarında gerekli değişikliklerin yapılması öngörülmektedir. Alman Dili Eğitimi Anabilim Dalında kademe ayrımı gözetilmeksizin sürdürülmekte olan eğitim sorununa öğretmen adaylarında bu hususta farkındalık yaratabilecek çocuk ve ergen psikolojisi dersi ve mikro öğretim tekniği çözüm önerisi olarak sunulmuştur. Ayrıca hedef kitlenin daha aktif ve yaratıcı olmasını sağlayacak alternatif öğretim yöntemleri, öğrencinin sadece alan bilgisi anlamında değil kişilik olarak da gelişimlerine katkı sağlayacak drama ve özellikle çocuklara yabancı dil öğretiminde fayda sağlayacağı düşünülen oyun önerilmiştir. Etkilerini insan karakteri üzerinde dahi yoğun biçimde gösteren bilgisayarın, yabancı dil öğretiminde çok duyulu öğretim, zaman ve mekandan bağımsız öğrenme ve etkili sunum olanağı sunması çözüm önerilerine dahil edilmesi için kuşkusuz yeterli bir gerekçe olmaktadır. Söz konusu anabilim dalında yapılan dilbilgisi derslerinin de hitap edilecek gruba uygun olarak öğretiminin sağlanabilmesi için ise dilbilgisi öğretim tekniklerinin lisans eğitim sürecine dahil edilmesi uygun görülmüştür.Söz konusu derslerin lisans eğitiminde uygulanması ile öğretmen adayları gelecekteki mesleklerinde daha bilinçli, donanımlı, başarılı ve etkin olacaklardır.Anahtar Sözcükler: Çocuk ve Ergen Psikolojisi, Mikro Öğretim Tekniği, Yabancı Dil Öğretiminde Drama ve Oyun, Alternatif Yabancı Dil Öğretim Yöntemleri, Dilbilgisi Öğretim Teknikleri
Satire in den Werken von Şinasi Dikmen und Osman Engin
Bu çalışmada Almanya'da yaşayan Türk asıllı yazarlardan olan Şinasi Dikmen ve Osman Enginin eserlerinde görülen hiciv sanatı konu edilmiştir. Her iki yazarda Almanya'da yaşamakta ve eserlerini Alman dilinde yazmaktalar. Hiciv gibi çok önemli ve zor sayılabilecek bir sanatı, kendilerine yabancı olan bir dilde nasıl uyguladıkları ön planda tutulmakla birlikte, ele aldıkları konular üzerine bir çalışma yapılmıştır. Genel hatlarıyla Almanların hangi koşullardan ötürü yabancı işçi alımını başlattıklarını ve Türklerin Almanya'ya neden sebep göç ettikleri hususunda bilgilendirmeler yapılmıştır. Ayrıca bu göç sürecinin ortaya çıkardığı sosyo - kültürel manzarada, bu çalışmanın içerisinde konu edilmiştir. Göçmenlerin içinde bulundukları bu yeni yaşam alanı, yaşadıkları sorunların ve de yeni yaşam koşulları irdelenmiş ve bu oluşumun edebiyata nasıl yansıdığından bahsedilmiştir. Yazarların çeşitli alanlarda ortaya koydukları eserlerde nelerden esinlendikleri ve bu konuları eserlerine nasıl yansıttıkları da irdelenmiştir. Öncellikli olarak Şinasi Dikmen ve Osman Engin'inin eserlerinde özellikle hiciv sanatını dikkate alarak inceleme yapılmıştır. Bu önemli yazın türünü farklı bir toplumun üyeleri haline gelmiş yabancı uyruklu insanların, kendilerine yabancı bir dilde ne denli ustaca yansıttıkları gözler önüne serilmiştir. Yazarların belli başlı eserleri tek tek incelenerek, konu edilen temalar irdelenmiştir ve yapılan alıntılarla desteklenerek çalışmaya yansıtılmıştır.Anahtar Kelimeler: Hiciv, Şinasi DİKMEN, Osman ENGİN, Göçmen edebiyatı,İşçi göçü
Almanca öğrenenlerin motivasyon problemleri ve bunların aşılmasına yönelik etkili öğrenme stratejileri
Bu çalışmanın amacı, "Motivasyon ve yabancı dil öğrenme" konusu çerçevesinde Almanca öğrenenlerdeki güdülenme problemlerini araştırmak ve Almanca öğrenenlerin doğru stratejiler kullanarak güdülenmelerini olumlu yönde etkileyebileceklerini ortaya koymaktır. Çalışmada öncelikle teorik olarak Güdülenme kavramı ve güdülenmenin öğrenme sürecindeki rolü ele alınmış, daha sonra motivasyonu sağlayan farklı güdülere değinilmiştir. Motivasyonun yabancı dil derslerindeki yeri ve bu konudaki önemli güdülenme kaynakları incelenmiştir. Bunun yanı sıra öğrenicilerin güdülenmesinde öğreticinin rolüne değinilmiştir. Çalışmanın problem cümlelerine cevap aranması koşuluyla güdülenmenin yabancı dil öğrenmede önemli ölçüde bir etkisi olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Motivasyon, Yabancı Dil Öğrenme, Motivasyon Türleri, Motivasyon Problemleri.
Intermedialität im rahmen der Komparatistik: Dargestellt an den beispielen des werkes "Der Kaukasische Kreidekreis" von Bertolt Brecht und dem Film "Selvi Boylum Al Yazmalım" von Atıf Yılmaz
Karşılaştırmalı yazınbilimin bir alt alanı da metinlerarasılık ve medyalararasılıktır. Çalışmamızda, araştırmalarımız neticesinde, karşılaştırmalı yazınbilim alanında, medyalararasılık çalışmaların ve analizlerin ne denli az olduğunu tespit etmiş olduk. Bu bağlamda Bertolt Brecht'in `Kafkas Tebeşir Dairesi' adlı tiyatro eseri ile Cengiz Aytmatov'un Selvi Boylum Al Yazmalım' adlı kitabını senaryolaştıran Atıf Yılmaz'ın aynı adlı filmini, karşılaştırmalı yazınbilim çerçevesinde, metinlerarasılık, medyalararasılık/sanatlararasılık çerçevesinde, `emek' ve `adalet' kavramlarıyla derinlemesine irdeledik.Bilindiği gibi, `emek' ve `adalet' kavramları, gerek edebi eserlerde gerekse bilimsel çalışmalarda ele alınan bir konudur. Bu kadar sıkça konu edilmesinin sebebi ise, bu kavramların hayatta önemli bir yer tutmasıdır. Sevgi ne demektir? Emek gösteren neden sevgiyi hak eder? Ve emek sevgiyi yener mi? Emeğin ödüllendirilmediği yerde adalet yoktur, adaletin olmadığı yerde ise bir düzen yoktur. Çalışmamızda Cengiz Aytmatov'un eserini sinema filmi olarak bizlere sunan Atıf Yılmaz'ın `Selvi Boylum Al Yazmalım' adlı filmi ile Bertolt Brecht'in, bir Çin öyküsünden esinlendiği `Kafkas Tebeşir Dairesi' adlı eserindeki bu ana kavramlar derinlemesine irdelenmiş ve böylelikle bu medyalararasılık/sanatlararasılık alanında yapılacak olan çalışmalara katkı sağlanmak amaçlanmış, sonraki çalışmalar teşvik edilmek istenmiştir.Kültürlerarasılıkta yaşanmışlıkların benzerlikler gösterebileceğini düşündüğümüz için bu alana gerek kuramsal gerekse öğretbilimsel eğilimi artıracağı ümidiyle karşılaştırmalı yazınbilim çerçevesini genişletmeyi amaçlamaktayız. Çalışmamızın, kültürlerarası bir araştırmayı kapsadığından, öz ve yabancı kültürleri kucakladığından, karşılaştırmalı yazınbilim çerçevesinde yazılan diğer çalışmaları teşvik etmesini ummaktayız.
İlk ve orta öğretim yabancı dil eğitiminde birinci yabancı dil seçimi: Pedagojik ve yapısal açıdan tercih ölçütleri üzerine
Bir çok ülkede incelenen ve üzerine bilimsel çalışmaların yapıldığı bir alan olan eğitim politikaları, çok boyutlu ve karmaşık bir yapıya sahiptir. Bu politikaların genel olarak başarılı olabilmesi için alt dallarının iyi bir şekilde planlanması ve üzerinde çalışılması gerekir. Bu bağlamda incelenmesi gereken konulardan biri de eğitim politikalarının alt bir dalı olan yabancı dil politikasıdır. Temelde Türkiye'deki yabancı dil politikasından (politikasızlığından) kaynaklanan nedenlerden dolayı yabancı dil etkin bir biçimde öğretilememekte ve bunun yansıması olarak da Türkiye'nin dünya sıralamalarında üçüncü dünya ülkelerinin çoğundan daha geride olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır. Zira bir ülkenin yabancı dil politikasının en önemli ayağı kuşkusuz hangi yabancı dillerin öğretileceği ve bunların nasıl sıralanacağı konusudur. Bilindiği üzere yaygın olarak ülkemizde birinci yabancı dil olarak İngilizce öğretilmektedir. Bu çalışmanın amacı, hem pedagojik ve yapısal açıdan hem de Avrupa'nın savunduğu çokdillilik politikası açısından bu seçimin ne kadar isabetsiz olduğunu ortaya koyarak İngilizcenin yerini ve önemini göz ardı etmeden, sadece İngilizcenin birinci yabancı dil olarak öğretilmesinin öğrenilmesi gereken diğer yabancı dilleri olumsuz etkilediğine parmak basmaktır. Bununla birlikte İngilizceden yapısal açıdan daha kapsamlı ve karmaşık olan Almancanın birinci yabancı dil olarak öğretilmesinin pozitif sonuçlarından faydalanarak öğrencileri hem birinci hem de ikinci yabancı dilde etkin bir şekilde yetiştirmek, çokdillilik politikasının bir gereğidir. Çünkü ilerleyen yaşlarda yapısal olarak daha kapsamlı olan Almancayı öğrenmek öğrencilere zor geldiği gibi, birçok bilim adamı da böyle bir dilin daha erken yaşta kavranmasının daha kolay olduğunu savunmakta ve ardından göreceli olarak daha kolay olan bir dili yüksek motivasyon ile kısa sürede öğrenildiğini söylemektedir. Bunun yanı sıra ikinci yabancı dildeki motivasyon eksikliği de sıkça görülmekte olan problemlerden birisidir. Bu sıralama değişikliğinin bu sorunu da ortadan kaldıracağı görüşündeyiz. Çünkü küçük yaşta öğretilmiş olan Almanca, Almanca ve İngilizcenin dilbigisi ve sözcük dağarcığı gibi dilsel birçok alanda birbirine benzer diller olmasını temel alarak yapılan ikinci yabancı dil İngilizce derslerinde Almancadan yararlanılabiliyor olması öğrencide "ben bunu zaten biliyorum" duygusuna yol açtığı gibi olumlu motivasyona da yol açacaktır. Göz ardı edilmeyecek başka bir etken ise öğrencilerin ikinci yabancı dili öğrenmeye başladığı yaştır. Zira dokuzuncu sınıfta zorunlu olan ikinci yabancı dil öğretiminin başlamasında öğrenciler ergenlik dönemindedir (ortalama 15 yaşlarındadır) ve yabancı şarkılara, filmlere ve ünlülere yani kısacası İngilizce aktarılan tüm dış dünyaya çok merak salmışlar ve bu sebepten de İngilizceye dört elle sarılıp, severek ve isteyerek İngilizceyi öğreneceklerine hiç kuşku yoktur, ancak aynı şeyi Almanca için söylemek maalesef söz konusu değildir. Bu çalışmada, yukarıda ortaya konulan düşünceleri ve açıklamaları doğrulamak adına araştırmalar yapılmış ve yapılan anketlerle elde edilen bilgiler incelenerek bu bağlamda ulaşılan veriler neticesinde birinci yabancı dil olarak Almanca öğrenen öğrencilerin ikinci yabancı dil olarak İngilizceyi daha kolay kavradıkları ve her iki dili de etkin bir şekilde öğrenebildikleri bulgularına ulaşılmıştır. Bunun yanı sıra öğrencilerin İngilizce öğrenirken Almancadan faydalandıkları ve ilerleyen zamanlarda üçüncü bir yabancı dil öğrenmek istedikleri de sonuçlar arasında yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Çokdillilik, ikinci yabancı dil, dil politikaları, yabancı dil öğretimi.
Sanayi kenti Gaziantep'te özel okullara devam etmekte olan ortaokul ve lise öğrencilerinin Alman dilini öğrenme tutumlarının farklı değişkenlere göre analizi
Sanayi kenti Gaziantep'te Özel Okullara devam etmekte olan ortaokul ve lise öğrencilerinin Alman dilini öğrenme tutumlarının farklı değişkenlere göre analizi konusu üzerinde çalışmak istememin en önemli nedeni sanayi ve ticaretteki öne çıkan rolüyle tanınan Gaziantep şehrinde özel okullarda öğrencilerin Almancayı ders olarak öğrenme motivasyonlarının ve tutumlarının cinsiyet, sınıf düzeyi, anne ve babanın eğitim durumları, anne ve babanın mesleği gibi farklı değişkenlerin o dili tercih etmesinde ve öğrenmesinde önemli ölçüde bir etkiye sahip olup olmadığını ortaya çıkarma ve bu okullarda çalışan Almanca öğretmenlerinin de bu konudaki görüşlerini öğrenme isteğimdir. Çalışmanın ilk bölümünde ülkemizde Almancanın ikinci yabancı dil olarak öğretilmesi ve bu konuda yapılan araştırmalar, yabancı dil öğrenme motivasyonu, yabancı dil öğretiminde kullanılan yöntemler, okullarda uygulanan projeler gibi teorik konulara değinilmiştir. İkinci bölümde ise araştırma bulgularına ve sonuçlarına yer verilmiştir. Araştırmada 328'i kız ve 341'i erkek olmak üzere toplam 669 ortaokul ve lise öğrencisi ve 7 öğretmen yer almıştır. Araştırma sonucunda, öğrencilerin ikinci yabancı dil Almancayı öğrenmeye yönelik tutumlarının çeşitli değişkenlere göre farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Ortaokul öğrencilerinin motivasyonlarının lise öğrencilerine göre daha yüksek olduğu, kız öğrencilerinin motivasyonları ile korku ve endişelerinin erkeklere göre daha yüksek olduğu, 5. sınıf öğrencilerinin motivasyonlarının diğer bütün sınıflara göre daha yüksek olduğu, babası işçi olan çocukların motivasyonlarının babası esnaf ve sanayici olan çocuklara göre daha yüksek olduğu ortaya çıkarken anne ve babanın eğitim düzeyinin Almanca öğrenme tutumları üzerinde anlamlı bir farka neden olmadığı ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: İkinci Yabancı Dil, Özel Okullarda Almanca Öğretimi, Tutumların Almanca Öğrenmeye Etkisi.
Yabancı dil olarak Almanca dersinde dilbilgisinin dört beceriye aktarımı ve kullanımına yönelik ders modeli önerileri
Bu çalışmada öğrencilerin öğrenmiş oldukları dilbilgisel yapıyı nasıl işlevsel hale getireceği, pasif halde bulunan dilbilgisel yapının nasıl aktif hale getirileceği teorik ve deneysel bağlamda incelenmiştir. Tek tip pasif alıştırmaların yerine aktif alıştırma tiplerinden çok sayıda seçenek sunularak öğrencilerin bu bilgiyi, dört beceriye aktarımı mümkün kılınmaya çalışılmıştır. Çalışmada dört beceri birbirinden soyutlanmış biçimde değil bütünleştirici şekilde ele alınmıştır. Bu çalışmada deneysel yöntemin "Kontrol Gruplu Ön-test Son-test Deney" deseni kullanılmıştır. Hem nitel hem de nicel boyutları içeren karma bir çalışmadır. Çalışmada eylemsel ve üretimsel yöntemlerin kullanıldığı deney grubundaki öntest ve sontest puanları arasındaki başarı farkının; geleneksel yöntemin uygulandığı kontrol grubundaki başarı farkından anlamlı derecede fazla olduğu görülmüştür (F(1,48)=111,582; p<0,001). Buradan hareketle deney grubundaki öğrencilerin daha fazla ilerleme gösterdiği ve başarılı oldukları görülmüştür. Bağımsız örneklem "t-Testi" sonuçlarına göre deney grubu vize puanları ile kontrol grubu vize puanları arasında anlamlı bir fark görülmüştür (t(48)=6.674; p<0.001). Bunun yanında deney grubu final puanları ile kontrol grubu final puanları arasında anlamlı bir fark olduğu görülmüştür (t(48)=6.804; p<0.001). Dilbilgisi dersinin iletişimsel yetinin geliştirilmesi için bir araç olduğu görüşü deneysel ve uygulamalı olarak araştırılmıştır. Yaratıcı, eyleme ve öğrencilerin üretimine dayalı bir dilbilgisi dersi geliştirilerek geleneksel dilbilgisi dersine alternatif ders modelleri geliştirilmiştir.
Kausation im Türkischen und im Deutschen. dargestellt am beispiel von Pınar Kürs erzählung „Yaz Gecelerinde Keman" und ihrer Deutschen übersetzung
Dilin en önemli kategrilerinden birisi, Almancada Diathese veya Genus verbi diye adlandırdığımız çatı kategorisidir. Bu anlamda eylemin kök ya da gövdesine yapım ekleri getirilerek edilgen, işteş, dönüşlü, oldurgan, ettirgen gibi yeni eylem çatıları oluşturulabilir. İşte çalışmamızın amacı, Türkçede neredeyse bütün eylemlerden oluşturulabilen ettirgen çatının niteliğini ve Almancadaki görünümlerini Pınar Kür'ün "Yaz Gecelerinde Keman" adlı öyküsü ve Almanca çevirisi "Die Violine in den Sommernächten" örneğinde incelemektir. Nicel değil, nitel bir değerlendirme hedeflemediğimiz için öyküdeki ettirgen eylem – ettirgen olmayan eylem oranlarına bakmadık, yalnızca kaç ettirgen eylem kullanıldığını saptadık. Bu çerçevede toplam 80 tümcede yapım ekiyle (benzetmek, yaptırmak, yatırmak, koparmak) ettirgenlik oluşturulduğunu görmüş olduk. "Kesmek-ölmek" gibi özü itibarıyla anlamsal ettirgenlik ifade eden, ancak ettirgenlik eki içermeyen örnekleri çalışmamızın dışında tuttuk. Ettirgenliği değişik gruplara ayıran görüşler vardır. Biz bu çalışmamızda a) morfolojik (biçimbirimsel) ettirgenlik, b) sözcüksel ettirgenlik ve c) edimsel ettirgenlik ayrımı yaptık. Sözcüksel ve edimsel ettirgenliğin belli bir dile özgü olmadığını ve bu anlamın her dilde faklı yollarla ifade edilebileceğini kabul edersek, konumuz olan biçimbirimsel ettirgenliğin – Almanca açısından önekler ne ise - Türkçe açısından son derece önemli ve üretken bir kategori olduğunu, ancak tam tersine Almanca ettirgenliğin hiç işlek olmadığını ve sadece sınırlı sayıdaki birkaç eylemde (sitzen – setzen, sinken – senken, fallen – fällen, fahren – führen…) varlığını sürdürdüğünü görmek şaşırtıcı olmuştur. Nitekim Türkçe tümcelerdeki ettirgen eylemlerin karşılıklarına baktığımızda ya yalın eylemler ya da önekli eylemlemler karşımıza çıkmaktadır. Almancanın bu bağlamda yararlandığı başka bir yapı türü de Funktionsverbgefüge diye adlandırılan yapıların ettirgenlik ifade eden türüdür (Einfluss ausüben, den/einen Versuch unternehmen, in Angst versetzen, die/eine Korrektur vornehmen, Kritik üben, Nachsicht üben, Rücksicht üben, Verrat üben, Zurückhaltung üben, die/eine Abmachung treffen, die/eine Anordnung treffen). Ettirgenlik ekleri, eklendikleri köklerde anlamsal değişimle birlikte genellikle dilbilgisel özelliklerin değişmesine de neden olurlar. Nitekim oldurgan diye nitelediğimiz eylemlerin tümü, ekleme sonucu geçişsizken geçişli olan eylemlerdir (uyumak – uyutmak, benzemek – benzetmek). Yani ettirgenlik, eylemlerin birleşim değerine (Valenz) doğruda etki edebilmektedir. Örneğin "Ülger arabayı sattı" tümcesinde "Ülger" eylemi yapan kişi iken, ""Ülger arabayı sattırdı" tümcesinde satma eylemini yapan başka bir kişi vardır, "Ülger" eyleme neden olan kişidir. Öyleyse eylemin birleşim değeri artmıştır. Ettirgenlik eylemin birleşim değerini yükseltirken, edilgenlik ve dönüşlülük çatıları tam tersine azaltır. Bu çalışmadan elde edilen verilerin özellikle yabancı dil olarak Türkçe öğrenen Almanlara yönelik hazırlanan öğretim materyalleri için yararlı olacağını düşünmekteyim. Çünkü saptadığımız örnekler Türkçe ve Almancada ettirgenliğin ne kadar farklı olduğunu, ancak Türkçe ettirgenliğin çok sistematik olması nedeniyle kolayca kavranabileceğini göstermektedir.
Barış eğitimi üzerine: Almanya ve Türkiye arasında karşılaştırmalı bir çalışma
Günümüzde ''Barış'' kavramından söz ederken her kişinin barış kavramıyla ilgili farklı tanımlamasının olduğunu görebiliriz. Bütün ülkelerde, bir günün bile cinayetsiz, işkencesiz, şiddetsiz geçmediği görülmektedir. Şiddetin, zarar vermek için pek çok çeşidi vardır. Bunların sebebi 'Barışın yoksunluğudur'. Dünya tarihi 'Barış' kavramının insanlık adına ne kadar önem taşıdığını anlatmaktadır. Şiddetsiz bir gelecek için ‚Barış Eğitimi'nin bir gereksinim olduğu görülmektedir. 'Barış' kendi başına dünya üzerinde her bölgede var olması gereken önemli bir unsurdur. Bu nedenle özellikle okullarda barış eğitiminin verilmesi zorunlu hale getirilmelidir. Buna bağlı olarak Barış Eğitimi bilinçli bir şekilde aktarılmalı ve böylelikle büyük ölçeklerde olumlu sonuçlar doğuracağı da ortaya çıkartılmalıdır. 'Barış Eğitimi' nedir, nerede ve ne zaman bir gereksinime dönüştüğü gibi sorular, bu alanın temel sorularıdır. Bu çalışma sadece kuramsal bilgiler üzerine kurulmamakta, aynı zamanda proje uygulanmış ve özellikle Türkiye ve Almanya arasında kıyaslamalar yapılmıştır. Bu anlamda ‚Friedenspädagogik im Paradigmenwechsel' (Barış Eğitimin Paradigma Değişikliği) konu başlığı altında Volker Buddrus ve Gerhard W. Schneitmann (1991) tarafından yazılmış olan kitabın içerdiği uygulamaların sonuçlarından bahsedilecektir. Buna bağlı olarak Barış Eğitiminin Avrupa'da yaygın bir şekilde yüzyıllardır araştırılıp geliştirilirken Türkiye'de neden daha yeni bir alan olmasınada değinilmiştir. Bu çalışmanın amaçlarından biri Barış Eğitimi'nin Türkiye ve Almanya´daki yerini ortaya koymak, yapılan uygulamaların verdiği sonuçları incelemek ve Türkiye'de bu kavramın nasıl daha yaygın hale getirebileceğini saptamaktır. Anahtar kelimeler: Barış, savaş, barış eğitimi, şiddet, şiddetsizlik.
Durch-, über-, unter- ve um- önekli fiiller ağırlıklı olmak üzere Almanca önekli fiillerin öğretimi
Almanya ve Türkiye'de önekler ile ilgili birçok dilbilimsel araştırma olmasına rağmen, öğretimi ile ilgili yeterli çalışmalar yapılmamıştır. Çalışmamız ile kuramsal bilgi uygulama ile desteklenerek bu konudaki eksikliğin giderilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın kuramsal kısmında önekler sesbilimsel, biçimbilimsel, anlambilimsel ve sözdizimsel açıdan incelenmiştir. Öneklerin incelenmesinde özgün kaynaklar kullanılmıştır. Almanca kelime yapısı ve özellikle önekli fiiller Almanca öğretiminde önemli bir yere sahiptir. Kelime bilgisi içinde yer alan bu konu yabancı dil öğreniminde öğrencilerin kelime hazinelerini arttırmakta ve dili daha etkin kullanmalarını sağlamaktadır. Türkçe de önekler Almancadaki kadar karmaşık bir yapıda gerçekleşmemekte ve sık görülmemektedir. Bu noktada karmaşık yapı olarak Almanca ayrılabilen önekli fiillerde, cümle kurulumunda önekin sonda yer alma özelliği örnek verilebilir. Bu özellik Türk öğrenciler için yabancı ve zor bir konudur. Özellikle hem ayrılan hem ayrılmayan önekler, biçimsel anlamsal, sözdizimsel farklılıklar taşımakta ve bu farklılıklar ayrılma-ayrılmama ölçütlerini belirlemektedir. Bu çalışmada ayrılabilen, ayrılmayan ve hem ayrılabilen hem ayrılmayan önekler kuramsal ve deneysel bağlamda incelenmiş ve öğretim modeli oluşturulmuştur. Bu araştırma öneklerin işlevlerinin öğretiminin kelime bilgisini arttıracağı savunulmakta ve uygun oyun ve alıştırmalarla hazırlık aşamasında öğretilebileceğini ortaya koymaktadır. Bu çalışma için kullanılan materyaller, önek öğretimine uygun olarak hazırlanmış oyunlar, pekiştirme ve dönüt almayı sağlayan alıştırmalar, uygulamanın sonucunu görmeyi hedefleyen öntest ve sontestlerden oluşmaktadır. Yapılan deneysel araştırma sonucunda oluşturulan oyun ve alıştırmaların öğretimi kolaylaştırdığı görülmüştür. Deney ve kontrol grubuna uygulanan öntest ve sontestin analizleri sonucunda deney grubunun sonuçlarının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada bu gruplar arasındaki başarı oranları arasında anlamlı bir farklılık olduğu gözlemlenmiştir. Bu değerlerle uygulanan oyun ve alıştırmaların deney grubunun öğrenme başarısı ve motivasyonunu olumlu olarak etkilediği görülmüştür.
Yapılandırmacı öğrenme kuramına göre Almanca derslerinde materyal hazırlanması
Uzun yıllar davranışçı yaklaşıma göre şekillendirilen eğitim programları son birkaç yıl içinde yerini hızlı bir şekilde yapılandırmacı yaklaşıma bırakmıştır. Bu yaklaşım öğrencinin daha önce öğrenmiş olduğu eski bilgiler ile yeni öğrendiği bilgiler arasındaki bütünleyici ilişkiye dayanmaktadır. Yapılandırmacı yaklaşımın eğitim merkezli değil de öğrenim merkezli olması bu kuramın diğer bir ayırt edici özelliğidir. Bu çalışmada öğrenci merkezli öğrenmeyi benimseyen yapılandırmacı yaklaşımının Anadolu Liselerinde okutulan ikinci yabancı dil olarak Almanca derslerinde ne kadar uygulanabildiği ve yapılandırmacı öğrenme kuramının çeşitli materyallerle desteklenmesinin öğrenci üzerindeki olumlu etkileri araştırılmıştır. Bundan hareketle araştırmanın amacını, Anadolu Liselerinde okutulan İkinci Yabancı Dil olarak Almanca derslerinde yapılandırmacı öğrenme yaklaşımı örneğinde dil eğitimine yönelik materyallerin hazırlanması oluşturmuştur. Öğretmen öğrenci işbirliği ile hazırlanan materyaller analiz edildikten sonra yapılandırmacı kurama göre hazırlanan bu materyallerin hazırlık aşamasında öğrencilerde oluşturduğu dil öğrenmeye ve ortak çalışmaya yönelik olumlu davranışlar tespit edilmiş, böylece bu kuramın olumlu ve olumsuz yanları nitel araştırma yöntemlerinden biri olan betimsel araştırma modeline göre somut verilerle ortaya konmuştur.
Yabancı dil olarak Almanca öğrenenlerin Almancaya karşı duyuşsal tutumu: Bir durum çalışması
Bu çalışmada tutumun ve duyuşsallığın önce psikolojideki, nörobiyolojideki daha sonra yabancı dil öğretimindeki yeri vurgulanarak „duyuşsal tutum" adı altında yabancı dil öğretimine yeni bütünsel bir tanım sunulmuştur. Daha sonra Akdeniz Üniversitesinde yabancı diller yüksekokulunda almanca hazırlık okuyan öğrencilerin Alman diline karşı olan duyuşsal tutumları belirlenmeye çalışılmış, bir farklılık ve/veya bir ortak nokta varsa nedeni gerekçeleri ile açıklanmıştır. Bu çalışmada farklı nitel yöntemler kullanılarak ortak bir sonuca ulaşılmıştır. Sonuç olarak yabancı dil olarak alman dilinin öğretiminde nasıl bir duyuşsal tutum ile bir öğrenci hazırlık kursuna başlıyor ise süreç için de bu tutum negative veya positive doğru bir yaklaşımda bulunurken en önemli faktörlerden birisi öğretmenlik kurumu olduğu vurgulanmaya çalışılmıştır. Empirik bölümde ise belli kriterler sonucunda Akdeniz Üniversitesi yabancı diller yüksekokulu almanca hazırlık bölümünden şeçilen öğrenciler ile biri dönemin başında diğer ikisi dönemin sonunda olmak üzere üç görüşme, aynı dönemlerde iki çağrışım ve iki bipolar anketler yapılmıştır. Bu görüşmelerin sonucunda Deneklerin genel olarak Alman Kültürü ve Almanya hakkında negativ bir Tutumları olmadığı görülmekte olup Alman dili ile ilgili olumsuz tutumları bulunmaktadır. Bipolar anketlere baktığımızda da aynı sonuç çıkmaktadır. Dönemin başındaki ankette deneklerin çoğunluğu yaklaşık % 80'ni Alman dilini „zor" ve „kaba" bir dil olarak nitelerken yıl sonundaki ankette bütün deneklerde Alman dili ile ilgili „zor" ve „kaba" nitelemelerinde positiv tutuma doğru bir yönelme olmuştur. Metafor analizleri incelendiğinde yıl içindeki positiv veya
Anadolu liselerindeki Almanca derslerinde ilgeçlerin öğrenilmesinde karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri
Bu tez çalışması Adana Ticaret Odası Anadolu Lisesi 10. sınıf öğrencilerinin Almancadaki für, gegen, ab, um, bei, aus, nach, zu, bis, von, mit, in, an, auf, neben, vor, zwischen, über, unter, hinter gibi ilgeçlerin kullanımında yaptıkları hataları ve bu hatalara neden olan faktörleri analiz etmek amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma ile ikinci yabancı dil olarak Almanca eğitimi alan Anadolu Lisesi öğrencilerinin ilgeç içeren yapıları Türkçeden Almancaya veya Almancadan Türkçeye aktarabilme yeterliklerinin ne düzeyde olduğunun ortaya konması amaçlanmıştır. Denek olarak altı 10. sınıfın tüm öğrencileri seçilmiştir. Veri toplamak için öğrencilere çoktan seçmeli, boşluk doldurma, çeviri ve en az 50 sözcüklük kompozisyon yazma olmak üzere dört tür alıştırma verilmiştir. Sonuçları irdelediğimizde bazı ilgeçlerin (gegen, von, aus, zu, nach, hinter, unter, seit, ab, für, bei, bis, mit, an, auf, neben, vor, zwischen, über) çok az veya hiç kullanılmadığı ya da öğrenciler tarafından yanlış algılanarak hatalı kullandıkları görülmektedir. Bunun yanında um, aus, mit, in, für, nach, hinter, unter, neben gibi ilgeçlerin diğerlerine göre daha sık ve doğru kullanıldığı tespit edilmiştir. Bunun nedeni öğrenciler tarafından bu ilgeçlerin 1. yabancı dil İngilizcede kullanılan ve aynı işlevi gören ilgeçlerle ilişkilendirmeleri ve bunlarla benzerlik kurarak kolaylıkla hatırlamaları olabilir. İlgeçlerin kolay öğrenilememesinin diğer nedenlerini şöyle sıralayabiliriz: • Öğretmenlerin eğitimde yeterince üzerinde durmamaları ya da yeterince açıklayıcı örneklendirme yapamamaları olabilir. • Anlam ve işlevleri bakımındahn ilgeçler, Almanca dilbilgisinin en belirsiz alanıdır; neyi anlattığını öğrencinin belleğinde canlandırması oldukça zordur. Bu sorunları aşmak için tümdengelim yoluyla hareket edip ilgeçleri kalıpsal tümcelerle öğretmek gerektiğini düşünüyoruz. Örneğin in die Schule gehen - okula gitmek, nach Hause gehen - eve gitmek gibi. Diğer yandan öğrencilerin İngilizce derslerinde öğrendiği ilgeçlerle bağdaştırdığı Almanca ilgeçleri daha kolay öğrenmesi dikkate alınarak Almanca ilgeçleri İngilizce ilgeçlerle karşılaştırmalı olarak fayda sağlayabilir.
Renate Welsh'in "Dieda oder das fremde Kind„ ve Canan Tan'ın "Eroinle Dans„ adlı eserlerinde çocuk ve gençlik yazını bağlamında ‚ "empati, kimlik arayışı ve yabancılaşma„ ' kavramlarına öğretbilimsel bir yaklaşım
Çocuk ve Gençlik Yazınının artık yazın (edebiyat) kavramının alt türlerinden biri olduğu bilinen bir gerçekliktir. Kültürlerarası öğrenme, öz ve yabancı kavramlarının karşılaştırılması ve önyargı ile stereotiplerin de çözümlenmesi ve yorumlanmasıyla gerçekleşebilecek bir etkinliktir. Kültürlerarası öğrenme bağlamında en etkin çalışmalarda da Çocuk ve Gençlik Yazınını görmek oldukça da sevindiricidir. İnsan zihninin yarattığı güzel şeyleri anlatan yazın ile çoğu zaman kültürler arası köprüler kurulurken, öğrenenlerde de yeni ufukların açılmasına araç olunmaktadır. Bu bağlamda özellikle Çocuk ve Gençlik Yazının çocuğa yönelik psikolojik, eğitsel, bilişsel, hukuki vs. boyutlarını üstlenip kendisine görev edindiği görülmektedir. Çocuk ve Gençlik Yazınındaki yapıtlarda sadece eğlenceli, esprili, kurgusal ve fantastik konulara yer verilmediği, ayrıca acı, keder, üzüntü ve özellikle çocuk ve gençlerin karşılaşabileceği olası sorunların da konulaştırıldığı bilinmektedir. Çünkü Çocuk ve Gençlik Yazını gençleri hayata hazırlamayı, gençlere değerler eğitimini vermeyi kendisine misyon edinmiş bir yazın türüdür. Okur ya da öğrenenler özellikle yazı karakterleri fazla küçük olmayan, ve o okudukları yapıtlarda konuların kendilerini yaşama hazırlayabilecek konuları içermesinden ötürü okuma beceresindeki kazanımlarına katkı yapacaktir. Gerek ana dil gerekse yabancı dil öğretimi ya da Karşılaştırmalı Yazınbilimi dersinde, ders ortamında okutulan yazınsal yapıtların okura bilgi aktarması, metin- okur arasında iletişim kurulabilmesi-, birikim ve deneyim geliştirebilmesi için yapıtın didaktize edilmiş olması beklenmektedir. Ancak ülkemizde birçok yapıta yönelik bu tür bir çalışmanın pek olmaması , bunun dışında derslerin nasıl farklı uygulanabileceği ve hangi etkinliklerle daha kalıcı hale getirilebileceği konusunda çok az kaynak bulunduğu da bilinen bir gerçektir. Bu çıkış noktasından hareketle yukarıda değinilen yapıtlar didaktik olarak ele alınacaktır. Eserlerin didaktik bağlamda uygulanması Karşılaştırmalı Yazın Bilim Dersi 2015-2016 Eğitim-Öğretim Yılı Çukurova Üniversitesi Alman Dili Eğitimi Anabilim Dalındagerçekleşmiştir. Yapılan uygulamalar 1., 2., 3. ve 4. Sınıflarla yapılmıştır. Bu çalışmamızda 20. yy yazınında önemli bir yer edinen Avusturya'lı kadın yazar Renate Welsh'in "Dieda oder das fremde Kind" yapıtı ile Türk kadın yazar Canan Tan'ın "Eroinle Dans" adlı yapıtı Çocuk ve Gençlik Yazınlarının karşılaştırmalı Yazınbilim çerçevesinde ortak ya da farklı izlekleri didaktize edilmiştir. Yapıtların karşılaştırılmasındaki amaç farklı kültürlerden, farklı yaşanmışlıklardan ama benzer acı ya da coşkulardan yola çıkılarak eser kahramanlarının başlarından geçen olaylara empati yani eşduyum ile yaklaşabilme, yapıtı okuyan öğrenenlerde bu eser kahramanlarının içinde bulundukları durumu kendilerince nasıl içselleştirebildikleri; genç bireylerin biyolojik ve psikolojik olarak büyüdükleri "ilk çocukluk çağından (2-6 yaş) son çocukluk (10-13 yaş) ya da son erinlik çağına (17-20 yaş) (Oğuzkan, 2001, S. 2) kadar geçen sürede kimlik arayışları ne denli oluşturdukları, hangi zorlukları atlattıkları ve yine bu bağlamda eser kahramanlarının kendilerine yabancılaşmaları irdelenerek yabancıyı anlama izlekleri ile yapıtların didaktize edilmesine gayret gösterilmiştir. Çocuk Gençlik Yazını yapıtlarının seçilmesinin başlıca nedenleri ise dilinin sade ve anlaşılır olması, çocukların ve gençlerin günlük sorunlarını, yaşanmışlıklarını yansıtması, kurgusal, fantastik olayları aktarmasının yanında, gerçek olayları, gençlerin günlük yaşamda karşılaşabilecekleri durumları da göstermesidir. Her iki yapıtta da özellikle kız çocuklarının yaşamış oldukları yabancılaşma, dışlanma ve bu zorluklardan bir çıkış yolu arama çabaları özellikle Çocuk ve Gençlik Yazınının özellikleri ile ele alınıp yorum bilimsel olarak karşılaştırılmış ve irdelenmiştir. Çalışma, eylemsel üretimsel yöntemi doğrultusunda didaktize edilmiştir. . Geleneksel ders işlenişinin yaşandığı, öğretmenin bilgi aktaran, öğrenenin ise bilgiyi algılamaya çalıştığı ders söz konusudur. Ancak verimin, motivasyonun ve katılımının düşük olduğu ders ortamında istenilen amaca ulaşmak genelde istenilen düzeyde değildir. Yüz yüze yapılan yabancı dil öğretiminde dönüt almak genelde soru-cevap şekline indirgenmekte, soruya doğru yanıt veren öğrenci başarılı, yanlış yanıt veren ise başarısız değerlendirilmektedir. Bu değerlendirme ile öğrenenin gerçek performansını ölçmek ne ölçüde olanaklıdır. Öğrenenlerin öğrendikleri konularda kalıcılık sağlayabilmeleri yaratıcılıklarına ve öğrendiklerini içselleştirmelerine bağlıdır. Buna yönelik en uygun yöntem olarak belirlenen eylemsel –üretimsel yöntemde birden fazla etkinliğin uygulanabilmesi sonucu öğrenen bireyde istendik davranışların kazandırılıp kazandırılamadığını daha kesin verilerle ölçebilme olanağı elde edilebilmektedir. Söz konusu yöntemin uygulanması "alımlama estetiği"ni de beraberinde getirip öğreten değil aksine öğrenen merkezli bir çalışma sonucu etkinliğin artmasına yardımcı olmuştur. Çalışmada ortaya çıkan yeni bilgiler "eylemsellik" aracılığı ile adeta bir yaşantı ürünü haline dönüşmüş ve kalıcılığın sağlanmasına özen gösterilmiştir. Eylemsel-üretimsel yöntemle aktif, katılımcı, eleştirel ve motivasyonu yüksek katılımcı kitlesi hedeflenmektedir. Bireyler bir metni okuduklarında, yapıta önyargısız yaklaşabilmeyi, kendini yabancıda, yabancıyı da kendi özünde bulabilmeyi hedeflenmektedir. Böylece kültürlerarası bir yaklaşım bağlamında, karşılaştırmalı yazın dersi tek düzelikten çıkartılıp, öğrencilerin keyif alabilecekleri bir öğretim ortamının oluşturulması hedeflenmektedir. Söz konusu yöntemle kültürel arka planı olan adı geçen yapıtlarda 'empati, yabancılaşma ve kimlik arayışı" izlekleri açısından irdelemesine çalışılmıştır. Yapıttaki kültürel benzerlikleri, farklılıkları ve ortaklıkları öğrencilerin bilinçlendirilmesi amacıyla yapıtlar eleştirel ve yaratıcı okumaları konusunda özendirmek öncelikler arasındadır. Öğrencilerin yerli ve yabancı yapıtlara önyargısız bir yaklaşım sergilemeleri ve yabancıya karşı engelleri büyük oranda azaltmaları hedeflenmiştir. "Empati, yabancılaşma ve kimlik arayışı" kavramlarının Çocuk ve Gençlik Yazını bağlamında karşılaştırılabilmesi için hem Almanca hem de Türkçe yazılmış olan yapıtlar seçilerek öz ve yabancı kavramları, kültürleri, benzerlikleri ve farklılıkları karşılaştırma olanağı yakalanmıştır. Karşılaştırmalı Yazınbilimi ile imgebilimin bir tür buluşması olarak değerlendirebileceği bu çalışma sürecinde kültürel açıdan ortak, benzer ve farklı imgelerin belirginleşmesi için aşağıda verilmiş olan etkinlikler uygulanmıştır: Seçilen iki yapıt okutulmadan önce öğrencileri "empati, yabancılaşma ve kimlik arayışı" kavramlarına yönelik ilgileri ve düşüncelerini ölçmek ve yapıtlara hazırlamak amacıyla, öğrenci hazırlık anketi uygulanmıştır. Bu anket "empati, yabancılaşma ve kimlik arayışı" kavramlarına yönelik bilgiler içermektedir. Birinci anket, öğrenci hazırlık anketi, ikinci anket, yapıt içerik anketi ve üçüncü anket yapıt değerlendirme anketidir. Yapıtlar derste uygulanmadan önce ikinci bir anketi düzenlenmiştir. Bu anket ise yapıtın içeriğine ve akışına yönelik sorular içermektedir. Buradaki amaç öğrencilere yapıtları okutmadan önce, yapıtlara yönelik olası önyargılarını, duygularını, düşüncelerini ve yaşanmışlıklarını ortaya koymak, kendi öz yaşantılarına dönüş yapmalarını sağlamak ve yapıtlara karşı farkındalık yaratmaktır. Üçüncü eser değerlendirme anketiyle, öğrencilerle bir dönem boyunca yapılan ders ve çalışma sonunda, öğrencilerin kitaplara yönelik değerlendirmelerini ortaya koymak amacıyla 5'li likert türünde ölçme araçları ayrı ayrı oluşturulmuştur. Çalışma yedi bölümden oluşmaktadır: Çalışmanın birinci bölümünde var olan soruna, çalışmanın önemine, sınırlılıklarına, amacına ve yapısına değinilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde kuramsal arka alanı sağlayan karşılaştırmalı yazın bilimine, tarihçesine, karşılaştırmaya, edebiyat yöntemlerine, eylemsel- üretimsel yönteme, alımlama estetiğinin etkisine, Çocuk ve Gençlik Yazınının yabancı dil dersindeki önemine ve Türkiye'deki gelişimine yönelik bilgiler aktarılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde "empati, yabancılaşma, kimlik arayışı, önyargı ve stereotip" kavramlarının tanımı aktarılmıştır. Çalışmanın dördüncü bölümünde, "empati, yabancılaşma, kimlik arayışı" kavramlarının her iki yapıtın ana figürlerinde çözümlenmesine ve yansıtılmasına çalışılmıştır. Bu arada psikoanalatik edebiyat kuramından yararlanılarak sanatçının biyografisini ve kişilik yapısının anlaşılarak bilinçaltı sürecinin belirlenmesine çalışmış; bunun için de iki yol kullanmıştır: Sanat yapıtlarından sanatçıya ve sanatçıdan yapıta dönük bir inceleme." (http://www.turkedebiyatı.org/psikoanalatik-edebiyat kuramı) verilerinden yararlanılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın beşinci bölümünde yapıtlara didaktik açıdan yaklaşım, bu bağlamda ders modelleri-ders örnekleri, yapıt seçimi, yapıtın özellikleri, dersin işlenişi, yapıtların didaktik aktarımında kullanılan süre, dersin yöntemi, "Dieda oder das Fremde Kind" ve "Eroinle Dans" yapıtlarına yönelik ders örnekleri, öğrencilerin aktiviteleri ve bulguları aktarılmıştır. "Dieda oder das Fremde Kind" yapıtı derste öğrencilere aktarılırken, konuyla ilgili iki farklı video izletilmiştir. Videolardan biri savaş sahnesini yansıtırken, diğeri üvey anne rolünü yansıtmaktadır. Bunun üzerine öğrencilerden yapıtın konusuna yönelik bir özet yazmaları istenmiştir. Kitabın özeti slaytlarla aktarılırken, öğrencilerden ara ara hikâyenin akışıyla ilgili tahminlerde bulunmaları istenmiştir. Hikâyenin sonunu vermeyip öğrencilerden, hikâyenin sonunu yazmaları, öğrencilerden hikâyenin sonunu değiştirmeleri, sahnesel yorumlama yapmaları ve hikâyeyi yeniden yazmaları istenmiştir. Böylece öğrencilerin derse aktif, yaratıcı, eleştirel ve üretimsel katılımı sağlanmıştır. "Eroinle Dans" yapıtı sınıfta öğrencilere aktarırken, yapıtın konusunu yansıtacak çizimlerle derse başlanmış ve daha sonra öğrencilerden hikayenin devamını, onlara verilen çizimler aracılığıyla yazmaları istenmiştir. Bunun üzerine öğrencilere kendi özgün metinlerini oluşturdukları, orijinal metin özetiyle kıyaslama olanağı verilmiştir. Daha sonraki aşamada öğrencilerden hikayenin sonunu değiştirmeleri ve hikayeyi yeniden yazmaları istenmiştir. İki yapıtın derste aktarılması sonunda öğrencilere söz konusu yapıtlara yönelik kolaj çalışması, monopoli ve tombala yapılması istenmiştir. Yapıtların irdelenmesi ve işlenmesi üzerine öğrencilere yönelik son anket uygulaması yaptırılmıştır. Bu anketle öğrencilerin özüne ve yabancıya karşı olan önyargılarını görmeleri sağlanmış, öz ve yabancı kültürlerle ortaklıkları, farklılıkları ve benzerlikleri görmeleri, empati ve yabancıya karşı bakış açılarının değişmesi yansıtılmıştır. Yapılan anketler, yapıtın içeriğini ve konusunu anlamada öğrencilere kolaylık sağlamıştır. Öğrencilere kültürel açıdan farklı iki yapıta önyargısız tutumu özendirmek, aktif ve yaratıcı katılımlarını sağlamak amacıyla derste farklı etkinlikler yapılmıştır. Bu etkinlikler şunlardır: Metne yönelik duygu ve düşünceleri ifade etme, metinleri yorumlama ve eleştirme, özü ve yabancıyı karşılaştırma, düşünceleri kültürel bağlamda ifade etme, kültürel benzerlikleri, farklılıkları ve ortaklıkları belirleme, önyargı ve stereotipleri belirleme, özü ve yabancıyı kabul ya da reddetme ve özü ve yabancıyı anlama şeklinde olmuştur. Çalışmanın altıncı bölümünde anket uygulamaları ve bulgular yer almaktadır. Çalışmada elde edilen bulgular şu yöndedir: - Çalışmada yürütülen uygulamalar öz kültür ve yabancı kültür arasındaki benzerlik ve farklılıkları bizzat öğrencilerin daha kolay keşfettiklerini ortaya koymuştur. - Didaktik bağlamda yapılan çalışmalar, öğrencileri yaratıcı, eleştirel ve aktif çalışmaya özendirmiştir. - Çalışma sonunda elde edilen verilerde, katılımcıların farklı kültürden öz kültürüne bakmayı öğrendikleri, bu süreçte kendilerini üstün görme ve aşağılık kompleksine kapılma durumlarından arındıkları gözlemlenmiştir. - Kişi kendini başkasıyla kıyaslayarak düzeltme imkanı bulabilir. - Katılımcılar elde edilen veriler sonucu, yabancı kültüre ait bir yapıta önyargısız yaklaşmanın önemini kavradıklarını dile getirmişlerdir. - Katılımcılar başka kültürle yüzleşmenin, kendi öz kültürlerine ve yabancı kültürlere yönelik önyargılarını azaltma olanağı tanıdığını söylemişlerdir. - Bu çalışmada katılımcılardan bazıları çalışmaya konu olan yöntemin kendilerine yabancı kültüre yaklaşma cesareti verdiğini, ayrıca öz kültürlerine de dışarıdan bakabilme becerisini kazandırdığını vurgulamışlardır. - Öğrencilerden bazıları çalışmaya dayanak oluşturan her iki yapıttaki izleklerin kendi yaşantıları ile örtüşmesi nedeniyle, çalışmadaki motivasyonlarının yüksek olduğunu bildirmişlerdir. - Yapılan uygulamaların, katılımcılarda herhangi bir yapıta karşı eleştirel yaklaşımı, etkin ve yaratıcı katılımı arttırdığı görülmüştür. - Yapılan çalışmalar sonucu katılımcıların çoğunun yapıttaki figürlere empati duygular çerçevesinde yaklaşabildikleri, kimlik krizi durumlarını görebildikleri ve kendi özlerine, yaşanmışlıklarına bir dönüş yapabildikleri görülmüştür. Çalışmanın yedinci bölümünde sonuç ve öneri kısımları yer almaktadır.
İkinci yabancı dil olarak Almanca öğrenme sürecindeki Türk öğrencilerin ara dil sorunsalı
Bu çalışmada, Trakya Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu Hazırlık Sınıflarında, iki dönem boyunca yoğun bir şekilde verilen Almanca eğitimi sürecinde öğrencilerin geliştirdiği Ara Dil sorunsalının nedenleri araştırılmıştır. Araştırmayı yapabilmek için; 10'u Edebiyat Fakültesi Mütercim Tercümanlık Bölümüne, 20'si de Eğitim Fakültesi Almanca Öğretmenliği Bölümüne kayıtlı olmak üzere toplamda 30 Hazırlık sınıfı öğrencisi seçilmiştir. Bu seçimde öğrencilerin derse olan motivasyonları baz alınmıştır. Denek Grubun Ara Dil gelişimini tespit etmek için A1, A2 ve B1 Almanca dil seviyesinde hazırlanan Yazma Sınavlarının birer sorusu karşılaştırmalı hata analizi yöntemiyle irdelenmiş ve betimsel olarak yorumlanmıştır. Buna göre; A1 dil seviyesinde 21, A2 dil seviyesinde 15 ve B1 dil seviyesinde de 14 olmak üzere toplamda 50 hata türü tespit edilmiştir. Hata analizindeki ölçüt, sınav sorularının basit cümleler ile doğru cevaplanmasıdır. Elde edilen verilere göre öğrenciler, daha önce öğrendikleri Birinci Yabancı Dil olan İngilizceden fazlasıyla yararlandıkları ve bunun sonucunda da İkinci Yabancı Dil olan Almanca öğrenme sürecinde Ara Dil gelişiminin hızlandığı görülmüştür. Ara Dil gelişimini araştırma maksadıyla Denek Grubun Öğrenme Stratejileri, Oxford (1990) tarafından geliştirilen, beş likertli Dil Öğrenme Stratejileri Envanteri ile belirlenmiş ve elde edilen veriler SPSS-Paket Program ile istatiksel olarak analiz edilmiştir. Denek Grup iki bağımsız değişkenden oluştuğu için parametrik olamayan t-testi Mann-Whitney U Test ile hesaplanmıştır ve önem değeri (p<0.05) olarak bulunmuştur. Eşleştirilmiş değişkenlerin parametrik olmayan t-testi için de Wilcox on-Testi uygulanmıştır. Elde edilen ön test verilerine göre Deneklerin İkinci Yabancı Dil olan Almanca öğrenme sürecinde birinci Yabancı Dil olan İngilizce öğrenme sürecindeki stratejileri kullandıkları tespit edilmiştir. Öğrencilerin yeni stratejiler geliştirebilmeleri için araştırmacı tarafından konuyla ilgili bir sunum hazırlanmış ve ön testten iki hafta sonra ders kitabından örnekler eşliğinde sunulmuştur. Bu dil öğrenme stratejileri ile ilgili sunumdan iki hafta sonra aynı ölçek son test olarak tekrar uygulanmıştır. Elde edilen verilere göre denek grubumuzun strateji kullanma düzeyleri ve sıklıkla kullanılan strateji sıralamaları değişiklik göstermiştir. Bu değişiklikle birlikte Ara Dil gelişimi yavaşlamış ve böylece hata türü sayılarında düşüş görülmüştür. Sonuç olarak, öğrenme diller arasındaki benzer yapılardan olumsuz anlamda da etkilenebilmektedir. Dolayısıyla Almanca öğrenme sürecinde, İngilizce öğrenme sürecindeki stratejilerinden daha farklı stratejilerin geliştirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Eşdizimli sözcükleri dikkate alan sözcük öğretimi/öğrenimi. Almanca öğrenen ileri düzeydeki Türk öğrencilerde üretken sözcüksel edinci geliştirme
Genellikle sözdizimsel bileşimleri dilsel uzlaşımla belirlenen ve en az iki sözcükten oluşan sözcük bileşimleri şeklinde tanımlanan eşdizimli sözcükler bir dilin anadili konuşucularının aktif dilsel edincinde önemli bir yere sahiptir. Dolayısıyla yabancı dil öğrencilerinin sözcüksel yeterliklerini artırmada ve buna bağlı olarak yabancı dili daha doğal, akıcı ve aktif kullanma sürecinde yabancı dil öğrencileri için de büyük bir önem oluşturmaktadır. Eşdizimli sözcükler çoğu zaman bir dilden diğerine büyük farklılıklar göstermektir. Almanca ve Türkçe de eşdizimlilik açısından farklılık gösteren dillerdir. Bu nedenle Almanca anadili konuşucuları eşdizimli sözcükleri edinme ve aktif bir şekilde kullanma konusunda herhangi bir zorluk yaşamazken söz konusu Almancayı yabancı dil olarak öğrenen Türk öğrenciler olduğunda bu sözcük bileşenlerini doğal ve aktif kullanma konusunda büyük zorluklarla karşılaştıkları görülmektedir. Bu nedenle öğrencilerde eşdizimli sözcüklere yönelik bilinç oluşturmak ve zihinsel sözlüğün yapısını destekleyen ders modeli ve alıştırma türlerini sözcük öğretimi/öğrenimi ortamlarında esas almak gerekmektedir. Çalışmanın amacı eşdizimli sözcükleri biçimsel ve sözdizimsel boyutları ile incelemek, bilişsel dilbilim çerçevesinde zihinsel sözlük ile olan ilişkisini belirlemek ve bu doğrultuda uygulamaya konulan ders modeli ve alıştırma türleri sonucunda bu sözcüklerin etkin sözcük dağarcığını geliştirme, hedef dili daha doğru, doğal ve akıcı kullanma üzerindeki etkisini ortaya koymaktır.
Mutabılıs Memorıa - Aequalıs Motıvum Max Frıschʼin „Andorra" ve Günter Wallraffʼın „Ganz Unten" adlı eserlerinde ortak suç çerçevesi altında ortak önyargı, öz değerlendirme sorunsallığı ve suçluluk duygusunun (Utanç duygusunun) karşılaştırmalı yansıması
Bu çalışmada, Nazi dönemi Almanya'sında etnik soykırıma ve negatif ayrımcılığa maruz kalmış olan Yahudiler ile İşçi Anlaşmasıyla 1960'lı yıllardan itibaren Almanya'ya göç etmiş olan Türklerin acılarını karşılaştırılması; tarihsel bağlamda her iki ırka karşı gösterilen düşmancıl davranışların, imgelerin, önyargıların ve kolektif (ortak) suç ile ilgili bilgilerin irdelenmesi amaçlanmıştır. Bu bulguları elde edip irdeleme evresinde karşılaştırmalı yazın yönteminden faydalandık. Karşılaştırmalı yazınbilim; sosyal, kültürel, etnik, felsefi, dini vs. konuları da kapsadığı ve birçok disiplinlerarası olgularla iç içe çalışmayı gerektirdiği için ele almış olduğumuz eserleri farklı bakış açılarından irdeledik. Dolayısıyla çalışmamızda karşılaştırmalı yazın yol göstericimiz olmuş, adeta pusula görevini üstlenmiştir. Araştırmamız Max Frischʼin ,,Andorra" (1961) ve Günter Wallraffʼın ,,Ganz unten" (1985) adlı eserlerine dayanmaktadır. Bu eserlerin suça ortak olma bağlamında öz değerlendirim sorunsalının vurgulanması ve suçlu olma duygusunun karşılaştırması hedeflenmektedir. Araştırmada ayrıca yazın sosyolojisi yöntemi, sosyal psikoloji kuramları dikkate alınmıştır. Söz konusu yüksek lisans tezi ile edebiyat ve sosyoloji alanında çalışan öğretmenlerin yanı sıra tarih ve kültür konularına ilgi duyan öğrencilere farklı bir bakış açısı kazandırmak istemekteyiz.
Almanca ve Türkçede sıfatların başka sözcük türlerine kayması ve Almanca dersinde uygulanması
Bu çalışmanın amacı, Almancada sıfat olarak bilinen bir kelimenin aynı zamanda başka bir sözcük türü olarak (isim, zarf, fiil) olarak nasıl kullanıldığını ve anadildeki benzer ve farklı yapıların yabancı dil olarak Almanca öğrenmeye etkilerini göstermektir. Anadildeki dilbilgisi yapısı yabancı dildeki yapılarla farklılık göstermekle beraber benzerlikler de göstermektedir. Bu farklı ve benzer yapıların, yabancı dil olarak Almanca öğrenmede olumlu ve olumsuz etkileri göz ardı edilmemelidir.Aktarım olayını dil öğrenmede avantaj haline getirmek ise karşılaştırmalı dilbilim çalışmaları ile mümkündür. Bu çalışmada dilbilgisinin bir parçası olan sıfatlar ve sıfatların başka sözcük türü olarak kullanılması, Almanca ve Türkçedeki kullanımları karşılaştırılarak gösterilmiş ve yabancı dil olarak Almanca eğitiminde nasıl bir yol izlenmesi gerektiği irdelenmiştir.
Almanca ve Türkçedeki adların birleşim değeri açısından karşılaştırmalı çözümlenmesi
Bu çalışma birleşimsel dilbilgisine dayanmaktadır. Birleşimsel dilbilgisi, eyleyenlerin sayısını ve türünü do konulaştırması açısından bağımsal dilbilgisinden ayrılır. Türkiye'de karşılaştırmalı dilbilgisine katkıda bulunan birçok dilbilimci vardır. Ancak Türkçe ve Almanca adların birleşim değeriyle ilgili karşılaştırmalı çalışma saptanamamıştır. Birleşimsel dilbilgisinde a) sözdizimsel, b) mantıksal-anlamsal, c) edimsel birleşim değerinden söz edilir. Bu çalışma sözdizimsel birleşim değerini esas almaktadır. Yapılan araştırma, adların da birleşim değerine sahip olduğu gerçeğine dayanmaktadır. Bir adın kavramsal içeriği, gerçeklikteki olguları yansıtan ilişkilere sahiptir; bu ilişkiler, adın çevresinde "eyleyen" (Aktant) denen boşluklar yaratır. Birleşim değerine sahip adlar nitelik adları (derinlik, uzunluk), ilişki adları (Freundschaft, dostluk), eylem adları (Teilnahme, Ablieferung, katılım, ilgi), oluş adları (olgunlaşma) ve durum adları (Lage, durum) şeklinde sınıflandırılabilir. Betimlenen Almanca adların çoğu „-ung" ile türetilen ve Türkçe karşılıkları „-Im/-Um", „-Iş/-Uş" veya „-mA" ile yapılan sözcüklerdir. Ancak „-e" ve „-heit/-keit" ile sıfatlardan yapılan ve Türkçede „-lIk/-lUk" yapım ekli türetmelerle karşılanan Almanca adların sayısı az değildir. Sık sık adların gerçekten doldurulması gereken boşluklara sahip olup olmadıkları sorusu sorulmaktadır. Bu soruyu hem "evet" hem "hayır"la yanıtlamak olanaklıdır. Çünkü bir adın çevresinde açtığı boşlukların doldurulması genellikle bağlamla ilgilidir ve çoğu zaman zorunlu değildir (fakultativ). Bu betimleme göstermektedir ki, „-ung" ile türetilen adların çoğu etken ve edilgen çatı anlamı taşımaktadır ve çokanlamlıdır (polysem). Dolayısıyla Türkçede edilgen çatılı bir adla da karşılanabilir: "Abänderung: die Abänderung des Statuts durch die Vollversammlung → değiştirme: genel kurulun yönetmeliği değiştirmesi oder değiştirilme: statünün genel kurul tarafından değiştirilmesi". Eylemden türetilen bir ad, geldiği eylemin birleşimsel özelliklerini büyük oranda korur. Örneğin "die Abänderung des Statuts durch die Vollversammlung" öbeği, eylemi iki eyleyenli "Die Vollversammlung ändert das Statut ab" tümcesine dayanır; eyleyenlerin sayısı aynı olmakla birlikte nitelikleri kısmen farklıdır. Eylem tümcesinin yalın adı ad öbeğinin ilgeçli adına, belirtme durumundaki ad ise tamlayan durumundaki ada dönüşür. Benzer bir Türkçe tümcenin yalın adıysa tamlayan durumundaki ada dönüşür, fakat belirtme durumundaki ad aynı kalır: „genel kurulun yönetmeliği değiştirmesi" ← „Genel kurul yönetmeliği değiştirdi". Almanca ve Türkçe adlar eyleyenlerin sayısından ziyade türleri açısından büyük farklılıklar gösterir. İncelenen tüm adların birinci eyleyeni belirtme durumunda bir addır. Eğer Almanca bir adın başka eyleyenleri varsa bunlar ilgeçli adlardır; nadiren yantümce, mastarlı tümce ya da sıfat tamlaması da olabilir. Yönelme, belirtme ya da yalın durumdaki Almanca adlar başka br adın eyleyeni olamaz. Buna karşılık her durumdaki ad Türkçe bir adın eyleyeni olabilir. Bu çalışmada toplam 600 Almanca ve 1.088 Türkçe adın birleşim değeri örneklerşe betimlenmiştir. Betimlenen Türkçe adların sayısının 600'den fazla oluşu, Almanca adların çokanlamlı oluşundan kaynaklanmaktadır. Bu çalışma sayesinde okuyucular Almanca ve Türkçe adların birleşim değerindeki farklılıkları ve benzerlikleri görebileceklerdir. Özellikle karşılaştırmalı çalışan dilbilimciler, öğrencilerine bir adın ve türediği eylemin birleşim değeri arasındaki farkı örneklerle göstermek isteyen yabancı dil olarak Almanca / Türkçe öğretmenleri ve nihayetinde bireysel çalışmayla birleşim değeri konusundaki bilgilerini derinleştirmek ve daha bilinçli bir bakış açısına sahip olmak isteyen öğrenciler bu çalışmadan önemli kazanımlar elde edebilir.
Türkiye'de yükseköğretim bünyesinde sunulan mesleki uzmanlık dili olarak Almanca dersinde yaşanan aksaklıklar ve akademik öğreti açısından ön görülen alternatif çözüm yolları
Yabancı dil kültürlerarası özellik taşıyan çağımızda bireyin başka kültürlere mensup insanlarla sınırlar ötesinden iletişim kurabilmesini sağlayan temel bir öğe olarak işlev görmektedir. Bununla birlikte günümüzde yaşanan gelişmeler sadece genel yabancı dil öğretiminin maalesef meslek odaklı beklentileri yeterince karşılayamadığını ortaya koymaktadır. Dünyamızın günümüzde globalleşme sebebiyle bir nevi küçük bir köy haline dönüşmüş olması, mesleki yabancı dil becerilerinin gerekliliğini gözler önüne sermektedir. Çünkü farklı kültürlere mensup insanlar artık meslek hayatında geçmişe nazaran kültürlerarası boyutta daha fazla iletişim kurmaktadır. Bu nedenle artık çalışanların iş dünyasında diğer bireylerle temas kurabilmesi ve ticaret yapabilmesi için çok iyi seviyede mesleki yabancı dil becerisine ihtiyaç duymaları kaçınılması bir mecburiyet olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun dışında kültürlerarası karşılaşma bir çok ülkenin yabancı dil politikasına da ciddi oranda etki etmektedir. Öyleki çoğu ülke bu sebepten dolayı temel yabancı dil dersini daha erken sınıflara çekmekte ve ulusal müfredatlarında Almanca Fransızca ve İspanyolca gibi dilleri ikinci yada üçüncü yabancı dil olarak sunmak durumundadır. Bu bağlamda Türkiye İngilizce'yi ilkokul ikinci sınıftan itibaren Almanca'yı ise liselerde dokuzuncu sınıftan itibaren okutmaktadır.Yabancı dil eğitiminin Türk eğitim sisteminde başarılı bir şekilde sağlam bir zemine ulaşmasını hedefleyen bunca uygulamaya rağmen maalesef yabancı dil politikamız İngiltere ve Almanya gibi güçlü ulus devletlere kıyasla ciddi zaaflar göstermektedir. Bu durum dünya genelinde ciddi saygınlığı bulunan Education First EPI (EF EPI), English Profiency Index ve Pisa Araştırma Merkezi gibi kurum araştırmalarınca da sıklıkla doğrulanmaktadır. Günümüzde hüküm süren dünya piyasa dengeleri ayrıca mesleki yabancı dil konseptine ciddi anlamda tesirde bulunmaktadır. Öyleki yabancı dilde uzmanlık dili derslerine yönelik köklü bir perspektif değişikliği acilen tartışılması gereken bir noktaya gelmiştir.Bunun sonucunda Global Player diye adlandırılan Mercedes ve Bosch gibi dünya çapındaki büyük işletmeler kültürlerarası özellik barındıran ticaret ağında yeni çalışanlarından genel yabancı dilin yanında çok iyi seviyede mesleki uzmanlık yabancı dil becerilerine hakim olmalarını beklemektedir. Bu durum tabiri caizse yabancı dil dersinde uzmanlık dili dersine yönelik olarak öğrenenlerin ihtiyaç ve beklentilerinin iş piyasası odaklı değişmesine sebep olmaktadır. Başka bir deyişle yabancı dil öğrenenler yabancı dil dersinden kendilerini yabancı dil alanında mesleki zorunluluklarına yetecek meslek hayatında uygun bir şekilde kullanabilecekleri becerilerle donatmasını beklemektedir. Bunun yanı sıra Türkiye'de bir çok üniversite öğrencisi mesleki uzmanlık dili dersine yönelik olarak bir çok mağduriyet yaşamaktadır. Çünkü eğitsel biçimlendirme, maalesef yaygın bir şekilde Dilbilgisi - Çeviri Yöntemine dayanan yöntemsel tutum, öğreticilerin mesleki yabancı dil yeterlilikleri iş gücü piyasasını domine eden ölçütlere ve öğrencilerin ihtiyaçlarına hiç uymamaktadır. Ayrıca çoğu öğrenci maalesef mesleki uzmanlık dilinde motivasyon kaybı ve de yabancı dil kaynaklı bir yılgınlığa maruz kalmaktadır. Çünkü çoğu öğrenci hedef dil İngilizce örneğinde olduğu gibi yıllar süren yabancı dil uğraşından sonra elde tutulur ve kayda değer bir beceri kazanamamaktadır.Bu bağlamda Uzmanlık Dili Almanca dersini alan çoğu öğrenci çok çok önceden, işlenen kelime dağarcığı ile kendi gerçek yabancı dil düzeyleri arasında ciddi bir uçurumun bulunduğunun ve bunun da süre itibariyle sadece iki saatlik bir Mesleki Uzmanlık Dili dersi ile kapatılamayacağının ön bilincindedir. Ayrıca Mesleki Uzmanlık Dersinde görünürde çabalanan beceri alanları, üst seviyede yabancı dili teorik olarak bilmeyi ve aynı şekilde pratikte de (Sprachkönnen) dile hakim olmayı gerekli kılmaktadır. Bilinmesi gereken bir diğer husus ise, uzmanlık metinleri ve metinlere ait alıştırmaların seviyesinin çoğu öğrenci düzeyini aşıyor olmasıdır. Bir çok öğrenci bu durumda zorluk yaşamakta ve bu sebeple ders esnasında çabucak sıkılmaktadır. Bu noktadan yola çıkarak ilgili çalışmamız yabancı dil merkezli eğitsel ve yöntemsel yaklaşım doğrultusunda genel yabancı dil ve mesleki uzmanlık dili Almanca'sı alanlarındaki tartışmalı sorunların özünde nereden kaynaklandığına ve en sonunda bunların üstesinden nasıl gelinilebileceğine dair bir kaç temel soruya yönelmektedir. Bu kapsamda öğrenen kişi odaklı ve öğrenen kişi dışındaki öğrenme unsurların bu sorunsalı ne ölçüde etkilediği de ayrıca yabancı dile özgü eğitsel ve yöntemsel bakış açısıyla kapsamlıca ele alınmaktadır. Yanlız burada vurgulanması gereken husus, asli araştırma konusunun ilgili bilimsel çalışmada ''Mesleki Uzmanlık Dili Olarak Almanca'' şeklinde belirlenmiş olmasıdır. Böylelikle ilgili çalışma Mesleki Uzmanlık Dili Almancası alanında yukarıda değinilen ve sorun teşkil eden unsurların ortaya konulması aracılığıyla bazı çözüm önerileri getirmeyi ve bu sadece sorun teşkil eden unsurların bertaraf edilmesini hedeflemektedir. Yukarıda belirtilen sorunlu alanların uygulama odaklı teşhisi için bu çalışma bünyesinde bir anket çalışmasından yararlanılmıştır. Bunun için özellikle Türk- Alman Üniversitesi öğrencileriyle anket soru çalışması yapılmıştır. Çünkü onlar hazırlık sınıfından itibaren Mesleki Uzmanlık %100 Almanca üzerinden almaktadır.Empirik anket çalışması için bu Üniversitenin seçilmesinin özellikle tercih edilmesinin temel sebebi Genel Almanca ve Mesleki Uzmanlık dili Almanca derslerinin büyük bir çoğunlukla Alman okutmanlar tarafından (Native Speaker) sadece hedef dil olan Almanca üzerinden verilmesinden kaynaklanmaktadır. Anket çalışmasında ilk olarak ortaya çıkan husus, öğrencilerin Mesleki Uzmanlık Dili dersinde uygun Almanca Mesleki Yabancı Dil ders kitaplarının mevcut olmamasını eksik bulduklarını ayrıca bundan dolayı Mesleki Uzmanlık dili dersinde genel yabancı dil ders kitaplarının kaynak olarak kullanılmasını uygun bulmadıkları gerçeğidir. Bunun dışında yapılan anketten bir çok öğrencinin Mesleki Uzmanlık yabancı dil dersinin yüksek öğrenim sonuna kadar uzatılmasını gerekli gördükleri anlaşılmıştır. Ayrıca anketten ortaya çıkan bir diğer bulgu ise Mesleki Uzmanlık Dili Almanca dersini veren öğreticilerin mesleki konuları daha iyi açıklayabilmek için ilgili uzmanlık diline iyi derecede hakim olması gerektiği gerçeğidir. Anket çalışması aracılığıyla birinci yabancı dili Almanca olan liselerden mezun olan öğrencilerin hazırlık döneminde ''Genel Ve Mesleki Uzmanlık Dili Almanca'' derrslerinde önceki yabancı dil kazanımlarından daha fazla faydalanabildikleri ortaya çıkmıştır.Son olarak yapılan anket çalışması sayesinde Alman öğreticilerin (Native Speaker) alman kültürüne has ve Almanya'ya ilişkin genel ve mesleki ülke bilgisinin aktarımı, pratik odaklı yabancı dil yöntemlerinin icrası ve son olarak yabancı dilde eylem odaklı rol oyunları, senaryo ve tiyatro gibi eylem merkezli dilbilimsel araçlar sayesinde öğrenciler üzerinde gözle görülür derecede positif etkide bulundukları ortaya çıkmıştır. İlgili anket sonuçlarına binaen ankete katılanlar arasında geçmişte yabancı dil dersinde ekseriyetle ana dilin aşina nüfuzuna alışık olanların, buna kıyasla sadece hedef dil Almancada eylemde bulunan Alman öğreticilerin (Native Speaker) işlediği Mesleki Uzmanlık Dili dersini çok daha etkili ve gerçeğe yakın buldukları bulgusuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Mesleki yabancı dil olarak Almanca, değişen ihtiyaçlar, mesleki ders kitabı eksikliği, yabancı dil yöntemleri, Native Speaker Öğretici Faktörü
16. yy. ile 20. yy. aralığından seçilmiş eserler üzerinden karşılaştırmalı imgebilim açısından Alman toplumundaki Türk imgesinin incelenmesi
Bu çalışmada, 16. yüzyıl ile 20. yüzyıl arasında yazılmış olan altı eser üzerinde çalışarak, bu süreç içerisinde Avrupa ağırlıklı olarak Alman toplumunda ki "Türk" imgesinin nasıl evirildiğini karşılaştırmalı olarak ele aldık. Araştırmamızda incelediğimiz eserler Karl Kindt'in "Martin Luther - Aufruf an die bedrohte Christenheit" (1951), Daniel Casper von Lohenstein'ın "Ibrahim" (1649-1650), Bertrand Michael Buchmann'ın " Türkenlieder zu den Türkenkriegen und besonders zur Zweiten Wiener Türkenbelagerung" (1983), Max von der Grün'ün "Leben im gelobten Land" (1975), Max von der Grün'ün "Wenn der tote Rabe vom Baum fällt" (1978) ve Feridun Zaimoğlu'na ait "Kanak Sprak– 24 Mißtöne vom Rande der Gesellschaft" (1995) eserleridir. Bu eserleri seçmemizde ki amacımız, çalışmamızda farklı yüzyıllarda Alman toplumunda hâkim olan Türk imgelerini sergilemektir. Eserlerden edindiğimiz imgesel bulguları karşılaştırmalı imge bilimi yönteminden faydalanarak irdeledik. Araştırmamızın temel sütunlarından birisi ise zamanda yolculuk oldu. Eserlerimizin asıl içeriklerini ele almadan önce, her eserin yazıldığı dönemi ayrıntılı bir şekilde ele aldık. Çalışmamıza tarihsel olayların ve sonuçlarının edebi eserlerde yansıma bulduğu bilinci ile yaklaştık. Araştırmamızın temelini oluşturan, Alman toplumunda Türk imgesinin değişip değişmediği sorusuna cevap bulabilmek için, çeşitli tarih konulu kaynaklardan yararlandık. Çalışmamız açısından Alman ve Türk toplumlarının tarih sahnesinde süregelen temasları ve bu temasların sonuçlarını vurgulamamız önem arz etmekteydi. Ancak bu şekilde Türk imgesinin eserlerimizde ki yansımalarını irdelememiz ve zaman içerisinde Türk imgesinin Alman toplumunda değişip değişmediğini göstermemiz mümkündü. Söz konusu doktora tezi ile salt edebiyat ve karşılaştırmalı yazın bilimi ve karşılaştırmalı imge bilimi alanında çalışan akademisyenlerin ve öğretmenlerin değil, aynı zaman da Alman ve Türk toplumlarının tarihi ve kültürel etkileşimlerine ilgi duyan öğrencilere de yol gösteren bir nitelikte olması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Türk – Alman ilişkileri tarihi, Türk imgesi, karşılaştırmalı yazın bilimi, imge bilimi, Avrupa da Türk etkisi, Avrupa da Türk korkusu, önyargı, işçi göçü, göçmen edebiyatı
Kelime oluşturma olanaklarının metinsel bağlamda doğrudan aktarımı sayesinde Almanca öğretmen adaylarının sözcük dağarcıklarının geliştirilmesi
Kuramsal ve deneysel olmak üzere iki ana bölümden oluşan bu tezin asıl amacı, kelime oluşturma ürünlerini metinsel bağlam içerisinde doğrudan aktararak, Almanca Öğretmenliği Bölümü öğrencilerin sözcük dağarcıklarını geliştirmektir. Kuramsal bölümde kelime oluşturma didaktik ve dilbilimsel açıdan ele alınmıştır. Dil eğitimi bakımından yabancı dil dersinde sözcük aktarımından ve kelime öğrenme stratejilerinden bahsedilmiştir. Diğer taraftan dilbilimsel bir bakış açısından Almancanın kelime oluşturma sistemininin tarihsel sürecine kısa olarak değinilmiştir. Ayrıca birleşik sözcük, türetme ve evrişim gibi temel kelime oluşturma yöntemleri biçimbilimsel, anlambilimsel ve sözdizimsel açılardan kısaca incelenmiştir. Deneysel kısımda ise öncelikli olarak bu tezin temelini oluşturan okuma ve kelime öğrenme alanlarında bir ihtiyaç analizi yapılmıştır. Bu amaçla yukarıda bahsedilen öğrenme alanları ile ilgili sorunları tespit etmek için çeşitli anketler ve başarı testleri uygulanmıştır. Bu ihtiyaç analizinden elde edilen verilere dayanarak öğrencilerin yabancı dilde okuma stratejilerininin kullanımı ile Almanca metinlerle baş edebilecekleri ve metinlerde geçen kelime oluşturma ürünlerini aktarımı ve analizi sayesinde kelime hazinelerini geliştirip pekiştirebilecekleri bir ders modeli geliştirilmiştir. Bu yarı deneysel çalışma için katılımcılar kontrol ve deney olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Ampirik araştırmanın gerçekleşmesinden sonra her iki grubun katılımcılarına iki farklı kelime oluşturma bilgisi başarı testi uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar deney grubundaki öğrencilerin kontrol grubundakilerden daha yüksek bir puana ulaştıklarını göstermiştir. Sonuçlar bakımından deney grubunu lehine her iki grup arasında istatiksel olarak t = -12.34; p < 0.05 düzeyinde anlamlı bir farklılık ortaya çıkmıştır. Bu başarı testlerine ek olarak yarı yapılandırılmış görüşme tekniği, süreç değerlendirme (yansıtma) formu ve ürün odaklı görevler gibi farklı veri toplama araçları kullanılmıştır. Elde edilen hem nicel hem de nitel veriler uygulanan bu ders modelinin öğrencilerin kelime dağarcıklarının artmasına ve okuduklarını anlama becerilerinin gelişmesine önemli ölçüde bir katkı sağladığını ortaya çıkarmıştır.
Türkiye'deki meslek yüksekokullarındaki Almanca derslerinde mesleki terimlerin aktarımı
Günümüzde yabancı dil derslerinde klasik ders modellerinin yanı sıra alternatif ders modellerinin de kullanılması dikkate alınması gereken bir olgudur. Yabancı dil öğretiminde yöntem çeşitliliği dilsel yeti ve becerilerin ediniminin hızlandırılmasına ve geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Geleneksel ders modelleri, geçmişte ve günümüzde kabul gören bir olgu olmasına rağmen, alternatif ders modellerinin kullanımı ile, yabancı dil derslerinin başarılı bir şekilde şekillendirilmesi ve uygulanması sağlanabilir. Bu çalışmanın amacı, Turizm bölümlerinde öğrenim gören öğrencilere, turizm alanına ait olan mesleki terimlerin ve iletişim durumlarının alternatif alıştırmalar yardımıyla etkin aktarımını gerçekleştirmektir. Böylelikle öğrenciler kendilerine mesleki açıdan faydalı olabilecek terimleri iş yaşamlarında kullanabilecek imkana sahip olabileceklerdir. İnteraktif ders planlaması ile turizm alanına ait olan kelimeler, cümleler, diyaloglar ve terimler araştırılmış ve Almanca derslerinde kullanılmıştır. Bu çalışmada turizm alanına ait olan mesleki terimlerin öğretimi teorik ve deneysel bağlamda incelenmiştir. Aksaray Üniversitesinde iki adet Meslek Yüksekokulu'nun (Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu ve Güzelyurt Meslek Yüksekokulu) Turizm ve Otel İşletmeciliği bölümünde Almanca dersi bulunmaktadır. Bu çalışmada deney ve kontrol grubu oluşturulmuş, ilgili kelime ve terimlerin aktarımı kontrol grubunda geleneksel alıştırmalarla, deney grubunda ise alternatif alıştırmalarla gerçekleştirilmiştir. Öğrencilere içerisinde turizm alanına ait kelimeler olan ön test ve son test uygulanmıştır. Sonuca ulaşabilmek için ise elde edilen verilen karşılaştırılmış ve analiz edilmiştir. Deney grubunda alternatif alıştırmalar uygulanmış, öğrenciler yaratıcı ve bireysel bir şekilde çalışmış, pozitif bir şekilde desteklenmiştir. Kontrol grubunda ise geleneksel alıştırmalar uygulanmıştır. Kontrol grubunda öğretmen ön planda, deney grubunda ise öğrenci ön planda bulunmuştur. Çalışmaya veri elde edebilmek amacıyla Mann Whitney U-Testi ve Wilcoxon-İşaretli Sıra Testi yapılmıştır. Deney ve kontrol grubunun ön test ( u= 59,5 p> .05) ve son test (u=55 p> .05) puanları arasında anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Fakat grupların sıra ortalamaları incelendiğinde deney grubunun son test sıra ortalamasının (11,75) ön test sıra ortalamasına göre (15,57) arttığı görülmektedir. Bu nedenle, alternatif alıştırmaların deney grubunda anlamlı bir fark gösterip göstermediğini incelemek amacıyla Wilcoxon-İşaretli Sıra Testi uygulanmıştır. Analiz sonuçları, ön test ve son test arasında anlamlı bir farklılık göstermiştir. ( z=2,668, p<,05). İstatiksel sonuçlar, deney grubunun son testte kontrol grubuna göre daha başarılı olduğunu göstermiştir. Bu sonuçlardan yola çıkarak, alternatif alıştırmaların kelime öğreniminde başarı getirdiği söylenilebilir. Bu sonuç dikkate alındığında başarılı bir öğrenme için öğrencilerin ilgi ve deneyimlerinin dikkate alındığı, farklı yöntemler ile yaratıcı bir biçimde şekillendirilen ve öğretmenin rehber olarak destekte bulunduğu derslerin büyük öneme sahip olduğu söylenebilir. Bu sonuçtan yola çıkılarak Mesleki Almanca derslerinde kelime öğretiminde alternatif alıştırmalarla daha başarılı olduğu söylenilebilir.
Anadil edincinin yabancı dil edincine etkisi üzerine. Anadili Türkçe olan ve yabancı dil olarak Almanca öğrenen üniversite öğrencileri için öğret- ve yöntembilimsel bir araştırma
Yabancı dil, kültürlerarası özellik taşıyan ve bireyin sınırlar ötesinde iletişim kurabilmesine olanak sağlayan temel bir öğe olarak işlev görmektedir. Ülkemizde diller arası farklılıklardan dolayı öğrencilerin yabancı dil öğrenirken belirli zorluklar çektikleri genel olarak bilinen bir gerçektir. Bu nedenle yabancı dil eğitim-öğretimin eğitim sisteminde başarılı bir şekilde sağlam bir zemine oturmasını hedefleyen birçok girişimde bulunulmuştur, ancak bunca uygulamaya rağmen ne yazık ki yabancı dil eğitimimiz gelişmiş devletlere kıyasla ciddi zafiyetler barındırmaktadır. Bu durum dünyada saygınlığı olan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından yürütülen "Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı" olan PISA araştırmaları tarafınca da sıklıkla doğrulanmaktadır. Bunun yanı sıra son PISA araştırmalarında, Türk öğrencilerinin hemen hemen her alanda çok gerilerde kaldığı ve özellikle de kendi anadilinde okuduğunu anlamakta güçlük çektiği ortaya çıkmıştır. Bu tezin amacı, anadil edinci ile yabancı dil edinci arasındaki ilişkiyi saptamak ve bu var olan ilişkiyi yabancı dil dersinde öğrencinin lehine çevirebileceğimizi bilimsel olarak ortaya koymaktır. Ayrıca yabancı dil eğitimine başlamadan önce hazırlık sınıfı okuyacak olan öğrencilerin anadildeki okuduğunu anlama seviyelerini ölçmek ve sonrasında belli bir düzeyde anadilde okuduğunu anlayan, bir konu hakkında düşünce üretebilen, yazabilen vs. öğrenciler ile kendi anadillerinde bile yetersiz olan öğrencilerin karşılaştırılmasını hedeflenmektedir. Bu konuyu kişisel gelişim açısından ele alacak olursak anadilinde edinilen başarı, ikinci veya üçüncü yabancı dili de olumlu etkiler. Nitekim öğrencilerin sığındıkları en iyi bahane "Ben zaten bunları Türkçede de söylemem ki!" Bu sözlerle kurumsal bakacak olursak bunun dayanağı "Etkileşim Hipotezi" dir. Bilimsel açıdan bunu açıklayan iki hipotez vardır, birisi etkileşim diğeri de seviye eşiği hipotezleridir. Etkileşim hipotezi (Interdependenz Hypothese): Bu varsayıma göre, birinci dilde ne kadar başarılı olunursa ikinci dilde de o derecede başarılı olunur. Yeter ki ikinci dilde yeterli derecede etkileşim ve istek olsun (Cummins, 1981), derken Seviye eşiği hipotezi (Schwellenniveau-Hypothese) varsayımına göre, öğrenciler anadillerinde belirli bir seviye eşiğine erişmedikleri takdirde ikince dilde bilişsel (kognitif) zorluklar çekebilirler (Cummins, 1982). Yani kısaca, belli bir yaştan sonraki dil öğrenimi için: "Ne kadar anadil o kadar yabancı dil" (Torlak, 2010) diyebiliriz. Herhangi bir dilde doğru cümle kurabilmek için o dilin dilbilgisini bilmek zorundayız, ayrıca bildiğimiz kelimelerin fiil mi, sıfat mı yoksa zarf mı olduğunun açıklamasını yapabilirsek, ancak o zaman kelimenin cümle içerisinde nerede ve nasıl kullanılacağını çözümleyebiliriz. Bunun yanı sıra anadilimizde kelime dağarcığımız ne kadar genişse yabancı dilde de ancak o kadar gelişebilir. Anadilimizde zihnimizde karşılığı olmayan bir terimi yabancı dilde öğrenmemiz olanaksızdır. Yabancı dilde yapabilecekleriniz bir anlamda anadilinizle yapabildiklerinizle sınırlı olacaktır. Anadile dayalı öğrenme yönteminin uygulandığı bu çalışmada, Almanca okuduğunu anlama dersi için öğretim ve öğrenim sürecinde anadilin yabancı dil dersine sistematik ve bilinçli olarak dahil edilmesi kuramsal ve deneysel açıdan incelenmiştir. Bu hususta veri toplama aracı olarak Türkçe okuduğunu anlama testi öntest ve Almanca final sınavı sontest olarak kullanılmıştır. Bunun yanı sıra anadili ders içeriğine bilinçli bir şekilde entegre ederek işlenen dersin dönem sonunda ikinci defa uygulanan Türkçe okuduğunu anlama testine olumlu bir katkı sağlayıp sağlamadığına bakılmıştır. Ayrıca dönem sonunda öğrencilere dersin işlenişi hakkında fikirlerini beyan edebilecekleri bir anket uygulanmıştır. Yukarıda bahsi geçen testler ve anket hem deney hem de kontrol grubuna uygulanmıştır, ancak kontrol grubunun dersinde, deney grubumuzun aksine, ülkemizde ön görüldüğü gibi olabildiğince tek dilli bir ders akışı gerçekleştirilmiştir. Türkçe okuduğunu anlama seviyesi homojen olan iki grup arasında ortaya çıkan bulgular şu şekildedir: • Deney grubu Türkçe 1 testi ile Almanca final sınavının arasında orta derecede güçlü bir korelasyon saptanmıştır (r= ,630; p= .01; N=25). Şöyle ki, Türkçe sınavının sonuçları Almanca sınavını olumlu yönde etkilemiştir. • Kontrol grubu Türkçe 1 testi ile Almanca final sınavının arasında orta derecede de olsa pozitif bir korelasyon söz konusu olduğu saptanmıştır (r= ,478; p= .05; N=25). Dönem başında diğer grupla Türkçe seviyeleri aynı olan ancak dönem boyunca dersleri Almanca işlenen kontrol grubu, ne yazık ki Almanca final sınavında güçlü bir korelasyon yakalayamamıştır. • Deney grubunun Türkçe 1 ve Türkçe 2 testlerinin bağımlı gruplar için uygulanan t-Test sonuçları ele alındığında, iki dilli işlenen dersin Türkçe okuduğunu anlama başarısına olumlu bir katkı sağladığı sonucuna varılmıştır ( p-değeri (sig.2) 0.001 (p<0.05)). • Kontrol grubunun Türkçe 1 ve Türkçe 2 testlerinin bağımlı gruplar için uygulanan t-Test sonuçları ele alındığında ise, tek dilli işlenen dersin Türkçe okuduğunu anlama başarısına ne olumlu ne de olumsuz herhangi bir katkı sağlamadığı ortaya çıkmıştır. (p-değeri (sig.2) 0.028 (p<0.05) ve df-değeri < 30). • Son olarak bağımsız iki grup arasında (kontrol- ve deney grubu) uygulanan ve dönem sonunda ki Almanca okuduğunu anlama dersinde uygulanan final sınavının t-Testi sonucunu inceleyecek olursak her iki grup arasında anlamlı bir fark çıkmıştır (p-değeri (sig.2) 0.010 (p<0.05)). Buna binaen anadile dayalı öğrenme yönteminin uygulandığı bu deneysel araştırmanın sonucunda, anadilin yabancı dil dersini olumlu yönde etkilediğini söyleyebiliriz. Anket çalışması aracılığı ile elde ettiğimiz sonuçlara kısaca değinirsek gruplar arası bir takım farklılıklar olduğu saptanmıştır. Şöyle ki kontrol grubu tek dille işlenen derste kendisini huzursuz ve istediği zaman kendisini özgürce ifade edemediği, derse ve tartışmalara istediği kadar katılamadığı için bu durumdan rahatsızken, öte yandan Almanca konuşmak zorunda olduğu için bunun kendisine sözlü iletişim dersi açısından birçok katkı sağladığını düşünmektedir. Sonuçları deney grubu açısından ele alırsak ders esnasında stressiz, korkusuz, yüksek motivasyona sahip, yapılması gerekenleri anlayan ve derse istediği gibi katılabilme özgürlüğüne sahip öğrenciler görebiliyoruz, ancak deney grubunun öğrencileri de vicdanen pek rahat olmadıklarını dersten memnun olduklarını ama Almanca konuşma konusunda bir takım sıkıntılar çektiklerini dile getirmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Yabancı Dil Almanca, Yabancı Dil Eğitimi, Anadilin Etkisi
Devlet okullarında daha etkili yabancı dil öğrenimi için öneriler
Bilindiği üzere dil öğrenimi yoğun zaman ve yeterli çaba gerektiren bir süreçtir. Devlet okullarında bu bilinç üzerine yabancı dil öğretimi ikinci sınıf düzeyine kadar indirildi. Yıllar boyunca ülkemizde etkili dil öğretimi üzerine kafa yoruldu, sürekli bu konuda yeni çalışmalar yapıldı. Ancak halen yabancı dil öğrenimi konusunda istenilen seviyeye ulaşılamadı. Atılan adımlar muhakkak ki değerli ve gerekli adımlardı, ancak bu konuda özellikle mantıklı zaman planlamasının göz ardı edildiğini düşünüyorum. Dil öğrenimi yoğun zaman, etkili öğrenim teknikleri, motivasyon, fakat en önemlisi mantıklı zaman palanlamasını gerektirir. Aksi takdirde verilen emek ve maliyetler çoğunlukla heba olur. Bu gereksinimlere dayanarak, daha verimli yabancı dil öğretimi konusunda ele aldığım tez çalışmam altı bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde bu araştırmanın problemi tartışılmış, sonra araştırmanın amacı ve önemi üzerinde durulup araştırmacı tarafından savunulan hipotezler sıralanmıştır. En son Türkiye'de yabancı dil öğrenme politikalarının kısa bir tarihi gelişimi anlatılmıştır. İkinci bölümde, yabancı dil ve dil öğrenimi ile ilgili terimler tanımlanmıştır. Üçüncü bölümde, devlet okullarında dil öğretiminin şu anki durumu ele alınmış ve yabancı dil öğrenimi için gerekli görülen zaman hakkında bilgi verilmiştir. En son dil öğrenimi için gerekli görülen zamanla devlet okullarında yabancı dil öğrenimi için ayrılan zaman karşılaştırılmıştır. Tezin dördüncü bölümünde devlet okullarında yabancı dil öğreniminde görülen sorunlar ortaya konulmuş ve bu sorunlara yönelik öneriler ele alınmıştır. Bu çalışmada hipotez olarak sınıflandırılan öneriler aşağıdaki gibi vurgulanmıştır. 1. Sosyal bilimler liselerindeki hazırlık sınıfı uygulamasının diğer tüm kademelere yayılması yabancı dil öğretimine büyük katkı saylayacaktır. 2. Yabancı dil öğretiminde motivasyon en önemli yere sahiptir. Motivasyonu artırmak için bazı önlemler alınabilir. Örneğin: a. Devlet okullarında yabancı dil derslerinin öğrenci merkezli işlenmesi öğrenme motivasyonunu arttıracaktır. b. Devlet okullarında farklı duyulara hitap edecek yabancı dil öğretim materyallerinin geliştirilmesi, dil öğrenimi için motivasyonu artıracaktır. c. İnternet olanaklarının etkin kullanımı ile yabancı dil uygulama ortamının sağlanması öğrencilerin öğrenme motivasyonunu arttıracaktır. 3. Yabancı dil derslerinde öğrenci merkezli iletişim odaklı yöntemlere ağırlık verilmesi dersi daha verimli kılacaktır. 4. Öğretmen kaynaklı yetersizliklerin giderilmesi okullardaki yabancı dil öğrenimine de olumlu yansıyacaktır. 5. Her adaya üniversiteye giriş sınavlarında yabancı dil sorularının da sorulması, onları üst sınıflarda daha fazla yabancı dil öğrenmeye teşvik edecektir. Bunun yerine mevcut üniversite hazırlık sisteminde, 12. sınıflardaki yabancı dil derslerini alt sınıflara yaymak da dil öğrenimini daha etkili hale getirecektir. Beşinci bölümde, araştırma sonuçları analiz edilmiştir. Sonuçlar altıncı bölüme dâhil edilmiş, burada anket katılımcılarının cevapladıkları sorular değerlendirilmiştir. Ayrıca araştırmacının önerilerinin desteklenip desteklenmediği belirlenmiştir.
İşbirlikli öğrenme yönteminin Almanca yazılı anlatım becerilerine etkisi
Yabancı dil öğretiminde işbirlikli yazma ile ilgili genel olarak çok az sayıda çalışma mevcuttur. Bu durumun birçok sebebi vardır ancak en çok bilineni işbirlikli yazmanın karmaşık olmasıdır. Yabancı dil eğitiminde işbirlikli yazmadan bahsedildiğinde grup içerisinde yazma veya takım içinde metinlerin üretilmesi anlaşılmaktadır. Bu çalışmada işbirlikli yazma yönteminin avantajları ve dezavantajları araştırılmış olup; aşağıdaki sorulara cevap aranmıştır: 1. Yazma becerilerinde hangi problemler ortaya çıkmaktadır ve bu problemler nasıl giderilebilir? 2. Öğrenciler birlikte öğreniyorlar mı yoksa birbirlerini rakip olarak mı görüyorlar? 3. İşbirlikli öğrenme yöntemi yabancı dil öğreniminde öğrencilerin yazma becerilerini etkiliyor mu ve geliştiriyor mu? 4. İşbirlikli öğrenme yöntemi yazma becerilerinin geliştirilmesinde üniversitede okuyan öğrencilere ne kadar uygundur ve yardımcı olmaktadır? 5. Yabancı dil öğretiminde yazma becerileri ne kadar desteklenebilir? 6. Yazma becerilerinin geliştirilmesinde geleneksel öğretim ile işbirlikli öğretimin etkisi arasında anlamlı bir fark var mıdır? Araştırmanın teorik bölümünde işbirlikli öğrenme yönteminin ortaya çıkışı, savunucuları, bugüne kadar yapılan araştırmalar, işbirlikli öğrenme teknikleri, geleneksel eğitim, metin türleri ve dört dil becerisinden olan yazma becerisi detaylı olarak açıklanmıştır. Araştırmanın uygulama kısmında ise Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Alman Dili Eğitimi Ana Bilim Dalı 2017-2018 güz dönemi birinci sınıf öğrencilerinden oluşan deney ve kontrol gruplarında yapılan çalışmalara değinilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak öntest, sontest, ara sınav (vize) ve ayrıca her metin türü (İçerik, Özgeçmiş ve Tartışma) sonunda yapılan değerlendirme sınavları kullanılmıştır. Araştırmadaki verilerin analiz ve değerlendirilmesinde Mrotzek ve Böttcher (2015, S. 132) tarafından geliştirilen değerlendirme kriterleri kataloğu (Basiskatalog zur Textbeurteilung) kullanılmış olup, bulguların değerlendirilmesinde Spss istatistik programı kullanılmıştır. Ayrıca yazılı ürünler Alman Kültür Merkezi'nin (Goethe Institut) yazma becerileri değerlendirme formu (Bewertungskriterien Schreiben) vasıtasıyla yorumlanmıştır. Öğrencilerin üretmiş oldukları metinler dilbilgisi, noktalama işaretleri, yazım yanlışları, kelime seçimi/cümle yapıları, ana düşünce ve metin yapısı bağlamında değerlendirilmiştir. Bu kriterlerin yanı sıra öntest ve sontestin uygulama aşamasında ilave iki madde (yazım yanlışını bulma, yan yana dizili harflerden metin oluşturma) eklenmiştir. Yapılan yarı deneysel araştırma sonucunda işbirlikli öğrenme yönteminin yabancı dil yazma becerilerinin geliştirilmesinde geleneksel öğrenme yöntemlerine göre daha çok katkı sağladığı tespit edilmiştir. Türkiye'de uygulanan yarışmacı ve bireysel öğrenme/öğretme yöntemlerinin aksine işbirlikli öğrenme yöntemine daha çok ağırlık verilmesi gerektiği ortaya çıkmıştır.
Üniversitelerde Almancanın yabancıdil olarak öğretiminde alımlayıcı ve üretken dil açısından noktalama işaretleri: Yazma ve okuma becerileri bağlamında noktalama işaretleri üzerine uygulamalı bir çalışma
Bu çalışmada üniversitelerde Almancanın yabancıdil olarak öğretimi sürecinde noktalama işaretlerinin ve yazım kurallarının bilinçli ve sistematik bir şekilde yabancıdil dersine dahil edilmesi teorik ve deneysel bağlamda incelenmiştir. Bu araştırma, yazım kuralları ve noktalama işaretlerini etkin bir biçimde kullanabilmenin öğrencilerin başarılarına katkı sağladığını ortaya koymaktadır. Noktalama işaretleri ve yazım kurallarının derslerde genellikle göz ardı edilen bir konu olmasının temelinde, müfredatta yer almaması ya da çok yüzeysel bir şekilde alt başlıklar olarak ele alınmasıdır. Üniversitede öğrenim gören bir öğrencinin bu aşamaya gelene kadar noktalama ve yazım kuralları konusunda yeterince bilgiye sahip olduğu varsayılmaktadır. Ancak bu durum, anadili dışında bir dilde öğrenim gören öğrenciler için sorun teşkil etmektedir. Çünkü her dilin kendine özgü bir yapısı ve kuralları vardır. Eğer bir öğrenci anadilinde bu kurallara yeterince hakim değilse, yabancı dil öğrenirken daha çok sorun yaşayacağı aşikardır. Tüm bu hususlar göz önünde bulundurularak bu uygulamaya katılan öğrencilerin anadili olan Türkçe gerekli durumlarda karşılaştırma yapmak amacıyla kullanılmıştır. Araştırmada öntest ve sontest kullanılmıştr. Bu çalışmada öntest verileri elde edildikten sonra birinci dönem boyunca gözlem yapılmış ve öğrenci metinleri incelenmiştir. İkinci dönemde ise noktalama işaretleri ve yazım kuralları ele alınmış; derslerde bu konuların anlatımına yer verilmiştir. Öğrenciler, ikinci dönemde yapılan uygulamalar sonucunda noktalama işaretleri ve yazım kuralları konusunda farkındalık kazanmışlardır. İkinci dönemin sonunda ise sontest uygulanmıştır. Yapılan analizler ve kullanılan bu testlerin sonuçlarına göre birinci ve ikinci dönem test puanları arasında kayda değer bir fark olduğu tespit edilmiştir. Bunun sonucunda noktalama işaretleri ve yazım kurallarının yabancıdil programlarının ders içeriklerine bilinçli bir şekilde dahil edilmesinin gerekliliğini dikkate alan bir öğretim anlayışı benimsenmelidir.
Yabancı dil eğitiminde yaşanan sorunlara çözüm önerisi olarak okul öncesi çift dilli eğitim modeli
Türkiye'de çeşitli eğitim kademelerinde uzun yıllar yabancı dil eğitimi verilmesine rağmen, günlük hayatta dil edinimi, pratik kullanımı ve uluslararası sınavlar açısından istenilen başarı ve olumlu sonuç bir türlü elde edilememektedir. Bu tez çalışmamda Türkiye'de devlet okullarında yabancı dil derslerinde öğretmen ve öğrenci motivasyon problemleri, yabancı dil eğitiminin erken yaşta başlamaması, yabancı dil öğretiminde uygun ve etkili metotların uygulanmaması, sınıfların kalabalık olması ve öğretmen yetersizliğinden kaynaklanan sorunlar ele alınmıştır. Bu çerçevede mevcut araştırmalar ve literatür gözden geçirilerek iki ayrı devlet anaokulunda gözlem yapılmıştır. Tezimin ilerleyen bölümlerinde, iki dilde eğitim ve modern pedagoji yaklaşımı Montessori Modeli ele alınmıştır. Bu modelin uygulamasını yerinde görmek üzere Almanya'da iki anaokulunda gözlem yapılarak incelenmiştir. Yaptığım araştırma, gözlem ve incelemeler sonucunda, Türkiye'de yabancı dil eğitimi sorununa çözüm olarak modern pedagoji yaklaşımıyla Montessori Modeli ve okul öncesinden başlayarak erken yaşta yabancı dil eğitimi Türkiye'ye model olarak önerilmiştir. Bu tez çalışması altı bölümden oluşmaktadır. Tezimin ilk bölümünde yapılan araştırmanın problemleri ele alınıp tartışılmış, sonrasında amacına ve önemine değinilmiş, bunun sonucunda savunulan hipotezlere yer verilmiştir. İkinci bölümde yabancı dil alanında kavramlar tanımlanmıştır. Üçüncü bölümde, Türkiye'de yabancı dil eğitiminde yaşanan sorunlar çeşitli yönleriyle ele alınmıştır. Dördüncü bölümde Avrupa ve Almanya'da anaokullarında yaygın olan modern pedagoji yaklaşımına dayanan Montessori modeli anlatılmaktadır. Tezin beşinci bölümünde, Türkiye ve Almanya'da uygulamaları yerinde incelemek suretiyle iki ayrı anaokulunda yapılan gözlemlere yer verilmiştir. İlk olarak Almanya'da 3-6 yaş grubundaki çocuklara daldırma modeli ile çift dilde eğitim veren anaokulu ve 3-6 yaş „Montessori Çocukevi" gözlemlenmiştir. Daha sonra karşılaştırmak için Türkiye'de eğitim veren iki ayrı devlet anaokulunda gözlem yapılmıştır. Tezimin son bölümünde hipotezler değerlendirilerek Türkiye'ye uygulanabilirliği ele alınmıştır ve bu değerlendirmeler sonucunda Türkiye'de yabancı dil sorununa çözüm önerisi olarak modern pedagoji Montessori yaklaşımı ile okulöncesinde çift dilli eğitim önerilmiştir.
Anekdot ve fıkra edebi türlerinin yabancı dili geliştirme yöntemi ile öğretimi
Yabancı dilde söz konusu olan dört temel beceri vardır; dinleme, okuma, yazma ve konuşma. Bu dört temel beceriyi geliştirebilmek adına birçok yöntem bulunmaktadır, bunlardan bir tanesi ise 'Yabancı Dili Geliştirme' (Fremdsprachenwachstumsmethode) yöntemidir. Bu yöntem alternatif bir yöntem olup, amacı özellikle okuma ve dinleme becerilerini geliştirebilmektir. Kısaca, yabancı dil öğretiminde bu yöntem, özellikle okuma ve dinleme için kullanılan bir yöntemdir. Türkiye'de alternatif yöntemler ile çok fazla çalışma bulunmamasının yanı sıra yabancı dil öğretiminde kullanılan bir yöntemin başka bir alanda nasıl kullanılabileceğine ilişkin bir çalışma da bulunmamaktadır. Kısaca var olan ve farklı alanlarda kullanılan birtakım yöntemlerin alanlar arası kullanımına yönelik çalışmalar ne yazık ki kısırdır. Bu nedenle bu çalışmada yabancı dil öğretiminde alternatif yöntemlerden biri olan 'Yabancı Dili Geliştirme Yöntemi' ile yabancı dilde edebiyat öğretiminin nasıl yapılabileceğine dair bir örnek sunulmuştur. 'Yabancı Dili Geliştirme Yöntemi' ile edebi türlerin nasıl öğretilebileceğine, bilginin kalıcılığının nasıl sağlanabileceğine, edebi türlerin türün özelliklerinin nasıl ortaya çıkartılabileceğine yönelik uygulamalı bir çalışma yapılmıştır. Öğrencilerin, öğretim aşamasında kendi yeterliliklerini, hayal güçlerini, yaratıcılıklarını geliştirmeleri ön planda tutulmuştur. Kontrol grubu ve deney grubu olmak üzere çalışma iki grupla yürütülmüştür. Kontrol grubu ile geleneksel yöntemlerle, deney grubu ile ise alternatif bir yöntem olan 'Yabancı Dili Geliştirme' yöntemi ile çalışılmıştır. Amaç öğretilmek istenilen fıkra ve anekdot edebi türlerini öğrencilerin hangi yöntemle daha iyi, daha kolay öğrendiğini ortaya çıkarmaktır. Gruplar ile yürütülen bu çalışmada iki edebi türü kapsayan ve dil seviyelerine uygun olan metinler kullanılmıştır. Ayrıca yöntemin faydasını ortaya çıkartmak amacıyla her iki gruba ön ve son test uygulanmış ve veriler karşılaştırılmıştır.
Türkçedeki ulaçlar ile Almancadaki yansımalarının karşılaştırmalı analizi
Türkiye Türkçesindeki ulaçların / zarf-fiillerinin çeşitli işlevlerine ve Almancadaki kullanımına ilişkin karşılaştırmalı analizi bu çalışmanın odak noktasıdır. Ulaçların / zarf-fiillerinin anlamsal ve sözdizimsel yönlerini ele alarak Almancadaki eşdeğerlerini göstermek de bu tezin amaçları arasındadır. Ayrıca, deneysel olarak elde edilen sonuçlar vasıtasıyla zarf-fiil yapısındaki yapıların Türkçeden Almancaya dönüştürülmesinin büyük bir sorun olduğunun yansıtılması da hedeflenmiştir. Test kişilerinin analizleri yardımıyla tespit edilen öğrenme problemleri detaylı bir şekilde incelenecek ve elde edilen teorik bilgiler bazında semantik ve söz dizimi bakımından hata türleri analiz edilerek açıklanmaya çalışılacaktır. Ortaya koyulan bilgiler doğrultusunda üniversitelerde yabancı dil öğretimi için daha etkili bir öğretim için didaktik hususlar belirlenmeye çalışacaktır.
Lisans düzeyinde turizm eğitimi veren yükseköğretim kurumlarında mesleki yabancı dil olarak Almanca öğretimi, karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri
Türkiye'de turizm sektörünün bir hizmet sektörü olması nedeniyle nitelikli insan gücü ve edinilen nitelikli yabancı dil düzeyi ve mesleki yabancı dil bilgisi istihdam için gereken temel koşullar arasında sayılmaktadır. Turizm endüstrisinin sorunlarının akademik düzeyde tartışıldığı ortamlarda, yabancı dil bilen ve etkin kullanan nitelikli personel yetersizliği turizm gelişimine ilişkin güncel sorunlar arasında önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışma ile lisans düzeyinde turizm eğitim-öğretimi veren Turizm Fakültelerinde yabancı dil ve mesleki yabancı dil olarak Almanca öğretiminde öğrencilerin bakış açısıyla karşılaşılan sorunlar araştırılmış ve Almanca öğretiminde öğretim teknik ve yöntemleri çerçevesinde çözüm önerileri geliştirilmiştir. Bu amaç doğrultusunda örneklem grubunu oluşturan 9 üniversitenin Turizm İşletmeciliği bölümlerinin ders programları irdelenmiş, (1) yabancı dil öğretimine ayrılan ders saatleri, (2) Almanca öğretimine ayrılan ders saatleri ile (3) (yer alıyorsa) mesleki yabancı dile ayrılan ders saatleri derlenmiştir. Araştırmanın nicel bölümünde 42 sorudan oluşturulan ve öğrenmeyi etkileyen 5 faktör altında toplanan anket formu gönderilmiş ve 402 adet geri dönüş sağlanmıştır. Anketler SPSS 18.0 ortamında istatiksel olarak analiz edilmiştir. Sonuçlar karşılaştırıldığında, başlıca yabancı dil ders saatlerinin yetersizliği, bireysel yabancı dil öğreniminde sorunlar, genel Almanca öğretiminin yanında mesleki yabancı dil derslerinin eğitim-öğretim programlarında yeterince yer almaması ile mesleki alanda dilsel iletişim sorunları bir eksiklik olarak ortaya çıkmıştır. Bunun yanında farklılık testlerinin istatistiksel çözümlenmesinde ve yorumlanmasında yüzde ve bağımsız gruplar tek örneklem t-testi analizleri kullanılmıştır. Ölçeğin Cronbach Alpha iç tutarlılık katsayısı 0.92 olarak hesaplanmıştır. Bu çalışma ile Almancanın yabancı dil olarak öğretimine yönelik Turizm eğitimi veren yükseköğretim kurumlarında daha etkin bir program geliştirilmesine katkı sağlanması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Turizmde yabancı dil öğretimi, mesleki yabancı dil öğretimi, turizm Almancası, turizmde mesleki Almanca.
Alternatif öğretim yöntemlerinin Almanca dört temel dil becerisine etkisi
Geleneksel yabancı dil öğretim yöntemleri ile ilgili birçok çalışma yapılmış, ancak alternatif yöntemlerle ilgili yapılan çalışmaların sayısı sınırlı kalmıştır. Yabancı dil öğretiminde geçmişten günümüze kadar kullanılan geleneksel yöntemlerin öğrenciler üzerinde etkililiği kalmamış, bu yöntemler artık öğrencilerin ilgisini ve dikkatini çekememektedir. Bu yüzden de öğrencilerin dikkatini çekebilecek ve yabancı dil becerilerini geliştirebilecekleri alternatif öğretim yöntemlerine ihtiyaç duyulmuştur. Bu çalışmanın amacı, ikinci yabancı dil olarak Almanca dersinde kullanılan alternatif öğretim yöntemlerinin Türkiye'deki Anadolu liselerindeki öğrencilerinin Almanca dört temel dil becerilerine etkisini incelemektir. Çalışmanın temel hedefine yönelik 2018-2019 Eğitim-Öğretim yılında bu yöntemlerin uygulanması için bir pilot çalışma yapılmış, 2019-2020 Eğitim-Öğretim yılında da bu yöntemler, Diyarbakır'daki 85. Yıl Milli Egemenlik Anadolu Lisesindeki dokuzuncu sınıflarda kullanılarak uygulanmıştır. Bu çalışmada yarı deneysel desen yöntemi kullanılmıştır. Öğrenciler deney ve kontrol grubu olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Deney grubunda alternatif yöntemlerle (Grupla Dil Öğrenme Yöntemi, Telkin Yöntemi, Yabancı Dili Geliştirme Yöntemi ve Süreç Odaklı Yazma Yöntemi), kontrol grubunda ise geleneksel yöntemlerle (İletişimsel Dil Öğretim Yöntemi, İşitsel-Dilsel Yöntem ve Dilbilgisi Çeviri Yöntemi) 24 hafta boyunca haftada 2 saat ders işlenmiştir. Her üç ayda bir deney ve kontrol grubuna başarı testi uygulanmış, yani birinci başarı testi kasımda ikinci başarı testi de şubatta olmak üzere toplamda iki ölçüm yapılmıştır. Bu ölçümlerde eş değer sorular sorulmuştur. Araştırmanın verileri bilgisayar ortamında SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) 17.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiş, analizlerde t-Testi kullanılmıştır. Yapılan analiz sonucunda deney ve kontrol grubuna yapılan birinci ölçüm sonucunda bu iki grubun dinleme ve konuşma becerileri arasında anlamlı fark bulunmuştur, ancak okuma ve yazma becerileri arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Deney ve kontrol grubuna uygulanan ikinci ölçüm sonucunda ise deney grubu okuma, yazma, dinleme ve konuşma becerilerinde daha başarılı olmuştur. Bu çalışmanın yabancı dil öğretimine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Alternatif öğretim yöntemleri, geleneksel yöntemler, yabancı dil dersi, dört temel dil becerisi.
Öznel anlamda kullanılan kipsel fiillerin beyin temelli öğrenme prensiplerine göre öğretilmesi
Bu çalışmanın odak noktasını Almanca kipsel fiillerin öznel kullanımı ve beyin temelli öğretim prensiplerine göre öğretimi oluşturmaktadır. Bunun yanısıra kipsel anlam içeren dilsel öğeler de bu çalışmada yerini almıştır. Tarz anlamı veren bütün dilsel öğeleri Türkçe ile karşılaştırılarak işlemek de bu tezin yan amaçları arasındadır. Uygulama bölümünde beyin temelli öğrenme prensiplerine uygun bir ders akışının bu tezin odak noktasını oluşturan kipsel fiillerin öğrenilmesinde kolaylık sağlayacağı hipotezinin doğrulanması hedeflenmiştir. Uygulama kısmındaki katılımcıların ön test ve son test başarıları arasındaki analizi sonrası "kipsel fiiller" konusu hakkında tespitler ve öneriler yapılmaya çalışılmıştır. Elde edilen verilerden yola çıkarak üniversitelerde yabancı dil öğretimine yönelik didaktik önermelerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kipsel Fiiller, Kipsel Fillerin Öznel Kullanımı, Öznellik, TürkçeAlmanca, Yabancı Dil Olarak Almanca
Synthesis Ex Circulus Vitiosus George Orwell'in "1984", Franz Kafka'nın "Yasanın Önünde" adlı yapıtların ve Christopher Nolan'ın "Memento" filminin Heidegger'in "Varlık ve zaman" eserinden eşya-şey-analizinin fenomenolojik çerçevesindeki karşılaştırmalı-varoluşsal yansıması
George Orwell'in "1984" (1949), Franz Kafka'nın "Yasanın Önünde" (1915) ve Christopher Nolan'ın "Memento" (2000) yapıtlarındaki olay örgülerinin çarpıcı benzerliği ve kahramanlarının duygusal gelişimi bizleri varoluşun sorgusallığını irdelemeye yöneltmiştir. Korku, çaresizlik, acı, kayıp, ihanet gibi duygular ve ölüm gerçekliği, incelenen yapıtlardaki ana karakterlerin "Yasanın Önünde" yapıtında taşralı adam; "1984" yapıtında Winston Smith ve "Memento" filminde Leonard Shelby, başına gelenler ve onların yaşamlarını etkileyen ruh hallerinin birer yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada ise alman filozof Martin Heidegger'in "Varlık ve Zaman" (1927) başyapıtı ile temellendirilen bu eserleri varoluşçuluk felsefesini de göz önünde bulundurarak Heideggerden yola çıkarak "kendini kendinde gösteren" bir bilim ve felsefe akım olarak tanımlayabileceğimiz fenomenolojik yaklaşım ve eleştirel bakış açısıyla sunduk. Heidegger'in Eşya-Şey-Analizi bize ilgili yapıtları yorumlamak için daha derin bir bakış açısı sağlamıştır. Bu yapıtların irdelenmesinde "karşılaştırmalı yazın bilimi" disiplininden yararlanılmıştır. Bu çalışmada film ve yazın arasında bir köprü kurduğumuzdan karşılaştırmalı yazının medyalararasılık kavramını da dahil ettik. Bu çalışmanın ayırt edici özelliği yazın ile felsefenin karşılıklı olarak birbirini beslediğinin bir göstergesi olmasıdır. Bu yöntem, bize seçtiğimiz eserleri derinlemesine yorumlama olasılığını sunmuştur.