
14
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Acil servise başvuran organik fosfor entoksikasyonu olgularının değerlendirilmesi
ÖZET Bu çalışmada bölgemizdeki organik fosfor entoksikasyonu olgularının, demografik verileri, laboratuvar bulguları ve klinik özelliklerinin incelenmesi amaçlandı. Çalışmamızda, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İlk ve Acil Yardım Kliniğine 1998 yılı içinde başvuran organik fosfor entoksikasyonu olguları değerlendirildi. Prospektif nitelikteki bu çalışmada, 5 erkek ve 19 kadın olgu değerlendirildi. 5 olgu kaza, 19 olgu özkıyım nedeniyle oluşmuştu. Organik fosfor entoksikasyonu olgularının demografik verileri değerlendirildiğinde: olguların yaş ortalaması 24±ll'dir, cinsiyetine göre olgular incelendiğinde, olguların büyük kısmının kadın olduğu tespit edildi (19 olgu, %79.2); kadın/erkek oranı 3.8/1 olarak bulundu. Olgular yaşlarına göre değerlendirildiğinde %54.2'sinin 20 yaş altında, %83.3'ünün 30 yaş altında olduğu görüldü. Özkıyım nedeniyle başvuran olguların büyük kısmının bekar olduğu tespit edildi (%58.4) (p<0.05), Olguların büyük kısmının ilkokul (16, %66.7) mezunu olduğu ve çoğunun düşük (14, %58.3) ekonomik statüde olduğu saptandı. Acil birime başvuru sırasında olguların %79.2'sine periferde atropin uygulanmıştı. PAM ise olguların %29.2'sine acil birimde uygulanmıştı. EKG'leri incelendiğinde, taşikardi 14 olguda (%58.3), ST değişikliği 13 olguda (%54.2), T değişikliği 3 olguda (%12.5) görülürken; bradikardi olguların hiçbirinde görülmedi. Atropin ve PAM'in birlikte kullanıldığı olgularda daha yüksek oranda aritmiler görüldü, ancak anlamlı istatistiksel farklılık saptanmadı (p>0.05). Olguların biyokimyasal değerleri incelendiğinde, hipokalemi 8, hiponatremi 4, hipokloremi 2 olguda bulundu. Ortalama glikoz, SGPT, CK ve LDH değerlerinin normalden yüksek olduğu görüldü. Bizim çalışmamızda lökosit değeri olguların büyük çoğunluğunda (21 olgu) yüksek bulundu (18.800±8.800, 6.700-38.000). Eritrosit değerleri ise 6 olguda yüksek, 1 olguda düşük bulunurken; 17 olguda normal sınırlardaydı. Diğer parametreler belirgin etkilenmemişti. Zehirlenen olguların semptom ve bulgularının görülme sıklığı incelendiğinde, en sık görülen semptom ve bulgular: kusma (18, %75), bayılma (17, %70.8), taşikardi ve uyuklamaydı (14, %58.3). Sonuç olarak; 1. Olgularımızda ciddi aritmiler (supraventriküler ve ventriküler taşikardi) saptamadık. 2. Bölgemizde organik fosfor bileşikleri ile entoksikasyonlar genç bireyleri, özellikle genç bekar kadınları etkilemekte, bunlarında büyük bir çoğunluğu özkıyım amaçlı olmaktadır. 33
Masif splenik travmaya bağlı gelişen kontrolsüz hemorajik şok modelinde sıvı ressusitasyonu
32 ÖZET Travmalarda dalak yaralanması ve buna bağlı olarak kontrol altına alınamayan hemorajik şok sık olarak görülmektedir. Bu tür vakalarda genel yaklaşım tedavide öncelikle sıvı ressusitasyonu, sonrasında vital bulgularda kötüye gidiş mevcut ise splenektomi yapmaktır. Sıvı ressusitasyonunda kullanılacak sıvı ve miktarı cinsine göre değişmekte olup halen öncelikle hangisinin kullanılması gerektiği tartışmalıdır. Bu çalışma, masif splenik travma nedeniyle kontrol altına alınamayan hemorajik şokta sıvı ressusitasyonunda kullanılan sıvıler arasında fark olup olmadığını araştırmak için planlanmıştır. 42 adet Spraque-Dawley cinsi erkek sıçan kullanıldı. Her biri 6'şar denekten oluşan 7 gruba ayrıldı. Grup 1 (Kontrol): Herhangi bir müdahale ve tedavi yapılmadan takip edildi. Grup 2 ( ŞOK ): ŞOK protokolü uygulandıktan sonra herhangi bir tedavi yapılmadan takip edildi. Diğer grupların hepsinde ŞOK protokolü uygulandıktan sonra 15. dakikada sıvı ressusitasyonu uygulayıp, 45. dakikada splenektomi yapıldı. Grup 3 ( ŞOK+ %7.5 NaCI ): % 7.5 NaCI solüsyonu 7.5 ml/kg/h infüzyonu başlandı. Grup 4 ( ŞOK+ RL 35 1): RL solüsyonu 35 ml/kg/h infüzyonu başlandı. Grup 5 ( ŞOK+ RL 70 ): RL solüsyonu 70 ml/kg/h infüzyonu başlandı. Grup 6 ( Ş0K+ % 0.9 NaCI 35 ): % 0.9 NaCI solüsyonu 35 ml/kg/h infüzyonu başlandı. Grup 7 ( Ş0K+ %0.9 NaCI 70 ): % 0.9 NaCI solüsyonu 70 ml/kg/h infüzyonu başlandı.33 Her yedi gruptaki sıçanlardan, O, 15, 30, 45, 60 ve 120. dakikalarda hematokrit ölçümü yapıldı. Her yedi gruptaki sıçanlardan O, 15, 30, 45, 60, 75, 100 ve 120. dakikalarda nabız ve OAB ölçümleri yapıldı. Kontrol grubu hariç tüm deneklerin postmortem batınları tekrar açıldı hemoraji miktarı hesaplandı. Elde edilen verileri değerlendirdiğimizde grup 4 ve grup 5'in 120. dakikada vital bulgular ve sağkaiım açısından diğer gruplara göre anlamlı fark bulundu (p<0.05). Sonuç olarak diyebiliriz ki; kontrol altına alınamayan hemorajik şoklu vakalarda sıvı resusitasyonunda kullanmak üzere seçilecek sıvıde OAB'yi yükseltmeyi beklemekten ziyade kanama miktarını azaltan ve sağ kalımı artıran özelliklere sahip olmasını beklemeliyiz. Yapmış olduğumuz deneyde RL solüsyonunun diğer sıvılere göre bu kriterlere daha uygun olduğunu, kendi içinde de düşük doz RL kullanımının daha iyi sonuçlara sahip olduğunu tespit ettik.
Yatak başı kapiller kan -hidroksibütirik asit ölçümünün diyabetes mellitus un acil metabolik komplikasyonlarını öngörmedeki değeri
İdrarda ya da kanda, keton varlığının gösterilmesi, diyabet hastalarında diyabetik ketoz (DK) ve ketoasidozun (DKA) tanı ve tedavisinin yönlendirilmesinde acil servis hekiminin klinik kararını etkileyebilir. Amaç: Çalışmamızın amacı, acil serviste DKA ve DKlı hastaların belirlenmesinde, yatak başı kapiller kan ketonu ölçümünün, referans test ölçümleri ile uyumunu ve bu testin klinik bir belirleyici olarak etkinliğini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi İlk ve Acil Yardım Anabilim Dalı Acil Servisinde 26.04.2001 ile 19.10.2001 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Acil servise medikal şikayetlerle gelen, parmak ucu kan şekeri 200 mg/dl ve üstünde olan hastalara, parmak ucu kapiller kan -hidroksibütirik asit (HBA) düzeyine bakılmış, 0.1 mmol/L ve üzerinde kapiller kan HBA düzeyi olan hastalar çalışmaya dahil edilmiştir Sonuçlar: Çalışmamızın tamamlandığı 6 aylık dönemde acil servisimize başvuran 479 diyabet hastasının geliş kan şekeri 200 mg/dl ve üzerinde olan 277 hastanın 171inde yatak başı kapiller kan HBAsı 0.1 mmol/L ve üzerinde bulunmuş ve çalışmaya dahil edilmiş ancak, çeşitli nedenlerle 32 hasta çalışmadan çıkarılmış, veriler 139 hastada değerlendirmeye alınmıştır. 139 hastanın 48zinde kan +HBA düzeyi 4.39 mg/dl ve üzerinde bulunmuş, ölçümlerinde düzeltilmiş kan pHsı 7.3 ve altında bulunan 18 hasta DKA, diğer 30 hasta DK olarak kabul edilmişlerdir. DK ve DKA tanısı olan 48 hasta ile ketozu olmayan hastalar (91) karşılaştırılmıştır. Her iki grup Z skorları, eşleştirilmiş t testi kullanılarak karşılaştırıldığında ölçümler arasında fark olmadığı görülmüştür (p=0.999). DK ve DKAyı belirlemede kapiller kan HBA ölçümünün, idrar dip testinin, anyon açığının ve bikarbonat düzeylerinin duyarlılık ve özgüllüğü sırasıyla %91 ve %45, %82 ve %54, %63 ve %43, %93 ve %22 bulunmuştur. Tartışma: Diyabet hastalarında, yatak başı kapiller kan HBA ölçümü ile, referans test ölçümleriyle belirlenen venöz kan HBA düzeyleri arasında anlamlı bir fark yoktur. Kapiller keton ölçümleri diyabet hastalarında DK ve DKA?yı belirlemede pratik ve yararlı bir yöntem olabilir. İdrar dip testleri DKA ve DK hastalarını ayırmada faydalı olmayabilir.
İnme populasyonun demografik özelikleri, başvuru süreleri ve geç başvuru nedenlerinin yeni tedavi yaklaşımları üzerine etkisi
İnme tanısı konan hastaların demografik özelliklerini tanımlamayı, şikayetlerin başlangıcı ile hastaneye başvuru arasında geçen süreyi saptamayı, geç başvuru nedenlerini ortaya koymayı amaçladık. Çalışma, 17 Nisan 2001 - 31 Ağustos 2001 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi İlk ve Acil Servisine bilinç düzeyinde değişiklik ya da serebrovasküler olay düşündüren şikayetler ile başvuran hastalar için önceden hazırlanmış çalışma formu doldurularak yapıldı. 17 yaşın altında, travma nedeni ile başvuran, inme dışında başka bir tanı alan, formları eksik doldurulan hastalar çalışmanın dışında bırakıldı. Çalışmaya alınan 117 hastanın yaş ortalaması 63.59 13.66 olup, 69?u (%59) erkek, 48i (%41) kadın idi. 70 (%59.8) hastaya Aİİ, 31 (%26.5) hastaya İntrakraniyal kanama tanıları konuldu.. Aİİ tanısı alan hastalar şikayetlerinin başlangıcı ile acil servise geliş zamanları arasında geçen süre açısından değerlendirildiklerinde 6 (%8.6) hastanın ilk 1 saat içerisinde, 12 (%17.1) hastanın 1-3 saat içerisinde ve 10 (%14.3) hastanın 3-6 saat içerisinde başvurduğunu saptadık. Bu hastalardan ilk 3 saat içerisinde başvuran ve olası bir trombolitik tedavi için kontrendikasyonu bulunmayan hasta sayısının 4 olduğunu bulduk. 180 dakika üzerinde başvuran hastalar değerlendirildiklerinde, 48 (%53.3) hastanın başka bir hastaneye başvurduğu için, 10 (%11.1) hastanın ulaşım sorunları nedeniyle geç kaldıklarını, 32 (%35.6) hastanın da yakınlarının olmadığı, ihmal edildiği, belirtilerinin geçeceğini düşündüğü ve/veya belirtilerini fark etmediği için geç başvurduklarını saptadık. Sonuçlarımızı literatür verileri ile karşılaştırdığımızda hastalarımızın demografik özelliklerinin, inme hastalarının dağılımının benzerlik gösterdiğini ve hastaların inme başlangıcı ile acil servise geliş zamanları arasında geçen süre açısından çalışmamızın sonuçları ile literatürdeki sonuçlar arasında fark olmadığını saptadık. Gecikme nedenleri açısından karşılaştırma yaptığımızda, başka bir hastaneye başvurmak ve yalnız yaşamak gibi ön planda olan nedenler ile literatür sonuçlarının paralellik gösterdiğini, ulaşım sorunu nedeniyle geç başvurunun ülkemize özgü bir sorun olduğunu bulduk. Çalışmamızda çözüm önerileri ile ilgili bir araştırma yapmasak ta, elde ettiğimiz bulgular inme hastalarının hastalıkları ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmadıkları yorumunu yapmamıza izin vermektedir. Benzer şekilde inme hastalarının ileri tedavi olanaklarının olmadığı diğer sağlık kurumlarından geç sevk edilmeleri de primer sağlık hizmetlerini yürüten sağlık çalışanlarının inme tanı, tedavisi ve önemi hakkında bilgilendirilme gerekliliğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu amaçla yurt dışında yıllardır yürütülen ve zaman içinde eksik yönleri tartışılan bilgilendirilme ve eğitim kampanyaları ve çalışmalarında ki öneriler doğrultusunda ülkemiz gerçeklerine uygun eğitim programları, acil reorganizasyonları ve pazarlama stratejileri geliştirilmelidir.
Künt karın travmasına bağlı gelişen karın içi kanamaların tanısında acil tıp hekimi tarafından yapılan ultrasonografinin etkinliği
Giriş: Ultrasonografi travma merkezlerinde kullanımı son yıllarda artan bir tanı yöntemidir. Bizde merkezimizde künt abdominal travmayı takiben oluşan karın içi serbest sıvıyı acil tıp hekimin saptamasındaki yeterlilik düzeyini tespit etmek için bu çalışmayı düzenledik. Gereç ve yöntemler: Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi acil servisine 1 yıllık sürede başvuran hastalar üzerinde yaptığımız klinik ve prospektif bir çalışmadır. Kesin tanı yöntemi olarak klinik takip ( DPL, CT, laparotomi) alındı. Yaptığımız ultrasonografi sonuçları klinik takip sonuçları ile karşılaştırıldı. Sonuçlar: Çalışma periyodu boyunca 1100 travma hastasından 447 (% 40,6) tanesine ultrasonografi uygulanarak çalışmaya alındı. 5 hasta takip aşamasında çalışma dışı kaldı. Geriye kalan 442 hastadan 36 (% 8,1) tanesinde karın içi kanama tespit edildi. Bunlardan 18 (% 50) tanesine acil laparotomi uygulandı. Çalışmamızın duyarlılığı % 86 ve seçiciliği % 99 olarak bulunmuştur. Tartışma: Bizim çalışmamızın sonuçlarına göre künt karın yaralanmalı hastalarda acil tıp hekimlerince yapılan acil abdominal ultrasonografi güvenilir düzeydedir.
Acil servise başvuran çocuk hastaların girişimsel reclasyon ve analjezezisinde intramuskuler yoldan uygulanan ketaminin uyanma döneminde ortaya çıkan yan etkileri üzerine midazolamın etkisi
Acil servise başvuran 65 yaş üstü hastaların mental durum değerlendirmesinde standardize mini mental test ve brife mental state examination'ın karşılaştırılması
Acil serviste özel bir populasyon olan yaşlı hastaların mental durum değerlendirmeleri fizik muayeneleri kadar önemlidir. Yaşlı hastalarda sık görülen kognitif bozuklukların erken saptanması ve tedavi edilebilmesi için acil serviste kısa, kolay uygulanabilen, standart bir testin kullanılması önem kazanmaktadır. Bu çalışmada bu özellikleri taşıyan bir test saptamak amaçlanmıştır. Bu prospektif çalışmada 1 Ağustos- 30 Kasım arasında acil servise başvuran 65 yaş üzerindeki ardışık 300 hastaya BMSE ve SMMT testleri uygulanmıştır. Test skorları acil hekiminin mental durum yargısı ile karşılaştırılmıştır ve uyumu araştırılmıştır. 2 ay sonra 110 hastaya aynı testler tekrar uygulanarak skor farklarının prognoza etkisi araştırılmıştır. Çalışmada BMSE (p<0.001) ve SMMT (p<0.001) test skorlarının yaş grupları ile ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Yaş ilerledikçe skorlarda kötüye gidiş saptandı. Erkeklerin test skorlarının kadınlara göre (SMMT p<0.001, BMSE p=0.003), evli olanların test skorlarının dul olanlara göre daha iyi olduğu (SMMT p=0.001, BMSE p=0.001) saptandı. Meslek gruplarına bakıldığında emekli olanların test skorlarının diğerlerinden daha iyi olduğu saptandı (SMMT p<0.001, BMSE p=0.003). Eğitimin test skorlarını etkilediği, ilkokul mezunlarının skorlarının en düşük olduğu saptandı (SMMT p<0.001, BMSE p=0.001). Nörolojik muayenesi normal olanların test skorları anormal olanlardan daha iyi bulundu (SMMT p<0.001,BMSE p<0.001). Çalışmada hastaların test skorları ile hekimin mental durum yargısı arasındaki uyum düşük oranda bulundu. Buna hekimlerin mental durum değerlendirmesi sırasında standart bir sorgulama tekniği uygulamamaları ve mental durum yargısını belirlerken iyimser davranmalarının sebep olabileceği düşünüldü. SMMT ve BMSE testlerinin orta derecede uyumlu olmasıyla acil serviste mental durum muayenesinde kullanılabileceği sonucuna varılmıştır (kappa 0.40, p<0.001). SMMT'ye göre BMSE'nin sensitivitesi %79, spesifısitesi %60 olarak bulundu. BMSE ve SMMT skorları acil hekiminin mental durum yargısı ile düşük oranda uyumlu bulunmuş ve kısa dönem prognoz hakkında bilgi vermemiştir. Çalışma sonucunda SMMT ve BMSE testlerinin acil serviste hızlı, kolay uygulanabilir testler olduğu görülmüştür. Acil servise başvuran hastaların mental durum muayenesinde standart bir yöntem olarak kullanılabilir.
Acil serviste çekilen akciğer grafilerinin nontravmatik göğüs veya nefes darlığı ile başvuran hastalarda klinik tanı ve tedaviye katkısı
Ac grafisi, acil servislerde en çok kullanılan görüntüleme yöntemlerinden biridir. Ac grafisinin acil servislerde uygun ve verimli kullanılması, grafiden klinik ve ekonomik açıdan yüksek kazanç sağlanması için çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Acil servisimize non travmatik göğüs ağrısı ve / veya nefes darlığı ile başvuran hastalara çekilen ac grafisinin klinik tanı ve tedaviye katkısını ve hekimlerimizin ilk tedavi planları ile son tedavi planları arasındaki tutarlılığı araştırmayı amaçladık. Bu kesitsel çalışma, Dokuz Eylül Üniversitesi acil servisine 01 Temmuz- 01 Eylül 2000 tarihleri arasında non travmatik göğüs ağrısı, ve / veya nefes darlığıile başvuran 18 yaş üstü, 387 ardışık hasta ile gerçekleştirilmiş ve her hastaya ac grafisi çektirilmiştir. Grafi sonucuna göre tanı ve tedavi planı değişen hastalar ile yaş ortalaması arasındaki ilişki student t testi ile hesaplanmıştır. Tanı ve tedavi planı değişen hastalar ile cinsiyet, özgeçmiş, başvuru şikayeti, ön tanı, grafi indikasyonu, grafiği tekniği, grafi bulgusu, klinik ön tanı- radyolojik tanı uyumu, son tanı ve son tedavi planı arasındaki ilişkiler ki- kare testiyle değerlendirilmiştir. İlk tedavi planı ile son tedavi planı arasındaki tutarlılık kappa tutarlılık testiyle belirlenmiştir. 387 hastanın 50'sinde (% 12,9), ac grafisi sonrası tanı ve tedavi planında değişiklik saptanmıştır. Ac grafisi sonrası tedavisi yeniden planlanan hastalarda yaş( p= 0. 12 ), cinsiyet ( p= 0. 508 ), özgeçmiş ( p= 0. 68 ) ve grafi tekniği ( p= 0. 82 ) gibi özellikler ile tedavi planı değişikliği arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır. Başvuru şikayeti ( p= 0. 001 ), ön tanı ( p= 0.001), ilk tedavi planı ( p= 0. 012 ), grafi indikasyonu ( p= 0. 001 ), klinik ön tanı - radyolojik tanı uyumu ( p = 0. 001 ), grafi bulguları ( p= 0. 001 ), son tanı ( p= 0. 001 ) ve son tedavi planı ( p= 0. 002 ) özellikleri ile ac grafisi sonrası tedavi planı değişen ve değişmeyen hastalar arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır. Hekimlerin ilk- son tedavi planları arasındaki tutarlılık ( kappa = 0. 68, p= 0. 001) anlamlı bulunmuştur.62 Nefes darlığı ile başvuran hastalarda, pnömoni, pnömotoraks, KOAH, ac tümörü komplikasyonları ve konjestif kalp yetmezliği düşünülen olgularda ac grafisinin klinik tanı ve tedaviye katkısının yüksek olacağını, komplike olmayan astım, diğer ac hastalıkları, nonspesifik göğüs ağrısı ve diğer kalp hastalıklarında katkının düşük olacağını ve rutin grafilerin katkısının hemen hemen hiç olmayacağını düşünüyoruz. Daha çok sayıda olguyla, randomize, kör ve ileri çalışmalar yapılmasının yararlı olacağı düşüncesindeyiz.
Acil tıp uzmanlarının bilgisayarlı beyin tomografilerini yorumlamada doğruluk derecelerinin araştırılması
BBT, acil servislerde hastaların değerlendirilmesinde sık kullanılan bir görüntüleme yöntemidir (24,25). Yazarlar tüm acil servis hastalarının %3' ne BBT çekildiğini belirtmektedirler (24). Acil servislerde çekilen BBT' nin uygun şekilde yorumlanması ve bu yorumların doğrultusunda alınacak cerrahi veya medikal tedavi kararlan, potansiyel olarak hasta morbidite ve mortalitesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışma Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisinde 1 Haziran - 30 Temmuz 2000 tarihleri arasında prospektif olarak yapıldı. Çalışmamızda acil tıp uzmanlarının BBT yorumlarının mutlak doğruluğu ve herhangi bir uyumsuzluğun klinik olarak anlamlı olup olmadığı değerlendirildi. Radyolog yorumu altın standart olarak kabul edildi. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS 8.0 for Windows bilgisayar programı ile Kappa istatistiği kullanılarak yapıldı, p<0.005 anlamlı kabul edildi. Çalışmaya BBT istemi yapılan ardışık 209 hasta alındı. 209 hastanın 67' sine (%32) travma nedeniyle, 43' üne (%20) fokal defısit, 26' sına (%12) bilinç değişikliği, 22' sine (%10) başağrısı, 19' una (%9) vertigo, 12' sine (%6) nöbet ve 20 (%9) hastaya da çeşitli nedenlerle (menenjit, ansefalit, senkop etyolojisi vb) BBT çekildi. 209 olgunun BBT' si radyolog ve ATU' 1ar tarafından birbirinden bağımsız şekilde yorumlanarak karşılaştırıldı. Yorumdaki uyumsuzluklar vakaların %42' sinde bulundu. Ancak klinik olarak potansiyel öneme sahip yorum uyumsuzluğu %31 oldu. ATU tarafından yorumlanan majör bulguların radyologa göre duyarlılığı %63 oldu. ATU' nun minör bulgulardaki duyarlılığı ise %41 oldu. Serebral infarkt bulgusu, ATU tarafından gerek majör yanlış negatif gerekse majör yanlış pozitif olarak en sık hatalı şekilde yorumlanan bulgu oldu. Minör yanlış negatif bulgular içinde en sık rapor edilmeyen bulgu ise kalsifikasyon oldu. ATU' nun majör yanlış negatif ve minör yanlış negatif BBT yorumlarında radyologa göre uyumsuzluğu yüksek bulundu. Ancak bu uyumsuzluğun klinik gidişi olumsuz yönde etkilemediği bulundu. Acil uzmanlarının yorumlama eksikliği bu konuda formal bir eğitim almamalarından kaynaklanabilir. Bununla beraber literatürde önerildiği gibi acil uzmanlarına yönelik hızlandırılmış eğitimler bu uyumsuzluğu azaltabilir. Bazı patolojik bulguların düşük oranda yorumlanması, ATU tarafından bu bulgulara ait BBT görüntülerinin gözden geçirilmesini gerektirebilir. Gelecekte hızlandırılmış eğitim alan acil uzmanları ile benzer çalışmaların yapılarak bizim çalışmamızın sonuçları ile kıyaslanması uygun olacaktır.
Acil serviste hasta memnuniyetini etkileyen faktörlerin analizi
VII. ÖZET Amaç: Acil Servise başvuran hastalardan alınan bilgiler doğrultusunda hastanın memnuniyetini etkileyen faktörleri tespit etmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma bir analitik kesitsel çalışmadır. 14 günlük zaman dilimi içinde acil servise başvuran 18 yaş üstünde olan ve iletişim kurulabilen hastaların demografik bilgileri, balam özellikleri ve memnuniyetleri hakkında bilgi toplandı. Hastalardan acil serviste gördüğü tüm hizmet, doktor davranış ve tecrübe, hemşire davranış ve tecrübe, triaj, hastane teknik donanım ve temizlik, bilgilendirme, toplam kalış süreleri hakkındaki memnuniyetlerim 5'li Likert skalasına göre belirtmeleri istendi. 4 ve 5 puan memnuniyet olarak kabul edildi. Hastaların yaş, cinsiyet, öğrenim durumu, medeni durumu ve sosyal güvencesi gibi demografik özelliklerinin, bakım zamanı, içeriye alınma şekli, alındığı bölüm, reçete verilmesi gibi acil serviste gördüğü bakım özelliklerinin genel memnuniyetleri üzerine etkileri araştırıldı. Bulgular: Çalışma dönemi boyunca acil servise başvuran ardışık 1113 hastanın 1019'u (%91.6) çalışmaya alındı. Acil serviste gördüğü hizmetin tümünden memnun kalan hasta sayısı 962 (%94.4) idi. Doktor davranışı (p=0.000), doktor tecrübesi (p=0.000), triaj memnuniyeti (p=0.000), acil servis içinde bilgilendirme (p=0.000), acil servisten giderken bilgilendirme (p=0.000), hastane temizlik durumunun (p=0.000) genel memnuniyet üzerine istatistiksel anlamlı etkisi bulundu. Hemşire davranışı (p=0.035), hemşire tecrübesi (p=0.045) ve hastane donanım durumunun (p=0.012) genel memnuniyet üzerine etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Hastaların genel memnuniyeti ile gelecekte aynı kuruluşu tercih etme isteği korelasyon göstermiştir (p=0.000). Diğer parametrelerin genel memnuniyet üzerine anlamlı etkisi gözlenmedi. Sonuç: Hastaların acil serviste memnuniyetini etkileyen faktörler, hastaya sağlanan bakım kalitesi ve hastaneye ait özelliklerdir. Özellikle hekim tecrübesinin etkisi belirgindir. Hastaya ait özellikler memnuniyeti etkilememiştir. 48
Metaclopramid'in akatizi oluşturma insidansı ve şiddetine veriliş yolunun etkisi
ÖZET GİRİŞ Acil servise bulantı/kusma, baş ağrısı nedeniyle başvuran hastalara metoklopramid (MKP) 'i 2 dk IV hızlı infüzyon veya 15 dk IV yavaş infüzyon şeklinde vermenin akatizi insidansına, şiddetine, görülme zamanına etkisini araştırmak amacıyla bu çalışmayı planladık. METOD Tek merkezli randomize prospektif klinik çalışma Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi acil servisinde 12 temmuz 2001 ile 15 aralık 2001 tarihleri arasında yapıldı. Çalışmadan dışlama kriterleri dışında kalan ve bulantı/kusma, baş ağrısı nedeniyle MKP yapılan 17 yaş üstü bütün hastalar çalışmaya alındı. Çalışmaya ardışık olarak 320 hasta alınmıştır. Değerlendirmeye alınan 300 hastanın 235'i kadın 65'i erkekti. Bu hastaların 146'sına (%48.7) 10 mg MKP'i 2 dk IV hızlı infüzyon (hızlı infüzyon grubu), 154'üne (%51.3) ise 10 mg MKP'i 100 ml SF içinde 15 dk infüzyonla (yavaş infüzyon grubu) verildi. Hastaların yaş ve kilo ortalamaları, yavaş infüzyon ve hızlı infüzyon grubu için benzerdi. Hastaların 0 dk, 5 dk, 15 dk, 30 dk, 60 dk'daki akatizi skalası skorları hesaplandı. Bir saat sonunda hastaların şikayetlerinin geçip geçmediği evet hayır şeklinde değerlendirildi. Hasta memnuniyeti ve akatiziden başka diğer yanetkiler de çalışmamızda değerlendirildi. BULGULAR Hızlı infüzyon grubundaki 146 hastanın 36'sında (%24.7) akatizi gelişti. Yavaş infüzyon grubunda ki 154 hastanın 9 tanesinde (%5.8) akatizi gelişti. Akatizi oluşturma insidansı infüzyon grubunda hızlı infüzyon grubuna oranla daha az oldu. (p=0.000).Toplam 45 akatizinin;13'ü majör,16'sı orta, 15'i hafif akatizidir. Hızlı infüzyon grubundaki akatizi gelişen 36 hastanın 11 'inde major akatizi oldu. Major akatizi gelişme insidansı hızlı infüzyon grubunda, yavaş infüzyon grubuna göre daha fazla oldu (p=0.009 ). Oluşan akatizinin %95.5' i ilk 15 dk.da gelişti. Akatizi gelişimi ile yaş, cinsiyet, kilo, ek hastalık, alışkanlıklar, alerji, ilacın yapılış nedeni arasında istatistiksel ilişki bulunmadı. 43Yavaş infüzyon grubundaki 154 hastanın 139'unun (%90.8), hızlı infüzyon grubundaki 146 hastanın 137'sinin (%94.5) 60.dk da şikayetleri geçti. Hasta memnuniyetini ilacın veriliş şekli etkilemedi. Akatiziden başka yan etkiler açısından her iki grup arasında istatistiksel olarak bir fark olmadı. En sık görülen yan etki de her iki grupta sedasyon oldu. SONUÇ ve YORUM MKP'nin yavaş infüzyon şeklide uygulanması akatizi insidansını anlamlı derecede azaltmıştır. Majör akatizi gelişimi hızlı infüzyon grubunda daha fazladır. Uygulama süresinden bağımsız olarak akatizi ilk 15 dakikada ortaya çıkmıştır. Yaş, cins, kilo, ek hastalık, ilaç kullanımı, ilacın yapılış nedeni, alışkanlıklar ve alerji ile akatizi gelişimi arasında ilişki yoktur. MKP'yi yavaş infüzyon şeklinde uygulamak hızlı infüzyon kadar başağrısı, bulantı/kusma da etkilidir. Hasta memnuniyeti her iki grupta iyidir. Hasta memnuniyetini etkileyen en önemli faktör akatizi gelişimidir. MKP'in, PKP'e göre akatizi insidansının anlamlı derecede az olması nedeniyle acil servislerde vasküler başağrısında ve bulantıda MKP'in iyi bir tercih olacağı kanaatindeyiz. MKP hem hızlı infüzyon grubunda hemde yavaş infüzyon grubunda tansiyon arteriyel, nabız üzerine anlamlı bir değişiklik oluşturmamıştır. 44
Acil servise başvuran hastalara eşlik eden hasta yakınlarının ilk yardım bilgi düzeyleri ve etkileyen faktörlerin saptanması
VII. ÖZET İlk yardım herkes tarafından bilinmesi ve gerektiğinde uygulanması gereken, tıbbi malzemesiz yapılan, hayat kurtarıcı bir uygulamadır. Çalışmamızda acil servise başvuran hasta yakınlarının ilk yardım konusunda ne kadar bilgi sahibi olduklarını ve bunu etkileyen faktörleri saptamayı amaçladık. DEÜTF Erişkin Acil Servisi'ne 01-15 Şubat 2002 tarihlerinde 12-16 ve 20- 24 saatleri arasında başvuran hastaların yakınlarından çalışmaya alma kriterlerimize uyan 318 kişiye, demografik veriler ve ilk yardım bilgi düzeyini etkileyebilecek verilerden oluşan anket formunu doldurmalarını takiben ilk yardımla ilgili 16 adet çoktan seçmeli soru soruldu. Anket formundan elde edilen veriler kullanılarak hasta yakınları gruplara ayrıldı ve her bir grup bilgi düzeyi sorularıyla karşılaştırıldı. Hasta yakınları 16 adet bilgi sorusunun 7.16±3.14 gibi ortalama yarısını doğru cevapladı. Öğrenim durumu yüksek olan, sağlık personeli olan, ilk yardım kursu alan ilk yardım sertifikası olan ve sürücü ehliyeti olan kişiler daha başarılıydı. Bu sonuç, ilk yardım bilgi düzeyinin eğitimle ilişkisini göstermektedir. 28
Travma hastalarında karın içi basınç değişikliklerinin tanısal değeri
ÖZET Travma özellikle genç yaş grubunun daha fazla etkilendiği, önemli ekonomik kayıplara neden olan bir sağlık sorunudur. Tüm travma ölümlerinin yaklaşık %10'u karın travmasından kaynaklanmaktadır. Günümüzde kunt karın travması tanısında USG, DPL, ve BT sık kullanılan yöntemlerdir. Bu yöntemler yıllardan beri kullanılagelmiş ve kunt karın travmasını tanımadaki etkinlikleri çok sayıda yayında gösterilmiştir. Bu çalışmada; kunt karın travmalı hastalarda, ölçülen karın içi basınç değerlerini, rutinde sık kullanılmakta olan USG sonuçları ile karşılaştırmayı ve karın içi basınç ölçümlerinin klinikte kullanılabilecek güvenilir bir yöntem olup olmadığını saptamayı hedefledik. Çalışmamızda; Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Acil servisine 10.11.1998 ve 29.01.1999 tarihleri arasında travma nedeni ile başvuran, karın içi kanama şüphesi olan 17 yaşından büyük 20 hastanın "intravesikal kateter yöntemi" ile karın içi basınçları prospektif olarak ölçüldü. Sirozlu ve belirgin assiti, ilerlemiş gebeliği, dökümente edilmiş karın içi kitlesi, herhangi bir nedenle (meatusta kan vb.) mesane sondası takılamayan ve mesane perforasyonu tespit edilen hastalar çalışmaya alınmadı. Çalışmaya alınan hastaların 14'ü ( %70) erkek, 6'sı (%30) kadındı. Tüm hastaların yaş ortalaması 36.15±13.89'du. Travma şekilleri; 14'ü (%70) araç içi trafik kazası, 3'ü (%15) araç dışı trafik kazası, 3'ü (%15) yüksekten düşme idi. On hastada karın içi basınç yüksek, 10 hastada normal bulundu. Dört hastada karın içi kanama bulundu, 16 hastada ise karın içi kanama yoktu. İstatistiksel değerlendirme sonucunda; USG'nin karın içi kanamayı göstermesi açısından sensitivitesi %100, spesifitesi %93.7, PPV %80, NPV %100 bulundu. OKlB ölçümünün karın içi kanamayı göstermesi açısından sensitivitesi %100, spesifitesi %62.5, PPV %40, NPV %100 bulundu. Çalışmamızda acil servis içinde ölçülen OKlB'ın yanlış negatif sonuç vermediğini ancak çok sayıda yanlış pozitif sonuç verdiğini bulduk. Kunt karın travmalarında karın içi basınç ölçümünün etkinliğinin değerlendirilmesi için daha çok sayıda hastayı içeren klinik ve deneysel çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. 28
Akut ayak bileği burkulmasında anterior talofibular ligaman lezyonunu ve eklem effüzyonunu saptamada ultrasonografik bulguların tanısal tanısal değeri
ÖZET Ayak bileği burkulması acil servislerde en sık karşılaşılan bilek yaralanması tanışıdır. En sık içeburkulma (inversiyon) ile oluşur ve yaklaşık %80-90 'ında anterior talofibular ligaman (ATFL) zedelenmesi vardır. Kas iskelet sistemindeki yaralanmaların erken tanısı ideal tedavi için gereklidir Tanıda fizik muayene ve radyografik tetkikler kullanılmaktadır. USG, ligaman zedelenmesini göstermek için gittikçe artan sıklıkta kullanılan bir yöntemdir. Geçmişte yüksek frekanslı cihazlar ile yararlı sonuçlar elde edilmiştir. Acil servislerde zedelenme tanısında düşük frekanslı USG kullanımı yaygın değildir. Prospektif, metodolojik kliniğe dayalı çalışmamızda acil servise ayak bileği burkulması ile gelen hastalarda düşük frekanslı ultrasonografinin tanısal yararlılığını araştırdık. Çalışmamızda MR'ı altın standart olarak kullandık. USG bulgularını MR ile karşılaştırdık. Akut zedelenmiş eklemde eklem içi effüzyonunun saptanmasının ligaman yaralanması için anlamlı olduğunu MR bulguları ile kıyaslayarak gösterdik. Fizik muayene bulgularından dört adım yürüyememe bulgusu ligaman zedelenmesi açısından yararlı olabilir. Sonuçlarımızda sensivitesinin düşük olması düşük frekanslı USG'nin ATFL'yi doğrudan göstermedeki rezolüsyonun düşüklüğüne bağlıdır. Bununla beraber spesitivitesinin yüksek olması düşük frekanslı USG'nin, derinliği artırmak için su yastıkçığından yararlanılarak uygun teknik ile kullanıldığında eklem içi effüzyonu saptamada yararlı olduğunu gösteriyor. Ucuz, pratik zararsız bir tetkik olan ultrasonun acil servislerde ATFL zedelenme tanısı için kullanılabilinir. Daha geniş ve çok merkezli çalışmalar ile sonuçlar desteklenmelidir. 28