
14
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Hasta mahremiyeti yönünden bilgi güvenliği ve yeni medya ilişkileri: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi örneğinde risk yönetimi
Dünyadaki ve Türkiye'deki sağlık kuruluşlarında, kaliteli sağlık hizmetlerinin sunumu için belirlenen ve kurumlar tarafından uyulması gereken standartlar, sağlık sisteminin dinamik yapısı gereği sürekli olarak geliştirilmekte ve güncellenmektedir. Bu tezin ana argümanlarından biri; sağlıkta kalite geliştirme ve akreditasyonda gelecekte yapılacak olan gelişim ve güncellemelere katkı sunmaktır. Çalışma; Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Tıp Anabilim Dalında görevli akademik ve idari personellerle birimde sağlık hizmeti alan hasta ve hasta yakınlarının bilgi güvenliği ve mahremiyetlerinin, yeni medya araçlarıyla ihlal edilmesine neden olabilecek ramak kala olaylar belirlenmiş, risk analizleri yapılarak söz konusu risklere yönelik düzenleyici önleyici iyileştirici etkinlikler değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında, iş akışlarına engel olunmayacak şekilde ve gönüllülük esasına göre, hekim, hemşire ve destek personellerine yönelik dört ayrı toplantı düzenlenmiş, toplantılar isimler anonimleştirilerek kayıt altına alınmıştır. Toplantılarda belirlenen ramak kala olayların iş akışlarına etkisinin etki ve olasılık puanlama tabloları Dokuz Eylül Üniversitesi Risk Yönergesi kullanılarak oluşturulmuş, ardından da risk seviyeleri belirlenmiştir. Toplantılarda, hekim, hemşire ve destek personelleri tarafından toplam 25 ramak kala belirlenmiştir. Söz konusu çalışma gruplarıyla yapılan analize göre; bir ramak kala olayın risk seviyesi düşük risk, iki ramak kala olayın risk seviyesi orta risk, altı ramak kala olayın risk seviyesi yüksek risk ve 16 ramak kala olayın risk seviyesi çok yüksek risk olarak belirlenmiştir Kaliteli bir sağlık hizmeti sunumunun temel prensiplerinin; etkin, verimli, güvenli, adil, söz verilen zamanda ve hasta, hasta yakını ve çalışan odaklı sağlık hizmetinin verilmesi olarak tanımlanmasından yola çıkarak, söz konusu kaliteyi artırmaya ve bir mağduriyet yaşanmasının önüne geçilebilmesine yönelik belirlenen ramak kala olaylarla kök neden analizlerinin yapılması sonucu elde edilen veriler ışığında kurum içinde düzeltici önleyici iyileştirici etkinlikler planlanıp zaman içinde takip edilmesi gerekmektedir.
Sağlıkta Kalite Standartları Versiyon 6.0'ya göre hasta bakım kalitesiyle ilişkili standartlarında hasta yakınlarının bilgi düzeylerinin belirlenmesi (Eğitim Araştırma Hastanesi örneği)
Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi yataklı servislerinde hizmet alan hasta yakınlarının Sağlıkta Kalite Standartları-Hastane Seti Sürüm 6.0'ya göre verilmesi gereken hasta eğitimlerine yönelik bilgi düzeyini ölçerek üzerinde durulması gereken başlıkları tespit etmeyi amaçlamaktadır. Araştırma tanımlayıcı türdedir. 1 Eylül 2020- 30 Kasım 2020 tarihleri arasında ilk yatış ile tedavi gören 244 hastanın yakınına ulaşılmıştır. Anket soruları araştırmacı tarafından, SKS Hastane Seti Sürüm-6.0' daki hasta eğitim ve bilgilendirmeleri içeren standartlarından yararlanılarak hazırlanmıştır. Katılımcıların demografik özelliklerini içeren ve hasta bakım kalitesine ilişkin bilgi düzeyini ölçmeye yönelik sorular 5'li Likert cevap formatında oluşturulmuştur. Anket 24 soru, üç bölümden oluşmaktadır ve veriler yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Toplanan veriler SPSS 25.0 ve AMOS 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tek yönlü varyans analizi, Kruskal Wallis analizi ve boyutlar arasında fark yaratan grubu bulmak için ise Bonferroni uygulanmıştır. Katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine göre ölçeğin toplam puanlarını karşılaştırmak için tek yönlü varyans analizi uygulanmıştır. Bunun sonucunda, katılımcıların mesleklerine göre ölçeğin toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmektedir (p<0.05). Mesleği memur olan katılımcıların ölçeğin toplam puanlarının mesleği işçi olan katılımcılara göre daha fazla olduğu görülmektedir. Katılımcıların yatış sürelerine göre ölçeğin toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmektedir (p<0.05). Yatış süresi 10 günden fazla olan katılımcıların ölçeğin toplam puanlarının yatış süresi 0-5 gün ve 6-10 gün arasında olan katılımcılara göre daha fazla olduğu görülmektedir. Katılımcıların yatış sıklığına göre ölçeğin toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmektedir (p<0.05). Yatış sıklığı 3 ve daha fazla olan ölçeğin toplam puanlarının yatış sıklığı ilk defa ve 2 defa olan katılımcılara göre daha fazla olduğu görülmektedir. Araştırmamız da yapılan istatistiksel analizler sonucu katılımcılar tarafından verilen puanların ortalamanın üstünde olduğu, katılımcıların bilgi düzeyinin yüksek olduğu tespit edilmiştir.
Tıbbi Mesleki Eğitim program ve uygulamalarının, "Joint Commission International" Akademik Tıp Merkezi Hastanesi Standartları - Beşinci Versiyon'a göre akademik işbirliği çerçevesinde değerlendirilmesi: Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi örneği
Amaç: Dünyada hasta bakım kalitesinin optimal düzeyde geliştirilmesi, güvenli bir hasta bakımı ile, hasta ve çalışanlara yönelik risklerin minimuma indirilmesi, kalite iyileştirme ve hasta güvenliğinin sürekliliği için, hem hasta hem de organizasyonel yapı odaklı kalite ve akreditasyon sistemleri geliştirilerek sağlık sistemi içerisindeki kurumların değerlendirilmesine başlanmıştır. Joint Commission International (JCI), tüm ülkelerde sağlıkta kalite ve hasta güvenliği konusunda en iyi uygulamaları belirlemekte, ölçmekte ve paylaşmaktadır. Bu çalışmada, JCI Akademik Tıp Merkezi Hastanesi standartlarının, Ulusal Tıp Eğitimi Akreditasyon sistemine dahil bir Tıp Fakültesi ile sağlıkta kalite standartlarına göre sağlık hizmeti sunan bir üniversite hastanesinde değerlendirilmesi ve kullanılan JCI standartları ve ölçütlerine dayalı değerlendirme ölçekleri oluşturulması amaçlanmıştır. Yöntem: JCI- Hastane Standartları, (Akademik Tıp Merkezi Hastanesi Standartları Dahil) Tıbbi Mesleki Eğitim Standartları esas alınarak Stajyer ve Öğrenciler, Tıpta Uzmanlık Öğrencileri ve Öğretim Üyeleri için 3 ayrı ölçek geliştirilmiştir. Bu ölçekler Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesinde uygulamalara katılan Tıp Fakültesi öğrencileri, Tıpta Uzmanlık öğrencileri ve Öğretim Üyelerine uygulanmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel olarak tek yönlü ANOVA testi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Bu çalışma değerlendirme ölçeklerine verilen yanıtlara göre, tıbbi mesleki eğitimle ilgili olarak hastanedeki uygulamalara katılan stajyer, öğrenci ve eğitimcilerin bakış açısından JCI'nin "Tıbbi Mesleki Eğitim Standartları"nın gerekliliklerinin karşılanabildiği yönündeki görüşe katılma oranı en yüksek %37,4 olarak saptanmıştır. Tüm katılımcıların öngörülen standartlara dair içeriklerin kendileri açısından gerçekleşmediği ya da herhangi bir fikri olmadığı yönündeki genel eğilimleri en düşük %62,6 iken en yüksek %80,4 olarak saptanmıştır. Sonuç: Yeterli ve standart öğrenci beceri ve deneyimleri kazandıran uygulamalı tıbbi mesleki eğitim programlarının sürdürülmesi, izlenebilmesi ve hastanedeki uygulanan uluslararası bakım ve hasta güvenliği standartlarıyla entegrasyonunu için, hastane üst yönetiminde idari ve akademik bir teşkilatlanmadan oluşan "Mesleki Tıp Eğitimi Komisyonu/Komitesi" yapılandırılarak hastane organizasyon şemasına eklenmesi gereklidir. Anahtar Kelimeler: Tıbbi mesleki eğitim; Sağlıkta Kalite Sistemi; Akreditasyon; Hasta güvenliği; Kalite geliştirme; Akademik işbirliği; Joint Commission International; Akademik tıp merkezi standartları, Tıbbi gözetim; Görev tanımlaması.
Tıbbi laboratuvarda preanalitik süreçteki hata kaynaklarının belirlenmesinde ve önlenmesinde bir risk yönetim modelinin uygulanması
Amaç: Çalışmanın amacı bir tıbbi laboratuvarın kalite standartları doğrultusunda belirlediği hedeflerine ulaşmasına engel olan pre-analitik evrede ortaya çıkan hataların incelenmesi ve önlenmesine yönelik bir risk yönetim modelinin uygulanmasıdır. Yöntem: Bu çalışmada kullanılan veriler Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Merkez Laboratuvarı'nın 2013-2015 yıllarına ait "Hata Bildirim Formları Dökümü"nden elde edildi. Çalışmada kalitatif risk yönetimi tekniklerinden biri olan Failure Mode and Effect Analysis - Hata Türleri ve Etkileri Analizi (FMEA) kullanıldı. Öncelikle FMEA uygulanacak pre-analitik laboratuvar süreci tanımlandı ve FMEA çalışmasını yapacak ekip oluşturuldu. Ardından pre-analitik laboratuvar sürecinin akışı ve bu akışta tespit edilen hata türlerinin potansiyel etkileri belirlenerek, hata türünün şiddeti, olasılığı ve fark edilebilirliği hesaplandı ve potansiyel nedenler belirlendi. Bunun sonucunda yüksek riskli olan hata türlerinin ortadan kaldırılması veya azaltılması için eylem planı hazırlandı. Bulgular: Pre-analitik laboratuvar süreçleri FMEA ekibi tarafından "test istemi", "örnek alımı", "kimlik bilgisi tanımlama", "barkodlama" ve "örnek transferi" olarak tanımlandı. Pre-analitik laboratuvar süreçlerinde meydana gelen hatalar 9 hata türü altında sınıflandırıldı. En çok hatanın hasta kimlik bilgilerinin tanımlanması aşamasında olup, sayısı ve toplam hataların içindeki oranı 2013 yılında 71 (%29.58), 2014 yılında 81 (%29.89) ve 2015 yılında 102 (%53.97)'dir. Belirlenen hata türlerinin potansiyel etkileri ve nedenleri belirlendi, şiddet, olasılık ve fark edilebilirlik değerleri puanlandırıldı ve bu faktörlerin çarpımları hesaplanarak her biri için Risk Öncelik Sayısı (RPN) değerleri bulundu. Pre-analitik çalışma evresinde 576 puan ile en yüksek RPN değerine sahip hata türünün hastaların kimlik tanımlama sürecinde meydana geldiği görüldü. Sonuç: FMEA performans gelişimi için güvenilir bir araçtır ve proaktif olarak riskleri tanımlayan, önceliklendiren ve azaltan bir risk yönetim modelidir. Bir tıbbi laboratuvarın mevcut kalite yönetim sistemine dahil edilebilecek bir FMEA prosedürünün pre-analitik evrede hata oluşma olasılığını en aza indirmesi ve laboratuvar testlerinin kalitesini artırması beklenmektedir.
Sağlıkta kalite standartları (SKS) hastane (versiyon 5) yeni doğan yoğun bakım ünitesi standartlarının çalışanlar tarafından değerlendirilmesi: Diyarbakır kadın doğum ve çocuk hastalıkları hastanesi örneği
Amacı, Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışan sağlık çalışanlarının Sağlıkta Kalite Standartları Hastane (Versiyon-5) Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi standartları hakkında bilgi düzeylerini belirlemeye yönelik olan bu çalışma ilişkisel tarama modelinde yapılmak üzere tasarlandı. Çalışmanın evreni, Diyarbakır Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde çalışan toplam 73 hemşire ve hekim oluşturmaktadır. Araştırmamız; ilişkisel tarama modelinde tanımlayıcı bir çalışmadadır. Verileri elde etmede, Sağlıkta Kalite Standartları Hastane (Versiyon 5) Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi standartlarının temel alındığı ve araştırmacının oluşturduğu soru seti kullanıldı. Çalışmada kullanılan soru setinin iç tutarlılık analizinde Cronbach's alpha değeri kullanıldı. Verilerin çözümü ve yorumlanmasında veriler SPSS 16.0 programında parametrik olmayan testlerden Mann-Whitney Test ve Kruskal Wallis Test kullanıldı. sonuçlar %95'lik güven aralığında, anlamlılık p <0,05 düzeyinde değerlendirildi. Çalışmada; çalışanların Sağlıkta Kalite Standartları(SKS)-Hastane (Versiyon-5) Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi standartları hakkında bilgi düzeylerinin yüksek düzeyde (ort=3,39±0,38) olduğu, çalışanların yenidoğan yoğun bakım ünitesi standartları hakkında bilgi düzeyinin toplam çalışma sürrelerine göre anlamlı bir farklılık gösterdiği X2=15,483, P=0.008 (p<0.05), ve çalışma modelinden hareketle oluşturulan toplam 6 hipotezden 5'i kabul 1'i red edildi.
Klinik laboratuvarlarda çalışanların hasta güvenliği uygulamalarına yaklaşımı
Giriş ve Amaç: Hastadan numune alınmasından sonuçların bildirilmesi ve yorumlanmasına kadar geçen süreç doğru tanımlanmazsa oluşabilecek hatalar hastanın tanı ve tedavisini olumsuz etkileyecek ve hastanın iyileşme sürecini uzatarak hasta güvenliğini tehlikeye sokacaktır. Bu araştırma klinik laboratuvar çalışanlarının hasta güvenliği uygulamalarını değerlendirmek, farklı meslek grupları arasındaki değişkenliği tanımlamak amacıyla planlanmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı tipte hazırlanan araştırma 15 Haziran-15 Ağustos 2018 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini bir üniversite klinik laboratuvarlarında çalışan 130 personel oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında katılımcıların demografik bilgilerini içeren altı sorudan oluşan anket, hasta güvenliği yaklaşımlarını içeren 48 sorudan oluşan 5' li Likert Tipi ölçek kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin gruplar arası ya da gruplar içinde anlamlı farklılık olup olmadığını test etmek için Mann Whitney U-testi ve Kruskal Wallis H-testi, ikili grupların ölçümü için Mann Whitney U-testi kullanılmıştır. Sorular arasındaki ilişkinin derecesi ve yönü için ise Spearman testi uygulanmıştır. Bulgular: Katılımcıların %34,6'sının 40-49 yaş arasında, %64,6'sının kadın, %48,5'inin tekniker/teknisyen olduğu, %77,7'sinin de hasta güvenliği ile ilgili eğitim, seminer vb. katıldığı saptanmıştır. Katılımcıların çalıştıkları laboratuvarlara göre "Bu Laboratuvarda İnsan Kaynağı Yeterlidir", "Reddedilen Numuneler Kayıt Altına Alınır ve Raporlanır", "Elle ve Otomatik Çalışılan Testler İçin Panik Değerler ve Panik Değer Bildirim Sürecine Yönelik Kurallara Uyulur", "Hasta ve Çalışan Güvenliği Açısından Prosedür ve Talimatlar Vardır ve Yeterlidir" ve "İşimi Yapmak İçin Gerekli Eğitimi Aldım" sorularına verdikleri cevaplar arasında istatistiksel olarak yüksek derecede anlamlı farklılıklar görülmüştür (p<0,001), (p=0,001), (p<0,001), (p=0,001), (p=0,001). Meslek değişkenlerine göre "Hasta Tanımlama Barkotu Olmayan, Ancak Etiketli Numunelerde Hata Olma Olasılığı Yüksektir" sorusuna verilen cevaplar arasında istatistiksel olarak yüksek derecede anlamlı farklılık görülmüştür (p=0,001). Sonuç: Hizmetlerin hasta güvenliği açısından güvenli bir şekilde sürdürülebilmesi için, klinik laboratuvarlarda çalışanların hasta güvenliği kültürünü benimsemeleri ve bütün iş süreçlerinde kullanmaları gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Hasta güvenliği; Klinik laboratuvar.
Sağlıkta kalite standartları versiyon 5'i uygulayan Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Geriatri Bilim Dalı polikliniğine başvuran hastaların memnuniyet düzeylerinin belirlenmesi
Tüm dünyada yaşlı nüfus oranının hızla artması, sağlık hizmetlerinin planlanıp düzenlenmesi ve organize edilmesinde bu yaş grubuna yönelik hizmetleri de ön plana çıkarmaktadır. Sağlıklı bir toplum, sağlıklı çocuklar ve yetişkinler kadar sağlıklı yaşlı grubunu da içermektedir. Bu nedenle sağlıklı yaş alma veya bu dönemlerde sağlığın iyileştirilmesi, ortaya çıkan rahatsızlıklar sonucu oluşan özürlerin tedavisiyle yaşlıların toplumsal yaşama tam katılmasının sağlanması, toplum sağlığı için çok önemli bir amaçtır. Hizmet sunulacak yaş grubunun sağlık gerekliliklerini araştırmak ve karşılamak, tıbben bakım sürecinin özünü oluşturur ve oluşturulacak olan sistemin araştırılması, düzenlenmesi ve uygulanması önemli bir başlangıç noktasıdır. Yaşlı insanların yaşam kalitesini korumak ve daha ileri seviyeye taşımak adına sağlıkta kalite geliştirme ve akreditasyon yönetimi ile verimli ve etkin hale getirmek için 65 yaş ve üstü hasta grubunun memnuniyet düzeyini belirlemek araştırmamızın temel amacını oluşturmaktadır.
Klinik laboratuvarlarda, preanalitik süreç ile ilgili hemşire farkındalığının değerlendirilmesi
Amaç: Preanalitik evre olarak tanımlanmış olan analizden önceki evrede oluşabilecek olan hataları, bu aşamanın ilk bölümü denilebilecek pre-preanalitik aşamasında yer alan kişiler ile birlikte değerlendirmek ve bir farkındalık yaratmaktır. Yöntem: Çoktan seçmeli olarak onyedi soruluk bir anket hazırlanmıştır ve anketler çalışmanın yapıldığı hastanenin yataklı birimlerinde çalışan hemşirelere yüzyüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. 36 cerrahi klinik hemşiresi, 34 dahili klinik hemşiresi, 40 yoğun bakım hemşiresi, 31 acil servis hemşiresi olmak üzere toplam 141 hemşire anket çalışmasına katılmıştır. Bulgular: Heparinle temizlenmiş kateterden kan alınması konusunda çalışılan kliniğe göre farklı yanıtlar alınmıştır. Koagulasyon testleri için mavi kapaklı tüplerin kullanımı sorusuna genç yaşta olanlar ve mesleki deneyimi az olanlar istatistiksel olarak anlamlı derecede farklı olarak bilmiyorum yanıtı vermiştir (p=0,020 ve 0,027). Eritrosit sedimentasyon hızı için kırmızı kapak kullanımı sorusunu mesleki deneyim süresi kısa olanlar diğerlerine göre daha yüksek oranda yanlış seçeneği seçerek yanıtlamıştır. Potasyum EDTA'lı tüpe kan alınması ile kan potasyum ve kalsiyum değerlerinin değişeceği konusundaki soruya cerrahi, yoğun bakım ve acil birimlerinde %40 üzerinde yanlış seçenekle yanıt alınmıştır. 24 saatlik idrar toplama konusundaki soruda da çalışma deneyimi ve katılımcının yaşına bağlı olarak yanıtlarda anlamlı farklılık görülmüştür. Sonuç: Preanalitik evredeki hatalanın düzeltilebilmesi için klinik laboratuvarlar ve klinikler arasındaki iletişimin sürekliliğinin önemi ve düzenli toplantılar planlanmasının gerekliliği anlaşılmıştır.
Sağlıkta dönüşüm programının sağlık profesyonellerinin iş doyumuna etkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı, Sağlıkta Dönüşüm Programının bir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yapan sağlık profesyonellerinin (ebe, hemşire ve doktor) iş doyumuna etkisini belirlemektir. Yöntem: Araştırmanın örneklemini, hastanede çalışan 231 sağlık profesyoneli oluşturmuştur. Çalışmada veri toplama aracı olarak anket tekniği kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 24.00 programı kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi tanımlayıcı istatistikler, Mann-Withney U ile Kruskal-Wallis testi, t testi, frekans ve korelasyon analizleri kullanılmıştır. Grupların karşılaştırılmasında sonuçların istatistiksel anlamlılığı p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Elde edilen verilere göre çalışanların yaş ortalaması 34.5±7.03, %72.3'ü kadın, %42.4'ü lisans mezunu, %64.1'i hemşire, %26.0'ı doktor ve %10.0'ı ebeden oluşmakta, meslekte çalışma sürelerinin 11 yıl ve üzerinde olduğu ve %69.3' ünün mesleği isteyerek seçtiği ve %56.3' ünün SDP ile ilgili bilgiye sahip olduğu saptanmıştır. Çalışmaya katılanların iç doyum puan ortalaması 2.97±0.74; dış doyum puan ortalaması 2.56±0.79; genel doyum puan ortalaması 4.68±1.19 saptanmıştır. SDP ile ilgili bilgiye sahip sağlık profesyonellerinin ise iç doyum puan ortalaması 2.91±0.72; dış doyum puan ortalaması 2.48±0.76; genel doyum puan ortalaması 4.57±1.13 bulunmuştur. Sonuç: İş doyum ortalamaları düşük olan çalışanların işe gitmek istememe, sağlık sorunlarında artış gibi problemler yaşadığı saptanmıştır. Kurumlarda kalite geliştirme çalışmaları yapılırken çalışan memnuniyetine de önem verilmeli, sağlık profesyonellerinin motivasyonlarını yüksek tutacak organizasyonların ve ödüllendirmelerin devamlılığı sağlanmalıdır. Anahtar Sözcükler: Sağlık profesyonelleri, iş doyumu, sağlıkta dönüşüm, hemşire.
Dokuz Eylül Üniversite Hastanesi Anestezi Yoğun Bakım Birimi'nde risk yönetimi, ramak kala olayların belirlenmesi
Amaç: Sağlıkta kalite geliştirme ve akreditasyonda ana prensip olan etkin, verimli, herkes için adil, güvenli, hasta, hasta yakını, çalışan odaklı ve söz verilen zamanda sağlık hizmetinin verilmesi ramak kala olayları belirlenip, nedenlerinin analiz edilmesi ve önlenmesi ile direkt ilişkilidir. Çalışma Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Anestezi Yoğun Bakım Biriminde çalışanların ve hastaların sağlık ve güvenliklerini etkileyebilecek ramak kala olayların belirlenerek değerlendirilmesi ve bu risklerinin kontrol altına alınması için risk analizini yapmak ve bu analiz sonuçlarına göre birimde düzeltici faaliyetlerin alınması amaçlanmıştır. Yöntem: Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Anestezi Yoğun Bakım Biriminde çalışanların ortak paydada buluşabilmeleri için risk, risk analizi, ramak kala olay kavramları hakkında farkındalık eğitimleri için birim içinde mesai akışını engellemeyecek zamanlarda toplantılar düzenlendi. Birinci toplantıda yukarda sayılan kavramlarla ilgili farkındalık oluşturuldu. İkinci toplantıda farkındalık pekiştirilerek iş akışları incelenerek ramak kala olaylar belirlendi. Üçüncü toplantıda iş akışları incelenerek ramak kala olaylar belirlendi. Dördüncü toplantıda belirlenen ramak kala olaylara balık kılçığı yöntemi (etki-neden diyagramı) ile kök neden analizi yapıldı. Son toplantıda Dokuz Eylül Üniversitesi Risk Yönetimi Yönergesi kullanılarak ramak kala olayların iş akışına etkisi risk analizi yapılarak etki-olasılık puanlarına göre sınıflandırılması yapılarak risk seviyeleri belirlendi. Bulgular: Yapılan toplantılarda ve analizler sonunda yoğun bakım biriminde çalışanların ve hastaların farklı risklere maruz kalma durumları tespit edildi. Yapılan toplantılardaki eğitimlerle ramak kala olay, risk analizi çalışmaları, risk yönetimi hakkında birim çalışanları bilgilendirilmiştir. Birim çalışanları tarafından 19 adet ramak kala olay belirlendi. Yapılan risk analizi çalışması sonunda bir tanesinin risk seviyesi çok düşük düzey risk, 4 tanesinin risk seviyesi düşük düzey risk, 13 tanesinin ise orta düzey risk ve bir tanesinin risk seviyesi yüksek düzey risk olarak belirlendi. Sonuç: Hasta güvenliği ve çalışan güvenliği teminatı adına sağlıkta kalitenin ana prensipleri olan etkin, verimli, herkes için adil, güvenli, hasta-hasta yakını-çalışan odaklı ve söz verilen zamanda sağlık hizmetinin verilmesi için ramak kala olayların belirlenmesi, nedenlerinin analiz edilmesi ve sonuçlarının değerlendirilmesi buna yönelik kurum içinde düzeltici faaliyetlerin geliştirilmesi ve takip edilmesi gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Ramak Kala Olay, Risk Analizi, Risk Yönetimi
İzmir sağlık kurumlarının tıbbi laboratuvarlarında dış kalite kontrol programlarının öneminin araştırılması
Amaç: Katılımcıların, klinik laboratuvarlarda uygulanan dış kalite kontrole (DKK) yönelik görüşlerinin değerlendirilmesi ve bunları etkileyen faktörlerin irdelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Kesitsel türdeki araştırma; devlet, üniversite ve özel hastaneler olmak üzere İzmir'de bulunan 21 hastanenin tıbbı laboratuvarlarında görevli 127 sağlık çalışanları ile yüz yüze anket formu uygulanarak yapılmıştır. Anket 3 bölümden oluşmaktadır. İlk bölümünde katılımcıların sosyo-demografik ve çalışma yaşamına ait özellikleri içeren 6 soru bulunmaktadır. Anketin ikinci bölümde sağlık kurumlarının dış kalite kontrol programları ile ilgili uygulamaları hakkında 11 soru yer almaktadır. Son bölümde ise DKK'nın önemi ile ilgili 19 ifade, geriye kalan 10 ifade ise laboratuvarların dış kalite kontrol programlarının uygulanabiliriği ile ilgilidir. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma, ortanca, en düşük ve en yüksek değer, bağımsız gruplarda t testi ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: Kurum laboratuvarının dış kalite kontrol programlarına dahil olma süresi ortalamasının 8 yıl olduğu görülmüştür. Katılımcılar DKK'nın önemine ve DKK programının uygulanabilirliği ilişkin ifadelere büyük oranlarda olumlu değerlendirmelerde bulunmuşlardır. Araştırmada katılımcıların eğitim eksikliği tespit edilmiştir. DKK'nin önemi ve DKK programları ilgili algı düzeyine ait puan ortalaması ile cinsiyet ve yaş arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Kurumda çalışma süresi değişkeni ile DKK'nin önemi; meslek değişkeni ile DKK programlarının uygulanabilirliği ilgili algı düzeyine ait puan ortalaması arasındaki fark anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Katılımcılar (%92.7) tarafından kapsamlı bir ulusal bir dış kalite kontrol programı kurulması gerekliliği belirtilmiştir. Sonuç: Tıbbi laboratuvarların dış kalite kontrol programlarına katılımı önemlidir. Katılımcılar için kurumlarının eğitim programlarını düzenlenmesi ve çalışanların katılımının desteklenmesi gereklidir. Bütün laboratuvar dallarını içine alacak şekilde oluşturulacak olan güncel ve kapsamlı performans standartları ile ulusal, tek merkezli bir DKK programı ve değerlendirme sistemi yapılanmasının karar vericiler tarafından hayata geçirilmesi elzemdir. Anahtar kelimeler: Dış Kalite Kontrol, Tıbbi Laboratuvar, Sağlıkta Kalite ve Akreditasyon
Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesine başvuran Multipl Skleroz (MS) hastalarında, hastalığa ilişkin tutulum alanlarının yaşam kalitesi üzerine etkisi
Materyal ve Metot: Tanımlayıcı olarak yapılan bu araştırma 1 Nisan 2015 –1 Mart 2016 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesine başvuran, araştırmaya dâhil edilme kriterlerine uyan 100 hasta ile yapılmıştır. Verilerin toplamasında kişisel bilgi formu ve Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Bu çalışmanın sonucunda; Katılımcıların cinsiyetleri ile MS yaşam kalitesi ölçeği arasında anlamlı ilişki olup olmadığını saptamak için yapılan T testi sonucunda iki değişken arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir (p= ,682). Katılımcıların öğrenim durumu ile MS hastalarının yaşam kalitesi ölçeği arasında anlamlı ilişki olup olmadığını saptamak için yapılan Anova testi sonucunda iki değişken arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir (p= ,128). Sonuç: Çalışma evrenini oluşturan MS hastalarının büyük çoğunluğu 35-44 yaş aralığındaki kadın (%71) hastalar oluşturmaktadır. Bu hastaların büyük çoğunluğu da periventrüküler, jukstakortika, beyin sapı ve serebellum tutulumu izlendiği tespit edilmiştir. Kadınların seksüel disfonksiyonu erkeklere göre daha fazladır. Anahtar Kelimeler: Multiple Skleroz, tutulum alanı, yaşam kalitesi.
Uluslararası hastane akreditasyonunun çalışan memnuniyetine olan etkisinin araştırılması
Giriş ve Amaç: Son zamanlarda, şirketlerin karlılığın düşmesi sektördeki rekabeti hızlandırmıştır. Satışlardan daha büyük pay alma gayretini ürüne yeni özellikler katma gayreti izlemiş, bu da kalite ve akreditasyon kavramlarını ortaya çıkarmıştır. Sağlık hizmetlerinde kalite; söz verilen zamanda, verimli, etkin, güvenli ve emniyetli, adil, hasta ve hasta yakınlarını esas alan sağlık hizmeti demektir. Oluşan bu yeni çalışma ortamında, gelişmeyi ve büyümeyi belirleyen en büyük unsur ise çalışanlardır. Çalışanların, çalışma hayatının en büyük değeri olarak ortaya çıkmasından bu yana, diğer söktörlerde olduğu gibi sağlık sektöründe de "çalışan memnuniyeti" çalışma yaşamının en önemli konularından biri olmuştur. Bu çalışmanın temel amacı uluslararası hastane akreditasyonu olan ve olmayan üniversite hastanelerinde çalışan hekim ve hemşireler ile yapılacak anketler sonucunda; uluslararası hastane akreditasyonunun, çalışan memnuniyeti üzerinde etkisinin olup olmadığını ortaya koymaktır. Yöntem: Bu kapsamda tanımlayıcı ve kesitsel tipte hazırlanan araştırmanın anketi, 21 Mart – 21 Mayıs 2016 tarihlerinde, uluslararası akreditasyona sahip Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesinde çalışan 75 hemşire ve 125 hekim ve uluslararası akreditasyona sahip olmayan Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesinde çalışan 74 hemşire ve 126 hekim olmak üzere iki hastanede toplam 400 sağlık personeline uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizinde Statistical Package for Social Sciences (SPSS) for Windows 21.0 lisanslı yazılım kullanılmıştır. Veriler, tanımlayıcı istatistiksel metotlar (Yüzde, Ortalama, Standart sapma), t-testi ve tek yönlü varyans (ANOVA) testi kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Uluslararası hastane akreditasyonuna sahip Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi çalışanlarının memnuniyet verilerinin; ödüllendirme (p=0,031), teknik donanım ve ulaşılabilirliği (p=0,003), kurumda sağlık hizmeti vermeyi sevme (p=0,039) ve kurumla gurur duyma ile kurumda çalışmayı tavsiye etme (p=0,024) konularında anlamlı olarak yüksek olduğu, bununla beraber uluslararası hastane akreditasyonuna sahip olmayan Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi çalışanlarının memnuniyet verilerinin; ücret politikası (p=0,001), adil iş dağılımı (p=0,037) ve görev tanımı yapılması ile uygulanması (p=0,042) konularında anlamlı olarak yüksek olduğu görülmüştür. Meslek değişkenine göre veriler analiz edildiğinde: Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi hemşirelerinin memnuniyet verilerinin; sosyal faaliyetler (p=0,004), teknik donanım ve ulaşılabilirliği (p=0,012), kurumda sağlık hizmeti vermeyi sevme (p=0,020) ve kurumla gurur duyma ile kurumda çalışmayı tavsiye etme (p=0,027) noktasında Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi hekimlerinden anlamlı olarak düşük olduğu görülmüştür. Aynı zamanda, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi hemşirelerinin memnuniyet verilerinin; yönetimle iletişim kurma ve yöneticilerce önemsenme (p=0,009), oryantasyon eğitimi alma (p=0,036), ödüllendirme (p=0,016), teknik donanım ve ulaşılabilirliği (p=0,001), kurumda sağlık hizmeti vermeyi sevme (p=0,009), kurumla gurur duyma ile kurumda çalışmayı tavsiye etme (p=0,003) noktasında Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi hemşirelerinden anlamlı olarak düşük olduğu görülmüştür. Sonuç: Uluslararası hastane akreditasyonunun çalışan memnuniyeti üzerinde anlamlı etkisinin olmadığı ancak uluslararası hastane akreditasyona sahip hastane çalışanlarının kurumlarında çalışmayı sevdikleri, kurumlarının mensubu olmaktan gurur duydukları ve kurumlarında çalışmayı herkese tavsiye ettikleri tespit edilmiştir. Marka değeri taşıyan akreditasyon sisteminin çalışanların bağlılık düzeyini ve aidiyet duygusunu da arttırdığı değerlendirilmiştir. Bir sağlık kurumunda üst yönetim, "iş barışı ve huzuru"nu kalite hedefi olarak belirliyorsa; "çalışan memnuniyeti"ni de kurum risk yönetiminde ele almalı, risk analizlerini yapmalı ve iş planlarında konuya yer vermelidir. Anahtar Kelimeler: Memnuniyet, Kalite, Akreditasyon.
Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi'nde çalışan taşeron işçilerin sürekli işçi kadrolarına geçiş sürecinin kalite standartlarına göre araştırılması
Amaç: Bu araştırmanın amacı; Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi'nde çalışan taşeron işçilerin sürekli işçi kadrolarına geçiş sürecinin SKS-5 R-1 setindeki sağlıklı çalışma yaşam hedefi olan tüm bölümlerce kalite standartlarına göre analizinin yapılmasıdır. Taşeron işçi kadrosundan sürekli işçi kadrosuna geçen çalışanlara; sağlıkta kalite standartlarına göre kurumsal yapı, kalite yönetimi, risk yönetimi, güvenlik raporlama sistemi, acil durum ve afet yönetimi, eğitim yönetimi, enfeksiyonların önlenmesi, radyasyon güvenliği ve atık yönetimi bölümleri ele alınarak sorulacak sorularla; çalışanların taşeron kadro dönemindeki memnuniyetleri, geçiş sürecinde yaşadıkları olgular ve geçişten sonraki süreçte beklentileri ölçülecektir. Yöntem: Araştırmanın örneklemini; Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi'nde çalışan taşeron işçilerden sürekli işçi kadrolarına geçen destek hizmeti, güvenlik hizmeti, teknik hizmetler ve veri giriş hizmeti kadrolarında çalışanlar oluşturmuştur. Çalışmada veriler anket yöntemi ile toplanmıştır. Veri analizi SPSS 22.00 programı ile yapılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler; bağımsız t testi ve anova istatistiksel analiz yöntemi ile veri değerlendirmeleri ve yorumları yapılmıştır. Analizlerde iki yönlü p değeri kullanılmıştır. P değeri 0,05 in altında olduğunda istatiksel açıdan anlamlı sayılmıştır. Bulgular: Elde edilen verilere göre; kadro değişikliğindeki memnuniyet düzeyi, devletin kadrosuna geçiş ile işe karşı duyulan güven, sahip oldukları haklar ve durumlar için çalışanlar olumlu, sürekli işçi kadrosuna geçiş şartlarından biri olan açılan davalardan feragat ettirilme zorunluluğu için olumsuz değerlendirme de bulunmuşlardır. Çalışanlar; taşeron firma kadrosundaki mesleki yetenekleri ve çalışma iş gücü kapasiteleri ile ilgili olumlu ifadeler kullanmışlar, sürekli işçi kadrosuna geçtikten sonra mesleki tanımlarının yeteneklerine uygun olduğunu, fakat çalışma iş gücü kapasitelerini aştıklarını bildirmişlerdir. İş sağlığı ve çalışan güvenliği ile ilgili; taşeron firma kadrosunda meslek hastalığı ve fiziksel sağlık sorunlarının dikkate alınmadığı aynı zamanda sağlık taramalarının düzensiz olduğu ve çalışan güvenliği ile ilgili teknik alt yapı konusunda yetersiz kalındığı ifade edilmişken, sürekli işçi kadrosunda meslek hastalığına yönelik bir görevlendirme sağlanması ve sağlık taramalarının düzenli olması yönünde beklentinin yüksek, aksine fiziksel sağlık koşullarının dikkate alınması ve iş sağlığı ve çalışan güvenliğine yönelik hastanenin düzeltici ve önleyici çalışmalarının yeterliliği için olumsuz değerlendirmede bulunmuşlardır. Çalışanlar taşeron kadroda iş sağlığı ve güvenliği eğitimi aldıklarını ifade etmiş, sürekli işçi kadrosunda da iş sağlığı ve güvenliği eğitimi almaya devam etmenin beklentisinde olduklarını söylemişlerdir. Kadro değişikliğinden sonra birim oryantasyon eğitimlerini aldıklarını ifade etmişlerdir. Çalışanlar her iki kadro içinde çalışana teşvik sistemi, yönetici ve iş arkadaşları ile olan barış; iş motivasyonunu arttırdığı yönde olumlu değerlendirmede bulunurken sorun ve önerilerini idarecilerle paylaşabilme konusunda olumsuz değerlendirmede bulunmuşlardır. Sonuç: Taşeron kadrodan sürekli işçi statüsüne geçen çalışanların zamanla oturacak sistemde çalışma koşulları ve ihtiyaçları onların beklentileri doğrultusunda oluşturulur ve iyileştirilirse daha sağlıklı, daha mutlu bir çalışma ortamı yaratılacağı sonucuna varılmıştır, Çalışan memnuniyeti de sunulan hizmete yansıyacaktır.