
55
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Farklı iyon katkılı lityum tetraborat fosforların optiksel özelliklerinin ve termolüminesans mekanizmalarının incelenmesi
Termolüminesans (TL), radyasyon dozimetrisinde kullanılan en yaygın yöntemdir. Farklı iyon katkılanmış lityum tetraborat (Li2B4O7, LTB) malzemeler, doku eşdeğeri efektif atom numarasına sahip olmaları nedeniyle termolüminesans dozimetre (TLD) olarak oldukça yaygın kullanılmaktadırlar. Ayrıca ilgi çekici optik özelliklere sahip olmalarından dolayı optoelektronik malzemeler olarak kullanımları giderek yaygınlaşmaktadır. Bu tez çalışmasında, Li2B4O7:Ag (%0,25), Li2B4O7:Cu (%0,25), Li2B4O7:Cu (%0,62), Li2B4O7:Mn (%0,30), Li2B4O7:Mn (%.0,68) ve Li2B4O7:Mn (%0,53) olmak üzere Ag, iki farklı konsantrasyonda Cu ve üç farklı oranda Mn katkılanmış LTB malzemelerin lüminesans özellikleri incelenmiştir. Malzemelerin dozimetrik özelliklerinin belirlenmesi için ışıma eğrilerinin yapısı, doz-cevap eğrileri ve kararlılıkları incelenmiştir. Aktivasyon enerjisi (E), frekans faktörü (s) ve kinetik mertebesi (b) gibi tuzak parametrelerinin belirlenebilmesi için farklı ısıtma hızları yöntemi, Tmax-Tdurma yöntemi ve izotermal bozunum yöntemi kullanılmıştır. Bunlara ek olarak, malzemelerin radyolüminesans ölçümleri alınmış ve optik soğurma özellikleri incelenmiştir. Radyolüminesans spektrumlarında Ag katkılı malzeme için 270 nm 'de, %0,25 Cu katkılı örnek için 350 nm'de %0,62 Cu katkılı örnek için 370 nm'de, farklı konsantrasyonlarda Mn katkılı malzemelerde ise yaklaşık 430 nm ve 610 nm'de pikler elde edilmiştir. Optik absorbsiyon grafiklerinde ise Ag iyonu için 205 nm'de, Cu iyonu için yaklaşık 360 nm'de bandlar gözlenmiştir. Cu konsantrasyonunun artmasıyla soğurma şiddeti de artmaktadır. Mn katkılı örneklerde ise Mn2+ iyonlarının uyarma spektrumlarına karşılık gelen yaklaşık 360 nm ve 600 nm'de pik yapan bandlar gözlenmiştir.
Yer fıstığı filizinden resveratrol bileşiğinin izolasyonu, radyoiyodinasyonu ve nöroblastoma hücre hatları üzerinde biyoetkinliğinin incelenmesi
Doğal antioksidan içeriği zengin olduğu bilinen sebze ve meyveler günümüzde yoğunlukla tüketilmekte ve geleneksel kullanımı gün geçtikçe önem kazanmaktadır. Yapılan araştırmalar doğrultusunda yer fıstığının, resveratrol (RES), fenolik asitler, flavonoidler ve fitosteroller gibi bileşikler bakımından zengin olduğu ve yüksek miktarda arginin içerdiği bilinmektedir. Son yıllarda, bitkilerden doğal antioksidan maddelerin üretilmesi ve saflaştırılarak hastalıkların tanı ve tedavisinde kullanılma potansiyellerinin araştırılmasında ciddi oranda artış mevcuttur. Bu tez çalışmasında; RES yönünden zengin olan yer fıstığı filizleri ekstrakte edilerek RES bileşiği izole edilmiş ve iodojen yöntemi kullanılarak 131I radyonüklidi ile işaretlenmiştir (131I-RES). 131I-RES bileşiğinin insan nöroblastoma hücre hatları (SK-N-AS ve SH-SY5Y) üzerinde biyoetkinliğini incelemek amacı ile hücre kültürü çalışmaları yapılmıştır. Tüm deneysel çalışmalar, RES bileşiğinin 131I radyonüklidi ile % 98.32 ± 1.41 (n=10) verimle radyoişaretlendiği görülmüştür. Bu tez çalışmasının, radyoişaretli bitkisel kökenli bileşiklerin nükleer tıpta nörodejeneratif hastalıkların görüntülenmesine yönelik yeni ajanlar olarak geliştirilmesi yönünde yapılan çalışmalara katkıda bulunacağı düşünülmektedir.
Çandarlı Körfezi'nde deniz kirliliğinin kısa yarı ömürlü radyonüklitler kullanılarak kronolojik olarak değerlendirilmesi
Çandarlı Körfezi'nde deniz kirliliği kısa yarı ömürlü radyonüklitler (210Pb ve 137Cs) kullanılarak kronolojik olarak değerlendirilmiştir. Çalışılan beş sediment korunda CRS ve CIC modelleri kullanılarak 210Pb metodu ile tarihleme yapılmış ve sedimantasyon hızları hesaplanmıştır. CRS modeline göre ortalama sedimantasyon hızları 0,127-0,413 cm y-1 aralığında değişmektedir. 210Pb metodu ile elde edilen sonuçların geçerliliğini doğrulamak için sediment korlarına 137Cs metodu ile tarihleme uygulanmıştır. Genel olarak incelenen sediment korlarında 210Pb ve 137Cs metotları ile elde edilen tarihleme sonuçlarının birbiri ile uyumlu olduğu gözlenmiştir. Çandarlı Körfezi'ndeki metal kirliliğinin belirlenmesi amacıyla K10 sediment korunda As, Cd, Cr, Cu, Hg, Ni, Pb ve Zn elementleri incelenmiştir. Bu elementlere ait konsantrasyonların Zn>Ni>Cr>Pb>Cu>As>Hg>Cd ppm olarak sıralandığı gözlenmiştir. K10 sediment korundaki antropojenik kirlilik, kurşun izotopik oranları, US EPA'nın sediment kalite kriterleri, jeoakümülasyon indeksi (Igeo) ve zenginleşme faktörleri (EF) kullanılarak değerlendirilmiştir. 206Pb/207Pb ve 208Pb/207Pb kurşun izotopik oranları incelendiğinde, sediment örneklerinde antropojenik kurşun katkısı olduğu görülmüştür. Genel olarak sediment kalite parametreleri değerlendirildiğinde, Çandarlı Körfezi sedimentlerinin ağır metaller açısından Kirlenmemiş ile Orta Kirli Sınıfı arasında yer aldığı gözlenmiştir.
Toryum, seryum ve lantanın TBP emdirilmiş XAD-16 reçinede ardışık sorpsiyon ile ayrılma koşullarının incelenmesi
Bu tez çalışmasında hazırlanan TBP-XAD16 SIR' lar ile, 25 mgL-1 Th, 1500 mgL-1 Ce(III) ve 750 mgL-1 La (III değerlikli nadir toprak elementlerini temsilen) içeren karışık nitrat çözeltisinden toryum ve seryumu ardışık sorpsiyon ile lantandan ayırma koşulları incelenmiştir. Kesikli yöntem ile toryum adsorpsiyonu için; 9M asitlik, 25 ºC oda sıcaklığı, 30 dakika çalkalama süresi ve 5mL/0.1g V/m oranı en uygun koşullar olarak bulunmuş, Th verimi % 81.45±2.00 olarak saptanmıştır. Toryumdan tamamen arındırılmış 1500 mgL-1 Ce(III) ve 750 mgL-1 La içeren çözeltideki Ce(III) persülfat tuzu ile Ce(IV)'e yükseltgenmiştir. TBP'nin +4 değerlikli elementlere seçici olması nedeniyle, hazırlanan TBP-XAD16 SIR ile adsorpsiyon denemeleri bu kez Ce(IV) için gerçekleştirilmiştir. Ce(IV) adsorpsiyonu için; 5M asitlik, 25 ºC oda sıcaklığı, 5 dakika çalkalama süresi, 50/1 V/m oranı en uygun koşullar olarak bulunmuş, Ce(IV) verimi %66.28±2.00 olarak saptanmıştır. Kolon ve sıyırma denemeleri, kademe sayılarının arttırılması ile toryum ve seryumun lantandan tamamen ayrılabileceğini göstermiştir.
Fosfor veya silisyum içeren nanoparçacık temelli yeni sıvı sintilasyon materyallerinin sentezi
Bu tez çalışmasının amacı, daha çevreci, ekonomik yeşil sentez denebilecek doğal bileşikler ve nanomateryaller sentezlenerek yeni sıvı sintilasyon materyalleri oluşturmaktır. Oluşturulan yapılardan birisi Lawson molekülünün (2-hydroxy-1,4-naphthoquinone) fosfat içeren türevi olan Lawson diphosphate (Lawson-P)'dır. Bunun için çıkış maddesi olarak kına (Lawsonia inermis) bitkisinin bileşenlerinden biri olan Lawson molekülü fosforillenerek Lawsondiphosphate (Lawson–P) sentezlenmiştir. Daha sonraki aşamada ise silikalanarak silikalı Lawson-P (LW-P-O-(Si(OH)3) oluşturulmuştur. Üzerinde çalışılan diğer sistem ise TiO2 nanoparçacıkları ve silikalı ve silanlı türevleridir. Bunun için TiO2 nanoparçacıkları sentezlenmiş, silika ile kaplanarak silikalı TiO2 nanoparçacıkları (TiO2-O-Si(OH)3) ve silanlı TiO2 nanoparçacıkları (TiO2-O-Si-(CH2)3NH2) oluşturulmuştur. Oluşan yapıların kalite kontrol işlemleri için yüksek performanslı sıvı kromatografisi (HPLC) cihazı kullanılarak her bir sentez aşamasının HPLC analizi yapılmıştır. Fourier dönüşümlü kızıl ötesi spektrometresi (FT-IR) yöntemi ile kimyasal yapı analizleri, florimetrik analiz ile floresans özellikleri incelenmiştir. Yüzey özellikleri için taramalı elektron mikroskobu (SEM), dinamik ışık saçılımı methodu (DLS) ile yapılmıştır. I- 131, Tc- 99m, Sr- 90 ve I- 125 radyonüklidleri kullanılarak sentezi yapılan nanosistemlerin sıvı sintilatör olarak kullanılabilirliği incelenmiş ve ticari sıvı sintilatör materyali olarak kullanılan diisopropylnaphthalene ile karşılaştırılmıştır. Sonuçlar kına bitkisinden elde edilen Lawson molekülünün özellikle silikalı türevinin ve TiO2 nanoparçacıklarının silikalı türevlerinin geleneksel ticari sintilatörlere göre alternatif olabileceğini göstermiştir.
Laboratuvar tipi ince tabaka radyo kromatografi sisteminin geliştirilmesi
İnce Tabaka Radyo Kromatografi (Thin Layer Radio Chromatography TLRC) radyoaktif bir bileşen içeren bileşiklerin (radyoişaretli bileşik ve/veya radyofarmasötik) kalite kontrolünde yaygın olarak kullanılan kromatografik yöntemlerden birisidir. Bu çalışmada, nükleer uygulamalar laboratuvarlarında, radyoişaretli bileşik ve/veya radyofarmasötik hazırlamada kalite kontrol işlemleri için açık kaynak donanım platformu Arduino kullanılarak laboratuvar tipi düşük maliyetli bir radyasyon ölçüm sistemi geliştirilmiştir. Geliştirilen TLRC tarayıcı GM dedektör sayım sistemi ve kontrol modülünden oluşmaktadır. Teknesyum-99m (99mTc) ve İyot-131 (131I) radyonüklidleri kullanılarak geliştirilen sistemin test ölçümleri yapılmış ve sonuçlar ticari TLRC tarayıcı cihaz ile kıyaslanmıştır. Deney sonuçları geliştirilen TLRC tarayıcı sistemin radio-farmasötik saflık testi için uygun olduğunu ve yeterli performansa sahip olduğunu göstermiştir.
Radyoişaretli floresan silika nanoparçacıklar kullanılarak T-hücre görüntülemesi
Bu tez çalışmasıyla, Mezoporlu Silika Nanopartiküller (MSN), DTPA ile şelatlanıp içerisine İndosiyanin yeşili (ICG) yüklenerek floresan özelliğe sahip bir molekül haline getirilmiş ve hedef bölgeye yönlendirilerek etkinliği arttırılmıştır. Bu çalışmada floresan boya olarak kullanılan indosiyanin yeşili (ICG) enkapsülasyon işlemiyle nanoparçacıklara floresan özelliği kazandırmıştır.Bu çalışmada sentezlenen multifonksiyonel prob ile antijen spesifik T hücrelerinin in vivo olarak Dual Modalite ile SPECT/Optik görüntülemesinin sağlanacağı ve bunun sonucunda kanserin teşhisi amacıyla T hücre transfer edilmiş sistemlerin geliştirilmesine katkıda bulunacağı düşünülmektedir. Elde edilen tüm bu sonuçların yapılacak olan yeni teşhis ve görüntüleme sistemlerinin oluşturulmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Yapay sinir ağlarının gama spektrometrik ölçümlere uygulanması
Son yılların en yaygın konularından biri olan yapay sinir ağları (YSA), öğrenme kabiliyeti, hızlı çalışması, tanımlama kolaylığı, az bilgi ile çalışabilme, doğrusal olmayan sistemleri modelleyebilme, bilgiyi paralel olarak işleyebilme ve yeni durumlara uyum sağlayabilme gibi özelliklere sahiptir Bu özelliklerinden dolayı, YSA, nükleer spektroskopi alanında örneğin, gama spektroskopisi, alfa spektroskopisi, pik-background oranı, puls tipi dedektörlerin enerji çözünürlük iyileştirmesi, proton kaynaklı X-ışını emisyonları, X-ışını flüoresan ve Rutherford geri saçılma vb. konularında kullanılmaktadır. YSA'nın avantajlarını ve nükleer spektroskopide kullanımını göz önüne alarak, bu tezde, ilk olarak Nükleer Bilimler Enstitüsü sayım laboratuarında bulunan HPGe dedektörü kullanılarak, gama spektral analizi için YSA uygulanmıştır. Geliştirilen YSA modelinin performansı, Çandarlı kıyı sedimenti örneklerinin gama spektral analizi ile test edilmiştir. YSA ile örnekler içerisindeki gama verici radionüklitlerin varlıkları başarıyla tespit edilmiştir. Bu çalışmanın ikinci adımında, YSA, NaI(Tl) Sintilasyon Gama Spektrometre sisteminin değişik sayım sürelerinde ölçebileceği minimum dedekte edilebilir aktivite (MDA)'leri bulmak için kullanılmıştır. Bu amaçla, Enstitüde kullanılan sayım süreleri dikkate alınarak, 5000- 87000s arası, 226Ra, 232Th ve 40K radyonüklitleri için, minimum dedekte edilebilen aktivite (MDA) değerleri, Curie kriterlerine dayalı olarak hesaplanmıştır. YSA'dan elde edilen MDA değerleri ile hesaplanan MDA değerleri karşılaştırıldığında, birbirleriyle örtüştüğü görülmüştür. Bu çalışmada, ilk kez, YSA, NaI(Tl) sintilasyon gama spektroskopisi ile doğal radyonüklit analizleri için uygulanmıştır. Bu amaçla, 126 adet değişik orijinli çevresel materyal; kayaç, toprak, granit, mermer ve gübre örneklerinin içerisindeki radyum, toryum ve potasyum konsantrasyonları hesaplanmıştır. Hesaplanan aktivite değerleri, YSA modelinden tahmin edilen değerlerle karşılaştırıldığında, YSA'nın örneklerdeki 226Ra, 232Th, ve 40K aktivitelerini doğru bir şeklide tahmin edebildiği görülmüştür.
Güney Ege'de Fethiye Körfezinde doğal ve yapay radyonüklit dağılımının incelenmesi
Granit, volkanik ve metamorfik kayaçların aşınarak (hava ve su etkisiyle) mekanik yolla kıyıya taşınması sonucu oluşan kıyı sedimentleri (plaj çökelleri, dalgalara ve akıntılara karşı direnç gösteren mineral birikintileridir ve bu çökellerin mineralojik ve radyolojik özelliklerinin jeolojik kökeninin yanı sıra jeolojik taşınma ve ayırma işlemlerini yansıttığı öne sürülmektedir. Bu çalışmada, Fethiye Körfezi kıyı çökellerinde (20 halk plajından sağlanan plaj kumları) radyometrik analizler gerçekleştirilerek, kıyı çökellerinin kaynağı ve taşınım proseslerinin incelenmesi hedeflenmiştir. Plaj kumlarındaki toryum, uranyum ve potasyum gama spektrometre sistemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Elde edilen eTh/eU ve eTh/K oranları, plaj kumlarının taşınması ve orijini üzerine önemli bilgiler sağlamıştır. Ayrıca, Fethiye Körfezi çevresinde 100 km boyunca, plaj kumlarının örneklenmesi, bu turistik bölgenin radyoaktivite seviyesinin radyolojik risk açısından değerlendirilmesini sağlamıştır.
Batı Anadolu'yu tanımlayan Çine yöresinde jeolojik radon potansiyelinin belirlenmesi
Jeolojik kökenli radon potansiyeli haritalanması fikri, insan kaynaklı aktivitelerden bağımsız, sadece doğal radon riskini göstermek için ortaya çıkmıştır. Radon konsantrasyonunu kontrol eden jeolojik faktörler; ana kayaç- toprağın U/Ra içeriği, toprak gazı radon ve radon salınım hızıdır. Faylar ve makaslama zonları gibi jeolojik faktörler, radon salınımını arttırmaktadırlar. Toprağın geçirgenlik, nem içeriği, partikül boyutu gibi özellikleri radon potansiyelini tayin etmede kritik öneme sahiptir. Bu doğrultuda, Orta-Batı Anadolu'da görülen bütün litolojik birimleri barındıran Çine bölgesinde jeolojik radon potansiyelini araştırmak amacıyla; farklı litolojik birimlerin bulunduğu 14 istasyon belirlenmiştir. İstasyonlardan alınan örneklerin radyometrik analizleri gerçekleştirilmiştir. Toprak gazı radon ölçümleri aktif ve pasif yöntem ile bu istasyonlarda yapılmıştır. Örneklerin radyo element konsantrasyonları incelenmiştir. Nükleer iz ölçümleriyle, meteorolojik veriler arasındaki korelasyon incelenmiştir. Parçacık boyutu analizine bağlı toprak geçirgenliği ile nükleer iz detektörleriyle ölçülen radon konsantrasyonları arasındaki ilişki One Way Anova ve Tukey Testi yöntemiyle incelenmiştir. Ana kayaç/topraktan radon salınım hızı, Çine asmasifinden alınan örneklerin 226Ra aktivitesine dayalı olarak hesaplanmıştır.
İzmir ili içme sularında doğal radyoaktivite tayini ve yıllık doza katkısı
Bu tezde İzmir ili içme ve yeraltı sularında doğal olarak bulunan 226Ra, 210Pb ve 210Po aktivite konsantrasyonları ve insanların ortalama içtikleri sular (Dünya Sağlık Örgütü'nün verileri) dikkate alınarak yıllık soğurulan doz miktarları hesaplanmıştır. Bilindiği gibi radyoaktif maddeler doğal olarak çevremizde bulunmaktadır (Uranyum, Toryum, Potasyum gibi). Ayrıca bazı radyoaktif bileşimler insan aktiviteleriyle de meydana gelebilir veya artış gösterebilir (örneğin radyoaktif maddelerin tıpta ve endüstride kullanılması, tarımda fosfat'lı gübrelerin kullanımı, fosil yakıtların kullanıldığı santraller). İçme suyunun tat, koku ve görünümünün yanı sıra sağlık açısından da kullanımının güvenli olması gerekmektedir. İçme ve kullanma sularında bulunan radyoaktif maddelerin (toplam alfa ve toplam beta) konsantrasyonları için üst sınır Dünya Sağlık Örgütü (World Health Organisation- WHO) ve Türk Standartları Enstitüsü (TSE) tarafından belirtilmiştir. Bu çalışmada doğal radyonüklidlerden 226Ra, 210Pb ve 210Po'un aktivite konsantrasyonları musluk ve yeraltı su örneklerinde analiz edilmiştir. Su örnekleri İzmir'in İlçelerinden (10 yeraltı, 32 musluk suyu) alınmıştır. Sudaki 226Ra, 210Pb ve 210Po'un konsantrasyonlarının sırasıyla 5,0-177,1; 1,0-34,4; 0,95-18,2 mBq/L aralığında değiştiği bulunmuştur. Bu değerler Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından bu konuda verilen limitlerin altında tespit edilmiştir.
Tütün kullanıcılarına 210Po radyonüklidinden gelen doz katkısının incelenmesi
Akciğer kanseri erkeklerde dünya çapında en yaygın kanser türüdür ve bunun temel nedeni sigara kullanımıdır. Dünyadaki her on ölümden biri tütün kullanımından kaynaklanmaktadır. Buna rağmen tütündeki radyonüklidler hakkında oldukça az bilgi vardır. Tütün yaprakları oldukça radyotoksik bir izotop olan 210Po radyonüklidi içerir. Türkiye'deki erkeklerde görülen akciğer kanseri insidansı dünyanın geri kalanına göre oldukça yüksektir. Bu çalışmada tütün bitkisinin kısımlarında (yaprak, gövde, kök ve toprak) ve toprağında aylık olarak 210Po aktivite konsantrasyonu belirlenmiştir. Ayrıca yağış miktarı ile tütün yaprağındaki 210Po konsantrasyonu arasındaki ilişki araştırılmıştır. Türkiye'de bulunan 16 farklı popüler sigara markasındaki 210Po aktivite konsantrasyonu alfa spektrometresi kullanılarak ölçülmüştür. Sigaralardaki 210Po konsantrasyonu, 16,3 ± 1,1 ile 37,6 ± 2,6 mBq/sigara arasında değişmektedir. (ortalama 22,4 ± 1,5 mBq/sigara). Aynı zamanda günde bir paket (20 adet) sigara için bir yetişkinin 210Po'dan alacağı yıllık ortalama etkin eşdeğer doz miktarı 188,5 ± 12,4 μSv / yıl olarak hesaplanmıştır. Çalışmada gönüllülerden seçilen ve üç gruba ayrılan (sigara içen, içmeyen ve bırakmış) 74 akciğer kanseri hastasının kanındaki 210Po aktivite konsantrasyonu belirlenmiştir. Radon maruziyeti akciğer kanserinin ikinci nedeni ve hiç sigara içmeyen ilk olarak kabul edilir. Çalışmada akciğer kanseri hastalarının evlerindeki radon maruziyetinin akciğer kanseri riski üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlıyoruz. Bu amaçla, akciğer kanseri hastalarının evlerindeki radon konsantrasyonunu ölçülmüştür.
Prostat kanseri hedefli kit tasarımı; platin ve titanyum nanoparçacık temelli konjugatların geliştirilmesi, radyoizotopik modifikasyonlar ve in vitro/in vivo uygulamalar
Prostat kanseri erkeklerde sık görülen ve kanser nedeniyle ölümlerinin başında yer alan bir hastalıktır. Risk faktorleri; yaş, etnik köken, aile, genetik ve diğer çevresel faktörler şeklindedir. Prostat kanserinin teşhisinde parmakla rektal muayene, Trans-Rektal ultrason ve Prostat Spesifik Antijen (PSA) testi kullanilmaktadir. Prostat kanserinin tedavisinde ise cerrahi (radikal prostatektomi), eksternal radyoterapi, brakiterapi, yüksek yoğunluklu odaklanmış ultrason (HIFU), kriyoterapi, kemoterapi ve hormon terapi kullanılmaktadır. Bununla birlikte nanobilimin, birçok alanda olduğu gibi özellikle kanser araştırmaları için önemi giderek artmaktadır. Nanoparçacıklar özellikle soymetal olanlar optik ve elektronik etkileri nedeniyle önemli avantajlara sahiptir. Platin nanoparçacıklar intrinsik katalitik özellikleri ve optik özellikleri nedeniyle teşhis ve tedavi için oldukça uygundur. Titanyum nanoparçacıklar ise yüksek stabilite, düşük maliyet ve çevreye karşı güvenilirliği nedeniyle fotokataliz için ideal bir yarı iletken olarak kabul edilmektedir. Özellikle kompozit olarak kullanıldığında, sinerjistik bir etki yaratarak tek başına olduklarından daha güçlü bir etkiye sahip oldukları görülmüştür. Bununla birlikte SPHINX bileşiğinin, yeni kan damarı oluşumunda (anjiyogenez) anjiyojenik faktör olarak anahtar rol oynayan vasküler endotel büyüme faktörü A (VEGF-A) ailesinin VEGFA165a üyesinin üretilmesini sağlayarak anti-anjiyogeneze sebep olduğu görülmüştür. Bu nedenle tez çalışmasında, farklı etkilere sahip bu üç bileşenin konjugasyonu ile multimodal etkilere sahip bir nanokonjugat tasarlanmıştır. Karakterizasyon için Yüksek Performanslı Sıvı Kromatografi (HPLC), Dinamik Işık Saçılımı (DLS), Transmisyon Elektron Mikroskopu (TEM) kullanılarak nanokonjugata ait boyut ve morfoloji tespit edilmiştir. Nanokonjugat 131/125I ile radyoişaretlenerek gama kameralar için, 89Zr ile radyoişaretlenerek ise PET görüntüleme için potansiyele sahip olması hedeflenmiştir. HPLC ve İnce Tabaka Radyokromatografi (TLRC) ile kalite kontrolleri yapılan radyoişaretli örneklerle stabilite ve lipofilite çalışmaları yapılmış ve PC3, LNCaP ve RWPE-1 hücreleri ile hücre çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Hücre çalışmaları kapsamında sitotoksisite, hücre tutulum, fotodinamik terapi/radyoterapi simulasyonu ve ELISA gerçekleştirilmiştir. Hücre çalışmaları verileri doğrultusunda, immün sistemi baskılanmış hayvanlar ile PC3 ve LNCaP ksenograft tümör modelleri geliştirilmiş ve 89Zr radyoişaretli nanokonjugat enjekte edilen erkek fareler ile PET çekimleri yapılmıştır. Çalışmalar sonucunda sentezlenen Pt-TiO2-Spx nanokonjugatının PC3 ve LNCaP hücrelerinde canlılık oranını azalttığı gözlemlenmiştir. Nanokonjugatın prostat kanser hücrelerinde toksisite gösterirken sağlıklı hücrelere etki etmemesi, Spx bileşiğinin kanser hücrelerindeki Serin Arginin Protein Kinaz (SRPK) inhibisyonu mekanizması ile açıklanmaktadır. Bu sonuç Atomik Güç Mikroskopu (AFM) görüntüleriyle görsel olarak da desteklenmiştir. Bu SRpK inhibisyonu kanser hücrelerine has bir durum olduğu için, nanokonjugat kanser hücrelerine seçici hale getirilmiştir. Hücre tutulum sonuçları da toksisite sonuçları ile paralel bir şekildedir, 131/125I ve 89Zr ile radyoişaretli nanokonjugat PC3 ve LNCaP hücreleri tarafından yüksek oranda tutulurken, RWPE-1 hücrelerine afinite göstermemektedir. Fotodinamik terapi/radyoterapi simülasyon çalışmaları sonucuna göre; nanokonjugatın prostat kanser hücrelerinde, ışık ile uyarıldığında radyasyon hasarını arttırdığı ve artan hasar sonucu hücre ölümünün de arttığı görülmüştür. Sağlıklı prostat hücresi olan RWPE-1'de ise canlılık oranının prostat kanseri hücrelerine göre yüksek olduğu görülmüştür. Bu durum, in vivo uygulamalarında hedef/hedef olmayan doku oranı açısından oldukça önem teşkil etmektedir. ELISA çalışmaları sonucuna göre nanokonjugat uygulandıktan sonra hücrelerin metabolik atıklarını içeren besiyerindeki VEGF165' in anti-anjiyogenik formu olan VEGF165b oranının arttığı, bu durumun nanokonjugatin konjugasyon sonrası da anti-anjiyogenez özelliğini kaybetmediğini göstermiştir. Hayvan çalışmaları sonucunda, 89Zr- Pt-TiO2-Spx nanokonjugatının LNCaP' a kıyasla PC3 ksenograft tümör modelinde daha çok etki ettiği ve hayati organlarda tutulum görülmediği gözlemlenmiştir. Elde edilen in vitro ve in vivo veriler, tasarlanan Pt-TiO2-Spx nanokonjugatının 131/125I ve 89Zr ile radyoişaretlenerek, prostat kanseri multimodal teşhis ve tedavisi için özellikle hedef/hedef olmayan doku oranı açısından güçlü bir potansiyele sahip olduğunu ortaya koymuştur. Anahtar sözcükler: Platin, titanyumdioksit, SPHINX, prostat kanseri, 131/125Iyot, 89Zirkonyum, Fotodinamik terapi/Radyoterapi, Ksenograft tümör modeli.
Güney Karadeniz sediment korlarında 210Pb dağılımının incelenmesi, tarihlemede ve metal kirliliğinin kronolojik olarak belirlenmesinde kullanılması
Bu tez çalışmasında Güney Karadeniz sediment korlarında 210Pb'un profil boyunca aktivite konsantrasyonları, sedimentasyon hızı ve tarihleme çalışmalarında kullanılmak üzere ölçülmüştür. İncelenen sediment korlarında, yüzeyde elde edilen en yüksek 210Pb aktivitesi 303 Bq kg-1 bulunurken en düşük aktivite değeri ise 31 Bq kg-1 olarak hesaplanmıştır. Denge üstü kurşun konsantrasyonlarının derinliğe bağlı değişimleri kullanılarak sedimentasyon hızı ve sediment oluşum süreleri hesaplanmıştır. Sedimentasyon hızı CRS ve CIC modelleri ile hesaplanmış olup; CRS modeline göre en yüksek ortalama hız 0.895 cm y-1, CIC modeline göre en yüksek 0.067 cm y-1 olarak belirlenmiştir. Ağır metal analizleri de yapılan bölgede KD-4 ve KD-02A korlarında en yüksek metal konsantrasyonu Fe için ve en düşük metal konsantrasyonu Co için tayin edilmiştir. KD-4 sediment korundaki metal konsantrasyonları Fe>Al>Ca>Mn>Cu>Zn>Cr>Sr>Ni>Ba>Pb>Co olarak sıralanırken, KD-02A sediment korunda ise Fe>Al>Ca>Mn>Cu>Zn>Ni>Sr>Cr>Ba>Pb>Co olarak sıralanmıştır. Çalışmada ayrıca sediment korlarındaki metal konsantrasyonlarının birbirleri ile olan korelasyonlarına bakılmış ve zenginleşme faktörleri hesaplanmıştır. Anahtar Kelimeler: 210Pb Metodu, Tarihleme, Karadeniz, Sediment
Metformin için biyouyumlu taşıyıcı sistem tasarımı: Karakterizasyonu, radyoişaretlenmesi ve in vitro çalışmalar
Bu çalışmada metformin (MET) yüklü katı lipid nanoparçacıklar sentezlenerek teknesyum-99m (I) trikarbonil koru ile radyoişaretlenmesi ve bu yapının biyolojik davranışının in vitro olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Sentezlenen katı lipid nanoparçacıkların (SLN) yapısal özellikleri Dinamik Işık Saçılımı (DLS) yöntemi, Zeta Potansiyeli Analizi, Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) görüntüleri ile tanımlanmıştır. Metformin yüklü radyoişaretli katı lipid nanoparçacıkların (99mTc(CO)3-MET-SLN) kalite kontrol çalışmaları Yüksek Performans Sıvı Radyokromatografisi ve İnce Tabaka Radyokromatografisi yöntemleri ile gerçekleştirilmiştir. (99mTc(CO)3-MET-SLN) kompleksi, TLRC (İnce Tabaka Radyokromatografisi) silika jel kaplı şeritleri üzerine damlatılarak, mobil faz olarak % 100 asetonitril ve Met: HC1 (Metanol:Hidroklorik asit 19:1) çözeltileri kullanılarak radyoişaretlenme verimi %88 bulunmuştur. Diğer yandan inaktif renyum (I) trikarbonil koru ile metformin yüklü katı lipid nanoparçacıkların hazırlanması radyoişaretli yapının inaktif olarak incelenmesine olanak sağlamıştır. Metformin yüklü katı lipid nanoparçacıkların biyolojik davranışlarının in vitro yöntemle belirlenmesi amacıyla kanser hücre hatları ( MCF7 ve MDA-MB-231 meme ve HEPG2 karaciğer kanser hücreleri) üzerinde çalışmaları gerçekleştirilmiştir. MET-SLN östrojen reseptörü pozitif MCF7 hücreleri üzerinde östrojen reseptörü negatif MDA-MB-231 ve HEP2 karaciğer kanser hücrelerine kıyasla daha fazla duyarlılık göstermiştir ve 300 µg/mL' lik konsantrasyon MCF7 hücrelerinde %50 inhibisyona neden olmuştur. Bunun yanısıra yapılan inkorporasyon çalışması ile (99mTc(CO)3-MET-SLN) kompleksinin östrojen reseptörü pozitif olan MFC7 hücreleri üzerinde HEPG2 karaciğer kanser hücreleri ve östrojen reseptörü negatif olan MDA-MB-231 meme kanser hücrelerine kıyasla daha yüksek bağlanma verimine sahip olduğu gözlemlenmiştir.
Radyoterapi uygulamalarında olasılıksal risk analizi
Bu tez de, farklı disiplinlerin birlikte çalıştığı, karmaşık cihaz ve sistemlerin kullanıldığı radyoterapi uygulamalarında olasılıksal risk analizi yöntemi kullanılarak, riskin yüksek olduğu aşamaları değerlendirmek ve uygulama prosedürlerini iyileştirmek üzerine çalışılmıştır. Radyoterapi, hazırlanış ve uygulama açısından birçok basamaktan oluşmaktadır. Uygulanan tedavi prosedürlerinde gerçekleşmiş hata veya hatalar, geçmişten günümüze birçok radyasyon kazasına sebep olmuştur. Bu çalışmada, lineer hızlandırıcı cihazı ile radyoterapi yapan onkoloji kliniğinde olasılıksal risk analizi, hata ağacı analizi metodu ile yapılmıştır. Çalışmamızda, radyoterapi kliniğindeki iş akışı belirlenmiştir. Bu işlem, klinik uygulamanın simülasyon, tedavi planlama ve tedavi iletimi olarak üç bölüme ayrılmasıyla gerçekleştirilmiştir. Hata ağacındaki iş akışı, uluslararası kaza raporları ve klinik gözlemlerden yararlanılarak SAPHIRE yazılımı ile oluşturulmuştur. Elde edilen hata ağacının her bir dalındaki olayların olasılıkları uzman değerlendirmesi metoduyla belirlenmiştir. Sistemin zayıflıkları, geliştirilmeye ihtiyaç duyulan bölgeleri, hata dağılımı, güvenilirliği konusunda nitel ve nicel sonuçlar elde edilmiştir. Analiz sonuçları değerlendirilerek hatalı tedavi, yaralanma, hatta ölümle sonuçlanabilecek durumların riskini azaltmak amacıyla kalite yönetiminin geliştirilmesine yönelik adımlar belirlenmiştir.
Ham ve modifiye edilmiş prina ile sulu çözeltilerden Ce(III) iyonlarının adsorpsiyon özelliklerinin incelenmesi
Zeytinyağı prosesi atığı olarak elde edilen prina, içeriğinde lignin, selüloz, hemiselüloz gibi organik yapılar içerdiği için çevre dostu bir biyosorbenttir. Bu çalışmada prina hem ham hem fosforik asit ile modifiye edilerek ve modifiye prinanın adsorpsiyon veriminin arttırılması ve aynı zamanda ayırma kolaylığı sağlanması amacıyla Fe3O4 manyetit nano parçacıkları ile kompozit olarak hazırlanmasıyla elde edilen adsorbanların seryum (Ce(III)) iyonlarının sulu çözeltilerden giderilmesinde kullanılabilirliği araştırılmıştır. Elde edilen adsorbanların karakterizasyonu için BET yüzey alanı analizleri, SEM ve TEM görüntülemeleri, FT-IR analizleri ve VSM ölçümleri yapılmıştır. Adsorpsiyon çalışmalarında, adsorpsiyon verimine etki eden çözelti pH'si, temas süresi, başlangıç Ce(III) iyonu konsantrasyonu ve sıcaklık gibi parametreler incelenmiştir. Elde edilen verilere göre ham prina için pH 3, 120 dakika temas süresi, 50 ppm Ce(III) başlangıç konsantrasyonun optimum çalışma koşulları olduğu, modifiye prina için pH 4, 120 dakika temas süresi, 50 ppm Ce(III) başlangıç konsantrasyonu olduğu, nanokompozit adsorbanı için çözelti pH'si 6, etkileşim süresinin 45 dakika, Ce(III) başlangıç konsantrasyonun 100 ppm olduğu ve tüm adsorbanlar için sıcaklığın artışının adsorpsiyona olumsuz yönde etki ettiği görülmüştür. Elde edilen veriler ile adsorpsiyon modelinin belirlenmesi için Langmuir, Freundlich ve Dubinin-Radushkevich izoterm eğrileri çizilmiş ve ilgili parametreler hesaplanmıştır. Ayrıca adsorpsiyon termodinamiğine ait değerler olan entalpi, Gibbs serbest enerji değişimi ve entropi değerleri hesaplanmıştır.
TBP emdirilmiş amberlite xad-2 reçinede toryum, seryum ve lantanın sorpsiyon davranışlarının incelenmesi
Çalışmada, TBP impregne edilmiş Amberlite XAD-2 reçinesi kullanılarak toryum, seryum ve lantanın sorpsiyon davranışlarının incelenmesine yönelik çalışmalar yapılmıştır. Amberlite XAD-2 reçinesi üzerine TBP ilave ederek kuru impregnasyon yöntemi ile reçine hazırlanmıştır. Solvent İmpregne Edilmiş Reçine(SIR); Fourier Transform İnfrared Spektroskopisi (FT-IR) ile karakterize edilmiştir. Toryum, seryum ve lantan iyonlarının sorpsiyon davranışları; sıcaklık, süre, konsantrasyon, katı-sıvı oranı etkileri incelenelerek araştırılmıştır. Elde edilen sorpsiyon verileri, Freundlich, Langmuir ve Dubinin-Radushkevich izotermleri ile yorumlanmıştır.
Radyoişaretli antibiyotik yüklü kitosan nanoparçacıkların antibakteriyel etkilerinin İn vitro incelenmesi
Antibiyotiklerin yaygın kullanımı bakterilerin antibiyotiklere direnç geliştirmesine neden olmuştur. Bu nedenle, antibiyotiklerin etkinliğini arttıran yeni "yetenekli ajanlar" geliştirmek gerekmektedir. Sefpodoksim Proksetil (CP), üçüncü kuşak sefalosporin grubu geniş spektrumlu bir antibiyotiktir. Kitosan; biyouyumlu, antibakteriyel, mukoadezif, katyonik, doğal bir polimer olması gibi özellikleri sayesinde ideal bir biyomalzemedir. Araştırmalar, mikroorganizmalara karşı antibakteriyel ilaçların etkilerinin kitosan nanoparçacıklarına yüklenerek arttırılabileceğini göstermiştir.Bu tez çalışmasının amacı, radyoişaretli sefpodoksim proksetil yüklü kitosan nanoparçacığın gram pozitif Staphylococcus aureus (S. aureus) ve gram negatif Escherichia coli (E. coli) bakteriyel enfeksiyonlarının saptanmasında nükleer bir görüntüleme ajanı olarak kullanılma potansiyelini araştırmaktır. Kitosan (CS) nanoparçacıkları ve Sefpodoksim Proksetil yüklü kitosan (CP-CS) nanoparçacıkları iyonik jelasyon yöntemi kullanılarak hazırlandı. Nanoparçacıklar, Dinamik Işık Saçılımı (DLS), Fourier Transform Kızılötesi Spektroskopisi (FT-IR) ve Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) teknikleri ile karakterize edildi. CP-CS nanoparçacık üzerine yüklenen Sefpodoksim Proksetil miktarı ultraviyole-görünür (UV-Vis) spektroskopisi ile belirlendi. Sefpodoksim Proksetil ve Sefpodoksim Proksetil yüklü kitosan nanoparçacıkları, 100 µg SnCl2 kullanılarak 37 MBq sodyum perteknetat ile radyoişaretlenmiştir. Radyoişaretli Sefpodoksim Proksetil (99mTc-CP) ve radyoişaretli Sefpodoksim Proksetil yüklü kitosan nanoparçacıkların (99mTc-CP-CS) işaretleme verimi TLRC yöntemi ile belirlendi ve sırasıyla verimler % 89±3 ve % 94±2 olarak tespit edildi. S. aureus için 99mTc-CP-CS nanoparçacıkların tutulum verimi 1 saatte % 99.3 iken; 2 saatte % 68.9; 4 saatte % 76.9, 99mTc-CP'nin bağlanma verimi 1 saatte % 7.2 idi; 2 saatte % 9.3; 4 saatte % 9.5 olarak belirlendi. In vitro tutulum çalışması, S. aureus'da 99mTc-CP-CS nanoparçacıklarının tutulum veriminin 99mTc-CP'ninkinden daha yüksek olduğunu göstermektedir. E. coli için tutulum verimi 99mTc-CP-CS nanoparçacıklarının (1. saat % 91.2; 2 saatte % 77.9; 4 saatte % 58.3), 99mTc-CP'den (1. saat % 6.6; 2. saatte % 8.1; 4. saatte % 10.3) daha yüksek bulunmuştur. Bu sonuçlar 99mTc-CP-CS nanoparçacıklarının enfeksiyon nükleer görüntüleme potansiyeli için bir umut vadetmektedir. Anahtar Kelimeler: kitosan, nanoparçacık, sefpodoksim proksetil, antibakteriyel etki, 99mTc, S. aureus, E. coli
Tümör hedefli silika nanoparçacıkların bifonksiyonel ajan potansiyelinin incelenmesi
Kanser, DNA hasarı veya mutasyon sonucu vücut hücrelerinin kontrolsüz ve anormal bir şekilde çoğalmasıdır. Pankreas kanseri, kanser türleri arasında teşhis ve tedavisi en zor olanlarındandır. Bununla birlikte teşhisinden sonra sağ kalım oranı oldukça düşüktür. Bu nedenle pankreas kanserinin tedavisinde, erken teşhis oldukça önemlidir. Son yıllarda, klasik tedavi yöntemlerinin tek başına etkili olmadığı görülmüştür. Bunun yerine kombine tedavi yöntemlerinin uygulanması artmıştır. Aynı zamanda, nanoteknolojinin medikal alanda kullanılmasıyla, hem teşhis hem de tedaviye olanak sağlayan teranostik ajanların geliştirilmesi hız kazanmıştır. Bu tez çalışmasında, Zn ftalosiyanin (ZnPc) yüklü ve cetuximab antikoru ile hedeflenmiş gözenekli silika nanoparçacıklar hazırlanmış (MSNP5) ve 131I radyonüklidi ile işaretlenmiştir. Nanoparçacıklar içerisinde bulunan ZnPc, fotodinamik terapinin (FDT) gerçekleştirilmesine olanak sağlamaktadır. Bununla birlikte, nanoparçacıkların 131I ile işatlenmesiyle, fotodinamik terapi, nükleer görüntüleme ve/veya nükleer terapide kullanılabilicek bir teranostik ajan oluşturulmuştur. Sentezlenen nanoparçacıkların boyut, zeta potansiyel ve yüzey modifikasyonu analizleri Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi (FTIR), Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM), Geçirimli Elektron Mikroskobu (TEM) ve Dinamik Işık Saçılımı (DLS) cihazları ile gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen karakterizasyon çalışmalarıyla, Zn ftalosiyaninin enkapsülasyonunun ve yüzey modifikasyonlarının başarılı bir şekilde gerçekleştirildiği belirlenmiştir. Aynı zamanda, MSNP5 nanoparçacıklarının hidrodinamik çapı 185,6±22,6 nm olarak tespit edilmiştir. Fotodinamik tedavi, fotodinamik etkiye dayanan non-invaziv ve alternatif bir tedavidir. Bu tez çalışmasıyla, ZnPc yüklü nanoparçacıkların [MSNP4 (cetuximab içermeyen) ve MSNP5 (cetuximab içeren)], pankreatik kanser hücrelerine karşı singlet oksijen (1O2) üretimi, radyoişaretleme verimi, hücre tutulum ve in vitro fotodinamik tedavi potansiyelinin belirlenmesi amaçlanmıştır. ZnPc'nin tolüendeki 1O2 kuantum verim (ΦΔ) değeri 0,60 olarak bulunmuştur. In vitro FDT çalışmaları, ZnPc ve nanoparçacıkların karanlık toksisite ve fototoksisitesini belirlemek için pankreatik kanser hücreleri (MIA PaCa-2, AsPC-1 ve PANC-1) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Sonuçlara göre, tüm hücre hatlarında, ZnPc ve nanoparçacıklar için karanlık toksisite gözlenmemiştir. Bununla birlikte, MSNP5 nanoparçacıkları, MSNP4 nanoparçacıklarından daha yüksek fototoksik etki göstermiştir. MIA PaCa-2, AsPC-1 ve PANC-1 hücrelerindeki en yüksek fototoksik etkiler, 5 µM konsantrasyon ve 40 J/cm2 ışık dozunda sırasıyla, % 16± 5, % 13±3 ve % 5±1 hücre canlılığı olarak gözlenmiştir. Florometrik yöntemler ile belirlenen hücre tutulum çalışmalarıyla, MSNP5 nanoparçacıklarının tutulum potansiyelinin MSNP4 nanoparçacıklarından daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Nanoparçacıkların 131I ile radyoişaretlenmesi iyodojen metoduna göre gerçekleştirilmiştir. MSNP5 nanoparçacıklarının radyoişaretlenme verimi, optimum koşullarda (pH 9 ve 60 dakika reaksiyon süresi) oldukça yüksek (% 95,5±1,2) bulunmuştur. Buna ek olarak, MIA PaCa-2, AsPC-1 ve PANC-1 hücrelerinde 131I-MSNP5'in en yüksek hücre içi tutulum verimleri 24 saat inkübasyon süresinde sırasıyla, % 43,9±3,8, % 41,8±0,2 ve % 37,9±1,3 olarak tespit edilmiştir. In vivo FDT çalışmaları, AsPC-1 pankreas kanseri hücreleri ile tümör oluşturulmuş Nude fareler ile gerçkeleştirilmiştir. MSNP5 nanoparçacıkları, tümörün altından subkutan olarak verilmiştir. Fotodinamik terapi için 100 J/cm2 ışık dozu, 685 nm kırmızı lazer ışık kullanılarak uygulanmıştır. Gerçekleştirilen histopatalojik incelemelerle, MSNP5 nanoparçacıkları uygulanan tedavi grubunda tümör dokusundaki nekroz oranının kontrol grubundan yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, hedefleyici cetuximab antikoru içeren MSNP5 nanoparçacıkları, pankreatik tümörlerin nükleer görüntüleme/terapi ve fotodinamik tedavisi için uygun bir teranostik ajan potansiyeli göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Zn (II) ftalosiyanin, gözenekli silika nanoparçacıklar, cetuximab, singlet oksijen, fotodinamik tedavi.
MnO2 yüklenmiş aktif karbon ile toryum adsorpsiyonu
Türkiye'nin mevcut enerji kaynakları, enerji gereksinimini karşılamada yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle nükleer enerji santrali kurulması çalışmaları başlamıştır. Nükleer enerjiden elektrik üretiminde uranyum yanında toryum da yakıt olarak kullanılabilmektedir. Ülkemizde, 380 bin ton toryum rezervinin bulunması, toryum ile ilgili yapılan çalışmaların önem kazanmasını sağlamaktadır. Açık çevrimlerde toryum kullanımının % 20-30 civarında uranyum tasarrufu sağlayacağı düşünülmekte olup toryum geleceğin yakıtı olarak kabul edilmektedir. Sulu çözeltilerden radyonüklitlerin ayrılması çevre kirliliği açısından önemli bir konudur. Adsorpsiyon, büyük hacimli çözeltilerden eser miktardaki önemli elementlerin ayrılması ve izolasyonu için kullanılan önemli ve etkili bir tekniktir. Aktif karbon adsorpsiyonu ise, kimya ve çevre mühendisliğinde kullanılan önemli bir ayırma teknolojisidir. Aktif karbonun yüksek seçicilik, radyasyona dayanıklılık ve saflık özelliklerinden dolayı, nükleer endüstride sulu çözeltilerden radyonüklitlerin ayrılmasında kullanımı önem taşımaktadır. Bu çalışmada, hem toryumun neden olduğu çevresel kirlilikleri azaltmak, hem de toryumu radyoaktif atıklardan geri kazanmak amacıyla toryumun MnO2 yüklenmiş aktif karbon üzerindeki adsorpsiyonunun incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada bu amaçla ticari aktif karbon kullanılmış ve aktif karbonun üzerine permanganat yöntemiyle MnO2 yüklenmiştir. Toryum adsorpsiyonu için aktif karbonla yapılan denemelerde optimum parametreler; pH 4, toryum konsantrasyonu; 90 ppm, etkileşim zamanı 30 dakika ve sıcaklık 30 ◦C, MnO2 yüklenmiş aktif karbon (AC-MnO2O2) için ise optimum değerler; pH 2, toryum konsantrasyonu; 20 ppm, etkileşim zamanı 15 dakika ve sıcaklık 30 ◦C olarak belirlenmiştir. Ayrıca, yapılan toryum adsorpsiyon çalışmalarında AC ve AC-MnO2O2'nin Freundlich izotermiyle uyumlu oldukları bulunmuştur.
188W'in üretimindeki 187W'nin nötron tesir kesitinin tespiti
Bu çalışmada, 186W'ının çift nötron yakalaması ile 188W'in elde edilmesi ve bu reaksiyondaki 187W'nin termal nötron yakalama tesir kesitinin ölçülmesi amaçlanmıştır. 186W(n,γ)187W reaksiyonunun termal nötron yakalama tesir kesiti iyi bilinmektedir. Her ne kadar bu reaksiyonun nötron yakalama tesir kesiti iyi bilinse de 186W(n,γ)187(n,γ)188W reaksiyonunun tesir kesiti ile yapılan çalışmalar yetersizdir. 187W'nin termal nöron yakalama tesir kesit değeri literatürde 64 b olarak ifade edilmiştir. Ancak, bu değer teorik aktivite hesaplamalarda kullanıldığında deneysel sonuçlardan elde edilen aktivite değerlerinin daha üstünde sonuç vermektedir. Tez çalışmasında, ilk önce IsoChain programı yardımı ile ampirik hesaplamalar yapılmış ve farklı 187W tesir kesiti değerleri için çeşitli eğriler elde edilmiştir. Yüksek Akılı İzotop Reaktörü'nde 1, 5 ve 10 gün boyunca ışımaya maruz bırakılacak üç küçük 186WO3 hedef malzemesi hazırlanmıştır. Yapılan eğri-fitleme yöntemi ile bir, beş ve on gün boyunca ışınlanan örneklerin aktivitelerinin, 11 b değeri için üretilen eğri üzerinde fitlendikleri gözlenmiştir. Bu açıdan, yapılan deney sonucunda 187W'nin termal nötron yakalama tesir kesit değeri 11 b olarak belirlenmiştir.
18F-FDG-grayanotoksin-gadolinyum-nanoparçacıkların sentezi ve in vitro biyoetkinliklerin incelenmesi
Bu çalışmada, Ericaceae familyasına ait Rhododendron ponticum L. (mor çiçekli orman gülü) cinsi otlar ve deli bal içerisinde doğal olarak bulunan grayanotoksin III (GTX-III) bileşiği mor çiçekli orman gülü yaprağı, çiçeği ve deli baldan ekstrakte edildikten sonra Gadolinyum Naoparçacıklar (GdO@Si-NP) ile konjuge edilmiş daha sonra sentezlenen Gadolinyum Naoparçacıklar 2deoksi-2-(F-18) floro-D-glukoz (18F-FDG) ile konjuge edilerek radyoişaretlenmiştir. İnsan Meme Adenokarsinom (MCF7) ve Prohormone Konvertaz 3 (PC3) hücrelerinde in vitro olarak biyoetkinlikleri biyoetkinlikleri Gd MR kontrastından yararlanarak incelenmiştir. Grayanotoksin-III bileşikleri, orman gülü yaprağı ve çiçeği kurutulduktan sonra metanol ile ekstraksiyon, etil asetat ile kristallendirme işlemi ve Yüksek Performanslı Sıvı Kromatografisi (HPLC) cihazı ile saflaştırılmıştır. Grayanotoksin III bileşiğinin deli baldan eldesi ise metanol ile ekstrakte edilip katı faz ekstraksiyonu (SPE) kartuşundan geçirilerek HPLC cihazı ile saflaştırılmıştır. Grayanotoksin-III (GTX-III) bileşiği Sıvı Kromatografi-Kütle Spektrometresi (LC-MS) ve Nükleer Manyetik Rezonans (NMR) spektroskopisi ile tanımlanmıştır. Gadolinyum Nanoparçacıklar (Gd-NP) birlikte çöktürme yöntemi ile sentezlenmiş ve silikalama işlemi gerçekleştirildikten sonra Dynamic Light Sccattering (DLS) ile boyut ölçümü gerçekleştirilmiştir. Gd-NP' ın yapı tayini Tarayıcı Elektron Mikroskobu (SEM) cihazı ile gerçekleştirilmiştir. Sentezlenen silikalı Gadolinyum nanoparçacıkları (GdO@Si-NP) 1,1'Karbonildiimizadol/N-Hidroksi Süksinimid (CDI/NHS) metodu kullanılarak orman gülü yaprağı, çiçeği ve deli baldan elde edilen GTX-III-Yaprak (GTX-III-Y) GTX-III-Çiçek (GTX-III-Ç) ve GTX-III-Bal (GTX-III-B) bileşikleri ile konjuge edilmiştir. GTX-III bileşiklerinin GdO@Si-NP ile konjugasyon verimi HPLC analizi ile % 100 olarak saptanmıştır. Konjugasyon ürünü olan GTX-III-Y-GdO@Si-NP, GTX-III-Ç-GdO@Si-NP ve GTX-III-B-GdO@Si-NP'ın, PC3 ve MCF7 hücrelerine sitotoksik etkisi ve inkorporasyonu incelenmiştir. Sitotoksisite çalışmalarında, PC3 ve MCF7 hücreleri 0,25-0,5-1-5-10-25 μg/mL konsantrasyonlarında konjugasyon ürünü ile muamele edilip 24 saat inkübe edildikten sonra IC50 oranları belirlenmiştir. İnkorporasyon çalışmalarında PC3 ve MCF7 hücrelerine 96'lık kuyular içerisinde 10 μg/mL konsantrasyonda, 0,2 mL madde ile muamele edilmiş ve 1, 4, 8 ve 24 saatlerde inkorporasyon değerleri hücrelerin MR görüntülemesinden elde edilen kontrast değerleri ile belirlenmiştir. GTX-III-Y-GdO@Si-NP, GTX-III-Ç-GdO@Si-NP ve GTX-III-B-GdO@Si-NP'ın 18F-FDG ile konjugasyonu CDI/NHS metodu kullanılarak gerçekleştirilmiş ve ve bağlanma verimi ince tabaka radyokromatografisi (Thin Layer Radiochromatography) (TLRC) ve HPLC analizleri ile belirlenmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda, orman gülü ve deli baldan izole edilen GTX-III bileşiklerinin MCF7 ve PC3 hücrelerine sitotoksik etkisi olduğu gösterilmiştir. GdO@Si-NP' ın MCF7 hücreleri için bu sitotoksik etkiyi düşürdüğü PC3 hücreleri için sitotoksik etkiyi arttırdığı gösterilmiştir. Sentezlenen GTX-III-Y-GdO@Si-NP, GTX-III-Ç-GdO@Si-NP ve GTX-III-B-GdO@Si-NP ile MCF7 ve PC3 hücrelerinin MR görüntüleri alınarak inkorporasyon veriminin hesaplanabileceği gösterilmiştir. CDI/NHS metodunun GTX-III, GdO@Si-NP ve 18F-FDG bileşiklerinin konjugasyonu için uygun olduğu gösterilmiştir. Sentezlenen GXT-III-GdO@Si- NP' ların PC3 ve MCF7 hücre hatlarında MR kontrastı verdiği gösterilmiş ve 18F-FDG ile işaretlenmiştir. Elde edilen sonuçlar sentezlenen bileşiklerin teranostik ajan olarak kullanımında umut vaadetmektedir.
Bodrum yarımadasında radon ölçümleri ile depremsellik arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Depremlerin etkilerinin azaltılması günümüz dünyasının en önemli sorunlarından biridir. Bu amaçla birçok doğa olayı izleyici/işaretçi olarak bilim insanları tarafından kullanılmak-tadır. Yapılan araştırmalar radon gazının yer kabuğu hareketleriyle ilişkili olabileceğini göstermiştir. Bu tez çalışmasında Bodrum Yarımadası' nda toprak gazı ve kuyu sularındaki radon konsantrasyonları bir yıl boyunca periyodik ölçümlerle izlenmiştir. Radon konsantras-yonlarındaki değişimlerle meydana gelen depremler arasındaki ilişkiler incelenmiş ve açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmada toprak gazı radon konsantrasyonları LR 115 tip 2 katı hal nükleer iz kazıma dedektörleri, kuyu sularındaki radon konsantrasyonları kolektör çemberi yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Ayrıca bölge topraklarının doğal radyoak-tivite düzeyi, NaI(Tl) dedektörlü sintilasyon gama spektroskopisi kullanılarak belirlen-miştir. Çalışmada toprak gazı radon konsantrasyonlarının 1,1 ile 52,9 kBq m-3 arasında değiştiği gözlemlenmiştir. Kuyu sularındaki radon konsantrasyonları ise 0,3 Bq/L ile 156,9 Bq/L arasında ölçülmüştür. Çalışma bölgesinde meydana gelen çok sayıda depremle ilişkili olarak radon konsantrasyonlarında önemli anomalilerin oluştuğu tespit edilmiştir.
İzmir Köfrezi kara midye (Mytilus galloprovincialis) ve bazı balık türlerindeki pestisit kalıntı değerleri ile bazı doğal radyonüklid konsantrasyonları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Çalışmada İzmir Körfezi'nden mevsimsel olarak toplanan midye (Mytilus galloprovincialis) ve balık (Mullus barbatus, S.solea, Engraulis encrasicolus, Sardina pilchardus ve Mugil) örneklerinde 210Po, 210Pb ve pestisit miktarı saptanmıştır. Midyelerde en yüksek 210Po ve 210Pb aktivite konsantrasyonları sırasıyla 122±26; 4,2±0,4 Bq kg-1 olarak bulunurken balıklarda en yüksek 210Po ve 210Pb aktivite konsantrasyonları sırasıyla 353,7±45; 3,6±3,0 Bq kg-1 olarak bulunmuştur. Pestisit analizleri kromatografi-kütle spektrometrisi aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Çökelekler bir gaz kromatografisi ile analiz edildikten sonra, sonuçlar kütle spektrometrisi ile teyit edilmiştir. Sonuç olarak tüm balıklarda 4-4'DDE bulunmuştur. DDE, DDT'nin başlıca metabolitidir ve DDT'ye göre daha kararlı bir bileşiktir. Bundan dolayı, DDT'nin pestisit olarak uzun yıllardır kullanıldığı söylenebilir. Balık ve midyelerde organoklorlu bileşiklerin miktarının artan yağ oranına bağlı olarak yükseldiği gözlemlenmiştir. Midyelerin ağırlıkları organoklorlu bileşiklerin konsantrasyonlarını etkilememiştir. Örneklerdeki konsantrasyonlar 0,001 ile 0,021 mg kg-1 arasında değişmektedir. En yüksek pestisit seviyeleri kışın hamside 0,021 mg kg-1 olarak gözlemlenmiştir. Çalışma, uzun yıllar önce kullanılmış ancak şu an kullanımı yasak olan organoklorlu pestisitlerin İzmir Körfezi'nde hala kalıcı olarak yüksek seviyelerde bulunduğunu ortaya koymaktadır.
Uçucu kül bazlı kompozitlerin sentezlenmesi ve stronsiyum sorpsiyon davranışlarının incelenmesi
Çalışmada, uçucu kül bazlı kompozit adsorbanlar sentezlenmiş ve sıvı radyoaktif atıklardan stronsiyumun uzaklaştırılmasında ki etkinlikleri incelenmiştir. Hidrotermal sentez kullanılarak, katkısız modifiye uçucu kül (FA), kütlece %10 zirkonyum katkılı (FA-Zr) ve kütlece %10 titanyum katkılı (FA-Ti) üç farklı adsorban sentezlenmiştir. Aktivasyon ajanı olarak NaOH çözeltisi kullanılmış, sentezler 120 ºC'de, 500 devir/dakika karıştırma hızında, 24 saat süre ile gerçekleştirilmiştir. Uçucu kül ve sentezlenen adsorbanların karakterizasyonları; XRF, XRD, SEM-EDX, DTA/TGA, FTIR ve BET yüzey alanı analizleri ile yapılmıştır. İncelemeler, adsorbanların camsı fazları ve kristal fazları içerdiğini, zirkonyum katıkısının yüzey alanını arttırdığını göstermektedir. Sentezlenen adsorbanlarda yüzey alanları; BETFA: 61.17 m2/g, BETFA-Zr: 87.34 m2/g ve BETFA-Ti: 62.35 m2/g olarak bulunmuştur. Adsorbanların Sr2+ sorpsiyon davranışları kolon tekniği ile dinamik koşullar için çalışılmıştır. pH, stronsiyum başlangıç iyon derişimi, akış hızı ve yatak yüksekliği parametrelerinin adsorpsiyon verimi üzerine etkileri deneysel tasarım yaklaşımı ile merkezi kompozit tasarım modeline göre incelenmiştir. Deneyler sonucunda yüzey grafikleri çizilmiştir. Uygulanan tasarımın %95 güven aralığı içerisindeki ANOVA (analysis of variance) analizi sonuçlarına göre, her bir adsorban için model ile deneysel bulguların uyumlu olduğu görülmüştür. F, P>F, Uyum Eksikliği F, R2, ayarlı R2 ve öngörülen R2 değerleri, her üç adsorban için de elde edilen modellerin Sr2+ sorpsiyon davranışlarını açıkladığını göstermektedir. Deneysel tasarım yaklaşımı sonucu Sr2+ adsorpsiyonu için belirlenen optimum koşullarda yürütülen çalışmalarla kırılım eğrileri elde edilmiş ve sızdırma, doyma kapasiteleri ile kolon verimleri hesaplanmıştır. FA-Zr dolgulu kolonlarda kırılım süresinin daha uzun olduğu ve kolon veriminin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Kolonlar Thomas, Yoon-Nelson ve Bohart-Adams yaklaşımları ile modellenmiştir. Sonuçlara göre FA ve FA-Zr yüklü kolonların davranışları Thomas modeli, FA-Ti adsorbanın ise Bohart-Adams modeli ile açıklanabilmektedir. Sr2+, Ca2+ ve Ba2+ iyonlarını içeren çoklu iyon sistemi için adsorbanların seçiciliği incelenmiştir. Adsorbanların seçicilik sırası; Ba2+>Sr2+>Ca2+ şeklindedir. Bu da sorpsiyon mekanizmalarında iyon değişim proseslerinin etkin olduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler: Uçucu kül, hidrotermal sentez, stronsiyum, adsorpsiyon, deneysel tasarım, kolon, dinamik kapasite
UO2(NO3)2-HNO3-TBP'li sistemlerin dağılım katsayılarının matematiksel modellemesi: Deneysel veriler ve literatür ile karşılaştırılması
Uranil nitrat ve nitrik asidin, sulu çözelti ve tribütil fosfat (TBP) arasındaki dağılım dengesini anlamak, PUREX ekstraksiyon modeli için gerekli verilerin elde edilmesi amacı ile önemlidir. Dağılım reaksiyonlarına dayanarak, tahmini dağılım katsayılarını hesaplamak amacı ile bir ampirik matematik model ve MATLAB programı geliştirilmiştir. % 30 hacim TBP sistemi için, deneysel olarak belirlenen dağılımlar, hesaplanan değerler ve literatürdeki değerlerin uyumlu olduğu gözlenmiştir.
Nadir toprak elementi ve geçiş metali katkılı Si ve Ca bazlı malzemelerin lüminesans özelliklerinin incelenmesi
Termal uyartımlı lüminesans malzemeler, iyonize radyasyon doz ölçümlerinde önemli bir araçtır. Son yıllarda personel, klinik, çevresel ve uzay dozu ölçümlerindeki avantajları nedeniyle, daha verimli TL dozimetrelerin üretilmesi için birçok çalışma gerçekleştirilmektedir. Yeni TL malzeme sentezi ve bu malzemelerin lüminesans ve dozimetrik özelliklerinin belirlenmesi, bu malzemeler ile uygulamalarda, doğru doz ölçümlerinin gerçekleştirilebilmesinde önem teşkil etmektedir. Bu tez çalışmasında, yeni üretilmiş CaCO3:Tm, CaB4O7:Mn, CaSO4:Cu,Tm ve CaSiO4:Cu malzemelerinin lüminesans özellikleri ile dozimetrik özellikleri, beta, gama, X-ışını, UVB (312 nm) ve UVC (254 nm) radyasyon kaynakları kullanılarak incelenmiştir. Dozimetrik bir malzemenin aktivasyon enerjisi (E), frekans faktörü (s) ve kinetik mertebesi (b) gibi tuzak parametrelerinin değerlerinin belirlenmesi, malzemenin örgü yapısındaki tuzaklar hakkında daha ayrıntılı bilgi sahibi olmamızı sağlayabilmektedir. Bu çalışmada, kullanılan dozimetrik malzemelerin tuzak parametrelerinin belirlenebilmesi için farklı ısıtma hızı metodu, izotermal bozunma metodu ve pik şekli metodu yöntemleri kullanılmıştır. Bunlara ek olarak, dozimetrik malzemelerin kararlılık, sönümleme, PTTL, duyarlılık ve doz cevabı gibi dozimetrik özellikleri de incelenmiştir. Bununla birlikte, yeni sentezlenmiş dozimetrik malzemelerin kristal yapı analizleri ve emisyon spektrumları X-ışını kırınımı (XRD), Radyolüminesans (RL) ve fotolüminesans (PL) teknikleri kullanılarak incelenmiştir. Çalışmada kullanılan %1 Mn katkılı CaB4O7 ve CaSO4:Cu,Tm dozimetrik malzemeleri ile elde edilen TL sonuçları doğrultusunda, bu malzemelerin uzay ve klinik doz alanlarında (0-20Gy) kullanımlarının uygun olabileceği sonucuna varılmıştır. Bunlara ek olarak, CaCO3:Tm, CaB4O7:Mn (%3) ve CaSiO4:Cu malzemelerinin yüksek hassasiyet ve kararlılıklarından dolayı tarihleme, çevresel ve personel doz (~1-10µGy) uygulama alanlarında kullanılabilme potansiyellerinin oldukları belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: TL, CaCO3:Tm, CaB4O7:Mn, CaSO4:Cu,Tm, CaSiO4:Cu
İmidazolyum bileşiğinin I-131 ile işaretlenmesi, enfeksiyon dedeksiyon potansiyelinin değerlendirilmesi
Enfeksiyon hastalıkları, hala küresel mortalite ve morbiditenin önemli bir nedeni olmaya devam etmektedir. Mikroorganizmaların antibiyotiklere karşı direnç kazanmaları araştırıcıları daha etkili yeni antimikrobiyal bileşiklerin tasarlanması ve sentezlenmesi çalışmalarına yöneltmektedir.Nükleer tıpta kullanılan noninvaziv yöntemler ile enflamatuar süreçlerin erken aşamalarında meydana gelen fizyolojik ve biyokimyasal değişikliklerin tespit edilebilmesi mümkündür. Bu radyofarmasötikler (kemotaktik peptidler, antibiyotikler, antimikrobiyal peptidler, vs.), çeşitli radyonüklidlerle (67Ga, 99mTc, 111In, 18F, 131I gibi) işaretli olabilir. Enfeksiyonun teşhis aşamasında kullanılan görüntüleme teknikleri pozitron emisyon tomografisi (PET), tekli foton emisyon tomografisi (SPECT) ve manyetik rezonans spektroskopi (MRS) 'dir. Bu çalışmanın amacı, antibakteriyel etkinliğe sahip, sentezlenmiş olan İmidazolyum-TFSI (ITFSI) bileşiğinin 131I ile işaretlenmesi ve bu işaretli bileşiğin gram pozitif Staphylococcus aureus (S.aureus) ve gram negatif Escherichia coli (E. coli) bakteriyel enfeksiyonlarının tespitinde nükleer görüntüleme ajanı olarak kullanılabilme potansiyelinin incelenmesidir. Bu amaçla; ITFSI bileşiğin, 131I ile işaretlenmiş ve radyoiyotlu ITFSI bileşiğinin in vitro koşullarda Gram pozitif S. aureus ve Gram negatif E. coli standart suşunda antimikrobiyal etkinliği in vitro tutulum çalışmaları ile saptanmıştır.Çalışmada, ITFSI bileşiği iodogen metoduna göre 131I ile işaretlenmiştir. Kalite kontrol çalışmaları sonuçlarına göre ITFSI bileşiğinin 131I ile yüksek verimle (%95.5±3.7) işaretlendiği saptanmıştır. Bileşiğin antimikrobiyal etkinliğini saptamak amacıyla bu bakterilerde MİK (Minimum İnhibitör Konsantrasyon) değerleri (E. coli ve S. aureus için MİK değeri: 1,875 µM) tespit edilmiştir. Antibiyofilm özelliğinin de araştırıldığı ITFSI bileşiğinde S. aureus standart suşunu içeren biyofilm üretimine ve olgun biyofilm üzerinde etkisi olduğu, E. coli standart suşunda ise herhangi bir etki görülmediği tespit edilmiştir. Bakteri suşları ile yapılan in vitro tutulum deneylerinde 131I-ITFSI bileşiğinin maksimum tutulumu S. aureus'da % 92,3±7,7 (1 saatte) ve E. coli'de ise % 80,1±1,5 (2 saatte) olduğu saptanmıştır. İnkübasyon süresinin artmasıyla tutulum oranlarının azaldığı gözlenmiştir. Elde edilen sonuçlar değerlendirildiğinde, 131I ile işaretli ITFSI'nın her iki bakteride de yüksek tutulum göstermesi sebebiyle 131I-TFSI bileşiğinin enfeksiyon tespiti için bir nükleer görüntüleme ajanı olarak kullanılabilmesi muhtemeldir. Anahtar sözcükler: imidazolyum-TFSI, 131I, antibakteriyel aktivite, enfeksiyon dedeksiyonu, S. aureus, E. coli
Radyoişaretli paklitaksel taşıyıcı katı lipid nanoparçacık formülasyonu ve radyofarmasötik potansiyelinin incelenmesi
Bu çalışmada, paklitaksel (PTX) yüklü katı lipid nanoparçacıklar sentezlenerek teknesyum-99m (I) trikarbonil koru ile radyoişaretlenmesi ve bu yapının biyolojik davranışının in vivo ve in vitro olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Solvent difüzyon yöntemi ile hazırlanan katı lipid nanoparçacıkların (SLN) yapısal özellikleri Zeta Potansiyeli Analizi, Dinamik Işık Saçılımı (DLS) yöntemi, Geçirimli Elektron Mikroskobu (TEM) ve Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) görüntüleri ile tanımlanmıştır. Reseptör hedefleme amacıyla nanoparçacıklar, sentezlenen folat polietilen glikol-kolesterol hemisüksinat (Fol-PEG-CHEMS) molekülü ile modifiye edilmiştir. Hedefleyici molekülün karakterizasyonu proton nükleer manyetik rezonans (1H-NMR) spektroskopisi ile belirlenmiştir. Paklitaksel yüklü katı lipid nanoparçacıkların (SLN-PTX) teknesyum-99m (I) trikarbonil koru, [99mTc(CO)3(H2O)3]+, ile % 90 verimle radyoişaretlenmesi sağlanmıştır. Paklitaksel yüklü radyoişaretli katı lipid nanoparçacıkların (99mTc(CO)3-SLN-PTX) kalite kontrol çalışmaları İnce Tabaka Radyo Kromatografi (TLRC) ve Yüksek Performanslı Sıvı Radyokromatografi (HPLRC) yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. 99mTc(CO)3-SLN-PTX'in biyolojik davranışının in vitro yöntemle belirlenmesi amacıyla folat reseptörü pozitif olan folat reseptörü pozitif MCF7 meme (adenokarsinoma) epiteli ve HeLa serviks (adenokarsinoma) epiteli ile folat reseptörü negatif A549 akciğer (karsinoma) epitellerinden oluşan kanser hücre hatları üzerinde inkorporasyon çalışmaları gerçekleştirilmiştir. 99mTc(CO)3-SLN-PTX'in MCF7 ve HeLa hücreleri üzerinde A549 hücrelerine kıyasla daha yüksek bağlanma verimine sahip olduğu görülmüştür. 99mTc(CO)3-SLN-PTX'in in vivo biyolojik davranışının belirlenmesi amacıyla sağlıklı dişi Wistar Albino sıçanlar üzerinde biyodağılım ve görüntüleme çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Biyodağılım ve görüntüleme çalışmaları sonucunda 99mTc(CO)3-SLN-PTX'in folat reseptörü bulunduran böbrek dokusunda diğer bölgelere göre daha fazla tutuluma sahip olduğu gözlenmiştir. In vitro ve in vivo çalışmalar sonucunda elde edilen verilerden geliştirilen sistemin (paklitaksel yüklü radyoişaretli katı lipid nanoparçacıkların) folat reseptörlerine karşı spesifiteye sahip olduğu görülmektedir. Geliştirilen paklitaksel yüklü radyoişaretli katı lipid nanoparçacıkların hazırlanması kolay, hedefe yönelik, biyouyumlu ve terapi potansiyeline sahip bir teşhis ajanı geliştirilmesine katkı saylayacağı düşünülmektedir.
Termik santrallerin çevresindeki radyoelementlerin atmosferik dispersiyonunun modellenmesi
Bu tez çalışmasında, Batı Anadolu'da yer alan Orhaneli, Tunçbilek ve Seyitömer termik santrallerinden kaynaklanan radyonüklitlerin atmosferik dispersiyonu ve depozisyonu modellenmiştir. Atmosferik dispersiyonun ve depozisyonların hesaplanması için, EPA tarafından geliştirilmiş olan, CAP88PC isimli yazılım kullanılmıştır. Modelleme çalışması için gereken meteorolojik parametreler, Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün ilgili meteoroloji istasyonlarından temin edilmiştir. Kaynak verileri ve tasarım parametreleri de eklendikten sonra model her bir tesis için çalıştırılmıştır. Orhaneli termik santrali civarında, uçucu küldeki konsantrasyonla orantılı olarak 232Th'un, 40K ve 226Ra'a nazaran daha yüksek aktivitelerde dağıldığı ortaya çıkmıştır. Birbirlerine yakın mesafede olması sebebiyle aynı meteorolojik verilerin kullanıldığı Seyitömer ve Tunçbilek termik santrallerinde, atmosferik dağılımlar birbirine paralel olarak elde edilmiştir. Yapılan analize göre kirletici depozisyonunun bir yıllık dağılımı ağırlıklı olarak kuzey ve batı yönlerinde yoğunlaştığı ortaya çıkmıştır.
Radyoterapide, medikal lineer hızlandırıcılar ile bor nötron yakalama terapisinin yapılabilirliğinin incelenmesi
Bor Nötron Yakalama Terapisi (BNCT) kanser tedavisinde, başarılı bir yöntem olarak kabul görmesine karşın mevcut uygulamalar reaktör kaynaklı nötronlarla yapılmaktadır. Çok az sayıda merkezde özel tasarlanmış proton hızlandırıcılarıyla da BNCT yapılmaya başlanmıştır. Ancak reaktör ve proton merkezlerinin sayısının yetersizliği nedeniyle BNCT yaygın olarak rutin hasta tedavisinde kullanılamamaktadır. Günümüzde radyoterapide kullanılan medikal hızlandırıcılar çok yaygın olarak hastanelerde mevcuttur ve kullanım imkanı olursa BNCT tedavisinin rutin tedavi olarak medikal hızlandırıcı bulunan her hastanede yapılabilmesi sağlanabilir. Bu nedenle medikal lineer hızlandırıcılar ile üretilen nötronlarla BNCT yapılabilirliği bu tez kapsamında incelenmiştir. Monte Carlo hesap yöntemini kullanan GEANT4 platformunda modellenen Varian Clinac 2300C/D hızlandırıcı ile simülasyonlar yapılmıştır. Lineer hızlandırıcıda yapılan geliştirmeler ile 24MeV enerjiye sahip elektron demeti 50mA ışın akısına çıkartılarak, hedef ve düzleştirici filtre olmaksızın neredeyse saçılma olmayan dar profilli ışın hüzmesi şeklinde oluşturulmuştur. Bu ışın modeli kullanılarak yapılan simülasyonlar ile uranyum hedef, birinci ve ikinci moderatör, filtre, kolimatörden oluşan spektral kaydırıcı kolon tasarlanmıştır. Böylece BNCT için gerekli tesir kesitine sahip, epitermal nötron akısı en yüksek olacak şekilde optimize edilmiştir. Spektral kaydırıcı kolondan kolime edilen epitermal nötronların fantomda oluşturduğu toplam dozlar GEANT4 DNA (GEANT4 platformunun mikro dozimetri yapabilir versiyonu) kullanılarak hesaplanmıştır. Geliştirilen ışın modu ile lineer hızlandırıcı mevcut modlarından yaklaşık dokuz kat daha hızlı hale getirilmiştir. Optimize edilen spektral kaydırma kolonunda nötron üretimi için 5cm çapında ve 5cm boyunda silindirik uranyum hedef, moderatör olarak 20cm MgF2, 25cm kalınlığında AlF3, gama ve hızlı nötronların filtrelenmesi için 10cm Bizmut filtre ve oluşan nötronların çıkış ağzına yönlendirilmesi için nikel malzeme kullanılmıştır. Moderatör çıkışında epitermal nötron akısı 5,04x108 n.cm-2.s-1, epitermal nötronların ortalama enerjisi 10-3,559 MeV'dir. Ayrıca hızlı nötron epitermal nötron oranı 4,4x10-13 ve gama epitermal nötron oranı 7,03x10-13' dür. Üç santimetre derinlikte 3cm çapında 40 ppm bor konsantrasyonuna sahip tümörde ortalama doz 3,7x10-15 Gy/n olarak bulunmuştur. 25Gy'lik bir fraksiyon 10 dakikanın altında bir sürede yapılabilmektedir. Gerek süre olarak gerek IAEA'nın belirlediği BNCT ışın kriterlerine uyum sağlanmış ve tedavinin yapılabilirliği geliştirilen lineer hızlandırıcı ve kolon ile mümkün görülmektedir.
Batı Marmara bölgesinde toprak gazı radon konsantrasyon değişimleri ile yer kabuğu hareketleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu tez çalışmasında Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın Batı Marmara Bölgesinde, toprak gazı radon konsantrasyon değişimleri ile sismik aktiviteler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Öncelikle bölgenin jeolojik yapısı incelenmiş ve 21 farklı örnekleme noktası belirlenmiştir. Bu istasyonlardaki radon ölçümleri nükleer iz kazıma detektörleri (LR115 tip 2) kullanılarak elde edildi. İlave olarak bölgedeki topraklarda doğal radyoaktivite ve fiziksel ve kimyasal özellikler ölçüldü. Sonuç olarak bölge topraklarındaki radon ölçümlerinin 0,10 kBqm-3 ile 19,46 kBqm-3 arasında değiştiği gözlendi. Ortalamanın ise 4,35±0,47 kBq m-3 olduğu hesaplandı. Sonuçlar istatiksel değerlendirildiğinde sismik aktivitenin olduğu tarihlerde radon konsantrasyonlarında değişim gözlenen istasyonlar belirlendi. Şubat 2015 tarihinde meydana gelen yer kabuğu hareketleri sırasında 2. ve 8. istasyonlarda radon düzeylerinde değişimler gözlenmiştir. Bu istasyonlardaki radon verilerinin sismik aktivite ile uyumlu olduğu bulunmuştur. Aynı zamanda bu çalışmada radon düzeyleri ile toprak özellikleri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Topraklardaki radyum düzeylerinin dünya ortalamasına benzer olduğu bulunmuştur. Radyum değerlerine bakıldığında, radon konsantrasyonlarındaki anomalilerin sismik aktiviteden kaynaklanabileceği sonucuna varılabilir. Anahtar sözcükler: Radon, Kuzey Anadolu Fay Hattı, Deprem
İnsan kanser hücrelerinde in vitro uygulamalarda kullanılabilecek bor nötron yakalama terapisi için nanobiyoparçacıkların sentezlenmesi ve geliştirilmesi
Tez çalışması ile glioblostoma hücrelerine yüksek sensitivite ve spesifitede bağlanma gösteren Bor Nitrür Nanotüp (BNNT) esaslı nanobiyokonjugat oluşturarak glioblostoma hücrelerini gösterecek ve bor nötron yakalama terapisinde (BNCT) kullanılabilecek bir teranostik ajan geliştirilmesi amaçlanmıştır. Sentezlenen ajanın glioblostoma hücrelerine olan afinitesi in vitro olarak incelenmiştir. Bulunan sonuçlar insanda kullanılan BNCT ajanı olan 4-borono-L-fenilalanin (L-BPA) ile karşılaştırılmıştır. BNNT'ler lityum katalizörlüğünde NH3 atmosferinde kimyasal buharlaştırma depozisyon (Chemical Vapor Deposition, CVD) yöntemiyle sentezlenmiştir. Sentezlenen BNNT'ler PAMAM ile modifiye edilerek çözünürlüğü arttırılmıştır. L-Phe ile EDC-NHS kimyası ile konjuge edilmiştir. Konjugasyon verimi HPLC ile belirlenmiştir. Elde edilen BNNT/PAMAM/L-Phe optimizasyon ve karakterizasyon çalışmaları XRD, SEM, EDX, TEM, FTIR ile gerçekleştirilmiştir. Nanokonjugatlar 125/131I ile iodojen yöntemine göre radyoiyotlanmıştır. Radyoiyodinasyon kalite kontrolü TLRC ve HPLRC yapılmıştır. Ayrıca radyoiyotlu örneklerin lipofilite tayini ve kağıt elektroforezi gerçekleştirilmiştir. Radyoiyotlu örneklerin oda sıcaklığında stabilite testleri yapılmış ve 24 saate kadar stabilitelerini korudukları görülmüştür. Nanokonjugatların sitotoksik etkilerini incelemek amacıyla farklı konsantrasyonlarda ve zaman aralıklarında sitotoksisiteleri incelenmiştir. Yapıya giren iyodun hücreler üzerindeki sitotoksisiteye etkisi olup olmadığı incelenmiştir. U87-MG ve C8-D1A hücreleri için 125/131I ile işaretlenen BNNT/PAMAM[G-2]/L-Phe, BNNT/PAMAM[G-2], L-BPA ve L-Phe, örneklerinin hücre tutulumları zamana bağlı olarak incelenmiştir. Nanokonjugatlar fluoresan bir boya olan FITC ile işaretlendikten sonra hücrelerde görüntüleme çalışması gerçekleştirilmiştir. Görüntüleme çalışmasında hücrelerin çekirdekleri DAPİ ile maviye boyanmıştır ve fluoresan işaretli örnekler yeşil görüntü oluşturmuştur. Görüntüler değerlendirildiğinde fluoresan işaretli nanokonjugatın hücre sitoplazmasında bulunduğu tespit edilmiştir. U87-MG ve C8-D1A hücrelerinde nanokonjugatların apoptotik etkisi incelenmiş ve herhangi bir apoptotik etkinin olmadığı tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlar BNNT'lerin biyouyumlu olduğunu göstermektedir. PAMAM'ın BNNT'lerin çözünürlüğünü ve biyoafinitesini arttırıcı etkisi olmuştur. PAMAM ile modifikasyon yapmak sinerjistik etki kazandırmıştır. PAMAM'ın hücre üzerindeki toksik etkisini azaltırken BNNT'lerin çözünürlüğünü ve hücre afinitesini arttırmıştır. Ayrıca L-Phe ile konjugasyon hücre afinitesinde olumlu bir etki sağlamış, U87-MG hücrelerine daha seçici hale getirmiştir. Radyoiyodinasyon da iyi bir taşıyıcı motif sağlamıştır.
Brakiteraide kapsülün etkin atom numarasının doz dağılımı üzerindeki etkisinin incelenmesi
Kanser tedavisinde uygulanan radyoterapi yönteminin özel bir alanı olan brakiterapi, kapsüle edilmiş radyoaktif bir kaynağın doğrudan tümör içerisine ya da tümöre yakın bölgeye yerleştirilmesiyle uygulanır. Bu tez çalışmasında radyoaktif kaynağı kaplayan kapsül materyali, belirlenmiş bir aralıkta düzgün olarak artan etkin atom numaralarına sahip element karışımlarıyla değiştirilerek hipotetik kaynaklar tasarlanmıştır. Hipotetik element karışımları hazırlanırken doku uyumluluğuna ve elementlerin kimyasal özelliklerine dikkat edilmiştir. İstenilen etkin atom numarasının hesaplanabilmesi için Brute Force yöntemi kullanılarak bir algoritma oluşturulmuştur ve karışımda kullanılacak element oranları elde edilmiştir. Tüm etkin atom numaraları için EGSnrcMP GUI Monte Carlo (MC) simülasyonprogramı kullanılarak ayrı ayrı tesir kesitler ICRU standartlarında hazırlanmıştır. EGSnrc simülasyon koduyla her karışımdaki tüm etkin atom numaraları için iyot spektrumu kullanılarak su fantomunda doz dağılımları hesaplanmıştır. Simülasyon sırasında Amersham Health Model 6711 125I LDR brakiterapi kaynağı, geometrik modellemesi ve içerdiği radyonüklid değiştirilmeden doğrudan kullanılmıştır. Sonuç olarak hesaplanan dozimetrik parametreler orijinal değerlerle kıyaslanmış ve ileriye dönük çalışmalarda kapsül materyali için geniş bir etkin atom numarası skalası elde edilmiştir. Anahtar sözcükler: Brakiterapi, Etkin Atom Numarası, Monte Carlo Simülasyonu.
Farklı metamorfik birimlerde aktif karbonla toprak gazı radon ölçümü ve radon potansiyelini etkileyen parametrelerin incelenmesi
Jeolojik kökenli (jeojenik) radon potansiyeli, bina yapım özelliklerinden bağımsız, bina içi radonun en olası kaynağı olarak tanımlanmaktadır. Ana kayaç/ toprağın Ra içeriği, toprak gazı radon ve ana kayaç/topraktan radon salınım hızı, yeryüzüne radon göçü ve radon riski için iyi bir jeokimyasal işarettir. Jeolojik radon potansiyeli aynı jeolojik birim içinde küçük değişimler göstermekte, ancak yerel ölçekte, pedolojik (toprakların, nem, geçirgenlik, parçacık boyutu gibi fiziksel özellikleri) faktörlerden etkilenmektedir. Bu çalışmada, Batı Anadolu'ya özgü bütün yapısal ve litolojik unsurları içeren Çine yöresinde, farklı metamorfik birimlerde jeolojik radon potansiyeli ve/veya yer seviyesinde antropojenik aktivitelerden bağımsız radon konsantrasyonu; jeolojik bilgi, jeokimyasal analiz, arazi ve laboratuvarda aktif karbon kolektörü kullanılarak değerlendirilmiş ve jeolojik radon potansiyelini etkileyen parametreler incelenmiştir.
Sol-jel yöntemi ile (Th-Ce)O2 sentezinde katkı maddelerinin pelet özelliklerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmada Th(NO3)4.5H2O ve (NH4)2Ce(NO3)6 başlangıç kimyasalları ile, (Th0.95Ce0.05)O2 final mol oranına denk düşecek şekilde hazırlanan nitrat çözeltilerine, düşük nötron tesir kesitine sahip metallerin oksitleri (MgO, CaO, V2O5, Ti2O5, Cr2O3, Al2O3) ilave edilerek, sol-jel yöntemiyle yüksek homojenite ve yoğunlukta, kolay sinterlenebilen ve ortalama tane boyutu 50μm'ye ulaşan iri taneli peletlerin elde edilmesi amaçlanmıştır. Başlangıç metal konsantrasyonu 1.6 M olacak şekilde hazırlanan Th(NO3)4.5H2O ve (NH4)2Ce(NO3)6 karışık çözeltisine, belirlenen oranlarda metal oksit katkısı ile elde edilen ana çözeltinin, sıcaklık ve pH kontrollü sistemde NH4OH ile ön-nötralizasyonu sonucunda sol çözeltileri hazırlanmıştır. Hazırlanan sol çözeltileri vibrasyon-nozül sistemi kullanılarak, jelleşme kolonunda bulunan organik ve sulu fazlar yardımı ile kürecik formunda jelleştirilmiştir. Jel mikroküreciklerinin yaşlandırma, yıkama ve kurutma sonrası, TG/DTA analizleri ile termal davranışları incelenmiş ve ICP-MS/ICP-OES analizleri ile metal içerikleri saptanmıştır. Mikroküreciklere 450˚C, 800˚C ve 1150˚C olmak üzere üç farklı sıcaklıkta ısıl işlem uygulanmış ve kristal parametrelerinin hesaplanması için X-ışınları kırınım analizleri yapılmıştır. Isıl işleme tabi tutulan mikroküreciklerin BET yüzey alanı ve BJH gözeneklilik analizleri gerçekleştirilmiştir. Mikrokürecikler 520 MPa basınç altında hidrolik pres ile peletlenmiş ve peletlerin termo-mekanik analizleri dilatometre cihazı ile 1000˚C, 1100˚C, 1200˚C ve 1300˚C olmak üzere 4 farklı sıcaklıkta incelenmiş, katkısız (Th0.95Ce0.05)O2 ve 6 farklı metal oksit kullanılarak elde edilen katkılı (Th0.95Ce0.05)O2 peletlerinin aktivasyon enerjileri hesaplanmış ve sinterlenme kinetikleri belirlenmiştir. Sinterleme sonrası peletlerin taramalı elektron mikroskop görüntüleri çekilmiş, m-Ksilen daldırma yöntemi ile gerçek yoğunlukları hesaplanmıştır. Katkısız (Th0.95Ce0.05)O2 peletleri için aktivasyon enerjisi 449 kJ/mol, metal oksit katkılı olan; Mg-(Th0.95Ce0.05)O2, Ca-(Th0.95Ce0.05)O2, V-(Th0.95Ce0.05)O2, Ti-(Th0.95Ce0.05)O2, Cr-(Th0.95Ce0.05)O2, Al-(Th0.95Ce0.05)O2 peletleri için aktivasyon enerjileri sırası ile 252 kJ/mol, 202 kJ/mol, 107 kJ/m ol, 90 kJ/mol, 190 kJ/mol, 171 kJ/mol bulunmuştur. Ham pelet yoğunluklarının, teorik yoğunluğun %40-43'ü, sinterlenmiş pelet yoğunluklarının ise teorik yoğunluğun %92-98'i aralığında olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada, metal oksit katkı maddesi eklenerek sol-jel yöntemi ile elde edilen (Th0.95Ce0.05)O2 mikroküreciklerden hazırlanan karışık oksit peletler, yanma oranının yükseltilmesi ve fisyon gazlarının yakıt içersinde daha yüksek oranda tutulabilmesi amacına uygun olarak, katkısız karışık oksit peletlere oranla daha iri taneli malzemeler olarak üretilmiştir.
Brakiterapide kullanılan farklı doz hesaplama algoritmalarının karşılaştırılması
Bu tez çalışmasında Eclipse TG-43 formalizmi, Acuros®BV ve Monte Carlo tabanlı BrachyDose kodu kullanılarak, sanal fantomlar ve bilgisayarlı tomografi kesitleri üzerinde, farklı senaryolarda HDR 192Ir kaynağının doz dağılımı değerlendirilmiştir. Doz hesaplama ortamı olarak öncelikle içine farklı sayıda kaynak (tek, üç, beş kaynak) yerleştirilen homojen su fantomu, heterojen dikdörtgen fantom senaryoları ve serviks kanseri hastasından elde edilen tomografi kesitleri tercih edilmiştir. Tüm senaryolarda doz dağılımı TG-43 ve model tabanlı algoritmaları kullanılarak hesaplanmıştır. BrachyDose doz dosyaları Eclipse TPS 'e aktarıldıktan sonra doz dağılımı, doz profilleri, izodoz eğrileri ve DVH kullanılarak değerlendirilmiştir. Homojen su fantomunda, tüm algoritmalar benzer sonuçlar vermiştir. TG-43 ve model tabanlı algoritmalar arasındaki fark heterojen fantom senaryolarında %9 içinde, hasta planlarında %42 civarındadır. En yüksek farklar Al içeren ve kaynak sayısının fazla olduğu planlarda gözlemlenmiştir. Model tabanlı algoritmalar arasındaki fark tüm senaryolarda %2 civarındadır. Acuros®BV ve BrachyDose arasındaki fark, CTV için %6.6, rektumda %2 içinde, mesane ve sigmoid için %10 'dur. Kemik yapılarda model tabanlı algoritmalar arasında fark görülmemiştir.
Ege bölgesinde bazı doğal radyonüklidlerin ve iz elementlerin atmosferik depozisyonunun incelenmesi
Son zamanlarda çevresel çalışmalarda radyoizotopların ve iz elementlerin kullanımı giderek artmaktadır. Bu radyoizotoplar ve iz elementler, çevreye doğal ve antropojenik kökenli kaynaklardan yayılmakta, atmosferik, denizel ve karasal çevrede uzun yıllar boyunca kalabilmektedir. Bu radyoizotoplardan ve iz elementlerinden bazıları çevreyi doğrudan kirletirken, bazıları ise kirleticilerin çevre içerisindeki taşınımı hakkında önemli bilgiler vermektedir. Çalışmada İzmir ilinde Aliağa, Bornova ve Dikili ilçelerinde 1 Kasım 2014 – 31 Ekim 2015 tarihleri arasında kurulan örnekleme istasyonlarında 210Po, 210Pb, 7Be ve iz elementlerin (Li, Be, B, Na, Mg, Al, Si, P, K, Ca, V, Cr, Mn, Fe, Co, Ni, Cu, Zn, Ga, As, Se, Rb, Sr, Mo, Ag, Cd, Sn, Sb, Ba, La, Ce, Tl, Pb ve U) yıllık toplam akıları hesaplanmıştır. 1 Kasım 2014 – 31 Ekim 2015 tarihleri arasında aylık olarak yapılan örneklemeler neticesinde ölçülen yıllık toplam 210Po akısı Aliağa için 34,8 Bq m-2 y-1, Bornova için 29,2 Bq m-2 y-1, Dikili için 21,1 Bq m-2 y-1; toplam 210Pb akısı Aliağa için 41,7 Bq m-2 y-1, Bornova için 43,6 Bq m-2 y-1, Dikili için 28,6 Bq m-2 y-1; toplam 7Be akısı Aliağa için 1391 Bq m-2 y-1, Bornova için 1253 Bq m-2 y-1, Dikili için 1122 Bq m-2 y-1 olarak bulunmuştur.
Bor nötron yakalama terapisinde oluşan yüksek lineer enerji transferli parçacıkların hücreiçi dozimetrisi
Bor Nötron Yakalama Terapisi (BNCT), beyin tümörleri, malin melanom ve baş-boyun kanser tedavisinde kullanılabilen iki bileşenli bir radyoterapi tekniğidir. Bu bileşenler, biyokimyasal olarak hedeflenen tümör hücrelerinde biriken 10B izotopu ve düşük enerjili nötronlardır. Düşük enerjili nötronlarla bombardıman edilen tümör hücrelerinde bulunan 10B izotopu, 10B(n,α)7Li reaksiyonuyla yüksek lineer enerji transferli kısa menzilli alfa ve lityum-7 parçacıkları yayarak yüksek dozlar oluşturup tümör hücrelerini tercihli olarak yok etmektedir. Bor Nötron Yakalama Terapisinin avantajı, radyasyon etkisinin sadece tümör hücrelerinde sınırlı kalabilmesidir. Alfa ve lityum-7 parçacıklarının etkinliği, kısa menzillerinden ve yüksek lineer enerji transferlerinden dolayı hücresel boyutlardadır ve stokastiktir. Dolayısıyla, bu parçacıkların hücresel seviyede olasılıksal enerji depozisyonunu incelemek için mikrodozimetri uygun bir tekniktir. Bu çalışmada, BNCT'nde oluşan alfa ve lityum-7 parçacıklarının hücreiçi seviyelerde etki ve davranışlarını değerlendirmek için menzilleri, durdurma güçleri, teorik olarak, MATLAB programıyla ve GAMOS Monte Carlo simülasyon programıyla, doz ve enerji dağılımları ise farklı BNCT ajanları için GAMOS Monte Carlo simülasyon programıyla hesaplanmıştır. Doz ve enerji dağılımlarını hesaplamak için tekli ve çoklu hücre modelleri oluşturulmuştur. Hücrenin kimyasal kompozisyonu için iki farklı bileşik kullanılmıştır. Hücre dört farklı küresel bölgeye ayrılarak, BNCT ajanlarının farklı hücreiçi bölgelerde biriktiği düşünülerek, 10B dağılımının ve geometri faktörünün doz ve enerji değerlerine etkisi incelenmiştir. Ayrıca iki farklı radyasyon simülasyon modeli kullanılarak sonuçlar birbiriyle karşılaştırılmıştır. Alfa ve lityum-7 parçacıklarının hücreiçi davranışları incelenmiştir. İki hücre modeli için de, 10B birikimi hücre merkezine yaklaştıkça, birim 10B(n,α)7Li reaksiyonuyla hücreye verilen doz ve enerji değerleri artmıştır. Ayrıca, çoklu hücre modeli, tekli hücre modeline göre çevre hücrelerin etkisiyle daha fazla doz ve enerjiye maruz kalmıştır. Bunun yanı sıra, doğru sonuçlar elde etmek için simüle edilen sistem, mümkün olduğu kadar gerçekçi modellenmiştir.
Toryumun cevherden amonyum oksalat ile çözeltiye alınması koşullarının incelenmesi
likahır yöresinde bulunmaktadır. Toryum ve nadir toprak elementleri cevheri kompleks bir cevher olup, barit, kalsit ve florit içeren bastnazit mineralidir. Cevher ortalama % 0.21 tenörlü.380000 ton ThO2 ve ortalama % 2.78 tenörlü 4.5 milyon ton nadir toprak elementleri içermektedir. Bugüne kadar yapılan çeşitli çalışmalarda toryumun ekonomik olarak çözeltiye alınması mümkün olamamıştır. Çalışmada toryumun çözeltiye alınmasında klasik çözündürme yöntemleri dışında amonyum oksalat ile çözündürme yöntemi kullanılmıştır. Cevherden amonyum oksalat ile çözündürme koşulları; pH'ı amonyum hidroksit ile 3.5 'e ayarlanmış 1M oksalik asit, 100 °C sıcaklık, 1/20 katı sıvı oranı ve 1 saat süre olarak optimize edilmiş ve toryum selektif bir şekilde % 98±2 verimle çözeltiye alınmıştır. .. Anahtar sözcükler: Cevher, Liç, Toryum, Nadir Toprak Elementleri, amonyum oksalat
Manyetik grafen oksit ile sulu çözeltilerden La (III) iyonlarının adsorpsiyonunun incelenmesi
Bu tez çalışmasında, grafen ve demir oksit nano parçacıklarının bir araya getirilmesi ile elde edilmiş manyetik nano grafen oksit (MNGO) nano kompozit malzemesi adsorban olarak hazırlanmış ve hazırlanan bu kompozit adsorban kullanılarak sulu çözeltilerden lantanyum (La) iyonlarının alımı incelenmiştir. MNGO adsorbanının yapısal karakteristiklerinin anlaşılabilmesi için XRD, SEM, VSM, XPS ve yüzey alanı ölçümü yöntemleri uygulanmıştır. Üretilen toz formundaki katı MNGO adsorbanı ile La (III) iyonunun sulu çözeltisi çeşitli şartlar altında bir araya getirilerek La (III) iyonlarının adsorpsiyonu incelenmiştir. Çalışmada kesikli yöntem ile adsorpsiyonu etkileyen çözelti pH'ı, başlangıç lantanyum konsantrasyonu, adsorban dozu, etkileşim süresi ve sıcaklık gibi parametrelerin etkisi incelenmiş ve adsorpsiyon verimi (%) ve adsorpsiyon kapasitesi (Q) saptanmıştır. Ayrıca elde edilen adsorpsiyon verilerinin Langmuir, Freundlisch ve Dubinin-Raduschkevich (D-R) izotermelerine uygunluğu incelenmiştir. Belirlenen optimum deneysel koşullarda, MNGO kompozit adosorbanının La (III) iyonu için maksimum adsorpsiyon verimi %92,44 ve adsorpsiyon kapasitesi Q: 111,11 mg/g olarak bulunmuştur. Bunun yanı sıra adsorpsiyon prosesi termodinamik açıdan ΔG˚, ΔS˚ ve ΔH˚ hesaplanarak yorumlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Lantanyum, adsorpsiyon, nano parçacık, nano kompozit, nadir toprak elementleri.
Çok duvarlı karbon nanotüpler ile toryum adsorpsiyonunun incelenmesi
Günümüzde giderek artan enerji krizi ile birlikte nükleer güç önem kazanmaktadır. Bu nedenle uranyum ve toryum nükleer yakıt olarak dikkat çekmektedir. Yerkabuğunda toryumun uranyumdan daha fazla bulunması nedeniyle toryum yakıt çevrimine dayalı reaktör türleri gelişme aşamasındadır. Yüksek yanma oranı, radyasyon ve kimyasal kararlılığı, uranyuma göre daha yüksek termal iletkenliği, düşük fabrikasyon giderleri, minör aktinitlerin ve plütonyumun daha az üretimi toryumu nükleer yakıt olarak avantajlı bir duruma getirmektedir. Ayrıca, dünya toryum rezervinin önemli bir kısmı (380 000 ton ThO2) ülkemizde Eskişehir Sivrihisar'da bulunmaktadır. Bu nedenle toryum ile yapılan çalışmalar önem kazanmaktadır. Toryum yakıt çevrimi kullanıldığında oluşan radyoaktif atıklardan toryumun ayrılması toksisitesi ve uzun yarı ömrü nedeniyle önemlidir. Dolayısıyla, toryumun radyoaktif sıvı atıklardan uzaklaştırılması için çeşitli yöntemler uygulanmaktadır. Bu yöntemler arasında, sıvı-sıvı ekstraksiyonu, iyon değişimi, çöktürme ve adsorpsiyon sayılabilir. Adsorpsiyonun önemi ise, büyük hacimli çözeltilerden iz miktardaki elementlerin ayrılabilmesidir. Adsorpsiyon uygulamalarında birçok adsorban türü (biyosorbentler, sentetik sorbentler, aktif karbon, kompozit materyaller, elyaf türleri, kil, zeolit vb.) kullanılmaktadır. Karbon nanotüpler, ilk olarak 1991 yılında Iijima tarafından keşfedildikten sonra birçok kullanım alanı bulmuştur. Adsorpsiyon da bunlardan bir tanesidir. Karbon nanotüpler; poröz yapıları, geniş yüzey alanları, düşük yoğunluk, yüksek mekanik, termal ve kimyasal kararlılıkları nedeniyle sulu çözeltilerden metal iyonlarının adsorpsiyonu için çok büyük bir potansiyele sahiptir. Bu nedenle, nükleer atık gideriminde karbon nanotüplerin kullanılmasına yönelik çalışmalar önem kazanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, nükleer atık yönetiminde çok duvarlı karbon nanotüplerin efektif bir adsorban olarak kullanılabilirliğinin incelenmesi ve ayrıca toryumu atık çözeltilerden geri kazanmak üzere çok duvarlı karbon nanotüpler ile adsorpsiyonunun incelenerek optimum koşulların belirlenmesidir. Çalışmada adsorban olarak kullanılan çok duvarlı karbon nanotüplerin HNO3 ile yüzey modifikasyonu yapılmış ve toryum adsorpsiyonuna etki eden parametreler (pH, başlangıç toryum konsantrasyonu, sıcaklık ve çalkalama süresi) incelenmiştir. Çalışmada, geleneksel olarak kullanılan her bir değişkenin ayrı ayrı incelenmesi yerine "deneysel tasarım" metodu kullanılmıştır ve toryum adsorpsiyonu için optimum koşullar pH 4, başlangıç toryum konsantrasyonu 100 mg.L-1, sıcaklık 25oC ve çalkalama süresi 15 dakika olarak saptanmıştır. Bu koşullarda gerçekleştirilen 10 ayrı deneme sonucunda optimum alım kapasitesi 65,75 mg.g-1 olarak hesaplanmıştır. Adsorpsiyon izotermleri (Langmuir, Freundlich, Dubinin-Radushkevich) incelenmiş, en yüksek R2 değeri (R2=0,95) Freundlich izoterminde elde edilmiştir. Termodinamik özellikler (standart entalpi değişimi, standart entropi değişimi, Gibbs standart serbest enerji değişimi) incelendiğinde prosesin endotermik karakterli ve istemli gerçekleştiği bulunmuştur. Psuedo ikinci dereceden hız denkleminin toryumun çok duvarlı karbon nanotüpler üzerine adsorpsiyonuna uygun olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Adsorpsiyon, Toryum, Karbon Nanotüp, Yüzey Yanıt Yöntemi
Destekli iyonik sıvılı membran sistemi kullanarak lantanın taşınımında etkili faktörlerin optimizasyonu
Lantan (III)'ün destekli iyonik sıvılı membran sistemi ile taşımında (TBP-[C4mim][Tf2N] ve CMPO-[C4mim][Tf2N]) ekstraktant-iyonik sıvı karışımları vakum altında hidrofobik polivinildin florür filme immobilize edilmiştir. TBP ile yapılan denemelerde sıyırıcı faz olarak su, CMPO ile yapılan denemelerde EDTA çözeltisi kullanılmıştır. Örneklerin konsantrasyon ölçümü ICP-OES ile gerçekleştirilmiştir. Lantanın taşınımını etkileyen; besleme faz konsantrasyonu, pH, taşıyıcı/iyonik sıvı oranı, CMPO konsantrasyonu faktörlerinin etkisi incelenmiş ve bu faktörlerin optimizasyonu için modifiye edilmiş tam faktöriyel tasarım kullanılmıştır. Membran karakterizasyonu, filtrenin immobilizasyon öncesi ve sonrası SEM görüntüleri alınarak gerçekleştirilmiştir. İmmobilizasyon sonrasında membran porlarının yüklenen organik sıvıyla dolduğu görülmüştür. Lantanın TBP ile taşınmasında optimum koşullar; besleme faz başlangıç konsantrasyonu 50 ppm, taşıyıcı/iyonik sıvı oranı 2:1 ve pH 5 olarak bulunmuş ve % 38 taşıma elde edilmiştir. Lantanın CMPO ile taşınmasında optimum koşullar; besleme faz başlangıç konsantrasyonu 59,15 ppm, CMPO konsantrasyonu 11,37 mM ve pH 3 olarak bulunmuş ve % 32 taşıma elde edilmiştir. Belirlenen aralık değerlerinde, Lantan (III)'ün TBP ve CMPO ile taşınımını en çok etkileyen faktör pH bulunmuştur. Ayrıca optimum çalışma koşullarında, TBP ve CMPO'nun Lantan (III)'ü taşıma performansları arasında belirgin bir fark görülmemiştir.
İzmir metrosu kapalı istasyonlarında radon aktivite konsantrasyonlarının belirlenmesi
Uranyum bozunum serisinin bir ürünü olan radon renksiz, kokusuz ve radyoaktif bir soy gazdır. Ayrıca, dünya genelinde akciğer kanserinin önemli nedenleri arasında gösterilmektedir. Bu nedenle ev, işyeri, maden, mağara ve tünel gibi kapalı mekânlardaki radon gazı kaynaklı radyoaktivite seviyesinin bilinmesi önemlidir. Ancak İzmir ilinde yoğun bir şekilde kullanılan metro istasyonlarında insanların maruz kaldığı radyoaktivite düzeyi daha önce herhangi bir araştırma ile saptanmamıştır. Böylece bu araştırmada İzmir Metrosu'nun tamamen kapalı istasyonlarında (Evka-3, Ege Üniversitesi, Basmane, Çankaya, Konak, Üçyol, İzmirspor, Hatay, Göztepe, Poligon ve Fahrettin Altay) radon aktivite konsantrasyonlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada nükleer iz kazıma dedektörleri (LR-115 film dedektörler) tren raylarından 50 cm yukarıda olacak şekilde uygun bir yere asılmış ve bir yıl boyunca her ay periyodik olarak yenileri ile değiştirilmiştir. Araştırma sonunda kapalı metro istasyonlarında aylık ve yıllık radon aktivite konsantrasyonları hesaplanmıştır. Ayrıca bu istasyonların peronlarında günde 8 saat çalışan personeller ve 10 dakika bekleyen yolcular için yıllık etkin doz eşdeğerleri bulunmuştur. Elde edilen veriler ulusal ve uluslararası referans değerlerle karşılaştırılmıştır. Bu araştırmanın sonucunda İzmir Metrosu'nda en düşük yıllık ortalama radon konsantrasyonu 249.03 Bqm-3 ile Konak, en yüksek yıllık ortalama radon konsantrasyonu ise 723.69 Bqm-3 ile Üçyol istasyonlarında ölçülmüştür. Tüm istasyonlarda ölçülen radon konsantrasyonlarının ortalaması ise 392,86 Bqm-3 olarak bulunmuştur. Bu değerler TAEK (2000) tarafından belirlenen referans değerin altındadır. Peronlarda günde ortalama 8 saat çalışan personeller için ortalama yıllık etkin doz eşdeğeri 4.13 mSvy-1 olup, en yüksek değer 7.61 mSvy-1 ile Üçyol, en düşük değer ise 2.62 mSvy-1 ile Konak istasyonunda ölçülmüştür. Peronlarda 10 dakika bekleyen yolcular için ise ortalama yıllık etkin doz eşdeğeri 0.086 mSvy-1 olarak bulunmuştur. Bu değerler ICRP (2007) tarafından belirlenen referans değerlerin altındadır.
Aydın ili Koçarlı bölgesi ve çevresinde radon konsantrasyonlarının toprak yapısı ve çevresel parametreler ile olan ilişkilerinin belirlenmesi
Yeryüzünde doğal olarak oluşan radonun kaynağı uranyumdur. Radon konsantrasyonlarının tüm toprak türlerinde, suda, kapalı ortamlarda ve atmosferde değişen miktarlarda bulunması pek çok parametreye bağlıdır. Bu parametreler ile radon konsantrasyonları arasındaki ilişkinin belirlenmesi radon maruziyetinin azaltılmasında fayda sağlayacaktır. Bu çalışmada Aydın – Koçarlı bölgesindeki radon konsantrasyonlarının toprak yapısı ve çevresel parametreler ile olan ilişkileri belirlendi. Bölgede toprak gazı ve kapalı ortam radon konsantrasyonları için yirmisekiz adet istasyon kuruldu. Radon ölçümleri aylık periyodlar şeklinde bir yıl süreyle alındı. Toprak gazı radon ölçümleri LR-115 Tip 2 nükleer iz kazıma dedektörleri ile yapıldı. İlave olarak bölgede içme ve kullanım suyu olarak kullanılan su örneklerinde kolektör yöntemi ile radon konsantrasyonları belirlendi. Bunun yanında bölgeden alınan toprak örneklerinde uranyum, toryum ve potasyum aktiviteleri NaI(Tl) gama spektroskopi sistemi kullanılarak ölçüldü. Bu doğal radyonüklidlerin radon konsantrasyonlarına katkısı incelendi. LR-115 film detektör sonuçlarına göre radon ölçümlerinin toprakta 0,80 kBq/m3 ile 62,43 kBq/m3 arasında değiştiği ve kapalı oratamlarda 26,32 Bq/m3 ile 526,4 Bq/m3 arasında olduğu görülmüştür. Kapalı ortam radon konsantrasyonlarının yüksek çıktığı bazı kapalı alanlarda sürekli radon ölçüm cihazı ile ölçümler alındı. Anlık radon ölçümleri ile günlük ölçümler değerlendirildi. Ayrıca sıcaklık nem ve ortam basınç değerleri de ölçüldü. Bölgenin toprak gazı radon konsantrasyonları ile toprak özellikleri arasındaki ilişkiler incelendi. Birbirleri ile ilişkileri istatiksel olarak değerlendirildi. Anahtar sözcükler: Radon, Doğal Radyonüklidler, Toprak Yapısı, Çevresel Parametreler
Topoizomeraz I inhibitörü kamptotesin'in aufe nanoparçacıklara konjugasyonu, radyoiyodinasyonu ve kanser hücreleri üzerindeki etkinliği
topoizomeraz I inhibitörü Kamptotesin mikroemülsiyon yöntemi ile sentezlenen manyetik AuFe nanoparçacıkları ile konjuge edilmiştir. Konjugasyon sonrasında manyetik özellik kazanan Kamptotesin'in manyetik alan yardımıyla tümörlü bölgeye yönlendirilerek hedef bölgede daha fazla tutulması ve bu şekilde ilacın sağlıklı hücreler üzerindeki toksisitesinin ve hasta dozunun azaltılması amaçlanmaktadır.
İzmir-Gerence Körfezi su ürünleri yetiştiriciliğinin bulunduğu biyosistemlerde doğal radyonüklid zenginleşmesinin incelenmesi
Deniz ekosistemindeki doğal radyonüklidler üzerine yapılan çalışmalar sayesinde denizlerdeki besin zinciri ile radyonüklidlerin insanlara transfer mekanizması anlaşılabilir. Su Ürünleri Yetiştiriciliği (Balık, kabuklu deniz ürünleri ve su bitkilerinin yetiştiriciliği) dünya gıda ekonomisinin en hızlı büyüyen segmentleri arasında yer alır. Denizlerde ve göllerde ağ kafeslerde veya kara alanlarında yer alan havuzlarda insan kontrolünde yapılan balık üretmeye "Su Ürünleri Yetiştiriciliği" denir. İzmir-Gerence su ürünleri yetiştiriciliği ve özellikle ağ kafeslerde balık yetiştiriciliği ekonomik öneme sahiptir. Bu çalışmanın amacı farklı deniz canlılarındaki bazı doğal radyonüklidler (210Po ve 210Pb) ile su sıcaklığı, tuzluluk, klorofil-a seviyeleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu nedenle midye örnekleri midye ağ torbaları kullanılarak balık kafesleri etrafında yetiştirilmiştir. Balık, denizsuyu, sediment ve planktonik organizma örnekleri İzmir-Gerence Körfezin de bulunan su ürünleri yetiştiriciliğinden toplanmıştır. Yetiştiricilik alanında izlemeye alınan midyelerin gelişim düzeylerinin her aşamasının izlenmesi farklı deniz organizmalarında radyonüklidlerin dinamik ve taşınmaları hakkında bilgi vermiştir. İzmir-Gerence Körfezinin bulunduğu biyosistemlerden alınan midye (Mytilus galloprovincialis), balık, denizsuyu, sediment ve planktonik organizma örneklerindeki doğal rayonüklid konsantrasyonları (210Po ve 210Pb) aylık olarak analiz edilmiştir. Su sıcaklığı, tuzluluk, klorofil-a da tayin edilmiştir. Farklı bir referans noktası olarak İnciraltı'nda çalışılmıştır. Örneklerdeki 210Po tayinleri 5,30 MeV enerjili alfalarından yararlanılarak yapılmış ve izleyici olarak 209Po (0,1 Bq mL-1) kullanılmıştır. Midyelerde maksimum büyüme ilkbahar-yaz aylarında meydana gelmiştir. İlbahar ve erken yaz dönemi boyunca diğer aylara göre daha yüksek 210Po ve 210Pb aktivite konsantrasyonu ve klorofil-a bulunmuştur. Bu durum ikbahar patlaması olarak adlandırılan plankton artışı ve ilkbahardaki atmosferik yağışların yansıması olabilir. En yüksek radyonüklid konsantrasyonu Mayıs ayındaki midye örneklerinde 210Po için 984±12 Bq kg-1, 210Pb için 200±5.0 Bq kg-1 bulunmuştur. Plantonik organizmalardaki 210Po ve 210Pb aktivite konsantrasyonları sırasıyla 32±5.0 Bq kg-1 ile 230±5.0 Bq kg-1 ve 10±3.0 Bq kg-1 ile 70±5.0 Bq kg-1 arasında değişmektedir. Sediment örneklerindeki 210Po ve 210Pb aktivite konsantrasyonları sırasıyla 32±2.2 Bq kg-1 ile 185±0.2 Bq kg-1 ve 30±2.0 Bq kg-1 ile 180±2.0 Bq kg-1 arasında değişmektedir. Örnekleme periyodu süresince alınan deniz suyu örneklerindeki ortalama 210Po ve 210Pb konsantrasyonları sırasıyla 68±5.0 Bq L-1 ve 23±5.0 Bq L-1' dir. En yüksek 210Po aktivite konsantrasyonu sırasıyla midye ve balıkların karaciğerinde 361±6.5 ve 25±0.2 Bq kg-1 olarak bulunmuştur. Elde edilen tüm veriler istatistiksel olarak kemometrik yöntem olan Temel Bileşenler Analizi kullanılarak değerlendirilmiştir.210Po ve 210Pb aktivite konsantrasyonları ile klorofil-a miktarları arasında önemli bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Anahtar Sözcükler: İzmir Gerence Körfezi, Su ürünleri yetiştiriciliği, midye, balık, plankton, sediment, klorofil-a, 210Po, 210Pb.
Radyoişaretli temozolomide taşıyıcı katı lipid nanoparçacık formülasyonu ve radyofarmasötik potansiyelinin incelenmesi
Günümüzde, 99m Tc ile radyoişaretli bileşikler hedef organ görüntülenmesi için yaygın ola rak kullanılmaktadır. Bu çalışmada, bir antikanser ajan olan temozolomide (TMZ) katı lipid nanoparçacıklara (SLN) yüklenerek [ 99m Tc(CO) 3 ] + koru ile radyoişaretlenmesi sağlanmıştır. Dinamik Işık Saçılımı (DLS), Zeta Potansiyeli ölçümü (ZP), Taramalı Elektr on Mikroskobu (SEM) yöntemleri ile sentezlenen TMZ - SLN nanoparçacıklarının morfolojik özellikleri, parçacık boyutu ve zeta potansiyeli belirlenmiştir. DLS analizinden parçacık boyutunun 120±20 nm , zeta potansiyeli değerinin - 30,4 mV olduğu, SEM görüntüler inden ise parçacıkların 70 - 200 nm arasında değişen boyutlarda ve küresel morfolojide oldukları anlaşılmaktadır. K atı lipid nanoparçacıkların ilaç yükleme kapasitesi nin % 49,25 olduğu saptanmıştır. Yapılan kalite kontrol sonucunda [ 99m Tc(CO) 3 ] + koru ile işa retli temozolomid e ( [ 99m Tc(CO) 3 ] - TMZ ) için % 99,3 ±0 ,35 radyoişaretleme verimi , temozolomid e yüklü katı lipid nanoparçacıklar da ( [ 99m Tc(CO) 3 ] - TMZ - SLN ) ise % 90,04±0,3 radyoişaretleme verimi elde edilmiştir. Bu çalışmada katı lipid nanoparçacıkların hücre düzeyinde etkinlikleri U87 MG ( insan glioblastoma - astrocytoma ) ve Daoy ( insan medulloblastoma ) hücre hatları üzerinde incelenmiştir. TMZ - S LN' leri n hücreler üzerinde sitoto ksik etki viii göstermediği ve TMZ' n in U87 MG ve Daoy hücre hatları üzerinde 48. saattek i IC 50 değerleri sırasıyla 1241 μM ve 501 μM olarak hesaplanmıştır . Hücreler üzerindeki bağlanma etkinliğinin zamanla değişimi incelendiğinde en yüksek bağlanma veriminin [ 99m Tc(CO) 3 ] - TMZ - SLN için U87 MG hücre hattı üzerinde 240. dakikada % 33,36±3,77 değe rinde olduğu gözlemlenmiştir. Sonuç olarak, antikanser bir ilaç yüklü radyoişaretli katı lipid nanoparçacıklar oluşturularak, biyolojik davranışlarının in vitro olarak izlenmesi sağlanmıştır. Anahtar sözcükler: Temozolomide, katı lipid nanoparçacık, [ 99m Tc(CO) 3 ] + koru, radyoişaretleme, in vitro
Radyoişaretli indole-3-carbinol ve PLGA ile enkapsüle edilmiş indole-3-carbinol bileşiklerinin antikanserojenik etkilerinin in vitro yöntemlerle incelenmesi
Son yıllarda doğal ürünlerin tüketimi önem kazanmakla birlikte özellikle turpgil sebzelerinin (brokoli, brüksel lahanası, karnabahar, kara lahana ve kıvırcık lahana) tüketim ile kansere yakalanma riskinin daha az olduğu yapılan çalışmalarla vurgulanmıştır. Turpgil sebzelerinde bulunan indol-3-karbinol (I3C) ve metobolik ürünlerinin meme, prostat, kolon kanseri gibi birçok kanser türüne karşı antitümör etkinliğine ilişkin birçok çalışma literatürdeyer almaktadır. Bu tez çalışmasında I3C'nin Poli (laktik-ko-glikolik asit) (PLGA) ile enkapsülasyonu ve radyoiyodinasyonu gerçekleştirilmiştir.RadyoişaretliI3C ve PLGA ile enkapsüle edilen I3C bileşiğinin (I3C-PLGA)antikanserojenik etkileri in vitro olarak incelenmiştir. PLGA gibi biyobozunur ve biyouyumlu polimerlerle üretilen nanopartiküller, ilaç taşıma sistemi için yaygın olarak kullanılan sistemlerdir. Tıpta uygulamaları, ilaç, gen ve antijenler için taşıyıcı olarak ve in vitro/in vivo çalışmalarda uygulanmasını kapsamaktadır.Bu çalışmada I3C ve I3C-PLGA bileşiklerinin kalite kontrolü Yüksek performanslı sıvı kromatografisi(HPLC) ile gerçekleştirilmiş veinaktif iyotla işaretli I3C'nin(127I-I3C) yapısı NükleerManyetikRezonans (NMR) yöntemiiledoğrulanmıştır. I3C ve I3C-PLGA bileşikleri, nükleertıptateşhisvetedavideyaygınolarakkullanılan131Iradyoizotobuileişaretlenmiştir[(131I-I3C),(131I-I3C-PLGA)].BileşiklerinradyoişaretlemeverimleriİnceTabakaRadyoKromatografi (TLRC) sistemiilebelirlenmiştir.Antikanserojeniketkileriisememe adenokarsinomaepiteli (MCF-7), kolonadenokarsinomaepiteli(Caco-2),prostatkarsinomaepiteli(PC)hücreleriüzerindegerçekleştirilmiştir. Tümdeneyselsonuçlarradyoişaretlibileşiklerinnükleertıptakullanılmasınınumutvaadetmekteolduğuveyapılançalışmalaraekkatkısağladığıdüşünülmektedir.