
158
Archived Theses
2
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Discipline
Nâyî Mustafa Kevserî Efendi özelinde: Bir 18. yüzyıl nota koleksiyonu bağlamında "İletişimsel istinsah faaliyeti" ve "Müstensih performansı"
Osmanlı/Türk Mûsikîsi'ne (O/TM) dair 19. yy. öncesine ait nota koleksiyonları, Osmanlı'da sözlülük/seslilikten nota okuryazarlığına geçiş döneminin ilk ürünleridir. Sözlü/Sesli kültür ortamından yazılı kültür ortamına eser aktarımlarının dönem itibarıyla nasıl gerçekleştirildiğinin anlaşılması bakımından önem arz eden bu koleksiyonlardan biri de Kevserî Mecmû'ası'nda yer almaktadır. 18. yüzyılın ilk yarısında, çoğunluğunu Nâyî Mustafa Kevserî Efendi'nin yazdığı Mecmû'a, orijinal derlemelerin yanı sıra Kantemiroğlu Edvârı'ndan istinsah edilen pek çok nota metnini de ihtiva etmektedir. Sözlü/Sesli ortamda yaratılan bir eser, üretildiği andan başlamak üzere icra bağlamlarında, yazılı ortama aktarımı ve sonrasında, son okura ulaşıncaya dek, pek çok aracının müdahalelerine tabidir. Bu süreçlerden biri de istinsah faaliyetidir. Mecmû'a'ya aktarılan eserlerin kaynak metinler ile karşılaştırılması neticesinde, müstensih nüshalarında mevcut birtakım farklılıkların sözlü/sesli icralardaki çeşitlenmelere benzer niteliklerde olduğu tespit edilmiştir. İstinsahın gerçekleştiği dönemde, yazılan eserler halen dolaşımdadır; geleneksel icraları fiilen sürdürülmektedir. Meşkle aktarılan bir repertuvardan örnekler içeren bu yazmalarda tespit ettiğimiz nüshalararası farklılıklarla birlikte müstensih Kevserî'nin gelenekte yetişmiş bir mûsikîşinâs olması tarafımızı, O/TM icralarının metinselleştirilme tarihinde, bu özelliği haiz bir müstensihin oynadığı rolü ve istinsah faaliyetini muhakemeye sevk etmiştir. Çalışmamızda, gelenekte yetkinliği olan bir müstensihin "iletişimsel istinsah faaliyetinin" mahiyeti hakkında "kuramsal bir çerçeve" oluşturulmuş ve Kevserî'nin müstensihliği bu çerçevede incelenmiştir. Geliştirilen "kuramsal çerçeve", 20. yy. sonlarında ortaya konulan ve Performans Teorisi'nin yazılı aktarımlar üzerinde uygulamasına bir örnek teşkil eden "müstensih performansı" ve "icracı olarak müstensih" fikirlerini temel alan Halkbilimsel yaklaşıma dayanmaktadır. Bu yaklaşımın varsayımına göre sözlü/sesli gelenekte yetişmiş olan müstensih, istinsah sürecinde performans sergilemekte; istinsah faaliyeti de geleneksel eserlerin veya ilgili metinlerin sözlü/sesli icralarının sürdürüldüğü bir dönemde gerçekleşmektedir. Kevserî'nin "istinsah faaliyeti"nin mahiyeti, çeşitlenmeye sebep olan aktarımları; kullandığı yazı stilleri; sayfaları kullanım düzeni; aktardığı metnin anlaşılırlığına katkısı ve koleksiyonun oluşum planında üstlendiği sorumluluk kapsamında incelenmiştir. Değerlendirmeler neticesinde, Kevserî'nin "nota koleksiyonu bağlamındaki müstensihliğinde mekanik şekilde kopyalamadan ziyade bir nevi "iletişimsel faaliyet" içinde bulunduğu ve bir tür performans sergilediği kanaatine varılmıştır.
Halkbilimi bağlamında Türkiye'nin kültür politikaları ve kültürel diplomasi uygulamaları
Her siyasi kırılma dönemi veya devrimde olduğu gibi, 17.yüzyılda başlayan ve 18. yüzyılda etkisini gösteren endüstrileşmiş güçlerin baskısı, bu duruma maruz kalan toplumların kültürlerini doğrudan etkilemiştir. Tarihsel süreçte 18. yüzyıldan itibaren sömürgecilik faaliyetleriyle ilişkili olarak Batılı güçlerin zayıf toplumlar ve ülkeler üzerinde kurduğu hegemonya, kültürün de değiştirilip dönüştürülmesi üzerine kurgulanmıştır. Bu minvalde, ulus-devletlerin inşa süreçlerinde hegemonya göz ardı edilemez. Hegemonyaya karşı geliştirilecek politikalarla kültürel alanda önceden belirlenen hedeflere ulaşmak kolaylaşmaktadır. Kültür politikası da diğer alanlarda olduğu gibi söz konusu alanı koruyup geliştiren ve uygulamaların hayata geçmesini sağlayan resmi programlar olarak görülmektedir. Ayrıca ülkelerin dış politikalarını belirlemede askeri ve ekonomik güçlerinin yanında üçüncü dayanak noktaları milli kültür unsurları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda Türk kültürünün küreselleşmeye karşı mücadelesinde, milli kültürün korunması ve yaşatılması noktasında kültürel diplomasi uygulamaları hayati öneme sahiptir. Bu çalışmada Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan itibaren hükümetler tarafından oluşturulan kültür politikaları incelenmiş ve Türkiye Cumhuriyeti'nde 20. yüzyılın sonunda başlatılan dil, eğitim ve kültür alanlarındaki kültürel diplomasi uygulamaları Türk halk bilimi disiplininin yöntem ve metotları ışığında değerlendirilmiştir. Türk halk bilimi disiplininde çalışma konusunda henüz doktora düzeyinde bir çalışmanın bulunmaması, bu tez çalışmasının gerçekleşmesinde etkili olmuştur. Alanda ilk sayılacak bu çalışmayla birlikte pek çok disiplinin bakış açısından ele alınmış konu ve kavramların üzerinde durulmuş; bütüncül bir yaklaşımla kültür, kültür politikası, kültürel diplomasi konuları ve Türkiye'nin faaliyetleri ele alınmıştır. Sonraki yıllarda yapılacak çalışmalar için bir örnek olması, çalışmanın yapılmasındaki motivasyonlardan biri olarak kabul edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Kültür, Kültür politikası, Kültürel diplomasi, Kültürel etkileşim, Türk halkbilimi, Türkiye Cumhuriyeti.
Toplumsal cinsiyet tarihçiliği yaklaşımından hareketle Türkiye'de toplumsal cinsiyet kültürü bibliyografyası ve Türk halkbilimi perspektifi
Toplumsal cinsiyet kültürü bütün dünyada 1970'li yıllardan günümüze araştırılan bir konudur. Kadın ve erkeğin toplumun bütün alanlarında birlikte yer almasıyla iki cinsiyetin tarihinin kökeni merak konusu olmaya başlamıştır. Bundan dolayı, toplumsal cinsiyet tarihi kültürü bu tarihsel sürece ışık tutarak toplum içinde kadın ve erkeğin konumlanma biçimini anlamaya çalışmaktadır. Günümüzde bu alanla ilgili araştırmaların artması nedeniyle Sonya Rose'un toplumsal cinsiyet tarihçiliği yaklaşımından hareketle kitap ve makalelerden oluşan Türkiye kökenli toplumsal cinsiyet çalışmaları bibliyografyası oluşturulmuştur. Halkbilimi disiplininde ve diğer disiplinlerde daha önce toplumsal cinsiyet kültürü ile ilgili müstakil bir bibliyografya çalışması yapılmadığından tezin amacı bu eksikliği doldurmak ve Halkbilimi disiplininin toplumsal cinsiyet kültürü ile ilişkisini ortaya çıkarmak olmuştur. Halkbilimi disiplininde toplumsal cinsiyet alanıyla ilgili yapılmış olan dört eserden sözlü kültür ürünü olan iki eserle çalışma sınırlandırılarak bu iki eserin kitap incelemesi yapılmıştır.
Türk dünyası türkülerinde kozmolojik unsurlar üzerine bir inceleme
Eski dönemlerden bu yana Türk milletinin duygu ve düşüncelerine tercüman olan türküler, bünyelerinde barındırdığı Türk kültürüne dair zengin unsurlarla beraber yine bu kültürün meydana getirdiği eşsiz bir yaratım olma özelliğine sahiptir. Türküler, Türklerin hayat karşısındaki duruşlarının söz ve ezgiyle dışavurumunun adeta nadide bir gösterimidir. Türküler en genel ifadeyle, geçmiş ile günümüz arasındaki kuşakları birbirine bağlayan, onları ortak bir duyguda buluşturan bir köprü hüviyetindedir. Kendine özgü yapısı ve onu diğer türlerden ayıran en önemli özelliği olan ezgisiyle yüzyıllara direnen türküler, özellikle Türk mitolojisini ve Türk mitolojisine dayalı inanç ve olguları bünyesinde barındıran önemli Türk halk yaratımlarıdır. Türk mitolojisi ve onun bir alt başlığı olarak incelenebilen Türk kozmolojisi Türk milletinin kendine has düşünce tarzıyla evreni, dünyayı (yeri, göğü ve diğer varlıkları/nesneleri vs.) yorumlayışı ve birikimleriyle var olmuştur ki Türk kozmolojisini diğer milletlerin kozmoloji anlayışından ayıran en büyük özellik de budur. Türkler kendi mitolojik ve kozmolojik inançlarını simge, sembol ve motiflerde yaşatmış ve günümüze kadar gelmesini sağlamıştır. Nitekim, Mitolojide kozmik bilginin her zaman simge ve sembollere dönüştürülerek yaşatıldığı ve bu simge, sembol ve motifler sayesinde günümüze ulaştığı unutulmamalıdır. Genel olarak Türk mitolojisi ve özelde de Türk Kozmolojisine dair olguların, bu olguların türkülere yansıyış biçimlerinin ve şekillerinin ortaya çıkarılmasının Türk dünyası ortak kültürüne, belleğine ve bilincine büyük bir katkı sağlayacağı açıktır. Buradan hareketle bu çalışmada Türk Dünyası türkülerinde, Türk Mitolojisinin önemli bir parçası olan Türk Kozmolojisine dair unsur, olgu ve motifler kapsamlı bir şekilde ele alınmış, Türkiye ve Türkiye dışındaki Türklerin türkülerine dair örnekler detaylı bir şekilde incelenmiştir. Böylece Türk Dünyası ortak kültürüne katkı sağlanması amaçlanmıştır.
Uygurlarda halk tıbbı
Türk halk tıbbının oluşumu ve gelişiminde özel bir yere sahip olan Uygur halk tıbbı; sağlık ve hastalık anlayışı, hastalıkların teşhisi, tedavilerde kullanılan yöntemler ve şifacıların vasıfları açısından gerek geçmişte gerekse günümüzde oldukça gelişmiş bir sistem üzerine kuruludur. İnanç sistemi, Doğu Türkistan'ın İpek Yolu güzergâhındaki farklı kültürler ile etkileşimleri, tıp alanında yapılan çeviriler ve yerleşik yaşamın zengin birikimi Uygur halk tıbbının oluşumunda mihenk taşı olmuştur. Bu tarihî ve kültürel birikimi geliştiren Uygurlar, gerek geleneğin icracıları ve kullanılan yöntemler gerekse de sağaltmada kullandıkları unsurlar açısından halk tıbbının sistemli hâle gelmesini ve reçetelendirilmesini sağlamışlardır. Uygurlar, doğanın iyileştirme gücünü taklit ederek hastalıklara çare aramış, doğa ile iç içe bir yaşamın sonucu olarak geleneksel bilgiyi halk tıbbında tecrübe ile uygulamış ve aktarmıştır. Türklerin doğayı makrokozmos, insanı da mikrokozmos olarak addetmesi ise Uygur halk tıbbının temel felsefesini oluşturmuştur. Çoğu toplumda olduğu gibi Uygurlarda da ilk tedavi yöntemleri sihri/büyüsel tedavi esasına dayanmıştır. Ancak Uygur şifacılarının halk tıbbının sihri/büyüsel tedavilerine ek olarak maddi tedavi içeriklerini de kullandıklarını, aynı zamanda geleneksel eczalık alanında da mahir olduklarını söylemek mümkündür. Animizm, tabiat kültleri, Gök Tanrı gibi dinî inanışların şekillendirdiği sihri/büyüsel tedavi yöntemlerine, Uygurlar arasında İslamiyet'in kabulü ile İslami unsurlar eklenmiş, bazı uygulamalar ise geri plana atılmıştır. Bu noktada şifacıların ek olarak uyguladıkları bitki, hayvansal içerikli maddi tedavi yöntemleri gelişim göstermiş ve çeşitlenmiştir. Doğanın şifa gücünü taklit ederek insan bedenine uygulayan Uygurların doğa algısı ateş, hava, su ve toprak (anasır-ı erbaa) temelinde şekillenmiş, dört maddenin insan bedenindeki temsilcileri olarak dört hılt/hilit (ahlat-ı erbaa) öne çıkmıştır. Hastalıkların teşhisi, hastalıklardan korunma yöntemleri, hastalıkların tedavisi de bu felsefe çerçevesinde şekillenmiştir. Çalışmada gerek yazılı kaynaklardan gerekse Kazakistan'da gerçekleştirilen saha çalışmalarından elde edilen verilerden hareketle Uygur halk tıbbının oluşum süreci ve beslendiği kaynaklar, icracılar ve icra şekilleri, hastalıklar ve tedavi yöntemleri ele alınmış ve Uygur halk tıbbının yaratım ve aktarım süreçleri, içerik ve işlev özellikleri ortaya konmuştur.
Yaşayan insan hazinesi programı kapsamında kabak kemane ustası İrfan Alkur ve çalgı atölyesi
Yaşayan İnsan Hazineleri (YİH), 1993 yılında Güney Kore Cumhuriyeti tarafından UNESCO'ya tavsiye edilen ve kültürel mirasın aktarımında usta insanın rolüne dikkat çeken bir programdır. 2003 yılında UNESCO tarafından "Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi" imzalanmış, obje odaklı kültürel miras koruma anlayışının yerine bu objeyi üreten, yaşatan ve gelecek nesillere aktaran kişilerin de korunması anlayışı benimsenmiştir. Bu çalışmada İzmir'in Tire ilçesine bağlı Başköy Köyü'nde 55 yıldır kabak kemane icra eden İrfan Alkur'un Yaşayan İnsan Hazinesi kriterlerine ne kadar uygun olup olmadığı ele alınmıştır. Bu kapsamda usta ile görüşmeler yapılmış, kültürel mekân bağlamında ele alınan "İlim ve İrfanla Müzik Atölyesi" ziyaret edilmiş ve ustanın eserleri kayıt altına alınmıştır. Çalışmanın sonucunda Alkur'un YİH ilân edilmesi ve usta-çırak ilişkisini sürdürmenin giderek zorlaştığı kabak kemane yapımcılığının T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, İl Kültür ve Turizm Müdürlükleri, Üniversiteler ve Halk Eğitim Merkezleri tarafından desteklenmesi gerektiği kanısına ulaşılmıştır.
Anadolu ve Britanya kültür ekolojisinde ritüelistik köy seyirlik oyunlarının karşılaştırmalı analizi
Bu tez Anadolu ve Britanya gibi farklı coğrafyalarda çoklu bağlamlarda yaratılan ritüelistik köy seyirlik oyunlarının öz/biçim açısından karşılaştırmalı analizini içermektedir. İki farklı dil ekolojisine sahip Anadolu ve Britanya kültür sahalarının ve bu sahalarda yaşayan ritüelistik köy seyirlik oyunlarının karşılaştırmalı yöntem sürecini sistematik sunmak için tez, giriş ile beraber üç farklı bölümden oluşturulmuştur. Tezin Birinci Bölümü'nde karşılaştırmalı yöntem folklor ilişkisi ele alınmıştır. Ayrıca tezin kuramsal yaklaşımları belirlenmiştir. Böylece kültürel ekoloji, ekotipleşme ve arketipsel yaklaşımlar çerçevesinde karşılaştırmalı yöntemin kuramsal alt metni oluşturulmuştur. Tezin İkinci Bölümü'nde her iki kültür sahasında yaşayan ritüelistik köy seyirlik oyunları üzerine yapılmış araştımaların tarihi ve literatürü sistematik olarak ortaya koyulmuştur. Daha sonra Anadolu ve Britanya kültür ekolojilerinin tarihsel belleği ve coğrafi konumları özetlenmiştir. Bu süreçte Anadolu ve Britanya gibi farklı coğrafi konumlarda olan toplulukların, tarihsel ve coğrafi bağlamlarındaki Kuzey Avrasya etkileşimlerine dikkat çekilmiştir. Kuzey Avrasya kültür etkileşimleri odağında her iki kültür sahasında yaşayan ritüelistik köy seyirlik oyunlarının ortak kültürel kaynakları belirlenmiştir. Belirlenen ortak kültürel kaynaklar doğrultusunda her iki kültür sahasında amaçlı örneklem yöntemi ile tespit edilen unsurlar karşılaştırmalı analiz edilmiştir. Özellikle Britanya ritüelistik köy seyirlik oyunlarında tarihsel ve coğrafi bağlamlarda oluşan Türk imgesi kültürel ekoloji ve ekotipleşme yaklaşımları açısından değerlendirilmiştir. Sonuç olarak bu tez Anadolu ve Britanya'da yaşayan dramatik ritüellerin doğa ve kültür etkileşimleriyle nasıl şekillendiğine odaklanmaktadır. Buna ek olarak farklı kültürel ekolojiye sahip toplumların tarihsel etkileşimlerinin, folklor fenomenlerini nasıl biçimlendirdiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Lütfi Ö. Akad'ın gelin, düğün, diyet filmlerine halkbilimsel bir bakış
Bu çalışmada Türk sinemasının önemli yönetmenlerinden Lütfi Akad'ın "Gelin" (1973), "Düğün" (1974) ve "Diyet" (1974) filmleri; film ve metin analizi yöntemiyle ve halkbilimi bakış açısıyla incelenmiştir. Söz konusu filmler üzerinden halkbilimi unsurlarının sinemada nasıl işlendiği görsel, işitsel ve metinsel yaklaşımla değerlendirilmiştir. Üçleme olarak adlandırılan bu üç filmde irdelenmesi gereken bazı halkbilimi ögeleri tespit edilerek yönetmenin bu ögeleri kullanış amacı sorgulanmıştır. Elde edilen veriler halkbilimi disiplininin özellikleri kapsamında tartışılmıştır. Ayrıca sinema-halkbilimi ilişkisini ortaya koyan bulgular, halkbilimi disiplini içindeki kavramlar ve anlayışlar bakımından değerlendirilerek halkbilimi unsurlarının sinemaya nasıl aktarıldığı ve bu aktarımın sinema kurgusunun doğal bir sonucu olup olmadığı da irdelenmiştir.
Türk müzik kültüründe yol havaları
Yol havaları, Türk müzik kültürünün zenginleşmesine katkı sağlayan müzikal bir kültüre sahiptir. Bu havalarının çıkış noktası olan yaylacılık geleneği hakkında ulaşılan bilgiler doğrultusunda yaylanın yaşam performansı ile yol havalarının ayrılmaz bir bütün olduğunu göstermektedir. Karadeniz bölgesi gerek iklim, gerekse coğrafi şartların etkisiyle yaylacılık faaliyetlerine elverişli bir bölgedir. Özellikle Giresun, Ordu, Trabzon ve Rize illerinin içerisindeki yerleşimler yayla geleneğinden etkilenerek yol havalarını beraberinde getirmektedir. Çalışma için yapılan literatür taramasında yol, yolculuk ve yol havalarıyla ilgili yazılı, sözlü ve görüntülü kaynaklar taranmış; kaynak kişi, mahalli sanatçı, yol havaları okuyan icracıların elektronik ortamda görüntü, ses kayıtları ve alan araştırmalarının oluşturduğu gözlem, görüşme, derleme yöntemleriyle yol havalarının müzikal/makamsal, enstrümantal ve kültürel açıdan tarihi aktarım süreci tespit edilmiştir. Karadeniz bölgesinde icra edilen yol havalarını ve bu havaların kültürel bağlantısını, halkbilimi kuramları çerçevesinde değerlendirmek amacıyla hazırlanan "Türk Müzik Kültüründe Yol Havaları" isimli bu çalışma, giriş ve 4 bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın amacı, konusu, yöntemi ve konuyla ilgili çalışmalara değinilmiştir. Birinci bölümde yol havalarına ilişkin tanımlamalara ve özelliklerine yer verilmiş, ikinci bölümde yol havalarının müzikal/makamsal analizleri 16 başlık altında incelenmiş, Giresun, Ordu ve Rize yörelerindeki sözlü eserlerin hikayelerine de yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise yol havalarına ilişkin enstrüman tarihi aktarımı, dördüncü bölümde ise Doğu Karadeniz'de halk oyunları ve horon geleneği hakkında bilgiler, yörede tanınmış icracılar ve kaynak kişilerin özgeçmişlerine ait bilgiler ortaya koyulmaya çalışılmıştır.
Bir maddi kültür çevresi olarak Eskişehir eski otogarı
İnsan, tarihsel süreçteki varlığı boyunca içinde yaşadığı doğa ve çevreyle her zaman etkileşim hâlinde olmuştur. İnsanlar, doğayı ve çevresini anlamlandırmaya çalışmış, çeşitli yöntem ve teknolojilerle ona hükmetmiş, onun sayesinde tüketmiş ve üretmiştir. İnsanlar, içerisinde yaşadıkları doğaya mitler, destanlar, dinler, hikâyeler vb. unsurlar ile çeşitli sözlü ve yazılı kültür ortamında yarattıkları ürünler ile anlamlar yüklemişlerdir. Sözlü ve yazılı kültür ürünlerinin yanı sıra insanın kültürel ediniminin doğayla fiziksel temasını sağlayan, doğa-insan ilişkisinde en önemli rolü oynayan unsurlardan biri maddi kültür ürünleridir. İnsanın yarattığı/yaşattığı ve taşıdığı kültür unsurlarını araştıran bir disiplin olarak halkbiliminin araştırma sahalarından birini de maddi kültür ürünleri oluşturmaktadır. Maddi kültür ürünlerini arkeolojik kazılarda keşfedilen nesneler veya donuk bir biçimde kültürün içinde var olan nesneler olarak değerlendirmemek gerekir. İnsanın yarattığı, kendisinin ve içinde yaşadığı toplumun yaşam şeklini, davranışlarını, felsefesini ifade eden anlamlı her bir nesne; mutfak ürünleri (yemek, tatlı vb.), alet-gereçler, barınaklar (ev, çadır vb.), giyim-kuşam ürünleri, endüstri ürünleri, zanaat ürünleri, kamusal mekânlar vb. maddi kültür unsurları, araştırmacılara önemli halkbilimsel veriler sunan kaynaklardır. Maddi kültür araştırmaları, halkbilimi, tarih, coğrafya, arkeoloji, psikoloji, antropoloji, etnoloji, sanat tarihi vb. birbirinden farklı birçok disiplinin çalışmalarında önemli bir konuma sahip olduğu için maddi kültür araştırmaları içerisinde de zamanla farklı yaklaşım ve araştırma yöntemleri geliştirilmiştir. Bu yöntem ve yaklaşımların en önemli örneklerinden biri Amerikalı Halkbilimci Henry Glassie'nin geliştirdiği araştırma ve değerlendirme yöntemidir. Henry Glassie, geliştirdiği yöntemde, maddi kültür ürünlerinin yapısı ve işlevinin yanı sıra bağlamlarını da oldukça detaylı bir şekilde analiz etmektedir. Çalışmamızda; maddi kültür, Henry Glassie'nin maddi kültür kavramına yaklaşımı ve Henry Glassie'nin maddi kültür araştırmaları sırasında kullandığı araştırma ve değerlendirme yöntemi hakkında bilgiler verilmiştir. Eskişehir'deki Yunus Emre Caddesi üzerinden bulunan, 1963 yılından 2023 yılına kadar varlığını sürdüren -bugün bilinen adıyla- "Eski Otogar Binası", Henry Glassie'nin söz konusu yaklaşım ve araştırma/değerlendirme yöntemleri çerçevesinde incelenip, değerlendirilmiştir.
Sunum çözümlemesi bağlamında Mısır Çarşısı monografisi
Türk Halkbilimi alanında derleme çalışmaları içerisinde önemli bir yer tutan monografiler, çoğunlukla köy, kasaba, ilçe, şehir veya kişiler hakkında yapılmıştır. Yazılı ve sözlü kültür ürünlerini, sosyal ve kültürel yapıyı, kaynak kişilerle yapılan görüşmeler ve alanda yapılan gözlemler ile ele alan monografiler, halkbilimi alanında yapılan önemli çalışmalardır. Genel itibarıyla mekân ve kişi üzerine yapılmasına rağmen tarihi-mimari yapılar, daha önce monografilerin konusu olarak ele alınmamıştır. Çalışma, tarihi-mimari yapılardan biri olan Mısır Çarşısı'nı monografi türünde ele alması yönüyle ilk olma özelliği taşımaktadır. Ayrıca çalışma esnasında kullanılan söylem analizi yöntemi, dönüştürülerek sunum çözümlemesine uyarlanmış ve Mısır Çarşısı dükkânları bu yöntemle incelenmiştir. Türk halkbiliminde monografi türünde ilk kez sunum çözümlemesi yönteminin kullanılması da çalışmanın bir diğer önemli noktasını oluşturmaktadır. Çalışmanın amacı, Mısır Çarşısı'nın tarihsel süreç içerisindeki değişimi ve dönüşümünü kayıt altına almak, günümüzdeki durumunu incelemek ve sonraki nesillere Mısır Çarşısı hakkında yapılmış detaylı bir belge oluşturmaktır. Halkbiliminin kültürü ve sosyal yaşamı kayıt altına alma yönü aracılığıyla incelenen ve ortaya konan çalışmada Mısır Çarşısı kültürel bir merkez olarak değerlendirilmiş, çarşı esnafı ve müşterilerinden çarşı hakkında bilgiler alınmış, bu bilgiler ışığında yorum ve incelemeler yapılmıştır. Çalışmanın kapsamı Mısır Çarşısı ve Mısır Çarşısı esnafları-müşterileriyle sınırlandırılmıştır.
Türk ve Kore kültürlerinde iye kavramı
Kökleri Ural- Altay coğrafyasına uzanan Türk ve Kore kültürü, tarih içerisinde kültürel alışverişler nedeni ile değişmelere uğramış olsalar da halen hatırlanan ve uygulanan bazı inanışlar ve uygulamaları içlerinde barındırmaktadır. Mitolojik bellek o denli kuvvetlidir ki bağlamından kopmuş ve eski işlevini yerine getirmiyor olsa da bazı ritüel ve inançlar insanların zihinlerinde canlı kalmıştır. Günümüzde Ural- Altay coğrafyasından binlerce kilometre uzakta kalan ve Çin, Japonya, Amerika gibi ülkelerin kültürlerinden etkilenen Kore kültürünün, halk dini olarak kabul edilen uygulamalarında halen kökenlerinin bulunduğu coğrafyanın izleri görülmektedir. Aynı durum doğuya göç eden Türkler için de geçerlidir. Türk mitolojisinin kadim bir inanışı olan yer-su inanışı etrafında gelişen iye kavramı, günümüzde halen yaşamaktadır. Kore mitoloji çalışmalarında "tanrı" olarak geçen ancak bu çalışmada "iye" olarak kabul edilen kutsal varlıklar da işlev bakımından Türk iyelerine oldukça benzer varlıklardır. Türk ve Kore mitolojisi çalışmaları bağlamında "iye" kavramı ilk kez bu araştırmada karşılaştırmalı olarak benzerlik farklılarına göre incelenmiştir.
Türk destanlarının merkezi kahraman tipolojisi ve Abdullah Turhan'ın fantastik çizgi romanları
Genelde fantastik kültür, özelde ise çizgi romanlar kültürel mirasın korunması, sürdürülebilirliği ve toplumsal kalkınma açısından işlevsel olarak kullanımı için ciddi bir önem taşımaktadır. Fantastik kültüre bağlı yaratıcı endüstriler özellikle sözlü kültürel mirastan yoğun şekilde beslenmekte ve buradaki bilgileri güncel yaşam için yeniden işlevsel hale getirmektedir. Mitolojiler, geleneksel destanlar, efsane ve masallar gibi sözlü halk folklor ürünleri bu noktada en çok yararlanılan kültürel malzemeler arasındadır. Çizgi romanlar ise sözlü kültür belleği ile modern yaratıcı endüstriler arasındaki en işlevsel köprülerden biri olarak görünmektedir. Ancak Türkiye'de fantastik kültür ve çizgi roman türüne yönelik yaratıcı endüstriler yeterince gelişmemiştir. Bu durum Türk kültürünün sürdürülebilirliği, işlevselliği ve sosyoekonomik verimliliği açısından önemli bir eksikliktir. Bu çalışmada ise önce Abdullah Turhan'ın fantastik çizgi romanlarının merkezi Türk destan kahramanı tipolojisini nasıl işlediği incelenmiş, daha sonra ise fantastik kültür ve çizgi roman endüstrisinin Türk kültürü ve toplumsal kalkınma süreçleri için taşıdığı önem tartışılmıştır. Daha önce Türk kültürü bağlamında geleneksel destan kahramanı ile çizgi roman kahramanlarını karşılaştırarak çizgi romanların fantastik kültür endüstrileri ve kültürel miras bağlantısı açısından önemine dikkat çeken bir çalışma yapılmamıştır. Buradaki araştırmada ise kültürel miras, fantastik kültür endüstrileri ve çizgi roman arasındaki işlevsel ilişkiler ortaya çıkarılarak çizgi romanların ve fantastik kültürün Türk kültürünün işlevsel ve etkin bir biçimde yaşatılması için oldukça büyük önem taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.
Küçük gruplarda meslek folkloru bağlamında ip-yular yapımcılığı: Ünye örneği
Bireysel ya da grup olarak icra edilebilen, eğitim, bilgi, beceri gerektiren, mal ve hizmet üreterek gelir elde edilmesini sağlayan olgu, meslek olarak adlandırılır. Kurallarının ait olduğu toplumca belirlenerek icra edilmesi açısından meslek, insanlar için oldukça önem arz etmektedir. Mesleki halk gruplarının bir etkinliği olarak görülen meslek folkloru, halkbilimi çalışma alanlarından biri olarak öne çıkmaktadır. Bu bağlamda bu çalışmanın konusunu, Ordu ili Ünye ilçesinde küçük grup olarak tanımlanan ve geleneksel yolla ip-yular yapımcılığını sürdüren ailelerin, icra ettikleri ip-yular yapımcılığı mesleği, kendine özgü geleneksel ifadeleri, kültürel yaratma süreçleri, icra ortamları ve icracıları çerçevesinde mesleki halk hayatları içerisinde ortaya koydukları folklorik unsurlarının incelenmesi oluşturmaktadır. Mesleğin ve icracılarının geçmişten günümüze gelinen süreçte ne gibi değişim ve dönüşümler geçirdiği ve mesleğin geleceği açısından nasıl bir konuma gireceği gibi meslek folkloruna etki eden öğelerin tespit edilmesi için Ünye'de ikamet eden ve etmeyen meslekle ilgili kaynak kişilerle görüşülerek bilgiler derlenmeye çalışılmıştır. Çalışmada alan araştırmasına dayalı halkbilimi teori ve yöntemleri kullanılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde araştırmanın konusu, amacı, yöntemi ve önemi hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde Ünye ilçesinin tarihi, fiziki çevresi, kültürel yapısı ve ekonomik durumu anlatılmış ve çalışma alanı tanıtılmıştır. Üçüncü bölümde çalışmaya konu olan kavramlar, terimler ve tanımlar araştırmanın daha iyi anlaşılması amacıyla belirtilmiştir. Dördüncü bölümde, ip-yular üretiminde görülen geleneksel yöntemler, ip-yular yapımında kullanılan hammadde, araç gereçler ve yapım teknikleri ile ilgili bilgiler verilmiştir. Beşinci bölümde, kaynak kişilerden görüşme ve gözlem yoluyla derlenen, mesleğin geleneksel icra ortamları, icracıları ve işlevleri ile ilgili bilgiler, geçmişten günümüze olacak şekilde ele alınmıştır. Sonuç bölümünde çalışma sahasından elde edilen bilgiler ışığında mesleğin ve icracıların halihazırdaki durumu değerlendirilmiş ve gelecekteki durumuna yönelik tavsiye ve önerilerde bulunulmuştur.
Tarihî ve sosyokültürel bağlamda Türkiye sahası tarihî türküleri
Türküler, insanların sosyal hayatından ve geçmişlerinde yaşadıkları olaylardan izler taşır. Tarihî türküler, yazılı kaynaklara yansımayan ya da az yansıyan olayların ezgiyle birlikte dizelere dökülmüş halidir. Tarihî türküler, Türk halkının geçmişini gelecek kuşaklara aktaran sözlü tarih kaynaklarıdır. Türkiye Sahası Tarihî Türküleri, geçmişi yüzyıllar öncesine dayanan olayları anlatan, yüzyıllar öncesinde vücut bulmuş halk ürünleridir. Tez çalışmasında, kaynağını Türkiye sahasından alan ya da bu bölgede söylenmiş olan tarihî türkü metinleri analiz edilmiştir. Halkbilimsel açıdan çeşitli kuramlardan yararlanılarak yapılan bu analiz, metinlerin tarihsel ve sosyokültürel arka planı da dikkate alınarak gerçekleştirilmiştir. Yıllar içinde yapılan derlemelerde tespit edilerek yazıya geçirilen türkü metinleri, ağıtların türküleşmesiyle oluşan metinler, cönklerde "türkî" olarak yer bulmuş manzum halk ürünleri, bahsi geçen analizin temel malzemesini oluşturmaktadır. Mevcut örnekleri yaklaşık altı yüz yıl öncesine dayanan, tarihî olayları konu alan tarihî türkü metinleri Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa'da fetihler gerçekleştirdiği zamanlardan günümüze uzanmaktadır. Çalışmada yer alan türkü metinleri XVI. yüzyıl ile Cumhuriyet'in ilan edildiği 1923 yılıyla sınırlandırılarak analiz edilmiştir. Metinler, büyük ölçüde anonim türkülerden oluşmaktadır. Çalışmada öncelikle türkü ve tarihî türkü tanımlarına yer verilmiştir. Ardından, türkü metinlerinin yapısal, ezgisel, tematik ve işlevsel analizleri yapılmıştır. Son olarak, incelenen türkülerin tarihsel ve kültürel arka planına yer verilmiştir. Türkiye ve çevresinde yaşanan, ulusal ya da bölgesel ölçekli olaylar ile adı unutulmayan kahramanların türkülere yansıması tespit edilmeye çalışılmıştır. Tarihî türküler, millî kimlik oluşumu ve bireyin topraklarına aidiyeti konusunda önemli bir yere sahiptir. Buna rağmen akademik açıdan sınırlı sayıda çalışmanın yapıldığı tespit edilmiştir. Görülen bu eksiklik, kültürümüz ve tarihimiz açısından önemi büyük olan tarihî türkülerin çalışılmasının ana nedendir. Tez çalışmasının, Türk kültürü, Türk tarihi, Türk müziği alanlarıyla birlikte, Türkoloji araştırmalarına katkısı olması temenni edilmektedir.
Kültür ve gelenek aktarımı bağlamında coğrafi işaret sisteminin işlevleri
Coğrafi işaret sistemi, birtakım hukuki yaptırımlara sahip üreticiyi, tüketiciyi ve ürünü koruyan bir sistemdir. Sistem; kalitesi, ait olduğu yöreden elde edilen hammaddesi, gelenekselliği ile belli bir üne sahip ürünlerin korunmasını sağlar. Coğrafi işaret tescili alan ürünler, kendine ait karakteristik özellikleri sayesinde yöresiyle özdeşleşen ürünlerdir. Bu ürünlerin oluşumunu belirleyen temel faktörler mevcuttur. Bu faktörler doğal ve beşeri kaynaklıdırlar. Doğal kaynaklı faktörler, ürünün oluştuğu coğrafyayı, iklimi, toprak yapısını, su kaynaklarını kapsarken beşeri kaynaklı faktörler ise, insan faaliyetlerini kapsar. Bu yönüyle coğrafi işaret tescili alan ürünler, yöre halkının kültürünü ve geleneğini yansıtır. Ürüne benzersizliğini veren faktörlerin birleşimiyle meydana gelen ürünler, yöre insanının maddi kültür ürünleridir ve kültürel miras niteliğindedir. Bu bağlamda halkbilimi disiplini kapsamına giren coğrafi işaret tesciline sahip ürünler, kültürü, kültürel mirası, geleneği ve geleneksel bilgiyi gelecek nesillere aktarma işlevine katkı sunar. Bu çalışmada, Türkiye'de coğrafi işaret uygulamasının mevcut durumu hakkında bilgi verilmiş ve coğrafi işaret tescili alarak koruma altına alınan geleneksel bilgi ve becerilerle üretilen ürünlerin kültür ile gelenek aktarımı bağlamında işlevleri, İşlevsel Kuram temelinde incelenmiştir. UNESCO'nun Somut Olmayan Kültürel Miras Sözleşmesi ile Yaşayan İnsan Hazineleri Sistemi kültür ve gelenek aktarımı noktasında coğrafi işaret sistemiyle benzer işlevlere sahip olduğu ortaya konulmuştur. Böylece coğrafi işaretler sisteminin işlevleri halkbilimi disiplini kapsamında incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Coğrafi İşaret, Kültür, Kültürel Miras, Gelenek, Geleneksel Bilgi, Halkbilimi, İşlevsel Kuram.
Mevlana'nın yapıtlarında cinsiyet kültürü
Türk-İslam kültürünün en çarpıcı açmazlarından biri de cinsiyet kültürüne ilişkin konularda geçmiş kuşaklardan devralınan değerlerin eleştiri süzgecinden geçiril(e)meyişi olabilir. Böylesine bir eleştiri, öncelikle tartışmanın kültürel köklerini geleneksel yapıtlara götürmekle, bu yapıtlara yeni bakabilmekle olanaklı olabilir. Yeni bakabilme, bir anlamıyla alışılagelen bakışların dışına çıkıp yeni düşünme yolları açabilme, farklı anlama tarzları yakalayabilme, dayatılan düşüncelerin ötesine geçebilmektir. Bu tez, 13. yüzyılın büyük sufilerinden biri olan Mevlana Celaleddin Rumi gibi yüzyıllar boyunca Anadolu'da yaşama, anlama, duyma kültürü oluşturmuş zirve bir şahsiyetin yapıtları üzerinden cinsiyet kültürüne yeniden bakabilme olanağı sağlayabilir. Çünkü Mevlana'nın yapıtları, belleklere kazınan öğretilerle, zihinlere işlenen buyruklarla, dayatılan imgelerle dişilerin ve erkeklerin benliklerinin nasıl imal edildiğine ilişkin önemli ipuçları taşıyabilir. 13. yüzyıla ait yapıtlar üzerinden cinsiyet kültürünü tartışmanın geçmişe ait olduğunu söylemek yeterli değildir. Dişilerin ve erkeklerin sorunlarını tüm karmaşıklığı içinde kavramak, bu sorunların yeni biçimler altında tekrar ortaya çıkmasını önlemek için sorunların kökenleri açıklanabilir, kültürdeki yeri araştırılabilir. Elbette, geçmişi şimdiye taşıyıp çağaşımsal/anakronik yüklemelerle Mevlana'yı yargılamak gibi bir amaç olamaz. Ne var ki Mevlana'nın yapıtlarındaki cinsiyet kültürünü ortaya çıkarıp serimlemek, buralarda olanları göstermek, tartışmak için böylesine bir çalışma kaçınılmazdır. Diğer bilim alanlarında olduğu gibi, halkbilim alanında da Mevlana'da cinsiyet kültürüne ilişkin bir çalışmaya rastlanmamakla birlikte, "kadın" konulu çalışmalar bulunmaktadır. Bunlar, "Mevlana ve Kadın" başlığı altında, "Mevlana kadınlara çok değer vermiştir," biçiminde özetlenebilecek çalışmalardır. Mevlana'nın beş yapıtı bulunmaktadır: Mesnevi, Divan-ı Kebir; Fihi Ma Fih, Mecalis-i Seba ve Mektuplar. Bu yapıtlarından hareketle, bu tezde, cinsiyet kültürü üç ayrı biçimde ele alınmaktadır. (i). İslam'i ve tasavvufi yapıtlarda cinsiyet kültürüne nasıl bakılmaktadır? (ii). Mevlana, yapıtlarında ne söylemekte, söylediklerini nasıl söylemektedir? (iii). Mevlana'nın söyledikleri günümüze nasıl taşınmaktadır? Bu tezde, Mevlana'nın yapıtlarında cinsiyet kültürü, "kadın" bakış açısıyla değil, dişilci/feminist duruşla ele alınmaktadır. Dişilcilikten/Feminizmden öğrendiklerimizle Mevlana'nın yapıtlarına baktığımızda, yapıtların tanıklıkları, şimdiye kadar bildiklerimizi çürütecek niteliktedir. Mevlana'nın yapıtlarındaki cinsiyet ayrımının ayral/istisnai ve ikincil öğeler değil, yaşantısından yapıtlarına yansıyan temel bir ilişki biçimi olduğu söylenebilir.
Metinlerarasılık bağlamında eskatoloji mitleri ve dini literatürde kıyamet tasvirleri
Mitolojiye dair anlatılar ve dini metinler, yeryüzünün tüm uygarlıkları için önemli olmuştur. İnsan topluluklarının manevi ihtiyaçlarından teşekkül eden mit ve din pek çok toplumca kutsal sayılmış ve kutsal olanın özünü anlatmışlardır. Evrenin, yeryüzünün ve varlıkların nasıl var olduğu ve varlıkların yok olmasının nasıl gerçekleşeceği dini anlatıların ve mitlerin önemli bir alanını oluşturur. Mitolojiler ve dinler sadece evrenin nasıl ortaya çıktığı sorusunun cevabını vermemişler, bunun yanı sıra insanların bilmedikleri birçok konuya ışık tutmuşlardır. Cevabı bilinmeyen konulardan biri de insanların ve evrenin sonunun nasıl olacağıdır. Din bu konuya net cevaplar verir. Tıpkı din gibi eskatoloji denilen mitoloji türü de evrenin ve insanların sonunun nasıl olacağı sorunsalına yanıtlar verir. Tam da bu noktada eskatolojiye dair anlatıların birçoğu dini anlatılarla uyum içerisinde görülür. Tezimizin konusu da dini anlatılarla eskatolojik anlatıların kesiştiği noktaları tespit etmektir. Dünya üzerinde yaşamış ve yaşamakta olan tüm medeniyetlerde, mitoloji ve onun özelinde eskatoloji ile ilgili inanışlar, diğer bütün inançlar arasında önemli etki alanına sahiptir. Yaşayan tüm kültürler için kutsal kabul edilen mitler, insan toplumlarının genel ihtiyaçlarından sonra ortaya çıkmıştır. Mitolojik ve özellikle eskatolojik inanç ve anlatılar, yeryüzünün hemen tüm uygarlıklarında en az diğer inançlar kadar önemli etkiye sahiptir. Dini gelenekler söz konusu olduğunda dogmatik bir inanç sistemi olarak kabul ediliyor olsa da bu çalışmada mitler ve özellikle eskatoloji mitleri ve dini anlatılar arasındaki benzerlik ve farklılıkları ayrıntılı bir şekilde inceleme fırsatı yakalanacaktır. Böylece insanlık tarihine farklı bir bakış açısı da kazanmak mümkün olacaktır. Belki de mitik anlatıların ve dinin kökenlerine inmek mümkün olacaktır. Din ve mitolojinin kesişim noktaları da tespit edilebilecektir.
Geleneksel bilginin günümüz beslenme kültürüne etkileri: Ankara Güdül Tahtacıörencik köyü
İnsanın yaşadığı çevreye uyum sağlayabilmek ve temel ihtiyaçlarını giderebilmek için doğa ile etkileşime girerek ürettiği her şey ve üretme yolları, geleneksel bilgi belleğinin oluşmasını sağlamıştır. Geleneksel bilgi belleği, kuşaktan kuşağa aktarılırken insanın ve ihtiyaçlarının değişken doğası gereği değişmekte, yeni gözlemler ve deneyimler yoluyla da zenginleşmekte olan birikimsel, değişken bir bellektir. Geleneksel bilgi belleğinin halk mutfağı, halk ziraatı, halk botaniği gibi kendine has uzmanlık alanları bulunmaktadır. Bu çalışmada geleneksel bilgi belleği konusu, tarım ve gıda alanıyla sınırlandırılmıştır. Tarım ve gıda meselesi, pek çok konunun merkezinde yer almaktadır. Özellikle günümüzde çevrecilik hareketleri, Covid-19 gibi salgın hastalıklar ve gıda güvenliğinin sağlanmasında yaşanan sorunlar doğal, organik gibi kavramların ön plana çıkmasına neden olmuştur. Geleneksel üretim yöntemleri, atalık tohum arayışları geleneksel bilgi temelli pratiklerin sıklıkla gündeme gelmesini sağlamıştır. Geleneksel bilginin nesillerin ihtiyaçları ve şartları doğrultusunda nasıl güncellendiği noktasından hareketle bu belleğin tarım ve gıda alanında insanlık için hem yerel hem de evrensel düzeyde nasıl bir konumda olduğuna odaklanılmıştır. Geleneksel bilginin dönüşümünü insan, kültür ve çevre üçgeninde gözlemleyebilmek amacıyla Ankara ili Güdül ilçesine bağlı Tahtacıörencik köyünde bu çalışmanın alan araştırması kısmı gerçekleştirilmiştir. Araştırma alanı olarak Tahtacıörencik köyünün seçilmesinin başlıca nedenleri, burada tarımsal üretim faaliyetlerinin devam ediyor olması ve bu faaliyetlerin gerçekleştirilmesinde yönlendirici olan Tahtacıörencik Doğal Yaşam Kolektifinin bulunmasıdır. Bu çalışma, toprağın insana verdikleri, veremedikleri, o eksikleri insanın nasıl tamamladığı, bunu tamamlarken ticarileştirmesi, dönüştürmesi, dijitalleştirmesi gibi noktaları ve bu noktaların etkilerini göstermeyi hedeflemektedir. Çalışmada tarım temelli sosyal ve ekonomik sürdürülebilir kalkınmada geleneksel bilginin insanı, çevreyi ve kültürü birlikte temeline alan bir model olarak hem yerel hem de evrensel düzlemdeki öneminin, uygulanabilirliğinin ve getirilerinin ortaya konulması sağlanmaya çalışılmıştır.
Kırgız kültüründe tabu
Araştırma konusu olan tabu kavramı, Kırgız kültürü bağlamında değerlendirilmiş, bu amaçla konu ile ilgili yahut ilişkili olabilecek literatür çalışması yapılmıştır. İçerik olarak birçok kavram, olgu, inanış ve uygulama ile de ilişkili olan tabu kavramı, kültürel sistem açısından bakıldığında fertleri ve kültürel değişmeler açısından toplumu gözler önüne seren, kültürel kodların belirlenmesi ve kültürel süreklilik bağlamında da yorumlanabilecek ve geçmişten günümüze kadar işlevi araştırılmaya değer olan, belirleyici bir kavramdır. Bu bağlamda tabu kavramı, geçmişten beri özellikle totemizm ile birlikte anılsa da inanç sistemleri, din olgusu, kutsal, ritüel, kült, töre ve halk hukuku, memoratlar gibi kavramlarla da ilişkilidir. Hatta kültürel sistem içinde canlılığını sürdüren bu kavramlar için tabu, dikkatle bakıldığında hayatî rolü ve işlevi de olan bir kavramdır. Kırgız kültürü bağlamında tabu kavramı üzerine yapılan bu çalışmada, halkbiliminin yöntemleri, yapısal ve işlevsel yaklaşımlarla Kırgız kültüründeki izleri sürülmüştür. Kırgızların karmaşık olaylarla gelişen tarihine uzun uzun yer vermek yerine, tarihi arka plandan günümüzdeki kültürel değişmelere uzanan bir süreç bağlamında tabu kavramı değerlendirilmeye çalışılmıştır. Alan araştırmasından elde edilen derlemelere, özellikle memoratlar, geçiş dönemleri ve halk hekimliği gibi başlıklar altında ve tabu kavramıyla da ilişkili olabilecek hususlarda, kaynak kişilerin deneyim, tanıklık ve anlatımlarına yer verilmiştir. Bununla birlikte konunun kavramsal ve kuramsal çerçevesine uygun biçimde, dildeki örtmecelerin işlevi, ayrıca sözlü kültür ürünlerindeki izleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda yapısal işlevsel kuramın önerdiği ve açtığı alanda; uygulamalar, halk inanışları, geçiş dönemleri, halk hekimliği, inanç sistemleri, din değişimleri çalışma konusuyla ilişkili olarak ele alınmıştır. Tabu kavramının temelinde ve açtığı tefekkür alanında, hem Türk dünyasının ortak kültürel kodları hem de Kırgız kültürünün günümüzdeki yansımaları, sorunları ve kültürel değişimler göz önünde bulundurulmuş, tespit ve öneriler geliştirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kırgız Kültürü, Tabu, Totemizm, Kutsal, Ritüel, Kült, Töre, Memorat, Sözlü Kültür, İnanç Sistemleri, Kültür Değişmeleri
Dijital halkbilimi bağlamında oyun kültüründe anlam ve anlatı
21. yüzyılda dijital ortam ile birlikte insanoğlu daha önce hiç deneyimlemediği şekilde anlık bir sosyo-kültürel etkileşim içine girmiştir. Sözlü ve yazılı kültür dönemlerinin ardından hipermetinlerle birlikte dijital ortamda birçok anlatı formu ortaya çıkmıştır. Bunun yanında dijital ortamda yer alan anlatılar; sözlü kültür geleneğinin yaşadığı kültür ürünleri olarak da icra edilmektedir. Dijital ortamdaki kültür ürünleri; gündelik hayat içerisinde kullanıcıların sosyo- kültürel hayatına etki ederken bir yandan da geleneksel ürünlerin yaşatıldığı anlamlı bir iletişim formu olarak kültür aktarımı işlevlerini gerçekleştirmektedir. Sözlü kültür unsurlarının hem geleneksel hem de yeni formlarının yer aldığı bu ortamda metni, sözeldokuyu ve bağlamı merkeze alan performans teorisi ile metin merkezli halkbilimi kuramlarının sınanarak halk bilgisi açısından boyutlarının ve anlamlarının ortaya koyulması önem arz etmektedir. Bu yönüyle sınırları çok geniş olan dijital ortamda bir anlatıyı farklı iletişim unsurlarıyla birlikte içeren kültür ürünlerinden birisi dijital oyunlardır. Dijital oyunlar; kültürel ve sosyal deneyimin meraklı gruplarıyla anlık yaşandığı, hem kendi sözlü kültür ortamını kuran hem de sözlü kültür geleneğini barındıran, yazılı formlarla destekleyen ve imgeleştiren, farklı iletişim unsurlarını bir arada sunan kendine has yapısıyla halkbiliminin dijital ortamda canlı olarak yaşatıldığı ürünlerin başında gelmektedir. Dijital oyunlar çeşitli halk bilgisi türlerini de bünyesinde barındırmakta ve yeni halkbilimi türlerine de öncülük etmektedir. Geleneksel oyun kültüründen dijital oyunlara uzanan süreçte yaşanan pek çok bağlamsal değişiklikler de bu ürünlerin halkbilim açısından incelenmesini gerekli kılmaktadır. Nihayetinde bu çalışma disiplinler arası bir konumda bulunan dijital oyunları; halkbiliminin genel yönleriyle metinlerarasılık, söylemlerarasılık ve bağlamlararasılık açısından ele alarak performans teorisinin icra olayı tahlil yönteminden model alınarak geliştirilen ve metin merkezli kuramları sürece dâhil eden üç boyutlu icra analiz yöntemini kullanarak analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda dijital oyunların kültür ortamındaki icrası; oyun, oyuncu, anlatı ve bağlamı açısından bir bütün hâlinde değerlendirilecek ve anlam boyutunda halkbilimi ile ilişkisi ortaya konulacaktır.
Türk folklorunda kültürün görsel tasarımı (Fotoğraf) ve somut olmayan kültürel miras ilişkisi
İlk çağlarda insanların mağara duvarlarına, taşlara ve kayalara resimler çizerek iletişim kurduğu düşünülürse görsel kültür insanoğlunun hayatında her daim var olmuştur fakat etkisini fotoğrafın icat edildiği 19. yüzyıldan sonra arttırmıştır. Fotoğraf, icat edildiği 19. yüzyılın ilk yarısından bugüne, sanattan bilime siyasetten günlük hayata kadar hayatın hemen her alanında etkin bir şekilde kullanılmıştır. Fotoğrafın bu kullanımları, görsel kültür teknolojilerinin gelişimiyle birlikte anlam genişlemesine uğramıştır. Bilimsel olarak, eskiden yazıya eşlik eden fotoğraf artık farklı tasarımlarda daha öznel yorumlar ve zengin çağrışımlarla kullanılmaya başlamıştır. Kültürel bağlamda yükselen görsel materyal kullanımı ve bunlar üzerinden elde edilen veriler bugüne kadar görsel antropoloji ve görsel entografinin konusu iken zamanla görsel antropoloji ve etnolojinin temel prensiplerinden yararlanarak gelişen görsel folklor, folkloristiğin bir dalı olarak ortaya çıkmıştır. Görsel halkbilimi çalışmaları, dünyada çeşitli folklor akademilerinde farklı bakış açılarıyla çalışılırken Türkiye'de henüz dikkate değer çalışmalar yapılmamıştır. Bu noktadan yola çıkarak bu tezin amacı, Türkiye'de, Türk folkloru ekseninde görsel folklor disiplininin prensiplerini ortaya koymak ve Türk folkloruna görsel bir bakış açısı getirmektir. Tez bir giriş, dört ana bölüm ve bir sonuç bölümünden oluşmaktadır. Belirlenen hedefler doğrultusunda; giriş bölümünde fotoğrafın icadı, fotoğrafın kültürel anlamları ve geçmişten günümüze geçirdiği anlam değişmeleri ele alınmıştır. Birinci bölümde, çalışmanın metodolojisi, sınırlılıkları ve planı ele alınmıştır. İkinci bölümde, kültür bilimlerinde fotoğraf kullanımı ve görsel folklor hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde, folklor tarihinde doğrudan ya da dolaylı olarak etkili olan kurum ve yayınların görsel arşivleri incelenerek folklorik değerlendirmeler yapılmıştır. Son bölüm olan dördüncü bölümde ise günümüzde folklor çalışmalarında önemli bir etkiye sahip olan somut olmayan kültürel miras konusunda var olan görseller değerlendirilerek somut olmayan kültürel mirasın fotoğrafının nasıl çekildiği ve kullanıldığı uygulamalı olarak değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde giriş ve dört ana bölümde elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Görsel folklor, folklor tarihi, somut olmayan kültürel miras, görsel kültür, fotoğraf.
Feminist teori bağlamında Türk kültüründe gelin-kaynana ilişkisi
Toplumları şekillendiren, yetiştiren kadınlardır. Bu nedenle kadının kendini keşfetmesi, kim olduğuna kendisinin karar vermesi, eril zihniyetin belirlediği kadın algısından uzak, salt düşünce ile hareket edebilmesi çok önemlidir. Ailenin devamının sağlanmasında, aile içi ilişkilerin düzenlemesinde kadının etken rolde olduğu bilinmektedir. Aile içi ilişkilerde önemli bir ilişki biçimi olan gelin-kaynana ilişkisi de Tük kültüründe aile içi ilişkilerde önemli rol oynamaktadır. Aile içi ilişkileri belirlemede etken rolde olan kadının yetiştiği şartlar, kendini yetiştirmesi, hayatı algılaması doğrultusunda olacağı için tezin birinci bölümünde Türk kadını, içinde şekillendiği kültür bağlamında ele alınmıştır. Türk kültüründe kadının yerinin ne olduğu tarihsel süreç içerisinde, atasözü, deyim, hikâye, masal gibi halk edebiyatı ürünlerinde ve yazılı kaynaklarda nasıl ele alındığı incelenmiştir. İkinci bölümde tezin bakış açısını oluşturan feminist teorinin ne olduğu, alt dalları ve Türkiye'de feminist hareketin oluşumu incelenmiştir. Sözlü kültür bağlamında çalışılan bu tezin son bölümü olan üçüncü bölümünde ise kaynak kişilerle yapılan görüşmeler sonucunda gelin-kaynana ilişkisini etkileyen unsurlar, ilişkinin olumlu, olumsuz olarak tanımlanma nedenleri ele alınmış bu ilişkinin pozitif ilişki olarak ilerlemesi için öneriler sunulmuştur.
Balkan göç folkloru: Ankara ili örneği
Göç; ekonomik, toplumsal, siyasi sebeplerle bireylerin veya toplulukların bir ülkeden başka bir ülkeye bir yerleşim yerinden başka bir yere yerleşim yerine gitme işi, taşınma, hicret, muhacerettir. Türkler, tarihsel süreç içinde birçok bölgeye yerleşmiş ve birçok bölgeden göçler gerçekleştirmiştir. Türkler, göç ettikleri bölgelerde yerleşim yerleri inşa etmiş, yeni kültürel merkezler meydana getirmiştir. Göç sürecinde toplumlar, sahip oldukları kültürü muhafaza ederken göç ettiği yeni yerleşim yerinde de entegrasyon sürecinde yerleşilen bölgedeki kültürleri de benimseme eğilimi gösterirler. Geçmişten günümüze Türk-İslâm kültürünün mevcudiyet gösterdiği coğrafyalardan biri de Balkan yarımadasıdır. Balkan yarımadasında Türkler; Kuzey Makedonya, Bulgaristan, Kosova, Bosna Hersek, Romanya, Sırbistan, Hırvatistan, Yunanistan, Batı Trakya, Arnavutluk gibi ülkelerde yaşamaktadır. Türklerin Balkan yarımadasındaki varlığı üç dönemde incelenmektedir. Bunlar; Osmanlı Devleti Öncesi Türk Varlığı, Osmanlı Devleti Dönemi Türk Varlığı, Osmanlı Devleti Sonrası Türk Varlığı'dır. Balkanlarda Türk varlığı 93 Harbi (1877-1878) ile tedricen azaltılmaya başlamıştır. Tarihsel süreç içinde farklı dönemlerde (1912, 1915, 1923, 1950-60, 1989) Türkler göç etmiş veya göçe zorlanmıştır. Balkan yarımadasında Osmanlı Devleti döneminde Anadolu topraklarına başlayan göçler, Türkiye Cumhuriyeti döneminde de devam etmiştir. Balkanlardan Anadolu'ya göç edilen şehirler arasında başta Edirne, İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Balıkesir, Çanakkale gibi şehirler gelmektedir. Çalışmamızda Balkan yarımadasından Ankara'ya yapılan Türk ve Türk kültürü dairesinde yer alan Müslümanların göçleri incelenecektir. Bu bağlamda, Balkan Göç Folkloru:Ankara İli Örneği adlı doktora tez çalışması, Ankara'ya 1923 yılından itibaren Balkan ülkelerinden (Kuzey Makedonya, Bulgaristan, Kosova, Bosna Hersek, Romanya, Arnavutluk) göç eden kişilerin folklorunu konu almaktadır. Göç olgusunun bir sonucu olarak kültürler de göç etmektedir. Toplumlar, göç sürecinde folklor/sözlü tarihlerini de beraberlerinde göç ettirirler. Göç hadisesi sonucunda ortaya çıkan veya taşınan folklora "göç folkloru" adı verilir. Göç folkloru kavramının kapsamı ise araştırmamıza konu olan kaynak kişilerin göçmen folklorunda yer alan göç hikâyeleri, yerleştikleri ve yaşadıkları yerlerin fiziki ve tarihi çevresi, beşeri durumu ve ekonomik yapısı, sosyal yapısı, töre ve töre düzenleri, inanç yapıları, mimarileri, el sanatları, beslenme ve temizlenme özellikleri, giyim-kuşam-süslenme özellikleri, törenleri (doğum, ölüm, evlenme, sünnet, askerlik vs.), hekimlik, halk dansları, halk müziği, geleneksel spor ve eğlenceleri, sözlü edebiyatları (ağız özellikleri, lâkaplar, atasözü ve deyim, bilmece, tekerleme, alkış ve kargış, mâni, türkü, destan, ağıt, efsane, menkabe, memorat) içermektedir. Bu çalışma bir alan araştırmasıdır. Folklor/Halkbilimi Kaynak kişilerden elde edilecek olan bilgiler Türk halkbilimi araştırma yöntemlerinden görüşme(mülâkat), gözlem(müşâhede) yöntemiyle Kovid-19 kurallarına uygun olarak yüz yüze veya dijital ortamda gerçekleştirilecektir. Bu yöntemlerin mümkün olmadığı durumda kullanılmak üzere Türk halkbilimi kadrolarının esas alındığı anket soruları kullanılacaktır. Bu çalışmada, göç folkloru kavramının kuramsal çerçevesi çizilmeye çalışılacaktır. Bu bağlamda sosyoloji disiplininde kullanılan Göç Kuramlarından uygun olanları bu çalışmada kullanılacaktır. Göç folkloru kapsamında; göç, göçmen, mülteci, mübadil, muhacir, kültürel entegrasyon, göç türleri, kimlik vb. kavramlar açıklanacaktır. Bu çalışmada kaynak kişiler ayrı yaş ve cinsiyet gruplarından seçilecek olup elde edilen kültürel veriler kuşaklar arasılık bağlamında değerlendirilecektir. Bu tezin amacı, Balkan yarımadasından Ankara'ya göç eden/yerleşen/yaşayan Türk ve Müslümanların folklorunu/halkbilimi unsurlarını derleyip kayıt altına almak ve bilimsel bir bakış açısıyla değerlendirerek arşivlenmesini ağlamaktır.
2000-2020 döneminde sanal bağlamdaki yerel ve gelenek kültürü imgeleri
Halkbiliminin kültür bilimine dönüşmesiyle birlikte inceleme alanı da genişlemiştir. Kültür artık özerk bir ekonomik alan haline gelmiş, endüstriye dönüşmüştür. Günümüzde kültür endüstrisi, yüksek kârların elde edildiği ve çok yönlü olumlu sonuçlar doğuran temel yatırım alanlarından olarak kabul edilmektedir. Kültür ekonomisi ve endüstrilerinin istihdam ve mili gelir içindeki payı hızla büyümektedir. Kültür ekonomisini ve endüstrilerini oluşturan bazı temel sektörler ise yayıncılık, sinema, radyo-televizyon yayıncılığı, müzik, görsel ve gösterim sanatları, mimarlık, resim, grafik yazılım ve oyuncak sektörü, eğlence, turizm vd. alanlardır. Bu sektörlerin ortak noktası "yaratıcılık" temelinde var olmaları ve gelişmeleridir. Esas olarak yaratıcılık, farklı ve özgün olmaktır. Yaratıcılık için gerekli olan altyapı kültürel miras ve öz sanat alanlarında mevcuttur. Bugün yaşayan kültürel miras farklılık ve özgünlük kaynağı olarak görülmeye başlanmıştır. Yerel ait olan birçok imge kent merkezli kitle iletişim araçları ile yaygınlaşarak kent merkezli sürdürülebilir kalkınma politikalarının önemli bir kaynağı haline gelmiştir. Bu tezde 2000-2020 döneminde İnternetteki yerel ve gelenek kültürü imgeleri incelenecektir. Yerel ve gelenek kültürü ile ilgili imgeler yazılı-basılı kültür ile popüler ve kitle kültürünün farklı alanlarında yoğun olarak değerlendirilmiştir. Bu tezde önceki bağlamlardaki örnekleri de dikkate alınarak sanal kültür bağlamındaki yerel ve gelenek kültürü imgelerinin oluşum, değişim ve dönüşümleri değerlendirilecektir.
Sanal-dijital kültür çağında geleneksel Türk yemek kültürü
Sanallaşma ve dijitalleşme bilgi, haber, eğitim, siyaset, sağlık, reklam, ticaret, turizm, oyun, eğlence, müzik vb. pek çok unsuru kapsayan büyük bir dönüşümdür. Dijitalleşme ekseninde gerçekleşen bu dönüşüm, dijital kültür adı verilen büyük bir alan ortaya çıkarmaktadır. Yeni çağda içeriğe ulaşma, içeriği aktarma/öğretme/öğrenme, içeriği arşivleme ve pazarlama biçimleri ve yöntemleri –artan bir hızla- dijital tabanlı bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Yaşanan bu gelişim, değişim ve dönüşüm yeni düşünce yapıları ve yaşam şekilleri oluşturmaktadır. Yemek ise bir kültür öğesi olarak dijital medyanın içeriğinin önemli bir bölümünü oluşturmakta ve sosyal medya platformlarına canlılık kazandırmaktadır. Dijital kültür çağı olarak tanımlanan bu süreçte geleneksel Türk yemek kültürü de bilgi, beceri, yaratıcılık, üretim, tüketim, anlatım, gösterim, reklam, pazarlama gibi pek çok noktada varlık alanı bulmakta ve önemli bir dönüşüm içerisine girmektedir. Bu bağlamda bu tezde sanal-dijital kültür çağı içerisinde dijital platformlardan hareketle geleneksel Türk yemek kültürünün çok yönlü çözümlemesi yapılmıştır. Sanal-dijital ortamlara yansıyan geleneksel Türk yemek kültürüne yönelik yazılı/görsel/işitsel veriler teknoloji, sistem, insan, mekân, olgu, süreç ve ürün boyutuyla disiplinlerarası bir perspektifle analiz edilmiştir. Bu doğrultuda ilgili veriler performans teori ve işlevsel kuramın yanı sıra göstergebilimsel ve kültürel-psikolojik yaklaşımlarla çözümlenmiştir. Son olarak dijitalleşme olgusunun yemek kültürü açısından evrileceği noktalar tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler Sanal, dijital, dijital kültür çağı, internet folkloru, geleneksel yemek kültürü,
Hemşehrilik ve hemşehri derneklerinin kültürel boyutu
Türk kültürünün tarihi gelişimi içerisinde göç olgusu, yönelimleri değişse de kültürel bellekteki kodlarıyla bir süreklilik içerisinde bugünü şekillendirmeye devam etmektedir. Yüzyıllık serüvenini geride bırakan Türkiye Cumhuriyeti, bünyesinde meydana gelen değişimlerle her manada büyük bir gelişim göstererek bugünkü toplumsal ve kültürel yapısını biçimlendirmiştir. Bu yüzyıllık arka plana bakıldığında iç göç sürecine bağlı olarak belirli olguların ön plana çıktığı görülmektedir. Bu olgulardan biri olan kentleşme deneyimi yalnızca insan hareketliliğiyle açıklanabilecek bir konu değildir. Kompleks bir yapı oluşturan kentleşmeye bağlı göçle birlikte insanlar, kente uyum sağlama ve kültürel kimliklerini koruma, geliştirme ve ifade etme aracı olarak "hemşehrilik" biçiminde nitelendirdikleri bir aidiyet zemininde kendilerine özgü tampon bir mekanizma geliştirmiştir. Bu çalışmada Türkiye'de kentleşmenin başlangıcını oluşturan iç göç sürecinin önemli mekanizmalarından biri olan hemşehrilik ve hemşehri dernekleri konusu, İstanbul'da faaliyette bulunan Karadeniz kökenli (Ordu, Giresun, Trabzon ve Rize) dernekler üzerinden ele alınmaktadır. Hemşehriliğin ve hemşehri derneklerinin tarihi gelişimi, yapısal ve mekânsal özellikleri, kültürel boyutunda yer alan etkinlikleri, geçiş dönemleri, geleneksel müzik ve dans özellikleriyle mesleki tekelleşmeleri, medya ilişkileri, kültürel değişim ve dönüşümünde etkili olan faktörleri işlevsel bir çözümleme eşliğinde saptanmaya çalışılmıştır. Ayrıca Türkiye'nin siyasal, ekonomik ve toplumsal yaşamını etkileyen hemşehrilik olgusunun temelinde ve devamlılığında kültür kavramının önemi ve belirleyiciliği vurgulanmıştır.
Suriyeli göçmenlerin deneyiminde insan-nesne ilişkisi ve duygulanım
İnsan, içinde bulunduğu çevreden ve çevresini meydana getiren her bir bileşenden izole değildir. Evinde kullandığı dekorasyon ürünlerinden, manzaralara, hava durumundan kişisel eşyalara her bir unsurun bireyin üzerinde bir etkisi vardır. Bu anlamda yaşamın bir parçası olarak eşyalar, maddi kültür ürünleri ve diğer nesneler de etkiler üretir. İnsanlar, nesnelerle çeşitli bağlamlarda ilişkilenir. Göç deneyimi, insanların nesnelerle ilişkilendiği bağlamlardan biridir. Göç, bir yoksunluk deneyimidir. Bunun bir sonucu olarak göçmenler, nesnelerle ilişkilenir ve bu bağ, duygulanımlar meydana getirir. Onlara yeni anlamlar yükler, duygusal yatırımlar yapar. Bu çalışmada Suriyeli göçmenlerin deneyiminde insan-nesne ilişkisi serimlenmeye çalışılmış ve ilişkinin hangi kültürel kategorilere karşılık geldiği bir sınıflandırma denemesiyle çözümlenmiştir. Buna göre bu çalışmada Suriyeli göçmenlerin deneyimlerini biçimlendiren duygulanımsal dinamiklerin neler olduğu ortaya konmuştur. Bu kapsamda nesneler üzerinden izlenen bir yöntemle Suriyeli göçmenlerin deneyimlerinin duygulanımsal dinamikleri, memleket, aile, ev, inanç, yakınlık ilişkileri gibi kategorilerde ele alınmıştır. Kimi zaman Suriyeli göçmenlerin memleketten ayrılırken yanlarına mutlaka bir nesne aldıkları tespit edilmiştir. Kimi durumlarda ise ani verilen göç kararı ile ilişkili olarak yanlarına her zaman bir şey alamadıkları fakat buna karşın o an üzerlerinde ne varsa, sınır geçmekle bir anlam kazandıkları görülmüştür. Kimi durumlarda ise Türkiye'de eski yaşam biçimlerini hatırlatan eşyalar kullandıkları görülmüştür. Bunun özellikle ev duygusunun inşasında yeni yerleşilen meskenin dekorasyonu yoluyla yapıldığı söylenebilir. Kimi eşyaların ise güven ile ilişkisi açısından inanç/inanış kaynaklı nesneler olduğu görülmüştür. Kimi nesneleri ise kaybedilen veya ayrı düşülen aile bireyleri, akraba ve yakın arkadaşlıkların yerine ikame edilen eşyalar oluşturmaktadır. Bunun yanında çalışmada nesnelerin hatırlamadaki rolüne ve göçmenlerin ayrı düşülen anlam ve olgulara ilişkin olarak deneyimlenen yoksunluğu nasıl yönettikleri gibi sorulara cevap aranmıştır. Akıllı telefonlar yoluyla, ilgili nesnelerin gruplar arasında dolaşımı sağlanmakta, yeni ortak deneyimler üretemeyen gruplar arasında nesnelerin paylaşımı ile iletişimin sürdürüldüğü, duygulanımların üretildiği ve bu sayede yakınlık duygusunun korunduğu, memlekete ilişkin hatıraların canlı tutulduğu söylenebilir.
Turfan Uygurlarının karız folkloru ve su yönetimi
Dünyada ilk medeniyetlerden günümüz modern toplumlarına kadar su yönetim sistemlerinin geliştirilmesi, korunması, sürdürülebilir ve işlevsel kılınması, önemli amaç ve eğilimlerden biri olmuştur. Suyun yönetimi, halkın geçim kaynaklarının, hayat tarzlarının, tutum ve davranışların belirlenmesi ve kontrolüdür. Halkın su ile kurduğu etkileşimler; insanların yaşam mücadelesinin ve sosyal gerçekliğinin bir sonucu olarak sosyal, ekonomik, politik, çevresel ve mekânsal düzenlemelerin; mitolojinin, inanç ve inanışların, geleneksel bilgilerin oluşumu kültürel bir manzara içinde gerçekleşir. Bu ilişkisel paralellikler; çöl bölgesinde suya erişimi sağlayan karızlarla kültürel ve ekolojik manzaranın değişimi ve dönüşümü ile Turfan Uygurlarının için karız ve karız suyunun sadece bir kaynak olmayıp katmanlaşmış anlam yapılarının oluşturulduğu biçimi ve görünümü ile bağlantı sağlar. Bu tez çalışmasında, Uygurların yaratıcılık, ortak akıl, dayanışma ve kol gücü ile inşa ettiği su teknolojisi karızlar; ekosistem içinde çevre ve insan etkileşiminde ve dolaşımında çok boyutlu bileşenlerden meydana gelmesine koşut, disiplinlerarasılık temel alınarak ekolojik ve kültür bağlamda su yönetimi ele alınmıştır. Halkın deneyimleyerek edindiği ve aktardığı geleneksel bilgisi ile biçimlenen suyun yönlendirilmesi, dağıtımı ve kullanımı etrafında, ekolojik ve kültürel hareketleri ile çevresel ve kültürel manzarayı, üretim tarzlarını, insanların dünya görüşlerini, inanışlarını yaşama ve düşünme biçimlerini nasıl şekillendirdikleri su yönetimine ilişkin kavram ve yaklaşımlar etrafında incelenmiştir. Araştırmada, bir hayat tarzına dönüşmüş karızcılık ve karız suyundan yararlanan çiftçilerin, yerel halkın geleneksel su yönetiminin yaklaşımlarından ve amaçlarından olan su, doğa ve kültür ilişkisini ve etkileşimini, suyun sürdürülebilirliği odağında kurdukları ortaya konulmuştur.
Geleneksel bilginin değişim ve dönüşümü: Cudibey ve Elmaalan mahalleleri örneği
Geleneksel bilgi, belirli bir bölgeye ait atalardan kalan ve sözlü olarak nesilden nesle aktarılan inanış, düşünce ve eylemlerin bütünüdür. Bu çalışmanın amacı, Trabzon İli'nin Arsin İlçesi'ne bağlı Cudibey ve Elmaalan mahallelerindeki geleneksel bilgiyi tespit etmek ve incelemektedir. Trabzon'un 2012 yılında büyükşehir olmasıyla mahalle statüsüne kavuşan söz konusu bölge, hâlâ köy özelliklerini korumaktadır. Bununla birlikte, göç, teknolojik gelişmeler, eğitim durumunun yükselmesi ve kent olanaklarının kırsala yayılması gibi etkenler, geleneksel bilginin kuşaklar arasında değişim ve dönüşüm yaşamasına etkili olmaktadır. Tez kapsamında, Yöre'ye ait halk mimarisi, geçiş dönemleri, çocuk oyunları, halk takvimi, halk hekimliği, halk inanışları, tarımla ilgili uygulamalar ve mutfak kültürüyle ilgili geleneksel bili ve uygulamalar kaynak kişilerle yapılan mülâkatlar doğrultusunda, yukarıda bahsi geçen etkenler bağlamında analiz edilmektedir.
Türkiye ve Güney Kore'deki yaşayan müzelerin yapısal analizi
İnsan çevresi ile sürekli etkileşim halindedir. İnsanın varlığı doğayı şekillendirirken doğa da insanı şekillendirmektedir. Bu değişim ve dönüşüme ayak uyduran insan ise yaşamdaki her türlü deneyimini geleneğe aktararak geleneğin sürekliliğini sağlamaktadır. Bu sürekliliğin kaynağını oluşturan, geleneklerin saklandığı mekânlar olan müzeler yaşamdaki değişimden ve dönüşümden yalnız düşmüş "dijital çağın göçebeleri" olan bireylerin "gerçek kültürel mekânı" olacaktır. Günümüzde dijital çağın göçebeleri tarafından gelenek müzelerde yeniden keşfedilmektedir. Böylece müzelerin koleksiyonu, içeriği, bağlamı, sergileme yöntemi ve müzeleri deneyimleme şekli de değişime uğramaktadır. Dijital çağın bireyleri müzelerde sergilenen gelenek ürünleri görmek yerine geleneği deneyimleme ihtiyacındadır. Geleneğin deneyimlenerek yaşandığı "yaşayan müzeler" modern toplumdaki bireylerin bilgi paylaşımı yapabildiği kâr amacı gütmeyen, kalıcı kurumlar haline gelmiştir. Tezde bu geleneğin sürekliliği için Türkiye ve Güney Kore'de bulunan yaşayan müzelerin yapısal farklılıklarından yola çıkılacaktır. Türkiye'de bulunan yaşayan müzelerin sürdürülebilirliğine dair yapı önerilerinde bulunulacaktır.
Kırşehir çocuk folkloru
Çocuk folkloru, halkbilimi içerisinde yer alan, konusu çocuklar ve çevresi ile sınırlandırılan müstakil bir çalışma alanıdır. Çocuk kavramının muhtevasını anlamak, çocuk folklorunu anlamak için önem arz etmektedir. Çocuk folklorunda ürünleri oluşturan ve uygulayanlar yalnızca çocuklarla sınırlı değildir. Çocuğun etrafında gelişen ve şekillenen olguların tamamı çocuk folkloru içerisinde yer alabilir. Dolayısıyla çocuk folkloru, anne adayı gebe kalmak istediği an başlamaktadır. Bu çalışmanın asıl amacı Kırşehir yöresinde yer alan, çocuğa dair folklor ürünlerini derleyerek aktarmaktır. Bu bağlamda İç Anadolu bölgesinin Kırşehir ilinden derlenmiş olan Çocuk folkloru ürünleri içerisinde, çocuğa dair inanış ve uygulamalar, çocuk etrafında şekillenen sözlü edebiyat ürünleri, çocuk etrafında şekillenen maddi kültür ögeleri ve çocuk oyunları konu edilecektir. 106 yetişkin, 40 çocuk olmak üzere toplam 146 kişi ile görüşülerek bahsi geçen folklor ürünleri derlenmeye çalışılmıştır. Kırşehir ve ilçelerinde yaşayan, özellikle çocuk kültürü ürünlerini yaşattığı düşünülen bölgelerdeki kültürel ögeler, değişen ve gelişen dünyada çocuk ve çocuk kültürü ürünlerinin nasıl etkilendiği, çocuk kültürünün maddi ve manevi unsurlar çevresinde ne gibi değişim ve dönüşümler geçirdiğine odaklanılmıştır. Çalışmanın giriş kısmında araştırmanın konusu, amacı, kapsam ve sınırlılıkları, yaklaşım, yöntem ve teknikleri hakkında bilgi verilmiştir. Derlemede kullanılan yaklaşım ve yöntemler aktarılmıştır. Birinci bölümde Araştırma alanı olan Kırşehir'in tarihi, fiziki çevresi, idari yapısı, ekonomik durumu kısaca anlatılmıştır. Ayrıca bu bölümde çocuk folkloru üzerine yapılan çalışmaların Türkiye ve Kırşehir'dekileri ele alınmıştır. İkinci bölümde görüşme ve gözlem yoluyla derlenen çocuk etrafında şekillenen çocuğa dair inanış ve uygulamalar, gebelik öncesi, gebelik sırası ve gebelik sonrası olmak üzere üç başlıkta ele alınmıştır. Üçüncü bölümde çocuk etrafında şekillenen sözlü edebiyat ürünlerine yer verilmiştir. Dördüncü bölümde çocuk etrafında şekillenen maddi kültür ögeleri incelenmiştir. Beşinci bölümde çocuk oyunlarının isimleri ve oynanış şekillerine yer verilmiştir. Anket sonuçları bölümünde Kırşehir'de 9-10 yaş aralığındaki 40 çocuğa uygulanan ankete yer verilmiş ve sonuçlar kısaca değerlendirilmiştir. Kaynak kişi bilgisi bölümünde görüşülen kişilerin adı soyadı, doğum yeri ve yılı, mesleği, eğitim durumu ve memleketine dair bilgiler aktarılmıştır. Kaynakça bilgisinin ardından metin içine yerleştirilmeyen fotoğraflar için ek fotoğraflar bölümü oluşturulmuştur. Son olarak ise Fotoğraf dizinine yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler Kırşehir, Çocuk, Çocuk Folkloru, Kültür, Oyun, Çocuk Oyunları.
Trabzon'daki geleneksel oyuncakların halkbilimi açısından incelenmesi
Çocuk ve yetişkinlerin geleneksel ekolojik bilgi bağlamındaki yaratıcılıklarını ortaya koyan ve çocukluk çağıyla özdeşleşmiş olan oyuncaklar geleneksek bilginin korunmasını, kültürün kuşaklar arasındaki aktarımını sağlamaktadır. Ekolojik çevredeki malzemeler kullanılarak üretilen oyuncaklar bireyin ait olduğu çevreyi tanımasına ve kültürel formlar kapsamında oyuncaklar etrafında üretilen oyunlarla toplumsallaşmasına hizmet etmektedir. Bunun yanı sıra oyuncakların yapımı ve onlarla oyun kurulması bireyin bilişsel ve fiziksel gelişimini desteklemektedir. Oyuncaklar, bünyesinde kültürel, sosyal, coğrafî ve ekonomik özellikler taşıyan maddî kültür ürünüdür ve sosyal, beşerî birçok bilimin inceleme alanına girmiştir. Aynı zamanda bu çalışmanın, birçok bilimin kavşak noktasında yer alan halkbilimi disiplini çerçevesinde yapılmış olması farklı disiplinlerden yararlanılmasını doğurmuştur. Bu çalışmada Trabzon örneklem alan olarak seçilmiştir. Buradan derlenen oyuncaklar halkbilimi çerçevesinde incelenmiştir. Tezin ilk bölümünde, oyun ve oyuncağa ilişkin kavramsal çerçeve çizilmiş, oyuncak hakkında yapılmış çalışmalar tanıtılmıştır. İkinci bölümde, Trabzon'un tarihi, coğrafî ve sosyo-ekonomik özellikleri hakkında genel bilgilere yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise sahadan derlenen oyuncakların yapımında kullanılan malzemeler, yapım aşamaları, oyuncak tercihinde cinsiyet farklılığı, oynanış şekline ait bilgiler fotoğraflarıyla birlikte göz önüne serilmiştir. Derlenen oyuncaklar ürün, ürünü yapan ve ürünle oynayan çerçevesinde performansın parçası oluşu bakımından incelenmiştir. Ham madde temininden oyuncağın yapımı aşamasına kadar gerçekleşen süreç boyunca halkbilimsel unsurlar saptanmış ve etrafında şekillenen geleneksel oyun çeşitliliği tespit edilmiştir. Böylece söz konusu oyuncakların kültür içinde doğuşu ve şekillenişi ortaya koyulmuş, etraflarında oluşan kültürel unsurlar halkbilimi perspektifinden incelenmiştir.
İran Türklerinde mersiye geleneği: Dinî ve millî kimlik etkileşimi üzerine bir inceleme
İran coğrafyasında varlık gösteren İran Türkleri, tarih boyunca birçok devletin kuruculuğunu üstlenmişlerdir. Ancak, Rıza Şah'ın 1921'de iktidarı devralmasıyla Türklerin İran'daki hâkimiyet alanının azalmaya başladığı görülmüştür. Bunda yeni bir ulus devlet kurma girişimleriyle ortaya koyulan politikaların etkisi son derece önemlidir. Pehlevi Dönemi'ne kadar kimlik farkındalıklarını her alanda vurgulayan İran Türkleri özellikle 1979 Devrimi sonrasında dinî kimliğin millî kimlikten daha kapsayıcı bir etkiye sahip olduğu bir sosyokültürel süreç yaşamıştır. Bu süreç, Şii paradigmasının oluşturulmasıyla beraber bağlayıcı bir üst kimlik oluşturma çabasıyla tamamlanmıştır. Şiilik üst kimliği, İran genelinde toplumun her kesimini etkileyerek kıyafetlerden müziğe, dilden yaşayış biçimine kadar pek çok unsuru kapsayan bir koruma mekanizmasıyla sürdürülmektedir. Bu kültürel dinamikler arasında, dinî ve millî kimlik etkileşiminin kesişmesiyle kimlik farkındalığının ortaya koyulabildiği alanların başında ise mersiye geleneği gelmektedir. Mersiye geleneğinin, İran Türklerinin yaşamında önemli bir yer tutmasıyla dili koruma, arınma, geleneği sürdürme, toplu katılımla bütünleşme, sosyal kontrol ve gizli protesto gibi özgün işlevlere sahip olduğu gözlemlenmiştir. Öte yandan ülkenin resmî dilinin Farsça olması ve Türkçenin resmî dil olarak kabul edilmemesi gibi faktörlerle İran içinde tek dil yaklaşımının kamusal boyutta sınırlı kalmayarak sosyal hayatı derinlemesine etkilediği bir ortamda, mersiye geleneği Türkçenin yaşatılmasında önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışmada söz konusu faktörlerden hareketle mersiye geleneğinin, İran Türklerinin dinî kimlik ile millî kimlik etkileşimi üzerindeki rolü incelenmiştir. Öncelikli olarak araştırmaya konu olan kavramların tanımı ve tarihî açıklamalarına yer verilmiştir. Bu çerçevede İran Azerbaycanı ile çalışmanın sınırlılığını oluşturması açısından Türklerin yoğun yaşadığı ve geleneğin kuvvetli bir şekilde sürdürüldüğü bölgelerden Zencan iline ilişkin bölgeyi tanıtıcı bilgiler sunularak İran Türklerinin mersiye geleneğiyle ilişkilendirilebilecek literatür çalışmaları ele alınmıştır. Akabinde mersiye geleneği ana hatlarıyla tanımı, tarihi ve kavram-âyin uygulamaları yönüyle incelenmiştir. Mersiye geleneğinin folklor disiplini içinde önemli bir yer tutması işlevsel yöntembilim çözümlemesi ile konuya bütüncül bir yaklaşımı sağlayabilmektedir. Nitekim işlevsel boyut sadece kültürel bir ifade olarak değil aynı zamanda toplumun dinî ve sosyal dinamikleri içindeki rolünü de anlamamıza yardımcı olmaktadır. Dolayısıyla da çalışmaya bulgu oluşturmasıyla Zencan merkezi ve kırsal bölgelerinden saha çalışması ve katılımlı, katılımsız gözlem yoluyla elde edilen veriler üzerinden icracı, icra ortamları, dinleyici/izleyici ve metin örnekleriyle mersiye geleneğinin genelden İran Türkleri özeline işlevsel boyutu ortaya koyulmuştur. Son olarak dinî ve millî kimlik etkileşimine örnek oluşturan veriler ele alınarak mersiye geleneğinin bu kimliklerdeki rolüne dair bulgu ve çıktılar paylaşılmıştır. Anahtar Kelimeler Mersiye Geleneği, İran Türkleri, Zencan.
Türk halk hikâyeleri ve halk türküleri arasındaki ilişkiler (Anadolu sahası Köroğlu ve Arzu ile Kamber örneği)
Halk hikâyeleri ve türküler, geçmişten günümüze kadar gelmiş önemli halk edebiyatı ürünleridir. Türk sözlü kültürünün önemli bir kültür aktarıcısı olan bu anlatıların araştırılması ve öğrenilmesi; anlatılarda yer alan türkülerin kökeninin nereden geldiğinin, ne anlattığının bilinmesi gerekmektedir. Bu bağlamda halk hikâyeleri, anonim halk türkülerinden önemli bir kısmının kökeninin ve yaratıcı sanatkârlarının bulunmasını sağlamaktadır. Bu bakımdan halk hikâyeleri, söz konusu halk türküleri için apayrı bir önem taşımaktadır. Bu türkülerin bilinmesi günümüzde yer alan birçok sanat dalında ortaya konulmuş eserlerin anlaşılabilmesi için de önemlidir. Bu çalışma, türkülerin önemli bir kısmının halk hikâyelerinden kopmuş olduğu hipotezinden hareketle, bazı halk hikâyelerinden kopan halk türkülerinin belirlenmesini, ait olduğu hikâyenin tespitini, hikâyenin hangi kesitine ait olduğunu ve hikâyedeki yeri ve rolünü konu edinmektedir. Çalışmada kahramanlık ve aşk hikâyeleri bağlamında ele alınan Köroğlu ve Arzu ile Kamber hikâyelerinden kopmuş türküler, TRT Repertuvarı başta olmak üzere, kapsamlı olarak türkülere yer verilen kaynaklardan (kitap, makale, internet vb) tarama yapılarak belirlenmiştir. Araştırma yöntemleri, ağırlıklı olarak metinler arası çalışma ve ayrıca konuyla ilgili sözlü gelenek ortamlarının tespitini içermektedir ve bu amaçla kısmen alan araştırması yapılmıştır. TRT Halk Müziği sanatçıları ve bir halk hikâyesi anlatıcısı ile mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmanın sonucunda seçilen hikâyelerdeki bazı halk türkülerinin konusu belirlenmiş, söz konusu bu türkülerin, hikâye içinde hangi sahneden ayrılarak günümüze kadar geldiği, hangi olay örgüsüne bağlı olduğu ve hangilerinin Türk halk müziği repertuvarına girdiği tespit edilmiştir. Böylece halk türkülerinin önemli bir kısmının halk hikâyeleriyle ilişkili olduğu anlaşılmış ve türkülerin büyük bir çoğunluğunun araştırılmasında öncelikle onların bağlı bulunduğu halk hikâyelerinin bilinmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmıştır. Günümüzde sözlü kültür ortamının yerini elektronik kültür ortamının almasıyla halk hikâyesi adı verilen sözlü anlatıların, genellikle halk türküleri yoluyla yaşamını sürdürdüğü anlaşılmıştır. Halk hikâyeleri büyük ölçüde unutulmuş olmakla birlikte, onları temsil eden türkülerinin canlı bir biçimde icra edilmeye devam ettiği görülmüştür. Anahtar Sözcükler Halk hikâyesi, halk türküsü, sözlü kültür, Köroğlu, Arzu ile Kamber.
20. yy. Doğu Anadolu taşlamalarında mizahın protesto işlevi
Türk halk edebiyatı içerisinde yer alan âşık edebiyatı toplum hayatının aynası niteliğinde eserlerden oluşmaktadır. Âşıklar yaşadıkları her dönemde çağın tanığı ve toplumun aynası görevi görmüşlerdir. İçinde yaşadıkları topluma karşı kendilerini sorumlu tutan âşıklar yazdıkları şiirlerde toplumu ilgilendiren hemen her konuda söz söyleyerek farklı işlevler üstlenmiş ve bu işlevleri yerine getirmişlerdir. Âşık edebiyatı ürünleri incelendiğinde; toplumun düşünce yapısı, manevî değerleri, duygu dünyası, yaratıldıkları dönemin şartları anlaşılabilmektedir. Âşık edebiyatı nazım türlerinden biri olan taşlamalar; bireyin, toplumun, kurumların aksayan yönlerini eleştirmek için yazılan şiirlerdir. Âşıklar taşlamalarını farklı üsluplarla yazmışlardır. Bu üsluplardan biri de mizahî üsluptur. Taşlamalarda kullanılan mizah, protesto edilen bozukluğu/eksikliği gülünç göstermeyi amaçlamaktadır. 20.yy Doğu Anadolu Taşlamalarında Mizahın Protesto İşlevi adlı çalışmanın amacı mizahın eğlenme ve eğlendirme dışında işlevlerinin de varlığını ve bu işlevlerden biri olan protesto işlevinin taşlamalarda kullanımını incelemektir. Âşıklar, farklı dönem ve yörelerde yazdıkları taşlamalarında mizah yardımıyla bireyler, siyasî, sosyal, dinî ve ekonomik konular, doğa olaylarıyla hayvanlar, felek, sevgili, ölüm gibi konular başta olmak üzere birçok olay, kişi, durum ve kurumu eleştirmişlerdir. 20. yy ise Türkiye için toplumsal ve siyasî birçok değişikliğin yaşandığı bir dönem olması nedeniyle dönemin âşık edebiyatı ürünlerine farklı biçimlerde kaynaklık etmiştir. Çalışma beş ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümü Temel Kavramlar başlığı altında mizah, hiciv, protesto, Âşık edebiyatı, taşlama kavramlarının açıklamasına ayrılmıştır. İkinci bölümde -edebiyat oluşturulduğu toplumdan ayrı düşünülemez düşüncesiyle- 20. yüzyıl Türkiye'sine Genel Bir Bakış başlığı altında 20. yüzyılda dünyada ve Türkiye'de meydana gelen gelişmeler incelenmiştir. Üçüncü bölümde Mizah ve Hiciv İlişkisine yer verilmiş, alt başlık olarak Türk Halk edebiyatında mizah ve hiciv ilişkisi yazılı ve sözlü halk edebiyatı türleri çerçevesinde incelenmiştir. Dördüncü bölümde Protesto İşlevi ana başlığı altında işlevsel kuram ve folklorun protesto işlevi, âşıkların protesto işlevi, mizahın protesto işlevi incelenmiştir. Çalışmanın beşinci ve son bölümünde Örnek Metinler Çerçevesinde 20. Yy. Doğu Anadolu Taşlamalarında Mizahın Protesto İşlevinin Analizi yapılmıştır. Her metin, alındığı kaynak kitaplardaki yazım ve noktalama işaretlerine sadık kalınarak teze alınmış ve metinden sonra metin analizine yer verilmiştir. Metinlerde yer alan Doğu Anadolu Bölgesi'ne has kelimeler tezin son kısmında Sözlük başlığı altında şiirlere ait numaralar ile gösterilmiş ve kelimelerin anlamları Türk Dil Kurumu Derleme Sözlüğü'nden ve Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük 'ten bulunarak yazılmıştır. Çalışmada 20. yy'da Doğu Anadolu'da yaşamış âşıkların şiirleri taranmış, İşlevsel Halkbilimi Kuramı çerçevesinde örneklem yöntemi kullanılarak bu yüzyılda Doğu Anadolu âşıkları tarafından en çok işlenen konular başlıklar altında toplanmıştır. İncelenen örnekler sonucunda mizahın gülmeceden çok ironi ve yergi anlamında kullanıldığı, mizahın, âşığın ve taşlamanın işlevlerinin örtüştüğü belirlenmiştir. Taşlamalarda, mizahın aynı zamanda protesto edilen kişi/kurum/olay/durum hakkında halkı uyarma ve bilgilendirme işlevlerinde kullanıldığı da görülmüştür. Anahtar Sözcükler Mizah, 20.yy, Doğu Anadolu, Taşlama, Protesto, İşlev, Âşık Edebiyatı.
Şathiyenin uyumsuzluk kuramı bağlamında değerlendirilmesi
Tasavvufî Türk Halk Edebiyatı, halkın inanış, ibadet ve bu bağlamdaki dünya görüşü çevresinde şekillenmiş bir edebiyat şubesidir. Bu alanda yazılan eserler okuyucusuna Tanrı sevgisini, peygamberi rehber edinmeyi, ahiret inancını, ibadet etmenin feyzlerini, yaratılışın mükemmeliyetini, hakikate ulaşmanın yollarını, erdemi öğütler. Türklerin İslamiyet'i kabul etmesiyle ilk eserlerini veren bu edebiyat sahasında, temel düşüncenin okuyucuya kolayca ulaşması için sade, açık ve anlaşılır bir dil kullanılır. Tasavvufî Türk Halk Edebiyatı sahasındaki eserler temel aldığı konulara çoğunlukla ciddi ve ağırbaşlı bir üslupla yaklaşır. Şathiye nazım türü ise mukaddes kabul edilen konulara mizahî yaklaşımıyla bilinir. Çalışmamızda Tasavvufî Türk Halk Edebiyatı nazım türlerinden şathiye nazım türü konu edinilmiştir. Mizah, bilim insanlarınca tarih boyunca gizemli ve ilgi çekici bulunmuş bir alandır. Bir durum, olay, söz ya da davranış karşısında verilen düşündürücü, güldürücü tepkidir. Mizahın fizyolojik belirtisi olan gülmenin nasıl oluştuğu, hangi durumların gülmeye engel olduğu gibi sorular mizah kuramlarının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Mizah kuramlarından uyumsuzluk, 'Şathiyenin Uyumsuzluk Kuramı Bağlamında Değerlendirilmesi' başlıklı çalışmamızın temel yaklaşımını teşkil etmektedir. Çalışmamızda Tasavvufî Türk Halk Edebiyatı nazım türlerinden şathiyenin taşıdığı mizahî unsurlar, uyumsuzluk kuramı çerçevesinde değerlendirilmiştir. Çalışmamız Tasavvufî Türk Halk Edebiyatının temel konularından olan şathiyeye modern bir yaklaşım yeni bir bakış açısı geliştirmek amacındadır. Bu minvalde, çalışmada farklı dönem ve coğrafyalarda yaşamış şairlerin en bilinen ve en güçlü mizah unsurları taşıyan şathiyeleri örneklem metodu ile bir araya getirilmiştir. Şathiyenin, mizah kuramlarından uyumsuzluk bağlamında değerlendirilerek türün bu açıdan analiz edilebilirliği saptanmıştır.
Kültür ve ekonomi ilişkisi bağlamında fındık folkloru
Etkileşimler ürünü ve bütünü kültürün özünü oluşturan geleneksel bilgi belleği insanoğlunun birbirleriyle ve doğayla etkileşimleri sonucunda yaratılmış, aktarılmış ve devinimsel özelliği ile yaşatılmaya devam etmektedir. Bu etkileşim sürecinde genetik kaynaklar çevresinde oluşan geleneksel bilgi ve deneyim belleğine dayalı gelenek kültürünün kültürel ekonomik boyutları bulunmaktadır. Bu tezin temel amacı kültürel ekonomik boyutuylarıyla gelenek kültürünün esasını oluşturan geleneksel bilginin Türkiye ve üretim bölgeleri için ekonomik ve kültürel anlamda önemli bir genetik kaynak olan fındık ve folklorunun WIPO ve UNESCO yaklaşımlarını da kapsayan yaklaşımla çözümlenmesidir. Bu kapsamda çalışmada öncelikle kültür ekonomisi, geleneksel bilgi, genetik kaynaklar, fındık kavramları örnek çözümlemeler için ele alınmıştır. Araştırmanın ikinci bölümünde geleneksel bilgi ve deneyim belleği ile yaratılan folklor fındık örneği ile, ilgili literatür tarama ve alan araştırmasında tespit edilen malzemeler ile değerlendirilmiştir. Geleneksel bilgi ve deneyim belleğine dayalı gelenek kültürü ve geleneksel kültürel ifadelerin genetik kaynak olarak fındık örneği ile kültürel ekonomik boyutunun belirginleştirilmesi ise çalışmanın üçüncü bölümünü oluşturmaktadır. Araştırmanın bu son bölümünde geleneksel bilgi kaynaklı folklorun fındık örneği ile kültürel ekonomik ve endüstriyel alanlardaki kullanımları ile işlevsel çözümlemeler bulunmaktadır. Böylelikle halkbilimi, dolayısıyla kültür bilimi araştırmalarında geleneksel bilgi ve dış dinamikleri de önemseyen disiplinler arası yaklaşımlar genetik kaynak örneği fındık ile açıklanmaktadır.
Halk ekonomisi ve geleneksel mutfak kültürü bağlamında kaz
Halk ekonomisi, halkın; kendine has geçim kaynaklarını yaratmak ve bu noktadaki gereksinimlerini gidermek maksadıyla meydana getirdiği geleneksel ögeleri içine alan bir halkbilimi dalıdır. Bu kapsamda, halk; kendine göre belirlediği birtakım kurallardan hareketle, üretim etkinliklerini ve tüketim faaliyetlerini yönetebilmektedir. Bahse konu durumun bir devamı olarak, halk; bir yandan kendi geleneksel kültür değerlerinden faydalanabilmekte, diğer yandan da dış kültürlerin klasik tavırlarından etkilenebilmektedir. Bu açıdan bakıldığında, halk kültürünün en temel ögelerinden biri halini alan halk ekonomisi; kültürel yapının aslî belirleyicilerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Geleneksel mutfak kültürü ise halkın; yeme-içme davranışlarını, beslenme alışkanlıklarını, mutfak uygulamalarını ve bunlara dair inanışlarını esas alan bir halkbilimi dalıdır. Bir başka ifadeyle, geleneksel mutfak kültürü, halkın; ürettiği yiyecek ve içecek mahsullerinin hazırlanmalarında, saklanmalarında, korunmalarında, sunulmalarında ve tüketilmelerinde tuttuğu yolları, yöntemleri, usulleri, teknikleri ve bu çerçevede kullandığı araçları, gereçleri, aletleri ve edevatları derleyip değerlendirmeyi hedefleyen bir sistemi temel almaktadır. Dolayısıyla geleneksel mutfak kültürünün kapsamına, halkın; geleneksel metotlarla edinerek, geçmişten bugüne kadar ilerletmek suretiyle uyguladığı; ülkelere, bölgelere ve yörelere göre farklılıklar sergileyen mutfak anlayışları yer almaktadır. Bu çalışmada, geçmişten bugüne kadar süregelen önemli bir kültürel miras unsuru olması münasebetiyle, kaz yetiştiriciliğinin; halk ekonomisi ve geleneksel mutfak kültürü bağlamında, çok çeşitli cepheleri göz önüne alınmak suretiyle tetkik ve analiz edilmesi hedeflenmiştir. Bahsedilen çerçevede, kaz, halk nezdindeki geleneksel ekonomi kültürü ve geleneksel mutfak kültürü doğrultularında gerçekleştirilen; bakılma, beslenme, yetiştirilme, üretilme, tüketilme, pazarlanma, kesilme, hazırlanma, kurutulma, dondurulma, saklanma, korunma, sunulma ve benzeri prensipler kapsamında ele alınmıştır. İlgili hususlardan hareketle, kaz kültürü; halkbiliminin tarihsel ve işlevsel verileri ışığında, halkta karşılık bulan ekonomik etkinlikleri ve mutfak faaliyetleri doğrultusundaki değişim ve dönüşüm süreçlerine istinaden incelenerek; Türk Halkbilimi alanına kazandırılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler Halk Ekonomisi, Geleneksel Mutfak Kültürü, Kaz, Kazcılık, Kaz Yetiştiriciliği, Kaz Besiciliği, Kaz Kültürü.
Kuzeybatı Bursa masalları
"Kuzeybatı Bursa Masalları" adlı bu çalışmada Bursa şehrinde ve köylerinde yaşayan kaynak kişilerden derlenen 61 masal metni incelenmiştir. Bu incelemede masalların yapı, tip ve motif özellikleri tahlil edilmiştir. Kaynak kişiler özenle seçilerek ve bizzat görüşülerek masallar video kayıt sistemi ile derlenmiştir. Bursa sahasında derlenen halk anlatılarından masal özelliklerini taşıyanlar ayırılarak masallar tespit edilmiştir. Bu amaç doğrultusunda çalışma üç bölüme ayrılmış ve Giriş kısmında; Bursa masal geleneğinin araştırma amacı ve önemine değinilmiştir. Birinci bölümde masal kavramı, masalların özellikleri ve masallarda yer alan unsurlar, örneklerle açıklanmıştır. İkinci bölümde araştırma alanımız olan Bursa ilinin sosyo-kültürel özellikleri; tarihî, demografik ve ekonomik yapısından yola çıkarak ortaya konulmuş, ardından Bursa üzerine hazırlanan tez çalışmalarına yer verilmiştir. Üçüncü bölümde Bursa masallarının formel unsurları, halk kültürü unsurları ve arasözlerinin yapısal incelemesine yer verilmiştir. Ardından derlenen masal metinlerinin tip tasnifi yapılarak motif unsurları tespit edilmiştir. Sonuç bölümünde Bursa ilinin anlatıcı-dinleyici bağlamı, sosyo-kültürel özelliklere göre işlevsel açılardan karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Son olarak ekler kısmında ağız özelliklerine göre masal metinleri sıralanmıştır. Bu sıralama sonunda masal metinlerinde geçen yöreye ve ağız özelliklerine özgü kelimelerden oluşan bir sözlük hazırlanmıştır.
Gâvur dağı (Amanoslar) yöresinde hikâyeli türküler: Osmaniye ve ilçeleri
Toplumları ayakta tutan, geleceğe taşıyan en önemli unsur kültürdür. Toplumların yarattığı bu kültür unsurlarından biri halk türküleridir. Dünyada yaşayan her toplum gibi Türklerin de kendine has, zengin bir kültürü bulunmaktadır. Bu kültür unsurlarından biri ise halk türküleridir. Anadolu'da türkü ve hikâye geleneğinin en canlı olduğu yerlerden biri yıllarca göçerevli bir yaşam sürmüş olan Osmaniye'dir. Bu çalışmada, yörenin tespit edebildiğimiz geleneksel hikâyeli türküleri ve bestesi kendine ait olan icracıların türküleri derlenerek kayıt altına alınmış; kayıt altına alınan bu hikâyeli türküler halkbilimi kuramlarından bağlam ve metin merkezli kuramlar başta olmak üzere tarih, sosyal psikoloji, dinler tarihi, müzikoloji, etnomüzikoloji gibi farklı disiplinlerin verilerinden faydalanılarak disiplinler arası bir yaklaşımla bütüncül olarak ele alıp incelenmiştir. Tezin birinci bölümünde çalışmanın amacı ve öneminden, alanı ve sınırlıklarından, başvurulan yöntem ve tekniklerden bahsedildikten sonra türkülerin yaratıldığı, icra edildiği kültürel yapının daha iyi anlaşılması için çalışma sahamız Osmaniye'nin tarihi, sosyo-kültürel özellikleri hakkında ayrıntılı bilgi verilmiştir. Aynı bölümün sonunda ise Türkiye'de ve yörede hikâyeli türküler üzerine yapılmış belli başlı çalışmalardan bahsedilmiştir. Tezin ikinci bölümünde kültürün tanımı, türkülerin Türk toplumundaki yeri ve önemi, türkü derleme çalışmaları, türkü, bozlak, hikâyeli türkü ve hikâyeli türkü-balat ilişkisi hakkında bilgiler verilmiştir. Türkülerin yaratılmasında, aktarılmasında, yaygınlaşmasında âşıkların önemli bir rolü bulunmaktadır. Çalışma sahamızda ise bu âşıkların başında Karacaoğlan ve Dadaloğlu gelmektedir. Tezin üçüncü bölümünde bu gerçekten hareketle Osmaniye'deki âşıklık geleneği, Karacaoğlan ve Dadaloğlu Geleneği hakkında detaylı bilgiler verilmiştir. Aynı bölümün devamında ise hikâyeli türkülerin icra ortamlarına değinilmiştir. Tezin dördüncü bölümünde derlenen hikâyeli türkülerin varyantlaşması, yapısal, tematik, ezgisel, işlevsel, dil anlatım hususiyetleri açıklanmıştır. Beşinci bölümde derlenen hikâyeli türkülerdeki mitolojik unsurlar tespit edilmeye çalışılmıştır. Altıncı bölümde derlenen hikâyeli türküler "icracı, dinleyici, bağlam" ana başlıkları altında Performans Teori doğrultusunda yorumlanmıştır. Sonuç bölümünde Osmaniye'deki hikâyeli türküler hakkında ulaştığımız sonuçlara; Metinler kısmında ise 450 hikâyeli türkü metnine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler Gâvur Dağı, Çukurova, Hikâyeli türkü, Bozlak, Türkü
Türk kültüründe Battalname Kültü
Epik destanlar, bir toplumun hayatında önemli rol oynamış veya oynamış kabul edilen kahramanların kültleşmesi süreciyle birlikte gerçekliğine inanılarak anlatılan ve ritüelistik özellikler taşıyan anlatılardır. Türklerin Anadolu coğrafyasındaki epik destanlarının ilki Battal Gazi destanıdır. Bu destan sözlü kültür ortamında ortaya çıkmış, meclislerde okunmak üzere hazırlanmış metinlerle yazıya geçirilmiştir. Yazıya geçirilen bu metinlerle manzum ve mensur birçok Battalname ortaya çıkmıştır. Battalnameler, Müslüman Türklerin maddî ve manevî fetihlerini konu edinmesinden ve sade dille vücut bulmasından dolayı, devletin en uzak köylerinden sarayına, ordusundan edebiyat dünyasına kadar her muhitinde ilgi görmüş ve okunmuştur. Bu ilgi günümüze kadar gelmiş ve Battalname Türk kültüründe bir kült meydana getirmiştir. Türk kültüründe Battalname kültünü ortaya koymak amacıyla hazırlanan bu tezde Manisa İl Halk Kütüphanesinde bulunan, Miladi 1730 yılında yazılmış ve 640 sayfa olan el yazması Battalname'nin transkripsiyonlu metni hazırlanmıştır. Metin, Alex Olrik'in Epik Yasaları'na göre incelenmiş ve Battalname'nin bu yasalara uyduğu görülmüştür. Bu metinden hareketle Türk kültüründe Battalname kültünün sosyal boyutu İşlevsel Halkbilimi Kuramı, bireysel boyutu ise Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi bağlamında incelenmiştir.
Yabancılara Türkçe öğretiminde somut olmayan kültürel miras unsurlarının kullanımı ve kültürel etkileşim
Yabancılara Türkçe öğretimi, Türkçenin dünya genelinde sahip olduğu lehçeler ve Türk topraklarında yaşayan yabancı sayılarının artmasıyla gelişim gösteren bir alan hâline gelmektedir. Yabancı dil olarak Türkçe öğretimi, öğrenilecek olan dilin yapı, dinleme, konuşma ve yazma yetilerine sahip olmasına yardımcı olurken aynı zamanda, dil edinimi ile kültürel değerlerin öğrenilmesini de sağlamaktadır. Kültürel değerlerin korunması, sürdürülmesi ve geleceğe aktarılması bilinciyle Türk kültürüne ait 21 unsur 2008 yılından bu yana UNESCO'nun Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi ile koruma altına alınmıştır. Somut Olmayan Kültürel Miras Sözleşmesi'nde yer alan "Somut olmayan kültürel mirasın önemi ve korunması konusunda, özellikle yeni kuşakların daha fazla bilinçlendirilmesi gerektiğini göz önünde bulundurarak" maddesinden hareketle; Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde yalnızca öğretilen dilin temel becerilerinin değil, aynı zamanda kültür aktarımının sağlanarak dilin yaşadığı değer ve kültür de öğrenilerek kültür elçiliği görevini de üstlenmesi sağlanmaktadır. Böylelikle, dil edinimi, yalnızca öğrenilecek olan dilin yapısı ile değil; mevcut dilin kültürel değerleri ile birlikte hedef kitleye ulaşmış olacaktır. Türkçeyi öğrenmek isteyen insanların; Somut Olmayan Kültürel Miras Sözleşmesi'nde bulunan "Somut olmayan kültürel mirasın, insanları birbirlerine yakınlaştırıcı ve onlar arasında değiş tokuşu ve anlayışı sağlayıcı, paha biçilmez rolünü göz önünde bulundurarak" maddesinden hareketle, dil öğretiminde yalnızca dört ana becerinin değil hem kültürler arası etkileşim sağlanırken hem de mevcut kültürün, hedef kitlenin kültür ve değerleriyle birlikte özümsenmesi mümkün kılınmaktadır. Anlatılanlardan hareketle, hazırlanan bu çalışmada UNESCO'nun Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'nde yer alan bir tanesi Acil Koruma Gerektiren toplam 21 farklı unsurdan Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde kullanılması uygun olan unsurlardan Meddahlık Geleneği, Âşıklık Geleneği, Karagöz, Nevruz, Türk Kahvesi ve Geleneği, Ebru: Kâğıt Süsleme Sanatı, İnce Ekmek Yapımı ve Paylaşımı Geleneği, Minyatür Sanatı belirlenerek çalışmada yer verilmiştir. Bu unsurlar A2, B1 ve B2 seviyelerine uygun olarak tanımları yapılarak, bu seviyelere uygun olarak metinleri oluşturulmuştur. Hazırlanan çalışmada dilin kültür ile birlikte öğretimi amaçlanmıştır. Öğrenicilerin dil öğretimi gerçekleştirilirken, bulundukları dil seviyeleri kültürü anlamada ve hedef dil ile hedef kültürü özümseme noktasında önem arz etmektedir. Bu nedenle belirlenen Somut Olmayan Kültürel Miras Unsurları yabancılara Türkçe öğretiminde kullanılırken, A2 dil seviyesinde oluşturulan metinlerde ele alınan kültürel unsurlar benzer kültürler üzerinden örneklerle açıklanmıştır. Öğrenicilerin hedef dile ve kültüre karşı yabancı olmaları ve temel dil seviyelerinden olan A2 seviyesinin öğrenicilerin kültürel ifadeleri anlamada zorluk yaşayabilecekleri göz önünde bulundurularak anlatılmak istenen kültürel unsurların temel bilgileri farklı kültürlerin benzer örnekleri üzerinden dolaylı olarak verilmiştir. A2 seviyesinde öğrenicilerin kültürel unsurlara tanıdık hâle gelmesi sağlanarak, B1 ve B2 seviye metinlerinde ele alınan kültürel unsurlar detaylı olarak anlatılmış, kültürel unsurların Türk kültüründeki önemi vurgulanarak kültür etkileşiminin doğrudan sağlanması amaçlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi, Somut Olmayan Kültürel Miras, Kültürel Etkileşim, Kültürlenme, Meddahlık Geleneği, Âşıklık Geleneği, Karagöz, Nevruz, Türk Kahvesi ve Geleneği, Ebru: Kâğıt Süsleme Sanatı, İnce Ekmek Yapımı ve Paylaşımı Geleneği, Minyatür Sanatı
Yaşayan kültürel miras müzeciliği: Ünye örneği
Kültür, insanlığın tüm zamanlarını içerisinde barındıran; geçmişten bugüne dönüşerek gelmiş ve halen bu dönüşümünü sürdüren bir kavramdır. Kültürel Miras kavramı, UNESCO'nun 1972'de düzenlediği, "Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Konferansı'nda ortaya atılmış ve kültürel mirasın "Dünya Miras Sözleşmesi'ne konu olan yapıtların, tüm insanlığın ortak mirasının bir parçasını oluşturduğu kabul edilmiştir. Yaşayan Kültürel Miras (YKM) kavramı ise 2003 yılında UNESCO (United Nations Edicational, Scientificand Cultural Organization) tarafından hazırlanan ve imzalanan "Yaşayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi" ile net olarak şu şekilde tanımlanmıştır; "Yaşayan kültürel miras toplulukların, grupların ve kimi durumlarda bireylerin, kültürel miraslarının bir parçası olarak tanımladıkları uygulamalar, temsiller, anlatımlar, bilgiler, beceriler ve bunlara ilişkin araçlar, gereçler ve kültürel mekânlar anlamına gelir. " Somut Olmayan Kültürel Miras (SOKÜM) kavramı, karşılık geldiği anlam itibari ile 'Yaşayan Kültürel Miras (YKM)' olarak da adlandırılabilir. Türkiye'de yerleşmiş olan 'Somut Olmayan Kültürel Miras' kavramının İngilizce karşılığı 'Intangible Cultural Heritage'dır. 'Intangible' kelimesi 'canlı, elle tutulmayan, maddi olmayan, yaşayan, kültürde soyut vaziyette var olan' gibi anlamlar taşımaktadır. Dolayısıyla yaşayan ve aktarılan geleneksel bilgileri ifade ettiği söylenebilir. Bu çalışmanın konusuna ve tezine daha uygun olduğu düşünüldüğünden yaşayan kültürel miras ifadesi tercih edilmiştir. Türkiye'nin bu sözleşmeye 2006 yılında taraf olmasının ardından, yaşayan kültürel mirasa yönelik tanımlamalar, özellikle halkbilimciler ile yön bulmuş ve sonrasında farklı disiplinlerin de ilgi odağı haline gelmiştir. Kültürel Mirasın, halkların yaradılışından bugüne tüm kazandıklarının bir koleksiyonu olduğuna inanan halkbilimciler, 2000'li yılların başlarında müzelerin bu koleksiyonları saklayan depolardan daha fazlası olduğunu iddia etmişlerdir. Yaşayan Kültürel Müzeleri, kent kültürünün maddi ve manevi birikimlerinin daha anlaşılabilir olmasında, salt maddi mirasların değil, manevi mirasların da zengin bilgi potansiyellerini araştıran ve aktaran kurumlardır. Kent kültürünün, kimliğinin ve markasının araştırılmasında ve aktarımında, yaşayan kültürel miras çok yönlü işlevlere sahiptir. Bu çalışmada 24 Mayıs 2013 yılında Ünye Müze Evi adıyla hizmet veren geleneksel Karadeniz evinin, 2016 yılında Yaşayan Kültürel Miras Müzesi'ne dönüşümünden sonraki süreci ele alınacaktır. Aynı zamanda Türkiye'de faaliyet gösteren benzer müzeler de dikkate alınarak, yaşayan kültürel miras müzeciliğinin çok yönlü ve işlevli boyutu analiz edilecektir.
Türk ve Kore kültüründe hayvan adı içeren atasözleri üzerine bir karşılaştırma
Dünyadaki birçok ülkenin dili, ülkenin tarihinin, kültürünün, geleneklerinin ve fikirlerinin çoğunu içerir. Bu, kelime dağarcığı ve cümlelerde kolayca bulunabilir ancak dilin bu özelliğinin en büyük temsilcisi atasözleridir. Halkının tarihi ile birlikte yapılan ve yazılan atasözleri, insanların duygu, yaşam tarzı ve alışkanlıklarını içeren değerli bir dil materyali ve insanların yaşayış biçiminin bir sonucudur. Yani, bir milleti tanımak için onların atasözülerini bilmemiz gerekir. Özellikle insanlar nesnelerin sembolik anlamını kullanarak atasözleri yaratmışlardır. Bunların arasında hayvan atasözleri, insanların içinde yaşadıkları deneyimleri incelemek için önemli veriler olabilir. Bu çalışma, hayvanların atasözlerindeki sembol kullanım örneklerini hayvanlarla sınırlayarak incelemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışmada, Kore ve Türk kültüründe bulnan hayvan atasözlerinin ifade yöntemi ve içerisindeki farklılıklar- benzerlikler üzerinden inceleyerek bu yapıyı açıkladım. Bu tezde her bir hayvan için Korece ve Türkçe ortak imgeler ve ortak imgelerin ötesinde hayvanın atasözlerinde nasıl ifade edildiğine baktım. Korece ve Türkçe atasözlerinin benzerlik ve farklılıklarına bakıldığında insanlara yakın olan hayvanların aynı olduğu ve ortak anlayışı taşıdığı görülmektedir. En çarpıcı fark, Kore'nin tarıma dayalı olduğundan çiftçilik için ihtiyaç duyulan sığırlarla ilgili birçok atasözü varken Türkiye'de hayvancılığa ağırlık verdikler için koyun ve keçi ile ilgili atasözleri daha çok var olmasıdır. Genel kültüründe din ve geleneksel farklılık olduğundan ve farklı coğrafi koşularından dolayı her iki kültüre özel olan hayvanlar görülmektedir. Bu tezde iki kültürü karşılaştırarak çok zevk aldım, umarım bu araştırma aracılığıyla ileri çalışmalara bir yol açmış olur.
Halk dini/dindarlığı olgusunun ziyaret fenomeni bağlamında Alevilik, Sünnilik, Süryanilik inançları açısından halkbilimsel incelenmesi: Diyarbakır, Siirt, Mardin örneği
Dinin halk kültürü boyutu ya da halk kültürünün dini boyutunu ifade eden halk dini, normatif yapıya sahip olmaması, anlatı merkezli olması ve etkiye açık olması sebebiyle kitabî dinden ayrılır. Bu ayrışma sonucunda çatışma içerisinde karşıt kültür oluşturabileceği gibi yapı olarak altında da kümelenebilir. Halk dininin karakterisitiği olan ziyaret fenomeni ise kökeninde yer alan ata/veli kültü inancı ile bir fenomen olarak manevî güç sayesinde çok önemli birer çekim merkezi olan kutsal mekânların türlü dilek ve amaçlar ve belli usullerle ziyaret edilmesini karşılar. Bu çalışmada, halk dini olgusu ziyaret fenomeni bağlamında ele alınmış dindarlık tipolojilerine yer verilerek halk dindarlığının kitabi dindarlıkla kurmuş olduğu dikotomik yapı üzerinde durulmuştur. Bu durum ortaya konulurken kutsal mekân deneyimi bütüncül şekilde ele alınmış, üç farklı inanç sisteminden kutsal mekân ritüellerine yer verilerek performatif sürece ve işlevselliğe dikkat çekilmiştir. Ayrıca anlatı boyutuna geniş yer verilerek performatif süreç ve işlevselliğin yanında metin merkezli bakış açısıyla keramet/mucize motiflerine ve motiflerin sembolik anlamlarına yer verilmiştir. Halk dini olgusunun halk yaşamının her alanına yansıyan bir olgu olması sebebiyle kutsal mekânlara fenomenolojik bakış çerçevesinde geniş kapsamlı bir çalışma yürütülerek kentleşme süreçlerinden toplumsal kurumlara, inanç turizminden dijital kültüre, manevi şifa arayışından geçiş dönemlerine, cinsiyet farklılaşmasından yeme-içme kültürüne inanış, anlatı ve ritüel kapsamında bir değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışma sonucunda halk dini olgusunun ziyaret fenomeni bağlamında araştırma sahasında oldukça canlı olduğu kitabi dinin alt ve karşıt kültür nitelendirmeleri ve müdahalelerine karşın varlığını sürdürdüğü görülmüştür.
Anadolu Türkleri'nin halk masallarında erkek ve erkekleşme
Türkiye'de toplumsal cinsiyet eksenli çalışmalar, son on yılda ivme kazanarak artmıştır. Bu artış, toplum cinsiyet araştırmacılarının kadın ve kadınlık üzerine yoğunlaşmasına ve erkek çalışmalarının arka planda kalmasına yol açmıştır. Günümüzde erkeklik çalışmaları hem toplumsal cinsiyet araştırmalarının hem de hâkim erkeklik ve öteki erkekliklerin sorunlarının irdelenmesi için gerekli bir araştırma alanı haline gelmiştir. Toplumsal cinsiyet araştırmaları, cinsiyeti kültürel bir inşa süreci olarak değerlendirmesi nedeniyle halkbilimi disiplini içinde perspektif sağlamak amacıyla uygulanmaktadır. Masal, sözlü kültürdeki bağlamın icrasını taşıdığı gerekçesiyle, toplumsal cinsiyet araştırmalarını etkili bir zeminde değerlendirme imkânı sağlamaktadır. Erkeklik, ataerkil kültürlerde hâkim erkeklik anlayışı inşa ederek bunun dışında kalan erkekliklere "öteki" gözüyle bakar, yok soyar, görünürlüklerinin zayıflamasına neden olur ve "erkeklik"le ilişkili bağlamdan çıkartır. Çalışmada "Elâzığ Masalları" örnekleminde masallar, erkek ve erkeklik açısından incelenmiştir. Sonuç olarak masallarda hâkim erkeklik anlayışının inşa edildiği özellikle ev dışı alanda erkek bedenlerinin bu inşaya göre nitelendiği, erkek bedeninin bu inşa dolayısıyla sağlıklı ve güçlü bir imajla çizildiği ve dışarıda kalan erkeklerin, erkekliğinin toplumsal kabullerce onaylanmadığı tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra ev dışı alanda kadınlar, kendilerine bir alan yaratmak için "erkek gibi" giyinmeye ve dönüşüm geçirmeye, "erkekleşme"ye başladığı görülmüştür. Masalın başlangıcında, hâkim erkeklik algısının dışında kalan "öteki" erkekler ise masal akışı içerisinde hâkim erkeklik anlayışına uyumlu bir dönüşüm geçirmişlerdir.
Türk halk kültüründe damat "Samsun'un Tekkeköy ilçesi örneği"
Bu çalışmanın amacı Samsun'un Tekkeköy ilçesi Türk halk kültüründe damat(-lık) kurumu ve kimliğinin erkek kimliğinin inşasındaki rolünü ortaya koymaktır. Bu doğrultuda öncelikle Samsun'un Tekkeköy ilçesi Türk halk kültüründeki evlilik anlayışı ortaya koyularak yöredeki erkekliğin inşa sürecinin tamamlanmasındaki damat kimliği ve folklorunun algısal, davranışsal, icra, inanç ve maddi yönleri ele alınmıştır. Çalışma, Samsun'un Tekkeköy ilçesinde yapılmış olan saha araştırması sonucu elde edilen veriler çerçevesinde değerlendirilmiştir. Araştırmada, Samsun'un Tekkeköy İlçesi'nde erkeklik kimliğinin inşasında damatlık kurumunun bu inşanın tamamlanmasında belirleyici rolü olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler Erkeklik, Evlilik, Damat Folkloru, Tekkeköy
Ignacz Kunos'un derlediği Türk masalları'nın Propp metoduyla incelenmesi
Bir ulusun yapı taşlarından biri de hiç şüphesiz masallardır. Ulusal bir özelliği olmayan bu ürünlerin kaynağı belli değildir. Ancak kaynağı neresi olursa olsun toplumlar bu ürünleri kendi kültürel özelliklerine uydurmuşlar ve Türk masalları, İran masalları, Alman masalları, Rus masalları gibi adlarla birbirlerinden ayrılmışlardır. Masalların bugün anlatı geleneğimizin kaybolmaya yüz tutan türlerinden birisi olması son derece üzüntü vericidir. 21. yüzyılın ilk çeyreğinde artık bireyin yalnızlaşması ve toplumdan kopmasıyla giderek değerini kaybeden bu türü yeniden canlandırmak ve kültürümüzün önemli bir parçası olan masalları kuşaktan kuşağa aktararak değerlerimizi, geleneklerimizi, örf ve adetlerimizi benimsetmek görevlerimizin başında gelmelidir. Ulusların ortak değerlerinden biri olarak kabul edilen masalların ortak yönlerini tespit etmek ve bu yönüyle yapılan çalışmalara bir fayda sağlamak için masalları yapısal yönden incelemenin önemli olduğu bir gerçektir. Masallarla ilgili yapılan sınıflandırma çalışmalarından biri olan Vladimir Propp'un yapısalcı yaklaşımı kullanılarak Ignacz Kúnos'un iki ciltten oluşan Osmanlı-Türk Halk Edebiyatı Derlemesi (Oszmán-Török Népköltészet Gyűjteménye) adlı kitabındaki masalların Propp metoduyla incelemesi yapılacaktır. Amaç, kitapta yer alan masalların Propp metoduyla şifrelerinin çözümlenmesidir. İlk bölümde anonim halk edebiyatı ürünlerinden biri olan masalın ne olduğu, Türkiye'de yapılan masal çalışmaları; ikinci bölümde Macar Türkoloji çalışmaları, Ignacz Kúnos'un hayatı, eserleri ve Türk halk edebiyatına katkıları; üçüncü bölümde Propp yöntemi hakkında bilgiler yer almaktadır. Dördüncü bölümde iki ciltlik eserdeki 98 masalın epizotları ve çözümlemeleri verilecektir. Beşinci bölümde 1887 ve 1889 yıllarında derlenen bu masalların değerlendirmesi yapılacaktır. Kaynakçanın ardından Ignacz Kúnos'un iki ciltten oluşan Osmanlı-Türk Halk Edebiyatı Derlemesi (Oszmán-Török Népköltészet Gyűjteménye) adlı eserinin önsözünün Macarcadan Türkçeye Emine ULUTAN tarafından çevirisi ek olarak verilecektir. Anahtar Kelimeler: Masal, Propp yöntemi, Ignacz Kúnos'un derlemeleri.
Hayvan folkloru bağlamında Türk dünyası ekolojik destanları
Günümüzde insanın doğayla olan ilişkilerinin sorgulanması son iki yüzyılda insansonrası sürecin başlamasında neden olmuştur. İnsanın doğa ve hayvanlar karşısındaki tek taraflı, tüketime ve tahakküme dayalı anlayışı ekolojik sorunlarla birlikte insanmerkezciliği gün geçtikçe daha fazla gündeme getirmiştir. İnsanmerkezci dünyanın sorgulandığı bu süreçte doğamerkezci ve türlerarası birçok yaklaşım ortaya çıkmıştır. Pek çok disiplin gibi halkbilimi de insansonrası düzene geçişte kendine yer bulmuştur. Ekolojik sorunlara çözüm için başvurulan geleneksel ekolojik bilginin ve halkın ekolojik bilincinin incelenmesinin yanı sıra insansonrası hayvan folkloru da türlerarası bir yaklaşımla halkbilimi disiplininde ortaya çıkmıştır. İnsan binlerce yıllık düşünsel serüveninde doğadan soyutlanarak kendi mantıklı gerekçeleriyle yarattığı yapay dünyanın en üstüne otursa da halk felsefesinin sahip olduğu kültürel refleks ve bunun kültürel ifadeleri insanın doğayla olan etkileşiminde uyarıcı, eğitici ve yapıcı işlevlere sahip olmuştur. Halkın var olma ve yaşama çabasının yanında var etme ve yaşatma çabasının da dışavurumsal ifadelerini her türlü halkbilimi malzemesinde görmek mümkündür. Ekolojik ve türlerarası dünya görüşü ve halk felsefesini yansıtan kültürel kodlar tüm yönleriyle destanlarda yer almaktadır. Ekolojik destanlar olarak kabul edebileceğimiz bu tür destanlar geçmişte halkın anayasaları niteliğinde olduğu gibi günümüzde de türlerarası ve ekolojik bilincin pekişmesini sağlayarak insansonrası dünya görüşüne ve ekolojik düzene katkı sağlama potansiyeline sahiptirler. Bu çalışmada tarih öncesi dönemlerden günümüze dek insanın doğayla ve buna bağlı olarak hayvanla kurduğu iletişim ve etkileşim süreçlerine bağlı ortaya çıkan düşünsel eğilimler doğrultusunda, Türk halk felsefesinin kültürel ifadeleri olan Türk dünyası ekolojik destanları halkbilimsel olarak incelenecektir. Aynı zamanda "insansonrası hayvan folkloru" ve "ekolojik destan" kavramlarının Türk halkbilimi çalışmalarına tanıtılması ve Türk halkbiliminde yer edinmesi amaçlanmıştır. Bu sayede çalışma, binlerce yıllık birikimle şekillenen Türk halk felsefesinin kültürel ifadelerini çağdaş yaklaşım, kavram ve kuramlar bağlamında yeniden değerlendirerek hem farklı bir bakış açısı hem de mevcut insanmerkezci sorunlara çözüm önerisi sunmaktadır.