Haliç University
Anabilim Dalı

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı

Haliç University

156

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Kistik fibrozisli adölesanlarda öz bakım eksikliği kuramına dayalı hemşirelik bakımının etkinliğinin değerlendirilmesi

Bu araştırma Dorothea Orem'in Öz Bakım Eksikliği Hemşirelik Kuramı temel alınarak uygulanan hemşirelik bakımının Kistik Fibrozisli adölesanlarda öz bakım bilgi ve becerileri üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi amacıyla, randomize kontrollü olarak yapılmıştır. Araştırma, Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Göğüs Hastalıkları Polikliniği'nde Şubat-Eylül 2019 tarihleri arasında uygulanmıştır. Araştırmanın örneklemini 15 müdahale ve 15 kontrol grubu olmak üzere 30 kistik fibrozisli adölesan oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Sosyo Demografik Veri Formu ve Kistik Fibrozisli Adölesanlarda Öz Bakım Gereksinimlerini Değerlendirme Formu kullanılmıştır. Müdahale grubundaki adölesanlara yedi, kontrol grubundaki adölesanlara ise iki ev ziyareti yapılmıştır. Müdahale grubundaki adölesanlara ilk ev ziyaretinde veri toplama formları uygulanmış ve hazırlanan eğitim kitapçığı verilmiştir. Sonraki ziyaretlerde adölesanlara öz bakım bilgi ve beceri gereksinimleri doğrultusunda bireyselleştirilmiş hemşirelik bakım planı uygulanmıştır. Yedinci ev ziyaretinde ise öz bakım değerlendirme formu tekrar uygulanmıştır. Kontrol grubundaki adölesanlar ise izlendikleri poliklinikten standart bakım almış ve bu adölesanlara 4,5 ay arayla uygulanan iki ev ziyaretinde veri toplama formları uygulanmıştır. Müdahale sonrasında müdahale grubundaki adölesanların toplam öz bakım bilgi puanları kontrol grubundaki adölesanlara göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. (z=-4,451; p=0,000). Müdahale grubunda ev ziyaretleri sonrasında öz bakım becerilerini (nebulizatör kullanımı ve temizliği ile hava yolu temizleme aleti kullanımı ve temizliği) bağımsız olarak gerçekleştiren adölesanların sayısı artmıştır. Müdahale grubundaki hastaların tüm hemşirelik girişimlerine olan gereksinimleri zaman içinde anlamlı düzeyde azalmıştır. Bu bulgular doğrultusunda Kistik Fibrozisli adölesanların düzenli olarak ev ziyaretleri ile izlenmesi, eğitilmesi ve adölesanların öz bakım becerilerinin geliştirilmesinde Orem'ın Öz Bakım Eksikliği Hemşirelik Kuramı doğrultusunda planlanan bakımın uygulanması önerilmiştir.

ErgenlerHemşirelik bakımıKistik fibroz+1
Tuğçe Torun
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocuk acil servisinde kullanılan güvenlik donanımlı periferik intravenöz kataterlerin damaryolu erişim başarısı üzerine etkisi

Araştırma, çocuk acil servisinde, 3-6 yaş arasındaki çocuklarda kullanılan güvenlik donanımlı periferik intravenöz kateterlerin damaryolu erişim başarısı (ilk girişte başarı oranı, girişim sayısı, girişim süresi), ağrı düzeyi ve ağlama süresi üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla "randomize kontrollü deneysel tasarım" tipinde gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklem grubunu, Ocak- Mayıs 2022 tarihleri arasında, İstanbul'daki bir üniversite hastanesinin çocuk acil servisine başvuran, 3-6 yaş arasındaki damaryolu gereksinimi olan 180 çocuk (Güvenlik donanımlı PİK grubu=90; Klasik PİK grubu=90) oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Hasta Takip Formu", "Zorlu İntravenöz Girişim Skoru (ZIVG)" ve "FLACC Ağrı Skalası" kullanıldı. Çocukların tanıtıcı özellikleri gruplar arasında benzerdi (p>0,05). Güvenlik donanımlı PİK'lerin ilk girişte başarı oranını yükselttiği, PİK girişim sayısını azalttığı, ağrı puanını düşürdüğü, girişim süresini ve ağlama süresini kısalttığı belirlendi (p>0,001). Sonuç olarak; güvenlik donanımlı periferik intravenöz kateterlerin kullanımının damaryolu erişim başarısı üzerinde etkili olduğu belirlendi.

Çocuklar
Büşra Akkaya
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Pediatrik onkoloji hastalarında hindistan cevizi yağı ile yapılan ağız bakımının oral mukozit derecesine etkisinin incelenmesi

Amaç: Araştırma, 7-18 yaş arası pediatrik onkoloji hastalarında hindistan cevizi yağı ile yapılan ağız bakımının oral mukozit derecesine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü deneysel olarak yapıldı. Yöntem: Araştırmada Mart - Ekim 2023 tarihlerinde İstanbul'da bir şehir hastanesinin çocuk hematoloji-onkoloji servislerinde yatan hastalar evreni, örneklem seçim kriterlerine uyan 42 çocuk (21 deney grubu, 21 kontrol grubu) ise örneklemi oluşturdu. Kontrol grubuna kliniğin rutininde uygulanan temel ağız bakımı, deney grubuna ise temel ağız bakımına ilave olarak hindistan cevizi yağı ile ağız bakımı yapıldı. Ağız bakımı sıklığı Dünya Sağlık Örgütü Oral Mukozit Değerlendirme Ölçeği puanına göre belirlendi. Her iki grupta oral mukozit derecesi 0., 7., 14. ve 21. günlerde ''Dünya Sağlık Örgütü Oral Mukozit Değerlendirme Ölçeği ve Uluslararası Çocuk Mukozit Değerlendirme Ölçeği'' ile değerlendirildi. Bulgular: Araştırma gruplarındaki çocuk ve ebeveynlerin tanımlayıcı özellikleri benzerdi (p>0,05). Çocukların mukozit dereceleri değerlendirildiğinde; 0. günde gruplar arasında mukozit değerleri açısından fark yokken, 7. ve 14. günde deney grubunun hem DSÖ Oral Mukozit Değerlendirme Ölçeği hem de ChIMES puanları kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha düşüktü (p<0,001). 21. gün değerlendirmesinde ise ChIMES puanları deney grubunda anlamlı düzeyde daha düşüktü (p=0,038). Araştırma da kullanılan iki mukozit ölçeğinin puanları arasında güçlü düzeyde pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmaktaydı. Sonuçlar: Sonuç olarak pediatrik onkoloji hastalarında temel ağız bakımına ilave olarak hindistan cevizi yağı ile ağız bakımı yapmak oral mukozit derecesini azaltmada sadece temel ağız bakımına göre daha etkilidir. Kemoterapi sürecinde oral mukozit gelişmesini önlemek ve iyileşmesini desteklemek amacıyla ilk günden itibaren temel ağız bakımına ilave olarak hindistan cevizi yağı ile ağız bakımı yapılması önerilir.

Büşra Ekinci
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocuk yoğun bakım ünitesindeki plansız ekstübasyonları önlemeye yönelik geliştirilen bakım paketinin etkisi

Araştırma, çocuk yoğun bakım ünitesindeki plansız ekstübasyonları önlemeye yönelik geliştirilen bakım paketinin etkisini belirlemek amacıyla "ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel tasarım" tipinde gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklemini Mayıs 2021- Mayıs 2022 tarihlerinde bir eğitim araştırma hastanesinin çocuk yoğun bakım ünitesinde yatmakta olan 0-18 yaş arası oral yolla entübe olarak invaziv mekanik ventilatör desteği alan toplam 80 çocuk (Ön test grubu = 40; Son Test grubu=40) oluşturdu. Verilerin toplanma aşamasında Entübe Hasta Takip Formu ve Konfor Skalası kullanıldı. Çalışma kapsamındaki çocukların tanıtıcı özellikleri benzerdi (p>0,05). Ön test grubunda %30 (n=12); son test grubunda %10 (n=4) oranında plansız ekstübasyon gerçekleşti. Plansız ekstübasyon sıklığı= Gerçekleşen Plansız Ekstübasyon Sayısı/Ventilatör Gün Sayısı x 100 formülü ile hesaplandı. Son test grubunda gerçekleşen plansız ekstübasyon sıklığı (0,87) ön test grubundan (2,65) anlamlı düzeyde daha düşüktü (p=0,021). Sonuç olarak; plansız ekstübasyonları önlemeye yönelik geliştirilen bakım paketinin plansız ekstübasyon sıklığını azaltmada etkili olduğu belirlendi.

Yoğun bakım üniteleri-pediyatrik
Selin İnan Koç
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kan alma sırasında 3-6 yaş çocuklara akvaryum balıkları izletmenin fizyolojik parametreler, ağrı ve anksiyeteye etkisi

Amaç: Kan alma birimine başvuran 3-6 yaş çocuklarda kan alma işlemi sırasında küçük akvaryum balıklarının izlenmesinin, işlem sırasında oluşan ağrı, anksiyete, kalp tepe atımı, oksijen saturasyonu değerlerine, ağlama ve işlem süresine etkisini belirlemekti. Materyal ve Metod: Araştırma İstanbul ilinde bir Eğitim ve Araştırma hastanesi Çocuk Kan alma biriminde 2021- 2022 Eylül tarihleri arasında deneysel tasarım tipinde gerçekleştirildi. Örneklemi çocuk kan alma birimine başvuran, örneklem kriterlerine uygun ve yaş aralığı 3-6 olan, 70 (Hayvan destekli tedavi grubu:35, Kontrol grubu=35) çocuk oluşturdu. Deney grubuna kan alma işlemi sırasında akvaryum balıkları izletildi. Her iki grubun işlem öncesi, sırası ve sonrasındaki ağrı skorları Wong Baker's ve Yüz, Bacak hareketliliği, Aktivite, Ağlama, Teselli edilirlik Skalası (FLACC) ile ağrıları, pulse oksimetre cihazı ile oksijen saturasyonları (SpO2), kalp tepe atımları (KTA), ağlama ve işlem süreleri, Çocukların Duygusal Dışa Vurumunu Değerlendirme Ölçeği (ÇDDVDÖ) ile anksiyeteleri değerlendirildi. Verilerin değerlendirilmesi SPSS 26 (IBM SPSS,TÜRKİYE) programında yapıldı. Bulgular: Gruplar KTA dışında benzer olup (p >0,05), işlem sırası ve sonrası FLACC ve Wong Baker ağrı puanı, KTA ve SpO2 değerleri, ÇDDVDÖ puanları, ağlama ve işlem süreleri açısından HDT grubu çocukların lehine istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p=0,001). Sonuç: Akvaryum balıkları kan alma sırasında 3-6 yaş çocuklarda ağrıyı azaltmak ve yaşam bulgularını düzenlemek için nonfarmakolojik dikkati başka yöne çekme yöntemlerinden biri olarak kullanılması önerilebilir. Mart 2024 , 96 sayfa. Araştırma için Clinical Trial Number alındı (NCT05252494). Anahtar kelimeler: Kan alma, akvaryum balıkları, hayvan destekli terapi, ağrı, anksiyete, pediatri hemşireliği

Tuğba Karakuş Türker
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Noninvaziv mekanik ventilasyondan ayırma sonrası çocuğa verilen pozisyonun fizyolojik belirtilere etkisi

Giriş: Solunum yolu hastalıkları, çocuk acil servislerine yapılan başvuruların yaygın nedenlerinden biridir ve bu durum, bazı çocukların pediatrik yoğun bakım ünitelerine yatışını gerektirmektedir. Noninvaziv mekanik ventilasyon, invaziv yöntemler kullanılmadan solunum eforunu azaltmak ve oksijenizasyonu iyileştirmek için etkili bir tedavi yöntemidir. Noninvaziv mekanik ventilasyon sırasında ve sonrasında hastaya verilen pozisyon, doku oksijenizasyonunu olumlu etkilemek, bası yaralarını önlemek ve atelektaziye bağlı enfeksiyonları önlemek amacıyla uygulanır. Literatürde, prone ve supine pozisyonların doku oksijenizasyonu ve yaşam bulguları üzerine etkilerini inceleyen sınırlı çalışmalar bulunmaktadır. Solunum sıkıntısı ile noninvaziv mekanik ventilasyon tedavisi ve takibi yapılan çocuklarda ayırma sonrasında standart bir pozisyon verme uygulaması yapılmamaktadır. Amaç: Noninvaziv mekanik ventilasyondan ayırma sonrası çocuklara verilecek pozisyonunun çocukların fizyolojik belirtilerine etkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Yöntem: Randomize kontrollü karşılaştırmalı olarak gerçekleştirilen çalışmanın örneklemini 6 ay-6 yaş arası 40 çocuk oluşturmuştur. Çocuklar bir grup prone (n=20) bir grup supine xiii pozisyonda (n=20) olacak şekilde noninvaziv mekanik ventilasyondan ayrıldıktan sonra 120 dakika süre ile izlenerek fizyolojik belirtileri değerlendirildi. Bulgular: Prone ve supine pozisyon grupları arasında ayırmadan önce ve sonrasında kalp tepe atımı hızları arasında fark bulunmamıştır. Gruplar arasında oksijen saturasyonu incelendiğinde supine pozisyon grubunun 20. ve 40. dk'larda anlamlı olarak daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05). Prone pozisyon grubu çocuklarının 80. dk'da yapılan değerlendirmede solunum sayılarının supine pozisyon grubu çocuklarına göre daha fazla olduğu görülmüştür (p<0,05). Noninvaziv mekanik entilasyondan ayırma sonrasında sistolik kan basıncı değerlerinde 0-40.dk arasındaki fark incelendiğinde prone pozisyon grubunun supine pozisyon grubuna göre daha fazla arttığı görülmüştür (p<0,05). Ayrılma öncesi supine pozisyon grubu çocuklarının diastolik kan basıncı değerinin prone pozisyon grubu çocuklarınınkine göre anlamlı olarak arttığı görülmüştür. Fakat ayrıldıktan sonra 120.dk ile ayrılmadan önceki diastolik kan basıncı değerleri incelendiğinde prone pozisyon grubu çocuklarının supine pozisyon grubu çocuklarına göre daha fazla bulundu (p<0,05). Sonuç: Araştırma sonucunda noninvaziv mekanik ventilasyondan ayırma sonrası prone pozisyonda izlenen çocukların 20 ve 40. Dakikalarda oksijen saturasyonunun daha düşük, sistolik basıncının 40. Dakikaya kadar yükselişinin daha fazla ve solunum sayısının 80. dakikada daha fazla olduğu sistolik basıncının supine pozisyonda izlenen çocuklardan daha düşük olduğu belirlendi. Pozisyonlara göre fizyolojik belirtilerdeki değişimin klinik açıdan önemli olmadığı görüldü. Ağustos 2024 , 83 sayfa. Anahtar kelimeler: Noninvaziv Mekanik Ventilasyon, Çocuk, Prone Pozisyon, Supine Pozisyon, Fizyolojik Belirtiler

İsmail Turan
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ailevi akdeniz ateşi tanılı çocuklar için geliştirilen mobil oyunun hastalık yönetimi ve yaşam kalitesine etkisi

Amaç: Bu araştırma Ailevi Akdeniz Ateşi (AAA) tanılı çocukların mobil oyun veya eğitim kitapçığı aracılığı ile eğitilmesinin hastalık bilgisi, hastalık öz-yeterliği, semptom yönetimi ve yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Yöntem: Randomize gruplarda ön test-son test kontrol gruplu deneysel tasarım şeklinde gerçekleştirilen araştırmanın örneklemini 8-14 yaş arası AAA tanısı almış 45 çocuk oluşturdu (Kontrol Grubu=15, Kitapçık Grubu=15, Mobil Oyun Grubu=15). Deney gruplarındaki çocuklara bulunduğu gruba göre eğitim kitapçığı veya mobil oyun ile bir ay boyunca eğitim verildi. Veriler ön test, son test 1 (1. ayın sonu) ve son test 2 (2. ayın sonu) olmak üzere üç aşamada toplandı. Verilerin toplanmasında "Hasta Tanıtım Formu", "Hastalık Bilgi Testi", "Pediatrik Kronik Hastalık İçin Öz-yeterlik Ölçeği (PRCISE-Tr)" ve "Juvenil Otoinflamatuar Hastalık Çok Boyutlu Değerlendirme Ölçeği (JAIMAR)" kullanıldı. Veriler SPSS 25 paket programı ile analiz edildi. Bulgular: Mobil oyun grubu bilgi düzeyinin kontrol ve kitapçık grubundan daha fazla arttığı saptandı. Mobil oyun grubunun son test 1 ve son test 2'de PRCISE-Tr puan ortalamasının arttığı (p=0,000; p=0,000) ve yaşam kalitesi toplam puan ortalamasının azaldığı (p=0,001; p=0,001) belirlendi. Kitapçık grubunun PRCISE-Tr puan ortalamasının yalnız son test 1'de arttığı (p=0,008), son test ölçümlerinde yaşam kalitesi toplam puan ortalamalarının anlamlı düzeyde değişmediği saptandı (p>0,05). Semptom yönetimi açısından mobil oyun grubunun ilaç uyum puan ortalamaları arttı (p=0,002; p=0,004) ve ağrı puan ortalamaları azaldı (p=0,044; p=0,010). Mobil oyun grubunun belirti sayısı son test 1 ve son test 2'de azaldı (p=0,000; p=0,000) ve zaman içinde azalmaya devam etti (p=0,000). Kontrol ve kitapçık gruplarının semptom yönetimi göstergelerinin tüm ölçümlerde benzer olduğu saptandı (p>0,05). Sonuç: Mobil oyunun AAA tanılı çocuklarda bilgi düzeyi, hastalık öz-yeterliği, semptom yönetimi ve yaşam kalitesini daha fazla artırdığı ve etkisinin kitapçıkla eğitim yöntemine göre daha uzun süre devam ettiği belirlendi. Çocuklarda kronik hastalıkların yönetiminde mobil oyun gibi teknoloji tabanlı ve interaktif eğitim metodlarının kullanılması ve yaygınlaştırılması önerilir.

Ailesel akdeniz ateşiHasta eğitimiKalıtsal otoinflamatuar hastalıklar+1
Gamze Kaş Alay
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Pediatri hemşirelerinin etkili iletişim becerilerinin çocuğun hastaneye uyumuna ve ebeveyn kaygısı üzerine etkisi

Amaç: Pediatri hemşirelerinin etkili iletişim becerilerinin, çocuğun hastaneye uyumuna ve ebeveyn kaygısı üzerine etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak yapıldı. Yöntem: Araştırma Temmuz-Ağustos 2024 tarihinde İstanbul Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi'nin A Blok Çocuk Hastanesi'nde çalışan 115 pediatri hemşireleri ile 1-3 yaş arası çocuğu olan 115 ebeveyn ile yapıldı. Veri toplamada Bilgi Formu, Etkili İletişim Becerileri Ölçeği (EİBÖ), Durumluk Kaygı Ölçeği (DKÖ) ve Çocukların Hastane Uyumunu Değerlendirme Ölçeği (ÇOCUK-HUDÖ) kullanıldı. Veriler yüz-yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Bulgular: Pediatri hemşirelerinin çoğunlukla kadın, evli ve lisans mezunu olduğu, mesleğini isteyerek seçtiği ve çocuklarla iletişim kurmada zorlanmadığı, ebeveynlerin ise çoğunlukla kadın, lise mezunu, çocuklarının erkek olduğu ve daha önce hastanede yatmadığı belirlendi. Pediatri hemşirelerinin, EİBÖ toplam ölçek puan ortalamasının 132,37±12,38 puan olduğu, alt boyutlardan Egoyu Geliştirici Dil'den 23,34±3,36 puan, Etkin Dinleme'den 33,10±4,44 puan, Kendini Tanıma-Kendini Açma'dan 18,56±3,10 puan ve Empati'den ise 26,49±3,30 puan aldıkları bulundu. Ebeveynlerin DKÖ'den 44,84±9,68 puan aldıkları yine ebeveynlerin değerlendirmesine göre ÇOCUK-HUDÖ'dan alınan puan ortalamasının 58,09±17,81 puan olduğu görüldü. Hemşirelerin cinsiyeti, mesleğini isteyerek seçme, çalışma saatleri değişkenleri ile EİBÖ arasında, çocuğun cinsiyeti ile DKÖ ve ÇOCUK-HUDÖ arasında anlamlı farklılık olduğu görüldü (p<0,05). Sonuç: Pediatri hemşirelerinin; etkili iletişim becerilerinin, çocuğun hastaneye uyumunun ve ebeveyn kaygısının orta düzeyde olduğu ve iletişim becerileri ile ebeveynlerin kaygı durumu ve çocukların hastaneye uyumu arasında bir ilişki olmadığı görüldü.

Elif Feyza Yağbasan Başara
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Akut apandisit tanılı çocuklarda cerrahi sonrası hızlandırılmış iyileşme protokolüne dayalı bakımın hasta sonuçlarına etkisi

Amaç: Bu araştırma akut apandisit tanısı konan ve apendektomi planlanan çocuklara ve ebeveynlerine ameliyat sonrası hızlandırılmış iyileşme protokolüne (mERAS) dayalı uygulanan bakımın güvenliğini, uygulanabilirliğini ve hasta sonuçlarına etkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Araştırma apandisit tanısı alan 6-18 yaş arası çocuklar ile Ekim 2023-Mayıs 2024 tarihleri arasında prospektif, randomize kontrollü deneysel tasarımda yapıldı. Araştırmanın evrenini 82, örneklemini ise 69 çocuk (mERAS grubu:33, standart bakım grubu 36) oluşturdu. Birincil sonlanım noktası ameliyat sonrası hastanede kalış süresi olmakla birlikte mobilizasyona başlama süresi, gastrointestinal sistemin iyileşme süresi, oral alıma başlama süresi, postoperatif komplikasyon gelişme durumu ve tekrar hastaneye başvurma durumu uygun istatistiksel analizler ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Müdahale grubundaki 33 hasta ve kontrol grubundaki 36 hastanın verileri analiz edilmiştir. Ameliyat sonrası hastanede kalış süresi müdahale grubunda (28,17±11,47 sa), standart bakım grubuna göre (38,01±12,13 sa) önemli ölçüde kısalmıştır (p=0,001). Yeniden hastane başvurusu gruplar arasında benzer (p=0,559) olup ameliyat sonrası ilk mobilizasyona başlama, ilk gaz çıkarma, ilk defekasyon yapma, Rejim 1 ve Rejim 2'ye geçiş süreleri müdahale grubunda kontrol grubuna göre daha kısadır (p<0,05). Komplike apandisit türünün hastanede kalış süresinde uzama riskini artırdığı (p=0,006), mERAS protokolüne dayalı bakım uygulamalarının ise azalttığı belirlenmiştir (p=0,004). Sonuç: Pediatrik apendektomide ERAS protokolüne dayalı bakım uygulaması taburculuk sonrası tekrar hastane başvurularını artırmadan hastanede kalış süresini kısaltabilir. ERAS protokollerinin pediatrik apendektomide kullanımının güvenli ve uygulanabilir olduğunu göstermektedir.

Buket Meral
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Çocuklarda santral venöz kateter tespitine bağlı tıbbi yapışkan ilişkili cilt yaralanmasını önlemede bakım paketinin etkinliği

Amaç: Bu araştırma, çocuklarda santral venöz kateter (SVK) tespitine bağlı tıbbi yapışkan ilişkili cilt yaralanmalarının (TYİCY) önlenmesine yönelik geliştirilen bakım paketinin etkinliğini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirildi. Yöntem: Yarı deneysel tasarım tipinde gerçekleştirilen araştırmanın örneklemini pediatrik kardiyovasküler cerrahi yoğun bakım ünitesinde yatarak tedavi alan 91 çocuk oluşturdu (Standart bakım grubu=45, Secure bakım paketi grubu=46). Araştırma verileri, Hasta Tanılama Formu, Braden QD Ölçeği, Cilt Gözlem Formu ve SECURE Bakım Paketi Değerlendirme Listesi aracılığıyla toplandı. Standart bakım grubundaki çocukların SVK bakımı kliniğin rutininde hiçbir değişiklik yapılmadan uygulanmaya devam edildi. Secure bakım paketi grubundaki çocuklara, cilt değerlendirmesi, uygun yapışkan seçimi, yapışkanın doğru teknikle uygulanması, silikon bazlı çözücü kullanımı ve TYİCY' nin kaydedilmesi basamaklarını içeren SECURE Bakım Paketi uygulandı. Bulgular: Standart bakım ve secure bakım paketi grubundaki çocukların tanıtıcı, klinik ve kateter ilişkili özellikleri benzerdi (p>0,05). Secure bakım paketi grubunda TYİCY insidansının (n=7, %15,2), standart bakım grubuna (28, %62,2) kıyasla anlamlı düzeyde daha düşük olduğu belirlendi (p<0,01). Secure bakım paketi grubunda TYİCY gelişme süresinin daha uzun olduğu saptandı (p<0,01) (Secure bakım paketi=9,71±5,31gün; Standart bakım=1,89±1,23 gün). Çok değişkenli analiz sonuçlarına göre bakım paketi uygulanmayan Sonuç: Çocuklarda SVK tespitine bağlı TYİCY önlemeye yönelik geliştirilen SECURE Bakım Paketinin TYİCY insidansını azalttığı ve gelişme süresini uzattığı belirlenmiştir. SECURE Bakım Paketi'nin pediatrik yoğun bakım ünitelerinde standart hemşirelik bakımına entegre edilmesi, TYİCY'nin önlenmesine yönelik etkili bir strateji olarak önerilmektedir.

Yaralar ve yaralanmalarÇocuk hemşireliği
Özlem Şensoy
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tip 1 diyabetli çocukların ve ebeveynlerinin yaşadıkları sorunlar, çözüm önerileri: Niteliksel çalışma

Çalışmada, Tip 1 diyabetli çocukların ve ebeveynlerinin yaşadıkları sorunlar ve bu sorunlara yönelik çözüm önerilerini belirlemek amaçlanmıştır. Veriler; nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik yaklaşım ile ebeveynler ve çocuklar için oluşturulan yarı yapılandırılmış görüşme formları kullanılarak toplanmıştır. Çalışmaya 15 anne, 15 de çocuk olacak şekilde toplam 30 katılımcı dahil olmuş, görüşmeler sırasında babalar ile denk gelinmemiştir. Çalışmanın bulguları; diyabetin belirtileri, tanı alma süreci ve diyabetle yaşama hazırlık teması, diyabet kaynaklı sorunlar teması ve diyabet kaynaklı sorunlara yönelik geliştirilen çözüm önerileri teması olmak üzere üç temada incelenmiş, çocuklar ve ebeveynler için ayrı ayrı olacak şekilde tartışılmıştır. Çalışmada çocukların en çok bahsettikleri sorunların genellikle arkadaş çevresi ile sağlık ve hastane süreçleri ile ilgili olduğu görülmüştür. Yine çocukların en çok bahsettikleri çözüm önerileri de okul ortamına yönelik olmuştur. Ebeveynlere bakıldığında ise en çok bahsettikleri sorunların sosyal hayata, sağlık ve hastane süreçlerine ve ev yaşamına yönelik olduğu görülmüştür. Ebeveynlerin çözüm önerileri ise genellikle okul ortamına ve ekonomik sorunlara yönelik olmuştur. Çalışmada ebeveynler, çocuklara göre daha fazla sorundan ve çözüm önerilerinden bahsetmiştir. Bu durum ebeveynlerin çocuklara göre Tip 1 diyabetin etkisini daha fazla hissettiklerini göstermektedir. Bu çalışma, Tip 1 diyabeti olan çocukların ve ebeveynlerinin hastalık nedeniyle yaşadıkları sorunları anlamak, geliştirdikleri veya önerdikleri çözüm önerilerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu sonuçlar Tip 1 diyabetli çocuk ve ebeveynlerine, sağlık profesyonellerine yol gösterici olabilir ve toplumda farkındalık oluşturması açısından katkı sağlayabilir.

İrem Cafrı
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

2-6 yaş arası koklear implantasyon geçiren çocuklarda dil gelişimi ve ailenin implanta bakış açısının değerlendirilmesi

Amaç: Bu tez, 2-6 yaş aralığında koklear implant (Kİ) kullanan çocukların dil gelişimini değerlendirmek ve ailelerin koklear implant sürecine yönelik görüşlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Özellikle Kİ sonrası işitsel-sözel eğitim süresinin dil gelişimine etkileri ve ailelerin süreçteki rolü üzerinde durulmuştur. Materyal ve Metod: Araştırma tanımlayıcı bir araştırma olup, İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 70 çocuk ve ebeveynleri üzerinde gerçekleştirilmiştir. Veriler, hasta tanılama formu, "Ailesel Bakış Perspektifi Anketi" (ABPA) ve DENVER II dil gelişimi testi aracılığıyla toplanmıştır. Çocukların dil gelişim düzeyleri Kİ yaşı ve işitsel-sözel eğitim süreleri dikkate alınarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Kİ'nin dil gelişimini olumlu etkilediği, çocukların işitme kaybı tanısını 6,74±5,36 ayda aldıkları, genellikle Kİ uygulanmasının 21,59±8,69 ayda yapıldığı, 49±10,63 ay süre Kİ kullandıkları görüldü. İşitsel-sözel eğitimin dil yaşı ile pozitif yönde ilişkili olduğu (p <0,001) ve 12-24 ayda dil yaşı ortalaması ile günlük cihaz kullanım süresi arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,001). ABPA toplamından elde edilen puan ortalaması ise 37,6±10,72 idi. Sonuç: Koklear implantasyonun erken yaşta uygulanması ve ardından işitsel-sözel eğitimin sürdürülmesi, dil gelişimi açısından kritik öneme sahiptir. Ailelerin süreçte aktif rol alması ve implant merkezleriyle iş birliği, tedavi başarısını artıran önemli unsurlardır. Çalışma Kİ sürecinde ailelerin desteklenmesi ve bilgilendirilmesinin önemine dikkat çekmektedir. Ocak 2025 , 101 sayfa. Anahtar kelimeler: Koklear implant, Dil eğitimi, Dil gelişimi, Çocuk

Ebru Nur Çağlıyan
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Derin solunum egzersizinin 8. sınıf öğrencilerinin sınavkaygısı üzerinde etkisi

Amaç: Araştırma derin solunum egzersizi yaptırmanın 8. Sınıf öğrencilerinin sınav kaygısı üzerine etkisini incelemek amacıyla randomize kontrollü deneysel olarak yapılmıştır. Yöntem: Araştırmanın evrenini Mart-Haziran 2024 tarihleri arasında İstanbul ili Sarıyer ilçesinde sosyodemografik olarak benzer iki ortaokulda okuyan 8. Sınıf öğrencileri, örneklemini ise seçim kurallarına uyan 37 öğrenci (21 deney grubu, 16 kontrol grubu) oluşturdu. Sınav kaygısı puanı Westside Sınav Kaygı Ölçeği (WSKÖ) ile belirlendi. Deney grubundaki öğrencilere 6 hafta boyunca haftanın 2 günü her seansı 20 dakika sürecek şekilde derin solunum egzersizi yaptırıldı, kontrol grubundaki öğrencilere haftanın 2 günü istediği saatlerde sevdiği müziği dinlemesi tavsiye edildi. Başlangıçta, uygulamanın 3. haftasında ve 6. haftada WSKÖ puanları ölçüldü. Uygulama öncesi öğrenciler Ana Baba Tutum Ölçeği, anneleri de Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği doldurdu. Bulgular: Araştırmada deney ve kontrol grubundaki öğrenciler ve aileleri tanımlayıcı özellikler bakımından benzerdi (p>0,05). Hem deney hem de kontrol grubundaki öğrencilerin girişim öncesi ölçülen WSKÖ puanları, 3. hafta ve 6. haftada ölçülen WSKÖ puanına göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (Deney grubu=F=12,738; p<0.001 Kontrol grubu=F=11,417; p<0,001). Grupların WSKÖ puanları arasında fark saptanmadı (p>0,05). Her iki gruptaki annelerin Durumluk-Sürekli kaygı puanları ve öğrencilerin değerlendirdiği anne-baba tutumları arasında fark yoktu (p>0,05). Öğrencileri algıladığı Ana-Baba tutumu ve öğrencinin LGS puanları ile WSKÖ puanları arasında anlamlı ilişki bulunmadı (p>0,05). Deney grubundaki öğrencilerin LGS sınav puanlarının kontrol grubundan anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (p<0,001). Sonuçlar: Lise giriş sınavına girecek olan 8. Sınıf öğrencilerinin sınav kaygısının azaltılmasında derin solunum egzersizleri ve öğrencinin sevdiği müziği dinlenmesi etkilidir. Öğrencilerin sınav kaygısı ile baş etmede bu iki tekniği uygulaması, bu konuda öğretmenleri ve aileleri tarafından cesaretlendirilmesi önerilir.

Cansu Ünlüer
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tübüler bandaj uygulamanın çocuklarda periferik intravenöz katater kullanım süresi ve infiltrasyon üzerine etkisi

Giriş: Periferik venöz kateter pansumanlarının %20'sinin temiz sağlam ve kuru olmadığı bildirilmiştir. Özellikle çocuk hastalarda periferik venöz kateterin yerinden çıkmasını engellemek için pansuman ve ek sabitleme ürünlerine ihtiyacın önemi vurgulamaktadır. Pediatrik hastalarda ek sabitleme ürünlerinin kullanımının kateter başarısızlığını ve komplikasyonları azaltmada etkili olduğu düşünülmekle birlikte kanıt değeri yüksek çalışmalar sınırlı kalmıştır. Amaç: Araştırma, tübüler bandaj uygulamasının periferik venöz kateter kullanım süresi ve infiltrasyon görülme sıklığı üzerine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Randomize kontrollü deneysel tasarım olarak gerçekleştirilen çalışmanın örneklemini 100 çocuk ve ebeveynleri oluşturmuştur. İnfiltrasyon derecesi her gün araştırmacı ve araştırmaya dahil olmayan gözlemci bir hemşire tarafından pediatrik periferal İntravenöz infiltrasyon ölçeği kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Tübüler bandaj uygulanan ve rutin bakım alan gruptaki çocuk ve ebeveynler tanımlayıcı özellikleri bakımından benzerdir (p˃0,05). Tübüler bandaj uygulanan ve rutin bakım alan gruplar periferik venöz katetere ilişkin özellikler açısından benzerdir (p˃0,05). Tübüler bandaj uygulanan grupta kateter kullanım süresinin rutin bakım alan gruptan daha uzun olduğu bulunmuştur (p˂0,05). Tübüler bandaj uygulanan gruptaki çocuklarda, rutin bakım alan gruba göre daha geç infiltrasyon görüldüğü belirlenmiştir (p˂0,05). Periferik venöz kateterin yerleştirildiği bölgeye göre (sağ ya da sol ön kol) kateter kullanım süresi ve infiltrasyon görülme zamanı arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p˃0,05) Sonuç: Tübüler bandaj uygulanan periferik venöz kateterlerin kullanım süresinin daha uzun olduğu ve bölgede infiltrasyonun daha geç görüldüğü belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Periferik venöz kateter, infiltrasyon, ek sabitleme, Periferik venöz kateter ömrü, Tübüler bandaj

Kateterizasyon-periferik
Dilek Sönmez Sağlık
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Pretermlere beslenme sonrası verilen pozisyonun gastrik rezidüel hacim, abdominal oksijenasyon ve fraksiyonel oksijen ekstraksiyonuna etkisi

Amaç: Araştırma klinik olarak stabil anne sütü ile beslenen preterm yenidoğanlarda, farklı üç pozisyonun gastrik rezidüel hacim, fraksiyonel oksijen ekstraksiyonu ve abdominal oksijenizasyona etkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirildi. Yöntem: Araştırma İstanbul ilinde Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi'nde Eylül 2023- Haziran 2024 tarihleri arasında, randomize crossover tasarım deseninde gerçekleştirildi. Örneklemi kura ile belirlenen pozisyon sıralamasına göre üç girişim grubuna (Grup 1=16- yüzüstü, sağ lateral ve yarı yükseltilmiş sırtüstü), (Grup 2=16-yarı yükseltilmiş sırtüstü, yüzüstü ve sağ lateral), (Grup 3=16-sağ lateral, yarı yükseltilmiş sırtüstü ve yüzüstü) ayrılan, 30+0-33+6 gestasyon haftasına sahip 48 preterm yenidoğan oluşturdu. Pretermler beslenme sonrası iki saat boyunca grubuna göre belirlenen üç pozisyonda takip edildi. Her üç girişim grubunda beslenmeden hemen önce gastrik rezidü kontrolü yapılırken, beslenmeden hemen önce, beslenme sırası ve sonrasında SPO2, abdominal NIRS ve FOE değerleri kaydedildi. Veriler SPSS 27 programı kullanılarak yüzdelik, aritmetik ortalama, Repeated Measures, Bonferroni, Friedman, Dunn Benferroni, Cochran's Q ve Pearson's Ki-Kare testleri ile analiz edildi. Sonuçlar % 95'lik güven aralığında, anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Bulgular: Preterm yenidoğanlarda beslenme öncesi gastrik rezidüel hacim varlığının yarı yükseltilmiş sırtüstü pozisyonda, yüzüstü ve sağ lateral pozisyona göre daha fazla olduğu bulunurken (p=0,001), yüzüstü ve sağ lateral pozisyondaki preterm yenidoğanların beslenme sonrası 2. saat NIRS ölçümleri, yarı yükseltilmiş sırtüstü pozisyondaki preterm yenidoğanlardan yüksek olduğu bulundu (p=0,028; p=0,023). Pozisyonlara göre beslenme öncesi, beslenme sırası ve sonrası 1. saat, 2. saat SPO2 ve FOE ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olmadığı saptandı (p>0,05). Sonuç: Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde tedavi gören preterm yenidoğanlar için daha az gastrik rezidü ve daha yüksek abdominal oksijenizasyonun sağlanmasında yüzüstü ve sağ lateral pozisyonların etkili olduğu belirlendi. Pretermlerde nonfarmakolojik yöntemlerin etkinliğinin, NIRS aracılığıyla değerlendirildiği araştırmaların arttırılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Preterm, Pozisyon, Gastrik rezidüel hacim, Abdominal oksijenizasyon, Fraksiyonel oksijen ekstraksiyonu, Oksijen düzeyi

Hande Özgörü
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Adölesanlara uygulanan motivasyonel destek programının uyku kalitesi ve akademik başarıya etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Amaç: Araştırma adölesanlara uygulanan motivasyonel destek programının uyku kalitesine ve akademik başarıya etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Yöntem: Eylül 2023-Ocak 2024 tarihleri arasında İstanbul'da bir Anadolu Lisesi'nde ön test-son test kontrol gruplu tekrarlayan ölçümlü deneysel tasarım şeklinde gerçekleştirildi. Örneklemi randomize atanan 93 11. sınıf öğrencisi oluşturdu (Deney Grubu=Motivasyonel Destek Programı=47 öğrenci; Kontrol Grubu=Eğitim Grubu=46 öğrenci). Motivasyonel destek programındaki çocuklara 1 ay boyunca bireysel motivasyonel görüşmeler yapıldı, eğitim verildi ve 1 okul dönemi boyunca haftanın 2 günü motivasyon mesajları atıldı. Yapılan eğitimin kitapçığı 1. Oturumun sonunda verildi. Kontrol grubuna 1 ay boyunca eğitim yapıldı ve eğitim kitapçığı verildi. Veriler ön test, son test, son tekrar test (1.ayın sonu), son tekrar test (3.ayın sonu) olmak üzere 4 aşamada toplandı. Verilerin toplanmasında "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Uyku Bilgi Formu", "Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi" kullanıldı. Veriler IBM SPSS 30 ile analiz edildi. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak değerlendirildi. Bulgular: Gruplar tanımlayıcı özellikleri açısından homojendi (p˃0,05). Grupların uygulama öncesi PUKİ puanları ve Uyku bilgi puanları benzerdi (p>0,05), gruplar arası ve grup içi karşılaştırmada uygulamadan sonraki ölçümlerde her iki grubun uyku kaliteleri ve uyku bilgi puanlarında iyileşmeler görüldü (p<0,05) ve deney grubundakilerde kontrol grubundakilerden daha fazla iyileşme vardı. Uygulama öncesi ve sonrası akademik başarıların gruplar arası ve grup içi karşılaştırmalarında aralarında farklılık görülmedi (p>0,05). Grupların Uyku Bilgi puanının PUKİ ve akademik başarı açısından aralarında anlamlı ilişki olmadığı saptandı (p>0,05). Grupların PUKİ puanı ile Uyku Bilgi puanı arasında anlamlı bir ilişki yok iken (p>0,05), başarı puanları arasında uygulamadan 3 ay sonra kontrol grubunda negatif yönlü düşük bir ilişkinin bulundu (p=0,013). Sonuç: Adölesanlara uygulanan motivasyonel destek programının uyku kalitelerini iyileştirdiği ancak akademik başarılarında etkili olmadığı belirlendi. Motivasyonel görüşme tekniğinin farkındalık kazandırma ve davranış değişikliği yaratması amacıyla kullanımı önerilir. Anahtar kelimeler: Adölesan, motivasyonel görüşme, uyku, eğitim programı, akademik başarı

Demet Sökün Ayaz
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocuklarda periferik intravenöz kataterizasyon sırasında oyuncak ve çizgi film karakterli maske kullanımının ağrı ve anksiyete üzerine etkisi

Araştırma, 4-6 yaş arası çocuklarda periferik intravenöz kateterizasyon sırasında hemşirenin çizgi film karakterli maske takmasının ve çocuğun sesli, ışıklı bir oyuncak ile oynamasının, çocuğun ağrısı ve ebeveynin anksiyetesi üzerine etkisinin araştırılması amacıyla randomize kontrollü deneysel olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini, Mart 2022 – Mart 2023 tarihlerinde İstanbul'da bir üniversite hastanesinin çocuk acil servisine başvuran 4-6 yaş arası çocuklar, örneklemini ise seçim kriterlerine uyan 120 çocuk (40 oyuncak grubu, 40 çizgi film karakterli maske grubu ve 40 kontrol grubu) oluşturdu. İlgili kurumdan kurum izni, etik kurul izni ve katılımcılardan onam alındı. Verilerin toplanmasında sesli ışıklı oyuncak, çizgi film karakterli maske, Tanıtıcı Bilgi Formu, Wong Baker Yüzler Ağrı Ölçeği (WBYAÖ), Visual Analog Skala (VAS) ve Durumluk Kaygı Envanteri (DKE) kullanıldı. Oyuncak grubu işlemden 1 dk önce oyuncak ile oynamaya başladı, çizgi film karakterli maske grubunda işlemi yapacak hemşire 1 dk önce çizgi film karakterli maske takılı olarak çocukla tanıştı. Kontrol grubunda girişimi yapan hemşire beyaz cerrahi maske taktı. Tüm gruplarda işlem sırasında anne çocuğun yanında yer aldı. Gruplar tanımlayıcı özellikler açısından benzerdi. İşlem sırasında deney gruplarındaki çocukların WBYAÖ puanları anlamlı düzeyde daha düşüktü (p<0,001). Annelerin değerlendirmesine göre işlem sırasında çizgi film karakterli maske grubunun VAS puanı kontrol grubundan düşüktü (p<0,001). Çocukların işlem öncesinde ve işlem sırasındaki WBYAÖ puanları ile ebeveynin çocuk için verdiği VAS puanları arasında istatistiksel olarak orta düzeyde pozitif anlamlı bir ilişki vardı (p <0,001). Annelerin DKE puanları açısından gruplar arasında anlamlı fark yoktu (p>0,05). Periferik kateterizasyon sırasında sesli ışıklı oyuncak ile oynamanın ve hemşirenin çizgi film karakterli maske takmasının 4-6 yaş arası çocukların ağrısının azaltılmasında etkili olduğu sonucuna varıldı. Çocuk acil servislerinde ağrılı girişimler sırasında 4-6 yaş arası çocukların ağrısını azaltmak amacıyla çocukların ilgisini çeken ve dikkatini başka yöne çekebilecek materyallerin kullanılması önerilir. Temmuz 2025, 75 Sayfa Anahtar kelimeler: Ağrı, Oyuncak, Çocuk, Figürlü Maske, Periferik İntravenöz Kataterizasyon

Songül Taştan
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

9-12 yaş grubu çocuklara uygulanan aromaterapinin sınav kaygısı, dikkat eksikliği ve akademik başarıya etkisi

Amaç: Araştırma, 9-12 yaş grubu çocuklara uygulanan aromaterapinin sınav kaygısı, dikkat eksikliği ve akademik başarılarına etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirildi. Yöntem: Araştırma İstanbul ilinde Eyüpsultan İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı bir Ortaokulda 5 Şubat–14 Haziran 2024 tarihleri arasında deneysel tasarım olarak gerçekleştirildi. Örneklemi, 5. sınıfların tümünün aromaterapiden etkilenmemesi için aralarındaki uzaklık ölçümleri yapılarak birbirlerinden mesafe aralığı en uzun olan 2 sınıf arasında kura sistemi ile belirlenen deney grupları; (limon, n=26), (lavanta, n=23) ve bu sınıflara hemen hemen eşit uzaklıkta olan bir sınıf ise kontrol grubu (plasebo, n=26) olmak üzere toplam 75 öğrenci oluşturdu. Aromaterapi ve plasebo bir dönem boyunca sınıflara difüzör aracılığı ile uygulandı. Veriler tanımlayıcı bilgi formu, Westside Sınav Kaygısı Ölçeği ve Burdon Dikkat Testi kullanılarak uygulama öncesi, 1.yazılı sınav öncesi ve dönem sonunda 3 kez toplandı. Veriler SPSS 27 programı kullanılarak yüzdelik, aritmetik ortalama, Pearson's Ki-Kare, One Way Anova, Tekrarlı Ölçümlerde Varyans Analizi, Karma Desenli Anova, Bonferroni, Parial Eta Squared ve Pearson Korelasyon testleri ile analiz edildi. Sonuçlar % 95 güven aralığında p<0.05 için anlamlı olarak değerlendirildi. Bulgular: Gruplar tanımlayıcı özellikleri açısından benzer olup aralarında anlamlı farkın olmadığı görüldü (p>0.05). Gruplar arası karşılaştırmalarda uygulama öncesi ve 1.yazılı sınav öncesi gruplar arasında fark görülmezken, yalnızca dönem sonu WSKÖ toplam puan ortalamaları arasında anlamlı farkın olduğu (t=4,012; p=0,022), bu farkın kontrol grubu ile limon grubu arasındaki puan farklılıklarından kaynaklandığı, limon grubunun WSKÖ puan ortalamalarının kontrol grubundan anlamlı bir şekilde düşük olduğu görüldü (p<0.05). Burdon Dikkat Testi toplam puan ortalamaları gruplar arası karşılaştırmalarda anlamlı farklılık yokken, grup içi karşılaştırmalarında tüm gruplarda dikkat düzeylerinde giderek artışlar gözlemlendiği, farkın anlamlı olduğu (F=213,008, p=0,000; F=58,862, p=0,000; F=54,155, p=0,000), ancak aromaterapiler arasında dikkat artırıcı etkinin birbirine üstünlüğü olmadığı görüldü (p>0.05). Sonuç: Uygulanan aromaterapi sonrası limon aromasının sınav kaygıları üzerine etkili olduğu ve tüm gruplarda akademik başarının arttığı belirlendi. Aromaterapinin okul ortamında kullanımının yaygınlaştırılması önerilir.

Ferhat Günerigök
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Endoskopi uygulanacak çocuklarda müzik ve beyaz gürültünün korku, anksiyete ve ağrı düzeyine etkisinin karşılaştırılması

Amaç: Endoskopi uygulanan okul yaş dönemi çocuklarında işlem öncesi, sırası ve sonrasında müzik ve beyaz gürültünün korku, anksiyete ve ağrı düzeyine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Randomize kontrollü deneysel tasarım olarak gerçekleştirilen araştırmanın örneklemini 6-12 yaş endoskopi yapılacak 105 çocuk oluşturmuştur (müzik grubu:35, beyaz gürültü grubu:35, kontrol grubu:35). Deney gruplarındaki çocuklara bulunduğu gruba göre Acemaşiran makamındaki müzik veya beyaz gürültü olarak okyanus sesi dinletilmiştir. Veriler işlem öncesi, işlem sırası ve işlem sonrası olmak üzere üç aşamada toplanmıştır. Verilerin toplanmasında çocuklar için veri toplama formu, Çocuk Korku Ölçeği (ÇKÖ), Çocuk Anksiyete Skalası Durumluluk (ÇAS-D), The Faces Pain Scale–Revised (FPS-R), nabız, solunum ve oksijen satürasyonu değeri; ebeveynler için de veri toplama formu ve Beck Anksiyete Ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS 27.0 paket programı ile analiz edildi. Bulgular: Tüm gruplarda işlem sonrası ebeveyn anksiyete düzeyleri işlem öncesine göre anlamlı şekilde azalmıştır (p<0,05). Endoskopi işlemi sonrası beyaz gürültü grubundaki çocukların korku, anksiyete ve ağrı puanları, sırasıyla müzik ve kontrol grubundaki çocuklardan anlamlı derecede düşük olduğu saptanmıştır (p<0,05). Endoskopi öncesi, sırası ve sonrası gruplar nabız hızı, solunum sayısı ve oksijen satürasyonu açısından karşılaştırıldığında aralarında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Tüm gruplarda endoskopi sırasında nabız hızı, solunum sayısı ve oksijen satürasyonu artış, endoskopi sonrasında ise azalma göstermiştir. Sonuç: Beyaz gürültünün okul yaş dönemi çocuklarında endoskopi işlemi sırasında korku, anksiyete ve ağrı üzerinde daha etkili olduğu belirlendi. Çocuklarda diğer invaziv tıbbi prosedürler sırasında beyaz gürültü uygulanması önerilir. Anahtar kelimeler: Çocuk Endoskopisi, Korku, Anksiyete, Ağrı, Müzik, Beyaz Gürültü

Büşra İnaç Yılmaz
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşire – ebeveyn desteğinin pediatrik yoğun bakımda yatan çocukların ebeveynlerinin stres düzeylerine etkisi

Amaç: Çalışma, hemşire-ebeveyn desteğinin çocuk yoğun bakım ünitesinde yatan çocukların ebeveynlerinin stresine etkisinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve analitik tasarımda yapılmıştır. Örneklemi, bir üniversite hastanesinin çocuk yoğun bakım ünitesinde Ocak – Haziran 2025 tarihleri arasında, çocukları 2 günden uzun süredir akut veya kronik hastalık nedeniyle yatarak izlenen, bilgilendirilmiş yazılı onam alınan ebeveynler oluşturmuştur (n=210). Verilerin toplanmasında, tanıtıcı bilgi formu, Ebeveyn Stres Ölçeği (ESÖ) ve Hemşire-Ebeveyn Destek Ölçeği (HEDÖ) kullanılmıştır. Veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) (Version 22 for Windows, SPSS Inc, Chicago, IL, USA) paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Değerlendirmede p<0,05 değeri anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Ebeveynlerin HEDÖ alt ölçekleri ve toplam skorları, yatışın ilk gününe kıyasla taburculukta anlamlı artış gösterirken (tüm p<0,05), ESÖ alt ölçekleri ve toplam skorları anlamlı düzeyde azalmıştır (tüm p<0,05). Annelerin eğitim düzeyi ve çalışma durumu HEDÖ Amaç: Çalışma, hemşire-ebeveyn desteğinin çocuk yoğun bakım ünitesinde yatan çocukların ebeveynlerinin stresine etkisinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve analitik tasarımda yapılmıştır. Örneklemi, bir üniversite hastanesinin çocuk yoğun bakım ünitesinde Ocak – Haziran 2025 tarihleri arasında, çocukları 2 günden uzun süredir akut veya kronik hastalık nedeniyle yatarak izlenen, bilgilendirilmiş yazılı onam alınan ebeveynler oluşturmuştur (n=210). Verilerin toplanmasında, tanıtıcı bilgi formu, Ebeveyn Stres Ölçeği (ESÖ) ve Hemşire-Ebeveyn Destek Ölçeği (HEDÖ) kullanılmıştır. Veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) (Version 22 for Windows, SPSS Inc, Chicago, IL, USA) paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Değerlendirmede p<0,05 değeri anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Ebeveynlerin HEDÖ alt ölçekleri ve toplam skorları, yatışın ilk gününe kıyasla taburculukta anlamlı artış gösterirken (tüm p<0,05), ESÖ alt ölçekleri ve toplam skorları anlamlı düzeyde azalmıştır (tüm p<0,05). Annelerin eğitim düzeyi ve çalışma durumu HEDÖ alt ölçeklerinde anlamlı farklılıklar göstermiştir (tüm p<0,05). Çocuğun ileri yaşı, önceden tanısı olması, sürekli ilaç kullanması ve daha önce yoğun bakım (YB) deneyimi olması ebeveynlerinde stres düzeyini arttırmıştır. Ayrıca HEDÖ ile ESÖ alt boyutları arasında genellikle negatif yönde anlamlı korelasyonlar tespit edilmiştir. Sonuç: Bu çalışmada hemşirelik uygulamalarıyla ebeveynlere verilen desteğin, ebeveyn stresini azaltmada önemli rol oynadığı görülmüş, pediatrik yoğun bakım ünitelerinde aile entegre bakım uygulamasının kullanılmasının önemini ortaya koymuştur.

Özge Er
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kronik böbrek yetmezliğine sahip ergen ve ebeveynleri için geliştirilen özyönetim programının ergenlerin sağlığına etkisi

Bu araştırma Kronik Böbrek Yetmezliğine sahip 12-21 yaş ergenlerin hastalıklarını yönetebilme yeterliliklerine sahip olmalarını sağlamak amacıyla Bireysel ve Aile Öz yönetim Teorisi'ne (BAÖYT) dayalı geliştirilen öz yönetim programının, ergenin öz yönetim bilgi ve davranışları, yaşam kalitesi, öz yeterlilik, sosyal destek, depresyon, anksiyete ve klinik parametrelere (eGFR, Kreatinin, BUN, Albumin, Hemoglobin) etkisini değerlendirmek amacıyla randomize kontrollü araştırma türünde yapılmıştır. Araştırmanın uygulanması, Aralık 2018 - Mayıs 2019 tarihleri arasında Ankara'da bulunan iki hastanede yapılmıştır. Çalışma 20 deney, 20 kontrol hastası ile tamamlanmıştır. Araştırmada veriler, "Bireysel ve Aile Öz Yönetim Teorisi Temelli Hazırlanmış Demografik ve Klinik Bilgi Formu", "Kronik Böbrek Hastalığına İlişkin Öz Yönetim Değerlendirme Formu", "Çocuklar için Öz-yeterlik Ölçeği", "Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği- Ergen Formu", "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği", "Beck Depresyon Ölçeği", "Beck Anksiyete Ölçeği" ve hasta dosyalarından klinik parametrelerinin ölçümleri alınarak toplanmıştır. Kronik böbrek hastalığına özgü hazırlanmış eğitim programı hastaların polikliniğe kontrole geldikleri dönemde grup eğitimi şeklinde üç oturumda uygulanmıştır. Deney grubundaki ergenler ve ebeveynler ayrı ayrı oturumlara alınarak eğitim verilmiştir. Eğitim programı bitiminden sonraki dönemde 2 haftada bir toplamda 6 kez olmak üzere 3 ay hastalara ev ziyaretleri yapılarak izlemleri yapılmıştır. Ev ziyaretlerinde hastalara yapılandırılmış on sorudan oluşan izlem soruları yöneltilmiştir. Öz yönetim eğitimi sonrası deney grubundaki ergenlerin öz yönetim bilgi ve davranışları birçok alanda ön teste göre anlamlı değişim göstermiş (p<0.05), klinik parametrelerinde sadece BUN düzeyinde (ön test:41.87±17.85; son test: 35.23±16.86) anlamlı azalma saptanmış (p<0.05) ve yaşam kalitesi puanları (ön test: 67.25±20.51; son test: 73.60±16.99) anlamlı bir şekilde artmıştır (p<0.05). Ancak eğitim sonrası deney grubundaki ergenlerin özyeterlilik (ön test: 61.80±12.34; son test: 66.35±9.90) ve algılanan sosyal destek puanlarında (ön test: 65.75±16.02; son test: 67.45±10.36) artış olmasına karşın istatistiksel olarak anlamlı görülmemiştir (p>0.05). Psikososyal değişkenlerden anksiyete düzeyinde (ön test: 14.60±10.94; son test: 7.05±6.52) anlamlı azalma görülürken (p<0.05), depresyon düzeyindeki azalma (ön test: 11.55±8.16; son test: 8.15±6.47) istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, ergenlere verilen öz yönetim eğitim programı, ergenlerin yaşam kalitesi ve anksiyete düzeylerinde anlamlı değişim göstermesine karşın öz yeterlik, algılanan sosyal destek ve depresyon düzeylerinde anlamlı değişim olmamıştır. Ayrıca öz yönetim davranışlarında bilişsel ve psikososyal alanlarda olumlu yönde değişim olmuştur. Öz yönetime ilişkin eğitim programlarının, kronik böbrek hastalığına sahip ergenlerin sağlık durumlarını iyileştirmek için kullanılabilecek etkili bir yöntem olarak kliniklerde hemşireler tarafından uygulanması önerilmektedir.

Ana-babaBöbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronik+2
Tufan Aslı Sezer
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Çölyak tanılı adölesanlarda akran etkileşimli grup desteğinin yaşam kalitesi, akran ilişkileri ve başetme düzeylerine etkisi

Bu çalışma, 13-18 yaş grubundaki çölyak hastalığı olan adölesanlara verilecek akran etkileşimli grup desteğinin, adölesanların yaşam kalitesi, akran ilişkileri ve baş etme düzeylerine etkisinin incelenmesi amacı ile randomize kontrollü deneysel çalışma olarak tasarlanmıştır. Çalışma bir üniversite hastanesinde izlenen ve çölyak hastalığı bulunan ve araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 36 adölesan ile yapılmıştır. Çalışmaya katılmayı kabul eden adölesanlar kura yöntemi ile araştırma ve kontrol gruplarına rastgele dahil edilmişlerdir. Çalışmanın verileri 22.06.2018- 11.10.2018 tarihleri arasında, adölesan ve aileye yönelik tanıtıcı bilgi formu, Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKÖ), Akran İlişkileri Ölçeği, Ergenler İçin Başa Çıkma Ölçeği (EBÇÖ) kullanılarak toplanmıştır. Çalışmanın örneklemine alınan araştırma grubundaki adölesanlar (n=18) ile altı akran etkileşimli grup oturumu oturum yapılmıştır. Uygulanan altı oturum bir hafta ara ile yapılmış olup, her oturum yaklaşık 1,5 saat sürmüştür. Düzenlenen oturumlarda katılımcılara araştırmacı tarafından çölyak hastalığına ilişkin ev, okul ve sosyal yaşamda karşılaştıkları problemlerle ilgili sorular yöneltilerek, adölesanların birbirleri ile tartışmaları ve çözüm önerileri sunmaları sağlanmıştır. Kontrol grubundaki adölesanlara (n=18) herhangi bir eğitim ya da danışmanlık verilmemiştir. Araştırma grubundaki adölesanların yaşam kalitesi ölçeği toplam puanları kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek (Z=-4,734; p<0,001), akran ilişkileri ölçeği toplam puanları, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksektir (t=6,837; p<0,001) Araştırma grubunun kendi içinde başa çıkma ölçeği aktif başa çıkma alt boyutu son test puanları, ön test puanlarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek (t=-2,712; p=0,015), başa çıkma ölçeği kaçınan başa çıkma alt boyutu son test puanları, ön test puanlarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksektir. (t=-2,486; p=0,024). Araştırma grubundaki adölesanların başa çıkma ölçeği olumsuz başa çıkma alt boyutu son test puanları, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşüktür. (Z=-2,660; p=0,008). Sonuç olarak; çölyak tanılı adölesanlarda, akran etkileşimli grup desteği müdahalesini içeren bu çalışmada, müdahale sonrasında adölesanlarda yaşam kalitesinde artma, akran ilişkilerinde olumlu gelişmeler, aktif başa çıkma ve kaçınan başa çıkma stratejisinin kullanımına ilişkin artma ve olumsuz başa çıkma stratejisinin kullanımına ilişkin müdahale etkili bulunmuştur. Çölyak Hastaları için hemşire liderliğinde akran destek gruplarının kurulması, hastalıkla baş etmede, yaşam kalitesinin artırılmasında, sosyal izolasyonun azaltılmasında etkili olacaktır.

AkranAkran etkileşimiArkadaş desteği+4
Melike Taşdelen Baş
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Konjenital kalp hastalığı nedeniyle ameliyat olan bebeklerin annelerine yönelik hemşirelik izleminin anksiyete, bakım yükü ve öz yeterlik üzerine etkisi

Bu araştırma, konjenital kalp hastalığı nedeniyle ameliyat olan bebeklerin annelerine yönelik hemşirelik izleminin anksiyete, bakım yükü ve öz yeterlik üzerine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel tipte tasarlanmıştır. Araştırmaya Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Servisi, Ankara Şehir Hastaneleri Kalp Damar Hastanesi Çocuk Kalp Damar Cerrahisi Servisi ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Araştırma ve Uygulama Hastanesi Çocuk Kardiyoloji poliklinik ve kliniklerinde konjenital kalp hastalığı nedeniyle ameliyat olan bebeğe sahip ve araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 40 anne alınmıştır. Araştırma bir müdahale (n=20) ve bir kontrol (n=20) grubu olmak üzere iki grupla yürütülmüştür. Müdahale ve kontrol grubundaki bebekler, yaş (ay) ve konjenital kalp hastalığı tipine göre eşleştirilmiştir. Araştırmanın verileri 1 Ekim 2019 – 11 Mayıs 2020 tarihleri arasında Konjenital Kalp Hastalığı Olan Bebeklerin Annelerinin Bakım Gereksinimlerini Tanılama Formu, Spielberger'in Durumluluk ve Sürekli Anksiyete Ölçeği, Bakım Verme Yükü Ölçeği ve Ebeveyn Öz Yeterlik Ölçeği ile toplanmıştır. Hacettepe Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan etik kurul izni alınmıştır. Tanımlayıcı verilerin analizinde; kesikli veriler için sayı ve yüzde, sürekli veriler için ortalama±standart sapma kullanılmıştır. Gruplar arasındaki farkın belirlenmesinde bağımsız gruplarda t-testi, iki bağımsız kategorik değişken arasındaki ilişkinin belirlenmesinde Pearson Ki-Kare Testi ve Fisher's Exact Testi, ikiden fazla bağımlı kategorik değişken arasındaki ilişkinin belirlenmesinde Cochran's Q Testi kullanılmıştır. Müdahale grubundaki annelere konjenital kalp ameliyatından sonraki üçüncü aya kadar toplam 6 kez ev izlemi yapılmış, Kuzey Amerika Hemşirelik Tanıları Birliği Hemşirelik Tanılama Sistemi ve Hemşirelik Girişimleri Sınıflaması kullanılarak hemşirelik bakımı verilmiştir. Kontrol grubundaki anneler ise hastanede verilen hemşirelik bakımını almışlardır. Müdahale grubundaki annelerin grup içi anksiyete ve bakım verme yükü puan ortalamaları ziyaretler süresince anlamlı düzeyde azalmış olup, ebeveyn öz yeterlik puan ortalamaları ise artmıştır (p<0,05). Ameliyattan sonraki üçüncü ayda müdahale ve kontrol grubundaki annelerin son test anksiyete, bakım verme yükü ve ebeveyn öz yeterlik puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Müdahale grubundaki annelerde tespit edilen hemşirelik tanılarının tümünde ev izlemleri süresince istatistiksel olarak anlamlı azalma bulunmuştur (p<0.05). Bu bulgular doğrultusunda, konjenital kalp hastalığı nedeniyle ameliyat olan bebeklerin annelerinin anksiyete ve bakım verme yükünün azaltılması ve ebeveyn öz yeterlik düzeyinin artırılması için bakım gereksinimlerine yönelik ev izlemleri ile verilen hemşirelik bakımının sağlanması önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Anksiyete, bakım verme yükü, öz yeterlilik, ev izlemi, hemşirelik, konjenital kalp hastalığı

AnksiyeteAnnelerBakım verenler+6
Ayşe Ay
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Babaların emzirmeye etkisi ölçeğinin geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırma Rempel & Rempel (2011) tarafından geliştirilen "Babaların Emzirmeye Etkisi Ölçeğinin" (The Partner Breastfeeding Influence Scale) Türkçeye uyarlamasının geçerlik ve güvenirliğini değerlendirmek amacıyla metadolojik olarak planlanmıstır. Yöntem: Bu çalışmanın evrenini 01 Temmuz- 31 Aralık 2018 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Yenidoğan Polikliniğine başvuran bebeklerin babaları, örneklemini ise araştırmaya katılmayı kabul eden, araştırma dahil edilme kriterlerine uyan ve ölçekleri tam olarak dolduran 301 bebeğin babası oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak Birey Tanılama Formu ve Babaların Emzirmeye Etkisi Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde sayı/yüzde, korelasyon analizi, Cronbach  güvenirlik katsayısı ve faktör analizi yöntemleri uygulanmıştır. Bulgular: Ölçeğin geçerlik çalışmasında dil geçerliği için ölçeğin İngilizceden Türkçeye çevirisi ve daha sonra İngilizceye çevirisi yapılmıştır. Dil geçerliği sağlandıktan sonra içerik geçerliği için ölçek farklı sağlık alanlarında uzman 10 kişinin görüşüne sunulmuştur. Uzman görüşleri Davis tekniği kullanılarak değerlendirilmiştir. Uzman görüşlerine göre tüm maddelerin kapsam geçerlik indeksi "0.99" olarak bulunmuştur. Kendall W Katsayısı sonucuna göre uzmanlar arasında istatistiksel olarak görüş birliği olduğu belirlenmiştir (Kendall's W değeri 0.163; p<0.05). Babaların emzirmeye etkisi ölçeğinin Cronbach α güvenirlik değeri .95; beş alt boyutun Cronbach α güvenirlik değerleri .82, .83, .83, .83, .75 olarak belirlenmiştir. Madde-toplam puan korelasyonları ise .240 ile .721 arasında (p <.001) dağılım göstermiştir. Açıklayıcı faktör analizi ölçeğin toplam varyansının %59.09'unu açıkladığını göstermektedir ve ölçek maddelerinin faktör yükleri .40 ile .70 arasında olduğu belirlenmiştir. Doğrulayıcı faktör analizinde ise ölçeğin faktör yükleri .28 ile .82 arasında, GFI, NNFI, NFI, CFI'nın > .90, RMSA'nın > .080 olduğu saptanmıştır. Ölçeğin yapı geçerliği ile ilgili faktör analizi sonuçları verilerin modelle uyumlu olduğunu, beş faktörlü yapıyı doğruladığını, ölçeğin madde ve alt boyutlarının ölçekle ilişkili olduğunu, her bir alt boyuttaki maddelerin kendi faktörünü yeterli olarak tanımladığını göstermiştir. Sonuç: Yapılan tüm analiz ve değerlendirmeler sonucunda Babaların Emzirmeye Etkisi Ölçeğinin Türkçe formunun Türk toplumu için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda ölçek Türkiye'de yapılacak araştırmalar için kullanılabilir. Anahtar kelimeler: Anne sütü; emzirme; bebek; baba; geçerlik; güvenirlik.

Anne sütüBabalarBebekler+3
Emel Buldur
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bebeklerde komplike olmayan bez dermatiti şiddet değerlendirme ölçeğinin geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesi

Bebeklerde Komplike Olmayan Bez Dermatiti Şiddet Değerlendirme Ölçeğinin Geçerlik ve Güvenirliğinin İncelenmesi Amaç: Araştırma Buckley ve arkadaşları tarafından 2016 tarihinde geliştirilen "Bebeklerde Komplike Olmayan Bez Dermatiti Şiddet Değerlendirme Ölçeği"nin Türkçe uyarlamasının geçerlik ve güvenirliğini değerlendirilmesi amacıyla metadolojik olarak planlanmıştır. Yöntem: Bu çalışmanın evrenini Temmuz 2018-Aralık 2018 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Yenidoğan Polikliniğine getirilen bebekler, örneklemini ise belirtilen tarihlerde dahil edilme kriterlerine uyan 150 bebek oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak Bebek Tanıtıcı Bilgi Formu ve Bebeklerde Komplike Olmayan Bez Dermatiti Şiddet Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın istatistiksel değerlendirilmesinde sayı/yüzde, t testi, Cronbach alfa güvenirlik katsayısı, bağımsız gözlemciler arası uyum testi için sınıf içi korelasyon testi kullanılmıştır. Bulgular: Ölçeğin geçerlik çalışmasında dil geçerliği için ölçeğin İngilizceden Türkçeye çevirisi ve daha sonra Türkçeden İngilizceye çevirisi yapılmıştır. Dil geçerliği sağlandıktan sonra içerik geçerliği için ölçek farklı sağlık alanlarında uzman 10 öğretim üyesi görüşüne sunulmuştur. Uzman görüşleri Davis tekniği kullanılarak değerlendirilmiştir. Uzman görüşlerine göre tüm maddelerinin kapsam geçerlik oranı "0.90", kapsam geçerlik indeksi "0.98" olarak bulunmuştur. Yapı geçerliği için yapılan bilinen grupların karşılaştırılması analizinde, gestasyon haftalarına göre 3 grubun karşılaştırılması yapılmış ve gruplar arasında anlamlı fark görülmüştür. (x2:27.597,p<0.005) Bu sonuçlara göre, Bebeklerde Komplike Olmayan Bez Dermatiti Şiddet Değerlendirme Ölçeğinin geçerli bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir. Bebeklerde Komplike Olmayan Bez Dermatiti Şiddet Değerlendirme Ölçeğinin güvenirlik çalışması için, madde toplam puan korelasyonları incelenmiştir. Ölçek maddelerinin ölçek toplam puanıyla olan korelasyon katsayılarının 0.725-0.898 arasında dağılım yaptığı görülmüştür. Tüm maddelerin madde-toplam ölçek puan korelasyonu için hesaplanan p değerinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu ve böylece ölçekten madde çıkarılmayacağı da saptanmıştır (p<0.001). Ölçeğin Cronbach α güvenirlik değerinin 0.81; maddelerinin güvenirlik değerlerinin ise sırasıyla 0.73, 0.80, 0.78 ve 0.79 olarak belirlenmiştir. İki gözlemci arasındaki uyum katsayısı (ICC: 0.999) ve her bir madde için uyum katsayısı (ICC: 0.997) 0.80'den büyük bulunmuştur. İki gözlemci arasında yüksek düzeyde uyum olduğu saptanmıştır. Ölçeğin her iki ölçüm arasındaki sınıf içi korelasyon katsayısı hemşire ölçümünde 0.987, araştırmacı ölçümünde 0.995 bulunmuştur. Analiz sonucu her iki gözlemcide de ölçeğin tüm maddelerinin her iki ölçüm arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlara göre, Bebeklerde Komplike Olmayan Bez Dermatiti Şiddet Değerlendirme Ölçeğinin Türk toplumu için güvenilir bir ölçme aracı olduğu da belirlenmiştir. Sonuç: Yapılan analizler ve değerlendirmeler sonucu Bebeklerde Komplike Olmayan Bez Dermatiti Şiddet Değerlendirme Ölçeği Türk toplumu için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır. Bu sonuçlar doğrultusunda geliştirilen ölçek Türkiye'de yapılacak araştırmalar için başarıyla kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Bebek; Bez Dermatiti; Değerlendirme; Geçerlik; Güvenirlik

Bebek bezleriBebeklerDermatit+3
Esin Keskin
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

12-18 yaş inhibitörlü hemofilik gençlerde tedavi uyumu ve etkileyen faktörler

12-18 Yaş İnhibitörlü Hemofilik Gençlerde Tedavi Uyumu ve Etkileyen Faktörler Amaç: Bu çalışmanın amacı, 12-18 yaş inhibitörlü hemofili grubunda tedavi uyumunu etkileyen durumların neler olduğunu derinlemesine incelemektir. Yöntem: Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan fenomenoloji deseninde yapılmıştır. Araştırma örneklemini, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Hematoloji Polikliniğinde kayıtlı 12-18 yaş arasında hemofili tanısı olan ve inhibitörlü 10 olgu oluşturmuştur. Araştırma verileri araştırmacı tarafından hazırlanan bireysel tanıtım formu ve yarı yapılandırılmış sorularla, derinlemesine görüşmeyle toplanmıştır. Yapılan görüşmeler ses kaydına alınmış ve sonrasında yazıya dökülmüştür. Veriler kendi içinde kodlanmış, tema ve alt temalar tanımlanmış, içerik analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Temalandırma işlemi sonrası, verilerin analizi için MAXQDA Analytics pro 2018 (Release 18.1.0) veri analiz programı kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma sonucu bulgular, "İnhibitörde Faktör Uygulanması", "İnhibitörde Faktör Uygulamasını Zorlaştıran Durumlar", "İnhibitörde Faktör Uygulamasını Destekleyen Durumlar", "Hemofilide İnhibitörlü Olmak" ve "Sağlık Profesyonelleri" olarak beş ana temada toplanmıştır. Birinci temada, inhibitörlü hemofilik gençlerin tedavilerini düzenli uygulamadıkları, self-infüzyonu bilmelerine rağmen tedavilerini kendilerinin yapmadığı saptanmıştır. Katılımcıların hemofili günlüğünden haberdar oldukları ancak etkili ve düzenli bir şekilde kullanmadıkları saptanmıştır. Katılımcılar faktör uygulamayı atladıkları zaman tedavilerini gün içinde veya bir sonraki gün uygulayarak telafi ettiği bir başka katılımcının ise, profilaktik dozunu planlanan tedavi süresinde değil, kanama durumunda kullanmak üzere yedeklediği görülmüştür. İkinci temada yer alan; katılımcıların karşılaştıkları damar yolu problemleri, tedavi ile ilgili olumsuz düşüncelere sahip olmak, tedavinin zaman alıcı nitelikte olması, kanama semptomlarının görülmemesi ve 12-18 yaş döneminin getirdiği zorlukların, tedavi uyumunu zorlaştırdığı saptanmıştır. Üçüncü temada; katılımcıların profilaksi tedavisinin yararlarını fark etmiş olmaları, kanama yaşayacağı korkusu, aile desteğinin olması ve sağlık profesyonelleriyle iyi bir iletişim içinde olmalarının tedaviye uyumunu desteklediği görülmüştür. Dördüncü temada ise, inhibitör (+) olma durumu spor aktivitelerine kısıtlama getirmiştir. Ayrıca hemofili tanısına sahip olmanın gelecekteki meslek seçimini etkilediği gerçeği de görülmüştür. Beşinci temada, katılımcılar sağlık profesyonellerinden self-infüzyon eğitimini, hastalık hakkında daha fazla bilgi alma ve kalıcı tedavinin bulunmasını bekledikleri belirtilmiştir. Sonuç: İnhibitörlü hemofilik gençler, tedaviye uyumunda zorlanmaktadırlar. Pediatri hemşiresinin özellikle 12-18 yaş inhibitörlü hemofili olgularına yönelik bireyselleştirilmiş bakım uygulamalarını destekleyici, cesaretlendirici ve motive edici girişim örneklerini uygulamasının tedavi uyumunda katkı sağlayacağı görülmüştür. Hemofili tedavisi alan genç ve aileye daha etkin bir bakımla, duygusal, zihinsel ve sosyal destekli hemşirelik bakımının sunulması tedavi uyumunu artıracağı yönündedir. Anahtar Kelimeler: Hemofili; İnhibitör; Tedaviye uyum; Genç; Fenomenolojik çalışma

GençlerHemofiliHemofili+4
Bilge Özdemir
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ameliyat öncesi çocuk hastalara izletilen eğitim amaçlı animasyon filminin çocuklarda korkuya ve ameliyat sonrası ağrıya etkisinin incelenmesi

Bu araştırma, ameliyat olan çocuk hastalara ameliyat öncesinde eğitim amaçlı animasyon filmi izletilmesinin çocuklarda korkuya ve ameliyat sonrası ağrıya etkisini belirlemek amacıyla 1 Temmuz 2017-30 Eylül 2018 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde yürütülmüştür. Araştırma prospektif, randomize kontrollü, deneysel bir çalışmadır. Bu kısımın örneklemini ameliyat olan blok randomizasyon yapılarak seçilen 132 hasta çocuk oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Çocuk ve Aileyi Tanıtıcı Veri Formu", "Çocuk Korku Skalası" ve "Yüz İfadelerini Derecelendirme Skalası (Wong-Baker Ağrı Skalası)" kullanılmıştır. Çalışmaya alınan çocuklar "Animasyon Eğitim Filmi Grubu", "Belgesel Filmi Grubu" ve "Kontrol Grubu" olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. Animasyon Eğitim Filmi ve Belgesel Filmi Sanal Gerçeklik Gözlüğü ile izletilmiştir. Veriler ameliyat öncesi dönemde araştırmacı tarafından toplanmıştır. Çocuğun ameliyat öncesi korkusu çocuk ve ebeveyn tarafından, çocuğun ameliyat sonrası ağrısı ise çocuk, ebeveyn ve hemşire tarafından ölçekler kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada Animasyon Eğitim Filmi ve Belgesel Filmi gruplarında korku puan ortalamalarında düşüş gözlenmiştir. Yapılan analizde "Animasyon Eğitim Filmi Grubu", "Belgesel Filmi Grubu" ve "Kontrol Grubu" arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur; bu farkın Animasyon Eğitim Filmi Grubundan kaynaklandığı saptanmıştır (p<0.001). Ameliyat sonrası ağrı puanına göre Animasyon Eğitim Filmi ve Belgesel Filmi gruplarında ağrı puanında düşüş gözlenmiştir. Yapılan analizde "Animasyon Eğitim Filmi Grubu", "Belgesel Filmi Grubu" ve "Kontrol Grubu" arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur; bu farkın Animasyon Eğitim Filmi Grubundan kaynaklandığı saptanmıştır (p<0.001). Çocuklarda ameliyat hazırlığını anlatan animasyon eğitim filmi ameliyat öncesi korkunun ve ameliyat sonrası ağrının azaltılmasında etkili bir yöntem olarak bulunmuştur. Çocuklarda ameliyat hazırlığını anlatan animasyon eğitim filminin, çocuklarda ameliyat öncesi hazırlık döneminde korkunun ve ameliyat sonrasında ağrının azaltılmasında farmakolojik olmayan yöntem olarak kullanılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler; çocuk cerrahisi, ameliyat hazırlığı; animasyon; korku; ağrı.

Animasyon destekli öğretimAnksiyeteCanlandırma+7
Şeyda Binay
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Annelere ani bebek ölüm sendromu ve güvenli uyku konusunda verilen eğitimin etkinliğinin incelenmesi

Annelere Ani Bebek Ölüm Sendromu ve Güvenli Uyku Konusunda Verilen Eğitimin Etkinliğinin İncelenmesi Amaç: Bu araştırma, annelere Ani Bebek Ölüm Sendromu (ABÖS) ve güvenli uyku konusunda verilen eğitimin etkinliğinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Bu araştırma yarı deneysel, tek gruplu ön test-son test tasarımında bir çalışmadır. Araştırma Ağustos 2018 – Şubat 2019 tarihleri arasında İzmir ili merkez sınırları içinde bulunan T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilimleri Üniversitesi İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi yenidoğan polikliniğine bebeğini getiren 0-1 ay arası bebeği olan 207 anne ile yürütülmüştür. Araştırma tarihleri içinde ulaşılabilen tüm anneler (207 anne) eğitime alınmış, eğitim sonrasında 141 anne ile araştırma tamamlanmıştır. Veri toplamada "Anne-Bebek Sosyodemografik Özellikler ve Risk Faktörleri Tanılama Formu" ve "Bebeklerde Ani Bebek Ölüm Sendromu' ndan Korunmaya ve Güvenli Uykuya Yönelik Anne Bilgi Değerlendirme Formu" kullanılmıştır. Araştırma öncesinde annelere "Anne-Bebek Sosyodemografik Özellikler ve Risk Faktörleri Tanılama Formu" ve "Bebeklerde Ani Bebek Ölüm Sendromu'ndan Korunmaya ve Güvenli Uykuya Yönelik Anne Bilgi Değerlendirme Formu" uygulanmıştır. Annelere araştırmacı tarafından konuya ilişkin 10-15 dakikalık powerpoint sunumu ile eğitim yapılmış ve ardından 5 dakika süren ve araştırmacı tarafından eğitimde kullanılmak üzere çekilen eğitim videosu izletilmiştir. Ardından "Bebeklerde Ani Bebek Ölüm Sendromu'ndan Korunmaya ve Güvenli Uykuya Yönelik Anne Bilgi Değerlendirme Formu" uygulanmış ve evde bilgilerini pekiştirmek amaçlı "Ani Bebek Ölüm Sendromu'ndan Korunma ve Güvenli Uyku Önerileri Eğitim Kitapçığı" verilmiştir. Eğitimlerden 1 ay sonrasında eğitim verilen annelerden poliklinik randevularına gelen annelere "Bebeklerde Ani Bebek Ölüm Sendromu'ndan Korunmaya ve Güvenli Uykuya Yönelik Anne Bilgi Değerlendirme Formu" tekrar uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan annelerin yaş ortalaması 28.45±5.9'dur. Annelerin % 37.2'sinin ilköğretim mezunu, %87.4'ünün ev hanımı olduğu, % 73.9'unun çekirdek ailede yaşadığı saptanmıştır. Bebeklerin % 59.9'u erkektir. Araştırmada yer alan annelerin % 94.7'sinin bebeğini emzirdiği, %51.2'sinin bebeklerini yan pozisyonda yatırdığı, %67.1'inin bebeğini yumuşak yatakta yatırdığı, %35.7'sinin bebekleriyle aynı yatakta yattığı, %57.5'inin bebeğini uyuturken yastık kullandığı, %28.0'inin uyuturken bebeğinin yüzünü örttüğü, %37.7'sinin emzik kullandığı, %21.7'sinin gebeliğinde sigara içtiği, %48.3'ünün bebeklerin bulunduğu odanın sıcaklığını bilmediği saptanmıştır. Annenin eğitim düzeyi, mesleği, sosyal güvence, aile tipi ve gelir düzeyinin annelerin ABÖS risk faktörleri ve güvenli uyku konusundaki davranışlarını etkilediği saptanmıştır (p<0.05). Annelerin eğitim öncesi toplam puan ortalaması 5.65±1.85, eğitimden hemen sonrasına ait toplam puan ortalaması 9.89±0.33 ve eğitimden 1 ay sonrasına ait puan ortalaması 8.95±1.07 olarak saptanmıştır. Annelerin eğitim öncesi, eğitimden hemen sonrası ve eğitimden 1 ay sonrası toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Sonuç: Araştırmada annelere ABÖS ve güvenli uyku konusunda verilen eğitimin etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler; Ani bebek ölüm sendromu; güvenli uyku çevresi; anne; yenidoğan; eğitim

Anne eğitimiAnnelerBebek bakımı+5
Pınar Doğan
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Prematüre bebeklerde masajın bilirubin düzeyine etkisinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırmanın amacı, prematüre bebeklerde masajın bilirubin düzeyine etkisini incelemektir. Yöntem: Örneklem grubunu Kasım 2018-Nisan 2019 tarihleri arasında yenidoğan yoğun bakım ünitesine yatırılan 64 prematüre bebek oluşturmuştur (masaj grubu:32; kontrol grubu: 32). Veriler, yenidoğana ait tanıtıcı bilgilerin bulunduğu "Veri Toplama Formu" ve transkutan bilirubin ölçer cihaz kullanılarak toplandı. Her iki gruptaki bebeklerin 5 gün süresince günlük transkutan bilirubin değerleri ölçülmüş, günlük dışkılama sayısı, günlük vücut ağırlığı ve yaşam bulguları (SPO2, nabız, solunum sayısı) ve hastanede yatış süresi kaydedilmiştir. Masaj grubundaki bebeklere 5 gün süresince günde iki kez sabah ve akşam 10-15 dakika bebek masajı yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Skewness, Kurtosis, Yates düzeltmeli ki-kare testi, Fisher exact testi, bağımsız gruplarda t testi, bağımlı gruplarda t testi, Wilcoxon Signed rank testi, Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: Masaj grubundaki prematüre bebeklerin günlük TcB düzeyi üçüncü, dördüncü ve beşinci günlerde kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p<.001). Masaj grubundaki bebeklerin günlük dışkılama sayısı ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci günlerde kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<.001). Masaj grubundaki bebeklerin hastanede kaldığı gün ortalamasının kontrol grubuna göre düşük olduğu, aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<.001). Masaj grubundaki bebeklerde 1-5 gün arası tüm günlerde SPO2 ortalaması anlamlı düzeyde yüksek, nabız sayısı ve solunum sayısı ortalaması anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p<.001). Masaj ve kontrol grubundaki bebeklerde doğumda ve ilk beş gündeki vücut ağırlığı ortalamaları arasında anlamlı düzeyde fark bulunmamıştır (p>.05). Sonuç: Bebek masajı, prematüre bebeklerin dışkılama sıklığını arttırmada ve bilirubin düzeyini azaltmada etkili bir yöntemdir. Bebek masajının, prematüre bebeklerde bilirubin düzeylerinin artmasını önlemek için ve sarılığın terapötik tedavisine (farmakolojik tedavi, fototerapi ve kan transfüzyonu) olan ihtiyacı azaltmak için alternatif ve tamamlayıcı bir uygulama olarak kullanılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler; yenidoğan sarılığı; bebek masajı; transkutan bilirubin düzeyi; prematüre bebek.

Bebek-prematürBebeklerBilirubin+1
Gönül Kılıç
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

34 hafta ve üzeri yenidoğanlarda fincanla beslemenin bebeklerin beslenme çıktı ve konforuna etkisi

Amaç; Anneye çeşitli sebeplerle ulaşamayan preterm ve yenidoğan bebekler için emmeyi unutturmayacak fakat emmeyi güçlendirip, yutmayı destekleyecek alternatif beslenme yöntemleri geliştirilmiştir. Bunlardan birisi ise fincanla beslemedir. Araştırmamız; 34 gebelik haftası ve üzerinde bebeklerde fincanla besleme sırasında fizyolojik parametreleri, ağızdan akıtma ve beslenme süresindeki değişiklikleri (beslenme çıktıları) gözlemlemek, beslenme sonrası konforu ve hemşirelerin beslenmeyle ilgili görüşlerini değerlendirmek amacıyla yapılan bir araştırmadır.Gereç ve Yöntem:Araştırma kesitsel, tanımlayıcı ve yarı deneysel bir çalışmadır.Araştırmanın verileri 15.01.2019 ve 15.04.2019 tarihleri arasında, İzmir iliS.B.Ü. Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde uygulanmıştır.34 hafta ve üzeri 43 yenidoğan ve 1 yıldan fazla yenidoğan yoğun bakım ünitesinde görev yapmakta olan 43 hemşire, dahil edilme kriterlerine uygun olarak saptanmıştır. Veriler, "Olgu Rapor Formu", "Hemşirelerin Fincanla Beslemeye İlişkin Görüş Formu", "Gözlem Formu", "Yenidoğan Konfor Davranış Ölçeği" ve "Hemşire Fincanla Besleme Beceri Değerlendirme Kontrol Listesi" ile toplanmıştır. Bulgular: Hemşirelerin %81,4'ü (n=35) daha önce bir bebeği fincanla beslemediklerini belirtmişlerdir. Hemşirelerin fincanla beslemeye ait görüşleri, fincanla besleme eğitimi ve fincanla besleme deneyiminden olumlu yönde etkilenmiştir. Birinci fincanla besleme öncesi/ sırası / 1 dakika sonrası, ikinci fincanla besleme öncesi/ sırası / 1 dakika sonrası, üçüncü fincanla besleme öncesi/ sırası /1 dakika sonrası kalp tepe atımları, solunum sayıları ve oksijen saturasyonu beslenme sayısına göre tekrarlı ANOVA testi ile değerlendirilmiştir. Birinci, ikinci, üçüncü besleme kalp tepe atımları, solunum sayıları ve oksijen saturasyonlarıarasında fark olmadığıancak tüm beslemeler öncesi, sırası ve sonrasındaki kalp tepe atımı, solunum sayısı ve oksijen saturasyonu değişimi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Besleme Öncesi-sırasısonrası ilerleyişi) üç beslenmede de benzerdir. Fincanla besleme sonrası puan ortalamaları, fincanla beslemenin bebekler için konforlu bir işlem olduğunu ortaya çıkarmıştır. Sonuç: Araştırma sonucunda, fincanla beslemenin bebekler için konforlu olduğu, hemşirelerin eğitim ve deneyim sonunda fincanla besleme hakkındaki yargılarının kırıldığı ve bebeğin deneyim artışınınbeslenme çıktılarına etkisinin olmadığı ortaya çıkmıştır.

Bebek bakımıBebek beslenmesiBebek-yenidoğmuş+6
Setenay Zengi Kaya
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Prematüre bebeklerde masajın vital bulgular ve büyüme parametrelerine etkisinin incelenmesi

Prematüre Bebeklerde Masajın Vital Bulgular ve Büyüme Parametrelerine Etkisinin İncelenmesi Amaç: Bu araştırmanın amacı, prematüre bebeklerde masajın vital bulgular ve büyüme parametrelerine etkisini incelemektir. Yöntem: Örneklem grubunu Ağustos 2018- Mayıs 2019 tarihleri arasında YYBÜ'ye yatırılan 33 prematüre bebek oluşturmuştur (masaj grubu:17; kontrol grubu: 16). Masaj grubundaki bebeklere 5 gün süreyle günde iki kez 10-15 dakika bebek masaj uygulanmıştır. Her iki gruptaki bebeklerin vücut ağırlığı her gün ölçülüp kaydedilmiştir. Baş çevresi ve boy uzunluğu ise çalışmanın başlangıcında ve bitiminde ölçülüp kaydedilmiştir. Masaj grubundaki bebeklerin vital bulguları (SPO2, kalp atım hızı, solunum sayısı) masaj öncesi, masaj sonrası 1. dakika ve 10. dakikalarda olmak üzere 3 kez kaydedilmiştir. Her iki gruptaki bebeklerin hastanede kalma süreleri kaydedilmiştir. Bulguların analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Ki-Kare testleri, Fisher exact testi, bağımsız gruplarda t testi, bağımlı gruplarda t testi, Wilcoxon signed ranks testi, Mann whitney U testi kullanılmıştır. Önemlilik düzeyi p<.05 kabul edilmiştr. Bulgular: Masaj grubundaki bebeklerin vücut ağırlığı artışı kontrol grubundaki bebeklerden anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<.05). Masaj grubundaki bebeklerde 1. gün; 2. gün; 3.gün; 4.gün akşam ve 5.gün akşam masaj sonrası kalp atım hızı anlamlı olarak yüksek bulunmuştur(p<.05). Masaj grubundaki bebeklerin masaj sonrası SPO2 değeri 1. gün sabah hariç diğer günlerde anlamlı olarak yüksek bulunmuştur(p<.05). Masaj grubundaki bebeklerin masaj sonrası solunum sayısı 1-5 gün arası tüm günlerde anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<.05). Masaj ve kontrol grubundaki bebeklerde boy uzunluğu, baş çevresi artışı ve hastanede kalma süreleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>05). Sonuç: Bebek masajı prematüre bebeklerin vücut ağırlığını artırmada etkili bir yöntemdir. YYBÜ'deki hemşireler prematüre bebeklerin büyüme ve gelişimini desteklemek için bebek masajını kullanabilir. Anahtar Kelimeler; bebek masajı; vital bulgular; büyüme parametreleri

Bebek-prematürBebeklerBüyüme+2
Sultan Çerikan
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan prematüre bebeklerin anne sütü ile beslenmesini etkileyen etmenler

Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde Yatan Prematüre Bebeklerin Anne Sütü İle Beslenmesini Etkileyen Etmenler Amaç: Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde (YYBÜ) yatan prematüre bebeklerin anne sütü ile beslenmesini etkileyen etmenlerin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Method: Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel bir çalışma olarak Kasım 2018-Mayıs 2019 tarihleri arasında Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi ve Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde yatan 28-36 hafta arası anne sütü ile enteral beslenen 126 prematüre bebek, anneleri ve YYBÜ'de çalışan 60 hemşire ile yüz yüze görüşülerek anket formu uygulanarak yapılmıştır. Prematüre bebeğe ait bilgiler hasta dosyasından elde edilmiştir. Bulgular: Araştırma sonucunda tüm prematüre bebeklerin %55,6'sının sadece anne sütü aldığı ve anne sütü ile beslenmeyi bebekler, anneler ve hemşirelere ait bazı özelliklerin etkilediği; kanguru bakımı ve ten tene temas uygulanma durumu ile annenin doğumdan sonra süt gelme zamanı arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Hemşirelerin mesleki deneyim ve eğitim durumu ile anneleri anne sütü, sağma ve emzirme hakkında bilgilendirme zamanı arasında anlamlı bir ilişki olmadığı, prematüre bebeğin solunum desteği alma durumu, doğum kilosu ve yatış süresi ile ilk anne sütü ile beslenme zamanı arasında anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir (p>0.05) . Sonuç: Annelerin çoğunluğunun gebelik döneminde ya da öncesinde anne sütü ve emzirme hakkında eğitim almadığı, kanguru bakımının daha erken anne sütü oluşumuna katkı sağladığı, annenin kronik hastalığının anne sütü oluşumunda süreyi uzattığı, sütünün yeteceğine inanan annelerin bebeğinin taburcu olduğunda evde sadece anne sütü ile besleme niyetlerinde olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Anne sütü; emzirme; prematüre; yenidoğan yoğun bakım ünitesi; hemşire.

Anne sütüBebek bakımıBebek beslenmesi+5
Öznur Akgün
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimEN

Developing the care burden scale in the families of children with cancer and determining the affecting factors

Purpose: The main purpose of this study is to develop a new, original and new care burden scale that can evaluate the care burden levels of family for cancer children and determine the factors affecting the care burden of families. At the same time, the secondary aim of the study was to evaluate the effect of caregivers on care burden by defining family functions and relationships with the Family APGAR Scale. Methods: The research was methodological and descriptive type, between May 15, 2018 and February 18, 2019 at the Ege University Medical Faculty Tülay Aktaş Oncology Hospital Pediatric Oncology Service and Polyclinic, Ege University Medical Faculty Children's Hospital Hematology Service and Polyclinic, Health Sciences University İzmir Tepecik Training and Research Hospital Children Hematology and Oncology Service was conducted with caregivers of children diagnosed with cancer. In this direction, 217 caregivers selected by stratified sampling method formed the sampling group. The questionnaire used as data collection method in the research; Caregiver information form, Family APGAR Scale, Zarit Caregiver Burden Scale and developed Care Burden Scale were used. Delphi technique was used to create the pool of substances related to the "Care Burden Scale". The content validity of the draft care load scale, which consists of Delphi technique results, was realized by using Dawis method. In addition, a pilot study was conducted with 35 caregivers. In the analysis of the data, descriptive statistics, t test, variance analysis and Pearson correlation analysis were applied by using SPSS 21.0 for Windows package program. For the validity and reliability of the scale, Cronbach Alpha coefficient, item test correlation scores, explanatory and confirmatory factor analysis were calculated. Results: It was determined that 90.8% of the individuals caring for cancer-diagnosed children were women, 91.7% were married and 85.7% were the mother of the child. The mean age of the caregivers was 36.64 ± 7.39 (± SD). It was found that 73.7% of the caregivers did not work in a regular job, 59.4% of them were less than their income and the average care period was 15.24 ± 13.90 (± SD). It was determined that 61.3% of the children received support from their spouses. Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) value of the care load scale was 0.858, Bartlett's testti (2 = 5126.083 was found to be significantly significant. The scale was divided into four factors explaining 68.345% of the total variance. The sub-dimensions of the scale were named as emotional burden, socio-cultural and economic burden, mental burden and physical burden. Cronbach Alpha reliability coefficient was found to be 0.930, test-retest reliability was 0.826 and parallel test reliability was 0.841. The item total score correlations ranged from 0.428 to 0.645 (p <0.001). Compliance criteria obtained by confirmatory factor analysis were found in the acceptable limits of RMSEA = 0.087, NNFI = 0.910, CFI = 0.920 and IFI = 0.920, and the Chi-Square / Degree of Freedom (N2 / df = 2.129) showed the perfect fit of the model. General care burden scores of caregivers were found to be moderate, and their physical burdens were significantly higher than other burdens. Family APGAR relationships of caregivers were found to be quite high. As caregiver family relationships increased, the burden of care burden decreased. Conclusions: The care burden scale is a valid and reliable scale consisting of thirty-six items and four sub-dimensions in a five-point Likert type which can be used to evaluate the care burden of caregivers of children with cancer in the Turkish population. In addition, it has been shown that family relationships play an important role on the burden of care. It is recommended to evaluate the results by using the care load scale by health professionals in different sample groups to evaluate new results.

FamilyCaregiversCaregiver burden+4
Hamide Nur Çevik Özdemir
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lösemili çocuklarda "çocuklar ve gençler için ağız bakım rehberi" kullanımının oral mukozit gelişimine etkisi

Araştırmaya Haziran 2019 - Ağustos 2019 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Hastanesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Hematoloji Kliniği'nde bakım ve tedavisi devam eden, lösemi tanısı almış, araştırmanın sınırlılıklarına uyan 2-18 yaş grubu 30 çocuk ve ebeveynleri dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak "Çocuk ve Ebeveyn Bilgi Formu" ve "Çocuklar ve Gençler İçin Ağız Bakım Rehberi ve Oral Bakım Protokolü" kullanılmıştır. Verilerin toplanması çocuğa kemoterapi tedavisi başlanmadan bir gün önce başlayıp 21 gün boyunca sürmüştür. Çocuk ve ebeveynden her sabah çocuğun ağız içini araştırmacı tarafından temin edilen abeslang ve bir ışık kaynağı ile rehbere göre değerlendirmesi istenmiştir. Rehberden alınan toplam puana göre ağız bakımı yapma sıklığı belirlendikten sonra ağız bakım protokolündeki adımları takip etmesi istenmiştir. Araştırmadan elde edilen verilerin analizi SPSS 25.0 programında; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Shapiro-Wilk, Spearman korelasyon analizi ile incelenmiştir. Çocukların %86,7'sinin akut lenfoblastik lösemi tanısı ile izlendiği, %33,3'ünün tedavi süresinin 0-1 ay olduğu, %76.7'sinin aldığı kemoterapi kür sayısının 1-5 kür arasında değiştiği görülmüştür. Çocukların %86,7'si ağız içini her gün kontrol ettiği ancak %80'nin düzenli olarak ağız bakımı yaptığı saptanmıştır. Ağız bakımını düzenli yapmama nedeni olarak %16.7 oranında ağız bakımını yapmayı sevmedikleri belirlenmiştir. Oral mukozit oluşumunda en şikayetçi oldukları durum %53,3 oranında ağrının olması olarak saptanmıştır. Çocukların kemoterapi tedavisi süresine göre oral mukozitin 0-6 ay tedavi görenler için 6.40±6.58 gün, 6 ay ve üzeri tedavi alanlar için 10.75±5.03 gün sürdüğü belirlenmiştir. Çocukların 'Çocuklar ve Gençler İçin Ağız Bakım Rehberi'nden aldıkları puanlar ile; mukozit evresi, ağrı puanı, nötrofil sayısı ve trombosit sayısı arasındaki ilişki anlamlı bulunmuştur (p<0.01). Sonuç olarak; lösemili çocuklarda 'Çocuklar ve Gençler İçin Ağız Bakım Rehberi'nin oral mukozitin erken dönemde fark edilmesini sağladığı ve rehber ile hergün ağız değerlendirmesi yapılmasına ek olarak düzenli ağız bakımı yapılmasının oral mukozit derecesine etki ettiği saptanmıştır. Bu konuda örneklem sayısının fazla, randomize kontrollü deneysel araştırmaların yapılması önerilmektedir.

Ağız hastalıklarıAğız sağlığıGençler+6
Özlem Alemdar
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Re-Mission video oyununun kanserli adolesanların yorgunluk ve yaşam kalitesi düzeyine etkisi

Araştırma, kanserli adölesanların hastalıkları hakkında bilgi düzeyini artırmak, ve tedaviye uyum sürecini hızlandırmak amacı ile geliştirilen Re-Mission video oyununun adölesanların yorgunluk ve yaşam kalitelerine etkisini icelemek amacı ile randomize kontrollü olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini Şubat 2017- Şubat 2019 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Çocuk Hastanesi Hematoloji Servinde kanser tedavisi gören ve araştırmaya katılmayı kabul eden adölesan ve ebeveynler oluşturmuştur. Araştırmaya dahil edilen adölesanlardan hematoloji kliniğinde kanser tedavi süreci devam eden 23 adölesan kontrol grubunu, klinikte kanser tedavi süreci devam eden ve Re-Mission video oyunu oynayan 23 adölesan ise çalışma grubunu oluşturmuştur. Veriler "Birey ve Ebeveyn Tanılama Formu", "13-18 Yaş Pediatrik Onkoloji Hastaları İçin Yorgunluk Ölçeği (Çocuk ve Ebeveyn Formu)" ve "Yaşam Kalitesi [Functional Assessment of Cancer Therapy – General (FACT-G versiyon 4)]" ölçekleri kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmanın sonunda ise çalışma grubundaki adölesanlardan "Re-Mission Video Oyunu Değerlendirme Skalasını" doldurmaları istenmiştir. Verilerin analizi SPSS 22.0 programı ile değerlendirilmiştir. Çalışma ve kontrol gruplarındaki adölesanların sosyo demografik ve hastalığa ilişkin özellikler açısından benzer olduğu belirlenmiştir (p>0,05). Çalışma grubundaki adölesanlar ile kontrol grubundaki adölesanların yorgunluk ölçeği toplam puan ortalamaları arasında başlangıçta (p=,003), bir ay sonra (p=,000) ve üç ay sonra (p=,000) anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur. Araştırmanın başlangıcında iki grubun FACT-G yaşam kalitesi ölçeği toplam puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark olmadığı (p=,727), bir ve üç ay sonra yapılan değerlendirmelerde ise iki grubun yaşam kalitesi toplam ölçek puanı ortalamaları arasında anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Adölesanların ebeveynleri tarafından da çocuklarının yorgunluk düzeyleri değerlendirildiğinde ise çalışma grubundaki adölesanların ebeveynleri ile kontrol grubundaki adölesanların ebeveynlerinin birinci ayda yorgunluk ölçeği toplam puan ortalamaları arasında fark olmadığı (p=,895), başlangıçta (p=,013) ve üçüncü ay (p=,000) yapılan değerlendirmelerde ise iki grubun yorgunluk ölçeği toplam puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Çalışma grubundaki adölesanların araştırmanın sonunda Re-Mission video oyununu diğer kanserli adölesanlara kesinlikle önerdikleri (%82,6), oyunun zararlı olmadığına kesinlikle inandıkları (%78,3) ve oyunu oynamayı kesinlikle sevdikleri (%52,2) belirlenmiştir. Araştırmanın sonucunda Re-Mission video oyununun kanser tanısı almış adölesanların yorgunluk düzeylerinin azalmasında etkili olduğu ve yaşam kalitelerine olumlu yönde katkı sağladığı belirlenmiştir. Kliniklerde Re-Mission video oyununun kullanımının yaygınlaştırılması ve Türkçe seslendirme ve alt yazı eklenmesi önerilmiştir.

ErgenlerKanser hastalarıLösemi+4
Canan Uluhan
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yenidoğan bebeklerin beslenme şekilleri, anne sütü alma durumu ve emme sorunlarının incelenmesi

Bu araştırma yenidoğan bebeklerin beslenme şekilleri, anne sütü alma durumları ve emme sorunlarını incelemek ve etkileyen faktörleri belirlemek için planlanmıştır. Araştırma Mart 2015- 2016 tarihleri arasında İzmir Bornova' da özel bir üniversitenin kadın – doğum, yeni-doğan yoğun bakım, çocuk servisi ve emzirme polikliniğine başvuran bebeklerin kayıtları retrospektif incelenerek uygulanmıştır. Örneklemi oluşturan 1520 yenidoğan bebeğin emzirmeye ilişkin kayıtlarının incelendiği tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırmada verilerin toplanmasında birey tanılama formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ise SPSS 25.0 (Statistical package for the social sciences) paket programı uygulanmıştır. Verilerin karşılaştırmalarında anlamlılık düzeyi p değeri 0,05 alınmış olup, veriler üzerinde Kruskal- Wallis tek yönlü varyans analizi, Mann-Whitney U testi, Ki kare Analizi ve Shapiro Wilk testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmamızda bulgular incelendiğinde emzirme deneyimi olan annelerin emzirme süreleri ortalaması 2.86 ±0.03 ay, %76.1'inin ilk yarım saat içinde, %20'sinin ikinci yarım saatte, %3.9'u 1-6 saat arası içinde bebeklerini emzirdikleri, anne yaşının daha önceki bebeğini emzirme süresi, bebeğin doğum haftası, bebeğin doğum kilosu ve bebeğin polikliniğe başvurduğu kilosu arasında yapılan değerlendirmesinde anlamlı bir ilişki bulunduğu, doğumdan sonraki ilk emme zamanıyla anne yaşı arasında istatistiksel olarak incelendiğinde ise ilk yarım saatte emme zamanının anne yaşı ile ilişkisi ile ikinci yarım saatte ilişkisi anlamlı bulunduğu, annenin emzirmeye devam edip etmemesine göre bebeğin doğum haftası, kilosu ve polikliniğe başvuru kilosu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir. Sağlık profesyonelleri arasında yer alan hemşirelerin annelerin hatalı emzirme davranışlarının uygun olan davranışlar ile değiştirilmesinde ve annelere verilecek olan eğitimlerde kritik role sahiptir. Büyük örneklem grupları ile yapılmış olan araştırmaların sonuçları da bu eğitim içeriklerinin hazırlanmasında anlamlı veriler sağlaması açısından önemlidir. Annelerin yaşı, çalışma durumu, doğum şekli, emzirme sıklık ve süreleri ile emme sorunlarının anneye ve bebeğe ait nedenleri ise dikkatlice vurgulanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Anne sütü, beslenme şekilleri, emme sorunları, yenidoğan

Anne sütüBebek beslenmesiBebek-yenidoğmuş+3
Burcu Sarı Bıçkıcı
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık çalışanlarının pediatrik onkoloji hastalarının annelerinin umudu üzerine etkileri

Sağlık Çalışanlarının Pediatrik Onkoloji Hastalarının Annelerinin Umudu Üzerine Etkileri Amaç: Araştırma, sağlık çalışanlarının pediatrik onkoloji hastalarının annelerinin umudu üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma sağlık çalışanlarının pediatrik onkoloji hastalarının annelerinin umudu üzerine etkilerinin belirlenmesi ve annelerin deneyimlerinin çok boyutlu incelenmesi amacıyla tanımlayıcı niteliksel araştırma türlerinden fenomenolojik (olgubilim) araştırma tipinde yapılmıştır. Görüşmeler Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tülay Aktaş Onkoloji Hastanesi Pediatrik Onkoloji Ünitesi'nde araştırmaya katılmayı kabul eden 6 anne ile gerçekleştirilmiştir. Veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu ve annelerin yaşı, eğitim durumu gibi özelliklerini tanımlayan soruları içeren sosyodemografik veri formuyla toplanmıştır. Katılımcılarla gerçekleştirilen derinlemesine görüşmelerde, sağlık çalışanlarının pediatrik onkoloji hastalarının annelerinin umudu üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla annelerin deneyimlerini, duygularını ve algılarını açığa çıkarmaya yönelik sorular sorulmuştur. Annelerin sorulara verdiği cevaplar ses kaydına alınarak, temel içerikleri çözümlendikten sonra MAXQDA Analytics Pro-18 nitel veri analizi programı ile kodlanarak analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırma bulguları dört temaya ayrılarak incelenmiştir. Temalar; umut, tanı ve tedavi süreci, sağlık çalışanlarının yaklaşımları hakkındaki olumlu düşünceler ve sağlık çalışanlarının yaklaşımları hakkındaki olumsuz düşüncelerden oluşmaktadır. Yapılan görüşmelerde annelerin umudunun tanıyı öğrendikleri andan itibaren tedavi süreci boyunca sağlık çalışanlarının yaklaşımlarından etkilendiği saptanmıştır. Çocuğu onkoloji tedavisi alan annelerin umudu sağlık çalışanlarının tavır ve tutumlarıyla artma ya da azalma eğilimi göstermektedir. Annelerin umudunun ilk tanı anında doktorların tanıyı söylerken rahat tavırlar içerisinde olması, hastanede hemşirelerle yaşanan tartışmalar ve annelerin sağlık çalışanlarından yeterli bilgi alamamaları gibi nedenlerden olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Sağlık çalışanlarının güler yüzlü ve yapıcı yaklaşımları, hasta çocuğa ilgi gösterilmesi, invaziv girişimler sırasında hemşirelerin hassas yaklaşımları, doktorların tedavide çaba göstermeleri gibi faktörlerin de annelerin umudunu artırdığı saptanmıştır. Sonuç: Kanser gibi kronik hastalıklarda hasta yakınının ruhsal durumunun olumlu olmasının hastaların yaşadıkları zorlukları aşmalarında yardımcı olduğu bilinmektedir. Bu nedenle sağlık çalışanlarının, kanser hastası çocukların annelerinin umudu üzerine etkilerinin bilinmesi ve bunun göz önünde bulundurulması, profesyonel bakımın güçlendirilmesine katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler; pediatri, umut, kanser, anne, onkoloji

AnnelerDoktor-hasta etkileşimiHasta yakınları+7
Büşra Gül
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemilerde evde oral kemoterapiye uyum süreci ve etkileyen faktörler

Giriş: Akut Lenfoblastik Lösemi tedavisi idame döneminde oral kemoterapik ilaçlar kullanılmaktadır. Tedavinin evde yürütüldüğü bu dönemde ilaç uygulamalarında bakım vericilerin sorumluluklarının artması nedeniyle çeşitli sorunlar yaşanabilmektedir. Amaç: Bu çalışmanın amacı, çocukluk çağı ALL hastalarında oral kemoterapiye uyum sürecini ve bu süreçte bakım vericilerin deneyimleri ışığında, yaşanılan sorunları ve nedenlerini derinlemesine incelemektir. Yöntem: Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan fenomenolojik araştırma deseninde yapılmıştır. Araştırma Dokuz Eylül Üniversitesi Nevvar Salih İşgören Çocuk Hastanesi Hematoloji Polikliniğinde Eylül 2018-Mart 2019 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışma ALL tedavisinin idame döneminde olan bakım vericilerin gönüllü katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmamızda tanımlayıcı bulgular hasta çocuk ve katılımcıya ait sosyodemografik özellikleri içeren formlar ve kullanılan ilaç bildirim formu aracılığı ile toplanmıştır. Araştırmacının hazırladığı uzman görüşü alınarak düzenlenmiş yarı yapılandırılmış görüşme formu kılavuzluğunda, yüz yüze görüşme tekniği ile on bakım verici görüşmesi yapılmıştır. Görüşmeler sırasında ses kayıt cihazı kullanılmıştır. Örneklem veri doygunluğu sağlanana kadar genişletilmiştir. Elde edilen ses kayıtlarının çözümlenmesi sonrasında tematik kodlama yapılmıştır. Kodlar araştırmacı tarafından sınıflandırılarak uygun temalar ve alt temalar oluşturulmuştur. Görüşme formu üzerinden elde edilen nitel veriler Maxqda yazılımı kullanılarak analiz edilerek araştırmanın güvenilirliğini sağlamak için uzman görüşü alınmıştır. Bulgular: Elde edilen veriler altı ana tema kapsamında sınıflandırılmıştır. İdame döneminde tedavinin evde ağızdan ilaç tedavisi ile yürütülmesi çoğunlukla umut verici ve olumlu olarak nitelendirilse de özellikle ilaçların doğru ve düzenli uygulanması gerekliliği bakım vericilerin sorumluluklarının artmasına neden olmaktadır. Bakım vericiler için bu dönemde en çok ilaç hazırlama, ilaç saatlerine uyum, ilaç saklama, ilaç yan etkilerini bilme, ilaç dozlarına dikkat etme, ilaç atıklarını yönetme, ilaç içme güçlükleri ile ilgili zorluklar söz konusudur. İlaç içme güçlükleri ile başa çıkabilmek için ilaçları ezerek, gıdalara katarak verme, oyun yolu ile ilaç içirme, çocuğa zaman tanıma, çocuğa açıklama yapma gibi yöntemlere başvurulmaktadır. Bu dönemde kemoterapik ilaçların bakım vericiler tarafından verilmesi nedeniyle kendini suçlu hissetme gibi olumsuz duygular yaşanabilmektedir. Bakım vericilerin ilaçların özellikleri ile ilgili bilgi eksiklikleri olduğu görülmüştür. Bir bakım vericinin çocuğuna hastalık bulaştırma riskini düşünerek gereksiz antibiyotik kullandığını ifade etmesi manidardır. Uyumun birçok faktörden etkilendiği görülmüştür. Yaş gruplarına ve kişilere özgü gerekli girişimlerle ailelerin sürece uyum sağlayabileceği belirlenmiştir. Sonuç: İdame döneminde tedavinin evde yürütülebilecek olması nedeniyle yaşanılan olumlu duygular yanında artan sorumluluklar bakım vericilerde zorlanmaya da neden olabilmektedir. Bakım vericilerin idame dönemini sorunsuz geçirebilmeleri için aile merkezli hemşirelik yaklaşımının benimsenmesi, eğitimlere idame döneminde kullanılacak ilaç bilgilerinin dahil edilmesi, yaşanılabilecek ilaç içme güçlüklerine yönelik çocuğun yaş grubuna uygun girişimlerin önerilmesi, taburculuk eğitimlerinin hasta yatışından itibaren başlatılması önerilir. Anahtar Kelimeler; Akut Lenfoblastik Lösemi; Çocuk; uyum süreci; oral kemoterapi

Prekürsör hücreli lenfoblastik lösemi-lenfomaTedaviye bağlılık ve uyumÇocuklar+2
Aylin Kaçar
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fenilketonürili çocuklara sahip ailelerin bakım, tedavi ve beslenmede yaşadıkları zorlukların belirlenmesi

Fenilketonüri, otozomal resesif geçişli, fenilalanin hidroksilaz enzim aktivitesindeki eksikliğe bağlı olarak meydana gelen kronik bir hastalıktır. Fenilketonüri ülkemizde sık görülen genetik hastalıklardan biridir ve çocuk ve ailesine çeşitli zorluklar getirerek yaşam kalitesini etkilemektedir. Bu araştırmada amaç, fenilketonürili çocuklara sahip ailelerin bakım, tedavi ve beslenmede yaşadıkları zorlukların belirlenmesidir. Kesitsel ve tanımlayıcı tipte gerçekleştirilen araştırma, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Beslenme ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniği'nde yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Beslenme ve Metabolizma Hastalıkları Polikliği'ndeki 1 – 10 yaşları arasında FKÜ tanısı almış çocuğa sahip aileler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise; Temmuz – Eylül 2017 tarihleri arasında, polikliniğe başvuran ve araştırmaya katılmayı kabul eden 1 – 10 yaşları arasında FKÜ tanısı almış çocuğa sahip 60 aile oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanan 'Fenilketonürili Çocuklara Sahip Ailelerin Bakım, Tedavi ve Beslenmede Yaşadıkları Zorlukların Belirlenmesi Anketi' kullanılmıştır. Anket formundaki sorular ailelerin sözlü ve yazılı onamları alındıktan sonra yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Veriler SPSS 21.0 programında tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare testi ile değerlendirilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; ebeveynlerden %51.7'si baba ve %48.3'ü annedir. Ailelerin %95'inin FKÜ'lü çocuklarının bakımında zorluk yaşadıkları, %96.7'sinin FKÜ'lü çocuklarının tedavisinde zorluk yaşadıkları belirlenmiştir. Ailelerin en fazla maddi yetersizlik nedeni ile bakımda ve tedavide zorluk yaşadıkları saptanmıştır. FKÜ'lü çocuğu diyet tedavisi alan ailelerin en çok çocuklarının beslenmesi ile ilgili ürünlere ulaşmakta zorluk yaşadığı saptanmıştır. Anne ve babanın yaşı ve çalışma durumu, babanın eğitim durumu, ailedeki toplam çocuk sayısı, FKÜ'lü çocukların yaş grupları ve ailede başka FKÜ'lü çocuk bulunma durumu ile bakımda, tedavide ve diyete uyumda zorluk yaşama durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark belirlenmemiştir (p > 0.05). Annelerin eğitim durumu, ailelerin ekonomik durumu ve çocukların tedavi alma şekli ile diyete uyumda zorluk yaşama durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark belirlenmiştir (p< 0.05). Sağlık ekibinin merkezinde yer alan hemşireler diğer meslek grupları ile işbirliği yaparak fenilketonürili çocuklara sahip ailelerin bakım, tedavi ve beslenmede yaşadıkları zorluklara karşı aile merkezli bakım uygulamalıdır. Anahtar kelimeler: Fenilketonüri, Çocuk, Aile, Bakım, Tedavi, Beslenme, Zorluklar

AileBakım verenlerBakım verme yükü+6
Elif Kayan
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Çocuk hastalarda yüksek riskli ilaçların uygulamasında WEB tabanlı çift göz kontrol programı kullanımının etkisi

Çocuk Hastalarda Yüksek Riskli İlaçların Uygulamasında Web Tabanlı Çift Göz Kontrol Programı Kullanımının Etkisi Amaç: Bu araştırmada; çocuk hemşirelerinin yüksek riskli ilaç uygulamaları sırasında, standardizasyonun sağlanması ve ilaç hatalarını önleme stratejisi olarak "Web Tabanlı Çift Göz Kontrol Programı (ÇGKP)" nın etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç Yöntem: Araştırma yarı deneysel olarak "Tek Grupta Ön Test-Son Test Modeli" kullanılarak, Kasım 2016-Haziran 2018 tarihleri arasında; 0-18 yaş hastaların yattığı Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahi, Çocuk Cerrahi Yoğun Bakım, Yenidoğan Cerrahi Yoğun Bakım Klinikleri'nde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini bu kliniklerde çalışan, ilaç uygulamalarında görev alan ve araştırmada yer almayı kabul eden 24 hemşirenin araştırmacının gözlem yaptığı zamanlarda uyguladıkları tüm yüksek riskli ilaçlar (girişim öncesinde 532, girişim sonrasında 538 olmak üzere toplamda 1070 ilaç dozu) oluşturmuştur. Veriler Hemşirelerin Özelliklerine İlişkin Kişisel Bilgi Formu ve İlaç Uygulama Gözlem Formu kullanılarak toplanmıştır. İlk aşamada gözlem yöntemi ile ilaç hata oranları belirlenmiştir. Sonrasında Web Tabanlı ÇGKP uygulanmaya başlanmış ve girişim sonrası gözlem yöntemi ile ilaç hata oranları belirlenmiştir. Araştırmanın uygulanması için gerekli izinler alınmıştır. Bulgular: Hemşirelerin ilaç uygulama sürecindeki hataların, ilaç uygulamalarında 10 doğru kuralından ve ÇGKP içerisindeki İlaç Uygulama Beceri Adımlarından sapmalara göre gözlem yoluyla belirlendiği araştırma sonucunda toplam hata oranları incelendiğinde; girişim öncesi hatalı ilaç uygulama ortalama oranı %47.8, girişim sonrasında hatalı ilaç uygulama ortalama oranı %19.4 olarak bulunmuştur. İlaç uygulama basamaklarına göre hata oranları incelendiğinde; hazırlama hatası ortalama oranı girişim öncesinde %34.9, girişim sonrasında %10.8; uygulama hatası ortalama oranı girişim öncesinde %25.6, girişim sonrasında %10.3; izlem hatası oranı girişim öncesi %61.5, girişim sonrası %22.6 ve kayıt hatası oranı girişim öncesi %69, girişim sonrası %34 olarak saptanmıştır. Çalışma saatlerine göre hata oranları incelendiğinde; 08-16 vardiyasında girişim öncesi hata oranı %97.6 iken, girişim sonrasında %39.5; 16-08 vardiyasında girişim öncesi hata oranı %100 iken, girişim sonrası %82.1 olarak belirlenmiştir. Uygulama yoluna göre hata oranları incelendiğinde; intravenöz yolla uygulanan ilaçlarda girişim öncesi hata oranı %97.8, girişim sonrası hata oranı %55.8; beslenme tüpünden uygulanan ilaçlarda girişim öncesi hata oranı %100, girişim sonrası hata oranı %80.8; oral yolla uygulanan ilaçlarda girişim öncesi hata oranı %100, girişim sonrası hata oranı %60; solunum yolu ile uygulanan ilaçlarda girişim öncesi hata oranı %100, girişim sonrası hata oranı %58.8'dir. Hata oranlarındaki azalmanın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p= .000). Girişim öncesinde ve girişim sonrasında yanlış hasta ve yanlış ilaç uygulama hatası gözlenmemiştir. Sonuç: Araştırmacı tarafından oluşturulan Web Tabanlı Çift Göz Kontrol Programının kullanılması ile hemşirelerin ilaç uygulama hata oranlarında azalma olduğu görülmüştür. Programın etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: ilaç uygulama hatası, yüksek riskli ilaçlar, çocuk hemşireliği

Ana-çocuk hemşireliğiRiskTedavi hataları+7
Beste Özgüven Öztornacı
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Çocuklarda aşı enjeksiyonlarına ilişkin akut ağrıyı azaltmada soğuk uygulamanın etkileri

Bağışıklama hastalıkların önlenmesi için önemli bir stratejidir. Ancak aşılama, çocukluk dönemindeki ağrılı/stresli işlemler arasında ilk sırada yer almaktadır. Non-farmakolojik yöntemlerden olan soğuk uygulama ağrının azaltılması için önemli bir araçtır. Bu araştırma, 18-24 aylık sağlıklı çocuklarda difteri, tetanoz, boğmaca, çocuk felci ve hemofilusinfluenza tip b (DaBT-IPA-Hib ) aşı enjeksiyonu öncesi uygulanan 45 saniyelik soğuk uygulamanın ağrı üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmış randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Araştırma girişim grubuna (soğuk uygulama grubu) 39, kontrol grubuna ise 37 çocuk alınmıştır. Cinsiyet ve yaşa göre randomizasyon yapılmıştır. Çalışma sonuçlarının güvenirliliğini sağlamak için, aşı enjeksiyonu çalışma boyunca aynı hemşire tarafından uygulanmıştır, çocukların ağrı ve ağlama izlemleri aynı gözlemci hemşire tarafından gözlenmiştir. . Aşı uygulanması sürecinde kontrol ve girişim grubundaki çocuklar ebeveynlerinin kucağında tutulmuşlardır. Aşı girişimi/sonrası bir dakika boyunca sessizlik sağlanmış olup çocuğu avutabilmek için girişimlere izin verilmemiştir Araştırmacı tarafından uyluğun üst 1/3 kısmında vastus lateralis kasının ön bölümüne yapılan 45 saniyelik soğuk uygulama uygulanmıştır. Soğuk uygulamanın hemen sonrasında aşı uygulanmıştır. Kontrol grubundaki çocuğa ise rutin aşı işlemleri uygulanmıştır. İşlem öncesindeki FLACC ağrı puan ortalamaları ve FLACC ağrı puan seviyeleri açısından girişim ve kontrol grubu arasında anlamlı fark saptanmamıştır(p>0.05). İşlem sırasında kontrol grubunun FLACC ağrı puan ortalamaları(7.43±1.17), girişim grubununkilere (4.69±1.15 ) göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur(p<0.05). İşlem sırasında girişim grubunun(%5.1 şiddetli ağrı/rahatsızlık) FLACC ağrı puan seviyesinin kontrol grubuna(%70.3 şiddetli ağrı/rahatsızlık) göre anlamlı olarak düşük olduğu bulunmuştur(p<0.05). İşlem sırasında girişim grubunun ağlama süresi, kontrol grubuna göre düşük bulunmuştur. Ancak ortalamaları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). İşlem sonrası kontrol grubunun işlem sonrasındaki FLACC ağrı puan ortalamaları girişim grubununkilere göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p <0.05). Araştırma sonunda; 18-24 aylık sağlıklı çocuklarda (DaBT-IPA-Hib) aşı bölgesine enjeksiyon öncesi uygulanan 45 saniyelik soğuk uygulamanın ağrıyı azalttığı bulunmuştur. Soğuk uygulama ve diğer yöntemlerin kombine kullanımını içeren çalışmaların yapılması önerilmektedir.

AğrıAşılamaEnjeksiyonlar+4
Sabriye Karataş Özcan
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Okul çağı çocuklarının beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesi ve oyunla beslenme eğitiminin beslenme alışkanlıklarına etkisi

Bu araştırmada amaç, okul çağı çocuklarının beslenme durumlarının değerlendirilmesi ve oyun ile verilen beslenme eğitiminin sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmaya etkisinin incelenmesidir. Yarı deneysel, kontrol grupsuz ön test-son test deneme modeli ile yapılan araştırma İzmir Murat Reis İlköğretim Okulu'nda yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Murat Reis İlköğretim Okulu'nda okuyan 8 yaşındaki 2. Sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise; eğitim öncesi, eğitim sonrası ve eğitimden 3 ay sonra her üç eğitime katılan 59 ilkokul öğrencisi oluşturmaktadır. Veri toplamada okul çağı çocuklarının tanıtıcı özelliklerini ve beslenme alışkanlıklarını içeren 'Okul Çağı Çocuğunun Beslenme Alışkanlıkları Anketi' ile öğrencilerin beslenme bilgisini ölçen 'Okul Çağı Çocuğunun Beslenme Bilgisi Anketi' kullanılmıştır. Öğrencilere beslenme alışkanlıkları anketi ve beslenme bilgisi anketi eğitim öncesi uygulanmıştır, daha sonra öğrencilere aktif öğrenme yöntemleri ve oyun ile beslenme eğitimi verilmiştir. Beslenme alışkanlıkları anketi ve beslenme bilgisi anketi eğitim sonrası ve eğitimden 3 ay sonra yeniden uygulanmıştır. Veriler SPSS 16.0 programında tanımlayıcı istatistik, Wilcoxon testi, McNemar testi, Shapiro-Wilk testi ile değerlendirilmiştir. Araştırmadan elde edilen verilere göre; öğrencilerin %59.3'ünün beslenme eğitimi almadığı, %84.7'sinin beslenme alışkanlıklarını 'iyi' olarak tanımladığı tespit edilmiştir. Öğrencilerin, eğitimden önce %50.8'inin, eğitimden sonra %30.5'inin, eğitimden 3 ay sonra %40.7'sinin gün içinde herhangi bir öğünü atladığı, her üç testte de en sık atlanan öğünün öğle yemeği olduğu saptanmıştır. Taze meyve ve meyve suyu tüketiminde herhangi bir değişiklik olmamasına rağmen taze sebze ve sebze yemekleri tüketimi artmış ancak davranışa dönüşmemiştir. Süt ve süt ürünleri tüketimi artış göstermiş ve davranışa dönüşmüştür. Yumurta tüketimi eğitim sonrası artış göstermesine rağmen davranışa dönüşmemiştir. Et ve beyaz et tüketiminde anlamlı bir değişiklik yoktur ancak deniz ürünleri ile kuru baklagillerin tüketimi eğitim sonrası artmıştır. Öğrencilerin eğitim öncesi %83.1'i televizyon karşısında yiyecek tükettiği, eğitim sonrası bu oranın azaldığı ancak davranışa dönüşmediği saptanmıştır. Öğrencilerin %86.4'ünün gün içinde fiziksel aktivite yaptığı saptanmıştır. Öğrencilerin beslenme bilgisi ortalaması eğitim sonrası ve eğitimden üç ay sonra artış göstermiştir. Verilen oyun ile beslenme eğitiminin beslenme bilgi, tutum ve davranışlara olumlu etki ettiği tespit edilmiştir.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme eğitimi+5
Hatice Uzşen
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocuk kliniklerinde çalışan hemşirelerin girişimsel ağrıyı azaltmak için kullandıkları yöntemlerin incelenmesi

Bu araştırma, çocuk kliniklerinde çalışan hemşirelerin girişimsel ağrıyı azaltmak için kullandıkları yöntemlerin incelenmesi amacıyla yapılmış, tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırma, 1 Nisan 2016-30 Aralık 2016 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Hastanesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi, İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini 217 pediatri hemşiresi oluşturmuştur. Araştırmaya katılan hemşirelerin %63.6'sının ağrı giderme yöntemleri ile ilgili bir eğitim almadığı ve çoğu hemşirenin eğitim almak istediği belirlenmiştir. Tüm ağrılı girişimlerde, ağrının giderilmesine yönelik en yüksek oranda kullanılan yöntemler; işlem öncesi bilgi vermek, ebeveyn katılımına izin vermek ve dokunma olarak bulunmuştur. Diğer girişimlerde kullanılan ağrı giderme yöntemleri incelendiğinde, flaster çıkarma işleminde oyuncak verme, kapiller kan alma, topuk kanı alma, venöz kan alma ve arteriyel kan alma işlemlerinde emzik verme/emzirme, periferal damar yolu açma işleminde uygulama sonrası ödül verme ve oyuncak verme, port iğne takılması/çıkarılması işleminde lokal anestezik uygulama, aspirasyon, üriner kateter takılması/çıkarılması ve ostomi bakımı işlemlerinde çevresel uyaranları azaltma yöntemi, intramüsküler (IM), subkutan (SC) ve intradermal (İD) enjeksiyon işlemlerinde ise nefes egzersizi yaptırma yöntemi sık uygulanan ağrı giderme yöntemleri olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak farmakolojik olmayan ağrı giderme yöntemlerinin çeşitlendirilerek farmakolojik yöntemlerle birlikte klinik uygulamalara dahil edilmesi önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Pediatri, Hemşire, Ağrı Yönetimi, Farmakolojik Yöntemler, Farmakolojik Olmayan Yöntemler.

Recep Kara
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık çalışanı olan ve olmayan ebeveynlerin çocuklarında uyguladıkları tamamlayıcı alternatif tıp yöntemleri

Amaç: Sağlık çalışanı olan ve olmayan ebeveynlerin çocuklarında kullandıkları tamamlayıcı alternatif tıp yöntemlerinin belirlenmesi amacı ile yapılmıştır. Yöntem: Araştırmanın örneklemini; İzmir'deki bir üniversite hastanesine bağlı iki ilçe hastanelerinde 0-18 yaş aralığında çocuğu olan bu kurumlarda çalışan araştırmaya gönüllü katılan 213 sağlık çalışanı ve çocuk sağlığı polikliniğine ve yataklı servisine başvuran 187 gönüllü sağlık çalışanı olmayan ebeveyn oluşturmuştur. Veriler 2 Şubat 1 Mayıs 2015 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; ebeveynlerin sosyodemografik özellikleri ile alternatif tıp kullanma durumları arasındaki farkın analizinde Chi-Square Test ile değerlendirilmiş ve gereken örneklem büyüklüğünü ve gücünü hesaplamak için GPOWER 3.1 yazılımı kullanılmıştır. Bulgular: Sağlık çalışanı olan ebeveynler ile sağlık çalışanı olmayan ebeveynler arasında TAT yöntemini kullanma açısından istatistiksel olarak fark yoktur. Sağlık çalışanı olan ebeveynlerin %86.8'i, sağlık çalışanı olmayan ebeveynlerin ise %80.3'ü TAT yöntemlerinden en az bir tanesini kullanmaktadırlar. TAT yöntemlerini kullanan ebeveynlerin %85.4'ü kadın, %14.6'sı erkektir. Ebeveynlerin sosyodemografik özelliklerinin TAT kullanımını etkilemediği görülmüştür. Sağlık çalışanı olan ebeveynlerin %2.8'i, sağlık çalışanı olmayan ebeveynlerin %2.1'i TAT yöntemi ile ilgili eğitim almışlardır. Ebeveynler TAT yöntemlerini çocuklarında en çok bulantı kusma, karın ağrısı, ateş, öksürük boğaz ağrısı, kansızlık, kabızlık, bağışıklık, ishal, ağrı, pişik sorunlarında kullanmışlardır. Kullandıkları TAT yöntemlerinden sağlık çalışanı olan ebeveynlerin %77.2'si sağlık çalışanı olmayan ebeveynlerin ise %74.9'u TAT yöntemlerinden yarar gördüklerini belirtmişlerdir. Sağlık çalışanı olan ebeveynlerin %36.2'si sağlık çalışanı olmayan ebeveynlerin ise %40'ı kullandıkları TAT yöntemlerinin semptomlarda iyileşmeyi hızlandırdığını belirtmiştir. Sonuç: TAT yöntemlerini kendilerinde ve çocuklarında kullanan sağlık çalışanı olan ebeveynlerin bile bilgilerinin sınırlı olduğu, tüm ebeveynlerin TAT yöntemleri konusunda daha fazla bilgilendirilmeye ve rehberliğe gereksinim duydukları belirlenmiştir.

Rahime Şen
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Web tabanlı öğretimin pediyatri hemşireliği intörnlerinin klinik karar verme becerilerinde özgüven ve anksiyetelerine etkisi

Bu araştırma, pediatri hemşireliği intörnlerine verilen Web tabanlı öğretimin pediatri hemşireliği intörnlerinin klinik karar verme becerilerinde özgüven ve anksiyetelerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini, bir hemşirelik fakültesinde çocuk sağlığı ve hastalıkları hemşireliği anabilim dalında intörnlük eğitimi alan 61 öğrenci oluşturmuştur. Güz döneminde öğrenim görenler kontrol ve bahar döneminde öğrenim görenler girişim grubunu oluşturmuştur. Kontrol grubunda 30 öğrenci ve girişim grubunda 31 öğrenci yer almıştır. Veriler sosyodemografik veri toplama formu ve Klinik karar vermede özgüven ve anksiyete ölçeği ile toplanmıştır. Çalışmada pre-post test eşleşmemiş grup modeli kullanılmıştır. Verilerin analizinde t-testi, Mann-Whitneu U testi, korelasyon analizi, regresyon analizi, güç ve etki büyüklüğü kullanılmıştır. Çalışma sonucunda, web destekli intörn eğitim programını alan öğrencilerin özgüven toplam ve alt ölçek toplam puanlarının almayan öğrencilerin toplam puanlarından istatistiksel olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Çalışma grubunda yer alan öğrencilerin anksiyete toplam ve alt ölçek toplam puanlarındaki düşüşün almayan öğrencilerin puanlarındaki düşüşten daha fazla olduğu saptanmıştır (p<0.05). Web destekli eğitim programı ile özgüven arasında pozitif yönde orta düzeyde ve anksiyete arasında negatif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Web destekli eğitim programı özgüven düzeyindeki değişimin % 17.8'ini ve anksiyete düzeyindeki değişimin % 12.8'ini açıklamaktadır. Çalışma hem özgüven hem de anksiyete alanında güçlü ve orta düzeyde bir etki büyüklüğüne sahiptir. Sonuç olarak web destekli eğitim programı hemşirelik öğrencilerinin klinik karar vermede özgüven düzeyini yükseltmede ve anksiyete düzeylerini düşürmede etkili olmuştır. Anahtar Kelimeler: Klinik karar verme, özgüven, anksiyete, hemşirelik öğrencisi, intörnlük

Hemşirelik eğitimiÖğrenciler-hemşirelik
İlknur Bektaş
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocuk cerrahisi servisinde yatan hastaların uyku durumlarının ebeveynlerin kaygı düzeyi ile ilişkisi

Bu araştırma, Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesinin Çocuk Cerrahisi kliniğinde yatan hastaların uyku durumlarının ebeveynlerin kaygı düzeyi ile ilişkisi değerlendirmek amacıyla 3 Haziran 2016 – 30 Eylül 2016 tarihleri arasında çocuklar ve ebeveynler ile birlikte yapılmıştır (n=200). Araştırma örneklemini oluşturan çocuklar ve ebeveynlere araştırmanın amacı açıklanmış buna yönelik sözlü ve yazılı onamları alınmış, birey tanılama formu, çocuk uyku alışkanlıkları anketi ve Spielberger Durumluk Sürekli Kaygı Envanteri araştırmacı tarafından çocuk ve ebeveynler ile yüz yüze görüşme tekniğiyle doldurulmuştur. Araştırma verileri SPSS 21.0 version programında değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerin sayısal ve yüzdelik dağılımı incelenmiştir. Araştırmada; Shapiro Wilk, Spearman rho korelasyon katsayısı, Kruskal-Wallis H Testive Mann-Whitney U Testi kullanılmıştır. Çalışmaya katılan çocukları yaş ortalaması 7.92 ± 3.02, annelerin yaş ortalaması 36.03 ± 6.41, babaların yaş ortalaması 40.03 ± 7.49 olarak bulunmuştur. Çocukların %64.5'inin ameliyat olduğu belirlenmiştir. Hastaların, hastanedeki uyku sürelerinin 6.54 ± 1.95 saat olduğu, hastaların %67'sinin normal hayatlarında gündüz uykusu uyumadığı, %86'sının hastaneye yattıktan sonra uyku düzeninin değiştiği, uyku düzenindeki değişikliklerin %38.4'ü uykuya dalmada güçlük, %29.7'si sık uyanma,%16.3'ü uyku saatinde azalma ve %15.7'si sabah erken kalkma şeklinde olduğu; uyku bozukluğu nedeni olarak da % 54.1 ağrı, %19.2 hasta bedenine takılı katater ve ya cihazlar,%12.2 gürültü, %11.6 uyku saatindeki hemşirelik girişimleri ve %2.9 ateş olduğu ve hastaların %61'inin uykusunun gürültüden etkilediği saptanmıştır. Araştırmaya katılan hastaların; genel uyku süresinin 9.92 ± 1.47 olduğu, uykuya yatış saatinin 22.74 ± 0.95, sabah uyanma saatinin 8.62 ±1.47 olduğu belirlenmiştir. Çocuk uyku alışkanlıkları anketinin puan ortalaması 22.70 ± 0.62, ebeveynlerin sürekli kaygı puan ortalaması 40.39 ± 0.54, durumluk kaygı puan ortalaması 44.75 ± 0.62 olarak hesaplanmıştır. Ebeveynlerde sürekli kaygı düzeyi ile durumluk kaygı düzeyi orta düzey olarak belirlenmiştir. Annelerin eğitim durumları ile ebeveynlerin durumluk ve sürekli kaygı düzeyleri istatiksel olarak negatif yönde anlamlı bulunmuştur. Eğitim durumu arttıkça sürekli kaygı düzeyinin azaldığı belirlenmiştir. Çocuğun ameliyat olma durumu, çocuğun istediği saatte uyuyabilmesi, beslenme, en çok rahatsız eden gürültü türü, gürültünün uykuyu etkileme durumu ve uyku sorununa yönelik sunulan çözüm önerisi ile ebeveyn durumluk kaygı düzeyi istatistiksel olarak anlamlıdır. Çocuğun daha önce hastaneye yatma durumu, uykudaki değişiklik, uyku bozukluğunun nedeni ile ebeveyn sürekli kaygı düzeyi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Çocukların, çocuk uyku anketi alt ölçeklerinden aldıkları puanlar ile ebeveynlerin kaygı düzeyleri karşılaştırıldığında; uyku kaygısı, gece uyanmaları ve parasomniler sürekli kaygı düzeyi ile uykuda solunum bozulması ise durumluk kaygı düzeyi ile istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Çocuğun hastaneye yatırılması ebeveynler için başlıca kaygı kaynağı olmakla beraber çocuğun bu süreçteki uyku durumundaki değişiklilerde ebeveynlerdeki kaygıyı artırmaktadır. Çocukların uyku durumları ile ebeveynlerin kaygısı arasında ilişki olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Pediatri, uyku, cerrahi, ebeveyn, kaygı, hemşirelik

Pelin Koçak
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Postnatal dönemde annelerin sosyal destek algılarının emzirme öz yeterlilik algılasına etkisi

Postnatal Dönemde Annelerin Sosyal Destek Algılarının Emzirme Öz Yeterlilik Algılasına Etkisi Bu çalışma İzmir ilinde özel bir Üniversitesi Hastanesi' ne doğum için başvuran kadınların postnatal dönemde; annelerin sosyal destek algılarının emzirme öz yeterlilik algısına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini; İzmir ilinde özel bir Üniversitesi Hastanesi' ne doğum için başvuran anneler, örneklemini ise bu tarihler arasında başvuran ve çalışmaya katılmaya kabul eden anneler (n=200) oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, Şubat 2016 - Haziran 2016 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırma kapsamına İzmir ilinde bir Üniversitesi Hastanesi' ne doğum için başvuran araştırmayı kabul eden, okuma yazma bilen, termde doğum yapan, sağlıklı bebeği olan, bebeğini emziren, araştırmaya katılmaya gönüllü anneler alınmıştır. Verilerin toplanmasında Birey Tanılama Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) ve Emzirme Özyeterlilik Ölçeği (EÖYÖ) kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak yapılmıştır. Elde edilen veriler, sayı, yüzde, Kruskal-Wallis tek yönlü varyans analizi, Mann-Whitney U testi, Spearman Korelasyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızda annelerin Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği puan ortalaması 73.35±12.01, Emzirme Özyeterlilik Ölçeği puan ortalaması 59.11±8.18 olarak bulunmuştur. Annelerin eğitim durumu ve ailelerin yaşadığı yer ile Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği puan ortalaması arasında istatiksel açıdan anlamlı fark elde edilmiştir (p<0.05). Annelerin eğitim durumu, ailelerin yaşadığı yer ve emzirmeye ilişkin bilgi alma durumu ile Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği 'Özel İnsan Desteği' alt boyutunun puan ortalaması arasında istatiksel açıdan anlamlı fark elde edilmiştir (p<0.05). Annelerin emzirmeye ilişkin bilgi alma durumu ile 'Aile Desteği' alt boyutunun puan ortalaması arasında istatiksel açıdan anlamlı fark elde edilmiştir (p<0.05). Ailelerin yaşadığı yer ile 'Arkadaş Desteği' alt boyutunun puan ortalaması arasında istatiksel açıdan anlamlı fark elde edilmiştir (p<0.05). Annelerin eğitim durumu, doğum sayısı, emzirme durumu ve babaların yaşı ve eğitim durumu ile Emzirme Özyeterlilik Ölçeği puan ortalamaları arasında istatiksel açıdan anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Bu çalışmanın sonucunda; annelerin postpartum emzirme özyeterlilik ölçeği ile algılanan sosyal destek ölçeği ölçeği puan ortalamaları arasında yapılan korelasyon analizinde; pozitif yönde, zayıf düzeyde, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Destek Algısı, Özyeterlilik, Emzirme Öz Yeterlilik.

Tuba Gıynaş
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Otistik bozukluğu olan çocukların yemek zamanı davranışlarının ebeveyn tükenmişliği üzerine etkisi

Otistik bozukluğu olan çocuklarda beslenme davranışının aile ve çocuklar üzerinde birçok etkisi bulunmaktadır. Beslenme sırasındaki davranış bozuklukları çocuğun gelişimini yavaşlatabilir, hayati tehlike yaratabilir ve ebeveynler üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilir. Bu araştırmanın amacı; otistik bozukluğu olan çocukların yemek zamanı davranışlarının ebeveyn tükenmişliği üzerine etkisinin incelenmesidir. Kesitsel tipte planlanan çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 151 otistik bozukluğu olan çocuğun ebeveyni alınmıştır. Araştırmanın evrenini, Denizli ili Merkezefendi ve Pamukkale ilçesinde Denizli İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde eğitim gören otistik bozukluğu olan çocukların ebeveynleri oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında "Ebeveynleri Tanımlayıcı Bilgi Formu", "Otizm Öğün Davranış Kısa Ölçeği (BAMBI)" ve "Ebeveyn Tükenmişliği Değerlendirmesi (PBA)" kullanılmıştır. Verilerin analizi Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) 24.0 paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Araştırmanın yürütülebilmesi için Pamukkale Üniversitesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulu ve T.C. Denizli Valiliği İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nden anket uygulama izni alınmıştır. Otistik bozukluğu olan çocuklarda problemli yemek zamanı davranışı olduğu saptanırken, babalar annelere göre daha fazla sorun olduğunu bildirmiş, daha az çocuğu olan ebeveynlerin çocuklarında daha fazla problemli yemek zamanı davranışı olduğu, çocuğun yaşı küçüldükçe yemek zamanında davranış şiddetinin arttığı, bebeklik döneminde anne sütünü reddeden otistik çocukların ileriki yaşlarında da problemli yemek zamanı davranışına sahip oldukları saptanmıştır. Babaların annelere göre daha tükenmiş oldukları, ayrıca çalışmayan babaların tükenmişlik düzeylerinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ebeveynlerin çocuklarının sayısı arttıkça tükenmişlik düzeylerinin yükseldiği saptanırken, otistik bozukluğu olan çocuğun yaşı küçüldükçe ebeveynlerin tükenmişlik düzeylerinin arttığı, çocuğun otizm düzeyi arttıkça ebeveynlerin tükenmiş düzeyinin arttığı tespit edilmiştir. Çocukların günlük ana öğün sayısı ile ebeveyn tükenmişliği arasında anlamlı fark saptanmıştır. Araştırmaya göre otistik bozukluğu olan çocukların problemli yemek zamanı davranışı arttıkça ebeveynlerin tükenmişlik düzeylerinin arttığı bulunmuştur.

Ana-babaBeslenmeBeslenme davranışı+5
Rabia Nur Teki
Pamukkale University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hidrosefalisi olan ventriküloperitoneal şantlı çocukların ebeveynlerine verilen tele-eğitimin kaygı ve öz yeterliliklerine etkisi

Bu çalışma, hidrosefali tanısı ile Ventriküloperitoneal (VP) şant takılan çocukların ebeveynlerine verilen tele-eğitimin, ebeveynlerin kaygı düzeylerine ve öz yeterlilik algılarına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma, ön-test, son-test randomize kontrollü deneysel bir araştırmadır. Çalışma Pamukkale Üniversitesi Hastanesi'nde VP şant takılmış ve Beyin Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesi'nde tedavi görmüş çocukların ebeveynleriyle yürütülmüş, veriler Şubat 2024-Şubat 2025 tarihleri arasında toplanmıştır. Örneklemi, VP şantlı çocuğa sahip 59 ebeveyn oluşturmuştur (deney grubu=29, kontrol grubu=30). Araştırma verileri Ebeveyn Bilgi Testi, Genel Öz Yeterlilik Ölçeği, Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği ile toplanmıştır. Deney grubuna iletişim uygulaması aracılığıyla 2 hafta boyunca toplamda 6 saat online eğitim verilmiş, eğitim sonrası 3 ay süreyle danışmanlık yapılmıştır. Kontrol grubuna girişim yapılmamıştır. Veriler sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ki kare testi ve karışık ölçümler için ANOVA ile değerlendirilmiştir. Bulgulara göre, deney ve kontrol gruplarının ön-test ve son-test Ebeveyn Bilgi Testi, Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği ve Genel Öz Yeterlilik Ölçeği puan ortalamaları arasındaki grup*zaman etkileşimi anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Deney grubunun Ebeveyn Bilgi Testi puanı (13,69±0,60), kontrol grubunun puanına (10,70±1,56) göre anlamlı şekilde daha yüksek (p<0,05) bulunmuş; deney grubunun sürekli kaygı puanı (43,24±2,82), kontrol grubunun kaygı puanına (45,37±4,94) göre anlamlı şekilde daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Deney grubunun Genel Öz Yeterlilik Ölçeği puanı (68,28±9,06), kontrol grubunun puanına (64,77±11,90) göre anlamlı şekilde daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05). Bu bulgular, tele-eğitimin ebeveynlerin bilgi düzeylerini artırmada, kaygı düzeylerini azaltmada ve öz yeterlilik algılarını güçlendirmede etkili olduğunu göstermektedir. Tele-eğitimin, ebeveynlerin yaşam kalitelerini artırmada, çocuklarının bakımında bilinçli ve güvenli kararlar almalarında etkili olacağı düşünülmektedir.

HidrosefaliKaygıVentriküloperitoneal şant+2
Sevinç Arıcı
Pamukkale University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hastanede yatan çocukların annelerinin algıladıkları hemşire desteği ile hastane anksiyete ve depresyon düzeyi arasındaki ilişki

Amaç: Bu çalışmanın amacı hastanede yatan 1 ay - 2 yaş arası çocukların annelerinin hemşireden aldıkları destek düzeyi ile hastane anksiyete ve depresyon düzeyi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı desende yapıldı. Araştırma Etlik Şehir Hastanesi'nin Çocuk Hastanesi'nde 1 ay - 2 yaş çocuğu yatan 346 anne ile yapıldı. Araştırma verileri 02 Nisan– 02 Ekim 2024 tarihleri arasında toplandı. Veriler Çocuk ve Anne Bilgi Formu, Hemşire Ebeveyn Destek Ölçeği (HEDÖ) ve Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADS) kullanılarak toplandı. Araştırmanın analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız iki grup için Mann-Whitney U testi, ikiden fazla grup için Kruskall-Wallis analizi kullanıldı. Ölçek puanları arasındaki ilişkiyi analiz etmek için Spearman korelasyon testi kullanıldı. P<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Araştırmada HEDÖ toplam puan ortalaması 79,73±17,85; HADS-anksiyete puan ortalaması 9,75±4,40 ve HADS-depresyon puan ortalaması 8,16±4,05 olarak saptandı. Annenin eğitim düzeyine göre HEDÖ alt boyutlarından kaliteli bakım verme desteği puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı (p=0,023). Yaşanılan yere göre HEDÖ alt boyutlarından duygusal destek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı (p=0,013). Çocukta ek kronik hastalık varlığına göre annelerin HADS-anksiyete puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı (p=0,005). Çocuğunda ek kronik hastalık varlığına göre annelerin depresyon alt ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı (p=0,026). HADS-anksiyete puanları ile bilgi verme ve iletişim desteği, duygusal destek, saygı desteği, kaliteli bakım verme ve HEDÖ – toplam puanları arasında negatif yönde çok zayıf derecede istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edildi (p<0,05). HADS-depresyon puanları ile bilgi verme ve iletişim desteği, duygusal destek, saygı desteği, kaliteli bakım verme ve HEDÖ – toplam puanları arasında negatif yönde çok zayıf derecede istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edildi (p<0,05). Sonuç: Araştırma sonucunda hastanede yatan 1 ay - 2 yaş arası çocukların annelerinin algıladığı hemşire desteği ile hastane anksiyete ve depresyon düzeyleri arasında doğrusal ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Annelerin algıladıkları hemşire ebeveyn destek düzeyleri arttıkça, hastane anksiyete ve depresyon düzeyleri azalmaktadır. Hastanede 1 ay - 2 yaş çocuğu yatan annelerin anksiyete ve depresyon düzeylerini azaltmak için hemşireler tarafından annelere sağlanan desteğin arttırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, Anneler, Depresyon, Destek, Hastaneye Yatırılmış Çocuk, Hemşire.

Afra Nur Koç
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00